RESSAM

Tarih 29 Haziran 2009

RESSAM i. (ar. resm’den ressam). İşi re­sim yapmak olan kimse: Onlar romancının, ressamın uydurmaları… (R. N. Güntekin). Osman onu ileride bir çocuk resmi için hazırlanan, etrafını tetkik eden bir ressama benzetiyordu. (H. E. Adıvar).

Ressam değneği, ressamların fırça tutan ellerini da­yamak için kullandıkları, ucu deri veya ku­maş kaplı bir topuzla biten, hafif ağaçtan yapılmış değnek. Kitap ressamı, kitaplardaki resimleri çizen sanatçı.
Bk. ANSîKL.

— ANSİKL. Türkiye’de ressam’lar genellik­le, sanat faaliyetlerinin yoğunlaştığı üç bü­yük ilde (Ankara, İstanbul, İzmir) toplan­mıştır. Bu illerde çeşitli yerli ve yabancı sergiler düzenlenir. Ankara ve İstanbul’da, bir yıl içinde açılan resim sergilerin sayısı 100′ü aşar. Son yıllarda ikinci derecedeki bazı bü­yük illerde de galeriler açıldı. Ressamlar meslek formasyonlarını, sanat eğitimi yapan yüksekokullardan aldıkları gibi, yetenekle­rini geliştiren çalışmalarla da kazanmakta­dır.

Türkiye’de sanat eğitimi veren kuruluşlar, Devlet Güzel Sanatlar akademisi, eğitim enstitülerinin resim bölümleri, daha çok uy­gulamalı sanat kollarında faaliyet gösteren Tatbikî Güzel Sanatlar yüksekokuludur. Ressamların bir bölümü de, bu eğitim kuru­luşlarında öğretim görevlisi olarak çalışır­lar. Ortaöğretim okullarında resim öğretme­ni olarak görev yapan ressamlar da önemli bir grup meydana getirirler. Asıl mesleği olan ressamlığın dışında başka işlerden ge­çimini sağlayanların sayısı oldukça kabarık­tır. Türkiye’de hareketli bir resim piyasası bulunmadığı için ressamların tablolarını sa­tarak geçinmesi zordur. Yağlıboya resmin Türkiye’de ressamlarca benimsendiği ilk yıl­lardan itibaren, resmî ve yarı resmî kuruluş­lar ressamlara, eserlerini satın alarak mad­dî destek oldu.

1939′dan itibaren her yıl açılan «devlet resim ve heykel sergileri», res­samların eserlerinin ödüllerle değerlendiril­mesine ve satılmasına imkân verdi. Türki­ye’de ressamlar, 1908′den itibaren çeşitli ku­ruluşlarda biraraya geldiler. Bunların ilki 1908′de kurulan «Osmanlı Ressamlar cemiyetedir. Sonradan «Güzel Sanatlar birliği» olarak adını değiştiren bu kuruluşun, bir de yayın organı bulunuyordu. 1919′da kurulan «Türkiye Ressamlar cemiyeti», Galatasaray lisesi salonunda düzenlediği sergilerle ün kazandı. Bu cemiyet 1926′da dağıldı, önce­leri Etnografya müzesi ve Türkocağı salon­larında düzenlenmiş olan Güzel Sanatlar birliği sergileri geniş ilgiyle karşılanıyor ve resim satışları da sağlıyordu. 1928′de Avrupa’daki eğitimlerini tamamlayarak yurda dö­nen genç sanatçılar grubunun oluşturduğu Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar birli­ği ile 1933′te beş ressam ve bir heykeltıraş tarafından kurulan «D» grubu, 1940 yılında ilk sergilerini açan Yeniler veya Liman Ressamları grubu ilk ressam kuruşları ara­sındadır.

• Kitap ressamı. En eski resimli elyazması örneklerinden biri, Codex Vaticanus adı ve­rilen V. yy.dan kalma bir Vergilius’tur. Doğu’da olduğu kadar Batı’da da minyatürün kazandığı olağanüstü atılım bilinmektedir. XV. yy.da tahta kalıplarla basılan kitap re­simleri arasında Mirouer de la Redemption de l’umain lignaige (Lyon, 1478), Breydenbach’ın Seyahati (Mayence, 1486) sayıla­bilir. Daha sonra, 1488′de Paris Dua Kitap­larında bakır üzerine işlemeler ortaya çık­tı. O sıralarda adı en çok duyulmuş kitap ressamlarından biri parisli Pierre Le Rouge’du (La Mer des Histoires, 1488).

Ayrıca Fransa’da, Geoffroy Tory, Denis Janot, Mercure Jollat, Bernaıd Salomon (Küçük Bernard da denir), Jean Duvet, Pierre Woeiriot, Rene Boyvin, Rabel, Thomas de Leu sayılabilir. Aynı dönemde alman ve italyan basımevlerinde (özellikle Venedik’te) çok güzel resimli kitaplar yayımlanıyordu.
XVII. yy.da Fransa’da şu adlar önemlidir: çelik kalem alanında Leonard Gaultier, Crispin de Passe (Le Maneige royal, 1625), Valdo, Lasne; ofortta, Perelle’ler, Israel Sylvestre, Stefano della Bella, Abraham Bosse, Chauveau (Vergilius, 1649), Seb. Leelerc (Cl. Perrault’un Vitruve’ü, 1673), Le Pautre (Les Divertissements de Versailles [Versailles Eğlenceleri], 1676); XVIII. yy.da: Cocchin, Eisen, Larmessin, Tardieu, Gravelot (Decamerone, 1757), Moreau le Jeune (Benjamin de La Borde’un Chanson’u [Şarkı]), Marillier (Berquin’in Les İdylles’i [İdiller], 1775), Le Barbier, Monsiau; XIX.yy.da: Desenne, Duplessis-Berteaux, Tony Johannot (Notre-Dame de Paris), Gigoux, Celestin Nanteuil, Gavarni, Grandville (Un Autre Monde [Başka Bir Dünya], 1844), Gustave Dor6 (Dante’nin İnferno’su [Cehennem], 1861). XVIII. yy.da ortaya çıkan renkli gravürlerden son­ra XIX.yy.da taşbaskı tekniği doğdu ve özellikle ilk fotoğraf çoğaltma metotlarının bulunması (1847-1882) kitap resmi tek­niğini yavaş yavaş geliştirdi.

Günümüze kadar yetişen fransız gravürcüleri arasın­da şunlar sayılabilir: Daniel Vierge (L’Assommoir [Meyhane], 1878). Auguste Lepere, Rops, Steinlen, Louis Legrand, Chas -Laborde, Dignimont, Vertes, Boussingault, Sylvain Sauvage, Mariette Lydis, Daragnes, Laboureur, Gus Bofa, Pierre Falke, Luc-Albert Moreau, Dunoyer de Segonzac, Georg, Touchagues, Demeurisse, Clairin, Heuze, Brayer, Buffet. Kitap resmi yapan ressamların sayısı çoktur: Holbein (Les Simulacres de la Morı [ölümün Görüntüleri]), Dürer (Maximilien’in Le Livre de Prieres’i [Dualar Kita­bı]). Poussin (bir Vergilius, bir Horatius ve bir Kutsal Kitap kapağı süsü), Oudry (Les Fables [Masallar], 1755-1759), De Troy ve Lemoine (La Henriade, 1728), Boucher; XIX. yy.da Deveria, Delacroix (Faust, 1828), Lami, Manet (Ch. Cros’un Le Fleuve’ü [Irmak], 1874), Maurice De­niş (Les Fioretti, 1913).
Bonnard’ın hazır­ladığı Parallelement (Paralel Olarak) [1900] ve Daphnis et Chloe (Daphnis ve Chloe) [1902], Desvallieres’in Rolla’sı (1906), Picasso’nun Başkalaşımlar’ı, Gromaire’in, Beaudelaire’in Nesir Şiirler’i, Salvador Dali’nin Les Chants de Maldoror’u, Mattisse’in, Mallarme’nin Şiirler’i, Dufy’nin Tarascon’lu Tartarin’i (Tartarin de Tarascon), Derain’in Heroides’i (Heroides’ler); Rouault’nun, Suares’nin La Passion’u (Çile), Dunoyer de Segonzac’ın Les Croix de Bois’sı (Tahta Haçlar) ve Louise Hervieu, Vlaminck, Chagall, Van Dongen, Othon Friesz ile Derain’in eserleri gibi birçok «Ressam Kitabı»nın hazırlanmasında Ambroise Vollard’ın ve kitapseverler dernekle­rinin rolü büyük oldu. Bu arada, «heykel­tıraş kitapları» ile Rodin (Le Jardin des Supplices [işkenceler Bahçesi]), Maillol (Les Eglogues [Egloglar]), Bourdelle (Mo­zart Enfant [Çocuk Mozart]) ve Belmondo’yu da (Lucien de Samosate’ın Les Amours’u [Aşklar]) unutmamak gerekir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESSAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENKTEŞLİK

Tarih 27 Haziran 2009

RENKTEŞLİK i. (renk’ten renkteş > denkteşlik). Biyol. Bir hayvanla yaşadığı ortam arasında renk benzerliği sağlayarak hayvanın görülmesini, hiç değilse insan gö­züyle görülmesini zorlaştıran renk (ve da­ha geniş anlamda görünüş) özdeşliği. Eş­anl homokromi.

— Ansikl. Aktif renkteşlik veya renk uyu­mu, hayvanın derisinde kromatoforların et­kisiyle renk, hattâ şekil değişikliklerine yol açarak onun, bulunduğu çeşitli ortamlara göre çabucak renk almasını sağlayan bir de­ğişikliktir (bukalemun, kalkanbalığı, ağaç-kurbağası). Resiflerde yaşayan bazı balık­ların dağınık renkliliği de renkteşliğe ya­kındır; bunların üzerindeki koyu çizgiler hayvanın görülmesine imkân verir, fakat vücudun şekli ve duruşu hakkında insanı yanıltır.

Buna karşılık mimetizmde hayvan görülür, fakat başka bir hayvan veya bir bitki ile karıştırılır.
İster dağınık, ister benzeşik olsun renkteş bir görünüş, araştırıcıyı yanıltan aldatıcı bir görünüştür. Pasif renkteşlik, hayvanı yaşadığı ortamla karıştıran bir şekil ve renk özdeşliğidir (msl. yüksek otlar arasında ya­şayan zebra, karda yaşayan beyaz tavşan). [L]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENKTEŞLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENDELEME

Tarih 27 Haziran 2009

RENDELEME i. (rendelemekken rendele­me). Teknol. Biçilmiş ve yeterince kurutul­muş bir ağaç parçaya kesin boyutları, özellikle istenen kalınlığı vermek ve yüze­yini düzgün hale getirmek için uygulanan işlem.

— ANSiKL. Hızar fabrikalarında, özellikle kurutmadan sonra yapılan biçmeler, ağaca tam düzlem bir yüzey vermez. Bunun için rendeleme gereklidir. Bu işlem, önce kaba rende, sonra planya ve nihayet rende kulla­narak tezgâh üzerinde elle yapılabilir. Me­kanik usulde, planya makinesiyle bir yüzün kaba temizliği ve kalınlık makinesiyle iste­nen kalınlık ve genişliğin verilmesi olmak üzere art arda iki işlem öngörülür. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDELEME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENDE

Tarih 27 Haziran 2009

RENDE i. (fars. rendtden, yontmak, düzlemek’ten). Marang. Ağaç parçaların yüzeyini ince talaş kaldırarak düzeltmeğe yarayan tığlı âlet. (Bk. ANSiKL.)

|| Rende tığı, bir rendenin kesici ağzını meydana getiren çe­lik lama. || Çift rende, tığı üzerinde kapak bulunan ve ince rendeleme işlerinde kullanı­lan rende. Dişli rende, tığının ucu dişli ve kesme açısı büyük olan, ağaçta kanallar açarak rendeleme yapan özel rende. || Ka­ba rende, tığının ağzı hafifçe eğik olduğu için kaba talaş kaldıran rende. (Bk. KABA.)

|| Kızak rendesi, kırlangıç kuyruğu kanal geçmede erkek parçayı rendelemeğe yarayan özel rende. || Kordon rendesi. Bk. KORDON. // Makta rendesi, masif ağaç baş­larını rendelemekte kullanılan, gövde kıs­mı dökme demirden yapılmış rende. (BAŞAğAÇ RENDESİ de denir.) || Perdah ren­desi, kesme açısı çift rendeden daha dik, tığı kapaklı, hassas yüzey işlerinde kullanı­lan küçük rende.

— Mutf. Üzerinde küçük delikler ve kesici çıkıntılar bulunan, bazı madelerî sürterek toz veya küçük parçalar haline getirmeğe yarayan mutfak âleti, // Rendeden geçirile­rek ufalanmş madde: Havuç rendesi. Sa­bun rendesi. || Rende reçeli, ağaçkavununu rendeleyerek yaplan reçel.
— Tütüncülük. Rende enfiyesi, iri kıyılmış enfiye.

— ANSiKL. Marang. Rende, yontucu âlet­lerin ilk örneğidir; planyalar da bu gruba girer. Yüzey bitirme işlerinde kullanılan bu hafif el âletinde asıl çalışan parça, kesici ağzı su verilmiş takım çeliğinden yapılan ve rende tığı denilen bir bıçaktır; tığ ge­nişlikleri normlaştırılmıştır ve 36 ile 70 mm arasında değişir. Tığa paralel bir kar­şılık demiri veya kapak, kaldırılan talaşı keser ve tığın ağaca çok derin girmesini, böylece ağacın lif lif kalkmasını önler. Rende gövdesi, ortalama 22 sm uzunluğun­da ve 7 sm yüksekliğinde bir dikdörtgen­ler prizmasıdır; gövdenin genişliği tığ geniş­liğine bağlıdır Tığ, gövde tabanından dı­şarıya doğru hafif bir çıkıntı yapar ve ağaca 45°’lik bir açı altında girer. Bk. Kes­me AÇI’sı.

♦ Rendeli sıf. Rendesi olan, rendesi bulu­nan. | Rendelenmiş: Rendeli tahta. (LM)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENAUD (Madeleine)

Tarih 27 Haziran 2009

RENAUD (Madeleine), fransız kadın oyun­cu (Paris 1900). 1921-1946 Arasında Comedie Française’de çalıştı.
1947′de kocası J. L. Barrault ile birlikte, kendi adlarını ta­şıyan topluluğu kurdu.

Başlıca oyunları: Montherlant’dan ölü Kraliçe (La Reine Morte) [1942]; Claudel’den Le Soulier de Satin (Saten Ayakkabı) [1943], Mauriac’dan Les Mal-Aimes (Sevilmeyenler) [1945]; S. Beckett’den Oh! les Beaux Jours! (Ah. Mutlu Günler!) [1963], Marguerites Duras’dan Bütün Gün Ağaçlarda (Des Journees Entieres Dans les Arbres) [1966]. Marivaux’nun komedilerini eşsiz bir incelikle yo­rumladı.

Ayrıca birçok filim çevirdi: La Maternelle (Ana Okulu) [1933]: Le Ciel Esi â Vous (Gök Sizindir) [1943]; Le Plai­sir (Zevk) [1951] v.b. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAUD (Madeleine) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMİJİA

Tarih 27 Haziran 2009

REMİJİA i. Kınakınaya yakın ağaççık; Bre­zilya’da yetişir. (Remijia pedunculata’dan yalancı kınakına [küpreinli kınakına] elde edilir.) [L]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMİJİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENGÂRENK

Tarih 27 Haziran 2009

RENGÂRENK blş. sıf. (fars. reng-â-reng). Çeşitli renkleri olan, renk renk: Yer yer güllerle süslü, meyvaları zemine dökülmüş dalları rengârenk cesim ağaçlarla gölgelik [...] geniş bir bahçedeyim (Ahmed Rasim). Çiçekler, kuşlar etrafında fevcafevc ü ren­gârenk (Tevfik Fikret). [M]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENGÂRENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REFREF

Tarih 26 Haziran 2009

REFREF i. (ar. refref). Esk. Yumuşak, in­ce kumaş. || Minder, yastık, döşek v.b. şey. || Kenar saçağı. || Kuşlarda kanat tü­yü: Takarrür eyleyecek refref-i cenahınla // Ümid-i mes’adetim, yes’i matemim, bîşek (Tevfik Fikret).
|| Kuşların çok bulunduğu çimenlik. || Dalları yere sarkan ağaç.

— Din. Hz. Muhammed’in Miraç gecesi bindiği dört binekten sonuncusu. (m)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFREF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDUVİUS

Tarih 26 Haziran 2009

REDUVİUS i. Kanatlı büyük böcek (15 -17 mm). [Heteroptera takımından reduvii­dae familyasının örnek tipi.]

— ANSiKL. Reduvius uzun gövdeli, esmer bir böcektir; geceleyin uçar, karanlık yer­lerden, ağaç kovuklarından, köhne bina­lardan hoşlanır. Çok yırtıcı olduğundan başka böceklere saldırır, kıvrık hortumuyle kanlarını emer.
Sokması zehirli olduğun­dan çok acı verir. Avrupa’da yaşayan tü­rü maskeli redivius’tur. (Reduvius personatus); bu böcek evlere dadanarak tahtakurularını yiyebilir. (L)

REDÜKSİYON i. (fr. reduction). Kim. Bk. İNDİRGEME.

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDUVİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REÇİNELİLER

Tarih 25 Haziran 2009

REÇİNELİLER çoğl. i. Bot. Açıktohumlular alt şubesinden, tam anlamıyle damarlı olmayan ağaçlar kategorisi. (Odunlarında, hem life, hem damara benzeyen ve trakeit denilen uzun hücreler bulunur; trakeitlerin zarı nokta şeklinde delikli geçitlerle kap­lıdır.

Bu ağaçlarda özışınları az gelişmiş, yapraklar iğne biçimindedir; ağaçların re­çine kanalları bol reçineyle doludur. Re­çineli ağaçların bellibaşlıları çam ve kökna­rın çeşitleri, ladin, melez, porsuk, servi, se­dir, ardıç ve tuya’dır. Yeni kesilmiş reçineli ağaçta yapraklı ağaçtakinden daha fazla miktarda su vardır; bu miktar ortalama yüzde 57′dir.) [L]

RED i. Bk. RET. REDÂ i. Bk. RAZA.

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REÇİNELİLER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REÇİNE

Tarih 25 Haziran 2009

REÇİNE i. (ital. resina’dan). Katı veya yarı akışkan, saydam, kolay ergiyen, suda çözünmeyen, billûrlaşmağa elverişsiz veya az elverişli organik madde.
(Bk. ANSiKL. Kim. bölümü.)

\\ Reçine sakızı, tabiî veya sunî terlemeyle elde edilen tabiî reçine ve zamk karışımı.
(KEDİ BALI da denir.) [Re­çine sakızları, genellikle sıcak bölge bitki­lerinden, özellikle de maydanozgiller veya sakızağacıgillerden üretilir.] || Petrol reçi­nesi, petrolde bulunan koyu renkli, yarı katı maddeler grubu; karmaşık yapıları, iki ağır hidrokarbon molekülünün oksijen alarak yoğunlaşmasından meydana gelir.

Sunî veya sentetik reçine, kimyasal yol­la elde edilen reçine; sonsuz polimerleş-me veya polikondansasyonla meydana ge­len makromoleküllü bir maddedir. || Ta­bii reçine, bitki veya fosilden elde edilen reçine.

Bot. Reçine keseleri, bir kısım açıkto-humlu bitkilerle benzerlerinde bulunan ve reçineli maddelerin birikmesine yarayan kü­çük keseler.
— Eczc. Kokulu reçine, bazı bitkilerde bir esans ile bu esansın oksitlenmesinden olu­şan reçinenin tabiî karışımı; damıtma ile, sıvı yağ ve katı reçine halinde iki kısma ayrılır: Terementi, bir kokulu reçinedir. Bk. ANSiKL.
— Foto. Işığa duyarlı reçineler. Bk. AN­SİKL.

— Miner. Fosil reçine, oksijenli tabiî hid­rokarbon; başlıca türleri şunlardır: kopa­lın, ösmit, tasmanit, süksin veya kehribar, hartit, ambrit, piropisit, retinasfalt, valkovit v.b.

— Ormanc. Reçine alma, çamın gövdesine çentikler açarak reçine akmasını sağlamak. || Reçine kabı, çam ağaçlarından akan re­çineyi toplamak için kullanılan kap. || Re­çine toplanması. Bk. ÇENTİKLEME.
— Plast. mad. Fenoksi reçinesi, epiklor-hidrin ile bisfenol A’nın, epoksitli grupla­rın oluşmasını önleyecek şartlarda yoğunlaştırılmasından elde edilen reçine. Bk. AN­SiKL.

— Ted. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Eczc. Kokulu reçine’ler bitki­den ya tabiî olarak veya açılan çentikler­den sızar. Bu sızıntının örnek tipi teremen­tidir. Kokulu reçine, reçine ile terpenik bir uçucu yağın karışımıdır. Az çok yu­muşak bir kıvamdadır, fakat zamanla, için­de bulunduğu kabın şeklini alır. Polarize ışığa etkilidir. Kokulu reçine çeşitli bitki familyalarından elde edilir: kozalaklılar (terementi), sakızağacıgiller (sakız, mekke terementisi), baklagiller (kopahu) v.b.

