RESZKE (Edouard de)
Tarih 29 Haziran 2009
RESZKE (Edouard de), polonyalı opera şarkıcısı (Varşova 1855-Garnek 1915).
Proskao Ziraat kolejinde okudu. 1876′da Paris’te Theâtre İtaliend’e, daha sonra Avrupa ve Amerika’nın büyük şehirlerinde sahneye çıktı. Torino’da Alfredo Catalini’nin Edda operasındaki kral rolünü ve Filippo Marehetti’nin Don Giovanni d’Austria’sındaki Carlo V rolünü yarattı, özellikle Faust’taki Mephistopheles, Romeo ve Jülyet’teki Frere Laurent ve Wagner’in operalarmdaki Hans Sachs, Wotan ve kral Mark rollerinde başarı kazandı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESZKE (Edouard de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESTREPİA
Tarih 29 Haziran 2009
RESTREPİA i. Tek yapraklı ve tek çiçekli konuk ve bazen sürüngen orkide; sarı veya beyaz olan çiçeği firfiri benekli ve iplik görünüşünde bir tek uzun çanakyapraklıdır; Tropikal Amerika’da kırk kadar türü bulunur; birçok türü (Restrepia elegans, R. antennifera) limonluklarda da yetiştirilir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESTREPİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESNİK (Regina)
Tarih 29 Haziran 2009
RESNİK (Regina), amerikalı kadın şarkıcı (New York 1922). New York’ta okuduktan sonra ilk konserini Brooklyn’de verdi (1942).
1943′te Mexico City’de opera şarkıcısı olarak çalıştı. New York Metropolitan operasına girdi. Bu operada ilk olarak Giuseppe Verdi’nin il Trovatore operasındaki Leono-ra rolüyle sahneye çıktı (1944). 1953′te yıllık festival dolayısıyle, Bayreuth’te, Richard Wagner’in Die Walküre’sindeki Sieglinde rolünü oynadı. Uzun çalışmalardan sonra, mezzosoprano olarak yeniden sahneye çıktı: Musorgskiy’in Boris Goduno v’undaki Marina, Richard Strauss’un Elektra’sındaki Klytemnestra ve Wagner’in Tannhauser operasmdaki Venüs rollerini canlandırdı. Avrupa operalarında, özellikle Viyana’da da büyük başarı kazandı. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESNİK (Regina) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİMLİ
Tarih 29 Haziran 2009
RESİMLİ sıf. (resim’den resim-li). [Gazete dergi v.b. için] İçinde resimler bulunan: Hiç cevap vermedi. Ben resimli gazeteye bakıyordum (M. Ş. Esendal). Resimli çocuk kitapları. \\ Resimli roman, metinle birlikte sunulan resimler dizisi; resmin bulunduğu karenin içinde resmin anlaşılmasına yardımcı olan metin de yer alır.
— ANSİKL. Ed. A.B.D.’de şimdiki halini almadan önce, metinsiz veya bir metni canlandırmak için yapılan resimlerden meydana gelen hikâyeler, resimli roman’ın öncüsü sayılır. Resimli roman, 1880 yıllarında resimli magazinlerin rağbet görmesiyle yayıldı. Bu arada, mizahî dergilerin hızla gelişmesi ve New York basınının iki kodamanı olan Joseph-Pulitzer ile W.R. Hearst arasındaki mücadele, resimli romandaki iki unsuru yani resim ile yazının kaynaşmasını hızlandırdı. Bu gelişme özellikle Richard Outcault’un (Yellow Kid [1896], Buster Brown [1902]) ve Rudolph Dirks’in (The Katzenjammer Kids [1897], Little Tmmy [1905]) eserlerinde görülür.
İlk şekliyle resimli roman resimle sınırlanmadan devam eden bir metni süsleyen bir resimler dizişiydi. Ama daha 1900′de, resimlerin içinde çoğu zaman şahısların ağzından çıkan sözlerin yer aldığı balonlar belirdi. Başlangıçta mizahî olan resimli roman (Comics adı buradan gelir) kısa zamanda, çeşitli konuları ele aldı: mitoloji, bilim ve teknik, fantastik” hikâyeler (Gustave Verbeck’in Upslde Downs’ı [1903]), rüya âlemi (Winsor Mc Cay’in Little Nemo in Slumberland’i [1905]). 15 Kasım 1907′de Bud Fisher, ertesi yıl Mutt and Jeff adını alacak olan Mr. A, Matt’in serüvenleriyle ilk günlük resimli romanı yarattı.
Avrupa’da Pinchon’un Becassine (1905) ve Louis Forton’un La Bande des Pieds-Nickeles’inde görüldüğü gibi metin, resimli romandaki önceliğini muhafaza ederken, amerikalı ressamlar ilk olarak comic’leri sinemaya uyguladılar. Harry Hershfield, Desperate Desmond’da (1910) o çağın birçok kısımlı filmini hicvederken Winsor Mc Cay sanat değeri olan ilk canlı resmi (Gertie the Dinosaur) yaptı (1910). 1910′dan sonra resimli roman çizenler arasında başlıca iki eğilim belirdi: bunların bir kısmı resimli romanı sadece bir eğlence aracı olarak kabul ediyor, bazıları da yeni bir ifade aracı olarak görüyordu. Krazy Kat’ın (1911) yaratıcısı George Herriman, canlı resimden Felix the Cat tipini alan (1921) Pat Sullivan ve özellikle Bringing up Father (1913) ile milletlerarası ün kazanan George Mc Manus, ikinci grupta yer alıyorlardı.
Basın dağıtım ajanslarının (International News service, 1912; King Features syndicate, 1914) kuruluşuyle resimli romanın yayılışı büyük ölçüde arttı. Ama aynı ajanslar, herhangi müstakbel bir
müşteriyi tedirgin etmemek için resimli roman yaratıcılarının ifade hürriyetini kısıtladılar. En fazla tavsiye edilen konu burjuva ailesi ve hayatı idi (Sidney Smith’in The Gumpsi). Bu tür resimli romanın örneği, tek başına veya erkek kardeşiyle birlikte, günlük hayatını bir maceralar âlemi haline sokan evin genç kızı tipi (Cliff Strett’in Polly and her Pals’i) ve Martin Branner’in Winnie Winkle’ı bu türden doğdu. Buna karşıt olarak da bıçkınları (Frank Villard’ın Moon Mullins’i), gayri ciddî kahramanları (Billy de Beck’in Barney Google’i), maceraperestleri ve .öksüzleri (Harold Gray’in Little Orphan Annie’si) ele alan resimli romanlar çıktı.
Daily Sketch, 1921′de J. Millar Watt’ın Pop’u ile Avrupa’da ilk olarak büyüklere mahsus günlük resimli romanı ortaya attı. Fakat A.B.D.’li sanatçıların çabasıyle resimli macera romanları kısa zamanda bütün dünyaya yayıldı. Harold Foster’in resimlediği Tarzan (1936′da, yerini Bürne Ho-garth aldı) ve Dicks Calkins ile Phil Nowlan’ın Buck Rogers’i (bu resimli romanda «hayalbilim» konuları işlenmektedir) aynı gün, yani 7 aralık 1929′da yayımlanmağa başladı. Bu yeni dizilerin kazandığı başarı, basın ajanslarının, «suspense» (heyecan) ve harekete önem vermesine yol açtı.
Böylece, Chester Gould, Dick Tracey (1931) ile poli’s romanını resimli romana aktarırken Alexander Raymond (1911-1956), bir polisiye macerayı (Secret Agent X-9), uzak ülkeleri ele alan bir hikâyeyi (Jungle Jim) ve bir bilimsel macerayı (Flash Gordon) yayımlamağa başladı. Bununla beraber Harold Foster Prince Valianfı ile (1937) Eskiçağ veya Ortaçağ maceralarıyle ilgi topluyordu. Bu arada, ressamların çoğu, geleneksel sanat kurallarını resimli romana uygularken, Milton Caniff, Frank Robbins ve Frank Godvin (Connie, 1932) gibi sanatçılar da resim veya sinemaya has usulleri uygulayarak özel bir üslûp bulmağa çalıştılar. Böylece, kompozisyon (helezonî, piramit biçiminde v.b.) resimli romana girdi.
Resimlerin çerçevesi, eşkenar dörtgen, elips ve daire şeklini aldı. Seçilen konular genellikle cepheden çizilirken, ressamlar yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya görüntülerden de yararlanmağa başladılar. Rengin kullanılışı estetik bir değer kazandı; renk çoğu zaman gerçeğe uygun olmuyor ama psikolojik ve dramatik etkileri pekiştirmek için kullanılıyordu. Macera konularını işlemekte kullanılan bu yeni araçlar, 1933′te yayımlanan ilk resimli roman kitaplarının çok kısa zamanda başarı kazanmasını sağladı.
Bu kitaplar önce basında çıkmış çeşitli bantları yeniden yayımlamakla yetiniyordu (New Fun, 1935); daha sonra sadece bir tek kahramanın maceralarını kapsadı (Superman, 1938).
Macera romanları türü, 1940′ta resimli roman üretiminin yarısına ulaşıyordu ama mizah romanları da kimi zaman ağır basıyordu. Elzie Segar’ın Temel Reis’i (Po-pey) [1929], Murat Young’un Fatoş’u (Blondie) [1930] ve Al Capp’ın Hoş Memo’su (Lil’Abner) [1934] bunun örnekleridir. Ne var ki, mizahî resimli romanın ticarî başarısı durmadan artarken, bu romanları yaratanların hayal gücü tükeniyor ve canlı resme (Miki Fare [Micket Mouse], Vakvaka Kardeş [Donald Duck, 1931]) ve hayalî konulara (Lee Falk’in Mandrake’si [Mandrake the Magician]) daha fazla başvuruluyordu.
Avrupa’da en çok ilgi gören resimli romanlar ise şunlardı: Almanya’da Erich Ohser’in Vater und Sohn’u (1934), Fransa’da A. Daix’in Profesör Nimbus’u (Le Professeur Nimbus) [1934], İtalya’da Giovanni Scolari’nin Saturno Contro la Terra’sı ve özellikle Belçika’da Herge’nin Tenten’i (Tintin) [1929]. İkinci Dünya savaşı sırasında, Dave Breger’in G. L. Joe’su, George Baker’in Sad Sack’ı, Milton Caniff’in Maie Call’u (1942) gibi, amerikan askerleri için özel olarak çizilmiş yeni resimli romanlar ortaya çıktı. Buna rağmen günlük gazetelerde resimli roman boyutlarının küçültülmesi macera romanlarının ve desenin gelişmesi üstünde olumsuz bir etkisi oldu. Crockett Johnson’un savaş zihniyetine karşı koymak için yarattığı Barnaby (1942) bu devrenin en ilgi çekici eseridir.
Savaş sonrası, resimli romanlarda, amerikan toplumunun karışıklığı ve şaşkınlığı görülür. Burne Hogarth’ın Drago’su (1945), Alex Raymond’un Rip Kirby’si (1946) ve Milton Caniff’in Steve Canyon’ı (1947) gibi askerden yeni terhis edilmiş kahramanlar, özellikle ahlâk ve fikir meseleleri üstünde dururlar. Avrupa’da kâğıt tüketiminin kısıtlanması, din ahlâkiyle laik okulun karşı koyması ve siyasî kavgalar, resimli basının gelişmesini engelledi. Bununla beraber Jean Ache (Arabelle la derniere Sirene) [1947], Edgar P. Jacobs (Professeur Mortimer) [1946] gibi genç ressamlar ilk eserlerini verdiler. Franquin, savaştan önce R. Velter’in yarattığı bir kahraman olan Sipru’yu (Spirou) yeniden ele aldı ve Maurice De Bevere sevimli kovboy Red Kit’i yarattı (1946). 1950 Yılı başlarında amerikan resimli romanının içine düştüğü acıklı hal, bu türün estetiğini ve ahlâkını tenkit eden eğitimci ve psikologların saldırısını haklı gösterecek gibidir.
Bu sırada Walt Kelly’nin resimli masalları (Pogo, 1949) ve Charles Schultz’un korkunç çocuksu dünyası (Peanuks, 1950) ile, resimli roman, önemli insanî ve siyasî meselelere el attı. Fikir yanı ağır basan bu resimli romanlar kısa zamanda tutundu ve Jules Feiffer (Feiffer) [1956], Mel Lazarus (Miss Peach) [1957] ve Johnny Hart (B.C.) [1958] tarafından taklit edildi. Fakat bu serilerin yanı sıra, Ailen Saunders’in Worth’s Family’si (1947) gibi melodramları da rağbet gördü ve bunlardan «sabunlu opera» (soap opera) denilen tür doğdu. Stan Drake’ın The Heart of Juliet Jones’u (1953), Leonard Starr’ın On Stage’ı (1957) ve Alex Kotzy’nin Apartment 3-G’si (1962) bu son türün örnekleridir.
Amerika’daki yeniliğe paralel olarak, resimli roman, bütün dünyada hızla gelişti. İngiltere’de yetişkinlerin okuduğu resimli romanların yapımı olağanüstü bir miktara ulaştı (Leslie Caswell’in Better or Worse’u, Peter O’Donnel’in Modesty Blaise’i, D. Wright’un Carol Day’i, Maz’ın İane, Da-ughter of Jane’i). Bu arada, arjantinli resimli roman sanatçıları, kovboy hikâyelerinde uzmanlaşmışlardı (Arturo del Castillo’nun Randall’i), 1959′dan bu yana Albert Uderzo ve Rene Goscinny, galyalı Asterix’in (Bücür) maceralarını canlandırarak fransız tarihî resimli roman geleneğine yeni bir hava getirdiler.
• Türkiye’de. Türkiye’de ilk resimli hikâye Salih Erimez tarafından Akşam gazetesinde çizildi (1935). Erimez, bu resimli hikâyelerde eski türk yaşayışını dile getirdi. Bugünkü anlamıyle ilk resimli roman tercümesi Mehmet Faruk Gürtunca’nın çıkardığı Çocuk Sesi dergisinde yayımlandı: Baytekin Meçhul Dünyalarda (Alexander Raymond) [1935]. İlk yerli resimli roman da aynı dergide Orhan Ural tarafından çizildi: Zıpzıp Ali ve Arkadaşları (1935). Günlük gazetede yayımlanan ilk resimli yerli roman Vatan gazetesinde Çetin özkırım’ın çizdiği Toprak Kokusu’dur. (1952). Resimli romanı yaygınlaştıran ve geliştirerek çağdaş çizgiye ulaştıran Karaoğlan (Akşam gazetesi) [1961] ile Suat Yalaz oldu. Sezgin Burak’ın çizdiği Tarkan adlı resimli roman da ün kazandı. Resimli roman türünde (Turhan Selçuk [Abdülcanbaz], Altan Erbulak [Cafer ile Hürmüz], Oğuz Aral [Hayk Mammer] v.d.) türk karikatüristleri de çeşitli örnekler verdiler. Bugün, Türkiye’de resimli romanlar gazete ve dergilerde yayımlanmakta veya okura dergi halinde sunulmaktadır (Karaoğlan, Tarkan, Malkoçoğlu, Ergenekon v.d.). [LM]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİM veya RESM
Tarih 29 Haziran 2009
RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görülen azizlerin resimlerine benzer bir hal aldı (H. R. Gürpınar).
Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yapmağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Güntekin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çizme, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Resim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.
— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanılır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anlamında kullanılır: Bir kere sevdaya tutulmaya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar edersen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.
— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.
— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsinden bir para: Gümrük resmi. Belediye resmi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. ansikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlananların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakılmaları durumu. (Bk. ansikl.) ||
— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtılması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memurlar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olmadığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapardı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kassam defteri vardı, ölenin terekesi kassam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, ölenin cenaze masraflarıyle kassamın alacağı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısmetin kimler tarafından tahsil edileceğini düzenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, hademeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılardan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayinlerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve salâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrasını taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Resmi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydettikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Kadıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlarlardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe arasında değişirdi. Buna sicil akçesi de denirdi.)
— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tahlif, devlet memurlarının işe başlarken yemin töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat yemini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)
— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa altmış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değirmen vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürürlükte olduğu dönemde ekili arazisi olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.
Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba bennâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işlenebilecek arazi demekti.
Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bırakarak başka iş yapanlardan alınan vergi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve ondan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alınırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, turfanda meyve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı verilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.
Gayrimüslimlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzimattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderlerdi.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraattan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az verimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi almamağa başlandı.)
— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giydiği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hırkayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şeyhinin huzuruna çıkınca giyer.)
— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yarayan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geometrik resim, bir nesnenin geometrik orantılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belirtildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vurulan veya suluboya ile renklendirilen resim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yarayan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (marangozluk, topografya v.b.) uygulanması.
|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. alarak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanmadan yapılan ve bir nesneyi gerçekte olduğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi meydana getiren bütün parçaların ölçüsünü veren ve bu parçaların nasıl biraraya getirileceklerini belirten resim. (Bu tür resimde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösterilir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, yatay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit denir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli birtakım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, makine resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Teknik resim, sanayide, makine veya her çeşit imalât parçasının tam ve hatasız olarak yapılabilmesi için, çizimi yapan mühendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlardan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)
— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim testi, dört tane renkli resimden meydana gelir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki insan görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördüncü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, bazı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmektedir. Teste tabi tutulan denek, bu dört resmi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorundadır. Denekten istenen şey, bu resimlere bakarak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin konusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.
Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, deneğin anlattığı konuya karşı takındığı tavrı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini bitimi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliyetini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.
— Folk. önceleri folklorun bir parçası sayılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okumamış veya az okumuş bir toplumun sanatıdır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rastlanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha fazla ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapılmış olan bu resimler, ilkel bir özellik taşır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışında kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından denizler ve içinde gemiler görülür.
Halk resimleri halk masallarına uygun, halkın anlayabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bunları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (çoğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resimler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.
1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gösterir. Osmanlılar döneminde memurların gittiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yansıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, Enver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine karışmış Namık Kemal, Fatih’in atını denize sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in palabıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğraları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıydı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin develeri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süslerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine göre gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı gemisi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda denizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tulumbacılar v.d.
Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.
2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hikâyeler olmak üzere tarihî ve dinî konulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.
3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı varlıklara yer verilmeyen Mekke, Medine resimleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok sayfası resimlidir. Başta islâm inançlarını özetleyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sırat, bunun altında cehennem, zakkum ağacı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar halinde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.
4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasakladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatının en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şekiller, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi büyü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiştir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli sayfası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tılsım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.
5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konulardadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minarelerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapılmış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.
6. Yazıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.
7. Cam altı resimleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bunlar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, araları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de olağanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parçalanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk resimlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.
8. Karagöz resimleri halk sanatının en zengin bölümünü meydana getirir. Oyuna başlamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bahçeler perdeye konur. Buna göstermelik denir. Resimler saydamlaştırılmış deve derisine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.
— G. santl. Altamira veya Lascaux mağaralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanılan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resimlerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı mavisi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel boyayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılından yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve ince alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resimlere rastlanır.
Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar birbiri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borçludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten farklıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kumdan meydana gelen taze sıva üzerine yumuşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek genişlikte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, kurudukça hafifleyen çok ince renk armonileri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın derinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.
Freskte genellikle şu renkler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık siyahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kullanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alışkanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazırlanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kullanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan boyalar genellikle eskislerde çok işe yarar.
Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim yapılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sakıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tuval, kenevir tuvalden üstündür; daha kabaca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.
Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, karıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.
Birçok ressam, tablonun genel tonunu daha çabuk elde edecek şekilde önceden boyanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kolalanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalışırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kullanırdı; resimlerin zamanla kararmış olması bu yüzdendir.
Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulunur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çırakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yumuşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntıları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir yana sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).
Bunlar bir boya çanağı içinde sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenmeden önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş verniğine başvurulur. Bu vernik, donuklukları giderir, birkaç dakikada kurur, ama dayanıklı değildir.
• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmıştı. Romalılar da kral Attalos’un satın almak istediği bir tabloyu bu yoldan elde ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler aldı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak halka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satışı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avusturya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar kuruldu. O devirde belçikalı birçok ressam yalnız ihracat için çalışıyordu.
Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin merkezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ticaret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özellikle anılmağa değer.
— Huk. Resim, idarenin gözetim ve denetimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hizmet dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerinden, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluşları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hizmetler dolayısıyle alındığından, hizmetler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alınan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: damga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal resmi, hayvan alım satım resmi, ilân resmi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma resmi, işgaliye resmi.
• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiştir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuruluşların da resim ve harçlardan muaf olduğunu belirten özel hükümler vardır. Meselâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alınmayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Çocuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.
XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emekliye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhülislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışanların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağlı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafından;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya daha fazla akçe gündelikle çalışanların resmi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm resmi kısmetleri ise kazasker kassamları tarafından tahsil edilirdi.
— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çizimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, karakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fırça, silgi v.b. kullanılır.
Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanmasını sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, ölçekler, güdülen amaca ve çizilecek nesnelerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlıklar tamamlanınca resim tüm ve doğru olarak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: kimi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resimlerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ayrıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.
Teknoloji alanında kullanılan resim teknikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizilen resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür resimlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tekniğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genellikle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gerekir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazinin genel görünümünü verebilir, düzeç eğrileri veya taramalarla toprağın engebelerini gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farklarından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uygun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sadece tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştırmalar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntüsü üzerinden kalemle geçmektir; başka birtakım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.
+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİF
Tarih 29 Haziran 2009
RESİF i. (ar. resif, deniz kayalığı’ndan isp. arresif > fr. recif). Su hizasındaki kaya zinciri: Resife çarpan gemi.
— Denizbilim. Mercan resifi, tropiklerarası bölgelerin denizlerinde mercanların büyümesiyle oluşan resif.
— ANSiKL. Mercan resifleri, Okyanusya’da Avustralya’nın kuzeybatı ve kuzeydoğu kıyılarında, Hint okyanusunda, Afrika ve Amerika’nın doğu kıyılarında bulunur. (Bu iki kıtanın batı kıyıları resiflerin oluşmasına imkân vermeyen oldukça soğuk su akıntılarıyle çevrilidir.) Resiflerin büyümesi yılda birkaç milimetre ile 3 sm arasında değişir. Bir kıyıya yerleşen mercanlar, «kıyı resifleri»ni meydana getirir.
Kara platformu birdenbire alçalmayan yerlerde, kıyıdan yer yer 100 km açıklara kadar uzanan kesimde set resiflerine rastlanabilir (meselâ, Avustralya Büyük seti, uzunluğu 2 400 km). Açık denizlerde ise mercanlar atoller meydana getirebilir. Bk. mercan. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENTSCHLER (Harvey Clayton)
Tarih 29 Haziran 2009
RENTSCHLER (Harvey Clayton), amerikalı fizikçi (Hamburg, Pennsylvania 1881 -East Orange, New Jersey 1949).
1908-1917 Arasında Missouri üniversitesinde fizik dersleri verdi. Westinhouse Elektrik ve İmalât şirketine girdi (1917), daha dayanıklı ampul telleri yapmak amacıyle uranyum tuzlarından saf uranyum elde etti (1922). Uranyumun ergime derecesinin tungsten’inkinden çok daha düşük olduğu anlaşılınca, bu proje yarıda kaldı, ama şirket nükleer fizik alanında çalışan üniversite ve araştırma laboratuvarları için az miktarda uranyum elde etmeğe devam etti.
1942 Başlarında, Chicago üniversitesinin Metalürji laboratuvarı şefi Arthur H. Compton’un isteği üzerine Rentschler, deneylerde kullanılabilecek bir miktar uranyum elde etti. Ayrıca daha önce Robert F. James ile birlikte bakteri öldürücü ilk lamba olan «Sterillamba»yı geliştirmişti. Bu lamba, yiyecekleri korumakta ve cerrahî alanında ameliyat odalarını sterilize etmekte kullanılmaktadır. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTSCHLER (Harvey Clayton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RETHEBERG (Elisabeth)
Tarih 29 Haziran 2009
RETHEBERG (Elisabeth), amerikan uyruklu alman kadın şarkıcı (Schwarzenberg 1894). Piyano ve şarkıya çalıştı, sanat hayatına 1915′te başladı, konserlerde ve operetlerde şarkı söyledi.
Dramatik soprano olarak kendini kabul ettirdikten sonra, ‘New York’a yerleşerek 1922′den 1942′ye kadar Metropolitan’da çalıştı, bu arada büyük avrupa şehirlerinde de sahneye çıktı. Yüzden fazla rol ve bin lied’i içine olan çok geniş bir repertuvara sahiptir. R. Strauss’un Mısır’lı Elena’sını ilk oynayan sanatçıdır (192S). [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETHEBERG (Elisabeth) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ren muharebesi
Tarih 27 Haziran 2009
Ren muharebesi, İkinci Dünya savaşının son muharebesine verilen ad. Bu çarpışmada, müttefik birlikleri mart – nisan 1945′te Ren nehrini aşarak Almanya’nın içlerine girdiler.
Ren nehrinin sol kıyısına hâkim durumdaki (bk. SiEGFRİED hattı) müttefikler, 90 tümen
(61′ amerikan, 13′ü ingiliz, 5′i kanada, 10′u fransız, 1′i polonya tümeni) olan kuvvetleriyle, hiç ara vermeksizin, nehri geçme teşebbüslerine giriştiler. 23 Martta general Patton, Oppenheim’da nehri baskınla geçti ve hemen doğuya doğru i-lerleyerek Frankfurt ile Wiesbaden’i zaptetti
(29 mart). Bu iki köprübaşı tarafından desteklenen başkumandanlık, saldırısının ağırlık merkezini, alman ordusu tarafından henüz sağlam bir şekilde tutulmakta olan Aşağı Ren üstüne yöneltti.
Wesel’in doğusunda bir hava indirmesiyle desteklenen bu harekât, Montgomery’nin emri altında 21. Ordular grubu (I. Kanada, II. İngiliz, IX. Amerikan orduları) tarafından sevk ve idare edildi. Montgomery, 24 martta büyük bir başarı ile Duisburg yakınından saldırıya geçti ve kuzeyden Ruhr nehrini aştı (Münster’-in zaptı, 2 nisan). Ren nehrinin yukarı kısmını 26 martta Worms’ta general Patch, 31 martta da Karlsruhe’nin (4 nisanda Fransızlar tarafından ele geçirildi) batısında Philippsburg’da general de Lattre aştı; sonra da bu iki ordu Tuna’ya doğru yön değiştirdi.
Bu arada Hodges ile Patton da Mafburg’u geçiyor ve Kassel’e yaklaşıyorlardı. Eisenhower, düşmanı daha ilerilere kadar takip etmeden önce Ruhr’daki alman tümenlerini tasfiye etmek istedi; bu tümenler 2 nisanda Lippstadt’ta I. (Hodges) ve IX. (Simpson) Amerikan orduları tarafından çevrildi. 18 Nisanda sanayi bölgesindeki bütün mukavemet kırılmıştı. Almanya’nın içerilerine dalma görevi general Bradley’e verildi. IX., III. ve I. Amerikan ordularıyle Bradley, Le-ipzig istikametinde hemen saldırıya geçti. 4 Nisanda Kassel, 13 nisanda Jena zaptedildi; ayın 11′inde Simpson emrindeki kuvvetler Magdeburg yakınında Elbe nehrine ulaştı; 14 nisanda Patton’ın kıtaları Leipzig’i ele geçirdikten sonra, emir üzerine Muide hizasında durdu; 18 nisanda bu kuvvetler Prag’a 90 km mesafedeki Pîzen’e vardı, ama Sovyetlerle yapılan antlaşma sonunda geri çekildi. Sovyet birlikleri Patton kıtalarıyle 25 nisanda Elbe üzerinde Torgau’da birleşti.
Kuzeyde, Hollanda’daki alman kuvvetlerini (Blaskovitz) yok etmeyi Kanadalılara bırakan Montgomery, Bremer’i zaptetti ve 3 mayısta Wismar’da Sovyetlerle irtibat: kurdu. Hamburg 4 mayısta teslim oldu. Güneyde, alman mukavemeti daha kuvvetliydi. Bu direnmenin önce Pfarzheim-Würzburg hattı üzerinde Patch ve de Lattre kuvvetleri tarafından kırılması gerekiyordu. Patch 19 nisanda Nürnberg’e, 30 nisanda Münih’e girdi. Alman direnmesini Freudenstadt’ta bozan de Lattre, sol kanadını 22 nisanda düşen Stuttgart’a, sağ kanadını; da isviçre sınırına (Konstanz), Tuna’ya (Ulm, 24 nisan) ve Avusturya’ya (Vorarlberg) doğru saldırıya geçirdi. 4 Mayısta Brenner geçidini aşan Patch İtalya’daki müttefik kuvvetleriyle birleşti; general Leclerc de Berehtesgaden’i işgal etti. Aynı gün, Danimarka, Hollanda ve Westfalen’deki alman orduları Lüneburg sözleşmesiyle teslim oldu: bu durum, alman ordusunun 7 mayısta Reims’te ve 8 mayısta Berlin’de kayıtsız şartsız teslim olmasına yol açtı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren muharebesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENDULİC (Lothar)
Tarih 27 Haziran 2009
RENDULİC (Lothar), alman generali (Wiener – Neustadt 1887).
Avusturya – Macaristan ordusunda subaylık yaptı. Bu orduda Birinci Dünya savaşına katıldı, 1935′te albay rütbesiyle Avusturya genelkurmayında görev aldı, Paris’te askerî ataşe oldu. 1938′de alman ordusuna girdi ve Viyana’daki 17. Kolordunun kurmay başkanlığına getirildi. 1940′ta bir tümene kurnanda etti, 1941-1943 arasında Sovyet cephesinde savaştı, daha sonra Balkanlar’ın batı kesimindeki alman ve hırvat kuvvetlerinin başına getirildi.
1944′t.e, Dietl’in yerine Finlandiya’daki 20. Ordunun basına geçti ve 1945 yılının ocak ayından mayısına kadar, sırasiyle, Doğu Prusya Ordular grubuna, Courlande Ordular grubuna ve Avusturya’nın, savunmasıyle görevli Güney Ordular grubuna kumanda etti. 7 Mayısta Patton emrindeki amerikan kuvvetlerine teslim oldu. 1951′de serbest bırakıldı. 1954′te, Gekâmpft, Geseigt, Geschlagen (Savaştı, Kazandı, Yenildi) başlığı altında hatıralarını yayımladı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDULİC (Lothar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Remington Rand company
Tarih 27 Haziran 2009
Remington Rand company, yazı makineleri, hesap makineleri ve büro malzemesi imal eden amerikan firması.
1925′te, American Kardex co. (1915′te kuruldu) ile Remington Typewriter co.nin birleşmesiyle kuruldu. Remington Typewriter co., 1860′ta karabina imali için kurulan ve Ayrılık savaşından sonra (1861-1865) karabina satışı azaldığı için çeşitli kollara ayrılarak tarım malzemesi, dikiş makineleri ve yazı makineleri imal etmeğe başlayan Remington’un kollarından biriydi, iki şirketin birleşmesinden sonra Remington Rand, 1927′de benzer veya tamamlayıcı iş kollarında çalışan birçok firmayı satın aldı.
İkinci Dünya savaşı sonunda bu grup, Eckert Mauchly Compunter corporation’ı satın alarak çeşitli elektronik makineler yapımına girişti. Bu alandaki gücünü kabul ettiren Remington Rand, 1955′te Sperry Corporation ile birleşerek Sperry Rand Corporation adını aldı ve yeni şirket, her iki şirketin bütün dünyadaki mallarını bünyesinde topladı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Remington Rand company hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMİNGTON (Philo)
Tarih 27 Haziran 2009
REMİNGTON (Philo), amerikalı sanayici (Lichtwield, New York 1816-Silver Springs Florida 1889).
Tabanca ve dikiş makinesi yapımcısıydı; kuyruktan doldurma bir tüfek icat etti. 1873′te Sholes ve Gudden yazı makinesinin işletme hakkını elde ettikten sonra makinede büyük değişiklikler yaptı ve 1876′da seri olarak imalâta girişti. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMİNGTON (Philo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMARQUE
Tarih 27 Haziran 2009
REMARQUE (Erich Maria KRAMER, Erich Maria — denir), alman yazarı (Osnabrück 1898-Luzern, isviçre 1970).
Birinci Dünya savaşını Almanya açısından anlatan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (İm Westen Nichts Neues) [1929] adlı romanı yazdı. Savaşa karşı acı bir suçlama olan bu roman bütün dünyada geniş yankılar uyandırdı,
öbür eserleri: çarpışma bittikten sonra bile, savaş yıllarının zihniyetini sürdürmeğe çalışan bir zümrenin romanı Dönüş Yolu (Def Weg Zurück) [1931], İnsanları Seveceksin (Liebe Deinen Nachsten), Üç Arkadaş (Drei Kameraden) [1938]; Paris’teki göçmen çevrelerini konu alan Zafer Âbidesi (Arc de Triomphe) [1941]; alman toplama kamplarını anlatan Tedirgin Hayat (Der Funke Leben) [1952]; Der Sch-warze Obelisk (Kara Obelisk) [1958]; Der Himmel Kennt Keine Günstlinge (Tanrının Gözdeleri Yoktur) [1961]; Die Nacht in Lizbon (Lizbon Gecesi) [1963]. Remarque, Hitler’in iktidara gelişinden sonra yurdunu terk ederek Amerika’ya gitti. 1947′de amerikan uyruğuna girdi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMARQUE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Relay
Tarih 27 Haziran 2009
Relay, Telstar uydularına benzeyen bir dizi amerikan haberleşme uydusuna verilen ad.
Telstar’lar ile hemen hemen aynı ağırlık ve boyutlardaki bu uydular, çok kısa dalgalarla haberleşmeyi sağlayan Hertz röleleridir. Yörünge yükseltileri 2 000 ile 11 000 km arasında değişir. «Relay I», 13 aralık 1962′de uzaya fırlatıldı. Bir süre kendisinden beklenen görevi yerine getiremeyen bu uydu, sonradan Amerika, Avrupa ve Afrika arasında televizyon programlarını iletmeyi başardı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Relay hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REJİM
Tarih 27 Haziran 2009
REJİM i. (lat. regimen, yönetmek eylemi’nden fr. reğime). Yönetme, düzenleme tarzı, düzen.
— Coğ. Akarsu debisinin geçirdiği değişikliklerin tümü. Bk. ANSİKL.
— Diyetetik. Rejim veya yemek rejimi, sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyle uygulanan beslenme düzeni. (Bk. ANSiKL.) || Rejim yapmak, zayıflamak veya sağlık durumunu düzeltmek amacıyle yalnız doktorun belirlediği yiyecekleri yemek.
— Fiz. Bir akışkanın, düzenleyici şartları göz önünde tutarak ifade edilen debisi.
— Huk. Belli bir konuya ilişkin kanunlar topluluğu. // Ceza infaz rejimi, hürriyeti önleyici veya kısıtlayıcı cezaların uygulanmasını düzenlemek amacıyle konmuş kurallar topluluğu. (Amacı, her şeyden önce mahkûmun ıslahıdır.) || idarî rejim, idarî işlem ve eylemlerin özel hukukun uygulanma alanı dışında tutulması ve bu faaliyetleri denetleyecek makamların adlî mercilerden tamamen ayrılması. (Bk. ANSiKL.) || Mal rejimi, karı kocanın mallarının hukukî statüsünü belirleyen kurallar topluluğu. (Bk. MAL rejimleri.)
— Meteorol. Yağış rejimi. Bk. YAĞMUR. || Sinoptik rejim, havanın, bütün bir dolaşım tipi süresince devam eden özelliklerinin tümü. (İki çeşit sinoptik rejim vardır: antisiklon rejimi ve siklon rejimi. Tedirginlik akımlarının kaynağına göre, batı rejimi, kuzeybatı rejimi, güney rejimi v.b. denir.)
— Ormanc. Orman rejimi, orman idaresince ormanlara uygulanan kuralların tümü.
— Petr. Bir rafinaj tesisinin sürekli çalışma düzeni: Otomatik ayarlamalar sayesinde tesis ünitelerinin çoğu, uzun süre gece ve gündüz rejimde kalabilir.
— Sağ. Sağlık rejimi, yabancı ülkelerde hüküm süren hastalıkların bir ülke veya bölgeye yayılmasını önlemek için alman tedbirlerin tümü.
— Siyasî kuruluşlar. Hükümet yapısı veya şekli: Cumhuriyet rejimi. Monarşi rejimi. Parlamenter rejim. Başkanlık rejimi.
— Sosyal mevzuat. Toprak rejimi, genel rejim, özel rejimler. Bk. Sosyal GÜVENLİK.
— Teknol. Bir makinenin normal durumda çalışma şekli. || Bir motorun dönme hızı. || Maksimum rejim, bir motorun etkin gücünü ortaya koyan rejim. (Sürtünen parçaların aşırı derecede ısınacağını göz önünde tutarak, ancak olağanüstü durumlarda kullanılmalıdır.) || Yüksek verim rejimi, bir makinenin, bir motorun v.b., az bir tüketim ve önemsiz bir aşınma ile yüksek bir verim sağlayabildiği rejim.
— Vergi huk. Gümrük rejimi, millî gümrük sistemini karakterize eden tedbirlerin tümü. (İthal veya ihraç edilen malların tabi olacağı çeşitli hukukî ve idarî durumları tespit etmek üzere konulan hükümlerin tümü. gümrük rejimidir. Belli muamelelere veya belli bölgelere uygulanan özel gümrük rejimleri, umumî gümrük rejimi’nin karşıtıdır.)
— ANSİKL. Coğ. Irmak rejimleri mevsimlere göre değişmelerinden, yani suyun bolluğu veya azlığından çok, yıllık ortalama beslenmesindeki eşitsizliklerle nitelenir. Yıllık ortalama beslenme için bk. POTAMOLOJİ.
*Basit rejimler. Basit rejimlerin aylık ortalamalarında tek bir kabarma mevsimi ve tek bir alçalma mevsimi görülür; bu durum çoğunlukla akarsuyun yüksekliğinin tespiti için tek bir etkenin büyük ölçüde ağır basmasını ihtiva eder. Böylece, havzasının altıda biri veya daha fazlası buzlarla örtülü yüzeylerden meydana gelen ırmaklar, buzul rejimi’ne uyar; suyun kar halinde (daha sonra buz halinde) depolanması sonucunda en soğuk altı veya yedi ay boyunca düşük debiler gözlemlenir; sıcak mevsim ortasında kar ve buz erimesi, temmuz ve ağustosta gözlemlenen toplam azamî ortalamaya yol açar («ultra buzul» tipi); bu ortalama şubat, hattâ mart toplam minimum ortalamasının on beş -yüz katıdır.
Chamonix’te Arve, Yukarı Aar ve kolları, Alp Rhöne’u ve kolları bu tip ırmaklardır. Dağ kar rejimi’nde de (Yukarı isere, Arc, Alp Ren’i v.b.) süreç aynıdır, ama yükseltinin daha az olması sayesinde suların alçalma dönemi biraz daha az uzun sürer ve beslenme daha fazladır; azamî ortalama haziranda başlar. Ova kar rejim’nde, S.S.C.B. ve Kanada’-da (Volga, Dnieper, Obi, Saint-Laurent’in kolları v.b.) yükseltilerin nispî tekdüzeliği erimenin daha erken ve çok daha hızlı olmasına yol açar. Aylık en yüksek katsayı (enleme ve doymaya göre nisan veya mayısta) modüllerde ve kış alçak sularında alp rejimlerinden daha ağır basar, ikinci bir minimumun sebebi buharlaşmadır.
Okyanus yağmur rejimi’nde başlıca özellik (Sen, Orne, Meuse, Vienne, Aşağı Loire, Thames v.b.), tarihlerdeki ve en yüksek suların bolluğundaki düzensizliktir. Bununla beraber buharlaşma eşitsizliği yağış eşitsizliğinden daha büyük rol oynar ve oldukça uzun yılları kapsayan gözlemler, toplam azamî ortalamanın ocak veya şubat aylarında olduğunu ortaya koyar. Musonlu veya musonsuz saf tropikal yağmur rejimi’nin (Yukarı Nijer, Senegal, Mavi Nil, hin
distan ve birmanya akarsuları, Kızılnehir, Parana ve Güney Amerika’daki öbür ırmaklar) ise başlıca özelliği tersine yaz mevsimindeki kabarık suların düzenliliğidir; bu düzenlilik kış mevsiminde yağış olmamasının veya çok az olmasının yol açtığı etiyajlarla çelişir.
• Karmaşık rejimler. Birçok mevsimlik rejim en az iki etkenin birbirini izleyen ve az çok karışık etkilerini taşır; bu etkenlerin her biri sırasıyle bolluk ve azlıktan sorumludur. Yükseltinin 2 000 – 2 500 m’yi bulduğu Kuzey Fransız ön Alpleri’nde (Fiers, Guiers, Bournes) karların erimesi ve yağmurların meydana getirdiği dereler, kaynaklara doğru toplam önceliğin nisan veya mayıs ortalamasında olmasına yol açar; kar birikmesi kış ortasındaki toplam ortalamaları net bir şekilde düşürür.
Düzensiz sonbahar yağışları kasım veya aralık ayında ikinci bir ortalama maksimuma sebep olur; buharlaşma ağustos veya eylülde ikinci bir minimuma yol açar (aşağı çığırlarda): bu rejime kar – yağmur rejimi denir. Güney Alpler’de yaz etiyajı kuvvetlenmeğe başlar; akdeniz iklimi yağışlarının sonucu olan sonbahardaki ikinci kabarma, nisan-mayıs arasında yarı – kar maksimumuna yaklaşır. Kar geçiş rejimi’nde karmaşıklık biraz daha azdır: mayıs veya haziranda maksimum, kış ortasında kar birikmesinin sebep olduğu bir minimum, sonbaharda hafif bir ikinci kabarma veya mevsim eşiği. Breda, Goffre, Arly (2 800 – 3 200 m arasındaki alp özelliğinde dağlar) ve Pireneler’de veya çıkışlarında Yukarı Garonne, Yukarı Adour, Ariege bu rejime uyar. Akdeniz Alp bölgelerinde de Fanaro, Torino’da Po ve yukarı kolları, Ticino, Adda, Tagliamento v.b. kar geçiş rejimli ırmaklardır.
Bu rejimin karşıtı olan ve Jüralar’da (Ain, Yukarı Doubs, Orbe, Birse), Vosges dağlarında (Yukarı Moselle), Massif Central’da (Dordogne, Loire, Allier, Tarn, Yukarı Lot) rastlanan kar-yağmur rejimi özellikle yağmurların ve mevsimlik buharlaşma eşitsizliklerinin etkisindedir. Bununla birlikte kar birikmesi, ocak ve şubat debilerini biraz azaltır; erime, nisan (kaynaklara doğru) veya mart ortalamalarını biraz yükseltir. Akdeniz kesimlerinde (Ardeche, Herault, Gardons), düzensiz büyük kabarmaların sonucu olan kasım ayı ortalama debileri mart-nisan aylarındaki ortalama debiden yüksektir.
Havzaları çeşitli bölgelere yayılan ırmakların başlıca özelliği rejimlerinin çok daha karmaşık olmasıdır; çünkü kollar veya kol grupları gerek yüzey şekillerinin gerek iklimin etkisiyle ana ırmağa, çeşitli mevsimlik rejimlere bağlı sular getirir; bunun sonucu olarak ana ırmağın rejimi de yukarı kesimden aşağı kesime büyük ölçüde değişebilir. Meselâ Rhone ve Ren ırmaklarının rejimleri kaynaklarında çok basittir: Rhöne buzul rejimine, Ren dağ kar rejimine bağlıdır. Alp kolları da benzer özellikler taşır. Ama Ren, Alpler’den çıkınca Basel’de kar-buzul özelliklerini muhafaza etmekle beraber (Büyük Asalp göllerini geçişin önemli ölçüde azalttığı mevsim orlalamalaıı değişmeleri), hemen hemen yaz aylarındaki kadar yüksek soğuk mevsim kabarmalarının etkisinde kalmağa başlar ve sonra ancak yağmur veya okyanus-yağmur rejiminde kollar alır.
Moselle ile birleşmesinden sonra aralık-mart debileri, daha az düzenli mayıs-haziran kabarık sularına eşit olur ve Ruhr ile Lippe’-in aşağı kesiminde net bir şekilde bu debileri aşar. Rhöne ise temmuz ayı maksimum ortalamasıyle buzul özelliğini muhafaza eder, ama debiler kış mevsiminde nispeten daha yüksek hale gelir. Sonra Saone kış debilerinin daha yüksek hale gelmesine imkân verir.
Kar geçiş rejimine uyan isere’de ortalama üstünlük mayıs ve haziran aylarındaki erime debilerindedir; daha aşağı kesimde ilkbahar ortalamaları üstünlüğünü muhafaza eder, ama mayıs ve hazirandakine oranla nisan debisi gelişir; sonbahar kabarması yavaş yavaş olur. Nil’in rejiminin görünüşü çok basittir; Hartum’dan itibaren (Mavi Nil ile kavşak) tropikal yağmur tipindedir. Gerçekte ise, Habeşistan’daki yaz kabarık suları ve kış alçak suları öyle şiddetlidir ki, yukarı havzadaki büyük göllerinde dengelediği ekvator tipinde hidrolojiyi tamamıyle maskeler.
— Diyetetik. Sağlıklı bir insanda rejim yiyecek ihtiyacıyle orantılı olmalıdır; yiyecek ihtiyacı ise yaşa, fizyolojik duruma, yaşama tarzına, bedenî etkinliğe göre değişir. Meselâ bebekler, çocuklar, gençler, çalışmayan yetişkinler, ağır işçiler, ihtiyarlar, gebe kadınlar v.b. için ayrı rejim uygulanabilir. Yemek rejiminde günlük tayin besin dengesi ve vitamin ihtiyacından başka yemeklerin sayısı, bileşimi ve günde kaç öğün verileceği de önemlidir. Çeşitli ülkelerde uygulanan yemek rejimlerinin çok değişik oluşu tarım kaynakları, mevsimler, etnik grupların dini ve gelenekleriyle ilgilidir; bu çeşitlilik insanların çok değişik yemek rejimleriyle yaşayabileceğini gösterir, ama yemek rejiminin insanların davranışını ve ruhî durumunu etkilediği, buna karşılık onların da yemek rejiminden etkilendiği bir gerçektir.
• Hastalıklara gelince, rejim, büyük ölçüde koruyucu ve tedavi edici rol oynar. Her patolojik durum, hattâ her hasta için, özel bir rejim tespit etmek doğru olur; yemek rejimi verilecek yiyeceklerin cins ve miktarını gösterir; buna göre rejimler çeşitlere ayrılır:
1. toplam kaloriyi sınırlandıran rejimler (pletora, şişmanlık, selülit kalp hastalıkları);
2. bazı yiyecekleri sınırlandıran veya kaldıran rejimler; meselâ madeni tuzlar (tuzsuz, potasyumsuz v.b. rejimler) [nefritlerde]; glüsitler (diyabetlilerde); lipitler (hiper kolesterolemi, arterioskleroz, hiperlipemi, karaciğer hastalıkları, asetonemi v.b. protitler (kanda azotun çoğaldığı durumlar [üremi] ve özellikle böbrek hastalıkları [bitki veya süt-bitki rejimleri]) duruma göre sınırlandırılır veya tamamen kaldırılır. Bir yiyecek grubunun yasaklanması toplam kaloride bir sınırlandırmayı gerektirmiyoısa, izin verilen besinler artırılarak yasaklanan besinlerin eksikliği giderilir.
Bununla beraber birkaç grubun birden yasaklandığı durumlar da sık görülür; bu gibi durumlarda çok karışık problemlerle karşılaşılır; meselâ, glüsitlerin azaltıldığı diyabetlilerde eğer protein birikimi de varsa, protitlerin de azaltılması gerekir;
3. bazı yiyecek gruplarının artırılmasını gerektiren rejimler; meselâ madde kaybı hallerinde, bazı yaraların iyileştirilmesinde, karaciğer hastalıklarında protitleri artırmak, çocuklarda görülen asetonemilerde glüsitleri artırmak gerekir;
4. aşırı beslenme rejimleri’nde ise hastaya normal ihtiyacının üstünde yiyecek verilir. Bu suretle dokuları onarmak, zayıflığı gidermek, su kaybını önlemek mümkün olur. (Sindirim bozukluğuna, çeşitli metabolizmalarda ağır aksaklığa sebep olmamak için bütün bu rejimler çok iyi düzenlenmek ister.)
— Huk. idarî rejim. Devletin idarî faaliyetlerini, bu faaliyetlere ilişkin işlem ve eylemleri iki türlü düzenlemek mümkündür. Bunlar, ya kişiler gibi ancak adlî merciler aracılığıyle denetlenip, uygulanabilecek ve özel hukuka tabi tutulacak, ya da kamu hukukuna tabi olacak ve alınacak kararların hüküm doğurması için, karşı tarafın rızası veya adlî mercilerin araya girmesi gerekmeyecektir. Türkiye, Fransa gibi idarî rejim veya icraî idare adı verilen ikinci şekli kabul etmiştir. İdarî rejim, devlet içinde idarî hizmet ve faaliyetlerin bir bütün olarak İdare adını alan bir teşkilâta verilmesine dayanır.
Nitekim Türk anayasası, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ilkesini koymuştur. Bu bütünün, yürütme görevi içinde özel bir fonksiyonu, zabıta kuvvetlerinin merkezîleşmesinden doğan ve devletin hizmetlerinin çoğalmasıyle yaygınlaşarak kullanılan bir kamu kudreti vardır. Böylece idarî rejimin uygulandığı ülkelerde, idare makamları, adlî merciler karşısında bir hareket serbestliğine sahip olur. İdare, gerekli icraî ve kesin kararları alarak, belli kurallar çerçevesinde kendi araç ve personeliyle bunları gerçekleştirir.
Kamu hizmetlerinin aksamadan görülebilmesi, genel ihtiyaçların karşılanması ancak bu suretle etkili bir şekilde karşılanabilmektedir. Bir kişi, bir alacağını ancak mahkeme yoluyle ve icra aracılığıyle tahsil etme imkânına sahipken, idare, kamu alacağı niteliğindeki alacaklarını doğrudan doğruya tahsil edebilir. Türk pozitif hukukunda idarî rejimin yer alması 1868 yılında Şûrayı Devlet’in kurulmasıyle mümkün olmuştur. Bunun sebebi de Tanzimat döneminde birçok hukukî müessesenin Fransa’dan alınmasıdır. Bk. DANIŞTAY. (LM)
REJİSÖR i. (fr. râgisseur). Sine. ve Tiyat. Bk. YÖNETMEN.
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REJİM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİTHRODONTOMYS
Tarih 27 Haziran 2009
REİTHRODONTOMYS i. Kuzey ve Orta Amerika’da yaşayan ve reithrodon’a benzeyen kemirgen memeli hayvan. (Cırlaksıçangillerden.) [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİTHRODONTOMYS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİTHRODON
Tarih 27 Haziran 2009
REİTHRODON i. Sıçana benzeyen ve Güney Amerika’da yaşayan kemirgen küçük hayvan. (Cırlaksıçangillerden.)
— ANSiKL. Reithrodon’lar sıçana benzer. Postu çok yumuşaktır. Reithrodon caurinus Arjantin’in kuzeybatısında 3 000 m yüksekliğe kadar bulunur. Arjantinlilerin sıçan -tavşan dedikleri hayvan budur. Bu hayvan Uruguay, Şili ve Patagonya’da da yaşar. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİTHRODON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİSNER (George Andrew)
Tarih 27 Haziran 2009
REİSNER (George Andrew). Eski Mısır medeniyeti uzmanı amerikalı bilim adamı (İndianapolis, İndiana 1867 – Gizze yakınları Mısır 1942).
1889′da Harvard üniversitesini bitirdi. 1895-1896 Arasında, Berlin’deki Krallık müzesinin Mısır bölümünde uzman yardımcı, 1896-1897 arasında Harvard’da öğretim üyesi, 1897-1899 arasında da Kahire’deki Hıdivlik müzesinin Milletlerarası Kataloglama komisyonu üyesiydi. 1899-1905 Arasında Kaliforniya üniversitesinin Mısır gezisini yönetti.
Bu tarihten ölümüne kadar Harvard üniversitesinde ve Boston Güzel Sanatlar müzesinin müdürlüğünde bulundu. Mısır, Nübye, Sudan ve Filistin kazılarını yönetti ve özellikle eski Kuş krallığının kronolojisi ve IV. Mısır sülâlesi üstüne yaptığı çalışmalarla tanındı. 1925′te Khufu’nun (Keops) annesi kraliçe Hetepheres’in su mermeri mezarını keşfettiğini ilân etti.
Yayımladığı başlıca eserleri: Hearst Medical Papyrus (Hearst Tıp Papirüsleri) [1905]; Models of Ships and Boats (Gemi ve Tekne örnekleri) [1913]; Excavations at Kerma (Kerme Kazıları)
[2 cilt, 1923]; Harvard Excavations at Şamarla (Harvard üniversitesinin Samiriye Kazıları)
[2 cilt, 1924] ve The Development of the Egyptian Tomb (Mısır Mezarlarının Gelişimi) [1935]. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİSNER (George Andrew) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİNER (Fritz)
Tarih 27 Haziran 2009
REİNER (Fritz), macar orkestra yöneticisi, sonradan amerikan yurttaşlığına geçti (Budapeşte 1888 – New York 1963). B. Bartok’un öğrencisiydi, Lubiana, Budapeşte ve Dresden’de çalıştı.
1931′de A.B.D.’ye yerleşti, orada belli başlı senfoni orkestralarının başına geçti. Ayrıca Philadelphia Curtis enstitüsünde ders verdi. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNER (Fritz) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENGEYİĞİ
Tarih 27 Haziran 2009
RENGEYİĞÎ blş. i. Kuzey yarımkürenin soğuk bölgelerinde yaşayan, her iki cinsi de boynuzlu, evcil veya yabanî memeli hayvan.
— ANSiKL. Rengeyiği’nin (Rangifer tarandus) boynunda çok kalın ve sarkık bir yele vardır; postu sert ve sık kıllarla kaplıdır. Boyu 1,20 m’yi, uzunluğu 2 m’yi aşmaz. Boynuzları kendine has biçimde dallı ve eğridir; boynuzların ana kolları uca doğru parmak gibi dallanır.
Rengeyikleri likenlerle beslenir; likenleri boynuzlarıyle veya tırnaklarıyle karı eşeleyerek ortaya çıkarır, fakat iyi mevsimde bulduğu bitkileri yemekten de geri kalmaz. Gebelik süresi 230 gündür. Eskimolar bu hayvanları yarı yabanî halde yetiştirirler. Uzak Kuzey’deki halkın yegâne evcil hayvan kaynağı bunlardır. Hayvanın bütün kısımlarından (boynuz, post, kemik, et, kan, kiriş v.b.) yararlanılır.
Canlıyken kas kuvvetinden (kızaklara koşma) ve sütünden faydalanılır. Laponya’da düzenli bir şekilde yetiştirilir. Kuzey amerika rengeyiğine karibu denir. Bu geyikler beslenmek için mevsimlik göçlere girişir. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENGEYİĞİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Persian
Tarih 27 Haziran 2009
Persiankiwi: Twitter devrimcisi İranlı.
Persian Farsça Ad:
Kökeni İran olan kimse.
Farsça:
[1] İran’ın resmi dili.
[2] Hint-Avrupa dil ailesinin, Hint-İran dil grubuna ait İran Dilleri alt grubunda yer alan dil.
Persian (İran Kedisi)
Temel Özellikleri
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Yüzünün etkileyici geniş ve yuvarlak kafasının kemik yapısı tamamen yuvarlaktır. Belirgin bir girintisi olan basık burnu kısa ve kalkıktır. Gözler iri, yuvarlak ve kabarıktır.
Uçları yuvarlak hafifçe öne eğik kulakları ufaktır ve alt tarafları fazla geniş değildir. Kulaklarının alçak oturuşu kafasının yuvarlaklığını bozmaz.
Bedeni alçak ve güçlü, asla kaba sayılmayacak bir tıknazlıktadır. Kemikleri ve kütlesi ona bir armağan gibidir. Kasları neredeyse abartıya kaçacak bir biçimde yapılıdır.
Dört ayağı da kısa ve kalındır, ön ayakları düz iner. Sırtı muntazamdır, iri patileri yuvarlak ve sıkıdır. Parmakları birbirine yakındır. Kuyruk uzun olmamakla beraber gövdenin uzunluğuna uygundur. Uzun, sık ve canlı tüyleri gövdeden aşağıya akıyormuş gibi kabarık durur. Omuzlar dahil tüm beden boyunda yelelenen ve oradan aşağı göğsü ve ön ayakları kaplayan uzun kürk gibi tüylerle kaplıdır. Pati altlarında ve kulak içlerinde dolgun fırçaya benzeyen tüyler vardır.
Tüy Bakımı
Her gün muntazaman fırçalanması şarttır. çok fazla sindirilmemiş tüyler bağırsak problemlerine yol açabilir. Yumuşak bir fırçayla ve yumuşak hareketlerle fırçalanmalıdır. Eğer şartlar başka türlüsünü gerektirmiyorsa mümkün olduğunca kuru şampuan kullanılması gerekir.
Kökeni
İran kedilerinin uzun tüylü Türk Ankara kedilerinden geldiği sanılmaktadır. Her iki cins de doğulu kediler olarak tanınır. Eski İran kedilerinin Ankara kedileriyle daha yoğun ve yünsü tüylü olmalarının dışında çok az farklılıkları vardı.
İran kedileri Avrupalılar tarafından tüylerinden ötürü beğenilerek yetiştirildiler ve tüm uzun tüylü kedi yarışmalarının vazgeçilmez galipleri oldular. İran kedisinin süregelen ısrarlı yetiştirilmesi sonucunda sarsılmaz yerleri olan İngiliz ve Amerikan Shorthair’ler bile kendi ana vatanlarında tahtlarını kaybettiler.
Örnekler:
tırmık, 3 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian).
shagy, 4 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
lokum, 4 aylık, dişi, İran Kedisi (Persian)
süleyman 2 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
İran Kedisi (Persian)
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir..
… kedi almaya niyetlenenlerin ilk baktığı, ancak bedava bulmanın imkansıza yakın olduğu bir kedi türüdür. yavru olanlar pethoplarda 250 $- 400 $ arası fiyatlara alıcı bulur. saf bir ırk değildir, ankara kedisi ve himayala kedisinin çiftleşmesi ile ortaya çıkmıştır. dediğim gibi şirinlikleri ile kedi almaya niyet edenleri hemen cezbeder ancak bir tane edinmeden önce defalarca düşünülmelidir. zira iran kedileri bakımı en zor kedilerdendir. gözleri ve kulaklarında sorunlar yaşamakla birlikte, yoğun tüy bakımı isterler ve pek çoğunun mama seçtiği görünmüştür. ayrıca uzun tüylerinden dolayı kendini temizlemesi zordur ve tüylerine yapışan kakalar önemli bir problem olur. sağırlık tıpkı kökenleri olan ankara kedileri gibi yaygın olmayan bir hastalıktır. bilindiği gibi sağırlık daha çok çift göz renkli van kedilerinde görünür. nispeten sorunsuz bir türü olan chinchilla, nadir ve aşırı güzel bir kedidir. ..
…Total ve Shell petrol firmalarının LNG Persian ve Pars projelerinden çekildikleri takdirde İran Gaz Sıvılaştırma Firması`nın söz konusu projelerin uygulamasında yer alabileceğini ve bununla ilgili olarak tüm hazırlıkları tamamladığını ilan etti……
Persian Gulf(İran Körfezi)
….Geçen hafta kutlanan Persian Gulf (İran Körfezi) gününde konuşan İran lideri Ayetullah Ali Hamaney`in danışmanı Ali Akbar Velayeti, `Doğru duruşumuzda ısrar etmeliyiz. Bu oyunların iptal edilmesine yol açsa bile duruşumuzu değiştirmeyeceğiz.` dedi……
…İsim değişikliği talebinin bölge istikrarına zarar verdiğini söyleyen İran meclis başkanı Ali Laricani, `Araplar bu büyük Körfez`in adını değiştirerek kendileri için faydasız girişimlerde bulunuyorlar.` dedi…..
Persiankiwi
Twitter devrimcisi İranlı, Tüm dünya İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olanları canlı yayın gibi aktaran Twitter müptelası, kim ve ne olduğu bilinmeyen bilgisayar tutkunu.
İlgili Haberler:
Ben şu anda öldürülüyorum!
23.06.2009 / 13:43:35
Tüm dünya İran’da olanları an be an Twitter’dan öğreniyor. Peki Twitter ne biliyor musunuz?
İran´da seçimlerden sonra ülke karıştı. Hergün protesto gösterileri oluyor, onlarca kişi hayatını kaybediyor. Reforcular ayakta… Ancak İran hala eski İran; ülkede gazeteciler hala yoğun baskı altında. Yabancı gazetecilere boykot var. Seçimler biter bitmez İran´dan çıkarıldılar. Ülkede kalmayı
başaranlar da kelle koltukta, fısıltıyla haber yapabiliyorlar. Ama tüm dünya orada yaşananları anında öğreniyor. Peki bu nasıl oluyor?
Cevap Fransız Liberation Gazetesi´nin manşetinde gizli: İran´da; Twitter devrimi mi? Belki de dünyada ilk kez bir internet sitesi belki de bir ülkenin kaderini değiştirecek.
Peki nedir bu Twitter?
www.twitter.com aynı facebook gibi bir sosyal iletişim ağı. Ancak bu sayfada tek bir soruya cevap veriyorsunuz. “What are you doing? – Şu anda ne yapıyorsun?” Ve bu soruya sadece 140 karakterle cevap verme şansınız var.
İlk anda bu uygulama insana saçma geliyor. “Kim benim ne yapmak istediğimle ilgilenir ki? Ya da banane hiç tanımadığım birinin yaptıklarından?” diyebilirsiniz. Bunu dedirtecek mesajlar da az değil. Çünkü twitter başlarda “Şu anda yatıyorum, duruyorum, tuvalete gidiyorum gibi mesajlarla” doluydu.
ÜNLÜLER DE TWİTTER´DA
Ancak gün geçtikçe bu ilginç ağın kullanıcıları da değişti. Birçok şirket, web sitesi ve ünlüler burada o anda ne yaptıklarını milyonlara duyurdu. “A şirketi şu anda x ürününü piyasaya sundu” gibi iletilerde gözle görülür bir artış oldu. Beğendiğiniz müzisyenler yeni albümlerini, konserlerini ya da sahne programlarını ilk kez twitter´la duyurdular. Hatta Martha Stewart köpeğinin bir propan patlamasında öldüğünü yine Twitter´dan duyurdu.
Asthon Kutcher karısı Demi Moore´un bikinili fotoğraflarını yine Twitter´da yayınladı. Amerika´nın en ünlü talk showcusu Oprah Winfrey de ilk ´twit´ini canlı yayında yazdı. Türkiye´den de Sertap Erener ve Demir Demirkan twitter üyesi…
İRAN´DAN GELEN SON MESAJDA ÖLÜM VAR
Cep telefonuyla internete girmek yaygınlaştıkça Twitter´ın kullanımı da boyut değiştirdi. Moldova´da protestocular Twitter sayesinde bir araya gelip ülkeyi salladılar. Çin´deki depremi de ilk duyuran yine bir Twitter kullanıcısı oldu. Gazze savaşından Hollanda´daki THY uçağının düşüşüne kadar birçok olay ilk olarak Twitter´da yer aldı. Hem de resimleriyle… Yani twitter üyesi herkes bir nevi gönüllü muhabir diyebiliriz.
AHMEDİNEJAD TWİTTER´I ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR
Şimdi de aynı şey İran için geçerli. Musavi yanlıları seçimin başından beri Twitter sayesinde bir araya gelip örgütleniyorlar. Seçimden sonra da aynı örgütlülüğü böyle sürdürüyorlar. Tabii tüm dünya da bu şekilde İran´da olup bitenlerden anında haberdar oluyor. Öyle ki 16 Haziran´daki server bakımı İran´daki genel seçimle aynı güne denk gelince ABD dışişleri bakanlığının ricasıyla şirket bakımı erteledi.
Ahmedinejad yönetimi protestocuları meydanlarda durdurmaya çalışırken, bir yandan da Twitter´ı ´susturmak´ için internet bağlantılarını engellemeye çalışıyor.
İran´dan gelen mesajlarda özellikle tek bir kullanıcı dikkat çekiyor. Persiankiwi ülkedeki son durumu anında dünyaya geçen gönüllü bir muhabir gibi çalışıyor. Haberi hazırlarken bile onun girdiği mesajlara yetişemedik. Persiankiwi´nin mesajlarını http://twitter.com/persiankiwi adresinden okuyabilirsiniz. Veya buraya tıalayınız >Persiankiwi Twitter
İşte Persiankiwi ‘nin son mesajları: Haber: http://www.habercinim.com
Dışişleri bakanlığına giden bütün yollar ve ara sokaklar güvenlik güçlerince kapatıldı.
Tahran´daki durum bugün çok karışık. Yolların çoğu kapatılmış durumda.
(Etemad Melli gazetesine saldırıldı.)
(Hapishalerdeki birçok özgürlükçü liderin açlık grevine başladığı söyleniyor. )
(Hamaney bu cuma yeniden vaaz verecek)
(Nobel ödüllü avukat Şirin Ebadi ´protestocuları öldürenlerin hepsini dava edeceğim)
(Allahu Ekber ve Rahmetullah- Barış size bağlı, bize destek veren herkese teşekkürler. )
(Eğer sokaklara çıkıp protesto etmekten korkuyorsanız, kan verin! Bu bile çok büyük yardım olacak.)
(Eğer milislerden birini görürseniz onları öldürmeyin, onlara kardeşiniz gibi davranın. )
DSL bağlantısını şu anda kesmek zorundayız. Çünkü bilgisayarın sahipleri gelmek üzere. Ama her zaman bağlantı kuracak bir yol bulacağız.
İran halkı gün bugündür. Bu yeni bir başlangıçtır. Umut ediyoruz ve hazırlanıyoruz.
Hükümet güçleri protestolara cevap olarak elektriği kestiler. Şu anda yemek pişirmek için bile evlere gaz girişi yapılamıyor.
Yiyecek kıtlığı başlayacak. Nakliye durduruldu. Bankalarda para sıkıntısı var.
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Emre KIZILKAYA 26 Haziran 2009
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Hürriyet:
Hürriyet’in, basına sıkı bir sansür uygulanan Tahran’daki haber kaynaklarından biri de, “Persiankiwi” takma adıyla internetten “canlı yayın” yapan cesur bir İranlı’ydı. Dünya basınının da yakından takip ettiği Twitter devrimcisi, önceki akşam “Bir arkadaşımı aldılar, işkence yapacaklar” dediği son mesajlarından sonra kayboldu.
DÜNYANIN dört bir yanında, aralarında dev basın kuruluşlarının da bulunduğu 37 bin abonesi olan tek kişilik bir medya ordusu…
“Mikro-mesajlaşma” temalı sosyal internet sitesi Twitter’ın İranlı kullanıcısı “Persiankiwi” (İranlı Kivi), işte böyle biri. Persiankiwi, Tahran’daki sokak olaylarının 12 gün önce başlamasından, önceki gün hükümetin artan baskılarıyla büyük ölçüde bastırılmasına dek, siteye tam 823 kısa mesaj gönderdi.
Esrarengiz Musevici
Persiankiwi’nin olay yerinden attığı bu mesajlar, aralarında Hürriyet’in de bulunduğu abonelerine, SMS ve eposta yoluyla anında iletiliyordu. Dehşeti birinci ağzından anlatan mesajlardaki bilgiler, geç de olsa hep doğrulanıyordu. Ajanslar, Persiankiwi’nin aktardığı bilgileri saatler sonra, bazen aynen haberleştiriyorlardı. Oysa Persiankiwi’nin erkek mi, kadın mı olduğu bile bilinmiyor.
Öldü mü, saklanıyor mu
Protestoların göbeğindeki bu “yurttaş gazeteci”, önceki akşam sustu. Twitter’da endişeli bir bekleyiş var. “Tammnesia” adlı kullanıcı “Hayatından endişe ediyorum” diyor.
Son mesajları, tutuklanmış veya öldürülmüş olabileceği şüphesini doğursa da, “Şu anda Baharistan civarında saklanıyor ve internet bağlantısı yok” iddiası da mevcut.
Son mesajları:
’Şehitleri hatırlayın Allahüekber’
PERSIANKIWI’nin önceki gün yazdığı son mesajlar şöyle:
Saat 16.15: Az önce Baharistan Meydanı’ndaydım. Bugün durum felaket. İnsanları hayvan gibi dövüyorlar. Kolu bacağı kırılmış, kafası yarılmış çok kişi gördüm. Savaş gibi.
Saat 17.34: Bütün dükkanlar kapalı. Kaçacak yer yok. İnsanları her yerde helikopterle takip ediyorlar.
Saat 18.12: Telefon hatlarını kullanıp internet kullanıcılarını buldukları söyleniyor. Şimdi buradan gitmem lazım.
Saat 18.22: Lalezar Meydanı da Baharistan gibi. İnanılmaz. Her yerde ölüler var.
Saat 18:42: Şimdi gitmeliyiz. İnternete ne zaman ulaşırım bilmiyorum. Birimizi aldılar, işkence yapacaklar, isim söyletmeye çalışacaklar. Hızlı hareket etmemiz şart.
Saat 18:52: Allahım, sen herşeyin yaratıcısısın ve herşey sana dönecek. Allahüekber.
’En önemli’ gazeteciden Obama’ya soru
LOS Angeles Times’dan El Cezire’ye, AFP’den Sky News’e, Daily Telegraph’dan MSNBC’ye kadar sayısız medya kuruluşu, Persiankiwi’nin Tahran’dan verdiği haberlerden yararlandı. Amerikalı gazeteci Spencer Ackerman, “Persiankiwi şu anda dünyanın en önemli gazetecisi” diye yazdı.
İhanet olmaz mı
Meçhul Twitter’cı, dolaylı yoldan bile olsa ABD Başkanı Barack Obama’ya kadar ulaştı. Persiankiwi, Amerikalı blog yazarı aracılığıyla Obama’ya basın toplantısında “Ahmedinejad’ın zaferini tanımanız, İranlı protestoculara ihanet olmaz mı” diye sordu./_np/7263/8277263.jpg
Seçim bitti geçim mesajı
Seçim sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürerken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, dün Tahran’ın güneyinde petrokimya tesisi açtı.
İran’ın ÖSS’si
Türbanlarını gevşetme mücadelesi veren birçok genç kız, protestolara ara verip, haremlik-selamlık salonlarda üniversite giriş sınavına katıldı.
Tahran’dan son gelişmeler
Prof’lara büyük gözaltı
AKADEMİK GÖZDAĞI:
Seçimi kaybeden aday Mir Hüseyin Musevi ile önceki gece bir araya gelen 70 üniversite profesörünün birkaç saatliğine gözaltına alındığı iddia edildi. Hükümet iddiayı yalanladı. 100 milletvekili, son gelişmeler nedeniyle Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın zafer kutlamasına katılmayacaklarını açıkladı.
WSJ’DEN ANKARA’YA:
Wall Street Journal Gazetesi, “Mahmud’ un Arkadaşları” başlıklı makalede, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. “Kanaat” bölümündeki yazıda, Ankara hükümetinin İran’daki seçimin hemen ardından Ahmedinejad’ı kutlamasının büyük bir hata olduğu iddia edildi.
—–
Persiankiwi neden sustu
Dünya basınının yakından takip ettiği Twitter devrimcisi İranlı ortadan kayboldu.
İlgili Kelimeler: RAPAKİVİ i. (fr. rapakiwi)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Persian hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rene
Tarih 27 Haziran 2009
Rene, fransız yazarı Chateaubriand’ın romanı; önce Genie du Christianisme’in (Hıristiyanlığın özü) bir bölümü olarak, sonra da, 1805′te, kitap halinde basıldı.
Eserin kahramanı, dünyadan ve kendinden bıkarak Amerika’ya giden üzüntülü bir delikanlıdır. Romanın romantik yazarlar üstünde büyük bir etkisi oldu. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rene hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Whitelaw)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Whitelaw), amerikalı siyaset adamı ve gazeteci (Xenia, Ohio 1837-Londra 1912).
Ayrılık savaşı sırasında savaş muhabiriydi. 1867′de After the War (Savaştan Sonra), 1868′de de Ohio in The War (Savaş Sırasında Ohio) adlı eserleri yayımladı. 1872′de New York Tribüne gazetesine girdi ve gazetenin başyazarı oldu.
Son olarak diplomatlık mesleğine atıldı ve Fransa’da Amerika’yı temsil etti (1889-1892), 1905′ten ölümüne kadar büyükelçi olarak Londra’da bulundu. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Whitelaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REFİĞ (Halit)
Tarih 26 Haziran 2009
REFİĞ (Halit), türk filim yönetmeni ve sinema yazarı (İzmir 1934).
Şişli Terakki lisesini bitirdi. Bir süre İstanbul Amerikan kolejinde okudu. 1956′dan itibaren dergi ve gazetelerde filim tenkitleri yazdı. Nijat özön ile birlikte Sinema dergisini yayımladı (1956). Filimlerde senaryocu ve yönetmen yardımcısı olarak çalıştı. 1960′ta yönetmenliğe başladı.
Başlıca filimleri: Yasak Aşk (1960); Şehirdeki Yabancı (1963); Gurbet Kuşları (1964); Haremde Dört Kadın (1965); Erkek ve Dişi (1966); Bir Türke Gönül Verdim (1970). Sinema üstüne yazdığı yazıların bir kısmını Ulusal Sinema Kavgası adlı kitapta topladı (1971). [M]
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFİĞ (Halit) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REFERANDUM
Tarih 26 Haziran 2009
REFERANDUM i. (fr. referendum’dan). Siyaset ve Huk. Siyasî iktidar tarafından alınan bir kararın idare edilenler tarafından kabul edilip edilmediğini ortaya koyan halkoyuna başvurma usulü.
— ANSİKL. Halkın doğrudan doğruya yönetime katılması iki şekilde olabilir. Birinde (buna «dolaysız demokrasi» adı verilir), vatandaşlar, belirli zamanlarda, siyasî ve idarî kararlara katılmak üzere genel kurul halinde toplanırlar. Eskiçağ sitelerinde bu kurul, gerçek bir hükümet organı ödevi görürdü ama site halkının yalnız bir kısmı vatandaş sayılıyordu.
İsviçre’nin üç kantonunda (Glaris, Appenzell, Unterwald) ve bazı amerikan komünlerinde, yılda bir kez toplanan genel kurulun görevi ancak yöneticileri denetlemekten ibarettir. Halkın yönetime katılmasının ikinci şeklinde ise (buna «yarı dolaysız demokrasi» denir) seçmenlerin görevi, basit temsilî rejimde olduğu gibi, temslicileri seçmekten ibaret değildir; seçmenler, günlük dilde çok zaman referandum ortak adı altında birbirine karıştırılan çeşitli ve değişik usullerle, gerek yasama yetkisine, gerek anayasa yapma yetkisine katılmış olurlar.
Bu çeşitli usuller şunlardır: .
• Halk vetosu. Kanun, parlamento tarafından hazırlanır ve yürürlüğe konmadan önce halka bildirilir. O zaman seçmenlerin bir dilekçe verme hakkı vardır; eğer kanuna karşı olanlar yeterince imza toplayabilirlere, bu kanunun onaylanması veya kaldırılması konusunda bir referanduma başvurulur; eğer referandum yapılması lehinde kullanılmış oylar yetersiz ise, kanun onaylanmış sayılır. Böyle bir sistem Fransız ihtilâlinden sonra, Yıl I’in «Montagnarde» Anayasasınca öngörülmüştü. Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri, mahallî anayasalarında bu sisteme yer vermişlerdir.
• Seçme. Hükümet, seçmenlere birkaç çözüm yolu sunar, seçmenler bunlar arasından birini seçerler. Meselâ 21 ekim 1945′te hükümet, Fransızlara şunu sormuştu:
a) aynı gün seçtikleri meclis, yeni bir anayasa hazırlamakla görevli bir kurucu meclis mi olacak, yoksa 1875 Anayasası kanunları çerçevesinde (senato o zaman iki ay içinde seçilirdi) çalışan bir milletvekilleri meclisi mi olacak;
b) bu meclis bir kurucu meclis ise, yetkileri sınırsız mı olacak, yoksa ek bir geçici anayasa mı yürürlüğe konacak?
• Anayasal referandum. Yeni anayasalar veya anayasa tadili tasarıları seçmenlere sunulur. Fransa’da birkaç anayasa için bu yola başvuruldu.
İsviçre’de, anayasal referandum, gerek federal alanda, gerek kantonlar alanında, mecburîdir.
• Yasama referandumu. Hükümet ve parlamento, organik veya alelade bir kanun teklif veya tasarısını halkın onayına sunar. 1952 Fransız Anayasası toplantılar süresince hükümetin veya iki meclisin, resmî gazetede yayınlanan teklifini referanduma sunma hakkını cumhurbaşkanına verir.
Ancak bunların, amme yetkilerinin teşkilâtlanmasına ilişkin veya Anayasaya aykırı olmamakla birlikte, kurumların çalışmasında aksaklıklar yaratması muhtemel bir devletlerarası antlaşmanın onaylanmasıyle ilgili kanun teklifleri olması gerekir. Burada sınırlı konular üstünde ihtiyarî bir referandum söz konusu demektir.
Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri ihtiyarî referandum, bazıları ise mecburî referandum usulünü uygular.
İsviçre’de, yasama referandumu, federal alanda ihtiyarîdir (30 000 vatandaşın veya 8 kanton hükümetinin talebi gerekir). Ama bütçe, malî kanunlar ve üyelerin mutlak çoğunluğuyle meclislerin âcil kararını aldıkları kanunlar için referanduma gidilemez. Kantonlar alanında ise bazen mecburî, bazen ihtiyarîdir.
• Danışmak referandum. Resmî makamlar, seçmenleri danışmalı bir referanduma da çağırabilirler. 1852 Fransız Anayasasının bu tür bir istişareyi öngördüğü anlaşılıyorsa da, bu yola hiç başvurulmamıştır.
• Halk teşebbüsü. Vatandaşların teşebbüsüne katılma hakkına bu ad verilir. Burada, kaleme alınmış bir kanun teklifi üstünde veya ilân edilmiş bir reform konusunda belirli sayıda imza toplamak söz konusudur (yazılı teşebbüs). Dilekçe kanunî sayıda imzayı toplayabildiği zaman (İsviçre’de federal kanunlar için 50 000) gerçek bir referanduma gidilir.
Bazı anayasalar (İsviçre, Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri) bir dolaysız teşebbüs öngörürler; bu yolla kabul edilen tasarı, kanun hükmündedir.
Bazı anayasalar (Kuzey Amerika’nın çeşitli eyaletleri) ise, dolaylı teşebbüsü öngörürler. Bu durumda teklif veya reform bildirisi parlamentoya sunulur; parlamento onaylar veya reddeder; bazı hallerde, parlamentonun kabul ettiği metin yeniden bir yasama referandumuna sunulur.
İsviçre’de, federal işlerde, halk teşebbüsü ancak Anayasa konusunda işe karışabilir. Bu sınırlamanın sakıncası, Anayasaya, amme yetkilerinin teşkilâtlanmasını hiç bir surette ilgilendirmeyen tedbirlerin sokulmasıdır. Kantonlarda ise, halk teşebbüsü, gerek Anayasa alanında, gerekse yasama alanında uygulanır.
* Referandum – hakemlik. İki savaş arasında yürürlüğe giren bazı avrupa anayasaları, yürütme kuvveti ile yasama kuvveti arasındaki anlaşmazlılkarda hakemliği reform aracılığıyle halka tevdi etmeyi öngörmüştür. General de Gaulle’ün de 1958 Anayasasını bu açıdan yorumladığı söylenebilir. Referandumun demokratik niteliği reddedilemez. Çünkü halka, bu yolla, bazı kararların alınmasına doğrudan doğruya katılma imkânı sağlanır (Duguit, seçmen kitlesinin şu veya bu kanun tasarısı üstünde fikir beyan ederken yetenekli temsilciler seçmek istediği zamankinden daha isabetli davrandığını öne sürer).
Ama buna karşılık referandum, bir yandan muhafazakâr niteliği dolayısıyle (İsviçre’de reform tasarılarının çoğu statükoyu korumak üzere reddedilmiştir) ve öte yandan da seçmenin çok zaman referandum kavramıyle plebisit kavramını birbirine karıştırıp metnin kendisinden çok kendisine bu metni sunan ve işbaşında bulunan devlet adamını göz önünde tutarak oy kullanması sebebiyle kınanmıştır.
• Türkiye’de 1961 Anayasası tasarısı, Kurucu meclis tarafından hazırlandıktan sonra halkoyuna sunuldu. Milletlerarası hukuk dışında yurt içinde ilk olarak başvurulan bu referandum, 28 mart 1961 tarihli ve 283 sayılı, Anayasanın Halkoyuna Sunulması Hakkında kanun hükümlerine uyularak yapıldı. Anayasa tasarısının halkoyuna sunulması Kurucu Meclis Teşkili Hakkında kanunla öngörülmüş, hattâ yine bu kanunla, referandum sonucunda Anayasanın reddi halinde, her 100 000 nüfus için bir üye hesabiyle ve yeni seçim kanunu hükümlerine göre yeni bir Temsilciler meclisinin seçileceği ve bu suretle yeni bir tasarı daha hazırlanacağı belirtilmişti.
Referandumu düzenleyen kanuna göre, seçme yeterliği bulunan her vatandaş, seçmen kütüğüne kayıtlı olmak şartıyle halkoyuna katılabilecekti. Anayasayı kabul eden seçmenler, üzerinde «evet», kabul etmeyenler de üzerinde «hayır» yazılı pusulaları kullandılar. Bu oy pusulaları değişik renklerde yapıldı. Seçim kurulu, Anayasanın halkoyuna sunulmasında uygulanacak esasları ayrıca açıklamıştı.
Bu açıklamaya göre, kendilerine oy verme gününe kadar seçme yeteneğini kaybettiğine dair yetkili mercilerden resmî belge gelmiş bulunanlar, seçmen kütüğünde yazılı olsalar bile oy veremeyeceklerdi. Oy verme süresi saat 8′den 17′ye kadardı. Seçim çevresi, seçim bölgesi ve sandık bölgeleriyle propaganda, araçların sağlanması, sandık kurulu üyelerinin ant içmeleri, görev ve yetkileriyle oy verme yeri, oy verme sırasındaki işler konusunda genel seçim kuralları uygulandı. Referandumda kullanılan oy pusulaları 7×10 sm ölçüsünde, 24 puntoluk harflerle beyaz renktekilerin üzerine «evet», açık kırmızı renktekilerin üzerine de «hayır» yazılmak suretiyle hazırlanmıştı.
Bu pusulaların içine konulacağı zarflar, ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mühürleriyle mühürlendi. Seçmen, çift mühürlü zarflardan birini aldıktan sonra kapalı oy verme yerine gidecek ve burada bulunan «evet» veya «hayır» ibaresini taşıyan pusulalardan dilediğini bu zarfa koyarak zarfın ağzını bizzat kapattıktan sonra, eliyle sandığa atacaktı. Her iki pusulanın da bulunduğu zarflar geçersiz sayıldı. Bir zarfta aynı renkte birden fazla oy pusulası çıktığı takdirde bu, bir oy sayıldı.
O tarihte Türkiye’nin nüfusu 27 818 248 idi ve bunun 18 992 740′ı köy ve bucaklarda, 8 825 508′i de şehirlerde yaşamaktaydı. Seçmen sayısı da şöyle tespit edilmişti: köy ve bucaklarda
8 693 465 (yüzde 45,8), şehirlerde 4 054 436 (yüzde 45,9); toplam 12 747 901 (yüzde 45,8). Referandum 15 temmuz 1961 günü yapıldı. Köy ve bucaklarda 42 256, şehirlerde 13 793 sandıkta oy kullanıldı. Sayım sonunda köy ve bucaklarda 7 245 158 (yüzde 83,3), şehirlerde ise 3 075 593 (yüzde 79,9) kişinin oy kullandığı anlaşıldı.
Geçerli oyların sayısı şöyleydi: köy ve bucaklarda 7 215 101 (yüzde 60,5), şehirlerde 3 066 935 (yüzde 64,7). Anayasa geçerli oyların yüzde 61,7’siyle onaylanmış oldu, oy sahiplerinin yüzde 38,3′ü de Anayasaya «hayır» dedi. Bu suretle referanduma sunulan 1961 Anayasası 9 temmuz 1961 günü 3 934 370 hayır oyuna karşı 6 348 191 evet oyuyle kabul edildi. (LM)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFERANDUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REESE (Gustave)
Tarih 26 Haziran 2009
REESE (Gustave), amerikalı müzikolog (New York 1899).
New York üniversitesinde ders verdi. 1935′te Amerikan Müzikoloji derneğini kurdu: 1950′de bu derneğin başkanı oldu. Kendi konusunda güvenilir kaynaklar olan birçok eser yazdı.
Bunlar arasında Music in the Middle Ages (Ortaçağda Müzik) [19401 ve Music in the Renaissance (Rönesansta Müzik) [1954] önemlidir. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REESE (Gustave) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDWAY (Jacques Wardlaw)
Tarih 26 Haziran 2009
REDWAY (Jacques Wardlaw), amerikalı coğrafyacı (Nashville, Tennesse 1849 – öl. 1942).
Kaliforniya üniversitesinde ve Münih’te okudu, Kaliforniya’daki State Normal School’da Fizikî Coğrafya ve Kimya kürsüsünde ders verdi. 1870-1880 Arasında Kaliforniya ve Arizona’da maden arayıcısı oldu, incelemeler yaptı.
Coğrafya araştırmalarını, daha sonra, Güney Amerika, Avrupa ve Asya’da, sürdürdü.
Eserleri: Manual of Geography (Coğrafya Elkitabı) [1887]; Manual of Physiography (Fizyografya Elkitabı) [1900]; New Basis of Geography (Coğrafya’nın Yeni Temelleri) [1901]. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDWAY (Jacques Wardlaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDUVİİDAE
Tarih 26 Haziran 2009
REDUVİİDAE çoğl. i. Heteroptera takımından reduvius ile benzeri cinsleri kapsayan böcek familyası.
— ANSiKL. Reduviidae familyasındaki böcekler özellikle sıcak memleketlerde pek çoktur; etçil olan bu hayvanlar genellikle diğer böceklerin kanıyle beslenir.
Bunlardan bazıları (fruatoma, rhodrius, eratyrus), en çok da Amerika’da yaşayanlar, «chagas hastalığı» adiyle bilinen tripanozomiyaz gibi tehlikeli hastalıkları insanlara bulaştırır. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDUVİİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RED RİVER
Tarih 26 Haziran 2009
RED RİVER, Kuzey Amerika’da ırmak. Winnipeg gölüne dökülür; 1 060 km.
A.B.D.’de Büyük Göller’in batısında doğar, kuzeye doğru akar, Manitoba eyaletinde Kanada’ya girer ve Winnipeg’de Assiniboina’yı alır. 1811′de lord Selkirk’in bu ırmağın vadisine yerleştirdiği iskoçyalı kolonlar, Manitoba eyaletinin çekirdeğini meydana getirdi.
— Kanada’da (Quebec) ırmak, Ottawa’ya katılır (sol kıyı); 200 km. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RED RİVER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REHN (Frank Knox Martin)
Tarih 26 Haziran 2009
REHN (Frank Knox Martin), amerikalı ressam (Philadelphia, Pennsylvania 1848 -Magnolia, Massachusetts 1914).
Philadelphia Güzel Sanatlar akademisinde okudu. Deniz, manzara resimleri ve portreleriyle tanındı, özellikle deniz ressamı olarak büyük başarı kazandı. 1900 Paris sergisinde şeref payesi aldı. 1885′te New York’ta açılan bir sergide ve 1907′de Philadelphia Sanatçılar birliğinden altın madalyalar kazandı. İçinde figürlerin yer aldığı en önemli eseri Türk Haremi’dir.
Başlıca deniz resimleri: Kaybolan Tekne (Detroit Sanat müzesi), Bir Yaz Gününün Bitişi (Buf-falo Güzel Sanatlar akademisi); Tayfasının Terk Ettiği Harap Gemi (1892); Gulf Stream’de Güneşli Bir öğleden Sonra (1914) [M]
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REHN (Frank Knox Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECLUS (Elisee)
Tarih 25 Haziran 2009
RECLUS (Elisee), fransız coğrafyacısı (Sainte-Foyla-Grande 1830 – Thourout, Brug-ge yakınları 1905).
Cumhuriyetçi düşünceleri yüzünden 1851′de Fransa’dan ayrılmak zorunda kaldı, Avrupa’da gezdi, bir süre için Amerika’ya gitti, Paris’e dönünce (1857), La Terre, Description des Phenomenes de la Vie de Globe (Yeryüzü, Yerküredeki Hayat Olaylarının Tasviri) [1867-1868] adlı iki ciltlik eserini yayımladı. Enternasyonal’e girdi. Komün’e katıldığı için sürgün edildi.
Yurt dışında Geographîe üniverselle (Evrensel Coğrafya) [1875-1894] adlı büyük eserini yazmağa başladı; bu eser sayesinde 11892′de yeni Brüksel üniversitesinde profesör oldu.
Başlıca eserleri: Afrigue Australe (Güney Afrika) [1901], kardeşi Onesime ile birlikte yazdığı L”Em-pire du Milieu (1902), Homme et la Terre (İnsan ve Toprak) [1905-1908]. — Büyük kardeşi ELİE, fransız yazarı (Sainte-Foy-la-Grande 1827 – Brüksel 1904), 1848 cumhuriyetçi hareketine katıldı; iki defa sürgün edildi. Kardeşi Elisee Reclus’nün yazdığı kitaplara katkısı oldu.
Başlıca eseri: Les Primitifs, Etudes d’Ethnologie Comparee (İlk İnsanlar, Karşılaştırmalı Etnoloji İncelemeleri) [1855]. — ONESiME, fransız coğrafyacısı (Orthez 1837 – Paris 1916), öncekilerin kardeşi. Afrika ve Avrupa’nın birçok yerini dolaştı. Başlıca eserleri: La France et ses Colonies (Fransa ve Sömürgeleri) [1886-1889]; 1910-1914′te Nouvelle Geographîe Üniverselle Bong (Yeni Bong Dünya Coğrafyası) [1910-1914]. — ARAMAND (Orthez 1843 – Sainte-Foy-la-Grande 1927); öncekilerin kardeşi, Orta Amerika’yı dolaştı ve yolculuk hatıralarını yayımladı. — PAUL. fransız hekimi, öncekilerin kardeşi (Orthez 1847 – Paris 1914). Tüberküloz ve husye sifilisi üstüne incelemeler (Malaâie Kystique de la Mamelle [Memede Kist Hastalığı]) yayımladı ve lokal anestezi üstüne eserler verdi. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECLUS (Elisee) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REBULL (Juan)
Tarih 25 Haziran 2009
REBULL (Juan), ispanyol heykeltıraşı (Reus 1899).
Heykel çalışmalarına doğduğu şehirde başladı. Barcelona’da belediyenin verdiği bursla okudu, Arturo Carbonell ile Antonio Alsina’nın öğrencisi oldu. 1918′de Los Evolucionistas (Evrimciler) grubunu kurdu, çeşitli sergilere katıldı.
Barcelona Sanatseverler derneğinden sağladığı bursla Fransa ve İngiltere’ye gitti. 1931′de, Vil-lanueva ve Geltru bölgelerinden milletvekili seçildi, sonra Müzeler kurumunda görev aldı. 1935′te, ressam İgnacio Mallol ile Escuela-Taller Tarragona adlı bir okul açtı. Bu sırada, Barcelona sergisinde> Çocuk Başı adlı eseriyle heykelde birincilik kazandı.
1939′da İspanya’dan ayrıldı; Fransa, ingiltere ve A.B.D.’de yaşadı. 1948′de İspanya’ya döndü, 1951′de Madrid’de açılan Birinci İspanyol-Amerikan Sanat bienalinde heykelcilik alanındaki büyük ödülü aldı; bir ara Barcelona Güzel Sanatlar yüksekokulunda Heykel Atelyesi kürsüsünde çalıştı. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBULL (Juan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REAGAN (Ronald Wilson)
Tarih 25 Haziran 2009
REAGAN (Ronald Wilson), amerikalı sinema oyuncusu ve siyaset adamı (Tampico, İllinois 1911).
Elliye yakın filim çevirdi (1937-1942 ve 1945-1964), Hollywood’daki oyuncuların en güçlü sendikası olan Sereen Actors Guild’ın başkanlığını yaptı (1947-1952 ve 1959-1960). John Birch society ile yakın dostluk kurdu. Kasım 1966′da Kaliforniya valisi seçildi. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAGAN (Ronald Wilson) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reader’s Digest
Tarih 25 Haziran 2009
Reader’s Digest, 1922′de New York yakınındaki Pleasantville’de De Witte-Lila Bell Wallace çifti tarafından kurulmuş amerikan yayım ortaklığı.
Dünya basınında çıkan makalelerin özetlenmiş derlemelerini yayımlayan, Reader’s Digest adında aylık bir dergisi vardır. 1929′da bu derginin tirajı 109 000′di ve yalnız Amerika’da satılıyordu. 1939′da ingiltere’de, 1940′ta ise İspanya ve Portekiz’de de satılmağa başlandı. 1945′ten sonra, A.B.D.’de 11 milyon basılan Reader’s Digest’ın yabancı ülkelerdeki çeşitli baskılarının sayısı otuz bire çıktı ve bu baskıların toplam tirajı 7 500 000′e yükseldi. Bunların arasında en önemlisi, 1947′den beri çıkan fransızca Selection’dur. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reader’s Digest hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAY
Tarih 24 Haziran 2009
RAY (Raymond Nicholas KİENZLE, Nic-holas — denir), amerikalı filim yönetmeni (La Crosse, Wisconsin 1911).
Bir süre radyoda çalıştı. Sonra Broadway’de birçok piyesi sahneye koydu. 1948′de Dönülemeyen Yol (They Live by Night) adlı ilk filmini çevirdi.
Öbür filimleri: Dişi Kartal (Johnny Guitar) [1953]; Âsi Gençlik (Rebel Without a Cause) [1955]; Tehlikeli Arzular (Bigger Than Life) [1956]; Party Girl (1959); Vahşî Masumlar (The Savage İnnocents) [1960]; İsa’nın Hayatı (King of Kings) [1961]; Pekin’de 55 Gün (Fifty Five Days at Pekin) [1963]. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWLİNGS
Tarih 24 Haziran 2009
RAWLİNGS (Kinnan, Marjorie — denir), amerikalı kadın romancı (Washington 1895-St. Augustine, Florida 1953).
1918′de Wisconsin üniversitesini bitirdi, sonra on yıl gazetecilik yaptı. 1908′de gazeteciliği bıraktı, kendini çiftçiliğe ve yazarlığa verdi. 1931′de Jacob’s Ladder (Yakub’un Merdiveni) adlı hikayesiyle Scribner’s Magazine hikâye yarışmasını kazandı. İki yıl sonra Gal Young Un adlı eseriyle O. Henry kısa hikâye ödülünü aldı.
Romanları: South Moon Under (Güney Ay’ı Altında) [1933], Pülitzer ödülünü kazanan The Yearling (Bir Yaşındaki Bebek) [1938], Golden Apples (Altın Elmalar) [1935], The Sojourner (Misafir) [1953]. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWLİNGS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWDON-HASTiNGS (Francis)
Tarih 24 Haziran 2009
RAWDON-HASTiNGS (Francis), birinci Hastings markisi ve ikinci Moira kontu, ingiliz generali ve sömürge yöneticisi (County Down, İrlanda 1754-Napoli 1826).
Amerikan bağımsızlık savaşma katıldıktan sonra yurda döndü ve Galler prensinin güvenilir adamı oldu, sonra, Hindistan’a genel vali tayin edildi (1813-1823). Orada Gurkha’lara (1814-1816) ve Mahrat’lara karşı (1817-1818) başarı ile savaştı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWDON-HASTiNGS (Francis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVENALA
Tarih 24 Haziran 2009
RAVENALA i. (madagaskar dilinde k.). Biri Güney Amerika’da, öteki Madagaskar’da yetişen ve muz ağacına benzeyen iki ağacın cins adı.
(Ravenala Madagascariensis’e Madagaskar’da «yolcu ağacı» da denir; çünkü bunun yapraklarının dip kısmında su vardır, ihtiyaç halinde yolcu bununla susuzluğunu giderir. Muzgillerden.)
RAVEND i. Bk. RAVENT.
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENALA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVEL (Maurice)
Tarih 24 Haziran 2009
RAVEL (Maurice), fransız bestecisi (Ciboure 1875-Paris 1937).
Paris konservatuvarında Anthiome, Ch.de Beriot, Pessard, Gedalge ve Faure’nin öğrencisiydi. Katıldığı birçok yarışma arasında yalnızca Roma ikincilik ödülünü kazandı. Daha çok Paris’te yaşadı. Birinci Dünya savaşında asker oldu. 1920′de Montford-l’Amaury’de yerleşti, Avrupa ve Amerika’yı dolaştı (1928). 1933′e doğru bir beyin kanaması geçirdi, son çare olarak ameliyata başvurulduysa da kurtarılamadı.
Doğuştan müzikçi olan Ravel benimsediği her tarzda ustalığını ortaya koydu; bu arada, en orijinal ifadesi çalgı müziği alanında belirdi. Ravel, Wagner hayranlığına kapılmadı, Bayreuth’deki çeşitli tartışmalara da hiç katılmadı. Habanera adlı eseriyle daha 1895′te gerçek kişiliğini bulduğunu ortaya koydu. Chabrier gibi, melodi çizgisine ve akorların uyuşumlu bir şekilde birbirini izlemesine dikkat ederek eski fransız klavsencilerinin ve lavtacılarının geleneğini sürdürdü. En katı akademiciliği, en aşırı cüretlerle birleştirerek her türlü taklitten uzak kaldı. Ravel Chabrier ve Rus bestecilerinden çok Saint-Saens, hattâ Liszt’e yakındır.
Bütün sanatına hâkim olan melodi anlayışı onu makam düzenini kullanmağa yöneltti. Müzik dili alanında gösterdiği cüret ve buluşlara, lirik ve senfonik eserlerinden çok önce, piyano eserlerinde rastlanır. Habanera, Noctuelles (Miroirs), Gaspard de la Nuit, Les Valses Nobles et Sentimentales (Soylu ve Duygulu Valsler) bu yolda birer aşamadır. Ravel’in yaratıcı gücü hiç bir zaman teknik düzeniyle bozulmadı.
Ravel’in ses için yazdığı eserler, ayrı ayrı yayımlanmış 22 melodi ve derlemelerden meydana gelir: şarkı ve orkestra için Şehrazat (Tristan Kling-sor, 1903), Histoires Naturelles (J. Renard, 1906), Stephane Mallarme’nin Üç Şiiri (orkestra ve şarkı için, 1913), Madagaskar Şarkıları (ses ve çalgılar için, Parny, 1925, 1926), Don Kişot Dulcinea’da (P. Mo-rand, 1932). Bunlara üç uyumlu melodi derlemesini (Beş Yunan Halk Melodisi [1907], Dört Halk Şarkısı [1910], İki İbranî Melodisi [1914] ve a cappelîa karışık koro için Üç Şarkı’yı [M. Ravel, 1915]) eklemek gerekir.
Çalgı için bestelediği eserler: piyano için, Habanera (iki piyano için, 1895), Menuet Antiçue (1895), Pavane pour une İnfante Defunte (ölmüş Bir İnfanta İçin Pavan) [1899], Jeux d’Eaux (Fıskiyeler) [1901], Sonatine (1905), Miroirs (1905), Ma Mere l’Oye (dört elle piyano için, 1908), Gaspard de la Nuit (1908), Valses Nobles et Sentimentales (1911), Le Tombeau de Couperin (Coupe-rin’in Mezarı) [1917], iki piyano konçertosu (1931) [ikincisi yalnız sol içindir].
Oda müziği alanındaki eserleri: yaylı çalgılar için fa’lı dörtlü (1902-1903), İntroduction et Allegro (flüt, klarinet ve yaylı çalgılar eşliğinde arp için, 1905-1906), piyano, keman ve viyolonsel için la üçlüsü (1914), iki sonat, keman ve piyano için bir rapsodi, Çigan (1924); senfonik müziği: İspanyol Rapsodisi (orkestra için, 1907), Vals (1919-1920), Bolero (1928). Tiyatro eserleri, lirik tiyatro (L’Heure Espagnole [Franc-Nohain], 1907; l’Enfant et les Sortileges [Çocuk ve Büyücüler], Gölette 1920-1925) ve baleler (Daphnis ve Chloe [1909-1912] ve dört elle piyanonun orkestra aktarması olan Ma Mere VOye [1912]) olmak üzere iki bölüme ayrılır. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVEL (Maurice) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAUWOLFİA
Tarih 24 Haziran 2009
RAUWOLFİA i. Asya, Afrika, Amerika ve Okyanusya’nın sıcak bölgelerinde yetişen ağaç veya ağaççık; çiçeğinin taç kısmı buruşuktur. (Zakkumgillerden.)
— ANSiKL. Eczc. Rauwolfia serpentina’nın kökü ve köksapı Hindistan’da halk arasında ateş düşürücü, âdet getirici, ishal durdurucu, böcek ve yılan sokmasını iyileştirici olarak kullanılır. Modern tedavide ise bu bitkinin yatıştırıcı ve tansiyon düşürücü niteliklerinden yararlanılır; bu nitelikler bitkinin taşıdığı on kadar alkaloitten ileri gelir; bu alkaloitlerin en iyi bilinenleri rezerpin ile raubazin’dir. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUWOLFİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAUSCHENBERG (Robert)
Tarih 24 Haziran 2009
RAUSCHENBERG (Robert), amerikalı ressam (Port Arthur 1925).
Kansas City Güzel sanatlar enstitüsüne girdi, sonra Paris’e gitti ve Julian akademisine devam etti; New York’ta geometrik soyutlama ile uğraştı. Kansas City’de vitrin süslemesinde çalışırken, gerçek eşyalarla kompozisyon yapmağa merak sardı.
İlk defa 1951′de New York’ta sergi açtı. Düzenlemelerinde, çok çeşitli unsurları (şişeler, oto lastikleri, hurdalar, samanla doldurulmuş hayvanlar, çalar saatler) biraraya getirir. Pop’art’ın en karakteristik temsilcisi olan Rauschenberg iki yılda bir yapılan Venedik yarışmasında büyük ödülü aldı (1964). Çağdaş sanat koleksiyonlarının çoğunda eserleri vardır. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUSCHENBERG (Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAULİ
Tarih 24 Haziran 2009
RAULİ i. Nothofagus procera’dan elde edilen, Amerika kaynaklı ticarî kereste.
(Rauli, pembe- kırmızı renkli, ince, sert, az damarlı, sağlam bir odundur. Marangozlukta, doğramacılıkta, gemi inşaatında, mobilya ve parke yapımında kullanılır.) [L]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAULİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAU (Charles)
Tarih 24 Haziran 2009
RAU (Charles), amerikalı arkeolog (Verviers, Belçika 1825-Philadelphia, Pennsylvania 1887). 1848′de A.B.D.’ye giderek birkaç yıl Midwest’te ders verdi.
1875′ten ölümüne kadar A.B.D. Millî müzesinin (Smithsonian enstitüsünün bir bölümü) müdürlüğünde bulundu. Titiz ve metotlu çalışan bir bilgindi, Amerika’nın en önde gelen arkeologu olarak ün sağladı. Yerli teknoloji çalışmalarının önemini belirterek antropoloji araştırmalarını geniş ölçüde etkiledi.
Eserleri: Early Man in Europe (Avrupa’daki ilk İnsanlar) [1876] ve Prehistoric Fishing in Europe and North America (Avrupa ve Kuzey Amerika’da Tarihöncesi Balık Avları) [1885]. 1859-1882 Arasındaki yazıları, 1882′-de, Proceedings of the United States National Museum’un (A.B.D. Millî Müzesi Yayımları) 4. cildinde yayımlandı. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAU (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATZENHOFER (Gustav)
Tarih 24 Haziran 2009
RATZENHOFER (Gustav), avusturyalı sosyolog (Viyana 1842-Amerika dönüşü, gemide 1904). Hayatı orduda geçti.
General rütbesine kadar yükseldi. Birçok taktik eseri yayımladı, fakat daha çok sosyal felsefe konusundaki eserleriyle tanınır: Wesen und Zweck der Politik (Siyasetin özü ve Amacı) [1893], Soziologie (Sosyoloji) [1898], Pozitif Monizm (1899), Positive Ethik (Pozitif Etik) [1901],
Zekânın Tenkidi (1902). Sosyoloji teorisi, «insan çıkarları»na bağlanabilecek temel sosyal güçlere dayanır. Bu «çıkarlar»ın temelinde bireysel varolma ve türün korunması istekleri yer alır. Savaş, sanayi ve ticaret bu istekleri tatmin etme araçlarıdır ve «çıkarların uyumlu bir şekilde tatmini» sosyal gelişmenin amacıdır. Sosyal kanunlar, tabiî kanunların «değişik şekillerinden» başka bir şey değildir. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATZENHOFER (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATHAUS (Karol)
Tarih 24 Haziran 2009
RATHAUS (Karol), polonya asıllı amerikalı besteci (Tarnopol, Avusturya – Macaristan [bugün Ternopol, S.S.C.B.] 1895 -New York 1954).
Viyana Müzik akademisinde okudu. Birinci Dünya savaşında avusturya ordusunda hizmet gördükten sonra, 1922′de Viyana üniversitesinde tarih doktorasını verdi. Daha sonraki 10 yılını Berlin’de geçirdi, burada birçok eser besteledi ve çaldırdı. 1932-1934 Arasında Paris’te ve 1934-1938 arasında da Londra’da yaşadı.
1938′de A.B.D.’ye gitti, 1940′ta Queens college’a girdi ve ölümüne kadar beste dersleri verdi. 1953′te Metropolitan operası tarafından Boris Godunov’un orkestrasyonunu yeniden düzenlemekle görevlendirildi. Eserleri arasında bir opera (Fremde Erde [Yabancı Toprak]), baleler, oyunlar için fon müziği, filim müziği, orkestra ve koro için besteler, oda müziği, şarkı ve piyano parçaları yer alır. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHAUS (Karol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READ (Thomas Buchanan)
Tarih 24 Haziran 2009
READ (Thomas Buchanan), amerikalı şair ve ressam (Chaster idare bölümü, Pennsyl-vania 1822-New York 1872). Babası çiftçiydi.
Okula çok az devam edebildi ve gençliğinin büyük bir kısmını Philadelphia, Cincinnati, New York ve Boston’da geçirdi. Zaman buldukça, portreler çizdi, şiirler yazdı. Bunun yanı sıra geçinmek için tabelâ ressamlığı, puro yapımı, oyunculuk gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri 1843-1844 arasında, Boston Courier’de yer aldı.
Daha sonra Paul Reading adlı devrimci hikâye (1845) ve Poems’i (Şiirler) [1846], Philadelphia’da The Female Poets of America’yı (Amerika’nın Kadın Şairleri) [1848] ve Lays and Ballads’ı (Şiirler ve Baladlar) [1849] yayımladı.
1850′de Avrupa’ya gitti ve Roma’da yaşayan amerikalı sanatçıların çevresine girdi. Bu şehirde resim konusunda ciddî bir şekilde çalışma fırsatını elde etti ve Amerika’ya yaptığı bazı gezilerin dışında, ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Beyaz Hayalet, Kaybolmuş Pleiad, Beytüllahm Yıldızı, Sheridan ve Atı gibi tabloları çok beğenildi. Mr. Browning’in, eski Napoli kraliçesinin, Henry W. Long-fellow’un ve Longfellow’un çocuklarının portrelerini yaptı.
George Peabody’nin portresi Baltimore enstitüsündedir. General Sheridan’ın büstünü hayatının son yıllarında yaptı. Şair olarak, özellikle hatip ve oyuncu James E. Murdock için yazdığı dokunaklı Sheridans’s Ride (Sheridan’ın Ata Binişi) ve son derece ahenkli lirik şiiri Drifting (Sürükleniş) ile dikkati çeker.
Şiir kitapları: The New Pastoral (Yeni Pastoral) [1855]; Sylvia or the Last Shepherd (Sylvia veya Son Çoban) [1857]; The Vagoner of the Alleghanies (Alleghanie’lerin Arabacısı). Toplu şiirleri 1882′de yayımlandı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (Thomas Buchanan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READ (Nathan)
Tarih 24 Haziran 2009
READ (Nathan), amerikalı mucit (Warren, Worcester idare bölümü 1759-Belfast yakınları, Maine 1849).
1781′de Harvard üniversitesini bitirdi. 1795′te birkaç arkadaşıyle birlikte Salem Demir dökümhanesini kurdu. 1788′de buharlı deniz araçlarına merak sardı ve bir kazan yapmağa girişti. Bu kazanın küçük, hafif ve sağlam olmasına dikkat etti. 1788 veya 1789′da «taşınabilir ocak kazanı»nın hazırlıklarına başladı. Buharlı taşıtlar ve istimbotlarda kullanılmak üzere yaptığı bu kazanın patentini 1791′de aldı. 1789′da bir istimbot yapmıştı.
Yan çarklarla ve elle çalıştırılan bir kolla donatılmış olan bu tekneyi ilk denediği zaman, teknelerin ilerlemesi için buhar uygulama metodunun başarılı olduğunu gördü. Bu arada, çok borulu dikey ocak kazanını icat etti. Bu kazandan uzun zaman standart biçim olarak yararlanıldı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (Nathan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READ (Gardner)
Tarih 24 Haziran 2009
READ (Gardner), amerikalı besteci (Evanston 1913).
Pizzetti, Sibelius ve Copland’ın öğrencisi oldu. Kansas City’de, Cleveland’da, Boston’da öğretmenlik yaptı. Dört senfoni (1936-1958), süitler, senfonik şiirler, çeşitli oda müziği parçaları, bir viyolonsel konçertosu (1945), kantat’lar (Peygamber, Semarkant) besteledi. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (Gardner) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASMUSSEN (Knud)
Tarih 23 Haziran 2009
RASMUSSEN (Knud), danimarkalı kutup kâşifi (Jakobshavn 1879-Kopenhag 1933).
Mylius-Erichsen’in seferine katıldı, sonra Grönland’ın kuzeyinde bir etnografya seferine başkanlık etti (1906-1908). 1912′den itibaren Thula istasyonundan hareket ederek, aynı yollardan Amerikan Arktiğine yapılan beş seferi düzenledi veya yönetti. Araştırmalarını Bering boğazına kadar ilerletti. Kuzey Amerika Eskimolarının yaşayış ve medeniyetlerini inceledi. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASMUSSEN (Knud) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAPUTİA
Tarih 23 Haziran 2009
RAPUTİA i. Güney Amerika’da yetişen küçük ağaç. (Raputia magnifica’dan arapoka denen ve Brezilya’da kullanılan sarımsı bir kereste elde edilir/Kökboyasıgillerden.) [L]
RAREŞ (Petru). Bk. PETRU RAREŞ.
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPUTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAPANA
Tarih 23 Haziran 2009
RAPANA i. Murex’e yakın karındanbacaklı yumuşakça. (Hayvanın ayağı çok geniş, sifonları oldukça uzundur; kavkısı, göbekli, yuvarlak ve yarım-oval kapakçıklıdır. Bütün türleri Hint okyanusunda ve Çin denizlerinde yaşar; Üst tebeşirde [Hindistan] ve Miyosende [Kuzey Amerika] fosil olarak bulunur.) [L]
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPANA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAPACKİ (Adam)
Tarih 22 Haziran 2009
RAPACKİ (Adam), polonyalı siyaset adamı (doğ. 1909), Komünist partisi militanlarındandı. Partinin yürütme komitesi üyesi oldu (1946-1948). Millî eğitim (1950) ve dış işleri (1956) bakanlığı yaptı. Orta Avrupa’nın atom silâhlarından arınmasını öngören bir tasarı hazırladı. «Rapacki planı» adı verilen bu tasan, İngiltere ve Amerika tarafından kabul edilmedi (mayıs 1958). 22 Aralık 1968′de dışişleri bakanlığından istifa etti. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPACKİ (Adam) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR)
Tarih 22 Haziran 2009
Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR), ingiliz sinema sanayiinin yandan çoğunu ve hemen bütün donatımını kontrol eden derneklerin tümü. öğretici filimlerden sonra (Manorfield investments Ltd.), J. Artlıur Rank (doğ. 1888), 1935′te büyük prodüksiyonlar yapmağa başladı ve General Film Distributors Ltd.’i (G.F.D.), daha sonra General Cinema Finance corporation’u kurdu.
Ayrıca Amerikan Üniversal şirketinin yüzde otuzunu satın alarak, bu şirketin filimlerini İngiltere’de dağıttı. 1937′de Gaumont British Pictures corporation’un dağıtımını ele geçirdi. 1940′ta 700 sinema salonuna sahipti; teknik yönden bağımsız, fakat malî yönden bağımlı filim yapımcılarını toplayarak İndependent Producers Ltd.’i kurdu. 1945′ten beri ingiliz filimciliğinin yatırımları, Production Facilities Films Ltd. sayesinde yüzde yüz Rank topluluğu tarafından yapılır. Rank, bu yatırımlar dışında, filim yapımı için gerekli araçların yüzde doksanını ve ingiltere’deki sinema salonlarının donatımını sağlamaktadır. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ranger
Tarih 22 Haziran 2009
Ranger, Ay’ın incelenmesi için 1961′de amerikalılar tarafından fırlatılmağa başlanan bir dizi uzay sondalarına verilen ad. İlk atılanlar başarılı olamadı, ancak 28 temmuz 1964′te fırlatılan «Ranger VII» istenen sonuca ulaşabildi. Bu araç, Ay’ın yüzeyine çarpıp öncekiler gibi parçalanmadan önce, bir dizi ilgi çekici fotoğraf yolladı. Bu başarıyı, 1965′te Ranger VIII ve Ranger IX’un atılışları takip etti. Bunlar, Ay’ın daha başka özelliklerini meydana çıkarmak için atılan «Surveyor» ve «Lunar Orbiter» uydularının öncüleri oldu. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ranger hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANDOLPH (Asa Philip)
Tarih 22 Haziran 2009
RANDOLPH (Asa Philip), amerikalı işçi lideri (Crescent City, Florida 1889). Metodizm mezhebine bağlı bir rahibin oğlu.
1917′de radikal bir zenci gazetesi olan Messenger’ı (Haberci) yayımladı: bu gazetede zencileri işçi birliklerine katılmağa çağırıyor, beyaz ve zenci işçiler arasında dayanışma kurulmasını istiyordu. 1930′larda, zenci, liberal ve işçi gruplarının koalisyonundan meydana gelen Ulusal Zenci kongresinin başkanlığını yaptı. 1941′de, sanayiciler, zencilerin yurt savunmasında çalıştırılmasını reddedince, Randolph, protesto amacıyle Washington üstüne kitle halinde bir yürüyüş düzenledi.
1947′de de silâhlı kuvvetlerde ırk ayrılığını önlemek amacıyle düzenlenen hareketin başına geçti. Amerikan İşçi federasyonu (AFL – C.İ.O.) başkan yardımcılığına getirildi (1957). 1963′te,” Washington üstüne kitle halinde İş ve özgürlük yürüyüşünü yönetti. Bu, A.B.D. tarihinde o güne kadar yapılan en büyük yürüyüştü. 1966′da medenî haklar üstüne düzenlenen Beyaz Saray konferansı fahrî başkanlığına seçildi. «Kara iktidar» (Black Power) görüşüne karşı çıkarak, bazı zenci liderleriyle bunu belirten bir bildiri yayımladı (1967). [LM]
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDOLPH (Asa Philip) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANDİT
Tarih 22 Haziran 2009
RANDİT i. (amerikalı kimyacı T.O. Rand’ın adından fr. randite). Miner. Hidratlı tabiî uranyum ve kalsiyum karbonat. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANCH [renç] veya RANCHO
Tarih 22 Haziran 2009
RANCH [renç] veya RANCHO i. (ing. -amerikanca veya isp. k.). Amerikan çiftliği. (Ortasında insanların durması için bir ev, çevresinde hayvan yetiştirmek için geniş çayırlar bulunur.) [L]
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANCH [renç] veya RANCHO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANSOMİT
Tarih 22 Haziran 2009
RANSOMİT i. (amerikah jeolog F.L. Ransome’un adından fr. ransomite). Miner Hidratlı tabiî demir ve bakır sülfat. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANSOMİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAM
Tarih 20 Haziran 2009
RAM i. («koç» anlamında ing. k.). Ayrılık savaşında Merrimac gibi bazı amerikan gemilerine takılan madenî mahmuz. || Teşm. yol. O devrin mahmuzlu savaş gemisi. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RALSTONİT
Tarih 20 Haziran 2009
RALSTONİT i. (amerikalı J. G. Ralston’un adından fr. ralstonite). Miner. Hidratlı tabiî sodyum, magnezyum ve alüminyum flüorür. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALSTONİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RALEİGH (sir Walter)
Tarih 20 Haziran 2009
RALEİGH (sir Walter), ingiliz saray adamı, denizcisi ve yazarı (Hayes, Devon 1552′ye doğr. – Londra 1618).
Fransız carvin’cileriyle birlikte savaştı (1569), sonra üvey kardeşi Gilbert ile deniz serüvenlerine atıldı. 1580′de Leicester’in hizmetine girdi ve İrlanda’da çarpıştı. Sarayda, sevimliliği ve çekiciliğiyle kraliçenin gözüne girdi. Kraliçe, Raleigh’in büyük bir siyasî etki kazanmasına fırsat vermedi, ama ona birçok armağan bağışladı (kârlı ticaret tekelleri, İngiltere ve İrlanda’da geniş topraklar). Raleigh usta bir yönetici olduğunu ortaya koydu. 1584′te kuzey Amerika kıyılarını keşfetmek amacını güden bir deniz seferini malî bakımdan destekledi; 1585′te bir başka seferi yönetti ve Roanoke adasında bir ticaret kolonisi kurarak buraya «Virginia» adını verdi.
Koloni kurma denemesi başarıya ulaşmadı ama İngiltere’nin Kuzey Amerika’daki hâkimiyetinin başlangıcı oldu. Ayrıca Raleigh, bu adalardan yeni bitkiler (patates, tütün) getirdi.
1587′den itibaren rakibi Essex. yüzünden etkisini kaybeder gibi oldu ve saraydaki durumu sarsıldı. 1595′te denizcilik faaliyetlerine yeniden girişti; Guyano bölgesini inceledi (buranın Eldorado olduğunu sanıyordu) ve 1596′da Cadiz seferine katıldı. 1603′te İngiltere tahtına
James I’in çıkması, Raleigh’in gözden düşmesine yol açtı. Haksız yere krala karşı entrikalara girişmekle suçlandı; ölüm cezasına çarptırıldı, cezası müebbed hapse çevrildi ve 1616′ya kadar Londra kulesinde tutuklu kaldı. Bu tarihte, İspanya ile hiç bir çatışmaya yol açmamak şartıyle, Orinoco’ya yapılacak bir seferi yönetmesi için serbest bırakıldı. Ama sefer başarısızlıkla sonuçlandı; Raleigh elde edileceği umulan altını bulamadı ve ispanyol kolonlarıyle çatıştı. Bu yüzden İngiltere’ye dönünce tutuklandı, ispanyol elçisi Gondomar’ın ısrarı üzerine ve 1603 kararnamesi gereğince boynu vuruldu.
Kral ile İspanyolların bu düşmanlığı, o güne kadar küstahlığı ve zalimliği yüzünden sevilmeyen Raleigh’in halk tarafından tutulmasına yol açtı. Serüven düşkünü bir soylu, büyük bir senyör, değerli ve zeki bir yazar (seyahat notları History of the World [Dünya Tarihi], şiirler) olan bu garip, coşkun ve şüpheci şahsiyet, Elizabeth devri Rönesan-sının kusursuz bir örneğidir. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALEİGH (sir Walter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİSA
Tarih 20 Haziran 2009
RAİSA (Rosa BURSTEİN, Rosa — denir), polonya asıllı amerikalı, kadın şarkıcı (Bialystok 1893 – Los Angeles 1963). İtalyada müzik öğrenimi gördü. Sahneye ilk olarak 1913′te Parma’da çıktı. Daha sonra Paris’te (1914), Chicago’da, Buenos Aires’te temsiller verdi. 1916′da Scala’ya girdi; orada Neron (1924) ve Turandot’ta, (1926) oynadı. Opera şarkıcısı olarak, soprano sesinin duruluğu ve esnekliğiyle tanınmıştı. Chicago’ya yerleşti ve ölümüne kadar orada ders verdi. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİNiER III (Monaco, 1923)
Tarih 19 Haziran 2009
RAİNiER III (Monaco, 1923), Monaço prensi (1950). Polignac kontu Pierre ile Vâlentine düşesi Charlotte’un oğludur. Annesinin tahttan feragati üzerine dedesi Louis II’nin yerine Monaco prensi oldu. 1956′da amerikalı sinema oyuncusu Grace Kelly ile evlendi. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNiER III (Monaco, 1923) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGUET (Condy)
Tarih 19 Haziran 2009
RAGUET (Condy), amerikalı iktisatçı (Philadelphia, Pennsylvania 1784-ay.y. 1842). Pennsylvania üniversitesinde hukuk okuduktan sonra ticaret hayatına atıldı.
Kısa zamanda büyük servete kavuştu ve günün ticarî olaylarında önemli bir rol oynadı. 1815′te Yasama meclisine üye seçildi. 1822′de Rio de Janeiro’da, A.B.D. konsolosluğuna getirildi. 1825′te Brezilya’da maslahatgüzar oldu ve 1827′ye kadar bu görevde kaldı. A.B.D.’ye döndükten sonra, serbest ticaret doktrinlerini yayan birçok gazete yayımladı:
The Free Trade Advocate (1829); Examiner (1834-1835); The Financial Regis-ter (Malî Kayıtlar) [1837-1839] v.b. Ayrıca, Santo Domino ile ilgili iki küçük kitap ve Principles of Free Trade (Serbest Ticaretin ilkeleri) [1835]; On Currency and Banking (Tedavüldeki Paralar ve Bankacılık üstüne) [1839] v.b. eserler de yayımladı. (M)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUET (Condy) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGTİME
Tarih 19 Haziran 2009
RAGTİME [regtaym] (ing.-amerikanca k.). XIX. yy.ın sonlarında amerikan zenci folkloruna Beyazların dans havalarını karıştıran senkoplu bir müzik tarzına, daha sonra da bu müzik tarzından türeyen piyano ve hattâ orkestra üslûbuna verilen ad. (Caz müziği büyük ölçüde ragtime’dan gelmedir.) [L]
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGTİME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGOZİNA veya RAGOJİNA (Zenaida Alekseyevna)
Tarih 19 Haziran 2009
RAGOZİNA veya RAGOJİNA (Zenaida Alekseyevna), rus asıllı amerikalı kadın yazar (Rusya 1835-Öl. ?). Birçok yolculuktan sonra 1874′te A.B.D.’ye yerleşti. Buradaki ünlü edebiyat derneklerinin üyesi oldu.
Eserleri: The Story of Chaldea (Kaide Tarihi) [1886]; The Story of Assyria (Asur Tarihi) [1887]; The Story of Media, Babylon and Persia (Media, Babil ve iran’ın Tarihi) [1888]; Siegfried, the Hero of the Netherlands (Hollanda Kahramanı Siegfried) [1898]; Roland, the Paladin of France (Fransız Soylusu Roland) [1898]; Salammbö, the Maid of Carthage (Kartacalı Genç Kız Salammbö) [1899]. (M)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGOZİNA veya RAGOJİNA (Zenaida Alekseyevna) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAE (John)
Tarih 18 Haziran 2009
RAE (John), iskoçyalı kâşif (Stromness, Orkney adaları 1813-Londra 1893). Edinburgh’da tıp okudu.
1833′te cerrah olarak Hudson’s Bay Company’ye katıldı. 1846′daki ilk keşif gezisinde Amerika’nın kuzey kıyılarını dolaştı. Daha sonra Londra’ya gitti ve 1847′de sir John Richardson’ın, Mackenzie ve Coppermine bölgesinde, sir John Franklin’i arama gezisine katıldı. 1851′de iki gezi yönetti. Bunların ilkinde Wollaston Land kıyılarının büyük bir kısmını keşfetti. İkincisinde ise, sekiz ay içinde 8 045 km’den fazla yol alarak Victoria adası kıyılarının birçok kısmını keşfetti. 1853-1854 Arasında yeni bir geziyi yönetti ve Franklin’e ait ilk izleri keşfetti. Rae ayrıca King William kara parçasının bir ada olduğunu ispatladı. (M)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAE (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADYO
Tarih 18 Haziran 2009
RADYO i. (fr. radio). Radyo yayınlarını alıcı cihaz. (Bk. alici.) || Düzenli bir şekilde radyo yayınları yapan radyoelektrik istasyonu.
— Radyotek. Otomobil radyosu, otomobilde kullanılmak üzere yapılmış radyo alıcısı. Bk. ANSİKL.
— Telekom. Radyo gazetesi, radyo vericileri tarafından yayımlanan çeşitli haber, yorum ve makalelerin tümü. || Radyo muhabiri, radyo haber ve röportajlarını hazırlayan gazeteci, Radyo reklamı, radyolar aracılığıyle söz ve müzikten faydalanılarak yapılan reklam. (Türkiye radyoları 1951′den itibaren reklam yayımlamağa başladı. İlk reklamlar, radyonun kendi spikerleri tarafından sözlü olarak yapılırken daha sonra reklam saatleri ayrıldı; reklam şirketleri sözlü, müzikli reklam yayımına başladı.
Bugün radyo reklamlarının ilgi çekmesi için söz ve müziğin yanı sıra yarışmalara, eğlence programlarına, skeçlere v.b. yer verilmektedir.) || Radyo röportajı, radyo ile yayımlanan röportaj. Radyo yayını, radyo alıcısı bulunanlar için, Hertz dalgalarıyle haber, konferans, konser, sanat, edebiyat, bilim v.b. programların nakli. (Bk. ANSiKL.) || İl radyosu, ancak yayımın yapıldığı ilde dinlenebilecek güçteki radyo istasyonu; bu istasyonun yayımı. (Türkiye’de büyük şehirlerde il radyoları asıl radyo istasyonlarının yanı sıra yayın yapar ve programlarında yalnız batı müziğine yer verir. Bu yayınlar «ikinci program» adiyle anılmaktadır. Antalya, Kars, Van, Gaziantep, Trabzon, Diyarbakır il radyolarının programlarında her türlü söz ve müzik programı yer almaktadır.)
— ANSiKL. Radyotek. Başlangıçta elektron lambalı olan otomobil radyosu, anotların beslenmesi için gerekli yüksek gerilimi sağlayacak bir vibrörlü konvertisörün kullanılmasını gerektiriyordu. Transistorlu olan modern alıcılar doğrudan doğruya arabanın bataryasıyle beslenir. Taşıtın elektrik donatımı parazite karşı korunmuş olmalı, yani kıvılcım üreten organların (dinamo, bujiler, akım kesiciler) yaydığı parazitleri yok etmeğe veya hiç olmazsa önemli bir şekilde azaltmağa yarayan elemanlar (kondansatörler ve dirençler) kullanılmalıdır. Otomobil radyolarının hemen hepsinde, bir tuşa basmakla istenen yayını seçme imkânı veren bir kumanda klavyesi vardır.
— