RESMİYET
Tarih 29 Haziran 2009
RESMİYET i. (ar. resm’den resmiyyet). Esk. Resmîlik, resmî olma durumu: İzdivaç ona bir şekil, bir resmiyet gibi geliyordu (Ahmed Rasim). || Ciddîlik, teklifli olma hali: Bugün herkeste bir resmiyet vardı (H. Z. Uşaklıgil).
— DEY. Resmiyete dökmek, (bir işe) resmî bir nitelik vermek, resmî yola sokmak. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİYET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESMİYAT
Tarih 29 Haziran 2009
RESMİYAT (ar. resmi > resmiyye’den res-miyyât).
İda. Esk. Devlet işleri ve işlemlerini ifade eden ortak terim. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESMİ MUSTAFA EFENDİ
Tarih 29 Haziran 2009
RESMİ MUSTAFA EFENDİ, türk tarihçisi (XVIII.-XIX. yy.).
Memiş Paşanın divan kâtipliğini yaptı. Fransızların Mısır istilâsı ve Akkâ kuşatmaları hakkında Vekayiname adlı bir eseri vardır. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİ MUSTAFA EFENDİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Resmimahmut mescidi
Tarih 29 Haziran 2009
Resmimahmut mescidi, istanbul’da, Fatih semtinde, Otlukçu yokuşunda mescit. Şeyh-resmimahmudefendi mescidi de denir.
1481′de yaptırıldı. Abdülhamid II’nin şeyhülislâmı Cemaleddin Efendi tarafından onartıldı. Bugün yalnız duvarları kaldı. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resmimahmut mescidi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESMİLİK
Tarih 29 Haziran 2009
RESMİLİK i. (resmî’den resmî-lik). Resmî olma hali, resmiyet. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMİLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Resmî Gazete (T.C.)
Tarih 29 Haziran 2009
Resmî Gazete (T.C.), kanunları, hükümet kararlarını, tüzük ve yönetmelikleri, bir kısım yüksek yargı organı kararlarını halka ve ilgililere duyurmak ve bunları yürürlüğe koymak üzere hükümet adına yayımlanan gazete (kuruluşu 6 haziran 1925).
Başlangıçta resmî tatil ve hafta tatili günleri dışında yayımlanan gazete 21 haziran 1970 tarihinden itibaren pazar günleri de çıkarılmağa başlandı. Gazetenin yayını aksaksız olarak sürdürüldü. Yalnız 1964′te Başbakanlığa bağlı devlet matbaasında greve gidilmesi üzerine Resmî Gazete’nin 11761-11780 sayıları T.B.M.M. matbaasında ve Ankara Merkez Cezaevi matbaasında dizilip basıldı. İlk adı Ceridemi Resmiye olan gazetenin yayınıyle ilgili hususlar 6 haziran 1925 tarihli nüshada yer alan «Resmî Ceride’nin Sureti Muntazamada Neşir ve Tevzii Hakkında talimatname»de belirtildi. Yayın görevi Matbuat ve istihbarat Müdüriyeti Umumiye sine verildi.
1927′de bu görev, 1 haziran 1927 tarihli ve 559 sayılı gazeteden itibaren Başbakanlığa bağlı Müdevvenat Genel müdürlüğüne devredildi. O tarihten beri 70X100 sm ebadında ve sayfa hacmi ihtiyaca göre tespit edilmek üzere çıkarılan Resmî Gazete 1972 yılı başında günlük olarak 35 000 basılmaktaydı ve bunun 12 500′ünü resmî aboneler meydana getiriyor, geri kalanı da özel abonelere gönderiliyor veya millî eğitim yayın evlerinde satılıyordu. 1831′de, Mahmud II zamanında tarihçi Esat Efendinin yönetiminde ve masrafı hazineden karşılanmak üzere, haftada bir defa çıkarılan Takvim-i Vekayi, Resmî Gazete’nin (amacı yönünden ele alındığı takdirde) başlangıcı kabul edilir.
1911′de çıkarılan bir kanunda «Adliye nezaretine irsal olunan kavanin ve nizamat bilâ ihmal Takvim-i Vekayi ile neşir ve ilân ettirilir» hükmü yer aldı.
Takvim-i Vekayi İstanbul hükümetinin resmî gazetesi olarak çıkmağa devam ederken Ankara’da kurulan T.B.M.M. hükümeti 7 ekim 1920′de kendi Ceride-i Resmiye’’sini çıkardı. Bu gazetede 133 kanun yayımlanabildi ve yayıma ara verildiği için 134-338 Sayılı kanunlar Resmî Gazete’de yer almaksızın yürürlüğe girdi.
Ankara hükümetinin Ceride-i Resmiye’si 26 aylık bir aradan sonra 22. sayıdan itibaren Resmî Ceride adiyle tekrar çıktı (13 eylül 1923); fakat 40. sayıda yayımı yeniden durduruldu. Gazetenin 41. sayısı Resmî Ceride adiyle çıktı ve o zamanki Anayasayı değiştiren 364 Sayılı kanun bu gazetede yayımlandı; bu yayım 6 haziran 1925 tarihine kadar aralıklı olarak devam etti. Nihayet 23 nisan 1928′de kabul edilen 1322 sayılı «kanunların ve nizamnamelerin sureti neşir ve ilânı ve meriyet tarihi» hakkındaki kanunla 1911 yılına ait’ hüküm yürürlükten kaldırılarak yayıma hukukî açıklık ve süreklilik getirildi, aynı zamanda organın adı, 17 aralık 1927 günü çıkan 763. sayıdan itibaren «T.C. Resmî Gazete» şeklinde değiştirildi. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resmî Gazete (T.C.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESMÎ
Tarih 29 Haziran 2009
RESMÎ sıf. (ar. resm’den resmî). Kaynağını hükümetten veya yetkili yerden alan: Çünkü resmî makam ve sıfatım buna mani oluyordu (Atatürk).
Bundan on beş sene evvel, memleketimizde yanyana iki lisan yaşıyordu. Bunlardan birincisi, resmî bir kıymete malikti (Ziya Gökalp). || Devletin olan, devlete ait: Rica ederim. Hakaret oluyor! Resmî bir dairede… (Kemal Tahir). // Devletin öngördüğü usullere uygun olarak yapılan: Resmî muamele. Resmî müracaat. // Senli benli olmayan, ciddî, teklifli: Kamuran hemen hemen resmî bir tavırla hafifçe eğildi (R.N. Güntekin). Sakindi, nazikti. Fakat tavrı her zamandan ziyade resmiydi (H.E. Adıvar). || Merasimli bir biçimde yapılan: Resmî karşılama. \\ Resmî elbise, üniforma. || Resmî karşılama, usul ve gereklerine uygun olarak, törenle karşılama.
— Esk. Resim, yazı veya çizgiye ait olan. || Gayri resmî, devlete ait olmayan. || Nim resmî, yarı resmî.
— Dil bil. Resmî dil, bir ülkede kanunla kabul edilmiş olan dil: Türkçe, Türkiye’nin resmî dilidir.
— Huk. Resmî bilirkişi. Bk. BİLİRKİŞİ. || Resmî defter tutma, talep üzerine, terekenin aktif pasiflerinin yazıldığı bir defterin resmî bir makam tarafından düzenlenmesi. (Bk. ANSiKL.) // Resmî evrakta sahtekârlık. Bk. SAHTEKÂRLIK. || Resmî senet, kanunun yetkili kıldığı bir resmî makam tarafından düzenlenen senet. (Bk. SENET.) || Resmî sicil. Bk. SiCİL.// Resmî şekil, yetkili resmî organ tarafından gerçekleştirilen şekil. (Bk. ŞEKİL.) || Resmî tasfiye, miras bırakanın terekesinin resmî bir yolla tasfiye edildikten ve bütün borçlar ödendikten sonra geriye kalan aktifin mirasçılara verilmesi. (Bk. ANSiKL.) || Resmî vasiyetname, kanunun yetkili kıldığı bir makam tarafından belirli şekillere uyularak düzenlenen vasiyetname. Bk. VASİYETNAME.
— ANSiKL. Huk. Resmî defter tutma. Karışık durumda olan bir tereke karşısında mirasçı güç duruma düşebilir. Gerçek durumun anlaşılması kolay olmadığı için, mirası kabul edecek olursa, aktiften çok borç altına girmesi; reddetme halinde ise aktif daha çoksa zarara uğraması ihtimali vardır.Böyle durumlar için kanun mirasçıya bir imkân tanımıştır, bu da tereke için resmî defter tutma’dır.
Mirasın resmî defterinin tutulması mirasçıya iki imkân verir:
1. tereke hakkında açık bir fikir sahibi olur;
2, mirası, tutulan deftere göre kabul ederek, tereke borçlarında sorumluluğunu bir dereceye kadar sınırlar.
Resmî defter tutma, mirasçıların isteği üzerine yapılır. Bunun istisnası, devletin mirasçı olması halidir. Devletin mirasçı olması halinde, terekenin defteri bir talep söz konusu olmaksızın, kendiliğinden tutulur. Resmî defter tutma talebinde bulunmanın süresi bir aydır. Ancak ret süresinin geçmemiş olması lâzımdır. (Bk. MiRAS’ın reddi.) Talep, miras bırakanın son ikametgâhı hâkimine, yazılı veya sözlü olarak yapılır. Talep üzerine, terekenin aktif ve pasiflerini gösteren bir müfredat cetveli hazırlanır.” Miras bırakanın, alacak ve borçluları belli bir süre içinde deftere kayıt olmak için davet edilir. Bu süre, ilândan itibaren bir aydır ve bu süre içinde kaydı yaptırmayan alacaklıların kusurları varsa hakları sona erer.
Resmî defter tutma işlemi yapılırken, çok zorunlu olan idarî işlemler dışında kalan işlemler yapılmaz. Aynı şekilde tereke borçları için mirasçılar aleyhine takibat yapılamaz. Acele olanlar dışında kalan davalar da talik edilir. Son olarak, gerek tereke lehine, gerek tereke aleyhine olan zamanaşımı durur. Resmî defter tutma süresi sona erdikten sonra mirasçılardan her biri karar vermeğe çağrılır. Bu karar verme süresi bir aydır. Ancak hâkim, gerekli olan hallerde müddeti uzatabilir. Mirasçı mirası, tutulan defter gereğince kabul edecek olursa, deftere yazılı olan borçlardan kayıtsız şartsız sorumlu olur. Alacaklının kusuruyle deftere geçirilmemiş olan tereke borcu sona erer. Deftere geçmemede alacaklının kusuru yoksa, o zaman mirasçı bu borçlardan ancak terekeden kendisine düşen pay ile sorumlu olur.
• Kural olarak miras bırakanın ölümü halinde, onun malvarlığı mirasçıların, malvarlığına karışır ve mirasçılar bir yandan bu malvarlığını kazanırken diğer yandan da miras bırakanın borçlarından sorumlu olur. Resmî tasfiye bu karışmayı önler. Bu halde tereke, mirasçıların malvarlıklarına karışmadan, ayrı olarak resmî bir yolla tasfiye edilir ve ancak bu tasfiye sonucu terekede bir aktif kalırsa bu, mirasçılara verilir. Bunun sonucu olarak da, mirasçı, miras bırakanın borçlarından kişisel malvarlığıyle sorumlu olmaz. Alacaklılar, alacaklarını ancak terekeden alabilirler.
Resmî tasfiye talebinde bulunabilecek olan kimseler şunlardır: 1. mirasçılar; 2. miras bırakanın alacaklıları. Alacaklıların resmî tasfiye isteğinde bulunabilmeleri için iki şartın gerçekleşmesi gereklidir. Bu şartlardan birincisi, alacaklıların alacaklarını elde edememelerine ilişkin ciddî sebeplere dayanan şüphelerinin bulunmasıdır, ikinci şart ise, alacaklıların mirasçılara başvurmalarına rağmen kendilerine borcun ödenmemiş veya teminat gösterilmemiş olmasıdır.
Mirasçı ve alacaklılar dışında, mirasçının alacaklıları veya vasiyet alacaklılarının resmî tasfiye talebinde bulunmağa hakları yoktur. Resmî tasfiye talebinin, kural olarak ret süresi içinde, yani üç aylık bir zaman içinde yapılması gerekir. Resmî tasfiye talebi, resmî defter tutmadan sonra ileri sürülmekteyse, süresi bir aydır. Ancak, mirasçılardan biri tarafından ileri sürülen resmî tasfiye talebinin geçerli olabilmesi için, diğer mirasçılardan hiç birinin mirası kabul etmemiş olması gereklidir. Resmî tasfiye talebi, alacaklılar tarafından ileri sürülmekteyse yukarıda açıklanan kural işlemez. Mirasçılar mirası kabul etmiş olsalar bile yine alacaklının talebi kabul edilir. Mirasçılar resmî tasfiyeye engel olmak istiyorlarsa, o zaman tek yol, alacaklının alacağını ödemektir.
