RESSAM
Tarih 29 Haziran 2009
RESSAM i. (ar. resm’den ressam). İşi resim yapmak olan kimse: Onlar romancının, ressamın uydurmaları… (R. N. Güntekin). Osman onu ileride bir çocuk resmi için hazırlanan, etrafını tetkik eden bir ressama benzetiyordu. (H. E. Adıvar).
Ressam değneği, ressamların fırça tutan ellerini dayamak için kullandıkları, ucu deri veya kumaş kaplı bir topuzla biten, hafif ağaçtan yapılmış değnek. Kitap ressamı, kitaplardaki resimleri çizen sanatçı.
Bk. ANSîKL.
— ANSİKL. Türkiye’de ressam’lar genellikle, sanat faaliyetlerinin yoğunlaştığı üç büyük ilde (Ankara, İstanbul, İzmir) toplanmıştır. Bu illerde çeşitli yerli ve yabancı sergiler düzenlenir. Ankara ve İstanbul’da, bir yıl içinde açılan resim sergilerin sayısı 100′ü aşar. Son yıllarda ikinci derecedeki bazı büyük illerde de galeriler açıldı. Ressamlar meslek formasyonlarını, sanat eğitimi yapan yüksekokullardan aldıkları gibi, yeteneklerini geliştiren çalışmalarla da kazanmaktadır.
Türkiye’de sanat eğitimi veren kuruluşlar, Devlet Güzel Sanatlar akademisi, eğitim enstitülerinin resim bölümleri, daha çok uygulamalı sanat kollarında faaliyet gösteren Tatbikî Güzel Sanatlar yüksekokuludur. Ressamların bir bölümü de, bu eğitim kuruluşlarında öğretim görevlisi olarak çalışırlar. Ortaöğretim okullarında resim öğretmeni olarak görev yapan ressamlar da önemli bir grup meydana getirirler. Asıl mesleği olan ressamlığın dışında başka işlerden geçimini sağlayanların sayısı oldukça kabarıktır. Türkiye’de hareketli bir resim piyasası bulunmadığı için ressamların tablolarını satarak geçinmesi zordur. Yağlıboya resmin Türkiye’de ressamlarca benimsendiği ilk yıllardan itibaren, resmî ve yarı resmî kuruluşlar ressamlara, eserlerini satın alarak maddî destek oldu.
1939′dan itibaren her yıl açılan «devlet resim ve heykel sergileri», ressamların eserlerinin ödüllerle değerlendirilmesine ve satılmasına imkân verdi. Türkiye’de ressamlar, 1908′den itibaren çeşitli kuruluşlarda biraraya geldiler. Bunların ilki 1908′de kurulan «Osmanlı Ressamlar cemiyetedir. Sonradan «Güzel Sanatlar birliği» olarak adını değiştiren bu kuruluşun, bir de yayın organı bulunuyordu. 1919′da kurulan «Türkiye Ressamlar cemiyeti», Galatasaray lisesi salonunda düzenlediği sergilerle ün kazandı. Bu cemiyet 1926′da dağıldı, önceleri Etnografya müzesi ve Türkocağı salonlarında düzenlenmiş olan Güzel Sanatlar birliği sergileri geniş ilgiyle karşılanıyor ve resim satışları da sağlıyordu. 1928′de Avrupa’daki eğitimlerini tamamlayarak yurda dönen genç sanatçılar grubunun oluşturduğu Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar birliği ile 1933′te beş ressam ve bir heykeltıraş tarafından kurulan «D» grubu, 1940 yılında ilk sergilerini açan Yeniler veya Liman Ressamları grubu ilk ressam kuruşları arasındadır.
• Kitap ressamı. En eski resimli elyazması örneklerinden biri, Codex Vaticanus adı verilen V. yy.dan kalma bir Vergilius’tur. Doğu’da olduğu kadar Batı’da da minyatürün kazandığı olağanüstü atılım bilinmektedir. XV. yy.da tahta kalıplarla basılan kitap resimleri arasında Mirouer de la Redemption de l’umain lignaige (Lyon, 1478), Breydenbach’ın Seyahati (Mayence, 1486) sayılabilir. Daha sonra, 1488′de Paris Dua Kitaplarında bakır üzerine işlemeler ortaya çıktı. O sıralarda adı en çok duyulmuş kitap ressamlarından biri parisli Pierre Le Rouge’du (La Mer des Histoires, 1488).
Ayrıca Fransa’da, Geoffroy Tory, Denis Janot, Mercure Jollat, Bernaıd Salomon (Küçük Bernard da denir), Jean Duvet, Pierre Woeiriot, Rene Boyvin, Rabel, Thomas de Leu sayılabilir. Aynı dönemde alman ve italyan basımevlerinde (özellikle Venedik’te) çok güzel resimli kitaplar yayımlanıyordu.
XVII. yy.da Fransa’da şu adlar önemlidir: çelik kalem alanında Leonard Gaultier, Crispin de Passe (Le Maneige royal, 1625), Valdo, Lasne; ofortta, Perelle’ler, Israel Sylvestre, Stefano della Bella, Abraham Bosse, Chauveau (Vergilius, 1649), Seb. Leelerc (Cl. Perrault’un Vitruve’ü, 1673), Le Pautre (Les Divertissements de Versailles [Versailles Eğlenceleri], 1676); XVIII. yy.da: Cocchin, Eisen, Larmessin, Tardieu, Gravelot (Decamerone, 1757), Moreau le Jeune (Benjamin de La Borde’un Chanson’u [Şarkı]), Marillier (Berquin’in Les İdylles’i [İdiller], 1775), Le Barbier, Monsiau; XIX.yy.da: Desenne, Duplessis-Berteaux, Tony Johannot (Notre-Dame de Paris), Gigoux, Celestin Nanteuil, Gavarni, Grandville (Un Autre Monde [Başka Bir Dünya], 1844), Gustave Dor6 (Dante’nin İnferno’su [Cehennem], 1861). XVIII. yy.da ortaya çıkan renkli gravürlerden sonra XIX.yy.da taşbaskı tekniği doğdu ve özellikle ilk fotoğraf çoğaltma metotlarının bulunması (1847-1882) kitap resmi tekniğini yavaş yavaş geliştirdi.
Günümüze kadar yetişen fransız gravürcüleri arasında şunlar sayılabilir: Daniel Vierge (L’Assommoir [Meyhane], 1878). Auguste Lepere, Rops, Steinlen, Louis Legrand, Chas -Laborde, Dignimont, Vertes, Boussingault, Sylvain Sauvage, Mariette Lydis, Daragnes, Laboureur, Gus Bofa, Pierre Falke, Luc-Albert Moreau, Dunoyer de Segonzac, Georg, Touchagues, Demeurisse, Clairin, Heuze, Brayer, Buffet. Kitap resmi yapan ressamların sayısı çoktur: Holbein (Les Simulacres de la Morı [ölümün Görüntüleri]), Dürer (Maximilien’in Le Livre de Prieres’i [Dualar Kitabı]). Poussin (bir Vergilius, bir Horatius ve bir Kutsal Kitap kapağı süsü), Oudry (Les Fables [Masallar], 1755-1759), De Troy ve Lemoine (La Henriade, 1728), Boucher; XIX. yy.da Deveria, Delacroix (Faust, 1828), Lami, Manet (Ch. Cros’un Le Fleuve’ü [Irmak], 1874), Maurice Deniş (Les Fioretti, 1913).
Bonnard’ın hazırladığı Parallelement (Paralel Olarak) [1900] ve Daphnis et Chloe (Daphnis ve Chloe) [1902], Desvallieres’in Rolla’sı (1906), Picasso’nun Başkalaşımlar’ı, Gromaire’in, Beaudelaire’in Nesir Şiirler’i, Salvador Dali’nin Les Chants de Maldoror’u, Mattisse’in, Mallarme’nin Şiirler’i, Dufy’nin Tarascon’lu Tartarin’i (Tartarin de Tarascon), Derain’in Heroides’i (Heroides’ler); Rouault’nun, Suares’nin La Passion’u (Çile), Dunoyer de Segonzac’ın Les Croix de Bois’sı (Tahta Haçlar) ve Louise Hervieu, Vlaminck, Chagall, Van Dongen, Othon Friesz ile Derain’in eserleri gibi birçok «Ressam Kitabı»nın hazırlanmasında Ambroise Vollard’ın ve kitapseverler derneklerinin rolü büyük oldu. Bu arada, «heykeltıraş kitapları» ile Rodin (Le Jardin des Supplices [işkenceler Bahçesi]), Maillol (Les Eglogues [Egloglar]), Bourdelle (Mozart Enfant [Çocuk Mozart]) ve Belmondo’yu da (Lucien de Samosate’ın Les Amours’u [Aşklar]) unutmamak gerekir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESSAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENKTEŞLİK
Tarih 27 Haziran 2009
RENKTEŞLİK i. (renk’ten renkteş > denkteşlik). Biyol. Bir hayvanla yaşadığı ortam arasında renk benzerliği sağlayarak hayvanın görülmesini, hiç değilse insan gözüyle görülmesini zorlaştıran renk (ve daha geniş anlamda görünüş) özdeşliği. Eşanl homokromi.
— Ansikl. Aktif renkteşlik veya renk uyumu, hayvanın derisinde kromatoforların etkisiyle renk, hattâ şekil değişikliklerine yol açarak onun, bulunduğu çeşitli ortamlara göre çabucak renk almasını sağlayan bir değişikliktir (bukalemun, kalkanbalığı, ağaç-kurbağası). Resiflerde yaşayan bazı balıkların dağınık renkliliği de renkteşliğe yakındır; bunların üzerindeki koyu çizgiler hayvanın görülmesine imkân verir, fakat vücudun şekli ve duruşu hakkında insanı yanıltır.
Buna karşılık mimetizmde hayvan görülür, fakat başka bir hayvan veya bir bitki ile karıştırılır.
İster dağınık, ister benzeşik olsun renkteş bir görünüş, araştırıcıyı yanıltan aldatıcı bir görünüştür. Pasif renkteşlik, hayvanı yaşadığı ortamla karıştıran bir şekil ve renk özdeşliğidir (msl. yüksek otlar arasında yaşayan zebra, karda yaşayan beyaz tavşan). [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENKTEŞLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENDELEME
Tarih 27 Haziran 2009
RENDELEME i. (rendelemekken rendeleme). Teknol. Biçilmiş ve yeterince kurutulmuş bir ağaç parçaya kesin boyutları, özellikle istenen kalınlığı vermek ve yüzeyini düzgün hale getirmek için uygulanan işlem.
— ANSiKL. Hızar fabrikalarında, özellikle kurutmadan sonra yapılan biçmeler, ağaca tam düzlem bir yüzey vermez. Bunun için rendeleme gereklidir. Bu işlem, önce kaba rende, sonra planya ve nihayet rende kullanarak tezgâh üzerinde elle yapılabilir. Mekanik usulde, planya makinesiyle bir yüzün kaba temizliği ve kalınlık makinesiyle istenen kalınlık ve genişliğin verilmesi olmak üzere art arda iki işlem öngörülür. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDELEME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENDE
Tarih 27 Haziran 2009
RENDE i. (fars. rendtden, yontmak, düzlemek’ten). Marang. Ağaç parçaların yüzeyini ince talaş kaldırarak düzeltmeğe yarayan tığlı âlet. (Bk. ANSiKL.)
|| Rende tığı, bir rendenin kesici ağzını meydana getiren çelik lama. || Çift rende, tığı üzerinde kapak bulunan ve ince rendeleme işlerinde kullanılan rende. Dişli rende, tığının ucu dişli ve kesme açısı büyük olan, ağaçta kanallar açarak rendeleme yapan özel rende. || Kaba rende, tığının ağzı hafifçe eğik olduğu için kaba talaş kaldıran rende. (Bk. KABA.)
|| Kızak rendesi, kırlangıç kuyruğu kanal geçmede erkek parçayı rendelemeğe yarayan özel rende. || Kordon rendesi. Bk. KORDON. // Makta rendesi, masif ağaç başlarını rendelemekte kullanılan, gövde kısmı dökme demirden yapılmış rende. (BAŞAğAÇ RENDESİ de denir.) || Perdah rendesi, kesme açısı çift rendeden daha dik, tığı kapaklı, hassas yüzey işlerinde kullanılan küçük rende.
— Mutf. Üzerinde küçük delikler ve kesici çıkıntılar bulunan, bazı madelerî sürterek toz veya küçük parçalar haline getirmeğe yarayan mutfak âleti, // Rendeden geçirilerek ufalanmş madde: Havuç rendesi. Sabun rendesi. || Rende reçeli, ağaçkavununu rendeleyerek yaplan reçel.
— Tütüncülük. Rende enfiyesi, iri kıyılmış enfiye.
— ANSiKL. Marang. Rende, yontucu âletlerin ilk örneğidir; planyalar da bu gruba girer. Yüzey bitirme işlerinde kullanılan bu hafif el âletinde asıl çalışan parça, kesici ağzı su verilmiş takım çeliğinden yapılan ve rende tığı denilen bir bıçaktır; tığ genişlikleri normlaştırılmıştır ve 36 ile 70 mm arasında değişir. Tığa paralel bir karşılık demiri veya kapak, kaldırılan talaşı keser ve tığın ağaca çok derin girmesini, böylece ağacın lif lif kalkmasını önler. Rende gövdesi, ortalama 22 sm uzunluğunda ve 7 sm yüksekliğinde bir dikdörtgenler prizmasıdır; gövdenin genişliği tığ genişliğine bağlıdır Tığ, gövde tabanından dışarıya doğru hafif bir çıkıntı yapar ve ağaca 45°’lik bir açı altında girer. Bk. Kesme AÇI’sı.
♦ Rendeli sıf. Rendesi olan, rendesi bulunan. | Rendelenmiş: Rendeli tahta. (LM)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAUD (Madeleine)
Tarih 27 Haziran 2009
RENAUD (Madeleine), fransız kadın oyuncu (Paris 1900). 1921-1946 Arasında Comedie Française’de çalıştı.
1947′de kocası J. L. Barrault ile birlikte, kendi adlarını taşıyan topluluğu kurdu.
Başlıca oyunları: Montherlant’dan ölü Kraliçe (La Reine Morte) [1942]; Claudel’den Le Soulier de Satin (Saten Ayakkabı) [1943], Mauriac’dan Les Mal-Aimes (Sevilmeyenler) [1945]; S. Beckett’den Oh! les Beaux Jours! (Ah. Mutlu Günler!) [1963], Marguerites Duras’dan Bütün Gün Ağaçlarda (Des Journees Entieres Dans les Arbres) [1966]. Marivaux’nun komedilerini eşsiz bir incelikle yorumladı.
Ayrıca birçok filim çevirdi: La Maternelle (Ana Okulu) [1933]: Le Ciel Esi â Vous (Gök Sizindir) [1943]; Le Plaisir (Zevk) [1951] v.b. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAUD (Madeleine) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMİJİA
Tarih 27 Haziran 2009
REMİJİA i. Kınakınaya yakın ağaççık; Brezilya’da yetişir. (Remijia pedunculata’dan yalancı kınakına [küpreinli kınakına] elde edilir.) [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMİJİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENGÂRENK
Tarih 27 Haziran 2009
RENGÂRENK blş. sıf. (fars. reng-â-reng). Çeşitli renkleri olan, renk renk: Yer yer güllerle süslü, meyvaları zemine dökülmüş dalları rengârenk cesim ağaçlarla gölgelik [...] geniş bir bahçedeyim (Ahmed Rasim). Çiçekler, kuşlar etrafında fevcafevc ü rengârenk (Tevfik Fikret). [M]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENGÂRENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REFREF
Tarih 26 Haziran 2009
REFREF i. (ar. refref). Esk. Yumuşak, ince kumaş. || Minder, yastık, döşek v.b. şey. || Kenar saçağı. || Kuşlarda kanat tüyü: Takarrür eyleyecek refref-i cenahınla // Ümid-i mes’adetim, yes’i matemim, bîşek (Tevfik Fikret).
|| Kuşların çok bulunduğu çimenlik. || Dalları yere sarkan ağaç.
— Din. Hz. Muhammed’in Miraç gecesi bindiği dört binekten sonuncusu. (m)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFREF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDUVİUS
Tarih 26 Haziran 2009
REDUVİUS i. Kanatlı büyük böcek (15 -17 mm). [Heteroptera takımından reduviidae familyasının örnek tipi.]
— ANSiKL. Reduvius uzun gövdeli, esmer bir böcektir; geceleyin uçar, karanlık yerlerden, ağaç kovuklarından, köhne binalardan hoşlanır. Çok yırtıcı olduğundan başka böceklere saldırır, kıvrık hortumuyle kanlarını emer.
Sokması zehirli olduğundan çok acı verir. Avrupa’da yaşayan türü maskeli redivius’tur. (Reduvius personatus); bu böcek evlere dadanarak tahtakurularını yiyebilir. (L)
REDÜKSİYON i. (fr. reduction). Kim. Bk. İNDİRGEME.
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDUVİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REÇİNELİLER
Tarih 25 Haziran 2009
REÇİNELİLER çoğl. i. Bot. Açıktohumlular alt şubesinden, tam anlamıyle damarlı olmayan ağaçlar kategorisi. (Odunlarında, hem life, hem damara benzeyen ve trakeit denilen uzun hücreler bulunur; trakeitlerin zarı nokta şeklinde delikli geçitlerle kaplıdır.
Bu ağaçlarda özışınları az gelişmiş, yapraklar iğne biçimindedir; ağaçların reçine kanalları bol reçineyle doludur. Reçineli ağaçların bellibaşlıları çam ve köknarın çeşitleri, ladin, melez, porsuk, servi, sedir, ardıç ve tuya’dır. Yeni kesilmiş reçineli ağaçta yapraklı ağaçtakinden daha fazla miktarda su vardır; bu miktar ortalama yüzde 57′dir.) [L]
RED i. Bk. RET. REDÂ i. Bk. RAZA.
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REÇİNELİLER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REÇİNE
Tarih 25 Haziran 2009
REÇİNE i. (ital. resina’dan). Katı veya yarı akışkan, saydam, kolay ergiyen, suda çözünmeyen, billûrlaşmağa elverişsiz veya az elverişli organik madde.
(Bk. ANSiKL. Kim. bölümü.)
\\ Reçine sakızı, tabiî veya sunî terlemeyle elde edilen tabiî reçine ve zamk karışımı.
(KEDİ BALI da denir.) [Reçine sakızları, genellikle sıcak bölge bitkilerinden, özellikle de maydanozgiller veya sakızağacıgillerden üretilir.] || Petrol reçinesi, petrolde bulunan koyu renkli, yarı katı maddeler grubu; karmaşık yapıları, iki ağır hidrokarbon molekülünün oksijen alarak yoğunlaşmasından meydana gelir.
Sunî veya sentetik reçine, kimyasal yolla elde edilen reçine; sonsuz polimerleş-me veya polikondansasyonla meydana gelen makromoleküllü bir maddedir. || Tabii reçine, bitki veya fosilden elde edilen reçine.
Bot. Reçine keseleri, bir kısım açıkto-humlu bitkilerle benzerlerinde bulunan ve reçineli maddelerin birikmesine yarayan küçük keseler.
— Eczc. Kokulu reçine, bazı bitkilerde bir esans ile bu esansın oksitlenmesinden oluşan reçinenin tabiî karışımı; damıtma ile, sıvı yağ ve katı reçine halinde iki kısma ayrılır: Terementi, bir kokulu reçinedir. Bk. ANSiKL.
— Foto. Işığa duyarlı reçineler. Bk. ANSİKL.
— Miner. Fosil reçine, oksijenli tabiî hidrokarbon; başlıca türleri şunlardır: kopalın, ösmit, tasmanit, süksin veya kehribar, hartit, ambrit, piropisit, retinasfalt, valkovit v.b.
— Ormanc. Reçine alma, çamın gövdesine çentikler açarak reçine akmasını sağlamak. || Reçine kabı, çam ağaçlarından akan reçineyi toplamak için kullanılan kap. || Reçine toplanması. Bk. ÇENTİKLEME.
— Plast. mad. Fenoksi reçinesi, epiklor-hidrin ile bisfenol A’nın, epoksitli grupların oluşmasını önleyecek şartlarda yoğunlaştırılmasından elde edilen reçine. Bk. ANSiKL.
— Ted. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Eczc. Kokulu reçine’ler bitkiden ya tabiî olarak veya açılan çentiklerden sızar. Bu sızıntının örnek tipi terementidir. Kokulu reçine, reçine ile terpenik bir uçucu yağın karışımıdır. Az çok yumuşak bir kıvamdadır, fakat zamanla, içinde bulunduğu kabın şeklini alır. Polarize ışığa etkilidir. Kokulu reçine çeşitli bitki familyalarından elde edilir: kozalaklılar (terementi), sakızağacıgiller (sakız, mekke terementisi), baklagiller (kopahu) v.b.
