PSİKANALİZ

Tarih 12 Haziran 2009

PSİKANALİZ i. (fr. psychanalyse). Nev­roz durumlarının tedavisine yönelen ve her şeyden önce yapıcı yorumlara dayanan psi­koterapi metodu. || Psikanalize tabi tutmak, psikanalizle tedavi etmek. || Denetlemeli psikanaliz, psikanalizcinin yetişmesinde, di­daktik psikanalizden sonra gelen analiz dönemi. Yetişen psikanalizci bu dönemde, tecrübeli analizciye, bir hasta üstüne yap­mış olduğu analizin hesabını verir. || Didaktik psikanaliz, psikanalizcilik mesleğine, aday olan kişiye uygulanan psikanaliz. || Kaba psikanaliz, analitik ilişkiyi hesaba kat­mayan, malzemenin ancak Sınırlı bir yanı­nı ele alan, karşı koymaları ve aktarmaları ihmal eden yersiz yorum. (Fantasmalar üs­tünde yapılan bu doğrudan doğruya yorum, hem güçlü olma arzusu gibi kişisel sebeplere, hem de psikanaliz nazariyesinin «şeyleşmesi» gibi genel sebeplere dayanır.)
— ANSiKL. Psikanaliz’i bugünkü gelişim­lerine kadar, tüm olarak Sigmund Freud’a borçluyuz. Freud’un klinik ve teorik çalış­maları (metapsikoloji) üç dönemde incele­nir:
1. «libido» (veya çocuktaki cinsel itki­lerin [içgüdüsel eğilimler] bütünü), gerçek­likle çatışır. Çocuklukta yaşanan travma­larla ciddileşen itilmeler, nevrozluları sem­bolik olarak belirtilerin diliyle konuşmağa; zorlar;
2. cinsel travmaların genelliği ve gerçekliği, düşlerin açıklanmasıyla ilgilen­diği sıralarda Freud tarafından şüpheyle karşılandı. Freud «yaşanan geçmiş»e bağlan­ması gereken fantasmalar (rüyalar) üstünde özellikle duruyor ve bu yaşanan geçmişi gerçekliğin işlenişi olarak görüyordu;
3. beşerî çatışmaların «tekrarlanma otomatikliği»ni gözönünde tutan Freud, cinsel içgü­dülerin karşısına, hareketsizliğe götüren güçleri veya ölüm içgüdülerini koyuyor ve psişik organın üçlü kuruluşunu açıklıyordu: «Es» (bilinçsiz itkilerin bulunduğu yer); «ben» (dış gerçeklik ve bu gerçekliğin kıs­men bilinçsiz olan iç anlatımı ile itkiler arasındaki dengenin sağlandığı yer) ve «benüstü» (çocuğun ana babasıyle özdeşleşme­sinden türeyen ve sansürün kaynağı olan ahlâkî ve bilinçsiz kademe).
Kişiler arası çatışmalar, çocuğun çatışmalarını tekrarlar ve bunun patojen etkisi kompleksleri mey­dana getirir (Jung’un görüşü). Oidipus ça­tışması çocuğu aynı cinsten ana baba ile ça­tışma haline sokar; çocuk bu sırada karşıt cinse bağlanma yolundadır. Bu isteğe bağlı olan saldırganlık, suçluluk duygusuyle kat-merleşir. Hem hayranlık hem nefret duyan çocuğun iki yanlı davranışı, suçluluk duy­gusunu açıklar, özdeşleşmeyle çözülen bu durum, cinsel itkilerin «prejenital» düzeylerde, özellikler de «oral» ve «anal» düzey­lerde dile geldiği uzun bir gelişimden sonra gerçekleşir. Freud’cu çalışmalar, bazı yakın dostlar tarafından tutku ile desteklenmiş ama öte yandan pek çok kişiyi öfkelendir­mişti. Psikanaliz bütünüyle Freud’un dehasının eseridir.
Aynı zamanda, bazı öğrenci­lerinden ayrılmasına yol açan bilimsel ta­viz vermezliğinin de eseridir. Bu öğrenciler arasında özellikle C.C. Jung, A. Adler ve O. Rank, apayrı görüşler ortaya attılar. Bunların tekniği ve teorileri, Freud’a da­yanmak isteyen psikanalizden farklıdır. Freud’un psikanaliz adı altında geliştirdiği doktrinin şu özellikleri vardır:
1. psikana­liz, başka bir metotla ulaşılması imkânsız zihin süreçlerinin araştırılması usulüdür;
2. bu araştırmaya dayanan psikanaliz, nev­rozların bir tedavi metodudur;
3. psikana­liz, yukarıdaki usullere göre elde edilmiş bulunan bir psikolojik bilgiler tümüdür. Bunlar, hem yeni bir ilmî disiplin, hem ge­nel bir psikoloji, hem de bir psikapatoloji meydana getirir. Freud’un doktrini, kendi­sinin bu noktayı açıkça belirtmemesine rağ­men, bir antropolojinin de temellerini atar. Bu antropoloji, insanlar arasındaki ilişkileri ele alır.
Freud’cu psikanaliz, gözlem ko­nusu olan iki olguyu açıklamak için har­canan bir çabadır. Bu iki olgu, aktarma ve karşı koymadır. İki olgunun dayandığı temel kavramlar ise, itilme, çocuk cinselliğinin kabul edilmesi ve ayrıca, rüyaların yorumlanması ve kullanılmasıdır. Ruh ha­yatını farklı kategorilerle açıklayan daha başka psikanaliz okulları da vaıdır. Mese­lâ Jung’un analitik psikolojisi özellikle, ko­lektif bilinçdışına ve Oidipus kompleksinin sembolik yorumuna önem verir. Bundan başka, Adler’in ferdî psikolojisi de, cinsel­liğin rolünü azaltarak saldırganlığın önemi üstünde durur. Psikanalizin şimdiki eğilim ve yönlerine gelince, bu açıdan, şu okulla­rı ayırt etmek mümkündür:
— İngiliz okulunun temsilcileri Kari Abraham ve Melanie Klein’dır. Bu okul, çok daha uzak bir geçmişten gelen daha derin bir bilinçdışına ulaşmağa çalışır;
— temsilcisi Karen Horney olan görüş. Bu akım, kişi ile içinde yaşadığı çevre arasın­daki gerçek çatışmalar üstünde durulması gerektiğine inanır;
— Anna Freud’un görüşü, «ben»in, gerek dış âlem gerek içgüdüsel itkilerin iç ale­miyle olan bütünleyici fonksiyonuna önem verir. Anna Freud’a göre, «ben»in, iç uyar­tılara tepki olarak kullandığı savunma mekanizmaları, dış âleme tepki olarak kullan­dığı mekanizmaların aynıdır.

Fransa’da ise, Hesnard, Lacan, Lagache, Lebovici, Nacht v.b. araştırıcıların çalışmalarını saymak ge­rekir. İçgüdü kavramından çok, nesne iliş­kisi kavramına, kişiler arası ilişkilere, bil­dirişmelere ve özneler arası alana gittikçe daha fazla önem verilmesi, psikanalizin evriminde görülen temel özelliklerdir.
• Psikanalizin gelişimi. İkinci Dünya sava­şında psikanaliz, anglosakson ülkelerinde hızla yayıldı. Latin kültürünün yaygın ol­duğu ülkelerde ise büyük gelişme gösterdi ama S.S.C.B/de ve halk demokrasilerinde burjuva bilim ve kültürünün ürünü olarak kabul edildiği için hoş görülmedi. Psikoterapik teknikler içinde yer alan psikanaliz, ruhsal işlevlerin ve insan davranışının açık­layıcı bilimi niteliğini kazandı. Psikiyatri kliniklerinde, yalnız nevrozlar için değil, aynı zamanda psikoz, cinsel sapıklık ve karakter dengesizliği gibi daha ciddî ruh ve akıl hastalıklarını tedavi için de kullanıldı. Burada psikanalizin sadece en önemli uy­gulamalarından söz edeceğiz. Ama, bütün insan bilimleri, psikanaliz teorisinin bazı varsayımlarını benimsemiştir. Psikanaliz ço­cuklara uygulanarak çocuktaki psikolojik hayatın başlangıcında beliren durumları, doğrudan doğruya gözlemler yardımıyle ve­ya tedavi aracılığıyle ortaya çıkarma ve kavrama imkânını sağladı. «Nesnesel ilişki»nin (öznenin, çevresinde bulunanların iç imajıyle kurduğu ilişki) oluşması, annenin yaptığı katkının önemini ortaya koydu.
öte yandan psikosomatikle uğraşan heki­min, duygu hayatının karışıklıklarını, iş­levsel bozukluklar, hattâ en organik bozuk­luklar içinde tanımağa ve kavramağa ça­lıştığını unutmamak gerekir.

Psikoloji ise, insanlar arası ilişkileri ve çatışmaları göz önüne alan dinamik perspektifler dolayısıyle büyük değişikliğe uğradı. Bu birkaç örnek, sosyoloji ve etnografı alanlarındaki modern anlayışı da etkileyen psikanalizin taşıdığı önemi açıkça göstermektedir.

• Psikanaliz tekniği. Psikanaliz, her şeyden önce bir tedavi metodudur. Bu metot tek ferde veya fert gruplarına uygulanan psiko-terapik usullerin çoğunu etkilemiştir. Psikanalizcilerin, başlangıçta, «didaktik» denen bir psikanalizden geçmeleri gerekir. Bu on­ların hastaları daha iyi anlamalarını sağ­lar ve kendi çatışmalarını tedavi ilişkisine aktarmalarını önler. Psikanaliz tekniği, fi­kirlerin «hür çağrışımı» denen metodu ve özellikle karşı koymaların ve aktarmaların yorumu usulünü kullanır. «Aktarma» teri­mi, hastayı psikanalizciye bağlayan ilişki­ler bütününü belirler. Bu ilişkiler içinde hasta, tekrarlama otomatizmi ilkesi uyarın­ca, çatışmalarına ve fantasmalarına yer değiştirterek bunları, analizciye yansıtır. Analizci, hoşgörü havası içinde aktarmanın gelişmesini sağlar; belirlediği karşı koyma­ları (çünkü hasta bağımlı durumda olmayı arzu eder) ve çağrışımla ilgili muhtevanın anlamını yorumlar. Bunu yaparken, çocuk­lukta yaşanmış geçmişe bağlanabilecek olan muhtevanın sürekliliğini kavratmağa ça­lışır. Ama. yorumlayıcı çalışma yanında, psikanalizci, sabırlı tarafsızlığıyle de etki yapar ve böylece tedavi, «düzeltici bir duy­gusal deney» niteliği kazanır.

Psikanaliz her şeyden önce gençlerde görü­len nevrozları (isteriler, korkular ve musal­lat fikirler) tedavide kullanılır. Hasta çok yaşlı olduğu zaman iyi sonuç alınmaz. Çün­kü bu durumda hastanın duygularını anlat­ma güçlüğü veya fizik bozukluklar söz ko­nusudur. Ama cinsel bozukluk (erkekler­de iktidarsızlık, kadınlarda cinsel soğuk­luk) söz konusu olduğu zaman yaşlı has­taya da psikanaliz tedavisi tavsiye edilir. Sapıklık, suçluluk duygusuyle birarada bu­lunduğu zaman (çoğunlukla durum böyle­dir) psikanaliz, cinsel sapıklara ilgi çekici tarzda uygulanabilir. Psikanaliz son zaman­larda karakter nevrozlarında (rahatsız edici belirtilerden çok, sosyal, duygusal ve cinsel hayatlarını köstekleyen karakter bozuk­lukları gösteren kimseler), psikozlarda ve özellikle erken bunamada, psikosomatik tıpta, suç işleme hastalığında kullanıldı. Psikanaliz tedavisi hasta ve hekim açısın­dan büyük çabaları gerekli kılar. Tedavi­nin ne kadar süreceği önceden kestirilemez; bazen yıllarca sürmesi mümkündür. Genellikle haftada üç ilâ altı seans yapılır. Bu seanslar, hiç değilse 45 dakika sürmelidir. (L)

12 Haziran 2009 saat 12 Haziran 2009 de hazırlanan bu sayfa PSİKANALİZ hakkında bilgi içermektedir.|