PORTHESİA

Tarih 06 Haziran 2009

PORTHESİA i. Meyve ağaçlarına ve or­manlara zararlı kelebek. (İlmî adı Porthesia chrysorrhoea. Pulkanatlıların liparidae familyasından.) [L]

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTHESİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİPTURUS

Tarih 05 Haziran 2009

PİPTURUS i. Almaşık yapraklı ağaç veya ağaççık; dişi çiçekleri çevrimli ve şerit tepeciklidir; Madagasgkar’dan Pasifik adala­rına kadar yayılmış on kadar türü bulunur; Pipturus argenteus botanik bahçelerinde ye­tiştirilir. (Isırgangillerden.) [L]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPTURUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIPTANTHUS

Tarih 05 Haziran 2009

PIPTANTHUS i. Kışın yapraklarını dök­meyen ağaççık; yaprakları üçlü yaprakçık şeklinde, sarı çiçekleri toplu salkım biçi­mindedir; Hindistan’ın yüksek dağlık böl­gelerinde yetişir. (Piptanthus Nepalensis orta avrupa iklimine pek iyi uyar. Fasulye­gillerden.) [L]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIPTANTHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİPTADENİA

Tarih 05 Haziran 2009

PİPTADENİA i. (yun. piptein, düşmek ve aden, bez’den lat. k.). Küstümotugillerden, başak şeklinde bileşik çiçekli ağaç; meyve­si az veya çok eğri ve yassı badıç şeklinde­dir. (Tropikal Afrika’da kırk kadar türü ye­tişir; Afrika’da yetişen Piptadenia Africa­na ve P. Buchananiv den kereste elde edi­lir. (Bu keresteye Fildişi Kıyısında dabema, Gana’da dahoma, Nijerya’da agbuvan, Kamerun’da atüvi, Gabon’da t um, Kongo’­da singa veya bokungu adı verilir. P. Leucocarpa’nın odunu demiryolu traversi ya­pımında kullanılır.) [L]

PİPPİ (Giulio). Bk. ROMAN (Jules).

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPTADENİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİPO

Tarih 05 Haziran 2009

PİPO i. (halk lat. pipa, kamış, boru > fr. pipe’ten). Ucundaki lüle içine tütün konulan ve yakılarak dumanı çekilen çubuk biçimindeki tütün içme aracı: Ağzındaki piposu keyfinin yerinde olduğuna işaret (R. H. Karay). Delikanlı, tahta koltuğun ke­narına vurarak, piposunu silkti (Vâ-Nû).

ANSİKL. Tar. Pompei’deki fresklerden birinde görülen pipo, tütünün ortaya çıkı­şından çok önce bulunmuştur. Avrupa’da Keltlere mal edilen kil ve demirden yapıl­mış çok sayıda pipo ele geçmiştir. A.B.D.’-de de pipolara rastlanmıştır (Delaware). Bu­nunla beraber pipo, tütünün ortaya çıkı­şından daha sonra yaygınlaştı. Afrika’da kocaman, taştan pipolar, Doğu’da esrar çekilen zarif pipolar, iran’da ve Türkiye’de çubuklar ve nargileler, Avrupa’da da top lüleler yapıldı. Büyük Britanya ve Hol­landa’da daha 1625′te pipo fabrikaları var­dı.
Pipo yapımında çok çeşitli maddeler kul­lanılmıştır. Fırınlanmış kilden yapılan top­rak lülelerin Fransa’da başlıca yapım mer­kezleri Givet, Saint Ömer, Marsilya ve Nîmes şehirleriydi. Çubuk ve nargile de pişmiş topraktan yapılırdı. Orta Avrupa ve Alsace’ta günümüzde de yaygın olan porselen pipo avusturyalı doktor Jacob Vilarus tarafından bulunmuştu. Anadolu’da bulunan magnezit lüle taşından pipolar yapmağa yarar, bunların ağzında genellikle kehribardan halkalar bulunurdu. Yanmış magnezit de katran ağacından pipoların yapımında kullanılmıştır. Kurşunî, fildişi, kehribar, cam, gümüş, mısır sapından ya­pılmış pipolar da vardır. Fakat pipo ya­pımında en çok kullanılan madde ağaç, özellikle Akdeniz bölgesinden ve daha çok Cezayir ve Konstantin’den getirilen ak fun­da köküdür.
Pipo imalinde yapılması gereken başlıca işlemler şunlardır: çaplama, taslağını çı­karma ve delme, potayı oyma, rendeleme, frezeden geçirme, sapı delme ve en sonun­da başı rendeleme. Pipo, boyalı veya bo­yasızdır, cilalanır, parlatılır, markalanır ve pipoya ebonit, pleksiglas veya kehribar bir halka geçirilir. Saint Claude (Jüra) ak fun­da köklerinden pipoların yapıldığı dünyaca tanınmış bir şehirdir. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIPERALES

Tarih 05 Haziran 2009

PIPERALES çoğl. i. Çiçekli bitkiler (taç­sız ikiçenekliler) takımı; özellikle tropikal bölgelerde yetişen bir kısım ağaçları (kara­bibergiller, chloranthaceae familyaları) kap­sar. (L)
PİPERALES

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIPERALES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTEKİZ COĞRAFYA

Tarih 05 Haziran 2009

PORTEKİZ COĞRAFYA

Fizikî coğrafya

Yüzey şekilleri. Portekiz’in yüzey şekil­leri Iber mesetası tabanının kenarından meydana gelir; bu taban Tajo’nun iki kıyı­sında çok farklıdır. Irmağın güneyindeki tekdüze Alentojo ovalarının yükseltisi 400 m’yi hiç geçmez. Bu ovalar ispanyol Est-remadurası peneplenini batıya doğru devam ettirir ve ağır ağır, Atlas okyanusu kena­rındaki alçak kıyılar yönünde, üçüncü za­man toprak dalgasının altına süzülür. Bu bölgeler ancak çok yüksek olmayan fay sarplıkları (Vigueira ve Ossa serraları) ve kenarlarında yükselen bazı kalıntı şekille­riyle (güneybatıda Grandola ve Carcal ser­raları, kuzeydoğuda serra de Sao Mamede) engebelidir. Güneye doğru, batı-doğu yönünde uzanan Algarve, şistli Malhao serralanndan ve siyenitli serra de Monchique çıkıntısından meydana gelir. Kalkerli bir tepeler şeriti alçak ve kumlu güney kıyı bölgesine geçişi sağlar.
Tajo’nun kuzeyinde eski taban çok daha yüksektir ve büyük kırıklarla doludur. En yüksek engebeler Vuga le Tajo arasında uzanan ve kuzeydoğu-güneydoğu yönünü takip eden horst’lardır. Bu horst’lar Mer­kezî Iber cordillerasının ucudur (serra de Estrala, 1 981 m; Serra de Gardunha 1 224 m). Kuzeye doğru, Mondego hendeğinin ötesinde yükseltiler 1 500 m’yi aşmaz; ama yüzey şekillerinin parçalanmışlığı devam eder. Duero’nun kuzeyinde horst’lar Marao (1 419 m), Padrela ve Barnes serralarını meydana getirir. Kuzey-kuzeybatı,
güney-güneydoğu yönünde uzanan büyük bir en­gebe, Atlas okyanusuna doğru bu dağlık bütünü keser, Duero halicinin kuzeyinde kıyı şeritini meydana getirir, sonra güney­batıda kıyı ovaları yanında yükselir.
Estremadura’da küçük kalkerli veya püskü­rük kütleler ortaya çıkar: Aire, Montejunto, Sintra ve Arrabida dağları. Portekiz toprakları altındaki büyük par­çalanmalar bugün hâlâ devam eder. özellikle Aşağı Tajo bölgesi ve Algarve kı­yısı henüz yerleşmemiştir; bu bölgeler bir­çok depremden (özellikle 1755′te) zarar gör­müştür.

• iklim. Portekiz’de akdeniz iklimi hü­küm sürer: yazlar kuraktır. Ama denizin yakınlığı bu kuraklığın uzun sürmesini ön­ler ve özellikle kışın düşen toplam yağış miktarını çoğaltır. Yağmurlar kuzeyden gü­neye ve batıdan doğuya doğru azalır. Ku­zeyde Minho ve Beira Alta engebeleri 2 500 mm’ye yakın yağış alır. Daha koruntulu olan iç bölgede yağışlar daha azdır (Alto Duero’da 600 mm). Güney ovalarında ku­raklık artar. Kıyı bölgesinde okyanus et­kisi sıcaklığı düzenler. Trasos-Montes’de kışlar uzun ve serttir; Iç Alentejo yazın sağanak halinde yağışlar alır.
• Bitki örtüsü. İlkel bitki örtüsü hemen tamamıyle ortadan kalkmıştır. Kuzeybatı­daki yağışlı bölgede yapraklarını döken me­şelerle, yapraklarını dökmeyen akdeniz meşeleri (mantar meşesi ve lusitaina meşesi) birarada görülür; bunlar 700 metreden da­ha yükseklerde görülmez. Tepeler funda­lıklarla örtülüdür, ülkenin geri kalan kıs­mı, genellikle «garrigue» veya maki halini almış tipik akdeniz ormanıyle örtülüdür. Mantar meşesi daha çok kıyıda, yeşil me­şe iç bölgede yetişir. Kumsallar, gözün ala­bildiğine uzanan çam ormanlarıyle kaplı­dır.
• Hidrografya. Iber yarımadasındaki bir­çok büyük ırmağın aşağı çığırları Porte­kiz’dedir. Kuzeyde Minho, güneyde Gua-diana ırmakları sınır sayılmıştır, ülkenin kuzeyindeki yüksek engebeleri dar boğaz­larla aşan Duero’nun beslenmesi oldukça düzensizdir. Tajo’nun eğintileri çok daha yumuşaktır; ama aşırı etiyajların etkisi al­tındadır. Duero’nun Portekiz’deki kolları, Mondego şebekesi ve Tajo’nun kuzey kı­yıdan aldığı kollar önemli hidroelektrik te­sislerinin kurulmasına elverişlidir.

iktisadî ve beşerî coğrafya

* Nüfus. Portekiz’de nüfus yoğunluğu km2′ye 99 kişidir. Sanayii bu kadar az gelişmiş bir ülke için yüksek sayılabilecek bus ra­kam, son zamanlardaki nüfus artışının sonucudur. 1527′de yapılan ilk sayımda nü­fus Roma çağındakini aşmıyordu. XVI. yy.da denizaşırı macera hevesi, birçok kişi­nin ülkeden göçmesine ve gerçek bir nü­fus seyrelmesine yol açtı. Yüz yıldır nü­fusun büyük ölçüde çoğalmasının yanı sıra birçok kişi ülkeden göçtü (1910′da 80 000 kişi); bu hareket bugün yavaşlamaktadır. Göçmenler özellikle Brezilya’ya, Venezuela’ya ve Afrika’daki illere (özellikle An­gola) gider.

Şehirler gelişmelerine rağmen, nüfusun an­cak dörtte birini barındırır. Minhao ve Mondego arasında aşırı ölçüde yoğun olan (bazı conselho’laıda km2′yeı 200 kişi) kır nüfusu, Estremadura’da kalabalıktır (km2′ye 60-150 kişi); doğu kısımda ve Algarve’de seyrekleşir. Ama en ıssız alanlar Alen­tejo ve Ribatejo’dadır (km2′ye 25 kişi). Nü­fus dağılımının bu eşitsizliği, toprağa yer­leşme evreleri, tarım sistemleri ve mülki­yet rejimiyle bağıntılıdır.

• Tarım ve köy hayatı. Minho portekiz köy hayatının en orijinal beşiğidir. Toprak çok küçük parseliere ayrılmış, evler geniş bir alana yayılmıştır; çeşitli ince tarım yapan nüfus çok yoğundur: mısır, patates, tırmanıcı asma ve meyve ağaçları birarada yetiştirilir. Kalabalık sığır sürüleri, sulak çayırlarda otlatılır. Nüfusun artmasıyle bu kır ekonomisi
Trasos-Montes havzalarına doğru uzanmış, güneye ise, daha «yeniden fetih» zamanında Beira ve Estre-madura yoluyle girmiş ve o kalabalık böl­gelere yerleşmişti. Buna karşılık, yetiştiri­ciliğin ağıt baslığı yüksek doğu bölgeleri­ne pek yayılmadı. Hemen hemen ıssız de­nilebilecek bölgelerde «yeniden fetih» ha­reketinden sonra geniş ölçüde işletilen bü­yük mülklerkuruldu.
«Latifundia»lar, işçi­lerini büyük tarım işçisi köylerinden toplar. Bu bölgelerde kaba tahıl tarımı yapılır, zeytin ağaçları ve koyun yetiştirilir. Şehir burjuvazisinin sermaye yatırımı bu büyük mülklerin kuzeye doğru Güney Estremadura ve Beira’da genişlemesine imkân verdi. Daha yoğun bir nüfusun çok küçük top­raklarda tahıl, meyve ve sebze yetiştirdiği Algarve’yi ayrı incelemek gerekir. Ama bu­rada da yarıcılık yaygındır. Tarım üretimi, hızlı gelişmesine rağmen, her zaman halkın ihtiyacına karşılık ver­mez. Buğday ithalâtı, azalmakla beraber, büsbütün kesilmemiştir. Ülkenin güneyinde başlıca besin mısırdır. Vuga, Moncıego, Tajo ve Sado vadilerinde çeltik tarlaları günden güne yayılır. Zeytinlikler yüz yılda üç kat artmış ve zeytinyağı üretimi ihtiya­cı karşılamağa başlamıştır. Şarapçılık önemli bir yer tutar: hafif şaraplar (kuzeybatıda vinho verde), Estremadura’da kır­mızı şaraplar, Porto ve Madera’da kalite şaraplar. Bu üretimin pazarlanması eko­nominin bugünkü en büyük meselelerinden biridir.

• Sanayi. Günden güne bir sanayi kolu haline gelmekte olan balıkçılık yavaş yavaş birkaç büyük limanda, önemli konserve fabrikalarını besleyen birkaç armatör şir­ketin elinde toplandı. Kıyı sularında sar-dalya, Algarve açıklarında ten balığı, Newfoundland setlerinde morina avlanır. Bu­nunla birlikte halkın beslenmesinde temel rol oynayan morinanın, tutulan miktar ihtiyacı karşılamağa yetmediğinden, ithal edil­mesi gerekir; işçi ücretlerinin düşüklüğü Portekiz’in konservelerini dış ülkede ko­layca pazarlamasına imkân verir. Sanayi yavaş gelişmektedir. Sermayeler, özellikle yabancı sermayeler yalnız maden yataklarına, özellikle demirsiz madenlere (kurşun, gümüş, tungsten) yatırılır. Ama yalnız Sao Domingos ve Aljustrel bakır yataklarıyle Beira kalay yatakları sürekli bir işletmenin masraflarını karşılayacak güçte­dir. Bragança yakınındaki Moncorvo de­mir madeni kısa süre önce kapatıldı. Çö­zülmesi gereken en önemli meselelerden biri enerji kaynakları meselesidir. Yeter­siz maden kömürü rezervleri (Porto’nun kuzeyinde Sao Pedro da Cova yatakları) henüz az ölçüde işletilir ve ithalât zorunludur, ülkenin kuzeyindeki akarsuların hid­roelektrik donatımına geç bir tarihte başlanmıştır; Duero üzerindeki Picote tesisi 180 000 kW/saat üretir. Hiç bir ağır metalürji tesisinin bulunmaması ve imalât me­talürjisinin azlığı, dış ticaret bilançosundaki açığı günden güne artırır, önemli tek sanayi dokumacılıktır: Estrela dolaylarında yün, Minho ve Lizbon’da pamuk. Serma­ye azlığı, sanayinin gelişmesini frenler.

• Ticaret. Ticaret bilançosu devamlı ola­rak açık verir. Portekiz, maden ürünleri, bazı tarım ürünleri (şarap, mantar) ve ba­lık konserveleri ihraç eder; fakat porto şarabını pazarlamada büyük güçlüklerle karşılaşır. Son zamanlarda tarım kesimine harcanan çaba sonucunda, ithalâtta besin maddelerinin payı azaltılmıştır; fakat ha­sadın dönem dönem azalması bu durumu sık sık tehlikeye düşürür. Ayrıca devlet, yakacak ve metalürji maddelerini de dışarı­dan almak zorundadır. Sanayi makineleri ithali de, geçici olarak, ticaret bilançosu açığını artırmaktadır.

1960-1965 Arası ithalât kuvertürü oranı yüz­de 50-60 arasında değişti. Bu açık, göç­menlerin denizaşırı ülkelerden gönderdikle­ri paralar, denizaşırı toprakların (Angola ve Mozambik) bilanço fazlaları ve özellikle turizmden elde edilen gelirlerle (Algarve’nin değerlendirilmesi) kapatılır. Turizm ge­lirleri (1965′te 1,5 milyon turist) toplam ih­racat tutarının yüzde 15′ine eşittir. 1965′te mamul madde ithalâtın yüzde 60′mı, ihra­catın da hemen hemen eşit miktarını mey­dana getirmekteydi. Sırasıyle İngiltere, Fe­deral Almanya ve A.B.D., Portekiz’in ti­caret yaptığı başlıca ülkelerdir.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ COĞRAFYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTAKAL

Tarih 05 Haziran 2009

PORTAKAL i. (fr. Portugal, Portekiz’den). Akdeniz çevresinde yetişen meyve ağacı. (İlmî adı Citrus aurantium. Turunçgiller­den). || Aynı ağacın meyvesi. || Portakal çiçeği suyu, pastacılıkta ve tatlıcılıkta çe­şitli yiyeceklere koku vermek için kullanı­lan hoş kokulu su.
— ANSîKL. Portakal bileşik veya ayrı yap­raklı, bazısı dikenli bir ağaçtır. Yapraklan meşin gibi sert, dayanıklı ve düz kenarlı­dır.
Portokalın anayurdu muhtemelen, Hindistan’dan Çin’e kadar doğu Asya’dır. Oralardan yavaş yavaş bütün sıcak bölgelere yayılmış­tır. Portakal, yaz sıcaklık ortalaması yak­laşık olarak 23° C, en düşük kış sıcaklığı —2°C olan yerlerde yetişebilir. Batı Avrupa’­ya 1550 yılına doğru girmiştir. Bugün Ak­deniz kıyılarında yetiştirilen en gözde mey­ve ağaçlarındandır. Portakal ağacının boyu 10 m’yi bulabilir; bu büyüklükteki bir ağaç on bin meyve verebilir. Fakat genellikle bo­yu 2-3 m’yi ve ağaç başına verimi beş yüz meyveyi aşmaz. Tohumla, turunç üzerine aşıyle, daldırma ve çelikle üretilir. Portakal bahçeleri güney yerlere, ortalama 8 m ara­lıklı diziler halinde ve 6′şar metre aralıkla dikilir. Budama ile ağaca yuvarlak bir şe­kil verilir. İyi ürün almak için toprağa her yıl gübre vermek ve zaman zaman sulamak gerekir. Kuzey memleketleri portakalı süs bitkisi olarak sandıkların içinde yetiştirir, kış gelince limonluklara alırlar. Portakal, üst ve dip tarafı hafifçe basık sulu bir meyvedir. Üzeri pütürlü bir kabuk­la kaplıdır; kabuğun dışı kızıla çalan sarı, içi beyaz renktedir; kalınlığı portakalın cin­sine göre değişir. Kabuğun altında sarım­tırak, bazılarında kırmızı renkte, sulu ve di­limli bir öz bulunur. Dilimlerden her birinde bir veya iki çekirdek vardır (bazı çeşitleri çekirdeksizdir). Portakal kabuğunun içinde, uçucu bir yağla dolu minik kesecikler, yü­zünde ise içi tatlı bir sıvıyle dolu küçük ka­barcıklar, acı meyvelerde ise küçük çukur­luklar bulunur.
• Türkiye’de. Portakal Anadolu’da çok es­kiden beri yetiştirilmektedir.
Başlıca yetiş­tirme bölgeleri: 1. Hatay-Adana-Mersin böl­gesi; 2. Antalya ve dolayları; 3. Büyük Men­deres vadisi (Sultanhisar [Denizli]); 4. İz­mir dolayları; 5. Rize ili.

Anadolu’nun Özellikle Akdeniz kıyılarında, büyük portakal bahçeleri vardır. Türkiye’de yetiştirilen başlıca portakal çeşitleri yafa, finike, vaşington tipleridir. Son yıllarda vaşington tipi (çekirdeksiz) çok yaygınlaşmış ve portakal üretimi büyük gelişme göster­miştir; 1930 yılında ortalama üretim 5 000 t iken 1970 yılında bu miktar 335 000 t’u bul­muş ve bunun 17 000 t’u ihraç edilmiştir.
— Mutf. şeker ve C vitamini bakımından zengin bir meyve olan portakal soyularak dilim dilim yenir veya suyu sıkılarak içilir.

Ayrıca şerbeti, likörü ve reçeli yapılır. Çe­şitli tatlı, pasta ve dondurmada kullanılır.
— Eczc. Tatlı portakalın taze kabuğu alkolatür şeklinde, acı portakalın kuru kabuğu ise tentür, tatlı şurup ve mide ilâcı yapımın­da kullanılır. Yapraklarının kaynatılmasıyle elde edilen su antispazmodiktir. Çiçeklerindense portakal çiçeği esansı yapılır. Por­takal suyunda’C vitamini pek boldur. (LM)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTAKAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORSUKGİLLER

Tarih 05 Haziran 2009

PORSUKGİLLER çoğl. blş. i. Açıktohumlulardan, yassı, sivri yapraklı kozalaklı ağaç veya ağaçsı bitkiler familyası (taxaceae); bu bitkilerde sertdoku ve reçine yoktur;
bu bakımdan diğer kozalaklılardan ayrılır; örnek tipi porsuk ağacıdır. (L)
PORSUMAK geçz. f. Bk. pöhsümek.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORSUKGİLLER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORSUK

Tarih 05 Haziran 2009

PORSUK i. Bot. Kalkerli bölgelerde yetişen ağaç; yapraklan insanlar ve atlar için ze­hirlidir. (İlmî adı Taxus baccata. Porsuk­gillerden.)
— Ansikl. Bot. Porsuk çok yavaş büyüyen bir ağaçtır. Bütün Avrupa’da ve Akdeniz havzasında bulunur; yer yer, tek olarak ye­tişir; boyu 13 m’yi aşar; son derece uzun ömürlü olduğu için iyice irileşebilir; göv­desi dik, çevresi oluklu veya kabarık çizgili olur. Esmer damarlı kırmızı-kestane rengin­deki odunu marangozlukta, heykel ve torna işlerinde kullanılır. Sivri uçlu, yassı yap­rakları uzun süre dökülmez ve taraklı köknarınkini andırır, fakat rengi daha koyu yeşildir, yaprakların alt yüzünde, köknarınkindeki iki beyaz çizgiden farklı olarak iki tirşe çizgi bulunur. Taze sürgünlerinde ol­duğu gibi bu yapraklarda da zehirli bir al­kaloit vardır. Bahçelerde porsuğa budama yoluyle istenilen her türlü şekil verilir. Por­suk batıda mezarlıklarda, ölülere saygı için yetiştirilen ağaçlardandır. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORSUK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİPER

Tarih 05 Haziran 2009

PİPER i. Karabiber ağacının ilmî cins adı. (Sıcak bölgelerde yetişen ve çoğu karabi­ber veren yedi yüz türü kapsar. Karabiber­gillerden.) [L]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLYSCİAS

Tarih 03 Haziran 2009

POLYSCİAS i. Eski Dünya’nın güney böl­gelerinde yetişen ve körpe filizleri yenebi­len ağaç. (Sarmaşıkgillerden.)
— ANSiKL. Polyscias’lar bileşik tüysü yap­raklı ağaçlardır. Çiçekleri çiçek sapıyle ek­lemlidir. Yetmiş kadar türü bilinir. Polyscias fructicosa bütün sıcak bölgelerde ye­tiştirilir. Körpe sürgünleri maydanoz gibi yenir. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYSCİAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLYMNİA

Tarih 03 Haziran 2009

POLYMNİA i. Karşıt ve saplı yapraklı ağaççık veya otsu bitki; çiçekleri sapın ucunda toplu bulunur; ortadaki çiçekler fir­firi renkte, kenarlara dizili dilsi çiçekler ise sarıdır. (Polymnia edulis, patatesin ye­rini tutsun diye sebze olarak yetiştirilmeğe çalışıldıysa da başarılı olmadı. Bileşikgil­lerden.) [L]

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYMNİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLYALTHİA

Tarih 03 Haziran 2009

POLYALTHİA i. Anona ve cananga’lara yakın ağaç veya ağaççık; çiçeklerinde mey­ve yapraklar bir veya iki yumurtacıklıdır. (Anonagillerden.)
— ANSiKL. Polyalthia’nın Avustralya, Af­rika, Madagaskar, özellikle Çinhindi ve Malezya takımadalarında yaygın yetmişten fazla türü vardır. Bazı türlerinin odunun­dan faydalanılır. Diğer bir kısmı ise As­ya’da yerli ilâç yapımında kullanılır. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYALTHİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA GÜZEL SANATLAR

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA GÜZEL SANATLAR
Başlangıç

İçinde yontulmuş ve oyulmuş taşlar bulu­nan Okiennik ve Maszyce mağaraları Paleolitik çağdan kalmadır. Neolitik çağla bir­likte tarımsal hayat başlar ve Polonya da­ha o zamandan büyük medeniyet göçlerinin bir çeşit kavşak noktası, haline gelir. İçin­de megalitik çağ vazoları (Borkow, Pienazkowa), silâhlar (üç-Haç tepesi), şerit biçimi süslemeli vazolar bulunan höyükler, Asya (Doğu) ve Vikingler (Kuzey) etkilerinin çakıstığını gösterir. Tunç çağında, bu sanat batıya geçer (Hallstatt medeniyeti); amber ticareti ülkeyi zenginleştirdi; süslü silâhlar, altından yapılmış eşya (Kobiernice’nin kılıcı), taçlar, kelt paraları (Oswiecim), toka­lar ve mücevherler bu zenginliği belirtir. Çağımızın başlangıcında İskitler ülkeye hayvan biçimli süslemeyi, IV. yy.da da Hunlar ve Sarmatlar bozkır sanatının üs­lûbunu ve geometrik süslemeleri getirdi­ler. Bu arada, Podolya’daki tunç bir el, Pomorze’deki taş figürü, Wroclaw’daki iş­lemeli gümüş vazo da akdeniz etkisini belirtir. Sarmat üslûbu zamanla helen ka­rakterini aldı. 1930′dan beri yapılan ka­zılar polonya protohistoryası konusunda bilgi edinmeyi sağladı: Pivvonice’de cam ku­palar (V. yy.), demir mahmuzlar (VI. yy.), vazolar, tornada çekildiği anlaşılan ve biraz doğu etkisini taşıyan çanaklar. Ahşap yapı­lar X. yy.dan kalmadır. XI. yy.da, bu yapı kirişlerinin birbirine demir kancalarla bağ­landığı görülür. Gniezno’da (800-950) subasmanlar taştandır.