Resmî tasfiye, sulh hâkimi tarafından yapılır. Ancak hâkim bunu kendi denetimi altında başka bir kimseye de yaptırabilir. Resmî tasfiyeye karar verilince önce durum alacaklı ve borçlulara ilân edilir ve terekenin defteri tutulur. Resmî tasfiye iki yolla yapılabilir: alelade tasfiye veya iflâs hükümlerine göre tasfiye. Normal yol alelade tasfiye yoludur, iflâs yoluyle tasfiyeye, terekenin aktifinin borçlar] karşılamağa yetmemesi halinde başvurulur. Normal tasfiyede, miras bırakanın alacakları tahsil edilir, borçları ödenir ve yapılmış olan vasiyetleri mahkemece yerine getirilir. Tereke mallarının borçların ödenmesi için paraya çevrilmesi gerekiyorsa, menkul ve gayrimenkul mallarda takip edilecek usul farklıdır.
Menkul malların paraya çevrilmesinde açık arttırma usulüne başvurulması esastır. Ancak mirasçılar anlaşarak, pazarlıkla satışa gidebilirler. Gay-rımenkuller yönünden ise, esas olan İcra ve İflâs kanunu hükümlerine uyulmasıdır. Şayet mirasçılar, pazarlıkla satış veya ihtiyarî açık arttırma yoluna başvurulması üstünde anlaşacak olurlarsa, tasfiye memuru durumu hâkime bildirir. Sulh hâkimi, bu türlü satışın sonucunda borçların tamamen karşılanamayacağı ve açık arttırma ile satış halinde daha fazla bir karşılık elde edileceği kanaatinde olursa, mirasçıların aksine olan anlaşmalarına rağmen, açık arttırma yoluna başvurabilir. Resmi tasfiye tamamlandıktan sonra geriye bir aktif kalmaktaysa, bu aktif mirasçılara verilir. Mirasçılar bu mallar üstünde mirasın açıldığı andan itibaren başlamak üzere iştirak halinde malik olurlar.
♦ Resmîlik i. Resmî olma hali.
♦ Resmiye sıf. Esk. Resmî’nin dişili. || Ha-i resmiye, eski yazıda kelime sonunda a,e sesi veren he harfi. || Suret-i resmiyede, resmî olarak. (M)
RESMİ AHMED EFENDİ. Bk. AHMED RESMÎ EFENDİ.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMÎ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESMETMEK
Tarih 29 Haziran 2009
RESMETMEK blş. geçi. f. (ar. resm ve türk. etmek’ten).
Resmini çizmek. || Belirtmek, şekillendirmek: Ağzı, dudakları muhterisane çizgiler resmediyordu (Vâ-Nû). || Mec. Nakşetmek, işlemek: Ey ruhuna günlerinin matemini resmeden (F. N. Çamlıbel). [M]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMETMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESMEN
Tarih 29 Haziran 2009
RESMEN zf. (resm’den resmen). Resmî. || Usulüne göre, usulünce: O gece, Sultan, Baha Veled’e resmen mürit oldu (N. Araz), olarak, devletçe, devlet adına: Maamafihsiz telgrafı öylece muhafaza ediniz de sabahleyin resmen bir şey yazdıralım efendim (Atatürk).
Resmen gönderilmiş bir tebliğ. || Kesinlikle, açıkça, kati olarak: Neymiş oğlum, sen arapsan biz de resmen zeybeğiz! (Kemal Tahir). Resmen tembelin biridir. || Esk. Yalnız nezaket olsun diye, içten olmayarak, görünüşte: Resme hüsn ü kabul gösterdiyse de memnun olmadığını anladım (Şemseddin Sami). [M]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Res mancipi
Tarih 29 Haziran 2009
Res mancipi (lat. dey.). Rom. huk. Ancak mancipatio yoluyle temlik edilebilen temel mallar (İtalya’daki ‘topraklar, köleler, yük ve sağım hayvanları).
Res nec mancipi, sadece traditio ile devredilebilirdi. Çok eski çağlardan kalan bu ayırım, gene de lustinianos devrine kadar sürüp gitmiştir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Res mancipi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİYEN
Tarih 29 Haziran 2009
RESİYEN sıf. ve i. (fr. rhetien). Jeol. Liyasın alt katına denir. (Resiyen, Triyas ile Hettanjiyen arasında yer alır; Resiyen; Rhaetia Alpleri’nde şistler ve amonitlerle nitelenir; başka yerlerde ise Avicula contorta kapsayan kıyı fasiyeslerindert meydana gelen tabakalar halinde ortaya çıkar.) [L]
RESM i. Bk. resim.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİYEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİTAL
Tarih 29 Haziran 2009
RESİTAL i. (ing. recital > fr. recital). Bir tek sanatçının bir tek çalgıyle verdiği konser: Bir piyano resitali. (Liszt tarafından 1840′ta ortaya atılan bu terim başlangıçta ancak piyanoya uygulanırken zamanla bütün çalgıları, şarkıyı ve dansı da kapsar oldu.) [LM]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİTAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİSTENCİA
Tarih 29 Haziran 2009
RESİSTENCİA, Arjantin’de şehir, Chaco ilinin merkezi, Parana ırmağı kıyısında; 80 100 nüf.
Demiryolu ve sanayi merkezi: deri işçiliği, besin sanayii. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİSTENCİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİS ve RESİSE
Tarih 29 Haziran 2009
RESİS ve RESİSE sıf. (ar. reşîş ve reşîşe). Esk. Yıpranmış, eskimiş. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİS ve RESİSE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİNA
Tarih 29 Haziran 2009
RESİNA, İtalya’da şehir, Campania’da (Napoli ili), Napoli’nin büyük banliyösünde, Vezüv’ün eteğinde; 45 150 nüf. Meşhur şarapları.
— Yakınında Resina’nın eskiden limanı olduğu Herculanum’un yıkıntıları. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Resim ve Heykel sergisi (devlet)
Tarih 29 Haziran 2009
Resim ve Heykel sergisi (devlet), Ankara’da her yıl, resim ve heykel dalındaki eserlerin gösterilmesi için açılan sergi (başlangıcı 1939).
Serginin açılmasındaki amaç sanatı teşvik ve sanatçının gelişmesini sağlayan ortamın hazırlanmasıdır. Bu sergi, maddî imkân olursa İstanbul ve İzmir’de de tekrarlanır, ödüllü sergilerdendir ve I., II. ve III’ye para ödenir. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resim ve Heykel sergisi (devlet) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Resim ve Heykel müzesi
Tarih 29 Haziran 2009
Resim ve Heykel müzesi, İstanbul’da Dolmabahçe sarayının veliaht dairesinde müze (açılışı 1937).
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi müdürlüğüne bağlı bir müdürlükle yönetilir. Sergilenen eserler resim ve heykel konularında iki ayrı bölüme ayrılmış ve sanat akımlarına uygun biçimde, tarih sırasına göre düzenlenmiştir. Müzede primitif sanatçıların (Osman Nuri, Salih Molla Aşkî, Şekûr, Ahmed Bedri, Servili Ahmed Emin, Mustâfa, Fahri Kaptan, Münip, Hüseyin Giritli v.d.); «İkinci kuşak» da denilen klasiklerin (Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi, Hüseyin Zekâyi Paşa, Ahmet Ziya Akbulut, Süleyman Seyit); izlenimcilerin (İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Ali Rıza, Nazmi Ziya, Ruhi Arel, Ahmed Ali, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij, Hikmet Onat v.d.);
1919′dan itibaren her yıl ağustos ayında Galatasaray lisesinde eserlerini sergileyen ressamların (Sami Yetik, Şevket Dağ, Meh-med Ali Lâga, Hasan Vecih Bereketoğlu, Ali Samı Boyar, Mihri Müşfik, Ömer Adil, İsmail Hakkı, Tahsin); kübistlerin (Ali Çelebi, Cemal Tollu, Cevat Dereli, Zeki Kocamemi v.d.); gerçekçilerin (Mahmut Cüda, İlhami Demirci, Şeref Akdik, Ayetullah Sümer, Fahri Arkunlar, Ali Karsan, Yvonne Karsan); çağdaş ressamların (Fikret Mu alla, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Eşref Üren, Elif Naci, Abidin Dino, Zühtü Müridoğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Halil Dikmen, Arif Kaptan, Sab-ri Berkel, Hakkı Anlı, Eşref Üren v.d.); özgür ressamların (Ercüment Kalmık, Neşet Günal, Malik Aksel, İsmail Altınok, Fahrünnisa Zeyd, Aliye Berger, Salih Urallı, Nuri İyem, Selim Turan, Avni Arbaş, Ferruh Başağa, Fethi Karakaş, Hasan Kavruk, Nejat Devrim, Şükriye Dikmen, Selim Turan v.d.); genç neslin (Fethi Kayaalp, Mustafa Aslıer, Orhan Peker, Gündüz Gölönü, Cihat Burak, Cemal Bingöl, Fahir Aksoy, Nedim Günsür, Orhan Tamer, Orhan Kılıç, Adnan Çöker, Devrim Erbil) eserleri vardır. Müzede bundan başka başlangıçtan bugüne kadar türk heykelciliğini temsil eden örnekler de sergilenmektedir (Yervant Oskan, Mehmed İhsan, Mahir Tomruk, Ratip Aşir, Kenan Yontuç, Nişat Sirel, Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Nusret Suman, Hüseyin Acar, Nermin Faruki, Zerrin Bölükbaşı, Tamer Başoğlu, Erdinç Bakla, Mehmet Aksoy, Güdal Duyar, Ali Teoman Germaner, Gezer, Şadi Çalık, İlhan Koman, Kuzgun Sadi öziş, Saim Bugay, Gülten Devres, Alım Karamürsel, Ayla Bulut v.d.). Müzede ayrıca, Halk sanatları ve Seramik bölümleri vardır.
Ayrıca müzenin yabancı sanatçılar bölümünde, Andre Derain, Leopold Levy, Pierre Bonnard, Muguet, Murice Utrillo, Picasso, Henry Matisse, Lurcat, Roul Dufy v.d.nin eserleri yer almaktadır. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resim ve Heykel müzesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİMLİK
Tarih 29 Haziran 2009
RESİMLİK i. (resim’den resim-lik). İçine resim koymak üzere hazırlanmış çerçeve: Gümüş resimlik. || Albüm. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİMLİ
Tarih 29 Haziran 2009
RESİMLİ sıf. (resim’den resim-li). [Gazete dergi v.b. için] İçinde resimler bulunan: Hiç cevap vermedi. Ben resimli gazeteye bakıyordum (M. Ş. Esendal). Resimli çocuk kitapları. \\ Resimli roman, metinle birlikte sunulan resimler dizisi; resmin bulunduğu karenin içinde resmin anlaşılmasına yardımcı olan metin de yer alır.
— ANSİKL. Ed. A.B.D.’de şimdiki halini almadan önce, metinsiz veya bir metni canlandırmak için yapılan resimlerden meydana gelen hikâyeler, resimli roman’ın öncüsü sayılır. Resimli roman, 1880 yıllarında resimli magazinlerin rağbet görmesiyle yayıldı. Bu arada, mizahî dergilerin hızla gelişmesi ve New York basınının iki kodamanı olan Joseph-Pulitzer ile W.R. Hearst arasındaki mücadele, resimli romandaki iki unsuru yani resim ile yazının kaynaşmasını hızlandırdı. Bu gelişme özellikle Richard Outcault’un (Yellow Kid [1896], Buster Brown [1902]) ve Rudolph Dirks’in (The Katzenjammer Kids [1897], Little Tmmy [1905]) eserlerinde görülür.
İlk şekliyle resimli roman resimle sınırlanmadan devam eden bir metni süsleyen bir resimler dizişiydi. Ama daha 1900′de, resimlerin içinde çoğu zaman şahısların ağzından çıkan sözlerin yer aldığı balonlar belirdi. Başlangıçta mizahî olan resimli roman (Comics adı buradan gelir) kısa zamanda, çeşitli konuları ele aldı: mitoloji, bilim ve teknik, fantastik” hikâyeler (Gustave Verbeck’in Upslde Downs’ı [1903]), rüya âlemi (Winsor Mc Cay’in Little Nemo in Slumberland’i [1905]). 15 Kasım 1907′de Bud Fisher, ertesi yıl Mutt and Jeff adını alacak olan Mr. A, Matt’in serüvenleriyle ilk günlük resimli romanı yarattı.
Avrupa’da Pinchon’un Becassine (1905) ve Louis Forton’un La Bande des Pieds-Nickeles’inde görüldüğü gibi metin, resimli romandaki önceliğini muhafaza ederken, amerikalı ressamlar ilk olarak comic’leri sinemaya uyguladılar. Harry Hershfield, Desperate Desmond’da (1910) o çağın birçok kısımlı filmini hicvederken Winsor Mc Cay sanat değeri olan ilk canlı resmi (Gertie the Dinosaur) yaptı (1910). 1910′dan sonra resimli roman çizenler arasında başlıca iki eğilim belirdi: bunların bir kısmı resimli romanı sadece bir eğlence aracı olarak kabul ediyor, bazıları da yeni bir ifade aracı olarak görüyordu. Krazy Kat’ın (1911) yaratıcısı George Herriman, canlı resimden Felix the Cat tipini alan (1921) Pat Sullivan ve özellikle Bringing up Father (1913) ile milletlerarası ün kazanan George Mc Manus, ikinci grupta yer alıyorlardı.
Basın dağıtım ajanslarının (International News service, 1912; King Features syndicate, 1914) kuruluşuyle resimli romanın yayılışı büyük ölçüde arttı. Ama aynı ajanslar, herhangi müstakbel bir
müşteriyi tedirgin etmemek için resimli roman yaratıcılarının ifade hürriyetini kısıtladılar. En fazla tavsiye edilen konu burjuva ailesi ve hayatı idi (Sidney Smith’in The Gumpsi). Bu tür resimli romanın örneği, tek başına veya erkek kardeşiyle birlikte, günlük hayatını bir maceralar âlemi haline sokan evin genç kızı tipi (Cliff Strett’in Polly and her Pals’i) ve Martin Branner’in Winnie Winkle’ı bu türden doğdu. Buna karşıt olarak da bıçkınları (Frank Villard’ın Moon Mullins’i), gayri ciddî kahramanları (Billy de Beck’in Barney Google’i), maceraperestleri ve .öksüzleri (Harold Gray’in Little Orphan Annie’si) ele alan resimli romanlar çıktı.
Daily Sketch, 1921′de J. Millar Watt’ın Pop’u ile Avrupa’da ilk olarak büyüklere mahsus günlük resimli romanı ortaya attı. Fakat A.B.D.’li sanatçıların çabasıyle resimli macera romanları kısa zamanda bütün dünyaya yayıldı. Harold Foster’in resimlediği Tarzan (1936′da, yerini Bürne Ho-garth aldı) ve Dicks Calkins ile Phil Nowlan’ın Buck Rogers’i (bu resimli romanda «hayalbilim» konuları işlenmektedir) aynı gün, yani 7 aralık 1929′da yayımlanmağa başladı. Bu yeni dizilerin kazandığı başarı, basın ajanslarının, «suspense» (heyecan) ve harekete önem vermesine yol açtı.
Böylece, Chester Gould, Dick Tracey (1931) ile poli’s romanını resimli romana aktarırken Alexander Raymond (1911-1956), bir polisiye macerayı (Secret Agent X-9), uzak ülkeleri ele alan bir hikâyeyi (Jungle Jim) ve bir bilimsel macerayı (Flash Gordon) yayımlamağa başladı. Bununla beraber Harold Foster Prince Valianfı ile (1937) Eskiçağ veya Ortaçağ maceralarıyle ilgi topluyordu. Bu arada, ressamların çoğu, geleneksel sanat kurallarını resimli romana uygularken, Milton Caniff, Frank Robbins ve Frank Godvin (Connie, 1932) gibi sanatçılar da resim veya sinemaya has usulleri uygulayarak özel bir üslûp bulmağa çalıştılar. Böylece, kompozisyon (helezonî, piramit biçiminde v.b.) resimli romana girdi.
Resimlerin çerçevesi, eşkenar dörtgen, elips ve daire şeklini aldı. Seçilen konular genellikle cepheden çizilirken, ressamlar yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya görüntülerden de yararlanmağa başladılar. Rengin kullanılışı estetik bir değer kazandı; renk çoğu zaman gerçeğe uygun olmuyor ama psikolojik ve dramatik etkileri pekiştirmek için kullanılıyordu. Macera konularını işlemekte kullanılan bu yeni araçlar, 1933′te yayımlanan ilk resimli roman kitaplarının çok kısa zamanda başarı kazanmasını sağladı.
Bu kitaplar önce basında çıkmış çeşitli bantları yeniden yayımlamakla yetiniyordu (New Fun, 1935); daha sonra sadece bir tek kahramanın maceralarını kapsadı (Superman, 1938).
Macera romanları türü, 1940′ta resimli roman üretiminin yarısına ulaşıyordu ama mizah romanları da kimi zaman ağır basıyordu. Elzie Segar’ın Temel Reis’i (Po-pey) [1929], Murat Young’un Fatoş’u (Blondie) [1930] ve Al Capp’ın Hoş Memo’su (Lil’Abner) [1934] bunun örnekleridir. Ne var ki, mizahî resimli romanın ticarî başarısı durmadan artarken, bu romanları yaratanların hayal gücü tükeniyor ve canlı resme (Miki Fare [Micket Mouse], Vakvaka Kardeş [Donald Duck, 1931]) ve hayalî konulara (Lee Falk’in Mandrake’si [Mandrake the Magician]) daha fazla başvuruluyordu.
Avrupa’da en çok ilgi gören resimli romanlar ise şunlardı: Almanya’da Erich Ohser’in Vater und Sohn’u (1934), Fransa’da A. Daix’in Profesör Nimbus’u (Le Professeur Nimbus) [1934], İtalya’da Giovanni Scolari’nin Saturno Contro la Terra’sı ve özellikle Belçika’da Herge’nin Tenten’i (Tintin) [1929]. İkinci Dünya savaşı sırasında, Dave Breger’in G. L. Joe’su, George Baker’in Sad Sack’ı, Milton Caniff’in Maie Call’u (1942) gibi, amerikan askerleri için özel olarak çizilmiş yeni resimli romanlar ortaya çıktı. Buna rağmen günlük gazetelerde resimli roman boyutlarının küçültülmesi macera romanlarının ve desenin gelişmesi üstünde olumsuz bir etkisi oldu. Crockett Johnson’un savaş zihniyetine karşı koymak için yarattığı Barnaby (1942) bu devrenin en ilgi çekici eseridir.
Savaş sonrası, resimli romanlarda, amerikan toplumunun karışıklığı ve şaşkınlığı görülür. Burne Hogarth’ın Drago’su (1945), Alex Raymond’un Rip Kirby’si (1946) ve Milton Caniff’in Steve Canyon’ı (1947) gibi askerden yeni terhis edilmiş kahramanlar, özellikle ahlâk ve fikir meseleleri üstünde dururlar. Avrupa’da kâğıt tüketiminin kısıtlanması, din ahlâkiyle laik okulun karşı koyması ve siyasî kavgalar, resimli basının gelişmesini engelledi. Bununla beraber Jean Ache (Arabelle la derniere Sirene) [1947], Edgar P. Jacobs (Professeur Mortimer) [1946] gibi genç ressamlar ilk eserlerini verdiler. Franquin, savaştan önce R. Velter’in yarattığı bir kahraman olan Sipru’yu (Spirou) yeniden ele aldı ve Maurice De Bevere sevimli kovboy Red Kit’i yarattı (1946). 1950 Yılı başlarında amerikan resimli romanının içine düştüğü acıklı hal, bu türün estetiğini ve ahlâkını tenkit eden eğitimci ve psikologların saldırısını haklı gösterecek gibidir.
Bu sırada Walt Kelly’nin resimli masalları (Pogo, 1949) ve Charles Schultz’un korkunç çocuksu dünyası (Peanuks, 1950) ile, resimli roman, önemli insanî ve siyasî meselelere el attı. Fikir yanı ağır basan bu resimli romanlar kısa zamanda tutundu ve Jules Feiffer (Feiffer) [1956], Mel Lazarus (Miss Peach) [1957] ve Johnny Hart (B.C.) [1958] tarafından taklit edildi. Fakat bu serilerin yanı sıra, Ailen Saunders’in Worth’s Family’si (1947) gibi melodramları da rağbet gördü ve bunlardan «sabunlu opera» (soap opera) denilen tür doğdu. Stan Drake’ın The Heart of Juliet Jones’u (1953), Leonard Starr’ın On Stage’ı (1957) ve Alex Kotzy’nin Apartment 3-G’si (1962) bu son türün örnekleridir.
Amerika’daki yeniliğe paralel olarak, resimli roman, bütün dünyada hızla gelişti. İngiltere’de yetişkinlerin okuduğu resimli romanların yapımı olağanüstü bir miktara ulaştı (Leslie Caswell’in Better or Worse’u, Peter O’Donnel’in Modesty Blaise’i, D. Wright’un Carol Day’i, Maz’ın İane, Da-ughter of Jane’i). Bu arada, arjantinli resimli roman sanatçıları, kovboy hikâyelerinde uzmanlaşmışlardı (Arturo del Castillo’nun Randall’i), 1959′dan bu yana Albert Uderzo ve Rene Goscinny, galyalı Asterix’in (Bücür) maceralarını canlandırarak fransız tarihî resimli roman geleneğine yeni bir hava getirdiler.
• Türkiye’de. Türkiye’de ilk resimli hikâye Salih Erimez tarafından Akşam gazetesinde çizildi (1935). Erimez, bu resimli hikâyelerde eski türk yaşayışını dile getirdi. Bugünkü anlamıyle ilk resimli roman tercümesi Mehmet Faruk Gürtunca’nın çıkardığı Çocuk Sesi dergisinde yayımlandı: Baytekin Meçhul Dünyalarda (Alexander Raymond) [1935]. İlk yerli resimli roman da aynı dergide Orhan Ural tarafından çizildi: Zıpzıp Ali ve Arkadaşları (1935). Günlük gazetede yayımlanan ilk resimli yerli roman Vatan gazetesinde Çetin özkırım’ın çizdiği Toprak Kokusu’dur. (1952). Resimli romanı yaygınlaştıran ve geliştirerek çağdaş çizgiye ulaştıran Karaoğlan (Akşam gazetesi) [1961] ile Suat Yalaz oldu. Sezgin Burak’ın çizdiği Tarkan adlı resimli roman da ün kazandı. Resimli roman türünde (Turhan Selçuk [Abdülcanbaz], Altan Erbulak [Cafer ile Hürmüz], Oğuz Aral [Hayk Mammer] v.d.) türk karikatüristleri de çeşitli örnekler verdiler. Bugün, Türkiye’de resimli romanlar gazete ve dergilerde yayımlanmakta veya okura dergi halinde sunulmaktadır (Karaoğlan, Tarkan, Malkoçoğlu, Ergenekon v.d.). [LM]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİMLEMEK
Tarih 29 Haziran 2009
RESİMLEMEK geçi. f. (resim’den resim-le-mek). Bir yazının konusu ile ilgili resimleri o yazının uygun yerlerine koymak. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLEMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Resim incelemesi (Tratlato della Pittura)
Tarih 29 Haziran 2009
Resim incelemesi (Tratlato della Pittura), Leonardo’ da. Vinci tarafından yazılmış, estetik, pratik ve bilimsel toplu bakış ve notlar derlemesi.
Bu derlemede bilhassa beyaz rengin, bütün renklerin demetinden meydana geldiğine dair,
o zaman için yeni olan gerçeğe rastlanmaktadır. Eserden alınacak ders sadece tabiata bağlı kalmak gereğidir. Çok temiz bir Toscana stili ile yazılan bu eser Fransızcaya önce 1651′de, sonra 1803 ve 1910′da çevrilmiştir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resim incelemesi (Tratlato della Pittura) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİMCİ
Tarih 29 Haziran 2009
RESİMCİ i. (resim’den resim-ci). Resim yapan kimse, ressam. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMCİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİM veya RESM
Tarih 29 Haziran 2009
RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görülen azizlerin resimlerine benzer bir hal aldı (H. R. Gürpınar).
Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yapmağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Güntekin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çizme, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Resim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.
— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanılır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anlamında kullanılır: Bir kere sevdaya tutulmaya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar edersen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.
— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.
— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsinden bir para: Gümrük resmi. Belediye resmi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. ansikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlananların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakılmaları durumu. (Bk. ansikl.) ||
— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtılması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memurlar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olmadığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapardı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kassam defteri vardı, ölenin terekesi kassam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, ölenin cenaze masraflarıyle kassamın alacağı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısmetin kimler tarafından tahsil edileceğini düzenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, hademeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılardan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayinlerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve salâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrasını taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Resmi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydettikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Kadıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlarlardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe arasında değişirdi. Buna sicil akçesi de denirdi.)
— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tahlif, devlet memurlarının işe başlarken yemin töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat yemini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)
— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa altmış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değirmen vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürürlükte olduğu dönemde ekili arazisi olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.
Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba bennâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işlenebilecek arazi demekti.
Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bırakarak başka iş yapanlardan alınan vergi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve ondan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alınırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, turfanda meyve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı verilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.
Gayrimüslimlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzimattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderlerdi.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraattan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az verimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi almamağa başlandı.)
— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giydiği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hırkayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şeyhinin huzuruna çıkınca giyer.)
— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yarayan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geometrik resim, bir nesnenin geometrik orantılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belirtildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vurulan veya suluboya ile renklendirilen resim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yarayan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (marangozluk, topografya v.b.) uygulanması.
|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. alarak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanmadan yapılan ve bir nesneyi gerçekte olduğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi meydana getiren bütün parçaların ölçüsünü veren ve bu parçaların nasıl biraraya getirileceklerini belirten resim. (Bu tür resimde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösterilir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, yatay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit denir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli birtakım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, makine resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Teknik resim, sanayide, makine veya her çeşit imalât parçasının tam ve hatasız olarak yapılabilmesi için, çizimi yapan mühendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlardan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)
— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim testi, dört tane renkli resimden meydana gelir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki insan görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördüncü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, bazı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmektedir. Teste tabi tutulan denek, bu dört resmi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorundadır. Denekten istenen şey, bu resimlere bakarak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin konusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.
Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, deneğin anlattığı konuya karşı takındığı tavrı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini bitimi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliyetini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.
— Folk. önceleri folklorun bir parçası sayılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okumamış veya az okumuş bir toplumun sanatıdır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rastlanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha fazla ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapılmış olan bu resimler, ilkel bir özellik taşır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışında kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından denizler ve içinde gemiler görülür.
Halk resimleri halk masallarına uygun, halkın anlayabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bunları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (çoğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resimler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.
1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gösterir. Osmanlılar döneminde memurların gittiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yansıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, Enver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine karışmış Namık Kemal, Fatih’in atını denize sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in palabıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğraları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıydı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin develeri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süslerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine göre gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı gemisi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda denizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tulumbacılar v.d.
Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.
2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hikâyeler olmak üzere tarihî ve dinî konulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.
3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı varlıklara yer verilmeyen Mekke, Medine resimleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok sayfası resimlidir. Başta islâm inançlarını özetleyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sırat, bunun altında cehennem, zakkum ağacı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar halinde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.
4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasakladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatının en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şekiller, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi büyü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiştir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli sayfası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tılsım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.
5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konulardadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minarelerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapılmış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.
6. Yazıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.
7. Cam altı resimleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bunlar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, araları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de olağanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parçalanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk resimlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.
8. Karagöz resimleri halk sanatının en zengin bölümünü meydana getirir. Oyuna başlamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bahçeler perdeye konur. Buna göstermelik denir. Resimler saydamlaştırılmış deve derisine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.
— G. santl. Altamira veya Lascaux mağaralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanılan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resimlerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı mavisi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel boyayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılından yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve ince alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resimlere rastlanır.
Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar birbiri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borçludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten farklıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kumdan meydana gelen taze sıva üzerine yumuşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek genişlikte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, kurudukça hafifleyen çok ince renk armonileri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın derinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.
Freskte genellikle şu renkler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık siyahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kullanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alışkanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazırlanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kullanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan boyalar genellikle eskislerde çok işe yarar.
Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim yapılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sakıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tuval, kenevir tuvalden üstündür; daha kabaca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.
Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, karıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.
Birçok ressam, tablonun genel tonunu daha çabuk elde edecek şekilde önceden boyanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kolalanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalışırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kullanırdı; resimlerin zamanla kararmış olması bu yüzdendir.
Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulunur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çırakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yumuşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntıları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir yana sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).
Bunlar bir boya çanağı içinde sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenmeden önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş verniğine başvurulur. Bu vernik, donuklukları giderir, birkaç dakikada kurur, ama dayanıklı değildir.
• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmıştı. Romalılar da kral Attalos’un satın almak istediği bir tabloyu bu yoldan elde ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler aldı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak halka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satışı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avusturya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar kuruldu. O devirde belçikalı birçok ressam yalnız ihracat için çalışıyordu.
Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin merkezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ticaret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özellikle anılmağa değer.
— Huk. Resim, idarenin gözetim ve denetimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hizmet dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerinden, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluşları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hizmetler dolayısıyle alındığından, hizmetler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alınan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: damga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal resmi, hayvan alım satım resmi, ilân resmi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma resmi, işgaliye resmi.
• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiştir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuruluşların da resim ve harçlardan muaf olduğunu belirten özel hükümler vardır. Meselâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alınmayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Çocuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.
XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emekliye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhülislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışanların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağlı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafından;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya daha fazla akçe gündelikle çalışanların resmi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm resmi kısmetleri ise kazasker kassamları tarafından tahsil edilirdi.
— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çizimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, karakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fırça, silgi v.b. kullanılır.
Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanmasını sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, ölçekler, güdülen amaca ve çizilecek nesnelerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlıklar tamamlanınca resim tüm ve doğru olarak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: kimi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resimlerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ayrıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.
Teknoloji alanında kullanılan resim teknikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizilen resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür resimlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tekniğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genellikle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gerekir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazinin genel görünümünü verebilir, düzeç eğrileri veya taramalarla toprağın engebelerini gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farklarından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uygun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sadece tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştırmalar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntüsü üzerinden kalemle geçmektir; başka birtakım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.
+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RE’SİKÂR
Tarih 29 Haziran 2009
RE’SİKÂR blş. i. (ar. re’s, baş ve fars. kâr, iş’ten fars. taml. re’s-i kâr, işin başı).
Esk. İktidar mevkii: Bu devlete, Devlet-i Abba-siye ve devletin re’şikârında bulunan insanlara da halife derlerdi (Atatürk). [M]
RESİL i. (ar. risâlet’ten resti). Esk. Elçi. (m)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE’SİKÂR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİF
Tarih 29 Haziran 2009
RESİF i. (ar. resif, deniz kayalığı’ndan isp. arresif > fr. recif). Su hizasındaki kaya zinciri: Resife çarpan gemi.
— Denizbilim. Mercan resifi, tropiklerarası bölgelerin denizlerinde mercanların büyümesiyle oluşan resif.
— ANSiKL. Mercan resifleri, Okyanusya’da Avustralya’nın kuzeybatı ve kuzeydoğu kıyılarında, Hint okyanusunda, Afrika ve Amerika’nın doğu kıyılarında bulunur. (Bu iki kıtanın batı kıyıları resiflerin oluşmasına imkân vermeyen oldukça soğuk su akıntılarıyle çevrilidir.) Resiflerin büyümesi yılda birkaç milimetre ile 3 sm arasında değişir. Bir kıyıya yerleşen mercanlar, «kıyı resifleri»ni meydana getirir.
Kara platformu birdenbire alçalmayan yerlerde, kıyıdan yer yer 100 km açıklara kadar uzanan kesimde set resiflerine rastlanabilir (meselâ, Avustralya Büyük seti, uzunluğu 2 400 km). Açık denizlerde ise mercanlar atoller meydana getirebilir. Bk. mercan. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REŞİDE
Tarih 29 Haziran 2009
REŞİDE sıf. (fars. resîden’den reşide). Esk. Yetişmiş, ulaşmış: Şimdi uyuyanlar o zamanda uyanırlar // Bir subha reşide olur âhır şeb-i âlem (Ziya Paşa). || Olgunlaşmış, büyümüş. || Genç. || Reside-i hitam, bitmiş, sonuna gelmiş. || Na-reside, yetişmemiş, olgunlaşmamış. ;| Nev-reside, yeni yetişmiş. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİD
Tarih 29 Haziran 2009
RESİD i. (fars. resıden’den resîd, yetişti). Esk. Resmî bir yazının «geldi» işareti.
— Mal. Esk. Maliye defterinde yazılı paranın tahsil edilmesi. || Hesabın kapatılması. || Açık veya kapalı arttırmanın sona ermesi. || Resid tahvili, maliye tarafından düzenlenen alındı belgesi. (m)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİA geçidi
Tarih 29 Haziran 2009
RESİA geçidi, alm. Reschenscheideck, İtalyan Alpleri’nde geçit, Adigc’nun kaynağında, 1 508 m. yükseltide; Adigo’yu İnn’den ayırır; Venosta vadisini (Yukarı Adigo vadisi) Engadine’ye bağlayan karayolu buradan geçer. Geçidin eteğindeki Resia gölünden (110 milyon m3 su tutar) elektrik üretiminde yararlanılır. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİA geçidi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESEPTÖR
Tarih 29 Haziran 2009
RESEPTÖR i. (fr. recepteur). Radyotek. Bk. ALICI.
— Anat. Ağtabakadaki görme hücreleri türünden duyum alıcı organlar.
— Telekom. Ahize. Yeni. Almaç. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESEPTÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESEPSİYON
Tarih 29 Haziran 2009
RESEPSİYON i. (fr. reception). Çağrılı kişileri ağırlamak amacıyle düzenlenmiş tören. // Kabul resmi. || Bir müessesede müşterileri kabul etmek, onların isteklerine cevap vermekle görevli büro ve bu büroda çalışan kimselerin tümü: Bir otelin resepsiyonu. Resepsiyona başvurmak. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESEPSİYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESENDE (Garcia DE)
Tarih 29 Haziran 2009
RESENDE (Garcia DE), portekizli yazar (Evora 1470-öl. 1536). Joao II ve Manuel I’in özel sekreteriydi.
Vida e Feitos de Joao II (Joao II’nin Hayatı) [1545] ve Miscelânea (1554) adlı eserleri yanında, özellikle Cancioneiro (1516) adlı eseriyle tanındı. Bu son eserde, italyan kültürünün etkisinde kalmış olan veya gelenekçi üç yüz kadar portekız ve ispanyol şairinin şiirlerini biraraya toplamıştır. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESENDE (Garcia DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESENA veya RESAİNA
Tarih 29 Haziran 2009
RESENA veya RESAİNA. Esk. coğ. Mezopotamya’da şehir, Khaboras’ın (bugün Habur) bir kolu kıyısında. Gordiyos III, Şahpur’u burada yendi (M.S. 242). Bugün Ras el-Ayn. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESENA veya RESAİNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESEN
Tarih 29 Haziran 2009
RESEN i. (fars. resen). Esk. Halat, ip. || Resen-baz, ip cambazı. || Resen-bend, halatla,, iple bağlı.
— Denize. Esk. Halat, (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RE’SEN
Tarih 29 Haziran 2009
RE’SEN zf. (ar. re’ten re’sen). Esk. Kendi başına, kendiliğinden: Bu işi re’sen yaptı. || Bağımsız olarak, kimseye bağlı olmaksızın: Harbiye nazırının böyle bir tebliğin ahkâmını tatbike re’sen selâhiyettar bulunmadığından hükümete müracaatından … (Atatürk).
— ida. huk. Hâkimin, tarafların beyanlarıyle bağlı olmaksızın dava ile ilgili araştırmaları görevinden ötürü yapması.
— Mat. Esk. Re’sen mukabil zaviye, ters açı.
-— ANSiKL. ida. huk. Re’sen araştırma idarî yargı mercileri, özellikle iptal davaları sebebiyle hukuka uygunluk denetimi yaptıklarından, bu objektif dava ile ilgili gerekçe ve delilleri, taraflarca ileri sürül-mese bile araştırabilirler. idarî yargılama usulünü bu bakımdan ceza yargılamasına benzetmek mümkündür. Re’sen hareket selâhiyeti, idarenin kamu kudretine sahip olması ve idarî rejimin uygulanmasının bir sonucudur. Buna göre idare aldığı icraî kararları, başka herhangi bir mercinin meselâ, bir mahkemenin kararı olmadan da yerine getirebilir.
Yıkılma tehlikesi içinde bulunduğu tespit edilen bir binanın, sahibi tarafından yıkılmaması halinde, İdarece yıktırılması gibi. Türk idare hukukunda, re’sen hareket yetkisinin genel bir yetki olup olmadığı tartışılmıştır. Çoğunlukla, re’sen hareket yetkisinin kanunda açık hüküm bulunması veya icraî karara fiilî direnme gösterilmesi gibi hallerde var olduğu kabul edilmektedir. Bu anlayışa göre, re’sen hareket yetkisi istisnaîdir. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE’SEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Research method (Araştırma metodu)
Tarih 29 Haziran 2009
Research method (Araştırma metodu), bir yakıtın oktan indisini belirlemeğe yarayan metotların en çok uygulananı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Research method (Araştırma metodu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESCRİPTUM
Tarih 29 Haziran 2009
RESCRİPTUM i. (rescribere, yazmak’tan lat. k.). Bir Roma imparatorunun, hukuk meseleleri konusunda kendisine danışan yüksek memur veya eyalet valilerine verdiği cevap.
— ANSİKL. Rom. huk. Rescriptum’lar, Roma imparatorlarının, sonra da papaların çıkardığı emirnamelerin ve kararnamelerin bir çeşidiydi. İmparator Hadrianus’a kadar, bunun pek az örneğine rastlanmıştır. Bir özel kişiye hitap eden rescriptumlar, sorunun altına, subscriptio şeklinde yazılırdı: bir magistratus için ise ayrı bir mektup şeklinde (epistola) kaleme alınırdı.
Başlangıçta ancak belirli bir olay için geçerli olan rescriptumlar, II. yy.da hukukî bir değer kazandı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESCRİPTUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESASET
Tarih 29 Haziran 2009
RESASET i. (ar. reşâşet). Esk. Eskilik, yıpranmış olma, köhnelik. (M)
RESATİK çoğl. i, (fars. rüstâ > ar. rus-tak’tan resâtik). Esk. Köyler. (M)
RESCHENSCHEİDECK geçidi. Bk. RESİA GEÇİDİ.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESASET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESAN HANIM
Tarih 29 Haziran 2009
RESAN HANIM, Murad V’in karısı (öl. 1910). Murad V ile padişah tahttan indirildikten sonra evlendi. Fatma Sultan ve Aliye Sultan adında iki kızı oldu. (M)
RESAS i. Bk. RASAS.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAN HANIM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESANENDE
Tarih 29 Haziran 2009
RESANENDE sıf. (fars. resânende). Esk. Getiren, ulâştırıcı. (M)
RESANET i. Bk. RASANET.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESANENDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESAN
Tarih 29 Haziran 2009
RESAN sıf. (fars. residen > -res’ten -resân). Esk. «Yetiştiren, ulaştıran, yetişen» anlamlarıyle bileşik sıfatlar yapar. || Müjde-resan, müjde getiren. || Şeref-resan, şerefe erişen v.d. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESAL (Henri)
Tarih 29 Haziran 2009
RESAL (Henri), fransız mühendisi ve matematikçisi (Plombieres 1828 – Annemasse 1896).
Daha Ecole Polytechnique’te öğrenciyken, konik dişlilerde ve sonsuz vidadaki sürtünmenin incelenmesinde integral hesabın uygulanması üstüne ilk inceleme yazısını kaleme aldı. Besançon Maden kurumunda mühendis oldu, jeolojik harita üstünde çalıştı. 1855′te bu şehrin fen fakültesinde ve daha sonra Ecole Polytechnique’te mekanik okuttu (1872); Maden okulunda inşaat dersleri verdi. Mekaniğin bütün dalları üstünde çalıştı.
Theorie sur la Rotation des Corps (Cisimlerin Dönmesi Üstüne Teori) adlı eserinde, dönel katı cisimlerin hareketiyle ilgili temel problemleri, özel bir hareketli eksenler sisteminden yararlanarak hemen hiç hesaba başvurmadan çözümledi. Mekaniğe, bir katı cismin bağıl hareket denklemlerini kurmak imkânı veren bileşik açısal ivme kavramını kazandırdı. Aylıca yuvarlanma hareketi, yuvarlanma yüzeyleri ve eğrileriyle ilgili bir teori ileri sürdü. (L)
RESALET i. Bk. RİSALET.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAL (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESAİL
Tarih 29 Haziran 2009
RESAİL çoğl. i. (ar. risale’den resâ>il). Esk. Risaleler, küçük kitaplar: Okur; ve hep kıraat ü hatm ettiği resailden // Birer hulâs-i hikmet yapardı (Tevfik Fikret). || Mektuplar. || Dergiler. (M)
RESAİNA. Esk. coğ. Bk. RESENA.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESAİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
—RESA
Tarih 29 Haziran 2009
—RESA sıf. (fars. residen’den resa). Esk. «Yetiştiren, yetişen, ulaşan» anlamlarıyle bileşik sıfatlar yapar. || Müjde-resa, müjde getiren. || Nâ-resa, ulaşmaz, yetişmez. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa —RESA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
—RES
Tarih 29 Haziran 2009
—RES sıf. (fars. residen’den -res). Esk. «Getiren, eriştiren» anlamlarıyle bileşik sıfatlar yapar. || Dest-res, eli yetişen, istediğine ulaşan. // Feryad-res, feryada yetişen. || Meded-res, imdada koşan. || Müjde-res, müjde getiren. || Nev-res, yeni yetişen v.d. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa —RES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RE’S
Tarih 29 Haziran 2009
RE’S i. (ar. re>s). Esk. Baş, kafa: Ey re’s-i füruburde ki ak pak fakat iğrenç (Tevfik Fikret). || Başkan, reis. || Başlangıç. || Tepe, uç. || Koyun, keçi v.b. hayvan. || Re’s-i cebel, dağın en yüksek noktası. || Re’s-i kâr. Bk. RE’SİKÂR. || Re’s-ül-hikmeti mahafetullah (veya mahabbetullah), hikmetin başı Tanrı korkusu veya Tanrı sevgisidir. || Re’sülmal.
Bk. RE’SüLMAL. || Alerre’s, başüstüne. || Maskat-i-re’s, bir kimsenin doğduğu yer, vatan.
— Anat. Esk. Baş.
— Bot. Esk. Bitkilerin uç noktası.
— Coğ. Esk. Burun.
— Mat. Esk. Geometrik cisimlerin tepesi. // Re’s-i mahrut, piramitin tepesi.
— Takvim. Esk. Re’si seneî efrenciye («Avrupa yılının başı»), 1 Ocak. // Re’si senei hicriye («hicrî yılının başı»), 1 muharrem. || Re’si senei maliye («malî yıl başı»), 1 mart. || Re’si senei milâdieye («milâdî yılının başı»), 1 ocak veya 14 ocak. || Re’si senei rumiye («rumî yılının başı»), 1 ocak, 14 ocak veya 1 mart. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE’S hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RERES (Demetrio)
Tarih 29 Haziran 2009
RERES (Demetrio), arnavut subayı (XV. yy.). Askerleriyle birlikte Aragonlu Alfonso I’in hizmetine girdi ve Calabria’daki bir ayaklanmayı bastırdı. Buna mükâfat olarak Calabria’da görevlendirildi (1448).
Kendisinden sonra gelenler, Amato, Andali, Arietta Casalnuovo, Vena ve Zangarona bölgelerinde arnavut kolonileri kurdular. İki oğlu, askerlerinin bir kısmını alarak Sicilya’ya geçti ve Sicilya’ya arnavut kolonilerini yerleştirdiler. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RERES (Demetrio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUİENİA
Tarih 29 Haziran 2009
REQUİENİA i. Rudistesler grubundan iki çenetli yumuşakça; sol çeneti çepeçevre sarımlı, sağ çeneti kapak halinde bulunan kalın kavkılarına alt tebeşir tabakalarında pek çok rastlanır. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUİENİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUİEM
Tarih 29 Haziran 2009
REQUİEM i. Hıristiyan kilisesinde ölüler için okunan dua. || Requiem missa’sı, katolik âyininde, ölülerin ruhunu şad etmek için yapılan ve requiem kelimesiyle başlayan missa.
— ANSİKL. Müz. Requiem missası’nda. Gloria (Tebcil) ve Alleluia (Şükran) bölümleri yoktur. Yani Kyrie (Tanrı Sen Acı) bölümü rahibin duasını takip eder ve Agnus Dei (Tanrı’nın Kuzusu), miserere nobis yerine dona eis requiem sözleriyle son bulur. İlâhi ve vaızdan sonra okunan Dies İrae (Gazap Günü, ölüler Missası), orkestranın kiliseye kabul edilmesinden sonra bestecilerin üstünde özellikle durdukları bir konu oldu.
XVI. yy.da yalnız ses için requiem yazan başlıca besteciler La Rue, Fevin, J.de Kerle, Morales, Guerrero, Laşssus, Victoria, Palestrina, Anerio, Vecchi, Du Caurroy, Moulinie v.b.ydi. 1650′den sonra dinî müziğin yeni fikirleri benimsemesiyle requiem, üslûp bakımından yas kantatına ve orator-yo’ya yaklaştı; Cavalli, Bassani, Lotti, Caldara, Lully (Dies îrae), Jean Gilles ve Campra; sonraları, XVIII. yy.da Hasse, Michel Haydn, Mozart, Salieri ve Gossec (ölüler Missası) çalgılar eşliğinde güçlü requiem’ler bestelediler. XIX. yy.da Cherubini, Berlioz (ölüler İçin Büyük Missa), Schumann, Liszt, Dvorak, Verdi, Saint-Saens, Faure, Gounod gibi besteciler requiem’e sonsuzluk ve ölü duygusunu soktular. Brahms’ın Alman requiem’i İncil’in metni üstüne yazılmış büyük bir yas kantatıdır. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUİEM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUETE
Tarih 29 Haziran 2009
REQUETE i. (isp. k.). XIX. yy.da, Carlos ordularında gönüllü savaşçı (1833-1872). || 1936-1939 ispanya iç savaşında Carlos taraftarlarınca özellikle bask illerinde silâh altına alınarak Franko’nun safında savaşan birliklere katılmış asker. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUETE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y)
Tarih 29 Haziran 2009
REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y), ispanyol valisi ve siyaset adamı (Barcelona 1528-Brüksel 1576).
Roma’da büyükelçi iken (1563) Pius V’i, Türklere karşı bir birlik kurmağa teşvik etti. Don Juan d’Autrich’in tuğamirali olarak ona giriştiği Tunus seferinde ve inebahtı (Lepanto) deniz savaşında yardım etti (1571). Ertesi yıl Milano valisi, sonra Hollanda’da Alba dükünün yerini aldı (1573), genel af ilân etti; Alba dükünün kurmuş olduğu olağanüstü mahkemeyi lağvetti ve Sessiz Willem I ile görüşme ortamı hazırladı.
Anvers garnizonunun ayaklanması, Leiden’ı ele geçirmesine (ekim 1574) engel oldu. Fakat Nimegue yakınında Nassau kardeşlere karşı Mook zaferini kazandı. Zeeland’ı fethetmek üzere iken hummadan öldü. Correspondencia Politica’sı (Siyasî Mektuplar) I892′de yayımlandı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUENA
Tarih 29 Haziran 2009
REQUENA, ispanya’da (Valencia ili) şehir, Valencia’nm batısında; 18 900 nüf. Güzel manzaralı eski şehir. Tafta ve kadife. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUENA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPUPLİCAN RİVER
Tarih 29 Haziran 2009
REPUPLİCAN RİVER, A.B.D.’de ırmak, Kansas’ ın kolu (sol kıyı); 850 km. Kayalık Dağlar’dan iner ve çok kurak iklimli bir bölgede akar. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPUPLİCAN RİVER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPUDİUM
Tarih 29 Haziran 2009
REPUDİUM i. (önek re ve pudere, utanmak’tan lat. k.). Rom. huk. Nişanlılardan veya karıkocadan birinin veya velayeti altında bulundukları kimsenin talep edebileceği nişanı veya evliliği bozma (talâk) hakkı. (Confarreatio ile evlilik halinde, bu imkânsızdı ve ilk yüzyıllarda karının repudium hakkı yoktu.) [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPUDİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPTANTİA
Tarih 29 Haziran 2009
REPTANTİA i. Tatlı su yengeci, ıstakoz, langust, pavurya gibi yürüyücü on ayaklı kabuklular grubu, (üç alttakıma ayrılır: macrura, anomura ve brachyura; bunların hepsi özellikle karın kısmiyle birbirinden ayırt edilir.) [L]
Republica (DE). Bk. DEVLET.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPTANTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPPE (Walter)
Tarih 29 Haziran 2009
REPPE (Walter), alman kimyacısı (doğ. Göringen, Eisenach 1892). Ludwigshafen’de Badische Anilinund Sodafabrik’in araştırma şefi ve müdürü oldu.
Vinilik, akrilik, butadien, yüksek alkoller, asitler v.b. gibi organik ürünlerin sentezi konusunda yaptığı araştırmalarıyle tanındı; orijinal sentez sistemleri ortaya koyarak, özellikle asetilen, etilen ve karbon oksit sentezleri alanında incelemeler yaptı; hazırladığı birçok kimyasal karışım için çeşitli bröveler aldı.
Başlıca eseri: Neue Entwicklungen auf dem Gebeit der Chemie des Acetylens und des Kohlenoxyds (Asetilen ve Karbonoksit Kimyasmdaki Yeni Gelişmeler) [1949]. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPPE (Walter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPNİN
Tarih 29 Haziran 2009
REPNİN, büyük rus prens ailesi (1801′de soyu tükenmiştir).
Başlıca üyeleri:NiKİTA İVANOVİÇ (1668-1726), Büyük Petro’nun silâh arkadaşı. Azov seferinde generalliğe yükseldi, Karl XII’ye yenildi ve gözden düştü. Tekrar göze girdi, Poltava’da rus ordusunun merkez kuvvetlerine kumanda etti. Riga valisi oldu ve Katerina I tarafından feldmaresalliğe yükseltildi; —
NiKOLAY VASİLYEVİÇ (Petersburg 1734-Riga 1801), Nikita İvanoviç’in torunu. Prusya’da, sonra Polonya’da (1763) elçilik yaptı. Polonya’da isyancıları desteklemekle görevlendirildi. Bu siyasete karşı olmakla beraber, Polonya’yı rus himayesi altına soktu (1768 diyeti). Türkiye’ye karşı yapılan savaşlara ve Küçük Kaynarca (1774) ile Cieszyn barış müzakerelerine katıldı. 1795′te Estonya ve Livonya valisi oldu. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPNİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPLİK
Tarih 29 Haziran 2009
REPLİK i. (fr. replique). Tiyat. Bir tiyatro oyuncusunun, partöneri veya partönerlerinin iki repliği arasında söylediği, uzun veya kısa diyalog parçası.
|| Özel anl. Bu repliğin, partönere konuşma sırasının geldiğini gösteren son kelimesi veya son cümlesi. || Bir oyuncuya replik vermek, o oyuncunun diyaloguna katılmak.
— Ansikl. Huk. Replik, genel olarak davacı tarafından cevap lâyihasının kendisine tebliğinden itibaren on gün içinde verilmelidir. Bu süre hâkim tarafından, mazeret durumlarında uzatılabilir. Replikte, cevap lâyihasındaki olaylara ve defilere cevap verilir. Bunlar, daha sonra davalının rızası olmadan genişletilemez.
Aynı şekilde, davacı replikte sadece cevap lâyihasındaki hususları cevaplandırabilir: kendi dava lâyihasında ileri sürmediği yeni vakıaları ileri süremez. Bunun için de davalının rızası gereklidir. Replik hemen davalıya tebliğ edilir. Replik üzerine davalının verdiği lâyihaya ise düplik denir. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPLİCARE
Tarih 29 Haziran 2009
REPLİCARE i. (lat. k.). Rom. huk. Davacının, davalının cevap lâyihasına verdiği cevap. (Cevaba cevap da denir.) [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPLİCARE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPİNGTON (Charles A’Court)
Tarih 29 Haziran 2009
REPİNGTON (Charles A’Court), ingiliz subayı ve askerî yazarı (Londra 1858-Hove, Sussex 1925).
Afganistan ve Sudan’da hizmet gördükten sonra, 1902′de ordudan ayrıldı ve 1904′ten 1918′e kadar Times’ın sonra Morning Post’un askerî muhabirliğini yaptı. Birinci Dünya savaşı üstüne birçok eser yazdı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPİNGTON (Charles A’Court) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPİN (İlya Yefimoviç)
Tarih 29 Haziran 2009
REPİN (İlya Yefimoviç), rus ressamı (Çuguyev 1844-Kuokkala [bugün Repino, Karelya] 1930). Geziciler (peredvijniki) grubunun üyesi, 1870′te Volga Yedekçileri (Burlaki na Volge) adlı tablosuyle ün kazandı.
Bu eserde zincirini çeken rus halkının bir sembolü görülür. Tarihî tablolarla şöhretini pekiştirdi: Oğlunun Kadavrasını Seyreden Korkunç İvan, Zaporog Kazakları, Musorgskiy ve çalışma masasında Tolstoy gibi pek çok portre yaptı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPİN (İlya Yefimoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Repetundis (de)
Tarih 29 Haziran 2009
Repetundis (de). Rom. huk. Yüksek memurların rüşvet almalarını önlemek için çıkarılan birçok kanuna (Calpurnia, Junia, Acilia, Servilia, Julia kanunları) verilen ad. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Repetundis (de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPETEK
Tarih 29 Haziran 2009
REPETEK, S.S.C.B.’de (Türkmenistan) tarım incelemeleri ve araştırmaları istasyonu. Çarcu ile Merv (Marıy) arasında.
Bu kurak bölgede, kumların ilerlemesini durdurmak ve tarım imkânlarını araştırmak için çeşitli denemeler yapılır. Karakul koyunları yetiştiriciliği. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPETEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPERTUVAR veya REPERTUAR
Tarih 29 Haziran 2009
REPERTUVAR veya REPERTUAR i. (lal. reperire, bulmak huk. lat. repertorium, envanter’den fr. repertoire). Tiyat. Bir tiyatronun sahneye koymak üzere seçtiği piyeslerin listesi: Şehir tiyatrosunun repertuvarı. || Bir oyuncunun öğrendiği ve oynadığı rollerin listesi: Naşid’in repertuvarı.
— Müz. Bir topluluğun veya bir solocunun, bir şarkıcının programında yer alan parçalar. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPERTUVAR veya REPERTUAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPASÖZ
Tarih 29 Haziran 2009
REPASÖZ i. (fr. repasseuse”den). Tekst. Ştrayhgarn yün iplikçiliğinde, üç taraklı asortiman’ların açma tarağı ile fitil tarağı arasıda yer alan tarak grubu. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPASÖZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REP
Tarih 29 Haziran 2009
REP i. (Röntgen Equivalent Physique’ten). Nükl. Enerji cinsinden tanımlanan ışınım miktarı birimi.
— ANSiKL. Rep, bir röntgenlik X ışınlarının bir gram suda meydana getirdiği enerji dağılımına eşit bir dağılım yapan ışınım miktarıdır. Resmî niteliği olmayan bu birim, rad’a yakın değerdedir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REP hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOTOM
Tarih 29 Haziran 2009
REOTOM i. (fr. rheotome). Elektroradyoloji. Bir akımın geçiş süresinin, hızlı kasılan bir kasın uyarılmasında nasıl etki gösterdiğini incelemek için kullanılan cihaz. (Kaslardan, çok kısa aralıklarla ve gayet hassas bir şekilde doğru akım geçirmeğe yarar.) [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOTOM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOTAKSİ veya REOTROPİZM
Tarih 29 Haziran 2009
REOTAKSİ veya REOTROPİZM i. (fr. rheotaxie veya rheotropisme’den).
Biyol. Bir su akıntısının hayvanlarda meydana getirdiği zorunlu yönelim tepkisi. (Hayvan suyun aktığı yöne doğru giderse reotaksi pozitif, akıntıya karşı giderse, reotaksi negatiftir.) [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOTAKSİ veya REOTROPİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOSTALI
Tarih 29 Haziran 2009
REOSTALI sıf. (reosta’dan reostali). Elektr. Reostası olan.
— Dy. Reostalı fren, elektrikli çerde kullanılan fren sistemi, motorlar üreteç olarak çalışır ve akımı dirençler üzerine verir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOSTALI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOSTA
Tarih 29 Haziran 2009
REOSTA i. (fr. rheostat). Elektr. Bir devrede, bağlantıları sökmeden direnç ayarı yapabilmek için değişken direnç olarak kullanılan âlet.
|| Ayar reostası, elektrikle ilgili bir büyüklüğü (şiddet, direnç v.b.) belli bir süre için belli sınırlar arasında ayarlamağas yarayan reosta. Asenkron motor hız ayar reostası, bir asenkron motorun hızını ayarlayan reosta. Asenkron motor yol verme reostası, rotoru sargılı asenkron bir motorun rotor sargılarına bağlanan reosta. || Gerilim ayar reostası, bağlantıları sökmeden, bir devredeki gerilimin değerini değiştirebilen direnç. || Hız ayar reostası, bir makinenin hızını veya motor çiftini sürekli şekilde ayarlayan reosta. \\ ikaz reostası, bir makinenin uyarma akımını ayarlayan reosta. || Yol verme reostası, ilk hareket sırasında bir makinenin yuttuğu akımı sınıflayan ve makine çalışma rejimine ulaştığında dirençleri devreden çıkarılan reosta. (İlk hareket reostası da denir.) || Yükleme veya şarj reostası, üreteçlerin yükleme denemesinde elektrik enerjisini soğurmağa yarayan reosta.
— ANSİKL. Reostalar elle veya otomatik olarak kumanda edilebilir. Otomatik kumandalı reostalarda, dirençlerin devreden çıkarılması kontaktörlerle sağlanır; bu kontaktörler de kronometrik rölelerle harekete geçirilir.
Dirençler madenî (mayşor, çelik, özel dökme demir) veya sıvı (elekrolitik reosta) olabilir. Yol verme reostaları, ilk hareket anında veya makineye her yol verişte, gelen aşırı akımı sınırlayacak şekilde hesaplanmalıdır, îlk harekette akım şiddeti olarak, nominal akım şiddetinin 1,5 katı kabul edilir. Kaldırma makinelerinin motorları için, genellikle nominal akım şiddetinin 2,5 katına eşit ilk hareket şiddeti hesaplanır; bunun sebebi iyi bir ilk hareket çifti elde etmektir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOMETRE
Tarih 29 Haziran 2009
REOMETRE i. (fr. rheometre’den). Galvonometre’nin eski adı. || Değişen basınçlar altında debisi sabit kalan akışkanları ölçmeğe yarayan âlet. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOMETRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOLOJİ
Tarih 29 Haziran 2009
REOLOJİ i. (yun. reos, akım ve logos, bilim’den fr. rheologie). Maddelerin katılığını, esnekliğini, viskozitesini ve genel olarak akışını inceleyen fizik dalı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOLOJİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOGRAF
Tarih 29 Haziran 2009
REOGRAF i. (fr. rheographe). Elektr. Bir elektrik akımının şiddet değişimlerini grafik halinde kaydeden âlet. (Abraham reografı, hareketli parçalarının eylemsizliği ve sönümü elektrik devreleriyle dengelenen bir çeşit osilograftır.) [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOGRAF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REOBAZ
Tarih 29 Haziran 2009
REOBAZ i. (fr. rheobase). Fizyol. Uzun süre bir sinire veya kasa uygulanınca sinir veya kasın irkilmesini sağlayan en küçük elektrik akımı şiddeti. Bk. KRONAKSİ. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REOBAZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REO
Tarih 29 Haziran 2009
REO—, yun. reos, akım’dan alınan ve birçok kelimenin yapısına giren önek. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMBRANDT
Tarih 29 Haziran 2009
REMBRANDT (Rembrandt Harmenszoon VAN RİJN, — denir), hollandalı ressam ve gravürcü (Leiden 1606-Amsterdam 1669).
Babası değirmenci, anası bir fırıncı kızıydı. Çok dindar olan ana, oğlunu her gün yüksek sesle incil’den parçalar okuyarak yetiştirdi. Rembrandt Latin okuluna gönderildi, 1620′de Leiden üniversitesine yazıldı; fakat küçük yaştan beri resme büyük bir eğilimi vardı. Zayıf bünyesi yüzünden babasının yerini alamayacağı anlaşılınca, ressam ve gravürcü olarak Leiden’de Jacob Van Swanenburg’un (1620-1623) sonra Amsterdam’da Pieter Lastman’ın (Caravaggio’ya hayrandı) [1623-1624] ve Jacop Pîjnas’ın yanına gönderildi.
1625′te Leiden’e dönerek tek başına çalışmağa başladı. Babasının ölümünden sonra (1630) kesin olarak Amsterdam’a yerleşti.
Rembrandt’ın ününü sağlayan ilk önemli Eseri Doktor Tulp’un Anatomi Dersi’dir (1632). Amsterdam’da, Van Uylenburgh adlı zengin bir tacirin evinde kalıyordu. Bu tacirin Friesland sarayında danışman olan babası Rembrandt’m estamplarından bir kısmını bastırmıştı. Van Uylenburgh’un Saskia adlı bir de kızkardeşi vardı. Yakınlarının karşı koymalarına rağmen Saskia 1634′te Rembrandt ile evlendi. Valinin himayesi altında geçen sekiz yıllık maddî ve manevî başarılar, parlak bir hayat ve mutlu bir evlilik süresince Saskia’nın güzelliği ve zerafeti ressamın başlıca tema’sı oldu (çeşitli desenler, gravürler, yağlıboyalar). Ama araya üzüntüler de girdi: 1636, 1638 ve 1640′ta ilk 3 çocuğunun ölümü; 1640′ta Rembrandt’ın annesinin ölümü, 1642′de Saskia da ölünce Rembrandt 1641′de doğan oğlu Titus ile yalnız kaldı.
O sırada çok para kazanıyordu. Jodenbreestraat’taki evi her çeşit değerli sanat eşyasıyle doluydu (Raffaello, Van Eyck ve Giorgione’den yağlıboya tablolar; antika mermerler; Dürer, Cranach, Callot, Rubens ve Mantegna’dan gravürler; Bruegel’den desenler, iran minyatürleri, Saskia’ya giydirmekten zevk aldığı için ipeklileri; mücevherler ve altın zincirler, porselenler, silâhlar, tabiî veya egzotik ilgi çekici eşya, değerli mobilyalar).
Rembrandt borsa oyunlarına giriyor ve hesapsız para harcıyordu. Saskia’nın Ölümü sırasında bitirdiği Gece Devriyesi adlı tablo ısmarlayanlar tarafından beğenilmedi; bu, portre geleneğinden kopan kolektif bir portreydi: ciddî bir poz alarak hareketsiz şekilde dizilmiş kişiler yerine etkili ve yaşanmış bir sokak sahnesi. Şaşkına dönen halk bile tabloyu beğenmedi. Satışlar seyrekleşti. İşsiz kalan Rembrandt tefecilere başvurmak zorunda kaldı. Hindistan’a deniz nakliyatı yapmayı denediyse de başarı sağlayamadı. Bu malî güçlüklere, Titus’un sütannesinin, aleyhine açtığı rezalet yaratan bir davanın sıkıntısı da eklendi.
1645′te Hendrickje Stoffels adlı yirmi beş yaşındaki bir köylü kızını hizmetçi olarak yanma aldı. Oğlunun geleceğini güvenlik altına almak isteyen Saskia’nın bıraktığı vasiyetin bazı önleyici maddeleri olmasaydı Rembrandt hiç kuşkusuz bu kızla evlenecekti. Zaten Menno Simonnis’in anabatist mezhebine girmesiyle bozulan ünü, bu kızı hayatına sokmasıyle daha da zarar gördü. Hendrickje Stoffels’i çıplak olarak gösteren Batşeba Yıkanırken adlı tablo ahlâksızlıkla suçlandı. Bu arada doğan Corneila adlı kızları 1654′te küçük yaşta öldü. Rembrandt’ın, devrin büyük kişileri yerine, model olarak ihtiyarları, yoksul insanları, komedi sanatçılarını ve hattâ zencileri alması da ayrıca hoş karşılanmıyordu. 1656′da ikinci Anatomi Dersi’ni yaptığında alacaklıları harekete geçti; 1657′de mallarının envanterini çıkarttılar; bu da iflâs ve bütün mallarının açık artırmaya çıkarılmasıyle sonuçlandı. Rembrandt bir han odasına sığındı. Sonra Hendrickje ve Titus ile beraber Amsterdam’da Portekizliler sinagogu yakınında Rozengracht yahudi mahallesine yerleşti.
Basit bir evde oturuyor, küçük çapta gravür, yağlıboya tablo ve enteresan eşya ticareti yapıyorlardı. Bu sırada ingiltere’de Yorkshire bölgesinde Hull’a birkaç aylık bir gezi yapan Rembrandt Amsterdam’a dönerek Kumaşçı Loncaları adlı tablosunu çizdi. Bu arada belediye binası için yaptığı Julius Civilis’e Suikast adlı tablosu reddedildi. 1662′de Hendrickje Stoffels’in ölümüyle kesin bir mutsuzluğa düştü; Hendrickje ressama resim sanatının yarattığı, gerçekten heyecan veren güzel kadın tiplerinden birini ilham etmiş ve ona muhtaç olduğu bağlılık ve iyilikle destek olmuştu. Onun ölümünden sonra yedi yıl daha yaşadı.
Birlikte çalıştığı Titus dışında herkes tarafından terk edilmişti. Ondan bir yıl önce de Titus öldü. Bütün dünya müzelerinde Rembrandt’ın yüzlerce tablosu muhafaza edilmektedir. Louvre’da yirmiden fazla resmi vardır.
Bunlar arasında en ünlüleri: Düşünen Filozof (1633), Kenarsız Bir Şapka ve Altın Bir Zincir Takmış Rembrandt’m Portresi (1634), Melek Rafael Tobiaş’tan Ayrılırken (1637), Kutsal Aile (1640), Emvas Hacıları ve İyi Yürekli Samiriyeli (1648), Hendrickje Stoffels’in Portresi (1652′ye doğr.), Batşeba Yıkanırken (1654), Derisi Yüzülmüş öküz (1655), Yaşlı Adam Portresi (1660), Aziz Matta (1661). Rembrandt’m öbür önemli e-serleri arasında, Amsterdam’da Rijksmuseum’daki (Gece Devriyesi, Kumaşçı Loncaları, Profesör Jean Dayman’ın Anatomi Dersi, Nişanlı Yahudi Kızı), Berlin müzesindeki (Altın Miğferli Adam), Dresden müzesindeki (Ressam, Karısı Saskia ile); La Haye’de Rijksmuseum’daki (Rembrandt’m Annesi, Doktor Tulp’un Anatomi Dersi), Ermitaj müzesindeki (ibrahim’in Oğlunu Kurban Edişi, Haçın İndirilişi, isa ile Samiriyeli Kadın), Londra National gaîlery’deki {ilerlemiş Yaşta Sanatçı) tabloları sayılabilir.
En son gravür katoloğunda (1955) 299′u gerçek, 98′i de şüpheli 397 eser vardır. Bu gravürlerin hemen hepsi Paris’te Bibliotheque Nationale’in Cabinet des Estampes bölümünde toplanmıştır. Rambrandt gelmiş geçmiş ofort’çulann en büyüğü sayılır. Leiden’de yirmi yaşından beri gravür yapıyordu. Resam asıl üslûbunu 1653′ten sonra buldu. Resim ve gravürleri, üslûp gelişmesi ve seçtiği konular . bakımından birbirine paraleldir. Burada, hayatındaki gibi dört dönem göze çarpar: gençlik; Saskia ile mutluluğu, acılarla dolu olgunluk; son.
Tevrat ve İncil’den ilham almadığı zaman (bütün kutsal tarih’i resimlediği söylenir) gerek çevresinden, gerek kendinden (kendi portrelerinden altmış ikisi bilinirse de bunların yüzü aştığı sanılır) yararlanarak insanı tasvir etmiş ve onun sırrını çözmeğe çalışmıştır, önceleri eşya ve canlıları bütün fizik gerçekleri içinde çizdi, daha sonra ışık-gölge oyunları ve eşsiz tekniği (özellikle desenleri şaşırtıcı bir modern anlayış içindedir) ile, iç dünya gerçeğini yansıtan görünüşü duygulu bir yoğunlulukla dile getirmeyi başardı. Rembrandt’ın Jodenbreestraat’taki evi 1906′da müze haline getirildi. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMBRANDT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENYUM
Tarih 29 Haziran 2009
RENYUM i. (Ren nehrinin adından fr. rhenium). Atom numarası 75, atom ağırlığı Re = 186, 31 olan kimyasal element; 1925′te, alman W. ve i. Noddack tarafından, X ışınlarıyle tayfölçümü sayesinde platin ve niyobyum cevherlerinde bulundu.
— ANSîKL. Renyum, 3 150°C’a doğru eriyen parlak beyaz bir madendir. Yoğunluğu 21′dir; dövülebilir ve haddeden geçirilebilir, özdirenci yüksek olduğu gibi elektron yayma gücü de çok fazladır. Kimyasal bakımdan manganeze benzer. 250°C’ta oksitlenir, halojenlerle birleşir, nitrik ve sülfürik asitlerden etkilenir. Oksitlen arasında en önemlileri, renik anhidrit ReOs ile perrenik anhidrit’tir Re2O7; bunlara da renat ve perrenat adı verilen tuzlar tekabül eder.
Potasyum permanganata benzeyen potasyum perrenat KReU4 suda az eriyen renksz bir tuzdur. Renyum üretimi ve uygulamaları son yıllarda büyük bir artış göstermiştir. Ergime noktası çok yüksek mekanik ve elektrik özellikleri çok ilgi çekici olduğundan, ateşe dayanıklı alaşımların yapımında çok kullanılır. Tungstenli alaşımı, yüksek sıcaklıklarda kullanılabilen termoelektrik pillerin yapımında işe yarar; saf tungstenden daha kolay telleşebilen bu alaşım, darbelere dayanıklı lamba filamanı (akkor ve elektronik lambalar) olarak kullanılır. Katalizör olarak da çoğu zaman platine tercih edilir. Renyum genellikle, bakır metalürjisinin alt ürünü olan molibdenit’ten elde edilir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENYUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENTSCHLER (Harvey Clayton)
Tarih 29 Haziran 2009
RENTSCHLER (Harvey Clayton), amerikalı fizikçi (Hamburg, Pennsylvania 1881 -East Orange, New Jersey 1949).
1908-1917 Arasında Missouri üniversitesinde fizik dersleri verdi. Westinhouse Elektrik ve İmalât şirketine girdi (1917), daha dayanıklı ampul telleri yapmak amacıyle uranyum tuzlarından saf uranyum elde etti (1922). Uranyumun ergime derecesinin tungsten’inkinden çok daha düşük olduğu anlaşılınca, bu proje yarıda kaldı, ama şirket nükleer fizik alanında çalışan üniversite ve araştırma laboratuvarları için az miktarda uranyum elde etmeğe devam etti.
1942 Başlarında, Chicago üniversitesinin Metalürji laboratuvarı şefi Arthur H. Compton’un isteği üzerine Rentschler, deneylerde kullanılabilecek bir miktar uranyum elde etti. Ayrıca daha önce Robert F. James ile birlikte bakteri öldürücü ilk lamba olan «Sterillamba»yı geliştirmişti. Bu lamba, yiyecekleri korumakta ve cerrahî alanında ameliyat odalarını sterilize etmekte kullanılmaktadır. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTSCHLER (Harvey Clayton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENTİNG
Tarih 29 Haziran 2009
RENTİNG i. (ing. to rent, kiralamak’tan). Tipleri standartlaşmış malzeme kiralama şekli (vagon, ,kamyon bazı bayındırlık malzemesi,şantiyelerdeki seyyar tesisler, elektronik muhasebemakineleri v.b.)
[ Leasing veya krediyle ödünç verme'den farklı olarak renting, belirli bir süre için alelade bir kiralama şeklidir: kararlaştırılan kira bedeli kiralanan malzemenin bakımını da kap-sadığndan, kira mukavelesinde bir satış vaadi maddesi yoktur.) [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENTERİA
Tarih 29 Haziran 2009
RENTERİA, İspanya’da (Bask ülkesi, Guipuzcoa ili) şehir, Oyarzun ırmağı kıyısında; 18 600 nüf. Metalürji. Kurşun rafinerisi. Kâğıt fabrikaları. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENTENMARK
Tarih 29 Haziran 2009
RENTENMARK i. Birinci Dünya savaşı sonunda Almanya’daki para enflasyonunu durdurmak üzere, 13 ekim 1923 tarihli kanunla kabul edilen geçici alman parası.
— ANSİKL. Helfferich tarafından tasarlanan, daha sonra Hilferding ve Luther tarafından değişikliğe uğratılan para sisteminden çıkan Rentenmark, millî ekonomi üstünde tesis edilen ipotekli bir borca dayanıyordu. Rentenmark, Deutsche Rentenbank tarafından ihraç edildi ve
15 ekim 1923′ten 11 ekim 1924′e kadar tedavülde kaldı. 12 Kasımda Dr. Schacht para işleri müşavirliğine getirilince, emisyon 15 kasımda başlatıldı ve 20 kasımda 1 trilyon kâğıt mark bir Rentenmark karşılığında değiştirilmeğe başlandı.
Emisyon tavanının 1 200 000 000 Rentenmark olarak tespiti, tecrübenin başarısını sağladı. 30 Ağustos 1924 tarihli bir kanunla Rentenmark, Reichsmark lehine tedavülden kaldırıldı. İkinci Dünya savaşında yeniden bir Rentenmark emisyonu yapıldı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTENMARK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ren şarapları
Tarih 29 Haziran 2009
Ren şarapları, yalnız Basel’den Köln’e kadar Ren nehrinn yamaçlarında yetişen üzümlerden değil, aynı zamanda Neckar, Main, Moselle, Saar, Nahe ve Aare gibi çevre vâdilerindeki üzümlerden yapılan şarapların genel adı.
Bunlar arasında, Rheingau yamaçlarının ünlü mahsulleri ayrı bir yer tutar. Ren şaraplarının başlıcaları şunlardır: Moselle, Saar, Ruwer’irî meyveli ve kokulu şarapları; Orta Ren havzasında Koblen’in kuzey ve güneyinin tatlı şarapları; Ren’in sol yakasında Worms, Alzey ve Bingen arasında yapılan hafif veya sert şaraplar; Pfalz’ın ince, tatlı ve kokulu; Rheingau’nun seçkin ve güzel kokulu; Nahe’nin lezzetli şarapları.
Ren şarapları genellikle beyazdır ve en iyileri de Riesling üzümünden yapılır. Ama bazı yerlerde çok iyi kırmızı şaraplar da çıkar. Alsace’da yapılan köpüklü şaraplar meşhurdur. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren şarapları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENSO
Tarih 29 Haziran 2009
RENSO i. (fr. rinceau). Mim. Yapraklı ve bazen de çiçekli, meyveli ince dalların dışarıdan içeriye doğru kıvrılıp birbirine dolanarak helezonlar halinde devam etmesinden meydana gelen oyma ve kabartma süs. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENSO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ren paktı
Tarih 29 Haziran 2009
Ren paktı, 16 ekim 1925′te Luzern’de imzalanan sözleşme. Bu sözleşmeye göre, Almanya, Belçika ve Fransa, Ren bölgesinde statu quo’yu İtalya ile İngiltere’nin garantisi altında muhafaza etmeyi taahhüt ediyordu. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren paktı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENOUVİN (Pierre)
Tarih 29 Haziran 2009
RENOUVİN (Pierre), fransız tarihçisi (Paris 1893). Eski bir muharip olarak 1914 Savaşının kaynakları üstünde araştırmalar yaptı:
Les Origines immediates de la Guerre de 1914 (1914 Savaşının Dolaysız Kaynakları) [1925]. Savaşın daha uzak kaynaklarını, sonradan 1926′dan 1939′a kadar Camille Bloch ile birlikte yönettiği Revue d’Histoire de la Guerre Mondia-le’de (Dünya Savaşı Tarihi Dergisi) [17 cilt], Crise Economique et la Premiere Guerre Mondiale’âe (İktisadî Kriz ve Birinci Dünya Savaşı) [«Peuples et Civili-sations»], cilt XIX, 1934] ve başka yazarlarla birlikte yazdığı Paix Armee et la Grande Guerre (Silâhlı Barış ve Büyük Savaş) [«Cilio», cilt IX, 2; 1939] adlı eserlerinde inceledi.
Milletlerarası ilişkilerde uzmanlaştı. öbür eserleri: La Question d’Extreme-Orient, 1840-1940 (Uzakdoğu Meselesi, 1840-1940) [1946] ve Histoire des Relations İnternati-onales (Milletlerarası İlişkiler Tarihi) [cilt, 1953-1958]. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOUVİN (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENOUVİER (Charles)
Tarih 29 Haziran 2009
RENOUVİER (Charles), fransız filozofu (Montpellier 1815-Prades 1903). Fransız yeni eleştirimciliğinin başlıca temsilcisi. Leibniz ve Kant’ın büyük ölçüde etkisinde kaldı.
Başlıca eserleri: Essais de Critique Generale (Genel Eleştiri Denemeleri)
[1854 -1864], Uchronie (1857), Philosophie Analytique de L’Histoire (Tarihin Analitik Felsefesi) [1896], La Nouvelle Monadologie (Yeni Monadoloji) [1899], Histoire et Solu-tion des Problemes Metaphysiques (Metafizik Meselelerin Tarihi ve Çözümü) [1901], Le Personnalisme (Kişicilik) [1903]. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOUVİER (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETİKÜL (veya AĞCIK)
Tarih 29 Haziran 2009
RETİKÜL (veya AĞCIK), lat. Reticulum, güney gökküresinde küçük takımyıldız; güney kutbunun 40° dolaylarında yer alır ve aynı yükselimde bulunan 0,6 kadirdeki Asernar (a Irmak) yıldızından iki saat sonra gözlenir. Bu takımyıldızda dikkate değer yıldız yoktur. Bk. Gökyüzü. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİKÜL (veya AĞCIK) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETİKÜL
Tarih 29 Haziran 2009
RETİKÜL i. (fr. reticule). Opt. Birbirini dik açıyle kesen çok ince iki telin kesişme noktasını merkez kabul eden, yer ve gök dürbünlerinde nişan almağa yarayan yuvarlak delikli disk. (Telemetrelerin retikülleri çok daha karışıktır; bunlar, bir cam lama üzerinde gravür metotlarıyle yapılır.) [KIL AĞI da denir.] (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİKÜL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETİCULUM
Tarih 29 Haziran 2009
RETİCULUM, Retikül veya Ağcık takımyıldızının latince adı (kısaltılması: [Ret]).[L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİCULUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETİCULARİA
Tarih 29 Haziran 2009
RETİCULARİA i. Paleontol. Karboniferde bulunan fosil kolsuayaklı hayvan. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİCULARİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETİCELLİ
Tarih 29 Haziran 2009
RETİCELLİ i. («ağ» anlamında ital. k.). XV. yy.da Venedik’te, filigranlı iki cam tabakasını kareler ve ağlar meydana getirecek şekilde üst üste koyarak yapılan cam işi. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİCELLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETİARİUS
Tarih 29 Haziran 2009
RETİARİUS i. (lat. rete, ağ’dan lat. k.). Esk. Rom. Elinde üç dişli bir mızrakla bir hançer ve bir balık ağı taşıyan gladyatör; bu ağ ile, tepeden tırnağa silâhlı olana hasmı mirmillo’nun üstüne atılırdı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETİARİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETHYMNON
Tarih 29 Haziran 2009
RETHYMNON, türk. Resmo, esk. Rethymne, Yunanistan’da şehir, Girit’in kuzey kıyısında, il idare merkezi; 13 600 nüf.
—Rethymnon ili, 72 200 nüf. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHYMNON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rethondes mütarekeleri
Tarih 29 Haziran 2009
Rethondes mütarekeleri, Rethondes garının yakınında, Compiegne ormanında, bir demiryolu vagonunun içinde iki önemli mütareke imzalanmıştır.
Müttefikler ile Almanlar arasında 1 ekim 1918′de imzalanan birinci mütareke ile Birinci Dünya savaşı fiilen sona ermiş oldu. Müttefiklerin yüce savaş konseyi tarafından 4 ekim günü Versailles’da kararlaştırılan mütareke şartları 8 ekimde Almanlara bildirildi. Mütareke Versailles antlaşmasının imzalanmasına (28 haziran 1919) kadar yenilendi.
— 22 Haziran 1940′ta imzalanan ikinci mütareke kısa bir savaştan sonra yenik düşen Fransa’nın Almanya’ya başvurması üzerine yapıldı. Mareşal Petain 17 haziranda mütareke istemeğe karar vermişti. General Kuntziger’in başkanlığındaki fransız heyeti, 1918 mütarekesinin imzalandığı yerde bir tren vagonunda 21 haziran günü Hitler tarafından kabul edildi. Ateşkesme tarihi’ olarak da 25 haziran günü seçildi; bu geciktirmeye sebep daha önce Roma’nın yakınındaki İncisa ali Olgiata’da İtalya ile mütarekenin imzalanmasına imkân vermekti. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rethondes mütarekeleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETHEL (Alfred)
Tarih 29 Haziran 2009
RETHEL (Alfred), alman ressamı ve desinatörü (Diepenbend, Aachen yakınları 1816 – Düsseldorf 1859).
Aachen belediye konağının duvar resimleri (1847) ve desenlerine göre oyulmuş ölüler Dansı ona, Dürer geleneğine bağlı kalmasına rağmen ALMAN DELACROiX’Si lakabını kazandırmıştır. Sanatçı 1852′de delirdi. Eserleri alman müzelerindedir (Aachen, Berlin, Dresden, Düsseldorf, Frankfurt, Leipzig, Stuttgart). [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEL (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETHEL (Alfred)
Tarih 29 Haziran 2009
RETHEL (Alfred), alman ressamı ve de-sinatörü (Diepenbend, Aachen yakınları 1816 – Düsseldorf 1859).
Aachen belediye konağının duvar resimleri (1847) ve desenlerine göre oyulmuş ölüler Dansı ona, Dürer geleneğine bağlı kalmasına rağmen ALMAN DELACROiX’Si lakabını kazandırmıştır. Sanatçı 1852′de delirdi.
Eserleri alman müzelerindedir (Aachen, Berlin, Dresden, Düsseldorf, Frankfurt, Leipzig, Stuttgart). [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEL (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETHEBERG (Elisabeth)
Tarih 29 Haziran 2009
RETHEBERG (Elisabeth), amerikan uyruklu alman kadın şarkıcı (Schwarzenberg 1894). Piyano ve şarkıya çalıştı, sanat hayatına 1915′te başladı, konserlerde ve operetlerde şarkı söyledi.
Dramatik soprano olarak kendini kabul ettirdikten sonra, ‘New York’a yerleşerek 1922′den 1942′ye kadar Metropolitan’da çalıştı, bu arada büyük avrupa şehirlerinde de sahneye çıktı. Yüzden fazla rol ve bin lied’i içine olan çok geniş bir repertuvara sahiptir. R. Strauss’un Mısır’lı Elena’sını ilk oynayan sanatçıdır (192S). [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEBERG (Elisabeth) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETH (Alfred)
Tarih 29 Haziran 2009
RETH (Alfred), macar asıllı fransız ressamı (Budapeşte 1884-Paris 1966). 1905′te Paris’e yerleşti.
Orada Jacques-Emile Blanche’ın öğrencisi oldu, kübizmle, sonra soyut sanatla uğraştı, boyalarına kum, kömür tozu, yumurta kabuğu karıştırarak yeni malzeme elde etme yollarım aradı. Art Moderne müzesinde eseri vardır (Hubin Restoranı, 1912). [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETH (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rendu – Osler hastalığı
Tarih 27 Haziran 2009
Rendu – Osler hastalığı, kan damarlarındaki bir anomaliye bağlı irsî hastalık; klinik olarak kanamalar (çoğunlukla burun kanamaları), anatomik olarak deri ve mukozalardaki kılcal damar ve damarcıkların genişlemesiyle (telanjiyektazi) belirir. (Hastalığın adı fransız hekimi Henri Rendu [1844-1902] ile ingiliz hekimi William Osler’den [1849-1919] gelir.) [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rendu – Osler hastalığı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENDSBURG
Tarih 27 Haziran 2009
RENDSBURG, Almanya’da (Batı Almanya, Schleswig-Holstein) şehir, Kuzey Denizi’nden Baltık denizine ulaşan kanal kıyısında; 35 300 nüf. XIII. yy.dan kalma kilise; XVI. yy.dan kalma belediye sarayı. Sanayi ve ticaret merkezi: çelik fabrikaları, tersaneler, makine yapımı, dokuma sanayii.
— Tar. Rendsburg daha Ortaçağda kale olarak kullanılırdı. 1848-1851 Arasında Holstein isyancıları geçici hükümetlerini burada kurdular. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDSBURG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENDRA (Wiilibrordus S.)
Tarih 27 Haziran 2009
RENDRA (Wiilibrordus S.), indonezyalı yazar (Surakarta 1935).
Christopher Fry’den ve lonesco’dan tercümeler yaptı. Şiir kitaplarında, dille ilgili araştırmalara önem verdi (Çok Sevenlerin Baladı, 1957; Dört Şiir Süiti, 1961). [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDRA (Wiilibrordus S.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|