— Foto. Işığa duyarlı reçineler. «Foto-polimer» denen plastik maddeler, maden, cam, seramik, mine v.b.nin yüzeylerini ışığa du­yarlı hale getirmeyi sağlar. Pnömatik bir şasi içinde sımsıkı temas halinde tutulan bir fotoğraf klişesi üzerine morötesi ışın­lar gönderdikten sonra, çok basit işlem­lerle, asitle kimyasal oyma veya fırında emaylama yapılabilir. Görüntüler sabit ol­duğu gibi asitlere ve yüksek sıcaklıklara da dayanıklıdır.

— Kim. Reçinelerin, esansların oksitlenmesiyle meydana geldiği sanılır; birleşimin­de, suda erimeyen ve alkolde eriyen terpen türevleri, yağlar ve organik eriticiler vardır. Reçine tabiî olarak kozalaklılardan ve terebinthaceae familyası bitkilerinden el­de edilir. Tedavide merhemlerin sanayide birçok boya ve verniğin birleşimine girer. Sanayide kullanılan bellibaşlı iki reçine ti­pi, kolofan ve kopaldır; kolofan çam ağa­cının sakızıdır, terebentinin bileşiminde dörtte üç oranda bulunur; kopal, sıcak ül­kelerde yetişen çeşitli bitkilerin sakızıdır ve sert kopal (zengibar, madagaskar kopalı), yarı sert kopal (kongo, manilla kopalı, kauri), yumuşak kopal (dammar, elemi, takamak, sandarak, akroit, gomalak) ol­mak üzere üçe ayrılır. Bunlar Alkol ester­leri ve molekül ağırlığı yüksek reçine asit­lerinin karışımından ve terpenik seriye ait hidrojen karbürlerinden oluşur; değerleri renklerine göre değişir.

Sunî reçinelerin sayısı çoğalmıştır, başlıca iki tip ayırdedilir: termoplastik reçineler, ısı ile sertleşen reçineler; Termoplastik re­çineler ısı ile yumuşar, kolay şekil alır ve yapışır; ısı ile sertleşen reçinelerin hepsi polikondansasyonla elde edilir; bu kondansasyonun sonuna kadar istenilen biçime sokulabilir ve ancak bir süre piştik­ten sonra sertleşir. Termoplastik reçine­ler, nitroselüloz reçinelerini, selüloz ase­tatını, selüloz esterlerini, polivinilik ve poliakrilik reçineleri (polistiren, alkol, polivi­nilik asetal, polivinil klorür ve asetal), kumaron ve inden reçinelerini, klorlu kau­çuk reçinelerini, izomerleştirilmiş kauçuk reçinelerini v.b. kapsar.

Isı ile sertleşen reçineler, formik ve fenolik reçineleri, alkidleri (gliseroftalik reçineler), aminoplast reçineleri (üreformol reçineler), silikon re­çineleri v.b. kapsar. Reçineler doğrudan doğruya veya bazı yağlarla değişikliğe uğratılarak sanayide yapılan vernik ve bo­yaların başlıca yağlayıcı maddesini meyda­na getirir; reçineler sayesinde dış etkenlere çok iyi dayanan kaplama maddeleri yapıl­mıştır. Polyester, poliamit ve poliüretan reçinelerin ve epoksit reçinelerin bulunma-sıyle inşaatta ve sanayide kullanılan boya ve verniklerin fiziksel ve kimyasal nitelik­leri düzelmiştir.
Petrol reçineleri, tabiî olarak bulunduğu yağlı hammaddelerden sülfürik asitle işle­nerek, propanla çözeltilerek veya renk gi­derici toprağa emdirilerek elde edilir. Petrokimyada tabiî reçineler (rinilik veya akrilik reçineler) ayarında plastik madde­ler elde edilir (msl. kaplama ve vernik yapımında kullanılan epikot).

— Plast. mad. Fenoksi reçineleri, epoksit reçinelerinden farklıdır. Bunlar kendilerine termoplastik özellikler kazandıran çizgisel molekül yapılarıyle de epoksit reçinelerin­den ayırt edilebilir. Bu yüzden, sonradan pişirmeksizin kullanmak mümkündür. Bu­nunla birlikte, izosiyanatlar, anhidritler, triazinler ve melaminlerle işlenirlerse, zin­cirler arasında işlenmiş ürüne ısı etkisiyle sertleşme özelliği kazandıran enine bağlar meydana getirerek değişebilirler. İlâç şişe­leri dökümüne elverişli olan bu reçineler çok saydam ve dayanıklıdır; havayı ve ne­mi geçirmez.

— Ted. Sentetik reçineler tedavide kulla­nılmadan önce, sanayide suların temizlen­mesinde ve madenlerden arınmasında kul­lanılmıştır. Bu reçineler iki gruba ayrılır:
1. anyon değiştirici reçineler, çok aminli reçinelerdir; tetraetilenpentamin, formol ve asetonun yoğunlaşmasından elde edilir. Su­da erimez, zehirli değildir, serbest asitleri tespit eder; anyon değiştirici reçinelerin etki yaptığı ortamda bulunan serbest asit­ler hızla ve hemen tamamen bu ortamdan kaybolur. Reçine + asit karışımı erimez halde kalır; tespit edilen anyonlar, bağırsak alkaliliğinin etkisiyle nötür tuzlar haline geçer ve bu tuzlar emilir. Organizma, ma­denî element bakımından hiç bir kayba uğramaz. Mide hiperasiditesinde ve özel­likle mide ülserinde, anyon değiştirici re­çineler hiperkloridriyi yok eder;

2. katyon değiştirici reçineler, bir yoğun­laşma etkeni olan formol’ün kurduğu köp­rülerle (—CH2—) birleştirilmiş uzun aro-matik karbür zincirlerinden meydana gelir; bu köprüler, katyonların değişmesinde et­kili olan asit fonksiyonlarını yüklenir (karboksilikler, sülfonlar). Asit fonksiyonları serbest durumda veya katyonlarla doyurul­muş olarak bulunur (amonyum, potasyum) ve bu katyonları başka katyonlarla değiş­tirebilir.

Başlıca uygulaması, sodyumu tes­pit ederek ödemli hastaları katyondan kur­tarma yeteneğine dayanır. Ağızdan alın­dığında, besinlerde ve sindirim salgılarında bulunan sodyumu tespit eder ve sodyumun bağırsaklarda emilmesine engel olur, sod­yumla birlikte dışkı ile dışarı atılır. (Kat­yon değiştirici reçineler, sebep olabileceği elektrolitik bozukluklar ve tansiyon dü­şüklükleri sebebiyle C tablosunda kayıt­lıdır.) [L]

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REÇİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REBAP veya REBAB

Tarih 25 Haziran 2009

REBAP veya REBAB i. (fars. ve ar. rebâb). Esk. Gövdesi hindistancevizi kabuğundan yapılmış, uzun saplı saz: Mevlânâ, rebap dinlemeyi seviyor ve bid’at addetmiyor ya [...] mesele orada (N. Araz). || Rebab-zen, rebap çalan kimse.

— ANSiKL. Mus. Rebap adı ilk olarak Câhiz’in (öl. 869) Mecmuatür-Resail adlı ese­rinde geçer. Bir endülüs efsanesine göre re­bap, İberik yarımadasında yapıldı. Arap­lar rebabı İranlılardan aldıklarını söyler­ler. İran’da mızrap veya elle çalınan rebap, Araplara geçince yayla çalınmağa başlan­dı. Yedi türlü rebap vardır:
1. müstatil re­bap, dikdörtgene yakın «Y» biçiminde ağaç bir çerçevedir, üst ve alt yüzlerine in­ce bir deri gerilir. Ağaçtan ve silindir bi­çimli, boynu demirden ayağı vardır. Bir veya iki teli bulunur; 2. yuvarlak rebap, yuvarlak ağaç bir kasnaktır, üst yüzü, ba­zen de alt yüzü ince bir deriyle kaplıdır. Ayağı yoktur. Bir tellidir;
3. kayık biçi­mi rebap, kayık biçiminde oyulan bir ağaç parçasıdır ve yalnız Magrıp’ta kulla­nılır. Oyuk bölümün üstü ince bir deriyle kaplıdır. Genellikle iki tellidir;
4. armut biçimi rebap hakkında yeterli bilgi yoktur. Üç telliydi;
5. yarım küre rebap, gövdesi yarım küre biçimindedir. Ağaçtan, hindis-tancevizinden veya kantar kapağından ya­pılır. Açık bölümün üzerine ince bir deri gerilir. Demirden bir ayağı olduğu gibi, ayaksız da olabilir. Boynu silindir biçimin­de bir ağaçtandır. İki tellidir. Kemençe ve­ya şişak adları da verilir;
6. tambur re­babı, tambur biçimindedir. Beş tellidir, ay­rıca birkaç ahenk teli vardır. Bazılarının gövdesinin altında bir tavus resmi bulunur. Genellikle Hindistan’da kullanılır;
7. açık gövdeli rebap, Ortadoğu’da genellikle hal­kın kullandığı bir türdür. Türkmenistan’­da kullanılan kopuza benzer. İki teli var­dır, gövde yüzünün üstü açıktır.

♦ Rebabî sıf. Esk. Rebapla ilgili. \\ Lirik, // Rebap çalan veya yapan kimse. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBAP veya REBAB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAVZA

Tarih 24 Haziran 2009

RAVZA i. (ar. ravza). Esk. Bol ağaçlıklı ve çiçekli bahçe: Muazzam ve mamur bir ravza-yı dilkiişa içinde… (Recaizade Ek­rem). || Cennet. || Azizlerin mezarı: Merdan-ı sühandanı ziyaret edip andan // Adab ile var ravza-yı Ruh’ye selâm et (Ziya Pa­şa). || Ravza-yı Mutahhara (veya Nebi), Hz. Muhammed’in mezarı: Git vatan! Ka­be’de siyaha bürün // Bir kolun ravza-yı Nebi’ye uzat // Birini Kerbelâ’da Meşhed’e at (Namık Kemal).

— Folk. Din. Ravzai Rıdvan, halk arasın­da «cennet» anlamına kullanılan bir deyim.
— Mus. Telli bir saz. (Çartar’ı andırırdı. Beş teli vardı. Bazı kaynaklar bu sazın, Arapkirli Şükrullah Bey tarafından bulun­duğunu bildirir.)

-Ravzat çoğl. i. Esk. Bahçeler. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAVENSARA

Tarih 24 Haziran 2009

RAVENSARA i. Madagaskar’da yetişen tarçın-zencefil ağacı. (Defnegillerden.)

— ANSİKL. Ravensara almaşık, uzun yap­raklı, çok dallı büyük bir ağaçtır; çiçek­leri dalların ucunda talkım halinde bulunur; meyvesi zeytin biçimdedir, içinde zencefil tadında iri ve köşeli bir iç çekirdek var­dır. Hepsi Madagaskar’da yetişen ona ya­kın türü vardır; bunların birinden tavolo denilen ve marangozlukta kullanılan bir ke­reste elde edilir. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENSARA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUWOLFİA

Tarih 24 Haziran 2009

RAUWOLFİA i. Asya, Afrika, Amerika ve Okyanusya’nın sıcak bölgelerinde yetişen ağaç veya ağaççık; çiçeğinin taç kısmı bu­ruşuktur. (Zakkumgillerden.)

— ANSiKL. Eczc. Rauwolfia serpentina’nın kökü ve köksapı Hindistan’da halk ara­sında ateş düşürücü, âdet getirici, ishal durdurucu, böcek ve yılan sokmasını iyileş­tirici olarak kullanılır. Modern tedavide ise bu bitkinin yatıştırıcı ve tansiyon dü­şürücü niteliklerinden yararlanılır; bu nitelikler bitkinin taşıdığı on kadar alkaloitten ileri gelir; bu alkaloitlerin en iyi bilinenleri rezerpin ile raubazin’dir. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUWOLFİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATİNECİYE

Tarih 24 Haziran 2009

RATİNECİYE i. (ar. râtinec’den rutineciyye). Bot. Esk. Sakızlı ağaçlar türü. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATİNECİYE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RASPA

Tarih 23 Haziran 2009

RASPA i. (ital. k.). Demir veya tahta bir zeminin üstündeki boyaları çıkarmakta, bir saç levhanın paslarını kazımakta kullanılan el âleti. || Raspa etmek, bu âletle boyalan veya pasları kazımak.

— Denize. Güverte, karina gibi yerlerin üze­rini kazımakta kullanılan, bir sapa takılmış, üçgen biçiminde, kenarları keskin madenî levha. || Raspa taşı, gemilerin güvertelerini temizlemekte kullanılan sünger görünüşün­de yumuşak taş.
— Kunduracılık. «Ağaç çivili» ayakkabı yapımında, tabana çakılan ağaç çivileri tıraşlamağa yarayan kunduracı âleti.
— Mekan, işlenmiş bir yüzeyin pürüzlerini gidermeğe yarayan, su verilmiş ekstra-sert kromlu çelikten yapılmış ve kenarları hafif­çe yuvarlatılmış yassı el âleti: Raspa, çok ince bir biley taşında bilenir. | Boru ras­pası, bir kazanın borularında birikmiş ku­rumları (duman borularında) veya kireç tor­tularını (su borularında) temizlemek için, boruların içini kazımağa yarayan âlet. | Çapak raspası, madenlerin çapaklarını te­mizlemekte kullanılan âlet. (Dikdörtgen bi­çiminde, kılağısız bir çeşit raspadır.) [LM]

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASPA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPUTİA

Tarih 23 Haziran 2009

RAPUTİA i. Güney Amerika’da yetişen kü­çük ağaç. (Raputia magnifica’dan arapoka denen ve Brezilya’da kullanılan sarımsı bir kereste elde edilir/Kökboyasıgillerden.) [L]
RAREŞ (Petru). Bk. PETRU RAREŞ.

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPUTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPHİOLEPİS

Tarih 23 Haziran 2009

RAPHİOLEPİS i. Hindistan ve Japonya’­da yetişen ağaççık; akdikene benzer ve portakal bahçelerinde yetiştirilir. (Gülgillerden.) [L]

RAPİDOLİT i. (fr. rapidolite). Miner. Eşanl. wernerit.

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPHİOLEPİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPHİDİOPTERA

Tarih 23 Haziran 2009

RAPHİDİOPTERA çoğl. i. Megaloptera ve planipenna takımları arasındaki, dar gövdeli, uzun ve saydam kanatlı, küçük boylu (15-20 mm) nevropteroyitleri kapsa­yan böcek takımı. (Etçil ve çevik olan bu böcekler kuzey yarımküre ormanlarında ağaçların üzerinde yaşar.
Tek familyası rap­hidiidae familyasıdır.) Bk. raphidıa. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPHİDİOPTERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPHİDİA

Tarih 23 Haziran 2009

RAPHİDİA i. Yassı, söbe veya dört köşe başlı, ince uzun öngöğüslü, tuhaf görünüş­lü böcek; dişisinin ardında bir burgu bu­lunur. (Bu böceklerin kurtçukları da, ye­tişkinleri gibi etçildir; hepsi ağaç kabuklarındaki yarıklarda yaşar; yetişkinleri pek seyrek uçar, ama uçuşu çok hızlıdır. Raphidia, yalnız raphidiidae familyasının de­ğil, sadece bu familyayı kapsayan küçük raphidioptera takımının da örnek tipidir. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPHİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANDİA

Tarih 22 Haziran 2009

RANDİA i. (ing. eczacısı J. Rand’ın adından). Gardenia’ya yakın bitki; bütün tropikal bölgelerde yüzden fazla türü var­dır. (Bunlar beyaz veya sarı çiçekli ağaç veya ağaççıklardır; çiçekleri yaprakların koltuğunda demet halinde bulunur. Meyve­si az veya çok etli ve çok tanelidir. Bazı türleri süs bitkisi olarak yetiştirilir. Kökboyasıgillerden.) [L]

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMPA

Tarih 22 Haziran 2009

RAMPA i. (ital k.). Bayınd. Bir arazi­nin, bir karayolunun, bir demiryolu hattının v.b., yatay doğrultuya göre eğimli olan kısmı. (Bk. ANSiKL.) || Çekme ram­pası, su altına doğru hafif bir eğimle inen dolgu toprak. // Giriş rampası, bir inşaata, bir rıhtıma v.b.ye giden eğimli yol.
— ÇEŞ. DEY. Rampa etmek. Argo. Davet edilmediği halde, birinin içki masasına oturmak.
— Dy. Bir vagonu raya sokmak veya ray­dan çıkarmak için kullanılan âlet. // Ayırma rampası, bir garın dışında, hatların çeşitli yönlere ayrıldığı yol ağının başlangıcında bulunan ve bağlantı takımları daha önceden çözülmüş trenlerin itilerek ayrılmasına ya­rayan iki tarafı eğimli yol.
(Ağır ağır itilen vagonlar, ayırma rampasından aşağıya doğru inerken, birbirlerinden uzaklaşmak ve ma­kasların yardımıyle değişik hatlara girmek için gerekli hızı kazanmış olur.) | Yanaş­ma rampası, vagonların, yüklenecek eşya­ya kolayca yanaşabilmesi için iki ambar hattının arasına yapılan yüksek set. || Yük­leme rampası, arabaları vagonlara kolay­lıkla yüklemek için, demiryolundan daha yüksek yapılmış platform.

— Denize. Esk. Kızaklara yerleştirilen ta­kozları birbirine kenetlemeyi sağlayan uçla­rı eğri ve çiviye benzeyen sivri demir. || Bir teknenin yanaşmasına elverişli olma­yan kıyı ile teknenin bağlantısını sağlayan iskele, duba veya sal. || Rampa alma, yel­kenli bir savaş gemisinin, savaşmak için başka bir tekneyle borda bordaya gelmesi. || Rampa baltası, rampacıların kullandıkla­rı iki yüzlü, kısa saplı bir çeşit balta. (Bu silâhlar rampacıların bellerindeki palaska­lara asılı dururdu.) | Rampa etme, bir tek­nenin başka bir tekneye veya rıhtıma ya­naşması. || Rampa harbesi, yelkenli savaş gemilerinde borda bordaya yapılan savaş­larda, bumbarları gözetlemekle görevli de­niz erlerinin kullandığı silâh, (üç köşeli, çelik namlulu ve ağaç saplı bir süngü bi­çimindeydi.)
— Havc. Bir pisti aydınlatmak için yerleş­tirilmiş projektörler dizisi.
— Mad. oc. Hava dönüş kuyusunu ana vantilatöre bağlayan eğik galeri.
— Mekan. Üzerine mekanik bir düzenek veya bir gale takılan eğik kısım.
— Petr. Yükleme rampası, tankerlerin ve sarnıç vagonların esnek borularla bağlana­rak akaryakıt yüklendiği doldurma kolektörü.
— Sil. Fırlatma rampası, bazı özitmeli mermilerin veya özel silâhların fırlatılma­sını sağlayan ve eğik düzlem halinde bir gövdeden meydana gelen düzenek: Füze rampası. Bk. ANSiKL.
— Teknol. Bağlantı elemanı olarak kulla­nılan, ucu eğik madenî parça.
— ANSiKL. Bayınd. Rampa’ların yarattığı büyük dirençleri pratikte mümkün olduğu kadar azaltma yoluna gidildi. Bunun için, rampanın uzandığı alan genişletilerek, eğim hafifletildi. Dağlık ülkelerde, yollara spi­ral veya salyangoz şeklinde kıvrımlar veril­di. Demiryollarında, rampaların eğimi en çok 8 ile 15 mm/m arasında değişir; fakat dağlar üzerinden geçen hatlarda 50 ve özel durumlarda 90 mm/m’ye kadar ulaşır. «Kre­mayerli» denen ve merkezî bir ray üzerin­de çalışan özel lokomotifler, genellikle 70 mm/m’yi aşan rampalarda kullanılır.
— Sil. Kalkış sırasında tepki kuvvetlerinin doğmaması, özitmeli mermilerin temel özelliğidir; bu yüzden, bu mermilerin fırla­tılması için ateşli silâhlar gerekmez, yalnız basit bir destek mermileri hedefe doğru yöneltir. Bununla birlikte, yeri terketmezden önce büyük bir hız verilmesi gereken V1′ler, fırlatma rampası denilen beton pistler üzerinden hareketli şaryolarla fır­latılırdı. Bugün de özel silâhların, füzele­rin çoğu rampalar yardımıyle fırlatılır. (LM)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKİB

Tarih 20 Haziran 2009

RAKİB sıf. ve i. Bk. RAKİP. RÂKİB sıf. (ar. rüküb’dan rükib). Esk. Binek hayvanına binmiş olan, binici. || Bir taşıta binmiş olan.

*Râkiben zf. Esk. Binmiş olarak, bine­rek: Vali Salim Paşa ile Polis Müdürü Fuat Beyin bu gece bir ecnebi otomobiline râkiben Bulgar işgali altında bulunan Ka­raağaç’a firar ettikleri maruzdur (Atatürk). [M]

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKİB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAHLE

Tarih 19 Haziran 2009

RAHLE i. (ar. rahle), üzerinde kitap oku­nan veya yazı yazılan, bazıları açılır kapa­nır, alçak, küçük masa: Bu sırada Ali, odanın öbür ucunda yere diz çökmüş, önün­de küçük bir rahle, beş numara bir lam­banın ışığı altında, veresiye defterlerini te­mize çekiyordu (Sabahattin Ali). Sanduka­nın etrafındaki rahleler üstünde açık du­ran birkaç Kur’anr. Kerim’i o mübarek ru­hun açılmış kanatları sandı (A. H. Müftü-oğlu). || Esk. Rahle-i tedris, ders masası.
— DEY. (Birinin) Rahlei tedrisinde, yetişme ve düşünce bakımından «o kimsenin etki­sinde» anlamında kullanılır.
— ANSÎKL. Zantl. Yanındaki ayakları oy­malı, kenar pervazları ve üzeri düz tahta sehpa veya sıra biçiminde olan rahle, türk el sanatlarının önemli ürünlerinden biridir.