— Foto. Işığa duyarlı reçineler. «Foto-polimer» denen plastik maddeler, maden, cam, seramik, mine v.b.nin yüzeylerini ışığa duyarlı hale getirmeyi sağlar. Pnömatik bir şasi içinde sımsıkı temas halinde tutulan bir fotoğraf klişesi üzerine morötesi ışınlar gönderdikten sonra, çok basit işlemlerle, asitle kimyasal oyma veya fırında emaylama yapılabilir. Görüntüler sabit olduğu gibi asitlere ve yüksek sıcaklıklara da dayanıklıdır.
— Kim. Reçinelerin, esansların oksitlenmesiyle meydana geldiği sanılır; birleşiminde, suda erimeyen ve alkolde eriyen terpen türevleri, yağlar ve organik eriticiler vardır. Reçine tabiî olarak kozalaklılardan ve terebinthaceae familyası bitkilerinden elde edilir. Tedavide merhemlerin sanayide birçok boya ve verniğin birleşimine girer. Sanayide kullanılan bellibaşlı iki reçine tipi, kolofan ve kopaldır; kolofan çam ağacının sakızıdır, terebentinin bileşiminde dörtte üç oranda bulunur; kopal, sıcak ülkelerde yetişen çeşitli bitkilerin sakızıdır ve sert kopal (zengibar, madagaskar kopalı), yarı sert kopal (kongo, manilla kopalı, kauri), yumuşak kopal (dammar, elemi, takamak, sandarak, akroit, gomalak) olmak üzere üçe ayrılır. Bunlar Alkol esterleri ve molekül ağırlığı yüksek reçine asitlerinin karışımından ve terpenik seriye ait hidrojen karbürlerinden oluşur; değerleri renklerine göre değişir.
Sunî reçinelerin sayısı çoğalmıştır, başlıca iki tip ayırdedilir: termoplastik reçineler, ısı ile sertleşen reçineler; Termoplastik reçineler ısı ile yumuşar, kolay şekil alır ve yapışır; ısı ile sertleşen reçinelerin hepsi polikondansasyonla elde edilir; bu kondansasyonun sonuna kadar istenilen biçime sokulabilir ve ancak bir süre piştikten sonra sertleşir. Termoplastik reçineler, nitroselüloz reçinelerini, selüloz asetatını, selüloz esterlerini, polivinilik ve poliakrilik reçineleri (polistiren, alkol, polivinilik asetal, polivinil klorür ve asetal), kumaron ve inden reçinelerini, klorlu kauçuk reçinelerini, izomerleştirilmiş kauçuk reçinelerini v.b. kapsar.
Isı ile sertleşen reçineler, formik ve fenolik reçineleri, alkidleri (gliseroftalik reçineler), aminoplast reçineleri (üreformol reçineler), silikon reçineleri v.b. kapsar. Reçineler doğrudan doğruya veya bazı yağlarla değişikliğe uğratılarak sanayide yapılan vernik ve boyaların başlıca yağlayıcı maddesini meydana getirir; reçineler sayesinde dış etkenlere çok iyi dayanan kaplama maddeleri yapılmıştır. Polyester, poliamit ve poliüretan reçinelerin ve epoksit reçinelerin bulunma-sıyle inşaatta ve sanayide kullanılan boya ve verniklerin fiziksel ve kimyasal nitelikleri düzelmiştir.
Petrol reçineleri, tabiî olarak bulunduğu yağlı hammaddelerden sülfürik asitle işlenerek, propanla çözeltilerek veya renk giderici toprağa emdirilerek elde edilir. Petrokimyada tabiî reçineler (rinilik veya akrilik reçineler) ayarında plastik maddeler elde edilir (msl. kaplama ve vernik yapımında kullanılan epikot).
— Plast. mad. Fenoksi reçineleri, epoksit reçinelerinden farklıdır. Bunlar kendilerine termoplastik özellikler kazandıran çizgisel molekül yapılarıyle de epoksit reçinelerinden ayırt edilebilir. Bu yüzden, sonradan pişirmeksizin kullanmak mümkündür. Bununla birlikte, izosiyanatlar, anhidritler, triazinler ve melaminlerle işlenirlerse, zincirler arasında işlenmiş ürüne ısı etkisiyle sertleşme özelliği kazandıran enine bağlar meydana getirerek değişebilirler. İlâç şişeleri dökümüne elverişli olan bu reçineler çok saydam ve dayanıklıdır; havayı ve nemi geçirmez.
— Ted. Sentetik reçineler tedavide kullanılmadan önce, sanayide suların temizlenmesinde ve madenlerden arınmasında kullanılmıştır. Bu reçineler iki gruba ayrılır:
1. anyon değiştirici reçineler, çok aminli reçinelerdir; tetraetilenpentamin, formol ve asetonun yoğunlaşmasından elde edilir. Suda erimez, zehirli değildir, serbest asitleri tespit eder; anyon değiştirici reçinelerin etki yaptığı ortamda bulunan serbest asitler hızla ve hemen tamamen bu ortamdan kaybolur. Reçine + asit karışımı erimez halde kalır; tespit edilen anyonlar, bağırsak alkaliliğinin etkisiyle nötür tuzlar haline geçer ve bu tuzlar emilir. Organizma, madenî element bakımından hiç bir kayba uğramaz. Mide hiperasiditesinde ve özellikle mide ülserinde, anyon değiştirici reçineler hiperkloridriyi yok eder;
2. katyon değiştirici reçineler, bir yoğunlaşma etkeni olan formol’ün kurduğu köprülerle (—CH2—) birleştirilmiş uzun aro-matik karbür zincirlerinden meydana gelir; bu köprüler, katyonların değişmesinde etkili olan asit fonksiyonlarını yüklenir (karboksilikler, sülfonlar). Asit fonksiyonları serbest durumda veya katyonlarla doyurulmuş olarak bulunur (amonyum, potasyum) ve bu katyonları başka katyonlarla değiştirebilir.
Başlıca uygulaması, sodyumu tespit ederek ödemli hastaları katyondan kurtarma yeteneğine dayanır. Ağızdan alındığında, besinlerde ve sindirim salgılarında bulunan sodyumu tespit eder ve sodyumun bağırsaklarda emilmesine engel olur, sodyumla birlikte dışkı ile dışarı atılır. (Katyon değiştirici reçineler, sebep olabileceği elektrolitik bozukluklar ve tansiyon düşüklükleri sebebiyle C tablosunda kayıtlıdır.) [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REÇİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REBAP veya REBAB
Tarih 25 Haziran 2009
REBAP veya REBAB i. (fars. ve ar. rebâb). Esk. Gövdesi hindistancevizi kabuğundan yapılmış, uzun saplı saz: Mevlânâ, rebap dinlemeyi seviyor ve bid’at addetmiyor ya [...] mesele orada (N. Araz). || Rebab-zen, rebap çalan kimse.
— ANSiKL. Mus. Rebap adı ilk olarak Câhiz’in (öl. 869) Mecmuatür-Resail adlı eserinde geçer. Bir endülüs efsanesine göre rebap, İberik yarımadasında yapıldı. Araplar rebabı İranlılardan aldıklarını söylerler. İran’da mızrap veya elle çalınan rebap, Araplara geçince yayla çalınmağa başlandı. Yedi türlü rebap vardır:
1. müstatil rebap, dikdörtgene yakın «Y» biçiminde ağaç bir çerçevedir, üst ve alt yüzlerine ince bir deri gerilir. Ağaçtan ve silindir biçimli, boynu demirden ayağı vardır. Bir veya iki teli bulunur; 2. yuvarlak rebap, yuvarlak ağaç bir kasnaktır, üst yüzü, bazen de alt yüzü ince bir deriyle kaplıdır. Ayağı yoktur. Bir tellidir;
3. kayık biçimi rebap, kayık biçiminde oyulan bir ağaç parçasıdır ve yalnız Magrıp’ta kullanılır. Oyuk bölümün üstü ince bir deriyle kaplıdır. Genellikle iki tellidir;
4. armut biçimi rebap hakkında yeterli bilgi yoktur. Üç telliydi;
5. yarım küre rebap, gövdesi yarım küre biçimindedir. Ağaçtan, hindis-tancevizinden veya kantar kapağından yapılır. Açık bölümün üzerine ince bir deri gerilir. Demirden bir ayağı olduğu gibi, ayaksız da olabilir. Boynu silindir biçiminde bir ağaçtandır. İki tellidir. Kemençe veya şişak adları da verilir;
6. tambur rebabı, tambur biçimindedir. Beş tellidir, ayrıca birkaç ahenk teli vardır. Bazılarının gövdesinin altında bir tavus resmi bulunur. Genellikle Hindistan’da kullanılır;
7. açık gövdeli rebap, Ortadoğu’da genellikle halkın kullandığı bir türdür. Türkmenistan’da kullanılan kopuza benzer. İki teli vardır, gövde yüzünün üstü açıktır.
♦ Rebabî sıf. Esk. Rebapla ilgili. \\ Lirik, // Rebap çalan veya yapan kimse. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBAP veya REBAB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVZA
Tarih 24 Haziran 2009
RAVZA i. (ar. ravza). Esk. Bol ağaçlıklı ve çiçekli bahçe: Muazzam ve mamur bir ravza-yı dilkiişa içinde… (Recaizade Ekrem). || Cennet. || Azizlerin mezarı: Merdan-ı sühandanı ziyaret edip andan // Adab ile var ravza-yı Ruh’ye selâm et (Ziya Paşa). || Ravza-yı Mutahhara (veya Nebi), Hz. Muhammed’in mezarı: Git vatan! Kabe’de siyaha bürün // Bir kolun ravza-yı Nebi’ye uzat // Birini Kerbelâ’da Meşhed’e at (Namık Kemal).
— Folk. Din. Ravzai Rıdvan, halk arasında «cennet» anlamına kullanılan bir deyim.
— Mus. Telli bir saz. (Çartar’ı andırırdı. Beş teli vardı. Bazı kaynaklar bu sazın, Arapkirli Şükrullah Bey tarafından bulunduğunu bildirir.)
-Ravzat çoğl. i. Esk. Bahçeler. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVENSARA
Tarih 24 Haziran 2009
RAVENSARA i. Madagaskar’da yetişen tarçın-zencefil ağacı. (Defnegillerden.)
— ANSİKL. Ravensara almaşık, uzun yapraklı, çok dallı büyük bir ağaçtır; çiçekleri dalların ucunda talkım halinde bulunur; meyvesi zeytin biçimdedir, içinde zencefil tadında iri ve köşeli bir iç çekirdek vardır. Hepsi Madagaskar’da yetişen ona yakın türü vardır; bunların birinden tavolo denilen ve marangozlukta kullanılan bir kereste elde edilir. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENSARA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAUWOLFİA
Tarih 24 Haziran 2009
RAUWOLFİA i. Asya, Afrika, Amerika ve Okyanusya’nın sıcak bölgelerinde yetişen ağaç veya ağaççık; çiçeğinin taç kısmı buruşuktur. (Zakkumgillerden.)
— ANSiKL. Eczc. Rauwolfia serpentina’nın kökü ve köksapı Hindistan’da halk arasında ateş düşürücü, âdet getirici, ishal durdurucu, böcek ve yılan sokmasını iyileştirici olarak kullanılır. Modern tedavide ise bu bitkinin yatıştırıcı ve tansiyon düşürücü niteliklerinden yararlanılır; bu nitelikler bitkinin taşıdığı on kadar alkaloitten ileri gelir; bu alkaloitlerin en iyi bilinenleri rezerpin ile raubazin’dir. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUWOLFİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATİNECİYE
Tarih 24 Haziran 2009
RATİNECİYE i. (ar. râtinec’den rutineciyye). Bot. Esk. Sakızlı ağaçlar türü. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATİNECİYE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASPA
Tarih 23 Haziran 2009
RASPA i. (ital. k.). Demir veya tahta bir zeminin üstündeki boyaları çıkarmakta, bir saç levhanın paslarını kazımakta kullanılan el âleti. || Raspa etmek, bu âletle boyalan veya pasları kazımak.
— Denize. Güverte, karina gibi yerlerin üzerini kazımakta kullanılan, bir sapa takılmış, üçgen biçiminde, kenarları keskin madenî levha. || Raspa taşı, gemilerin güvertelerini temizlemekte kullanılan sünger görünüşünde yumuşak taş.
— Kunduracılık. «Ağaç çivili» ayakkabı yapımında, tabana çakılan ağaç çivileri tıraşlamağa yarayan kunduracı âleti.
— Mekan, işlenmiş bir yüzeyin pürüzlerini gidermeğe yarayan, su verilmiş ekstra-sert kromlu çelikten yapılmış ve kenarları hafifçe yuvarlatılmış yassı el âleti: Raspa, çok ince bir biley taşında bilenir. | Boru raspası, bir kazanın borularında birikmiş kurumları (duman borularında) veya kireç tortularını (su borularında) temizlemek için, boruların içini kazımağa yarayan âlet. | Çapak raspası, madenlerin çapaklarını temizlemekte kullanılan âlet. (Dikdörtgen biçiminde, kılağısız bir çeşit raspadır.) [LM]
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASPA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAPUTİA
Tarih 23 Haziran 2009
RAPUTİA i. Güney Amerika’da yetişen küçük ağaç. (Raputia magnifica’dan arapoka denen ve Brezilya’da kullanılan sarımsı bir kereste elde edilir/Kökboyasıgillerden.) [L]
RAREŞ (Petru). Bk. PETRU RAREŞ.
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPUTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAPHİOLEPİS
Tarih 23 Haziran 2009
RAPHİOLEPİS i. Hindistan ve Japonya’da yetişen ağaççık; akdikene benzer ve portakal bahçelerinde yetiştirilir. (Gülgillerden.) [L]
RAPİDOLİT i. (fr. rapidolite). Miner. Eşanl. wernerit.
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPHİOLEPİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAPHİDİOPTERA
Tarih 23 Haziran 2009
RAPHİDİOPTERA çoğl. i. Megaloptera ve planipenna takımları arasındaki, dar gövdeli, uzun ve saydam kanatlı, küçük boylu (15-20 mm) nevropteroyitleri kapsayan böcek takımı. (Etçil ve çevik olan bu böcekler kuzey yarımküre ormanlarında ağaçların üzerinde yaşar.
Tek familyası raphidiidae familyasıdır.) Bk. raphidıa. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPHİDİOPTERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAPHİDİA
Tarih 23 Haziran 2009
RAPHİDİA i. Yassı, söbe veya dört köşe başlı, ince uzun öngöğüslü, tuhaf görünüşlü böcek; dişisinin ardında bir burgu bulunur. (Bu böceklerin kurtçukları da, yetişkinleri gibi etçildir; hepsi ağaç kabuklarındaki yarıklarda yaşar; yetişkinleri pek seyrek uçar, ama uçuşu çok hızlıdır. Raphidia, yalnız raphidiidae familyasının değil, sadece bu familyayı kapsayan küçük raphidioptera takımının da örnek tipidir. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPHİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANDİA
Tarih 22 Haziran 2009
RANDİA i. (ing. eczacısı J. Rand’ın adından). Gardenia’ya yakın bitki; bütün tropikal bölgelerde yüzden fazla türü vardır. (Bunlar beyaz veya sarı çiçekli ağaç veya ağaççıklardır; çiçekleri yaprakların koltuğunda demet halinde bulunur. Meyvesi az veya çok etli ve çok tanelidir. Bazı türleri süs bitkisi olarak yetiştirilir. Kökboyasıgillerden.) [L]
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMPA
Tarih 22 Haziran 2009
RAMPA i. (ital k.). Bayınd. Bir arazinin, bir karayolunun, bir demiryolu hattının v.b., yatay doğrultuya göre eğimli olan kısmı. (Bk. ANSiKL.) || Çekme rampası, su altına doğru hafif bir eğimle inen dolgu toprak. // Giriş rampası, bir inşaata, bir rıhtıma v.b.ye giden eğimli yol.
— ÇEŞ. DEY. Rampa etmek. Argo. Davet edilmediği halde, birinin içki masasına oturmak.
— Dy. Bir vagonu raya sokmak veya raydan çıkarmak için kullanılan âlet. // Ayırma rampası, bir garın dışında, hatların çeşitli yönlere ayrıldığı yol ağının başlangıcında bulunan ve bağlantı takımları daha önceden çözülmüş trenlerin itilerek ayrılmasına yarayan iki tarafı eğimli yol.
(Ağır ağır itilen vagonlar, ayırma rampasından aşağıya doğru inerken, birbirlerinden uzaklaşmak ve makasların yardımıyle değişik hatlara girmek için gerekli hızı kazanmış olur.) | Yanaşma rampası, vagonların, yüklenecek eşyaya kolayca yanaşabilmesi için iki ambar hattının arasına yapılan yüksek set. || Yükleme rampası, arabaları vagonlara kolaylıkla yüklemek için, demiryolundan daha yüksek yapılmış platform.
— Denize. Esk. Kızaklara yerleştirilen takozları birbirine kenetlemeyi sağlayan uçları eğri ve çiviye benzeyen sivri demir. || Bir teknenin yanaşmasına elverişli olmayan kıyı ile teknenin bağlantısını sağlayan iskele, duba veya sal. || Rampa alma, yelkenli bir savaş gemisinin, savaşmak için başka bir tekneyle borda bordaya gelmesi. || Rampa baltası, rampacıların kullandıkları iki yüzlü, kısa saplı bir çeşit balta. (Bu silâhlar rampacıların bellerindeki palaskalara asılı dururdu.) | Rampa etme, bir teknenin başka bir tekneye veya rıhtıma yanaşması. || Rampa harbesi, yelkenli savaş gemilerinde borda bordaya yapılan savaşlarda, bumbarları gözetlemekle görevli deniz erlerinin kullandığı silâh, (üç köşeli, çelik namlulu ve ağaç saplı bir süngü biçimindeydi.)
— Havc. Bir pisti aydınlatmak için yerleştirilmiş projektörler dizisi.
— Mad. oc. Hava dönüş kuyusunu ana vantilatöre bağlayan eğik galeri.
— Mekan. Üzerine mekanik bir düzenek veya bir gale takılan eğik kısım.
— Petr. Yükleme rampası, tankerlerin ve sarnıç vagonların esnek borularla bağlanarak akaryakıt yüklendiği doldurma kolektörü.
— Sil. Fırlatma rampası, bazı özitmeli mermilerin veya özel silâhların fırlatılmasını sağlayan ve eğik düzlem halinde bir gövdeden meydana gelen düzenek: Füze rampası. Bk. ANSiKL.
— Teknol. Bağlantı elemanı olarak kullanılan, ucu eğik madenî parça.
— ANSiKL. Bayınd. Rampa’ların yarattığı büyük dirençleri pratikte mümkün olduğu kadar azaltma yoluna gidildi. Bunun için, rampanın uzandığı alan genişletilerek, eğim hafifletildi. Dağlık ülkelerde, yollara spiral veya salyangoz şeklinde kıvrımlar verildi. Demiryollarında, rampaların eğimi en çok 8 ile 15 mm/m arasında değişir; fakat dağlar üzerinden geçen hatlarda 50 ve özel durumlarda 90 mm/m’ye kadar ulaşır. «Kremayerli» denen ve merkezî bir ray üzerinde çalışan özel lokomotifler, genellikle 70 mm/m’yi aşan rampalarda kullanılır.
— Sil. Kalkış sırasında tepki kuvvetlerinin doğmaması, özitmeli mermilerin temel özelliğidir; bu yüzden, bu mermilerin fırlatılması için ateşli silâhlar gerekmez, yalnız basit bir destek mermileri hedefe doğru yöneltir. Bununla birlikte, yeri terketmezden önce büyük bir hız verilmesi gereken V1′ler, fırlatma rampası denilen beton pistler üzerinden hareketli şaryolarla fırlatılırdı. Bugün de özel silâhların, füzelerin çoğu rampalar yardımıyle fırlatılır. (LM)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAKİB
Tarih 20 Haziran 2009
RAKİB sıf. ve i. Bk. RAKİP. RÂKİB sıf. (ar. rüküb’dan rükib). Esk. Binek hayvanına binmiş olan, binici. || Bir taşıta binmiş olan.
*Râkiben zf. Esk. Binmiş olarak, binerek: Vali Salim Paşa ile Polis Müdürü Fuat Beyin bu gece bir ecnebi otomobiline râkiben Bulgar işgali altında bulunan Karaağaç’a firar ettikleri maruzdur (Atatürk). [M]
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKİB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAHLE
Tarih 19 Haziran 2009
RAHLE i. (ar. rahle), üzerinde kitap okunan veya yazı yazılan, bazıları açılır kapanır, alçak, küçük masa: Bu sırada Ali, odanın öbür ucunda yere diz çökmüş, önünde küçük bir rahle, beş numara bir lambanın ışığı altında, veresiye defterlerini temize çekiyordu (Sabahattin Ali). Sandukanın etrafındaki rahleler üstünde açık duran birkaç Kur’anr. Kerim’i o mübarek ruhun açılmış kanatları sandı (A. H. Müftü-oğlu). || Esk. Rahle-i tedris, ders masası.
