RESZKE (Edouard de)

Tarih 29 Haziran 2009

RESZKE (Edouard de), polonyalı opera şarkıcısı (Varşova 1855-Garnek 1915).

Proskao Ziraat kolejinde okudu. 1876′da Paris’­te Theâtre İtaliend’e, daha sonra Avrupa ve Amerika’nın büyük şehirlerinde sahneye çıktı. Torino’da Alfredo Catalini’nin Edda operasındaki kral rolünü ve Filippo Marehetti’nin Don Giovanni d’Austria’sındaki Carlo V rolünü yarattı, özellikle Faust’taki Mephistopheles, Romeo ve Jülyet’teki Frere Laurent ve Wagner’in operalarmdaki Hans Sachs, Wotan ve kral Mark rollerinde ba­şarı kazandı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESZKE (Edouard de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESTREPİA

Tarih 29 Haziran 2009

RESTREPİA i. Tek yapraklı ve tek çiçekli konuk ve bazen sürüngen orkide; sarı veya beyaz olan çiçeği firfiri benekli ve iplik gö­rünüşünde bir tek uzun çanakyapraklıdır; Tropikal Amerika’da kırk kadar türü bulu­nur; birçok türü (Restrepia elegans, R. an­tennifera) limonluklarda da yetiştirilir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESTREPİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESNİK (Regina)

Tarih 29 Haziran 2009

RESNİK (Regina), amerikalı kadın şarkıcı (New York 1922). New York’ta okuduktan sonra ilk konserini Brooklyn’de verdi (1942).

1943′te Mexico City’de opera şarkıcısı ola­rak çalıştı. New York Metropolitan opera­sına girdi. Bu operada ilk olarak Giuseppe Verdi’nin il Trovatore operasındaki Leono-ra rolüyle sahneye çıktı (1944). 1953′te yıl­lık festival dolayısıyle, Bayreuth’te, Richard Wagner’in Die Walküre’sindeki Sieglinde rolünü oynadı. Uzun çalışmalardan sonra, mezzosoprano olarak yeniden sahneye çık­tı: Musorgskiy’in Boris Goduno v’undaki Marina, Richard Strauss’un Elektra’sındaki Klytemnestra ve Wagner’in Tannhauser ope­rasmdaki Venüs rollerini canlandırdı. Av­rupa operalarında, özellikle Viyana’da da büyük başarı kazandı. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESNİK (Regina) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİMLİ

Tarih 29 Haziran 2009

RESİMLİ sıf. (resim’den resim-li). [Gazete dergi v.b. için] İçinde resimler bulunan: Hiç cevap vermedi. Ben resimli gazeteye bakıyordum (M. Ş. Esendal). Resimli ço­cuk kitapları. \\ Resimli roman, metinle birlikte sunulan resimler dizisi; resmin bu­lunduğu karenin içinde resmin anlaşılma­sına yardımcı olan metin de yer alır.

— ANSİKL. Ed. A.B.D.’de şimdiki halini almadan önce, metinsiz veya bir metni can­landırmak için yapılan resimlerden meyda­na gelen hikâyeler, resimli roman’ın öncü­sü sayılır. Resimli roman, 1880 yıllarında resimli magazinlerin rağbet görmesiyle ya­yıldı. Bu arada, mizahî dergilerin hızla ge­lişmesi ve New York basınının iki koda­manı olan Joseph-Pulitzer ile W.R. Hearst arasındaki mücadele, resimli romandaki iki unsuru yani resim ile yazının kaynaşmasını hızlandırdı. Bu gelişme özellikle Richard Outcault’un (Yellow Kid [1896], Buster Brown [1902]) ve Rudolph Dirks’in (The Katzenjammer Kids [1897], Little Tmmy [1905]) eserlerinde görülür.

İlk şekliyle resimli roman resimle sınırlan­madan devam eden bir metni süsleyen bir resimler dizişiydi. Ama daha 1900′de, re­simlerin içinde çoğu zaman şahısların ağ­zından çıkan sözlerin yer aldığı balonlar belirdi. Başlangıçta mizahî olan resimli ro­man (Comics adı buradan gelir) kısa zamanda, çeşitli konuları ele aldı: mitoloji, bilim ve teknik, fantastik” hikâyeler (Gustave Verbeck’in Upslde Downs’ı [1903]), rüya âlemi (Winsor Mc Cay’in Little Nemo in Slumberland’i [1905]). 15 Kasım 1907′de Bud Fisher, ertesi yıl Mutt and Jeff adını alacak olan Mr. A, Matt’in serüvenleriyle ilk günlük resimli romanı yarattı.

Avrupa’da Pinchon’un Becassine (1905) ve Louis Forton’un La Bande des Pieds-Nickeles’inde görüldüğü gibi metin, resimli romandaki önceliğini muhafaza ederken, amerikalı ressamlar ilk olarak comic’leri si­nemaya uyguladılar. Harry Hershfield, Desperate Desmond’da (1910) o çağın birçok kısımlı filmini hicvederken Winsor Mc Cay sanat değeri olan ilk canlı resmi (Gertie the Dinosaur) yaptı (1910). 1910′dan sonra resimli roman çizenler ara­sında başlıca iki eğilim belirdi: bunların bir kısmı resimli romanı sadece bir eğlen­ce aracı olarak kabul ediyor, bazıları da yeni bir ifade aracı olarak görüyordu. Krazy Kat’ın (1911) yaratıcısı George Herriman, canlı resimden Felix the Cat tipini alan (1921) Pat Sullivan ve özellikle Bringing up Father (1913) ile milletlerarası ün kazanan George Mc Manus, ikinci grup­ta yer alıyorlardı.

Basın dağıtım ajansla­rının (International News service, 1912; King Features syndicate, 1914) kuruluşuyle re­simli romanın yayılışı büyük ölçüde arttı. Ama aynı ajanslar, herhangi müstakbel bir
müşteriyi tedirgin etmemek için resimli ro­man yaratıcılarının ifade hürriyetini kısıt­ladılar. En fazla tavsiye edilen konu bur­juva ailesi ve hayatı idi (Sidney Smith’in The Gumpsi). Bu tür resimli romanın ör­neği, tek başına veya erkek kardeşiyle bir­likte, günlük hayatını bir maceralar âlemi haline sokan evin genç kızı tipi (Cliff Strett’in Polly and her Pals’i) ve Martin Branner’in Winnie Winkle’ı bu türden doğdu. Buna karşıt olarak da bıçkınları (Frank Villard’ın Moon Mullins’i), gayri ciddî kah­ramanları (Billy de Beck’in Barney Google’i), maceraperestleri ve .öksüzleri (Harold Gray’in Little Orphan Annie’si) ele alan resimli romanlar çıktı.

Daily Sketch, 1921′de J. Millar Watt’ın Pop’u ile Avrupa’da ilk olarak büyüklere mahsus günlük resimli romanı ortaya attı. Fakat A.B.D.’li sanatçıların çabasıyle re­simli macera romanları kısa zamanda bü­tün dünyaya yayıldı. Harold Foster’in re­simlediği Tarzan (1936′da, yerini Bürne Ho-garth aldı) ve Dicks Calkins ile Phil Nowlan’ın Buck Rogers’i (bu resimli romanda «hayalbilim» konuları işlenmektedir) aynı gün, yani 7 aralık 1929′da yayımlanmağa başladı. Bu yeni dizilerin kazandığı başarı, basın ajanslarının, «suspense» (heyecan) ve harekete önem vermesine yol açtı.
Böyle­ce, Chester Gould, Dick Tracey (1931) ile poli’s romanını resimli romana aktarırken Alexander Raymond (1911-1956), bir poli­siye macerayı (Secret Agent X-9), uzak ül­keleri ele alan bir hikâyeyi (Jungle Jim) ve bir bilimsel macerayı (Flash Gordon) yayımlamağa başladı. Bununla beraber Ha­rold Foster Prince Valianfı ile (1937) Es­kiçağ veya Ortaçağ maceralarıyle ilgi top­luyordu. Bu arada, ressamların çoğu, ge­leneksel sanat kurallarını resimli romana uygularken, Milton Caniff, Frank Robbins ve Frank Godvin (Connie, 1932) gibi sa­natçılar da resim veya sinemaya has usul­leri uygulayarak özel bir üslûp bulmağa çalıştılar. Böylece, kompozisyon (helezonî, piramit biçiminde v.b.) resimli romana gir­di.

Resimlerin çerçevesi, eşkenar dörtgen, elips ve daire şeklini aldı. Seçilen konu­lar genellikle cepheden çizilirken, ressam­lar yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yuka­rıya görüntülerden de yararlanmağa baş­ladılar. Rengin kullanılışı estetik bir de­ğer kazandı; renk çoğu zaman gerçeğe uy­gun olmuyor ama psikolojik ve dramatik etkileri pekiştirmek için kullanılıyordu. Ma­cera konularını işlemekte kullanılan bu ye­ni araçlar, 1933′te yayımlanan ilk resimli roman kitaplarının çok kısa zamanda ba­şarı kazanmasını sağladı.

Bu kitaplar önce basında çıkmış çeşitli bantları yeniden yayımlamakla yetiniyordu (New Fun, 1935); daha sonra sadece bir tek kahramanın maceralarını kapsadı (Superman, 1938).
Macera romanları türü, 1940′ta resimli ro­man üretiminin yarısına ulaşıyordu ama mizah romanları da kimi zaman ağır ba­sıyordu. Elzie Segar’ın Temel Reis’i (Po-pey) [1929], Murat Young’un Fatoş’u (Blondie) [1930] ve Al Capp’ın Hoş Memo’su (Lil’Abner) [1934] bunun örnekleridir. Ne var ki, mizahî resimli romanın ticarî ba­şarısı durmadan artarken, bu romanları yaratanların hayal gücü tükeniyor ve canlı resme (Miki Fare [Micket Mouse], Vakvaka Kardeş [Donald Duck, 1931]) ve ha­yalî konulara (Lee Falk’in Mandrake’si [Mandrake the Magician]) daha fazla baş­vuruluyordu.

Avrupa’da en çok ilgi gören resimli romanlar ise şunlardı: Almanya’­da Erich Ohser’in Vater und Sohn’u (1934), Fransa’da A. Daix’in Profesör Nimbus’u (Le Professeur Nimbus) [1934], İtalya’da Giovanni Scolari’nin Saturno Contro la Terra’sı ve özellikle Belçika’da Herge’nin Tenten’i (Tintin) [1929]. İkinci Dünya sa­vaşı sırasında, Dave Breger’in G. L. Joe’su, George Baker’in Sad Sack’ı, Milton Caniff’in Maie Call’u (1942) gibi, ameri­kan askerleri için özel olarak çizilmiş ye­ni resimli romanlar ortaya çıktı. Buna rağ­men günlük gazetelerde resimli roman bo­yutlarının küçültülmesi macera romanları­nın ve desenin gelişmesi üstünde olumsuz bir etkisi oldu. Crockett Johnson’un sa­vaş zihniyetine karşı koymak için yarat­tığı Barnaby (1942) bu devrenin en ilgi çe­kici eseridir.

Savaş sonrası, resimli romanlarda, ameri­kan toplumunun karışıklığı ve şaşkınlığı görülür. Burne Hogarth’ın Drago’su (1945), Alex Raymond’un Rip Kirby’si (1946) ve Milton Caniff’in Steve Canyon’ı (1947) gibi askerden yeni terhis edilmiş kahraman­lar, özellikle ahlâk ve fikir mesele­leri üstünde dururlar. Avrupa’da kâ­ğıt tüketiminin kısıtlanması, din ahlâkiy­le laik okulun karşı koyması ve siyasî kav­galar, resimli basının gelişmesini engelle­di. Bununla beraber Jean Ache (Arabelle la derniere Sirene) [1947], Edgar P. Jacobs (Professeur Mortimer) [1946] gibi genç ressamlar ilk eserlerini verdiler. Franquin, savaştan önce R. Velter’in yarattığı bir kahraman olan Sipru’yu (Spirou) yeniden ele aldı ve Maurice De Bevere sevimli kovboy Red Kit’i yarattı (1946). 1950 Yılı başlarında amerikan resimli ro­manının içine düştüğü acıklı hal, bu türün estetiğini ve ahlâkını tenkit eden eğitimci ve psikologların saldırısını haklı gösterecek gibidir.

Bu sırada Walt Kelly’nin resimli masal­ları (Pogo, 1949) ve Charles Schultz’un korkunç çocuksu dünyası (Peanuks, 1950) ile, resimli roman, önemli insanî ve siyasî meselelere el attı. Fikir yanı ağır basan bu resimli romanlar kısa zamanda tutundu ve Jules Feiffer (Feiffer) [1956], Mel Lazarus (Miss Peach) [1957] ve Johnny Hart (B.C.) [1958] tarafından taklit edildi. Fa­kat bu serilerin yanı sıra, Ailen Saunders’in Worth’s Family’si (1947) gibi melodram­ları da rağbet gördü ve bunlardan «sabun­lu opera» (soap opera) denilen tür doğdu. Stan Drake’ın The Heart of Juliet Jones’u (1953), Leonard Starr’ın On Stage’ı (1957) ve Alex Kotzy’nin Apartment 3-G’si (1962) bu son türün örnekleridir.
Amerika’daki yeniliğe paralel olarak, re­simli roman, bütün dünyada hızla gelişti. İngiltere’de yetişkinlerin okuduğu resimli romanların yapımı olağanüstü bir miktara ulaştı (Leslie Caswell’in Better or Worse’u, Peter O’Donnel’in Modesty Blaise’i, D. Wright’un Carol Day’i, Maz’ın İane, Da-ughter of Jane’i). Bu arada, arjantinli re­simli roman sanatçıları, kovboy hikâyele­rinde uzmanlaşmışlardı (Arturo del Castillo’nun Randall’i), 1959′dan bu yana Albert Uderzo ve Rene Goscinny, galyalı Asterix’in (Bücür) maceralarını canlandırarak fransız tarihî resimli roman geleneğine yeni bir hava getirdiler.

• Türkiye’de. Türkiye’de ilk resimli hi­kâye Salih Erimez tarafından Akşam gaze­tesinde çizildi (1935). Erimez, bu resimli hikâyelerde eski türk yaşayışını dile ge­tirdi. Bugünkü anlamıyle ilk resimli roman tercümesi Mehmet Faruk Gürtunca’nın çı­kardığı Çocuk Sesi dergisinde yayımlandı: Baytekin Meçhul Dünyalarda (Alexander Raymond) [1935]. İlk yerli resimli roman da aynı dergide Orhan Ural tarafından çizildi: Zıpzıp Ali ve Arkadaşları (1935). Günlük gazetede yayımlanan ilk resimli yerli roman Vatan gazetesinde Çetin özkırım’ın çizdiği Toprak Kokusu’dur. (1952). Resimli romanı yaygınlaştıran ve geliştire­rek çağdaş çizgiye ulaştıran Karaoğlan (Ak­şam gazetesi) [1961] ile Suat Yalaz oldu. Sezgin Burak’ın çizdiği Tarkan adlı re­simli roman da ün kazandı. Resimli roman türünde (Turhan Selçuk [Abdülcanbaz], Altan Erbulak [Cafer ile Hürmüz], Oğuz Aral [Hayk Mammer] v.d.) türk karikatü­ristleri de çeşitli örnekler verdiler. Bugün, Türkiye’de resimli romanlar gazete ve der­gilerde yayımlanmakta veya okura dergi halinde sunulmaktadır (Karaoğlan, Tarkan, Malkoçoğlu, Ergenekon v.d.). [LM]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİM veya RESM

Tarih 29 Haziran 2009

RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görü­len azizlerin resimlerine benzer bir hal al­dı (H. R. Gürpınar).

Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yap­mağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Günte­kin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çiz­me, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Re­sim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.

— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanı­lır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anla­mında kullanılır: Bir kere sevdaya tutul­maya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar eder­sen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.

— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.

— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsin­den bir para: Gümrük resmi. Belediye res­mi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. an­sikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlanan­ların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakıl­maları durumu. (Bk. ansikl.) ||

— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtıl­ması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memur­lar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olma­dığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapar­dı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kas­sam defteri vardı, ölenin terekesi kas­sam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, öle­nin cenaze masraflarıyle kassamın alaca­ğı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısme­tin kimler tarafından tahsil edileceğini dü­zenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, ha­demeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılar­dan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayin­lerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve sa­lâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrası­nı taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Res­mi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydet­tikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Ka­dıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlar­lardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe ara­sında değişirdi. Buna sicil akçesi de de­nirdi.)

— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tah­lif, devlet memurlarının işe başlarken ye­min töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat ye­mini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)

— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa alt­mış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değir­men vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürür­lükte olduğu dönemde ekili arazisi ol­mayan ve ticaretle uğraşan gayri müs­limlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.

Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba ben­nâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki ak­çeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tan­zimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işle­nebilecek arazi demekti.

Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tan­zimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bı­rakarak başka iş yapanlardan alınan ver­gi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve on­dan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıl­dı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alı­nırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adı­nı aldı.) || Resmi güvara, turfanda mey­ve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı ve­rilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.

Gayrimüs­limlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzi­mattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderler­di.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraat­tan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az ve­rimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tan­zimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi alm­amağa başlandı.)

— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giy­diği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hır­kayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şey­hinin huzuruna çıkınca giyer.)

— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yara­yan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geo­metrik resim, bir nesnenin geometrik oran­tılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belir­tildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vu­rulan veya suluboya ile renklendirilen re­sim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yara­yan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (ma­rangozluk, topografya v.b.) uygulanması.

|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. ala­rak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanma­dan yapılan ve bir nesneyi gerçekte oldu­ğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi mey­dana getiren bütün parçaların ölçüsünü ve­ren ve bu parçaların nasıl biraraya ge­tirileceklerini belirten resim. (Bu tür re­simde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösteri­lir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, ya­tay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit de­nir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli bir­takım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, maki­ne resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Tek­nik resim, sanayide, makine veya her çe­şit imalât parçasının tam ve hatasız ola­rak yapılabilmesi için, çizimi yapan mü­hendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlar­dan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)

— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim tes­ti, dört tane renkli resimden meydana ge­lir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki in­san görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördün­cü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, ba­zı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmekte­dir. Teste tabi tutulan denek, bu dört res­mi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorunda­dır. Denekten istenen şey, bu resimlere ba­karak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin ko­nusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.

Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, de­neğin anlattığı konuya karşı takındığı tav­rı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini biti­mi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliye­tini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.

— Folk. önceleri folklorun bir parçası sa­yılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okuma­mış veya az okumuş bir toplumun sanatı­dır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rast­lanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha faz­la ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapıl­mış olan bu resimler, ilkel bir özellik ta­şır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışın­da kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından de­nizler ve içinde gemiler görülür.

Halk re­simleri halk masallarına uygun, halkın an­layabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bun­ları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (ço­ğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resim­ler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.

1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gös­terir. Osmanlılar döneminde memurların git­tiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yan­sıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, En­ver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine ka­rışmış Namık Kemal, Fatih’in atını deni­ze sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in pala­bıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğ­raları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıy­dı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’­dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin de­veleri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süs­lerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine gö­re gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı ge­misi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda de­nizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tu­lumbacılar v.d.

Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.

2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hi­kâyeler olmak üzere tarihî ve dinî ko­nulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.

3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı var­lıklara yer verilmeyen Mekke, Medine re­simleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok say­fası resimlidir. Başta islâm inançlarını özet­leyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sı­rat, bunun altında cehennem, zakkum ağa­cı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar ha­linde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.

4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasak­ladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatı­nın en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şe­killer, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi bü­yü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiş­tir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli say­fası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tıl­sım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.

5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konular­dadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minare­lerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapıl­mış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.

6. Ya­zıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.

7. Cam altı re­simleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bun­lar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, ara­ları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de ola­ğanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parça­lanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk re­simlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.

8. Karagöz resimleri halk sanatının en zen­gin bölümünü meydana getirir. Oyuna baş­lamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bah­çeler perdeye konur. Buna göstermelik de­nir. Resimler saydamlaştırılmış deve deri­sine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.

— G. santl. Altamira veya Lascaux mağa­ralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanı­lan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resim­lerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı ma­visi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel bo­yayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılın­dan yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve in­ce alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resim­lere rastlanır.

Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar bir­biri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borç­ludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten fark­lıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kum­dan meydana gelen taze sıva üzerine yu­muşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek geniş­likte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, ku­rudukça hafifleyen çok ince renk armoni­leri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın de­rinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.

Freskte genellikle şu renk­ler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık si­yahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kul­lanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alış­kanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmış­tır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazır­lanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kul­lanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan bo­yalar genellikle eskislerde çok işe yarar.

Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim ya­pılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sa­kıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tu­val, kenevir tuvalden üstündür; daha ka­baca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.

Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, ka­rıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.

Birçok ressam, tablonun genel tonunu da­ha çabuk elde edecek şekilde önceden bo­yanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kola­lanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalı­şırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kul­lanırdı; resimlerin zamanla kararmış ol­ması bu yüzdendir.

Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulu­nur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çı­rakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yu­muşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntı­ları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir ya­na sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).

Bunlar bir boya çanağı için­de sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenme­den önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş ver­niğine başvurulur. Bu vernik, donuklukla­rı giderir, birkaç dakikada kurur, ama da­yanıklı değildir.

• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmış­tı. Romalılar da kral Attalos’un satın al­mak istediği bir tabloyu bu yoldan el­de ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler al­dı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak hal­ka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satı­şı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avus­turya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar ku­ruldu. O devirde belçikalı birçok res­sam yalnız ihracat için çalışıyordu.

Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin mer­kezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ti­caret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğ­ru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özel­likle anılmağa değer.

— Huk. Resim, idarenin gözetim ve de­netimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hiz­met dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerin­den, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluş­ları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hiz­metler dolayısıyle alındığından, hizmet­ler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alı­nan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: dam­ga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal res­mi, hayvan alım satım resmi, ilân res­mi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma res­mi, işgaliye resmi.

• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında da­ğınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiş­tir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuru­luşların da resim ve harçlardan muaf ol­duğunu belirten özel hükümler vardır. Me­selâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alın­mayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hu­kuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Ço­cuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.

XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emek­liye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhü­lislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışan­ların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağ­lı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafın­dan;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya da­ha fazla akçe gündelikle çalışanların res­mi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm res­mi kısmetleri ise kazasker kassamları tara­fından tahsil edilirdi.

— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çi­zimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, ka­rakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fır­ça, silgi v.b. kullanılır.

Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanması­nı sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, öl­çekler, güdülen amaca ve çizilecek nesne­lerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlık­lar tamamlanınca resim tüm ve doğru ola­rak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: ki­mi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resim­lerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ay­rıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.

Teknoloji alanında kullanılan resim tek­nikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizi­len resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür re­simlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tek­niğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genel­likle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gere­kir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazi­nin genel görünümünü verebilir, düzeç eğ­rileri veya taramalarla toprağın engebeleri­ni gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farkla­rından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uy­gun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sade­ce tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştır­malar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntü­sü üzerinden kalemle geçmektir; başka bir­takım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.

+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİF

Tarih 29 Haziran 2009

RESİF i. (ar. resif, deniz kayalığı’ndan isp. arresif > fr. recif). Su hizasındaki kaya zinciri: Resife çarpan gemi.

— Denizbilim. Mercan resifi, tropiklerarası bölgelerin denizlerinde mercanların büyü­mesiyle oluşan resif.

— ANSiKL. Mercan resifleri, Okyanusya’da Avustralya’nın kuzeybatı ve kuzeydoğu kı­yılarında, Hint okyanusunda, Afrika ve Amerika’nın doğu kıyılarında bulunur. (Bu iki kıtanın batı kıyıları resiflerin oluşması­na imkân vermeyen oldukça soğuk su akıntılarıyle çevrilidir.) Resiflerin büyümesi yılda birkaç milimetre ile 3 sm arasında değişir. Bir kıyıya yerleşen mercanlar, «kıyı resifleri»ni meydana getirir.

Kara platformu bir­denbire alçalmayan yerlerde, kıyıdan yer yer 100 km açıklara kadar uzanan kesim­de set resiflerine rastlanabilir (meselâ, Avustralya Büyük seti, uzunluğu 2 400 km). Açık denizlerde ise mercanlar atoller mey­dana getirebilir. Bk. mercan. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENTSCHLER (Harvey Clayton)

Tarih 29 Haziran 2009

RENTSCHLER (Harvey Clayton), amerikalı fizikçi (Hamburg, Pennsylvania 1881 -East Orange, New Jersey 1949).

1908-1917 Arasında Missouri üniversitesinde fizik ders­leri verdi. Westinhouse Elektrik ve İmalât şirketine girdi (1917), daha dayanıklı am­pul telleri yapmak amacıyle uranyum tuz­larından saf uranyum elde etti (1922). Uran­yumun ergime derecesinin tungsten’inkinden çok daha düşük olduğu anlaşılınca, bu pro­je yarıda kaldı, ama şirket nükleer fizik alanında çalışan üniversite ve araştırma laboratuvarları için az miktarda uranyum elde etmeğe devam etti.

1942 Başlarında, Chicago üniversitesinin Metalürji laboratuvarı şefi Arthur H. Compton’un isteği üzerine Rentschler, deneylerde kullanılabilecek bir mik­tar uranyum elde etti. Ayrıca daha önce Robert F. James ile birlikte bakteri öl­dürücü ilk lamba olan «Sterillamba»yı ge­liştirmişti. Bu lamba, yiyecekleri korumak­ta ve cerrahî alanında ameliyat odalarını sterilize etmekte kullanılmaktadır. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTSCHLER (Harvey Clayton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RETHEBERG (Elisabeth)

Tarih 29 Haziran 2009

RETHEBERG (Elisabeth), amerikan uy­ruklu alman kadın şarkıcı (Schwarzenberg 1894). Piyano ve şarkıya çalıştı, sanat ha­yatına 1915′te başladı, konserlerde ve ope­retlerde şarkı söyledi.