Selçuklular zamanında tahtadan ve oymalı olarak yapılırdı. Müslümanlığı kabul eden ülkeler arasında rahle yapımını en çok geliştiren Osmanlılardır. Osmanlılar zama­nında malzeme olarak değerli ağaçlar (ce­viz, maun) kullanılır, rahlelerin üzeri se­def, kemik kakmalarla süslenirdi, ödağacından yapılanları, üzerlerinde ayetler, ha­disler yazılı olanları, tuğra işlemelileri var­dı. Medreselerde, mekteplerde, cami, mes­cit gibi yerlerde çok kullanılırdı. Sabit ve­ya X harfi şeklinde, katlanabilen iki türü vardır. Rahle, bugün de camilerde kulla­nılır. (M)
RAHMİ. Bk. rahim.

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFFLESİA

Tarih 18 Haziran 2009

RAFFLESİA i. (sir Thomas Stamford Raf­fles’in adından). Büyütken dokusu son dere­ce az olan, klorofilsiz asalak bitki; Malez­ya takımadalarında, ağaçların köklerinde asalak yaşar. (Rafflesia Arnoidi’nin çiçeği yaklaşık olarak 30 sm çapındadır ve kadav­ra gibi kokar. Bitkinin yaşama tarzı mantarlarınkine benzer. Aristolochiales takımın­dan rafflesiaceae familyasının örnek tipi.) (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFLESİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFYA

Tarih 18 Haziran 2009

RAFYA i. (Madagaskar dilinden k.). Lifleri dokuma işlerinde kullanılan palmiye. || Ay­nı palmiyenin lifi.
— ANSİKL. Rafya (raphia) iri gövdeli, çok uzun yapraklı bir ağaçtır. Çiçekleri büyük koçanlar halinde olur. Afrika ve Amerika’­da yetişen yirmi kadar türü vardır. Yaprak­larının boyu 5 m’yi bulan saz rafyasından (Raphia ruffa) elde edilen liflerle ip, kor­don ve örme mobilya yapılır. Rafyadan ya­pılan ipler ağaç aşılarını bağlamağa yarar. Tropikal Afrika’da yetişen (Raphia vinifera) şarap rafyasından mayalanmağa elve­rişli bir özsu elde edilir; bu sıvının maya­lanmışına «rafya şarabı» denir. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİSQUALİS

Tarih 17 Haziran 2009

QUİSQUALİS i. Karşıt yapraklı, salkım halinde beyaz veya kırmızı çiçekli tırmanıcı ağaççık. (Asya ve Afrika’nın tropikal böl­gelerinde dört türü yetişir. Combretceae familyasından.) [L]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİSQUALİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEBEC eyaleti

Tarih 16 Haziran 2009

QUEBEC eyaleti, Kanada’nın doğusunda eyalet; 1 539 843 km2; 5 744 000 nüf. Merke­zi, Quebec; başlıca şehri, Montreal.
• Coğrafya. Quebec eyaletinin toprakları Kanada’daki üç büyük coğrafî bütün üze­rinde uzanır: Kanada «kalkanı», Laurenti­des bölgesi, Apalaş bölgesi. Güney (Laurentides) ve doğu (Nouveau Quebec) kısmını içine aldığı Kanada «kal­kanı» geniş ormanlarla kaplı ve birçok göl, çukur ve tepeciklerden meydana gelen bir labirent görünüşündedir. Laurentides böl­gesi ırmağın her iki kıyısında (Saint – Laurent ülkesi, Montreal ovası) uzanan bir alçak topraklar bölgesidir. Apalaş bölgesi ise tepe çizgilerinin hâkim olduğu’bir yay­lalar (Gaspesie, halicin güney yaylaları, do­ğu kantonları) kesimidir, iklim kışın sert (Quebec’te ocak ortalaması: —12,4°C), ya­zın sıcaktır (Ouebec’te ağustos ortalaması: 18,7°C); bol yağmur yağar (Quebec’te 1 070 mm); kar Quebec’te beş altı ay kalkmaz.

Eyalet, ülkenin büyük tarım bölgelerinden bi­ridir. Bununla birlikte toprağın ancak onda biri (Montreal ovası, Doğu kantonları, Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temiseamingue çukuru) tarıma elverişlidir. Eyalet, zen­ginliğini toprakların çok eski tarihlerden beri yoğun bir şekilde değerlendirilmesine borçludur. Tarla açma işine Saint-Laurent’dan ormana doğru birbirini takip eden «rang»lar halinde başlandı. XIX. yy. ortala­rında ırmağın kıyılarından çok öteye yerle­şildi (Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temis-camingue). Tarım sisteminde çeşitli tarım, küçük ve orta mülkiyet ağır basar. Fransız asıllı kanada köylüsü toprağına bağlıdır ve kendi işlediği tarlasında tahıl, yemlik bitki, sebze yetiştirir; her çiftliğin kendi bostanı ve meyve bahçesi, çoğunlukla da akça ağaç diktiği ormanı ve içinde sütçül inek, koyun ve domuz beslediği ağılambarı vardır.

Bununla birlikte Quebec sütçülüğe yönelmiş olduğu için tarımda yemlik bitkiler ağır basar. İdare bölümlerinde tek tip tarım yapılır. Joliette’te tütün, Orleans adasında meyve, Montreal’e doğru sebze, Napierville’de patates v.b. Balıkçılık (Gaspesie), kürk hayvanı yetiştiriciliği (gümüşü tilki, vizon), birçok bıçkıhaneye ve büyük kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarına hammadde sağlayan ormanlar, ek gelir kaynaklarıdır. Quebec, Ontario’dan sonra ülkenin en bü­yük sanayi bölgesidir. Yeraltı altın ve bakır (Noranda-Rouyn, Malartic, .Vald’Or), am­yant (Asbestos, Thetford Mines v.b.), de­mir (Lac-Allard) bakımından zengindir; ay­rıca ormanlar önemli bir gelir kaynağıdır, üstelik Saint-Laurent suyolu ve beyaz kö­mür de eyaletin zenginliğini artırır. Saguenay (lle-Maligne, Chutea-Caron, Ship-shaw), Saint Laurent (Beauharnois, Les Cedres), Saint-Maurice (Shawinigan, Grand, Mere, La Tuque), Gatineau, Ottawa v.b. ırmakları üzerinde büyük hidroelektrik santralları kurulmuştur. Bu santralların üret­tiği elektriğin üçte birini kâğıt hamuru ve özellikle alüminyum (Arvida, Shawinigan Falls, Beauharnois) sanayileri tüketir. Çok çeşitli olan imalât sanayii, Montreal, Doğu kantonları, Saint-Maurice, Quebec, Saguenay ve Ottawa bölgelerinde toplanmıştır. Turizm de (Laurentides, Gaspesie) önemli bir gelir kaynağıdır.

• iktisat.. Eyaletin nüfusu 1961′den beri 500 000 kişi kadar arttı; bu artışın başlıca sebebi doğumların ölümlerden fazla olma­sıdır. Toplam artışın yarısını eyalet nüfu­sunun yüzde 40′ından fazlasının yaşadığı Montreal çekmiştir.1964′te Quebec değer bakımından kanada maden üretiminin yüzde 19,8′ini sağladı. Bu oldukça yüksek orana, demir filizi çı­karımı (Jeannine ve Wabush göllerindeki yataklarla Knob Lake [Schefferville] yatak­ları) ile altın, çinko (Mattagami gölü çev­resinde) ve amyant üretimi (dünya üreti­minin yarısından çoğu) sayesinde ulaşıldı. 1965 Başında Quebec, hidroelektrik alanında Kanada’nın toplam üretiminin üçte birin­den fazlasını (büyük kısmı Hydro-Quebec’in kontrolü altında olan 10 000 MW) üretiyordu. 1964′te Carillon santralının tamam­lanmasından sonra Manicouagane ve Outardes ırmakları üzerinde girişilen çalışma­larla Quebec’in ülkedeki üstünlüğünün art­ması beklenmektedir. Ayrıca termik enerji de önemlidir: Sorel yakınında Tracy’de 600 MW’lık bir santral kurulmuştur. Eyaletin kanada imalât üretimindeki payı 1964′te yüzde 29,7 iken Ontario’nunki yüz­de 50 idi. Kişi başına üretim Ontario’dakinden çok azdır.
Quebec’te daha çok ek değeri az olan sanayiler yerleşmiştir. Dokumacılık, kereste sanayii. Sanayinin bu yapısı hayat seviyesinin millî ortalamadan epeyce, komşu eyaletinkinden ise çok düşük olmasını açıklar. 1964′te kişi başına ma­lî gelir Quebec’te 1 567 dolar, Ontario’da 2 113 dolardı (bütün Kanada için 1 812 do­lar). Enerji elde edebilme imkânlarına (hiç olmazsa elektrik alanında, maden üretimi­nin önemine, Saint-Laurent denizyoluna ve ülkenin en, büyük merkezinin burada ol­masına rağmen giderilemeyen bu eşitsizliğin sebebinin iç yatırımların yönelimiyle ilgili olduğu ve kısa vadede değiştirilemeyeceği sanılır.

• Tarih. Tarihi Kanada’nınkiyle eşit olan bu büyük eyaletin sınırları 1763′te çizildi. 1791 Antlaşmasından sonra Aşağı Kanada adını aldı ve 3867′de Kanada konfederasyonunun ilk dört eyaletinden biri haline geldi. İkinci Dünya savaşından beri Quebec siyasetinin başlıca özelliği, muhafazakâr başbakan Maurice Duplessis’in uzun süre (1944-1960) iktidarda kalmasıdır. Duplessis’i rakipleri geçmişe dönük siyaseti ve seçim geleneklerini yozlaştırması bakımından tenkit ettiler.
1960 Seçimlerinde büyük bir zafer kazanan liberaller, Millî Birlik’in çı­kardığı 44 milletvekiline karşılık 50 millet­vekili çıkardılar. Jean Lesage yönetiminde kurulan yeni hükümetin başlattığı reform­lar, «sessiz devrim»i meydana getirdi: ik­tisadî alanda reformlardan bir kısmının he­defi Amerikalıların veya ingiliz asıllı Ka­nadalıların işletmelerinin ve sermayelerinin etkisini azaltmak (elektrik üretiminin dev­letleştirilmesi gibi) ve sanayileşmeyi geliş­tirmekti; sosyal alanda eski sosyal yapılara el atıldı ve meselâ ‘Katolik kilisesinin eği­timdeki fiilî tekeli, bir Kamu Eğitimi bakanlığının kurulmasıyle yumuşatıldı. Ama kamuoyunun, Kanada federasyonu yapısı­nın değiştirilmesini isteyen unsurları, bu re­formları çok yetersiz buldular. Bunlardan bir kısmı bağımsız ama Kanada’nın öbür eyaletleriyle ilişkili bir Quebec devleti kurul­masını istediler. Bazılarıyse çeşitli kuruluş­lar çerçevesinde tam bağımsızlık için savaş­maktadırlar: başlıca «bağımsızlıkçı» teşki­lât Millî Bağımsızlık birliğidir. Top­lulukların bazısı ise millî kurtuluş mücadelelerine «sömürgecilik aleyhtarı» bir savaş gözüyle bakıyordu. Bu görüş açısından hareket eden bazı militanlar şiddet hareketle­rine başvurulmasını öğütlediler. 1963′te Montreal’de patlayan bombalar birçok kişi­nin ölümüne sebep oldu. «İki dillilik» üs­tüne yapılan bir soruşturmanın (1965) açığa vurduğu gibi, Kanada’da kamuoyunun bü­tün kesimleri Fransızca konuşanların aşa­ğılanmasına karşıdır.
Soruşturma bu eşit­sizliğin Kanada’nın bütünlüğünü tehlikeye düşürdüğünü açığa vurdu. Quebec ile Ka­nada’nın geri kalan kısmı arasındaki buh­ranı, 1966 seçimlerini Daniel Johnson’un yönettiği Millî Birlik partisinin kazanması (51 liberale karşılık, 55 milletvekili) daha da artırdı. Muhafazakârlar Fransızca konu­şulan eyaletle Ottawa arasındaki ilişkilere, milliyetçi bir eğilim vermeğe kalkıştılar. General de Gaulle’ün Montreal Dünya ser­gisini ziyareti (temmuz 1967), olayların hız­lanmasına yol açtı. Quebec halkının coş­kunlukla karşıladığı De Gaulle, nutukların­da kaderlerine hâkim olmaları gereken «Kanadalı Fransızlar»ın hürleştirilmeleri zorunluğunu kesinlikle ortaya koydu; Mont­real’de verdiği kısa nutku «Yaşasın hür Quebec» diye bağırarak bitirmesi, federal hükümetin şiddetli tepkisiyle karşılaştı; bu­nun üzerine De Gaulle, Ottawa’ya yapa­cağı ziyareti iptal etti. O tarihten sonra Quebec ile Fransa arasında Ottawa’yı işe karıştırmadan önemli iktisadî ve kültürel anlaşmalar imzalandı.

1970 Nisanındaki eyalet seçimlerinde Millî Birlik hükümeti yenilgiye uğradı ve seçimi Liberal parti kazandı. Partinin lideri Jean Roberc Bourrassa’nın 12 mayısta göreve başlayan hükümeti, ilk adımda kargaşalık­larla uğraşmak zorunda kaldı. Montreal’­deki ingiliz ticaret ataşesi Cross (5 ekim) ve Quebec çalışma bakanı Pierre Laporte (10 ekim), Quebec Bağımsızlık hareketi mensuplarınca kaçırıldılar. Olağanüstü tedbirlere rağmen Laporte öldürüldü (17 ekim). İngi­liz ataşesi Cross ise, onu kaçıranlarla mü­badele edilmek suretiyle kurtarılabildi. Ça­lışma bakanını öldürmekle suçlanan iki kişi ise müebbet hapse mahkûm edildi. (LM)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUARARİBEA

Tarih 16 Haziran 2009

QUARARİBEA i. Çiçekleri keskin, hoş bir koku yayan ağaç; Amerika’da yetişen on beş türü vardır. (Bombacaceae famil­yasından.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARARİBEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUALEA

Tarih 16 Haziran 2009

QUALEA i. Meşin gibi sert ve karşıt yap­raklı büyük ağaç; Brezilya ve Guyana’nın sıcak bölgelerinde yetişir. (Qualea’nın çe­şitli türlerinden [Qualea paraensis, Q. rosea, Q. coerulea, Q. albiflora] kereste el­de edilir.) [Vochysiaceae familyasından.] (L)

QUANG-NAM. Bk. KUANG-NAM.
QUÂNG-NGAİ. Bk. KUANG-NGAY.
QUANG-TRİ. Bk. KUANG-TRî.
QUANG TRUNG. Bk. KUANG TRUNG.
QUANG-YEN. Bk. KUANG-YEN.

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUALEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYROCHROA

Tarih 16 Haziran 2009

PYROCHROA i. Yassı gövdeli, genellikle güzel kırmızı renkli böcek; tırtılı ağaçların kabuğu altında yaşar; en büyük türü Pyrochroa coccinea’nın boyu 15 mm’yi geçer. (Kınkanatlılardan pyrochroidae familyasının örnek tipi.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYROCHROA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYREİON

Tarih 16 Haziran 2009

PYREİON i. (pyr, ateş’ten yun. k.). Perslerin kutsal ateşi sürekli olarak yanar du­rumda tuttukları yer.
— Esk. Yun. Birbirine sürtülerek ateş elde etmeğe yarayan ağaç parçalan. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYREİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİLLAJA

Tarih 16 Haziran 2009

QUİLLAJA i. Almaşık yapraklı, erkek ve dişi çiçekli ağaçsı bitki; Amerika’da yetişir. (Gülgillerden.)
— ANSİKL. Şili’de yetişen Quillafa saponaria’dan «panama odunu» denen bir kabuk çıkarılır.
6-8 mm kalınlıkta, kirli beyaz, kırılgan ve kıymıklı plakalar halindeki bu kabuktan tahriş edici bir toz elde edilir; içinde sapotolesin (nötür saponin) ve bir ki-layik asit bulunur; hidrolize uğratılınca, sapojenin ve şekerlere ayrılır. Bu tozun kaynatılmasından elde edilen bol köpüklü sıvı kirli çamaşırları arıtmağa yarar. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLAJA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRACANTHA

Tarih 15 Haziran 2009

PYRACANTHA i. Beyaz çiçekli, kırmızı veya turuncu meyveli ağaççık. (Gülgillerden.)
— ANSiKL. Pyracantha’nın boyu 1-2 m’yi bulur; yaprakları küçük ve süreklidir. Meyve verdiği ve çok süslü olduğu için ge­nellikle bahçelerde süs için yetiştirilir. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRACANTHA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYİNKADO

Tarih 15 Haziran 2009

PYİNKADO i. Birmanya’da yetişen büyük ağaç (baklagillerden Kylia xylocarpa). [Ko­yu kırmızıvesmer odunu en çok demiryolu traversi yapımında ve yapı işlerinde kulla­nılır. Kabuğu deri tabaklamağa yarar.] (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYİNKADO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYGAERA

Tarih 15 Haziran 2009

PYGAERA i. Göğsünde koyu bir çizgi bu­lunan külrengi esmer gece kelebeği. (Pulkanatlıların notodontidae familyasından.)
— ANSiKL. Pygaera’nın tırtılı, söğüt ve ka­vak ağaçlarında yaşar, içinde bulunduğu kıvrılmış yaprakları kemirerek beslenir. Pygaera anachoreta ve P. curtula Batı Av­rupa’da yaygındır. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYGAERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYCNANTHUS

Tarih 15 Haziran 2009

PYCNANTHUS i. Tropikal Afrika’da ye­tişen ağaç. (Pycnanthus Angolensis veya P. kombo’dan Kamerun ve Gabon’da llomba veya eteng, Fildişi Kıyısı’nda valele de­nilen bir kereste elde edilir. Myristicaceae familyasından.) [L]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYCNANTHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜSKÜRTEÇ

Tarih 15 Haziran 2009

PÜSKÜRTEÇ i. (püskürtmek’ten püskürt-eç). Sıvı veya toz halinde olan maddeleri püskürtmeğe yarayan âlet. Eşanl.PÜLVERİZATÖR ve FİKSATÖR.

— Büro. Bir resmin üstüne, görüntüyü tespit edecek bir sıvı püskürtmeğe yarayan, ince uzun iki tüpten meydana gelmiş âlet. (Aralarında bir dik açı yapacak şekilde bir­leştirilmiş iki tüpten birinin ucu tespit sı­vısının bulunduğu şişeye batırılır, öbürün­den de ağızla hava üflenerek püskürme sağ­lanır.)
— Ted. İlâçlı buhar veya duman püskürt­meğe yarayan aygıt. (Bk. ANSiKL.) | Du­man püskürteçi, ilâçlı bir maddeyi çok ince zerrelerden müteşekkil bir duman ha­line getirebilen püskürteç.
(Bu duman aerosolu andırır, ama onun kadar kalıcı de­ğildir.)
— Zır. âlet. Böcek ve mantar öldürücü sıvı ilâçları püskürtmeğe yarayan araç. (Aracın hortumu ucunda, depodan gelen sıvı ilâcı ince zerreler halinde fışkırtan parçaya büz denir.) Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Ted. Püskürteç’ler’in başlıca iki tipi vardır: oda sıcaklığında çalışan­lar, buharla çalışanlar. Birinciler, üst ucu ince bir delik halinde sivriltilmiş ve kıv­rılmış bir cam borudan meydana gelir. Alt ucu püskürtülecek sıvının içine batı­rılan borunun kıvrıntılı yerinde şiddetli bir hava akımı sağlayan yuvarlak bir lastik pompa bulunur.
Hava akımı tüpün dikey kısmmdaki havayı dışarıya atınca burada bir boşluk meydana gelir; yükselen sıvı çok küçük tanecikler halinde tüpün sivri ucundan dağılır. Buharlı püskürteç, küçük bir kazandan gelen su buharını kullanır. Buhar, dibi ilâçlı bir sıvıya batırılmış bir tüpün ince ucunu yalayarak fışkırır. Bu aygıtlar akciğer keseleri veya gırtlak içi­ne kreozot, timol v.b. değiştirici madde­ler göndermek, deri (abseler), göz, burun yapmak için kullanılır.
Bir de tozları püskürten püskürteçler var­dır; bunlardan lokal olarak antibiyotikleri kullanmak için yararlanılır.
— Zır. âlet. Püskürteçlerin birçok çeşidi vardır: küçük işler için insan sırtında ta­şınanlar; büyük araziler için yük hayvanı sırtında taşınanlar veya tekerlek üzerine monte edilenler. Birincilerde ilâç deposu sırt küfesi gibi insan sırtına askılarla tut­turulur. Sağda’ bir kol, depo içine yer­leştirilmiş emme basma tulumbayı çalış­tırır, işçi sol eliyle, ilâçlı sıvıyı buhar hâ­linde fışkırtması için ucuna bir parça yer­leştirilmiş hortumu kullanır.
Diğer püskürteçler bir traktör veya at ta­rafından çekilir veya taşınır. Depoları da­ha büyüktür, bir veya birkaç hortumu bir­den besler. Sıvıyı püskürtecek basıncı, te­kerlekle çekilen bir pompa yardımcı bir motor veya traktör sağlar. Böylece birkaç sıra bitki, ağaç veya asma birden ilaçlanabilir. Atomizör püskürteçler ve duman püskürteçleri, sis halinde, çok ince tane­cikli bir püskürme meydana getirir. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜSKÜRTEÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜRNAKIL

Tarih 15 Haziran 2009

PÜRNAKIL i. (fars. pür, dolu ve ar. nahl, gelin veya sünnet alayının önünde taşınan süslenmiş ağaç > pür-nahl’den). Halk dili. Meyve ve çiçekle dolu ağaç. (M)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRNAKIL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜR

Tarih 15 Haziran 2009

PÜR sıf. (fars. k.). Esk. «Dolu, çok, sa­hip» anlamlarıyle bileşik sıfatlar yapar. || Pür-âhenk, çok ahenkli: Saf, pürâhenk bir çocuk sesi sordu. (H. Z. Uşaklıgil). || Pür-âmal, emellerle dolu. || Pür-ateş, ateş dolu. || Pür-azamet, çok azametli. || Pür-bad, çok rüzgârlı. Mec. Kibirli. || Pür-bar, yük­lü. Meyvesi çok (ağaç). || Pür-cuş, coşku dolu: Havada mevcelenir sanihat-ı kudsi-yen I Riyah, ruhumu pürcuş eden, mekâ-lindir (M.Â. Ersoy). ||

Pür-çin, çok karı­şık bükülmüş. || Pür-feyz, çok bol, bolluk dolu. || Pür-dil, yürekli, cesur. || Pür-di-lân, cesur kimseler. || Pür-fer, parlak, ay­dınlık. || Pür-gû, çok konuşan: Pür-gubar, toz dolu: Buhara benzetilir bir yeşil saadet­tir // Gülümseyen ovanın vech-i pürgubarın-da
(Tevfik Fikret). Mec. Kırılmış, çok in­cinmiş. || Pür-hayal, hulyalı. || Pür-hayat, hayat dolu, canlı. || Pür-hiddet (pür-gazap, pür-gayz veya pür-tehevvür), kız­gın, çok kızmış: Sa’d ise oraya pürhiddet olarak çıka geldi (Cevdet Paşa). || Pür-hun, kanlı, kan içinde:
Rastgeldiği şeye çarpı­yor, yaralıyor, yaralanıyor, nihayet nefesi kesilinceye kadar müzmahil ve pürhun kalı­yor (Cenab Şahabeddin). |J Pür-huzur, hu­zur içinde, huzur dolu. || Pür-ıstıfa, seçilmiş, ayrılmış: Anın için hükümet müdafaâtı benim yazılarımın haricinde kalır, ben o bil­diğiniz nezih ve pürıstıfa can ve vicdanım ile bir teşebbüsü hayırhahıde bulunayım de­dim (Atatürk). // Pür-maharet, hünerli, çok usta. || Pür-melâl (veya pür-teessür), üzün­tülü, sıkıntılı: Gülzar pürmelâl ise, bülbül lal ise (Yahya Kemal). || Pür-neşe, çok ne­şeli, neşe dolu. || Pür-nur, nurlu, nur için­de: Her yer karanlık // Pürnur o mevki (Abdülhak Hâmid). || Pür-sihhat, sıhhat do­lu. || Pür-sürud, şarkı söyleyen, nağmeli: Bütün bu kafile efradı pürsürud-ı sürür I Yarıp önünde duran halkı muttasıl gidiyor (M. Â. Ersoy).
|| Pür-sürur, sevinç dolu: Lâmia, ne kadar pürsürur, gülmek için ya­ratılmış (H. Z. Uşaklıgil). || Pür-şevk, çok şevkli, çok heyecanlı. || Pür-şule, pırıl pırıl: Zeki nazarlarının hande-i kebudiyle I Tenev­vür eyleyen ecfanı sanki pürşule (Tevfik Fikret). || Pür-taravet, gençlik dolu, çok taze: Getirir gözlere âfak-ı sabah // Pürta-ravet, yeni bir mey-i nigâh (Cenab Şaha­beddin). [M]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUY DE DÖME idare bölgesi

Tarih 15 Haziran 2009

PUY DE DÖME idare bölgesi, Fransa’da idare bölgesi, Massif Central’da;
8 016 km2; 530 300 nüf. Merkezi, Clermont-Ferrand. İdare bölgesinin batı kısmı billûrlu Combraille d’Auvedgne tepelerini içine alır; bu ke­simde çeşitli tarımın yanı sıra hayvancılık yapılır.

Dordogne’un güneyinde Artense yay­lasında da aynı ekonomi devam eder. Daha doğuda iki büyük yanardağ sistemi uzanır: kuzeyde Puy de Döme’da 1 465 m’yi bulan Puys sıradağları veya Döme dağları, güney­de Puy de Sancy’de 1886′m’ye ulaşan Mont-Dore kütlesi. Bu dağların hâkim olduğu yay­lalarda sığır yetiştiriciliği peynir imalâtına yol açmıştır. Dağda Allier ırmağının akaçladığı verimli Limagnes ovaları uzanır: ku­zeyde Limagne de Clermont, güneyde Limagne de Brioude; bu kesim verimli bir ta­rım (tahıl, şeker pancarı, meyve ağaçlan) alanıdır, idare bölgesinin doğu ucu yazın büyük sürülerin çıkarıldığı Forez dağları’nın ve Bois Noirs kütlesi’nin batı yamacını içine alır. Bölgede sanayi büyük ölçüde gelişmiş­tir: makine yapımı, dokuma sanayii, bıçakçı­lık (Thiers), Clermont-Ferrand’da kauçuk sanayii (otomobil lastiği yapımı). Ayrıca geleneksel el sanatları da devam etmektedir. Turizm de (ılıca merkezleri) önemli bir ge­lir kaynağıdır. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUY DE DÖME idare bölgesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUTORİA

Tarih 15 Haziran 2009

PUTORİA i. (lat. putere, pis kokmak’tan). Akdeniz bölgesinde yetişen pis kokulu ağaç­çık; yaprakları karşıt ve şeritsi, çiçekleri, dalların ucunda talkım halinde toplu, kü­çük, beyaz veya pembe olur. (Kökboyasıgillerden.) [L]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTORİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUT

Tarih 15 Haziran 2009

PUT i. (fars. büt’ten). Bir ilâhı temsil eden ve bazı insanların taptıkları resim veya heykel: Bu ümmet, mukaddema taştan ve ağaçtan yapma putlara tapardı (Cevdet Pa­şa), insanlar putlarını kendileri yaparlar (Ş.S. Aydemir). || Haç.

— ÇEŞ. DEY. Put gibi, hiç kımıldamadan ve bir şey söylemeden: Delikanlı, cevap vermeden bu sözleri put gibi dinledi (H.R. Gürpınar). || Put kesilmek, sessiz ve hare­ketsiz bir durum almak: «Şunu kurşuna di­zin!» dedi. Donduk put kesildik! (Kemal Tahir).
— Ansikl. Arkeol. Mezopotamya’da puf­lara M.ö. 3000′e doğru rastlanır. Bunlar pişmiş topraktan veya taştan yapılmış kü­çük kaba heykellerdir. Çoğunlukla kadın heykelcikleri olan bu putların üzeri çeşitli şekillerle süslüydü. Susa’da ve İndus vadi­sine kadar uzanan bölgelerde birçok put bulunmuştur. Irak’ta (Yukarı Suriye) ele geçirilen gizli putlar da aynı döneme aittir. Birkaç santimetre boyunda siyah ve beyaz kaymak taşından yapılan bu heykellerin gövdeleri az çok dikdörtgen biçimindedir; bir veya iki çift gözü vardır; Kültepe’de (Kappadokia) bulunan ve üçgen biçimli bir, iki veya üç başlı taş putların bu tipten il­ham alınarak yapıldığı sanılır (M.ö. 2200′e doğr.). Eski Ahit’te de putlardan söz edi­lir (Hâkimler, XVII, 3-4) ama biçimlerinin nasıl olduğu açıklanmamıştır. Bk. TANRI.
— Mant. Bacon, bu terimi, gerçek bilime zarar verebilecek bazı yanlış fikirleri belirt­mek için kullanır ve şu putları ayırt eder: kabile putları (idola tribus) veya sosyal ön­yargılar; mağara putları (idola specus) ve­ya eğitimden ve karakterden gelen ön yar­gılar; alan putları (idola fori) veya dilin yetersizliklerinden doğan yanlışlar; tiyatro putları (idola theatri) veya yanlış ve yanıl­tıcı sistemleştirmelerin yol açtığı hatalı dü­şünceler. (LM)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUS

Tarih 15 Haziran 2009

PUS i. (esk. türk. k.). Hafif ses. || Bazı mey­velerin üzerinde meydana gelen zamk veya sakıza benzeyen madde. || Ağaçların göv­delerinde ve dallarında oluşan yosun ve küflü kabuk. || Yaprakların üzerinde görü­len ve bir örümcek ağını andıran kurt veya böcek yuvası. || içine Soğuk su konan bar­dağın üzerini kaplayan buğu. || [Genellikle dişi koyunlarda] Meme başlarında görülen kabuğa benzer madde.
— ANSİKL. Meteorol. Milletlerarası bir uz­laşma gereğince, görüş mesafesini kısaltan fakat
1 km’den aşağı düşürmeyen atmosfer bulanıklığına, sisten ayırt edebilmek için, pus denir. Beyaz pus, havada asıltı halinde bulunan sıvı damlacıklarından ileri gelir: olay sise benzer, fakat yoğunluğu daha az­dır ve atmosfeı doymamıştır. Yoğunlaşma çekirdekleri de bazen beyaz pusa yol açabilir (şehre ve denize inen pus). Ayrıca adiyabatik genleşme de, meltem esince, dağların doruklarını saran puslar meydana getirir .(LM)

PUS
i. (fr. pouce, başparmak’tan). Metrol. Bk. iNÇ.

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PURO

Tarih 15 Haziran 2009

PURO i. («saf, halis, temiz» anlamında ital. k.den [?]). üzerine tütün yaprağı sa­rılarak yapılmış, içi yaprak tütün parça­ları dolu, kaim ve uzun sigara. (Bk. ANSİKL.)
— Ted. Tıbbî puro. Bk. ANSİKL.
— ANSİKL. Puro, üç ayrı parçadan mey­dana gelir:
1. uzunlamasına kesilerek puro­nun boyunca konmuş yaprak tütün parça­ları, picadura adı verilen tütün kıymık­ları veya oldukça büyük parçalar halinde kıyılmış tütünden meydana gelen iç veya dolguluk;
2. içi saran ve damarları çıka­rılmış yarım bir tütün yaprağından yapıl­mış iç sargı veya birinci sargı;
3. birinci sargının çevresine sarmal biçimde dolan­mış dış sargı veya yaldızlık admdaki ince, esnek ve özel bir biçimde kesilmiş yaprak.
Purolar ya elde veya düzgün olmalarını sağlamak amacıyle ağaç kalıplar kullanı­larak yapılır. Günümüzde bu iş genellik­le makineyle yapılır. Başlangıçta yalnız dolgu kısmını yapmak için kullanılan ma­kineler vardı. Daha sonraları bütün pu­ro, makinelerde yapılmağa başlandı. Bu­gün makineler, eski puro işçilerinin yap­tığı kadar düzgün purolar imal etmek­tedir. En yaygın ve geleneksel puro, baş tarafı öbür ucundan daha dar ve dış sar­gılı olandır. Baş tarafı silindir biçimli pu­rolar da yapılır. Puro, piyasaya çoğun­lukla üzerine desenli veya yaldızlı kâğıt bilezik geçirilmiş olarak sürülür; ayrıca, dış etkenlerden zarar görmesini önlemek için selef on kâğıdıyle sarılır.

• Türkiye’de silindir ve kesiti dört köşe olan purolar imal edilir. Bunların, genel­likle önü kalın, arka kısmı incedir. Puro­nun iç ve dış sargılarında kullanılan tü­tünler yalnız Pazar (Rize) bölgesinde yeti­şir, İç kısma konulan kıyılmış tütün de, çeşitli bölgelerde yetişen tütünlerin harman­larıdır.
— Ted. Tıbbî puro’lar solunum hastalıkla­rının tedavisinde kullanılır ve bazı şifalı bitkilerden yapılır. Ayrıca bu bitkilere toz veya eriyik durumundaki hm ilâçlar dâ ek­lenir. Hastalar tarafından içilen bu puro­ların içindeki yararlı maddeler, ısı etki­siyle gaz haline geçerek iyileştirici etkiler yapar. (LM)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUNA

Tarih 13 Haziran 2009

PUNA i. Peru Andları, Bolivya, Arjan­tin ve Şili’de enleme göre 3 000-5 000 m arasında yer alan «soğuk topraklar» katını tanımlamak için kullanılan terim. (Başlıca topografya özelliği geniş düz alanlar olan bu topraklar, kurak, soğuk ve rüzgârlıdır. Hidrografya yoksullaşmıştır ve Bolivya punası ile Atacama punasında içakışıklık hü­küm sürer; iç çöküntüler [salar'lar] kuzey afrika sollarına benzer. Çok derin olma­yan toprak genellikle taşlıdır. Alçak ve seyrek olan bitki örtüsünün başlıca özelliği ağaç bulunmaması, birbirinden uzak ichu kümeleriyle bodur lloreta ve tola çalıların­dan meydana gelmesidir. Puna’da lama, alpaga, ve koyun, yetiştiren kızılderililer yaşar.) [L]

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PULTANAEA

Tarih 13 Haziran 2009

PULTANAEA i. Almaşık veya çepeçevre dizili basit yapraklı ağaççık; Avustralya’da yetmiş kadar türü yetişir. (Fasulyegillerden.) [L]
PULTENAY (William), Bath kontu. Bk. BATH.

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULTANAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUGLİA veya PULYA

Tarih 13 Haziran 2009

PUGLİA veya PULYA, İtalya yarımadasın­da bölge, Apennin dağıyle Adriya denizi arasında, Fortore’den Salento yarımadasının ucuna kadar uzanır; 19 300 km2, 3 409 700 nüf. Beş ili içine alır: Bari, Brindisi, Foggia, Lecce ve Tarento. Bölgede birçok ke­sim ayırt edilir. Gargano, karst olayları ba­kımından zengin bir kalkerli burundur; kuzeyde iki büyük denizkulağı (Lesina ve Varano) kıyısında uzanır; büyük kısmı or­man ve makilerle kaplıdır. Gargano’nun arkasında, Fortore ile Ofanto arasındaki Tavoliere, Murge’ler ve Bari toprağı, kıyı­ya paraleldir; Murge dağları, yükseltisi 400 – 700 m arasında değişen kalkerli kayalar­dan meydana gelir; aşağıda, çok verimli pliyosen kumları ve killerinden meydana ge­len Bari toprağı uzanır. Salerno yarımada­sında kalkerli engebeler, killi çöküntüler ve kıyı bataklıkları birbirini takip eder.

Başlıcaları Fortore ve Ofanto olan Puglia ırmakları, yazın kuruyan sel sularıdır. Tavo­liere dışında (kara iklimi) bölgenin geri ka­lan her yerinde akdeniz iklimi hüküm sü­rer; yazın üç ay çok kurak geçer. Tabiî şartlar her yerde tarım hayatına el­verişli değildir ve bölge sık sık tırtıl, çekir-

ge veya köstebek akını gibi felâketlere uğ­rar. Yazın çoğu kavurucu olan rüzgârların yaladığı Puglia’nın nüfusu son derece ka­labalıktır. Bununla beraber çaba ve çalış­ma sayesinde topraktan oldukça yüksek verim elde edilir ve Puglia üzüm, şarap, zeytin, yağ, tütün, badem ve incir üretiminde İtalya bölgelerinin başında gelir. Su bakımından fakir olan bölge, Abruzzi’lerden geçerek Liri’den su getiren bir su kemeri inşasıyle değerlendirilmiştir. Tavoliere’nin başlıca ürünü olan buğday, kuru tarım sistemiyle geliştirilmiş ve bu sayede İtalya’da tek tip tarımın ender örneklerinden biri haline gelmiştir. Bari toprağı, Puglia’­nın en verimli ve en zengin kısmıdır; üzümü meşhurdur; alkol derecesi çok yüksek olan şarabı öbür italyan şaraplarına katılmak için kullanılır; badem hâlâ eskiden kalma usullerle yetiştirilir; ayrıca toprakların bü­yük kısmı zeytin ağaçlanyle örtülüdür. Salento’nun tarım ekonomisinde bağcılık ve zeytinlikler öteden beri ağır basar; ay­rıca meyveleri büyük bir ihracatı besleyen incir ağaçları ve Lecce eyaletinin temel ta­rımı olan tütün yetiştirilir; yemlik bitki fa­rımı Tarento dolaylarında gelişmektedir. Mülkiyet rejiminde de bir değişme başla­mıştır; Puglia eskiden bir latifundia’lar a-lanıydı. Bugün büyük mülkler toprak re­formunun uygulanmasından beri azalmak­tadır; fakat büyük mülkiyet meselesi hâlâ çözülememiştir ve köy nüfusunun artması önemli ölçüde işsizliğe yol açar. Yerleşme­de, tamamıyle köylülerden meydana gelen ve bazılarının nüfusu 60 000 kişiyi bulan merkezler ağır basar. Balıkçılık çok yaygın­dır, çok sayıda küçük liman vardır ve ba­lıkçı sayısı oldukça yüksektir. Tarento is­tiridye ve midye tarlalanyle meşhurdur. Puglia topraklarında italyan üretiminin yüz­de 80′ini sağlayan önemli boksit yatakları bulunur (San Giovanni Rotondo); fakat ge­ri kalan kısımda, sanayinin Bari toprağın­da toplanması, önemli bir ticaret merkezi Bari’nin genişlemesine sebep olmuştur. Sa­nayi, tarıma bağlıdır (yağ fabrikaları, un fabrikaları, makarna fabrikaları, şarap mahzenleri, tütün fabrikaları [Lecce'de]). Makine sanayii (Brindisi’de ve Tarento’da) ve petrol rafinerileri (Bari’de) gelişmiştir. Çeşitli işletmeler ve ihraç edilen tarım ü-rünlerinin çeşitliliği Bari’nin liman faali­yetini büyük ölçüde geliştirdi.
• — Tar. Batıya doğru, Eskiçağ Apulia’sından daha dar olan bölge, uzun süre Normanların işgali altında kaldı. 1057′de Robertoil Guiscardo, Puglia dükü olarak tanındı. Siyasî muhtariyetlerini kaybeden şehirler, yavaş yavaş gerilemeğe başladı. Bununla beraber, Bari, Trani ve Brindisi limanlan haçlı seferleri döneminde, insan nakli ve ticaret sayesinde çok canlıydı. Sicilya kral­lığının bir ili haline getirilen bölge 1861′de İtalya krallığına bağlandı. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUGLİA veya PULYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUERARİA

Tarih 13 Haziran 2009

PUERARİA i. Üçüz yapraklı, salkım ha­linde küçük kırmızı çiçekli, genellikle uzun tırmanıcı gövdeli ağaçsı bitki.
— ANSiKL. Pueraria’nın, çoğu Hindistan’­da yetişen on türü vardır; bunlardan Pueraria Thunbergiana Japonya’da yetişen çok arsız, sülüklü, sarılgan, sürüngen, çokyıllık bir bitkidir. Boyu 8-10 m’yi bulabilir. Yaprakları hayvan yemi olarak kullanılır; haşlanarak suya bastırılan gövdesinden el­de edilen ipliklerle hafif ve sağlam bez yapılır. Köklerindense mükemmel bir ni­şasta çıkarılır. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUERARİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTOSİMA

Tarih 13 Haziran 2009

PTOSİMA i. Erik, kayısı, kiraz ve diğer meyve ağaçlarında yaşayan böcek, (ilmî adı Ptosima undecimmaculata. Kınkanatlı­ların buprestidae familyasından.) [L]

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTOSİMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTİLOPHORA

Tarih 13 Haziran 2009

PTİLOPHORA i. Kelebek cinsi. (Tırtılı Sö­ğüt ve huş ağaçları üzerinde yaşarsa da, daha çok akçaağacı tercih eder. Pulkanatlıların notodontidae familyasmdan.) [L]

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTİLOPHORA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSORALEA

Tarih 12 Haziran 2009

PSORALEA i. Tüysü veya üçgül yapraklı ağaçsı bitki; çiçekleri beyaz veya mor renk­te, başak, salkım yahut kömeç durumunda­dır. Meyvesi, tek taneli, çatlamaz tohumlu bir badıçtır. (Fasulyegillerden.)
— Ansikl. Psoralea bituminosa Akdeniz kıyılarında yetişir; P. glandulosa (paraguay çayı) solucan düşürücü şuruplar veya mayalı içkiler yapmakta kullanılır. P. esculenta veya picotiane, Kuzey Amerika’da yetişir; içinde fekül bulunan yumrulu bir kene. (Uyuzböceğigillerden.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSORALEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSOCOPTERA

Tarih 12 Haziran 2009

PSOCOPTERA çoğl. i. Genellikle küçük (0,75-10 mm uzunlukta) böcekler olan pso-cusları kapsayan böcek takımı.
— ANSİKL. Psocoptera takımındaki böcek­lerin gözleri iri, ayakları iki veya üç parça­lıdır; kanatlar karın kısmını örter; ağız par­çaları öğütücüdür. Bu böcekler evlerde, taş, ağaç kabuğu veya ağaç yaprakları altında yetişen suyosunlarını ve küfleri yer. Pso­coptera üç alttakıma ayrılır: evlerde bol bulunan Atropos pulsatorium’u içine alan trogiomorpha; başka bitlerle beraber kitap bitlerini de (Liposcelis divinatorius) içine alan troctomorpha ve örnek tipleri caecilius ile psocus olan psocomorpha. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSOCOPTERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTERYGOPODİUM

Tarih 12 Haziran 2009

PTERYGOPODİUM i. Afrika’nın ekvator bölgelerinde yetişen ağaç. (Baklagillerden.) [Pterygopodum oxyphllum'dan (Oxystigma oxyphyllum da denir) çitola denilen ve ma­rangozlukta kullanılan bir odun elde edilir. Bu oduna Gabon'da mbabu, Kongo'da kitola, Nijerya'da logagbola denir.] (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTERYGOPODİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTEROSPERMUM

Tarih 12 Haziran 2009

PTEROSPERMUM i. Bakışımsız yapraklı ağaççık; tropikal Asya’da yetişir; kapsül şeklindeki meyvesinde kanatlı tohumlar bu­lunur. (Sterculiaceae familyasından.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTEROSPERMUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSİDİUM

Tarih 12 Haziran 2009

PSİDİUM i. Meyvesi yenen ağaççık. (Mer­singillerden.)
— ANSİKL. Psidium’lar telek damarlı, kar­şıt yapraklı, tüysüz veya tüylü ağaç, ağaç­çık veya dip kısmı odunsu bitkilerdir. Amerika’nın sıcak bölgelerinde yüz kadar tü­rü yetişir. Yeşil meyveleri ve kabuğu pek­lik vericidir. En makbul türü Psidium guayava’dır; bu ağacın meyvesi (hint armudu) tatlı ve ferahlık vericidir; çiğ olarak ye­nir veya tatlısı yapılır. P. cattleyanum tü­rü de geniş ölçüde yetiştirilir. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİDİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSİADİA

Tarih 12 Haziran 2009

PSİADİA i. Afrika’da yetişen yapışkan ağaççık; yaprakları kaba dişli veya düz kenarlı, çiçekleri demetli kömeç biçimin­dedir. (Bileşikgillerden.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİADİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSEUDOTSUGA

Tarih 12 Haziran 2009

PSEUDOTSUGA i. Kozalaklı, yassı yap­raklı büyük ağaç; kozalakları sarkık durur, kozalak pullan da süreklidir. (Douglas çamı denen Pseudotsuga Douglasii Kayalık Dağlar’da kumsal yerlerde yetişir. Boyu 50 m’yi bulur. Gösterişli olduğu için park­larda süs ağacı olarak yetiştirilir. Süs için yetiştirilen diğer başlıca türü colaroda do­uglas çamı veya mavi douglas çamıdır [P. glauca].) [Çamgillerden.] (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOTSUGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSEUDOSCİADİUM

Tarih 12 Haziran 2009

PSEUDOSCİADİUM i. Yeni Kaledonya’da yetişen bileşik yapraklı güzel ağaç. (Sar­maşıkgillerden.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOSCİADİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSEUDOMPRMA

Tarih 12 Haziran 2009

PSEUDOMPRMA i. Tropikal bölgelerde ağaçlarda yaşayan karınca; bazı türleri akasyanın şişkin dikenlerinde yaşar. (Zarkanatlıların karıncagiller familyasından.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOMPRMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSEUDOCHİRUS

Tarih 12 Haziran 2009

PSEUDOCHİRUS i. Ağaç üzerinde yaşa­yan, bitkiyle beslenen, gececi ve sarılgan kuyruklu keseli memeli hayvan; Avustralya ve Yeni Gine’de bulunur. (Kuskusgillerden.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSEUDOCHİRUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRUVA

Tarih 12 Haziran 2009

PRUVA i. (ital. prua’dan). Denize. Gemi­nin baş kısmı, ön tarafı: Rüzgâr bordadan değil, pupadan da değil pruva cihetinden gelip… (Ahmed Midhat). || Pruva direği, geminin baş tarafındaki direğe verilen ad. (Grandi direğinden küçük, mizana direğin­den büyüktür.) | Pruva gabya borinası, pruva direği gabya yelkeninin rüzgâr üstüne (orso’ya) çevrilmiş olan borinası. || Pruva hattı, gemilerin art arda gitmek üzere aldığı durum. || Pruva hattı atışı, hedefin önünden geçerken gemilerin art arda (pruva hattın­da) yaptığı atış. | Pruva hattı rehberi, pru­va hattı düzeninde seyreden bir gemi di­zisinde hattın ön ucundaki gemi. || Esas pruva düzeni, bir deniz kuvvetine ait gemi­lerin borda numarasına göre birbirlerinin dümen suyunda seyrederken aldığı düzen.
— ANSiKL. Pruva, gemilerin ağaçtan ya­pıldığı eski denizcilikte zincir bocaları, postoları, boca yatırmaları ve bunların üzerine kaplanan borda kaplamalanyle meydana getirildi. Pruvalar eskiden gemilerin talimar­larını süsleyen bir insan heykelinde birleşen cilâlı parlak kaplamalar ve parmaklıklarla süslenirdi. Çeşitli gemi tiplerine göre çok farklı şekilleri vardı. (M)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUVA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRUNUS

Tarih 12 Haziran 2009

PRUNUS i. Erik ağacının ilmî adı. (Ba­dem, kiraz ve şeftali ağaçları da bu cinstendir; bu anlamda, Kuzey yarımkürenin bü­tün ılıman bölgelerinde yetişen ve meyve­cilikte önemli bir yer tutan yüzden fazla türü vardır.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUNUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTELEA

Tarih 12 Haziran 2009

PTELEA i. Yapraklan nokta nokta say­dam benekli büyük ağaççık. (Sedefotugillerden.)
— ANSİKL. Ptelea’nın demet halindeki bi­leşik çiçekleri küçük ve yeşilimsidir. Mey­vesi ise kanatlı, tek çekirdekli ve kurudur.
Kuzey Amerika’da yetişen pek çok türü bi­linir, üç yapraklı karaağaç da denen Ptelea trifoliata’nın çok güzel bir görünüşü vardır; tohumla çoğaltılır. P. aptera Kaliforniya’da yetişir; bu da bazen süs bitkisi olarak ye­tiştirilir, ama pek dayanıklı değildir. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTELEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSYCHOTRİA

Tarih 12 Haziran 2009

PSYCHOTRİA i. Tropikal bölgelerde ye­tişen karşıt yapraklı ağaççık; salkım durumundaki çiçekleri ya yaprakların dibinde ya da dalların ucundadır; meyvesi sert kabuk­lu üzümsü yapıdadır. (Psiehotria emetica’nın köklerine kara veya çizgili ipekakuana denir. Kökboyasıgillerden.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSYCHOTRİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTOPODOCARPOXYLON

Tarih 11 Haziran 2009

PROTOPODOCARPOXYLON i. Fosil ağaç. (Odun düzeni protopinaceae familyasının düzenine benzemekle beraber podocarpaceae familyasının da bazı özelliklerini taşır. Sadece alt tebeşir tabakalarında bu­lunur. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOPODOCARPOXYLON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTOCOCCUS

Tarih 11 Haziran 2009

PROTOCOCCUS i. Ağaçların gövdesi üze­rinde yetişen yeşil suyosunu. (Protococcales takımının örnek tipi.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOCOCCUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTOCOCCALES

Tarih 11 Haziran 2009

PROTOCOCCALES çoğl. i. Küre veya disk biçiminde, hareketsiz, birhücreli yeşil suyosunları takımı. (Chlorophycea sınıfından.)
— ANSİKL. Protococcales takımı, zoosporla üreyip üremediğine göre iki alttakıma ay­rılır. Zoosporlu türlere ağaç kabuklarında, kayaların, duvarların üzerinde, likenlerde ortakyaşar halde, hattâ ağaç yapraklarında endofit olarak rastlanır; bunlardan sönosit yapısında olan bazıları tatlı Sularda yaşar. Zoosporsuz türlerin bellibaşlı örneğiyse chlorella’dır. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOCOCCALES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTİUM

Tarih 11 Haziran 2009

PROTİUM i. Tropikal bölgelerde, özel­likle Amazon havzasında yaygın her boyda doksan kadar ağaç türünü kapsayan bitki. (Burseraceae familyasından.)
— ANSİKL. Protium (İcica) heptaphyllum, P. Copal ve decandrum’dan, Amerika’da marangozlukta ve yapı işlerinde kullanılan bir kereste elde edilir; buna Antiller’de kopal ağacı veya kırmızı zamkağacı de­nir. Hakikî kırmızı zamk ağacına (Tetragastris Panamensis) benzeyen reçineli, ka­ba, gevrek bir odundur.
Protium’dan «takamak» denilen reçineler (brezilya elemi’si, kanur elemişi, saintelucie elemişi, yağlı takamak, beyazımsı ta­kamak v.b.) elde edilir. (Odun elemi ile reçine elemi’yi karıştırmamak gerekir; odun elemi, çeşitli bursera türlerinden elde edi­lir.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTEACEAE

Tarih 11 Haziran 2009

PROTEACEAE çoğl. i. Bot. Güney yarım­kürede yetişen, iki çenekli, üst yumurtalıklı. taçsız çiçekli bitkiler familyası.
— ANSiKL. Proteaceae familyasındaki bitki­ler dişli almaşık yapraklı ağaçlar, ağaççık­lar veya otlardır. Çiçekleri başak veya sal­kım durumunda, çiçek kısımları dörtlü ve ikili, tohumları besidokusuzdur. Elli cins veya oymakta toplanan bin kadar türü bili­nir. Bunların çoğu Avustralya ve Afrika’­da, bazıları Güney Amerika’da yetişir; bir kısmı Avrupa’ya da getirilmiştir. Bunlardan şili fındığı (Guevina avellana), Avrupa’da da yetiştirilen küçük bir orman ağacıdır. Avustralya fındığı (Macadamia ternifolia) Avrupa’nın güney iklimine dayanır. «Queensland cevizi» denen meyvesinin içi çok lez­zetlidir. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTEACEAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTEA

Tarih 11 Haziran 2009

PROTEA i. Güney Afrika’da ve Avustral­ya’da yetişen küçük ağaç veya ağaççık. (Birçok türü limonluklarda süs bitkisi ola­rak yetiştirilir: Protea cynaroides [Güney Afrika], P. grandiflora [Avustralya], P. mellifera [Güney Afrika]. P. mellifera’nın bol miktarda çıkardığı balözü bazen şeker yerine [şurup halinde] kullanılır. Proteaceae familyasının örnek tipi.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROSPALTELLA

Tarih 11 Haziran 2009

PiROSPALTELLA . Dut ağaçlarında gö­rülen diaspis hastalığını yenmek için Ame­rika’dan italya’ya getirilen asalak zarkanatlı böcek. (İlmî adı Prospaltella Berlesci. Chalcididae familyasından.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROSPALTELLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROSOPİS

Tarih 11 Haziran 2009

PROSOPİS i. Tropik ve astropik ülkelerde yetişen ağaç. (Prosopis fuliflora ve P. pubescens Güney Kaliforniya, Arizona ve Meksika’da çok kullanılan yem bitkileridir. Küstümotugillerden.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROSOPİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROPİTHECUS

Tarih 11 Haziran 2009

PROPİTHECUS i. Siyah burunlu, tıknaz gövdeli, uzun ve tüylü kuyruklu madagaskar makisi; ağaçların üzerinde yaşar, mey­veyle beslenir. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROPİTHECUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİRİGARA

Tarih 11 Haziran 2009

PİRİGARA i. Gustavia cinsinden ağaç (lecythidaceae familyasından); anayurdu Tropikal Amerika’dır; gövdesi uzun, yap­rakları almaşık, çiçekleri beyaz veya pem­be tepe salkımı halindedir. (Gustavia fastuosa’dan Fransız Guyanası’nda «pis koku­lu odun» denilen bir odun elde edilir.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRİGARA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROFİL

Tarih 10 Haziran 2009

PROFİL i. (fr. k.). Yandan görünüş. || İnsan yüzünün yandan görünüşü: Nevin dönüp kocasının pof iline baktı: Burnu du­daklarına sarkmıştı (S. F. Abasıyanık).

— Dy. Bir demiryolu hattının, bütün gü­zergâhı boyunca karşılaşılan iniş ve çıkış­larına bağlı karakteristiği.

— Elektroakust. Bir plağın iz profili, kayıt yapılmamış bir plakta, izin dik kesidinin geometrik şekli. (Bu dik kesit bir ikiz­kenar üçgen şeklindedir ve eşit kenarlara ait tepe ile izin dip tarafı hafifçe yuvar­laktır, izin başlıca elemanları, açıklık açı­sı, dip tarafın eğrilik yarıçapı, izin iki ke­narı arasındaki genişlik veya derinliktir.)
— G. santl. Eksik profil veya kaçma profili, yüzden çok başın ön kısmını gösteren profil.
— Havc. Bir uçak kanadının boyuna ke­siti. (Bir profilin bağıl kalınlığı, maksimum kalınlığının uzunluğuna oranıdır. Bu oran yüzde 12 veya daha fazlaysa, profil, dola­yısıyle kanat kalındır. Yüzde 12 ile 9 ara­sında profil orta kalınlıkta, yüzde 9′dan küçükse incedir.) || Profil kaplaması, bir ha­va taşıtında, üzerinde hava akımı meydana gelen ve aerodinamik kuvvetlerin etkisinde kalan dış yapı kısmı.(Profil kaplaması vernikli bezden veya tahtadan olabileceği gibi, yapının genel direncine katılan cinsten de olabilir. Çok hızlı bazı uçaklarda kapla ma ve yapı bir bütün meydana getirdiği için, çok ince olan kanatlar yekpare bir madenden yapılır.)

— Hidrol. Irmak profili, bir akarsuyun ya­tağını niteleyen, topografya kesiti. Bk. AN­SiKL.
— Jeofiz. Bir arazi kesiti meydana getir­mek için, uzunluğunca bir seri deprem ölçmesi yapılan, hemen hemen doğrusal Çizgi.
— Jeomorfol. Boyuna profil, vâdi tabanı veya talveg boyunca uzanan profil. || Eni­ne profil, vâdi eksenine veya ırmağın akış yönüne dikey uzanan profil.

— Marang. Profil açmak, bir rende yardımıyle ağaç parça üzerine kiniş açmak. (Bu işlem mekanik olarak tepsi freze tez­gâhında yapılabilir.) || Ters profil vermek, bir parçayı, başka bir parçanın içine ge­çecek şekilde, ikincisine ters yönde yarmak.
— Mat. Profil doğrusu, bir profil düzle­minde bulunan doğru. (yanay doğrusu da denir.) || Profil düzlemi, iki izdüşüm düzlemine, dolayısıyle yer çizgisine dik olan düzlem. Esanl. yanay düzlemi.
— Metalürji. Profil demir, çekme tezgâ­hında çekerek veya silindirli sıvama maki­nesinde şekil vererek elde edilen, özel pro­filli sabit bir kesiti olan uzun demir çubuk. (Bu terim genellikle, yüksekliği 80 ile 600 mm olan normal kirişler, yüksekliği 80 ile 400 mm arasında değişen U demirler, her boyuttan palplanşlar ve gerek doğrudan doğruya haddeden geçirerek gerek 100 mm’den büyük boyutlu I demirleri uzunla­masına yararak elde edilen T demirler için kullanılır. Anglosaksonlar, büyük köşebent­leri de bu gruptan sayarlar.) [PROFİLE de denir.]
— Mim. Bir silme üzerinden alınan ve sil­menin çeşitli kısımlarının birbirine göre girinti, çıkıntı ve eğikliğini gösteren enine kesit.
— Oto. İlerlemeye karşı en az direnç gös­terecek şekilde düzenlenmiş özel karoseri şekli.
— Pedoloji. Toprak profili, toprağın bir kesitin cephesinde görünüşü: Toprak pro­fili, toprağın tanımlanmasını ve sınıflanma­sını sağlayan temel unsurdur. (Toprak su­luklar» denen bazı «stratlar»dan oluşur; bunların profilde birbirini izleyişi ve fizyonomik görünüşü toprağı tanımlamayı sağ­lar. Toprağı tanımlamak için profilin ta­mamını bulmak gereklidir.)
— Teknol. Bir cismin, bir yapının veya bir zeminin düşey kesiti.
— Topogr. Profil çıkarma, bir arazinin profilini elde etmek için yapılan işlemler. II Bir arazinin düşey kesiti. || Boyuna pro­fil veya boy kent, bir karayolu veya demir­yolunun, bir kanalın ekseni boyunca alınan kollanmış kesiti. || Enine profil veya enkesit, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın eksenine dik doğrultuda alınan kotlu kesiti.

— ANSiKL. Hidrol. Enine profil, bir ırma­ğın yatak kesitini gösterir. Kol sayısı, her kolun eni ve derinliği, bakışımsızlıkları, dip ve eşik tümsekleriyle nitelenir. Bu kesit alüvyon ovasına genişletilince, bir genel ve­ya küçük yatak ile bir büyük yatak ayırt etmeğe imkân verir. Yatağın gömülmesine ve akarsuyun hızına göre, aşındırma veya alüvyon bırakma gücü değişir. Uzunlamasına profil, düşey düzlemde bir akarsuyun kaynak ve ağız arasındaki yolu­nu temsil eden eğriyi gösterir. Daha sert kayaçların yol açtığı çıkıntılar gösterebilir. Denge profili, debisi aşağı kesime doğru azalmayan ırmaklar için ideal bir uzunla­masına profildir. Kaynaktan temel seviye­ye kadar devamlı olarak alçalan eğintiler, yani içbükeyliği yukarı kısma dönük para­bol biçiminde bir yol çizer. Yukarı kesim­deki yükselme, düşük bir eğinti ve kaba ge­reçler hacmiyle orantılıdır; bu kaba ge­reçlerin boşaltılması için daha yüksek bir eğinti gereklidir; az bir eğinti, ince gereç­lerin boşaltılmasına yettiği için aşağı ke­simde debi yükten çok artar. Bu profil, ırmak yatağının en iyi şartlar altında ve en az güç sarfederek havzasının yüzeyine dü­şen suları akıtmasını ve aşındırmanın yarat­tığı gereçleri boşaltmasını sağlayacak eğin­tiyi gösterir.

Bir ırmağın kaynağa doğru debisi ne kadar yüksek olursa, aşındırma işine kayaçların yapısı ve cinsi o kadar çok yardım eder; talveg’i ağzından ne kadar uzakta ve derin kazılırsa ve eğinti aşağı ke­sime doğru ne kadar alçalırsa, denge pro­fili o kadar iç bükey olur. Belirli şartlar (temel seviye, tektonik bozukluklar, iklim şartları) altında ırmağın oyması denge pro­filinden öteye geçmez. Bu kavram aslında dönencelerde yağışlı bölgelerdeki ırmakla­ra uyar. Dönencelerarası ırmaklar, katı yükler yataklarındaki dirençli kayaları yar­mağa yetmediğinden bu kayaları çağlayanlarla aşar. Üstelik öbür bölgelerde iklim de­ğişiklikleri ve deniz seviyesinin yeni glasyoöstatik değişmeleri denge profili kavra­mına tamamıyle teorik bir anlam verir. (LM) PROFİLAKSİ i. (fr. prophylaxe). Fizyol. ve Sağ. bil. Bk. KORUNMA.

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROFİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROCRİS

Tarih 10 Haziran 2009

PROCRİS i. Genellikle mavi veya yeşil renkte parlak büyük kanatlı küçük kelebek. (Procris statices’in tırtılı kuzukulağıda, P. pruni’nin tırtılı frenküzümünde ve erikte,
P. ampelophagan’ınki asmada ya­şar ve asmaya zarar verir. Pulkanatlıların zygenidae familyasından.)
— Bot. Çiçekleri kömeç veya yumak biçi­minde ağaççık veya otsu bitki; Afrika, As­ya ve Okyanusya’da on beş türü yetişir. (Isırgangillerden.) [L]

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCRİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİORİA

Tarih 10 Haziran 2009

PRİORİA i. Dikensiz büyük ağaç; Nika­ragua, Kosta Rika, Panama ve Kolombiya’­da yetişir. (Bu ağaçtan kativo, kotivo veya trementino denilen bir kereste elde edilir. Erguvangillerden.) [L]

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİORİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİONİUS

Tarih 10 Haziran 2009

PRİONİUS i. Tırtıklı kaim duyargalı, kızıl, esmer veya siyah renkli büyük böcek; kurt­çuğu çeşitli ağaçların yaşlı kütüklerinde ge­lişir. (İlmî adı Prionius coriarius. Kınkanatlılardan cerambycidae familyasının prionia grubunun örnek tipi.) [L]

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİONİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİNSEPİA

Tarih 10 Haziran 2009

PRİNSEPİA i. Gülgillerden Asya ve Çin’­de yetişen bitki. (Prinsepia Sinensis meyve­leri yenen bir süs ağaççığıdır. P. unitlora ve utilis de süs için yetiştirilir.) [L]

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNSEPİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİMATLAR

Tarih 09 Haziran 2009

PRİMATLAR çoğl. i. (fr. primates’ten). Maymunlarla insanı kapsayan memeliler ta­kımı.
— ANSiKL. Primatlar genellikle tabanlarına basarak yürüyen, ağaç üstünde yaşayan, hepçil beslenen, düz tırnaklı, ayak başpar­mağı genellikle öteki parmaklara karşıt olan canlılardır; bunlarda diş düzeni tam, azı dişleri değirmi tümsecikli, kol-bacak kemik­lerinin hepsi eklemli, gözler ve beyin çok gelişmiştir; memeler göğüste bulunur, üç alttakıma ayrılır: makiler (cadımaki, maki v.b.); maymunlar; şimdiki ve fosil insanları da içine alan maymunsular. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİMATLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PREVELAKİS (Pantelis)

Tarih 09 Haziran 2009

PREVELAKİS (Pantelis), yunanlı yazar ve sanat tarihi profesörü (Resmo [Rethymnon], Girit 1909). Dominikos Theotokopulos (1930-1941); To Khroniko Mias Politeias (Bir Şehrin Günlüğü) [1938]; Ağaç (1945); Giritli (1948), Meduza Kafası (1963) gibi tarihî incelemelerden başka bir de ti­yatro oyunu yazdı: To İphaisteio (Volkan) [1962]. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVELAKİS (Pantelis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRESTONİA

Tarih 09 Haziran 2009

PRESTONİA i. Sarılgan ağaççık. (Yaprak­ların dibinde yuvarlak talkım halinde dizili bulunan çiçeklerinin taç kısmı kızıl tüyler­le kaplıdır. Meksika’da ve Tropikal Ame­rika’da yetişir. Zakkumgillerden.) [L]

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESTONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRES

Tarih 09 Haziran 2009

PRES i. (fr. presser, sıkıştırmak, bastır-mak’tan presse). Mekanik veya hidrolik bir kumanda ile birbirlerine yaklaşan ve ara­larına konulmuş şeyleri sıkıştırmağa yara­yan iki tabladan yapılmış makine. Bk. CEN­DERE.
— Ciltc. Kitabın iyice sıkıştırılmasını gerek­tiren ciltleme işlemleri (msl. sırt geçirme) sırasında, arasına kitabın yerleştirildiği ci­haz veya âletlerin tümü. || Kenar kesme presi, bir veya iki vida ile kumandalı ikiz iki parçadan meydana gelen ve aralarına ciltler yerleştirildikten sonra, bir kundağa bağlı bıçakla kenarları tıraş etmeğe yara­yan pres. || Renkli veya siyah baskı presi, kâğıt veya bez cilt kapaklarını süslemek için siyah veya renkli tipo mürekkebiyle baskı yapan pres. || Sıkıştırma presi, kâğıt­lara forsa baskı yapmağa, bağlanmış ciltle­rin kırışıklık ve forsalarını düzeltmeğe, kaplama ve kapak geçirme süresince ciltleri sıkıştırmağa yarayan, tablaları vida ve vo­lanla kumandalı ahşap veya dökme de­mirden pres. (Sanayide bu preslerin yerine hidrolik veya pnömatik presler kullanılır.) ||Yaldız presi, cilt kapaklarına baskı yap­mak ve yaldız vurmak için kullanılan pres. (Bazı yaldız preslerinde, yaldızlama demir­lerini yeterli derecede ısıtmak için bir ısıt­ma düzeneği ve altın yaldız, bronz veya renkli mürekkep merdanelerinin otomatik olarak ilerlemesini sağlayan bir sistem bu­lunur.)
— Foto. Bk. ANSiKL.
— Kâğıtç. Basınç etkisiyle veya hem ba­sınç, hem vakum etkisiyle kâğıdın suyunu almağa yarayan karton veya kâğıt makine­si elemanı. || Emici pres, biri yekpare, öbürü üstü kauçuk kaplı madenî bir kovan halindeki iki silindirden meydana gelen pres; içi boş silindirin bütün yüzeyini kaplayan delikler dışarının havasını emer: Emici pres, hem basınç hem de vakum etkisiyle suyu alır. || Keçeli pres, kâğıdın suyunu yalnız basınç yoluyle alan içi dolu iki si­lindirden yapılmış pres. || Ofset presi, ku­rutma tesisinin başlangıcına yerleştirilen ve kâğıdın yüzeyini yumuşatmağa yarayan iki silindirden yapılmış pres. || Platinli pres, kutu yapımında, karton veya kâğıdı yaprak yaprak kesmeğe yarayan pres. || Tutkal presi, kurutma tesisinin ortasına konan ve kâğıt veya kartona özel nitelikler vermek için yüzeylerini tutkallamağa yarayan iki silindirden yapılmış pres.
— Malzeme. Beton kalıbına basınçla (hidro­lik pres), darbe veya titreşimle yığılan be­tonu tokmaklarla sıkıştırmağa yarayan ma­kine.
— Marang. Kontrplak, kaplama veya for­mika gibi tabakaları iş yüzeyine tutkalla­makta kullanılan baskı âleti. Bk. ansikl.
— Plast. mad. Plastik malzemeyle döküm yapan makine. || Bloklu pres, haddelenmiş bir levhadan kare şeklinde kesilen ve had­delemeden doğan anizotropiyi azaltmak için 90° çapraz olarak üst üste yerleştirilen plas­tik malzemeyi isiyle yapıştırmağa yarayan pres. || Çift pistonlu pres, sırasıyle püs­kürtme, aktarma ve sıkma kuvveti uygula­yacak aynı türden (hidrolik veya mekanik) veya farklı türden iki ayrı sistemle donatıl­mış pres. || Püskürtme presi, püskürtme yoluyle döküm yapan pres. || Sıkıştırma pre­si, kalıbın alt matrisine yerleştirilen kalıpla­nacak madde üzerine gerekli basıncı kalı­bın üst matrisinin uyguladığı basit düşey pres. || Yukarı basınçlı pres, ana pistonu hareketli alt tablanın altında bulunan ve bu tablanın çıkış hareketiyle basınç uygu­layan hidrolik pres.
— Şekercilik. Pancar presi, pancar küspe­lerinde kalan bir miktar suyu basınçla gi­deren âlet.
— Teknol. Kumaşları, elbise veya astarlan apreleyerek güzel bir görünüş kazandırmak için, sıcakta basınç altında tutmağa yara­yan ısıtıcı tablalı makine. || Çekme presi, madenleri art arda darbelerle veya kade­meli basınçla çekmeğe yarayan pres.
— Tekst. Keten elyafının taranmasında, elyaf demetini sıkıştıran madenî plakalar. || Bazı tip trikotaj tezgâhlarında, tığ gaga­larını, aşağıya inmeden önce kapatmağa ya­rayan mekanizma.
— Zır. sanay. Üzüm, elma, zeytin ve daha pek çok meyveyi sıkarak suyunu çıkarma­ğa yarayan cihaz. (Bk. ASNiKL.). || Ot pre­si. Bk. ansıkl. // Peynir presi, peynircilik­te, kalıba konan pıhtılaşmış sütün baskı altında süzülmesini çabuklaştırmak için kul­lanılan peynir cenderesi.

— ansikl. Foto. Fotoğrafları sert bir süpor üzerine yapıştırmağa yarayan yapış­tırma presi’nde, sıcakta eriyen yapıştırıcı­ları (gomalak) kullanabilmek için bir ısıt­ma tertibatı bulunur.
— Marang. Marangozlukta, geniş tabakala­rı sıcak veya soğuk olarak tutkallamak için çeşitli tip ve büyüklükte sıkıştırma âletleri kullanılır. Genel olarak bunlara kap­lama pres’i denir. Presler üçe ayrılır: 1. ağaç presler; 2. demir presler; 3. hidrolik presler. Ağaç presler, gövde kısmı kalın ağaçtan yapılmış, çerçeve şeklinde basit tip preslerdir. Üstte bulunan sıkma vidala­rı bir anahtarla ve el kuvvetiyle sıkılır. Sıkma tablaları parçalı kalaslardan meyda­na gelir. Sıkma vidalarının altına dört kö­şe ve pres genişliğinde takozlar konur. Işin durumuna göre çerçeve araları açıla­rak, pres uzatılabilir. Demir presler’in göv­de kısmı kalın putrel demirden, tablaları ağaçtandır. Yan yana tabla sayısı üçlü veya dörtlü olur. üst tablalar vida ile aşa­ğı yukarı hareket eder. Sıkma işi bir vida düzeniyle ve elle yapılır. Hidrolik presler’­in sıkıştırma tablaları fazladır; sıkma işi hidrolik tertibatlarla sağlanır. Tablaları buhar veya elektrik yardımıyle 150°C’a ka­dar ısıtılabilir.
— Zır. sanay. Ağır bir taştan yapılmış ilk pres’e kadar inmeksizin, bugünkü preslerin ilk örneklerini saymakla yetineceğiz, önceleri, sıkma işlemi, bir veya iki büyük kalastan meydana gelen preslerle yapılırdı; bu kalaslar bir uçtan sıkıca bağlanır, öteki ucunda dikey olarak çekilen bir ip veya kalasın kalınlığınca uzanan bir ağaç vida bulunurdu; ip veya vida kalasın aşağıya inmesini sağlardı. Sonraları, yatay sıkmalı ve düşey sıkmalı yeni presler yapıldı; bu ikinci tipte, elle çevrilen bir çark veya bir bucurgatla ip gerilir ve sıkma gerçekleşirdi. Günümüzdeki preslerin çalışması için büyük kuvvetlere ihtiyaç yoktur. Bunlar sürekli ve aralıklı çalışan presler olarak ikiye ay­rılır. Aralıklı çalışanlar da vidalı presler, hidrolik presler ve pnömatik presler olmak üzere üç çeşittir. Küçük tesislerde çok kul­lanılan düşey vidalı presler, sıkılacak mey­velerin konduğu «tekne» denen bir gövde, düşey bir kalbur, meyveleri ezen bir tabla ve basıncı ileten bir koldan meydana gelir. Bunların meydana getirdiği bütünün üzerin­de bulunan bir somun, motris gücü basınç haline dönüştürür.
Yatay vidalı preslerde iki dip tablası bulu­nur, ikisi de bir vidanın etrafında hareket eder ve birbirine zincirlerle bağlıdır. Ta­banlardan biri tekne, ikincisi ise basınç tablası görevini yapar; bu parçalardan mey­dana gelen bütün, yatay bir kafes ile çev­rilmiştir; küspeler buna boşaltılır. Tabla­lar gevşetilince, posayı dağıtan zincirler yardımıyle posa otomatik olarak bu kafesin içine dökülür. Hidrolik presem teknesi ha­reketli (en yaygın tip) veya sabit olabilir; sabit olanı daha az kullanışlıdır, çünkü işin sürekliliğini sağlamak için birçok (ge­nellikle üç) tekneye ihtiyaç gösterir. Pnömatik pres’te geniş çaplı, dayanıklı bir lastik boru bulunur; bu boru basınçlı (san­timetre kare başına 7 kg) hava ile şişirilir; böylece etrafındaki ürünü, ağır ağır pas­lanmaz çelikten kafesin iç çeperine doğru iter ve sıkıştırır.

Yatay tekneli preslerde, tekneler iki türlü­dür: üzüm sıkmak için yuvarlak ahşap tek­ne kullanılır; elma veya zeytin preslerinde ise küspe, ahşap kalburlarla ayrılmış bez veya kıl torbalar içerisine konulur.
Aralıklı çalışan preslerde, sıkma işlemini ağır ağır yapmak ve birçok defa tekrarla­mak şartıyle, bulanık olmayan, kaliteli meyve suları çıkarılır. Sürekli presler ise daha az insan gücü gerektirir ve daha ve­rimlidir, fakat elde edilen meyve suyunun kalitesi düşük olur. Bu preslerin çoğunda, sonsuz bir vida veya delikli bir madenî gömlek içinde uç uca yerleştirilmiş ve ters yönlerde dönen iki vida bulunur. Bir huniy­le boşaltılan meyveler bir uca gelir ve dö­ner kanatların yardımıyle, ağır bir kapı ve­ya ayarlanabilen koni biçiminde bir ka­pakla kısmen kapatılmış öbür uca doğru iti­lir.
• Ot presi, depo edilmesi veya nakledilme­si gereken kuru otların hacmini asgarîye indirmeğe, onlara düzgün bir geometrik şekil vermeğe yarar; sıkıştırılmış ot tabiî özelliğini daha iyi korur, nemi azalır, daha zor ateş alır hale gelir. Presler sabit olarak (harman makinesinin arkasına takılmak suretiyle) veya tarlalar­da (toplama makinesiyle) kullanılır. Saman veya kuru ot gelişigüzel demetler halinde presin sıkıştırma kanalının ağzına yığılır. Dönen veya gidip gelen bir piston bu mad­deleri sıkıştırma kanalında balya haline ge­tirir ve otomatik bir bağlama sistemini ha­rekete geçirerek balyanın iple veya demir telle bağlanmasını sağlar, üç tip pres vardır: düşük veya orta yoğun­lukta balya yapan presler balyayı bir veya iki yerinden bağlar (ip veya demir tel); yüksek yoğunlukta balya yapan presler bal­yayı iki yerinden bağlar (demir tel veya özel ip). Bu üç tip makineye göre balya­ların yoğunluğu şöyledir: düşük yoğunlukta balya 50-75 kg/m3, orta yoğunlukta balya: 75-150 kg/m3, yüksek yoğunlukta balya 150 – 250 kg/m3. (LM)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRENS EDWARD adası

Tarih 09 Haziran 2009

PRENS EDWARD adası, ing. Prince Edward İsland, Kanada’da, Saînt-Laurent körfezinin güney kıyısı yakınında ada ve il, Amerika kıtasından Northumberland boğazıyle ayrılır; 5 656 km2; 107 000 nüf. Mer­kezi, Charlottetown. Kıyı eyaletlerinden bi­ri olan ada, aralarına derin koylar soku­lan ince toprak şeritleriyle birbirine bağlı üç yarımadadan meydana gelir. Geniş bir çöküntünün’ (deniz havzası) bir kısmını ör­ten alçak bir bölgedir. İklim, okyanus ik­limidir. Prens Edward, Kanada eyaletleri­nin en küçüğü fakat en yoğun nüfuslusudur. Tarım, ada üretiminin yüzde 60′ını karşılar. Topraklar tahıl (yulaf), yemlik bitki, pata­tes ve meyve ağaçları yetiştiriciliğine ayrıl­mıştır. Hayvancılığın (sığır, domuz, kümes hayvanı, gümüşü tilki) çok önemli olduğu adada büyük ölçüde süt üretilir. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir. Adanın kuzeyinde bir millî park vardır.
— Tar. Champlain’in Saint-Jean adası adı­nı verdiği adaya, Utrecht antlaşmasından sonra ingiliz hâkimiyetinden kurtulmak is­teyen Acadie’liler yerleşti. Luisbourg’un tes­lim olmasından sonra (1758), İngilizler ta­rafından işgal edilen ada, 1763′te Nova Scotia’ya bağlandı; 1769′da aynlarak özel bir hükümet meydana getirdi ve 1873′te Kana­da konfederasyonuna katıldı. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS EDWARD adası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PREMNA

Tarih 09 Haziran 2009

PREMNA i. Talkım veya kömeç çiçekli ağaç veya ağaççık; tropikal bölgelerde ye­tişir; bütün sıcak bölgelerde yaygın seksen­den fazla türü vardır. (Mineçiçeğigillerden.) [L]

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREMNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRAYS

Tarih 09 Haziran 2009

PRAYS i. Uzun saçaklı kanatlı, gri renkli kelebek. (Kurtçuğu körpe sürgünlere ve meyvesine saldırdığı için zeytin ağaçlarına zararlıdır. İlmî adı prays obellus. Pulkanatlıların hyponomeutidae familyasından.) [L]

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAYS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRASİUM

Tarih 08 Haziran 2009

PRASİUM i. Beyaz veya pembe çiçekli ağaççık; boyu 0,50-1 m arasındadır; tarla kenarlarında ve taşlık yerlerde biter. (Bal­lıbabagillerden.) [L]

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRASİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRANGA veya PIRANGA

Tarih 08 Haziran 2009

PRANGA veya PIRANGA i. (ital. branca, iki şeyi birbirine bağlayan şey’den). Huk. Esk. Hapishanelerde kullanılan zin­cirli demir: Hasretinden prangalar eskittim // Terketmedi sevdan beni (Ahmed Arif).
— ÇEŞ. DEY. Pranga kaçağı) azılı haydut. || Prangaya vurmak, ayağına pranga bağ­lamak.
— Tar. Çin’de hükümlülerin başına geçirilen delikli tablanın değişik bir biçimi olan iş­kence aracı.
— ANSIKL. Huk. Esk. 1869 Tarihli Askerî Ceza kanunu hükümlerine göre, pranga bazı mahkûmların bellerine bağlanarak ayakla­rına takılır, böylelikle hükümlü oldukları yerden kaçmamaları sağlanırdı. Sivil hapishanelerde ise bu tür, ceza disiplinini bozan­lara uygulanırdı. Pranga, halkalarıyle bir­likte iki okka yüz dirhem ağırlığında olur­du.
—Tar. İran’da, Çin’de v.b. uygulanmış olan bu işkence tarzı ya cezalıyı ayakta’ve­ya yatar durumda bir direk ya da parmaklı­ğa bağlamağa yahut yer değiştirmesini ön­lemek amacıyle boynuna ağır bir ağaç, de­mir parçası geçirmeğe dayanırdı. Yürüme­yi engellemek için de iki bacak bir zincirle birbirine bağlanırdı.

♦ Prangalı sıf. Prangaya vurulmuş: Pran­galı mahkûm. (ML)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRANGA veya PIRANGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRAİRİE

Tarih 08 Haziran 2009

PRAİRİE, A.B.D.’de ve Kanada’da geniş bölge, Büyük Göller’in batısında ve Batı Büyük Ova’nın bir kısmında uzanır. Batı­da ve Mississippi’nin doğusunda sınırları oldukça belirsizdir; Prairie bölgesi yakla­şık olarak Mississippi’nin orta ve yukarı havzasını içine alır. Orijinal özellikleri, do­ğunun oldukça yağışlı iklimi ve batının bozkır iklimi arasında bir geçiş iklimi olan kara ikliminin sonucudur: yağışlar ağaç yetişmesine yetersiz, ama oldukça yüksek otlar (batının bozkırsı ovalarında yetişen short grass’a. karşılık tall grass) yetişmesine yeterlidir; önemli ölçüde buğdaygilin bozuşmasıyle oluşan toprağın yıkanması az­dır; ne kalkerli ne de asitli olan toprak organik maddeleı bakımından çok zengindir. Praireie’nin iktisadî bütünlüğünü, toprakla­rın zenginliği ve oldukça düşük yağışların desteklediği tek tip tahıl tarımı sağlar. Böl­ge kuzeyden güneye doğru birbirine kaba­ca paralel üç tarım kuşağını kapsar: ilk­bahar buğdayı kuşağı, mısır kuşağı, kış buğdayı kuşağı. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAİRİE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pön savaşları

