RESMİYET

Tarih 29 Haziran 2009

RESMİYET i. (ar. resm’den resmiyyet). Esk. Resmîlik, resmî olma durumu: İzdi­vaç ona bir şekil, bir resmiyet gibi geli­yordu (Ahmed Rasim). || Ciddîlik, teklifli olma hali: Bugün herkeste bir resmiyet var­dı (H. Z. Uşaklıgil).

— DEY. Resmiyete dökmek, (bir işe) resmî bir nitelik vermek, resmî yola sokmak. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİYET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESMİYAT

Tarih 29 Haziran 2009

RESMİYAT (ar. resmi > resmiyye’den res-miyyât).
İda. Esk. Devlet işleri ve işlemlerini ifade eden ortak terim. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESMİ MUSTAFA EFENDİ

Tarih 29 Haziran 2009

RESMİ MUSTAFA EFENDİ, türk tarih­çisi (XVIII.-XIX. yy.).

Memiş Paşanın di­van kâtipliğini yaptı. Fransızların Mısır is­tilâsı ve Akkâ kuşatmaları hakkında Vekayiname adlı bir eseri vardır. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİ MUSTAFA EFENDİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Resmimahmut mescidi

Tarih 29 Haziran 2009

Resmimahmut mescidi, istanbul’da, Fatih semtinde, Otlukçu yokuşunda mescit. Şeyh-resmimahmudefendi mescidi de denir.

1481′de yaptırıldı. Abdülhamid II’nin şeyhül­islâmı Cemaleddin Efendi tarafından onar­tıldı. Bugün yalnız duvarları kaldı. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resmimahmut mescidi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESMİLİK

Tarih 29 Haziran 2009

RESMİLİK i. (resmî’den resmî-lik). Resmî olma hali, resmiyet. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Resmî Gazete (T.C.)

Tarih 29 Haziran 2009

Resmî Gazete (T.C.), kanunları, hükümet kararlarını, tüzük ve yönetmelikleri, bir kı­sım yüksek yargı organı kararlarını halka ve ilgililere duyurmak ve bunları yürürlü­ğe koymak üzere hükümet adına yayımla­nan gazete (kuruluşu 6 haziran 1925).

Baş­langıçta resmî tatil ve hafta tatili günleri dışında yayımlanan gazete 21 haziran 1970 tarihinden itibaren pazar günleri de çıka­rılmağa başlandı. Gazetenin yayını aksaksız olarak sürdürüldü. Yalnız 1964′te Başbakan­lığa bağlı devlet matbaasında greve gidil­mesi üzerine Resmî Gazete’nin 11761-11780 sayıları T.B.M.M. matbaasında ve Ankara Merkez Cezaevi matbaasında dizilip basıl­dı. İlk adı Ceridemi Resmiye olan gazetenin yayınıyle ilgili hususlar 6 haziran 1925 tarihli nüshada yer alan «Resmî Ceride’nin Sureti Muntazamada Neşir ve Tevzii Hak­kında talimatname»de belirtildi. Yayın göre­vi Matbuat ve istihbarat Müdüriyeti Umu­miye sine verildi.

1927′de bu görev, 1 hazi­ran 1927 tarihli ve 559 sayılı gazeteden iti­baren Başbakanlığa bağlı Müdevvenat Ge­nel müdürlüğüne devredildi. O tarihten beri 70X100 sm ebadında ve sayfa hacmi ihti­yaca göre tespit edilmek üzere çıkarılan Resmî Gazete 1972 yılı başında günlük ola­rak 35 000 basılmaktaydı ve bunun 12 500′ünü resmî aboneler meydana getiriyor, geri kalanı da özel abonelere gönderiliyor veya millî eğitim yayın evlerinde satılıyordu. 1831′de, Mahmud II zamanında tarihçi Esat Efendinin yönetiminde ve masrafı hazineden karşılanmak üzere, haftada bir defa çıkarı­lan Takvim-i Vekayi, Resmî Gazete’nin (amacı yönünden ele alındığı takdirde) başlangıcı kabul edilir.
1911′de çıkarılan bir kanunda «Adliye nezaretine irsal olunan kavanin ve nizamat bilâ ihmal Takvim-i Ve­kayi ile neşir ve ilân ettirilir» hükmü yer aldı.

Takvim-i Vekayi İstanbul hükümetinin res­mî gazetesi olarak çıkmağa devam ederken Ankara’da kurulan T.B.M.M. hükümeti 7 ekim 1920′de kendi Ceride-i Resmiye’’sini çıkardı. Bu gazetede 133 kanun yayımlana­bildi ve yayıma ara verildiği için 134-338 Sayılı kanunlar Resmî Gazete’de yer almak­sızın yürürlüğe girdi.

Ankara hükümetinin Ceride-i Resmiye’si 26 aylık bir aradan sonra 22. sayıdan itiba­ren Resmî Ceride adiyle tekrar çıktı (13 eylül 1923); fakat 40. sayıda yayımı yeni­den durduruldu. Gazetenin 41. sayısı Resmî Ceride adiyle çıktı ve o zamanki Anayasa­yı değiştiren 364 Sayılı kanun bu gazetede yayımlandı; bu yayım 6 haziran 1925 tari­hine kadar aralıklı olarak devam etti. Niha­yet 23 nisan 1928′de kabul edilen 1322 sayılı «kanunların ve nizamnamelerin sureti neşir ve ilânı ve meriyet tarihi» hakkındaki ka­nunla 1911 yılına ait’ hüküm yürürlükten kaldırılarak yayıma hukukî açıklık ve sü­reklilik getirildi, aynı zamanda organın adı, 17 aralık 1927 günü çıkan 763. sayıdan itibaren «T.C. Resmî Gazete» şeklinde değiş­tirildi. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resmî Gazete (T.C.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESMÎ

Tarih 29 Haziran 2009

RESMÎ sıf. (ar. resm’den resmî). Kaynağı­nı hükümetten veya yetkili yerden alan: Çünkü resmî makam ve sıfatım buna mani oluyordu (Atatürk).

Bundan on beş sene ev­vel, memleketimizde yanyana iki lisan ya­şıyordu. Bunlardan birincisi, resmî bir kıy­mete malikti (Ziya Gökalp). || Devletin olan, devlete ait: Rica ederim. Hakaret oluyor! Resmî bir dairede… (Kemal Tahir). // Devletin öngördüğü usullere uygun olarak yapılan: Resmî muamele. Resmî müracaat. // Senli benli olmayan, ciddî, teklifli: Ka­muran hemen hemen resmî bir tavırla ha­fifçe eğildi (R.N. Güntekin). Sakindi, na­zikti. Fakat tavrı her zamandan ziyade res­miydi (H.E. Adıvar). || Merasimli bir bi­çimde yapılan: Resmî karşılama. \\ Resmî elbise, üniforma. || Resmî karşılama, usul ve gereklerine uygun olarak, törenle kar­şılama.

— Esk. Resim, yazı veya çizgiye ait olan. || Gayri resmî, devlete ait olmayan. || Nim resmî, yarı resmî.
— Dil bil. Resmî dil, bir ülkede kanunla ka­bul edilmiş olan dil: Türkçe, Türkiye’nin resmî dilidir.

— Huk. Resmî bilirkişi. Bk. BİLİRKİŞİ. || Resmî defter tutma, talep üzerine, terekenin aktif pasiflerinin yazıldığı bir defterin resmî bir makam tarafından düzenlenmesi. (Bk. ANSiKL.) // Resmî evrakta sahtekârlık. Bk. SAHTEKÂRLIK. || Resmî senet, kanunun yetkili kıldığı bir resmî makam tarafından düzenlenen senet. (Bk. SENET.) || Resmî si­cil. Bk. SiCİL.// Resmî şekil, yetkili resmî organ tarafından gerçekleştirilen şekil. (Bk. ŞEKİL.) || Resmî tasfiye, miras bırakanın terekesinin resmî bir yolla tasfiye edildikten ve bütün borçlar ödendikten sonra geriye kalan aktifin mirasçılara verilmesi. (Bk. ANSiKL.) || Resmî vasiyetname, kanunun yetkili kıldığı bir makam tarafından belirli şekillere uyularak düzenlenen vasiyetname. Bk. VASİYETNAME.

— ANSiKL. Huk. Resmî defter tutma. Karışık durumda olan bir tereke karşı­sında mirasçı güç duruma düşebilir. Ger­çek durumun anlaşılması kolay olmadı­ğı için, mirası kabul edecek olursa, aktiften çok borç altına girmesi; reddetme halinde ise aktif daha çoksa zarara uğrama­sı ihtimali vardır.Böyle durumlar için ka­nun mirasçıya bir imkân tanımıştır, bu da tereke için resmî defter tutma’dır.

Mirasın resmî defterinin tutulması mirasçıya iki im­kân verir:
1. tereke hakkında açık bir fikir sahibi olur;
2, mirası, tutulan deftere göre kabul ederek, tereke borçlarında sorumlulu­ğunu bir dereceye kadar sınırlar.
Resmî defter tutma, mirasçıların isteği üzerine ya­pılır. Bunun istisnası, devletin mirasçı ol­ması halidir. Devletin mirasçı olması ha­linde, terekenin defteri bir talep söz ko­nusu olmaksızın, kendiliğinden tutulur. Resmî defter tutma talebinde bulunmanın süresi bir aydır. Ancak ret süresinin geç­memiş olması lâzımdır. (Bk. MiRAS’ın red­di.) Talep, miras bırakanın son ikametgâhı hâkimine, yazılı veya sözlü olarak yapılır. Talep üzerine, terekenin aktif ve pasiflerini gösteren bir müfredat cetveli hazırlanır.” Mi­ras bırakanın, alacak ve borçluları belli bir süre içinde deftere kayıt olmak için davet edilir. Bu süre, ilândan itibaren bir aydır ve bu süre içinde kaydı yaptırmayan alacak­lıların kusurları varsa hakları sona erer.

Resmî defter tutma işlemi yapılırken, çok zorunlu olan idarî işlemler dışında kalan işlemler yapılmaz. Aynı şekilde tereke borç­ları için mirasçılar aleyhine takibat yapıla­maz. Acele olanlar dışında kalan davalar da talik edilir. Son olarak, gerek tereke le­hine, gerek tereke aleyhine olan zamanaşımı durur. Resmî defter tutma süresi sona er­dikten sonra mirasçılardan her biri karar vermeğe çağrılır. Bu karar verme süresi bir aydır. Ancak hâkim, gerekli olan hallerde müddeti uzatabilir. Mirasçı mirası, tutulan defter gereğince kabul edecek olursa, def­tere yazılı olan borçlardan kayıtsız şartsız sorumlu olur. Alacaklının kusuruyle deftere geçirilmemiş olan tereke borcu sona erer. Deftere geçmemede alacaklının kusuru yok­sa, o zaman mirasçı bu borçlardan ancak te­rekeden kendisine düşen pay ile sorumlu olur.

• Kural olarak miras bırakanın ölümü ha­linde, onun malvarlığı mirasçıların, malvar­lığına karışır ve mirasçılar bir yandan bu malvarlığını kazanırken diğer yandan da miras bırakanın borçlarından sorumlu olur. Resmî tasfiye bu karışmayı önler. Bu halde tereke, mirasçıların malvarlıklarına karışma­dan, ayrı olarak resmî bir yolla tasfiye edi­lir ve ancak bu tasfiye sonucu terekede bir aktif kalırsa bu, mirasçılara verilir. Bunun sonucu olarak da, mirasçı, miras bırakanın borçlarından kişisel malvarlığıyle sorumlu olmaz. Alacaklılar, alacaklarını ancak te­rekeden alabilirler.

Resmî tasfiye talebinde bulunabilecek olan kimseler şunlardır: 1. mirasçılar; 2. miras bırakanın alacaklıları. Alacaklıların resmî tasfiye isteğinde bulu­nabilmeleri için iki şartın gerçekleşmesi gereklidir. Bu şartlardan birincisi, alacaklıla­rın alacaklarını elde edememelerine ilişkin ciddî sebeplere dayanan şüphelerinin bulun­masıdır, ikinci şart ise, alacaklıların miras­çılara başvurmalarına rağmen kendilerine borcun ödenmemiş veya teminat gösteril­memiş olmasıdır.

Mirasçı ve alacaklılar dışında, mirasçının alacaklıları veya vasiyet alacaklılarının resmî tasfiye talebinde bulun­mağa hakları yoktur. Resmî tasfiye talebi­nin, kural olarak ret süresi içinde, yani üç aylık bir zaman içinde yapılması gerekir. Resmî tasfiye talebi, resmî defter tutmadan sonra ileri sürülmekteyse, süresi bir aydır. Ancak, mirasçılardan biri tarafından ileri sürülen resmî tasfiye talebinin geçerli ola­bilmesi için, diğer mirasçılardan hiç birinin mirası kabul etmemiş olması gereklidir. Res­mî tasfiye talebi, alacaklılar tarafından ileri sürülmekteyse yukarıda açıklanan kural işlemez. Mirasçılar mirası kabul etmiş olsalar bile yine alacaklının talebi kabul edilir. Mi­rasçılar resmî tasfiyeye engel olmak istiyor­larsa, o zaman tek yol, alacaklının alacağını ödemektir.

Resmî tasfiye, sulh hâkimi ta­rafından yapılır. Ancak hâkim bunu kendi denetimi altında başka bir kimseye de yap­tırabilir. Resmî tasfiyeye karar verilince önce durum alacaklı ve borçlulara ilân edilir ve terekenin defteri tutulur. Resmî tasfiye iki yolla yapılabilir: alelade tasfiye veya iflâs hükümlerine göre tasfiye. Normal yol alelade tasfiye yoludur, iflâs yoluyle tasfiyeye, terekenin aktifinin borç­lar] karşılamağa yetmemesi halinde başvu­rulur. Normal tasfiyede, miras bırakanın alacakları tahsil edilir, borçları ödenir ve yapılmış olan vasiyetleri mahkemece yerine getirilir. Tereke mallarının borçların öden­mesi için paraya çevrilmesi gerekiyorsa, menkul ve gayrimenkul mallarda takip edilecek usul farklıdır.

Menkul malların pa­raya çevrilmesinde açık arttırma usulüne başvurulması esastır. Ancak mirasçılar an­laşarak, pazarlıkla satışa gidebilirler. Gay-rımenkuller yönünden ise, esas olan İcra ve İflâs kanunu hükümlerine uyulmasıdır. Şa­yet mirasçılar, pazarlıkla satış veya ihtiyarî açık arttırma yoluna başvurulması üstünde anlaşacak olurlarsa, tasfiye memuru durumu hâkime bildirir. Sulh hâkimi, bu türlü satı­şın sonucunda borçların tamamen karşı­lanamayacağı ve açık arttırma ile satış ha­linde daha fazla bir karşılık elde edileceği kanaatinde olursa, mirasçıların aksine olan anlaşmalarına rağmen, açık arttırma yoluna başvurabilir. Resmi tasfiye tamamlandıktan sonra geriye bir aktif kalmaktaysa, bu ak­tif mirasçılara verilir. Mirasçılar bu mallar üstünde mirasın açıldığı andan itibaren baş­lamak üzere iştirak halinde malik olurlar.

♦ Resmîlik i. Resmî olma hali.
♦ Resmiye sıf. Esk. Resmî’nin dişili. || Ha-i resmiye, eski yazıda kelime sonunda a,e sesi veren he harfi. || Suret-i resmiyede, resmî olarak. (M)

RESMİ AHMED EFENDİ. Bk. AHMED RESMÎ EFENDİ.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMÎ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESMETMEK

Tarih 29 Haziran 2009

RESMETMEK blş. geçi. f. (ar. resm ve türk. etmek’ten).

Resmini çizmek. || Belirt­mek, şekillendirmek: Ağzı, dudakları muhterisane çizgiler resmediyordu (Vâ-Nû). || Mec. Nakşetmek, işlemek: Ey ruhuna gün­lerinin matemini resmeden (F. N. Çamlıbel). [M]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMETMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESMEN

Tarih 29 Haziran 2009

RESMEN zf. (resm’den resmen). Resmî. || Usulüne göre, usulünce: O gece, Sultan, Baha Veled’e resmen mürit oldu (N. Araz), olarak, devletçe, devlet adına: Maamafihsiz telgrafı öylece muhafaza ediniz de sa­bahleyin resmen bir şey yazdıralım efendim (Atatürk).

Resmen gönderilmiş bir tebliğ. || Kesinlikle, açıkça, kati olarak: Neymiş oğ­lum, sen arapsan biz de resmen zeybe­ğiz! (Kemal Tahir). Resmen tembelin bi­ridir. || Esk. Yalnız nezaket olsun diye, içten olmayarak, görünüşte: Resme hüsn ü kabul gösterdiyse de memnun olmadığı­nı anladım (Şemseddin Sami). [M]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Res mancipi

Tarih 29 Haziran 2009

Res mancipi (lat. dey.). Rom. huk. Ancak mancipatio yoluyle temlik edilebilen temel mallar (İtalya’daki ‘topraklar, köleler, yük ve sağım hayvanları).

Res nec mancipi, sadece traditio ile devredilebilirdi. Çok es­ki çağlardan kalan bu ayırım, gene de lustinianos devrine kadar sürüp gitmiştir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Res mancipi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİYEN

Tarih 29 Haziran 2009

RESİYEN sıf. ve i. (fr. rhetien). Jeol. Liyasın alt katına denir. (Resiyen, Triyas ile Hettanjiyen arasında yer alır; Resiyen; Rhaetia Alpleri’nde şistler ve amonitlerle nitelenir; başka yerlerde ise Avicula contorta kapsa­yan kıyı fasiyeslerindert meydana gelen taba­kalar halinde ortaya çıkar.) [L]

RESM i. Bk. resim.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİYEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİTAL

Tarih 29 Haziran 2009

RESİTAL i. (ing. recital > fr. recital). Bir tek sanatçının bir tek çalgıyle verdiği kon­ser: Bir piyano resitali. (Liszt tarafından 1840′ta ortaya atılan bu terim başlangıçta ancak piyanoya uygulanırken zamanla bü­tün çalgıları, şarkıyı ve dansı da kapsar oldu.) [LM]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİTAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİSTENCİA

Tarih 29 Haziran 2009

RESİSTENCİA, Arjantin’de şehir, Chaco ilinin merkezi, Parana ırmağı kıyısında; 80 100 nüf.
Demiryolu ve sanayi merkezi: deri işçiliği, besin sanayii. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİSTENCİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİS ve RESİSE

Tarih 29 Haziran 2009

RESİS ve RESİSE sıf. (ar. reşîş ve reşîşe). Esk. Yıpranmış, eskimiş. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİS ve RESİSE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİNA

Tarih 29 Haziran 2009

RESİNA, İtalya’da şehir, Campania’da (Napoli ili), Napoli’nin büyük banliyösünde, Vezüv’ün eteğinde; 45 150 nüf. Meşhur şarapları.

— Yakınında Resina’nın eskiden limanı olduğu Herculanum’un yıkıntıları. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Resim ve Heykel sergisi (devlet)

Tarih 29 Haziran 2009

Resim ve Heykel sergisi (devlet), Anka­ra’da her yıl, resim ve heykel dalındaki eserlerin gösterilmesi için açılan sergi (baş­langıcı 1939).

Serginin açılmasındaki amaç sanatı teşvik ve sanatçının gelişmesini sağ­layan ortamın hazırlanmasıdır. Bu sergi, maddî imkân olursa İstanbul ve İzmir’de de tekrarlanır, ödüllü sergilerdendir ve I., II. ve III’ye para ödenir. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resim ve Heykel sergisi (devlet) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Resim ve Heykel müzesi

Tarih 29 Haziran 2009

Resim ve Heykel müzesi, İstanbul’da Dolmabahçe sarayının veliaht dairesinde müze (açılışı 1937).

Devlet Güzel Sanatlar Aka­demisi müdürlüğüne bağlı bir müdürlükle yönetilir. Sergilenen eserler resim ve hey­kel konularında iki ayrı bölüme ayrılmış ve sanat akımlarına uygun biçimde, tarih sırasına göre düzenlenmiştir. Müzede primitif sanatçıların (Osman Nuri, Salih Molla Aşkî, Şekûr, Ahmed Bedri, Servili Ahmed Emin, Mustâfa, Fahri Kaptan, Münip, Hü­seyin Giritli v.d.); «İkinci kuşak» da deni­len klasiklerin (Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi, Hüseyin Zekâyi Paşa, Ahmet Ziya Akbulut, Süleyman Seyit); izlenimcilerin (İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Ali Rıza, Nazmi Ziya, Ruhi Arel, Ahmed Ali, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij, Hikmet Onat v.d.);

1919′dan itibaren her yıl ağustos ayın­da Galatasaray lisesinde eserlerini sergileyen ressamların (Sami Yetik, Şevket Dağ, Meh-med Ali Lâga, Hasan Vecih Bereketoğlu, Ali Samı Boyar, Mihri Müşfik, Ömer Adil, İsmail Hakkı, Tahsin); kübistlerin (Ali Çe­lebi, Cemal Tollu, Cevat Dereli, Zeki Kocamemi v.d.); gerçekçilerin (Mahmut Cü­da, İlhami Demirci, Şeref Akdik, Ayetullah Sümer, Fahri Arkunlar, Ali Karsan, Yvonne Karsan); çağdaş ressamların (Fik­ret Mu alla, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Eşref Üren, Elif Naci, Abidin Dino, Zühtü Müridoğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Halil Dikmen, Arif Kaptan, Sab-ri Berkel, Hakkı Anlı, Eşref Üren v.d.); özgür ressamların (Ercüment Kalmık, Neşet Günal, Malik Aksel, İsmail Altınok, Fahrünnisa Zeyd, Aliye Berger, Salih Urallı, Nuri İyem, Selim Turan, Avni Arbaş, Ferruh Başağa, Fethi Karakaş, Hasan Kavruk, Nejat Devrim, Şükriye Dikmen, Selim Tu­ran v.d.); genç neslin (Fethi Kayaalp, Mus­tafa Aslıer, Orhan Peker, Gündüz Gölönü, Cihat Burak, Cemal Bingöl, Fahir Aksoy, Nedim Günsür, Orhan Tamer, Orhan Kılıç, Adnan Çöker, Devrim Erbil) eserleri vardır. Müzede bundan başka başlangıçtan bugüne kadar türk heykelciliğini temsil eden örnek­ler de sergilenmektedir (Yervant Oskan, Mehmed İhsan, Mahir Tomruk, Ratip Aşir, Kenan Yontuç, Nişat Sirel, Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Nusret Suman, Hüseyin Acar, Nermin Faruki, Zerrin Bölükbaşı, Tamer Başoğlu, Erdinç Bakla, Mehmet Ak­soy, Güdal Duyar, Ali Teoman Germaner, Gezer, Şadi Çalık, İlhan Koman, Kuzgun Sadi öziş, Saim Bugay, Gülten Devres, Alım Karamürsel, Ayla Bulut v.d.). Müzede ayrıca, Halk sanatları ve Seramik bölümleri vardır.

Ayrıca müzenin yabancı sanatçılar bölümün­de, Andre Derain, Leopold Levy, Pierre Bonnard, Muguet, Murice Utrillo, Picasso, Henry Matisse, Lurcat, Roul Dufy v.d.nin eserleri yer almaktadır. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resim ve Heykel müzesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİMLİK

Tarih 29 Haziran 2009

RESİMLİK i. (resim’den resim-lik). İçine resim koymak üzere hazırlanmış çerçeve: Gümüş resimlik. || Albüm. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİMLİ

Tarih 29 Haziran 2009

RESİMLİ sıf. (resim’den resim-li). [Gazete dergi v.b. için] İçinde resimler bulunan: Hiç cevap vermedi. Ben resimli gazeteye bakıyordum (M. Ş. Esendal). Resimli ço­cuk kitapları. \\ Resimli roman, metinle birlikte sunulan resimler dizisi; resmin bu­lunduğu karenin içinde resmin anlaşılma­sına yardımcı olan metin de yer alır.

— ANSİKL. Ed. A.B.D.’de şimdiki halini almadan önce, metinsiz veya bir metni can­landırmak için yapılan resimlerden meyda­na gelen hikâyeler, resimli roman’ın öncü­sü sayılır. Resimli roman, 1880 yıllarında resimli magazinlerin rağbet görmesiyle ya­yıldı. Bu arada, mizahî dergilerin hızla ge­lişmesi ve New York basınının iki koda­manı olan Joseph-Pulitzer ile W.R. Hearst arasındaki mücadele, resimli romandaki iki unsuru yani resim ile yazının kaynaşmasını hızlandırdı. Bu gelişme özellikle Richard Outcault’un (Yellow Kid [1896], Buster Brown [1902]) ve Rudolph Dirks’in (The Katzenjammer Kids [1897], Little Tmmy [1905]) eserlerinde görülür.

İlk şekliyle resimli roman resimle sınırlan­madan devam eden bir metni süsleyen bir resimler dizişiydi. Ama daha 1900′de, re­simlerin içinde çoğu zaman şahısların ağ­zından çıkan sözlerin yer aldığı balonlar belirdi. Başlangıçta mizahî olan resimli ro­man (Comics adı buradan gelir) kısa zamanda, çeşitli konuları ele aldı: mitoloji, bilim ve teknik, fantastik” hikâyeler (Gustave Verbeck’in Upslde Downs’ı [1903]), rüya âlemi (Winsor Mc Cay’in Little Nemo in Slumberland’i [1905]). 15 Kasım 1907′de Bud Fisher, ertesi yıl Mutt and Jeff adını alacak olan Mr. A, Matt’in serüvenleriyle ilk günlük resimli romanı yarattı.