Dramatik soprano olarak kendini kabul ettirdikten sonra, ‘New York’a yerleşerek 1922′den 1942′ye kadar Metropolitan’da çalıştı, bu arada büyük avrupa şehirlerinde de sahneye çıktı. Yüzden fazla rol ve bin lied’i içine olan çok ge­niş bir repertuvara sahiptir. R. Strauss’un Mısır’lı Elena’sını ilk oynayan sanatçıdır (192S). [L]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEBERG (Elisabeth) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ren muharebesi

Tarih 27 Haziran 2009

Ren muharebesi, İkinci Dünya savaşının son muharebesine verilen ad. Bu çarpışma­da, müttefik birlikleri mart – nisan 1945′te Ren nehrini aşarak Almanya’nın içlerine girdiler.

Ren nehrinin sol kıyısına hâkim durumdaki (bk. SiEGFRİED hattı) mütte­fikler, 90 tümen
(61′ amerikan, 13′ü ingiliz, 5′i kanada, 10′u fransız, 1′i polonya tüme­ni) olan kuvvetleriyle, hiç ara vermeksizin, nehri geçme teşebbüslerine giriştiler. 23 Martta general Patton, Oppenheim’da neh­ri baskınla geçti ve hemen doğuya doğru i-lerleyerek Frankfurt ile Wiesbaden’i zaptet­ti
(29 mart). Bu iki köprübaşı tarafından desteklenen başkumandanlık, saldırısının ağırlık merkezini, alman ordusu tarafından henüz sağlam bir şekilde tutulmakta olan Aşağı Ren üstüne yöneltti.

Wesel’in doğu­sunda bir hava indirmesiyle desteklenen bu harekât, Montgomery’nin emri altında 21. Ordular grubu (I. Kanada, II. İngiliz, IX. Amerikan orduları) tarafından sevk ve ida­re edildi. Montgomery, 24 martta büyük bir başarı ile Duisburg yakınından saldırıya geç­ti ve kuzeyden Ruhr nehrini aştı (Münster’-in zaptı, 2 nisan). Ren nehrinin yukarı kıs­mını 26 martta Worms’ta general Patch, 31 martta da Karlsruhe’nin (4 nisanda Fransız­lar tarafından ele geçirildi) batısında Philippsburg’da general de Lattre aştı; sonra da bu iki ordu Tuna’ya doğru yön değiştirdi.

Bu arada Hodges ile Patton da Mafburg’u geçiyor ve Kassel’e yaklaşıyorlardı. Eisenhower, düşmanı daha ilerilere kadar takip etmeden önce Ruhr’daki alman tümen­lerini tasfiye etmek istedi; bu tümenler 2 ni­sanda Lippstadt’ta I. (Hodges) ve IX. (Simpson) Amerikan orduları tarafından çevrildi. 18 Nisanda sanayi bölgesindeki bütün mu­kavemet kırılmıştı. Almanya’nın içerilerine dalma görevi general Bradley’e verildi. IX., III. ve I. Amerikan ordularıyle Bradley, Le-ipzig istikametinde hemen saldırıya geçti. 4 Nisanda Kassel, 13 nisanda Jena zaptedildi; ayın 11′inde Simpson emrindeki kuvvetler Magdeburg yakınında Elbe nehrine ulaştı; 14 nisanda Patton’ın kıtaları Leipzig’i ele geçirdikten sonra, emir üzerine Muide hiza­sında durdu; 18 nisanda bu kuvvetler Prag’a 90 km mesafedeki Pîzen’e vardı, ama Sov­yetlerle yapılan antlaşma sonunda geri çekil­di. Sovyet birlikleri Patton kıtalarıyle 25 ni­sanda Elbe üzerinde Torgau’da birleşti.

Kuzeyde, Hollanda’daki alman kuvvetlerini (Blaskovitz) yok etmeyi Kanadalılara bıra­kan Montgomery, Bremer’i zaptetti ve 3 ma­yısta Wismar’da Sovyetlerle irtibat: kurdu. Hamburg 4 mayısta teslim oldu. Güneyde, alman mukavemeti daha kuvvetliydi. Bu di­renmenin önce Pfarzheim-Würzburg hattı üzerinde Patch ve de Lattre kuvvetleri tara­fından kırılması gerekiyordu. Patch 19 ni­sanda Nürnberg’e, 30 nisanda Münih’e gir­di. Alman direnmesini Freudenstadt’ta bo­zan de Lattre, sol kanadını 22 nisanda dü­şen Stuttgart’a, sağ kanadını; da isviçre sı­nırına (Konstanz), Tuna’ya (Ulm, 24 nisan) ve Avusturya’ya (Vorarlberg) doğru saldırıya geçirdi. 4 Mayısta Brenner geçidini aşan Patch İtalya’daki müttefik kuvvetleriyle birleşti; general Leclerc de Berehtesgaden’i işgal etti. Aynı gün, Danimarka, Hollanda ve Westfalen’deki alman orduları Lüneburg sözleşmesiyle teslim oldu: bu durum, alman ordusunun 7 mayısta Reims’te ve 8 mayısta Berlin’de kayıtsız şartsız teslim olmasına yol açtı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren muharebesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENDULİC (Lothar)

Tarih 27 Haziran 2009

RENDULİC (Lothar), alman generali (Wiener – Neustadt 1887).

Avusturya – Macaris­tan ordusunda subaylık yaptı. Bu orduda Birinci Dünya savaşına katıldı, 1935′te al­bay rütbesiyle Avusturya genelkurmayında görev aldı, Paris’te askerî ataşe oldu. 1938′de alman ordusuna girdi ve Viyana’daki 17. Kolordunun kurmay başkanlığına ge­tirildi. 1940′ta bir tümene kurnanda etti, 1941-1943 arasında Sovyet cephesinde sa­vaştı, daha sonra Balkanlar’ın batı kesi­mindeki alman ve hırvat kuvvetlerinin ba­şına getirildi.

1944′t.e, Dietl’in yerine Finlandiya’daki 20. Ordunun basına geçti ve 1945 yılının ocak ayından mayısına kadar, sırasiyle, Doğu Prusya Ordular grubuna, Courlande Ordular grubuna ve Avusturya’­nın, savunmasıyle görevli Güney Ordular grubuna kumanda etti. 7 Mayısta Patton emrindeki amerikan kuvvetlerine teslim ol­du. 1951′de serbest bırakıldı. 1954′te, Gekâmpft, Geseigt, Geschlagen (Savaştı, Ka­zandı, Yenildi) başlığı altında hatıralarını yayımladı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDULİC (Lothar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Remington Rand company

Tarih 27 Haziran 2009

Remington Rand company, yazı makine­leri, hesap makineleri ve büro malzemesi imal eden amerikan firması.

1925′te, Ame­rican Kardex co. (1915′te kuruldu) ile Remington Typewriter co.nin birleşmesiyle kuruldu. Remington Typewriter co., 1860′ta karabina imali için kurulan ve Ayrılık savaşından sonra (1861-1865) karabina satışı azaldığı için çeşitli kollara ayrılarak tarım malzemesi, dikiş makineleri ve yazı maki­neleri imal etmeğe başlayan Remington’un kollarından biriydi, iki şirketin birleşmesin­den sonra Remington Rand, 1927′de benzer veya tamamlayıcı iş kollarında çalışan bir­çok firmayı satın aldı.

İkinci Dünya savaşı sonunda bu grup, Eckert Mauchly Compunter corporation’ı satın alarak çeşitli elek­tronik makineler yapımına girişti. Bu alan­daki gücünü kabul ettiren Remington Rand, 1955′te Sperry Corporation ile birleşerek Sperry Rand Corporation adını aldı ve yeni şirket, her iki şirketin bütün dünyadaki mal­larını bünyesinde topladı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Remington Rand company hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMİNGTON (Philo)

Tarih 27 Haziran 2009

REMİNGTON (Philo), amerikalı sanayici (Lichtwield, New York 1816-Silver Springs Florida 1889).

Tabanca ve dikiş makinesi yapımcısıydı; kuyruktan doldurma bir tüfek icat etti. 1873′te Sholes ve Gudden yazı ma­kinesinin işletme hakkını elde ettikten sonra makinede büyük değişiklikler yaptı ve 1876′da seri olarak imalâta girişti. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMİNGTON (Philo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMARQUE

Tarih 27 Haziran 2009

REMARQUE (Erich Maria KRAMER, Erich Maria — denir), alman yazarı (Osnabrück 1898-Luzern, isviçre 1970).

Birinci Dünya savaşını Almanya açısından anlatan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (İm Westen Nichts Neues) [1929] adlı romanı yazdı. Savaşa karşı acı bir suçlama olan bu roman bütün dünyada geniş yankılar uyan­dırdı,

öbür eserleri: çarpışma bittikten son­ra bile, savaş yıllarının zihniyetini sürdür­meğe çalışan bir zümrenin romanı Dönüş Yolu (Def Weg Zurück) [1931], İnsanları Seveceksin (Liebe Deinen Nachsten), Üç Arkadaş (Drei Kameraden) [1938]; Paris’­teki göçmen çevrelerini konu alan Zafer Âbidesi (Arc de Triomphe) [1941]; alman toplama kamplarını anlatan Tedirgin Ha­yat (Der Funke Leben) [1952]; Der Sch-warze Obelisk (Kara Obelisk) [1958]; Der Himmel Kennt Keine Günstlinge (Tanrının Gözdeleri Yoktur) [1961]; Die Nacht in Lizbon (Lizbon Gecesi) [1963]. Remarque, Hitler’in iktidara gelişinden sonra yurdunu terk ederek Amerika’ya gitti. 1947′de ame­rikan uyruğuna girdi. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMARQUE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Relay

Tarih 27 Haziran 2009

Relay, Telstar uydularına benzeyen bir dizi amerikan haberleşme uydusuna verilen ad.

Telstar’lar ile hemen hemen aynı ağırlık ve boyutlardaki bu uydular, çok kısa dalgalarla haberleşmeyi sağlayan Hertz röleleridir. Yörünge yükseltileri 2 000 ile 11 000 km ara­sında değişir. «Relay I», 13 aralık 1962′de uzaya fırlatıldı. Bir süre kendisinden bekle­nen görevi yerine getiremeyen bu uydu, son­radan Amerika, Avrupa ve Afrika arasında televizyon programlarını iletmeyi başardı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Relay hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REJİM

Tarih 27 Haziran 2009

REJİM i. (lat. regimen, yönetmek eylemi’nden fr. reğime). Yönetme, düzenleme tar­zı, düzen.

— Coğ. Akarsu debisinin geçirdiği deği­şikliklerin tümü. Bk. ANSİKL.
— Diyetetik. Rejim veya yemek rejimi, sağ­lığı korumak veya düzeltmek amacıyle uygulanan beslenme düzeni. (Bk. ANSiKL.) || Rejim yapmak, zayıflamak veya sağlık du­rumunu düzeltmek amacıyle yalnız dokto­run belirlediği yiyecekleri yemek.

— Fiz. Bir akışkanın, düzenleyici şartları göz önünde tutarak ifade edilen debisi.
— Huk. Belli bir konuya ilişkin kanunlar topluluğu. // Ceza infaz rejimi, hürriyeti önleyici veya kısıtlayıcı cezaların uygulan­masını düzenlemek amacıyle konmuş ku­rallar topluluğu. (Amacı, her şeyden önce mahkûmun ıslahıdır.) || idarî rejim, idarî işlem ve eylemlerin özel hukukun uygulanma alanı dışında tutulması ve bu faaliyet­leri denetleyecek makamların adlî merci­lerden tamamen ayrılması. (Bk. ANSiKL.) || Mal rejimi, karı kocanın mallarının hu­kukî statüsünü belirleyen kurallar toplu­luğu. (Bk. MAL rejimleri.)

— Meteorol. Yağış rejimi. Bk. YAĞMUR. || Sinoptik rejim, havanın, bütün bir dola­şım tipi süresince devam eden özellikleri­nin tümü. (İki çeşit sinoptik rejim vardır: antisiklon rejimi ve siklon rejimi. Tedirgin­lik akımlarının kaynağına göre, batı reji­mi, kuzeybatı rejimi, güney rejimi v.b. de­nir.)

— Ormanc. Orman rejimi, orman idaresin­ce ormanlara uygulanan kuralların tümü.
— Petr. Bir rafinaj tesisinin sürekli çalış­ma düzeni: Otomatik ayarlamalar sayesin­de tesis ünitelerinin çoğu, uzun süre gece ve gündüz rejimde kalabilir.
— Sağ. Sağlık rejimi, yabancı ülkelerde hüküm süren hastalıkların bir ülke veya bölgeye yayılmasını önlemek için alman tedbirlerin tümü.
— Siyasî kuruluşlar. Hükümet yapısı veya şekli: Cumhuriyet rejimi. Monarşi rejimi. Parlamenter rejim. Başkanlık rejimi.
— Sosyal mevzuat. Toprak rejimi, genel rejim, özel rejimler. Bk. Sosyal GÜVEN­LİK.

— Teknol. Bir makinenin normal durum­da çalışma şekli. || Bir motorun dönme hızı. || Maksimum rejim, bir motorun et­kin gücünü ortaya koyan rejim. (Sürtünen parçaların aşırı derecede ısınacağını göz önünde tutarak, ancak olağanüstü durum­larda kullanılmalıdır.) || Yüksek verim re­jimi, bir makinenin, bir motorun v.b., az bir tüketim ve önemsiz bir aşınma ile yük­sek bir verim sağlayabildiği rejim.

— Vergi huk. Gümrük rejimi, millî güm­rük sistemini karakterize eden tedbirlerin tümü. (İthal veya ihraç edilen malların tabi olacağı çeşitli hukukî ve idarî durum­ları tespit etmek üzere konulan hükümle­rin tümü. gümrük rejimidir. Belli muame­lelere veya belli bölgelere uygulanan özel gümrük rejimleri, umumî gümrük rejimi’nin karşıtıdır.)

— ANSİKL. Coğ. Irmak rejimleri mevsim­lere göre değişmelerinden, yani suyun bol­luğu veya azlığından çok, yıllık ortalama beslenmesindeki eşitsizliklerle nitelenir. Yıl­lık ortalama beslenme için bk. POTAMOLOJİ.

*Basit rejimler. Basit rejimlerin aylık or­talamalarında tek bir kabarma mevsimi ve tek bir alçalma mevsimi görülür; bu du­rum çoğunlukla akarsuyun yüksekliğinin tespiti için tek bir etkenin büyük ölçüde ağır basmasını ihtiva eder. Böylece, hav­zasının altıda biri veya daha fazlası buzlarla örtülü yüzeylerden meydana gelen ırmaklar, buzul rejimi’ne uyar; suyun kar halinde (daha sonra buz halinde) depo­lanması sonucunda en soğuk altı veya ye­di ay boyunca düşük debiler gözlemlenir; sıcak mevsim ortasında kar ve buz erime­si, temmuz ve ağustosta gözlemlenen top­lam azamî ortalamaya yol açar («ultra bu­zul» tipi); bu ortalama şubat, hattâ mart toplam minimum ortalamasının on beş -yüz katıdır.

Chamonix’te Arve, Yukarı Aar ve kolları, Alp Rhöne’u ve kolları bu tip ırmaklardır. Dağ kar rejimi’nde de (Yu­karı isere, Arc, Alp Ren’i v.b.) süreç ay­nıdır, ama yükseltinin daha az olması sayesinde suların alçalma dönemi biraz da­ha az uzun sürer ve beslenme daha faz­ladır; azamî ortalama haziranda başlar. Ova kar rejim’nde, S.S.C.B. ve Kanada’-da (Volga, Dnieper, Obi, Saint-Laurent’in kolları v.b.) yükseltilerin nispî tekdüzeli­ği erimenin daha erken ve çok daha hız­lı olmasına yol açar. Aylık en yüksek kat­sayı (enleme ve doymaya göre nisan veya mayısta) modüllerde ve kış alçak sularında alp rejimlerinden daha ağır basar, ikinci bir minimumun sebebi buharlaşmadır.

Okyanus yağmur rejimi’nde başlıca özellik (Sen, Orne, Meuse, Vienne, Aşağı Loire, Thames v.b.), tarihlerdeki ve en yüksek suların bolluğundaki düzensizliktir. Bunun­la beraber buharlaşma eşitsizliği yağış eşit­sizliğinden daha büyük rol oynar ve olduk­ça uzun yılları kapsayan gözlemler, toplam azamî ortalamanın ocak veya şubat ayla­rında olduğunu ortaya koyar. Musonlu ve­ya musonsuz saf tropikal yağmur rejimi’nin (Yukarı Nijer, Senegal, Mavi Nil, hin
distan ve birmanya akarsuları, Kızılnehir, Parana ve Güney Amerika’daki öbür ır­maklar) ise başlıca özelliği tersine yaz mevsimindeki kabarık suların düzenliliği­dir; bu düzenlilik kış mevsiminde yağış ol­mamasının veya çok az olmasının yol aç­tığı etiyajlarla çelişir.

• Karmaşık rejimler. Birçok mevsimlik rejim en az iki etkenin birbirini izleyen ve az çok karışık etkilerini taşır; bu et­kenlerin her biri sırasıyle bolluk ve az­lıktan sorumludur. Yükseltinin 2 000 – 2 500 m’yi bulduğu Kuzey Fransız ön Alpleri’nde (Fiers, Guiers, Bournes) karların eri­mesi ve yağmurların meydana getirdiği de­reler, kaynaklara doğru toplam önceliğin nisan veya mayıs ortalamasında olmasına yol açar; kar birikmesi kış ortasındaki top­lam ortalamaları net bir şekilde düşürür.

Düzensiz sonbahar yağışları kasım veya aralık ayında ikinci bir ortalama maksi­muma sebep olur; buharlaşma ağustos ve­ya eylülde ikinci bir minimuma yol açar (aşağı çığırlarda): bu rejime kar – yağmur rejimi denir. Güney Alpler’de yaz etiyajı kuvvetlenmeğe başlar; akdeniz iklimi ya­ğışlarının sonucu olan sonbahardaki ikinci kabarma, nisan-mayıs arasında yarı – kar maksimumuna yaklaşır. Kar geçiş rejimi’nde karmaşıklık biraz da­ha azdır: mayıs veya haziranda maksimum, kış ortasında kar birikmesinin sebep oldu­ğu bir minimum, sonbaharda hafif bir ikin­ci kabarma veya mevsim eşiği. Breda, Goffre, Arly (2 800 – 3 200 m arasındaki alp özelliğinde dağlar) ve Pireneler’de veya çı­kışlarında Yukarı Garonne, Yukarı Adour, Ariege bu rejime uyar. Akdeniz Alp bölgelerinde de Fanaro, Torino’da Po ve yukarı kolları, Ticino, Adda, Tagliamento v.b. kar geçiş rejimli ırmaklardır.

Bu rejimin karşıtı olan ve Jüralar’da (Ain, Yukarı Doubs, Orbe, Birse), Vosges dağlarında (Yukarı Moselle), Massif Central’da (Dordogne, Loire, Allier, Tarn, Yukarı Lot) rastlanan kar-yağmur rejimi özellikle yağmurların ve mevsimlik buharlaşma eşit­sizliklerinin etkisindedir. Bununla birlikte kar birikmesi, ocak ve şubat debilerini bi­raz azaltır; erime, nisan (kaynaklara doğ­ru) veya mart ortalamalarını biraz yüksel­tir. Akdeniz kesimlerinde (Ardeche, Herault, Gardons), düzensiz büyük kabarma­ların sonucu olan kasım ayı ortalama de­bileri mart-nisan aylarındaki ortalama debiden yüksektir.
Havzaları çeşitli bölgele­re yayılan ırmakların başlıca özelliği re­jimlerinin çok daha karmaşık olmasıdır; çünkü kollar veya kol grupları gerek yü­zey şekillerinin gerek iklimin etkisiyle ana ırmağa, çeşitli mevsimlik rejimlere bağlı sular getirir; bunun sonucu olarak ana ır­mağın rejimi de yukarı kesimden aşağı ke­sime büyük ölçüde değişebilir. Meselâ Rhone ve Ren ırmaklarının rejimleri kaynak­larında çok basittir: Rhöne buzul rejimine, Ren dağ kar rejimine bağlıdır. Alp kolları da benzer özellikler taşır. Ama Ren, Alpler’den çıkınca Basel’de kar-buzul özel­liklerini muhafaza etmekle beraber (Büyük Asalp göllerini geçişin önemli ölçüde azalt­tığı mevsim orlalamalaıı değişmeleri), he­men hemen yaz aylarındaki kadar yüksek soğuk mevsim kabarmalarının etkisinde kal­mağa başlar ve sonra ancak yağmur veya okyanus-yağmur rejiminde kollar alır.

Mo­selle ile birleşmesinden sonra aralık-mart debileri, daha az düzenli mayıs-haziran ka­barık sularına eşit olur ve Ruhr ile Lippe’-in aşağı kesiminde net bir şekilde bu de­bileri aşar. Rhöne ise temmuz ayı maksi­mum ortalamasıyle buzul özelliğini muha­faza eder, ama debiler kış mevsiminde nis­peten daha yüksek hale gelir. Sonra Saone kış debilerinin daha yüksek hale gel­mesine imkân verir.

Kar geçiş rejimine uyan isere’de ortalama üstünlük mayıs ve haziran aylarındaki erime debilerindedir; daha aşağı kesimde ilkbahar ortalamaları üstünlüğünü muhafaza eder, ama mayıs ve hazirandakine oranla nisan debisi gelişir; sonbahar kabarması yavaş yavaş olur. Nil’in rejiminin görünüşü çok basittir; Hartum’dan itibaren (Mavi Nil ile kavşak) tropi­kal yağmur tipindedir. Gerçekte ise, Ha­beşistan’daki yaz kabarık suları ve kış al­çak suları öyle şiddetlidir ki, yukarı hav­zadaki büyük göllerinde dengelediği ekva­tor tipinde hidrolojiyi tamamıyle maskeler.

— Diyetetik. Sağlıklı bir insanda rejim yi­yecek ihtiyacıyle orantılı olmalıdır; yiye­cek ihtiyacı ise yaşa, fizyolojik duruma, yaşama tarzına, bedenî etkinliğe göre de­ğişir. Meselâ bebekler, çocuklar, gençler, çalışmayan yetişkinler, ağır işçiler, ihti­yarlar, gebe kadınlar v.b. için ayrı re­jim uygulanabilir. Yemek rejiminde gün­lük tayin besin dengesi ve vitamin ihtiya­cından başka yemeklerin sayısı, bileşimi ve günde kaç öğün verileceği de önemlidir. Çeşitli ülkelerde uygulanan yemek rejim­lerinin çok değişik oluşu tarım kaynak­ları, mevsimler, etnik grupların dini ve gelenekleriyle ilgilidir; bu çeşitlilik insan­ların çok değişik yemek rejimleriyle ya­şayabileceğini gösterir, ama yemek reji­minin insanların davranışını ve ruhî duru­munu etkilediği, buna karşılık onların da yemek rejiminden etkilendiği bir gerçektir.

• Hastalıklara gelince, rejim, büyük öl­çüde koruyucu ve tedavi edici rol oynar. Her patolojik durum, hattâ her hasta için, özel bir rejim tespit etmek doğru olur; ye­mek rejimi verilecek yiyeceklerin cins ve miktarını gösterir; buna göre rejimler çe­şitlere ayrılır:
1. toplam kaloriyi sınırlandıran rejimler (pletora, şişmanlık, selülit kalp hastalık­ları);
2. bazı yiyecekleri sınırlandıran veya kal­dıran rejimler; meselâ madeni tuzlar (tuz­suz, potasyumsuz v.b. rejimler) [nefritler­de]; glüsitler (diyabetlilerde); lipitler (hiper kolesterolemi, arterioskleroz, hiperlipemi, karaciğer hastalıkları, asetonemi v.b. protitler (kanda azotun çoğaldığı durumlar [üremi] ve özellikle böbrek hastalıkları [bit­ki veya süt-bitki rejimleri]) duruma göre sınırlandırılır veya tamamen kaldırılır. Bir yiyecek grubunun yasaklanması toplam ka­loride bir sınırlandırmayı gerektirmiyoısa, izin verilen besinler artırılarak yasaklanan besinlerin eksikliği giderilir.
Bununla be­raber birkaç grubun birden yasaklandığı durumlar da sık görülür; bu gibi durum­larda çok karışık problemlerle karşılaşı­lır; meselâ, glüsitlerin azaltıldığı diyabet­lilerde eğer protein birikimi de varsa, protitlerin de azaltılması gerekir;

3. bazı yiyecek gruplarının artırılmasını ge­rektiren rejimler; meselâ madde kaybı hal­lerinde, bazı yaraların iyileştirilmesinde, karaciğer hastalıklarında protitleri artır­mak, çocuklarda görülen asetonemilerde glüsitleri artırmak gerekir;
4. aşırı beslenme rejimleri’nde ise hastaya normal ihtiyacının üstünde yiyecek verilir. Bu suretle dokuları onarmak, zayıflığı gi­dermek, su kaybını önlemek mümkün olur. (Sindirim bozukluğuna, çeşitli metaboliz­malarda ağır aksaklığa sebep olmamak için bütün bu rejimler çok iyi düzenlenmek ister.)

— Huk. idarî rejim. Devletin idarî faa­liyetlerini, bu faaliyetlere ilişkin işlem ve eylemleri iki türlü düzenlemek mümkün­dür. Bunlar, ya kişiler gibi ancak adlî mer­ciler aracılığıyle denetlenip, uygulanabile­cek ve özel hukuka tabi tutulacak, ya da kamu hukukuna tabi olacak ve alınacak kararların hüküm doğurması için, karşı ta­rafın rızası veya adlî mercilerin araya gir­mesi gerekmeyecektir. Türkiye, Fransa gi­bi idarî rejim veya icraî idare adı verilen ikinci şekli kabul etmiştir. İdarî rejim, devlet içinde idarî hizmet ve faaliyetle­rin bir bütün olarak İdare adını alan bir teşkilâta verilmesine dayanır.