— DEY. (Birinin) Rahlei tedrisinde, yetişme ve düşünce bakımından «o kimsenin etkisinde» anlamında kullanılır.
— ANSÎKL. Zantl. Yanındaki ayakları oymalı, kenar pervazları ve üzeri düz tahta sehpa veya sıra biçiminde olan rahle, türk el sanatlarının önemli ürünlerinden biridir.
Selçuklular zamanında tahtadan ve oymalı olarak yapılırdı. Müslümanlığı kabul eden ülkeler arasında rahle yapımını en çok geliştiren Osmanlılardır. Osmanlılar zamanında malzeme olarak değerli ağaçlar (ceviz, maun) kullanılır, rahlelerin üzeri sedef, kemik kakmalarla süslenirdi, ödağacından yapılanları, üzerlerinde ayetler, hadisler yazılı olanları, tuğra işlemelileri vardı. Medreselerde, mekteplerde, cami, mescit gibi yerlerde çok kullanılırdı. Sabit veya X harfi şeklinde, katlanabilen iki türü vardır. Rahle, bugün de camilerde kullanılır. (M)
RAHMİ. Bk. rahim.
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFLESİA
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFLESİA i. (sir Thomas Stamford Raffles’in adından). Büyütken dokusu son derece az olan, klorofilsiz asalak bitki; Malezya takımadalarında, ağaçların köklerinde asalak yaşar. (Rafflesia Arnoidi’nin çiçeği yaklaşık olarak 30 sm çapındadır ve kadavra gibi kokar. Bitkinin yaşama tarzı mantarlarınkine benzer. Aristolochiales takımından rafflesiaceae familyasının örnek tipi.) (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFLESİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFYA
Tarih 18 Haziran 2009
RAFYA i. (Madagaskar dilinden k.). Lifleri dokuma işlerinde kullanılan palmiye. || Aynı palmiyenin lifi.
— ANSİKL. Rafya (raphia) iri gövdeli, çok uzun yapraklı bir ağaçtır. Çiçekleri büyük koçanlar halinde olur. Afrika ve Amerika’da yetişen yirmi kadar türü vardır. Yapraklarının boyu 5 m’yi bulan saz rafyasından (Raphia ruffa) elde edilen liflerle ip, kordon ve örme mobilya yapılır. Rafyadan yapılan ipler ağaç aşılarını bağlamağa yarar. Tropikal Afrika’da yetişen (Raphia vinifera) şarap rafyasından mayalanmağa elverişli bir özsu elde edilir; bu sıvının mayalanmışına «rafya şarabı» denir. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİSQUALİS
Tarih 17 Haziran 2009
QUİSQUALİS i. Karşıt yapraklı, salkım halinde beyaz veya kırmızı çiçekli tırmanıcı ağaççık. (Asya ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde dört türü yetişir. Combretceae familyasından.) [L]
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİSQUALİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEBEC eyaleti
Tarih 16 Haziran 2009
QUEBEC eyaleti, Kanada’nın doğusunda eyalet; 1 539 843 km2; 5 744 000 nüf. Merkezi, Quebec; başlıca şehri, Montreal.
• Coğrafya. Quebec eyaletinin toprakları Kanada’daki üç büyük coğrafî bütün üzerinde uzanır: Kanada «kalkanı», Laurentides bölgesi, Apalaş bölgesi. Güney (Laurentides) ve doğu (Nouveau Quebec) kısmını içine aldığı Kanada «kalkanı» geniş ormanlarla kaplı ve birçok göl, çukur ve tepeciklerden meydana gelen bir labirent görünüşündedir. Laurentides bölgesi ırmağın her iki kıyısında (Saint – Laurent ülkesi, Montreal ovası) uzanan bir alçak topraklar bölgesidir. Apalaş bölgesi ise tepe çizgilerinin hâkim olduğu’bir yaylalar (Gaspesie, halicin güney yaylaları, doğu kantonları) kesimidir, iklim kışın sert (Quebec’te ocak ortalaması: —12,4°C), yazın sıcaktır (Ouebec’te ağustos ortalaması: 18,7°C); bol yağmur yağar (Quebec’te 1 070 mm); kar Quebec’te beş altı ay kalkmaz.
Eyalet, ülkenin büyük tarım bölgelerinden biridir. Bununla birlikte toprağın ancak onda biri (Montreal ovası, Doğu kantonları, Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temiseamingue çukuru) tarıma elverişlidir. Eyalet, zenginliğini toprakların çok eski tarihlerden beri yoğun bir şekilde değerlendirilmesine borçludur. Tarla açma işine Saint-Laurent’dan ormana doğru birbirini takip eden «rang»lar halinde başlandı. XIX. yy. ortalarında ırmağın kıyılarından çok öteye yerleşildi (Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temis-camingue). Tarım sisteminde çeşitli tarım, küçük ve orta mülkiyet ağır basar. Fransız asıllı kanada köylüsü toprağına bağlıdır ve kendi işlediği tarlasında tahıl, yemlik bitki, sebze yetiştirir; her çiftliğin kendi bostanı ve meyve bahçesi, çoğunlukla da akça ağaç diktiği ormanı ve içinde sütçül inek, koyun ve domuz beslediği ağılambarı vardır.
Bununla birlikte Quebec sütçülüğe yönelmiş olduğu için tarımda yemlik bitkiler ağır basar. İdare bölümlerinde tek tip tarım yapılır. Joliette’te tütün, Orleans adasında meyve, Montreal’e doğru sebze, Napierville’de patates v.b. Balıkçılık (Gaspesie), kürk hayvanı yetiştiriciliği (gümüşü tilki, vizon), birçok bıçkıhaneye ve büyük kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarına hammadde sağlayan ormanlar, ek gelir kaynaklarıdır. Quebec, Ontario’dan sonra ülkenin en büyük sanayi bölgesidir. Yeraltı altın ve bakır (Noranda-Rouyn, Malartic, .Vald’Or), amyant (Asbestos, Thetford Mines v.b.), demir (Lac-Allard) bakımından zengindir; ayrıca ormanlar önemli bir gelir kaynağıdır, üstelik Saint-Laurent suyolu ve beyaz kömür de eyaletin zenginliğini artırır. Saguenay (lle-Maligne, Chutea-Caron, Ship-shaw), Saint Laurent (Beauharnois, Les Cedres), Saint-Maurice (Shawinigan, Grand, Mere, La Tuque), Gatineau, Ottawa v.b. ırmakları üzerinde büyük hidroelektrik santralları kurulmuştur. Bu santralların ürettiği elektriğin üçte birini kâğıt hamuru ve özellikle alüminyum (Arvida, Shawinigan Falls, Beauharnois) sanayileri tüketir. Çok çeşitli olan imalât sanayii, Montreal, Doğu kantonları, Saint-Maurice, Quebec, Saguenay ve Ottawa bölgelerinde toplanmıştır. Turizm de (Laurentides, Gaspesie) önemli bir gelir kaynağıdır.
• iktisat.. Eyaletin nüfusu 1961′den beri 500 000 kişi kadar arttı; bu artışın başlıca sebebi doğumların ölümlerden fazla olmasıdır. Toplam artışın yarısını eyalet nüfusunun yüzde 40′ından fazlasının yaşadığı Montreal çekmiştir.1964′te Quebec değer bakımından kanada maden üretiminin yüzde 19,8′ini sağladı. Bu oldukça yüksek orana, demir filizi çıkarımı (Jeannine ve Wabush göllerindeki yataklarla Knob Lake [Schefferville] yatakları) ile altın, çinko (Mattagami gölü çevresinde) ve amyant üretimi (dünya üretiminin yarısından çoğu) sayesinde ulaşıldı. 1965 Başında Quebec, hidroelektrik alanında Kanada’nın toplam üretiminin üçte birinden fazlasını (büyük kısmı Hydro-Quebec’in kontrolü altında olan 10 000 MW) üretiyordu. 1964′te Carillon santralının tamamlanmasından sonra Manicouagane ve Outardes ırmakları üzerinde girişilen çalışmalarla Quebec’in ülkedeki üstünlüğünün artması beklenmektedir. Ayrıca termik enerji de önemlidir: Sorel yakınında Tracy’de 600 MW’lık bir santral kurulmuştur. Eyaletin kanada imalât üretimindeki payı 1964′te yüzde 29,7 iken Ontario’nunki yüzde 50 idi. Kişi başına üretim Ontario’dakinden çok azdır.
Quebec’te daha çok ek değeri az olan sanayiler yerleşmiştir. Dokumacılık, kereste sanayii. Sanayinin bu yapısı hayat seviyesinin millî ortalamadan epeyce, komşu eyaletinkinden ise çok düşük olmasını açıklar. 1964′te kişi başına malî gelir Quebec’te 1 567 dolar, Ontario’da 2 113 dolardı (bütün Kanada için 1 812 dolar). Enerji elde edebilme imkânlarına (hiç olmazsa elektrik alanında, maden üretiminin önemine, Saint-Laurent denizyoluna ve ülkenin en, büyük merkezinin burada olmasına rağmen giderilemeyen bu eşitsizliğin sebebinin iç yatırımların yönelimiyle ilgili olduğu ve kısa vadede değiştirilemeyeceği sanılır.
• Tarih. Tarihi Kanada’nınkiyle eşit olan bu büyük eyaletin sınırları 1763′te çizildi. 1791 Antlaşmasından sonra Aşağı Kanada adını aldı ve 3867′de Kanada konfederasyonunun ilk dört eyaletinden biri haline geldi. İkinci Dünya savaşından beri Quebec siyasetinin başlıca özelliği, muhafazakâr başbakan Maurice Duplessis’in uzun süre (1944-1960) iktidarda kalmasıdır. Duplessis’i rakipleri geçmişe dönük siyaseti ve seçim geleneklerini yozlaştırması bakımından tenkit ettiler.
1960 Seçimlerinde büyük bir zafer kazanan liberaller, Millî Birlik’in çıkardığı 44 milletvekiline karşılık 50 milletvekili çıkardılar. Jean Lesage yönetiminde kurulan yeni hükümetin başlattığı reformlar, «sessiz devrim»i meydana getirdi: iktisadî alanda reformlardan bir kısmının hedefi Amerikalıların veya ingiliz asıllı Kanadalıların işletmelerinin ve sermayelerinin etkisini azaltmak (elektrik üretiminin devletleştirilmesi gibi) ve sanayileşmeyi geliştirmekti; sosyal alanda eski sosyal yapılara el atıldı ve meselâ ‘Katolik kilisesinin eğitimdeki fiilî tekeli, bir Kamu Eğitimi bakanlığının kurulmasıyle yumuşatıldı. Ama kamuoyunun, Kanada federasyonu yapısının değiştirilmesini isteyen unsurları, bu reformları çok yetersiz buldular. Bunlardan bir kısmı bağımsız ama Kanada’nın öbür eyaletleriyle ilişkili bir Quebec devleti kurulmasını istediler. Bazılarıyse çeşitli kuruluşlar çerçevesinde tam bağımsızlık için savaşmaktadırlar: başlıca «bağımsızlıkçı» teşkilât Millî Bağımsızlık birliğidir. Toplulukların bazısı ise millî kurtuluş mücadelelerine «sömürgecilik aleyhtarı» bir savaş gözüyle bakıyordu. Bu görüş açısından hareket eden bazı militanlar şiddet hareketlerine başvurulmasını öğütlediler. 1963′te Montreal’de patlayan bombalar birçok kişinin ölümüne sebep oldu. «İki dillilik» üstüne yapılan bir soruşturmanın (1965) açığa vurduğu gibi, Kanada’da kamuoyunun bütün kesimleri Fransızca konuşanların aşağılanmasına karşıdır.
Soruşturma bu eşitsizliğin Kanada’nın bütünlüğünü tehlikeye düşürdüğünü açığa vurdu. Quebec ile Kanada’nın geri kalan kısmı arasındaki buhranı, 1966 seçimlerini Daniel Johnson’un yönettiği Millî Birlik partisinin kazanması (51 liberale karşılık, 55 milletvekili) daha da artırdı. Muhafazakârlar Fransızca konuşulan eyaletle Ottawa arasındaki ilişkilere, milliyetçi bir eğilim vermeğe kalkıştılar. General de Gaulle’ün Montreal Dünya sergisini ziyareti (temmuz 1967), olayların hızlanmasına yol açtı. Quebec halkının coşkunlukla karşıladığı De Gaulle, nutuklarında kaderlerine hâkim olmaları gereken «Kanadalı Fransızlar»ın hürleştirilmeleri zorunluğunu kesinlikle ortaya koydu; Montreal’de verdiği kısa nutku «Yaşasın hür Quebec» diye bağırarak bitirmesi, federal hükümetin şiddetli tepkisiyle karşılaştı; bunun üzerine De Gaulle, Ottawa’ya yapacağı ziyareti iptal etti. O tarihten sonra Quebec ile Fransa arasında Ottawa’yı işe karıştırmadan önemli iktisadî ve kültürel anlaşmalar imzalandı.
1970 Nisanındaki eyalet seçimlerinde Millî Birlik hükümeti yenilgiye uğradı ve seçimi Liberal parti kazandı. Partinin lideri Jean Roberc Bourrassa’nın 12 mayısta göreve başlayan hükümeti, ilk adımda kargaşalıklarla uğraşmak zorunda kaldı. Montreal’deki ingiliz ticaret ataşesi Cross (5 ekim) ve Quebec çalışma bakanı Pierre Laporte (10 ekim), Quebec Bağımsızlık hareketi mensuplarınca kaçırıldılar. Olağanüstü tedbirlere rağmen Laporte öldürüldü (17 ekim). İngiliz ataşesi Cross ise, onu kaçıranlarla mübadele edilmek suretiyle kurtarılabildi. Çalışma bakanını öldürmekle suçlanan iki kişi ise müebbet hapse mahkûm edildi. (LM)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUARARİBEA
Tarih 16 Haziran 2009
QUARARİBEA i. Çiçekleri keskin, hoş bir koku yayan ağaç; Amerika’da yetişen on beş türü vardır. (Bombacaceae familyasından.) [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARARİBEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUALEA
Tarih 16 Haziran 2009
QUALEA i. Meşin gibi sert ve karşıt yapraklı büyük ağaç; Brezilya ve Guyana’nın sıcak bölgelerinde yetişir. (Qualea’nın çeşitli türlerinden [Qualea paraensis, Q. rosea, Q. coerulea, Q. albiflora] kereste elde edilir.) [Vochysiaceae familyasından.] (L)
QUANG-NAM. Bk. KUANG-NAM.
QUÂNG-NGAİ. Bk. KUANG-NGAY.
QUANG-TRİ. Bk. KUANG-TRî.
QUANG TRUNG. Bk. KUANG TRUNG.
QUANG-YEN. Bk. KUANG-YEN.
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUALEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYROCHROA
Tarih 16 Haziran 2009
PYROCHROA i. Yassı gövdeli, genellikle güzel kırmızı renkli böcek; tırtılı ağaçların kabuğu altında yaşar; en büyük türü Pyrochroa coccinea’nın boyu 15 mm’yi geçer. (Kınkanatlılardan pyrochroidae familyasının örnek tipi.) [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYROCHROA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYREİON
Tarih 16 Haziran 2009
PYREİON i. (pyr, ateş’ten yun. k.). Perslerin kutsal ateşi sürekli olarak yanar durumda tuttukları yer.
— Esk. Yun. Birbirine sürtülerek ateş elde etmeğe yarayan ağaç parçalan. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYREİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİLLAJA
Tarih 16 Haziran 2009
QUİLLAJA i. Almaşık yapraklı, erkek ve dişi çiçekli ağaçsı bitki; Amerika’da yetişir. (Gülgillerden.)
— ANSİKL. Şili’de yetişen Quillafa saponaria’dan «panama odunu» denen bir kabuk çıkarılır.
6-8 mm kalınlıkta, kirli beyaz, kırılgan ve kıymıklı plakalar halindeki bu kabuktan tahriş edici bir toz elde edilir; içinde sapotolesin (nötür saponin) ve bir ki-layik asit bulunur; hidrolize uğratılınca, sapojenin ve şekerlere ayrılır. Bu tozun kaynatılmasından elde edilen bol köpüklü sıvı kirli çamaşırları arıtmağa yarar. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLAJA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYRACANTHA
Tarih 15 Haziran 2009
PYRACANTHA i. Beyaz çiçekli, kırmızı veya turuncu meyveli ağaççık. (Gülgillerden.)
— ANSiKL. Pyracantha’nın boyu 1-2 m’yi bulur; yaprakları küçük ve süreklidir. Meyve verdiği ve çok süslü olduğu için genellikle bahçelerde süs için yetiştirilir. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRACANTHA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYİNKADO
Tarih 15 Haziran 2009
PYİNKADO i. Birmanya’da yetişen büyük ağaç (baklagillerden Kylia xylocarpa). [Koyu kırmızıvesmer odunu en çok demiryolu traversi yapımında ve yapı işlerinde kullanılır. Kabuğu deri tabaklamağa yarar.] (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYİNKADO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYGAERA
Tarih 15 Haziran 2009
PYGAERA i. Göğsünde koyu bir çizgi bulunan külrengi esmer gece kelebeği. (Pulkanatlıların notodontidae familyasından.)
— ANSiKL. Pygaera’nın tırtılı, söğüt ve kavak ağaçlarında yaşar, içinde bulunduğu kıvrılmış yaprakları kemirerek beslenir. Pygaera anachoreta ve P. curtula Batı Avrupa’da yaygındır. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYGAERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYCNANTHUS
Tarih 15 Haziran 2009
PYCNANTHUS i. Tropikal Afrika’da yetişen ağaç. (Pycnanthus Angolensis veya P. kombo’dan Kamerun ve Gabon’da llomba veya eteng, Fildişi Kıyısı’nda valele denilen bir kereste elde edilir. Myristicaceae familyasından.) [L]
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYCNANTHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÜSKÜRTEÇ
Tarih 15 Haziran 2009
PÜSKÜRTEÇ i. (püskürtmek’ten püskürt-eç). Sıvı veya toz halinde olan maddeleri püskürtmeğe yarayan âlet. Eşanl.PÜLVERİZATÖR ve FİKSATÖR.
— Büro. Bir resmin üstüne, görüntüyü tespit edecek bir sıvı püskürtmeğe yarayan, ince uzun iki tüpten meydana gelmiş âlet. (Aralarında bir dik açı yapacak şekilde birleştirilmiş iki tüpten birinin ucu tespit sıvısının bulunduğu şişeye batırılır, öbüründen de ağızla hava üflenerek püskürme sağlanır.)
— Ted. İlâçlı buhar veya duman püskürtmeğe yarayan aygıt. (Bk. ANSiKL.) | Duman püskürteçi, ilâçlı bir maddeyi çok ince zerrelerden müteşekkil bir duman haline getirebilen püskürteç.
(Bu duman aerosolu andırır, ama onun kadar kalıcı değildir.)
— Zır. âlet. Böcek ve mantar öldürücü sıvı ilâçları püskürtmeğe yarayan araç. (Aracın hortumu ucunda, depodan gelen sıvı ilâcı ince zerreler halinde fışkırtan parçaya büz denir.) Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Ted. Püskürteç’ler’in başlıca iki tipi vardır: oda sıcaklığında çalışanlar, buharla çalışanlar. Birinciler, üst ucu ince bir delik halinde sivriltilmiş ve kıvrılmış bir cam borudan meydana gelir. Alt ucu püskürtülecek sıvının içine batırılan borunun kıvrıntılı yerinde şiddetli bir hava akımı sağlayan yuvarlak bir lastik pompa bulunur.
Hava akımı tüpün dikey kısmmdaki havayı dışarıya atınca burada bir boşluk meydana gelir; yükselen sıvı çok küçük tanecikler halinde tüpün sivri ucundan dağılır. Buharlı püskürteç, küçük bir kazandan gelen su buharını kullanır. Buhar, dibi ilâçlı bir sıvıya batırılmış bir tüpün ince ucunu yalayarak fışkırır. Bu aygıtlar akciğer keseleri veya gırtlak içine kreozot, timol v.b. değiştirici maddeler göndermek, deri (abseler), göz, burun yapmak için kullanılır.
Bir de tozları püskürten püskürteçler vardır; bunlardan lokal olarak antibiyotikleri kullanmak için yararlanılır.
— Zır. âlet. Püskürteçlerin birçok çeşidi vardır: küçük işler için insan sırtında taşınanlar; büyük araziler için yük hayvanı sırtında taşınanlar veya tekerlek üzerine monte edilenler. Birincilerde ilâç deposu sırt küfesi gibi insan sırtına askılarla tutturulur. Sağda’ bir kol, depo içine yerleştirilmiş emme basma tulumbayı çalıştırır, işçi sol eliyle, ilâçlı sıvıyı buhar hâlinde fışkırtması için ucuna bir parça yerleştirilmiş hortumu kullanır.
Diğer püskürteçler bir traktör veya at tarafından çekilir veya taşınır. Depoları daha büyüktür, bir veya birkaç hortumu birden besler. Sıvıyı püskürtecek basıncı, tekerlekle çekilen bir pompa yardımcı bir motor veya traktör sağlar. Böylece birkaç sıra bitki, ağaç veya asma birden ilaçlanabilir. Atomizör püskürteçler ve duman püskürteçleri, sis halinde, çok ince tanecikli bir püskürme meydana getirir. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜSKÜRTEÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÜRNAKIL
Tarih 15 Haziran 2009
PÜRNAKIL i. (fars. pür, dolu ve ar. nahl, gelin veya sünnet alayının önünde taşınan süslenmiş ağaç > pür-nahl’den). Halk dili. Meyve ve çiçekle dolu ağaç. (M)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRNAKIL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÜR
Tarih 15 Haziran 2009
PÜR sıf. (fars. k.). Esk. «Dolu, çok, sahip» anlamlarıyle bileşik sıfatlar yapar. || Pür-âhenk, çok ahenkli: Saf, pürâhenk bir çocuk sesi sordu. (H. Z. Uşaklıgil). || Pür-âmal, emellerle dolu. || Pür-ateş, ateş dolu. || Pür-azamet, çok azametli. || Pür-bad, çok rüzgârlı. Mec. Kibirli. || Pür-bar, yüklü. Meyvesi çok (ağaç). || Pür-cuş, coşku dolu: Havada mevcelenir sanihat-ı kudsi-yen I Riyah, ruhumu pürcuş eden, mekâ-lindir (M.Â. Ersoy). ||
Pür-çin, çok karışık bükülmüş. || Pür-feyz, çok bol, bolluk dolu. || Pür-dil, yürekli, cesur. || Pür-di-lân, cesur kimseler. || Pür-fer, parlak, aydınlık. || Pür-gû, çok konuşan: Pür-gubar, toz dolu: Buhara benzetilir bir yeşil saadettir // Gülümseyen ovanın vech-i pürgubarın-da
(Tevfik Fikret). Mec. Kırılmış, çok incinmiş. || Pür-hayal, hulyalı. || Pür-hayat, hayat dolu, canlı. || Pür-hiddet (pür-gazap, pür-gayz veya pür-tehevvür), kızgın, çok kızmış: Sa’d ise oraya pürhiddet olarak çıka geldi (Cevdet Paşa). || Pür-hun, kanlı, kan içinde:
Rastgeldiği şeye çarpıyor, yaralıyor, yaralanıyor, nihayet nefesi kesilinceye kadar müzmahil ve pürhun kalıyor (Cenab Şahabeddin). |J Pür-huzur, huzur içinde, huzur dolu. || Pür-ıstıfa, seçilmiş, ayrılmış: Anın için hükümet müdafaâtı benim yazılarımın haricinde kalır, ben o bildiğiniz nezih ve pürıstıfa can ve vicdanım ile bir teşebbüsü hayırhahıde bulunayım dedim (Atatürk). // Pür-maharet, hünerli, çok usta. || Pür-melâl (veya pür-teessür), üzüntülü, sıkıntılı: Gülzar pürmelâl ise, bülbül lal ise (Yahya Kemal). || Pür-neşe, çok neşeli, neşe dolu. || Pür-nur, nurlu, nur içinde: Her yer karanlık // Pürnur o mevki (Abdülhak Hâmid). || Pür-sihhat, sıhhat dolu. || Pür-sürud, şarkı söyleyen, nağmeli: Bütün bu kafile efradı pürsürud-ı sürür I Yarıp önünde duran halkı muttasıl gidiyor (M. Â. Ersoy).
|| Pür-sürur, sevinç dolu: Lâmia, ne kadar pürsürur, gülmek için yaratılmış (H. Z. Uşaklıgil). || Pür-şevk, çok şevkli, çok heyecanlı. || Pür-şule, pırıl pırıl: Zeki nazarlarının hande-i kebudiyle I Tenevvür eyleyen ecfanı sanki pürşule (Tevfik Fikret). || Pür-taravet, gençlik dolu, çok taze: Getirir gözlere âfak-ı sabah // Pürta-ravet, yeni bir mey-i nigâh (Cenab Şahabeddin). [M]
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUY DE DÖME idare bölgesi
Tarih 15 Haziran 2009
PUY DE DÖME idare bölgesi, Fransa’da idare bölgesi, Massif Central’da;
8 016 km2; 530 300 nüf. Merkezi, Clermont-Ferrand. İdare bölgesinin batı kısmı billûrlu Combraille d’Auvedgne tepelerini içine alır; bu kesimde çeşitli tarımın yanı sıra hayvancılık yapılır.
Dordogne’un güneyinde Artense yaylasında da aynı ekonomi devam eder. Daha doğuda iki büyük yanardağ sistemi uzanır: kuzeyde Puy de Döme’da 1 465 m’yi bulan Puys sıradağları veya Döme dağları, güneyde Puy de Sancy’de 1886′m’ye ulaşan Mont-Dore kütlesi. Bu dağların hâkim olduğu yaylalarda sığır yetiştiriciliği peynir imalâtına yol açmıştır. Dağda Allier ırmağının akaçladığı verimli Limagnes ovaları uzanır: kuzeyde Limagne de Clermont, güneyde Limagne de Brioude; bu kesim verimli bir tarım (tahıl, şeker pancarı, meyve ağaçlan) alanıdır, idare bölgesinin doğu ucu yazın büyük sürülerin çıkarıldığı Forez dağları’nın ve Bois Noirs kütlesi’nin batı yamacını içine alır. Bölgede sanayi büyük ölçüde gelişmiştir: makine yapımı, dokuma sanayii, bıçakçılık (Thiers), Clermont-Ferrand’da kauçuk sanayii (otomobil lastiği yapımı). Ayrıca geleneksel el sanatları da devam etmektedir. Turizm de (ılıca merkezleri) önemli bir gelir kaynağıdır. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUY DE DÖME idare bölgesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUTORİA
Tarih 15 Haziran 2009
PUTORİA i. (lat. putere, pis kokmak’tan). Akdeniz bölgesinde yetişen pis kokulu ağaççık; yaprakları karşıt ve şeritsi, çiçekleri, dalların ucunda talkım halinde toplu, küçük, beyaz veya pembe olur. (Kökboyasıgillerden.) [L]
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTORİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUT
Tarih 15 Haziran 2009
PUT i. (fars. büt’ten). Bir ilâhı temsil eden ve bazı insanların taptıkları resim veya heykel: Bu ümmet, mukaddema taştan ve ağaçtan yapma putlara tapardı (Cevdet Paşa), insanlar putlarını kendileri yaparlar (Ş.S. Aydemir). || Haç.
— ÇEŞ. DEY. Put gibi, hiç kımıldamadan ve bir şey söylemeden: Delikanlı, cevap vermeden bu sözleri put gibi dinledi (H.R. Gürpınar). || Put kesilmek, sessiz ve hareketsiz bir durum almak: «Şunu kurşuna dizin!» dedi. Donduk put kesildik! (Kemal Tahir).
— Ansikl. Arkeol. Mezopotamya’da puflara M.ö. 3000′e doğru rastlanır. Bunlar pişmiş topraktan veya taştan yapılmış küçük kaba heykellerdir. Çoğunlukla kadın heykelcikleri olan bu putların üzeri çeşitli şekillerle süslüydü. Susa’da ve İndus vadisine kadar uzanan bölgelerde birçok put bulunmuştur. Irak’ta (Yukarı Suriye) ele geçirilen gizli putlar da aynı döneme aittir. Birkaç santimetre boyunda siyah ve beyaz kaymak taşından yapılan bu heykellerin gövdeleri az çok dikdörtgen biçimindedir; bir veya iki çift gözü vardır; Kültepe’de (Kappadokia) bulunan ve üçgen biçimli bir, iki veya üç başlı taş putların bu tipten ilham alınarak yapıldığı sanılır (M.ö. 2200′e doğr.). Eski Ahit’te de putlardan söz edilir (Hâkimler, XVII, 3-4) ama biçimlerinin nasıl olduğu açıklanmamıştır. Bk. TANRI.
— Mant. Bacon, bu terimi, gerçek bilime zarar verebilecek bazı yanlış fikirleri belirtmek için kullanır ve şu putları ayırt eder: kabile putları (idola tribus) veya sosyal önyargılar; mağara putları (idola specus) veya eğitimden ve karakterden gelen ön yargılar; alan putları (idola fori) veya dilin yetersizliklerinden doğan yanlışlar; tiyatro putları (idola theatri) veya yanlış ve yanıltıcı sistemleştirmelerin yol açtığı hatalı düşünceler. (LM)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUS
Tarih 15 Haziran 2009
PUS i. (esk. türk. k.). Hafif ses. || Bazı meyvelerin üzerinde meydana gelen zamk veya sakıza benzeyen madde. || Ağaçların gövdelerinde ve dallarında oluşan yosun ve küflü kabuk. || Yaprakların üzerinde görülen ve bir örümcek ağını andıran kurt veya böcek yuvası. || içine Soğuk su konan bardağın üzerini kaplayan buğu. || [Genellikle dişi koyunlarda] Meme başlarında görülen kabuğa benzer madde.
— ANSİKL. Meteorol. Milletlerarası bir uzlaşma gereğince, görüş mesafesini kısaltan fakat
1 km’den aşağı düşürmeyen atmosfer bulanıklığına, sisten ayırt edebilmek için, pus denir. Beyaz pus, havada asıltı halinde bulunan sıvı damlacıklarından ileri gelir: olay sise benzer, fakat yoğunluğu daha azdır ve atmosfeı doymamıştır. Yoğunlaşma çekirdekleri de bazen beyaz pusa yol açabilir (şehre ve denize inen pus). Ayrıca adiyabatik genleşme de, meltem esince, dağların doruklarını saran puslar meydana getirir .(LM)
PUS i. (fr. pouce, başparmak’tan). Metrol. Bk. iNÇ.
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURO
Tarih 15 Haziran 2009
PURO i. («saf, halis, temiz» anlamında ital. k.den [?]). üzerine tütün yaprağı sarılarak yapılmış, içi yaprak tütün parçaları dolu, kaim ve uzun sigara. (Bk. ANSİKL.)
— Ted. Tıbbî puro. Bk. ANSİKL.
— ANSİKL. Puro, üç ayrı parçadan meydana gelir:
1. uzunlamasına kesilerek puronun boyunca konmuş yaprak tütün parçaları, picadura adı verilen tütün kıymıkları veya oldukça büyük parçalar halinde kıyılmış tütünden meydana gelen iç veya dolguluk;
2. içi saran ve damarları çıkarılmış yarım bir tütün yaprağından yapılmış iç sargı veya birinci sargı;
3. birinci sargının çevresine sarmal biçimde dolanmış dış sargı veya yaldızlık admdaki ince, esnek ve özel bir biçimde kesilmiş yaprak.
Purolar ya elde veya düzgün olmalarını sağlamak amacıyle ağaç kalıplar kullanılarak yapılır. Günümüzde bu iş genellikle makineyle yapılır. Başlangıçta yalnız dolgu kısmını yapmak için kullanılan makineler vardı. Daha sonraları bütün puro, makinelerde yapılmağa başlandı. Bugün makineler, eski puro işçilerinin yaptığı kadar düzgün purolar imal etmektedir. En yaygın ve geleneksel puro, baş tarafı öbür ucundan daha dar ve dış sargılı olandır. Baş tarafı silindir biçimli purolar da yapılır. Puro, piyasaya çoğunlukla üzerine desenli veya yaldızlı kâğıt bilezik geçirilmiş olarak sürülür; ayrıca, dış etkenlerden zarar görmesini önlemek için selef on kâğıdıyle sarılır.
• Türkiye’de silindir ve kesiti dört köşe olan purolar imal edilir. Bunların, genellikle önü kalın, arka kısmı incedir. Puronun iç ve dış sargılarında kullanılan tütünler yalnız Pazar (Rize) bölgesinde yetişir, İç kısma konulan kıyılmış tütün de, çeşitli bölgelerde yetişen tütünlerin harmanlarıdır.
— Ted. Tıbbî puro’lar solunum hastalıklarının tedavisinde kullanılır ve bazı şifalı bitkilerden yapılır. Ayrıca bu bitkilere toz veya eriyik durumundaki hm ilâçlar dâ eklenir. Hastalar tarafından içilen bu puroların içindeki yararlı maddeler, ısı etkisiyle gaz haline geçerek iyileştirici etkiler yapar. (LM)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUNA
Tarih 13 Haziran 2009
PUNA i. Peru Andları, Bolivya, Arjantin ve Şili’de enleme göre 3 000-5 000 m arasında yer alan «soğuk topraklar» katını tanımlamak için kullanılan terim. (Başlıca topografya özelliği geniş düz alanlar olan bu topraklar, kurak, soğuk ve rüzgârlıdır. Hidrografya yoksullaşmıştır ve Bolivya punası ile Atacama punasında içakışıklık hüküm sürer; iç çöküntüler [salar'lar] kuzey afrika sollarına benzer. Çok derin olmayan toprak genellikle taşlıdır. Alçak ve seyrek olan bitki örtüsünün başlıca özelliği ağaç bulunmaması, birbirinden uzak ichu kümeleriyle bodur lloreta ve tola çalılarından meydana gelmesidir. Puna’da lama, alpaga, ve koyun, yetiştiren kızılderililer yaşar.) [L]
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULTANAEA
Tarih 13 Haziran 2009
PULTANAEA i. Almaşık veya çepeçevre dizili basit yapraklı ağaççık; Avustralya’da yetmiş kadar türü yetişir. (Fasulyegillerden.) [L]
PULTENAY (William), Bath kontu. Bk. BATH.
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULTANAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUGLİA veya PULYA
Tarih 13 Haziran 2009
PUGLİA veya PULYA, İtalya yarımadasında bölge, Apennin dağıyle Adriya denizi arasında, Fortore’den Salento yarımadasının ucuna kadar uzanır; 19 300 km2, 3 409 700 nüf. Beş ili içine alır: Bari, Brindisi, Foggia, Lecce ve Tarento. Bölgede birçok kesim ayırt edilir. Gargano, karst olayları bakımından zengin bir kalkerli burundur; kuzeyde iki büyük denizkulağı (Lesina ve Varano) kıyısında uzanır; büyük kısmı orman ve makilerle kaplıdır. Gargano’nun arkasında, Fortore ile Ofanto arasındaki Tavoliere, Murge’ler ve Bari toprağı, kıyıya paraleldir; Murge dağları, yükseltisi 400 – 700 m arasında değişen kalkerli kayalardan meydana gelir; aşağıda, çok verimli pliyosen kumları ve killerinden meydana gelen Bari toprağı uzanır. Salerno yarımadasında kalkerli engebeler, killi çöküntüler ve kıyı bataklıkları birbirini takip eder.
Başlıcaları Fortore ve Ofanto olan Puglia ırmakları, yazın kuruyan sel sularıdır. Tavoliere dışında (kara iklimi) bölgenin geri kalan her yerinde akdeniz iklimi hüküm sürer; yazın üç ay çok kurak geçer. Tabiî şartlar her yerde tarım hayatına elverişli değildir ve bölge sık sık tırtıl, çekir-
ge veya köstebek akını gibi felâketlere uğrar. Yazın çoğu kavurucu olan rüzgârların yaladığı Puglia’nın nüfusu son derece kalabalıktır. Bununla beraber çaba ve çalışma sayesinde topraktan oldukça yüksek verim elde edilir ve Puglia üzüm, şarap, zeytin, yağ, tütün, badem ve incir üretiminde İtalya bölgelerinin başında gelir. Su bakımından fakir olan bölge, Abruzzi’lerden geçerek Liri’den su getiren bir su kemeri inşasıyle değerlendirilmiştir. Tavoliere’nin başlıca ürünü olan buğday, kuru tarım sistemiyle geliştirilmiş ve bu sayede İtalya’da tek tip tarımın ender örneklerinden biri haline gelmiştir. Bari toprağı, Puglia’nın en verimli ve en zengin kısmıdır; üzümü meşhurdur; alkol derecesi çok yüksek olan şarabı öbür italyan şaraplarına katılmak için kullanılır; badem hâlâ eskiden kalma usullerle yetiştirilir; ayrıca toprakların büyük kısmı zeytin ağaçlanyle örtülüdür. Salento’nun tarım ekonomisinde bağcılık ve zeytinlikler öteden beri ağır basar; ayrıca meyveleri büyük bir ihracatı besleyen incir ağaçları ve Lecce eyaletinin temel tarımı olan tütün yetiştirilir; yemlik bitki farımı Tarento dolaylarında gelişmektedir. Mülkiyet rejiminde de bir değişme başlamıştır; Puglia eskiden bir latifundia’lar a-lanıydı. Bugün büyük mülkler toprak reformunun uygulanmasından beri azalmaktadır; fakat büyük mülkiyet meselesi hâlâ çözülememiştir ve köy nüfusunun artması önemli ölçüde işsizliğe yol açar. Yerleşmede, tamamıyle köylülerden meydana gelen ve bazılarının nüfusu 60 000 kişiyi bulan merkezler ağır basar. Balıkçılık çok yaygındır, çok sayıda küçük liman vardır ve balıkçı sayısı oldukça yüksektir. Tarento istiridye ve midye tarlalanyle meşhurdur. Puglia topraklarında italyan üretiminin yüzde 80′ini sağlayan önemli boksit yatakları bulunur (San Giovanni Rotondo); fakat geri kalan kısımda, sanayinin Bari toprağında toplanması, önemli bir ticaret merkezi Bari’nin genişlemesine sebep olmuştur. Sanayi, tarıma bağlıdır (yağ fabrikaları, un fabrikaları, makarna fabrikaları, şarap mahzenleri, tütün fabrikaları [Lecce'de]). Makine sanayii (Brindisi’de ve Tarento’da) ve petrol rafinerileri (Bari’de) gelişmiştir. Çeşitli işletmeler ve ihraç edilen tarım ü-rünlerinin çeşitliliği Bari’nin liman faaliyetini büyük ölçüde geliştirdi.
• — Tar. Batıya doğru, Eskiçağ Apulia’sından daha dar olan bölge, uzun süre Normanların işgali altında kaldı. 1057′de Robertoil Guiscardo, Puglia dükü olarak tanındı. Siyasî muhtariyetlerini kaybeden şehirler, yavaş yavaş gerilemeğe başladı. Bununla beraber, Bari, Trani ve Brindisi limanlan haçlı seferleri döneminde, insan nakli ve ticaret sayesinde çok canlıydı. Sicilya krallığının bir ili haline getirilen bölge 1861′de İtalya krallığına bağlandı. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUGLİA veya PULYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUERARİA
Tarih 13 Haziran 2009
PUERARİA i. Üçüz yapraklı, salkım halinde küçük kırmızı çiçekli, genellikle uzun tırmanıcı gövdeli ağaçsı bitki.
— ANSiKL. Pueraria’nın, çoğu Hindistan’da yetişen on türü vardır; bunlardan Pueraria Thunbergiana Japonya’da yetişen çok arsız, sülüklü, sarılgan, sürüngen, çokyıllık bir bitkidir. Boyu 8-10 m’yi bulabilir. Yaprakları hayvan yemi olarak kullanılır; haşlanarak suya bastırılan gövdesinden elde edilen ipliklerle hafif ve sağlam bez yapılır. Köklerindense mükemmel bir nişasta çıkarılır. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUERARİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTOSİMA
Tarih 13 Haziran 2009
PTOSİMA i. Erik, kayısı, kiraz ve diğer meyve ağaçlarında yaşayan böcek, (ilmî adı Ptosima undecimmaculata. Kınkanatlıların buprestidae familyasından.) [L]
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTOSİMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTİLOPHORA
Tarih 13 Haziran 2009
PTİLOPHORA i. Kelebek cinsi. (Tırtılı Söğüt ve huş ağaçları üzerinde yaşarsa da, daha çok akçaağacı tercih eder. Pulkanatlıların notodontidae familyasmdan.) [L]
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTİLOPHORA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSORALEA
Tarih 12 Haziran 2009
PSORALEA i. Tüysü veya üçgül yapraklı ağaçsı bitki; çiçekleri beyaz veya mor renkte, başak, salkım yahut kömeç durumundadır. Meyvesi, tek taneli, çatlamaz tohumlu bir badıçtır. (Fasulyegillerden.)