Roman sanatı
Polonya 966′da Hıristiyanlığı kabul etti. Ro­man sanatı öncesi kapellaları (dairesel planlı, taştan) gitgide daha çok görülmeğe başladı. En ünlü kapelîa Krakovv’da Wawel’deki değirmi yapıdır (X. yy.). Bu yapı tipi, XIV. yy.a kadar sürdü. XII. yy.dan itibaren de tahkimli kiliseler ortaya çıktı. Bu kiliselerin planı, çapraz sahınlar, anakapılarda kare biçimli burçlar ve komşu şato ile bağlantılı balkonlarla zenginleşti. Wawel’deki Sw. Leonard yeraltı mezarı bir istisna’dir. Tahkimli kiliselerin arasında, XII. yüzyıldan, Opatow, Kruszvvica, Krakow’daki Sw. Andrej, İnowroclaw, Tum ve Plock kiliseleri sayılabilir. Ayrıca, yuvarlak kuleli küçük köy kiliseleri de vardır. Cîteaux tarikatının üyeleri üslûplarını Jedrzjov (XII. yy.), Sulejow (XIII. yy.) ve Wachock’a getirdiler. Merkezî bizans planı (Wislica) bazen roman planiyle birleşir (Strzelno, Halicz).

Heykelcilik fransız etkisinde kaldı: CzerwinSk, Tum, Wroclaw’daki Sw. Maria -Magdalena (XII. yy.) kiliselerinin ana ka­pıları, Stronsk kilisesinin alınlık tablasın­da canayarlar, Wysocice kilisesinde ise taht üzerinde bir İsa temsil edilmiştir. Heykel­ler âyin çerçevesinde gösterilir: Goslice (XIII. yy.). Mezar taşları, XIII. yy.’da geometrik süslemeli (Cîteaux tarikatının Wachock’taki kilisesi), XIV. yy.da da oyma şeklindedir. Plock ve Gniezno katedralle­rinin dikkate değer tunçtan kapıları vardı (Plock katedralininkiler bugün S.S.C.B.’de­dir.).

Resim yalnız minyatürlerle temsil edilir; is­lav tipi figürlerin batılı unsurlarla birarada işlenmiş olduğu görülür: Tyniec Âyin Dua­ları Kitabı (XI. yy.), benediktin rahibi Leopard’ın Âyin Duaları Kitabı (XII. yy.) (Plock sarayı), Azize Edwige Efsanesi (XIV. yy.). Ciltçilik sanatında, çok ince oymalı fildişi levhalar görülür (Lwow’daki İsa’­nın Çarmıha Gerilişi, XV. yy. başı). Ku­yumculuk da (altın, savatlı veya mineli gü­müş) önemlidir: bu alanda Kujawy (X. yy.) ile Mazovya’lı Konrad’ın kilise vazosu ve kutsal çanağı sayılabilir. Dinî süslemeler arasında, en çok beğenilen eser aziz Stanislaw’ın mitra’sıdır (XIII. yy.).

Gotik sanat

Tarikatların yayılmasıyle ülkeye sivri tonoz girdi (Sulejov/, 1232; Tyniec, 1250) ve gotik tarzın yayılması barok çağına kadar sürdü. Tuğla ve moloz taşının kullanılması da Krakow üslûbunu ortaya çıkardı: dayanma ke­merlerinin yerini içteki gömme ayakları destekleyen ve çatıda çıkıntı yapan dayan­ma ayakları aldı (Krakow’daki Bogurodzica, XIV. yy.). Ayrıca kiliselerde de çok zaman üç, bazen iki şahın (Wislica), kare biçimli bir koro yeri ve iki mihraplı bir çap­raz şahın vardır. XIV. yy., Wilno’daki (Vilnius) Azize Anna kilisesiyle alevli gotik tarzının tipik bir örneğini ortaya koyar. Kuzeyde, Malbork ve Torun’da toton şöval­yelerinin etkisi görülür.

Merkezi ayaklı kili­selere Krakow’da (Swietokrzyski kilisesi, XIV. yy.) rastlanır. Galiçya’da ahşap, melez ağacından) yapılar çoktur (Drohobycz, Osiek, Rabka, XV. yy.). Bu yapıların bazı­ları fresklerle süslüdür (Debno, Libusza). Ahşap meskenlerin her birinde bir peristilyum vardır. Krakow’lu Piotr ve Czypser’ler gibi bazı ustaların adları günümüze ka­dar gelmiştir, «inşaatçı kral» denen kral Büyük Kazimierz de birçok yapı ve tahki­mat yaptırmıştı. XIII. yy. heykeltıraşlığın­da, çiçek ve geometrik desen biçiminde ro­man üslûbu süslemeler muhafaza edildi. XIV. yy.da, Avignon ve Prag aracılığıyle italya etkisini duyurmağa başladı. Mezarlar gerçek birer anıt haline geldi (Gniezno ve Krakow’daki kral mezarları). Ayrıca Krakow’da birçok atelye açıldı ve sanatçı­lar Bakire Meryem’i tasvir etmeğe başladı­lar (Wislica, XIII. yy.; Kruzlowa, XIV. yy.); boyalı kabartmalı geleneksel ahşap oy­macılığı yeni bir gelişme gösterdi (Wawel’deki üç kanatlı Kutsal Teslis tablosu, XV. yy.). Wit Stwosz’un (1445′e doğr.-1533) Krakow Bogurodzica’sı (Meryem) bu sanatın bir doruğudur ve daha sonraki yüzyıllarda büyük etkisi olmuştur. Resimde Krakow okulu (XIV. yy.da Krakow’lu Mikolaj ta­rafından kurulmuş olan lonca) hâkimdir. Ardından, Wroclaw, Poznan ve daha son­ra Lwow’da, gerçekçilikle ruhanîlik karışı­mı tipik bir polonya sanatı gelişti.
XV. yy.a kadar, 8 ince çizgilerle yapılan ve hafifçe boyanan minyatür ön plandaki yerini mu­hafaza etti. Duvar resimciliği ise italyan etkisindeydi (Krakow katedrali, Gniezno’lu Sw. Jan, Czchow). Bu resim tarzının yanı şıra gerçekçi bir resim anlayışı da gelişti ve tarihî resmin ortaya çıkmasına yol açtı. Ayrıca, Rutenya yoluyle gelen bir bizans etkisi de vardı (Czesto-chowa Meryemi, Sandomierz katedralinin freskleri, Lublin’deki Kutsal Teslis kiliseciğinin freskleri). XV. yy.da italyan etkisi arttı (Krakow fraasiskenlerinin freskleri). XIV. yy.dan itiba­ren pano üzerine yapılan resimler (Modzentyn ve Olkusz’taki üç kanatlı tablolar), zemini önceleri yaldızlı (Tuchow, Tum Meryem’leri), sonra manzaralı olan zengin süslemeli gerçekçi figürlerle Krakovv üslû­bunu olgunlaştırdı. Ülkede ayrıca tahta veya bakır üstüne gravür, vitray sanatı, telkari altın işlemeciliği, minecilik ve kilise nakış­çılığı alanında başarılı eserler verildi.

Rönesans

Rönesans Macaristan yoluyle Polonya’ya ulaştı; 1518′de, Zygmunt I, italyan Bona Sforza ile evlendi. Ortaçağdan kalma Wawel şatosu (Krakow) Francesco da Firenze tarafından İtalyan tarzında yeniden inşa edildi; sonra, Bartolomeo Berecci, kated­rale, Rönesans’ın en değerli eserlerinden bi­ri olan ve içinde Zygmunt’ların mezarları bulunan kapellayı ekledi; bu üslûp başka şatolarda da (Baranow, Krasiczyn, Pieskowa, Skala ve Brzeg) taklit edilai. Berecci 1530′da Krakow katedralinde merkezî bir plan üstüne, kubbeli ve ışık bacali Zygmunt kapellasını inşa etti. Senyörler XVII. yy.a kadar bu kapellayı taklit ettirdiler. Eski yapılar modernleştirildi ve çatılarına dam katları eklendi. Polonya rönesansınm özel­liği olan bu değişiklik (Poznan, Zamosc, Tarnovv ve Sandomierz’in sıra kemerli be­lediye binaları, Krakow, Lwow, Jaroslaw, Kazimierznad-Wisla ve Gdansk’taki evler) Volhinya ve Litvanya’yı, Slovakya’yı, Ma­caristan’ı, hattâ isveç’i etkiledi. Bu arada Mazovya ve Podlahya da gotik tarza bağlı kaldılar. Dinî mimarî bizans üslûbuyle kaynaşan bu üsluptan yalnız özellikle süsle­meyle ilgili bazı unsurlar aldı.

Meselâ yunan-roma âyin usulünü uygulayan kiliseler­de italyan etkisi doğu tarzı kubbelerle birarada görülür. Heykelcilik ülkede geçici bir süre için bulunan italyan sanatçılarının etkisindeydi. Rönesans motifleri, Waweldeki kral mezarlarına işlendi (yüzyılın sonun­da bu motiflerde yapmacık hâkim olacak­tır). Bu arada ülkeye bir flaman etkisi gir­di. Millî özellik, ancak, gotik gelenekle Wit Stwosz etkisinin birleştiği şehir mezarların­da ve ağaç heykelciliğinde kaldı.

Resim ih­tiyacını lirizmle yergili natüralizmin (B. Behem’in Codex’i ve E. Ciolek’in Papalık Âyin Kitabı) birleştiği Krakow minyatürleri karşılaşıyordu. Duvar resimlerinde (Mogila’da Stanislaw Samostrzelnik’in eserleri) ve bazen zemini yine yaldızlı olan mihrap panolarında da aynı anlayış hâkimdi. Bu panoları, Zygmunt I, Albrecht’in erkek kar­deşi Hans Dürer’e yaptırmıştı. Bundan son­ra da millî nitelik kaybolmağa yüz tuttu. Portre sanatı, ağaç üzerine gravür veya oy­ma resim, Marcin Marciniec (kutsal kalın­tılar mahfazası, 1504) ya da Blanc kardeşle­rin kuyumculuk alanındaki bazı çalışmaları da bu devirde görülür. Heykeltıraşlar ara­sında, Urzedow’lu Jan Michalowicz, Santi Gucci ve J.M. Padovân sayılabilir. Poznan’lı Erazm Kamyn, Pierre Remy’nin Limoges’dan getirdiği mineyi arabesk desenlerle doldurarak süslemeler yaptı. Dökümcülük sanatının tenkitçileri Baldner ve Bochwicz’dır. Ayrıca birçok atelyede seramik (Slawkow) ve cam (Urzec) işleriyle gömme veya kakma süslemeli ev eşyaları yapıldı.

Barok ve rokoko

Barok üslûbu Polonya’nın imarında XVIII. yy .m yarısına kadar kendini kabul ettirdi. Bu dönemde, Hansa birliğine bağlı şehirle­rin germen sanatını benimseyen kuzey böl­gesinin dışında, bütün ülkede italyan etki­si hâkim oldu. Bundan dolayı da, bu dönem boyunca, latin haçı biçiminde ve kubbesi bu haçın iki kolunun kesiştiği noktada yük­selen kiliseler yapıldı (Krakow’da Sw. Piotri-Pawel). İsveç istilasından sonra Bernin’in ve Borromini’nin üslûpları ağır bastı. Taşrada üslûp sadeleşti; planları çokgen (Klimontow), elips veya daire biçimli, çift kuleli (Witt’li Jan’m yaptığı Lwow dominikenleri kilisesi ile Moszynski’nin eseri olan Tarnopol kilisesi) kiliseler yapıldı. Bu arada bazı saraylar ve şatolar da inşa edildi (Wilanow sarayı ve Varşova’da Kra-sinski’lerin sarayı). Sonunda da fransız et­kisinin izlerini taşıyan rokoko tarzı belirdi (1745′te Lwow’da yapılmış olan ortodoks kilisesi Sw. Jerzy, Varşova’da Bielinski’lerin Pod Blacha sarayı, Kielce piskoposluk sarayı).

italyan sanatçıları bu yapıları heykeller ve yalancı mermer süslemelerle doldurdular. Bu arada Georges Diberthoi adında bir fransız 1600′e doğru, eserleriyle dikkati çek­ti. Bu dönemin en ünlü sanatçıları Kielce’de A. Fraczkiewicz (XVI. yy. sonu), Lwow’da Polejowski, Krakow’da P. Kornecki ve Varşova’da da Brühl sarayının bazı figürle­rini yapmış olan Seibel’dir. XVII. Yüzyıl resminde iki akım görüldü: flaman etkisi Gdansk yoluyle girdi; italyan etkisi de (ital­yan Donebella polonyalı sanatçılar yetiştirdi) kendini kabul ettirdi. En iyi polonya okulu Boguszewski’nin temsil ettiği poznan resim okuluydu. Bazı polonyalı ressamlar da ülkelerinden ayrılarak çeşitli yerlere gitti­ler. Meselâ Martin Teofil Tirol’e, Lubienieccy kardeşler Hollanda’ya, gravürcü Ziarnko Paris’te yerleşti. Yüzyılın sonuna doğru Paris ve Hollanda’da kaldıktan son­ra yurduna dönen Aleksander Tretko (veya Trzycki) sarayın ressamı oldu.

Gravürcülük de, flaman tarzını (Hondfus) bırakarak millî ve tarihî bir üslûba yönel­di (Gdansk’lı Falck).

Polonya krallarının fransız kadınlarıyle ev­lenmesi fransız etkisini artırdı ve bu etki Dresden’de oturan sakson hanedanıyle ken­dini kabul ettirdi. Louis de Sylvestre Lwow’da ve doğu bölgelerinde çalışıyordu; Louis Marteau da tutulan bir portreciydi. Bu arada Szymon Czechovvicz (1689-1775) ve onun Smuglevvicz ve Golembiovvski gibi öğ­rencileri tarafından bir polonya okulu ku­ruldu. Tadeusz Konicz (1733-1793) din ko­nularını işleyen bir ressamdı ve Mengs’in çömeziydi. Marie-Antoinette’in resmini ya­pan Kucharski (1741-1820) ile Chodovviecki (1726-1801) adlı ressamlar meslek hayatla­rını Nürnberg, Paris ve Berlin’de sürdürür­ken, saraya italyan ressamları çağrıldı: Canaletto Polonya saraylarını süsledi. Mobil­yacılık XVII. yy.da Gdansk’ta, XVIII. yy.-da Kielce ve Kolbuszovva’da; çinicilik Telechow ve Lubartow’da; porselencilik Korzec, Baranovv ve Belwedere krallık akade­misinde gelişti.

XIX. yüzyıl
Polonya’nın paylaşılmasından önce, kral, Stanislaw-August sanatçıların koruyucusu olarak tanınmıştı. Adı da XVIII. yy. sonu mimarî üslubuna verildi. Kral, krallık sara­yının planlarını fransız Victor Louis’ye yap­tırdı ve sarayın yapımında Fontana’yı, Merlini’yi, Kamsetzer’i çalıştırdı. XV. yy. po­lonya ahşap mimarîsinde kullanılan peristilyum’a da yer verilerek Polonya’ya uyarlanmış bir fransız klasikçiliğine dönüşen bu tarz, ülkede bir süre tutundu (Varşova’da Lazienski, Behvedere ve Krolikarnia saray­ları). XVIII. yy.m sonuyle XIX. yy.ın başın­da Polonya’da klasik okulun başlıca temsil­cileri S.B. Zug (1733-1807), S. Zawadzki (1743-1806), W. Gucevvicz (1753-1798), J. Ku-bicki (1759-1833) ve A. Corazzi’dir (1792-1877). Ayrıca, yeni gotik bir seçmeciliğin yanı sıra rönesans tarzından da ilham alı­nıyordu. Yüzyılın sonunda, «Zakopane üs­lûbu» millî gelenekten yararlanmağa yönel­di. Yeni kral sarayını süslemek için heykeltıraş Andre Lebrun ile Regulski’ye, da­ha sonra da italyanlara baş vuruldu, ülkeye 1820′de gelen danimarkalı Thorvaldsen de klasikçiliği kabul ettirdi ve öğrenciler yetiş­tirdi: Tatarkiewicz (1798-1854), Sosnowski. Brodzki (1825-1904). Ülkede fransız (Guyski [1841-1893], Wladyslaw Oleszczynski [180S-1866], Pıoszynski [1860-1906]) ve italyan (Ceptowski [1801-1841]) etkileriyle millî ger­çekçilik (Gadomski [1834-1911], Rygter [1841 -1919], Welonski [1849-1931]), Nazaren oku­lu ve yeni Rönesans hareketi (Madeyski [1862-1939], Godebski [1835-1900] aynı zamanda yazıyor ve birbirlerini etkiliyordu. Ayaklanmalardan sonra da, Polonya dışın­da yeni bir millî sanat uyandı.

XVIII. yy .ın sonunda prens Adam Czartoryski, fransız Norblin de La Gourdaine’i ge­tirtti. Polonya’da otuz iki yıl kalan La Gourdaine Polonya resim okulunu kurdu. Bu okulun başlıca temsilcileri, Orlowski (1777-1834), Plonski (1783-1812), Brodovvski (1784-1832), Marcin Zaleski (1796-1877), Glovvacki ve Lowowlu gravürcü Piwarski (1795-1859) ve Piotr Michalovvski’dir (1801-1855) Bu arada, klasik, yeni-klasik ve nazaren akımları da ortaya çıktı. Paris’te çalışan polonyalı resamlar arasında, Wankowicz, Horace Vernet’nin öğrencisi Suchodolski (1795 -1875), Rodakowski (1829-1894) ve gravürcü Antoni Oleszczynski (1794-1879) sayılabilir. Germen etkisini reddederek milliyetçiliğe güç veren dönem XIX. yy.ın ikinci yarısı oldu. Bu dönemde başlıca iki okul vardır: en önemli sanatçıları Jan Matejko (1838-M893) ile Jacek Malczewski (1855-1929) ve ressam, desenci, süslemeci, cam ressamı, gravürcü ve şair Stanislavv Wyspianski’nin (1869-1907) temsil ettikleri Krakow okulu ile önceleri izlenimci olan Aleksander Gierymski (1850-1901), J. Chelmonski (1849-1914), Juliusz Kossak (1824-1899), S. Wit-kievvicz (1851-1915) ve J. Szermentowski’nin (1833-1876) temsil etikleri Varşova gerçekçi okulu.

XX. yüzyıl
Mimarî, Czeslaw Przybylski (1880-1936) ile yalın ve özentisiz bir üslûba kavuştu (Var­şova tiyatrosu [1913]); sonra Maczenski (1878-1961), Szyszko-Bohusz (1883 – 1948), Tobvinski (1888-1951) ile yine klasikçiliğe döndü. «Genç Polonya» topluluğu yabancı üslûplardan ilham aldı: Czajkovvski (1925 Paris Süsleme Sanatları sergisindeki Polon­ya pavyonu), Lagowski ve Golinski (Poznan, 1929), O. Sosnovvski (1880-1939), B. Pniewski (doğ. 1897), J. Ryniewiecki (doğ. 1908) ve M. Nowicki (1910-1950). Aynı eği­limler İkinci Dünya savaşından sonra da görüldü. Ama bir süre, S.S.C.B.’den gelen sosyalist gerçekçilik kendini kabul ettirdi. Sonra da bireycilik ve dışarıdan gelen etki­ler yeniden ağır bastı. 1956′da Varşova’da toplanan polonyalı mimarlar, hafif dolgu maddeleriyle yapılmış büyük mamul malze­me kullanmağa dayanan yeni bir inşaat usulünü benimsediler. Polonya devletinin bininci yıldönümünde bu metotla bin okul, hastahaneler, idare ve sanayi binaları inşa edildi, özellikle Szczecin, Gdynia, Gdansk,

Elblag, Nowa Huta, Lublin, Katowice,Wroclaw şehirlerinde aynı tarz meskenler yapıldı, acenteler kuruldu. Bu dönemin seçkin mimarları arasında B. Lisowski («Yüz balkonlu ev», Krakow’da), Z. Karpinski, S. Bienkunski (Büyük Varşova oteli), O. Hansen, K. L. Tomaszewski sayı­labilir.

Heykelcilikte Dunikowski (doğ. 1875) dev­rinin en başta gelen sanatçısıdır. Wittig (1879-1941) klasik geleneği temsil eder. Zamoyski (doğ. 1893) kübizmden ilham aldı. Szczepkowski (doğ. 1878) köylü sanatına ve ağaç heykeltıraşlığına dönüşün temsilcisi­dir. Sembolizmin başlıca temsilcisi Biegas, soyut sanatmki de Alina Slesinska’dır. Hey­kelciler, A. Slesinska (doğ. 1926) anlatımcı­lık ve gerçeküstücülük geleneklerini bağdaş­tırır; A. Szapocznikow (doğ. 1926), kimi zaman Rodin’in, kimi zaman da dadacılığın etkisindedir; T. 0lszewski (doğ. 1918), S. Lisowski (doğ. 1918) ve T. Lodzian (doğ. 1920) soyut çalışırlar.

Resimde, 1897′de orijinal bir izlenimcilik, Falat (1853-1929), Wyczolkowski (1852-1936), Mehoffer (1869-1946), Tetmajer (1862-1923) ve Pankiewicz’in (1867-1940) katıldıkları «Sztuka» (Sanat) grubunun kurulmasına yol açtı. Cezanne’ın, daha sonra da Renoir’ın yolunu izleyen bu topluluk Kisling, Mondza’in, Rubczak, Zawadowski gibi ressamları Paris’e çekti ve 1925′te Paris’te «Polonya Villa Medicis’i»nin kurulmasına yol açtı. Gottlieb, Makowski ve Marcoussis de bu topluluğa katıldılar, 1917′de «Sztuka» top­luluğuna tepki olarak «Şekilciler», ardından da, 1922′ye doğru, halk temalarına bağlı olan «Rytm» derneği kuruldu. Bu derneğin üyeleri arasında ressam Eugeniusz Zak (1884 -1926), gravürcü Wladyslaw Skoczylas (1883-1934) ve heykeltıraş Henryk Kuna (1879 -1945) vardı. 1924′e doğru da kübistler ve aşırı eğilimlerin taraftarları «Blok» derne­ğinde biraraya geldi.

İkinci Dünya savaşın­dan sonra resmî sanat sosyalist gerçekçi eğilimlerin hâkimiyeti altına girdi. 1955′ten beri, Wladyslaw Strzeminski’nin (1893-1952) öncüsü olduğu soyut sanat, Kantor, Jarema Gierowski, Stazewski, Nowosielski gibi bir­çok sanatçının ilgisini çekti. Ama Majewski, Aryka Madeyska, Tchorzewski, Kurka gibi başkaları gerçekle ilişkilerini muhafaza et­tiler. Ressamlar, soyut sanattan gerçeküstü­cülüğe kadar çeşitli akımlardan yararlandı­lar. Bunlar arasında T. Kantor (doğ. 1915), T. Brzozowski (doğ. 1918), J. Lebenstein (doğ. 1930), K. Mikulski (doğ. 1918), S. Gierowski (doğ. 1925) gibi değişik eğilimli ressamlar vardır.

