RAN (Nâzım Hikmet)

Tarih 22 Haziran 2009

RAN (Nâzım Hikmet), türk şairi (Selanik 1902-Moskova 1963). Matbuat Umum mü­dürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Nâzım Beyin oğlu, şair ve mevlevî Nâzım Paşanın torunu. Göztepe’de Taşmektep’te, bir süre Galatasaray lisesinde okudu.

Nişantaşı Numune mektebinden Heybeliada Bahriye mektebine geçti. Beş yıl sonra, hastalanınca okuldan ve asker­likten ayrıldı. Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya geçti (1920). Bir süre Bolu’da öğ­retmenlik yaptı. Sonra, İnebolu yoluyle Rusya’ya geçti. Moskova üniversitesinde sosyoloji ve ekonomi öğrenimi yaptı. 1928 Yılında Türkiye’ye döndü. 1931-1936 Yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. 1938 Yılında Harp okulunda komünizm propagandası yapmak suçuyla tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapse mahkûm oldu. 1950 Temmuzunda çıkan af kanunundan ya­rarlandı, hapisten çıktı. Resmî makamlar­dan habersiz olarak Türkiye’yi terk etti. Rusya’ya gitti.

Türkiye aleyhinde faaliyette bulunma gerekçesiyle 15 ağustos 1951 tarihli Resmî Gazete de türk vatandaşlığından çı­karıldığı ilân edildi. Polonya tabiiyetine girdi ve Borzecki soyadını aldı. Lehistan Mektubu adlı şiirinde dedelerinden birinin Polonya’dan geldiğini, onun da kendisi gibi ihtilâlci olduğunu ve bu dedesiyle övündü­ğünü anlatması bu olaya bağlanabilir. Bun­dan sonraki yılları Sofya, Varşova, Mos­kova’da geçti.

İlk şiirleri Alemdar gazetesinde Yarın der­gisinde ve Celâl Sahir Erozan’ın aylık şiir dergilerinde yayımlandı. Moskova’ya ilk gidişinden sonra yazdığı şiirlerde hece vez­nini, ölçülü, kafiyeli şiir tarzını bıraktı. Rusya’da sıkı bir komünist terbiyesi gören şair 19 Yaşım başlıklı şiirinde bu yıllarını anlatır ve «24 saatte 24 saat Lenin / 24 saat Marks, 24 saat Engels» sözleriyle kendisine öğretilen doktrinin niteliğini ve yoğunluğu­nu belirtir. Yine kendi deyimiyle «beyninin kıvrımlarına kadar materyalist» olan Nâzım, bu ilk gençlik yıllarında aldığı fikrî telkini, ömrü boyunca muhafaza etti. 1920′lerin Rusya’sında kendisini tamamıyle Komünist partisinin emrine verdi.

O sırada Rus Ko­münist partisi bütün sanatçıları, işçilere marksist-leninist dünya görüşünü telkin et­mek için seferber etmişti. Komünist şair­ler yazdıkları şiirleri fabrikalarda işçilere okuyorlardı. Nâzım Hikmet de bu yolda şiirler yazdı. İşçinin seviyesine ve zevkine hitap eden bu şiirler, çok hareketli ve gü­rültülü bir hitabet edası taşır. 1909′da orta­ya çıkan ve niteliği bakımından ihtilâlci olan fütürizm, Rusya’da Mayakovskiy tara­fından yüksek bir sanat seviyesine çıkarıl­mış bulunuyordu. Nâzım Hikmet onun ve diğer rus şairlerinin kendi dillerinde yap­tıklarını Türkçeye uyguladı. 1928 Yılında Türkiye’ye dönünce, şiirlerini 1938 yılma kadar Resimli Ay dergisinde yayımladı, birkaç şiir kitabı çıkardı. Nâzım’ın bu yıl­lara ait şiirleri şekil bakımından fütürist, muhteva bakımından ideolojiktir. Şair, fikirlerini ifade ederken bol bol fantastik hayallere de başvurur.
Sosyalizm ile sa­nayileşmeyi bir tutan Nâzım, makineyi yü­celtir ve insanı makineye uydurmağa çalışır. Trrrum trrrum trrrum trak tiki tak/Makinalaşmak istiyorum mısraları bu düşün­ceyi özetler. Nâzım’ın bu yıllarda yazdığı şiir­lerde sanayi sahasından alınma hayaller büyük bir yer tutar. Şiirlerden çoğuna me­kanik sesleri taklit eden bir gürültü hâkim­dir. Geniş türk okuyucusu komünizmi red­detmekle birlikte, şekil bakımından çok ye­ni, sanayileşme ideali ile kendi istek ve hayallerine cevap veren bu şiirleri sevmiş­tir. Nâzım’dan önce Tevfik Fikret, Mehmed Âkif ve Mehmed Emin, çağdaş medeniyeti öven, sosyal muhtevalı şiirler yazmışlardı.

Nâzım, türk edebiyatında esasen var olan bu akıma, fütürist bir şekil, marksist ve leninist bir muhteva verdi. Daha önce Ahmed Hâşim’in aruz ile denediği serbest müstezat tarzını heceye uyguladı. 1938′den başlayarak hapishanede, kalabalıktan uzak kalan ve kendine dönen Nâzım’ın şiirlerin­de ton, muhteva ve üslûp bakımından bü­yük bir değişiklik oldu. Daha önceki şiir­lerine hâkim olan ve makine gürültüsünü hatırlatan çok sesli ve çok hareketli üs­lûbun yerini yumuşak bir ifade tarzı, ideo­lojinin yerini şahsî günlük yaşantılar ve özlemler aldı. Nâzım Hikmet’in bu devreye ait şiirlerinde hapishane hayatının zarurî kıldığı hareketsizlik ve içe dönüş kadar, Orhan Veli ve arkadaşlarının ikinci Dünya savaşı yıllarında vücuda getirdikleri düz, sade, günlük yaşantı şiirlerinin de etkisi vardır. Şiirde ses ve benzetmeyi reddeden Orhan Veli, Nâzım’ın daha önceki şiirle­rinin başlıca özelliğini teşkil eden gürültülü retoriği öldürmüştür, denilebilir. 1950 Yı­lından sonra Nâzım Hikmet, Moskova’da tekrar komünist âlemin gürültülü ve gürül­tücü havasına daldı.

Türkiye’de Bursa ha­pishanesinde kazandığı lirik üslûbu kaybetti. Bu yıllarda A.B.D.’ye karşı dünya çapında ideolojik bir savaşa giren Sovyet Rusya, bü­yük şöhret kazanan Nâzım Hikmet’i dün­yanın çeşitli ülkelerine propagandacı olarak yolladı. Nâzım’ın 1951 yılından sonra yaz­mış olduğu şiirlerden çoğu Parti’nin emriy­le ve onun hoşuna gitmek için yazılmış propaganda şiirlerinden ibaret kaldı. 1960 Yılında Moskova’da yazdığı bir şiirde ken­disinin Rusya’ya ne kadar bağlı olduğunu belirtmek için «Lenin, diyorum da, Vladimir ilic Lenin, diyorum ve 40 yıldır onun peşince parti biletimle gidiyorum» demek ihtiyacını duyar. Nâzım, bu döneme ait faz­la ideolojik şiirleri yanında çeşitli ülkelere yaptığı yolculuk izlenimlerini ve Türkiye’­ye ait hatıralarını anlatan lirik şiirler de yazdı. Annesi bir ressam olan Nâzım’da kuvvetli bir görme ve gördüğünü kaydetme duygusu vardı.
Seyahat intihalarında Nâ­zım’ın bu kabiliyeti açıkça görülür. 1941 Yılında Bursa hapishanesinde yazdığı çok uzun Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiirlerinde hayatına ait hatıra ve inti­baları gerçeküstücü bir metotla anlatan Nâzım, hayatının son yıllarına ait şiirlerin­de de bu metoda başvurur. Bir bütün olarak ele alınacak olursa Nâ­zım Hikmet’in şiirleri, marksizm ideoloji­sinin emrinde olmakla beraber, şekil ve muhteva bakımından çok zengindir. Bu zen­ginlik basit ve basmakalıp olan ideolojik sistemden değil, şairin yaratma gücünden, dünyayı bütün duyu organlarıyle kavrama, hemen hemen her şeyi şiire sokma çaba­sından, gözlem ve tasvir kabiliyetinden ileri gelir. Türk ve dünya şiirinin bütün anlatım araçlarını kullanan Nâzım, bu zengin muh­tevayı ses, kafiye, kelime ve cümle oyunlarıyle çok değişik ve çarpıcı bir şekilde verir.

Nâzım Hikmet’in şiirlerinde mark­sizm ve materyalizm bir tür din haline gel­miştir. Bir şiirinde kendisinden bahsederken «tepeden tırnağa iman» sözlerini kullanır. «Hâfız-ı Kapital» olmak istediğini belirtir. Başka bir şiirinde tıpkı mistikler gibi Tan-rı’nm her yerde «toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte» tecelli ettiğini söyler. Onu dindar mistiklerden ayıran ta­raf, maddeyi reddedecek yerde ona tapmasıdır.

Şiir kitapları: 835 Satır (1929); Jokond ile Si-Ya-u (1929); Varan 3 (1930); 1+1 = 1 (1930); Sesini Kaybeden Şehir (1931); Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1931);
Ge­ce Gelen Telgraf (1932); Taranta Babu’ya Mektuplar (1935); Portreler (1935); Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Des­tanı (1936); Saat 21-22 Şiirleri (1965); Kur­tuluş Savaşı Destanı (1965); Şu 1941 Yılın­da («Memleketimden insan Manzaralarının 3. kitabı) [1965]; Dört Hapishaneden (1966); Rubailer (1966); Yeni Şiirler (1966); Memle­ketimden insan Manzaraları (ilk bölüm) [1966]; Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-1967); Kuvayı Milliye (1968).

Oyunla­rı: Kafatası (1932); Bir ölü Evi (veya Mer­humun Hanesi) [1932]; Unutulan Adam (1935); Ferhad ile Şirin (1965); Sabahat (1965); İnek (1965); Ocak Başında Yolcu (iki oyun birarada) [1966]; Yusuf ile Menofis (1967); Romanları: Kan Konuşmaz (1965); Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme) [1965]; Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
(1967) ;
Fıkraları: İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adiyle gazetelerde yazdığı ya­zılar) [1965]. Masal kitabı: Sevdalı Bulut (1968) . [M]

22 Haziran 2009 saat 22 Haziran 2009 de hazırlanan bu sayfa RAN (Nâzım Hikmet) hakkında bilgi içermektedir.|