Nitekim Türk anayasası, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ilkesini koymuştur. Bu bütünün, yürütme görevi içinde özel bir fonksiyonu, zabıta kuvvetlerinin merkezî­leşmesinden doğan ve devletin hizmetle­rinin çoğalmasıyle yaygınlaşarak kullanılan bir kamu kudreti vardır. Böylece idarî re­jimin uygulandığı ülkelerde, idare makam­ları, adlî merciler karşısında bir hareket serbestliğine sahip olur. İdare, gerekli ic­raî ve kesin kararları alarak, belli kural­lar çerçevesinde kendi araç ve personeliyle bunları gerçekleştirir.

Kamu hizmetlerinin aksamadan görülebilmesi, genel ihtiyaçla­rın karşılanması ancak bu suretle etkili bir şekilde karşılanabilmektedir. Bir kişi, bir alacağını ancak mahkeme yoluyle ve icra aracılığıyle tahsil etme imkânına sahipken, idare, kamu alacağı niteliğindeki alacak­larını doğrudan doğruya tahsil edebilir. Türk pozitif hukukunda idarî rejimin yer alması 1868 yılında Şûrayı Devlet’in kurulmasıyle mümkün olmuştur. Bunun se­bebi de Tanzimat döneminde birçok hu­kukî müessesenin Fransa’dan alınmasıdır. Bk. DANIŞTAY. (LM)

REJİSÖR i. (fr. râgisseur). Sine. ve Tiyat. Bk. YÖNETMEN.

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REJİM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİTHRODONTOMYS

Tarih 27 Haziran 2009

REİTHRODONTOMYS i. Kuzey ve Orta Amerika’da yaşayan ve reithrodon’a ben­zeyen kemirgen memeli hayvan. (Cırlaksı­çangillerden.) [L]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİTHRODONTOMYS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİTHRODON

Tarih 27 Haziran 2009

REİTHRODON i. Sıçana benzeyen ve Gü­ney Amerika’da yaşayan kemirgen küçük hayvan. (Cırlaksıçangillerden.)

— ANSiKL. Reithrodon’lar sıçana benzer. Postu çok yumuşaktır. Reithrodon caurinus Arjantin’in kuzeybatısında 3 000 m yüksek­liğe kadar bulunur. Arjantinlilerin sıçan -tavşan dedikleri hayvan budur. Bu hayvan Uruguay, Şili ve Patagonya’da da yaşar. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİTHRODON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİSNER (George Andrew)

Tarih 27 Haziran 2009

REİSNER (George Andrew). Eski Mısır medeniyeti uzmanı amerikalı bilim adamı (İndianapolis, İndiana 1867 – Gizze yakınları Mısır 1942).

1889′da Harvard üniver­sitesini bitirdi. 1895-1896 Arasında, Berlin’­deki Krallık müzesinin Mısır bölümünde uzman yardımcı, 1896-1897 arasında Harvard’da öğretim üyesi, 1897-1899 arasında da Kahire’deki Hıdivlik müzesinin Millet­lerarası Kataloglama komisyonu üyesiydi. 1899-1905 Arasında Kaliforniya üniversite­sinin Mısır gezisini yönetti.

Bu tarihten ölümüne kadar Harvard üniversitesinde ve Boston Güzel Sanatlar müzesinin müdürlüğünde bulundu. Mısır, Nübye, Sudan ve Filistin kazılarını yönetti ve özellikle eski Kuş krallığının kronolojisi ve IV. Mısır sülâlesi üstüne yaptığı çalışmalarla tanın­dı. 1925′te Khufu’nun (Keops) annesi kra­liçe Hetepheres’in su mermeri mezarını keşfettiğini ilân etti.

Yayımladığı başlıca eserleri: Hearst Medical Papyrus (Hearst Tıp Papirüsleri) [1905]; Models of Ships and Boats (Gemi ve Tekne örnekleri) [1913]; Excavations at Kerma (Kerme Kazıları)
[2 cilt, 1923]; Harvard Excavations at Şa­marla (Harvard üniversitesinin Samiriye Kazıları)
[2 cilt, 1924] ve The Development of the Egyptian Tomb (Mısır Me­zarlarının Gelişimi) [1935]. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİSNER (George Andrew) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİNER (Fritz)

Tarih 27 Haziran 2009

REİNER (Fritz), macar orkestra yöneticisi, sonradan amerikan yurttaşlığına geçti (Bu­dapeşte 1888 – New York 1963). B. Bartok’un öğrencisiydi, Lubiana, Budapeşte ve Dresden’de çalıştı.

1931′de A.B.D.’ye yer­leşti, orada belli başlı senfoni orkestra­larının başına geçti. Ayrıca Philadelphia Curtis enstitüsünde ders verdi. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNER (Fritz) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENGEYİĞİ

Tarih 27 Haziran 2009

RENGEYİĞÎ blş. i. Kuzey yarımkürenin soğuk bölgelerinde yaşayan, her iki cinsi de boynuzlu, evcil veya yabanî memeli hay­van.

— ANSiKL. Rengeyiği’nin (Rangifer tarandus) boynunda çok kalın ve sarkık bir ye­le vardır; postu sert ve sık kıllarla kap­lıdır. Boyu 1,20 m’yi, uzunluğu 2 m’yi aş­maz. Boynuzları kendine has biçimde dallı ve eğridir; boynuzların ana kolları uca doğru parmak gibi dallanır.

Rengeyikleri likenlerle beslenir; likenleri boynuzlarıyle veya tırnaklarıyle karı eşeleyerek ortaya çıkarır, fakat iyi mevsimde bulduğu bit­kileri yemekten de geri kalmaz. Gebelik süresi 230 gündür. Eskimolar bu hayvan­ları yarı yabanî halde yetiştirirler. Uzak Kuzey’deki halkın yegâne evcil hayvan kay­nağı bunlardır. Hayvanın bütün kısımla­rından (boynuz, post, kemik, et, kan, kiriş v.b.) yararlanılır.

Canlıyken kas kuv­vetinden (kızaklara koşma) ve sütünden faydalanılır. Laponya’da düzenli bir şekil­de yetiştirilir. Kuzey amerika rengeyiğine karibu denir. Bu geyikler beslenmek için mevsimlik göçlere girişir. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENGEYİĞİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Persian

Tarih 27 Haziran 2009

Persiankiwi: Twitter devrimcisi İranlı.
Persian Farsça Ad:
Kökeni İran olan kimse.
Farsça:
[1] İran’ın resmi dili.
[2] Hint-Avrupa dil ailesinin, Hint-İran dil grubuna ait İran Dilleri alt grubunda yer alan dil.

Persian (İran Kedisi)

Temel Özellikleri
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir.

Görünüş ve Vücut Yapısı
Yüzünün etkileyici geniş ve yuvarlak kafasının kemik yapısı tamamen yuvarlaktır. Belirgin bir girintisi olan basık burnu kısa ve kalkıktır. Gözler iri, yuvarlak ve kabarıktır.

Uçları yuvarlak hafifçe öne eğik kulakları ufaktır ve alt tarafları fazla geniş değildir. Kulaklarının alçak oturuşu kafasının yuvarlaklığını bozmaz.

Bedeni alçak ve güçlü, asla kaba sayılmayacak bir tıknazlıktadır. Kemikleri ve kütlesi ona bir armağan gibidir. Kasları neredeyse abartıya kaçacak bir biçimde yapılıdır.

Dört ayağı da kısa ve kalındır, ön ayakları düz iner. Sırtı muntazamdır, iri patileri yuvarlak ve sıkıdır. Parmakları birbirine yakındır. Kuyruk uzun olmamakla beraber gövdenin uzunluğuna uygundur. Uzun, sık ve canlı tüyleri gövdeden aşağıya akıyormuş gibi kabarık durur. Omuzlar dahil tüm beden boyunda yelelenen ve oradan aşağı göğsü ve ön ayakları kaplayan uzun kürk gibi tüylerle kaplıdır. Pati altlarında ve kulak içlerinde dolgun fırçaya benzeyen tüyler vardır.

Tüy Bakımı
Her gün muntazaman fırçalanması şarttır. çok fazla sindirilmemiş tüyler bağırsak problemlerine yol açabilir. Yumuşak bir fırçayla ve yumuşak hareketlerle fırçalanmalıdır. Eğer şartlar başka türlüsünü gerektirmiyorsa mümkün olduğunca kuru şampuan kullanılması gerekir.

Kökeni
İran kedilerinin uzun tüylü Türk Ankara kedilerinden geldiği sanılmaktadır. Her iki cins de doğulu kediler olarak tanınır. Eski İran kedilerinin Ankara kedileriyle daha yoğun ve yünsü tüylü olmalarının dışında çok az farklılıkları vardı.

İran kedileri Avrupalılar tarafından tüylerinden ötürü beğenilerek yetiştirildiler ve tüm uzun tüylü kedi yarışmalarının vazgeçilmez galipleri oldular. İran kedisinin süregelen ısrarlı yetiştirilmesi sonucunda sarsılmaz yerleri olan İngiliz ve Amerikan Shorthair’ler bile kendi ana vatanlarında tahtlarını kaybettiler.
Örnekler:
tırmık, 3 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian).
shagy, 4 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
lokum, 4 aylık, dişi, İran Kedisi (Persian)
süleyman 2 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
İran Kedisi (Persian)
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir..
… kedi almaya niyetlenenlerin ilk baktığı, ancak bedava bulmanın imkansıza yakın olduğu bir kedi türüdür. yavru olanlar pethoplarda 250 $- 400 $ arası fiyatlara alıcı bulur. saf bir ırk değildir, ankara kedisi ve himayala kedisinin çiftleşmesi ile ortaya çıkmıştır. dediğim gibi şirinlikleri ile kedi almaya niyet edenleri hemen cezbeder ancak bir tane edinmeden önce defalarca düşünülmelidir. zira iran kedileri bakımı en zor kedilerdendir. gözleri ve kulaklarında sorunlar yaşamakla birlikte, yoğun tüy bakımı isterler ve pek çoğunun mama seçtiği görünmüştür. ayrıca uzun tüylerinden dolayı kendini temizlemesi zordur ve tüylerine yapışan kakalar önemli bir problem olur. sağırlık tıpkı kökenleri olan ankara kedileri gibi yaygın olmayan bir hastalıktır. bilindiği gibi sağırlık daha çok çift göz renkli van kedilerinde görünür. nispeten sorunsuz bir türü olan chinchilla, nadir ve aşırı güzel bir kedidir. ..

…Total ve Shell petrol firmalarının LNG Persian ve Pars projelerinden çekildikleri takdirde İran Gaz Sıvılaştırma Firması`nın söz konusu projelerin uygulamasında yer alabileceğini ve bununla ilgili olarak tüm hazırlıkları tamamladığını ilan etti……

Persian Gulf(İran Körfezi)
….Geçen hafta kutlanan Persian Gulf (İran Körfezi) gününde konuşan İran lideri Ayetullah Ali Hamaney`in danışmanı Ali Akbar Velayeti, `Doğru duruşumuzda ısrar etmeliyiz. Bu oyunların iptal edilmesine yol açsa bile duruşumuzu değiştirmeyeceğiz.` dedi……

…İsim değişikliği talebinin bölge istikrarına zarar verdiğini söyleyen İran meclis başkanı Ali Laricani, `Araplar bu büyük Körfez`in adını değiştirerek kendileri için faydasız girişimlerde bulunuyorlar.` dedi…..

Persiankiwi

Twitter devrimcisi İranlı, Tüm dünya İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olanları canlı yayın gibi aktaran Twitter müptelası, kim ve ne olduğu bilinmeyen bilgisayar tutkunu.

İlgili Haberler:

Ben şu anda öldürülüyorum!
23.06.2009 / 13:43:35
Tüm dünya İran’da olanları an be an Twitter’dan öğreniyor. Peki Twitter ne biliyor musunuz?
İran´da seçimlerden sonra ülke karıştı. Hergün protesto gösterileri oluyor, onlarca kişi hayatını kaybediyor. Reforcular ayakta… Ancak İran hala eski İran; ülkede gazeteciler hala yoğun baskı altında. Yabancı gazetecilere boykot var. Seçimler biter bitmez İran´dan çıkarıldılar. Ülkede kalmayı

başaranlar da kelle koltukta, fısıltıyla haber yapabiliyorlar. Ama tüm dünya orada yaşananları anında öğreniyor. Peki bu nasıl oluyor?

Cevap Fransız Liberation Gazetesi´nin manşetinde gizli: İran´da; Twitter devrimi mi? Belki de dünyada ilk kez bir internet sitesi belki de bir ülkenin kaderini değiştirecek.

Peki nedir bu Twitter?

www.twitter.com aynı facebook gibi bir sosyal iletişim ağı. Ancak bu sayfada tek bir soruya cevap veriyorsunuz. “What are you doing? – Şu anda ne yapıyorsun?” Ve bu soruya sadece 140 karakterle cevap verme şansınız var.

İlk anda bu uygulama insana saçma geliyor. “Kim benim ne yapmak istediğimle ilgilenir ki? Ya da banane hiç tanımadığım birinin yaptıklarından?” diyebilirsiniz. Bunu dedirtecek mesajlar da az değil. Çünkü twitter başlarda “Şu anda yatıyorum, duruyorum, tuvalete gidiyorum gibi mesajlarla” doluydu.

ÜNLÜLER DE TWİTTER´DA
Ancak gün geçtikçe bu ilginç ağın kullanıcıları da değişti. Birçok şirket, web sitesi ve ünlüler burada o anda ne yaptıklarını milyonlara duyurdu. “A şirketi şu anda x ürününü piyasaya sundu” gibi iletilerde gözle görülür bir artış oldu. Beğendiğiniz müzisyenler yeni albümlerini, konserlerini ya da sahne programlarını ilk kez twitter´la duyurdular. Hatta Martha Stewart köpeğinin bir propan patlamasında öldüğünü yine Twitter´dan duyurdu.

Asthon Kutcher karısı Demi Moore´un bikinili fotoğraflarını yine Twitter´da yayınladı. Amerika´nın en ünlü talk showcusu Oprah Winfrey de ilk ´twit´ini canlı yayında yazdı. Türkiye´den de Sertap Erener ve Demir Demirkan twitter üyesi…

İRAN´DAN GELEN SON MESAJDA ÖLÜM VAR

Cep telefonuyla internete girmek yaygınlaştıkça Twitter´ın kullanımı da boyut değiştirdi. Moldova´da protestocular Twitter sayesinde bir araya gelip ülkeyi salladılar. Çin´deki depremi de ilk duyuran yine bir Twitter kullanıcısı oldu. Gazze savaşından Hollanda´daki THY uçağının düşüşüne kadar birçok olay ilk olarak Twitter´da yer aldı. Hem de resimleriyle… Yani twitter üyesi herkes bir nevi gönüllü muhabir diyebiliriz.

AHMEDİNEJAD TWİTTER´I ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR

Şimdi de aynı şey İran için geçerli. Musavi yanlıları seçimin başından beri Twitter sayesinde bir araya gelip örgütleniyorlar. Seçimden sonra da aynı örgütlülüğü böyle sürdürüyorlar. Tabii tüm dünya da bu şekilde İran´da olup bitenlerden anında haberdar oluyor. Öyle ki 16 Haziran´daki server bakımı İran´daki genel seçimle aynı güne denk gelince ABD dışişleri bakanlığının ricasıyla şirket bakımı erteledi.
Ahmedinejad yönetimi protestocuları meydanlarda durdurmaya çalışırken, bir yandan da Twitter´ı ´susturmak´ için internet bağlantılarını engellemeye çalışıyor.

İran´dan gelen mesajlarda özellikle tek bir kullanıcı dikkat çekiyor. Persiankiwi ülkedeki son durumu anında dünyaya geçen gönüllü bir muhabir gibi çalışıyor. Haberi hazırlarken bile onun girdiği mesajlara yetişemedik. Persiankiwi´nin mesajlarını http://twitter.com/persiankiwi adresinden okuyabilirsiniz. Veya buraya tıalayınız >Persiankiwi Twitter

İşte Persiankiwi ‘nin son mesajları: Haber: http://www.habercinim.com
Dışişleri bakanlığına giden bütün yollar ve ara sokaklar güvenlik güçlerince kapatıldı.

Tahran´daki durum bugün çok karışık. Yolların çoğu kapatılmış durumda.

(Etemad Melli gazetesine saldırıldı.)

(Hapishalerdeki birçok özgürlükçü liderin açlık grevine başladığı söyleniyor. )

(Hamaney bu cuma yeniden vaaz verecek)

(Nobel ödüllü avukat Şirin Ebadi ´protestocuları öldürenlerin hepsini dava edeceğim)

(Allahu Ekber ve Rahmetullah- Barış size bağlı, bize destek veren herkese teşekkürler. )

(Eğer sokaklara çıkıp protesto etmekten korkuyorsanız, kan verin! Bu bile çok büyük yardım olacak.)

(Eğer milislerden birini görürseniz onları öldürmeyin, onlara kardeşiniz gibi davranın. )

DSL bağlantısını şu anda kesmek zorundayız. Çünkü bilgisayarın sahipleri gelmek üzere. Ama her zaman bağlantı kuracak bir yol bulacağız.

İran halkı gün bugündür. Bu yeni bir başlangıçtır. Umut ediyoruz ve hazırlanıyoruz.

Hükümet güçleri protestolara cevap olarak elektriği kestiler. Şu anda yemek pişirmek için bile evlere gaz girişi yapılamıyor.

Yiyecek kıtlığı başlayacak. Nakliye durduruldu. Bankalarda para sıkıntısı var.

Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu

Emre KIZILKAYA 26 Haziran 2009
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu

Hürriyet:

Hürriyet’in, basına sıkı bir sansür uygulanan Tahran’daki haber kaynaklarından biri de, “Persiankiwi” takma adıyla internetten “canlı yayın” yapan cesur bir İranlı’ydı. Dünya basınının da yakından takip ettiği Twitter devrimcisi, önceki akşam “Bir arkadaşımı aldılar, işkence yapacaklar” dediği son mesajlarından sonra kayboldu.

DÜNYANIN dört bir yanında, aralarında dev basın kuruluşlarının da bulunduğu 37 bin abonesi olan tek kişilik bir medya ordusu…

“Mikro-mesajlaşma” temalı sosyal internet sitesi Twitter’ın İranlı kullanıcısı “Persiankiwi” (İranlı Kivi), işte böyle biri. Persiankiwi, Tahran’daki sokak olaylarının 12 gün önce başlamasından, önceki gün hükümetin artan baskılarıyla büyük ölçüde bastırılmasına dek, siteye tam 823 kısa mesaj gönderdi.

Esrarengiz Musevici

Persiankiwi’nin olay yerinden attığı bu mesajlar, aralarında Hürriyet’in de bulunduğu abonelerine, SMS ve eposta yoluyla anında iletiliyordu. Dehşeti birinci ağzından anlatan mesajlardaki bilgiler, geç de olsa hep doğrulanıyordu. Ajanslar, Persiankiwi’nin aktardığı bilgileri saatler sonra, bazen aynen haberleştiriyorlardı. Oysa Persiankiwi’nin erkek mi, kadın mı olduğu bile bilinmiyor.
Öldü mü, saklanıyor mu

Protestoların göbeğindeki bu “yurttaş gazeteci”, önceki akşam sustu. Twitter’da endişeli bir bekleyiş var. “Tammnesia” adlı kullanıcı “Hayatından endişe ediyorum” diyor.

Son mesajları, tutuklanmış veya öldürülmüş olabileceği şüphesini doğursa da, “Şu anda Baharistan civarında saklanıyor ve internet bağlantısı yok” iddiası da mevcut.

Son mesajları:

’Şehitleri hatırlayın Allahüekber’

PERSIANKIWI’nin önceki gün yazdığı son mesajlar şöyle:

Saat 16.15: Az önce Baharistan Meydanı’ndaydım. Bugün durum felaket. İnsanları hayvan gibi dövüyorlar. Kolu bacağı kırılmış, kafası yarılmış çok kişi gördüm. Savaş gibi.

Saat 17.34: Bütün dükkanlar kapalı. Kaçacak yer yok. İnsanları her yerde helikopterle takip ediyorlar.

Saat 18.12: Telefon hatlarını kullanıp internet kullanıcılarını buldukları söyleniyor. Şimdi buradan gitmem lazım.

Saat 18.22: Lalezar Meydanı da Baharistan gibi. İnanılmaz. Her yerde ölüler var.

Saat 18:42: Şimdi gitmeliyiz. İnternete ne zaman ulaşırım bilmiyorum. Birimizi aldılar, işkence yapacaklar, isim söyletmeye çalışacaklar. Hızlı hareket etmemiz şart.

Saat 18:52: Allahım, sen herşeyin yaratıcısısın ve herşey sana dönecek. Allahüekber.

’En önemli’ gazeteciden Obama’ya soru

LOS Angeles Times’dan El Cezire’ye, AFP’den Sky News’e, Daily Telegraph’dan MSNBC’ye kadar sayısız medya kuruluşu, Persiankiwi’nin Tahran’dan verdiği haberlerden yararlandı. Amerikalı gazeteci Spencer Ackerman, “Persiankiwi şu anda dünyanın en önemli gazetecisi” diye yazdı.

İhanet olmaz mı

Meçhul Twitter’cı, dolaylı yoldan bile olsa ABD Başkanı Barack Obama’ya kadar ulaştı. Persiankiwi, Amerikalı blog yazarı aracılığıyla Obama’ya basın toplantısında “Ahmedinejad’ın zaferini tanımanız, İranlı protestoculara ihanet olmaz mı” diye sordu./_np/7263/8277263.jpg

Seçim bitti geçim mesajı

Seçim sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürerken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, dün Tahran’ın güneyinde petrokimya tesisi açtı.

İran’ın ÖSS’si
Türbanlarını gevşetme mücadelesi veren birçok genç kız, protestolara ara verip, haremlik-selamlık salonlarda üniversite giriş sınavına katıldı.

Tahran’dan son gelişmeler

Prof’lara büyük gözaltı

AKADEMİK GÖZDAĞI:

Seçimi kaybeden aday Mir Hüseyin Musevi ile önceki gece bir araya gelen 70 üniversite profesörünün birkaç saatliğine gözaltına alındığı iddia edildi. Hükümet iddiayı yalanladı. 100 milletvekili, son gelişmeler nedeniyle Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın zafer kutlamasına katılmayacaklarını açıkladı.

WSJ’DEN ANKARA’YA:

Wall Street Journal Gazetesi, “Mahmud’ un Arkadaşları” başlıklı makalede, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. “Kanaat” bölümündeki yazıda, Ankara hükümetinin İran’daki seçimin hemen ardından Ahmedinejad’ı kutlamasının büyük bir hata olduğu iddia edildi.
—–
Persiankiwi neden sustu
Dünya basınının yakından takip ettiği Twitter devrimcisi İranlı ortadan kayboldu.

İlgili Kelimeler: RAPAKİVİ i. (fr. rapakiwi)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Persian hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rene

Tarih 27 Haziran 2009

Rene, fransız yazarı Chateaubriand’ın ro­manı; önce Genie du Christianisme’in (Hı­ristiyanlığın özü) bir bölümü olarak, son­ra da, 1805′te, kitap halinde basıldı.

Ese­rin kahramanı, dünyadan ve kendinden bı­karak Amerika’ya giden üzüntülü bir de­likanlıdır. Romanın romantik yazarlar üs­tünde büyük bir etkisi oldu. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rene hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİD (Whitelaw)

Tarih 26 Haziran 2009

REİD (Whitelaw), amerikalı siyaset adamı ve gazeteci (Xenia, Ohio 1837-Londra 1912).

Ayrılık savaşı sırasında savaş muhabiriydi. 1867′de After the War (Savaştan Sonra), 1868′de de Ohio in The War (Savaş Sırasında Ohio) adlı eserleri yayımladı. 1872′de New York Tribüne gazetesine girdi ve gaze­tenin başyazarı oldu.
Son olarak diplomat­lık mesleğine atıldı ve Fransa’da Amerika’yı temsil etti (1889-1892), 1905′ten ölümüne kadar büyükelçi olarak Londra’da bulun­du. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Whitelaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REFİĞ (Halit)

Tarih 26 Haziran 2009

REFİĞ (Halit), türk filim yönetmeni ve si­nema yazarı (İzmir 1934).

Şişli Terakki li­sesini bitirdi. Bir süre İstanbul Amerikan kolejinde okudu. 1956′dan itibaren dergi ve gazetelerde filim tenkitleri yazdı. Nijat özön ile birlikte Sinema dergisini yayım­ladı (1956). Filimlerde senaryocu ve yönet­men yardımcısı olarak çalıştı. 1960′ta yö­netmenliğe başladı.

Başlıca filimleri: Ya­sak Aşk (1960); Şehirdeki Yabancı (1963); Gurbet Kuşları (1964); Haremde Dört Ka­dın (1965); Erkek ve Dişi (1966); Bir Türke Gönül Verdim (1970). Sinema üstüne yaz­dığı yazıların bir kısmını Ulusal Sinema Kavgası adlı kitapta topladı (1971). [M]

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFİĞ (Halit) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REFERANDUM

Tarih 26 Haziran 2009

REFERANDUM i. (fr. referendum’dan). Siyaset ve Huk. Siyasî iktidar tarafından alınan bir kararın idare edilenler tarafın­dan kabul edilip edilmediğini ortaya ko­yan halkoyuna başvurma usulü.

— ANSİKL. Halkın doğrudan doğruya yö­netime katılması iki şekilde olabilir. Birin­de (buna «dolaysız demokrasi» adı verilir), vatandaşlar, belirli zamanlarda, siyasî ve idarî kararlara katılmak üzere genel ku­rul halinde toplanırlar. Eskiçağ sitelerinde bu kurul, gerçek bir hükümet organı öde­vi görürdü ama site halkının yalnız bir kısmı vatandaş sayılıyordu.

İsviçre’nin üç kantonunda (Glaris, Appenzell, Unterwald) ve bazı amerikan komünlerinde, yılda bir kez toplanan genel kurulun görevi ancak yöneticileri denetlemekten ibarettir. Hal­kın yönetime katılmasının ikinci şeklinde ise (buna «yarı dolaysız demokrasi» denir) seçmenlerin görevi, basit temsilî rejimde olduğu gibi, temslicileri seçmekten ibaret değildir; seçmenler, günlük dilde çok zaman referandum ortak adı altında birbiri­ne karıştırılan çeşitli ve değişik usullerle, gerek yasama yetkisine, gerek anayasa yap­ma yetkisine katılmış olurlar.

Bu çeşitli usuller şunlardır: .
• Halk vetosu. Kanun, parlamento tara­fından hazırlanır ve yürürlüğe konmadan önce halka bildirilir. O zaman seçmenle­rin bir dilekçe verme hakkı vardır; eğer kanuna karşı olanlar yeterince imza top­layabilirlere, bu kanunun onaylanması ve­ya kaldırılması konusunda bir referanduma başvurulur; eğer referandum yapılması le­hinde kullanılmış oylar yetersiz ise, kanun onaylanmış sayılır. Böyle bir sistem Fran­sız ihtilâlinden sonra, Yıl I’in «Montagnarde» Anayasasınca öngörülmüştü. Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri, mahallî anayasalarında bu sisteme yer vermişler­dir.

• Seçme. Hükümet, seçmenlere birkaç çö­züm yolu sunar, seçmenler bunlar arasın­dan birini seçerler. Meselâ 21 ekim 1945′te hükümet, Fransızlara şunu sormuştu:

a) aynı gün seçtikleri meclis, yeni bir ana­yasa hazırlamakla görevli bir kurucu mec­lis mi olacak, yoksa 1875 Anayasası ka­nunları çerçevesinde (senato o zaman iki ay içinde seçilirdi) çalışan bir milletvekilleri meclisi mi olacak;
b) bu meclis bir kurucu meclis ise, yetkileri sınırsız mı ola­cak, yoksa ek bir geçici anayasa mı yü­rürlüğe konacak?

• Anayasal referandum. Yeni anayasalar veya anayasa tadili tasarıları seçmenlere sunulur. Fransa’da birkaç anayasa için bu yola başvuruldu.
İsviçre’de, anayasal referandum, gerek fe­deral alanda, gerek kantonlar alanında, mecburîdir.

• Yasama referandumu. Hükümet ve par­lamento, organik veya alelade bir kanun teklif veya tasarısını halkın onayına su­nar. 1952 Fransız Anayasası toplantılar sü­resince hükümetin veya iki meclisin, res­mî gazetede yayınlanan teklifini referan­duma sunma hakkını cumhurbaşkanına ve­rir.
Ancak bunların, amme yetkilerinin teş­kilâtlanmasına ilişkin veya Anayasaya ay­kırı olmamakla birlikte, kurumların çalış­masında aksaklıklar yaratması muhtemel bir devletlerarası antlaşmanın onaylanmasıyle ilgili kanun teklifleri olması gerekir. Burada sınırlı konular üstünde ihtiyarî bir referandum söz konusu demektir.

Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri ihtiyarî referandum, bazıları ise mecburî referan­dum usulünü uygular.
İsviçre’de, yasama referandumu, federal alanda ihtiyarîdir (30 000 vatandaşın veya 8 kanton hükümetinin talebi gerekir). Ama bütçe, malî kanunlar ve üyelerin mutlak çoğunluğuyle meclislerin âcil kararını al­dıkları kanunlar için referanduma gidile­mez. Kantonlar alanında ise bazen mec­burî, bazen ihtiyarîdir.

• Danışmak referandum. Resmî makam­lar, seçmenleri danışmalı bir referanduma da çağırabilirler. 1852 Fransız Anayasası­nın bu tür bir istişareyi öngördüğü anlaşılıyorsa da, bu yola hiç başvurulmamıştır.

• Halk teşebbüsü. Vatandaşların teşeb­büsüne katılma hakkına bu ad verilir. Bu­rada, kaleme alınmış bir kanun teklifi üs­tünde veya ilân edilmiş bir reform konu­sunda belirli sayıda imza toplamak söz ko­nusudur (yazılı teşebbüs). Dilekçe kanunî sayıda imzayı toplayabildiği zaman (İsviç­re’de federal kanunlar için 50 000) gerçek bir referanduma gidilir.
Bazı anayasalar (İsviçre, Kuzey Amerika’­nın bazı eyaletleri) bir dolaysız teşebbüs öngörürler; bu yolla kabul edilen tasarı, kanun hükmündedir.

Bazı anayasalar (Ku­zey Amerika’nın çeşitli eyaletleri) ise, do­laylı teşebbüsü öngörürler. Bu durumda teklif veya reform bildirisi parlamentoya su­nulur; parlamento onaylar veya reddeder; bazı hallerde, parlamentonun kabul ettiği metin yeniden bir yasama referandumuna sunulur.
İsviçre’de, federal işlerde, halk teşebbüsü ancak Anayasa konusunda işe karışabilir. Bu sınırlamanın sakıncası, Anayasaya, am­me yetkilerinin teşkilâtlanmasını hiç bir surette ilgilendirmeyen tedbirlerin sokulma­sıdır. Kantonlarda ise, halk teşebbüsü, ge­rek Anayasa alanında, gerekse yasama ala­nında uygulanır.

* Referandum – hakemlik. İki savaş ara­sında yürürlüğe giren bazı avrupa anaya­saları, yürütme kuvveti ile yasama kuv­veti arasındaki anlaşmazlılkarda hakemliği reform aracılığıyle halka tevdi etmeyi ön­görmüştür. General de Gaulle’ün de 1958 Anayasasını bu açıdan yorumladığı söyle­nebilir. Referandumun demokratik niteliği reddedilemez. Çünkü halka, bu yolla, bazı kararların alınmasına doğrudan doğruya katılma imkânı sağlanır (Duguit, seçmen kitlesinin şu veya bu kanun tasarısı üstün­de fikir beyan ederken yetenekli temsil­ciler seçmek istediği zamankinden daha isabetli davrandığını öne sürer).

Ama buna karşılık referandum, bir yandan muhafaza­kâr niteliği dolayısıyle (İsviçre’de reform tasarılarının çoğu statükoyu korumak üze­re reddedilmiştir) ve öte yandan da seç­menin çok zaman referandum kavramıyle plebisit kavramını birbirine karıştırıp met­nin kendisinden çok kendisine bu metni sunan ve işbaşında bulunan devlet ada­mını göz önünde tutarak oy kullanması sebebiyle kınanmıştır.

• Türkiye’de 1961 Anayasası tasarısı, Ku­rucu meclis tarafından hazırlandıktan son­ra halkoyuna sunuldu. Milletlerarası hukuk dışında yurt içinde ilk olarak başvu­rulan bu referandum, 28 mart 1961 tarihli ve 283 sayılı, Anayasanın Halkoyuna Su­nulması Hakkında kanun hükümlerine uyularak yapıldı. Anayasa tasarısının halkoyu­na sunulması Kurucu Meclis Teşkili Hak­kında kanunla öngörülmüş, hattâ yine bu kanunla, referandum sonucunda Anayasa­nın reddi halinde, her 100 000 nüfus için bir üye hesabiyle ve yeni seçim kanunu hükümlerine göre yeni bir Temsilciler mec­lisinin seçileceği ve bu suretle yeni bir ta­sarı daha hazırlanacağı belirtilmişti.

Referandumu düzenleyen kanuna göre, seçme yeterliği bulunan her vatandaş, seçmen kütüğüne kayıtlı olmak şartıyle halkoyuna katılabilecekti. Anayasayı kabul eden seç­menler, üzerinde «evet», kabul etmeyenler de üzerinde «hayır» yazılı pusulaları kullan­dılar. Bu oy pusulaları değişik renklerde yapıldı. Seçim kurulu, Anayasanın halko­yuna sunulmasında uygulanacak esasları ay­rıca açıklamıştı.

Bu açıklamaya göre, ken­dilerine oy verme gününe kadar seçme yeteneğini kaybettiğine dair yetkili merci­lerden resmî belge gelmiş bulunanlar, seç­men kütüğünde yazılı olsalar bile oy vere­meyeceklerdi. Oy verme süresi saat 8′den 17′ye kadardı. Seçim çevresi, seçim bölgesi ve sandık bölgeleriyle propaganda, araç­ların sağlanması, sandık kurulu üyelerinin ant içmeleri, görev ve yetkileriyle oy ver­me yeri, oy verme sırasındaki işler konu­sunda genel seçim kuralları uygulandı. Re­ferandumda kullanılan oy pusulaları 7×10 sm ölçüsünde, 24 puntoluk harflerle beyaz renktekilerin üzerine «evet», açık kırmızı renktekilerin üzerine de «hayır» yazılmak suretiyle hazırlanmıştı.

Bu pusulaların içi­ne konulacağı zarflar, ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mühürleriyle mühürlendi. Seçmen, çift mühürlü zarflardan birini al­dıktan sonra kapalı oy verme yerine gide­cek ve burada bulunan «evet» veya «hayır» ibaresini taşıyan pusulalardan dilediğini bu zarfa koyarak zarfın ağzını bizzat kapat­tıktan sonra, eliyle sandığa atacaktı. Her iki pusulanın da bulunduğu zarflar geçer­siz sayıldı. Bir zarfta aynı renkte birden fazla oy pusulası çıktığı takdirde bu, bir oy sayıldı.

O tarihte Türkiye’nin nüfusu 27 818 248 idi ve bunun 18 992 740′ı köy ve bucaklarda, 8 825 508′i de şehirlerde yaşamaktaydı. Seç­men sayısı da şöyle tespit edilmişti: köy ve bucaklarda
8 693 465 (yüzde 45,8), şe­hirlerde 4 054 436 (yüzde 45,9); toplam 12 747 901 (yüzde 45,8). Referandum 15 tem­muz 1961 günü yapıldı. Köy ve bucaklar­da 42 256, şehirlerde 13 793 sandıkta oy kullanıldı. Sayım sonunda köy ve bucak­larda 7 245 158 (yüzde 83,3), şehirlerde ise 3 075 593 (yüzde 79,9) kişinin oy kullan­dığı anlaşıldı.

Geçerli oyların sayısı şöy­leydi: köy ve bucaklarda 7 215 101 (yüzde 60,5), şehirlerde 3 066 935 (yüzde 64,7). Ana­yasa geçerli oyların yüzde 61,7’siyle onay­lanmış oldu, oy sahiplerinin yüzde 38,3′ü de Anayasaya «hayır» dedi. Bu suretle re­feranduma sunulan 1961 Anayasası 9 tem­muz 1961 günü 3 934 370 hayır oyuna karşı 6 348 191 evet oyuyle kabul edildi. (LM)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFERANDUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REESE (Gustave)

Tarih 26 Haziran 2009

REESE (Gustave), amerikalı müzikolog (New York 1899).

New York üniversitesin­de ders verdi. 1935′te Amerikan Müzikoloji derneğini kurdu: 1950′de bu derneğin baş­kanı oldu. Kendi konusunda güvenilir kay­naklar olan birçok eser yazdı.

Bunlar arasında Music in the Middle Ages (Ortaçağ­da Müzik) [19401 ve Music in the Renaissance (Rönesansta Müzik) [1954] önemli­dir. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REESE (Gustave) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDWAY (Jacques Wardlaw)

Tarih 26 Haziran 2009

REDWAY (Jacques Wardlaw), amerikalı coğrafyacı (Nashville, Tennesse 1849 – öl. 1942).

Kaliforniya üniversitesinde ve Mü­nih’te okudu, Kaliforniya’daki State Nor­mal School’da Fizikî Coğrafya ve Kimya kürsüsünde ders verdi. 1870-1880 Arasında Kaliforniya ve Arizona’da maden arayıcısı oldu, incelemeler yaptı.
Coğrafya araştırma­larını, daha sonra, Güney Amerika, Avru­pa ve Asya’da, sürdürdü.

Eserleri: Manual of Geography (Coğrafya Elkitabı) [1887]; Ma­nual of Physiography (Fizyografya Elkitabı) [1900]; New Basis of Geography (Coğrafya’nın Yeni Temelleri) [1901]. (M)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDWAY (Jacques Wardlaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDUVİİDAE

Tarih 26 Haziran 2009

REDUVİİDAE çoğl. i. Heteroptera takı­mından reduvius ile benzeri cinsleri kapsa­yan böcek familyası.

— ANSiKL. Reduviidae familyasındaki bö­cekler özellikle sıcak memleketlerde pek çoktur; etçil olan bu hayvanlar genellikle di­ğer böceklerin kanıyle beslenir.
Bunlardan bazıları (fruatoma, rhodrius, eratyrus), en çok da Amerika’da yaşayanlar, «chagas hastalığı» adiyle bilinen tripanozomiyaz gibi tehlikeli hastalıkları insanlara bulaştırır. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDUVİİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RED RİVER

Tarih 26 Haziran 2009

RED RİVER, Kuzey Amerika’da ırmak. Winnipeg gölüne dökülür; 1 060 km.

A.B.D.’de Büyük Göller’in batısında doğar, kuzeye doğru akar, Manitoba eyaletinde Kanada’ya girer ve Winnipeg’de Assiniboina’yı alır. 1811′de lord Selkirk’in bu ır­mağın vadisine yerleştirdiği iskoçyalı ko­lonlar, Manitoba eyaletinin çekirdeğini meydana getirdi.

— Kanada’da (Quebec) ırmak, Ottawa’ya katılır (sol kıyı); 200 km. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RED RİVER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REHN (Frank Knox Martin)

Tarih 26 Haziran 2009

REHN (Frank Knox Martin), amerikalı ressam (Philadelphia, Pennsylvania 1848 -Magnolia, Massachusetts 1914).

Philadelp­hia Güzel Sanatlar akademisinde okudu. Deniz, manzara resimleri ve portreleriyle tanındı, özellikle deniz ressamı olarak bü­yük başarı kazandı. 1900 Paris sergisinde şeref payesi aldı. 1885′te New York’ta açılan bir sergide ve 1907′de Philadelphia Sanatçılar birliğinden altın madalyalar ka­zandı. İçinde figürlerin yer aldığı en önemli eseri Türk Haremi’dir.

Başlıca de­niz resimleri: Kaybolan Tekne (Detroit Sa­nat müzesi), Bir Yaz Gününün Bitişi (Buf-falo Güzel Sanatlar akademisi); Tayfasının Terk Ettiği Harap Gemi (1892); Gulf Stream’de Güneşli Bir öğleden Sonra (1914) [M]

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REHN (Frank Knox Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECLUS (Elisee)

Tarih 25 Haziran 2009

RECLUS (Elisee), fransız coğrafyacısı (Sainte-Foyla-Grande 1830 – Thourout, Brug-ge yakınları 1905).

Cumhuriyetçi düşüncele­ri yüzünden 1851′de Fransa’dan ayrılmak zorunda kaldı, Avrupa’da gezdi, bir süre için Amerika’ya gitti, Paris’e dönünce (1857), La Terre, Description des Phenomenes de la Vie de Globe (Yeryüzü, Yer­küredeki Hayat Olaylarının Tasviri) [1867-1868] adlı iki ciltlik eserini yayımladı. En­ternasyonal’e girdi. Komün’e katıldığı için sürgün edildi.

Yurt dışında Geographîe üni­verselle (Evrensel Coğrafya) [1875-1894] adlı büyük eserini yazmağa başladı; bu eser sayesinde 11892′de yeni Brüksel üni­versitesinde profesör oldu.

Başlıca eserle­ri: Afrigue Australe (Güney Afrika) [1901], kardeşi Onesime ile birlikte yazdığı L”Em-pire du Milieu (1902), Homme et la Terre (İnsan ve Toprak) [1905-1908]. — Büyük kardeşi ELİE, fransız yazarı (Sainte-Foy-la-Grande 1827 – Brüksel 1904), 1848 cum­huriyetçi hareketine katıldı; iki defa sürgün edildi. Kardeşi Elisee Reclus’nün yazdığı kitaplara katkısı oldu.

Başlıca eseri: Les Primitifs, Etudes d’Ethnologie Comparee (İlk İnsanlar, Karşılaştırmalı Etnoloji İn­celemeleri) [1855]. — ONESiME, fransız coğrafyacısı (Orthez 1837 – Paris 1916), ön­cekilerin kardeşi. Afrika ve Avrupa’nın birçok yerini dolaştı. Başlıca eserleri: La France et ses Colonies (Fransa ve Sömürge­leri) [1886-1889]; 1910-1914′te Nouvelle Ge­ographîe Üniverselle Bong (Yeni Bong Dünya Coğrafyası) [1910-1914]. — ARAMAND (Orthez 1843 – Sainte-Foy-la-Grande 1927); öncekilerin kardeşi, Orta Amerika’yı dolaş­tı ve yolculuk hatıralarını yayımladı. — PAUL. fransız hekimi, öncekilerin kardeşi (Orthez 1847 – Paris 1914). Tüberküloz ve husye sifilisi üstüne incelemeler (Malaâie Kystique de la Mamelle [Memede Kist Has­talığı]) yayımladı ve lokal anestezi üstüne eserler verdi. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECLUS (Elisee) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REBULL (Juan)

Tarih 25 Haziran 2009

REBULL (Juan), ispanyol heykeltıraşı (Reus 1899).

Heykel çalışmalarına doğduğu şe­hirde başladı. Barcelona’da belediyenin verdiği bursla okudu, Arturo Carbonell ile Antonio Alsina’nın öğrencisi oldu. 1918′de Los Evolucionistas (Evrimciler) grubunu kurdu, çeşitli sergilere katıldı.

Barcelona Sanatseverler derneğinden sağladığı bursla Fransa ve İngiltere’ye gitti. 1931′de, Vil-lanueva ve Geltru bölgelerinden milletve­kili seçildi, sonra Müzeler kurumunda gö­rev aldı. 1935′te, ressam İgnacio Mallol ile Escuela-Taller Tarragona adlı bir okul aç­tı. Bu sırada, Barcelona sergisinde> Çocuk Başı adlı eseriyle heykelde birincilik ka­zandı.

1939′da İspanya’dan ayrıldı; Fransa, ingiltere ve A.B.D.’de yaşadı. 1948′de İs­panya’ya döndü, 1951′de Madrid’de açılan Birinci İspanyol-Amerikan Sanat bienalinde heykelcilik alanındaki büyük ödülü al­dı; bir ara Barcelona Güzel Sanatlar yük­sekokulunda Heykel Atelyesi kürsüsünde çalıştı. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBULL (Juan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REAGAN (Ronald Wilson)

Tarih 25 Haziran 2009

REAGAN (Ronald Wilson), amerikalı si­nema oyuncusu ve siyaset adamı (Tampico, İllinois 1911).

Elliye yakın filim çevirdi (1937-1942 ve 1945-1964), Hollywood’daki oyuncuların en güçlü sendikası olan Sereen Actors Guild’ın başkanlığını yaptı (1947-1952 ve 1959-1960). John Birch society ile yakın dostluk kurdu. Kasım 1966′da Kali­forniya valisi seçildi. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAGAN (Ronald Wilson) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Reader’s Digest

Tarih 25 Haziran 2009

Reader’s Digest, 1922′de New York yakı­nındaki Pleasantville’de De Witte-Lila Bell Wallace çifti tarafından kurulmuş amerikan yayım ortaklığı.

Dünya basınında çıkan ma­kalelerin özetlenmiş derlemelerini yayımla­yan, Reader’s Digest adında aylık bir der­gisi vardır. 1929′da bu derginin tirajı 109 000′di ve yalnız Amerika’da satılıyordu. 1939′da ingiltere’de, 1940′ta ise İspanya ve Por­tekiz’de de satılmağa başlandı. 1945′ten son­ra, A.B.D.’de 11 milyon basılan Reader’s Digest’ın yabancı ülkelerdeki çeşitli baskı­larının sayısı otuz bire çıktı ve bu baskı­ların toplam tirajı 7 500 000′e yükseldi. Bun­ların arasında en önemlisi, 1947′den beri çı­kan fransızca Selection’dur. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reader’s Digest hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAY

Tarih 24 Haziran 2009

RAY (Raymond Nicholas KİENZLE, Nic-holas — denir), amerikalı filim yönetmeni (La Crosse, Wisconsin 1911).

Bir süre rad­yoda çalıştı. Sonra Broadway’de birçok piyesi sahneye koydu. 1948′de Dönülemeyen Yol (They Live by Night) adlı ilk fil­mini çevirdi.
Öbür filimleri: Dişi Kartal (Johnny Guitar) [1953]; Âsi Gençlik (Rebel Without a Cause) [1955]; Tehlikeli Arzu­lar (Bigger Than Life) [1956]; Party Girl (1959); Vahşî Masumlar (The Savage İnnocents) [1960]; İsa’nın Hayatı (King of Kings) [1961]; Pekin’de 55 Gün (Fifty Five Days at Pekin) [1963]. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAWLİNGS

Tarih 24 Haziran 2009

RAWLİNGS (Kinnan, Marjorie — denir), amerikalı kadın romancı (Washington 1895-St. Augustine, Florida 1953).

1918′de Wisconsin üniversitesini bitirdi, sonra on yıl gazetecilik yaptı. 1908′de gazeteciliği bı­raktı, kendini çiftçiliğe ve yazarlığa verdi. 1931′de Jacob’s Ladder (Yakub’un Mer­diveni) adlı hikayesiyle Scribner’s Magazine hikâye yarışmasını kazandı. İki yıl sonra Gal Young Un adlı eseriyle O. Henry kısa hikâye ödülünü aldı.
Romanları: South Moon Under (Güney Ay’ı Altında) [1933], Pülitzer ödülünü kazanan The Yearling (Bir Yaşındaki Bebek) [1938], Golden Apples (Altın Elmalar) [1935], The Sojourner (Mi­safir) [1953]. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWLİNGS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAWDON-HASTiNGS (Francis)

Tarih 24 Haziran 2009

RAWDON-HASTiNGS (Francis), birinci Hastings markisi ve ikinci Moira kontu, ingiliz generali ve sömürge yöneticisi (County Down, İrlanda 1754-Napoli 1826).

Amerikan bağımsızlık savaşma katıldıktan sonra yurda döndü ve Galler prensinin gü­venilir adamı oldu, sonra, Hindistan’a ge­nel vali tayin edildi (1813-1823). Orada Gurkha’lara (1814-1816) ve Mahrat’lara karşı (1817-1818) başarı ile savaştı. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWDON-HASTiNGS (Francis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAVENALA

Tarih 24 Haziran 2009

RAVENALA i. (madagaskar dilinde k.). Biri Güney Amerika’da, öteki Madagaskar’da yetişen ve muz ağacına benzeyen iki ağacın cins adı.

(Ravenala Madagascariensis’e Madagaskar’da «yolcu ağacı» da denir; çünkü bunun yapraklarının dip kısmında su vardır, ihtiyaç halinde yolcu bununla susuzluğunu giderir. Muzgillerden.)

RAVEND i. Bk. RAVENT.

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENALA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAVEL (Maurice)

Tarih 24 Haziran 2009

RAVEL (Maurice), fransız bestecisi (Ciboure 1875-Paris 1937).

Paris konservatuvarında Anthiome, Ch.de Beriot, Pessard, Gedalge ve Faure’nin öğrencisiydi. Katıldığı birçok yarışma arasında yalnızca Roma ikincilik ödülünü kazandı. Daha çok Paris’te yaşadı. Birinci Dünya savaşında asker oldu. 1920′de Montford-l’Amaury’de yerleşti, Avrupa ve Amerika’yı dolaştı (1928). 1933′e doğru bir beyin kanaması geçirdi, son çare ola­rak ameliyata başvurulduysa da kurtarıla­madı.

Doğuştan müzikçi olan Ravel benim­sediği her tarzda ustalığını ortaya koydu; bu arada, en orijinal ifadesi çalgı müziği ala­nında belirdi. Ravel, Wagner hayranlığına kapılmadı, Bayreuth’deki çeşitli tartışmalara da hiç katılmadı. Habanera adlı eseriyle da­ha 1895′te gerçek kişiliğini bulduğunu ortaya koydu. Chabrier gibi, melodi çizgisine ve akorların uyuşumlu bir şekilde birbirini izle­mesine dikkat ederek eski fransız klavsencilerinin ve lavtacılarının geleneğini sürdürdü. En katı akademiciliği, en aşırı cüretlerle bir­leştirerek her türlü taklitten uzak kaldı. Ravel Chabrier ve Rus bestecilerinden çok Saint-Saens, hattâ Liszt’e yakındır.

Bütün sa­natına hâkim olan melodi anlayışı onu ma­kam düzenini kullanmağa yöneltti. Müzik dili alanında gösterdiği cüret ve buluşlara, lirik ve senfonik eserlerinden çok önce, piyano eserlerinde rastlanır. Habanera, Noctuelles (Miroirs), Gaspard de la Nuit, Les Valses Nobles et Sentimentales (Soylu ve Duygulu Valsler) bu yolda birer aşamadır. Ravel’in yaratıcı gücü hiç bir zaman teknik düzeniyle bozulmadı.

Ravel’in ses için yaz­dığı eserler, ayrı ayrı yayımlanmış 22 melodi ve derlemelerden meydana gelir: şar­kı ve orkestra için Şehrazat (Tristan Kling-sor, 1903), Histoires Naturelles (J. Renard, 1906), Stephane Mallarme’nin Üç Şiiri (or­kestra ve şarkı için, 1913), Madagaskar Şarkıları (ses ve çalgılar için, Parny, 1925, 1926), Don Kişot Dulcinea’da (P. Mo-rand, 1932). Bunlara üç uyumlu melodi derlemesini (Beş Yunan Halk Melodisi [1907], Dört Halk Şarkısı [1910], İki İbranî Melodisi [1914] ve a cappelîa karışık koro için Üç Şarkı’yı [M. Ravel, 1915]) eklemek gerekir.

Çalgı için bestelediği eserler: piyano için, Habanera (iki piyano için, 1895), Menuet Antiçue (1895), Pavane pour une İnfante Defunte (ölmüş Bir İnfanta İçin Pavan) [1899], Jeux d’Eaux (Fıskiyeler) [1901], Sonatine (1905), Miroirs (1905), Ma Mere l’Oye (dört elle piyano için, 1908), Gaspard de la Nuit (1908), Valses Nobles et Sentimentales (1911), Le Tombeau de Couperin (Coupe-rin’in Mezarı) [1917], iki piyano konçerto­su (1931) [ikincisi yalnız sol içindir].