Tarih 08 Haziran 2009

Pön savaşları, M. ö. 264 ile 146 arasında Roma ile Kanaca arasındaki savaşlara ve­rilen ad.
• Birinci Pön savaşının M.ö. 264′e kadarki menşeleri. Roma, önce Campania’daki yu­nan siteleri, sonra da Büyük Yunanistan si­teleri üstünde nüfuzunu yaydığı sırada du­rumu sarsılmış olan Kartaca (V. yy.), Ati­na’nın deniz hâkimiyetini kaybetmesi üzerine Doğu Akdeniz’in kendisine yeniden açıl­ması ve Ptolemaios’iar yönetimindeki Mısır ile iktisadî ilişki kurması (IV. yy.) sonucun­da eski dinamizmini yeniden kazanmakta idi. Himera’da uğradıkları bozgundan (480) beri Sicilya’nın batısına çekilmiş olan Kartacalılar, tahıl üretimini denetimleri altında bulundurmak amacıyle bütün adaya hâkim olmayı tasarlıyorlardı. Pyrros’un giriştiği seferin başarısızlıkla sonuçlanmasından son­ra da Osklardan olan Mamortinus’un (osk soyundan ücretli askerler) çağrısı üzerine Messina’ya yerleştiler. Mamortinus’lar şehri kısa bir süre önce ele geçirmişlerdi. Ama burada, Romalıların müttefiki Syrakusai’li Hieron’un tehdidi altındaydılar. Syrakusai’­li Hieron 269′da onları yenilgiye uğratmıştı. Kartacalıların, Messina boğazını kapatmak ve Sicilya’yı tekellerine almak tehdidinde bulunmaları Güney İtalya Yunanlılarının çı­karlarına dokunuyordu; bu durum Roma’yi da, Kartaca ile imzaladığı antlaşmalara (306 ve 279-278) rağmen, konfederasyonun sağ­lamlığını korumak amacıyle adaya müdaha­le etmek zorunda bıraktı ve Kartaca’nın tahakkümünden usanan Mamertinus’lar sa­yesinde Roma, M.ö. 264′te Messina’yr işgal etti.
• Birinci Pön savaşı (264-241). Messina’daki kolonilerini ve boğaz üstündeki kontrol haklarını kabul ettirmekten başka düşünce­leri olmayan Romalılar Syrakusai’li Hieron ile ittifak kurduktan (263) ve Agrigento’yu ele geçirdikten (262) sonra Kartacalıları tec­rit ettiler. Ama denizlere hâkim olan düş­manlarına boyun eğdirtemeyince, bütün ada­yı ele geçirmenin zorunlu olduğunu anladı­lar ve bu iş için müttefiklerine 150 gemilik ilk roma donanmasını yaptırdılar. Bu donan­ma 260′ta corvus’un (karga) sayesinde Mylae’de önemli bir deniz savaşı kazandı. Ar­dından, 256′da, Kartaca’ya Afrika’da saldı­rarak Sicilya’yı bırakmasını sağlamak ama­cıyle ikinci bir denemeye girişildi ve 256 ya­zında Eknomon’da kartaca donanmasına önemlı kayıplar verdirdikten sonra 256-255′te Afrika’ya çıkan Regulus, Clupea’yı ele ge­çirdi, Kartaca’nın nüfuzunu sarstı (Numidia’lıların ayaklanması), ama yenildi ve Xantippus’un para ile tuttuğu yunanlı asker­lere esir düştü, öte yandan, kartaca donan­masını Hermaion burnunda bozguna uğra­tan roma donanması da Camarina açıkların­da battı. Bunun üzerine Roma yeniden Si­cilya’yı ele geçirmeğe çalıştı ve 255-254′te 220 parça gemi yaptıktan sonra Panormus’u aldı. Ama 253 yılında Lucania’da Palinurum burnundaki ikinci bir deniz kazasında bu donanma da battı. Roma bundan sonra, an­cak 250 yılında yeni bir donanma ile Lilybaeum ve Drepanum’u ablukaya aldıysa da kartaca donanmasının kuşatılanlara yiyecek sağlaması ve Drepanum önünde roma gemi­lerinin bir kısmını batırması, bu teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı.. Romalılar bu abluka sırasında kartaca do­nanmasının batırdığı gemilerden başka za­rarlara da uğramış ve kalan gemilerini de Camarina’da bir fırtınada kaybetmişlerdi (249). Ama Kartaca bu elverişli durumdan yararlanmayı bilemedi ve Hannon’un teşvi­kiyle, Afrika’yı fethe yönelerek Sicilya’da sadece Drepanum ile Lilybaeum’u savun­makla yetindi (Hamilkar Barkas’ın Heirkte ve Eryks dağlarındaki direnme hareketi). Bundan dolayı Roma, 243 yılında büyük bir çaba göstererek 200 parça gemi donatınca, Kartaca gafil avlanmış oldu ve Drepanum ile Lilybaeum’u savunamadığı gibi, donan­masının da Aegates adalarında bozguna uğ­ramasını önleyemedi; sonuç olarak on yılda 3 200 talent ödemek, Sicilya’yı ve Aegates adalarıyle Lipari adalarını terk etmek zorun­da kaldı (241 tarihli barış antlaşması).

*Birinci Pön savaşından İkinci Pön savaşı­na (241-219). Savaşı kazanan Roma, kartaca donanmasını Kartaca’ya bırakıyor, ama Korsika ın Sardinya’yı ele geçirerek (238-237) Batı Akdeniz’deki üstünlüğünü sağla­mış oluyordu. Buysa, 241 tarihli antlaşmaya aykırıydı ve az daha yeni bir çatışmaya yol açacaktı. Çünkü, Kartaca’nın bu konudaki savaşçı tutumu karşısında Roma Kartaca’yı yeni bir savaşla tehdit etmiş ve onu hem bu oldubittiyi kabul etmek, hem de 1 200 talent’lik yeni bir tazminat vermek zorunda bırakmıştı. Roma, böylelikle de Birinci Pön savaşının yol açtığı pek büyük insan ve pa­ra kaybını çarçabuk telâfi etmiş, aynı zamanda da, kazandığı zafer sayesinde, zarar­ları şüphesiz kendi zararlarından çok daha büyük olan müttefiklerin ayaklanma ihtima­lini önlemiş oluyordu. Bitkin düşen ve ikti­sadî çöküntü içinde bulunan Kartaca ise, paralaıım ödeyemediği ücretli askerlerinin başkaldırmasına göğüs germek (241-237) ve yeni gelir kaynakları bulmak zorunda kal­dı. Barkas’larla birlikte, 237′den itibaren, İspanya’da yeni bir imparatorluk kurmağa kalkıştı. Bu imparatorluk, insan ve maddî kaynaklarıyle Gades (Cadiz), Hamilkar Bar­kas’ın kurduğu Alicante (237-229/228) ve Hasdrubal’in kurduğu Carthagen (228-221) gibi önemli üsler sayesinde Akdeniz’de ye­niden hâkim olabilecekti, önceleri, Karta­ca’nın Sicilya’dan uzaklaşarak kendi çıkan bulunmayan İspanya’ya yönelmesinden pek hoşnut olan Roma, zamanla Kartaca’nın yeniden artan gücünden tedirginlik duymağa başladı. Bunun üzerine Kartaca genişleme sınırını Ebro nehri olarak tespit etti (226 antlaşması). Bundan sonra da iki ülke ara­sında savaş artık kaçınılmaz bir duruma gel­di: Saguntum olayı bir savaş vesilesi oldu. Roma’nın müttefiki olan ve Ebro’nun güne­yinde bulunan Saguntum, 219′da Hannibal tarafından zaptedildi. O sırada İllyria’da meşgul olan Roma geç harekete geçti ve görünüşü kurtarmak için, Kartaca’ya ka­bulü imkânsız bir ültimatom gönderdi. Hannibal’in teslimini ve Saguntum’un da geri verilmesini isteyen bu ültimatom üzerine iki taraf arasında savaş çıktı.

• İkinci Pön savaşı (M.ö. 218-201). Savaş ilân edildiği zaman nüfusu muhtemelen Kartaca’nınkine eşit, ordusu daha kalabalık olan ve yedek kuvvetlere sahip bulunan, üs­telik denizlerde de durumu üstün görünen Roma, Aemilii’lerle birlikte saldırıya geçerek, düşmanı en güçlü olduğu İspanya ve Afrika’da vurmayı düşündü. Kartaca’nın gü­cüne güvenen, ama donanması olmayan Hannibal ise Roma’yı İtalya’da yenilgiye uğratarak kazanacağı başarılarla Roma im­paratorluğunun İtalya’daki nüfuzunu orta­dan kaldırmak, böylece de İtalya yarımada­sında yaşayan halkların bağımsızlık ve hür­riyet isteklerini kamçılamak istiyordu. Bu­nun için, 218 ilkbaharında İspanya’nın sa­vunmasını kardeşi Hasdrubal’e bırakarak, Alpler üzerinden İtalya’ya doğru yola çık­tı. Bu yolculuk beş ay sürdü ve sonun­da iberlerle Numidia’lılardan meydana ge­len ve otuz yedi fille takviye edilmiş olan ordusu Kuzey İtalya’ya vardı. Bu­rada kısa bir süre içinde roma konsül­leri P. Cornelius Scipio ile Tiberius Sempronius Longus’a karşı kazandığı zafer­ler (Ticinum, Trebia, 218) sayesinde (Sal­yalıların desteğini kazandı ve Cisalpina’yı denetimi altına aldı. 217 İlkbaharından itibaren de, Galyalılarla takviye edilmiş olan kartaca ordusu, Apenninler’i aşarak konsül Flaminius’un ordusuna bir baskın yaptı ve Trasimenus gölünün kuzey kıyısın­da onu bozguna uğrattı. Bu sırada, Roma’da seferberlik ilân edilmişti. Ama bir kuşat­ma için gerekli araç ve gereçleri olmadığı için Hannibal, Roma’ya yürümedi; buğday ve yem bakımından zengin olan Piccnum ile Apulia bölgelerine geçti. Bu sırada da Ro­ma’nın müttefiklerine hoş görünmeğe çalı­şarak bir yandan karşı tarafta çözülmeler yaratmağa, bir yandan da Makedonyalı Philippos V’in yardımını sağlamağa çalışıyordu. Ama karşı tarafta bir çözülme olmadı. Çün­kü Hannibal’in Galyalılarla ittifakı İtal­yanları korkuya düşürmüştü. Ayrıca, comice centuriate’ler tarafından diktatör seçilmiş olan Fabius Maximus Cunctator da, savaştan kaçınmakla beraber, Kartacalıların ardın­dan ayrılmıyor, böylece de Roma’nın varlı­ğını korumuş oluyordu. Kartacalıların İs­panya ilt bağlan da kesilmiş durumdaydı. Çünkü Publius Cornelius Scipio’nun ku­mandasındaki bir roma ordusu Ebro ile Terragona nehirlerinin ağızlarını denetim al­tında tutuyor ve Hasdrubal’in harekete geç­mesine engel oluyordu. Ama yine de, Ro­ma senatosunun sabırsızlığı ve sanıldığına göre, senatör Paulus Aemilius’un aykırı dü­şüncede olmasına rağmen yeni konsül C, Terentius Varro’nun, Fabius tarafından ileri sürülen ve düşmanı oyalayarak uygun za­manı kollamaya dayanan savaş kurnazlığını doğru bulmaması, Hannibal’in 2 ağustos 216 günü Cannes muharebesinde roma ordusunu ezmesine yol açtı. Bu yenilgi sonunda Roma konfederasyonu parçalanmağa başladı. Böy­lece, bazı Apulia’lılar, Samnit’ler, Lucania’lılar, Bruttium’lular Capua (216 sonbaharı), soma da Tarentum, Metapontum, Thurioi ve Herakleia (213-212) Hannibal ile bir­leştiler. Hannibal de, o sırada Makedon­yalı Philippos V ile görüşerek, Roma’­nın müttefiki Syrakusai’li Hieron’un ölümünden (215 sonu) sonra Sicilya’da da bazı destekler elde etmekteydi. Ama, Ro­ma’nın çevresindeki Etruria, Ombria ve Latium Roma’ya bağlı kaldı. Güneydeki öbür yunan siteleri ise kararsızdı. Aslın­da Hannibal, Güney İtalya’da abluka al­tında ve takviyeden yoksun
(kati kuvvetler İspanya, Sicilya ve Korsika’daki savaş­larda kullanılmaktaydı) haldeydi.

Romalı­lar bir yandan Adriyatik’e hâkim olduk­ları, öte yandan da İlliria’da karşısına bazı engeller çıkardıklan için (Birinci Makedon­ya savaşı), Hannibal, Philippos V’ten de doğrudan doğruya bir yardım göremeyecek durumdaydı. Roma’ya yürüyormuş gibi ya­parak bir şaşırtma hareketine başvurmasına rağmen, 211′de Romalıların Capua’yı geri al­malarını önleyemedi. İtalya’nın dışında, kartaca orduları İspanya’da son ve çok önemli bir başarı kazandıktan (211′de roma ordusunun yok edilmesi ve bu ordunun ku­mandanları Publius ile Cneius Cornelius Scipio’nun ölmesi) kısa bir süre sonra bü­tün cephelerde savunma durumuna geçmek zorunda kaldılar. Sicilya’da, Kartaca’nın yardımından yoksun kalan Syrakusai, Arkhimedes’in sağladığı mancınıklara rağmen M. ö. 211′de konsül M. Claudius Marcellus ta­rafından saldırıyle ele geçirildi. İspanya’da ise, Genç Cornelius Scipio, 209 başında Carthagena’yı ele geçirdi, Ama Hasdrubal’in, Pireneler’in batı geçitlerinden kaçarak İtalya’ya geçmesini önleyemedi. Sonunda da, Hasdrubal M.ö. 207′de, Metaureus kıyı­larında C. Claudius Nero tarafından usta bir manevra ile yenilerek öldürüldü. Altık kesinlikle yalnız kalmış olan Hannibal de, Bruttium’a çekildi, 205′te Lclcroi’yi terk et­ti ve ancak Corotone çevresinde tutunabildi. Bu durumda Romalıların ülkeye yeniden sahip olmalarını kabul etmek ve 206′da İlipa’da kazandıkları zaferden sonra İspanya’­nın da tamamıyle ellerine geçmesine razı ol­mak zorunda kaldı. Barkas imparatorlu­ğunun yok olmasından sonra ve Hanni­bal’in diğer kardeşi Magon’un Liguria’da yeni bir köprübaşı kurmasına rağmen (205-203) Scipio, savaşı Afrika’da sürdür­mek konusunda senatodan yetki aldı. Bu­nun üzerine de 204′te Afrika’ya çıktı ve Massyli’lerin kralı Syphax’a (numidialı bir başka prens) karşı Massyli’lerin kralı nu­midialı prens Masinissa ile birleşti ve Kar­taca’nın müttefiki olan bu prensi esir al­dı. Bunun üzerine, Kartaca 203 sonbaha­rında Magon ile Hannibal’i geri çağırmak zorunda kaldı. Sonunda, 202 sonba­harında Zama’da Hannibal’i yenen Scipio, bir barış antlaşması kabul ettirmeyi başara­bildi. Bu antlaşmaya göre Kartaca, İspan­ya’yı geri veriyor, fillerini ve (on gemisi dı­şındaki) bütün donanmasını teslim ediyor, yıllık taksitler halinde elli taksitte 10 000 talent vergi ödemeyi ve roma halkının rızası olmadan hiç bir savaşa girişmemeyi ta­ahhüt ediyordu. Bu durum, Kartaca’yı top­rakları, Syphax’ın ve Cirta şehrinin de katılmasıyle genişlemiş ve Roma ile ittifak kurmuş olan Masinissa’nın muhtemel saldı­rılarına karşı savunmasız bırakmış oluyor­du (M.ö. 201). Dış siyasetinde Roma’ya ba­ğımlı duruma gelen ve elinde yalnız Afrika’daki topraklar kalmış olan Kartaca, bu durumda artık büyük devlet olmaktan çık­mış ve yerini de İspanya ile Afrika’nın hâ­kimi, Doğu Akdeniz’de egemen Roma’ya bı­rakmış oluyordu. Kuşkusu yine de yatışma­mış oları Roma, Kartaca’dan, ülkesinin top­lumsal yapısını değiştirmeğe çalrşan Hanni­bal’in sürgüne gönderilmesini istedi (195) ve Afrika’da yeni bir tehlike baş gösterir gös­termez bu şehrin yerle bir edilmesini karar­laştırdı.

* Üçüncü Pön savaşı (149-146). 153′e doğ­du, Kartaca’nın Afrika’daki topraklarında sağladığı bolluk karşısında şaşkınlığa düşen Cato korkuya kapıldı ve Kartaca’nın yıkıl­ması gerektiği sonucuna vardı. (Sık sık, Delenda est Carthago [Kartaca'yı yerle bir etmek gerekir] dediği ileri sürülmektedir.) Kartaca ile Masinissa arasında sık sık çıkan çatışmaların Kartaca’yı Massinissa’ya karşı M.ö. 201 tarihli antlaşmaya ay­kırı olarak silâhlanmak zorunda bırak­ması, yeni bir savaş vesilesi oldu. Bu sa­vaş, Kartaca’nın bir afrika devleti tara­fından ele geçirilerek kendi çıkarına uy­gun bir afrika gücü haline getirilmesinden çekinen Roma’nın işine geliyordu. Böylece 149-146 arasında üçüncü Pön savaşı çıkmış oldu. Bu savaş sırasında Romalılar iki yıl boyunca yaptıkları sürekli saldırılardan bir sonuç alamayınca, kuşatmanın yönetimini Scipio Aemilianus’a bıraktılar. O da, ülke­nin ovalık bölümünü elinde tutan kartaca birliklerini bozguna uğrattı ve Kartacalıların kıskaçtan kurtulmak amacıyle gösterdik­leri kahramanca çabalara (donanmanın ab­luka altında bulunduğu limandan çıkmasını sağlamak için kazılan kanal) rağmen şehrin kara ve denizle bağlantısını kesti. Sonun­da, Byrsa tepesi on günlük bir kuşatmadan sonra düştü ve hayatta kalan son Kartacalılar Eşmun tapınağının yıkıntıları altında can verdiler. Bundan sonra, Kartaca yerle bir edildi, toprağı lanetlendi, şehrin yeniden kurulması yasaklandı ve toprakları da sena­tonun karanyle kazıları fossa regia’nın sınırları içine alındı. Böylece, Pön savaşları, birçok defa rakibini yenilgiye uğratabilecek kadar zorlamış olan Kartaca’nın, bütün ça­balarına rağmen, yok edilmesiyle sonuçlan­mış oluyordu. Kartaca’nın bazı önderlerinin yeteneksizliği, Barkas ve Hannon aileleri arasındaki rekabet, paralı askerlerin ordu içindeki aşırı derecede önemli rolü, İkinci Pön savaşı sırasında donanmanın şaşılacak kadar güçsüz oluşu v.b. sebepler, bu devle­tin, kazanması mümkün olabilecek bir savaştan yenik çıkmasına yol açmıştı.

• Pön savaşlarının sonuçları. Pön savaşla­rı, Kartaca’nın yok olması dışında, birçok önemli Sonuç daha doğurdu. Bu sonuçlar kı­saca şöyle özetlenebilir: Roma’nın ve İtalya’nın nüfus yoğunluğunun azalması; işlen­mekte olan bazı toprakların yeniden işlen­meyen toprak haline gelmesi; küçük toprak Sahiplerinin elinde bulunan topraklarına, nobilitas tarafından düşük fiyatlarla satın alınması veya ager publicus topraklarının düşük ücretlerle kiralanması yoluyle geniş latifundia’iar (ağaç ve özellikle yoğun bir biçimde sığır yetiştirilmesi) kurulması ve yi­ne bu kimselerin yabancı illerdeki kazançlı işletmelerle zenginleşmesi; bunun yanı sıra, ordulara donatım Sağlayarak ve vergi top­layarak, şövalyelerin servet yapması; küçük toprak sahiplerinin de katılmasıyle şehir plebleri sayısının artması ve bu sınıfın yok­sullaşması; savaş sırasında yasama görevini halk meclislerine önem vermeyerek çoğu za­man tek başına yürüten Senatonun güçlen­mesi, cursus honorum’a değer verilmemesi ve zafer kazanan generallere aşırı bir say­gınlık sağlanması (meselâ Afrikalı Scipio) sonucunda roma demokrasisinin bozulması; gelenek ve göreneklerin (gösteriş merakı), dinin (Hannibal’in zafer kazanmasını önle­mek amacıyle Roma’ya Cybele kültünün so­kulması) ve siyasetin doğululaşması. Bu doğululaşma, yönetimini ele almayı umdukları yeni iller bulmak amacıyle Senatörlerin ve haraca bağlayacakları yeni iller veya ka­zançlı işler peşinde koşan şövalyelerin Batı Akdeniz’de hâkim durumda olan Roma’yı, doğuda sonu belli olmayan bir yayılmaya sürüklemek istemelerinin sonucuydu. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pön savaşları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POUZOLZİA

Tarih 08 Haziran 2009

POUZOLZİA i. Almaşık basit yapraklı ot­su bitki veya ağaççık; çiçekleri rami çiçe­ğine benzer, ama şerit şeklindeki tepecik­leri olgunlaşınca düşer; Eski Dünya’nın tropikal bölgelerinde yetişen elli kadar türü kapsar. (Isırgangillerden.) [L]

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUZOLZİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POUTERİA

Tarih 08 Haziran 2009

POUTERİA i. Amerika’nın tropikal bölge­lerinde yetişen kerestelik ağaç.
(On beş ka­dar türü vardır. Bazı türlerinden [Pouteria melinoniana, P. melinonii] işe yarar odun elde edilir. Fransız Guyanası’nda bu oduna beyaz balata denir. Başka bir türünden [ba­zen Ecclinusa sanguinolenta da denen P. Guianensis] Fransız Guyanası’nda elma ba­latası veya domuz odunu denen bir kereste elde edilir. Bu odunların hepsi düz, sert, san-pembe veya sarımtıraktır. Kolay işlenir ve marangozlukta kullanılır. Sapotaceae fa­milyasından.) [L]

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUTERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİRATİNERA

Tarih 07 Haziran 2009

PİRATİNERA i. Guyana’da yetişen büyük orman ağacı. (Isırgangillerden.)

—ANSİKL. Piratinera Guianensis, düz ka­buklu, beyaz sütlü büyük bir ağaçtır. P. paraensis ve P. lancifera da dahil bu ağacın bütün türlerinden değişik adlarda çeşitli kereste elde edilir. Hepsi de ince marangozlukta kullanılır. (L)

07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRATİNERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTHOS

Tarih 06 Haziran 2009

POTHOS i. Bütün yapraklı, erdişi çiçekli tırmanıcı bitki; çiçekleri yaprakların koltuğunda bir sapın ucunda koçan halinde bulunur. (Sıcak bölgelerde elli kadar türü yetişir; ağaçlara sarılma özelliğinden dolayı bunların bir kısmı limonluklarda yetiştirl­er.
Başlıca türleri: Pothos nitens Malezya’­da, P. aureus Salomon adalarında,
P. argentaus Borneo’da yetişir. Sarmaşıkgiller­den.) [L]

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTHOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTALİA

Tarih 06 Haziran 2009

POTALİA i. Gövdesi düğümlü küçük ağaççık; yaprakları çok büyük ve karşıt, çiçekleri dalların ucunda kömeç halinde bulunur; Guyana’da yetişir. (Loganiaceae familyasından.) [L]

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTALİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSTA

Tarih 06 Haziran 2009

POSTA i. (ital. k.). Bir yerden gönderilen veya bir yere gelen para, mektup v.b. emanetlerin tümü: Sabah postası geldi, fa­kat akşam postası henüz gelmedi. (Bk. ANSİKL. Ulaştırma bölümü.) || Bu emanet­leri toplayıp dağıtan teşkilât ve bu teşkilâ­tın bulunduğu yer:
— Benim seni postaya yolladığımı kimseye söyleme; adresi postahanenin içinde yırt at
(H.E. Adıvar). || Be­lirli zamanlarda sefer yapan ve genellikle posta ulaştırılmasında kullanılan taşıt: Dün de bizim vapur Bandırma postaları gibi ağzına, hattâ burnuna kadar dolu idi
(B. Felek). Pos­ta vapuru. Posta treni. || Takım, kol, sı­ra: // Gidip gelme, sefer: Araba şu kadar eşyayı üç postada taşıdı. || Posta arabası, posta ile gönderilen nesneleri taşıyan ara­ba: İki gün evvel buradan geçen bir posta arabası benim için dört mektup bırakmış (R. N. Güntejcin). // Posta havalesi, posta ile gönderilen havale, para. || Posta kutusu. Bk. KUTU. || Posta polisi, nöbet tutan veya nöbette olan polis. // Posta pulu, para kar­şılığında posta ile gönderilen şeylerin üze­rine yapıştırılan pul.
— CEŞ. DEY. (Birini) Posta etmek, bir kim­seyi karakola götürmek. // (Birine) Posta koymak (veya atmak), birini korkutmak, teh­dit etmek. || (Bir yere) Posta yapmak, bir yere sefer yapmak, gidip gelmek. || Postayı kesmek, bir kimseyle ilgisini kesmek veya bir şeyi yapmaktan vaz geçmek.
— Ask. Hedef postası, hedefli atış talimi sırasında hedefleri gözetleyen ve atışlardaki isabet derecesiyle ilgili işlemlerin ve ka­yıtların tutulmasına yardım eden personel.

— Avc. Avlanacak hayvanı beklemek için yerleşilen yer.
— Dy. Posta treni, posta ve yolcu vagon­larından meydana gelen süratli tren. || Pos­ta vagonu, yalnız posta hizmetine ayrılan vagon. || Cer postası, buhar lokomotifinin sevk ve idaresini sağlayan, bir makinistle bir ateşçiden meydana gelen, çoğu kere sürekli birlikte görev yapan ekip. (Başka tip lokomotiflerde çalışan makinist ve yar­dımcısının meydana getirdiği posta, özel bir ekip değildir.)
— Denize. Gemi teknesinin enlemesine olan tutucu parçalarından her biri, bunla­rın tümü gemi gövdesini (iskeletini) mey­dana getirir. (Bk. ANSİKL.) || Posta yolcu vapuru, posta seferi yapan ticaret gemisi. || Dobil bltum postası, dip su sarnıçlarına (Water-ballast) giriş çıkışı sağlayan delik­ler bulunan posta. || Döşekbaşı postası, ağaç gemi inşaatında döşek postalarını di­key postalara bağlayan dışarıya kıvrık pos­ta. || Karkas döşek postası, L veya U bi­çiminde köşebentlerden yapılmış, dikey ve düzey, uçları parçalarla pekleştirilmiş dö­şek postası. // Kepçe döşekbaşı postası, çe­likten yapılan savaş gemilerinde teknenin sağlam bir parçası. (Bu posta, bodoslama­nın hemen hemen düzey olarak uzatılması­dır. Kıç tarafta [kepçe] su hattının ve zırh güvertenin altındaki bütün çıkıntıları bir­birine bağlar ve onlara dayaklık, yataklık eder.) // Sintine döşek postası, bir postanın (kuburga, eğri, iskarmoz) alt kısmını mey­dana getiren iki kenarlı parça. || Yukarı (üst) posta, diğer döşek postalarından da­ha yukarıda bulunan, geminin baş ve kıç taraflarına yakın postalar; tekneyi takviye etmeğe yarar.

— Huk. Posta çekleri. Bk. ANSiKL. || Pos­ta gizliliği. Bk. ANSİKL. || Posta idaresi, tüzel kişiliği olan T. C. Posta Telgraf ve Telefon işletmesine verilen ad. (Bk. P.T.T.) || Posta kolileri.
Bk. ANSİKL. || Posta mas­rafı. Bk. ANSİKL.
— Sanay. 24 Saatlik çalışma gününün ça­lışma bölümlerinden her biri: Gece posta­sı.
(Eşanl. VARDİYA.) || Bir sanayi veya ti­caret işletmesinde aynı zamanda çalışan iş­çilerin tümü.// Çalışma postası, bir çalış­mada bir bölümün yapıldığı yer; açıkça be­lirli bir iş yapımına gerekli her şeyi (maki­ne, âletler, malzeme v.b.) kapsayan çalış­ma merkezi: Çalışma postasının düzeni ve donatımı, çalışanın verimi ve yorgunluğu üstünde büyük etki yapar.
— Teşk. tar. Posta tatarı. Bk. TATAR.
— Zool. Posta güvercini, özel surette ye­tiştirilen, küçük kâğıtlara yazılmış haberle­ri bir yerden bir yere iletmek için kullanı­lan güvercin.
— ANSİKL. Ulaştırma. Eskiden mektup ve yolcu ulaşımı için belli yerlere atlar «yerleştirilir», bunlar hazır beklerdi. Oysa posta bugünkü medeniyetin en önemli ku­rumlarından biri haline gelmiştir. Jül Sezar zamanında Roma imparatorluğu sınırları içinde kuryeler son derece düzenli işliyor­du. Sezar’ın İngiltere’den Roma’daki Cicero’ya yolladığı iki mektup, biri 26, biri 28 günde, yani iki gün ara ile Roma’ya ulaş­mıştı. Mektup yollamak İsteyen özel kişiler ise mektuplarını ya köleleriyle göndermek, ya da aynı yönde giden ve mektubu götür­meyi kabul eden birine vermek zorunday­dılar. Özel kişiler için çalışan bir posta sistemini ilk kuran imparator Diocletianus oldu (III. yy. sonu). Daha sonraki tarih­lerde Büyük Theodorius, Charlemagne gibi kralların ülkesinin her yeriyle haberleşme­lerini sağlayan düzenli posta servisleri vardı.

• Resmî Posta Servisinin başlangıcı. En eski posta sistemi Fransa’da Paris üniver­sitesi tarafından kuruldu. XIII. yy.ın so­nunda bu kuruma bağlı kuryeler belli dö­nemlerde yola çıkarlar ve Paris’te toplu bulunan öğrenciler için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden para ve mektup toplarlardı. XI. Louis kendisi için atlı haberciler kul­landığı gibi, 19 haziran 1464′teki fermanıyla Fransa’nın bellibaşiı yollarında posta istasyonları kurdu. Bu sistem daha sonraki krallar zamanında da devam etti; sonunda özel kişiler de kendi mektupları için kral­lığa bağlı kuryeleri kullanmağa başladılar. XIII. Louis zamanında genel bir posta de­netimi merkezinin kurulmasıyle fransız pos­tası daha düzenli bir hal aldı.

• Almanya’da ilk posta Tirol’de XV. yy.­ın ikinci yarısında Thurn, Taxis ve Valsassina kontu Roger I tarafından kuruldu. Roger I’in oğlu imparator Maximilian I’in isteği üzerine 1516′da Viyana’dan Brük­sel’e uzanan bir posta servisi sağladı. 1522′de Viyana ile Nürnberg arasında bir pos­ta servisi açıldı; çok geniş topraklara sa­hip olan Kari V, ülkenin her köşesinden çabuk haber almak istediği için Taxis ve Thurn prensi Leonhard’a Hollanda’dan İtalya’ya bir posta servisi kurdurdu. Bu ser­vis Liege, Trier, Speyer, Rheinhausen, Württemberg, Augsburg ve Tirol’den geçiyordu. İtalya’da ilk posta Piemonte’de başladı. 1561′e kadar mektupların ulaşımı şirketlerin ve özel kişilerin elindeydi. Devlet bunlara hizmetleri karşılığında değişik şartlara uy­gun olarak belli bir miktarda para almak hakkını tanımıştı. 1561′de Savoia dükü Emanuele Philiberto bütün postaları bir pos­ta genel müdürüne bağladı. Bu durum 1697′ye kadar sürdü. 1697′de dük Vittorio II Amadeo postanın gelirlerini devlet gelir­leri arasına kattı ve posta genel müdürü­ne aylık bağladı. 1710′dan sonra posta doğ­rudan doğruya devlet tarafından yönetil­meğe başlandı.

• ingiliz postası. İngiltere’de Edward III zamanında özel postalar kurulmuştu. 1635′te Londra ile Edinburgh arasında resmî bir posta servisi kuruldu. 1644′te o sırada Avam kamarası üyesi olan Edmund Prideaux posta genel müdürlüğüne tayin edildi. Prideaux ilk iş olarak haftada bir, ülkenin her tarafına posta kuryeleri yol­lamağa başladı. 1683′te başkentte bir «penny» postası kuruldu. William III zamanın­da parlamentodan İskoçya’daki posta siste­mini düzenlemek üzere birçok kanun çıktı. Kraliçe Anne’in çıkardığı dokuzuncu fer­manla ingiltere’deki posta sistemi o zaman için modern bir şekilde teşkilâtlandırıldı. Londra’da Britanya ülkeleri için genel bir posta merkezi açıldı.
Bu merkezin Edinburgh, Dublin ve diğer bazı şehirlerde şubeleri vardı. Bütün sis­temin başında bir genel müdür bulunuyor­du. Bu genel müdürün başlıca şubelerin müdürlerini tayin etme yetkisi vardı. Bu sırada 15 millik bir yere gidecek bir mek­tubun ücreti 8 sentti, 300 mil içinse 25 sent ödeniyordu. 1837′de sir Rowland Hilî Posta servisinde reform yapılması için ha­rekete geçti. 1839′da «penny» usulü kabul edildi. 6 Mayıs 1840′ta W. Mulready ta­rafından çizilen ilk posta pulu kullanıldı. Aynı yıl kayıt ve posta ile para yollama usulleri kabul edildi. 1855′te posta kutuları ortaya çıktı. Londra, şehir içi mek­tup dağıtımında kolaylık sağlanması için 10 bölgeye ayrıldı, ingiltere postahane sis­temi hızla gelişti, paket postası, para de­ğiştirme ve telgrafçılık yerleşti, ingiliz Pos­ta servisinin başında posta genel müdürü bulunur. Yardımcısı Londra postahanesinin genel sekreteridir. Büyük şehirlerde de genel müdürler vardır. Posta genel müdürü danıştay üyeleri arasından seçilir: ayrıca ka­bine üyesi de olabilir.

• Neale’in amerikan postası. Amerika’da posta 17 şubat 1691′de posta patentinin Thomas Neale’e verilmesiyle başlar. 4 Ni­sanda Neale ve krallık posta genel mü­dürü Andrew, Hamilton’u amerikan posta genel müdürlüğüne seçtiler. Hamilton ko­loniler arasında bir posta servisi kurmak gibi zor bir işe girişti. Bütün kolonileri dolaştı ve herkesi yeteneğine ve bu işin başarılacağına inandırdı. Virginia dışında bütün koloniler işbirliği yapmayı kabul et­ti, 1 mayıs 1693′te servisler başladı. Posta, Portmouth – New Haven, Boston, Saybrook, New York, Philadelphia ve Maryland ile Virginia’daki bazı noktalar arasında işli­yordu. Haftada bir posta vardı, beş atlı bu istasyonlardan haftada iki kere geçmiş oluyordu. Kışın servis 15 günde bir yapı­lıyordu.

A.B.D. postası. 26 Temmuz 1775′te Phila-delphia’da toplanan kongre bir postahane sistemi kurdu ve başına yılda 1 000 dolar ücretle Benjamin Franklin’i getirdi. 1782′de Kongre, posta genel müdürüne New Hampshire ve Georgia arasında ve Kong-re’nin uygun göreceği diğer yerlerde posta yolu ve servisleri açma yetkisini verdi. İ799′da posta kanunları yeniden düzenlendi, posta soyguncularına ölüm cezası ge­tirildi. Daha sonra ölüm cezası kaldırıldı. 1813′te posta ilk defa buharlı gemiyle bir şehirden bir şehire götürüldü. 1845′te 30 milden uzağa gitmeyecek bir sayfalık mek­tuptan 6 sent, 80 mile kadar 10 sent, 150 mile kadar 12,5 sent, 400 mile kadar 18,75 sent, daha uzak mesafeler için 25 sent alınıyordu.
İngiltere’de pul sisteminin başarıya ulaş­masından sonra, pul A.B.D.’de de kulla­nılmağa başlandı. 1847′de 5 ve 10 sentlik, 1851′de 1 ve 3 sentlik pullar çıktı, tik dam­galı zarflar 1853′te kullanıldı. Başkan Lin­coln zamanında mektuplar bedava teslim edilmeğe başlandı. Daha sonra mektubu alandan 2 sent alındı. 1863′te bu 2 sentten yeniden vaz geçildi. İlk posta kartı da 1873′te ortaya çıktı.

• Türkiye’de. Osmanlı devletinde posta hiz­metleri Mahmud II zamanına kadar yalnız devlet haberleşmeleri için yapılıyordu. Koso-va (1389) ve Çaldıran (1514) seferleri sırasın­da halkın da resmî postadan yararlanması sağlandı. Fakat bu, bugünkü anlamda posta­cılığın başlangıcı niteliğinde değildi. Mah­mud II, halka ait mektupların İstanbul ile öteki vilâyetler arasında taşınmasını, bu işler­den gelir sağlanmasını, mektuplara fesat karıştırılmamasını ve mektup dağıtımında is­lâm, reaya ve yabancı ahaliye eşit muamele yapılmasını bir fermanla emretti (1838). Tan­zimat fermanıyle posta hizmetleri kamu hiz­metleri arasına alındı (1839). Konuyle ilgili hazırlıkları yapmakla görevlendirilen komisyonun kararına uyularak ilk Posta nezareti kuruldu (1840). Aynı yıl ilk pos­tahane istanbul’da, Yenicami avlusunda, Postahanei Amire adiyle açıldı. Bunu, Bağ­dat, Sivas, Musul ve Diyarbakır’da açılan postahaneler takip etti (1843). Posta idaresi­ne paralel, fakat ayrı bir kuruluş olarak ça­lışan Telgraf idaresi de nezaret durumuna getirildi (1855). Posta nazırı gazeteci Agâh Efendinin teklifiyle posta ücretinin pul olarak alınmasına başlandı (1863). Posta ve Telgraf nezaretleri tek bir nazırlık altında birleştirildi (1871). Sonra bu nazırlık kal­dırıldı ve son nazır vekili Mustafa Fuad Bey zamanında teşkilât, umum müdürlük seviyesine indirildi (1909); iki yıl sonra tekrar nazırlık oldu (1911). 1919′ra ise umum müdürlük kademesine dönülerek umum müdürlüğe de Refik>Halid Bey (Karay) tayin edildi. Bu arada Ankara’da T. B. M. M. Hükümeti Posta müdürlüğü kuruldu (1920); başına da önce Sırrı Bey (Bellioğlu), sonra da Refet Bey (Bele) getirildi. Ankara hükümetinin Posta müdürlüğü ay­nı yıl içinde genel müdürlük oldu. İlk ge­nel müdür olarak Sabri Bey (Toprak) görevlendirildi (1920). İstanbul’daki umum müdürlük de 1922′ye kadar çalıştı.

— Denize. Genel bir anlamda kullanılan posta terimiyle üç elemanın hepsi anlaşı­lır; asıl posta, sintine postası, döşek pos­tası. Asıl postalar üç tiptir: kompozayt posta (posta ve kontra) iki köşebendi bir­birine perçinlemekle yapılır, L biçiminde­dir; yekpare posta tek bir profilden yapılmış, L biçiminde, çıkık kenarlı L veya U posta biçimindedir. Son olarak bir ana be­denle onu bordaya bağlayan çift kenarlı posta çok yer tuttuğundan şileplerde kul­lanılmaz. Fakat tankerlerde, özellikle boy­lam yapım usulüyle yapılan tankerlerde her zaman kullanılır.
— Huk. Posta çekleri. Posta idaresi, adına bir çek hesabının açılmasını isteyen kim­selere, bu hesabın açılabilmesi için gerekli ön paranın verilmesi şartıyle posta çekleri verebilir. Posta çekleri düzenlendiği günle birlikte iki ay için geçerlidir. Bu süre bi­tince, kabulleri keşidecinin onamasına bağ­lıdır. P.T.T. idaresi, belli paraları gösteren yolculuk posta çekleri de çıkarabilir.

• Posta gizliliği. P.T.T.’de görevli memur­ların posta gizliliğine uymaları zorunludur. Posta kanununa göre, kendilerine posta servisinde bir iş verilmiş olanların, belli kişilerin posta ilişkilerini açığa vurmaları, kapalı mektupları açmaları, içlerinde ne olduğunu araştırmaları veya haberleşme ka­ğıtlarındaki yazılar hakkında üçüncü kişi­lere bilgi vermeleri yahut herhangi birinin bunlan yapmasına meydan bırakmaları ya­saktır.

• Posta kolileri, ayrıca ücret ödendiği tak­dirde, alıcının konutunda teslim edilebilir. Bunun dışında, posta kolileri Posta ida­resinden alınır. Ancak, idarenin gösterece­ği süre içinde kolilerini almayanlardan ta­rifesine göre ücret alınır.

• Posta masrafı. Davacı, dilekçesinin, da­valıya tebliğ edilmesi için gerekli olan pos­ta masrafını peşin olarak mahkeme kale­mine ödemekle yükümlüdür. Bunu yapma­ması halinde, mahkeme, kendisine bir me­hil verir. Bu mehil içinde davacı, posta masrafını ödemezse, tebligat yapılmasından vaz geçmiş olduğu kabul edilir. Aynı du­rum, mahkemenin vermiş olduğu kararın temyiz edilmesi halinde de söz konusudur. Temyiz eden, posta ücretini baştan ödemezse, kendisine ödemesi için bir süre verilir. Bu süre içinde de posta masrafını ödemeyecek olursa, temyiz isteminden vaz geçmiş sayılır. Temyiz isteminden posta ücretinin ödenmemesi sebebiyle vaz geçil­miş sayıldığına karar verecek merci, ma­hallî mahkemedir. (LM)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSQQUERİA

Tarih 06 Haziran 2009

POSQQUERİA i. Silindirimsi dallı tüysüz ağaççık; beyaz çiçekleri dalların ucunda kömeç halinde bulunur; Güney Amerika’­da on kadar türü yetişir. (Kökboyasıgillerden.) [L]

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSQQUERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİRAGUA

Tarih 06 Haziran 2009

PİRAGUA i. (karayip dilinden alınan isp. k.). Denize. Padıl kürek veya yelkenle gi­den egzotik kayık.

ANSIKL. Etnogr. Tek parçadan yapılan veya parçaların birleştirilmesiyle meydana getirilen iki tip piragua vardır. Monoxyl denilen piragua tek parça ağaç kabuğun­dan veya içi oyulmuş ağaç kütüğünden ya­pılır. En çok kullanılan ağaç kabuğu Avus­tralya’da yetişen okaliptüs ağacı kabuğu­dur. Bir tek ağaç kütüğünden yapılan piragua’ya Tarihöncesinden beri her yerde rastlanır. Parçaların birleşmesiyle yapılan piragua’lar da Avustralya, Sibirya, Kuzey Amerika ve Amerika’nın güney bölgele­rinden getirilen ve birbirine dikilen ağaç kabuklarından veya tahtaların birleştirilme­si suretiyle yapılır. Fakat piraguaların en yaygın olanı tek parça ağaç kütüğünden yapılır. Bu çeşit piraguayı daha çok kul­lanmış olanlar seyir emniyeti bakımından aksaklığını gidermek amacıyle buna parça­lar eklemişlerdir. Bu alanda özellikle Polinezyalılar başarı göstermişler, iki piragu­ayı birleştirerek büyük bir gelişme sağla­mışlardır. Ana piragua basit bir tek ve balansiye denen bir yüzdürücüyle de dona­tılabilir. Bu balansiye genellikle rüzgârın geldiği bordaya takılır, bu suretle de piragua’yı devrilmekten koruyarak suyun yü­zeyine oturtur. Bazı durumlarda çifte ba­lansiye kullanıldığı da olmuştur. Bu şekil­lerden hangisinin daha önce mevcut olduğu bugün hâlâ bilinmemektedir. Fakat balansiyeli piragua, sal veya Çinhindi’nde kulla­nılan üçüzlü nehir kayıkları örnek alınarak yapılmış olabilir. Piraguaların şekil, boyut ve yelkenleri birbirinden farklıdır. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRAGUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »