REANİMASYON

Tarih 25 Haziran 2009

REANİMASYON i. (fr. reanimation). Ted. Had ve ağır hastalık hallerinde, suyuk ve fonksiyonlardaki dengeyi normale döndür­mek amacıyle başvurulan fizik, kimyasal ve biyolojik yolların tümü.

— ANSiKL. Cerrahî reanimasyon, ameliyat geçirecek hastaya uygulanır; yani sistemli olarak ameliyattan önce; ameliyat esnasın­da ve ameliyattan sonra bazı tedbirlerin alınmasını öngörür.
Ameliyattan önce gerekli muayeneler yapı­lır ve bakım .şartları yerine getirilir. Ameliyat sırasında anesteziye, dolaşım ve solunumun düzgün olmasına sıkı bir şekil­de dikkat edilir; ayrıca hastanın perfüzyonla, gereğinde kan nakliyle sürekli olarak biyolojik dengesini sağlamak meselesi ortaya çıkabilir.

Birkaç dakikadan fazla sürecek her ameliyat için sistemli olarak damar içi bir perfüzyon takılır; damla dam­la verilen serumun içine, ihtiyaca göre anestezikler, kürarlayıcılar, gangliyoplejikler ve analeptikler katılır. Kan nakilleri, ancak hastanın kan kaybı belirli bir hacmi aştı­ğı, ameliyat bölgesinin veya doğrudan doğ­ruya ameliyat şeklinin gerektirdiği haller­de yapılır. Ameliyat süresince yapılan bu bakım hastadaki fizyopatolojik değişiklik­leri ortaya çıkarır ve anestezi hekiminin ala­cağı tedbirlere ışık tutar.

Ameliyattan sonraki bakım, gerekli bazı hareketleri ve küçük tedbirleri kapsar; ama bunların zamanında yerine getirilmesi şart­tır. Hastanın yatağa yatırılması, odanın ısı derecesinin ayarlanması yelerli oksijen ve­rilmesi, uyanmanın kontrolü yapılacak ilk işlerdir; bundan sonra nabız, ateş ve tan­siyon kontrolları gelir ve bu sayede şok, kanama, tromboz, kalp ve akciğer komplikasyonları gibi sakıncaları önleme imkânı doğar.

Bununla beraber ameliyatların çoğu, anes­tezi ve reanimasyon hekiminin son derece dikkatli olmasını gerektirir; bu sayede ame­liyat sonrası bakımı kolaylaştırır. Bazı bü­yük ve ağır ameliyatlarda ise reanimasyo-nun bütün imkânları ortaya konur ve ba­zen hasta tam anlamıyle yeniden diriltilir. Suda veya havasızlıktan boğulmuş, zehirlen­miş, siniısel ve intanı sebeplerle komaya girmiş hastaların tıbbî reanimasyonunda cerrahî animasyonun metotlarına benzer metotlar kullanılır; sunî solunum, perfüzyon, kan değiştirme v.b. usuller uygulanır; bu arada hastalığın sebeplerini ortadan kaldı­rıcı ilâçlar (antibiyotikler, zehir gidericiler) verilir.
Reanimasyonun asıl amacı had solunum ye­tersizliği, kalp ritmindeki ve kan hacmin­deki bozuklukları tedavi etmektir.

Had solunum yetersizlikleri şu sebeplerden ileri gelebilir:

— mekanik lezyonlar (kaburga kırıkları, soluk borusu ve bronşlardaki yabancı ci­simler, plevra ve akciğerlerdeki yaralar, plevrada sıvı veya gaz toplanması);
— bazı hastalıklar (tetanoz, çocuk felci) ve bazı zehirlenmeler sırasında görülen solu­num kasları felçleri;
— solunum merkezlerinin zedelenmesi (elek­trik çarpması, zehirlenme). Solunum yeter­sizliğinin sebebi ne olursa olsun reanimas­yon iki esas harekete dayanır: üst solu­num yollarını tıkanıklıktan kurtarmak için trakeotomi veya trakea entübasyonu uygu­lamak ve hastaya sunî solunum yaptırmak. Trakeotomi lokal veya genel anestezi al­tında yapılır.

Bu ameliyat soluk borusu­nun ilk iki kıkırdağının ön çeperini kes­meğe, açılan delikten soluk borusu içine kauçuktan (Sjöberg kanülü) veya maden­den (Krishaber kanülü) bir kanül sokma­ğa dayanır.

Trakea entübasyonu da lokal veya genel anestezi altında uygulanır, önce bir larengoskop’un ucu ile gırtlak kapağı yuka­rıya kaldırılır ve gırtlak dili deliğinden içe­riye kauçuk bir tüp sokulur. Bu tüpün orta yerinde bir balon bulunabilir. Ağız sert bir kamille açık tutulur. Trakeotomi ile entübasyon arasında yapıla­cak tercih solunum yetersizliğinin tahminî süresine bağlıdır. Trakea entübasyonuna ço­ğu zaman yirmi dört saatten fazla daya­nılmaz. Bugün bütün reanimasyon merkez­lerinde sunî solunum aygıtları vardır. Bun­lar, trakeotomi veya entübasyon gerekti­ren iç solunum aygıtlarıdır. Kalp ritmi bo­zuklukları, bilinen veya farkına varılmamış bir kalp hastalığına, damar kolapsına ve­ya solunum darlığına bağlıdır;

— paroksistik bradikardiler, kulakçıkla ka­rıncık arasındaki sinir akımının tıkanma­sından ileri gelir. Kulakçıktan çıkan uyar­tılar karıncığa ulaşamaz; karıncık kendine has bir ritim (dakikada 20-40 vuruş) çarp­mağa başlar. Vuruş 30′dan aşağı düşerse kalp tamamen durabilir.
Bu bozuklukların tedavisinde damar içine izoprenalin klorhidratı şırınga edilir; kalp dıştan uyarılmağa çalışılır. Daha sonra bu gibi hastalar kendilerine bir kalp içi uyarıcı (pacemaker) takılmak üzere cerraha gönderilebilir;

— paroksistik taşikardiler, tedricî bir şe­kilde başlar ve ağır bir kalp bozukluğu bulunduğunu gösterir. Bu taşikardilerin en iyi tedavisi elektrik şokudur; şok, hasta­nın durumuna, vakanın âcil olmasına gö­re genel anestezi altında veya anestezi ya­pılmadan uygulanır. Yuvarlak iki elektrot göğüs üzerine yerleştirilir. Elektrik akımı, bir kondansatör deşarjından veya 50 fre­kanslı bir alternatif akımdan alınır. Şok süresinde hasta elektronik bir cihazla kont­rol altında tutulur. Bu cihaz elektrokardiyogramın değişikliklerini takip ederek bir kalp durması veya fibrilasyon halinde kal­bi yeniden harekete geçirir. Elektrik şo­kundan daha iyi sonuç almak için bazen damar içine prokainamid veya ajmalin şı­rıngaları tavsiye edilir;

— kalp durması, büyük atardamarlarda nabzın kaybolması ve dinlemede kalp ses­lerinin duyulmayışı şeklinde tarif edilir. Görünüşte hasta ölü gibidir, ama kalp çok yavaş ve etkisiz olarak atmağa devam eder. Bu durum çok âcildir, çünkü kalp durma­sı dört dakikayı aşarsa beyinde tamiri im­kânsız lezyonlar meydana gelir. Hemen kal­be dıştan masaj yapılmağa ve aynı zaman­da akciğerlere hava verilmeğe başlanır. Re­animasyon merkezlerinde kalp, dıştan ma­saj yerine, dıştan veya sondalama ile iç­ten verilen bir elektrik akımıyle canlan­dırılmağa çalışılır.

• Kan hacmi bozuklukları. Burada sadece had bir kanama veya bir şoktan ileri ge­len kansızlıklar söz konusudur. Had bir kanama karşısında yapılacak cerrahî mü­dahalelerle (penslerle, bağlama veya bas­tırmakla kanı durdurma) beraber, kaybedi­len kanın âcil olarak hastaya dışarıdan verilmesi düşünülmelidir. Re animasyonu ya­pan hekimin ilk hareketi acele olarak kan verilebilecek çapta bir toplardamar bul­mak, buraya iğneyle veya trokarla girmek­tir. Hastanın kan grubu tespit edildikten sonra aynı grup ve Rh’tan kan nakli ya­pılmalıdır; birinci şişe kan genel vericinin
(0 Rh—) kanından olabilir.

Kan bulun­madığı zaman ve özellikle şok hallerinde hastaya plazma vermek gerektir, çünkü şok damar çeperlerinden dışarıya plazma sız­masına, yani plazma’nın eksilmesine sebep olmuştur. Plazma yerine geçen maddeler reanimasyonda büyük faydalar sağlar; bu maddeler, böbreklerden atılması yavaş olan büyük moleküllü protein eriyikleridir. Plaz­ma ve onun yerine geçen maddelerin içinde kanın şekilli elemanları yoktur, fakat bu maddeler damar sistemi içinde kalan he­moglobinin taşınmasına yardım eder. Çe­şitli eriyikler ve bunların arasında özellikle yüzde 10-15′lik hipertonik glikoz serumla­rı kısa bir zaman için kan kitlesinin ek­siğini tamamlar, fakat böbrekten çabuk olarak dışarıya atılır.

Bir yandan kan hac­mi yerine getirilirken, bir yandan da kalp-damar kolapsı önlenmeğe çalışılmalıdır. Bu amaçla kamfre yağı, kafein, neosinefrin gi­bi kalp-damar analeptikleri sık sık kullanılır. Son zamanlarda metaraminol bitar-tarat, izoprenalin gibi kuvvetli ilâçlar bu­lunmuştur. Bu ilâçlar kullanılırken atarda­mar basıncı, toplardamar basıncı ve elektrokardiyogram devamlı olarak kontrol edi­lir. Böyle bir kontrol ise ancak reanimas­yon merkezlerinde mümkündür. En kuvvetli analeptik ilâçlardan biri böbreküstü hormonudur.

Hidrokortizon tuzlarıyle bun­ların damar içine şırınga edilebilen türev­lerinin etkileri de kuvvetlidir. Bazı vaka­larda fenotiyazin veya kloropromazin tü­revleri kullanılarak bir nöropleji meydana getirmek faydalı olabilir. (L)

25 Haziran 2009 saat 25 Haziran 2009 de hazırlanan bu sayfa REANİMASYON hakkında bilgi içermektedir.|