Küçük sanatlarda, folklor özelliğindeki «Zakopane» üslûbu bütün teknikleri etkiledi. Bazı okullar, süsleme sanatları ve bölgesel sanat müzeleri çoğaldı ve buralarda gele­neksel geometrik unsurlar, giyecekler, dö­şeme eşyaları, çanak ve çömlekler veya cam eşyalar çoğaltılarak halkın ilham kaynak­ları biraraya getirildi.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA GÜZEL SANATLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA EDEBİYAT

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA EDEBİYAT

• Ortaçağ ve XVI. yy. Edebiyatını XII. yy.dan XV. yy.a kadar özellikle Gallus Anonymus, Kadlubek (1160-1223) ve J. Dlugosz’un (1415-1480) latin kronikleri temsil eder; bununla ‘beraber XII. yy.dan itiba­ren halk diliyle yazılmış bazı değerli dinî şiirlerle karşılaşıyoruz. En eski polonya şii­ri Bogurodzica (Meryem) adlı dinî şarkı (XII. yy.) ve en eski nesir Kazanla Swietokrzyskie (Kutsal Haç Masalları) [XIV. yy. başı] adlı vaaz derlemesidir. Hümanizm, re­form ve rönesans ile fikrî faaliyet canlandı. 1364′te Büyük Kazimierz tarafından kurulan, Sonra 1400′de kraliçe Hedwige’in bağışları sayesinde yeniden teşkilâtlandırılan Krakow üniversitesi, iki yüzyıl boyunca Avrupa’nın ünlü bir bilim merkezi olarak kaldı.

Kopernik bu üniversitede okudu. Konstanz ve Basel konsillerinden gelen polonyalı hu­kukçular ve kilise hukukçuları, polonya’nm italyan üniversitelerine yolladığı öğrenciler, piskoposlarla aydın soyluların himaye et­tiği italyan veya alman asıllı bilginler, eski­çağ bilimini yaydılar, önce bir latin hüma­nist şair nesli ortaya çıktı: Sanok’lu Grzegorz (1406′ya doğr.-1477), Jan Ostrorog (1436-1501), Andrzej Krzycki (1482′y% döğr.-1537), J. Dantyszek (1485-1548) ve K. Janicki (1516-1543). Ama, tarihçi ve yayımcıların uzun süre kullandığı Latince, Protestanlı­ğın yayılmasıyle edebiyattaki üstünlüğünü kaybetti: Protestanlık elli yıl içinde yöne­tici sınıf arasında yayıldı, öte yandan, soy­lu demokrasisinin siyasî hayatında halk dili kendini kabul ettiriyordu. Doğu eyaletleri halkı latin geleneklerine yabancıydı.

1513′te, ilk lehçe (veya polca) kitap yayım­landı: Lublin’li Biernat’nm Raj Duszy (Ruh­lar Cenneti). 1543′te Mikolaj Rej (1505 -1569) millî bir edebiyatın temelini attı. Ta­biat güzelliklerine tutkun bir taşra soylusu, ateşli calvin’ci, mizaçça kavgacı ve alaycı olan Mikolaj, dinî, öğretici ve ahlâkî konu­larda birçok manzum ve mensur yazı yazdı. Eserlerinde Ortaçağ etkisi ağır basmakla beraber Rönesans’ın etkisi de kendini gös­termektedir. Mikolaj Rej’den az sonra, Jan Kochanowski (1530-1584), lirik ve içli şiir­lerinde estetik güzellikle Hıristiyanlığı bağ­daştırdı. Bu dönemde bolluk içinde ve güç­lü olan Polonya, tehlikeli komşularına da söz geçirerek «altınçağ»ını yaşamaktaydı. 1614′te Szymon Szymonowic (1558-1629), idillerinde helenizmin bütün güzelliklerinden yararlandığı günlerde, altın çağ henüz sona ermemişti. Nesir, Lukasz Gornicki (1527-1603) ile vaiz P. Skarga’nın (1536-1612) di­linde mükemmelliğe ulaştı. Tarih ve coğraf­ya alanındaki bilgiler yayılmağa başladı. Marcin Bielski (1495-1575), dünyadaki yeni buluşlara da yer veren bir dünya tarihi de­nemesine girişti; S. Klonowic (1545-1602) burjuva ve halk sınıfının törelerini dile ge­tirdi. Doktrin tartışmaları sayesinde, düşün­ce hayatı olgunlaştı. Batı mutlakıyetçiliği ve Moskova despotluğu ilkelerinin Polonya’da ağır basmak üzere olduğu bir sırada, hu­kukçu ve ilâhiyatçılar (Modrzewski-Frycz [1503-1572], S. Orzechowski [1513-1566] si­yasî hürriyeti ve milletlerarasında barışı öv­mekteydiler.

• XVII. ve XVIII. yy. XVII. yy .da Polon­ya devleti, «birçok el tarafından sarsılan ve birçok darbe yiyen bu ağaç», çökmeğe başladı. Ama art arda gelen istilâlar sıra­sında kahramanlık duygusu kamçılandı. Bü­yük ataman’ların savaşçı Polonya’sı bir ef­sane havası içinde yaşamağa başladı. 1618′de P. Kochanowski (1566-1620), Tasso’nun Gerusalemme Liberatta’&mm (Kurtarılmış Kudüs) eşsiz bir tercümesini polonya şairle­rine model olarak sundu. Türklerle yapılan savaşlar, doğu dünyasını ve medeniyetini Polonyalılara tanıttı. Mitoloji motifleri bu dekorla kaynaşarak bazen çekici, bazen tu­haf bir süsleme halini aldı. Bu barok Sa­nat, düzensiz bir şekilde alabildiğine geliş­ti. Hiç bir edebiyat okulunun kurulmasına yol açmadı ve büyük sayıda yazarı bilinme­yen metinlerin (özellikle gezgin sanatçıların yazdığı komediler) ortaya çıkmasına imkân verdi. Bundan sonra italyan edebiyatı, po­lonya edebiyatını fransız edebiyatına oranla daha fazla etkilemeğe başladı. Bununla bir­likte iki fransız kraliçe elli yıl boyunca Polonya tahtını paylaştı.

Gonzaga’lı Luisa -Maria’nın yalnız bir tek saray şairi vardı: Andrzej Morsztyn (1613-1693). Maria-Kazimierza’nın kocası J. Sobieski (1624-1696), Astree’yz duyduğu hayranlık dolayısıyle sa­rayına «francuski (fransız) havası» verdi. (Jan Sobieski, aynı zamanda ülkesinin mek­tup tarzını kullanan en büyük yazarlarından biridir.) Mistik hayal ürünü olan birçok messias dışında, barok eserler, gerçekçilik ve mahallî renkleriyle ağır basar. Polon­ya romantizmi bunları benimseyecektir. Gü­nümüzde, J. C. Pasek’in (1636′ya doğr.-1701) Pamietnikİ’si (Hatıralar) çok okunmakta­dır. Coşkun, ama saf ve kahraman ruhlu bir şair olan W. Potocki, epik ve dinî şiir alanında ön safta yer alır. Wespazjan Kochowski de (1633′e doğr. – 1700) dinî eserler verir.
S. Twardowski’nin (1600′e doğr.-1661) usta tasvirleri, Zimorowic kardeşlerin (Jozef [1597-1677] ve Szymon’un [1608-1629]) bükolik yumuşaklığı, L. Opalinski’nin (1612-1662) sert yergileri bugün hâlâ okunur. Bu arada cizvit Maciej Kazimierz Sarbievski’nin (1595-1640) eserini de saymak gerekir. Sakson kralı devrindeki düşünce durgunlu­ğunu, XVIII. yy .m ikinci yarısında tarihin en güzel rönesanslarından biri takip etti. Jean Fabre, «yirmi yıllık kültür, Polonya’ya, yüzyıllık bilgiççe çabaların Almanya’ya ver­diğinden çok daha fazla eser kazandırdı» der. Bu mucize, devlet idaresinde o kadar ba­şarılı olamayan bir hükümdarın zekâsı ve diplomasisi sayesinde gerçekleşti: Stanislaw August Poniatowski (1732-1798) eğitimini yeniden teşkilâtlandırmakla başladı ve bu alanda ilk reformu yapan pedagog S. Konarski’nin eserini tamamladı; 1773′te, bir eğitim komisyonu, Avrupa’da ilk defa olarak bir millî eğitim bakanlığı projesi hazırladı. Ansiklopedi ile fizyokratların nazariyeleri, Condillac’ın felsefesi ve yüzyılın bütün bil­gileri, polonya düşünce dünyasının verimini arttırdı, insancı düşüncelere tutkun olmakla beraber, millî kalkınmaya büyük önem veren akılcı bir neslin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu neslin edebiyatı her şeyden önce öğretici ve millî bir edebiyattır. Bu zihni­yet, yalnız siyasî yazarlarda (H. Kollataj [1750-1812], S. Staszic [1755-1826], J. U. Niemcewicz [1757-1841]) değil, bütün öteki ya­zar ve şairlerde açıkça görülür. Başta, ese­rinin niteliği, kapsamı ve değeriyle ismi yüz­yıllar boyunca unutulmayan Warmie pisko­posu ve çağdaş edebiyatm prensi I. Krasicki (1735-1801) gelir. Onun yanında A. Naruszevvicz (1738-1796), S. Trembecki (1739-1812), Tomasz Kajetan Wegierski (1755-1787) gibi isimler yer alır. XVIII. yy.ın sonlarında, F. Karpinski (1741-1825) ve F.D. Kniaznin’in (1750-1807) temsil ettikleri duygusalcılığın etkisi kendini göstermeğe başladı. Stanislaw devrinin en iyi eserleri (masal, yergi, manzum mektup), klasik bir mükem­melliğe varmıştır. Körü körüne taklide kaçmaksızın, fransız edebiyatının iki yüzyılını örnek alan bu edebiyat, inceliği, sevimliliği, alaycılığıyle dikkati çeker. Fransız eserle­ri örnek alınarak (F. Bohommolec [1720 -1784], F. Zablocki [1754-1821]) yazılan tö­re komedileri yanı sıra, vatan temalarını işleyen tiyatro eserlerinin (J. U. Niemcewicz, W. Boguslawski’nin [1754-1821] eser­leri) oynadığı önemli rolü de unutmamak gerekir.

• XIX. ve XX. yy. 1795-1822 Arasında, sı­ra ile Pulawy’deki Czartoryski’lerin prens­lik saraymca tutulan ağlamaklı bir önromantizm, yankılar yapan bir mücadeleden sonra yerini romantizme bırakan sahte bir varşova klasisizmi (K. Kozmian [1771-1856] ve A. Felinski [1771-1820]) hüküm sürdü. Polonya şiiri bu devirde en üstün seviye­sine ulaştı. Ama, artık yalnız anılar ve umutlarla yaşama zorunda olan bu boyunduruk altındaki ülkede birbirini takip eden ta­rihî olaylar romantik akıma olağanüstü bir nitelik kazandırdı. Coşkun bireycilik, Polon­ya’ca yurtseverlik ateşine ve fedakârlık tut­kusuna dönüştü. Mutlu bir çağın geleceğine olan inanç, Polonya’yı dünyada kahraman­lığın örneğini sunan bir millet haline ge­tirdi. Şairler, tutsak millete manevî ön­derlik ve kılavuzluk yaptılar. A. Mickiewicz (1798-1855) bu konuda akla gelen en büyük isim, ülkesi için efsanenin, de öte­sinde bir semboldür. Modern çağın tek des­tanı olan Pan Tadeusz, onun ününü bütün Avrupa’ya yaydı. Yetenekleri ve inancı ile, 1848 Jiberal Fransa’sını, Risorgimento İtal­ya’sını, islav milletlerini ve doğu ülkelerini etkiledi. A. Mickiewicz’in yanı sıra, ancak öldükten sonra üne kavuşan J. Slowacki (1809-1849), büyüleyici hayalgücü, büyük ustalığı, şiirleri ve dramlarıyle polonya dü­şünce hazinesine paha biçilmez eserler kat­tı. Z. Krasinski’ye (1812-1859), gelince onun düşünürlük yönü sanatçı ve şair yönünden üstündür.

Romantizmin öbür üç temsilcisi olan Malczewski (1793-1826), S. Goszczynski (1801-1876) ve J. B. Zaleski (1802-1886) ukrayna tarihî ve manzaralarından ilham al­dılar. Sembolizmin öncüsü C. Norvvid (1821-1883) İlk şiirlerini 1840′ta yayımladı. Bu dönemin başlıca eserleri göç sırasında ya­zıldı. Aynı döneme doğru Polonya’da A. Fredro (1793-1876) komediyi avrupaî bir se­viyeye çıkardı; J.İ. Kraszevvski de (1812-1887) roman türünü geliştirdi. Bu büyük ismlerin yanı sıra, romantizmin en iyi tem­silcileri arasında şu şairler sayılabilir: Wincenty Pol (1802-1872), Teofil Lenartowicz (1822-1893) ve Wladyslaw Syrokomla (1823-1862). 1863′ten ve başarısızlığa uğrayan ikin­ci ayaklanmadan sonra «pozitivizm» adı ve­rilen yeni bir çağ açıldı. Yayımcıların ve sosyoloji bilginlerinin (özellikle A. Swietochovvski [1849-1938]) desteğiyle romantiz­min ülke siyasetine yapmış olduğu etkiye karşı bir tepki başladı. Gerçekçi eğilimler ve toplumsal değişiklikler birçok romancı­nın yetişmesine yol açtı. Bunların en ünlüsü tarih (Ogniem i Mieczem [Meçle ve Ateşle], Krzyzrary [Toton Şövalyeleri], Quo Vadis) ve töre romanları (Bez Dogmatu [Dogmasız], Rodzina Polanieckich [Polaniecki Ai­lesi]) yazan H. Sienkievvicz’tir (1846-1916) [1905 Nobel edebiyat ödülü]. Ayrıca Eliza Orzeszkovva (1841-1910) ile halka (Bebek) ve Faraon (Firavun) adlı eserlerin yazarı Boleslaw Prus (1847 – 1912) çok ünlüdür. XIX. yy. sonunda gerçekçi nesir fransız natüralizminin ve özellikle Zola’nın etkisin­de kaldı (Adolf Dygasinski [1839-1902 ve tiyatro eserleriyle de ün kazanan Gabriela Zapolska [1860-1921]). A. Asnyk (1838-1897), Maria Konopnicka (1840-1910) lirik şiirin temsilcileridir.
1890′dan 1910′a kadar, S. Przybyszewski (1868-1927), J. Kasprowicz (1860-1926) ve Miriam (1861-1944), K. Tetmajer (1865-1940), L. Staff (1878-1957) tarafından başlatılan es­tetik «Genç Polonya» hareketi ince bir sana­tın doğmasına yol açtı. Patetik gücü eşsiz S. Zeromski (1864-1925), Nobel ödülünü alarak ününü dünyaya yayan W.S. Reymont ve Wladyslaw Orkan (1875-1930), biçim anlayışlarındaki modemizmle bu akıma girer­ler. Ama işledikleri temalar, zamanlarının sorunlarına bağlı kalmıştır, öte yandan bü­yük dramaturg S. Wyspianski (1869-1907) milliyetçilik meseleleri üstünde büyük bir titizlikle durdu. İki savaş arasında şiir, L. Staff (1878-1957), B. Lesmian (1879-1937) ve Skamander dergisi çevresinde toplanan genç şairler grubu tarafından temsil edil­mekte idi: J. Tuwim (1894-1953), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), J. Lechon (1899-1956). öncü şiirin temsilci­leri: J. Przybos (doğ. 1901), J.Czechowicz (1903-1939) ve A. Wazyk’dir (doğ. 1905). W. Broniewski (1897-1962), devrimci Marks’çılığın şairidir ve ancak 1945′ten sonra ünü gitgide artmıştır. Romancılardan F. Sieros-zewski (1858-1945), J. Weyssenhoff (1860-1932), A. Strug (1871-1937), W. Berent (1873-1941), J. Kaden-Bandrowski (1885-1944), Zofia Nalkowska (1885-1954), Maria Dabrowska (doğ. 1889), J. İwaszkiewicz (doğ. 1894); denemeci J. Parandowski (doğ. 1895); tenkit­çilerden T. Boy-Zelenski (1874-1941) ve K. İrzykowski (1873-1944); dramaturglardan K. H. Rostworowski (1877-1938) ve J. Szaniawski (doğ. 1887) o sıralarda ünlerinin zirvesindeydi. S.İ. Witkiewicz (1885-1939), B. Schulz (1892-1942), W. Gombrowicz (doğ. 1905) öncü yazarların en ilgi çekenleridir. İkinci Dünya savaşından sonra, polonya edebiyatının gelişiminde üç ayrı evreye rast­lanır. Birinci evre 1945-1956 yıllarını kap­sar.

Bu dönemde, isteyerek benimsenen ve­ya zorla kabul ettirilen bir gerçekçilik, ba­zen kabaya kaçan öğreticilik ağır basmak­ta ve genellikle sosyalizmin kuruluşu mese­lesiyle ilgili günlük olaylardan alman te­malar işlenmektedir. İkinci evre, Stalin dö­neminin düşüncelerine sınırlı da olsa, baş­kaldırma dönemidir. Yazarlar, bireyle top­lum, hayatın amaçîarıyle sanatın gerekleri arasındaki çelişmeyi ortaya koymakta, edebiyata yüklenen öğretici görevleri alaya almakta ve sanatta yeni ifadeler getirmeğe çalışılmaktadır. 1960 veya 1961 yıllarında başlayan üçüncü evre, ilk iki evrede görü­len eğilimlerin uzlaşma dönemidir. Açıkça itiraf edilmemesine rağmen bu evrede ede­biyat bir ölçüde, eğitme, ahlâkî düşünce ve değerleri yayma aracı oldu. Bu üç evreden hiç birinde, sembol haline gelen bir yazara rastlanmaz. Roman türü, özellikle Z. Kossak-Szczucka (doğ. 1890), T. Breza (doğ. 1905), J. Stryjkowski (doğ. 1905), T. Parnicki (doğ. 1908), J. Andrzejemski (doğ. 1909), J. Putrament (doğ. 1910), A. Malewska (doğ. 1911), A. Rudnicki (doğ. 1912), S. Dygat (doğ. 1914), K. Brandys (doğ. 1916), W. Mach (1917-1966) tarafından işlendi. Bu­nunla birlikte, Z. Nowakowski (1891-1963), J. Wittlin (doğ. 1896), C. Straszewicz (1904-1963), W. Gombrowicz (doğ. 1905), G. Herling-Grudzinski (doğ. 1919), M. Hlasko (doğ. 1923) gibi, yabancı ülkelerde yaşayan romancıların eserleri, Polonya’da ki çalkan­tıların dışında kaldı.

Bir ölçüde romanın evrimine benzeyen bir evrim geçiren şiirde üç ayrı akım görülür. T. Rozevvicz (doğ. 1921), A. Miedzyrzecki (doğ. 1922), Z. Herbert (doğ. 1924) ve W. Woroszylski’nin (doğ. 1927) temsil ettiği birinci ve en başarılı akım, şairanelikten arınmış şiiri, kesinliği, süssüz ve yapmacık­sız eserleri benimseyen şairleri biraraya ge­tirdi.

Daha savaş öncesinde isimlerini duyuran K. İllakowicz (doğ. 1892), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), A. Stern (doğ. 1899) K.î. Galczynski (1905-1953), C. Milosz (doğ. 1911) gibi şairleri kapsayan ikinci grup, genellikle «yeni-klasik» grup diye anılır, öncü adı verilen üçüncü grup ise, T. Peiper (doğ. 1891), J. Kürek (doğ. 1904), P. Piechal (doğ. 1905) ile eski fütürizmi andırır. Eserlerinde zarif bir anlatım çabası ve derin bir metafizik bunalım görülen M. Jastrun, edebiyatta ayrı bîr yer tutar. Dram yazarları arasında, L. Kruczkowski (1900-1962), T. Zawieyski (doğ. 1902), özellikle de, yergili ve parodili piyesleri birçok ülkede büyük başarı kazanan S. Mrozek (doğ. 1929) anılmağa değer.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA EDEBİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONEZKÖY

Tarih 02 Haziran 2009

POLONEZKÖY, Marmara bölgesinde (İs­tanbul ili, Beykoz ilçesi, merkez bucağı) köy; 194 nüf. (1965). XVII. yy.da Rusya’nın saldırısına uğrayan Polonya’dan gelen göçmenlerin kurdukları bir köydür. Yakın za­manlarda turistik bir merkez oldu. Köyde, dağınık bir şekilde bulunan evlerin hemen hepsi misafir ağırlayacak duruma getirildi. Polonezköy’e eskiden Paşabahçe’den at arabalarıyle gelinirdi. Bugün Beykoz’dan 14 km’lik bir karayolu her mevsimde ulaşımı sağlar. Köye genellikle yaz mevsiminde ge­linir. Meyve ağaçlanyle süslü olan Polonezköy, avcıların da uğrağıdır. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONEZKÖY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİTİPİK,POLİTİS (Kosmas)

Tarih 02 Haziran 2009

POLİTİPİK sıf. (fr. polytypique). Biyol. Birçok değişik tipi bulunan türe verilen sıfat. (L)
POLİTİS (Kosmas), yunan yazarı (İzmir 1894). Duygusal ve Psikolojik romanlar yaz­dı: Lemonodasos (Limon Ağaçları Korusu) [1930]; Hekate (1933); Treis Gynaikes (Üç Kadın) [1941]. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİTİPİK,POLİTİS (Kosmas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PîNON

Tarih 02 Haziran 2009

PîNON i. Bot. Güney Amerika’da bakla­giller takımından çeşitli ağaçlara (albizzia [gülibrişim], Gliricidia sepium, erythrine v.b.) verilen yerli ad. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PîNON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNCKNEYA

Tarih 02 Haziran 2009

PİNCKNEYA i. Güzel, pembe ve kokulu çiçekli ağaççık; Carolina’da yetişir. (Bu­nun kabuğu kınakına yerine sıtma ilâcı olarak kullanılır. Kökboyasıgillerden.) [L]

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNCKNEYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİSTELİ

Tarih 01 Haziran 2009

POLİSTELİ i. (fr. polystelie). Bot. Göv­de veya kökte, her birinin ayrı çevretekeri, özel içderisi olan birçok sütunun aynı ka­buk içinde bulunması şeklinde anatomik yapı. (Eğreltilerin ve ağaçsı eğreltilerin köksapında durum böyledir.) [L]

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİSTELİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİNEZYA

Tarih 01 Haziran 2009

POLİNEZYA (fransız —Sı), Polinezya’nın çeşitli takımadalarını içine alan denizaşırı fransız toprağı; 4 000 km2; 84 550 nüf. İda­re merkezi, Papeete. Cemiyet adalarını (Ta­hiti ve ona bağlı adalar), Tuamotu adaları ile Gambier, Marquises, Australes adalarını ve Clipperton adacığını içine alır. Bütün, okyanusun ortasında, 7° 51′ ve 27° 40′ güney enlemleriyle 134° ve 155° batı boylamları arasında, 4 milyon kilometre karelik bir alana yayılmıştır.
• Coğrafya. Adalar volkanik (Cemiyet, Marquises, Australes adaları) veya mercan asıllıdır (Tuamotu). İklim tropikaldir, fakat enleme göre çok değişiktir.
Polinezya asıllı ada halkının (Maoriler) he­men hepsi Hıristiyanlığı kabul etmiştir (üçte ikisi protestan); ticaretin büyük kısmı Sayı­sı 7 000′i bulan cinlilerin elindedir. Ayrıca,pek çok da melez vardır. Hastalıklara karşı daha iyi korunan Tahiti’nin nüfusu bugün hızla gelişmektedir. Beş yılda yüzde 16 artan nüfusun yansından çoğu yirmi yaşından aşağı gençlerdir. Başlıca gelir kaynakları yumrular tarımı, balıkçılık ve özellikle hin­distancevizi yetiştiriciliğidir: yılda 25 000 ton üretilen hindistancevizi büyük bir gelir kaynağıdır. Cemiyet adalarında vanilya ye­tiştirilir; Tuamotu adasında sedef toplanır. Makatea’da işletilen fosfat madenleri bugün tükenmiştir, önemli hiç bir sanayi yoktur. Ticarette başlıca alıcı olan Fransa, ithalât­ta yakın ülkelerle (Avustralya, Yeni Zelan­da, A.B.D.) rekabet halindedir. Başkent Pa­peete dünyanın her tarafına deniz ve hava hatlarıyle bağlıdır, yeni havaalanı büyük bir uğrak yeridir, öbür adalarla ticaret goeletlerle yapılır.
• Hayat seviyesi ve iktisadî gelişme. Hin­distancevizi ihracatı ve özellikle tahiti fos­fatlarının işletilmesi, Fransız Polinezyası’nda hayat seviyesini oldukça yükseltti (Afri­ka ülkelerinin çoğundan yüksek). Un, şeker, şarap, konsantre süt, tütün v.b. tüketiminin artması, petrol ve çimentonun daha çok kul­lanılması da bunu gösterir; bununla birlikte tarım veya maden ürünlerinin ihracatına, da­yanan iktisadî durum sağlam değildir; ham maden filizi ve tarım ürünleri Satıcısı bütün ülkeler gibi bu maddelerin dünya pazarında­ki fiyat değişikliklerine bağımlıdır. Bu na­zik durumu düzeltecek çarelerin çok sınırlı olmasına karşılık nüfusun hızla artması me­seleyi daha da ciddîleştirir. Bugünkü başlı­ca gelir kaynaklan artmaktan çok azalma eğilimi göstermektedir. Tarım açısından hindistancevizi ağaçları yaşlanmakta ve ye­ni ağaçlar dikme ritmi yetersiz kalmakta­dır. Yalnız en zengin sanayi tarımlanndaki (kahve, kakao, karabiber, ihraç meyveleri, parfüm elde edilen çiçekler) gelişmesi, hek­tar başına daha yüksek bir üretim ve gelir sağlayarak gerçek bir düzelme yaratabilir. Makatea’daki fosfat yatağı tükendiği için mesele sanayi açısından da çok ciddîdir. Yıl­dan yıla istekleri artan bölgesel bütçenin masraflarını karşılamak için pek çok kim­se turizme bel bağlamıştır; bu alanda Poli­nezya’nın birçok kozu vardır: haklı olarak «Büyük Okyanus’un İncisi» adı verilen Ta­hiti’nin güzelliği, okyanusun güney kısmında çeşitli kıtalara (Amerika, Avustralya, Asya) eşit uzaklıkta bulunması.

• Tarih. Fransız donanması, iskeleler kur­mak veya misyonerlerin telkin ettiği himaye isteklerini cevaplandırmak için XIX. yy.da Fransız Okyanusya tesislerini, 1957′den sonra da Fransız Polinezyası’nı meydana getirdi. Daha 1859-1860′ta ayrılan Yeni Kaledonya’nın dışında bu topluluk, Marquises ve Tuamotu adalarını (1842), 1843′ten sonra Tahiti ve ona bağlı adaları (Moorea, Aust­rales adaları), Gambier adalarını (1844), Clipperton (1858) ve Rüzgâraltı adalarını (1887) kapsar. Yüzyılın sonunda her ada veya takımadada, himayenin yerini doğru­dan doğruya yönetim aldı. Eylül 1940′ta Hür Fransa safına geçen Fransız Okyanusya te­sisleri Büyük Okyanus taburuna büyük öl­çüde asker verdi. 24 Mart 1945′ten sonra fransız vatandaşı olan yerliler, Fransızların yanı sıra Temsilciler meclisinin ve fransız asıllıların Paris’teki temsilcilerinin (1 mil­letvekili, 1 senatör, 1 Fransız birliği danışmanı) seçimine katılır. 1958 Referandumu ve 1959 Fransız anayasasıyle Fransız Po-linezyası bir denizaşırı fransız toprağı hali­ne getirilmiştir.
1967 Meclis seçimlerinde Te Ea Api (Yeni Ses) partisi 10 milletvekili ve koalisyon or­tağı U.N.R. (Tahiti birliği) 7 milletvekili çı­kararak öbür grupları (13 milletvekili) geç­tiler. Bağımsız cumhuriyetçi milletvekili F. Sanford’un yönettiği Te Ea Api partisi, iç muhtariyet taraftarıdır. Tam bağımsızlık ta­raftarları gerilemektedir. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİNEZYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİNEZYA

Tarih 01 Haziran 2009

POLİNEZYA (önek poli, çok sayıda ve yun. mesos, ada’dan), Avustralya, Melanezya ve Mikronezya’nın doğusundaki adalar topluluğu: Okyanusya’nın dört büyük bölümünden biridir.
• Coğrafya. Polinezya’yı meydana getiren çeşitli takımadalar geniş deniz alanlarıyle ayrılmıştır; bunlar Yeni Zelanda (268 655 km2), Büyük Britanya’ya bağlı olan Tonga, Cook, Ellice, Phoenix ve Sporades adaları (Batı Samoa’lar, Commonvvealth üyesi bir devlettir), Fransız Polinezyası’na bağlı olan Cemiyet, Australes, Tuamotu, Gambier, Marquises adaları, fransız sömürgesi Wallis ve Futuna adaları, A.B.D.’nin denizaşırı toprakları olan Hawaii adaları ve Doğu Samoalar ve Şili’nin olan Paskalya adasıdır.

Yeni Zelanda dışında Polinezya takımada­larının yüzölçümü yaklaşık olarak 26 500 km2′dir. Başlıca adaları volkanik asıllıdır (Hawaii, Savaii, Tahiti, Rarotonga v.b.), yanardağların bazıları da çok yüksektir (Havvaii’de Mauna-Kea 4 210 m). Bazıları faal­dir (Hawaii’de Mauna-Loa), fakat çoğu sönmüş ve aşınma ile yıkılmıştır (Tahiti). Volkanik adaların çevresinde mercanlar, çoğunlukla mercan setleri meydana getirir, aynı şekilde okyanusun sığ yellerinde birbi­rinden ayrı binlerce mercan adasına ve ka­yasına rastlanır (Tuamotu, Phoenix v.b.). Bütün Polinezya adalarında tropikal iklim hüküm sürer; rüzgârlara açık yamaçlar sı­cak ve yağışlı, alçak adalar oldukça kurak­tır; ılıman okyanus ikliminin hüküm sürdüğü Yeni Zelanda adası bir istisnadır. Bitki örtüsü çoğunlukla cılız, flora oldukça yoksuldur. Büyük bir gelir kaynağı olan hindistancevizi ağaçlarını bile insanlar yaymış­tır.
Denizciliğe yatkınlıkları sayesinde Polinezyalılar yavaş yavaş en ıssız takımadalara (Hawaii, Yeni Zelanda, Paskalya adası) yerleştiler. Takımadaların birçoğu daha XVI. yy.d a bulundu, fakat Polinezya ada­larının gerçek coğrafî sayımı ancak XVIII. yy. sonunda yapıldı (Cook, Bougainville v.b.). Avrupalılar XIX. yy.da iskeleler, ikmal noktaları kurarak ve dinî heyetler yerleşti­rerek çeşitli takımadaları aralarında bölüş­tüler. Fakat getirdikleri hastalıklar çok sa­yıda polinezyalının ölümüne sebep oldu ve geleneksel yaşayış bozuldu: XIX. yy. başın­da Polinezyalılar en az bir milyon kişiydi­ler; yüzyıl sonra ise ancak 200 000 kişi kal­mışlardı; fakat otuz yıldan beri nüfusları yeniden artmaktadır (bugün 410 000 kişi). Yeni Zelanda’da ingiliz asıllılar yerli Maori’lerden kalabalıktır (1 900 000 avıupa asıl­lı yeni Zelandalıya karşı 130 000 maori). Havvaii’lerde, takımadaların iktisadî kalkın­ması Avrupa ve Asya’dan büyük göçmen dalgalarının gelmesine sebep oldu ve Polinezyalıların çoğu melezleşti. öbür takımada­larda polinezya ırkı daha iyi korundu; en önemli adalarda (Tahiti, Upoîu) melez top­lulukları bulunmasına karşılık ıssız topraklarda safkan Polinezyalılar vardır. Bunlar gelirlerini geleneksel tarım (yumrulular), hindistancevizi yetiştiriciliği ve balıkçılıktan sağlayarak sakin yaşayışlarına devam eder­ler.
Tarih. Bk. Okyanusya.
• Güzel sanatlar. İndonezya’ya yakın olan Gilbert, Tonga, Samoa, Futuna v.b. adalar­da bu yakınlığa rağmen aşırılığı olmayan, nispeten sade bir sanat gelişti, insan şekil­li eserler bulunması bu sanatın başlıca özel­liğidir; bu sanatın en iyi örnekleri kabuk lifleriyle yapılan, siyah ve kırmızının bütün tonları kullanılarak geometrik şekiller veya küçük hayvan şekilleriyle süslenen tapa’lardır. Geometrik süslemelerle donatılmış si­lâhlara da rastlanır.

— Leng. Polinezya dili, malaya-polinezya dillerinin doğu öbeğine girer (bk. melanezya dili)’, polinezya dili iki öbeğe ay­rılabilir; batı ve doğu öbeği. Batı öbeği esas olarak tonga ve samoa dillerini kapsar; bu iki dilin lehçeleri Wallis, Futuna, Uvea (Yeni Kaledonya yakınları), Aniwa’da ve Yeni Hebrides’lerde, Vate’de, Rennell’de ve Bellona’da, Salomon adalarının çeşitli atollerinde ve Carolines adalarının güneyin­de Nukuoro ve Kapingamarangi’de konu­şulur. Doğu polinezya dili, Cemiyet adala­rından, kuzeye doğru Hawaii adalarına, ku­zeydoğuda Narquises adalarına, doğuda Paskalya adasına ve güneybatıda Yeni Ze­landa’ya kadar yayılır.

Batı polinezya diline oranla polinezya dili daha az tutucu ve daha gelişmiştir. Meselâ tonga dillerinde fafine («kadın»), Tahiti’de vahine; hingoa, «isim» ise i’oa olur. Ama iki öbekte de benzer değişikliklere rastla­nır: k, Tonga ve Yeni Zelanda’da muhafaza edilmiş ve Tahiti, Hawaii ve Samona’larda bir mizmar darbesi haline gelmiştir. Ng de değişikliğe uğramıştır: meselâ, Tonga, Samoa ve Yeni Zelanda’da adam’ı belirten tangata terimi, Tahiti’de ta’ata ve Hawaii adalarında kanaka olur. Bu fonetik deği­şikliklere ve eklerdeki bazı farklara rağmen polinezya lehçelerinin kelime hazinesi ve gramer yapısında büyük benzerlikler görü­lür. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİNEZYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNANGA

Tarih 01 Haziran 2009

PİNANGA i. Çok büyük palmiye.

— ANSİKL. Pinanga, ayrık tüysü veya parçalı yapraklı büyük bir ağaçtır. Çiçekleri üçlü kümeler halindedir, yalnız ortadaki dişidir. Tropikal Asya ve Okyanusya’da elli kadar türü bilinir. Bunların bir kısmı Avrupa’da limonluklarda yetiştirilir. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNANGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİA

Tarih 01 Haziran 2009

POLİA i. Kelebek cinsi; tırtılı, kısa boylu bitkilerle veya ağaç yapraklarıyle beslenir. (Pulkanatlıların noctuidae familyasından.) [L]

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Polatlı Devlet Üretme çiftliği

Tarih 01 Haziran 2009

Polatlı Devlet Üretme çiftliği, Ankara ilinde, şehrin 129 km batısında, Polatlı ilçe­sinin 55 km güneyinde devlet çiftliği. 251 080 Dekar arazide, hububat yetiştirmek, hay­vancılık ve meyvecilik yapmak, çevre çift­çisine örnek olmak ve gerekli durumlarda bunlarla işbirliğinde bulunmak amacıyle kuruldu (1944). Devlet Üretme Çiftlikleri Genel müdürlüğüne bağlıdır. Başlıca buğ­day, arpa, yulaf ve hayvan yemi üretimi konularında çalışılır. Bu işlere 170 000 de­kar arazi ayrılmıştır. Ağaçlandırılan kı­raç araziyle park, bahçe, bağ ve meyvelik­lerin toplam alanı 2 890 dekarı bulur. Grup ağaçlandırma alanı 2 206, şerit ağaçlandır­ma alanı da 450 dekardır. Burada akasya ve karaağaç türleri yetiştirilir. Çocuk bah­çesine 20, meyve fidanları bahçesine 20, bağlara 37 dekar ayrılmıştır. Hayvancılık alanında özellikle montafon inekleri ve me­rinos beslenir. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polatlı Devlet Üretme çiftliği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİMELEA

Tarih 01 Haziran 2009

PİMELEA i. Thymeleaceae familyasından ağaççık; Okyanusya’da yetişir.

— ANSiKL. Pimelea, her zaman yapraklı bir ağaççıktır; çiçekleri yaprakların dibin­den çıkar veya sapın ucunda bileşik başak durumunda bulunur. Okyanusya’da seksen kadar türü yetişir; bunların bir kısmı pem­be veya beyaz çiçeklerinden dolayı limon­luklarda, hattâ bahçelerde süs bitkisi ola­rak yetiştirilir. Başlıca türleri: Pimelea longiflora (bürümsüz), P. linifolia, P. suaveolens. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİMELEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİMENTA

Tarih 01 Haziran 2009

PİMENTA i. Amerika’nın tropikal bölgelerinde yetişen ve bahar elde edilen bitki. (Mersingillerden.)

— ANSiKL. Acı biber de denilen pimenta acris, büyük karşıt yapraklı bir ağaçtır. Meyvesi bezelye iriliğinde, erguvanı kırmızı renkte, keskin ve hoş kokuludur; kurutulmuşu bahar olarak kullanılır. Antiller’de yapraklarından alkollü bir içki yapılır. Pimenta officinalis, yukarıdakinden biraz daha büyük bir ağaçtır ve her tarafı kokuludur. Meyvelerinin kokusu ve tadı tarçın, karanfil, karabiber ve hindistancevizinin tadına ve kokusuna benzediği için pimenta’lara da «bahar» denir. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİMENTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLABI

Tarih 30 Mayıs 2009

POLABI, Çekoslovakya’da coğrafî bölge, Almanya’da Elbe adını alan Labe ırmağı­nın yukarı çığırında. Güneydoğu-kuzeybatı yönünde ve Pardubice’den Litomerice’ye kadar uzunluğu yaklaşık olarak 150 km olan büyük bir ovadır; Lausitz tepeleriyle Batı Bohemya yaylalarının kenarı arasında en geniş yeri 70 km’yi bulur. Polabi, Bohem­ya havzasının jeoloji bakımından en çok zarar görmüş bölgesidir. Burada ikinci ve üçüncü zaman tortulları oldukça ince ta­bakalar halinde kalmıştır. Balçıkla kaplı olan bu topraklarda büyük ölçüde tarım yapılır (buğday, şeker pancarı, yemlik bit­ki, yağlı bitkiler, tütün, şerbetçi otu, mey­ve ağaçları).

Polabi’nin köyleri, kasabaları ve küçük şehirleri, Belçika ovasının mer­kezleri gibi, tarım yönünden olduğu kadar sanayi açısından da canlı merkezlerdir. Besin sanayii veya tarım malzemesi fabrikalarının yanı sıra metalürji fabrikaları, makine yapımı (sanayi âletleri, elektrik malzemesi, tezgâhlar), dokuma, kimya ürünleri fabrikaları, mobilya fabrikaları v.b. kurulmuştur. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLABI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTİER (Sidney)

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTİER (Sidney), amerikalı zenci sine­ma oyuncusu (Miami, Florida 1924). önce, American Negro theater’da oynanan bir­çok piyeste rol aldı. 1950′de From Whom Cometh My Help (Uşağımı Kim Yolladı) filmiyle sinemaya girdi. Daha çok, ırk çatışmalarını konu alan «tezli» filimlerde oynadı: İnsan Araları (Something of the Value) [1954]. 1963′te çevirdiği Lillies of the Field’daki (Tarladaki Zambaklar) oyunuyle, 1964′te Akademi’nin en iyi oyuncu ödülünü kazanan ilk zenci oldu. öbür filimleri: Cry, the Beloved Country (Ağla, Sevgili Memleket) [1952], The Blackboard Jungle (Kara Ağaçlar Ormanı) [1955], Ka­der Bağlayınca (The Defiant Ones) [1957; bu filimle New York Filim tenkitçileri ödü­lünü aldı], A Raisin in the Sun (Güneşte Yetişen üzümler) [1960; bu filimde 1959'da Broadvvay tiyatrosunda yarattığı rolü oy­nadı], Uzun Gemiler (The Long Ships) [1963], Diablo’da Düello (Duell at Diablo) [1965], Sevgili Arkadaşım (A Patch of Blue) [1965], Sevgili Hocamız (To Sir With Love) [1967] ve Gecenin Sıcağında (tn the Heat of the Night) [1967], Beklenmeyen Misafir (Guess Who’s Corning to Diner) [1967] sayılabilir. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTİER (Sidney) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTEAU (Alexandre)

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTEAU (Alexandre), fransız botanikçisi ve bahçe uzmanı (Ambleny, Soissons ya­kınları 1766-Paris 1850). önce Museum’da görev aldı. Birçok inceleme gezisine çıktı. Eserleri: Histoire Naturelle des Orangers (Portakal Ağaçlarının Tabiî Tarihi) [1818-1820]; Pomologie Française (Fransız Elma­ları) [1838 ve sonra]. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTEAU (Alexandre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİNCİANA

Tarih 30 Mayıs 2009

POİNCİANA i. Çiçekleri çok gösterişli ağaç; Asya ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde yetişir. (Bu cinsin üç türü vardır. Poinciana regia ve P. elata tropikal ülke­lerde, demet biçimindeki büyük ve firfiri çiçeklerinden dolayı yetiştirilir. Erguvan­gillerden.) [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNCİANA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POGA

Tarih 30 Mayıs 2009

POGA i. Gabon’da yetişen ağaç türü (Poga oleosa). [Bu ağaçtan «ovoga» veya «afo» adiyle bilinen bir kereste elde edilir. Kamerun'da buna angale veya ngale denir. Rhizophoraceae familyasından.] (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PODOCARPUS

Tarih 30 Mayıs 2009

PODOCARPUS i. Porsukgillerden ağaç.
— ANSiKL. Podocarpus, almaşık iğne yap­raklı bir ağaçtır. Çiçekleri çoğu zaman ikievcikli, seyrek olarak birevciklidir. Erkek çiçekler yaprakların dibinde veya sürgünle­rin ucunda tırtılsı durumda, dişi çiçekler ise gevşek başak durumunda bulunur; mey­vesi zeytinsidir. Sıcak ve ılıman bölgelerde elliden fazla türü yetişir. Yeni Zelanda’da yetişen Podocarpus torara’nın çürümeyen sert bir odunu vardır. Podocarpus macrophylla limonluklarda yetiştirilir. P. Madagascariensis’ın kerestesi parke ve bina yapımında kullanılır. Afrika’da yetişen P. gracilior ve P. Usamberensis’ten büyük ölçüde kereste elde edilir (podo veya musengera). Doğramacılıkta ve kontrplak sana­yiinde kullanılan bu kerestenin rengi beyaz­dan soluk kirli sarıya kadar değişik olur. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODOCARPUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PODALYRİA

Tarih 30 Mayıs 2009

PODALYRİA i. Almaşık basit yapraklı ağaççık; çiçekleri yaprakların dibinde tek tek veya birkaçı birarada bulunur, (ümit burnunda yetişir. Bahçelerde veya soğuk limonluklarda yetiştirilen Podalyria sericea’nın pembe, beyaz veya firfiri çiçekleri olur.) [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODALYRİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PODACHAENİUM

Tarih 30 Mayıs 2009

PODACHAENİUM i. Büyük karşıt yap­raklı, büyük salkımlar halinde sarı ve beyaz çiçekli ağaç veya ağaççık; anayurdu Amerika’dır; bazıları süs bitkisi olarak ye­tiştirilir. (İlmî adı Podachaenium panicıılatum. Bileşikgillerden.) [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODACHAENİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCENUM

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCENUM. Esk. coğ. İtalya’da bölge, Apennin dağlarıyle Adriya denizi arasında Buraya önce Ümbria’lılar, sonra efsaneye göre bir yeşil ağaçkakanın yol gösterdiğ Sabin’ler yerleşti; ülkenin adı bu kuştar (picus) gelir. Augustus zamanında İtalya’nın V. bölgesi oldu. Başlıca şehirleri: Anconc ve Asculum idi. M.ö. 268′de Roma’ya boyun eğdi. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCENUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİKİ veya PİÇİ

Tarih 29 Mayıs 2009

PİKİ veya PİÇİ i. (tupi dilinde k.). Patlı­cangillerden ağaççık (Fabiana imbricata); Peru, Şili ve Arjantin’de yetişir. (Piki’nin sap ve dalları, kaynatılarak hulâsa veya tentür halinde karaciğer ve sidik yolları hastalıklarında kullanılır.) [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKİ veya PİÇİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PITRAK

Tarih 29 Mayıs 2009

PITRAK i. (pot, kıvrım’dan pot-rak > pıtrak). İnsanların üzerine veya hayvanla­rın tüylerine takılan dikenli bitki tohumu.
— DEY. Pıtrak gibi, ağaç veya dal üzerin­de çok sayıda meyve bulunduğunu belirt­mek için kullanılır.
— Bot. San çiçekli, dikenli iri meyveli, bir yıllık otsu bitki; yıkıntılarda ve yol kenar­larında yetişir. (Bileşikgillerden.)
— Tekst. Pıtrak temizleme, taranmış yün iplikçiliğinde, yün içindeki yabancı madde­leri mekanik olarak temizleme işlemi. Bk.
ANSİKL.
— ansikl. Tekst. Çoğu ülkelerde, özel­likle Güney Amerika’da, koyunların otladığı bölgeler, yaprakları veya meyveleri dikenli çeşitli bitkilerle doludur. «Pıtrak» denen bu bitkiler, koyunların sırtındaki pos­ta takılır. Eğer iplik veya kumaş haline ge­tirilirken yün, bu parçacıklardan iyice ayıklanıp temizlenmezse, boyamada önemli ku­surlar meydana gelir. Eskiden pıtrak te­mizleme elle yapılırdı. Temizlenecek yün fazlaysa, pıtrak temizleyici takımları olan tarak makineleri kullanılır. Bu takımlar, çok hızlı dönen ve üzerinde kıvrık ince uç­lar bulunan silindirler yardımıyle pıtrakları tutar. Bu uçlara çarpan pıtraklar takılır ve âletin altındaki saç elekte toplanır. Yüne daha çok yapışan diğer dikenli bitkileri ayıklamak için başka tip takımlar kullanılır. Bu takımlarda yün, oluklu ve çok sıkı ma­denî silindirler arasından geçirilir ve için­deki yassı pıtraklar ezilerek tarama sıra­sında kolayca temizlenir. (LM)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PITRAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYSOCARPUS

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYSOCARPUS i. Büyük yapraklı, beyaz çiçekli süs ağaççığı; bazen dere kenarların­da rastlanır. (Gülgillerden.) [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYSOCARPUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYSCİA

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYSCİA i. Talları rozet şeklinde yayılan liken. (Sarı renkli duvar physcia’sı ağaç­ların, duvarların v.b. üzerinde yetişir.) [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYSCİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLOSİPHON,PHYLLOSTYLON

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLLOSİPHON i. Yılanyastığının yap­raklarında asalak yaşayan yeşil suyosunu. (İlmî adı Phyllosiphon arisari.) [L]
PHYLLOSTYLON i. Karaağaçgillerden bit­ki; Güney Amerika ve Antiller’de yetişir. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOSİPHON,PHYLLOSTYLON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLOSCOPUS

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLLOSCOPUS i. Az veya çok yeşile çalan açık esmer tüylü küçük ötücü kuş; genellikle üzerinde limon sarısı benekler bulunur, (öteğengillerden.)
— ANSiKL. Phylloscopus’lar Avrupa ve As­ya’da, çalılıklarda, koruluklarda, ağaçlık yerlerde yaşayan küçük öteğen kuşlardır; soğuk ve ılıman bölgelerde yaşayanlar göç eder. Phylloscopus collybita ilkbaharda en erken gelen göçmen kuşlardandır. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOSCOPUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLOMEDUSA

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLLOMEDUSA i. Brezilya’nın sıcak bölgelerinde yaşayan ağaç kurbağası. (Phyllomedusa theringi, yapraklarla çevrili kö­pük kütlesi şeklindeki yuvasından tanınır: daimî su birikintileri üzerinde kurulan bu yuvada açılan yumurtalardan çıkan yavru­lar suya dökülür. Ağaçkurbağasıgillerden.) [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOMEDUSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLOCLADUS,PHYLLODACTYLUS

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLLOCLADUS i. Porsukgillerden ko­zalaklı ağaç. (Ağaç ve ağaççık şeklindeki altı türüne Malezya ve Filipinler’den Tasmanya ve Yeni Zelanda’ya kadar rastlanır. En iyi bilinen türleri: Phyllocladus trichomanoides, Ph. rhomboidalis, Ph. glaucus ve Ph. hypophylla.) [L]
PHYLLODACTYLUS i. Sıcak bölgelerde yaşayan geko. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOCLADUS,PHYLLODACTYLUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLOCACTUS

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLLOCACTUS i. Kaktüsgillerden ağaç­çık.
— ANSİKL. Phyllocactus, etli kalın gövdeli, yaprak gibi yassı dallı, beyaz veya kırmızı çiçekli bir ağaççıktır; Tropikal Amerika’­da yetişen on üç türü bilinir. Meyveleri ek­şidir; sıcak ülkelerde besin maddesi olarak yenir. Çaprazlanmalarla birçok melez tür ve çeşidi elde edilmiştir; bunların çiçekleri beyazdan pembeye, pembeden kan kırmızı­sına kadar değişir. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOCACTUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLOBİUS

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLLOBİUS i. İlkbaharda meşe, ıhla­mur, karaağaç, gürgen ve meyve ağaçları gibi çeşitli ağaçlarda yaşayan çeşitli böcek­lerin cins adı. (Fhyllobius oblongus kırmızı elitralı, esmer gövdeli bir böcektir; gündüz­leri meyve bahçelerinde pek çok sayıda gö­ze çarpar. Kınkanatlıların curculionidae fa­milyasından.) [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOBİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLARTHRON

Tarih 28 Mayıs 2009

PHYLLARTHRON i. Madagaskar’da yeti­şen ve yaprakları eklemli yapraksı parçalar halinde bulunan ağaççık; birçok türünün meyvesi yenir. (Bignoniaceae familyasın­dan.) [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLARTHRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLANTHUS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHYLLANTHUS i. Mirobalan’ın elde edil­diği bitki. (Sütleğengillerden.)
— ANSİKL. Phyllanthus’lar almaşık yap­raklı ağaç veya ağaççıklardır. Yaprakların ayası iyice yassı, kenarları düzdür; çiçekleri yaprakların koltuğundan çıkar; her çiçekte üç çanak yaprak, üç de serbest erkek organ bulunur. Bütün tropikal bölgelerde yetişen dört yüzden fazla türü vardır. Birçoğu li­monluklarda yetiştirilir: Phyllanthus angustifolius, Ph. speciosus, Ph. pulcher, Ph. acidus. Ph. emblica’nın meyveleri (mirobalan fazla tanen taşıdığı için sanayide kulla­nılır; ayrıca yenebilir de. Ph. acidus (veya distichus) Asya ve Malezya’da yetişir, mey­vesi de yenir (tahiti kirazı). [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLANTHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLACTİNİA

Tarih 28 Mayıs 2009

PHYLLACTİNİA i. Ceviz ve dişbudak ağaçlarında külleme yapan mantar. (Erysip-haceae familyasından.) [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLACTİNİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHOTİNİA

Tarih 28 Mayıs 2009

PHOTİNİA i. Genellikle beyaz çiçekli ve daimi yapraklı ağaç; bazı türleri süs ağacı olarak yetiştirilir; Hindistan, Çin ve Ku­zey Amerika’da altmış kadar türü yetişir. (Gülgillerden.) [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOTİNİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHORADENDRON

Tarih 28 Mayıs 2009

PHORADENDRON i. ökseotuna yakın bit­ki. (Hepsi Amerika’da yetişen yüz kadar tü­rü vardır. Bunlar karşıt yapraklı, köksüz, yeşil bitkilerdir; ikiçenekli ağaçsı bitkilerin üzerinde asalak yetişir, ökseotugillerden.(L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHORADENDRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHOLİOTA

Tarih 28 Mayıs 2009

PHOLİOTA i. Sapının üst kısmında bir halka bulunan, esmer sporlu bazitli mantar. (Bazı türleri yenebilir: kırışık pholiota’nın şapkası sarı, kambur ve kırışık, üzeri yer yer beyaz havlıdır; kavak pholiota’sı ise ağaçların dibinde demetler halinde yetişir. (M)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOLİOTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLETAS,PHİLİBERTİA

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLETAS istanköylü, İskenderiyeli ten­kitçi ve şair (doğ. İstanköy [Kos] M.ö. 340′a doğr.). İskenderiye’de Ptolemaios II Philadelphos’un eğitimi ile görevlendirildi. Sonra istanköy’e (Kos) döndü; öğrencileri arasında Hermesianaks, Aratos ve Theokritos vardı. Philetas, bilimsel mensur eser­ler, içli aşk şiirleri, Telephos (babasının adından) adlı bir kitap, Demeter ve Hermes adlı iki şiir yazdı. Philetas’ın günümüze elli kadar şiiri kalmıştır. Propertius onu sık sık taklit etti. (L)
PHİLİBERTİA i. Büyük çiçekli tırmanıcı ağaççık; Tropikal Amerika’da yetişir. (Tohumlarıipekligillerden.) [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLETAS,PHİLİBERTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLESİA,PHİLETAİROS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLESİA i. Görünüşü şimşiri andıran ağaççık; Şili’de ve Ateş Ülkesi’nde yetişir. (Philesia buxifolia çok güzel koyu kırmızı çiçeklerinden dolayı bahçelerde yetiştirilir. Zambakgillerden.) [L]
PHİLETAİROS yunanlı siyaset adamı (öl. M.ö. 263 / 262). Lysimakhos savaş hazine­sini ona emanet etmişti. Philetairos Seleukos ile ittifak yaparak hem hazineye, hem de kale ile askerî birliklere el koydu. Kral unvanını almamakla birlikte, Antiokhos I’in sözde metbuluğu altında bağımsız yaşadı. Lysimakhos’un hazinesinden 9 000 talanton’u ustalıkla kullanarak gerçek bir devlet kur­mayı başardı. Evlât edindiği yeğeni Attalos, ancak küçük yaşta bir çocuk (geleceğin At­talos I’i) bırakarak ölünce, Philetairos dev­letini, öbür yeğeni Eumenes I’e bıraktı. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLESİA,PHİLETAİROS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİGALİA,PHİLA,PHİLADELPHİA,

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİGALİA i. Dişisi körelmiş kanatlı ke­lebek; tırtılı çeşitli orman ağaçlarında yaşar. (Pulkanatlıların geometridae familya­sından.) [L]
PHİLA Antipatros’un kızı (M.ö. 351′e doğr. – 287′ye doğr.). önce Krateros, son­ra da Demetrios Poliorketes ile evlendi. Antigonos Gonatas’ın annesidir. Zeki ve iyi bir kadındı; Demetrios iktidardan düşünce intihar etti. (L)
PHİLADELPHEİA, Rabbath Ammon’un Ptolemaios II tarafından kurulmasından M. ö. III. yy.a kadar taşıdığı ad. Yunan-roma anıtlarının kalıntıları. Bugün, Amman. (L)
PHİLADELPHİA, bugün Alaşehir. Esk. coğ. Lydia’da (Anadolu) şehir. Tmolus’un eteğinde; şehir adını Attalos II zamanında makedonya kolonları buraya yerleşince aldı. Tiberius zamanında bir depremle yı­kıldı, imtiyazlı bir neokoros şehri olan Philadelphia’da hıristiyanlar uzun süre ezil­di. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİGALİA,PHİLA,PHİLADELPHİA, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHELLANDRİUM,PHELLODENDRON

Tarih 28 Mayıs 2009

PHELLANDRİUM i. Çok zehirli bir bitki olan Oenanthe phellandhum’un ilmî cins adı. (L)
PHELLODENDRON i. Mantar elde edilen ağaç; anayurdu Asya’dır; birçok türü süs ağacı olarak yetiştirilir: Phellodendron amurense, Ph. sachalinense, Ph. Japonicum, Ph. Lavallei. Ph. amurense’den elde edilen mantar linoleum yapımında kullanılabilir. (Sedefotugillerden.) [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHELLANDRİUM,PHELLODENDRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHASMOPTERA

Tarih 28 Mayıs 2009

PHASMOPTERA çoğl. i. Phasmalarla phyllumları kapsayan böcekler takımı. Eşanl. cheleutoptera.
— ansikl. Bu takımdaki böceklerin ağzı çiğneyici, bacakları uzun, öngöğsü kısadır. Kanatlar ya körelmiştir, ya da hiç yoktur. Kurtçukları yetişkinlere benzer. Phasma bu­günkü böcek favnasının en irisidir. Göv­deyi daima uzun (phyllidae familyasından olanlar hariç), kabukları genellikle çıplak, fakat bazen tüy ve dikenlerle kaplıdır. Bit­kiyle beslenen ve gececi olan bu böcekler dallar arasında saklanarak yaşar. Bazı tür­leri okaliptüslere ve hindistancevizi ağaç­larına zararlıdır. Bu böceklerin en ilgi çe­kici yanı bulunduğu ortama ilk bakışta farkedilmeyecek derecede benzer oluşu, hiç değilse insanların gözüne böyle görünmesi­dir. Bk. homokromi. [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHASMOPTERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİGMELER

Tarih 27 Mayıs 2009

PİGMELER, özellikle Afrika’nın ortasın­daki ekvator ormanlarında yaşayan halk; 120 000 kişi kadar olan Pigmeler üç toplu­luğa ayrılır: eski Belçika Kongosu’nun do­ğusunda Bambuti’ler («ormanlılar»), mer­kez Pigmeleri (eski Belçika Kongosu’nun batısında ve Kongo cumhuriyetinde) ve Ba­tı Pigmeleri (Gabon’da ve Kamerun’da).Pigmeler bazı grupların soysuzlaşmış bir türü değil, tamamıyle ayrı bir ırktır; tarih­öncesi devirlerde oldukça yaygın olan bu ırk sonradan bugün yaşadığı bölgelere (Af­rika ekvator ormanları, Malezya yarımada­sı, Andaman adaları ve bazı Filipin adala­rı) püskürtüldü. Boyları 1,50 m’den az olan Pigmeler, mezosefaldir; çene kemikleri bi­raz öne doğru çıkık, saçları kıvırcıktır; ten­lerinin rengi sarı kahverengi arasında çe­şitli tonlardadır. Yarım daire şeklinde tek kapılı ve dev ağaç köklerine dayanan kulü­belerden meydana gelen kamplarda yaşar­lar. Kadınlar kulübeleri yapar ve balıkçı­lıkla uğraşır; erkekler toplu halde ok ve mızraklarla maymun, antilop, özellikle de fil avlar. Ormanda yaşayan bu halkın gelir kaynaklarından biri de kadınların uğraştığı devşirmeciliktir. Çevrelerindeki zenci ta­rımcılarla iktisadî ilişkiler kurmuşlardır. Av hayvanları tükenince kamplarını değiş­tirirler. Toplumsal düzenleri son derece kar­maşıktır. Genellikle klan dışından evlenilir; çok karılılık yasaklanmamışsa da enderdir. Her klanın totem hayvanı (timsah, şempan­ze v.b.) ayrıdır. Pigmeler «Khmvum» dedik­leri tek bir yaratıcı tanrıya inanırlar, ölü­ler mağarada veya bir ağaç kovuğunda sak­lanır. Ata ruhlarının her yerde yaşadığına inanılır. Pigmeler ilişki kurdukları Bantula-rın dilini benimsemiştir. Ayrı bir dilleri de vardır ve başlıca özelliğf boşiman dilinde­ki gibi ünlemler bulunmasıdır. Pigme ede­biyatı şiirlerinin ve destanlarının niteliği bakımından ilgi çekicidir.
— Leng. Pigme dilleri, Afrika’da, Sudan ile Kamerun arasındaki bölgede konuşu­lan dil öbeği. (Burada gruplar halinde ya­şayan cüce zenciler daha çok avcılıkla geçinirler. Antropolojik yapı ve gelenek bakımından diğer zencilerden ayrılan Pig­meler Güney Afrika’daki Boşimanlara benzerler.) Dilleri, zenci afrika dillerinin bir kolu olarak kabul edilir ve bu sebeple cüce zencilerin Boşiman ve Hotantolarla akraba olduğu ileri sürülür. Bu konuda P. Schebesta 1940′ta bir yazı yayımladı. Fa­kat henüz bu dillerinin grameri kesinlik­le bilinmemektedir. Pigme dilleri arasında Efe, Mpagga, Babinga v.b. sayılabilir. Efe, Yukarı Nil bölgesinin batısında ve Yukarı Ouella’da, mpagga dili ise Ubangi ve Lobaya’da konuşulur. Babinga, Sanga’da ya­şayan zenciler tarafından konuşulur. (LM)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGMELER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHANEROPTERA

Tarih 27 Mayıs 2009

PHANEROPTERA i. Güzel donuk yeşil renkli çekirge; çalılıklarda, kırlarda, orman açıklıklarında yaşar; çeşitli ağaçların yapraklarıyle beslenir. (Düzkanatlılardan phaneropteridae familyasının örnek tipi.) [L]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHANEROPTERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHALERA

Tarih 27 Mayıs 2009

PHALERA i. Kızıl, külrengi ve sarı benekli iri kelebek; tırtılı söğüt, meşe, huş ve gür­gen ağaçlarında yaşar. (Pulkanatlıların notodontidae veya ceruridae familyasından.) [L]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHALERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PFİSTER (Albrecht)

Tarih 27 Mayıs 2009

PFİSTER (Albrecht), alman basımcısı (öl. 1466′ya doğr.). Bamberg’de bir basımevi kurdu. İlk olarak ağaç üzerine gravürlerle süslü kitaplar bastı. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFİSTER (Albrecht) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCOİDES

Tarih 27 Mayıs 2009

PİCOİDES i. Üç parmaklı, beyaz ve si­yah tüylü ağaçkakan; kutup bölgelerinde­ki ormanlarda yaşar; Picoides tridaetylus Alpler’de bulunur. (l)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCOİDES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEZİZA

Tarih 27 Mayıs 2009

PEZİZA i. Kalın yapılı asklı mantar; sap­lı veya sapsız kadeh biçiminde veya hafif bombeli disk şeklinde olur.
— ANSiKL. Peziza’lar genellikle yerde, ba­zen ağaçların kabuğunda veya yere düş­müş dalların üzerinde yetişir. Yenirse de, pek makbul sayılmaz, çeşitli renkte olur: esmer, beyaz, kırmızı veya turuncu. Baş­lıca türleri: Kabarcıklı peziza (çok gübreli yerlerde, sıkışık yığınlar halinde yetişir, sapsızdır); kırmızı peziza (içi parlak kır­mızı, dışı gri, sapı incedir, korularda ye­tişir); eşek kulağı (yan tarafı yarık bir külaha benzer, esmer renktedir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEZİZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEYNİRAĞACI, PEYNİRCİ, PEYNİR ŞEKERİ

Tarih 27 Mayıs 2009

PEYNİRAĞACI blş. i. Kapok elde edilen bombaks cinsinden ağaç türü (Bombax eriodendron). [L]
PEYNİRCİ i. (peynir’den peynir-ci). Pey­nir yapan veya satan kimse. (m)
PEYNİRCİLİK i. (peynirci’den peynirci­lik). Peynircinin yaptığı iş. (m)
PEYNİRDİŞİ blş. i. İhtiyarlık çağında çı­kan dişlerden her biri. (m)
PEYNİRHANE blş. i. (fars. penir ve hâ­ne > penir-hane’den). Peynir yapılan yer. (m)
PEYNİRLEŞMEK dönşl. f. (peynir’den pey-nir-le-ş-mek). [Süt için] Kesilmek. (m)
PEYNİRŞEKERİ blş. i. Mutf. Bergamotla yapılan yumuşak bir şeker. (m)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYNİRAĞACI, PEYNİRCİ, PEYNİR ŞEKERİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEUMUS

Tarih 27 Mayıs 2009

PEUMUS i. Şili’de yetişen beyaz çiçekli, kokulu, yeşil ağaççık (Peumus boldus). Yapraklarında bulunan boldin adlı alkaloit, midede sindirimi uyarıcı, safra söktürücü ve uyutucu nitelikler taşır. (Monimiaceae familyasından.) [L]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEUMUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERİS

Tarih 26 Mayıs 2009

PİERİS i. Meşin gibi sert yapraklı, dal ucunda beyaz salkım çiçekli ağaççık. (Kuzey Amerika, Hindistan ve Doğu Asya’da on­dan fazla türü yetişir ve birçoğu bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fundagiller­den.) [L]

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCRAENA

Tarih 26 Mayıs 2009

PİCRAENA i. Yeşilimsi çiçekli ağaç; çi­çekleri sap ucunda salkım halinde bulunur; meyvesi zeytinsi biçimdedir; çok acı olan odunu çoğu zaman akasya odununun yerini tutar; pek az türü vardır ve hepsi Antiller ile Guyana’da yetişir. (Simarubaceae familyasından.) [L]

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCRAENA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETREA

Tarih 26 Mayıs 2009

PETREA i. (XVIII. yy.da yaşamış ingiliz bilgini R.J. Peire’nin adından). Tropikal Amerika’da yetişen tırmanıcı ağaççık. (Mineçiçeğigillerden.)
— ansikl. Petrea, karşılıklı dizilmiş basit yapraklı bir ağaççıktır. Çiçekleri yaprakların dibinden veya dal ucundan çıkar; uzun ba­şak durumunda, kırmızı veya mavi renkli­dir. Petrea volubilis limonluklarda yetişti­rilir. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETREA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHOENlX

Tarih 26 Mayıs 2009

PHOENlX i. (yun. phoinike, kırmızı’dan lat. k.). Asya ve Afrika’da yetişen on beş kadar ağaç türünü kapsayan palmiye cinsi; hurma da bu cinstendir.
— ANSiKL. Phoenix,ler yüksek gövdeli veya gövdesiz, tüysü yapraklı, ikievcikli çiçek­li palmiyelerdir. Son derece önemli olan bir türü hurma ağacıdır [Phoenix dactyliferâ]. Diğer türleri bahçelerde süs bitkisi veya evlerde saksı bitkisi olarak yetiştirilir (Ph. Canariensis, Ph. acaulis, Ph. humilis, Ph. reclinata). [L]

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOENlX hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLONTUS

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİLONTUS i. Kınkanatlı böcek. (Philonthus aeneus, esmer madenî renklidir, ilkba­harda her yerde görülür; Ph. cyanipennis mavi veya yeşil renklidir; ormanlarda ağaç mantarları üzerinde yaşar. Kınkanatlıların staphylinidae familyasından.) [L]

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLONTUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLLYREA

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİLLYREA i. Süs bitkisi olarak kullanı­lan ağaççık; küçük, sarımtırak beyaz veya yeşilimsi beyaz renkte çiçekleri, kışın düş­meyen sert yaprakları vardır. (Zeytingiller­den.) [L]

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLLYREA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETEN

Tarih 24 Mayıs 2009

PETEN, Guatemala’nın kuzeyinde idare bölgesi; 15 900 nüf. Merkezi, Flor es. Yucatan yarımadasının güney kısmını meydana getiren bölgeler üzerinde uzanan Peten, al­çak, kalkerli yaylalar ve ovalardan meyda­na gelir; engebeleri azdır; tropikal orman­lar veya savanalarla kaplıdır. Birçok maya yıkıntısının bulunduğu bölgede, fasulye ve mısır yetiştiren seyrek halk toplulukları ya­şar. Bazı ticaret şirketleri çiklet hammadde­si olan «çikle», bazıları da abanoz ağaçları yetiştirir. —Büyük Peten veya Petenitza gö­lü, idare bölgesinin ortasında uzanır. (L)

24 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PESTİSİT

Tarih 23 Mayıs 2009

PESTİSİT i. (fr. pesticide’den). Tarım bit­kilerinde ve hayvanlarda asalak yaşayan canlıları öldürücü maddelere verilen ad.
— ANSiKL. Pestisit’leı birkaç çeşittir: bö­cek zehirleri böcekleri öldürür; böcekkaçıranlar böcekleri kaçırır; mantar öldüren­ler bitkilerdeki asalak mantarlara karşı sa­vaşta kullanılır.
Böcek zehirleri asalak hayvanların vücudu­na sindirim sistemi yoluyle veya doğrudan doğruya deri yahut solunum sistemi yoluy­le (buğu, gaz veya duman şeklinde) gire­rek etki gösterir; bitkilerde ise bitkinin her tarafına yayılarak besi özsuyuna karışır, de­lici böcekler veya bitkibitleri bitkiyi sokup özsuyunu emince hayvanın vücuduna geçer. Bitki hastalıklarına karşı en etkili savaş yolu pestisit kullanmaktır. Çoğu zaman bu iş önleyici olarak yapılır. Tedavi amacıyle kullanılması enderdir. İlaçlama yakından (püskürtme, badanalama, dumanlama, serp­me) veya uzaktan yapılabilir (el süzgeci yardımıyle veya mekanik süzgeçlerle sula­ma, saçma, dumanlama veya toprağa şı­rınga etme).
• Pestisitlerin tehlikesi. D.D.T. gibi böcek zehirleri zararlı böcekleri olduğu kadar koruyucu böcekleri de öldürür; öyle ki ilâcın uygulanması durdurulduğu anda asa­lak böcekler engelsiz olarak daha çok ço­ğalır (Konko’da kahve biti, Kaliforniya’da limon böceği için böyle olmuştur). D.D.T.’-nin kötü serpilmesi yüzünden A.B.D. ve Kanada’da bazı akarsuların balık favnası mahvoldu. Karaağaçlara D.D.T. saçılması veya karıncalara karşı bu ilâcın kullanıl­ması yüzünden karatavuklar ve diğer kuş­lar yok oldu. Ayrıca böcek miktarındaki aşırı azalma böcekçil kuşları açlığa sürükle­mekte ve bunların ortadan kalkmasına yol açmakta, buna karşılık ölmeyip kalan bazı böcekler birkaç yıl içinde çoğalarak zarar­lı asalak sayısı gene kabarmaktadır.

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESTİSİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERU

Tarih 22 Mayıs 2009

PERU i. Bk. pero.

PERU, Güney Amerika’da devlet, Büyük Büyük Okyanus kıyısında; 1 285 215 km2; 12 012 000 nüf. Başkenti, Lima (1 716 000 nüf.). Başlıca şehirleri: Calloa (161 300 nüf.); Arequipa (156 700 nüf.); Trujillo (100 100 nüf.), Chiclayo (86 900 nüf.); Cuzco (78 300 nüf.); İquitos (58 200 nüf.).

COĞRAFYA Fizikî coğrafya

• Yüzey şekilleri. Peru’nun yüzey şekilleri üç büyük bölgeye ayrılır: Andîar, Amazon bölgesi, kıyı bölgesi.

1. Merkezde Andlar, arazinin üçte birini içine alır. Hemen her yerinde başlıca üç unsura rastlanır: 4 000 m yükseltiye doğru puna veya pampa denen yüksek alanlar, 5 000 m’den yukarıda çoğu 6 000 m’yi aşan ve eskiden sanıldığı gibi düğümler değil, basamaklar meydana getirerek kuzeybatıdan güneydoğuya uzanan kalıntı engebeleri, Amazon şebekesine bağlı akarsular (Urubamba, Apurimac, Mantaro, Huallaga, Maranon) tarafından aşıldığı halde başları çoğunlukla Büyük Okyanus’a yakın olan dar ve derin vadiler.

And dağlarının en geniş kısmı Güney Peru’dadır. Bu bölgede üç kısım ayırt edilir:

Huancayo Andları’nı, Abancay’ı Cuzco ve Carabaya’yı kapsayan doğu cordillera; Titicaca gölüne doğru çoğunlukla bazaltlar ve volkan külleriyle örtülü olan (Bolivya sınırı dışında) ve büyük ölçüde yarılan punalar; Chachani (6 035 m), Misti (5 842 m), Tutucapa (5 780 m) gibi yanardağların bulunduğu batı cordillerası. Orta ve Kuzey Peru’da, Andlar kıyı bölgesinden uzaklaşır; kütle özelliği taşıyan dağlar kalıntı engebeleridir: Huayhuash cordilleralan; Huascaran dağında yükseltisi 6 768 m’yi bulan ve güzel buzulların yer aldığı cordillera filanca, Serra Negra (5 000 m). Ekvador sınırına yaklaştıkça Cajamarca Andları’nda genel yükselti azalır ve boğazların yüksekliği 2 500 m’yi aşmaz. Puna alanlarının yerini Mantaro’nun doğduğu Junin pampası ve Rio Santo’nun başladığı Conocacha pampası gibi yüksek bataklık ovalar alır.

2. Andların doğusunda Peru Amazon bölgesi (Amazonas) uzanır; Rio dağeteğiyle bir alüvyon ovasından meydana gelen bu geniş bölgedeki ırmakların başlıcaları (Ucayali, Maranon ve Rio Napo) önandlar’dan çıktıkları boğazlar ve çağlayanlardan sonra (Maranon kıyısında, 150 m yükseltide Pongo de Manseriche) genişler. Peru Amazon bölgesi, ülke topraklarının yarısını içine alır. Bk. AMAZON.

3. Kıyı bölgesi, bir dolma ovasında veya Chincha ile Canete arasında yükseltisi 170 m’yi bulan konglomera yarlarından meydana gelir, Batı Andlar ile temas bölgesi, ancak Pisco ile Narca arasında yüksektir.

• Peru İklim ve bitki örtüsü. Başlıca iklim olayı kıyı ile Amazon bölgesi arasındaki bakışımsızlıktır. Dünyanın en kurak bölgelerinden biri olan kıyıda sıcaklık farkları çok düşüktür: Lima’da on dokuz yılda yıllık yağış ortalaması 37 mm’dir. Bu çok az yağışlar gökyüzünü kışın örten buharların (garva) yoğunlaşmasının sonucu olan ince yağmurlar halinde düşer; bununla birlikte yükseltisi 500 m’yi geçen tepelerde (paranalar) seyrek otların yetişmesine imkân verir. Kıyı bölgesi, Batı Andlar’dan inen sel sularının ağzındaki vahalarla yer yer kesilen bir taş ve kum çölüdür. Buna karşılık Peru Amazon bölgesi bol yağış alır (ovada 3 m’den çok): bu yağışlar ve ekvator bölgesinin aşırı sıcaklığı montana denen ve yapraklarını dökmeyen sık bir ormanın yetişmesine imkân vermiştir. Montana adı, teşmil yoluyle bütün bölgeyi de ifade eder. Doğu Andlar’ın yamaçlarında orman seyrekleşir: burası otlu bozkırlar ve çalılarla örtülü ceja da montana bölgesidir. Doğu sierralarda yükselti sıcaklığın düşmesine yol açar. Cuzco’da yıllık sıcaklık ortalaması 20°C, en yüksek sıcaklık 26°C ve en düşük sıcaklık —5°C’tır. Mayıs Kasım aylarında yağış düşmez ve yağışlar aralık-nisan ayları arasında toplanır. Yağışlar yükseltiyle birlikte azalır: kuzeyde yıllık yağış ortalaması 900 mm, güneyde ise 300 mm’dir; ancak sert ve ender bir otun yetiştiği punalar çöllerle örtülüdür. Ağaçlar yalnız vadilerde ortaya çıkar (salkım söğüde benzeyen molle ahlat ağacı). Dikenli ağaçsılar ve cereus katlarıyle (3 800 – 1 500 m yükselti arasında) Batı And punalarından kıyı çöllerine geçilir. Buzullar ve daimî karlar yüksek kalıntı engebelerinde toplanmıştır ve 4 500 m’nin altına pek ender iner. Cordillera Blanca’nın adını buzullardan almasına karşılık, Misti’-de, yükseltisine rağmen, daimî karlar yoktur.

PERU Beşeri coğrafya

Peru, eski kızılderili medeniyetlerinin ülkesidir. Halkın çoğu hâlâ quechua ve aymara dillerini konuşur. Nüfusta kızılderililerin oranı yüksektir: bütün ülkede yüzde 47, Sierra’da yüzde 80. Melezlerin sayısı da hemen hemen aynıdır ve şehirlerde özellikle Lima’da yaşayan safkan beyazların sayısı ancak 600 000′dir. ülkede hâlâ 40 000 asyalı (özellikle cinli) ve 30 000′den az zenci yaşar. Hızla çoğalan nüfus son kırk yılda iki kat kadar artmıştır. Doğum oranının binde 30′dan çok, ölüm oranının ise binde 8,2′den az olduğu sanılır. Ortalama nüfus yoğunluğu km2′de 8,1 kişidir. Ama, Sierra’-daki yoğun nüfuslu vadilerle Puna’nın ve Amazon ormanmdaki birbirine uzak toplulukların nüfusu çok farklıdır. Peru’nun öteden beri bir köylü ülkesi olmasına karşılık şehir nüfusu zaman zaman tehlikeli bir ritimle artar. Bunun sebebi, Kızılderililerin yoksulluk yüzünden dağlardan kaçmasıdır: 1925′te 250 000 kişi olan Lima’nın nüfusu bugün Calles limanıyle birlikte bir milyonu aşar. öbür Peru şehirleri çoğunlukla sanayinin az ölçüde geliştiği büyük tarım pazarlarıdır: şekerkamışı ve pirinç tarlalarıyle Trujillo ve Chiclayo, vahasıyle Arequipa, pamuk tarlalarıyle Ica ve Piura, güzel tarlalarıyle Cuzco. Bununla birlikte yeraltı kaynaklarının işletilmesi Andlar’da, Cerro de Pasco ve La Oroya, Tacna (bakır), Chimbote (çelik fabrikası) gibi şehir çekirdeklerinin kurulmasına yol açmıştır. Büyük Okyanus kıyısında Bolivya’nın limanı olan Mollendo, Peru’nun Amazon kıyısındaki limanı tquitos ve Titicaca gölünün limanı Puno’da ulaşım sayesinde sanayi gelişmiştir.

Peru iktisadî coğrafya

• Tarım ve balıkçılık. Tabiî bölgelerin çeşitliliği üretimin ve kır faaliyetlerinin büyük ölçüde çeşitlenmesine imkân verdi: Amazon bölgesinde kerestecilik, tropikal ürünler tarımı (pirinç, mısır, manyoka, yerfıstığı, şekerkamışı, pamuk, kahve, kakao, çay), akdeniz ve ılıman iklim bitkileri (buğday, arpa, asma, zeytin, mercimek, bakla, fasulye), patatesin ağır bastığı And bitkileri tarımı. Ama çoraklık sulamayı gerektirir ve tarımı devamlı olarak kuraklık tehdit eder. Amazon ırmaklarının sularını kıyıya ulaştırmak için büyük çalışmalar tasarlanmıştır. Sömürgecilerden kalma büyük mülkler veya tersine bazı sulak bölgelerde toprakların aşırı derecede parçalanmış olması genellikle çok yoksul olan kızılderili köylülerin hayat seviyesinin yükselmesini engeller. Dağlardaki geniş alanların teknik bakımdan çoğunlukla geri olmasına karşılık, kıyılardaki daha modern büyük çiftliklerde şekerkamışı ve pamuk yetiştirilir; kimyevî gübre ile tohum seçimi Mısır elyafına benzer bir pamuk üretilmesine imkân vermiştir. İhracat bitkileri tarımının gelişmesi, besin tarımıyle atbaşı yürümez: oysa beslenecek insan sayısı günden güne artmaktadır. Et üretimi ülke ihtiyacını karşılamağa yetmez. Bununla birlikte And sürüleri (koyun, lama, vicuro, alpaka) yün ihracatına imkân verir. Peru doğudaki sıcak ve yağışlı bölgelerin değerlendirilmesini (Tingo Mario yerleşme merkezi) desteklemektedir. Ayrıca Büyük Okyanus’un soğuk sularında büyük ölçüde balıkçılık yapılır. Ton balığı avcılığının teşkilâtlandırılması, hamsi setlerinin yakın bir tarihten beri büyük ölçüde işletilmesi ve büyük tesisler inşa edilmesi Peru’nun birkaç yıl içinde yabancı sermaye ve teknisyenler yardımıyle dünyada balıkçılığının en gelişmiş olduğu devletlerden biri haline gelmesine imkân verdi. 1960-1965 Arası gayrısafi millî hasıla, yılda yüzde 6 oranında arttı; ama hızlı nüfus artışı bu oranı yaklaşık olarak yüzde 3,5′e düşürdü. Bu ilerlemenin başlıca sebebi, Jbalık unu sanayiinin gelişmesidir. 1960-1964 Arasında, tutulan balık miktarı 3,6′dan 9,1 Mt’a çıktı ve Peru dünyada birinci sıraya yükseldi (1966′da 8,8 Mt). Bir toprak reformu başlatılarak 60 000′den çok köylüye toprak verildi.

• Madenler. Yeraltı kaynaklarının işletilmesi Peru ekonomisinin sağlam olmayan dengesini sağlar. Sömürge dönemindeki altın ve gümüş, özellikle XIX. yy .da işletilen guano, bugün ikinci plana düşmesine rağmen hâlâ önemlidir. Peru dünyanın dördüncü gümüş üreticisidir; guano hâlâ kıyıdaki çorak adalarda elde edilir. Demirsiz madenler üretimi önemlidir: kurşun, bakır (La Oroya’da işlenir), Cerro de Pasco bölgesinde çinko daha az ölçüde çıkarılır ama ticarî önemi büyük olan vanadyum, bizmut, antimon, tungster, molibden, kadmiyum, uranyum, manganez. Demir filizi üretimi hızla gelişmektedir: 1953′ten beri işletilen Marcona yatağı; Lima’nın güneyinde Acari madenleri; zengin filizlerin bulunduğu ve Japonların ilgilendiği güneydeki Chala limanı yakınında yataklar. Peru Maden bankası yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesini destekler ve yabancı şirketlere (başlıcaları amerikan şirketleri) arama ve işletme imtiyazları verir. Madenlerin dağlarda, çoğunlukla 3 500 m’den yüksekte olması, bunların işletilmesini güçleştirir ve masrafları artırır.

• Enerji kaynakları. Peru enerji” sıkıntısı çeker: Ancak idare bölgesinde, Santa vadisinde ve Arequipa ile Tuna arasında, maden kömürü üretimi 160 000 tonu pek az geçer; hidroelektrik üretimi çorak iklim, akarsuların sel rejimi ve Andlar’ın yüksek eğimi yüzünden sınırlıdır; bununla birlikte petrolün katkısı önemlidir: en verimli yataklar kıyı bölgesinin kuzeyindedir: Lobitos ve Negritos (bir ingiliz şirketi tarafından işletilir), Talara (Standart Oil’un kolu olan bir şirket), Zorritos (devlet şirketi) petrol merkezleri. Amazon yamacında Amerikan-Peru şirketinin üretimi artmaktadır. Aynı zamanda And dağeteğinde araştırmalar yoğunlaşmakta ve Manaus’ta (Brezilya) inşa edilecek rafineriye ham petrol sevkıyatı tasarlanmaktadır.

PERU için Machupiccu’da harabeleri önem arzetmektedir. Andların en yüksek zirvelerinden Salcantay ‘dır.

• Sanayi. Peru’da sanayi son yıllarda gelişti. Geleneksel besin ve dokuma sanayii (Lima, Cuzco, Arequipa) dökümcülük, çinko, bakır ve kurşun tasfiyesinin yanı sıra modern sanayiye ve temel donatıma yönelmiştir (Chimbote Çelik fabrikası). Gelişen kimya sanayii, gübre, patlayıcı madde, ecza ve antikriptogam malzemesi, sunî dokuma üretir. Ayrıca seramik, sıcağa dayanıklı maddeler oto lastiği fabrikaları kurulmuştur.

Peru’da sanayide en büyük gelişme, üretimi üçte iki artan demir çıkarımında oldu (1966′da 5,3 Mt); petrol üretimi daha ağır gelişmesine rağmen 1966′da 3 Mt’u geçti. Bakır, kurşun, çinko, değerli madenler, 1960′-tan sonra en yüksek seviyesine ulaştı; kurşun, özellikle de çinko üretiminin bir kısmı yerinde değerlendirilmeğe başladı.

• Ulaşım. Hükümetin sürekli çabalarına rağmen ulaşım yolları ağı henüz yetersizdir. 4 000 km’yi aşan demiryollarının çoğu özel şirketlerindir (başlıcası bir kanada şirketi); hatların çoğu 1951′den sonra And şehirleriyle maden merkezlerini kıyı limanlarına bağlamak için inşa edildi ve inşaat sırasında dünyanın en yüksek seviye farklarıyle karşılaşıldı. Başlıca hatlar Lima’yı Cerro de Pasco ve Huancayo’ya bağlar; Çuzco, Puna, Arequipa ye Mollendo’ya bağlanmıştır. En iyi karayolu, Büyük Okyanus kıyısını takip eden Panamerika karayoludur. Devam eden inşaatlarla karayolları And yamacına doğru uzatılmaktadır; And yamacında ırmak ulaşımı da düzenlenmektedir (tquitos limanı). Ayrıca hava ulaşımı hem milletlerarası (Lima havalimanının donatılması), hem de mahallî rol oynar. Başlıca limanlar Talara (petrol ihracatı), Paita ve Pisco (pamuk), San Juan (Marcona’nm demiri), Bolivya dış ticaretine katkıda bulunan Chimbote, Mollendo ve Matarani, donatımı çok modern olan ve çeşitli malların mübadelesi yapılan Callao’dur.

• Dış ticaret. Peru’nun dış ticareti, hâlâ hammadde ihracatıyle sanayi ürünleri ithalâtına dayanır. Maden filizi, maden ve tropikal ürünlere (pamuk, şekerkamışı) yönelen ihracat oldukça çeşitlidir. Besin ürünleri ve yeni sanayiler için gerekli donatım mallarını ithal etme zorunluğu ticaret ?çığını artırmış, peru parasını zayıflatmıştır. Latin Amerika’da Peru’nun özelliği serbest mübadeleci siyaseti ve dış yatırımları geniş ölçüde kabul etmesidir.

Genellikle tek tip üretime dayanan nispî refahın sağlam temellere oturtulmadığı 1965′te balık unu ihracatındaki gerilemeyle ortaya kondu; pamuk ve şeker fiyatlarının düşmesi durumu daha da ciddîleştirdi. Balıkçılığın gelişmesi 1960′tan sonra, eskiden beri hep açık veren ticaret bilançosunu dengelemeğe imkân vermişti. Bu sanayinin gerilemesi ihracatta duraklamaya yol açtı; oysa ithalat artmağa devam ediyordu. Ticarî bilanço 1965′te yeniden açık verdi, aynı yıl altın ve döviz rezervlerinin yarısı eridi. Durum güç çözülür bir hal aldı; çünkü ihracatta beklenen yeni gelişme 1959-1964 dönemindeki kadar hızlı olmadı (o dönemdeki olağanüstü artış henüz dizginlenemeyen bir enflasyona yol açmıştı). Latin Amerika serbest mübadele bölgesinin kurulması (1960-1961) 1960-1964 arası öteki tiye devletlerle ticareti iki kat. artırchysa da, 1966′da A.B.D. hâlâ Peru’nun ticaret yaptığı başlıca ülkeydi (ithalâtın yüzde 37’si, ihracatın yüzde 35′i).

TARİH

ilk medeniyetler

En eski medeniyetin kuzey kıyıdaki Huaca Prieta medeniyeti olduğu (M.ö. 1500′e doğru) sanılır: M.ö. 1000′e doğru ortaya çıkan mısır ve seramik, kıyıda Viru ve Chavin (yaklaşık olarak M.S. 300′den 600′e), Mochicas (Moche anıtları) ve Nozca (M.S. 500′e doğru) kültürlerinin gelişmesine yardım etti. Sonra büyük siteler çağı başladı: yaylada Aymaraların Tiahuanaco sitesi, kıyıda Chimaların başkenti Chanchan (M.S. 1200′e doğru). Bütün bu medeniyetlerin ortak özelliği mısır ve patates tarımı, lama yetiştiriciliği, bakır, tunç ve altın metalürjisidir: ayrıca hepsi yazıları olmadığından hatıra bırakmak için quipu kullanırlardı. 1200′e doğru tnkalar Güneş sülâlesi Cuzco vadisi Quechua’larında hüküm sürmeğe başladı: XV. yy.da Viracocha İnka, Pachacutec, Tunas, Yupanqui ve Huayna Capac zamanında 5° kuzey enlemi ile 37° güney enlemi arasındaki And yayları ve kıyı halklarının hepsine hâkimiyetini kabul ettirdi, özellikle mimarîsi (bk. cuzco, machupicchu) ve idarî kurumlarıyle ilgi çeken inka medeniyeti boyun eğdirdiği bütün halklara silinmez damgasını vurdu.

ispanyol fethi ve hâkimiyeti

Devletini iki oğlu Atahualpa (Quito) ve Huascar (Cazco) arasında bölüştüren Huayna Capac’ın ölümünde (1525′e doğru), iç savaş İnka imparatorluğuna büyük zarar verdi. Panama İspanyolları, Balboa’dan beri, daha güneyde altın bakımından zengin bir ülke bulunduğunu biliyorlardı ve bazıları kıyı bölgesini keşfe gitmişlerdi. Bu serüvencilerden Francisco Pizarro, Kari V tarafından henüz fethedilmemiş olan Yeni Castilla’nın genel valiliği ve başkumandanlığına tayin edildi (1529). Atahualpa’nın kardeşini öldürttüğü (1532) sırada inka topraklarına ayak basmıştı (1531). Pizarro birkaç asker ile İnka’yı tutukladı ve boğdurdu (1533 ağustosu); İspanyollar Cuzco’yu ve hazinelerini ele geçirirken ülkeyi Pizarro’dan sonra onun tayin ettiği kukla valiler yönetti. İnka Manco Capac II ayaklandı, genel valinin kardeşini büyük şehirde kuşattı (1533-1536) sonra ormanlara çekildi. İnka imparatorluğunun candamarını Cajamarca ortadan kaldırdı ve yenilenler ya kendilerini öldürerek veya İspanyolları çekmiş olan hazineleri tahrip ederek direndiler. Birbirlerine düşman olan Pizarro ve arkadaşları (bk. almagro) 1538-1542 arası ortadan kalktılar.

1542′de Kari V «Yeni yasalara çıkarttı ve bunların uygulanması için Peru Kral naipliğini kurdu; sınırsız bir arazi olan bu naiplik Güney Amerika’da devam eden fethin hareket üssü olarak yararlanıldı: ilk genel vali Blasco Nunez Vela, 1543′te, kıyı yakınında Pizarro tarafından kurulan (1535) ve 1542′de bfr audiencia merkezi olan Lima’ya yerleşti. Genel valiye bir meclis (Real acuerdo) ve yerlerini 1582′de sekiz mültezimin aldığı il valileri (corregidoreler) yardım ediyordu. Canete markisi genel vali (1556-1561) Andres Hurtado de Mendora’nın hazırladığı sömürge sistemini Francisco de Toledo (1563-1581) inka örneğini kopya ederek teşkilâtlandırdı: bu sistem tarım toplulukları halinde biraraya toplanmış olan kızılderililerin sömürülmesine dayanıyordu: toplulukların bazıları kendilerini sömüren bir ispanyol yöneticinin vesayeti altındaydı (encomienda’laı); öbürleri kabilenin kamu yetkisine ve mita’ya (Inkaların kurduğu angarya sistemi) karşı borçluydular (çoğu bu yüzden Lima’ya ve kıyı bölgelerine kaçtı). Kızılderilileri paganlıktan kurtararak hıristiyan kültürüne bağlamak (Juli cizvit misyonu) ve orijinalliklerini muhafaza etmek için (Kari II’nin Recopilacion de las Ley es do indias’ı çıkarması [1680]) rahipler büyük çaba harcadılar, inka kralı Tupac Amaru I’in (öl. 1571) ve 1780′de Tupac Amaru II’nin (öl. 1781) isyanlarının da gösterdiği gibi inka klanı toplum yapısında ağırlığını uzun Süre muhafaza etti. İspanyol kolonları And yaylalarında zeytin, buğday ve üzüm yetiştirmeğe başladılar; kıyıda kurdukları şekerkamışı işletmelerinde çalıştırmak için zenci köleler getirdiler: boyalar, mobilyalar, dinî süslemeler, meksika dokumaları v.b. satın aldılar. Ama Peru’nun başlıca zenginliği yeraltı kaynaklarıydı. Huancavelica civa madeni sayesinde Meksika’da (1567), sonra Peru’da (1572′de veya en geç (1585′te) gümüş malgamasına başlandı. 1545′te bulunan Potosi gümüş madeni XVIII.yy.a kadar dünya üretimine hâkim oldu ve Callao de Lima’dan Panama (başlıca yol) ve Tehuantepec kıstaklarına (Huatulca, XVI.yy.dan sonra da Novidad limanlan) doğru giden ticarî akınların büyük kısmını besledi. İspanya’nın ve bütün Avrupa’nın ekonomisini bozan bu para, sömürge toplumunu zenginleştirdi: Peru’da şehirler, barok üslûbunda kiliseler ve bir üniversite (1551′de Lima’da San Marcos üniversitesi) inşa edildi; ayrıca ülkenin lüks eşya ithalâtı günden güne ar­tıyordu.
Ama bu refah dönemi uzun sürmedi; Potosi’nin gümüş üretimi, 1610-1630 arası en yüksek seviyesine eriştikten sonra, işletme­nin teknik yetersizliği ve kızılderili halkın mita’nın uygulanmadığı kıyıya, tarım işlet­meler ine ve şehirlere (özellikle Lima) kaç­ması yüzünden çöktü: ücretli işçi sınıfının doğması bu süreci engellemedi; zaten nüfus da XVII. yy., sonuna kadar büyük ölçüde azaldı. XVIII. yy.da nüfus yeniden art­mağa başladı, ama Potosi tekrar kalkma­madır bunda, ispanya ile Büyük Okyanus ve Panama kıstağı aracılığıyle kurulan iliş­kilerin kesilmesi ve ispanya ile tek bağlantının uzun ve tehlikeli Buenos Aires yo­lundan başka bir bağlantının bulunmaması büyük bir rol oynadı. Avrupa ile bağlantı­ları kesilen, birbirinden iyice uzak ve her birinde ayrı bir hayat tarzı gelişen coğrafî birimlerden kurulur ve aslında bütün Gü­ney Amerika’yı içine alan yedi audencia’ya (Panama, Santa Fe de Bogota, Quita, Li­ma, Charcas, Şili ve Buenos Aires) bölün­müş büyük Peru Genel valiliği yavaş yavaş bugünkü sınırlarına yerleşti. Tierra Firma veya Yeni Granada (1718) Genel valiliği 1739′da kesinlikle teşkilâtlanarak Peru’dan bugünkü Venezuela, Kolombiya ve Ekvador’u aldı; 1776′da La Plata Genel valiliğin (Arjantin, Uruguay, Paraguay) kurulmasıyle Peru Charcas audienca’sım (Yukarı Pe­ru, bugünkü Bolivya) bile kaybetti. Ayrıca 1778′de kurulan Şili Genel valiliği Lima’­ya karşı oldukça muhtardı ve ticaret ser­bestisinin ilânı (1778) ispanyol sınırlarını tehlikeye düşürerek bağımsızlığı hazırladı.
Peru’ nun Kurtuluşu ve Siyasî bağımsızlık
Kral naibi J.F. Abascal (1804-1816), Kreollere ispanyol hâkimiyetini kolaylıkla kabul ettirdi ve isyan eden arjantin ordusunu püs­kürttü. Ama Cadiz ayaklanmasından (1820) sonra, San Martin, Arjantinli ve Şilililerin başında hücuma geçti, ayaklanan Lima’ya girdi, Peru’nun bağımsızlığını ilân ederek «Koruyucu» unvanını aldı (28 temmuz 1821); ama Bolivar ile Guayakuil’de görüştükten (temmuz 1822) sonra 1822 eylülünde bu un­vandan vaz geçti. Kurtarıcı adı verilen Bo­livar ordusu (eylül 1823) ispanyol ordusunu kesinlikle yok etti (Junin ve Ayacucho 1824): son ispanyol garnizonu (Callao gar­nizonu) 1826 ocağında teslim oldu. Ama topluma hâlâ beyaz azınlık, büyük mülk sahipleri ve kilise hâkimdi. Daha o tarih: e siyasî kargaşa başladı; Bolivar’m ülke; kaderine terk etmesinden (eylül 1826) er­ce iki yıl içinde iki cumhurbaşkanı değişi: Peru’da birçok pronunciamento ve Anaya­sa değişikliği olurken XIX. yy. Avrupa siyasî belâgatinin altında CaudillolariK şahsî rekabetleri gizleniyordu.
Aşağı ve Yukarı Peru arasındaki gelenek­sel bağlar, mareşal Santa Cruz’un bir Peru-Bolivya konfederasyonu kurmasına (1836 imkân verdi: bu birliği şili ordusu dağıttı (1839). iki defa cumhurbaşkanı seçilen Ramon Castilla (1845-1851 ve 1855-1862), dik­tatörlüğünü kabul ettirdi, kızılderililerder. vergi alınmasını ve zencilerin köleliğini kal­dırdı, millî ekonomiyi geliştirdi: avrupa sermayelerinin guano ve güherçile işletme­leriyle ilgilenmesi, ülkeye çok kötü şartlar altında yaşayan cinli işçiler getirilmesin: başlattı (1849′dan sonra). Bir borç meselesi ispanyol donanmasının guano bakımından zengin olan Chinehar adalarını işgal etme­sine (1864), sonra Callao’yu topa tutmasına yol açtı (1866); sonunda ispanya sömür­geyi yeniden fethetme hevesinden vaz geç­mek zorunda kaldı. Tarapuca güherçilelerinin yol açtığı Pasifik savaşında, Şili, Bo­livya (1879-1881) ve Peru’yu (1879-1883) yen­di. Peru, Tarapaca ilini Şili’ye bıraktı. Şi­li Tacna ve Arica’nın öbür illerini de işgal ederek, plebisit yapılıncaya kadar on yn elinde tuttu. Aslında mesele ancak 1929′ d a Şili’nin Tacna’yı iade etmesi ve Arica’y: muhafaza etmesiyle çözüldü. Brezilya (1909 ve Kolombiya ile daha az önemli sınır ça­tışmaları çözüldü (Leticia trapeze’nin bıra­kılması, 1934); buna karşılık, Ekvador ile anlaşmazlık (Maranon’un kuzeyindeki böl­ge) Peru’nun anlaşmazlık konusu amazon arazilerinin büyük kısmında hâkimiyetin: onaylayan Rio de Janeiro antlaşmasına (1942) rağmen henüz gerçekten çözümlenememiştir.
Pasifik savaşı ve Şili işgali yüzünden iflâs eden Peru, devletin yönetimini askerlere (general Iglesias, sonra Caceres [1886-1890 ve 1894-1895]), maliye ve ekonominin yöne­timini ise bir avrupa konsorsiyumuna (Peruvian Corporation) bıraktı. Maden işletme­si (altın, gümüş, bakır, çinko, petrol), XX. yy. başında yeniden gelişti. 1908-1912, sonra 1919-1930 arası cumhurbaşkanı seçilen A.B. Leguia, Birinci Dünya savaşından sonra şiddet yerine rüşveti tercih eden ve büyük iktisadî buhran sırasında ortadan kalkan bir diktatörlük kurdu. V.R. Haya de la Torre tarafından 1924′te Paris’te kurulan ve 1933′te kanun dışı ilân edilen marksist eğilimli ve A.B.D. düşmanı A.P.R.A. (Alienza Popular Revolucionaria Americana [Amerikan Devrimci Halk birliği]) ülkede yeni bir siyasî kuvvet oldu. Manuel Prado Ugarteche’nin (1939-1945) başkan­lığı sırasında temel hürriyetler yeniden or­taya çıktı. L. Bustamente y Rivero’nun cumhurbaşkanlığı sırasında (1945-1948) A. P.R.A.’nm siyasete katılmasını ve bir hü­kümet darbesi denemesini (1948), iktidarı general M.A. Odria’ya veren bir Pronun-ciamiento takip etti; M.A. Odria, A.P.R. A.’yı ve Komünist partisini kanun dışı ilân etti (1948) ve cumhurbaşkanı seçildi (1950-1956). 1956 Seçimlerinin serbestçe yapılma­sı «apriste»lerin ve liberallerin M. Prado Ugartache’yi yeniden cumhurbaşkanı seç­melerine (şubat 1960) imkân verdi. Haziran 1962′de, başkanlık seçimleri sonuçları, A. P.R.A. Kurucusu Haya de la Torre lehine gibi göründü. Günden güne basit bir «reformizm»e yönelen Torre’nin durumunun de­vamlı olarak gerilemesine rağmen, ordu vadenin yaklaşmasından kaygılandı ve dar­beye baş vurdu: general Ricardo Perez Godoy seçimleri iptal etti ve geçici bir askeri hükümet kurdu. Haziran 1963′te, yeni se­çimler sonucunda Halk Hareketi partisinin adayı olan ve hıristiyan demokratlara da­yanan liberal Belaunde Terry başkan se­çildi. Fakat sosyal reformlar sınırlı kaldı. Yönetici çevrelerin dağlı köylülerle pek il­gilenmemesi, Castro’yu örnek tutarak si­lâhlı mücadeleyi genişletmeğe çabalayan ger iller o hareketlerinin gelişmesine yol aç­tı, özellikle, M.I.R. (Movimiento de la îzquierda Revolucionaria [Devrimci Sol hare­keti]), 1965′ten sonra birçok çete kurdu: hareketin kurucularından avukat Luis de la Puente Uceda, aynı yıl savaşırken öldü ve hükümet çevreleri âsilerin yok edildiğini açıkladı.
Gerilla faaliyetinin önlenmesi üzerine hü­kümetçe temmuz 1965′te kaldırılan anayasal haklar iade edildi (1966). 3 Ekim 1968′de başkan Belaımde Terry bir askerî hükümet darbesiyle devrilerek Buenos Aires’e sürül­dü. Darbeyi takip eden günlerde birtakım öğrenci hareketleri patlak verdi. Askerî dar­be hareketini yöneten genelkurmay başkanı general Juan Velasco Alvarado, başkan, ge­neral Ernesto Montagne ise başbakan oldu; askerlerden meydana gelen 12 kişilik bir hü­kümet kuruldu. Yeni hükümet, önceki an­laşmaları iptal ederek ülke petrolleri ve şe­ker plantasyonları devletleştirdi. Toprak reformunun gerçekleştirilmesi doğrultusun­dan köklü tedbirler alındı. Petrol şirketleri­nin devletleştirilmesi, dolayısıyle A.B.D.’-nin Peru ile olan anlaşmazlığı devam eder­ken, Peru hükümetinin ülke karasularını 200 mile çıkarma konusundaki kararını uy­gulaması iki ülke arasındaki ilişkileri büs­bütün gerginleştirdi. Peru askerî hükümeti sanayi kesiminde de köklü reform ve devlet­leştirme tedbirlerine girişti. Peru’da 31 mayıs 1970′te meydana gelen bü­yük deprem 50 000 kişinin ölümüyle sonuç­landı; 800 000 kişi açıkta kaldı.

Pizarro ile Atahualpa’nın Cajamarca’da karşılanması (1532) The de Bry’ın gravürü Cabinet des Estampes, Paris.

AN AY AS A
1933 Anayasasında birçok defa değişiklik yapıldı. Okuma yazma bilen erkek ve ka­dınlar (1956′dan beri) seçmendir (21-60 yaş arası oy kullanma mecburîdir). Cumhurbaş­kanı, iki başkan yardımcısıyle birlikte altı yıl için seçilir, yürütme gücünü elinde tu­tar; meclislere karşı sorumlu olan on iki bakan vardır. Devlet güvenliği gerektirdi­ğinde cumhurbaşkanı hürriyetlerin tamamı­nı veya bir kısmını kaldırabilir ve sınırı kanunla tespit edilen olağanüstü yetkiler alır. Yasama gücü tek dereceli genel oy sistemiyle altı yıl için seçilen senato (53 üyeli) ve millet meclisindedir (182 üye). Ülke bir vali tarafından idare edilen 24 idare bölgesi ile illere (onlar da idare böl­gelerine) bölünmüştür, ilke olarak belediye meclisleri seçimle iş başına gelir. Kızılderili topluluklarına kanunî haklar tanınmıştır.
GÜZEL SANATLAR
Kolomböncesi eski peru sanatı Güney Ame­rika’nın en önemli sanatıdır ve Inka im­paratorluğunun bütünlüğü sağlamasından önce çeşitli bölgelerde gelişen farklı medeniyetlerin sonucudur. (Bk. KOLOMBÖNCE­Sİ.) Fetihten sonra Peru, ispanyol barok sanatının bir eyaleti haline geldi: ama yerli sanatçıların etkisi ve katkısı, bu sanata eski sanatları hatırlatan hayalî süsleme temalarıyle orijinal bir görünüş kazandırdı. Başlıca anıtlar Cuzco katedrali ve Pamata kilise sidir. XVI. ve XVII. yy .da Cuz­co’da gelişen bir resim okulundan inka ilerigelenlerinin portreleri, dinî tablolar ve inka sembollerinin hıristiyan temalarına ka­rıştığı eserler kalmıştır. XVII. ve XVIII. yy.da bol altın kullanan şatafatlı süsleme sanatı oymalarla süslü koltuklar, kumaş­lar, çerçeveler bıraktı. Halk sanatı, sera­miklerde, giyeceklerde ve dinî eşyalarda ispanyol sanatı ile kolomböncesi sanatı kay­naştırır. XIX.yy. ressamlarından Jose Gilde Casho portreler, F. Laso, L. Merino ve F. Fierro halk hayatından sahneler bıraktı­lar.
EDEBİYAT
Kolomböncesi edebiyat için bk. İNKA İM­PARATORLUĞU; sömürge döneminin edebî faaliyeti için bk. İSPANYOLCA.
• Şiir. XVIII. yy.ın mirasçısı olan hiciv şairleri Felipe Pardo y Aliağa (1806-1868) ve Manuel Asensio Segura’dan (1805-1871) sonra, romantik nesli şu şairler temsil eder: Lamartine hayranı Jose Arnaldo Marquez (1830-1904): ağıtlar yazan Carlos Augusto Saloverri (1831-1890); V. Hugo’nun etki­sinde kalan Clemente Althaus (1835-1881); daha çek nesirleriyle tanınan Ricardo Palma (1833-1919), millî edebiyatı ispanyol ge­leneklerinden kur!atmağa çalışan Manuel Gonzalez Prada (1844-1918). Ama Peru’da modernciliğin gerçek önderi, Ruben Dario’ nun çömezinden çok rakibi olan epik ve romantik şair Jose Santos Chocano’dur (1875-1934): has Santas (Kutsal öfkeler), Alma America, Epopeya de los Libertadores (Kurtarıcıların Destanı) güçlü ve coş­kun bir lirizmle kaleme alınmıştır. Aynı ne­silde ı Jose Maria Eguren (1882-1942) daha ahenkli bir şiirin yaratıcısıdır. Bu iki usta­nın açtığı yolu şu şairler takip etti: şeh­vetli ve umutsuz şair Victor Vallejo (1895-1938); fütürizmden geçtikten sonra yumu­şayan ama hâlâ Güney Amerika’da edebî bağımsızlık hareketinin başlıca temsilcilerin­den olan Alberto Hidalgo (doğ. 1893). Çağdaş Peru edebiyatının başlıca özelliği halk ruhunu ve modern iktisadî gelişmenin ortaya koyduğu toplum meselelerini anlat­ma kaygısmdadır.
ispanyol tç savaşının yürekten sarstığı Cesar Valleionun (1892-1938) ölümünden son­ra Cesar Mor o (1904-1956), Xavier Abril idce. 1905). Enrique Pena Barrenchea (doğ. 1905), Emilic Adolfo Westphalen (doğ. 1911), Martın Adan (doğ. 1918) sayesinde şairler avrupa edebiyat okul ve araştırma­larını yakından takip ettiler. Ama Julio Garrido Malaver (doğ. 1909), Felipe Arias Larreta (1910-1955) ve Mario Florian’ın (doğ. 1917) sanatı, siyasî amaçlarla dolu militan bir lirizmdir. Jorge Eduardo Eielson (doğ. 1922), Javier Sologuren (doğ. 1922), Sebastian Salazar Bondy (1924-1965), Washington Delgado (doğ. 1926), Leopoldo Chariarse (doğ. 1928), Alberto Escobar (doğ. 1929) ve Pablo Guevara (doğ. 1930) ile, yeni neslin bir kısmı yalnız estetik amaçlara yönelirken, Gustavo Valcarceî (doğ. 1921), Alejandro Romualdo Valle (doğ. 1926), Juan Gonzalo Rose (doğ. 1928) ve Manuel Scorza (doğ. 1929) geleneksel yoldan ayrılmadılar.
• Roman. Romances Historicos del Peru’­nun ve Helenc’in Dostları romanının ya­zarı Fernando Casos’tan (1828-1882) sonra ispanyol-amerika edebiyatının en iyi hika­yecilerinden biri olan Ricardo Palma (1833-1919) gelir; Peru Gelenekleri adlı eserinde fıkralar ve efsanelerle ülkesinin bütün geç­mişini canlandırır. Paralvillo ve Sisebuto yazarı Guiterrez de Quintarilla (1858-1935) ve iki kadın romancı onu örnek almıştır: çok güzel bir psikolojik roman (Blanco Sol) yaza a Mercedes Cabello de Corbonero (1852-1909) kızılderili meselesini ilk ola­rak ele alan Yuvasız Kuşlar romanının ya­zarı Clorinda Mateo de Turner (1854-1909).
• Tugsten adlı romanında ülkesinin sosyal meseleleriyle uğraşan Victor Vallejo ve Abraham Valdelomar (1887-1919) ile peru ro­manı yeni bir çığıra girdi. Enrique Lopez Albujar’m (doğ. 1872) çok iyi bir hikayeci olmasına rağmen, peru hikâyesi en mükem­mel şeklini Ventura Garcia Calderon ile (1887-1959) buldu: Akbabanın İntikamı, ölüm Tehlikesi, Kan Rengi’nde, kızılderililer ve melezler büyük bir ustalık ve trajik bir anlayışla canlandırılmıştır. Aynı zaman­da çok zarif şiirler de (Cantilenas) yazan Ventura Garcia Calderon’u, Lois Valcarceî (doğ. 1891), Aurora Caceres (doğ. 1880) ve Tanrısız Halk romanında kızılderili mesele­sine eğilen Cesar Falcon örnek aldılar. Ama kızıldenülerin en ateşli savunucusu Ci­ro Alegria’dır (doğ. 1909).
Yerli edebiyat geleneğinde, çağdaş roman­cı Ciro Alegria (1909-1967) ve Jose Maria Arguedas’ın (doğ. 1911) eserleri hâkimdir. Bu yazarların etkisi, Arturic Demetrio Hernandez (doğ. 1903), Jose Diez Canseco (1904-1949), Francisco Vega Seminario (doğ. 1903) Fernando Romero (doğ. 1908) ve Francisco lzquierdo Rios’un (doğ. 1910), hikâye ve anlatılarında görülür. Eleodero Vaıgas Vicuna (doğ. 1924), Carlos Zavaleta (doğ. 1928), Julio Ramon Riberro (doğ. 1929), Enrique Congrains Martin (doğ. 1932), Mario Vargas Lİosa (doğ. 1936) gibi genç romancılar daha çok gerçekçi konu­lara yönelmekte ve ingiliz-amerikan anla­tım tekniklerinden ilham almaktadır.
• Deneme. Şair Manuel Gonzalez Prada aynı zamanda da bağımsız düşünceli atak bir polemikçidir: Serbest Sayfalar ve Sa­vaş Saatleri adlı denemeleri yüce bir dü­şünceyi yansıtır. Hikayeci Ventura’nın kar­deşi Francisco Garcia Calderon (1833-1953), Latin Amerika Demokrasileri, Kaygılı Av­rupa ve Yeni Almanya Anlayışı adlı eser­leriyle Latin Amerika’da siyasî düşüncenin temsilcisidir. Luis Alberto Sanchez (doğ. 1900), ispanyol-amerika düşünce hareketin­de kitaplarıyle önemli rol oynadı:

Amerika’da Kültür Hayatı ve Tutkusu, La­tin Amerika Yaşıyor mu? Bu son eserde bütün kıtanın etnik meselelerini inceler ve bu meselelerin çeşitli ırkların kaynaşmasıyle çözüleceğini söyler.
• Tiyatro. XIX. yy.dâki gelişmeden sonra peru tiyatrosunda sadece Juan Rio s (doğ. 1914) ve Enrique Solari Sfayne’dan (doğ. 1918) söz edilebilir.
Edebî tenkit alanında, E. Nunez (doğ. 1908), Alberto Tauro (doğ. 1914), Augusto Tamayo Vargas (doğ. 1914): Jorge Puccinelîi (doğ. 1920), Manuel Suarez Miravaî (doğ. 1922) ile çok başarılı eserler veril­mektedir. (l)

PERU akıntısı. Bk. humboldt akıntısı.

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTUSARİA

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTUSARİA i. Yapışık olduğu yere (kaya, ağaç kabuğu) bağlı ince bir kabuk meydana getiren liken. (L)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTUSARİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERRİERA

Tarih 20 Mayıs 2009

PERRİERA i. (fransız botanikçisi Henri Perrier de la Bâthie’nin [1873-1958] adından). Madagaskar’da yetişen, fakat pek iyi bilinmeyen ağaç; yaprakları tüysü olan bu ağacın gövdesinde son derece zehirli helmeli bir öz bulunur; çiçeklerinde erkek organların iki sıralı oluşuyle pierasma’dan ayrılır. (Simarubaceae familyasından.) [L]

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRİERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERONEA

Tarih 20 Mayıs 2009

PERONEA i. Meyve ağaçlarına zarar veren böcek. (Pek çok türü vardır; Peronea variegata ve P. contaminata bunların en zararlısıdır. Pulkanatlıların tortricidae familyasından.) [L]

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERONEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEROBA

Tarih 19 Mayıs 2009

PEROBA i. Çeşitli ağaçlardan elde edilen amerika asıllı kereste.

— ANSIKL. Peroba’nm iki çeşidi vardır. Peroba de campos, ipe peroba da denilen birincisi bignoniaceae familyasından Paratecoma peroba’dan elde edilen sarı peroba’dır; diğeri ise zakkumgillerden Aspidosperma peroba ve A. polyneuron’dan elde edilen pembe peroba’dır. Sarı peroba açık zeytin renginde esmer bir odundur; tek ağacından daha serttir, ama iyi işlenir; marangozlukta, kaplamacılıkta kullanılır; özellikle parke, fıçı, köprü döşemesi yapımına çok elverişlidir. Pembe peroba sert ve ince dokulu, oldukça uzun ömürlü bir odundur; doğramacılıkta, kaplamacılıkta, gemi yapımında kullanılır. (L)

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEROBA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERNETTYA

Tarih 19 Mayıs 2009

PERNETTYA i. Küçük beyaz veya pembe çiçekli, yaprakları kirpikli, dibi odunsu ağaççık. (Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da yirmi otuz kadar türü yetişir. Çiçekleri kocayemiş çiçeklerine benzeyen Pernettya mucronata bahçelerde yetiştirilir. Fundagillerden.) [L]

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERNETTYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERNAMBUCO

Tarih 19 Mayıs 2009

PERNAMBUCO, Kuzeydoğu Brezilya’da eyalet; 98 000 km2; 4 136 900 nüf. Merkezi Rejice (esk. Pernambucö). Eyalet iki iklim bölgesine ayı ılır: doğuda, eskiden sık ormanlarla örtülü olan sıcak ve yağışlı kesime bugün de Zona da Mata («orman kuşağı») adı verilir; batıda yarı kurak bir bölge olan «caatinga» uzamı; hidıografya ağı kesikli, bitki örtüsü aralıklıdır.

Yağışlı kuşak, büyük kısmı hindistancevizi ağaçlarıyla örtülü olan ve açığında kalkerli -kumtaşlı mercan adaları uzanan ince bir kumsal şeridinden meydana gelir; iç kısma doğru, alçak üçüncü zaman yayla! alan az verimli; ırmakların yardığı billûrlu tepeler şeridinin toprakları ise derin ve verimlidir. Kurak ülke, tepeler, küçük sıradağların veya billûrlu «inselberg»lerin (Bcrcorema, serra do Triunfo) bulunduğu büyük bir billûrlu alandır. Daha XVI. yy .da şekerkamışı tarımının geliştiği yağışlı billûrlu bölgede, bugün, ürünü modern fabrikalarda işlenen büyük çiftlikler uzanır; çiftliklerde eski afrikalı kölelerin soyundan gelenler çalışır. Eyaletin iç kısmındaki geniş alanda hayvancılık ve pamuk tarımı yapılır; bu yoksul bölgede yaşayan beyazlar ve kızıldeıili melezler çoğunlukla kuraklık yüzünden göçmekte, bu durum hazne-barajlar kurularak önlenmeğe çalışılmaktadır. Eyalet eski bir portekiz sömürgesi olmanın ve XVII. yy.da şeker ihracatından kazanılan servetin izlerini muhafaza eder (eski Olinda şehri). Merkezi Re cife, «Caatinga»dan göç edenlerle genişlemektedir. (L)

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERNAMBUCO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİPROSTATİT,PERİPSOCUS,PERİPTER

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİPROSTATİT i. (fr. periprostatite). Patol. Prostatı saran hücre dokusunun iltihabı. (L)

PERİPSOCUS i. Yaprağını döken ağaçlar üzerinde yaygın küçük böcek [3 mm]. (İlmî adı Periscopus phlaeopterus. Psocoptera takımından periscopidae familyasının örnek tipi.) [L]

PERİPTER i. ve sıf. (fr. periptere). Mim. Dış çevresi, bütün cephelerde, naos veya cella duvarından bir sütun aralığı mesafede bulunan sütunlarla donatılmış yapı.

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPROSTATİT,PERİPSOCUS,PERİPTER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİPLOCA

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİPLOCA i. Eski Dünya’da yetişen karşıt yapraklı, talkım çiçP. sepiumekli ağaççık. (Periploca Graeca ve  bahçeleri süslemek için yetiştirilir. Tohumları ipekligiller-den.) [L]

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPLOCA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİANT

Tarih 15 Mayıs 2009

PERİANT i. (fr. perianthe). Çiçeği saran, çanak ve tacı meydana getiren kısımların tümü; çiçek çevresi.

— ANSiKL. Periant, çiçekliğin üzerinde bulunan, erkek ve dişi organdan başka bütün kısımları içerir. Genellikle iç içe iki halka halindedir: birinci halkaya «çanak» denir; burası yapraklar gibi yeşil parçalardan (çanak yaprakları) meydana gelir. İkinci halkaya «taç» denir; tacı meydana getiren yapraklar (taç yaprakları) daha büyük ve çeşitli renkte olur. Fakat birçeneklilerde taç ve çanak birbirine çok benzer. Gülgillerde çanağın dışında ikinci bir çanakçık daha vardır. Taçsızlarda taç bulunmaz (özellikle orman ağaçlarının çoğu böyledir). Nergiste tacın dışında ikinci bir taç daha bulunur. Gülde ise iç içe birçok taç yer alır (katmerli gül). Periant bazı bitkilerde hiç olmayabilir de. Çiçek yaprağı periant sayılmaz, çünkü hem her çiçekte ancak bir tane olur, hem de çiçek sapının tepesinde değil, dibinde bulunur. (L)

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİANT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİ

Tarih 15 Mayıs 2009

PERİ i. (fars. peri). Tabiatüstü bir güce sahip olduğu varsayılan, hayalî dişi varlık:

— Bu kokona karısı geleli bizim yalıyı pe­riler istilâ etti (H. R. Gürpınar). Cüceler, periler, küçük çocuk dünyası âleminde yaşar (S. F. Abasıyanık).
Teşm. yol. Çekici güzelliği, aklı, iyilikseverliîiğiyle ve bece-rikliliğiyle dikkati çeken kadın.
Bir kim­senin kaderi üstünde etki yapan kişi.
Ka­dın adı.
Peri hastalığı. Bk. PERİ HASTA­LIĞI.
— çeş. DEY. Peri gibi, «çok güzel» anla­mında kullanılır: Periler gibi görünen yüz­lerini hatırlamağa çalıştı (A. H. Tanpınar). II Perileri bağdaşmak, uyuşmak, anlaşmak. II Perisi hoşlanmamak, sevmemek, yakınlık duymamak.
— Esk. Peri-dar, perili.
Peri-çehre, güzel yüzlü.
Peri-efsa, efsuncu, büyücü.
Peri-peyker (veya peri-ru), peri yüzlü, güzel çeh-reli.
Peri-ruh (veya peri-ruhsar), peri ya­naklı.
Peri-şekl, periye benzeyen.
Peri-var, peri gibi.
Peri-veş, peri gibi, çok gü­zel.

— Jeol. Peri bacaları, üzeri lavla örtülü tüf* yığınlarının zamanla aşınmasından meydana gelen oluşumlara verilen ad. Bk. ANSîKL.
— ANSiKL. Eski iran dininde peri’leı insan­ların başına kötülükler getiren, hastalıkların, yıkımların sebepleri olarak gösterilen varlık­lardır, islâm dininde de insanların sakın­ması gereken gizli kuvvetler olarak nite­lenirler. Çarpılma, sara, inme denen sinir hastalıklarının bunlar tarafından getirildi­ğine inanılır. Ancak bunlar çoktanrıcı dö­nemlerden kalma bâtıl inançlardır. Tektan-rıcı dinlerin doğuşundan önce, bütün tabi­at olaylarının, çiçeklerin, pınarların, ağaç­ların birer perisi olduğuna inanılırdı. Kır­ları, ırmakları, kutsal sayılan yerleri periler beklerdi. Zamanla bu inançlar biçim değiş­tirerek tektanrıcı dinlere girdi. Eski anadolu inançlarında perilerin geniş bir yeri vardı. Bunların en önemlisi su perisi Salmakis* idi. Bu peri, Bodrum ili yakınlarında kendi adiy­le anılan bir pınarın koruyucusu olarak ta­nınır. Halk dilinde perilere, adlarını an­maktan korkulduğu için daha çok «bizden iyiler» veya «iyi saatte olsunlar» denir. Di­van şiirinde de aynı anlamda «bizden yeğler» deyimi kullanılmıştır. Peri kavramı türk folklorunda da birçok masalın, hikâyenin doğmasına yol açtı. Eski mabet yıkıntıla­rının, kutsal suların, mağaraların perileri ol­duğuna, periler tarafından korunduğuna bu­gün de halk arasında inanılır.

— Jeol. Peri bacaları. Püskürmeler sırasında geniş çukurlara biriken tüfler, kaim taba­kalar halinde yığılır; üzerlerine yer yer ka­lın lav örtüleri yayılır. Tüf yığınları aşına­rak sütunlar haline gelirken üst kısımdaki lav kütleleri daha az aşındığı için geniş tab­lalar halinde kalır. Yüksekliği 20-30 m’ye kadar değişen peri bacaları vardır. Anado­lu’da Ürgüp’te (G’öreme, Uçhisar), Aksaray yakınlarında (Selimiye köyü) peri bacaları bulunmaktadır.

Perili sıf. Kötü ruhlar tarafından musal­lat olunmuş, tekin olmayan: Bu hep böyle devam ederse senin halin ne olur? Alimal­lah perili olursun! dedi (Sabahattin Ali). Perili köşk. (ML)

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEPLİS

Tarih 12 Mayıs 2009

PEPLİS i. Küçük çiçekli biryıllık bitki; Avrupa ve Kuzey Afrika’da yetişir. (Kınaağacıgillerden.)
— ANS1KL. Peplis portula’mn çiçekleri yeşilimsi veya pembemsi beyazdır. Bataklık ve nemli yerlerde yetişir. Bazı ülkelerde salata olarak yenir. (L)

Karaağaçgiller (Ulmaceae), ağaç çeşitliliği içerisinde süt içermeyen, dioik ağaçları kapsayan bir çiçekli bitki cinslerinin yer aldığı bir bitki familyasıdır.

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEPLİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTHINA

Tarih 12 Mayıs 2009

PENTHINA i. Meyve ağaçlarına zararlı kelebek. (Pulkanatlıların tortricidae familyasından.) [TEMETOCERA ve SPİLONOTA adlarıyle de anılır.].Gündüz ve gece kelebekleri pulkanatlılar, Kelebekler camiasının değişik özellikli yaratıklarıdır.

— ANSIKL. Penthina’lar yaprak bükücü böceklerdir; kurtçukları genellikle ciddî zararlara yol açar. Penthina ocellana’nm tırtılı elma ağacına dadanır, çiçeklerini mahveder. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTHINA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENT ATOM,PENTATONIK

Tarih 11 Mayıs 2009

PENT ATOM A i. Ağaçların yaprakları tize rinde yaşayan böcek, (nemli türleri Pe% t at oma juniperina ve P. rufipes’div, H11 roptera takımından pentatomidae fam:.’. ■ . sının örnek tipi.) [L]

PENTATONIK i. (önek penta, beş n toniçue, eksen’den). Müzik. İçinde yarım sesi aralıklar bulunmayan beş dereceli dizi — ANSiKL. Uzakdoğu ve Orta Asya’da kullanılırdı. Türk boylarının Batı’ya akınları arasında, Hunlar ve Kumanların aracılıyla Orta Avrupa’ya kadar yayıldı. Anadöta. halk ezgilerinde, macar ve romen foH müziğinde bugün de izlerine rastlan:-mel sesi la kabul edilecek olursa şöyle I pentatonik .dizi elde edilir: la, do, re m sol I sol, mi, re, do, la. Altaylar, Kazar, ortayları ve Başkırteli gibi türkçe sözler türkü söyleyen boy ve oymaklarda. penta tonik ezgiler çoğunluktadır. (M)

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENT ATOM,PENTATONIK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTAPTERYGİUM, PENTARAPHİA, PENT ARKHOS, PENTAS

Tarih 11 Mayıs 2009

PENTAPTERYGİUM i. Asya’da yetişen konuk bitki. (İyi akaçlanmış funda toprağında yetiştirilebilir. Başlıca türleri: Pen-taperygium rugosum, P. Serpans, Fundagillerden.) [l]

PENTARAPHİA i. Sıcak ülkelerde yetişen güzel ağaç; birçok türü, kalabalık kırmızı çiçeklerinden dolayı limonluklarda yetiştirilir. (Gesneriaceae familyasından.) [L]

PENT ARKHOS i. (yun. k.). Kartaca pertaıkhia’sının üyesi. (l)

PENTAROMB1K sıf. (fr. pentarhombiçue Beş paralelkenar yüzü olan. (L)

PENTAS i. Bileşik talkım çiçekli ot m dip kısmı odunlu otsu bitki. (En çok bilinen türleri Güney Afrika’da ve Madagaskar’da yetişir. Pentas carnea [P. lance: . ta] süs bitkisi olarak limonluklarda yetiş: rilir. Kökboyasıgillerden.) [l]

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTAPTERYGİUM, PENTARAPHİA, PENT ARKHOS, PENTAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTADESMA

Tarih 11 Mayıs 2009

PENTADESMA i. Batı Afrika’da yetişen 20 m boyundaki Pentadesma butyracea’nm ilmî cins adı; bu ağacın tohumlarından çıkarılan katı yağ (lami veya kanga) stearinlerin yapımında kullanılır; Sierra Leone’liler bu ağaca yağ ağacı derler. (Guttiferae familyasından.) [L]

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTADESMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENELOPE

Tarih 11 Mayıs 2009

PENELOPE i. Az çok beyazla karışık parlak esmer yeşil, bazen siyah tüylü büyük kuş; bacakları uzun, kuyruğu uzun ve geniş, gagası çok küçüktür; tropikal amerika ormanlarında yaşar. (Penelopeler hok-kolara yakın, ama gövdesi onlara göre daha uzun kuşlardır. Tavuksular takımının ağaçta vuğugiller familyasından.) [L]

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENELOPE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENCERE

Tarih 11 Mayıs 2009

PENCERE i. (fars. k.). Binaları aydınlatmağa ve gerektiğinde havalandırmağa yarayan, duvarda bırakılan bir açıta yerleştirilmiş cam ve çerçeveden meydana gelen bütün. Pencere Çeşitleri. (Bk. ANSiKL. inş. bölümü.) \\ Pencere dişi, duvardaki girinti ve çıkıntıları sabit çerçeve (telöre) üzerine taşımasını önlemek için pencerenin üst kirişine ve söve dikmelerine verilen çıkıntı. || Pencere eteği, pencere ile döşemenin arasında kalan kısım. || Pencere kanadı, sabit veya menteşe yardımıyle açılıp kapanan pencere elemanı. || Bileşik pencere, sövelerle ayrılan, yan yana veya üst üste yerleştirilmiş (benzer veya değişik yapıda) birçok sabit ya da hareketli çerçeveden meydana gelen pencere. || Çiçek penceresi, çiçek yetiştirmek ve bahçe zevkini salona getirmek için özel olarak yapılmış pencere. || Çift pencere, pencere boşluğuna arka arkaya yerleştirilmiş iki pencere. |l Düşey eksenli döner pencere, herhangi bir düşey eksen etrafında dönerek açılan bir veya yan yana konmuş birçok çerçevesi bulunan pencere. || Düşey sürme pencere, düşey öteleme hareketiyle açılan bir veya üst üste konmuş birçok çerçeveden meydana gelen pencere. || Katlanır (akordiyon) pencere, düşey dönme ve yatay öteleme hareketiyle bir akordiyon körüğü gibi açılan çok kanatlı pencere. || Madenî pencere, malzemesi alüminyum ve profile demir olan pencere. || Yatay eksenli döner pencere, herhangi bir yatay eksen etrafında dönerek açılan, bir veya üst üste konmuş birçok çerçevesi bulunan pencere. (Bu dönme ekseni, genellikle, çerçevenin ağırlık merkezinden geçen yatay eksenle çakışır.) || Yatay sürme pencere, yatay öteleme hareketiyle açılan bir veya yan yana yerleştirilmiş birçok çerçeveden meydana gelen pencere.

— ÇEŞ. DEY. Bakılacak yüze pencere bırakmak. Halk dili. İleride yeniden konuşmak gerekeceği düşüncesiyle bir kimse ile yapılan kavga veya tartışmada, ağır sözler söylememeğe ve elden geldiğince az kırıcı olmağa çalışmak. ||.’[....] ya açılan pencere, [...] hakkında aydınlatıcı bilgi veren, [...] [...] dan aktarılan yeni bir görüş açısı ihtiva eden fikir, eser v.b. yi belirtmek için kullanılır.
— Anatomi. Kulakzarı boşluğunun iç çeperinde bulunan iki açıklığa verilen ad. Bk.
ANSİKL.
—■ Kıyafet. Bir giyeceğin üstünde geniş yırtmaç veya delik biçimindeki açıklık.
— Mimari. Pencere tertibi, bir binanın cephesinde pencerelerin dağılış biçimi. || Sağır pencere, duvarda herhangi bir delik açmaksızın yalnız oyma ve kabartmalar yaparak meydana getirilen ve karşıdan bakıldığında pencere izlenimi veren mimarî süs. (Eski mimarî yapılarda görülür.)

— ANSİKL. Anatomi. Kulakzarı pencereleri,kulakzarı boşluğunu içkulakla birleştiren ve ince birer zarla örtülü iki deliktir; oval pencere sesleri, kemikçilerden iç dalıza iletir, yuvarlak pencere hava titreşimlerini, kulakzarı boşluğundan salyangoz borusuna geçilir.

— inşaat. ve Mimari. Bir pencere’yi meydana getiren başlıca kısımlaı şunlardır: telöre denen ve pencere kanatlarını duvara bağlayan sabit kasa; dayanak veya açıtın alt kısmı; etek veya dayanağm altındaki ince duvar; aynanın arkasında kasanın söve yuvası olan lamba; ve bazı durumlarda şev, yani lambayı duvarın iç yüzüne kadar uzatan kısım. (Bk. ÇERÇEVE.) Pencerenin büyüklüğü ve çerçeve bölmeleri, binanın mimarîsine uygun olarak yapılır, imar yönetmeliği, pencerelerin toplam alanının, o-danın döşeme alanının onda birinden az olmamasını gerekli kılar. Bugün yapılan binalarda büyük ve bol pencere yapılmasına dikkat edilmektedir.

Pencere yapımında dikkat edilecek ilk nokta, odanın döşemesiyle pencere arasındaki yüksekliktir. Bu, binanın veya odanın kullanılacağı işe göre değişir. Meselâ, oturma odalarında 78-90 sm, mutfakta 125 sm, bürolarda 100 sm v.b. s

Kanatlan duvara bağlayan telöre, çam, meşe, dişbudak gibi ağaçlardan yapılır. Belli ölçülerde lamba açılarak hazır duruma getirilen telöre, duvar boşluğunda bulunan tuğla dişine oturtulur. Boş kalan kenarlar katranlı kâğıtla doldurularak üzeri sıvanır. Bütün telörelerin alt başlıkları su geçirmez şekilde yapılır; sızıntıyı önlemek için telöre önündeki kasaya denizlik denen bir oluk açılır, buraya biriken su, kurşun veya çinko boru geçirilmiş küçük çapta deliklerden dışarı akar. Ahşap duvarlarda telöre yerine, kapılarda olduğu gibi, kasa yapılarak alt başlığı ve üst kısmı çinko ile kapatılır. Yağmur sularının içeri sızmasını önlemek için uç kısmın altına yarım yuvarlak kiniş açılır.

Açıta yerleştirilmiş iki pencereden meydana gelen çift pencereler”e soğuk bölgelerde ihtiyaç duyulur; kasaya bağlanışına göre, açılıp kapanma durumları değişiktir. Sürme pencereler ise daha çok büro penceresi olarak kullanılır. Bunlar, makara veya kızak düzeniyle serbest bir kanal içinde hareket ederek yatay veya düşey doğrultuda açılıp kapanırlar. Yatay doğrultuda hareket eden sürme pencereler iki veya üç kanatlı olabilir. Düşey doğrultuda açılıp kapanan sürme pencerelerin bazı tipleri makara ve karşı ağırlık yardımıyle hareket eder ve dengeli olarak her yükseklikte durabilir. Döner pencereler, ekseninin yatay veya düşey oluşuna göre iki gruba ayrılır. Düşey eksenli döner pencereler tek veya iki kanatlı, yatay eksenli döner pencereler tek kanatlı yapılır; kanatlar bir kayıtla ortasından bölünür. Her iki pencerede de kanatlar açılınca, yarısı içeride yarısı dışarıda kalır. Dönme hareketi yanlara takılan millerle sağlanır. Telöresi ve kanatları demir veya alüminyumdan yapılan madenî pencereler büyük iş hanı, otel v.b. gibi binalar için uygundur. Kullanılan lama, köşebent ve demir doğramaların paslanmasını önlemek için yüzeylerine yağlı boya sürülür. Bugün daha çok, hafif olan alüminyum malzeme kullanılır. Madenî pencerelerin de çift, sürme, döner v.b. tipleri yapılabilir.

• Türklerde. Türk mimarîsinde pencereler biri düz atkılı, öteki kemerli olmak üzere iki türlü yapılır. Kemerli pencereler daire yaylı veya sivri kemerli olur. Daire yaylı kemer pencereler ancak kubbe kasnaklarında ve bazı küçük pencerelerde kullanılır. Bunlar planın iç düzenine göre gerekli görülen yerlere açılır. Cephelerde simetri meydana getirmemek için gereksiz pencereler açılmaz. Pencerelerin simetrik olmadan ışık ihtiyacına göre açılmaları bazen o cephelere pitoresk bir görünüş verir. Fakat içi, ev gibi odalara bölünmeyen, büyük bir mekân meydana getiren camilerin pencereleri, kemer düzenine uymak gereğinden dolayı genellikle simetrik olarak yapılır. Büyük kagir yapılarda duvarların taşıyıcı gücünü azaltmamak için pencereler destek kemerli kısımlar içine alınır, bunların üzerlerine büyük bir ağırlık bindirilmez; binanın ağırlığı pencere kemeri üzerindeki destek kemerine yüklenir. Osmanlı devrinde içeriye fazla ışık girmesini sağlamak amacıyle binaların bahçe ve avlu taraflarına çok sayıda pencere açıldı. Ancak cami gibi ibadetle ilgili binalarda kışın sıcaklığı, yazın serinliği koruyabilmek için çok pencere açılmasından kaçınıldı. Bu pencerelerin zemine yakın olanları camiyi havalandırmak için açılır kapanır durumda olduğundan kemerli yapılmaz. Daha yük-sektekiler açılmadığından kemerli olur, nakışlı camlarla süslenirdi. Dörtgen biçimli alt pencerelerin geçme ve oymalı alt ke-penklerinin dış taraflarında parmaklıklar vardır. Duvarların kalın oluşu yüzünden nakışlı camların dış tarafında bir boşluk meydana gelir. Bu boşluğun meydana getirdiği gölge, güneşin durumuna göre cephenin mimarîsini değiştireceği için cephenin yüzeyi ile bir seviyede olmak üzere pencereye camlı ikinci bir alçı çerçeve geçirilirdi. Reyzen denilen bu alçı pencerelerin sade camlı olan dıştakilerine dıştık ve nakışlı camlarla süslü olan içtekilerine içlik adı verilir. Pencerelere takılan renkli camlar bina içinde mimarî bir süsleme meydana getirir.
— Tar. Prag’daki pencereden atma olayları. 30 Temmuz 1419′da Hus’çu savaşın başlangıcında Wenceslas’ın yedi katolik danışmanı, halk tarafından belediye sarayının penceresinden dışarı atıldı. Daha çok tanınan ikinci pencereden atma olayı, Otuz-yıl savaşının işareti olan olaydır; 23 mayıs 1618 günü Thurn kontunun yönetimindeki bohemyalı protestan asiller, Hradçin’de (kral sarayı) dört vali yardımcısının toplantı halinde bulundukları salona girdiler. Slawata ve Martinic adlı iki vali yardımcısı ile Fabricius adlı kâtibi şatonun hendeğine attılar. Bunlardan biri ağır yaralandı, ötekiler bir gübre yığını üzerine düştüklerinden yaralanarak kaçtılar. Bu olay Almanya’da Karşı Reformcular tarafından rejim unsuru olarak kullanıldı.

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENCERE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEMPHİX, PEMPHREDON, PENA, PENAEUS

Tarih 10 Mayıs 2009

PEMPHİX i. Triyas tabakasında bulun ar maerura takımından on ayaklı yumuşakça. (L)

PEMPHREDON i. Ağaçlarda yuva yapa siyah yaban arısı. (Pemphredon lugub^ yavrularını zarkanatlı küçük böceklerle, ö-zellikle bitki bitleriyle besler. Zarkans larm sphegidae familyasından.) [L] PENA i. ispanyolca «kaya, kayaç» anlamına gelen ve bazen bir dağ sistemini irde eden kelime. (I<)

PENA i. (ital. penna). Denize. Pena yekeni, hafif düşey serenlere sarılan ve direğin üstüne kandilisa halatı veya çember leriyle kaldırılabilen üçgen yelken. (Bu donanım yarış kotralarında ve harp gemilerinin kiklerinde kullanılır.) [L] PENA i. (lat. penna, telek’ten). Mızrar (M)

PENAEUS i. Paleont. ikinci zamana ait bütün tabakalarda oldukça yaygın on ayaklı kabuklu hayvan. (L)

PENAFİEL, İspanya’da şehir, Castilla la Vieja’da (Valladolid ili), Duero ile Duraton’un kavşağında; 5 200 nüf. Ispanyol prensi don Juan Manuel’in şatosunun kalıntıları (XIV. yy). Eski San Pablo manastırının ispanyol-arap üslûbunda büyük kilisesi. Şarapçılık. (L) PENAFİEL, Portekiz’de (Porto idare bölümü) kasaba, Sousa ile Tamega arasındaki bir tepede; 6 000 nüf. Maden suları. (L

10 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEMPHİX, PEMPHREDON, PENA, PENAEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENCAP

Tarih 08 Mayıs 2009

PENCAP veya PENCAB, Hindistan ve Pakistan’da bölge; kuzeyde Himalaya, batıda Salt Range ve lndus, güneyde Tar çölü, doğuda yüksek Ganj ovasıyle sınırlıdır.

• Coğrafya. Pencap «Beş ırmak» ülkesidir. Cihlam, Çenab, Ravi, Satlec ve Beas adlı bu beş ırmak, geniş bir dağ eteği ovası meydana getirmiş ve alüvyon tabakasını, taraçaları yaran geniş vâdi şeritleriyle oymuştur. Suyun büyük kısmını Himalaya’ daki kar ve buzların erimesi sağlar, Bengal’den her yıl muson yağmurları gelmez ve kışın batıda hava basıncının düşmesi bol yağışa yetmez. Bu iklim şartlarını, Büyük İskender zamanında geniş alanları kaplayan tabiî bitki örtüsünün bozulması (seyrek ağaçlı akasya ve bodur palmiye ormanları) daha da kötüleştirmişti. Kenar kısımları çorak olan bu topraklarda tarım faaliyeti sulamaya bağlıdır. Bilinen ilk sulama çalışmaları 1359′da moğol imparatorlarının emriyle başlatılmıştı; 1859′dan sonra İngilizler sistemli bir sulama planı uyguladılar. Bugün ırmak sularının beşte dördü, barajlarla sulama şebekesine yöneltilmiştir; su dağıtımı elli yıldan beri bol tahıl (buğday, ikinci derecede de darı ve mısır), pamuk ve şekerkamışı yetiştirmeğe imkân verir. Nüfus büyük ölçüde artmıştır: 1891′de nüfusu 60 300 kişi olan Lyall-pur idare bölümünün nüfusu 1951′de 2 157 000′e yükselmişti. Pencap’ın demiryoluyle Karaçi’ye bağlanması şehrin ve limanın gelişmesinde başlıca rolü oynamıştır. Geleneksel el sanatlarının özellikle Lahor’ da (Pakistan), Amritsar’da ve Cullundur’da (Hindistan) hâlâ çok faal olmasına rağmen, Pakistan’da (Lahor, Sialkot, Multan, Ra-valpindi’de) ve Hindistan’da (Ludhiana ve Amritsar) modern fabrikalar da kuruldu. Ama Pencap, 1947′de Hindistan ile Pakistan arasında bölünmesinden büyük zarar gördü; kadroların ve arazi sahiplerinin büyük kısmı Batı Pencap’tan Hindistan’a geçtiler; Batı Pencap’a çok yoksul göçmenler akın etti. Pencap’ın Pakistan bölümündeki suları toplayan barajların çoğu Hindistan’a verilen Doğu Pencap topraklarındadır. Bununla birlikte başlıca anlaşmazlıklar sınır antlaşmalarıyle çözümlenmiştir. —

Pencap eyaleti (Hindistan), 122 831 km2; 20 298 000 nüf.; merkezi, Çandigarh.

• Tarih. Daha M.ö. III. binyılda gelişen Pencap (Harappa’nın bulguları), Yunan ve Roma çağında, özellikle sanat açısından Yunanlıların etkisinde kaldı. Ülke uzun süre çeşitli arî klanlar arasında bölüşüldü. İstilâcıların geçiş bölgesi olması, müstahkem şehir ve kasabalar kurulmasına yöl açtı; sırasıyle Hunların (VII. yy.), Türklerin (XI. yy.) ve Afganlıların geçtiği bölgede Afganlılar Müslümanlığı yaydılar: mezhepleri XV. yy.da ortaya çıkan Sikhî-ler, Moğol imparatorluğu çöktükten sonra (XVIII. yy.) bir konfederasyonlar grubu kurdular. Lahor’a yerleşen Sikhîlerin başlıca önderi Rancit Singh, İngilizlerle dostça geçindi (1809), sağlam bir idare ve askerî düzen kurarak durumunu sağlamlaştırdı, ölümünden kısa süre sonra (1839) taht kavgaları ve İngilizlerin müdahalesiyle Pencap, İngiliz Hindistan şirketinin eline geçti (Sikhîler savaşı, 1846 ve 1849). 1937′den sonra bağımsız bir eyalet haline gelen Pencap, 1947′de Hindistan (Doğu Pencap) ile Pakistan arasında bölüşüldü. 1956′-da kurulan Pencap eyaleti (Hindistan) bir bakanlar kurulu ve bir vali tarafından yönetilir; bir meclis ve bir konseyden meydana gelen bir parlamentosu vardır.

• Güzel sanatlar. Pencap’ın sanat bakımından geçmişi Cilâlıtaş devrine dayanır (Sohan «kültürü»); «lndus medeniyeti» denen medeniyetle (M.ö. 3500-1880 dolaylan) bölgede Mezopotamya medeniyetine benzeyen bir medeniyet gelişti. Sonradan Perslerin Akamanış imparatorluğuna katılan (M.ö. VI.-IV. yy.) bölge, Büyük İskender’in akınından sonra (M.ö. 326-325) Hint-Yunanlılar tarafından işgal edildi. Coğrafî durumu yüzünden sık sık istilâ edilen bölge, önce Kusana imparatorluğuna (M.ö. II. yy., M.S. II. yy.), sonra Gupta imparatorluğuna katıldı (IV. yy.). 775′ten sonra müslümanlarm işgal ettiği ilk hint toprağıdır. 1021′de Gazneliler, 1517′de Babur tarafından fethedildi. Sanatı bu çeşitli dönemleri yansıtır; gelişmiş olan minyatür sanatı, özellikle sikhî okulu tarafından temsil edilir. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENCAP hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENBE, PENBEZEN, PENBEZAR, PENCABİ, PENCACAP

Tarih 08 Mayıs 2009

PENBE sıf. Bk. pembe. PENBE i. (fars. k.). Esk. Pamuk. || Yumuşaklığı bakımından pamuğu andıran şey. || Penbe çul, iyi cins gömleklik bir kumaş çeşidi. || Penbe dar, pamuk yastık. || Penbe dehan, az konuşan, suskun. || Penbe dergûş, uyarmalara aldırmayan, ihmalci (kimse). J| Penbe ipliği, pamuk ipliği. || Penbe-riz, pamuk eğirme âleti. (m)

PENBEZAR blş. i. (fars. penbe, pamuk ve -zör’dan). Esk. Pamuk tarlası. || Genellikle gömlek yapımında kullanılan bir çeşit yumuşak ve ince bez. || Blş. sıf. Bu bezden yapılan: Ya şu penbezar gömlek? I Onun da bir hikâyesi yok mu? (O. V. Kanık). [m]

PENBEZEN blş. i. (fars. penbe, pamuk ve -zcn’den). Esk. Pamuk atıcısı, hallaç. (m)

PENC. sıf. Bk. penç. PENCAB. Bk. pencap.

PENCABİ i. Leng. Sauraseni’den türeyen hintarî dili; Kuzeybatı Hindistan’da ve Batı Pakistan’da yaklaşık olan 20 milyon kişi tarafından konuşulur. (Batı Pencabi veya Lahnda ve Doğu Pencabi diye ayrılır. Pencabi, gurmukhi veya fars harfleriyle yazılır. Başlıca lehçeleri: Majhi, Jul-lundar Doabi, Pcvadhi ve Dogra. Pencabi edebiyatı eski ve zengindir; özellikle’ Sikhî’-lerin yazdığı Adi-Granth’lenn büyük bir kısmı pencabi dilindedir. Bu dilin çağdaş baş temsilcisi şair Bhay Vir Singh’tir.) [L]

PENCACAP i. Malakka boğazında kullanılan deniz ulaşım aracı; boyu 15-20 m arasında, ince uzun, ön ve arka uçlarında iki çıkıntısı olan bir teknedir. (Hem kürekle hem de yelkenle gider. İki direklidir ve bu direklerine, dikdörtgen biçiminde, hasırdan yapılmış iki yelken açılır.) [L]

PENCAH sıf. (fars. pencah). Esk. Elli: Her birisinin vird-i zebanı çil ü pencah (Bağdatlı Ruhi). [M]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENBE, PENBEZEN, PENBEZAR, PENCABİ, PENCACAP hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Halikarnassos

Tarih 08 Mayıs 2009

Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.

Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.

M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.

Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.

Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.

Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.

Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.

Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.

Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.

1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.

Edebi Hayatı

1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAY GONİ (Antonio)

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAUD (Alphonse)

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü.
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAS, PENATES

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m)

PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri.

— ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENARROYA-PUEBLONUEVO

Tarih 08 Mayıs 2009

PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

« Önceki sayfaSonraki sayfa »