PRUSYA Genel tarih
Tarih 12 Haziran 2009
PRUSYA Genel tarih
• ilk yıllar. Vistül ile Neman arasındaki Prusya topraklarına ilkin bir baltık halkı olan Prusyalılar veya Boruslar yerleşti; bunları Oliva rahipleri (Oliva’lı Christian. 1215′te ilk Prusya piskoposu) ve Polonyalılar boş yere hıristiyanlaştırmağa uğraştılar.
Yenilen Mazovyalı Konrad, töton şövalyelerinden yardım istedi (1225). İmparator ve papanın desteklediği, alman, polonyalı, çek v.d. haçlılardan da yardım gören Tötonlar, Kulm (Chelmno) bölgesinde üslenerek güç bir fethe başladılar (1228); Prusyalıları zorla hıristiyanlaştırdılar, çoğunu kılıçtan geçirdiler ve topraklarına elkoyarak alman kolonlara dağıttılar. 1260′a doğru Mazurya gölleri dışında ülkenin hemen her yerini ele geçiren toton şövalyeleri, 1265-1295 yıllarında Prusyalıların isyanlarını kesinlikle bastırdılar.Kolonlar tahıl üretimiyle zenginleştiler; bu tahılı Danzig (Gdansk), Elbing (Elblag), Torun v.b. şehirlerin tacirleri ihraç ediyordu; şehirlerin hepsi Hansa’ya katılmış ve Magdeburg ile Lübeck yasaları uyarınca kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmişti.
Ama toton tarikatı şövalyeleriyle ilişkiler kısa süre içinde gerginleşti ve Totonların merkezi Marienburg’a nakledildi (1309). Köylüler, soylular ve özellikle alman tacirler tarikat başkanlarını ülkeyi mutlaka hükümdarlar gibi yönetmek ve sayılarını artırmak için günden güne daha çok yabancı asker çağırmakla suçluyorlardı. Zaten toton tarikatı Brandenburg’a yaklaşmak ve tehlikeli Polonya-Litvanya birleşmesine (1386) karşı denge unsuru olmak için Pomerelya ve Danzig’i ilhak ederek (Kalisz anlaşması 1343), ve Neumark’ı satın alarak (1402) hâkimiyetini yaymıştı. Tötonlar birliği kurmak için Polonya’ya savaş açtılar, fakat 1410′da Grunwald’de (Tannenborg), «Lucertole» birliğini kuran soylu ve burjuva tebaaları (sonradan Marienwerder birliğini kurdular [1440]) tarafından savaş Sırasında yüzüstü bırakılınca yenildiler.
Tötonların isteğine uygun olarak imparator Friedrich, Marien-werder birliğini dağıttı (1453); bunun üzerine soylular ve şehirler, Polonya kralı Kazimierz IV’ün desteğiyle ayaklandı; Kazimierz bu ikinci savaştan sonra Doğu Prusya’nın kendisine bırakılmasını sağladı ve tarikata Polonya’nın metbuluğunu kabul ettirdi (Torun anlaşması, 1466). O tarihten sonra köylüler, şehir burjuvazisi ve toprak Sahibi soylular arasındaki dayanışma çözüldüğünden Tötonlar kesinlikle gerilemeğe başladılar. Hansa’nın gücünü kaybetmesinden (XV. yy.) ve tahıl fiyatlarının yükselmesinden (XVI. yy) yararlanan soylular önce XIV. yy.daki salgın ve kıtlıklar ile XV. yy. savaşları sonucunda boş kalan toprakları ele geçirdiler; Sonra köylülerin topraklarına el atarak köylüleri XVI. yy.da toprak kölesi haline getirdiler.
O tarihten sonra bedava işçi çalıştıran toprak sahibi soylular tahıllarını çok düşük fiyatla, ama dolgun kârlarla Batı Avrupa’ya Sattılar; hattâ üretim ve kazancı çoğaltmak için ülkeye yeniden kolon yerleştirmeğe başladılar.
• Prusya düklüğü. Üçüncü bir savaş (1519-1521) sonunda Toton tarikatı başkanı Brandenburg’lu Albrecht, Prusya’nın laik ve soydan geçen; bir düklük haline getirilmesini sağladı; düklük doğrudan doğruya Polonya tacına bağlı bir fief’ti (Krakow, 1525). Hohenzollern sülâlesinden Brandenburg’lu Albrecht, Prusya dükü oldu (1525-1568), Luther reformunu benimsedi, tarikat başkanı unvanından vaz geçti ve tarikatın mülklerini laikleştirdi.
Albrecht devletini yeniden teşkilâtlandırmayı denedi; ama illerin yönetiminde Tötonların koyduğu taksimatı değiştirmedi. Ayrıca soylulara ve şehir burjuvazisine Lanstande’de (bu iki sosyal sınıfın denetlediği meclis) vergi miktarını tayin etmek hakkını tanıdı. Ama hükümette yabancılara önemli yerler vermesinden hoşnut olmayan soylu ve burjuvalar, Polonya kralına başvurdular; kralın yaptığı soruşturma sonucunda subayların sayısı sınırlandı. Albrecht Friedrich (1568-1618), Polonya ve Brandenburg seçici prensi Joachim II ile yaptığı görüşmeler Sonucunda hüküm süren sülâle söndüğü takdirde Prusya düklüğünün Joachim II’ye geçmesini kabul etti (1569). Joachim II (1573), Polonya düklüğünün yönetimini önce Ansbach markgrafı Georg-Friedrich’e (1577-1613), sonra Brandenburg maıkgraflarına verdi.
Böylece seçici prens Johann Sigismund, Prusya dükü oldu (1618-1619). Düklük ve Seçici prenslik kurumları resmen muhafaza edildi ve Polonya’nın desteklediği il hükümetleri, boyun eğmeleri karşılığında, her hükümdar değişmesinde yeni yeni tavizler kopardılar; Hohenzollern’ler illeri Otuzyıl savaşına sürükleyince istekler daha da arttı. Aciz seçici prens Georg-Wilheln (1619-1640), ülkesi için isveç Vasa’ları (Gustaf II Adolf, 1611-1632) ve Polonya arasındaki (Zygmunt III, 1587-1632) çekişmelere seyirci kaldıktan sonra, isveç Vasa’larına katılmayı kabul etti. Bununla birlikte oğlu ve vârisi Friedrich-Wilhelm I (1640-1688), Doğu Pomeranya (Kamien piskoposluğu dahil) ile Minden, Halberstadt ve Magdeburg piskoposluklarının kendisine bırakılmasını sağladı (Vest-falya anlaşmaları, 1648); sonra Polonya-isveç savaşına (1655-1660) katılmasına karşılık, Prusya’yı Polonya metbuluğundan kurtardı (Wehlau, 1657) ve bu düklük üstünde kendi otoritesini kabul ettirdi (Oliva, 1660). Prusya o tarihten sonra Brandenburg devletine katıldı ve bu devlete bağlı eyaletler arasında Hohenzollern’lerin rakipsiz bir hâkimiyet kurdukları tek ülke oldu.
• Prusya devletinin doğması. Bu başarılara rağmen yeni devletin durumu nazikti: Neman-Ren arasında çok dağınık, savaşlarla yakılıp yıkılmış ve ıssızlaşmış topraklar; Prusyalı luther’ciler ile Rheinland bölgesindeki katolikler ve calvin’ciler arasındaki çekişmeler; özellikle doğudaki Junker’lerle (soylu mülk sahipleri) toprak kölesi köylüler arasındaki Sosyal gerilim. İl meclislerinin (Landstande) düzenli vergiler ödemeyi reddettiği (1662 ve 1667) Prusya’da, imtiyazlar tehlikeli ve güçlüydü.
Büyük seçici prens, siyasetini kabul ettirebilmek için asker göndermek (1662) ve il meclislerine ülkenin yönetiminde görev alacak Brandenburg’lu memurların bulunmasını kabul ettirmek zorunda kaldı. Bu sonuç ancak Friedrich – Wilhelm’in kurduğu modern ordunun desteğiyle sağlanabildi; bu ordunun bakımı; için de birçok vergi kondu, idarî reformun, memurlar kadrosunun, pazarcılığa yönelmiş bir ekonominin, yeni kurulan donanmalın (1688 de 12 gemi), Afrika Brandenburg şirketinin (merkezi Königsberg’de) ve çağrılan yabancı teknisyenlerin (1683′ten sonra fransız Protestanları) güçlü bir devlet haline getirdiği Brandenburg-Prusya, bu gücünü İsveçlileri Fehrbellin’de yenip (1675) Riga’ya kadar kovalayarak (1678 sonu) ortaya koydu. Louis XIV’ü büyük seçici prense yaklaşmağa yönelten (1681 gizli antlaşması) bu askerî güç, Friedrich III’te krallığını ilân etme isteği uyandırdı. Ama bunun için imparatorun ve büyük devletlerin onayı gerekiyordu.
Prusya ordusu Louis XIV’e karşı Avusturya imparatorunun emrine verildi (1689 -> 1697) ve imparator, İspanya Veraset Savaşına katılmasını sağlamak için Prusya hükümran düklüğünü krallık haline getirmeğe karar verdi (1700). Friedrich Königsberg’de törenlerle taç giyerek (18 ocak 1701) Friedrich I adını aldı (1701-1713) ve Fransa’ya karşı savaşa katıldı; ama İsveç’e karşı savaşta önce tarafsız kaldı (1710).
• Prusya askerî devletinin kurulması (1713-1740). «Çavuş-kral» denen Friedrich-Wilhelm I, isveç’in ön Pomeranya, Stettin (Szczecyn) ve Odra’nın ağızlarını kendisine bırakmasını sağladıktan (Stockholm antlaşması, 21 ocak 1720) sonra, bütün gücünü ordu ve idareye dayandırdı; orduyu devletin temel direği haline getirdi, hükümdarlığı boyunca bütün çabalarını ordu için harcadı ve ordunun bakımını şahsî gelirleriyle karşıladı.
Yoksul toprak Sahibi soyluların ailelerinden gelen, Kadetler okulunda parasız yetiştirilen (Berlin, 1722) subaylar, devletin en yüksek sınıfı haline geldi. Ordunun yansı askerî kantonlardan (1665 kanton Sistemi) toplanıyor, yarısını ise paralı askerler meydana getiriyordu. Bu ordu mekanizmasının büyük harcamalar gerektirmesine rağmen sıkı bir tasarruf siyaseti ve sağlam bir vergi sistemi (imtiyaz ve muafiyetlerin kaldirılması) sayesinde tasarruf yapıldı. Buna paralel olarak kral ülke içi yerleşme harekeketine de hız verdi; 1709-1710 vebasının kırıp geçirdiği Prusya düklüğüne 17 000 Salz-burg’lu yerleştirdi (1732). Memurlarına namusluluk ve mutlak disiplin anlayışı kazandıran Friedrich-Wilhelm’in yönetimi kusursuzdu; ülkeyi maliye, Savaş ve topraklar yüce direktuvarının yardım ettiği kabinesi yardımıyle yönetiyordu ve bakanlar ancak birer yürütme görevlisiydi.
• Prusya’nın büyük bir devlet haline gelmesi (1740-1786). Prusya ordusu Friedrich II’nin elinde eşsiz bir kudret aracı oldu. Avusturya’dan Silezya’nın alınması, Berlin antlaşmasında imzalandı (1742) ve Dresden’de onaylandı (1745). Fransa, Avusturya ve Rusya’ya karşı bir kuvvet denemesi olan Yediyi! savaşlarını Prusya büyük güçlüklere ve ağır kayıplara (kısa Süre içinde yeni kolonlar getirilmesiyle telâfi edildi) rağmen kazandı (Rossbach, kasım 1757; Leuthen aralık, 1757; Hubertsburg anlaşması, 1763). Friedrich, Avusturya ve Rusya’ya kabul ettirdiği Polonya’nın ilk bölüşülmesiyle Batı Prusya veya Polonya Prusyası’nı ele geçirerek (1772) ve Prusya ile Brandenburg’u toprak bakımından birleştirerek Junker’lere iktisadî menfaatler sağladı.
O tarihten sonra devamlı olarak imparatora karşı Almanya’nın meselelerine müdahale etti; imparatorun Bavyera’yı ilhak etmesini engelledi (1778-1779) ve birleşmiş alman prenslerinin (Fürstenbund) yardımıyle Almanya’da Hohenzollern’lerin yerini almağa çalıştı (1765). O tarihte 160 000-200 000 kişilik daimî bir ordusu, 55 milyonluk hazinesi, 22 milyonluk geliri vardı; üstelik çoğu XIX. yy.da Hıristiyanlığı kabul eden saray yahudilerinden de (bankacı, ordu müteahhidi v.b.) malî yardım görüyordu (bu yardım Prusya’nın 1812′de yahudilere hürriyetler tanımasını kısmen açıklar). Ama köylerde toprak köleliği rejiminin devam etmesi, şehirlerdeki katı lonca rejimi ve Soyluların devlette önemli rol oynamaması sosyal gelişmeyi köstekliyordu. Friedrich II, babasının mutlakıyet idaresini daha da sağlamlaştırdı; ama rejiminin dış görünüşünü filozofça düşüncelerini uygulayarak yumuşattı: din hürriyeti, adlî reform, Prusya hukukunun derlenmesi (1774), idare ve adaletin ayrılması. Bütün dikkatini iktisadî gelişmeye toplayarak bataklıkların tarla haline getirilmesini ve iskânını, Emden ve Swinemünde limanlarının düzenlenmesini ve ticarî gelişmeyi (A.B.D. ile ticaret anlaşması, 1785) destekledi.
• Prusya devletinin gerilemesi ve yeniden doğması (1786-1815). Friedrich II’nin eseri kısa süre içinde yeğeni Friedrich -Wilhelm II’nin (1786-1797) beceriksizliği yüzünden bozuldu. İdareyi bir gözdeler kabinesine bırakan Friedrich-Wilhelm II, din ve fikir hürriyetini kaldırdı, devlet hâzinesini saçıp Savurdu, prusya ordularını menfaat sağlamayan serüvenlere sürükledi (Felemenk 1787, Valmy 1792) ve Sonunda orduyu İngiltere’ye kiraladı. Gelir kaynakları tükenince, Fransa’ya Kuzey Almanya’nın tarafsızlaştırılmasını sağlayan Basel antlaşmasını (1795) imzaladı. O tarihten sonra eyaletlerini Polonya’nın zararına genişletmekle uğraştı (1793 ve 1795 bölüşmesi). Prusya’nın o tarihte yüzölçümü 300 000 km2′yi, nüfusu ise 8 700 000 kişiyi bulmuştu; ama ülke borç içindeydi, ordusu zayıflamıştı, idarî teşkilâtı bozulmuştu.
Friedrich-Wilhelm III, gerilemenin önünü almağa çalıştı. Aşırılıkları azaltarak malî durumu düzeltti; ama yaşlı kadrolarını muhafaza ettiği orduda reform yapmadı. Fransa’ya karşı elverişli bir tutum takınması sayesinde Almanya’da birkaç toprak kazandı (1803); Napolyon, Kleve, Ansbach ve Neuchâtel’e karşılık Prusya’ya Hannover’i verdi (Schönbrunn, 15 aralık 1805) . Fakat Ren konfederasyonunun kurulması Prusya’yı Rusya ile ittifaka sürükledi; Napolyon’a bir ültimatom gönderen Prusya’nın ordusu ezildi (Jena, Auerstedt, 14 ekim 1806), Berlin işgal edildi
(27 ekim 1806) , Tilsit antlaşmasıyle (1807) Prusya, topraklarının yarısını kaybetti; savaş tazminatlarını ödeyemeyen krallık işgal edildi ve Fransızların metbuu haline geldi.
Ama barış yapılır yapılmaz, kral reformlara girişti ve Fransız devriminin yaydığı hürriyetleri tanıdı: Stein toprak köleliğini kaldırdı (9 ekim 1807) ve köylüler kralın şahsî mülkü olarak işledikleri topraklara sahip oldular. Bu reformlar kamuoyunda önemli gelişmelere yol açtı ve 1810′da kurulan Berlin üniversitesi, Fichte’nin etkisiyle alman milliyetçiliğinin ocağı haline geldi. Scharahorst ve Gneisenau, kadroları tasfiye ederek, talimatnameleri yeniden hazırlayarak, ordu reformuna giriştiler. Ama Stein’ın entrikalarını haber alan Napolyon, onun görevden alınmasını sağladı (1808) ve ordu mevcudunu 42 000 kişi olarak sınırladı. Bununla birlikle 1810′da Hardenberg, Stein’ın eserini yeniden ele aldı; malî imtiyazları kaldırdı, kilisenin mallarına elkoydu, sanayi hürriyetini ilân etti, gençleri askerî eğitimden geçirerek (krümperler sistemi), orduyu çoğaltma yasağını işlemez hale soktu.
Prusya, Almanya’nın ayaklanmasında kesin rol oynayacak hale gelmişti. General Yorck’un Tauroggen’de bozguna uğraması (30 aralık 1812) ayaklanmaya işaret oldu. Doğu Prusya ayaklandı; kral topyekûn seferberlik i-lân ederek Fransa’ya savaş açtı (17 mart 1813) . 278 000 kişilik ordusuyle Avusturya’yı koalisyona sürükledi.
Bu çaba ve fedakârlıklar Viyana kongresiyle mükâfatlandırıldı (1814-1815). Prusya yeniden kurularak Saksonya’nın kuzey yarısı, Westfalen ve Rheinland’ı aldı; bir german devleti haline gelmişti ve Almanya’nın en zengin bölgelerini içine alıyordu.
• Almanya’da Prusya hâkimiyeti (1815 -1870). 1814′te girişilen idarî reformla krallık illere bölündü; iller de idare bölümleri ve çevrelerine ayrılıyordu. Yönetim, devlet kançılarının başkanlık ettiği bir meclisteydi. Prusya’nın yönetimi altında Zollvere’in (1834), öbür kuzey alman devletleriyle birleşmeyi hazırladı. Bununla birlikte kralın vaat ettiği anayasa Kutsal İttifak’ın etkisiyle çıkarılmadı: üniversite derneklerine (Burschenschalten) kötü davranıldı.
Eski prusya ailelerinden meydana gelen soylular, Friedrich II’den beri devleti yönetiyor ve yerlerini yüksaltmekte olan burjuvaziye çok ağır bırakıyorlardı; öyle ki, XX. yy. başında Prusya’nın gücünün iki temel direği olan ordu ve bürokrasinin kilit noktaları hâlâ soyluların elindeydi. Luther’ci kiliselerin birleşmesine ve devlet tarafından yönetilen bir kilise haline getirilmesine muhalefet eden Köln ve Poznan piskoposları tutuklandı. Daha liberal olan Friedrich Wilhelm IV (1840-1861), piskoposları serbest bıraktı ve genel af ilân etti (1844). Kamuoyunun baskısı karşısında temsilî meclise benzer bir meclis kurdu: Berlin «Birleşmiş Landtag’ı» (1847).
Berlin’deki 1848 ayaklanmasından bunalınca, bir kurucu meclis topladı ve liberal bir anayasa çıkardı (1849). Ama Frankfurt parlamentosunda, Avusturya’nın dışta bırakılacağı bir Almanya’yı hâkimiyeti altına almağa cüret edemedi; Avusturya kendi ülkesinde düzeni sağladıktan sonra Friedrich’i bu yoldaki bütün denemelerinden vaz geçmek zorunda bıraktı (Olmütz, 1850). Bunun üzerine Muhafazakâr parti ile luther’ci kilisenin Prusya devletini yönetmeğe başlaması, Hıristiyanlığın halkın gözünden düşmesine ve alman birliğini gerçekleştirmeyi hedef alan Real Politik’in hazırlanmasına yol açtı. İki meclisten meydana gelen bir parlamento (senyörler meclisi [Herrenhaus] büyük mülk sahiplerini temsil ediyordu; ikinci meclis sınıflar Sistemine göre seçiliyordu) kuran 31 Ocak 1850 Anayasasını kabul ettikten sonra Friedrich -Wilhelm IV, Avusturya’nın tutumunun etkisi altında kalarak yeniden bir tepki siyasetine döndü; fakat bir delilik buhranı geçirerek naipliği kardeşine bıraktı; kardeşi Wilhelm I adiyle hüküm sürdü (1861-1888).
Güçlü bir monarşi taraftarı olan yeni hükümdar, Roon’un 1860′ta sunduğu askerî reform projesini (üç yıl silâhlı hizmet; ihtiyat hizmeti süresinin artırılması, kadroların ve askerî bütçenin çoğaltılması) destekledi. Yeni kralın iktidara çağırdığı Bismarck, bütçenin parlamentoda oylanmasına son verdi ve dış siyaseti muhalefete aldırış etmeden yürüttü. Gücünü Düklükler savaşında denedikten sonra Avusturya’yı Sadowa’da ezdi ve 1866 seçimlerinde başarı kazandı. Prusya, Schleswig, Holstein, Hannover, Hessen Seçici prensliği, Hessen-Nassau ve Frankfurt’u ilhak etti. Kuzey Almanya konfederasyonuna giren öbür devletleri kontrolü altına aldı ve güney almanya devletlerini askerî ittifaklarla kendine bağladı. 1870 Savaşı Bismarck’a alman birliğini gerçekleştirmek imkânını verdi: Prusya kralı Versailles’da (1871), Almanya imparatoru ilân edilerek taç giydi.
• Prusya’nın sonu. Prusya’nın son yılları krallığın askeri teşkilâtını aktardığı Almanya’nınkiyle karışır. Bismarck aynı zamanda hem imparatorluk kançıları, hem de Prusya başbakanıydı. Yeteneği ve otoritesi sayesinde, Reichstag (genel oyla Seçiliyordu ve nispeten soldaydı) ile Landtag’ın (sınıflar seçim sistemi gereğince kendiliğinden muhafazakârdı) birbirine ters kararlar almasının ortaya koyduğu nazik meseleleri çözebildi.
Prusya’nın, imparatorluk işlerini yöneten prusyalı personele ve kilit bölgeleri Prusya’da olan iktisadî güce dayanan önceliği, Almanya’yı Birinci Dünya savaşına sürükledi. Bu yüzden bozgun ve 1918 Devrimi en çok Prusya’ya zarar verdi; Almanya’dan ayrılan toprakların hepsi prusya toprağıydı. Sosyalistlerin etkisiyle demokratik bir anayasa çıkarıldı; bu anayasaya göre güç, meclis başkanını (sosyal demokrat Braun [1920-1932]) seçen Landtag aracılığıyle halktaydı. 1933-1935 Birleşme kanunlarıyle nasyonal sosyalizm, millet hükümranlığını yavaş yavaş Reich’a aktardı. Prusya o tarihten sonra pratikte ortadan kalktı ve 1945 çözülmesiyle kesinlikle yok oldu. Gücünü sağlayan toprakların büyük kısmı, S.S.C.B. veya Polonya’ya verildi; gerisi Doğu ve Batı Almanya’yı meydana getiren çeşitli Lander’ler arasında bölüştürüldü (1947). Milletlerarası kontrol kurulu Prusya devletinin sembolik dağıtılmasını ilân eden bir kanun çıkarınca Prusya’nın adı bile haritalardan silindi.
Osmanlı-Prusya ilişkileri
Prusya ile Osmanlı devleti arasında diplomatik ilişkiler, XVIII. yy. başlarına kadar uzanır. 1718′de sadrazam Tevkiî Mehmed Paşa, Osmanlı devletinin Avusturya savaşla rıyle uğraştığı sırada, Prusya kralı Friedrich Wilhelm I’e bir dostluk mektubu gönderdi. 1720 Yılında Prusya kralı, Jurgowski adlı memurunu at satın almak için İstanbul’a gönderdi. 1739′da Friedrich Wilhelm, Mahmud I’e gönderdiği bir mektubunda Prusya’nın, imparatorun ordusuna asker toplamak mecburiyetinde olduğu halde iki yıldan beri bunu yapamadığını bildiriyor ve Osmanlı devletiyle Prusya arasında bir ticaret anlaşması imzalanmasını teklif ediyordu.
Prusya’nın bu teklifinden bir sonuç çıkmamakla birlikte Osmanlı devletiyle Prusya krallığı arasındaki ilişkiler kesilmedi, özellikle Yediyıl savaşları (1756-1763) başladıktan sonra ilişkiler daha da sıklaştı. Prusya kralı Friedrich II, Rusya, Avusturya ve Fransa’nın saldırısına uğrayınca Osmanlı devletiyle askerî bir anlaşma yapmak istedi. Bu amaçla, Adolf von Rexin adındaki elçisini İstanbul’a gönderdi.
Prusya’nın teklifi sadrazam Ragıb Paşanın başkanlığında toplanan divan tarafından incelendi. Rusya ve Avusturya ile harbi gerektirecek bir durum olmadığı için kabul edilmedi; fakat bu ittifak teklifi kesin olarak da reddedilmedi. Elçiye verilen cevapta askerî ittifakın daha uygun bir zamana bırakılması, şimdilik bir ticaret anlaşmasıyle yetinilmesi gerektiği bildirildi. Prusya ile bir ticaret anlaşması imzalandı (1761) Friedrich 1762′de rus çarı olan Pet-ro III ile anlaşarak rus cephesindeki savaşlara son verdi ve Osmanlı devletiyle Avusturya’ya karşı bir anlaşma yapmak istedi. Kesin olarak barış taraftarı olan sadrazam Ragıb Paşa bunu da kabul etmedi. Ahmed Resmî Efendi bu sırada Berlin’e gönderildi (1764). Osmanlı – Avusturya – Rusya savaşları sırasında (1787-1792), Osmanlı-Prusya ittifakı için yeniden teşebbüse geçildi.
Rus-Avusturya ittifakı karşısında yalnız kaldığını anlayan Prusya, hem bu iki devlete karşı kendi güvenliğini sağlamak, hem de Osmanlı devletinin kendisiyle yapacağı bir ittifakı bu iki devlete karşı bir tehdit vasıtası olarak kullanmak için, Osmanlı devletine Avusturya ve Rusya’ya karşı bir ittifak teklif etti. Bu teklif Osmanlı devleti tarafından kabul edildi. 5 Maddelik bir antlaşma meydana getirildi (1 şubat 1790). Bu antlaşma gereğince Avusturya ve Rusya, Tuna’yı geçerek nehrin güneyindeki osmanlı topraklarına saldırırsa, Prusya bu iki devlete savaş açacak, Osmanlı devleti çıkarlarına uygun bir barış yapana kadar savaşa devam edecekti. Buna karşılık Osmanlı devleti yapılacak barış antlaşmasında Avusturya’nın Lehistan’dan almış olduğu Galiçya’nın tekrar Lehlilere verilmesine çalışacaktı.
Antlaşmanın ikinci maddesinde 1761 yılında imzalanmış olan ticaret anlaşmasının yürürlükte olduğu tasdik ediliyor; Osmanlı devleti, Akdeniz’de gidip gelen prusya ticaret gemilerinin kuzey afrika korsanlarına karşı korunmasını taahhüt ediyordu. Antlaşmanın üçüncü maddesi gereğince Osmanlı devleti Avusturya ve Rusya ile barış yapmadıkça Prusya da bu iki devletle barış yapmayacaktı. Buna karşılık Prusya, Lehistan ve İsveç; Rusya ve Avusturya ile barış yapmadıkça, Osmanlı devleti de bu iki devletle barış yapamayacaktı. Antlaşmanın dördüncü maddesinde barış antlaşmasından sonra Prusya, Osmanlı devletinin toprak bütünlüğüne kefil oluyor, barıştan sonra Rusya ve Avusturya, Osmanlı devletine savaş açarsa, bu iki devlete savaş açmayı taahhüt ediyordu. Yine bu maddede Fransa ve İngiltere’nin osmanlı toprakları üstünde sahip olduğu haklara Prusya’nın da sahip olması şart koşuluyordu. Prusya bu antlaşma gereğince Avusturya sınırına askerî kuvvetler gönderdi.
Osmanlı devleti de Prusya’nın isteği üzerine kendisi için tehlikeli olan rus cephesine küçük birlikler göndererek asıl büyük ordusunu Avusturya sınırına şevketti. Antlaşmanın imzasından sonra Avusturya ve Prusya kralları Reichenbach’da buluşarak Avusturya ve Osmanlı devleti arasında savaştan önceki sınır üstünden barış yapılmasına karar verdiler (1790). Prusya, Osmanlı devletinin bu isteğine rağmen Rusya’ya savaş açmaktan çekindi. Selim III’ün Prusya’nın Rusya’ya savaş açmasını sağlamak amacıyle Berlin’e gönderdiği Ahmed Azmi Efendinin çalışmaları bir sonuç vermedi. Prusya, Osmanlı devletiyle olan antlaşmasını bir tehdit aracı olarak kullandı. 1793′te Avusturya ile Rusya’nın Lehistan’ı taksiminden kendisi için pay çıkardı. Baltık kıyısındaki Danzig ve Thorn limanları ile çevresindeki toprakları aldı. Selim III zamanında Osmanlı devleti Berlin’de devamlı elçilik kurdu (1793). Mahmud II yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra Prusya’dan başta Moltke olmak üzere pek çok uzman subayı yeni osmanlı ordusunun yetiştirilmesi için getirtti.
Askeri tarih
Prusya ordusunu, XVII. ve XVIII. yy.da devletlerini kurmanın tek şartı olarak gören Hohenzollern’ler meydana getirdiler. Ordunun yaratıcısı, oğluna 30 000 kişilik daimî bir ordu (alman devletleri arasında en kuvvetli ordu) miras bırakan Friedrich-Wilhelm idi (1640-1688). Ama bu orduya sonradan modern alman ordusunun benimsediği temel özellikleri, «çavuş-kral» Friedrich Wilhelm I (1713-1740) ve Friedrich II (1740-1786) kazandırdı. Friedrich I, 1733′te mecburî askerlik hizmeti (her alay belirli bir «kanton»dan toplanıyordu) koyarak ve birlikleri sert bir disiplin ve talime (drill) tabi tutarak ordunun temelini kurdu; bu arada da iktisat ve etkililik ilkeleri altında yönetimi kontrol eden sıkı bir idare (Heeresverwaltung) kuruldu. Ordu 1713′te 40 000 kişiyken, 1740′ta 83 000′e yükseldi.
Bu yüksek nitelikli araca Friedrich II, aynı zamanda hem bir devlet doktrini hem bir savaş doktrini hazırlayarak bir düşünce kazandırdı; siyaset ve stratejiyi sıkıca birbirine bağlayan bu doktrinler, daha sonra haleflerini (Bismarck, Moltke, Schlieffen, Seeckt, Hitler) aynı zekâ yapısı ve tek bir eylem isteğinde birleştirdi. 200 000 Kişiyi bulan Friedrich II’nin ordusu, zaferleri ve metotlarının yaygınlaşması (eğik düzen; prusya tarzı eğitim) sayesinde Avrupa’nın başlıca askerî gücü haline geldi. Friedrich II’nin ölümünden sonra şaşkınlığa düşen ordu, gerileyerek Jena’da çöktü (1806) ve Tilsit barışıyle mevcudu 42 000 kişiye indirildi.
Fakat bu felâket büyük bir gelişmenin başlangıcı oldu; 1807′de Ordu Reformu komisyonunun başına getirilen Scharnhorst’un hırslı yönetimi altında, bir vatansever subaylar grubu Napolyon’a karşı savaşı yeniden başlatmayı sağlayacak imkânları yaratmağa çalıştı. 1808′de Savaş bakanlığı ve Genelkurmay kuruldu; aktif birlikler altı bölgesel tümende toplanıyordu ve yedeklerin hızla silâh altına çağrılması (krümperler sistemi) sayesinde kolayca savaşa hazır hale geliyordu. Boyen’in (savaş bakanı, 1848) ve Gneisenau’nun yönetimi altında, prusya ordusu 1813-1814 kurtuluş savaşında büyük rol oynadı. 1815′ten sonra bu çabaya ara verilmeden devam edildi: eski tümenlerin yerini 8 bölgesel kolordu aldı; yalnız muhafız alayı askerleri bütün krallıktan toplanıyordu. Otuz yıla çıkarılan askerî hizmet dönemi, muvazzaf alaylar ve kolordulara tugaylar halinde dağıtılmış Landwehr ile orduyu kurmağa imkân verdi.
Ama başlıca reform subayların ve kumanda heyetinin yetiştirilmesinde yapıldı. Ordu, devlet ve halk arasındaki birliği sağlam temellere dayandırmak isteyen Scharnhorst’un dileği uyarınca subaylar artık soylular arasından olduğu kadar, burjuvalardan da seçiliyordu. Okulların ve birliklerin verdiği bilgilerde Friedrich geleneği, çağın yeni değerleriyle birleştirildi ve Napolyon’un seferleri Fransa’da değil de Prusya’da inceden inceye öğrenildi. Yaratıcı düşüncenin bu yenilenmesinde başlıca ad Clausewitz’dir; Clausewitz, Vom Kriege (Savaş üstüne) [1832] adlı meşhur kitabiyle bütün çağdaş askerlik düşüncesini etkiledi. Ders verdiği Harp okulu ve Grol-man’ın «ordunun üst kademesinin yetiştirildiği okul» diye nitelediği Genelkurmay bu alanda kesin rol oynadı. Grolman’ın görevden ayrılmasından sonra sırasıyle Müffling (1820-1828), Grauseneck (1829-1848), Reyher (1848-1857) ve Moltke (1857-1888) tarafından yönetilen Genelkurmay ordunun fikrî hazırlanmasıyle ilgili her şeyi üstüne aldı; ordunun yönetimi Genelkurmaya (Generalstab) verildi. Doğrudan doğruya Genelkurmay başkanlığına bağlı olan üyeleri orduya tevazu (sloganları «Mehr sein als scheinen», «Göründüğünden fazla olmak» kaldı), teşebbüs ve sorumluluk anlayışından oluşan bir düşünce birliği kazandırdı; bu düşünce bütün savaşlarda kesinlikle ortaya kondu.
Bismarck iktidara geldiğinde Friedrich II’nin siyasetini yeniden ele alınca, Moltke ona ender bulunur bir yardımcı oldu. Ordu yeniden geliştirildi; bu gelişmeyi bakan olan Roon, şansölye ile parlamento arasında ciddî bir mücadeleden sonra gerçekleştirdi (1882). 1830-1848 Arası beklenileni vermemiş olan Landwehr’in birlikleri yerine orduyu mütecanis ve iyi talimli dokuz kolordu haline getiren yeni birlikler kurdu; bu arada Dreyse tüfekleri ve namlu dibinden doldurulan yivli Krupp topları sayesinde donatım da modernleştirilmişti. Bismarck bu 350 000 kişilik ordu ile isteklerini Sadowa’da (1866) Avusturya’ya kabul ettirdi.
Bundan sonraki ilhaklar sonunda Prusya, kuvvetlerine üç kolordu daha ekledi ve Bismarck ile Moltke’nin kurnazlığı sayesinde 1867′de gizli askerî antlaşmalarla bir yıl önce yendiği alman devletlerinin hemen hepsini kendine bağladı. Alman devletleri 1870′te Prusya’nın emrine üç kolordu (bir Saksonya, iki Bavyera’dan) ve üç tümen (bir Hessen, bir Württemberg, bir Baden’den) verdiler. Gerek askerî bakımdan (Moltke’nin Fransa’ya karşı 500 000′den çok askerli bir ordusu vardı), gerek Prusya kumandasının önceliğini onayladığı için siyasî bakımdan, bu yardım kesin sonuç verdi. Sefer başa-rıyle sonuçlanınca Prusya ve Moltke’nin hâkimiyeti altında ama müttefiklerin hâlâ canlı askerî geleneklerine de saygı gösterilerek II. Reich ordusu kuruldu. 1871′de kurulan bu ordu «alman ordusu» adlı ilk ordudur. Bk. ALMANYA Askeri tarih bölümü. (LM)
12 Haziran 2009 saat 12 Haziran 2009 de hazırlanan bu sayfa PRUSYA Genel tarih hakkında bilgi içermektedir.|