— Ansikl. Psoralea bituminosa Akdeniz kıyılarında yetişir; P. glandulosa (paraguay çayı) solucan düşürücü şuruplar veya mayalı içkiler yapmakta kullanılır. P. esculenta veya picotiane, Kuzey Amerika’da yetişir; içinde fekül bulunan yumrulu bir kene. (Uyuzböceğigillerden.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSORALEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSOCOPTERA
Tarih 12 Haziran 2009
PSOCOPTERA çoğl. i. Genellikle küçük (0,75-10 mm uzunlukta) böcekler olan pso-cusları kapsayan böcek takımı.
— ANSİKL. Psocoptera takımındaki böceklerin gözleri iri, ayakları iki veya üç parçalıdır; kanatlar karın kısmını örter; ağız parçaları öğütücüdür. Bu böcekler evlerde, taş, ağaç kabuğu veya ağaç yaprakları altında yetişen suyosunlarını ve küfleri yer. Psocoptera üç alttakıma ayrılır: evlerde bol bulunan Atropos pulsatorium’u içine alan trogiomorpha; başka bitlerle beraber kitap bitlerini de (Liposcelis divinatorius) içine alan troctomorpha ve örnek tipleri caecilius ile psocus olan psocomorpha. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSOCOPTERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTERYGOPODİUM
Tarih 12 Haziran 2009
PTERYGOPODİUM i. Afrika’nın ekvator bölgelerinde yetişen ağaç. (Baklagillerden.) [Pterygopodum oxyphllum'dan (Oxystigma oxyphyllum da denir) çitola denilen ve marangozlukta kullanılan bir odun elde edilir. Bu oduna Gabon'da mbabu, Kongo'da kitola, Nijerya'da logagbola denir.] (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTERYGOPODİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTEROSPERMUM
Tarih 12 Haziran 2009
PTEROSPERMUM i. Bakışımsız yapraklı ağaççık; tropikal Asya’da yetişir; kapsül şeklindeki meyvesinde kanatlı tohumlar bulunur. (Sterculiaceae familyasından.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTEROSPERMUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİDİUM
Tarih 12 Haziran 2009
PSİDİUM i. Meyvesi yenen ağaççık. (Mersingillerden.)
— ANSİKL. Psidium’lar telek damarlı, karşıt yapraklı, tüysüz veya tüylü ağaç, ağaççık veya dip kısmı odunsu bitkilerdir. Amerika’nın sıcak bölgelerinde yüz kadar türü yetişir. Yeşil meyveleri ve kabuğu peklik vericidir. En makbul türü Psidium guayava’dır; bu ağacın meyvesi (hint armudu) tatlı ve ferahlık vericidir; çiğ olarak yenir veya tatlısı yapılır. P. cattleyanum türü de geniş ölçüde yetiştirilir. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİDİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİADİA
Tarih 12 Haziran 2009
PSİADİA i. Afrika’da yetişen yapışkan ağaççık; yaprakları kaba dişli veya düz kenarlı, çiçekleri demetli kömeç biçimindedir. (Bileşikgillerden.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİADİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSEUDOTSUGA
Tarih 12 Haziran 2009
PSEUDOTSUGA i. Kozalaklı, yassı yapraklı büyük ağaç; kozalakları sarkık durur, kozalak pullan da süreklidir. (Douglas çamı denen Pseudotsuga Douglasii Kayalık Dağlar’da kumsal yerlerde yetişir. Boyu 50 m’yi bulur. Gösterişli olduğu için parklarda süs ağacı olarak yetiştirilir. Süs için yetiştirilen diğer başlıca türü colaroda douglas çamı veya mavi douglas çamıdır [P. glauca].) [Çamgillerden.] (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOTSUGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSEUDOSCİADİUM
Tarih 12 Haziran 2009
PSEUDOSCİADİUM i. Yeni Kaledonya’da yetişen bileşik yapraklı güzel ağaç. (Sarmaşıkgillerden.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOSCİADİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSEUDOMPRMA
Tarih 12 Haziran 2009
PSEUDOMPRMA i. Tropikal bölgelerde ağaçlarda yaşayan karınca; bazı türleri akasyanın şişkin dikenlerinde yaşar. (Zarkanatlıların karıncagiller familyasından.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOMPRMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSEUDOCHİRUS
Tarih 12 Haziran 2009
PSEUDOCHİRUS i. Ağaç üzerinde yaşayan, bitkiyle beslenen, gececi ve sarılgan kuyruklu keseli memeli hayvan; Avustralya ve Yeni Gine’de bulunur. (Kuskusgillerden.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOCHİRUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRUVA
Tarih 12 Haziran 2009
PRUVA i. (ital. prua’dan). Denize. Geminin baş kısmı, ön tarafı: Rüzgâr bordadan değil, pupadan da değil pruva cihetinden gelip… (Ahmed Midhat). || Pruva direği, geminin baş tarafındaki direğe verilen ad. (Grandi direğinden küçük, mizana direğinden büyüktür.) | Pruva gabya borinası, pruva direği gabya yelkeninin rüzgâr üstüne (orso’ya) çevrilmiş olan borinası. || Pruva hattı, gemilerin art arda gitmek üzere aldığı durum. || Pruva hattı atışı, hedefin önünden geçerken gemilerin art arda (pruva hattında) yaptığı atış. | Pruva hattı rehberi, pruva hattı düzeninde seyreden bir gemi dizisinde hattın ön ucundaki gemi. || Esas pruva düzeni, bir deniz kuvvetine ait gemilerin borda numarasına göre birbirlerinin dümen suyunda seyrederken aldığı düzen.
— ANSiKL. Pruva, gemilerin ağaçtan yapıldığı eski denizcilikte zincir bocaları, postoları, boca yatırmaları ve bunların üzerine kaplanan borda kaplamalanyle meydana getirildi. Pruvalar eskiden gemilerin talimarlarını süsleyen bir insan heykelinde birleşen cilâlı parlak kaplamalar ve parmaklıklarla süslenirdi. Çeşitli gemi tiplerine göre çok farklı şekilleri vardı. (M)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUVA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRUNUS
Tarih 12 Haziran 2009
PRUNUS i. Erik ağacının ilmî adı. (Badem, kiraz ve şeftali ağaçları da bu cinstendir; bu anlamda, Kuzey yarımkürenin bütün ılıman bölgelerinde yetişen ve meyvecilikte önemli bir yer tutan yüzden fazla türü vardır.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUNUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTELEA
Tarih 12 Haziran 2009
PTELEA i. Yapraklan nokta nokta saydam benekli büyük ağaççık. (Sedefotugillerden.)
— ANSİKL. Ptelea’nın demet halindeki bileşik çiçekleri küçük ve yeşilimsidir. Meyvesi ise kanatlı, tek çekirdekli ve kurudur.
Kuzey Amerika’da yetişen pek çok türü bilinir, üç yapraklı karaağaç da denen Ptelea trifoliata’nın çok güzel bir görünüşü vardır; tohumla çoğaltılır. P. aptera Kaliforniya’da yetişir; bu da bazen süs bitkisi olarak yetiştirilir, ama pek dayanıklı değildir. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTELEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSYCHOTRİA
Tarih 12 Haziran 2009
PSYCHOTRİA i. Tropikal bölgelerde yetişen karşıt yapraklı ağaççık; salkım durumundaki çiçekleri ya yaprakların dibinde ya da dalların ucundadır; meyvesi sert kabuklu üzümsü yapıdadır. (Psiehotria emetica’nın köklerine kara veya çizgili ipekakuana denir. Kökboyasıgillerden.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSYCHOTRİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTOPODOCARPOXYLON
Tarih 11 Haziran 2009
PROTOPODOCARPOXYLON i. Fosil ağaç. (Odun düzeni protopinaceae familyasının düzenine benzemekle beraber podocarpaceae familyasının da bazı özelliklerini taşır. Sadece alt tebeşir tabakalarında bulunur. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOPODOCARPOXYLON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTOCOCCUS
Tarih 11 Haziran 2009
PROTOCOCCUS i. Ağaçların gövdesi üzerinde yetişen yeşil suyosunu. (Protococcales takımının örnek tipi.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOCOCCUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTOCOCCALES
Tarih 11 Haziran 2009
PROTOCOCCALES çoğl. i. Küre veya disk biçiminde, hareketsiz, birhücreli yeşil suyosunları takımı. (Chlorophycea sınıfından.)
— ANSİKL. Protococcales takımı, zoosporla üreyip üremediğine göre iki alttakıma ayrılır. Zoosporlu türlere ağaç kabuklarında, kayaların, duvarların üzerinde, likenlerde ortakyaşar halde, hattâ ağaç yapraklarında endofit olarak rastlanır; bunlardan sönosit yapısında olan bazıları tatlı Sularda yaşar. Zoosporsuz türlerin bellibaşlı örneğiyse chlorella’dır. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOCOCCALES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTİUM
Tarih 11 Haziran 2009
PROTİUM i. Tropikal bölgelerde, özellikle Amazon havzasında yaygın her boyda doksan kadar ağaç türünü kapsayan bitki. (Burseraceae familyasından.)
— ANSİKL. Protium (İcica) heptaphyllum, P. Copal ve decandrum’dan, Amerika’da marangozlukta ve yapı işlerinde kullanılan bir kereste elde edilir; buna Antiller’de kopal ağacı veya kırmızı zamkağacı denir. Hakikî kırmızı zamk ağacına (Tetragastris Panamensis) benzeyen reçineli, kaba, gevrek bir odundur.
Protium’dan «takamak» denilen reçineler (brezilya elemi’si, kanur elemişi, saintelucie elemişi, yağlı takamak, beyazımsı takamak v.b.) elde edilir. (Odun elemi ile reçine elemi’yi karıştırmamak gerekir; odun elemi, çeşitli bursera türlerinden elde edilir.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTEACEAE
Tarih 11 Haziran 2009
PROTEACEAE çoğl. i. Bot. Güney yarımkürede yetişen, iki çenekli, üst yumurtalıklı. taçsız çiçekli bitkiler familyası.
— ANSiKL. Proteaceae familyasındaki bitkiler dişli almaşık yapraklı ağaçlar, ağaççıklar veya otlardır. Çiçekleri başak veya salkım durumunda, çiçek kısımları dörtlü ve ikili, tohumları besidokusuzdur. Elli cins veya oymakta toplanan bin kadar türü bilinir. Bunların çoğu Avustralya ve Afrika’da, bazıları Güney Amerika’da yetişir; bir kısmı Avrupa’ya da getirilmiştir. Bunlardan şili fındığı (Guevina avellana), Avrupa’da da yetiştirilen küçük bir orman ağacıdır. Avustralya fındığı (Macadamia ternifolia) Avrupa’nın güney iklimine dayanır. «Queensland cevizi» denen meyvesinin içi çok lezzetlidir. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTEACEAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTEA
Tarih 11 Haziran 2009
PROTEA i. Güney Afrika’da ve Avustralya’da yetişen küçük ağaç veya ağaççık. (Birçok türü limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir: Protea cynaroides [Güney Afrika], P. grandiflora [Avustralya], P. mellifera [Güney Afrika]. P. mellifera’nın bol miktarda çıkardığı balözü bazen şeker yerine [şurup halinde] kullanılır. Proteaceae familyasının örnek tipi.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROSPALTELLA
Tarih 11 Haziran 2009
PiROSPALTELLA . Dut ağaçlarında görülen diaspis hastalığını yenmek için Amerika’dan italya’ya getirilen asalak zarkanatlı böcek. (İlmî adı Prospaltella Berlesci. Chalcididae familyasından.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROSPALTELLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROSOPİS
Tarih 11 Haziran 2009
PROSOPİS i. Tropik ve astropik ülkelerde yetişen ağaç. (Prosopis fuliflora ve P. pubescens Güney Kaliforniya, Arizona ve Meksika’da çok kullanılan yem bitkileridir. Küstümotugillerden.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROSOPİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROPİTHECUS
Tarih 11 Haziran 2009
PROPİTHECUS i. Siyah burunlu, tıknaz gövdeli, uzun ve tüylü kuyruklu madagaskar makisi; ağaçların üzerinde yaşar, meyveyle beslenir. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROPİTHECUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRİGARA
Tarih 11 Haziran 2009
PİRİGARA i. Gustavia cinsinden ağaç (lecythidaceae familyasından); anayurdu Tropikal Amerika’dır; gövdesi uzun, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz veya pembe tepe salkımı halindedir. (Gustavia fastuosa’dan Fransız Guyanası’nda «pis kokulu odun» denilen bir odun elde edilir.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRİGARA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROFİL
Tarih 10 Haziran 2009
PROFİL i. (fr. k.). Yandan görünüş. || İnsan yüzünün yandan görünüşü: Nevin dönüp kocasının pof iline baktı: Burnu dudaklarına sarkmıştı (S. F. Abasıyanık).
— Dy. Bir demiryolu hattının, bütün güzergâhı boyunca karşılaşılan iniş ve çıkışlarına bağlı karakteristiği.
— Elektroakust. Bir plağın iz profili, kayıt yapılmamış bir plakta, izin dik kesidinin geometrik şekli. (Bu dik kesit bir ikizkenar üçgen şeklindedir ve eşit kenarlara ait tepe ile izin dip tarafı hafifçe yuvarlaktır, izin başlıca elemanları, açıklık açısı, dip tarafın eğrilik yarıçapı, izin iki kenarı arasındaki genişlik veya derinliktir.)
— G. santl. Eksik profil veya kaçma profili, yüzden çok başın ön kısmını gösteren profil.
— Havc. Bir uçak kanadının boyuna kesiti. (Bir profilin bağıl kalınlığı, maksimum kalınlığının uzunluğuna oranıdır. Bu oran yüzde 12 veya daha fazlaysa, profil, dolayısıyle kanat kalındır. Yüzde 12 ile 9 arasında profil orta kalınlıkta, yüzde 9′dan küçükse incedir.) || Profil kaplaması, bir hava taşıtında, üzerinde hava akımı meydana gelen ve aerodinamik kuvvetlerin etkisinde kalan dış yapı kısmı.(Profil kaplaması vernikli bezden veya tahtadan olabileceği gibi, yapının genel direncine katılan cinsten de olabilir. Çok hızlı bazı uçaklarda kapla ma ve yapı bir bütün meydana getirdiği için, çok ince olan kanatlar yekpare bir madenden yapılır.)
— Hidrol. Irmak profili, bir akarsuyun yatağını niteleyen, topografya kesiti. Bk. ANSiKL.
— Jeofiz. Bir arazi kesiti meydana getirmek için, uzunluğunca bir seri deprem ölçmesi yapılan, hemen hemen doğrusal Çizgi.
— Jeomorfol. Boyuna profil, vâdi tabanı veya talveg boyunca uzanan profil. || Enine profil, vâdi eksenine veya ırmağın akış yönüne dikey uzanan profil.
— Marang. Profil açmak, bir rende yardımıyle ağaç parça üzerine kiniş açmak. (Bu işlem mekanik olarak tepsi freze tezgâhında yapılabilir.) || Ters profil vermek, bir parçayı, başka bir parçanın içine geçecek şekilde, ikincisine ters yönde yarmak.
— Mat. Profil doğrusu, bir profil düzleminde bulunan doğru. (yanay doğrusu da denir.) || Profil düzlemi, iki izdüşüm düzlemine, dolayısıyle yer çizgisine dik olan düzlem. Esanl. yanay düzlemi.
— Metalürji. Profil demir, çekme tezgâhında çekerek veya silindirli sıvama makinesinde şekil vererek elde edilen, özel profilli sabit bir kesiti olan uzun demir çubuk. (Bu terim genellikle, yüksekliği 80 ile 600 mm olan normal kirişler, yüksekliği 80 ile 400 mm arasında değişen U demirler, her boyuttan palplanşlar ve gerek doğrudan doğruya haddeden geçirerek gerek 100 mm’den büyük boyutlu I demirleri uzunlamasına yararak elde edilen T demirler için kullanılır. Anglosaksonlar, büyük köşebentleri de bu gruptan sayarlar.) [PROFİLE de denir.]
— Mim. Bir silme üzerinden alınan ve silmenin çeşitli kısımlarının birbirine göre girinti, çıkıntı ve eğikliğini gösteren enine kesit.
— Oto. İlerlemeye karşı en az direnç gösterecek şekilde düzenlenmiş özel karoseri şekli.
— Pedoloji. Toprak profili, toprağın bir kesitin cephesinde görünüşü: Toprak profili, toprağın tanımlanmasını ve sınıflanmasını sağlayan temel unsurdur. (Toprak suluklar» denen bazı «stratlar»dan oluşur; bunların profilde birbirini izleyişi ve fizyonomik görünüşü toprağı tanımlamayı sağlar. Toprağı tanımlamak için profilin tamamını bulmak gereklidir.)
— Teknol. Bir cismin, bir yapının veya bir zeminin düşey kesiti.
— Topogr. Profil çıkarma, bir arazinin profilini elde etmek için yapılan işlemler. II Bir arazinin düşey kesiti. || Boyuna profil veya boy kent, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın ekseni boyunca alınan kollanmış kesiti. || Enine profil veya enkesit, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın eksenine dik doğrultuda alınan kotlu kesiti.
— ANSiKL. Hidrol. Enine profil, bir ırmağın yatak kesitini gösterir. Kol sayısı, her kolun eni ve derinliği, bakışımsızlıkları, dip ve eşik tümsekleriyle nitelenir. Bu kesit alüvyon ovasına genişletilince, bir genel veya küçük yatak ile bir büyük yatak ayırt etmeğe imkân verir. Yatağın gömülmesine ve akarsuyun hızına göre, aşındırma veya alüvyon bırakma gücü değişir. Uzunlamasına profil, düşey düzlemde bir akarsuyun kaynak ve ağız arasındaki yolunu temsil eden eğriyi gösterir. Daha sert kayaçların yol açtığı çıkıntılar gösterebilir. Denge profili, debisi aşağı kesime doğru azalmayan ırmaklar için ideal bir uzunlamasına profildir. Kaynaktan temel seviyeye kadar devamlı olarak alçalan eğintiler, yani içbükeyliği yukarı kısma dönük parabol biçiminde bir yol çizer. Yukarı kesimdeki yükselme, düşük bir eğinti ve kaba gereçler hacmiyle orantılıdır; bu kaba gereçlerin boşaltılması için daha yüksek bir eğinti gereklidir; az bir eğinti, ince gereçlerin boşaltılmasına yettiği için aşağı kesimde debi yükten çok artar. Bu profil, ırmak yatağının en iyi şartlar altında ve en az güç sarfederek havzasının yüzeyine düşen suları akıtmasını ve aşındırmanın yarattığı gereçleri boşaltmasını sağlayacak eğintiyi gösterir.
Bir ırmağın kaynağa doğru debisi ne kadar yüksek olursa, aşındırma işine kayaçların yapısı ve cinsi o kadar çok yardım eder; talveg’i ağzından ne kadar uzakta ve derin kazılırsa ve eğinti aşağı kesime doğru ne kadar alçalırsa, denge profili o kadar iç bükey olur. Belirli şartlar (temel seviye, tektonik bozukluklar, iklim şartları) altında ırmağın oyması denge profilinden öteye geçmez. Bu kavram aslında dönencelerde yağışlı bölgelerdeki ırmaklara uyar. Dönencelerarası ırmaklar, katı yükler yataklarındaki dirençli kayaları yarmağa yetmediğinden bu kayaları çağlayanlarla aşar. Üstelik öbür bölgelerde iklim değişiklikleri ve deniz seviyesinin yeni glasyoöstatik değişmeleri denge profili kavramına tamamıyle teorik bir anlam verir. (LM) PROFİLAKSİ i. (fr. prophylaxe). Fizyol. ve Sağ. bil. Bk. KORUNMA.
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROFİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROCRİS
Tarih 10 Haziran 2009
PROCRİS i. Genellikle mavi veya yeşil renkte parlak büyük kanatlı küçük kelebek. (Procris statices’in tırtılı kuzukulağıda, P. pruni’nin tırtılı frenküzümünde ve erikte,
P. ampelophagan’ınki asmada yaşar ve asmaya zarar verir. Pulkanatlıların zygenidae familyasından.)
— Bot. Çiçekleri kömeç veya yumak biçiminde ağaççık veya otsu bitki; Afrika, Asya ve Okyanusya’da on beş türü yetişir. (Isırgangillerden.) [L]
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCRİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİORİA
Tarih 10 Haziran 2009
PRİORİA i. Dikensiz büyük ağaç; Nikaragua, Kosta Rika, Panama ve Kolombiya’da yetişir. (Bu ağaçtan kativo, kotivo veya trementino denilen bir kereste elde edilir. Erguvangillerden.) [L]
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİORİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİONİUS
Tarih 10 Haziran 2009
PRİONİUS i. Tırtıklı kaim duyargalı, kızıl, esmer veya siyah renkli büyük böcek; kurtçuğu çeşitli ağaçların yaşlı kütüklerinde gelişir. (İlmî adı Prionius coriarius. Kınkanatlılardan cerambycidae familyasının prionia grubunun örnek tipi.) [L]
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİONİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİNSEPİA
Tarih 10 Haziran 2009
PRİNSEPİA i. Gülgillerden Asya ve Çin’de yetişen bitki. (Prinsepia Sinensis meyveleri yenen bir süs ağaççığıdır. P. unitlora ve utilis de süs için yetiştirilir.) [L]
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNSEPİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİMATLAR
Tarih 09 Haziran 2009
PRİMATLAR çoğl. i. (fr. primates’ten). Maymunlarla insanı kapsayan memeliler takımı.
— ANSiKL. Primatlar genellikle tabanlarına basarak yürüyen, ağaç üstünde yaşayan, hepçil beslenen, düz tırnaklı, ayak başparmağı genellikle öteki parmaklara karşıt olan canlılardır; bunlarda diş düzeni tam, azı dişleri değirmi tümsecikli, kol-bacak kemiklerinin hepsi eklemli, gözler ve beyin çok gelişmiştir; memeler göğüste bulunur, üç alttakıma ayrılır: makiler (cadımaki, maki v.b.); maymunlar; şimdiki ve fosil insanları da içine alan maymunsular. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİMATLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREVELAKİS (Pantelis)
Tarih 09 Haziran 2009
PREVELAKİS (Pantelis), yunanlı yazar ve sanat tarihi profesörü (Resmo [Rethymnon], Girit 1909). Dominikos Theotokopulos (1930-1941); To Khroniko Mias Politeias (Bir Şehrin Günlüğü) [1938]; Ağaç (1945); Giritli (1948), Meduza Kafası (1963) gibi tarihî incelemelerden başka bir de tiyatro oyunu yazdı: To İphaisteio (Volkan) [1962]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVELAKİS (Pantelis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESTONİA
Tarih 09 Haziran 2009
PRESTONİA i. Sarılgan ağaççık. (Yaprakların dibinde yuvarlak talkım halinde dizili bulunan çiçeklerinin taç kısmı kızıl tüylerle kaplıdır. Meksika’da ve Tropikal Amerika’da yetişir. Zakkumgillerden.) [L]
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESTONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRES
Tarih 09 Haziran 2009
PRES i. (fr. presser, sıkıştırmak, bastır-mak’tan presse). Mekanik veya hidrolik bir kumanda ile birbirlerine yaklaşan ve aralarına konulmuş şeyleri sıkıştırmağa yarayan iki tabladan yapılmış makine. Bk. CENDERE.
— Ciltc. Kitabın iyice sıkıştırılmasını gerektiren ciltleme işlemleri (msl. sırt geçirme) sırasında, arasına kitabın yerleştirildiği cihaz veya âletlerin tümü. || Kenar kesme presi, bir veya iki vida ile kumandalı ikiz iki parçadan meydana gelen ve aralarına ciltler yerleştirildikten sonra, bir kundağa bağlı bıçakla kenarları tıraş etmeğe yarayan pres. || Renkli veya siyah baskı presi, kâğıt veya bez cilt kapaklarını süslemek için siyah veya renkli tipo mürekkebiyle baskı yapan pres. || Sıkıştırma presi, kâğıtlara forsa baskı yapmağa, bağlanmış ciltlerin kırışıklık ve forsalarını düzeltmeğe, kaplama ve kapak geçirme süresince ciltleri sıkıştırmağa yarayan, tablaları vida ve volanla kumandalı ahşap veya dökme demirden pres. (Sanayide bu preslerin yerine hidrolik veya pnömatik presler kullanılır.) ||Yaldız presi, cilt kapaklarına baskı yapmak ve yaldız vurmak için kullanılan pres. (Bazı yaldız preslerinde, yaldızlama demirlerini yeterli derecede ısıtmak için bir ısıtma düzeneği ve altın yaldız, bronz veya renkli mürekkep merdanelerinin otomatik olarak ilerlemesini sağlayan bir sistem bulunur.)
— Foto. Bk. ANSiKL.
— Kâğıtç. Basınç etkisiyle veya hem basınç, hem vakum etkisiyle kâğıdın suyunu almağa yarayan karton veya kâğıt makinesi elemanı. || Emici pres, biri yekpare, öbürü üstü kauçuk kaplı madenî bir kovan halindeki iki silindirden meydana gelen pres; içi boş silindirin bütün yüzeyini kaplayan delikler dışarının havasını emer: Emici pres, hem basınç hem de vakum etkisiyle suyu alır. || Keçeli pres, kâğıdın suyunu yalnız basınç yoluyle alan içi dolu iki silindirden yapılmış pres. || Ofset presi, kurutma tesisinin başlangıcına yerleştirilen ve kâğıdın yüzeyini yumuşatmağa yarayan iki silindirden yapılmış pres. || Platinli pres, kutu yapımında, karton veya kâğıdı yaprak yaprak kesmeğe yarayan pres. || Tutkal presi, kurutma tesisinin ortasına konan ve kâğıt veya kartona özel nitelikler vermek için yüzeylerini tutkallamağa yarayan iki silindirden yapılmış pres.
— Malzeme. Beton kalıbına basınçla (hidrolik pres), darbe veya titreşimle yığılan betonu tokmaklarla sıkıştırmağa yarayan makine.
— Marang. Kontrplak, kaplama veya formika gibi tabakaları iş yüzeyine tutkallamakta kullanılan baskı âleti. Bk. ansikl.
— Plast. mad. Plastik malzemeyle döküm yapan makine. || Bloklu pres, haddelenmiş bir levhadan kare şeklinde kesilen ve haddelemeden doğan anizotropiyi azaltmak için 90° çapraz olarak üst üste yerleştirilen plastik malzemeyi isiyle yapıştırmağa yarayan pres. || Çift pistonlu pres, sırasıyle püskürtme, aktarma ve sıkma kuvveti uygulayacak aynı türden (hidrolik veya mekanik) veya farklı türden iki ayrı sistemle donatılmış pres. || Püskürtme presi, püskürtme yoluyle döküm yapan pres. || Sıkıştırma presi, kalıbın alt matrisine yerleştirilen kalıplanacak madde üzerine gerekli basıncı kalıbın üst matrisinin uyguladığı basit düşey pres. || Yukarı basınçlı pres, ana pistonu hareketli alt tablanın altında bulunan ve bu tablanın çıkış hareketiyle basınç uygulayan hidrolik pres.
— Şekercilik. Pancar presi, pancar küspelerinde kalan bir miktar suyu basınçla gideren âlet.
— Teknol. Kumaşları, elbise veya astarlan apreleyerek güzel bir görünüş kazandırmak için, sıcakta basınç altında tutmağa yarayan ısıtıcı tablalı makine. || Çekme presi, madenleri art arda darbelerle veya kademeli basınçla çekmeğe yarayan pres.
— Tekst. Keten elyafının taranmasında, elyaf demetini sıkıştıran madenî plakalar. || Bazı tip trikotaj tezgâhlarında, tığ gagalarını, aşağıya inmeden önce kapatmağa yarayan mekanizma.
— Zır. sanay. Üzüm, elma, zeytin ve daha pek çok meyveyi sıkarak suyunu çıkarmağa yarayan cihaz. (Bk. ASNiKL.). || Ot presi. Bk. ansıkl. // Peynir presi, peynircilikte, kalıba konan pıhtılaşmış sütün baskı altında süzülmesini çabuklaştırmak için kullanılan peynir cenderesi.
— ansikl. Foto. Fotoğrafları sert bir süpor üzerine yapıştırmağa yarayan yapıştırma presi’nde, sıcakta eriyen yapıştırıcıları (gomalak) kullanabilmek için bir ısıtma tertibatı bulunur.
— Marang. Marangozlukta, geniş tabakaları sıcak veya soğuk olarak tutkallamak için çeşitli tip ve büyüklükte sıkıştırma âletleri kullanılır. Genel olarak bunlara kaplama pres’i denir. Presler üçe ayrılır: 1. ağaç presler; 2. demir presler; 3. hidrolik presler. Ağaç presler, gövde kısmı kalın ağaçtan yapılmış, çerçeve şeklinde basit tip preslerdir. Üstte bulunan sıkma vidaları bir anahtarla ve el kuvvetiyle sıkılır. Sıkma tablaları parçalı kalaslardan meydana gelir. Sıkma vidalarının altına dört köşe ve pres genişliğinde takozlar konur. Işin durumuna göre çerçeve araları açılarak, pres uzatılabilir. Demir presler’in gövde kısmı kalın putrel demirden, tablaları ağaçtandır. Yan yana tabla sayısı üçlü veya dörtlü olur. üst tablalar vida ile aşağı yukarı hareket eder. Sıkma işi bir vida düzeniyle ve elle yapılır. Hidrolik presler’in sıkıştırma tablaları fazladır; sıkma işi hidrolik tertibatlarla sağlanır. Tablaları buhar veya elektrik yardımıyle 150°C’a kadar ısıtılabilir.
— Zır. sanay. Ağır bir taştan yapılmış ilk pres’e kadar inmeksizin, bugünkü preslerin ilk örneklerini saymakla yetineceğiz, önceleri, sıkma işlemi, bir veya iki büyük kalastan meydana gelen preslerle yapılırdı; bu kalaslar bir uçtan sıkıca bağlanır, öteki ucunda dikey olarak çekilen bir ip veya kalasın kalınlığınca uzanan bir ağaç vida bulunurdu; ip veya vida kalasın aşağıya inmesini sağlardı. Sonraları, yatay sıkmalı ve düşey sıkmalı yeni presler yapıldı; bu ikinci tipte, elle çevrilen bir çark veya bir bucurgatla ip gerilir ve sıkma gerçekleşirdi. Günümüzdeki preslerin çalışması için büyük kuvvetlere ihtiyaç yoktur. Bunlar sürekli ve aralıklı çalışan presler olarak ikiye ayrılır. Aralıklı çalışanlar da vidalı presler, hidrolik presler ve pnömatik presler olmak üzere üç çeşittir. Küçük tesislerde çok kullanılan düşey vidalı presler, sıkılacak meyvelerin konduğu «tekne» denen bir gövde, düşey bir kalbur, meyveleri ezen bir tabla ve basıncı ileten bir koldan meydana gelir. Bunların meydana getirdiği bütünün üzerinde bulunan bir somun, motris gücü basınç haline dönüştürür.
Yatay vidalı preslerde iki dip tablası bulunur, ikisi de bir vidanın etrafında hareket eder ve birbirine zincirlerle bağlıdır. Tabanlardan biri tekne, ikincisi ise basınç tablası görevini yapar; bu parçalardan meydana gelen bütün, yatay bir kafes ile çevrilmiştir; küspeler buna boşaltılır. Tablalar gevşetilince, posayı dağıtan zincirler yardımıyle posa otomatik olarak bu kafesin içine dökülür. Hidrolik presem teknesi hareketli (en yaygın tip) veya sabit olabilir; sabit olanı daha az kullanışlıdır, çünkü işin sürekliliğini sağlamak için birçok (genellikle üç) tekneye ihtiyaç gösterir. Pnömatik pres’te geniş çaplı, dayanıklı bir lastik boru bulunur; bu boru basınçlı (santimetre kare başına 7 kg) hava ile şişirilir; böylece etrafındaki ürünü, ağır ağır paslanmaz çelikten kafesin iç çeperine doğru iter ve sıkıştırır.
Yatay tekneli preslerde, tekneler iki türlüdür: üzüm sıkmak için yuvarlak ahşap tekne kullanılır; elma veya zeytin preslerinde ise küspe, ahşap kalburlarla ayrılmış bez veya kıl torbalar içerisine konulur.
Aralıklı çalışan preslerde, sıkma işlemini ağır ağır yapmak ve birçok defa tekrarlamak şartıyle, bulanık olmayan, kaliteli meyve suları çıkarılır. Sürekli presler ise daha az insan gücü gerektirir ve daha verimlidir, fakat elde edilen meyve suyunun kalitesi düşük olur. Bu preslerin çoğunda, sonsuz bir vida veya delikli bir madenî gömlek içinde uç uca yerleştirilmiş ve ters yönlerde dönen iki vida bulunur. Bir huniyle boşaltılan meyveler bir uca gelir ve döner kanatların yardımıyle, ağır bir kapı veya ayarlanabilen koni biçiminde bir kapakla kısmen kapatılmış öbür uca doğru itilir.
• Ot presi, depo edilmesi veya nakledilmesi gereken kuru otların hacmini asgarîye indirmeğe, onlara düzgün bir geometrik şekil vermeğe yarar; sıkıştırılmış ot tabiî özelliğini daha iyi korur, nemi azalır, daha zor ateş alır hale gelir. Presler sabit olarak (harman makinesinin arkasına takılmak suretiyle) veya tarlalarda (toplama makinesiyle) kullanılır. Saman veya kuru ot gelişigüzel demetler halinde presin sıkıştırma kanalının ağzına yığılır. Dönen veya gidip gelen bir piston bu maddeleri sıkıştırma kanalında balya haline getirir ve otomatik bir bağlama sistemini harekete geçirerek balyanın iple veya demir telle bağlanmasını sağlar, üç tip pres vardır: düşük veya orta yoğunlukta balya yapan presler balyayı bir veya iki yerinden bağlar (ip veya demir tel); yüksek yoğunlukta balya yapan presler balyayı iki yerinden bağlar (demir tel veya özel ip). Bu üç tip makineye göre balyaların yoğunluğu şöyledir: düşük yoğunlukta balya 50-75 kg/m3, orta yoğunlukta balya: 75-150 kg/m3, yüksek yoğunlukta balya 150 – 250 kg/m3. (LM)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRENS EDWARD adası
Tarih 09 Haziran 2009
PRENS EDWARD adası, ing. Prince Edward İsland, Kanada’da, Saînt-Laurent körfezinin güney kıyısı yakınında ada ve il, Amerika kıtasından Northumberland boğazıyle ayrılır; 5 656 km2; 107 000 nüf. Merkezi, Charlottetown. Kıyı eyaletlerinden biri olan ada, aralarına derin koylar sokulan ince toprak şeritleriyle birbirine bağlı üç yarımadadan meydana gelir. Geniş bir çöküntünün’ (deniz havzası) bir kısmını örten alçak bir bölgedir. İklim, okyanus iklimidir. Prens Edward, Kanada eyaletlerinin en küçüğü fakat en yoğun nüfuslusudur. Tarım, ada üretiminin yüzde 60′ını karşılar. Topraklar tahıl (yulaf), yemlik bitki, patates ve meyve ağaçları yetiştiriciliğine ayrılmıştır. Hayvancılığın (sığır, domuz, kümes hayvanı, gümüşü tilki) çok önemli olduğu adada büyük ölçüde süt üretilir. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir. Adanın kuzeyinde bir millî park vardır.
— Tar. Champlain’in Saint-Jean adası adını verdiği adaya, Utrecht antlaşmasından sonra ingiliz hâkimiyetinden kurtulmak isteyen Acadie’liler yerleşti. Luisbourg’un teslim olmasından sonra (1758), İngilizler tarafından işgal edilen ada, 1763′te Nova Scotia’ya bağlandı; 1769′da aynlarak özel bir hükümet meydana getirdi ve 1873′te Kanada konfederasyonuna katıldı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS EDWARD adası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREMNA
Tarih 09 Haziran 2009
PREMNA i. Talkım veya kömeç çiçekli ağaç veya ağaççık; tropikal bölgelerde yetişir; bütün sıcak bölgelerde yaygın seksenden fazla türü vardır. (Mineçiçeğigillerden.) [L]
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREMNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAYS
Tarih 09 Haziran 2009
PRAYS i. Uzun saçaklı kanatlı, gri renkli kelebek. (Kurtçuğu körpe sürgünlere ve meyvesine saldırdığı için zeytin ağaçlarına zararlıdır. İlmî adı prays obellus. Pulkanatlıların hyponomeutidae familyasından.) [L]
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAYS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRASİUM
Tarih 08 Haziran 2009
PRASİUM i. Beyaz veya pembe çiçekli ağaççık; boyu 0,50-1 m arasındadır; tarla kenarlarında ve taşlık yerlerde biter. (Ballıbabagillerden.) [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRASİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRANGA veya PIRANGA
Tarih 08 Haziran 2009
PRANGA veya PIRANGA i. (ital. branca, iki şeyi birbirine bağlayan şey’den). Huk. Esk. Hapishanelerde kullanılan zincirli demir: Hasretinden prangalar eskittim // Terketmedi sevdan beni (Ahmed Arif).
— ÇEŞ. DEY. Pranga kaçağı) azılı haydut. || Prangaya vurmak, ayağına pranga bağlamak.
— Tar. Çin’de hükümlülerin başına geçirilen delikli tablanın değişik bir biçimi olan işkence aracı.
— ANSIKL. Huk. Esk. 1869 Tarihli Askerî Ceza kanunu hükümlerine göre, pranga bazı mahkûmların bellerine bağlanarak ayaklarına takılır, böylelikle hükümlü oldukları yerden kaçmamaları sağlanırdı. Sivil hapishanelerde ise bu tür, ceza disiplinini bozanlara uygulanırdı. Pranga, halkalarıyle birlikte iki okka yüz dirhem ağırlığında olurdu.
—Tar. İran’da, Çin’de v.b. uygulanmış olan bu işkence tarzı ya cezalıyı ayakta’veya yatar durumda bir direk ya da parmaklığa bağlamağa yahut yer değiştirmesini önlemek amacıyle boynuna ağır bir ağaç, demir parçası geçirmeğe dayanırdı. Yürümeyi engellemek için de iki bacak bir zincirle birbirine bağlanırdı.
♦ Prangalı sıf. Prangaya vurulmuş: Prangalı mahkûm. (ML)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRANGA veya PIRANGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAİRİE
Tarih 08 Haziran 2009
PRAİRİE, A.B.D.’de ve Kanada’da geniş bölge, Büyük Göller’in batısında ve Batı Büyük Ova’nın bir kısmında uzanır. Batıda ve Mississippi’nin doğusunda sınırları oldukça belirsizdir; Prairie bölgesi yaklaşık olarak Mississippi’nin orta ve yukarı havzasını içine alır. Orijinal özellikleri, doğunun oldukça yağışlı iklimi ve batının bozkır iklimi arasında bir geçiş iklimi olan kara ikliminin sonucudur: yağışlar ağaç yetişmesine yetersiz, ama oldukça yüksek otlar (batının bozkırsı ovalarında yetişen short grass’a. karşılık tall grass) yetişmesine yeterlidir; önemli ölçüde buğdaygilin bozuşmasıyle oluşan toprağın yıkanması azdır; ne kalkerli ne de asitli olan toprak organik maddeleı bakımından çok zengindir. Praireie’nin iktisadî bütünlüğünü, toprakların zenginliği ve oldukça düşük yağışların desteklediği tek tip tahıl tarımı sağlar. Bölge kuzeyden güneye doğru birbirine kabaca paralel üç tarım kuşağını kapsar: ilkbahar buğdayı kuşağı, mısır kuşağı, kış buğdayı kuşağı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAİRİE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pön savaşları
Tarih 08 Haziran 2009
Pön savaşları, M. ö. 264 ile 146 arasında Roma ile Kanaca arasındaki savaşlara verilen ad.
• Birinci Pön savaşının M.ö. 264′e kadarki menşeleri. Roma, önce Campania’daki yunan siteleri, sonra da Büyük Yunanistan siteleri üstünde nüfuzunu yaydığı sırada durumu sarsılmış olan Kartaca (V. yy.), Atina’nın deniz hâkimiyetini kaybetmesi üzerine Doğu Akdeniz’in kendisine yeniden açılması ve Ptolemaios’iar yönetimindeki Mısır ile iktisadî ilişki kurması (IV. yy.) sonucunda eski dinamizmini yeniden kazanmakta idi. Himera’da uğradıkları bozgundan (480) beri Sicilya’nın batısına çekilmiş olan Kartacalılar, tahıl üretimini denetimleri altında bulundurmak amacıyle bütün adaya hâkim olmayı tasarlıyorlardı. Pyrros’un giriştiği seferin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra da Osklardan olan Mamortinus’un (osk soyundan ücretli askerler) çağrısı üzerine Messina’ya yerleştiler. Mamortinus’lar şehri kısa bir süre önce ele geçirmişlerdi. Ama burada, Romalıların müttefiki Syrakusai’li Hieron’un tehdidi altındaydılar. Syrakusai’li Hieron 269′da onları yenilgiye uğratmıştı. Kartacalıların, Messina boğazını kapatmak ve Sicilya’yı tekellerine almak tehdidinde bulunmaları Güney İtalya Yunanlılarının çıkarlarına dokunuyordu; bu durum Roma’yi da, Kartaca ile imzaladığı antlaşmalara (306 ve 279-278) rağmen, konfederasyonun sağlamlığını korumak amacıyle adaya müdahale etmek zorunda bıraktı ve Kartaca’nın tahakkümünden usanan Mamertinus’lar sayesinde Roma, M.ö. 264′te Messina’yr işgal etti.
• Birinci Pön savaşı (264-241). Messina’daki kolonilerini ve boğaz üstündeki kontrol haklarını kabul ettirmekten başka düşünceleri olmayan Romalılar Syrakusai’li Hieron ile ittifak kurduktan (263) ve Agrigento’yu ele geçirdikten (262) sonra Kartacalıları tecrit ettiler. Ama denizlere hâkim olan düşmanlarına boyun eğdirtemeyince, bütün adayı ele geçirmenin zorunlu olduğunu anladılar ve bu iş için müttefiklerine 150 gemilik ilk roma donanmasını yaptırdılar. Bu donanma 260′ta corvus’un (karga) sayesinde Mylae’de önemli bir deniz savaşı kazandı. Ardından, 256′da, Kartaca’ya Afrika’da saldırarak Sicilya’yı bırakmasını sağlamak amacıyle ikinci bir denemeye girişildi ve 256 yazında Eknomon’da kartaca donanmasına önemlı kayıplar verdirdikten sonra 256-255′te Afrika’ya çıkan Regulus, Clupea’yı ele geçirdi, Kartaca’nın nüfuzunu sarstı (Numidia’lıların ayaklanması), ama yenildi ve Xantippus’un para ile tuttuğu yunanlı askerlere esir düştü, öte yandan, kartaca donanmasını Hermaion burnunda bozguna uğratan roma donanması da Camarina açıklarında battı. Bunun üzerine Roma yeniden Sicilya’yı ele geçirmeğe çalıştı ve 255-254′te 220 parça gemi yaptıktan sonra Panormus’u aldı. Ama 253 yılında Lucania’da Palinurum burnundaki ikinci bir deniz kazasında bu donanma da battı. Roma bundan sonra, ancak 250 yılında yeni bir donanma ile Lilybaeum ve Drepanum’u ablukaya aldıysa da kartaca donanmasının kuşatılanlara yiyecek sağlaması ve Drepanum önünde roma gemilerinin bir kısmını batırması, bu teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı.. Romalılar bu abluka sırasında kartaca donanmasının batırdığı gemilerden başka zararlara da uğramış ve kalan gemilerini de Camarina’da bir fırtınada kaybetmişlerdi (249). Ama Kartaca bu elverişli durumdan yararlanmayı bilemedi ve Hannon’un teşvikiyle, Afrika’yı fethe yönelerek Sicilya’da sadece Drepanum ile Lilybaeum’u savunmakla yetindi (Hamilkar Barkas’ın Heirkte ve Eryks dağlarındaki direnme hareketi). Bundan dolayı Roma, 243 yılında büyük bir çaba göstererek 200 parça gemi donatınca, Kartaca gafil avlanmış oldu ve Drepanum ile Lilybaeum’u savunamadığı gibi, donanmasının da Aegates adalarında bozguna uğramasını önleyemedi; sonuç olarak on yılda 3 200 talent ödemek, Sicilya’yı ve Aegates adalarıyle Lipari adalarını terk etmek zorunda kaldı (241 tarihli barış antlaşması).
*Birinci Pön savaşından İkinci Pön savaşına (241-219). Savaşı kazanan Roma, kartaca donanmasını Kartaca’ya bırakıyor, ama Korsika ın Sardinya’yı ele geçirerek (238-237) Batı Akdeniz’deki üstünlüğünü sağlamış oluyordu. Buysa, 241 tarihli antlaşmaya aykırıydı ve az daha yeni bir çatışmaya yol açacaktı. Çünkü, Kartaca’nın bu konudaki savaşçı tutumu karşısında Roma Kartaca’yı yeni bir savaşla tehdit etmiş ve onu hem bu oldubittiyi kabul etmek, hem de 1 200 talent’lik yeni bir tazminat vermek zorunda bırakmıştı. Roma, böylelikle de Birinci Pön savaşının yol açtığı pek büyük insan ve para kaybını çarçabuk telâfi etmiş, aynı zamanda da, kazandığı zafer sayesinde, zararları şüphesiz kendi zararlarından çok daha büyük olan müttefiklerin ayaklanma ihtimalini önlemiş oluyordu. Bitkin düşen ve iktisadî çöküntü içinde bulunan Kartaca ise, paralaıım ödeyemediği ücretli askerlerinin başkaldırmasına göğüs germek (241-237) ve yeni gelir kaynakları bulmak zorunda kaldı. Barkas’larla birlikte, 237′den itibaren, İspanya’da yeni bir imparatorluk kurmağa kalkıştı. Bu imparatorluk, insan ve maddî kaynaklarıyle Gades (Cadiz), Hamilkar Barkas’ın kurduğu Alicante (237-229/228) ve Hasdrubal’in kurduğu Carthagen (228-221) gibi önemli üsler sayesinde Akdeniz’de yeniden hâkim olabilecekti, önceleri, Kartaca’nın Sicilya’dan uzaklaşarak kendi çıkan bulunmayan İspanya’ya yönelmesinden pek hoşnut olan Roma, zamanla Kartaca’nın yeniden artan gücünden tedirginlik duymağa başladı. Bunun üzerine Kartaca genişleme sınırını Ebro nehri olarak tespit etti (226 antlaşması). Bundan sonra da iki ülke arasında savaş artık kaçınılmaz bir duruma geldi: Saguntum olayı bir savaş vesilesi oldu. Roma’nın müttefiki olan ve Ebro’nun güneyinde bulunan Saguntum, 219′da Hannibal tarafından zaptedildi. O sırada İllyria’da meşgul olan Roma geç harekete geçti ve görünüşü kurtarmak için, Kartaca’ya kabulü imkânsız bir ültimatom gönderdi. Hannibal’in teslimini ve Saguntum’un da geri verilmesini isteyen bu ültimatom üzerine iki taraf arasında savaş çıktı.
• İkinci Pön savaşı (M.ö. 218-201). Savaş ilân edildiği zaman nüfusu muhtemelen Kartaca’nınkine eşit, ordusu daha kalabalık olan ve yedek kuvvetlere sahip bulunan, üstelik denizlerde de durumu üstün görünen Roma, Aemilii’lerle birlikte saldırıya geçerek, düşmanı en güçlü olduğu İspanya ve Afrika’da vurmayı düşündü. Kartaca’nın gücüne güvenen, ama donanması olmayan Hannibal ise Roma’yı İtalya’da yenilgiye uğratarak kazanacağı başarılarla Roma imparatorluğunun İtalya’daki nüfuzunu ortadan kaldırmak, böylece de İtalya yarımadasında yaşayan halkların bağımsızlık ve hürriyet isteklerini kamçılamak istiyordu. Bunun için, 218 ilkbaharında İspanya’nın savunmasını kardeşi Hasdrubal’e bırakarak, Alpler üzerinden İtalya’ya doğru yola çıktı. Bu yolculuk beş ay sürdü ve sonunda iberlerle Numidia’lılardan meydana gelen ve otuz yedi fille takviye edilmiş olan ordusu Kuzey İtalya’ya vardı. Burada kısa bir süre içinde roma konsülleri P. Cornelius Scipio ile Tiberius Sempronius Longus’a karşı kazandığı zaferler (Ticinum, Trebia, 218) sayesinde (Salyalıların desteğini kazandı ve Cisalpina’yı denetimi altına aldı. 217 İlkbaharından itibaren de, Galyalılarla takviye edilmiş olan kartaca ordusu, Apenninler’i aşarak konsül Flaminius’un ordusuna bir baskın yaptı ve Trasimenus gölünün kuzey kıyısında onu bozguna uğrattı. Bu sırada, Roma’da seferberlik ilân edilmişti. Ama bir kuşatma için gerekli araç ve gereçleri olmadığı için Hannibal, Roma’ya yürümedi; buğday ve yem bakımından zengin olan Piccnum ile Apulia bölgelerine geçti. Bu sırada da Roma’nın müttefiklerine hoş görünmeğe çalışarak bir yandan karşı tarafta çözülmeler yaratmağa, bir yandan da Makedonyalı Philippos V’in yardımını sağlamağa çalışıyordu. Ama karşı tarafta bir çözülme olmadı. Çünkü Hannibal’in Galyalılarla ittifakı İtalyanları korkuya düşürmüştü. Ayrıca, comice centuriate’ler tarafından diktatör seçilmiş olan Fabius Maximus Cunctator da, savaştan kaçınmakla beraber, Kartacalıların ardından ayrılmıyor, böylece de Roma’nın varlığını korumuş oluyordu. Kartacalıların İspanya ilt bağlan da kesilmiş durumdaydı. Çünkü Publius Cornelius Scipio’nun kumandasındaki bir roma ordusu Ebro ile Terragona nehirlerinin ağızlarını denetim altında tutuyor ve Hasdrubal’in harekete geçmesine engel oluyordu. Ama yine de, Roma senatosunun sabırsızlığı ve sanıldığına göre, senatör Paulus Aemilius’un aykırı düşüncede olmasına rağmen yeni konsül C, Terentius Varro’nun, Fabius tarafından ileri sürülen ve düşmanı oyalayarak uygun zamanı kollamaya dayanan savaş kurnazlığını doğru bulmaması, Hannibal’in 2 ağustos 216 günü Cannes muharebesinde roma ordusunu ezmesine yol açtı. Bu yenilgi sonunda Roma konfederasyonu parçalanmağa başladı. Böylece, bazı Apulia’lılar, Samnit’ler, Lucania’lılar, Bruttium’lular Capua (216 sonbaharı), soma da Tarentum, Metapontum, Thurioi ve Herakleia (213-212) Hannibal ile birleştiler. Hannibal de, o sırada Makedonyalı Philippos V ile görüşerek, Roma’nın müttefiki Syrakusai’li Hieron’un ölümünden (215 sonu) sonra Sicilya’da da bazı destekler elde etmekteydi. Ama, Roma’nın çevresindeki Etruria, Ombria ve Latium Roma’ya bağlı kaldı. Güneydeki öbür yunan siteleri ise kararsızdı. Aslında Hannibal, Güney İtalya’da abluka altında ve takviyeden yoksun
(kati kuvvetler İspanya, Sicilya ve Korsika’daki savaşlarda kullanılmaktaydı) haldeydi.
Romalılar bir yandan Adriyatik’e hâkim oldukları, öte yandan da İlliria’da karşısına bazı engeller çıkardıklan için (Birinci Makedonya savaşı), Hannibal, Philippos V’ten de doğrudan doğruya bir yardım göremeyecek durumdaydı. Roma’ya yürüyormuş gibi yaparak bir şaşırtma hareketine başvurmasına rağmen, 211′de Romalıların Capua’yı geri almalarını önleyemedi. İtalya’nın dışında, kartaca orduları İspanya’da son ve çok önemli bir başarı kazandıktan (211′de roma ordusunun yok edilmesi ve bu ordunun kumandanları Publius ile Cneius Cornelius Scipio’nun ölmesi) kısa bir süre sonra bütün cephelerde savunma durumuna geçmek zorunda kaldılar. Sicilya’da, Kartaca’nın yardımından yoksun kalan Syrakusai, Arkhimedes’in sağladığı mancınıklara rağmen M. ö. 211′de konsül M. Claudius Marcellus tarafından saldırıyle ele geçirildi. İspanya’da ise, Genç Cornelius Scipio, 209 başında Carthagena’yı ele geçirdi, Ama Hasdrubal’in, Pireneler’in batı geçitlerinden kaçarak İtalya’ya geçmesini önleyemedi. Sonunda da, Hasdrubal M.ö. 207′de, Metaureus kıyılarında C. Claudius Nero tarafından usta bir manevra ile yenilerek öldürüldü. Altık kesinlikle yalnız kalmış olan Hannibal de, Bruttium’a çekildi, 205′te Lclcroi’yi terk etti ve ancak Corotone çevresinde tutunabildi. Bu durumda Romalıların ülkeye yeniden sahip olmalarını kabul etmek ve 206′da İlipa’da kazandıkları zaferden sonra İspanya’nın da tamamıyle ellerine geçmesine razı olmak zorunda kaldı. Barkas imparatorluğunun yok olmasından sonra ve Hannibal’in diğer kardeşi Magon’un Liguria’da yeni bir köprübaşı kurmasına rağmen (205-203) Scipio, savaşı Afrika’da sürdürmek konusunda senatodan yetki aldı. Bunun üzerine de 204′te Afrika’ya çıktı ve Massyli’lerin kralı Syphax’a (numidialı bir başka prens) karşı Massyli’lerin kralı numidialı prens Masinissa ile birleşti ve Kartaca’nın müttefiki olan bu prensi esir aldı. Bunun üzerine, Kartaca 203 sonbaharında Magon ile Hannibal’i geri çağırmak zorunda kaldı. Sonunda, 202 sonbaharında Zama’da Hannibal’i yenen Scipio, bir barış antlaşması kabul ettirmeyi başarabildi. Bu antlaşmaya göre Kartaca, İspanya’yı geri veriyor, fillerini ve (on gemisi dışındaki) bütün donanmasını teslim ediyor, yıllık taksitler halinde elli taksitte 10 000 talent vergi ödemeyi ve roma halkının rızası olmadan hiç bir savaşa girişmemeyi taahhüt ediyordu. Bu durum, Kartaca’yı toprakları, Syphax’ın ve Cirta şehrinin de katılmasıyle genişlemiş ve Roma ile ittifak kurmuş olan Masinissa’nın muhtemel saldırılarına karşı savunmasız bırakmış oluyordu (M.ö. 201). Dış siyasetinde Roma’ya bağımlı duruma gelen ve elinde yalnız Afrika’daki topraklar kalmış olan Kartaca, bu durumda artık büyük devlet olmaktan çıkmış ve yerini de İspanya ile Afrika’nın hâkimi, Doğu Akdeniz’de egemen Roma’ya bırakmış oluyordu. Kuşkusu yine de yatışmamış oları Roma, Kartaca’dan, ülkesinin toplumsal yapısını değiştirmeğe çalrşan Hannibal’in sürgüne gönderilmesini istedi (195) ve Afrika’da yeni bir tehlike baş gösterir göstermez bu şehrin yerle bir edilmesini kararlaştırdı.
* Üçüncü Pön savaşı (149-146). 153′e doğdu, Kartaca’nın Afrika’daki topraklarında sağladığı bolluk karşısında şaşkınlığa düşen Cato korkuya kapıldı ve Kartaca’nın yıkılması gerektiği sonucuna vardı. (Sık sık, Delenda est Carthago [Kartaca'yı yerle bir etmek gerekir] dediği ileri sürülmektedir.) Kartaca ile Masinissa arasında sık sık çıkan çatışmaların Kartaca’yı Massinissa’ya karşı M.ö. 201 tarihli antlaşmaya aykırı olarak silâhlanmak zorunda bırakması, yeni bir savaş vesilesi oldu. Bu savaş, Kartaca’nın bir afrika devleti tarafından ele geçirilerek kendi çıkarına uygun bir afrika gücü haline getirilmesinden çekinen Roma’nın işine geliyordu. Böylece 149-146 arasında üçüncü Pön savaşı çıkmış oldu. Bu savaş sırasında Romalılar iki yıl boyunca yaptıkları sürekli saldırılardan bir sonuç alamayınca, kuşatmanın yönetimini Scipio Aemilianus’a bıraktılar. O da, ülkenin ovalık bölümünü elinde tutan kartaca birliklerini bozguna uğrattı ve Kartacalıların kıskaçtan kurtulmak amacıyle gösterdikleri kahramanca çabalara (donanmanın abluka altında bulunduğu limandan çıkmasını sağlamak için kazılan kanal) rağmen şehrin kara ve denizle bağlantısını kesti. Sonunda, Byrsa tepesi on günlük bir kuşatmadan sonra düştü ve hayatta kalan son Kartacalılar Eşmun tapınağının yıkıntıları altında can verdiler. Bundan sonra, Kartaca yerle bir edildi, toprağı lanetlendi, şehrin yeniden kurulması yasaklandı ve toprakları da senatonun karanyle kazıları fossa regia’nın sınırları içine alındı. Böylece, Pön savaşları, birçok defa rakibini yenilgiye uğratabilecek kadar zorlamış olan Kartaca’nın, bütün çabalarına rağmen, yok edilmesiyle sonuçlanmış oluyordu. Kartaca’nın bazı önderlerinin yeteneksizliği, Barkas ve Hannon aileleri arasındaki rekabet, paralı askerlerin ordu içindeki aşırı derecede önemli rolü, İkinci Pön savaşı sırasında donanmanın şaşılacak kadar güçsüz oluşu v.b. sebepler, bu devletin, kazanması mümkün olabilecek bir savaştan yenik çıkmasına yol açmıştı.
• Pön savaşlarının sonuçları. Pön savaşları, Kartaca’nın yok olması dışında, birçok önemli Sonuç daha doğurdu. Bu sonuçlar kısaca şöyle özetlenebilir: Roma’nın ve İtalya’nın nüfus yoğunluğunun azalması; işlenmekte olan bazı toprakların yeniden işlenmeyen toprak haline gelmesi; küçük toprak Sahiplerinin elinde bulunan topraklarına, nobilitas tarafından düşük fiyatlarla satın alınması veya ager publicus topraklarının düşük ücretlerle kiralanması yoluyle geniş latifundia’iar (ağaç ve özellikle yoğun bir biçimde sığır yetiştirilmesi) kurulması ve yine bu kimselerin yabancı illerdeki kazançlı işletmelerle zenginleşmesi; bunun yanı sıra, ordulara donatım Sağlayarak ve vergi toplayarak, şövalyelerin servet yapması; küçük toprak sahiplerinin de katılmasıyle şehir plebleri sayısının artması ve bu sınıfın yoksullaşması; savaş sırasında yasama görevini halk meclislerine önem vermeyerek çoğu zaman tek başına yürüten Senatonun güçlenmesi, cursus honorum’a değer verilmemesi ve zafer kazanan generallere aşırı bir saygınlık sağlanması (meselâ Afrikalı Scipio) sonucunda roma demokrasisinin bozulması; gelenek ve göreneklerin (gösteriş merakı), dinin (Hannibal’in zafer kazanmasını önlemek amacıyle Roma’ya Cybele kültünün sokulması) ve siyasetin doğululaşması. Bu doğululaşma, yönetimini ele almayı umdukları yeni iller bulmak amacıyle Senatörlerin ve haraca bağlayacakları yeni iller veya kazançlı işler peşinde koşan şövalyelerin Batı Akdeniz’de hâkim durumda olan Roma’yı, doğuda sonu belli olmayan bir yayılmaya sürüklemek istemelerinin sonucuydu. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pön savaşları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUZOLZİA
Tarih 08 Haziran 2009
POUZOLZİA i. Almaşık basit yapraklı otsu bitki veya ağaççık; çiçekleri rami çiçeğine benzer, ama şerit şeklindeki tepecikleri olgunlaşınca düşer; Eski Dünya’nın tropikal bölgelerinde yetişen elli kadar türü kapsar. (Isırgangillerden.) [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUZOLZİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUTERİA
Tarih 08 Haziran 2009
POUTERİA i. Amerika’nın tropikal bölgelerinde yetişen kerestelik ağaç.
(On beş kadar türü vardır. Bazı türlerinden [Pouteria melinoniana, P. melinonii] işe yarar odun elde edilir. Fransız Guyanası’nda bu oduna beyaz balata denir. Başka bir türünden [bazen Ecclinusa sanguinolenta da denen P. Guianensis] Fransız Guyanası’nda elma balatası veya domuz odunu denen bir kereste elde edilir. Bu odunların hepsi düz, sert, san-pembe veya sarımtıraktır. Kolay işlenir ve marangozlukta kullanılır. Sapotaceae familyasından.) [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUTERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRATİNERA
Tarih 07 Haziran 2009
PİRATİNERA i. Guyana’da yetişen büyük orman ağacı. (Isırgangillerden.)
—ANSİKL. Piratinera Guianensis, düz kabuklu, beyaz sütlü büyük bir ağaçtır. P. paraensis ve P. lancifera da dahil bu ağacın bütün türlerinden değişik adlarda çeşitli kereste elde edilir. Hepsi de ince marangozlukta kullanılır. (L)
07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRATİNERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTHOS
Tarih 06 Haziran 2009
POTHOS i. Bütün yapraklı, erdişi çiçekli tırmanıcı bitki; çiçekleri yaprakların koltuğunda bir sapın ucunda koçan halinde bulunur. (Sıcak bölgelerde elli kadar türü yetişir; ağaçlara sarılma özelliğinden dolayı bunların bir kısmı limonluklarda yetiştirler.
Başlıca türleri: Pothos nitens Malezya’da, P. aureus Salomon adalarında,
P. argentaus Borneo’da yetişir. Sarmaşıkgillerden.) [L]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTHOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTALİA
Tarih 06 Haziran 2009
POTALİA i. Gövdesi düğümlü küçük ağaççık; yaprakları çok büyük ve karşıt, çiçekleri dalların ucunda kömeç halinde bulunur; Guyana’da yetişir. (Loganiaceae familyasından.) [L]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTALİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSTA
Tarih 06 Haziran 2009
POSTA i. (ital. k.). Bir yerden gönderilen veya bir yere gelen para, mektup v.b. emanetlerin tümü: Sabah postası geldi, fakat akşam postası henüz gelmedi. (Bk. ANSİKL. Ulaştırma bölümü.) || Bu emanetleri toplayıp dağıtan teşkilât ve bu teşkilâtın bulunduğu yer:
— Benim seni postaya yolladığımı kimseye söyleme; adresi postahanenin içinde yırt at
(H.E. Adıvar). || Belirli zamanlarda sefer yapan ve genellikle posta ulaştırılmasında kullanılan taşıt: Dün de bizim vapur Bandırma postaları gibi ağzına, hattâ burnuna kadar dolu idi
(B. Felek). Posta vapuru. Posta treni. || Takım, kol, sıra: // Gidip gelme, sefer: Araba şu kadar eşyayı üç postada taşıdı. || Posta arabası, posta ile gönderilen nesneleri taşıyan araba: İki gün evvel buradan geçen bir posta arabası benim için dört mektup bırakmış (R. N. Güntejcin). // Posta havalesi, posta ile gönderilen havale, para. || Posta kutusu. Bk. KUTU. || Posta polisi, nöbet tutan veya nöbette olan polis. // Posta pulu, para karşılığında posta ile gönderilen şeylerin üzerine yapıştırılan pul.
— CEŞ. DEY. (Birini) Posta etmek, bir kimseyi karakola götürmek. // (Birine) Posta koymak (veya atmak), birini korkutmak, tehdit etmek. || (Bir yere) Posta yapmak, bir yere sefer yapmak, gidip gelmek. || Postayı kesmek, bir kimseyle ilgisini kesmek veya bir şeyi yapmaktan vaz geçmek.
— Ask. Hedef postası, hedefli atış talimi sırasında hedefleri gözetleyen ve atışlardaki isabet derecesiyle ilgili işlemlerin ve kayıtların tutulmasına yardım eden personel.
— Avc. Avlanacak hayvanı beklemek için yerleşilen yer.
— Dy. Posta treni, posta ve yolcu vagonlarından meydana gelen süratli tren. || Posta vagonu, yalnız posta hizmetine ayrılan vagon. || Cer postası, buhar lokomotifinin sevk ve idaresini sağlayan, bir makinistle bir ateşçiden meydana gelen, çoğu kere sürekli birlikte görev yapan ekip. (Başka tip lokomotiflerde çalışan makinist ve yardımcısının meydana getirdiği posta, özel bir ekip değildir.)
— Denize. Gemi teknesinin enlemesine olan tutucu parçalarından her biri, bunların tümü gemi gövdesini (iskeletini) meydana getirir. (Bk. ANSİKL.) || Posta yolcu vapuru, posta seferi yapan ticaret gemisi. || Dobil bltum postası, dip su sarnıçlarına (Water-ballast) giriş çıkışı sağlayan delikler bulunan posta. || Döşekbaşı postası, ağaç gemi inşaatında döşek postalarını dikey postalara bağlayan dışarıya kıvrık posta. || Karkas döşek postası, L veya U biçiminde köşebentlerden yapılmış, dikey ve düzey, uçları parçalarla pekleştirilmiş döşek postası. // Kepçe döşekbaşı postası, çelikten yapılan savaş gemilerinde teknenin sağlam bir parçası. (Bu posta, bodoslamanın hemen hemen düzey olarak uzatılmasıdır. Kıç tarafta [kepçe] su hattının ve zırh güvertenin altındaki bütün çıkıntıları birbirine bağlar ve onlara dayaklık, yataklık eder.) // Sintine döşek postası, bir postanın (kuburga, eğri, iskarmoz) alt kısmını meydana getiren iki kenarlı parça. || Yukarı (üst) posta, diğer döşek postalarından daha yukarıda bulunan, geminin baş ve kıç taraflarına yakın postalar; tekneyi takviye etmeğe yarar.
— Huk. Posta çekleri. Bk. ANSiKL. || Posta gizliliği. Bk. ANSİKL. || Posta idaresi, tüzel kişiliği olan T. C. Posta Telgraf ve Telefon işletmesine verilen ad. (Bk. P.T.T.) || Posta kolileri.
Bk. ANSİKL. || Posta masrafı. Bk. ANSİKL.
— Sanay. 24 Saatlik çalışma gününün çalışma bölümlerinden her biri: Gece postası.
(Eşanl. VARDİYA.) || Bir sanayi veya ticaret işletmesinde aynı zamanda çalışan işçilerin tümü.// Çalışma postası, bir çalışmada bir bölümün yapıldığı yer; açıkça belirli bir iş yapımına gerekli her şeyi (makine, âletler, malzeme v.b.) kapsayan çalışma merkezi: Çalışma postasının düzeni ve donatımı, çalışanın verimi ve yorgunluğu üstünde büyük etki yapar.
— Teşk. tar. Posta tatarı. Bk. TATAR.
— Zool. Posta güvercini, özel surette yetiştirilen, küçük kâğıtlara yazılmış haberleri bir yerden bir yere iletmek için kullanılan güvercin.
— ANSİKL. Ulaştırma. Eskiden mektup ve yolcu ulaşımı için belli yerlere atlar «yerleştirilir», bunlar hazır beklerdi. Oysa posta bugünkü medeniyetin en önemli kurumlarından biri haline gelmiştir. Jül Sezar zamanında Roma imparatorluğu sınırları içinde kuryeler son derece düzenli işliyordu. Sezar’ın İngiltere’den Roma’daki Cicero’ya yolladığı iki mektup, biri 26, biri 28 günde, yani iki gün ara ile Roma’ya ulaşmıştı. Mektup yollamak İsteyen özel kişiler ise mektuplarını ya köleleriyle göndermek, ya da aynı yönde giden ve mektubu götürmeyi kabul eden birine vermek zorundaydılar. Özel kişiler için çalışan bir posta sistemini ilk kuran imparator Diocletianus oldu (III. yy. sonu). Daha sonraki tarihlerde Büyük Theodorius, Charlemagne gibi kralların ülkesinin her yeriyle haberleşmelerini sağlayan düzenli posta servisleri vardı.
• Resmî Posta Servisinin başlangıcı. En eski posta sistemi Fransa’da Paris üniversitesi tarafından kuruldu. XIII. yy.ın sonunda bu kuruma bağlı kuryeler belli dönemlerde yola çıkarlar ve Paris’te toplu bulunan öğrenciler için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden para ve mektup toplarlardı. XI. Louis kendisi için atlı haberciler kullandığı gibi, 19 haziran 1464′teki fermanıyla Fransa’nın bellibaşiı yollarında posta istasyonları kurdu. Bu sistem daha sonraki krallar zamanında da devam etti; sonunda özel kişiler de kendi mektupları için krallığa bağlı kuryeleri kullanmağa başladılar. XIII. Louis zamanında genel bir posta denetimi merkezinin kurulmasıyle fransız postası daha düzenli bir hal aldı.
• Almanya’da ilk posta Tirol’de XV. yy.ın ikinci yarısında Thurn, Taxis ve Valsassina kontu Roger I tarafından kuruldu. Roger I’in oğlu imparator Maximilian I’in isteği üzerine 1516′da Viyana’dan Brüksel’e uzanan bir posta servisi sağladı. 1522′de Viyana ile Nürnberg arasında bir posta servisi açıldı; çok geniş topraklara sahip olan Kari V, ülkenin her köşesinden çabuk haber almak istediği için Taxis ve Thurn prensi Leonhard’a Hollanda’dan İtalya’ya bir posta servisi kurdurdu. Bu servis Liege, Trier, Speyer, Rheinhausen, Württemberg, Augsburg ve Tirol’den geçiyordu. İtalya’da ilk posta Piemonte’de başladı. 1561′e kadar mektupların ulaşımı şirketlerin ve özel kişilerin elindeydi. Devlet bunlara hizmetleri karşılığında değişik şartlara uygun olarak belli bir miktarda para almak hakkını tanımıştı. 1561′de Savoia dükü Emanuele Philiberto bütün postaları bir posta genel müdürüne bağladı. Bu durum 1697′ye kadar sürdü. 1697′de dük Vittorio II Amadeo postanın gelirlerini devlet gelirleri arasına kattı ve posta genel müdürüne aylık bağladı. 1710′dan sonra posta doğrudan doğruya devlet tarafından yönetilmeğe başlandı.
• ingiliz postası. İngiltere’de Edward III zamanında özel postalar kurulmuştu. 1635′te Londra ile Edinburgh arasında resmî bir posta servisi kuruldu. 1644′te o sırada Avam kamarası üyesi olan Edmund Prideaux posta genel müdürlüğüne tayin edildi. Prideaux ilk iş olarak haftada bir, ülkenin her tarafına posta kuryeleri yollamağa başladı. 1683′te başkentte bir «penny» postası kuruldu. William III zamanında parlamentodan İskoçya’daki posta sistemini düzenlemek üzere birçok kanun çıktı. Kraliçe Anne’in çıkardığı dokuzuncu fermanla ingiltere’deki posta sistemi o zaman için modern bir şekilde teşkilâtlandırıldı. Londra’da Britanya ülkeleri için genel bir posta merkezi açıldı.
Bu merkezin Edinburgh, Dublin ve diğer bazı şehirlerde şubeleri vardı. Bütün sistemin başında bir genel müdür bulunuyordu. Bu genel müdürün başlıca şubelerin müdürlerini tayin etme yetkisi vardı. Bu sırada 15 millik bir yere gidecek bir mektubun ücreti 8 sentti, 300 mil içinse 25 sent ödeniyordu. 1837′de sir Rowland Hilî Posta servisinde reform yapılması için harekete geçti. 1839′da «penny» usulü kabul edildi. 6 Mayıs 1840′ta W. Mulready tarafından çizilen ilk posta pulu kullanıldı. Aynı yıl kayıt ve posta ile para yollama usulleri kabul edildi. 1855′te posta kutuları ortaya çıktı. Londra, şehir içi mektup dağıtımında kolaylık sağlanması için 10 bölgeye ayrıldı, ingiltere postahane sistemi hızla gelişti, paket postası, para değiştirme ve telgrafçılık yerleşti, ingiliz Posta servisinin başında posta genel müdürü bulunur. Yardımcısı Londra postahanesinin genel sekreteridir. Büyük şehirlerde de genel müdürler vardır. Posta genel müdürü danıştay üyeleri arasından seçilir: ayrıca kabine üyesi de olabilir.
• Neale’in amerikan postası. Amerika’da posta 17 şubat 1691′de posta patentinin Thomas Neale’e verilmesiyle başlar. 4 Nisanda Neale ve krallık posta genel müdürü Andrew, Hamilton’u amerikan posta genel müdürlüğüne seçtiler. Hamilton koloniler arasında bir posta servisi kurmak gibi zor bir işe girişti. Bütün kolonileri dolaştı ve herkesi yeteneğine ve bu işin başarılacağına inandırdı. Virginia dışında bütün koloniler işbirliği yapmayı kabul etti, 1 mayıs 1693′te servisler başladı. Posta, Portmouth – New Haven, Boston, Saybrook, New York, Philadelphia ve Maryland ile Virginia’daki bazı noktalar arasında işliyordu. Haftada bir posta vardı, beş atlı bu istasyonlardan haftada iki kere geçmiş oluyordu. Kışın servis 15 günde bir yapılıyordu.
A.B.D. postası. 26 Temmuz 1775′te Phila-delphia’da toplanan kongre bir postahane sistemi kurdu ve başına yılda 1 000 dolar ücretle Benjamin Franklin’i getirdi. 1782′de Kongre, posta genel müdürüne New Hampshire ve Georgia arasında ve Kong-re’nin uygun göreceği diğer yerlerde posta yolu ve servisleri açma yetkisini verdi. İ799′da posta kanunları yeniden düzenlendi, posta soyguncularına ölüm cezası getirildi. Daha sonra ölüm cezası kaldırıldı. 1813′te posta ilk defa buharlı gemiyle bir şehirden bir şehire götürüldü. 1845′te 30 milden uzağa gitmeyecek bir sayfalık mektuptan 6 sent, 80 mile kadar 10 sent, 150 mile kadar 12,5 sent, 400 mile kadar 18,75 sent, daha uzak mesafeler için 25 sent alınıyordu.
İngiltere’de pul sisteminin başarıya ulaşmasından sonra, pul A.B.D.’de de kullanılmağa başlandı. 1847′de 5 ve 10 sentlik, 1851′de 1 ve 3 sentlik pullar çıktı, tik damgalı zarflar 1853′te kullanıldı. Başkan Lincoln zamanında mektuplar bedava teslim edilmeğe başlandı. Daha sonra mektubu alandan 2 sent alındı. 1863′te bu 2 sentten yeniden vaz geçildi. İlk posta kartı da 1873′te ortaya çıktı.
• Türkiye’de. Osmanlı devletinde posta hizmetleri Mahmud II zamanına kadar yalnız devlet haberleşmeleri için yapılıyordu. Koso-va (1389) ve Çaldıran (1514) seferleri sırasında halkın da resmî postadan yararlanması sağlandı. Fakat bu, bugünkü anlamda postacılığın başlangıcı niteliğinde değildi. Mahmud II, halka ait mektupların İstanbul ile öteki vilâyetler arasında taşınmasını, bu işlerden gelir sağlanmasını, mektuplara fesat karıştırılmamasını ve mektup dağıtımında islâm, reaya ve yabancı ahaliye eşit muamele yapılmasını bir fermanla emretti (1838). Tanzimat fermanıyle posta hizmetleri kamu hizmetleri arasına alındı (1839). Konuyle ilgili hazırlıkları yapmakla görevlendirilen komisyonun kararına uyularak ilk Posta nezareti kuruldu (1840). Aynı yıl ilk postahane istanbul’da, Yenicami avlusunda, Postahanei Amire adiyle açıldı. Bunu, Bağdat, Sivas, Musul ve Diyarbakır’da açılan postahaneler takip etti (1843). Posta idaresine paralel, fakat ayrı bir kuruluş olarak çalışan Telgraf idaresi de nezaret durumuna getirildi (1855). Posta nazırı gazeteci Agâh Efendinin teklifiyle posta ücretinin pul olarak alınmasına başlandı (1863). Posta ve Telgraf nezaretleri tek bir nazırlık altında birleştirildi (1871). Sonra bu nazırlık kaldırıldı ve son nazır vekili Mustafa Fuad Bey zamanında teşkilât, umum müdürlük seviyesine indirildi (1909); iki yıl sonra tekrar nazırlık oldu (1911). 1919′ra ise umum müdürlük kademesine dönülerek umum müdürlüğe de Refik>Halid Bey (Karay) tayin edildi. Bu arada Ankara’da T. B. M. M. Hükümeti Posta müdürlüğü kuruldu (1920); başına da önce Sırrı Bey (Bellioğlu), sonra da Refet Bey (Bele) getirildi. Ankara hükümetinin Posta müdürlüğü aynı yıl içinde genel müdürlük oldu. İlk genel müdür olarak Sabri Bey (Toprak) görevlendirildi (1920). İstanbul’daki umum müdürlük de 1922′ye kadar çalıştı.
— Denize. Genel bir anlamda kullanılan posta terimiyle üç elemanın hepsi anlaşılır; asıl posta, sintine postası, döşek postası. Asıl postalar üç tiptir: kompozayt posta (posta ve kontra) iki köşebendi birbirine perçinlemekle yapılır, L biçimindedir; yekpare posta tek bir profilden yapılmış, L biçiminde, çıkık kenarlı L veya U posta biçimindedir. Son olarak bir ana bedenle onu bordaya bağlayan çift kenarlı posta çok yer tuttuğundan şileplerde kullanılmaz. Fakat tankerlerde, özellikle boylam yapım usulüyle yapılan tankerlerde her zaman kullanılır.
— Huk. Posta çekleri. Posta idaresi, adına bir çek hesabının açılmasını isteyen kimselere, bu hesabın açılabilmesi için gerekli ön paranın verilmesi şartıyle posta çekleri verebilir. Posta çekleri düzenlendiği günle birlikte iki ay için geçerlidir. Bu süre bitince, kabulleri keşidecinin onamasına bağlıdır. P.T.T. idaresi, belli paraları gösteren yolculuk posta çekleri de çıkarabilir.
• Posta gizliliği. P.T.T.’de görevli memurların posta gizliliğine uymaları zorunludur. Posta kanununa göre, kendilerine posta servisinde bir iş verilmiş olanların, belli kişilerin posta ilişkilerini açığa vurmaları, kapalı mektupları açmaları, içlerinde ne olduğunu araştırmaları veya haberleşme kağıtlarındaki yazılar hakkında üçüncü kişilere bilgi vermeleri yahut herhangi birinin bunlan yapmasına meydan bırakmaları yasaktır.
• Posta kolileri, ayrıca ücret ödendiği takdirde, alıcının konutunda teslim edilebilir. Bunun dışında, posta kolileri Posta idaresinden alınır. Ancak, idarenin göstereceği süre içinde kolilerini almayanlardan tarifesine göre ücret alınır.
• Posta masrafı. Davacı, dilekçesinin, davalıya tebliğ edilmesi için gerekli olan posta masrafını peşin olarak mahkeme kalemine ödemekle yükümlüdür. Bunu yapmaması halinde, mahkeme, kendisine bir mehil verir. Bu mehil içinde davacı, posta masrafını ödemezse, tebligat yapılmasından vaz geçmiş olduğu kabul edilir. Aynı durum, mahkemenin vermiş olduğu kararın temyiz edilmesi halinde de söz konusudur. Temyiz eden, posta ücretini baştan ödemezse, kendisine ödemesi için bir süre verilir. Bu süre içinde de posta masrafını ödemeyecek olursa, temyiz isteminden vaz geçmiş sayılır. Temyiz isteminden posta ücretinin ödenmemesi sebebiyle vaz geçilmiş sayıldığına karar verecek merci, mahallî mahkemedir. (LM)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSQQUERİA
Tarih 06 Haziran 2009
POSQQUERİA i. Silindirimsi dallı tüysüz ağaççık; beyaz çiçekleri dalların ucunda kömeç halinde bulunur; Güney Amerika’da on kadar türü yetişir. (Kökboyasıgillerden.) [L]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSQQUERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRAGUA
Tarih 06 Haziran 2009
PİRAGUA i. (karayip dilinden alınan isp. k.). Denize. Padıl kürek veya yelkenle giden egzotik kayık.
ANSIKL. Etnogr. Tek parçadan yapılan veya parçaların birleştirilmesiyle meydana getirilen iki tip piragua vardır. Monoxyl denilen piragua tek parça ağaç kabuğundan veya içi oyulmuş ağaç kütüğünden yapılır. En çok kullanılan ağaç kabuğu Avustralya’da yetişen okaliptüs ağacı kabuğudur. Bir tek ağaç kütüğünden yapılan piragua’ya Tarihöncesinden beri her yerde rastlanır. Parçaların birleşmesiyle yapılan piragua’lar da Avustralya, Sibirya, Kuzey Amerika ve Amerika’nın güney bölgelerinden getirilen ve birbirine dikilen ağaç kabuklarından veya tahtaların birleştirilmesi suretiyle yapılır. Fakat piraguaların en yaygın olanı tek parça ağaç kütüğünden yapılır. Bu çeşit piraguayı daha çok kullanmış olanlar seyir emniyeti bakımından aksaklığını gidermek amacıyle buna parçalar eklemişlerdir. Bu alanda özellikle Polinezyalılar başarı göstermişler, iki piraguayı birleştirerek büyük bir gelişme sağlamışlardır. Ana piragua basit bir tek ve balansiye denen bir yüzdürücüyle de donatılabilir. Bu balansiye genellikle rüzgârın geldiği bordaya takılır, bu suretle de piragua’yı devrilmekten koruyarak suyun yüzeyine oturtur. Bazı durumlarda çifte balansiye kullanıldığı da olmuştur. Bu şekillerden hangisinin daha önce mevcut olduğu bugün hâlâ bilinmemektedir. Fakat balansiyeli piragua, sal veya Çinhindi’nde kullanılan üçüzlü nehir kayıkları örnek alınarak yapılmış olabilir. Piraguaların şekil, boyut ve yelkenleri birbirinden farklıdır. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRAGUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|