Avrupa’da Pinchon’un Becassine (1905) ve Louis Forton’un La Bande des Pieds-Nickeles’inde görüldüğü gibi metin, resimli romandaki önceliğini muhafaza ederken, amerikalı ressamlar ilk olarak comic’leri si­nemaya uyguladılar. Harry Hershfield, Desperate Desmond’da (1910) o çağın birçok kısımlı filmini hicvederken Winsor Mc Cay sanat değeri olan ilk canlı resmi (Gertie the Dinosaur) yaptı (1910). 1910′dan sonra resimli roman çizenler ara­sında başlıca iki eğilim belirdi: bunların bir kısmı resimli romanı sadece bir eğlen­ce aracı olarak kabul ediyor, bazıları da yeni bir ifade aracı olarak görüyordu. Krazy Kat’ın (1911) yaratıcısı George Herriman, canlı resimden Felix the Cat tipini alan (1921) Pat Sullivan ve özellikle Bringing up Father (1913) ile milletlerarası ün kazanan George Mc Manus, ikinci grup­ta yer alıyorlardı.

Basın dağıtım ajansla­rının (International News service, 1912; King Features syndicate, 1914) kuruluşuyle re­simli romanın yayılışı büyük ölçüde arttı. Ama aynı ajanslar, herhangi müstakbel bir
müşteriyi tedirgin etmemek için resimli ro­man yaratıcılarının ifade hürriyetini kısıt­ladılar. En fazla tavsiye edilen konu bur­juva ailesi ve hayatı idi (Sidney Smith’in The Gumpsi). Bu tür resimli romanın ör­neği, tek başına veya erkek kardeşiyle bir­likte, günlük hayatını bir maceralar âlemi haline sokan evin genç kızı tipi (Cliff Strett’in Polly and her Pals’i) ve Martin Branner’in Winnie Winkle’ı bu türden doğdu. Buna karşıt olarak da bıçkınları (Frank Villard’ın Moon Mullins’i), gayri ciddî kah­ramanları (Billy de Beck’in Barney Google’i), maceraperestleri ve .öksüzleri (Harold Gray’in Little Orphan Annie’si) ele alan resimli romanlar çıktı.

Daily Sketch, 1921′de J. Millar Watt’ın Pop’u ile Avrupa’da ilk olarak büyüklere mahsus günlük resimli romanı ortaya attı. Fakat A.B.D.’li sanatçıların çabasıyle re­simli macera romanları kısa zamanda bü­tün dünyaya yayıldı. Harold Foster’in re­simlediği Tarzan (1936′da, yerini Bürne Ho-garth aldı) ve Dicks Calkins ile Phil Nowlan’ın Buck Rogers’i (bu resimli romanda «hayalbilim» konuları işlenmektedir) aynı gün, yani 7 aralık 1929′da yayımlanmağa başladı. Bu yeni dizilerin kazandığı başarı, basın ajanslarının, «suspense» (heyecan) ve harekete önem vermesine yol açtı.
Böyle­ce, Chester Gould, Dick Tracey (1931) ile poli’s romanını resimli romana aktarırken Alexander Raymond (1911-1956), bir poli­siye macerayı (Secret Agent X-9), uzak ül­keleri ele alan bir hikâyeyi (Jungle Jim) ve bir bilimsel macerayı (Flash Gordon) yayımlamağa başladı. Bununla beraber Ha­rold Foster Prince Valianfı ile (1937) Es­kiçağ veya Ortaçağ maceralarıyle ilgi top­luyordu. Bu arada, ressamların çoğu, ge­leneksel sanat kurallarını resimli romana uygularken, Milton Caniff, Frank Robbins ve Frank Godvin (Connie, 1932) gibi sa­natçılar da resim veya sinemaya has usul­leri uygulayarak özel bir üslûp bulmağa çalıştılar. Böylece, kompozisyon (helezonî, piramit biçiminde v.b.) resimli romana gir­di.

Resimlerin çerçevesi, eşkenar dörtgen, elips ve daire şeklini aldı. Seçilen konu­lar genellikle cepheden çizilirken, ressam­lar yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yuka­rıya görüntülerden de yararlanmağa baş­ladılar. Rengin kullanılışı estetik bir de­ğer kazandı; renk çoğu zaman gerçeğe uy­gun olmuyor ama psikolojik ve dramatik etkileri pekiştirmek için kullanılıyordu. Ma­cera konularını işlemekte kullanılan bu ye­ni araçlar, 1933′te yayımlanan ilk resimli roman kitaplarının çok kısa zamanda ba­şarı kazanmasını sağladı.

Bu kitaplar önce basında çıkmış çeşitli bantları yeniden yayımlamakla yetiniyordu (New Fun, 1935); daha sonra sadece bir tek kahramanın maceralarını kapsadı (Superman, 1938).
Macera romanları türü, 1940′ta resimli ro­man üretiminin yarısına ulaşıyordu ama mizah romanları da kimi zaman ağır ba­sıyordu. Elzie Segar’ın Temel Reis’i (Po-pey) [1929], Murat Young’un Fatoş’u (Blondie) [1930] ve Al Capp’ın Hoş Memo’su (Lil’Abner) [1934] bunun örnekleridir. Ne var ki, mizahî resimli romanın ticarî ba­şarısı durmadan artarken, bu romanları yaratanların hayal gücü tükeniyor ve canlı resme (Miki Fare [Micket Mouse], Vakvaka Kardeş [Donald Duck, 1931]) ve ha­yalî konulara (Lee Falk’in Mandrake’si [Mandrake the Magician]) daha fazla baş­vuruluyordu.

Avrupa’da en çok ilgi gören resimli romanlar ise şunlardı: Almanya’­da Erich Ohser’in Vater und Sohn’u (1934), Fransa’da A. Daix’in Profesör Nimbus’u (Le Professeur Nimbus) [1934], İtalya’da Giovanni Scolari’nin Saturno Contro la Terra’sı ve özellikle Belçika’da Herge’nin Tenten’i (Tintin) [1929]. İkinci Dünya sa­vaşı sırasında, Dave Breger’in G. L. Joe’su, George Baker’in Sad Sack’ı, Milton Caniff’in Maie Call’u (1942) gibi, ameri­kan askerleri için özel olarak çizilmiş ye­ni resimli romanlar ortaya çıktı. Buna rağ­men günlük gazetelerde resimli roman bo­yutlarının küçültülmesi macera romanları­nın ve desenin gelişmesi üstünde olumsuz bir etkisi oldu. Crockett Johnson’un sa­vaş zihniyetine karşı koymak için yarat­tığı Barnaby (1942) bu devrenin en ilgi çe­kici eseridir.

Savaş sonrası, resimli romanlarda, ameri­kan toplumunun karışıklığı ve şaşkınlığı görülür. Burne Hogarth’ın Drago’su (1945), Alex Raymond’un Rip Kirby’si (1946) ve Milton Caniff’in Steve Canyon’ı (1947) gibi askerden yeni terhis edilmiş kahraman­lar, özellikle ahlâk ve fikir mesele­leri üstünde dururlar. Avrupa’da kâ­ğıt tüketiminin kısıtlanması, din ahlâkiy­le laik okulun karşı koyması ve siyasî kav­galar, resimli basının gelişmesini engelle­di. Bununla beraber Jean Ache (Arabelle la derniere Sirene) [1947], Edgar P. Jacobs (Professeur Mortimer) [1946] gibi genç ressamlar ilk eserlerini verdiler. Franquin, savaştan önce R. Velter’in yarattığı bir kahraman olan Sipru’yu (Spirou) yeniden ele aldı ve Maurice De Bevere sevimli kovboy Red Kit’i yarattı (1946). 1950 Yılı başlarında amerikan resimli ro­manının içine düştüğü acıklı hal, bu türün estetiğini ve ahlâkını tenkit eden eğitimci ve psikologların saldırısını haklı gösterecek gibidir.

Bu sırada Walt Kelly’nin resimli masal­ları (Pogo, 1949) ve Charles Schultz’un korkunç çocuksu dünyası (Peanuks, 1950) ile, resimli roman, önemli insanî ve siyasî meselelere el attı. Fikir yanı ağır basan bu resimli romanlar kısa zamanda tutundu ve Jules Feiffer (Feiffer) [1956], Mel Lazarus (Miss Peach) [1957] ve Johnny Hart (B.C.) [1958] tarafından taklit edildi. Fa­kat bu serilerin yanı sıra, Ailen Saunders’in Worth’s Family’si (1947) gibi melodram­ları da rağbet gördü ve bunlardan «sabun­lu opera» (soap opera) denilen tür doğdu. Stan Drake’ın The Heart of Juliet Jones’u (1953), Leonard Starr’ın On Stage’ı (1957) ve Alex Kotzy’nin Apartment 3-G’si (1962) bu son türün örnekleridir.
Amerika’daki yeniliğe paralel olarak, re­simli roman, bütün dünyada hızla gelişti. İngiltere’de yetişkinlerin okuduğu resimli romanların yapımı olağanüstü bir miktara ulaştı (Leslie Caswell’in Better or Worse’u, Peter O’Donnel’in Modesty Blaise’i, D. Wright’un Carol Day’i, Maz’ın İane, Da-ughter of Jane’i). Bu arada, arjantinli re­simli roman sanatçıları, kovboy hikâyele­rinde uzmanlaşmışlardı (Arturo del Castillo’nun Randall’i), 1959′dan bu yana Albert Uderzo ve Rene Goscinny, galyalı Asterix’in (Bücür) maceralarını canlandırarak fransız tarihî resimli roman geleneğine yeni bir hava getirdiler.

• Türkiye’de. Türkiye’de ilk resimli hi­kâye Salih Erimez tarafından Akşam gaze­tesinde çizildi (1935). Erimez, bu resimli hikâyelerde eski türk yaşayışını dile ge­tirdi. Bugünkü anlamıyle ilk resimli roman tercümesi Mehmet Faruk Gürtunca’nın çı­kardığı Çocuk Sesi dergisinde yayımlandı: Baytekin Meçhul Dünyalarda (Alexander Raymond) [1935]. İlk yerli resimli roman da aynı dergide Orhan Ural tarafından çizildi: Zıpzıp Ali ve Arkadaşları (1935). Günlük gazetede yayımlanan ilk resimli yerli roman Vatan gazetesinde Çetin özkırım’ın çizdiği Toprak Kokusu’dur. (1952). Resimli romanı yaygınlaştıran ve geliştire­rek çağdaş çizgiye ulaştıran Karaoğlan (Ak­şam gazetesi) [1961] ile Suat Yalaz oldu. Sezgin Burak’ın çizdiği Tarkan adlı re­simli roman da ün kazandı. Resimli roman türünde (Turhan Selçuk [Abdülcanbaz], Altan Erbulak [Cafer ile Hürmüz], Oğuz Aral [Hayk Mammer] v.d.) türk karikatü­ristleri de çeşitli örnekler verdiler. Bugün, Türkiye’de resimli romanlar gazete ve der­gilerde yayımlanmakta veya okura dergi halinde sunulmaktadır (Karaoğlan, Tarkan, Malkoçoğlu, Ergenekon v.d.). [LM]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİMLEMEK

Tarih 29 Haziran 2009

RESİMLEMEK geçi. f. (resim’den resim-le-mek). Bir yazının konusu ile ilgili resimleri o yazının uygun yerlerine koymak. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLEMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Resim incelemesi (Tratlato della Pittura)

Tarih 29 Haziran 2009

Resim incelemesi (Tratlato della Pittura), Leonardo’ da. Vinci tarafından yazılmış, es­tetik, pratik ve bilimsel toplu bakış ve not­lar derlemesi.

Bu derlemede bilhassa be­yaz rengin, bütün renklerin demetinden mey­dana geldiğine dair,
o zaman için yeni olan gerçeğe rastlanmaktadır. Eserden alınacak ders sadece tabiata bağlı kalmak gereği­dir. Çok temiz bir Toscana stili ile yazılan bu eser Fransızcaya önce 1651′de, sonra 1803 ve 1910′da çevrilmiştir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resim incelemesi (Tratlato della Pittura) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİMCİ

Tarih 29 Haziran 2009

RESİMCİ i. (resim’den resim-ci). Resim ya­pan kimse, ressam. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMCİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİM veya RESM

Tarih 29 Haziran 2009

RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görü­len azizlerin resimlerine benzer bir hal al­dı (H. R. Gürpınar).

Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yap­mağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Günte­kin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çiz­me, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Re­sim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.

— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanı­lır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anla­mında kullanılır: Bir kere sevdaya tutul­maya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar eder­sen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.

— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.

— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsin­den bir para: Gümrük resmi. Belediye res­mi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. an­sikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlanan­ların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakıl­maları durumu. (Bk. ansikl.) ||

— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtıl­ması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memur­lar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olma­dığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapar­dı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kas­sam defteri vardı, ölenin terekesi kas­sam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, öle­nin cenaze masraflarıyle kassamın alaca­ğı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısme­tin kimler tarafından tahsil edileceğini dü­zenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, ha­demeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılar­dan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayin­lerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve sa­lâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrası­nı taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Res­mi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydet­tikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Ka­dıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlar­lardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe ara­sında değişirdi. Buna sicil akçesi de de­nirdi.)

— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tah­lif, devlet memurlarının işe başlarken ye­min töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat ye­mini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)

— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa alt­mış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değir­men vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürür­lükte olduğu dönemde ekili arazisi ol­mayan ve ticaretle uğraşan gayri müs­limlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.

Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba ben­nâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki ak­çeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tan­zimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işle­nebilecek arazi demekti.

Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tan­zimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bı­rakarak başka iş yapanlardan alınan ver­gi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve on­dan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıl­dı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alı­nırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adı­nı aldı.) || Resmi güvara, turfanda mey­ve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı ve­rilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.

Gayrimüs­limlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzi­mattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderler­di.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraat­tan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az ve­rimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tan­zimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi alm­amağa başlandı.)

— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giy­diği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hır­kayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şey­hinin huzuruna çıkınca giyer.)

— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yara­yan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geo­metrik resim, bir nesnenin geometrik oran­tılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belir­tildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vu­rulan veya suluboya ile renklendirilen re­sim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yara­yan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (ma­rangozluk, topografya v.b.) uygulanması.

|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. ala­rak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanma­dan yapılan ve bir nesneyi gerçekte oldu­ğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi mey­dana getiren bütün parçaların ölçüsünü ve­ren ve bu parçaların nasıl biraraya ge­tirileceklerini belirten resim. (Bu tür re­simde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösteri­lir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, ya­tay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit de­nir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli bir­takım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, maki­ne resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Tek­nik resim, sanayide, makine veya her çe­şit imalât parçasının tam ve hatasız ola­rak yapılabilmesi için, çizimi yapan mü­hendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlar­dan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)

— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim tes­ti, dört tane renkli resimden meydana ge­lir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki in­san görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördün­cü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, ba­zı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmekte­dir. Teste tabi tutulan denek, bu dört res­mi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorunda­dır. Denekten istenen şey, bu resimlere ba­karak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin ko­nusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.

Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, de­neğin anlattığı konuya karşı takındığı tav­rı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini biti­mi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliye­tini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.

— Folk. önceleri folklorun bir parçası sa­yılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okuma­mış veya az okumuş bir toplumun sanatı­dır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rast­lanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha faz­la ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapıl­mış olan bu resimler, ilkel bir özellik ta­şır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışın­da kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından de­nizler ve içinde gemiler görülür.

Halk re­simleri halk masallarına uygun, halkın an­layabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bun­ları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (ço­ğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resim­ler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.

1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gös­terir. Osmanlılar döneminde memurların git­tiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yan­sıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, En­ver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine ka­rışmış Namık Kemal, Fatih’in atını deni­ze sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in pala­bıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğ­raları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıy­dı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’­dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin de­veleri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süs­lerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine gö­re gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı ge­misi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda de­nizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tu­lumbacılar v.d.

Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.

2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hi­kâyeler olmak üzere tarihî ve dinî ko­nulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.

3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı var­lıklara yer verilmeyen Mekke, Medine re­simleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok say­fası resimlidir. Başta islâm inançlarını özet­leyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sı­rat, bunun altında cehennem, zakkum ağa­cı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar ha­linde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.

4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasak­ladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatı­nın en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şe­killer, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi bü­yü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiş­tir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli say­fası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tıl­sım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.

5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konular­dadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minare­lerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapıl­mış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.

6. Ya­zıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.

7. Cam altı re­simleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bun­lar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, ara­ları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de ola­ğanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parça­lanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk re­simlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.

8. Karagöz resimleri halk sanatının en zen­gin bölümünü meydana getirir. Oyuna baş­lamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bah­çeler perdeye konur. Buna göstermelik de­nir. Resimler saydamlaştırılmış deve deri­sine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.

— G. santl. Altamira veya Lascaux mağa­ralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanı­lan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resim­lerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı ma­visi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel bo­yayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılın­dan yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve in­ce alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resim­lere rastlanır.

Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar bir­biri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borç­ludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten fark­lıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kum­dan meydana gelen taze sıva üzerine yu­muşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek geniş­likte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, ku­rudukça hafifleyen çok ince renk armoni­leri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın de­rinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.

Freskte genellikle şu renk­ler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık si­yahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kul­lanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alış­kanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmış­tır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazır­lanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kul­lanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan bo­yalar genellikle eskislerde çok işe yarar.

Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim ya­pılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sa­kıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tu­val, kenevir tuvalden üstündür; daha ka­baca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.

Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, ka­rıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.

Birçok ressam, tablonun genel tonunu da­ha çabuk elde edecek şekilde önceden bo­yanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kola­lanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalı­şırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kul­lanırdı; resimlerin zamanla kararmış ol­ması bu yüzdendir.

Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulu­nur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çı­rakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yu­muşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntı­ları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir ya­na sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).

Bunlar bir boya çanağı için­de sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenme­den önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş ver­niğine başvurulur. Bu vernik, donuklukla­rı giderir, birkaç dakikada kurur, ama da­yanıklı değildir.

• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmış­tı. Romalılar da kral Attalos’un satın al­mak istediği bir tabloyu bu yoldan el­de ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler al­dı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak hal­ka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satı­şı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avus­turya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar ku­ruldu. O devirde belçikalı birçok res­sam yalnız ihracat için çalışıyordu.

Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin mer­kezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ti­caret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğ­ru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özel­likle anılmağa değer.

— Huk. Resim, idarenin gözetim ve de­netimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hiz­met dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerin­den, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluş­ları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hiz­metler dolayısıyle alındığından, hizmet­ler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alı­nan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: dam­ga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal res­mi, hayvan alım satım resmi, ilân res­mi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma res­mi, işgaliye resmi.

• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında da­ğınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiş­tir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuru­luşların da resim ve harçlardan muaf ol­duğunu belirten özel hükümler vardır. Me­selâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alın­mayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hu­kuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Ço­cuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.

XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emek­liye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhü­lislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışan­ların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağ­lı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafın­dan;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya da­ha fazla akçe gündelikle çalışanların res­mi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm res­mi kısmetleri ise kazasker kassamları tara­fından tahsil edilirdi.

— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çi­zimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, ka­rakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fır­ça, silgi v.b. kullanılır.

Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanması­nı sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, öl­çekler, güdülen amaca ve çizilecek nesne­lerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlık­lar tamamlanınca resim tüm ve doğru ola­rak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: ki­mi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resim­lerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ay­rıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.

Teknoloji alanında kullanılan resim tek­nikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizi­len resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür re­simlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tek­niğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genel­likle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gere­kir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazi­nin genel görünümünü verebilir, düzeç eğ­rileri veya taramalarla toprağın engebeleri­ni gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farkla­rından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uy­gun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sade­ce tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştır­malar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntü­sü üzerinden kalemle geçmektir; başka bir­takım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.

+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RE’SİKÂR

Tarih 29 Haziran 2009

RE’SİKÂR blş. i. (ar. re’s, baş ve fars. kâr, iş’ten fars. taml. re’s-i kâr, işin başı).

Esk. İktidar mevkii: Bu devlete, Devlet-i Abba-siye ve devletin re’şikârında bulunan in­sanlara da halife derlerdi (Atatürk). [M]

RESİL i. (ar. risâlet’ten resti). Esk. Elçi. (m)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE’SİKÂR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİF

Tarih 29 Haziran 2009

RESİF i. (ar. resif, deniz kayalığı’ndan isp. arresif > fr. recif). Su hizasındaki kaya zinciri: Resife çarpan gemi.

— Denizbilim. Mercan resifi, tropiklerarası bölgelerin denizlerinde mercanların büyü­mesiyle oluşan resif.

— ANSiKL. Mercan resifleri, Okyanusya’da Avustralya’nın kuzeybatı ve kuzeydoğu kı­yılarında, Hint okyanusunda, Afrika ve Amerika’nın doğu kıyılarında bulunur. (Bu iki kıtanın batı kıyıları resiflerin oluşması­na imkân vermeyen oldukça soğuk su akıntılarıyle çevrilidir.) Resiflerin büyümesi yılda birkaç milimetre ile 3 sm arasında değişir. Bir kıyıya yerleşen mercanlar, «kıyı resifleri»ni meydana getirir.

Kara platformu bir­denbire alçalmayan yerlerde, kıyıdan yer yer 100 km açıklara kadar uzanan kesim­de set resiflerine rastlanabilir (meselâ, Avustralya Büyük seti, uzunluğu 2 400 km). Açık denizlerde ise mercanlar atoller mey­dana getirebilir. Bk. mercan. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REŞİDE

Tarih 29 Haziran 2009

REŞİDE sıf. (fars. resîden’den reşide). Esk. Yetişmiş, ulaşmış: Şimdi uyuyanlar o za­manda uyanırlar // Bir subha reşide olur âhır şeb-i âlem (Ziya Paşa). || Olgunlaşmış, bü­yümüş. || Genç. || Reside-i hitam, bitmiş, sonuna gelmiş. || Na-reside, yetişmemiş, ol­gunlaşmamış. ;| Nev-reside, yeni yetişmiş. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİD

Tarih 29 Haziran 2009

RESİD i. (fars. resıden’den resîd, yetişti). Esk. Resmî bir yazının «geldi» işareti.

— Mal. Esk. Maliye defterinde yazılı para­nın tahsil edilmesi. || Hesabın kapatılması. || Açık veya kapalı arttırmanın sona erme­si. || Resid tahvili, maliye tarafından düzen­lenen alındı belgesi. (m)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİA geçidi

Tarih 29 Haziran 2009

RESİA geçidi, alm. Reschenscheideck, İtalyan Alpleri’nde geçit, Adigc’nun kayna­ğında, 1 508 m. yükseltide; Adigo’yu İnn’den ayırır; Venosta vadisini (Yukarı Adigo va­disi) Engadine’ye bağlayan karayolu bura­dan geçer. Geçidin eteğindeki Resia gölün­den (110 milyon m3 su tutar) elektrik üreti­minde yararlanılır. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİA geçidi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESEPTÖR

Tarih 29 Haziran 2009

RESEPTÖR i. (fr. recepteur). Radyotek. Bk. ALICI.

— Anat. Ağtabakadaki görme hücreleri tü­ründen duyum alıcı organlar.
— Telekom. Ahize. Yeni. Almaç. (ML)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESEPTÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESEPSİYON

Tarih 29 Haziran 2009

RESEPSİYON i. (fr. reception). Çağrılı ki­şileri ağırlamak amacıyle düzenlenmiş tören. // Kabul resmi. || Bir müessesede müşteri­leri kabul etmek, onların isteklerine cevap vermekle görevli büro ve bu büroda çalışan kimselerin tümü: Bir otelin resepsiyonu. Resepsiyona başvurmak. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESEPSİYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESENDE (Garcia DE)

Tarih 29 Haziran 2009

RESENDE (Garcia DE), portekizli yazar (Evora 1470-öl. 1536). Joao II ve Manuel I’­in özel sekreteriydi.

Vida e Feitos de Joao II (Joao II’nin Hayatı) [1545] ve Miscelânea (1554) adlı eserleri yanında, özellikle Cancioneiro (1516) adlı eseriyle tanındı. Bu son eserde, italyan kültürünün etkisinde kalmış olan veya gelenekçi üç yüz kadar portekız ve ispanyol şairinin şiirlerini biraraya top­lamıştır. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESENDE (Garcia DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESENA veya RESAİNA

Tarih 29 Haziran 2009

RESENA veya RESAİNA. Esk. coğ. Me­zopotamya’da şehir, Khaboras’ın (bugün Habur) bir kolu kıyısında. Gordiyos III, Şahpur’u burada yendi (M.S. 242). Bugün Ras el-Ayn. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESENA veya RESAİNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESEN

Tarih 29 Haziran 2009

RESEN i. (fars. resen). Esk. Halat, ip. || Resen-baz, ip cambazı. || Resen-bend, ha­latla,, iple bağlı.

— Denize. Esk. Halat, (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RE’SEN

Tarih 29 Haziran 2009

RE’SEN zf. (ar. re’ten re’sen). Esk. Ken­di başına, kendiliğinden: Bu işi re’sen yap­tı. || Bağımsız olarak, kimseye bağlı ol­maksızın: Harbiye nazırının böyle bir teb­liğin ahkâmını tatbike re’sen selâhiyettar bulunmadığından hükümete müracaatından … (Atatürk).

— ida. huk. Hâkimin, tarafların beyanlarıyle bağlı olmaksızın dava ile ilgili araş­tırmaları görevinden ötürü yapması.
— Mat. Esk. Re’sen mukabil zaviye, ters açı.

-— ANSiKL. ida. huk. Re’sen araştırma ida­rî yargı mercileri, özellikle iptal davaları sebebiyle hukuka uygunluk denetimi yap­tıklarından, bu objektif dava ile ilgili ge­rekçe ve delilleri, taraflarca ileri sürül-mese bile araştırabilirler. idarî yargılama usulünü bu bakımdan ceza yargılamasına benzetmek mümkündür. Re’sen hareket selâhiyeti, idarenin kamu kudretine sahip ol­ması ve idarî rejimin uygulanmasının bir sonucudur. Buna göre idare aldığı icraî kararları, başka herhangi bir mercinin me­selâ, bir mahkemenin kararı olmadan da yerine getirebilir.

Yıkılma tehlikesi içinde bulunduğu tespit edilen bir binanın, sahibi tarafından yıkılmaması halinde, İdarece yıktırılması gibi. Türk idare hukukunda, re’sen hareket yetkisinin genel bir yetki olup olmadığı tartışılmıştır. Çoğunlukla, re’­sen hareket yetkisinin kanunda açık hüküm bulunması veya icraî karara fiilî direnme gösterilmesi gibi hallerde var olduğu ka­bul edilmektedir. Bu anlayışa göre, re’sen hareket yetkisi istisnaîdir. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE’SEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Research method (Araştırma metodu)

Tarih 29 Haziran 2009

Research method (Araştırma metodu), bir yakıtın oktan indisini belirlemeğe yarayan metotların en çok uygulananı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Research method (Araştırma metodu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESCRİPTUM

Tarih 29 Haziran 2009

RESCRİPTUM i. (rescribere, yazmak’tan lat. k.). Bir Roma imparatorunun, hukuk meseleleri konusunda kendisine danışan yük­sek memur veya eyalet valilerine verdiği cevap.

— ANSİKL. Rom. huk. Rescriptum’lar, Ro­ma imparatorlarının, sonra da papaların çı­kardığı emirnamelerin ve kararnamelerin bir çeşidiydi. İmparator Hadrianus’a kadar, bunun pek az örneğine rastlanmıştır. Bir özel kişiye hitap eden rescriptumlar, so­runun altına, subscriptio şeklinde yazılır­dı: bir magistratus için ise ayrı bir mek­tup şeklinde (epistola) kaleme alınırdı.
Baş­langıçta ancak belirli bir olay için geçerli olan rescriptumlar, II. yy.da hukukî bir değer kazandı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESCRİPTUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESASET

Tarih 29 Haziran 2009

RESASET i. (ar. reşâşet). Esk. Eskilik, yıpranmış olma, köhnelik. (M)

RESATİK çoğl. i, (fars. rüstâ > ar. rus-tak’tan resâtik). Esk. Köyler. (M)
RESCHENSCHEİDECK geçidi. Bk. RESİA GEÇİDİ.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESASET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESAN HANIM

Tarih 29 Haziran 2009

RESAN HANIM, Murad V’in karısı (öl. 1910). Murad V ile padişah tahttan indirildikten sonra evlendi. Fatma Sultan ve Aliye Sultan adında iki kızı oldu. (M)

RESAS i. Bk. RASAS.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAN HANIM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESANENDE

Tarih 29 Haziran 2009

RESANENDE sıf. (fars. resânende). Esk. Getiren, ulâştırıcı. (M)

RESANET i. Bk. RASANET.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESANENDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESAN

Tarih 29 Haziran 2009

RESAN sıf. (fars. residen > -res’ten -resân). Esk. «Yetiştiren, ulaştıran, yetişen» anlamlarıyle bileşik sıfatlar yapar. || Müjde-resan, müjde getiren. || Şeref-resan, şerefe erişen v.d. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESAL (Henri)

Tarih 29 Haziran 2009

RESAL (Henri), fransız mühendisi ve ma­tematikçisi (Plombieres 1828 – Annemasse 1896).

Daha Ecole Polytechnique’te öğren­ciyken, konik dişlilerde ve sonsuz vida­daki sürtünmenin incelenmesinde integral hesabın uygulanması üstüne ilk inceleme ya­zısını kaleme aldı. Besançon Maden kuru­munda mühendis oldu, jeolojik harita üs­tünde çalıştı. 1855′te bu şehrin fen fakültesinde ve daha sonra Ecole Polytechnique’te mekanik okuttu (1872); Maden oku­lunda inşaat dersleri verdi. Mekaniğin bü­tün dalları üstünde çalıştı.

Theorie sur la Rotation des Corps (Cisimlerin Dönmesi Üstüne Teori) adlı eserinde, dönel katı cisimlerin hareketiyle ilgili temel problem­leri, özel bir hareketli eksenler sistemin­den yararlanarak hemen hiç hesaba baş­vurmadan çözümledi. Mekaniğe, bir katı cismin bağıl hareket denklemlerini kur­mak imkânı veren bileşik açısal ivme kav­ramını kazandırdı. Aylıca yuvarlanma ha­reketi, yuvarlanma yüzeyleri ve eğrileriyle ilgili bir teori ileri sürdü. (L)

RESALET i. Bk. RİSALET.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAL (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESAİL

Tarih 29 Haziran 2009

RESAİL çoğl. i. (ar. risale’den resâ>il). Esk. Risaleler, küçük kitaplar: Okur; ve hep kıraat ü hatm ettiği resailden // Bi­rer hulâs-i hikmet yapardı (Tevfik Fikret). || Mektuplar. || Dergiler. (M)

RESAİNA. Esk. coğ. Bk. RESENA.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

—RESA

Tarih 29 Haziran 2009

—RESA sıf. (fars. residen’den resa). Esk. «Yetiştiren, yetişen, ulaşan» anlamlarıyle bileşik sıfatlar yapar. || Müjde-resa, müj­de getiren. || Nâ-resa, ulaşmaz, yetişmez. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa —RESA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

—RES

Tarih 29 Haziran 2009

—RES sıf. (fars. residen’den -res). Esk. «Getiren, eriştiren» anlamlarıyle bileşik sı­fatlar yapar. || Dest-res, eli yetişen, iste­diğine ulaşan. // Feryad-res, feryada yeti­şen. || Meded-res, imdada koşan. || Müjde-res, müjde getiren. || Nev-res, yeni yeti­şen v.d. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa —RES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RE’S

Tarih 29 Haziran 2009

RE’S i. (ar. re>s). Esk. Baş, kafa: Ey re’s-i füruburde ki ak pak fakat iğrenç (Tevfik Fikret). || Başkan, reis. || Başlangıç. || Tepe, uç. || Koyun, keçi v.b. hayvan. || Re’s-i cebel, dağın en yüksek noktası. || Re’s-i kâr. Bk. RE’SİKÂR. || Re’s-ül-hikmeti mahafetullah (veya mahabbetullah), hikmetin başı Tanrı korkusu veya Tanrı sevgisidir. || Re’sülmal.
Bk. RE’SüLMAL. || Alerre’s, başüstüne. || Maskat-i-re’s, bir kimsenin doğduğu yer, vatan.

— Anat. Esk. Baş.
— Bot. Esk. Bitkilerin uç noktası.
— Coğ. Esk. Burun.
— Mat. Esk. Geometrik cisimlerin tepesi. // Re’s-i mahrut, piramitin tepesi.

— Takvim. Esk. Re’si seneî efrenciye («Av­rupa yılının başı»), 1 Ocak. // Re’si senei hicriye («hicrî yılının başı»), 1 muharrem. || Re’si senei maliye («malî yıl başı»), 1 mart. || Re’si senei milâdieye («milâdî yı­lının başı»), 1 ocak veya 14 ocak. || Re’si senei rumiye («rumî yılının başı»), 1 ocak, 14 ocak veya 1 mart. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE’S hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RERES (Demetrio)

Tarih 29 Haziran 2009

RERES (Demetrio), arnavut subayı (XV. yy.). Askerleriyle birlikte Aragonlu Alfonso I’in hizmetine girdi ve Calabria’daki bir ayaklanmayı bastırdı. Buna mükâfat olarak Calabria’da görevlendirildi (1448).

Kendisin­den sonra gelenler, Amato, Andali, Arietta Casalnuovo, Vena ve Zangarona bölgelerinde arnavut kolonileri kurdular. İki oğlu, as­kerlerinin bir kısmını alarak Sicilya’ya geç­ti ve Sicilya’ya arnavut kolonilerini yerleş­tirdiler. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RERES (Demetrio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REQUİENİA

Tarih 29 Haziran 2009

REQUİENİA i. Rudistesler grubundan iki çenetli yumuşakça; sol çeneti çepeçevre sarımlı, sağ çeneti kapak halinde bulunan ka­lın kavkılarına alt tebeşir tabakalarında pek çok rastlanır. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUİENİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REQUİEM

Tarih 29 Haziran 2009

REQUİEM i. Hıristiyan kilisesinde ölüler için okunan dua. || Requiem missa’sı, katolik âyininde, ölülerin ruhunu şad etmek için yapılan ve requiem kelimesiyle başlayan missa.

— ANSİKL. Müz. Requiem missası’nda. Gloria (Tebcil) ve Alleluia (Şükran) bölümleri yoktur. Yani Kyrie (Tanrı Sen Acı) bölümü rahibin duasını takip eder ve Agnus Dei (Tanrı’nın Kuzusu), miserere nobis yerine dona eis requiem sözleriyle son bulur. İlâhi ve vaızdan sonra okunan Dies İrae (Gazap Günü, ölüler Missası), orkestranın kiliseye kabul edilmesinden sonra besteci­lerin üstünde özellikle durdukları bir konu oldu.

XVI. yy.da yalnız ses için requiem yazan başlıca besteciler La Rue, Fevin, J.de Kerle, Morales, Guerrero, Laşssus, Victoria, Palestrina, Anerio, Vecchi, Du Caurroy, Moulinie v.b.ydi. 1650′den sonra dinî müzi­ğin yeni fikirleri benimsemesiyle requiem, üslûp bakımından yas kantatına ve orator-yo’ya yaklaştı; Cavalli, Bassani, Lotti, Caldara, Lully (Dies îrae), Jean Gilles ve Campra; sonraları, XVIII. yy.da Hasse, Michel Haydn, Mozart, Salieri ve Gossec (ölüler Missası) çalgılar eşliğinde güçlü requiem’ler bestelediler. XIX. yy.da Cherubini, Berlioz (ölüler İçin Büyük Missa), Schumann, Liszt, Dvorak, Verdi, Saint-Saens, Faure, Gounod gibi besteciler requiem’e sonsuzluk ve ölü duygusunu soktular. Brahms’ın Alman requiem’i İncil’in metni üstüne ya­zılmış büyük bir yas kantatıdır. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUİEM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REQUETE

Tarih 29 Haziran 2009

REQUETE i. (isp. k.). XIX. yy.da, Carlos ordularında gönüllü savaşçı (1833-1872). || 1936-1939 ispanya iç savaşında Carlos taraf­tarlarınca özellikle bask illerinde silâh altına alınarak Franko’nun safında savaşan birlik­lere katılmış asker. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUETE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y)

Tarih 29 Haziran 2009

REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y), ispan­yol valisi ve siyaset adamı (Barcelona 1528-Brüksel 1576).

Roma’da büyükelçi iken (1563) Pius V’i, Türklere karşı bir bir­lik kurmağa teşvik etti. Don Juan d’Autrich’in tuğamirali olarak ona giriştiği Tu­nus seferinde ve inebahtı (Lepanto) de­niz savaşında yardım etti (1571). Ertesi yıl Milano valisi, sonra Hollanda’da Alba dü­künün yerini aldı (1573), genel af ilân et­ti; Alba dükünün kurmuş olduğu olağan­üstü mahkemeyi lağvetti ve Sessiz Willem I ile görüşme ortamı hazırladı.

Anvers gar­nizonunun ayaklanması, Leiden’ı ele ge­çirmesine (ekim 1574) engel oldu. Fakat Nimegue yakınında Nassau kardeşlere kar­şı Mook zaferini kazandı. Zeeland’ı fethet­mek üzere iken hummadan öldü. Correspondencia Politica’sı (Siyasî Mektuplar) I892′de yayımlandı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REQUENA

Tarih 29 Haziran 2009

REQUENA, ispanya’da (Valencia ili) şe­hir, Valencia’nm batısında; 18 900 nüf. Gü­zel manzaralı eski şehir. Tafta ve kadife. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUENA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPUPLİCAN RİVER

Tarih 29 Haziran 2009

REPUPLİCAN RİVER, A.B.D.’de ırmak, Kansas’ ın kolu (sol kıyı); 850 km. Kayalık Dağlar’dan iner ve çok kurak iklimli bir bölgede akar. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPUPLİCAN RİVER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPUDİUM

Tarih 29 Haziran 2009

REPUDİUM i. (önek re ve pudere, utanmak’tan lat. k.). Rom. huk. Nişanlılardan veya karıkocadan birinin veya velayeti altın­da bulundukları kimsenin talep edebileceği nişanı veya evliliği bozma (talâk) hakkı. (Confarreatio ile evlilik halinde, bu imkân­sızdı ve ilk yüzyıllarda karının repudium hakkı yoktu.) [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPUDİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPTANTİA

Tarih 29 Haziran 2009

REPTANTİA i. Tatlı su yengeci, ıstakoz, langust, pavurya gibi yürüyücü on ayaklı kabuklular grubu, (üç alttakıma ayrılır: macrura, anomura ve brachyura; bunların hepsi özellikle karın kısmiyle birbirinden ayırt edilir.) [L]

Republica (DE). Bk. DEVLET.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPTANTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPPE (Walter)

Tarih 29 Haziran 2009

REPPE (Walter), alman kimyacısı (doğ. Göringen, Eisenach 1892). Ludwigshafen’de Badische Anilinund Sodafabrik’in araştırma şefi ve müdürü oldu.

Vinilik, akrilik, butadien, yüksek alkoller, asitler v.b. gibi organik ürünlerin sentezi konusunda yaptığı araştırmalarıyle tanındı; orijinal sentez sistemleri ortaya koyarak, özellikle asetilen, etilen ve karbon oksit sentezleri alanında inceleme­ler yaptı; hazırladığı birçok kimyasal karı­şım için çeşitli bröveler aldı.
Başlıca eseri: Neue Entwicklungen auf dem Gebeit der Chemie des Acetylens und des Kohlenoxyds (Asetilen ve Karbonoksit Kimyasmdaki Yeni Gelişmeler) [1949]. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPPE (Walter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPNİN

Tarih 29 Haziran 2009

REPNİN, büyük rus prens ailesi (1801′de soyu tükenmiştir).

Başlıca üyeleri:NiKİTA İVANOVİÇ (1668-1726), Büyük Petro’nun si­lâh arkadaşı. Azov seferinde generalliğe yükseldi, Karl XII’ye yenildi ve gözden düştü. Tekrar göze girdi, Poltava’da rus ordusunun merkez kuvvetlerine kumanda et­ti. Riga valisi oldu ve Katerina I tarafından feldmaresalliğe yükseltildi; —

NiKOLAY VASİLYEVİÇ (Petersburg 1734-Riga 1801), Nikita İvanoviç’in torunu. Prusya’da, sonra Polonya’da (1763) elçilik yaptı. Polonya’da isyancıları desteklemekle görevlendirildi. Bu siyasete karşı olmakla beraber, Polonya’­yı rus himayesi altına soktu (1768 diyeti). Türkiye’ye karşı yapılan savaşlara ve Küçük Kaynarca (1774) ile Cieszyn barış müzake­relerine katıldı. 1795′te Estonya ve Livonya valisi oldu. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPNİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPLİK

Tarih 29 Haziran 2009

REPLİK i. (fr. replique). Tiyat. Bir tiyatro oyuncusunun, partöneri veya partönerlerinin iki repliği arasında söylediği, uzun veya kısa diyalog parçası.
|| Özel anl. Bu repliğin, partönere konuşma sırasının geldiğini gösteren son kelimesi veya son cümlesi. || Bir oyuncuya replik vermek, o oyuncunun diyaloguna katılmak.

— Ansikl. Huk. Replik, genel olarak da­vacı tarafından cevap lâyihasının kendisine tebliğinden itibaren on gün içinde verilme­lidir. Bu süre hâkim tarafından, mazeret durumlarında uzatılabilir. Replikte, cevap lâyihasındaki olaylara ve defilere cevap ve­rilir. Bunlar, daha sonra davalının rızası olmadan genişletilemez.

Aynı şekilde, da­vacı replikte sadece cevap lâyihasındaki hu­susları cevaplandırabilir: kendi dava lâyi­hasında ileri sürmediği yeni vakıaları ileri süremez. Bunun için de davalının rızası ge­reklidir. Replik hemen davalıya tebliğ edi­lir. Replik üzerine davalının verdiği lâyiha­ya ise düplik denir. (ML)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPLİCARE

Tarih 29 Haziran 2009

REPLİCARE i. (lat. k.). Rom. huk. Da­vacının, davalının cevap lâyihasına verdiği cevap. (Cevaba cevap da denir.) [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPLİCARE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPİNGTON (Charles A’Court)

Tarih 29 Haziran 2009

REPİNGTON (Charles A’Court), ingiliz su­bayı ve askerî yazarı (Londra 1858-Hove, Sussex 1925).

Afganistan ve Sudan’da hiz­met gördükten sonra, 1902′de ordudan ayrıl­dı ve 1904′ten 1918′e kadar Times’ın sonra Morning Post’un askerî muhabirliğini yap­tı. Birinci Dünya savaşı üstüne birçok eser yazdı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPİNGTON (Charles A’Court) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPİN (İlya Yefimoviç)

Tarih 29 Haziran 2009

REPİN (İlya Yefimoviç), rus ressamı (Çuguyev 1844-Kuokkala [bugün Repino, Ka­relya] 1930). Geziciler (peredvijniki) gru­bunun üyesi, 1870′te Volga Yedekçileri (Burlaki na Volge) adlı tablosuyle ün ka­zandı.

Bu eserde zincirini çeken rus hal­kının bir sembolü görülür. Tarihî tablo­larla şöhretini pekiştirdi: Oğlunun Kadav­rasını Seyreden Korkunç İvan, Zaporog Kazakları, Musorgskiy ve çalışma masasında Tolstoy gibi pek çok portre yaptı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPİN (İlya Yefimoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Repetundis (de)

Tarih 29 Haziran 2009

Repetundis (de). Rom. huk. Yüksek me­murların rüşvet almalarını önlemek için çı­karılan birçok kanuna (Calpurnia, Junia, Acilia, Servilia, Julia kanunları) verilen ad. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Repetundis (de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPETEK

Tarih 29 Haziran 2009

REPETEK, S.S.C.B.’de (Türkmenistan) ta­rım incelemeleri ve araştırmaları istasyonu. Çarcu ile Merv (Marıy) arasında.

Bu kurak bölgede, kumların ilerlemesini durdurmak ve tarım imkânlarını araştırmak için çeşitli denemeler yapılır. Karakul koyunları yetiş­tiriciliği. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPETEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPERTUVAR veya REPERTUAR

Tarih 29 Haziran 2009

REPERTUVAR veya REPERTUAR i. (lal. reperire, bulmak huk. lat. repertorium, envanter’den fr. repertoire). Tiyat. Bir ti­yatronun sahneye koymak üzere seçtiği pi­yeslerin listesi: Şehir tiyatrosunun repertuvarı. || Bir oyuncunun öğrendiği ve oyna­dığı rollerin listesi: Naşid’in repertuvarı.

— Müz. Bir topluluğun veya bir solocunun, bir şarkıcının programında yer alan parça­lar. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPERTUVAR veya REPERTUAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPASÖZ

Tarih 29 Haziran 2009

REPASÖZ i. (fr. repasseuse”den). Tekst. Ştrayhgarn yün iplikçiliğinde, üç taraklı asortiman’ların açma tarağı ile fitil tarağı arasıda yer alan tarak grubu. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPASÖZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REP

Tarih 29 Haziran 2009

REP i. (Röntgen Equivalent Physique’ten). Nükl. Enerji cinsinden tanımlanan ışınım miktarı birimi.

— ANSiKL. Rep, bir röntgenlik X ışınlarının bir gram suda meydana getirdiği enerji da­ğılımına eşit bir dağılım yapan ışınım mik­tarıdır. Resmî niteliği olmayan bu birim, rad’a yakın değerdedir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REP hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOTOM

Tarih 29 Haziran 2009

REOTOM i. (fr. rheotome). Elektroradyo­loji. Bir akımın geçiş süresinin, hızlı kası­lan bir kasın uyarılmasında nasıl etki gös­terdiğini incelemek için kullanılan cihaz. (Kaslardan, çok kısa aralıklarla ve gayet hassas bir şekilde doğru akım geçirmeğe ya­rar.) [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOTOM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOTAKSİ veya REOTROPİZM

Tarih 29 Haziran 2009

REOTAKSİ veya REOTROPİZM i. (fr. rheotaxie veya rheotropisme’den).

Biyol. Bir su akıntısının hayvanlarda meydana getir­diği zorunlu yönelim tepkisi. (Hayvan su­yun aktığı yöne doğru giderse reotaksi po­zitif, akıntıya karşı giderse, reotaksi negatif­tir.) [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOTAKSİ veya REOTROPİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOSTALI

Tarih 29 Haziran 2009

REOSTALI sıf. (reosta’dan reostali). Elektr. Reostası olan.

— Dy. Reostalı fren, elektrikli çerde kulla­nılan fren sistemi, motorlar üreteç olarak çalışır ve akımı dirençler üzerine verir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOSTALI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOSTA

Tarih 29 Haziran 2009

REOSTA i. (fr. rheostat). Elektr. Bir devre­de, bağlantıları sökmeden direnç ayarı yapa­bilmek için değişken direnç olarak kullanı­lan âlet.

|| Ayar reostası, elektrikle ilgili bir büyüklüğü (şiddet, direnç v.b.) belli bir süre için belli sınırlar arasında ayarlamağas yarayan reosta. Asenkron motor hız ayar reostası, bir asenkron motorun hızını ayar­layan reosta. Asenkron motor yol verme reostası, rotoru sargılı asenkron bir motorun rotor sargılarına bağlanan reosta. || Geri­lim ayar reostası, bağlantıları sökmeden, bir devredeki gerilimin değerini değiştirebilen direnç. || Hız ayar reostası, bir makinenin hızını veya motor çiftini sürekli şekilde ayar­layan reosta. \\ ikaz reostası, bir makinenin uyarma akımını ayarlayan reosta. || Yol verme reostası, ilk hareket sırasında bir ma­kinenin yuttuğu akımı sınıflayan ve makine çalışma rejimine ulaştığında dirençleri dev­reden çıkarılan reosta. (İlk hareket reostası da denir.) || Yükleme veya şarj reostası, üreteçlerin yükleme denemesinde elektrik enerjisini soğurmağa yarayan reosta.

— ANSİKL. Reostalar elle veya otomatik olarak kumanda edilebilir. Otomatik kuman­dalı reostalarda, dirençlerin devreden çıka­rılması kontaktörlerle sağlanır; bu kontaktörler de kronometrik rölelerle harekete ge­çirilir.

Dirençler madenî (mayşor, çelik, özel dökme demir) veya sıvı (elekrolitik re­osta) olabilir. Yol verme reostaları, ilk ha­reket anında veya makineye her yol verişte, gelen aşırı akımı sınırlayacak şekilde hesap­lanmalıdır, îlk harekette akım şiddeti ola­rak, nominal akım şiddetinin 1,5 katı kabul edilir. Kaldırma makinelerinin motorları için, genellikle nominal akım şiddetinin 2,5 katı­na eşit ilk hareket şiddeti hesaplanır; bu­nun sebebi iyi bir ilk hareket çifti elde et­mektir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOMETRE

Tarih 29 Haziran 2009

REOMETRE i. (fr. rheometre’den). Galvonometre’nin eski adı. || Değişen basınçlar altında debisi sabit kalan akışkanları ölç­meğe yarayan âlet. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOMETRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOLOJİ

Tarih 29 Haziran 2009

REOLOJİ i. (yun. reos, akım ve logos, bilim’den fr. rheologie). Maddelerin katılığını, esnekliğini, viskozitesini ve genel olarak akışını inceleyen fizik dalı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOLOJİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOGRAF

Tarih 29 Haziran 2009

REOGRAF i. (fr. rheographe). Elektr. Bir elektrik akımının şiddet değişimlerini gra­fik halinde kaydeden âlet. (Abraham reografı, hareketli parçalarının eylemsizliği ve sönümü elektrik devreleriyle dengelenen bir çeşit osilograftır.) [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOGRAF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REOBAZ

Tarih 29 Haziran 2009

REOBAZ i. (fr. rheobase). Fizyol. Uzun sü­re bir sinire veya kasa uygulanınca sinir ve­ya kasın irkilmesini sağlayan en küçük elektrik akımı şiddeti. Bk. KRONAKSİ. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOBAZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REO

Tarih 29 Haziran 2009

REO—, yun. reos, akım’dan alınan ve bir­çok kelimenin yapısına giren önek. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMBRANDT

Tarih 29 Haziran 2009

REMBRANDT (Rembrandt Harmenszoon VAN RİJN, — denir), hollandalı ressam ve gravürcü (Leiden 1606-Amsterdam 1669).

Ba­bası değirmenci, anası bir fırıncı kızıydı. Çok dindar olan ana, oğlunu her gün yük­sek sesle incil’den parçalar okuyarak yetiş­tirdi. Rembrandt Latin okuluna gönderildi, 1620′de Leiden üniversitesine yazıldı; fakat küçük yaştan beri resme büyük bir eğilimi vardı. Zayıf bünyesi yüzünden babasının ye­rini alamayacağı anlaşılınca, ressam ve gra­vürcü olarak Leiden’de Jacob Van Swanenburg’un (1620-1623) sonra Amsterdam’da Pieter Lastman’ın (Caravaggio’ya hayrandı) [1623-1624] ve Jacop Pîjnas’ın yanına gön­derildi.

1625′te Leiden’e dönerek tek başına çalışmağa başladı. Babasının ölümünden sonra (1630) kesin olarak Amsterdam’a yer­leşti.
Rembrandt’ın ününü sağlayan ilk önemli Eseri Doktor Tulp’un Anatomi Dersi’dir (1632). Amsterdam’da, Van Uylenburgh adlı zengin bir tacirin evinde kalıyordu. Bu tacirin Friesland sarayında danışman olan babası Rembrandt’m estamplarından bir kıs­mını bastırmıştı. Van Uylenburgh’un Saskia adlı bir de kızkardeşi vardı. Yakınlarının karşı koymalarına rağmen Saskia 1634′te Rembrandt ile evlendi. Valinin himayesi al­tında geçen sekiz yıllık maddî ve manevî başarılar, parlak bir hayat ve mutlu bir ev­lilik süresince Saskia’nın güzelliği ve zerafeti ressamın başlıca tema’sı oldu (çeşitli desenler, gravürler, yağlıboyalar). Ama ara­ya üzüntüler de girdi: 1636, 1638 ve 1640′ta ilk 3 çocuğunun ölümü; 1640′ta Rembrandt’ın annesinin ölümü, 1642′de Saskia da ölün­ce Rembrandt 1641′de doğan oğlu Titus ile yalnız kaldı.

O sırada çok para kazanıyor­du. Jodenbreestraat’taki evi her çeşit değer­li sanat eşyasıyle doluydu (Raffaello, Van Eyck ve Giorgione’den yağlıboya tablolar; antika mermerler; Dürer, Cranach, Callot, Rubens ve Mantegna’dan gravürler; Bruegel’den desenler, iran minyatürleri, Saskia’ya giydirmekten zevk aldığı için ipeklileri; mücevherler ve altın zincirler, porselenler, silâhlar, tabiî veya egzotik ilgi çekici eşya, değerli mobilyalar).

Rembrandt borsa oyunlarına giriyor ve hesapsız para harcıyor­du. Saskia’nın Ölümü sırasında bitirdiği Ge­ce Devriyesi adlı tablo ısmarlayanlar tara­fından beğenilmedi; bu, portre geleneğinden kopan kolektif bir portreydi: ciddî bir poz alarak hareketsiz şekilde dizilmiş kişiler ye­rine etkili ve yaşanmış bir sokak sahnesi. Şaşkına dönen halk bile tabloyu beğenmedi. Satışlar seyrekleşti. İşsiz kalan Rembrandt tefecilere başvurmak zorunda kaldı. Hindistan’a deniz nakliyatı yapmayı denediyse de başarı sağlayamadı. Bu malî güçlüklere, Titus’un sütannesinin, aleyhine açtığı rezalet yaratan bir davanın sıkıntısı da eklendi.

1645′te Hendrickje Stoffels adlı yirmi beş yaşındaki bir köylü kızını hizmetçi olarak yanma aldı. Oğlunun geleceğini güvenlik al­tına almak isteyen Saskia’nın bıraktığı vasi­yetin bazı önleyici maddeleri olmasaydı Rembrandt hiç kuşkusuz bu kızla evlenecek­ti. Zaten Menno Simonnis’in anabatist mez­hebine girmesiyle bozulan ünü, bu kızı ha­yatına sokmasıyle daha da zarar gördü. Hendrickje Stoffels’i çıplak olarak gösteren Batşeba Yıkanırken adlı tablo ahlâksızlıkla suçlandı. Bu arada doğan Corneila adlı kız­ları 1654′te küçük yaşta öldü. Rembrandt’ın, devrin büyük kişileri yerine, model ola­rak ihtiyarları, yoksul insanları, komedi sa­natçılarını ve hattâ zencileri alması da ayrı­ca hoş karşılanmıyordu. 1656′da ikinci Ana­tomi Dersi’ni yaptığında alacaklıları harekete geçti; 1657′de mallarının envanterini çıkarttılar; bu da iflâs ve bütün mallarının açık artırmaya çıkarılmasıyle sonuçlandı. Rembrandt bir han odasına sığındı. Sonra Hendrickje ve Titus ile beraber Amster­dam’da Portekizliler sinagogu yakınında Rozengracht yahudi mahallesine yerleşti.

Ba­sit bir evde oturuyor, küçük çapta gravür, yağlıboya tablo ve enteresan eşya ticareti yapıyorlardı. Bu sırada ingiltere’de Yorkshire bölgesinde Hull’a birkaç aylık bir gezi yapan Rembrandt Amsterdam’a dönerek Kumaşçı Loncaları adlı tablosunu çizdi. Bu arada belediye binası için yaptığı Julius Civilis’e Suikast adlı tablosu reddedildi. 1662′de Hendrickje Stoffels’in ölümüyle kesin bir mutsuzluğa düştü; Hendrickje ressama re­sim sanatının yarattığı, gerçekten heyecan veren güzel kadın tiplerinden birini ilham etmiş ve ona muhtaç olduğu bağlılık ve iyi­likle destek olmuştu. Onun ölümünden son­ra yedi yıl daha yaşadı.

Birlikte çalıştığı Ti­tus dışında herkes tarafından terk edilmişti. Ondan bir yıl önce de Titus öldü. Bütün dünya müzelerinde Rembrandt’ın yüzlerce tablosu muhafaza edilmektedir. Louvre’da yirmiden fazla resmi vardır.

Bunlar arasında en ünlüleri: Düşünen Filozof (1633), Kenarsız Bir Şapka ve Altın Bir Zin­cir Takmış Rembrandt’m Portresi (1634), Melek Rafael Tobiaş’tan Ayrılırken (1637), Kutsal Aile (1640), Emvas Hacıları ve İyi Yürekli Samiriyeli (1648), Hendrickje Stof­fels’in Portresi (1652′ye doğr.), Batşeba Yı­kanırken (1654), Derisi Yüzülmüş öküz (1655), Yaşlı Adam Portresi (1660), Aziz Matta (1661). Rembrandt’m öbür önemli e-serleri arasında, Amsterdam’da Rijksmuseum’daki (Gece Devriyesi, Kumaşçı Loncala­rı, Profesör Jean Dayman’ın Anatomi Dersi, Nişanlı Yahudi Kızı), Berlin müzesindeki (Altın Miğferli Adam), Dresden müzesinde­ki (Ressam, Karısı Saskia ile); La Haye’de Rijksmuseum’daki (Rembrandt’m Annesi, Doktor Tulp’un Anatomi Dersi), Ermitaj müzesindeki (ibrahim’in Oğlunu Kurban Edişi, Haçın İndirilişi, isa ile Samiriyeli Kadın), Londra National gaîlery’deki {ilerlemiş Yaşta Sanatçı) tabloları sayılabilir.

En son gravür katoloğunda (1955) 299′u ger­çek, 98′i de şüpheli 397 eser vardır. Bu gra­vürlerin hemen hepsi Paris’te Bibliotheque Nationale’in Cabinet des Estampes bölü­münde toplanmıştır. Rambrandt gelmiş geç­miş ofort’çulann en büyüğü sayılır. Leiden’de yirmi yaşından beri gravür yapıyordu. Resam asıl üslûbunu 1653′ten sonra buldu. Resim ve gravürleri, üslûp gelişmesi ve seç­tiği konular . bakımından birbirine paralel­dir. Burada, hayatındaki gibi dört dönem göze çarpar: gençlik; Saskia ile mutlulu­ğu, acılarla dolu olgunluk; son.

Tevrat ve İncil’den ilham almadığı zaman (bütün kut­sal tarih’i resimlediği söylenir) gerek çevresinden, gerek kendinden (kendi portrele­rinden altmış ikisi bilinirse de bunların yüzü aştığı sanılır) yararlanarak insanı tasvir et­miş ve onun sırrını çözmeğe çalışmıştır, ön­celeri eşya ve canlıları bütün fizik gerçek­leri içinde çizdi, daha sonra ışık-gölge oyun­ları ve eşsiz tekniği (özellikle desenleri şaşır­tıcı bir modern anlayış içindedir) ile, iç dünya gerçeğini yansıtan görünüşü duygu­lu bir yoğunlulukla dile getirmeyi başardı. Rembrandt’ın Jodenbreestraat’taki evi 1906′da müze haline getirildi. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMBRANDT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENYUM

Tarih 29 Haziran 2009

RENYUM i. (Ren nehrinin adından fr. rhenium). Atom numarası 75, atom ağırlığı Re = 186, 31 olan kimyasal element; 1925′te, alman W. ve i. Noddack tarafından, X ışınlarıyle tayfölçümü sayesinde platin ve niyobyum cevherlerinde bulundu.

— ANSîKL. Renyum, 3 150°C’a doğru eri­yen parlak beyaz bir madendir. Yoğunluğu 21′dir; dövülebilir ve haddeden geçirilebilir, özdirenci yüksek olduğu gibi elektron yay­ma gücü de çok fazladır. Kimyasal bakım­dan manganeze benzer. 250°C’ta oksitlenir, halojenlerle birleşir, nitrik ve sülfürik asitler­den etkilenir. Oksitlen arasında en önemli­leri, renik anhidrit ReOs ile perrenik anhidrit’tir Re2O7; bunlara da renat ve perrenat adı verilen tuzlar tekabül eder.

Potasyum permanganata benzeyen potasyum perrenat KReU4 suda az eriyen renksz bir tuzdur. Renyum üretimi ve uygulamaları son yıllar­da büyük bir artış göstermiştir. Ergime noktası çok yüksek mekanik ve elektrik özellik­leri çok ilgi çekici olduğundan, ateşe daya­nıklı alaşımların yapımında çok kullanılır. Tungstenli alaşımı, yüksek sıcaklıklarda kul­lanılabilen termoelektrik pillerin yapımın­da işe yarar; saf tungstenden daha kolay telleşebilen bu alaşım, darbelere dayanıklı lamba filamanı (akkor ve elektronik lamba­lar) olarak kullanılır. Katalizör olarak da çoğu zaman platine tercih edilir. Renyum genellikle, bakır metalürjisinin alt ürünü olan molibdenit’ten elde edilir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENYUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENTSCHLER (Harvey Clayton)

Tarih 29 Haziran 2009

RENTSCHLER (Harvey Clayton), amerikalı fizikçi (Hamburg, Pennsylvania 1881 -East Orange, New Jersey 1949).

1908-1917 Arasında Missouri üniversitesinde fizik ders­leri verdi. Westinhouse Elektrik ve İmalât şirketine girdi (1917), daha dayanıklı am­pul telleri yapmak amacıyle uranyum tuz­larından saf uranyum elde etti (1922). Uran­yumun ergime derecesinin tungsten’inkinden çok daha düşük olduğu anlaşılınca, bu pro­je yarıda kaldı, ama şirket nükleer fizik alanında çalışan üniversite ve araştırma laboratuvarları için az miktarda uranyum elde etmeğe devam etti.

1942 Başlarında, Chicago üniversitesinin Metalürji laboratuvarı şefi Arthur H. Compton’un isteği üzerine Rentschler, deneylerde kullanılabilecek bir mik­tar uranyum elde etti. Ayrıca daha önce Robert F. James ile birlikte bakteri öl­dürücü ilk lamba olan «Sterillamba»yı ge­liştirmişti. Bu lamba, yiyecekleri korumak­ta ve cerrahî alanında ameliyat odalarını sterilize etmekte kullanılmaktadır. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTSCHLER (Harvey Clayton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENTİNG

Tarih 29 Haziran 2009

RENTİNG i. (ing. to rent, kiralamak’tan). Tipleri standartlaşmış malzeme kiralama şekli (vagon, ,kamyon bazı bayındırlık malzemesi,şantiyelerdeki seyyar tesisler, elektronik muhasebemakineleri v.b.)

[ Leasing veya krediyle ödünç verme'den farklı ola­rak renting, belirli bir süre için alelade bir kiralama şeklidir: kararlaştırılan kira bede­li kiralanan malzemenin bakımını da kap-sadığndan, kira mukavelesinde bir satış vaa­di maddesi yoktur.) [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENTERİA

Tarih 29 Haziran 2009

RENTERİA, İspanya’da (Bask ülkesi, Guipuzcoa ili) şehir, Oyarzun ırmağı kıyısında; 18 600 nüf. Metalürji. Kurşun rafinerisi. Kâ­ğıt fabrikaları. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENTENMARK

Tarih 29 Haziran 2009

RENTENMARK i. Birinci Dünya savaşı sonunda Almanya’daki para enflasyonunu durdurmak üzere, 13 ekim 1923 tarihli ka­nunla kabul edilen geçici alman parası.

— ANSİKL. Helfferich tarafından tasarla­nan, daha sonra Hilferding ve Luther tara­fından değişikliğe uğratılan para sistemin­den çıkan Rentenmark, millî ekonomi üstün­de tesis edilen ipotekli bir borca dayanıyor­du. Rentenmark, Deutsche Rentenbank ta­rafından ihraç edildi ve
15 ekim 1923′ten 11 ekim 1924′e kadar tedavülde kaldı. 12 Ka­sımda Dr. Schacht para işleri müşavirliğine getirilince, emisyon 15 kasımda başlatıldı ve 20 kasımda 1 trilyon kâğıt mark bir Ren­tenmark karşılığında değiştirilmeğe başlan­dı.

Emisyon tavanının 1 200 000 000 Renten­mark olarak tespiti, tecrübenin başarısını sağladı. 30 Ağustos 1924 tarihli bir kanunla Rentenmark, Reichsmark lehine tedavülden kaldırıldı. İkinci Dünya savaşında yeniden bir Rentenmark emisyonu yapıldı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTENMARK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ren şarapları

Tarih 29 Haziran 2009

Ren şarapları, yalnız Basel’den Köln’e ka­dar Ren nehrinn yamaçlarında yetişen üzüm­lerden değil, aynı zamanda Neckar, Main, Moselle, Saar, Nahe ve Aare gibi çevre vâdilerindeki üzümlerden yapılan şarapların genel adı.

Bunlar arasında, Rheingau ya­maçlarının ünlü mahsulleri ayrı bir yer tu­tar. Ren şaraplarının başlıcaları şunlardır: Moselle, Saar, Ruwer’irî meyveli ve kokulu şarapları; Orta Ren havzasında Koblen’in kuzey ve güneyinin tatlı şarapları; Ren’in sol yakasında Worms, Alzey ve Bingen arasında yapılan hafif veya sert şaraplar; Pfalz’ın ince, tatlı ve kokulu; Rheingau’nun seçkin ve güzel kokulu; Nahe’nin lezzetli şa­rapları.

Ren şarapları genellikle beyazdır ve en iyi­leri de Riesling üzümünden yapılır. Ama bazı yerlerde çok iyi kırmızı şaraplar da çıkar. Alsace’da yapılan köpüklü şaraplar meşhurdur. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren şarapları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENSO

Tarih 29 Haziran 2009

RENSO i. (fr. rinceau). Mim. Yapraklı ve bazen de çiçekli, meyveli ince dalların dı­şarıdan içeriye doğru kıvrılıp birbirine do­lanarak helezonlar halinde devam etmesin­den meydana gelen oyma ve kabartma süs. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENSO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ren paktı

Tarih 29 Haziran 2009

Ren paktı, 16 ekim 1925′te Luzern’de im­zalanan sözleşme. Bu sözleşmeye göre, Al­manya, Belçika ve Fransa, Ren bölgesinde statu quo’yu İtalya ile İngiltere’nin garantisi altında muhafaza etmeyi taahhüt ediyordu. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren paktı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENOUVİN (Pierre)

Tarih 29 Haziran 2009

RENOUVİN (Pierre), fransız tarihçisi (Pa­ris 1893). Eski bir muharip olarak 1914 Sa­vaşının kaynakları üstünde araştırmalar yap­tı:

Les Origines immediates de la Guerre de 1914 (1914 Savaşının Dolaysız Kay­nakları) [1925]. Savaşın daha uzak kay­naklarını, sonradan 1926′dan 1939′a ka­dar Camille Bloch ile birlikte yönettiği Revue d’Histoire de la Guerre Mondia-le’de (Dünya Savaşı Tarihi Dergisi) [17 cilt], Crise Economique et la Premiere Guerre Mondiale’âe (İktisadî Kriz ve Bi­rinci Dünya Savaşı) [«Peuples et Civili-sations»], cilt XIX, 1934] ve başka yazarlarla birlikte yazdığı Paix Armee et la Grande Guerre (Silâhlı Barış ve Büyük Savaş) [«Cilio», cilt IX, 2; 1939] adlı eserlerinde incele­di.

Milletlerarası ilişkilerde uzmanlaştı. öbür eserleri: La Question d’Extreme-Orient, 1840-1940 (Uzakdoğu Meselesi, 1840-1940) [1946] ve Histoire des Relations İnternati-onales (Milletlerarası İlişkiler Tarihi) [cilt, 1953-1958]. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOUVİN (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENOUVİER (Charles)

Tarih 29 Haziran 2009

RENOUVİER (Charles), fransız filozofu (Montpellier 1815-Prades 1903). Fransız ye­ni eleştirimciliğinin başlıca temsilcisi. Leibniz ve Kant’ın büyük ölçüde etkisinde kal­dı.

Başlıca eserleri: Essais de Critique Ge­nerale (Genel Eleştiri Denemeleri)
[1854 -1864], Uchronie (1857), Philosophie Analytique de L’Histoire (Tarihin Analitik Fel­sefesi) [1896], La Nouvelle Monadologie (Yeni Monadoloji) [1899], Histoire et Solu-tion des Problemes Metaphysiques (Meta­fizik Meselelerin Tarihi ve Çözümü) [1901], Le Personnalisme (Kişicilik) [1903]. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOUVİER (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETİKÜL (veya AĞCIK)

Tarih 29 Haziran 2009

RETİKÜL (veya AĞCIK), lat. Reticulum, güney gökküresinde küçük takımyıldız; gü­ney kutbunun 40° dolaylarında yer alır ve aynı yükselimde bulunan 0,6 kadirdeki Asernar (a Irmak) yıldızından iki saat son­ra gözlenir. Bu takımyıldızda dikkate de­ğer yıldız yoktur. Bk. Gökyüzü. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİKÜL (veya AĞCIK) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETİKÜL

Tarih 29 Haziran 2009

RETİKÜL i. (fr. reticule). Opt. Birbirini dik açıyle kesen çok ince iki telin kesişme noktasını merkez kabul eden, yer ve gök dürbünlerinde nişan almağa yarayan yuvarlak delikli disk. (Telemetrelerin retikülleri çok daha karışıktır; bunlar, bir cam lama üzerinde gravür metotlarıyle yapılır.) [KIL AĞI da denir.] (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİKÜL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETİCULUM

Tarih 29 Haziran 2009

RETİCULUM, Retikül veya Ağcık takım­yıldızının latince adı (kısaltılması: [Ret]).[L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİCULUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETİCULARİA

Tarih 29 Haziran 2009

RETİCULARİA i. Paleontol. Karboniferde bulunan fosil kolsuayaklı hayvan. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİCULARİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETİCELLİ

Tarih 29 Haziran 2009

RETİCELLİ i. («ağ» anlamında ital. k.). XV. yy.da Venedik’te, filigranlı iki cam tabakasını kareler ve ağlar meydana geti­recek şekilde üst üste koyarak yapılan cam işi. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİCELLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETİARİUS

Tarih 29 Haziran 2009

RETİARİUS i. (lat. rete, ağ’dan lat. k.). Esk. Rom. Elinde üç dişli bir mızrakla bir hançer ve bir balık ağı taşıyan glad­yatör; bu ağ ile, tepeden tırnağa silâhlı olana hasmı mirmillo’nun üstüne atılırdı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİARİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETHYMNON

Tarih 29 Haziran 2009

RETHYMNON, türk. Resmo, esk. Rethymne, Yunanistan’da şehir, Girit’in kuzey kı­yısında, il idare merkezi; 13 600 nüf.

—Rethymnon ili, 72 200 nüf. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHYMNON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rethondes mütarekeleri

Tarih 29 Haziran 2009

Rethondes mütarekeleri, Rethondes ga­rının yakınında, Compiegne ormanında, bir demiryolu vagonunun içinde iki önemli mü­tareke imzalanmıştır.

Müttefikler ile Al­manlar arasında 1 ekim 1918′de imzalanan birinci mütareke ile Birinci Dünya savaşı fiilen sona ermiş oldu. Müttefiklerin yüce savaş konseyi tarafından 4 ekim günü Versailles’da kararlaştırılan mütareke şartları 8 ekimde Almanlara bildirildi. Mütareke Versailles antlaşmasının imzalanmasına (28 ha­ziran 1919) kadar yenilendi.

— 22 Hazi­ran 1940′ta imzalanan ikinci mütareke kısa bir savaştan sonra yenik düşen Fransa’­nın Almanya’ya başvurması üzerine yapıl­dı. Mareşal Petain 17 haziranda mütareke istemeğe karar vermişti. General Kuntziger’in başkanlığındaki fransız heyeti, 1918 mütarekesinin imzalandığı yerde bir tren vagonunda 21 haziran günü Hitler tarafından kabul edildi. Ateşkesme tarihi’ olarak da 25 haziran günü seçildi; bu geciktirmeye sebep daha önce Roma’nın yakınındaki İncisa ali Olgiata’da İtalya ile mütarekenin imzalanmasına imkân vermekti. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rethondes mütarekeleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETHEL (Alfred)

Tarih 29 Haziran 2009

RETHEL (Alfred), alman ressamı ve desinatörü (Diepenbend, Aachen yakınları 1816 – Düsseldorf 1859).

Aachen belediye konağının duvar resimleri (1847) ve desen­lerine göre oyulmuş ölüler Dansı ona, Dürer geleneğine bağlı kalmasına rağmen AL­MAN DELACROiX’Si lakabını kazandırmış­tır. Sanatçı 1852′de delirdi. Eserleri alman müzelerindedir (Aachen, Berlin, Dresden, Düsseldorf, Frankfurt, Leipzig, Stuttgart). [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEL (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETHEL (Alfred)

Tarih 29 Haziran 2009

RETHEL (Alfred), alman ressamı ve de-sinatörü (Diepenbend, Aachen yakınları 1816 – Düsseldorf 1859).

Aachen belediye konağının duvar resimleri (1847) ve desen­lerine göre oyulmuş ölüler Dansı ona, Dürer geleneğine bağlı kalmasına rağmen AL­MAN DELACROiX’Si lakabını kazandırmış­tır. Sanatçı 1852′de delirdi.
Eserleri alman müzelerindedir (Aachen, Berlin, Dresden, Düsseldorf, Frankfurt, Leipzig, Stuttgart). [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEL (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETHEBERG (Elisabeth)

Tarih 29 Haziran 2009

RETHEBERG (Elisabeth), amerikan uy­ruklu alman kadın şarkıcı (Schwarzenberg 1894). Piyano ve şarkıya çalıştı, sanat ha­yatına 1915′te başladı, konserlerde ve ope­retlerde şarkı söyledi.

Dramatik soprano olarak kendini kabul ettirdikten sonra, ‘New York’a yerleşerek 1922′den 1942′ye kadar Metropolitan’da çalıştı, bu arada büyük avrupa şehirlerinde de sahneye çıktı. Yüzden fazla rol ve bin lied’i içine olan çok ge­niş bir repertuvara sahiptir. R. Strauss’un Mısır’lı Elena’sını ilk oynayan sanatçıdır (192S). [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEBERG (Elisabeth) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETH (Alfred)

Tarih 29 Haziran 2009

RETH (Alfred), macar asıllı fransız ressa­mı (Budapeşte 1884-Paris 1966). 1905′te Pa­ris’e yerleşti.

Orada Jacques-Emile Blanche’ın öğrencisi oldu, kübizmle, sonra soyut sanatla uğraştı, boyalarına kum, kömür to­zu, yumurta kabuğu karıştırarak yeni mal­zeme elde etme yollarım aradı. Art Moderne müzesinde eseri vardır (Hubin Res­toranı, 1912). [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETH (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rendu – Osler hastalığı

Tarih 27 Haziran 2009

Rendu – Osler hastalığı, kan damarların­daki bir anomaliye bağlı irsî hastalık; klinik olarak kanamalar (çoğunlukla burun kanamaları), anatomik olarak deri ve mukozalardaki kılcal damar ve damarcıkların genişlemesiyle (telanjiyektazi) belirir. (Has­talığın adı fransız hekimi Henri Rendu [1844-1902] ile ingiliz hekimi William Os­ler’den [1849-1919] gelir.) [L]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rendu – Osler hastalığı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENDSBURG

Tarih 27 Haziran 2009

RENDSBURG, Almanya’da (Batı Alman­ya, Schleswig-Holstein) şehir, Kuzey Denizi’nden Baltık denizine ulaşan kanal kı­yısında; 35 300 nüf. XIII. yy.dan kalma kilise; XVI. yy.dan kalma belediye sara­yı. Sanayi ve ticaret merkezi: çelik fabri­kaları, tersaneler, makine yapımı, dokuma sanayii.

— Tar. Rendsburg daha Ortaçağda kale olarak kullanılırdı. 1848-1851 Arasında Holstein isyancıları geçici hükümetlerini bu­rada kurdular. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDSBURG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENDRA (Wiilibrordus S.)

Tarih 27 Haziran 2009

RENDRA (Wiilibrordus S.), indonezyalı ya­zar (Surakarta 1935).

Christopher Fry’den ve lonesco’dan tercümeler yaptı. Şiir ki­taplarında, dille ilgili araştırmalara önem verdi (Çok Sevenlerin Baladı, 1957; Dört Şiir Süiti, 1961). [L]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDRA (Wiilibrordus S.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

« Önceki sayfaSonraki sayfa »