Oda müziği alanındaki eserleri: yaylı çal­gılar için fa’lı dörtlü (1902-1903), İntroduction et Allegro (flüt, klarinet ve yaylı çal­gılar eşliğinde arp için, 1905-1906), piyano, keman ve viyolonsel için la üçlüsü (1914), iki sonat, keman ve piyano için bir rap­sodi, Çigan (1924); senfonik müziği: İspanyol Rapsodisi (orkestra için, 1907), Vals (1919-1920), Bolero (1928). Tiyatro eserleri, lirik tiyatro (L’Heure Espagnole [Franc-Nohain], 1907; l’Enfant et les Sortileges [Çocuk ve Büyücüler], Gö­lette 1920-1925) ve baleler (Daphnis ve Chloe [1909-1912] ve dört elle piyanonun or­kestra aktarması olan Ma Mere VOye [1912]) olmak üzere iki bölüme ayrılır. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVEL (Maurice) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUWOLFİA

Tarih 24 Haziran 2009

RAUWOLFİA i. Asya, Afrika, Amerika ve Okyanusya’nın sıcak bölgelerinde yetişen ağaç veya ağaççık; çiçeğinin taç kısmı bu­ruşuktur. (Zakkumgillerden.)

— ANSiKL. Eczc. Rauwolfia serpentina’nın kökü ve köksapı Hindistan’da halk ara­sında ateş düşürücü, âdet getirici, ishal durdurucu, böcek ve yılan sokmasını iyileş­tirici olarak kullanılır. Modern tedavide ise bu bitkinin yatıştırıcı ve tansiyon dü­şürücü niteliklerinden yararlanılır; bu nitelikler bitkinin taşıdığı on kadar alkaloitten ileri gelir; bu alkaloitlerin en iyi bilinenleri rezerpin ile raubazin’dir. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUWOLFİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUSCHENBERG (Robert)

Tarih 24 Haziran 2009

RAUSCHENBERG (Robert), amerikalı ressam (Port Arthur 1925).

Kansas City Güzel sanatlar enstitüsüne girdi, sonra Pa­ris’e gitti ve Julian akademisine devam et­ti; New York’ta geometrik soyutlama ile uğraştı. Kansas City’de vitrin süslemesinde çalışırken, gerçek eşyalarla kompozisyon yapmağa merak sardı.

İlk defa 1951′de New York’ta sergi açtı. Düzenlemelerinde, çok çeşitli unsurları (şişeler, oto lastikleri, hurdalar, samanla doldurulmuş hayvanlar, çalar saatler) biraraya getirir. Pop’art’ın en karakteristik temsilcisi olan Rauschenberg iki yılda bir yapılan Venedik yarış­masında büyük ödülü aldı (1964). Çağdaş sanat koleksiyonlarının çoğunda eserleri vardır. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUSCHENBERG (Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAULİ

Tarih 24 Haziran 2009

RAULİ i. Nothofagus procera’dan elde edilen, Amerika kaynaklı ticarî kereste.

(Rauli, pembe- kırmızı renkli, ince, sert, az damarlı, sağlam bir odundur. Marangoz­lukta, doğramacılıkta, gemi inşaatında, mobilya ve parke yapımında kullanılır.) [L]

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAULİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAU (Charles)

Tarih 24 Haziran 2009

RAU (Charles), amerikalı arkeolog (Verviers, Belçika 1825-Philadelphia, Pennsylvania 1887). 1848′de A.B.D.’ye giderek birkaç yıl Midwest’te ders verdi.

1875′ten ölümü­ne kadar A.B.D. Millî müzesinin (Smithsonian enstitüsünün bir bölümü) müdürlüğün­de bulundu. Titiz ve metotlu çalışan bir bil­gindi, Amerika’nın en önde gelen arkeologu olarak ün sağladı. Yerli teknoloji çalışma­larının önemini belirterek antropoloji araş­tırmalarını geniş ölçüde etkiledi.

Eserleri: Early Man in Europe (Avrupa’daki ilk İn­sanlar) [1876] ve Prehistoric Fishing in Eu­rope and North America (Avrupa ve Kuzey Amerika’da Tarihöncesi Balık Avları) [1885]. 1859-1882 Arasındaki yazıları, 1882′-de, Proceedings of the United States National Museum’un (A.B.D. Millî Müzesi Ya­yımları) 4. cildinde yayımlandı. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAU (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATZENHOFER (Gustav)

Tarih 24 Haziran 2009

RATZENHOFER (Gustav), avusturyalı sos­yolog (Viyana 1842-Amerika dönüşü, gemide 1904). Hayatı orduda geçti.

General rütbesi­ne kadar yükseldi. Birçok taktik eseri ya­yımladı, fakat daha çok sosyal felsefe konusundaki eserleriyle tanınır: Wesen und Zweck der Politik (Siyasetin özü ve Amacı) [1893], Soziologie (Sosyoloji) [1898], Pozitif Monizm (1899), Positive Ethik (Pozitif Etik) [1901],

Zekânın Tenkidi (1902). Sos­yoloji teorisi, «insan çıkarları»na bağlana­bilecek temel sosyal güçlere dayanır. Bu «çıkarlar»ın temelinde bireysel varolma ve türün korunması istekleri yer alır. Savaş, sanayi ve ticaret bu istekleri tatmin etme araçlarıdır ve «çıkarların uyumlu bir şekil­de tatmini» sosyal gelişmenin amacıdır. Sos­yal kanunlar, tabiî kanunların «değişik şe­killerinden» başka bir şey değildir. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATZENHOFER (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATHAUS (Karol)

Tarih 24 Haziran 2009

RATHAUS (Karol), polonya asıllı amerikalı besteci (Tarnopol, Avusturya – Macaristan [bugün Ternopol, S.S.C.B.] 1895 -New York 1954).

Viyana Müzik akademi­sinde okudu. Birinci Dünya savaşında avusturya ordusunda hizmet gördükten son­ra, 1922′de Viyana üniversitesinde tarih doktorasını verdi. Daha sonraki 10 yılını Berlin’de geçirdi, burada birçok eser bes­teledi ve çaldırdı. 1932-1934 Arasında Pa­ris’te ve 1934-1938 arasında da Londra’da yaşadı.

1938′de A.B.D.’ye gitti, 1940′ta Queens college’a girdi ve ölümüne kadar beste dersleri verdi. 1953′te Metropolitan operası tarafından Boris Godunov’un orkestrasyonunu yeniden düzenlemekle gö­revlendirildi. Eserleri arasında bir opera (Fremde Erde [Yabancı Toprak]), baleler, oyunlar için fon müziği, filim müziği, or­kestra ve koro için besteler, oda müziği, şarkı ve piyano parçaları yer alır. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHAUS (Karol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

READ (Thomas Buchanan)

Tarih 24 Haziran 2009

READ (Thomas Buchanan), amerikalı şair ve ressam (Chaster idare bölümü, Pennsyl-vania 1822-New York 1872). Babası çiftçiydi.

Okula çok az devam edebildi ve gençliğinin büyük bir kısmını Philadelphia, Cincinnati, New York ve Boston’da geçirdi. Zaman bul­dukça, portreler çizdi, şiirler yazdı. Bunun yanı sıra geçinmek için tabelâ ressamlığı, puro yapımı, oyunculuk gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri 1843-1844 arasında, Boston Courier’de yer aldı.
Daha sonra Paul Reading ad­lı devrimci hikâye (1845) ve Poems’i (Şiirler) [1846], Philadelphia’da The Female Poets of America’yı (Amerika’nın Kadın Şair­leri) [1848] ve Lays and Ballads’ı (Şiirler ve Baladlar) [1849] yayımladı.

1850′de Avrupa’­ya gitti ve Roma’da yaşayan amerikalı sa­natçıların çevresine girdi. Bu şehirde resim konusunda ciddî bir şekilde çalışma fırsatı­nı elde etti ve Amerika’ya yaptığı bazı ge­zilerin dışında, ömrünün sonuna kadar bu­rada kaldı. Beyaz Hayalet, Kaybolmuş Pleiad, Beytüllahm Yıldızı, Sheridan ve Atı gibi tabloları çok beğenildi. Mr. Browning’in, eski Napoli kraliçesinin, Henry W. Long-fellow’un ve Longfellow’un çocuklarının portrelerini yaptı.

George Peabody’nin port­resi Baltimore enstitüsündedir. General Sheridan’ın büstünü hayatının son yıllarında yaptı. Şair olarak, özellikle hatip ve oyuncu James E. Murdock için yazdığı dokunaklı Sheridans’s Ride (Sheridan’ın Ata Binişi) ve son derece ahenkli lirik şiiri Drifting (Sürükleniş) ile dikkati çeker.

Şiir kitap­ları: The New Pastoral (Yeni Pastoral) [1855]; Sylvia or the Last Shepherd (Sylvia veya Son Çoban) [1857]; The Vagoner of the Alleghanies (Alleghanie’lerin Arabacı­sı). Toplu şiirleri 1882′de yayımlandı. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (Thomas Buchanan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

READ (Nathan)

Tarih 24 Haziran 2009

READ (Nathan), amerikalı mucit (Warren, Worcester idare bölümü 1759-Belfast ya­kınları, Maine 1849).

1781′de Harvard üni­versitesini bitirdi. 1795′te birkaç arkadaşıyle birlikte Salem Demir dökümhanesini kurdu. 1788′de buharlı deniz araçlarına me­rak sardı ve bir kazan yapmağa girişti. Bu kazanın küçük, hafif ve sağlam olmasına dikkat etti. 1788 veya 1789′da «taşınabilir ocak kazanı»nın hazırlıklarına başladı. Bu­harlı taşıtlar ve istimbotlarda kullanılmak üzere yaptığı bu kazanın patentini 1791′de aldı. 1789′da bir istimbot yapmıştı.

Yan çarklarla ve elle çalıştırılan bir kolla dona­tılmış olan bu tekneyi ilk denediği zaman, teknelerin ilerlemesi için buhar uygulama metodunun başarılı olduğunu gördü. Bu arada, çok borulu dikey ocak kazanını icat etti. Bu kazandan uzun zaman standart bi­çim olarak yararlanıldı. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (Nathan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

READ (Gardner)

Tarih 24 Haziran 2009

READ (Gardner), amerikalı besteci (Evanston 1913).

Pizzetti, Sibelius ve Copland’ın öğrencisi oldu. Kansas City’de, Cleveland’da, Boston’da öğretmenlik yaptı. Dört senfoni (1936-1958), süitler, senfonik şiirler, çeşitli oda müziği parçaları, bir viyolonsel kon­çertosu (1945), kantat’lar (Peygamber, Semarkant) besteledi. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (Gardner) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RASMUSSEN (Knud)

Tarih 23 Haziran 2009

RASMUSSEN (Knud), danimarkalı kutup kâşifi (Jakobshavn 1879-Kopenhag 1933).

Mylius-Erichsen’in seferine katıldı, sonra Grönland’ın kuzeyinde bir etnografya se­ferine başkanlık etti (1906-1908). 1912′den itibaren Thula istasyonundan hareket ede­rek, aynı yollardan Amerikan Arktiğine yapılan beş seferi düzenledi veya yönetti. Araştırmalarını Bering boğazına kadar iler­letti. Kuzey Amerika Eskimolarının yaşa­yış ve medeniyetlerini inceledi. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASMUSSEN (Knud) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPUTİA

Tarih 23 Haziran 2009

RAPUTİA i. Güney Amerika’da yetişen kü­çük ağaç. (Raputia magnifica’dan arapoka denen ve Brezilya’da kullanılan sarımsı bir kereste elde edilir/Kökboyasıgillerden.) [L]
RAREŞ (Petru). Bk. PETRU RAREŞ.

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPUTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPANA

Tarih 23 Haziran 2009

RAPANA i. Murex’e yakın karındanbacaklı yumuşakça. (Hayvanın ayağı çok geniş, sifonları oldukça uzundur; kavkısı, göbek­li, yuvarlak ve yarım-oval kapakçıklıdır. Bütün türleri Hint okyanusunda ve Çin denizlerinde yaşar; Üst tebeşirde [Hindis­tan] ve Miyosende [Kuzey Amerika] fosil olarak bulunur.) [L]

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPANA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPACKİ (Adam)

Tarih 22 Haziran 2009

RAPACKİ (Adam), polonyalı siyaset adamı (doğ. 1909), Komünist partisi militanlarındandı. Partinin yürütme komitesi üyesi oldu (1946-1948). Millî eğitim (1950) ve dış işleri (1956) bakanlığı yaptı. Orta Avrupa’nın atom silâhlarından arınması­nı öngören bir tasarı hazırladı. «Rapacki planı» adı verilen bu tasan, İngiltere ve Amerika tarafından kabul edilmedi (mayıs 1958). 22 Aralık 1968′de dışişleri bakanlı­ğından istifa etti. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPACKİ (Adam) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR)

Tarih 22 Haziran 2009

Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR), ingiliz sinema sanayiinin yandan çoğunu ve he­men bütün donatımını kontrol eden der­neklerin tümü. öğretici filimlerden sonra (Manorfield investments Ltd.), J. Artlıur Rank (doğ. 1888), 1935′te büyük prodük­siyonlar yapmağa başladı ve General Film Distributors Ltd.’i (G.F.D.), daha sonra General Cinema Finance corporation’u kurdu.
Ayrıca Amerikan Üniversal şirketi­nin yüzde otuzunu satın alarak, bu şirke­tin filimlerini İngiltere’de dağıttı. 1937′de Gaumont British Pictures corporation’un dağıtımını ele geçirdi. 1940′ta 700 sine­ma salonuna sahipti; teknik yönden ba­ğımsız, fakat malî yönden bağımlı filim yapımcılarını toplayarak İndependent Producers Ltd.’i kurdu. 1945′ten beri ingiliz filimciliğinin yatırımları, Production Facilities Films Ltd. sayesinde yüzde yüz Rank topluluğu tarafından yapılır. Rank, bu yatırımlar dışında, filim yapımı için ge­rekli araçların yüzde doksanını ve ingiltere’deki sinema salonlarının donatımını sağlamaktadır. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ranger

Tarih 22 Haziran 2009

Ranger, Ay’ın incelenmesi için 1961′de amerikalılar tarafından fırlatılmağa başlanan bir dizi uzay sondalarına verilen ad. İlk atılanlar başarılı olamadı, ancak 28 temmuz 1964′te fırlatılan «Ranger VII» is­tenen sonuca ulaşabildi. Bu araç, Ay’ın yüzeyine çarpıp öncekiler gibi parçalan­madan önce, bir dizi ilgi çekici fotoğraf yolladı. Bu başarıyı, 1965′te Ranger VIII ve Ranger IX’un atılışları takip etti. Bunlar, Ay’ın daha başka özelliklerini meydana çıkarmak için atılan «Surveyor» ve «Lunar Orbiter» uydularının öncüleri oldu. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ranger hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANDOLPH (Asa Philip)

Tarih 22 Haziran 2009

RANDOLPH (Asa Philip), amerikalı işçi lideri (Crescent City, Florida 1889). Metodizm mezhebine bağlı bir rahibin oğlu.
1917′de radikal bir zenci gazetesi olan Messenger’ı (Haberci) yayımladı: bu gazetede zencileri işçi birliklerine katılmağa çağırı­yor, beyaz ve zenci işçiler arasında daya­nışma kurulmasını istiyordu. 1930′larda, zenci, liberal ve işçi gruplarının koalisyo­nundan meydana gelen Ulusal Zenci kong­resinin başkanlığını yaptı. 1941′de, sana­yiciler, zencilerin yurt savunmasında çalıştırılmasını reddedince, Randolph, protesto amacıyle Washington üstüne kitle halinde bir yürüyüş düzenledi.
1947′de de silâhlı kuvvetlerde ırk ayrılığını önlemek amacıy­le düzenlenen hareketin başına geçti. Ame­rikan İşçi federasyonu (AFL – C.İ.O.) baş­kan yardımcılığına getirildi (1957). 1963′te,” Washington üstüne kitle halinde İş ve özgürlük yürüyüşünü yönetti. Bu, A.B.D. tarihinde o güne kadar yapılan en büyük yürüyüştü. 1966′da medenî haklar üstüne düzenlenen Beyaz Saray konferansı fahrî başkanlığına seçildi. «Kara iktidar» (Black Power) görüşüne karşı çıkarak, bazı zen­ci liderleriyle bunu belirten bir bildiri ya­yımladı (1967). [LM]

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDOLPH (Asa Philip) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANDİT

Tarih 22 Haziran 2009

RANDİT i. (amerikalı kimyacı T.O. Rand’ın adından fr. randite). Miner. Hidratlı ta­biî uranyum ve kalsiyum karbonat. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANCH [renç] veya RANCHO

Tarih 22 Haziran 2009

RANCH [renç] veya RANCHO i. (ing. -amerikanca veya isp. k.). Amerikan çiftliği. (Ortasında insanların durması için bir ev, çevresinde hayvan yetiştirmek için geniş çayırlar bulunur.) [L]

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANCH [renç] veya RANCHO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANSOMİT

Tarih 22 Haziran 2009

RANSOMİT i. (amerikah jeolog F.L. Ransome’un adından fr. ransomite). Miner Hidratlı tabiî demir ve bakır sülfat. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANSOMİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAM

Tarih 20 Haziran 2009

RAM i. («koç» anlamında ing. k.). Ayrı­lık savaşında Merrimac gibi bazı amerikan gemilerine takılan madenî mahmuz. || Teşm. yol. O devrin mahmuzlu savaş ge­misi. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RALSTONİT

Tarih 20 Haziran 2009

RALSTONİT i. (amerikalı J. G. Ralston’un adından fr. ralstonite). Miner. Hidratlı tabiî sodyum, magnezyum ve alüminyum flüorür. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALSTONİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RALEİGH (sir Walter)

Tarih 20 Haziran 2009

RALEİGH (sir Walter), ingiliz saray adamı, denizcisi ve yazarı (Hayes, Devon 1552′ye doğr. – Londra 1618).
Fransız carvin’cileriyle birlikte savaştı (1569), sonra üvey karde­şi Gilbert ile deniz serüvenlerine atıldı. 1580′de Leicester’in hizmetine girdi ve İr­landa’da çarpıştı. Sarayda, sevimliliği ve çekiciliğiyle kraliçenin gözüne girdi. Kra­liçe, Raleigh’in büyük bir siyasî etki kazan­masına fırsat vermedi, ama ona birçok ar­mağan bağışladı (kârlı ticaret tekelleri, İn­giltere ve İrlanda’da geniş topraklar). Ra­leigh usta bir yönetici olduğunu ortaya koydu. 1584′te kuzey Amerika kıyılarını keş­fetmek amacını güden bir deniz seferini malî bakımdan destekledi; 1585′te bir baş­ka seferi yönetti ve Roanoke adasında bir ticaret kolonisi kurarak buraya «Virginia» adını verdi.

Koloni kurma denemesi başarıya ulaşmadı ama İngiltere’nin Kuzey Amerika’daki hâkimiyetinin başlangıcı oldu. Ay­rıca Raleigh, bu adalardan yeni bitkiler (patates, tütün) getirdi.
1587′den itibaren rakibi Essex. yüzünden etkisini kaybeder gibi oldu ve saraydaki du­rumu sarsıldı. 1595′te denizcilik faaliyetle­rine yeniden girişti; Guyano bölgesini ince­ledi (buranın Eldorado olduğunu sanıyordu) ve 1596′da Cadiz seferine katıldı. 1603′te İngiltere tahtına
James I’in çıkması, Rale­igh’in gözden düşmesine yol açtı. Haksız yere krala karşı entrikalara girişmekle suç­landı; ölüm cezasına çarptırıldı, cezası müebbed hapse çevrildi ve 1616′ya kadar Londra kulesinde tutuklu kaldı. Bu tarihte, İspanya ile hiç bir çatışmaya yol açmamak şartıyle, Orinoco’ya yapılacak bir seferi yö­netmesi için serbest bırakıldı. Ama sefer başarısızlıkla sonuçlandı; Raleigh elde edi­leceği umulan altını bulamadı ve ispanyol kolonlarıyle çatıştı. Bu yüzden İngiltere’ye dönünce tutuklandı, ispanyol elçisi Gondomar’ın ısrarı üzerine ve 1603 kararnamesi gereğince boynu vuruldu.

Kral ile İspan­yolların bu düşmanlığı, o güne kadar küs­tahlığı ve zalimliği yüzünden sevilmeyen Raleigh’in halk tarafından tutulmasına yol açtı. Serüven düşkünü bir soylu, büyük bir senyör, değerli ve zeki bir yazar (seyahat notları History of the World [Dünya Ta­rihi], şiirler) olan bu garip, coşkun ve şüpheci şahsiyet, Elizabeth devri Rönesan-sının kusursuz bir örneğidir. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALEİGH (sir Walter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİSA

Tarih 20 Haziran 2009

RAİSA (Rosa BURSTEİN, Rosa — denir), polonya asıllı amerikalı, kadın şarkıcı (Bialystok 1893 – Los Angeles 1963). İtalyada müzik öğrenimi gördü. Sahneye ilk ola­rak 1913′te Parma’da çıktı. Daha sonra Paris’te (1914), Chicago’da, Buenos Aires’­te temsiller verdi. 1916′da Scala’ya girdi; orada Neron (1924) ve Turandot’ta, (1926) oynadı. Opera şarkıcısı olarak, soprano se­sinin duruluğu ve esnekliğiyle tanınmıştı. Chicago’ya yerleşti ve ölümüne kadar ora­da ders verdi. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİNiER III (Monaco, 1923)

Tarih 19 Haziran 2009

RAİNiER III (Monaco, 1923), Monaço prensi (1950). Polignac kontu Pierre ile Vâlentine düşesi Charlotte’un oğludur. An­nesinin tahttan feragati üzerine dedesi Louis II’nin yerine Monaco prensi oldu. 1956′da amerikalı sinema oyuncusu Grace Kelly ile evlendi. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNiER III (Monaco, 1923) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGUET (Condy)

Tarih 19 Haziran 2009

RAGUET (Condy), amerikalı iktisatçı (Philadelphia, Pennsylvania 1784-ay.y. 1842). Pennsylvania üniversitesinde hukuk okuduk­tan sonra ticaret hayatına atıldı.
Kısa za­manda büyük servete kavuştu ve günün ti­carî olaylarında önemli bir rol oynadı. 1815′te Yasama meclisine üye seçildi. 1822′de Rio de Janeiro’da, A.B.D. konsoloslu­ğuna getirildi. 1825′te Brezilya’da maslahat­güzar oldu ve 1827′ye kadar bu görevde kaldı. A.B.D.’ye döndükten sonra, serbest ticaret doktrinlerini yayan birçok gazete yayımladı:
The Free Trade Advocate (1829); Examiner (1834-1835); The Financial Regis-ter (Malî Kayıtlar) [1837-1839] v.b. Ayrıca, Santo Domino ile ilgili iki küçük kitap ve Principles of Free Trade (Serbest Ticare­tin ilkeleri) [1835]; On Currency and Ban­king (Tedavüldeki Paralar ve Bankacılık üstüne) [1839] v.b. eserler de yayımladı. (M)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUET (Condy) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGTİME

Tarih 19 Haziran 2009

RAGTİME [regtaym] (ing.-amerikanca k.). XIX. yy.ın sonlarında amerikan zenci folk­loruna Beyazların dans havalarını karıştı­ran senkoplu bir müzik tarzına, daha sonra da bu müzik tarzından türeyen piyano ve hattâ orkestra üslûbuna verilen ad. (Caz müziği büyük ölçüde ragtime’dan gelme­dir.) [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGTİME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGOZİNA veya RAGOJİNA (Zenaida Alekseyevna)

Tarih 19 Haziran 2009

RAGOZİNA veya RAGOJİNA (Zenaida Alekseyevna), rus asıllı amerikalı kadın ya­zar (Rusya 1835-Öl. ?). Birçok yolculuktan sonra 1874′te A.B.D.’ye yerleşti. Buradaki ünlü edebiyat derneklerinin üyesi oldu.
Eserleri: The Story of Chaldea (Kaide Tari­hi) [1886]; The Story of Assyria (Asur Ta­rihi) [1887]; The Story of Media, Babylon and Persia (Media, Babil ve iran’ın Tarihi) [1888]; Siegfried, the Hero of the Netherlands (Hollanda Kahramanı Siegfried) [1898]; Roland, the Paladin of France (Fran­sız Soylusu Roland) [1898]; Salammbö, the Maid of Carthage (Kartacalı Genç Kız Sa­lammbö) [1899]. (M)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGOZİNA veya RAGOJİNA (Zenaida Alekseyevna) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAE (John)

Tarih 18 Haziran 2009

RAE (John), iskoçyalı kâşif (Stromness, Orkney adaları 1813-Londra 1893). Edinburgh’da tıp okudu.
1833′te cerrah olarak Hudson’s Bay Company’ye katıldı. 1846′daki ilk keşif gezisinde Amerika’nın kuzey kıyılarını dolaştı. Daha sonra Londra’ya gitti ve 1847′de sir John Richardson’ın, Mackenzie ve Coppermine bölgesinde, sir John Franklin’i arama gezisine katıldı. 1851′de iki gezi yönetti. Bunların ilkinde Wollaston Land kıyılarının büyük bir kıs­mını keşfetti. İkincisinde ise, sekiz ay için­de 8 045 km’den fazla yol alarak Victoria adası kıyılarının birçok kısmını keşfetti. 1853-1854 Arasında yeni bir geziyi yönetti ve Franklin’e ait ilk izleri keşfetti. Rae ayrıca King William kara parçasının bir ada oldu­ğunu ispatladı. (M)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAE (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYO

Tarih 18 Haziran 2009

RADYO i. (fr. radio). Radyo yayınlarını alıcı cihaz. (Bk. alici.) || Düzenli bir şekilde radyo yayınları yapan radyoelektrik istasyonu.
— Radyotek. Otomobil radyosu, otomobil­de kullanılmak üzere yapılmış radyo alı­cısı. Bk. ANSİKL.

— Telekom. Radyo gazetesi, radyo verici­leri tarafından yayımlanan çeşitli haber, yorum ve makalelerin tümü. || Radyo muhabiri, radyo haber ve röportajları­nı hazırlayan gazeteci, Radyo rekla­mı, radyolar aracılığıyle söz ve müzik­ten faydalanılarak yapılan reklam. (Tür­kiye radyoları 1951′den itibaren reklam ya­yımlamağa başladı. İlk reklamlar, radyo­nun kendi spikerleri tarafından sözlü ola­rak yapılırken daha sonra reklam saatleri ayrıldı; reklam şirketleri sözlü, müzikli rek­lam yayımına başladı.
Bugün radyo reklam­larının ilgi çekmesi için söz ve müziğin ya­nı sıra yarışmalara, eğlence programlarına, skeçlere v.b. yer verilmektedir.) || Radyo röportajı, radyo ile yayımlanan röportaj. Radyo yayını, radyo alıcısı bulunanlar için, Hertz dalgalarıyle haber, konferans, konser, sanat, edebiyat, bilim v.b. prog­ramların nakli. (Bk. ANSiKL.) || İl radyosu, ancak yayımın yapıldığı ilde dinlenebile­cek güçteki radyo istasyonu; bu istasyo­nun yayımı. (Türkiye’de büyük şehirlerde il radyoları asıl radyo istasyonlarının yanı sıra yayın yapar ve programlarında yal­nız batı müziğine yer verir. Bu yayınlar «ikinci program» adiyle anılmaktadır. An­talya, Kars, Van, Gaziantep, Trabzon, Di­yarbakır il radyolarının programlarında her türlü söz ve müzik programı yer almak­tadır.)
— ANSiKL. Radyotek. Başlangıçta elek­tron lambalı olan otomobil radyosu, anot­ların beslenmesi için gerekli yüksek geri­limi sağlayacak bir vibrörlü konvertisörün kullanılmasını gerektiriyordu. Transistorlu olan modern alıcılar doğrudan doğruya arabanın bataryasıyle beslenir. Taşıtın elektrik donatımı parazite karşı korunmuş ol­malı, yani kıvılcım üreten organların (di­namo, bujiler, akım kesiciler) yaydığı pa­razitleri yok etmeğe veya hiç olmazsa önemli bir şekilde azaltmağa yarayan ele­manlar (kondansatörler ve dirençler) kul­lanılmalıdır. Otomobil radyolarının hemen hepsinde, bir tuşa basmakla istenen yayı­nı seçme imkânı veren bir kumanda klav­yesi vardır.

— Telekom. Radyo yayını yapan istasyon­ların sayısı radyoelektriğin temel ilkeleri ortaya konduktan sonra hızla arttı. Bugün 400′den fazlası Avrupa’da ve 4 000 civa­rında (özel istasyon) A.B.D.’de olmak üze­re binlerce istasyon vardır. Fakat Ameri­ka’dakilerin 800′ü dört büyük program ve reklâm dağıtıcı şebekesinden (networks) bi­rine bağlıdır. Türkiye’de, 10 tane devlet ve­rici radyo istasyonu (istanbul, Ankara, iz­mir, Çukurova, Erzurum, Kars, Diyarba­kır, Gaziantep, Trabzon, Antalya) vardır. Dünyadaki radyo dinleyicisi sayısı 1959′da yaklaşık olarak 365 milyondu, bu sayı yer­yüzü ölçüsünde her 1 000 kişide 127 kişi gibi bir ortalama verir. Kuzey Amerika 183 milyonla birinci sırayı alır (binde 707); Avrupa’da 133 milyon (binde 211); Asya’­da 28 milyon (binde 17); Güney Amerika’­da 13 milyon (binde 95); Afrika’da 4,5 mil­yon (binde 19) ve Okyanusya’da 3,7 milyon (binde 23) dinleyici vardır.
• Milletlerarası yönetmelik. Bir yayında taşıyıcı dalganın modülasyonu yan bantlar meydana getirir. Çok yakın frekanslı bir yayın yüzünden parazit olmaması için fre­kans tayfında her yayma bir kanal ayırmak gerekir, öbür yandan Hertz dalgalarını kul­lanan yalnız radyo yayınları değildir. Baş­lıca kamu hizmetleri (havacılık, denizcilik) alanında telsiz telgraf ve telsiz telefon için de frekans tayfında bantlar ayırmak ge­rekir. Bu amaçla 1947′de Atlantic City’de imzalanan Milletlerarası Telekomünikas­yon antlaşmasıyle bazı kurallar tespit edil­miştir.

Radyo yayını için ayrılan frekans bantları, uzun dalga için 150-285 kHz (1 050 – 2 000 m arası), orta dalga için de 525 – 1 605 kHz’tir (187-560 m arası). Kısa dalgada ise, 2 300 kHz’lik frekans bandıyle eski bant­lardan yüzde 33 oranında fazla olmasına rağmen ancak 180 kanala yer verilebilmek­tedir. Bütün dünyadaki kısa dalga yayın-larıyle ilgili kanalları çeşitli milletler ara­sında dağıtmakla görevli Meksiko konfe­ransı çok karışık teorik bir plan karar­laştırarak 10 nisan 1949′dan sona ermiş­tir. Yayın alanı sınırlı olan uzun ve orta dalgaların çeşitli ülkeler arasında dağılımı için, dünya bağımsız bölgelere bölündü. Avrupa bölgesi, Greenwicb’in batısında 10., doğusunda 40. meridyen ve güneyde 30. kuzey paraleliyie sınııiandı. Bu bölge için Kopenhag’da 1948′de 25 hazirandan 16 ey­lüle kadar toplanan Avrupa Radyo Ya­yını konferansı 15 mart 1950′de yürürlüğe giren frekans (veya dalga boyu) dağılım planını tespit etti. Uzun dalgada, 18 ka­nala 21 istasyon yerleştirildi. Buna karşı­lık ortak dalgaların kullanılması (millî ve­ya milletlerarası) ve senkron çalışan millî şebekelerde ortak dalgalardan yararlanıl­ması sayesinde, 121 orta dalga kanalına 300′den fazla istasyon yerleştirilebildi. Bu planın birçok üstünlüğü vardır. Bir yan­dan istasyonların birbirine karışmasını bü­yük ölçüde önler, öte yandan aralarında yeterince frekans farkı bulunan bölge rad­yo vericilerinin aynı binada çalışmasını sağ­layarak kuruluş ve işletme giderlerini azal­tır.
• Programlar. Radyo yayın programların­da, her tür müzik, konuşmalar, haberler, röportajlar, eğlenceler, tiyatro oyunları (bunların bazıları özel olarak radyo için hazırlnamıştır), eğitim ve büyük bir gelir kaynağı olan reklamlar yer alır. Eskiden genellikle canlı yayın yapılırken bugün hemen hemen bütün programlar plak ve banda kaydedildikten sonra yayımlanır. Radyo ile müzik yayını. Doğrudan doğru­ya veya, plak ve banda alınarak yaprlan müzik yayınları, ülkelere göre bütün ya­yınların yüzde 50 ilâ 75′ini tutar. İstanbul radyosunun on iki devamlı hafif batı müzi­ği orkestrası vardır; ayrıca Şehir orkestra­sı ve Küçük orkestranın klasik batı müzi­ği yayınlarına yer verilir. Radyo arşivinde ise, çeşitli plak ve bantlardan başka, türk halk musikisinden derlenmiş bir koleksi­yon bulunur. (LM)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFYA

Tarih 18 Haziran 2009

RAFYA i. (Madagaskar dilinden k.). Lifleri dokuma işlerinde kullanılan palmiye. || Ay­nı palmiyenin lifi.
— ANSİKL. Rafya (raphia) iri gövdeli, çok uzun yapraklı bir ağaçtır. Çiçekleri büyük koçanlar halinde olur. Afrika ve Amerika’­da yetişen yirmi kadar türü vardır. Yaprak­larının boyu 5 m’yi bulan saz rafyasından (Raphia ruffa) elde edilen liflerle ip, kor­don ve örme mobilya yapılır. Rafyadan ya­pılan ipler ağaç aşılarını bağlamağa yarar. Tropikal Afrika’da yetişen (Raphia vinifera) şarap rafyasından mayalanmağa elve­rişli bir özsu elde edilir; bu sıvının maya­lanmışına «rafya şarabı» denir. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFN (Cari)

Tarih 18 Haziran 2009

RAFN (Cari), danimarkalı arkeolog (Bra-hesborg, Fionia 1795-Kopenhag 1864). Kütüphane memuruydu, Kuzey Eskiçağ tarihini keşfetti.
Başlıca eserleri: Kuzeyin Mitîk ve Romantik Sagaları (1821-1826); Amerika’nın Kuzeyliler tarafından ilk keşfini anlatan Antiquitates Americanae (1837); fransızca yaz­dığı Antiquites Americanae (1837); fransız­ca yazdığı Antiquites Russes (Rusya’da Es­kiçağ) [1850-1858], (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFN (Cari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFİNESQUE (Constantine Samuel)

Tarih 18 Haziran 2009

RAFİNESQUE (Constantine Samuel), amerikalı botanikçi (Galata, İstanbul 1783-Philadelphia, Pennsylvania 1840). Pennsylvania ve Delaware’de botanik araştırmaları yaptı.

1805′te topladığı botanik örnekleriyle Pa­lermo’ya (Sicilya) gitti ve 1851′e kadar ora­da kaldı. 1815′te, A.B.D.’ye doğru yol alır­ken, içinde bulunduğu geminin Long island açıklarındaki Fisher adasında, kazaya uğ­raması sonucu yirmi yıllık koleksiyonu kay­boldu. A.B.D.’ye yerleşti ve Lexing’ton’daki (Kentucky) Transylvania üniversitesinde bo­tanik profesörü oldu (1818-1826). Geniş kül­türlü bir insandı, fakat durmadan yenilik arama arzusu çalışmalarında karışıklıklar yarattı ve sık sık yanlışlıklara düştü.
Baş­lıca eserleri: Ancient History or Annals of Kentucky (Kentucky’nin Eski Tarihi veya Kentucky Yıllıkları) [1824]; Medical Flora of the United States (A.B.D.’nin Tıp Flo­rası) [1828-1830]; A Life of Travels and Re-searches in North America and South Europe (Kuzey Amerika ve Güney Avrupa’da Yolculuk ve Araştırmalar) [1836], Pleasures and Duties of Wealih (Servetin Verdiği Zevk ve Görevleri) [1840]. (M)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNESQUE (Constantine Samuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİKALİZM

Tarih 17 Haziran 2009

RADİKALİZM i. (ing. radicalism’den). Si­yaset. Büyük Britanya’da ve bazı ülkelerde, geçmişteki kurumlardan tamamıyle kurtul­mak amacını güdenlerin düşünce tarzını ve öğretisini belirten terim. Bk. ansikl.
— Fels. Bilgi alanındaki çağrışımcılıkla ik­tisat ve siyaset alanındaki liberalizmi kay­naştıran felsefî, siyasî ve iktisadî öğretile­rin genel adı. (özellikle, Beutham, James ve J. Stuart Mili tarafından temsil edilir.)
— ansikl. Siyaset. • Büyük Britanya’da, «radikal» sıfatı whig’ler, sonra da onların yerini alan liberaller arasında en kararlı reformcuları belirtmek için kullanıldı. Te­rim, aralarında, kurulu düzene ve özellikle monarşi ile kiliseye karşı belirli bir düş­manlıktan başka hiç bir ortak yan bulunmayan çeşitli eğilimleri karşılar. İlk radi­kalizm, George III devrinde onun otoriter siyasetine tepki olarak Wilkes meselesi sı­rasında ortaya çıktı. Amerika savaşı pat­lak verince, ayaklanan kolonları tutan ra­dikaller Cartwright’ın çevresinde toplana­rak, bir parlamento reformunun gerekliliği üstünde ısrarla durmağa başladılar. Fran­sız devrimi, Paine’in yazılarıyle destekle­nen ve Fox tarafından hoşgörüyle izlenen yeni bir hareketin doğmasına yol açtı. Ar­tık sosyal kaygıları da yansıtan siyasî ta­lepler daha şiddetlendi ve hükümetin sert tepkilerine yol açtı (1795).

1815′ten sonra, Birleşik krallığın yeni şartlara ayak uyduramayışı yüzünden içine düştüğü buhran, ra­dikalizmi yeniden canlandırdı. Bentham’ın çırakları olan faydacı filozofların etkisi al­tında radikalizm yepyeni bir şekil aldı. Li­beral burjuvazinin ön saflarında bulunan radikaller, seçim reformu için canlabaşla çalıştılar ve sonunda istediklerini elde etti­ler (1832). Ama 1834 tarihli Yoksullar Hak­kındaki kanunun hazırlanmasına katılma­ları ve çartizme karşı çekimser davranışları onları halkın gözünden düşürdü. Radi­kalizm, 1867 seçim reformu sırasında, tek­rar ortaya çıktı ve bu tarihten itibaren halka gitgide daha çok dönük bir nitelik kazandı. Bundan dolayı, 1874 ile 1892′de Avam kamarasına seçilen tradeunions (sen­dika) üyeleri, kendilerini «radikal» olarak adlandırdılar.
Victoria çağı sonundaki bu radikalizmin sözcülüğünü J. Chamberlain yaptı ve emperyalist «mesihçilik» manisiy­le modası geçmiş sayılan iktisadî libera­lizme karşı duyduğu küçümsemeyi bu akı­ma aşıladı. Bir yandan siyasî reformların tamamlanması, öte yandan bir sosyalist partinin kurulması, XX. yy. başlarında radikalizmin ortadan kalkmasına yol açtı.

• Birleşik Amerika’da, radikalizm terimi, çeşitli siyasî aşırılıkları belirtmek için kul­lanıldı: böylece köleleri hürriyete kavuş­turma işinde Lincoln’u pek ılımlı bularak köklü tedbirler yoluyle «Güneyin yeniden kurulması» amacını güden ve köleliğin kal­dırılmasından yana olan Blaine, Stevens, Sumner gibi kimselere (bunlar kuzeydoğu sanayicilerinin temsilcileriydi) ve kuzeydo­ğu kapitalizmine karşı çıkan tarımsal ve sosyal reform taraftarlarının hepsine «ra­dikal» dendi.

• isviçre’de, katolik kilisesinin siyaset ala­nında ağır basmak istemesine karşı çıkan Radikal parti, 1830′dan sonra gelişti; mer­keziyetçiliğe yönelen 1848 ve 1874 Anaya­sa reformlarının hazırlanmasına yardımcı cldu ve Millî mecliste çok uzun bir süre mutlak çoğunluğu elinde tuttu.

• Fransa’da, «radikal» sözü Louis Philippe zamanında ortaya çıktı ve Ledru-Rollin’in çevresinde toplanan cumhuriyetçileri (1834) belirtmek için kullanıldı. Radikal hareketin başlıca hedefi, Fransız devrimi mirasını tam anlamıyle geliştirmek, laikliği ve kişi haklarını garantileyen bir demokratik cum­huriyet kurmak ve sosyalist tipte bir plan­lamayı gerçekleştirmekti. Sivrilmiş kişiler (Gambetta, Clemenceau, Pelletan), bu akım çevresinde toplanarak, parlamento grupları meydana getirdiler.

ilk tutarlı radikal kabine ancak birkaç ay (1895-1896) dayanabildi. Dreyfus olayının yarattığı kargaşalık ve çeşitli cumhuriyetçi ve radikal kişilerin yeniden gruplaşması, Radikal Cumhuriyetçi ve Radikal Sosyalist partinin kurulmasına yol açtı. Bu teşkilât daha çok, Radikal parti olarak tanındı (1901). Bu tarihten Birinci Dünya savaşına kadar Radikal parti ülkenin en önemli partisiydi. 1902 ile 1914 arasında çeşitli hü­kümetlerin yönetimini üstüne aldı.

Sosyalist parti yüzünden işçi sınıfının des­teğini kaybeden Radikal parti, gitgide «orta»ya kaydı. Partinin getirdiği başlıca ye­nilikler laik bir öğretimin gerçekleştirilme­si ve devletle kilisenin birbirinden ayrılması olmuştu (1905). Birinci Dünya savaşından sonra sola doğru bir dönüş yapan Radi­kal parti, çeşitli koalisyonların vaz geçil­mez bir unsuru haline geldi.
Sol kanatları yönetememesi üzerine (1924-1926), 1932′den sonra yeniden teşkilâtlan­dırılan ve Halk cephesinin sağ kanadını meydana getiren parti (1936-1938) ılımlı­larla birlikte hükümette tekrar görev al­mayı başardı (1938-1940). Vichy rejimi sı­rasında bölünen radikaller, III. Cumhuriyetin kurumlarına bağlı olduklarını açıkla­dılar; ama kamuoyu 1940 bozgununun sorumluluğunu III. Cumhuriyete yüklediği için 1945 seçimlerinde büyük kayıplara uğradı­lar. Ortanın solundaki partilerle bağlarını yeniden kuran radikal parti, 1948′den iti­baren «üçüncü kuvvet» haline geldi ve ki­liseye karşı takındığı sert tavırdan vaz geçmek zorunda kaldı. Partiyi ılımlı bir yönetim altında (E. Faure) ya da solcu bir doğrultuda (Mendes – France) gençleştirme hareketi başarısızlıkla sonuçlandı. General de Gaulle’ün başa geçmesiyle bir kere da­ha bölünen parti, F. Gaillard ve M. Faure gibi radikalizmin liberal yanma daha çok bağlı olan kişilerin eline geçti.
• ispanya’da, liberalizmin belirmesiyle, ra­dikalizme benzeyen görüşler de ortaya çık­mıştı. Ama «radikal» teriminin tam anla­mıyle belli gruplara verilmesi ancak 1868 ile 1874 arası dönemde gerçekleşti. XIX. yy.ın ortalarından itibaren, Demokrat par­tinin ortaya çıkmasıyle, radikalizmin hedefleri (demokratik kurumlara bağlılık, kişisel hürriyetlerin garanti altına alınma­sı, genel seçim, cumhuriyetçi formüllerin ortaya konması, sosyalist tipte bir plan­lamanın gerçekleştirilmesi) bizzat bu parti ve ilericilerin sol kanatları tarafından sa­vunuldu.
1868 Devrimiyle bu terim, ispanyol siyasî hayatına yerleşti ve Prim tarafından, kraliyetçi demokratları tanımlamak için kul­lanıldı. Ama bir radikal parti ancak Amadeo I’in krallığı sırasında kurulabildi. 1872 Seçimlerinden önce, Ruiz Zorrilla, Radikal (veya Demokrat Radikal) partiyi, kendi taraftarlarını ve eski demokratları biraraya getirerek kurdu. Eski demokratlar arasın­da Marcos ve Rivero gibi gişiler vardı. Bun­lar cumhuriyetçi görüşleri savunuyorlardı. Ağustos 1872 seçimleri sonucunda radikal­ler ezici bir çoğunluk sağladılar ve Martos’un liderliğinde, parlamento mücadelele­rine etkili bir biçimde katıldılar. Daha son­ra cumhuriyetçi rejimden yavaş yavaş ayrılarak muhafazakâr güçlerle aynı paralele geldiler. Ama XIX. yy. sonlarından itiba­ren, yeniden toparlanmağa çalıştılar.
L”erroux’nun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı bir radikal partinin kurulması ancak 1908′de mümkün oldu. Onun yönetimi altında, Ra­dikal parti, küçük burjuvalarla bir kısım proletarya tarafından desteklendi. Daha sonra, halk kütlelerinin gözünden düştü ve radikaller, işçi sınıfını etkileri altı­na, alma niyetinden vaz geçerek kütlele­ri etkilemeyen fesatçı ve tertipçi bir si­yaset güttüler. Siyasetlerini, kişi hürriyet­lerinin savunulması, devletin kiliseden ay­rılması, laik eğitim sisteminin gerçekleş­tirilmesi, küçük toprak sahiplerinin ve şehirde yaşayan orta sınıfı savunacak ted­birlerin alınması gibi ilkelere dayandır­mışlardı. Diktatörlük sırasında, parti çe­şitli başkaldırma teşebbüslerine katıldı ve San Sebastian antlaşmasının imzalanma­sında önemli bir rol oynadı. 1929′da, Ra­dikal Sosyalist partinin kurulmasıyle, Ra­dikal parti içinde bir bölünme oldu. Ra­dikaller haziran 1931 seçimlerinde büyük başarı elde ettiler ve sosyalistlerden sonra ikinci önemli parti durumuna geçtiler.
Sosyalistlerle solcu cumhuriyetçiler birleşe­rek Sol bloku meydana getirdikleri zaman Lerroux ve partisi sağa doğru keskin bir dönüş yaptı. 1933 Seçimlerinde Radikal parti çoğunluğu sağladı ve 1933 ile 1935 arasında hükümetin başına geçti. Lerroux ile radikaller, gittikçe daha gerici bir tutumu benimsediler (toprak karşı reformu, kilise siyaseti, seçim sistemini yeni baştan düzenlemeğe teşebbüs) ve bundan ötürü partinin prestijini kaybetmesine sebep ol­dular. Parti de bu yüzden yıkıldı. Bu yıkılış, karaborsa ve Nombela skandallarının ortaya çıkmasıyle kesinleşti. Çün­kü bunlara karışmış kimselerin çoğun­luğu, Radikal partinin ilerigelenleriydi. Martinez Barrio yönetiminde partiden ay­rılan bir grup bu kargaşalıktan sıyrılabilmiş, şubat 1936 seçimlerinde, «Union Republicana» (Cumhuriyetçi birlik) adı altın­da 39 milletvekili çıkarmıştı. Bu olaylar sonunda Radikal parti fiilen ortadan kalk­mış oldu.
• Latin Amerika’da radikalizm taraftarı siyasî toplulukların teşkilâtlandırılması, XX.yy.ın sonuna rastlar ve liberalizmin muhafazakâr eğilimlerine tepki olarak ken­dini gösterir.
Şili Radikal partisi, 1888′de bu ad altında teşkilâtlandırıldı. Bu parti, 1857′de muhafa­zakârlarla birleşmeye karşı olan liberal bir grubun bölünmesinden doğmuş ve art arda gelen liberal koalisyonların bir unsuru ol­muştu. Alessandri’nin sağcı siyaseti (1920-1924) ve daha da solda yer alarak orta sı­nıfın desteğini kazanan teşkilâtların (De­mokrat parti) ortaya çıkması, radikallerin siyasetlerinde bir dönüş yapmalarına yol açtı. Böylece radikaller, işçi partilerinin halk cephesi çizgisine yaklaşmışlardı. Bu siyaset, Aguirre Cerda’yı cumhurbaşkanlı­ğına getirdi. Fakat partinin yeni siyaseti sağ kanat tarafından hiç bir şekilde kabul edilmemişti. Bu durum 1941′de, iktidarın sağ kanat adayı Juan Antonio Rios’a geç­mesine yol açtı. Rios’un cumhurbaşkanlığın­dan itibaren ve özellikle halefi Gonzales Videla (o da radikal bir sağcıydı) devrinde (1946-1951) halk cephesi rejimi yozlaşarak yeni muhafazakâr bir tutum benimsedi ve Amerika’nın desteklediği soğuk harp siya­setinden yana çıktı. Ama sonunda halk cephesi parçalandı ve cepheyi meydana ge­tiren partiler kanun dışı ilân edildi. Şili radikalizmi bundan sonra kendini bir merkez gruplaşması olarak tanıtmak istedi. Ama başarılı olamadı. Halk üstündeki et­kisini yavaş yavaş kaybederek sonunda fır­satçı bir siyaset takip etti. Bundan ötürü, 1964′te Frei’nin Hıristiyan-Demokrat partisi­ni, 1970′te de Allende’nin Sosyalist partisini destekledi. Arjantin’deki Medenî Radikal birlik, 1891′de kuruldu ve 1916′da Yrigoyen’in seçilmesiyle iktidarı ele geçirdi.

İleri sürdüğü siyasî reform programı saye­sinde halk kitlelerinin desteğini kazandı. Partinin tutarlı olmayan yapısı, yani bir yandan Buenos Aires orta sınıfının etkisi, öte yandan oligarşik grup liderlerinin ha­kimiyetindeki bir kadro tarafından yönetil­mesi, Yrigoyen’in arjantin siyasî bünyesinde gerçek bir değişiklik yapabilmesini en­gelledi. Buna karşılık, radikalizmin muha­fazakâr tabanı, 1919′daki «kanlı hafta» ve patagonyalı rençberlerin 1921′deki grevi gi­bi olaylar dolayısıyle kendini açığa vur­muş ve ağır bastırma tedbirlerinin alınma­sına yol açmıştı. Alvear’ın cumhurbaşkan­lığı sırasında, kişileri putlaştırmağa karşı olanlar, oligarşiye daha yakın kanatları biraraya topladı. Bundan kuvvet alan grup, Yrigoyen’den ayrıldı ve onu aşırı demago­jiyle suçladı. Bu ayrılmadan en fazla Yrigoyen faydalandı; 1928 seçimlerinde kendini tam bir halk taraftarı olarak ileri sürdü ve adaylığını koydu.
Ancak, 1930′daki askerî darbe Yrigoyen ta­raftarlarının bu sola dönüşlerini boşa çı­kardı. Bir süre taraf tutmayan yrigoyen’ciler (1930-1934 arası) parlamento muhale­fet grubu olarak yeni rejime katılma ka­rarı aldılar. Peron devrinde, radikalizm et­kisini daha da kaybetti. Yeni bölünmeler ortaya çıktı. Halkçı radikallerle görünürde daha solda olan uzlaşmaz radikaller birbi­rinden ayrıldı.
Bunlardan ikinci grup Frondizi vasıtasıyle peron’cu kütleleri kendine çekmeğe çalış­tı. Bu arada sanayi burjuvazisiyle A.B.D. kapitalizminin desteğini kazanmayı da amaç edindi. Frondizi, 1963′te, uzlaşmaz radikalizmi terk ederek Movimiento de ingegracion y Desarrollo’yu (Birleşme ve Ge­lişme Hareketi) kurdu. (ML)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİKALİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADFORD (Arthur)

Tarih 17 Haziran 2009

RADFORD (Arthur), amerikalı amiral (Chi­cago 1898). On altı yaşında Annapolis De­niz Harp okuluna girdi, daha 1920′de uçak gemilerinde ihtisas yaptı.
Bu tip gemilerin en kuvvetli savunucularmdan biri oldu. 1943′te Pasifik’te bir uçak gemileri filosu kumandanlığı yaptı ve japon filosunun yok edilmesinde büyük payı oldu. Savaştan son­ra, deniz ve hava kuvvetlerinin yönetimiyle ilgili mücadeleye bütün gücüyle katıldı. 1949′da Pasifik donanması kumandanı ola­rak Kore savaşında önemli bir rol oynadı. Bradley’den sonra, Amerikan Genelkurmay Başkanları komitesinin başına getirildi (1953 -1957). [L]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADFORD (Arthur) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADAR

Tarih 17 Haziran 2009

RADAR i. (ing. RAdİO Detection And Ranging’in kısaltması). Elektron. Radyoelek­trik dalgalarının bir engel üzerine çarpıp geri dönmesiyle o engelin konumunu ve uzaklığını belirleyen cihaz.
(Bk. ANSiKL.) || Gözetleme radarı, hava savunması için ka­raya yerleştirilmiş radar.
(Bk. ANSiKL.) || Topçu veya atış radarı, elektronik bir hesaplayıcı ile birleşmiş olan ve topçu atışlarını düzenlemeğe yarayan radar. Bk. AN­SiKL,

— ANSiKL. • Tarihçe. Radar’ın ilkesini daha 1911′de amerikalı Hugo Gernsback Ralph 124 C 41 + adlı romanında anlatmıştı. 1928′de Pierre David, uçakların yerini bul­mak için bir elektromagnetik sistem, pro­jesi hazırladı ve bunu 1934′te Bourget’de başarıyle uyguladı. Bu âletler, 5 000 m yük­seltiye kadar geçen bütün uçakları haber veriyordu. Başka bir fransız araştırmacısı, Maurice Ponte, 1930′da çok yüksek fre­kansta kuvvetli elektrik titreşimleri yayın­layan ve çok kısa dalga üreten, radarın ana parçası magnetron’u buldu.

Henri Gutton ile işbirliği yaparak, elektromagnetik deteksiyon cihazlarını geliştirdi; bu âletler­den biri, 1935′te, bir engelin yaklaştığını bildirerek çarpışmayı önlemek için Normandie gemisine yerleştirildi, İkinci Dünya savaşı başında Watson – Watt yönetiminde ingiliz teknisyenleri, radar tekniğini daha geliştirerek düşman uçaklarını tespit etme amacı güden birçok istasyon kurdular. Bu merkezler, İngiltere muharebesinde kesin bir rol oynadı. Savaştan sonra radar, de­nizcilik ve havacılık alanlarında yaygın­laştı.
• Tasvir. Radar, çok dar ve çok kısa sü­reli bir demet halinde yayınlanan radyo­elektrik dalgaların engele çarptıktan son­ra yansıyarak vericiye dönmesi ilkesine da­yanır. Dalgaların gidiş geliş süresinin (ışık hızıyle) bilinmesi, engelin uzaklığını hesap­lamak imkânı verir. Engelin yönü, dalga­ların yayınlanmasına ve alınmasına yara­yan antenin o andaki konumuyle anlaşılır. Bu cihaz, yön verilebilen ortak antenli bir alıcı ile bir verici ve genellikle katodik bir osiloskoptan meydana gelen ve sonuçları veren bir göstergeden başka bir şey değil­dir. İlk radarlar metre cinsinden dalgalar üstünden çalışırdı; sonra desimetre cinsin­den dalgalara geçildi, şimdi ise çoğu za­man santimetre cinsinden dalgalar kulla­nılır. Dalgalar ne kadar kısa olursa dar bir demet haline getirilmesi o derece kolay­laşır ve dar bir yansıtma yüzü olan küçük engellerin bulunmasına daha elverişli olur. Dalgalar, çok kısa zamanlı (mikrosaniye-nin kesri) ve yüksek güçlü (birçok megawat) empülsiyonlar halinde yayınlanır. Yön verici bir anten (parabcloyit reflektör) dal­gaları engele doğru gönderir. Aynı za­manda empülsiyon osiloskopun zaman ayarını, yani katot ışınının çıkışını sağlar, özel bir düzenek kısa’süreli yayın sırasında alı­cının duyarlığını minimuma indirir; bunun amacı, aşırı bir enerji yüklenmesinden âle­ti korumaktır.

Engelden yansıyan dalgalar antene geldiği zaman alıcı, bu dalgaları maksimum duyarlıkla alır ve osiloskop ek­ranı üzerinde spotun sapması veya parlak­lığın artışı şeklinde görülür. Ekranda taramayı başlatan yayın anı ile yankının alın­ma anı arasında spotun katettiği yol, en­gelin uzaklığını gösterir. Yansıyan dalgayı alan antenin yönü engelin doğrultusunu verir. Gözetleme radarlarında, ufkun bütün azimutlarını tarayan dönel antenler veya büyük açılı antenler kullanılır.

Eğer katodik tüpün taraması kutupsal ko­ordinatlara göre oluyorsa, spotun art ar­da çizdiği yarıçaplar antenle aynı açı al­tında yöneldiğinden, ekran üzerinde, mer­kezde bulunan bir gözlemcinin görebileceği bütün engeller ortaya çıkar. Ekran merke­zine göre uzaklıklar, engelin radara olan gerçek uzaklığına tekabül eder. Bu tür ci­hazlar havaalanlarında kullanılır.

• Bellibaşlı kullanımları: Radarlar en ke­sif siste bile gemilerin çarpışmalarını ön­ler, doğrudan doğruya görüş olmadan, li­man ve dar kanalların girişlerinde ma­nevra yapma imkânı verir.
Radarlar aynı zamanda hava trafiğinin kont­rol ve düzenlenmesinde kullanılan başlıca araçtır. Havaalanına yerleştirilen radarlar uçakları belli bir arazide yüzlerce kilomet­re uzaklıklara kadar (bölgesel kontrol) ini­şe geçerken veya kalkerken (yaklaşma kont­rolü) kontrol eder. Radarların düz hat ola­rak ulaşabileceği yayın alanı çok büyük­tür. Ay’ın ve sonra da Mars gezegeninin incelenmesinde başarıyle kullanıldı. Ancak bunun için, yayımda çok yüksek bir güç, zayıf yankıları alışta da büyük bir duyarlık gerekmiştir.

• Askerî uygulamalar. Radarın hava sa­vunmasında kullanılması ikinci Dünya sa­vaşında başladı. Bombardıman uçaklarının gittikçe artan hızı karşısında, alarm ver­mede geç kalmıyor ve hava savunması et­kisini kaybediyordu; düşman uçakları sesle veya gözle keşfedildiği zaman genellikle iş işten geçmiş oluyor ve avcı uçakları an­cak bombardıman bittikten sonra müdaha­le edebiliyordu. Havada düşman uçakları­nı zamanında avlayabilmek için daha ke­sin ve uzaktayken keşfetmek gerekti. İngil­tere’de radar adını alan elektromagnetik deteksiyonun, 1939-1940 arasında alarm süre­sini kısaltmada büyük yardımı oldu. Ra­darın, hava şartları ne olursa olsun daha iyi ve daha uzağı görebilmesi yüzünden eski hava gözetleme sistemleri çok değiş­ti. Radarın gelişmesinde, askerî uygula­maların büyük payı olmuştur. Radara bü­yük bir hassasiyet sağlayan santimetre cin­sinden dalgaların 1942′de bulunması, 1943′te Almanların Atlantik’teki denizaltı hü­cumunu Sonuçsuz bıraktı; çünkü peris­kop ve snorkeller artık görülebiliyordu.
Aynı dalga demetinin yankısındaki frekans farkının (Doppler-Fizeau etkisi) ölçülme­si sonucunda hareket eden bir cismin hızını tespit etme imkânı bulundu ve 1944′te V1′lere karşı başarılı bir savunma yapılabildi. Daha sonraları da, radar füzeleri hazırla­nabildi ve radar dalgalarını bozan parazit yayınlarını önleme imkânı bulundu. Ra­darın gelişmesi o kadar geniş imkânlar sağ­ladı ki, her belirli iş için ayrı bir radar tipi yapmak gerekti. Havacılıkta ana radar uzayın bir bölgesinin gerçek ve tam gö­rüntüsünü verir, buna karşılık sekonder radar, ekranı üzerinde, İFF kumandalı (ingiliz İ.F.F. sistemi: İdentification Friend or Foe) uçakları gösterir ve böylece dost uçaklar izlenip ayırt edilebilir. Ayrı­ca askerî havacılık da, kendi ihtiyaçları için çeşitli tipte radarlar kullanır; yaklaş­tırıcı radarlar, inişi kolaylaştırmak için kul­lanılır; uçuş, bombardıman ve atış radar­ları, ister yerde, ister uçaklarda olsun mü­rettebata görmeden ve büyük bir kesinlikle görevlerini yerine getirme imkânı sağlar. Güdümlü mermi alanındaki bütün buluş­lar bu yeni tekniğin gelişmesine dayanır. Kara ordusuna radar, yer gözetleme ve topçu radarlarının yapımıyle girmiştir; 1962′de yer gözetleme radarları, 30 ile 40 km ara­sında, hareketli engelleri (taşıt, insan top­luluğu) tespit etme imkânı vermiştir.
Topçu radarları (tip AN/MPQ 10 veya Cotal) düşman topçusunun yerini tespit eder ve kendi topçusunun mermi yörüngelerini iz­leyerek atışları düzenler. Bununla birlikte, radarlar ancak 20°’lik bir atış açısından sonra etkili olabildiği için, daha çok mer­minin yükseliş yörüngesini tespit ederek havan toplarının mevzilerini bulmada kul­lanılır. Uçaksavar topçu radarları, hedefi, sürekli olarak nişangâhta tutup izler ve top­çuya yalnız mermi sürüp ateşleme görevi kalır.

Radarın başarısı sürekli çalışmasına (her mevsimde gece ve gündüz) ve teorik. ola­rak etkili olduğu alanın sonsuzluğuna da­yanır. Bununla birlikte bugüne kadar ra­darın engelleri aşmasına, yani dolaysız gö­rüşten kurtulmasına imkân bulunamadığı için, radarın burada kullanım alanı çok dar­dır ve alçaktan uçan uçaklara karşı etkisi yoktur. Meselâ 1961′de bir amerikan F 104 avcı uçağı radarlar tarafından görülmeden Amerika’yı boydan boya geçebilmiştir. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABİ (İsaac İsidor)

Tarih 17 Haziran 2009

RABİ (İsaac İsidor), amerikalı fizikçi (Rymanow, Galiçya 1898). Columbia, Münih, Kopenhag, Hamburg, Leipzig ve Zü­rich üniversitelerinde okudu. 1929′da Co­lumbia üniversitesine asistan, sonra da pro­fesör oldu. Daha çok spinler ile atom çe­kirdeğinin elektrik ve magnetik özellikleri üstünde çalıştı 1944 Nobel Fizik ödülünü kazandı (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABİ (İsaac İsidor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABAUL

Tarih 17 Haziran 2009

RABAUL, Bismarck takımadalarının başlıca limanı, bu adaların eski başkenti, New Britain’in kuzey ucunda.
— Ask. tar. Yeni Gine ile Salomon adala­rına giden denizyoluna hâkim Rabaul’u Japonlar 23 ocak 1942′de işgal ettiler ve he­men güçlü bir hava üssü haline getirdiler. New Britanin’in Amerikalılar tarafından ye­niden işgali sırasında 50 000 Japon Rabaul’de direndi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABAUL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİSCALUS

Tarih 17 Haziran 2009

QUİSCALUS i. Uzunluğu 45 sm’yi bulan oldukça büyük veya orta boylu kuş; tüyle­ri esmer veya mor, madenî yansımalı par­lak siyah, kuyruğu oldukça uzundur. (Quiscalus ve benzerleri Orta Amerika ve Antiller’den Kanarya adalarına kadar yaygın­dır. Sarıasmagillerden.) [L]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİSCALUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUiNTO REAL

Tarih 17 Haziran 2009

QUiNTO REAL (isp. dey.), ispanyol nüfuzundaki Orta Amerika’da bulunan özel müteşebbislere tanınmış maden işletme im­tiyazlarına karşılık ispanya’ya giren kıy­metli madenlerden vaktiyle kraliyet idaresi tarafından alınan yüzde 20 oranındaki res­mi belirten deyim. (Quinto real’i ispanya’­ya, getirebilmek için bir konvoy sistemi dü­zenlenmişti.) [L]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUiNTO REAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo), ispanyol generali (Tordesillas 1875 -Gambada, Sevilla yakınları 1951). ispanyol-Amerikan savaşma katıldı ve Fas’ta hizmet gördü.

Cumhuriyetçi görüşleri benimsediği için Primo de Rivera’nın diktatörlüğüne karşı çıktı. Görevinden alındı; 1928′de bir ayaklanmaya kalkıştı. Paris’e sığındı ve ispanya’ya ancak 1931′de cumhuriyet kurulduğu zaman döndü; cumhurbaşkanı Alcala Zamora’nın askerî kabine şefi oldu. 1936′daki milliyetçi ayaklanmada önemli bir rol oynadı, atak bîr saldırıyle Sevilla’yı ve sonra Malaga’yı zaptetti (1937). Radyo yaymlarıyle düşman üstünde psikolojik etki yaratmağa çalıştı ve bu sebeple general RADİO lakabını aldı. Daha sonra, Madrid’­de kalmış olan milliyetçi elemanlarla ba­ğıntı kurdu. İç savaştan sonra İtalya’daki ispanyol Askerî heyetini yönetti (1939-1942). [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quebec konferansları

Tarih 16 Haziran 2009

Quebec konferansları, 11-24 ağustos 1943′te Quebec’te Churchill, Roosevelt, Mackenzie King ve Song arasında yapılan görüşmede (Quadrant denir), «Overlord» harekâtı (Normandiya çıkarması) ve son­radan «Dragoon» adı verilen «Anvil» ha­rekâtı (Provence çıkarması) hazırlandı. 13-17 Eylül 1944′te Roosevelt ve Churchill ara­sında yapılan görüşmede, Japonya’ya karşı açılan savaşa İngilizlerin katılması kesin­leşti, Almanya’da sanayinin tarım lehine kaldırılmasını öngören amerikan maliye ba­kanı Morgenthau’nun planı kabul edildi ve Almanya’nın Anglosaksonlarla Ruslar ta­rafından işgali öngörüldü. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quebec konferansları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEBEC eyaleti

Tarih 16 Haziran 2009

QUEBEC eyaleti, Kanada’nın doğusunda eyalet; 1 539 843 km2; 5 744 000 nüf. Merke­zi, Quebec; başlıca şehri, Montreal.
• Coğrafya. Quebec eyaletinin toprakları Kanada’daki üç büyük coğrafî bütün üze­rinde uzanır: Kanada «kalkanı», Laurenti­des bölgesi, Apalaş bölgesi. Güney (Laurentides) ve doğu (Nouveau Quebec) kısmını içine aldığı Kanada «kal­kanı» geniş ormanlarla kaplı ve birçok göl, çukur ve tepeciklerden meydana gelen bir labirent görünüşündedir. Laurentides böl­gesi ırmağın her iki kıyısında (Saint – Laurent ülkesi, Montreal ovası) uzanan bir alçak topraklar bölgesidir. Apalaş bölgesi ise tepe çizgilerinin hâkim olduğu’bir yay­lalar (Gaspesie, halicin güney yaylaları, do­ğu kantonları) kesimidir, iklim kışın sert (Quebec’te ocak ortalaması: —12,4°C), ya­zın sıcaktır (Ouebec’te ağustos ortalaması: 18,7°C); bol yağmur yağar (Quebec’te 1 070 mm); kar Quebec’te beş altı ay kalkmaz.

Eyalet, ülkenin büyük tarım bölgelerinden bi­ridir. Bununla birlikte toprağın ancak onda biri (Montreal ovası, Doğu kantonları, Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temiseamingue çukuru) tarıma elverişlidir. Eyalet, zen­ginliğini toprakların çok eski tarihlerden beri yoğun bir şekilde değerlendirilmesine borçludur. Tarla açma işine Saint-Laurent’dan ormana doğru birbirini takip eden «rang»lar halinde başlandı. XIX. yy. ortala­rında ırmağın kıyılarından çok öteye yerle­şildi (Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temis-camingue). Tarım sisteminde çeşitli tarım, küçük ve orta mülkiyet ağır basar. Fransız asıllı kanada köylüsü toprağına bağlıdır ve kendi işlediği tarlasında tahıl, yemlik bitki, sebze yetiştirir; her çiftliğin kendi bostanı ve meyve bahçesi, çoğunlukla da akça ağaç diktiği ormanı ve içinde sütçül inek, koyun ve domuz beslediği ağılambarı vardır.

Bununla birlikte Quebec sütçülüğe yönelmiş olduğu için tarımda yemlik bitkiler ağır basar. İdare bölümlerinde tek tip tarım yapılır. Joliette’te tütün, Orleans adasında meyve, Montreal’e doğru sebze, Napierville’de patates v.b. Balıkçılık (Gaspesie), kürk hayvanı yetiştiriciliği (gümüşü tilki, vizon), birçok bıçkıhaneye ve büyük kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarına hammadde sağlayan ormanlar, ek gelir kaynaklarıdır. Quebec, Ontario’dan sonra ülkenin en bü­yük sanayi bölgesidir. Yeraltı altın ve bakır (Noranda-Rouyn, Malartic, .Vald’Or), am­yant (Asbestos, Thetford Mines v.b.), de­mir (Lac-Allard) bakımından zengindir; ay­rıca ormanlar önemli bir gelir kaynağıdır, üstelik Saint-Laurent suyolu ve beyaz kö­mür de eyaletin zenginliğini artırır. Saguenay (lle-Maligne, Chutea-Caron, Ship-shaw), Saint Laurent (Beauharnois, Les Cedres), Saint-Maurice (Shawinigan, Grand, Mere, La Tuque), Gatineau, Ottawa v.b. ırmakları üzerinde büyük hidroelektrik santralları kurulmuştur. Bu santralların üret­tiği elektriğin üçte birini kâğıt hamuru ve özellikle alüminyum (Arvida, Shawinigan Falls, Beauharnois) sanayileri tüketir. Çok çeşitli olan imalât sanayii, Montreal, Doğu kantonları, Saint-Maurice, Quebec, Saguenay ve Ottawa bölgelerinde toplanmıştır. Turizm de (Laurentides, Gaspesie) önemli bir gelir kaynağıdır.

• iktisat.. Eyaletin nüfusu 1961′den beri 500 000 kişi kadar arttı; bu artışın başlıca sebebi doğumların ölümlerden fazla olma­sıdır. Toplam artışın yarısını eyalet nüfu­sunun yüzde 40′ından fazlasının yaşadığı Montreal çekmiştir.1964′te Quebec değer bakımından kanada maden üretiminin yüzde 19,8′ini sağladı. Bu oldukça yüksek orana, demir filizi çı­karımı (Jeannine ve Wabush göllerindeki yataklarla Knob Lake [Schefferville] yatak­ları) ile altın, çinko (Mattagami gölü çev­resinde) ve amyant üretimi (dünya üreti­minin yarısından çoğu) sayesinde ulaşıldı. 1965 Başında Quebec, hidroelektrik alanında Kanada’nın toplam üretiminin üçte birin­den fazlasını (büyük kısmı Hydro-Quebec’in kontrolü altında olan 10 000 MW) üretiyordu. 1964′te Carillon santralının tamam­lanmasından sonra Manicouagane ve Outardes ırmakları üzerinde girişilen çalışma­larla Quebec’in ülkedeki üstünlüğünün art­ması beklenmektedir. Ayrıca termik enerji de önemlidir: Sorel yakınında Tracy’de 600 MW’lık bir santral kurulmuştur. Eyaletin kanada imalât üretimindeki payı 1964′te yüzde 29,7 iken Ontario’nunki yüz­de 50 idi. Kişi başına üretim Ontario’dakinden çok azdır.
Quebec’te daha çok ek değeri az olan sanayiler yerleşmiştir. Dokumacılık, kereste sanayii. Sanayinin bu yapısı hayat seviyesinin millî ortalamadan epeyce, komşu eyaletinkinden ise çok düşük olmasını açıklar. 1964′te kişi başına ma­lî gelir Quebec’te 1 567 dolar, Ontario’da 2 113 dolardı (bütün Kanada için 1 812 do­lar). Enerji elde edebilme imkânlarına (hiç olmazsa elektrik alanında, maden üretimi­nin önemine, Saint-Laurent denizyoluna ve ülkenin en, büyük merkezinin burada ol­masına rağmen giderilemeyen bu eşitsizliğin sebebinin iç yatırımların yönelimiyle ilgili olduğu ve kısa vadede değiştirilemeyeceği sanılır.

• Tarih. Tarihi Kanada’nınkiyle eşit olan bu büyük eyaletin sınırları 1763′te çizildi. 1791 Antlaşmasından sonra Aşağı Kanada adını aldı ve 3867′de Kanada konfederasyonunun ilk dört eyaletinden biri haline geldi. İkinci Dünya savaşından beri Quebec siyasetinin başlıca özelliği, muhafazakâr başbakan Maurice Duplessis’in uzun süre (1944-1960) iktidarda kalmasıdır. Duplessis’i rakipleri geçmişe dönük siyaseti ve seçim geleneklerini yozlaştırması bakımından tenkit ettiler.
1960 Seçimlerinde büyük bir zafer kazanan liberaller, Millî Birlik’in çı­kardığı 44 milletvekiline karşılık 50 millet­vekili çıkardılar. Jean Lesage yönetiminde kurulan yeni hükümetin başlattığı reform­lar, «sessiz devrim»i meydana getirdi: ik­tisadî alanda reformlardan bir kısmının he­defi Amerikalıların veya ingiliz asıllı Ka­nadalıların işletmelerinin ve sermayelerinin etkisini azaltmak (elektrik üretiminin dev­letleştirilmesi gibi) ve sanayileşmeyi geliş­tirmekti; sosyal alanda eski sosyal yapılara el atıldı ve meselâ ‘Katolik kilisesinin eği­timdeki fiilî tekeli, bir Kamu Eğitimi bakanlığının kurulmasıyle yumuşatıldı. Ama kamuoyunun, Kanada federasyonu yapısı­nın değiştirilmesini isteyen unsurları, bu re­formları çok yetersiz buldular. Bunlardan bir kısmı bağımsız ama Kanada’nın öbür eyaletleriyle ilişkili bir Quebec devleti kurul­masını istediler. Bazılarıyse çeşitli kuruluş­lar çerçevesinde tam bağımsızlık için savaş­maktadırlar: başlıca «bağımsızlıkçı» teşki­lât Millî Bağımsızlık birliğidir. Top­lulukların bazısı ise millî kurtuluş mücadelelerine «sömürgecilik aleyhtarı» bir savaş gözüyle bakıyordu. Bu görüş açısından hareket eden bazı militanlar şiddet hareketle­rine başvurulmasını öğütlediler. 1963′te Montreal’de patlayan bombalar birçok kişi­nin ölümüne sebep oldu. «İki dillilik» üs­tüne yapılan bir soruşturmanın (1965) açığa vurduğu gibi, Kanada’da kamuoyunun bü­tün kesimleri Fransızca konuşanların aşa­ğılanmasına karşıdır.
Soruşturma bu eşit­sizliğin Kanada’nın bütünlüğünü tehlikeye düşürdüğünü açığa vurdu. Quebec ile Ka­nada’nın geri kalan kısmı arasındaki buh­ranı, 1966 seçimlerini Daniel Johnson’un yönettiği Millî Birlik partisinin kazanması (51 liberale karşılık, 55 milletvekili) daha da artırdı. Muhafazakârlar Fransızca konu­şulan eyaletle Ottawa arasındaki ilişkilere, milliyetçi bir eğilim vermeğe kalkıştılar. General de Gaulle’ün Montreal Dünya ser­gisini ziyareti (temmuz 1967), olayların hız­lanmasına yol açtı. Quebec halkının coş­kunlukla karşıladığı De Gaulle, nutukların­da kaderlerine hâkim olmaları gereken «Kanadalı Fransızlar»ın hürleştirilmeleri zorunluğunu kesinlikle ortaya koydu; Mont­real’de verdiği kısa nutku «Yaşasın hür Quebec» diye bağırarak bitirmesi, federal hükümetin şiddetli tepkisiyle karşılaştı; bu­nun üzerine De Gaulle, Ottawa’ya yapa­cağı ziyareti iptal etti. O tarihten sonra Quebec ile Fransa arasında Ottawa’yı işe karıştırmadan önemli iktisadî ve kültürel anlaşmalar imzalandı.

1970 Nisanındaki eyalet seçimlerinde Millî Birlik hükümeti yenilgiye uğradı ve seçimi Liberal parti kazandı. Partinin lideri Jean Roberc Bourrassa’nın 12 mayısta göreve başlayan hükümeti, ilk adımda kargaşalık­larla uğraşmak zorunda kaldı. Montreal’­deki ingiliz ticaret ataşesi Cross (5 ekim) ve Quebec çalışma bakanı Pierre Laporte (10 ekim), Quebec Bağımsızlık hareketi mensuplarınca kaçırıldılar. Olağanüstü tedbirlere rağmen Laporte öldürüldü (17 ekim). İngi­liz ataşesi Cross ise, onu kaçıranlarla mü­badele edilmek suretiyle kurtarılabildi. Ça­lışma bakanını öldürmekle suçlanan iki kişi ise müebbet hapse mahkûm edildi. (LM)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEBEC

Tarih 16 Haziran 2009

QUEBEC,fr. Kanada’da şehir,Quebec eyaletinin merkezi,Saint-Charles ile Saint-Laurent’ın kavşağında; 171 000 nüf.(banliyölerile birlikte 310 000 nüf,).
Laval üniversitesi Şehir, bu kesimde Diamant burnu ile (100 m yüksl.) Levis tepeleri arasında akan Saint-Laurent halicinin ağzında kuruldu. Hisarı ırmağa hâkimdir; kuzeyde Saint -Charles ırmağının kıvrımlar çizerek aktığı geniş bir çöküntü uzanır. Askerî ve idarî bir şehir olan Quebec, XVIII. yy. sonunda, limanı sayesinde bir ticaret merkezi haline geldi; ama XIX. yy.ın ikinci yarısında Mont­real’in rekabetinden oldukça zarar gördü. Sanayi de aynı dönemde gelişti (dericilik, ayakkabı yapımı, konfeksiyon, kürk, makine yapımı, kâğıt fabrikaları). Limanı hâlâ canlı ve buğday trafiği önemlidir. Ama Quebec her şeyden önce bir idare, din ve fikir merkezidir. Her yıl birçok turist çe­ken şehir, Fransızlardan kalma anılarla do­ludur.

— Tar. Champlain’in, yerli köyü Stadacona’nın yerinde kurduğu yerleşme merkezi bugünkü Quebec’in çekirdeğidir. Kirke ku­mandasındaki İngilizlerin eline geçen Quebec (1629), 1632 antlaşmasıyle, Fransa’ya ge­ri verildi. Bir cizvit okulu (1635) ve büyük bir papaz okulu inşa edildi (1663). 1674′te bir piskoposluk kurularak başına piskopos Laval getirildi. Quebec garnizonu’na hü­cum eden ingilizler (Phipps) püskürtüldüler (1690). 1759 Eylül’ünde Abraham ovaların­da Montcalm’ın ölümünden sonra, garnizon­daki 600 kişi (Ramezay’ın emrinde) teslim oldu.

Paris antlaşmasıyle (1763) İngiltere’ye bırakılan şehri, James Murray (1763-1766) ve Guy Carleton gibi valiler sertliğe kaç­madan yöneterek Londra’yı ingiliz huku­kunu zorla uygulamak isteğinden vaz geçir­diler. 1791′de çıkarılan bir kanunla Aşağı Kanada, Yukarı Kanada’dan ayrıldı; Quebec, Yukarı Kanada’nın merkezi olarak kal­dı. Papineau’nun ayaklanmasından sonra (1837) iki eyalet Birlik kanunuyle (temmuz 1840) yeniden birleştirildi ve Kingston mer­kez oldu. 1864′te Quebec’te Londra konfe­ransının kararlarını hazırlayan (aralık 1866) bir konferans toplandı; Londra kon­feransında şartları tespit edilen Kanada fe­derasyonu, 1867 Kuzey Amerika anlaşmasıyle kuruldu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUARARİBEA

Tarih 16 Haziran 2009

QUARARİBEA i. Çiçekleri keskin, hoş bir koku yayan ağaç; Amerika’da yetişen on beş türü vardır. (Bombacaceae famil­yasından.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARARİBEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUAKER

Tarih 16 Haziran 2009

QUAKER (titreyen anlamında ing. k.). «Dostlar derneği» denen protestan mezhe­bi üyesi.
— ANSiKL. George Fox’un hâkim Bennet’i «Tanrı’ya saygı göstermeye ve Kelâmı önünde titremeye» (ingilizce to guake) davet eden sözlerinden kinaye ile «Dostlar der­neği» üyelerine takılan alaylı lakap. Bu la­kap, 1654′ten sonra kullanılmağa başlandı, XVII. yy. sonunda yerleşti. 1638′de Ame­rika’da Rhode İsland sömürgesini kuran ve insan vicdanının kutsal olduğunu ileri süren püriten Roger Williams, tarikatın öncülerindendir. Derneğin kurucusu, doktrinini ilk defa 1647′de vazeden kunduracı George Fox, kanunkoyucu William Penn ve tek ilâhi­yatçısı da Robert Barclay’dir. «Dostlar»ın iman düsturları: hıristiyana, hayatının bü­tün hallerinde yol gösteren üstün otorite, kalbine hitap eden kutsal ruhtur (buna göre Kutsal Kitap dogma kıstası olmaktan çıkmaktadır); bütün kutsal sırlar ortadan kaldırılmıştır (communio manevî bir işlem­dir); andîçme yasaklanmıştır; nefis müda­faası hakkı yoktur; teşkilâtlanmış bir papaz sınıfı gerekmez; evrensel papazlık kadınlara da açıktır; kült ihtiyarîdir, hiç bir dogma yoktur, insan tabiatının günah sonucu le­kelendiği teorisini reddeden quaker’ler, Calvin’in takdiri ilâhi ile ilgili fikirlerini, lütuf nazariyesini, îman sayesinde bağışlanma na­zariyelerine de karşı çıkıp, sadece ibadet âdetlerini muhafaza etmişlerdir. Quaker’ler birbirlerine «sen» diye hitap eder, üstlerine şapka çıkararak selâm vermeyi ve giyecekle­rinde düğme taşımayı reddederlerdi.

Quaker’ler XVII. yy.da, özellikle 1650′den itibaren büyük gelişmeler gösterdiler, iskoçya’ya yayılarak Fox’un şahsında presbiteryen kilisesine karşı geldiler. 1654-1656 Ara­sında ilk misyonerlerini Amerika’ya gönde­rerek kısa zamanda Rhode İsland, 1676′da Batı New Jersey, 1682′de Doğu New Jersey yönetimini ele geçirdiler. Pennsyîvania top­rağı 1681 şartı ile W. Penn’in mülkiyetine verildi ve quakerlerin üssü haline geldi. Başlangıçta hem İngiltere’de, hem Ameri­ka’da zulüm gördüler. İngiltere’de Restorasyon’dan sonra Charles II’nin Clarendon yasası ile kırbaç ve hapis cezasına çarptı­rıldılar. Kuzey Amerika’da boston püritenleri birçok quaker’i ölüme mahkûm etti­ler (1660-1661 Boston infazları). Ancak bu zulüm çok geçmeden yatıştı. Birçok dinî okul açmalarına elverişli kültürleri, liberal anlayışları ve çalışma şevkleri sayesinde quaker’ler XVIII. yy.da refaha kavuştular, fakat barışçı olduklarından Yediyıl sava­şında Fransa’ya karşı savaşmak için asker toplamayı reddettikleri gibi, Pennsylvania meclisinden de çekildiler ve böylece, bu sö­mürgedeki siyasî etkilerini kaybettiler. Aynı şekilde savaş aleyhtarı olduklarından 1776 Amerikan ayaklanmasında yurtseverlere ka­tılmadılar. XVIII. yy.dan itibaren «Dostlar derneği» gerilemeğe başladı ve bu gerileme XIX. yy.’da devam etti. Quaker’ler kabuklarına çekilerek, dünyada saflıklarını sa­vunmaya koyuldular. «Sekinci» denen bu dönem, aynı zamanda bir tasavvuf dönemi­dir.
Quaker’ler o zamanlar büyük toplum içinde küçük bir toplum halinde yaşamak­taydılar, giydikleri ve biraz da gülünç bir çeşit üniformayı terkettiler. XIX. yy.da quaker mezhebinde iki büyük skhisma mey­dana geldi: katıksız bir deizmi savunan Elis Hicks skhisması (1827-1828) ve muhafa­zakâr olan John Wilbur skhisması (1845-1854). Sonunda, mezhep dört gruba ayrıl­dı: Ortodoks Dostlar derneği (bunlar ger­çek quaker’lerdir); Hicks’ci Dostlar derne­ği; Wilbur’cu Ortodoks Muhafazakâr Dost­lar ve bunlardan ayrılan Philadelphia Dost­ları Dinî derneği. Bununla birlikte, XIX. yy. başından beri, quaker’lerin esirlikle sa­vaşta, halk eğitiminde, hapishanelerin reformunda önemli payları oldu. Aslında anglosakson olan dernek, Birinci Dünya sa­vaşından beri hemen hemen bütün dünyaya yayıldı ve «Milletlerarası Quaker Yardımı» teşkilâtını kurdu. 1947′de ingiliz ve amerikan quaker komiteleri Nobel Barış ödülünü kazandı.

Dünyada, gününmüzde bir dünya komitesi halinde teşkilâtlanmış bulunan 250 000′e ya­kın quaker vardır. Bunların büyük kısmı anglosakson ülkelerinde yaşamakla beraber, Avrupa, Asya ve Afrika’ya da yayılmışlar­dır. Fransa’da birkaç quaker grubu vardır. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAKER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Q

Tarih 16 Haziran 2009

Q . Bazı alfabelerde p ile r arasında yer alan harf. || Kapantın titreşimsiz ünsüz.
— Elektr. Q katsayısı (ing. quality, «kali­te» kelimesinin kısaltması), bir bobinin aşı­rı gerilim katsayısına amerikalılar tarafın­dan verilen ad. (İndükleme reaktansı ile ohm direnci arasındaki oran eşittir; Q = w L // R; burada w = 2 x f ‘dir; f frekansı hertz cinsinden,
L özindüklemesi henry cinsin­den, R direnci de ohm cinsinden gösteril­miştir.)

— Mat. Q pozitif ve negatif oransal sayı­ların cümlesini gösteren semboldür. (Oran­sal sayıların Q cümlesi her yerde yoğun­dur, fakat tam değildir.) || Q+, pozitif oransal sayıların cümlesini gösteren sem­boldür.
— Metrol. Q 40 milyar ton iyi cins kömü­rün yanmasıyle elde edilen enerji miktarı­na eşit olan ve iktisatta kullanılan bir enerji miktarı birimidir. (1 Q = 10 18 B.T.U.)

— Telekom. Q kodu, milletlerarası telsiz konuşmalarında kullanılan ve üçer harflik bütün grupları Q harfiyle başlayan telsiz telgraf kodu: QRA, «istasyonun uzun adı nedir?».

— ANSİKL. Leng. Harfin tarihi. Harfin İbranîcedeki adı Qof un anlamı «maymun»dur; bu etimoloji açıklaması gerçeğe pek az uymaktadır, ama bundan daha uygunu da ortaya konamamıştır. Yunanlılar, özellikle [u], [o] ve bazen e (n) önünde k’yı (kappa gibi) belirtmek için qof’u kullandılar. Bu kullanım şekli yavaş yavaş terk edildi. La­tinler q’yü önce C önünde kullandıktan sonra dudaksı-artdamaksı kw’yi kullanmağa başladılar.
Etrüsklerin bu harfi bilmediği sanılır; bununla birlikte, Latincede harfe verilen isimin (qu) Yunancadan aktarıldığı­nı savunan tez pek inandırıcı değildir: Yu­nanlılar bu harfe koppa dediklerine göre eğer Latinler harfin ismini kendileri yarat-mışlarsa öbür harflerde olduğu gibi qo ve­ya qe demeleri gerekirdi; oysa Etrüsklerde o sesi olmadığından qu demeleri gerekir.
Latince den günümüze kadar harfin geçirdiği evrim üstüne yapılacak fazla gözlem yok­tur. III. yy. işlek yazılarında kuyruğun di­ğer birçok harfte de olduğu gibi sola yönel­diği görülür. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Q hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNOA

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNOA i. Güney Amerika’da yetişen bir çeşit karabuğdayın cins adı. (Ispanakgil­lerden.)
— ANSİKL. Quinoa (Chenopodium quinoa) temrensi yapraklı, tıkız başak çiçekli bir bitkidir. Anayurdu Peru ve Şili’de «küçük pirinç» adiyle bilinir; besleyici tohumları için yetiştirilir. Avrupa’da yetiştirilmesi de­nenmiştir. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNOA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNN (Anthony)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNN (Anthony), amerikalı sinema oyun­cusu (Mexico 1915). Sinemaya 1936′da kü­çük rollerle başladı. Adını ancak 1950′den sonra duyurabildi. önemli filimleri,
E. Kazan’ın, Viva Zapata’sı (1951); F. Fellini’nin, Sonsuz Sokakları (La Strada) [1954]; J.Delannoy’un, Nötre Dame’ın Kamburu (Nötre – Dame de Paris) [1956]; G. Cukor’un, Heller in Pink Tights’ı (1959); R. Nelson’un, Reçuiem for a Heavy Weight’i (1961); M. Kakoyannis’in Zorba’sı (1964); A. Mackendrick’in, Jamaika’da Fırtına’sı (High Wind in Jamaica) [1965]. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNN (Anthony) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNCY (Josiah)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNCY (Josiah), amerikalı yurtsever (Boston 1744 – denizde 1775). Avukattı, 1767′den sonra ingiliz hâkimiyetine karşı ya­zılar yazdı, Boston bill’i üstüne bir kitap yayımladı (Observations on the Act of Parliament, Commonly Called the Boston Port Bili) [Genellikle Boston Port Bili De­nen Parlamento Kararı Üstüne Görüşler] ve whig üyeleriyle görüşmek üzere Londra’­ya gönderildi. Dönerken bir deniz kaza­sında öldü. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCY (Josiah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYXİDANTHERA

Tarih 16 Haziran 2009

PYXİDANTHERA i. Kuzey Amerika’da yetişen ve çiçek başçıkları hemen hemen tam enlemesine çatlayan, dibi odunlu bit­ki. (Fundagillerden.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYXİDANTHERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYROPHORUS

Tarih 16 Haziran 2009

PYROPHORUS i. Amerika’nın sıcak böl­gelerinde yaşayan kazıcı böcek, (Kınkanat­lıların elateridae familyasından.)
— ANSİKL. Pyrophorus’lar kuvvetli fosfo­rışı saçabilen, külrengi veya kızılımsı iri böceklerdir. Güney Amerika’da bunlara kukuyos denir. Eskiden oralarda bunların üçü dördü bir kaba konarak geceleyin fener olarak kullanılırdı. Hanımlar bunları çiçek­lerle veya kolibri tüyleriyle birarada süs diye kullanırlardı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYROPHORUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRANGA

Tarih 16 Haziran 2009

PYRANGA i. Tangara grubundan, olduk­ça küçük boylu ötücü kuş; erkeği yazın kır­mızı ve siyah, erkeği ve dişisi kışın yeşi­limsi olur. Göçmen olan bazı türleri Ku­zey Amerika’nın soğuk bölgelerinde yuva yapar. Tanagridae familyasından. (L.)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRANGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİLLAJA

Tarih 16 Haziran 2009

QUİLLAJA i. Almaşık yapraklı, erkek ve dişi çiçekli ağaçsı bitki; Amerika’da yetişir. (Gülgillerden.)
— ANSİKL. Şili’de yetişen Quillafa saponaria’dan «panama odunu» denen bir kabuk çıkarılır.
6-8 mm kalınlıkta, kirli beyaz, kırılgan ve kıymıklı plakalar halindeki bu kabuktan tahriş edici bir toz elde edilir; içinde sapotolesin (nötür saponin) ve bir ki-layik asit bulunur; hidrolize uğratılınca, sapojenin ve şekerlere ayrılır. Bu tozun kaynatılmasından elde edilen bol köpüklü sıvı kirli çamaşırları arıtmağa yarar. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLAJA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEZON (Manuel)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEZON (Manuel), filipinli siyaset adamı (Baler, Tayabas 1878 – Saranac Lake, New York 1944). Amerika’ya karşı bas gösteren ayaklanmaya katıldı (1899). 1905′te Tayabas eyaleti valisi, 1907′de milletvekili oldu. «Partido Nacionalista»yı kurdu ve Jones Act’in çıkmasını sağladı (1916). Bu me­tinle bağımsızlık vaat ediliyor ve bir parla­mento kuruluyordu. Quezon, senato başka­nı oldu (1916), Filipinler’in derece derece kurtulması yolunda mücadeleye girişti. 17 Eylül 1935′te, büyük yetki ile yeni devletin başkanlığına getirildi. 1941de yeniden se­çildi, Japonlardan kaçmak zorunda kaldı, Amerika’da geçici bir hükümet kurdu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEZON (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEROL (Agustin)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEROL (Agustin), ispanyol heykeltıraşı (Tortosa 1860 – Madrid 1909). Barcelona’da öğrenim gördü, 1884′te Roma’ya gitti, öğ­renimine orada devam etti.
Dönüşünde, Gelenek (Çağdaş Sanat müzesi, Madrid) adlı ese tiyle tanındı (1887). Canovas del Castillo’nun desteğiyle, Madrid’in en tutu­lan heykeltıraşı oldu, ispanya’dan olduğu kadar, ispanyol Amerikası’ndan da sipariş­ler aldı. Heykellerinin kilden modelini ha­zırlamakla yetinir, bundan sonraki işi yar­dımcıları yapardı. Başlıca eserleri: Mad­rid’de, Canovas del Castillo’nun mezarı
(Atocha kilisesi), Madrid Millî kütüphane­si cephesinin süslemeleri, Vigo’da Mendez Vigo ve Elduayen’in, Bilbao’da Viuda de Epalza’nın, Barcelona’da Frederic Soler’in, Cadiz’de Moret’nin, Manila’da Legazpi ve Urdaneta’nın mezarları, Montevideo’da Garibaldi, Parana’da Urquiza, Guayaquil’de Bağımsızlık. (M)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEROL (Agustin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYCNANTHEMUM

Tarih 15 Haziran 2009

PYCNANTHEMUM i. Kömeç çiçekli otsu bitki; Kuzey Amerika’da yetişir. (Ballıbabagillerden.) [L]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYCNANTHEMUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜRİTEN

Tarih 15 Haziran 2009

PÜRİTEN i. (ing. puritan > fr. puritain). Kutsal kitapları yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya büyük önem veren ve pek çoğu Amerika’ya göç eden katı bir presbiteryen tarikatının üyesi.
— ANSîKL. • ingiltere’de James I Stuart’ın Presbiteryenliğe katılmakla birlikte piskoposluğu kaldırmayı reddetmesi ve hü­kümdarın püritenler için hoşgörü isteyen Binler dilekçesini kabul etmemesi (Hampton Court konferansı, ocak 1604), 1610′a doğru, siyasî bir Püritenliğin doğmasına yol açtı. Bu Püritenlik, kralların tanrısal hakkına karşılık, milletin krala üstün ol­duğunu savunuyordu. Siyasî Püritenliğin ilahiyat alanındaki Püritenlikle birleşmesi ingiliz devrimini belirleyen en önemli un­surlardan biridir. 1638′den itibaren püritenler, krallığın bütün kiliselerine din ko­nusundaki her çeşit yeniliği reddetme an­dı olan National Covenant!ı habul ettir­diler.

Büyük bir çoğunluğu Cromwell gibi doğu kontluklarından gelen ve Charles I’e karşı parlamento ile birlikte mücadele’ eden püritenler, kralın bozguna uğramasında ve 1649′da idamında büyük rol oynadılar. Ay­rıca, İngiltere kilisesini Iskoçya kilisesi ör­neğine göre yeniden düzenlemeyi de tasar­ladılar (Covenant, 1643). Cromwell’in ik­tidara gelişinden sonra hükümeti fiilen kontrollan altına aldılar (Barebone’s Parliament, 1653). Ama tecrübesiz oldukları için devleti yeniden teşkilâtlandırmayı ba­şaramadılar; bölündüler ve 1660′ta Char­les II’nin tahta geçmesiyle tekrar kurulan krallık yönetiminin baskısıyle siyaset ala­nından çekildiler. Ama yine de püritenlerin siyasî (parlamenter demokrasinin ku­rulması), toplumsal ve ahlâkî (azamî ka­zanç peşinde koşan kapitalist bir burjuva­zinin yerleşmesi) bakımlardan İngiltere’de derin etkisi görüldü.

• Kuzey Amerika’da, Püritenlerin siyasî rolleri Kuzey Amerika’da çok daha uzun sürdü. Gerçekten, Anglikan kilisesinde ye­nilik yapmanın imkânsız olduğu kanısına varan bazı püritenler yurtlarından göç ede­rek yeni bir denizaşırı din topluluğu kur­mayı tercih ettiler. Teorilerini uygulamak amacıyle Massachusetts kolonisini kuran bu kimselerin otuz beşi ayrı bir kilise olan Leiden kilisesindendi (Hollanda), altmış ye­disi maceracıydı (Pilgrim Fathers). Okya­nusu Mayflower gemisiyle geçtiler (6 ey­lül – 21 aralık 1520). Sonra da üstünde ileride Plymouth sömürgesinin kurulacağı bölgeye yerleşerek buradaki yerli halkla azizler azınlığı arasında kesin bir ayırım gözetmeğe çalışan bir topluluk kurdular. Bir vali, yedi yardımcısı ve bir meclisle kendi kendilerini yöneterek oy hakkını yal­nız bir tarikatın üyelerine verdiler (Mas­sachusetts halkının yüzde yirmi beşi). Bu hak da yalnız âyinde bulunanlara tanın­mıştı.
Ayrıca, 1635 tarihli bir kanunla âyin­de bulunmak da zorunlu kılındı. Ama ge­lenlerin sayısının gitgide artması (1630 -1640 arasında 20 000 kişi) ve bu püriten­lerin daha önce yerleşmiş olan kolonilere zarar verecek biçimde batıya ve güneye doğru yayılmaları, din sapkını oldukların­dan kuşkulandıkları kimselere veya başka mezheplerden olanlara karşı hoşgörüyle davranmamaları, gitgide artan kazanç hır­sı, aziz çocuklarını vaftizden muaf tutmak istememeleri, Charles II tarafından Mas­sachusetts «şart»ının yürürlükten kaldırıl­ması (1684) New-England’ın püriten rejimini sarstı. Bununla beraber, 1689′da çı­kan Hoşgörü fermanına rağmen, püriten­ler dinî sapmaların peşini bırakmadıkları gibi katı ahlâk anlayışını da muhafaza et­tiler. Bundan dolayı da biçimciliğe düştü­ler. Sonunda püritenlerin ve tarikatçıların, vaftiz edilmiş olanların hiç birini âyine kabul etmemeleri üzerine XVII. yy.ın so­nunda New-England’ın dinî birliği bozul­du. Gelenekçiler, varlıklarını sürdürebilmek için, devletin belirli bir ölçüde laikleşme­sini kabul etmek zorunda kaldılar.
Bu laik­leşme, rahiplerin elinden siyasî otoritele­rinin bir kısmını alıyordu. Nihayet, 1691′de püriten kolonisi de dağıldı. Ama or­tak yasaya boyun eğen püritenler uzun sü­re dinî özelliklerini korumayı başardılar. Ne var ki bu durum onların ilahiyat ala­nında daha az dogmacı, bireysel bakımdan da daha beşerî bir anlayışa yönelmelerini önleyemedi. Fakat gene de, kongregasyonalist bir Kilise ve Devletin kongre an­layışına bağlı kaldılar ve 1750′den itiba­ren, Anglikan piskoposluğu ile İngiliz hü­kümetine karşı çıkmağa başladılar. Bu ba­kımdan da, Amerika’daki ingiliz sömürgelerini bağımsızlığa yönelten 1776 dev­riminin hazırlanmasında büyük bir rol oy­nadılar. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRİTEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PURUS (RiO)

Tarih 15 Haziran 2009

PURUS (RiO), Güney Amerika’da ırmak, Amazon’un kolu (sağ kıyı); 3 380 km. Do­ğu Peru’da doğar, çığırınır büyük kısmın­da Brezilya’da Amazonas bölgesinde akar. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURUS (RiO) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PURCELL (Edward Mills)

Tarih 15 Haziran 2009

PURCELL (Edward Mills), amerikalı fi­zikçi (Taylorville, İllinois 1912). öğrenimini Harvard üniversitesinde yaptı, 1938′de aynı üniversitede doktora tezini verdi; 1946′da bu üniversitenin Fizik kürsüsüne getirildi. Yıldızlararası uzayda oksijen bulunduğunu ispatlayan ilk bilginlerden biridir. Ayrıca, iyonosferin özelliklerinden yararlanarak, radyoelektrik dalgalarının yayılmasıyle ilgi­li yeni bir metot tasarladı ve radarın ge­lişmesine katkıda bulundu, atom çekirdeklerinin magnetik momentlerini belirledi ve 1952 Nobel Fizik ödülünü F. Bloch ile pay­laştı. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL (Edward Mills) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUPİN

Tarih 15 Haziran 2009

PUPİN (Michael İdvorsky), sırp asıllı amerikalı fizikçi (İdvor, Banat 1858 – New York 1935). Panchevo ve Prag’da öğrenim gör­dükten sonra, Amerika’ya gitmek üzere Hamburg’dan gemiye binmek için kitap­larını, saatini ve elbiselerini sattı (1874). Başlangıçta büyük güçlüklerle karşılaştıktan sonra çiftçi ailelerinin yanına yerleşti; in­gilizce. Yunanca, Latince öğrendi ve Columbia üniversitesine girdi. A.B.D. vatan­daşlığına geçti; okumak için Cambridge ve Berlin’e gitti; sonra yeniden Columbia üni­versitesine denerek Madencilik okulunda Elektrik Mühendisliği bölümünü yönetti (1901). Seyreltik gazlardaki elektrik olayla­rını ve elektrik rezonatörlerini tanımladıktan sonra, telefon haberleşmelerinin iletilme­sinde özindüklemenin etkisini inceledi ve 1899′da, kendi adını taşıyan hat kurma usulünü icat etti. Bk. pupinleme. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUPİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUNTO

Tarih 15 Haziran 2009

PUNTO i. (ital. k.). Matbaac. Bir kadrat’ın on ikide biri. (Harflerin boyutlarını belirtmekte kullanılan ölçü sisteminde kü­çük birim olarak [kadrat büyük birim ol­mak üzere] kabul edilen punto, metrik sistemde, 20°C sıcaklıkta 0,376 065 mm’ye eşittir. Anglo-amerikan puntosu ise, ine’ in yetmiş ikide birine veya 0,351 368 mm ‘ye eşittir.)
— Teknol. Bir ayakkabı veya bir şapka­nın ölçüsünü almak için, ayakkabıcı veya şapkacıların kullandığı mezuranın üzerinde bulunan işaretlerden her biri.
* Puntolu sıf. [...] Puntosu olan: Gaze­telerin iri puntolu başlık koyucularına ya­ranmaktan başka bir sey düşünmezler (F. R. Atay). [M]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUNTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »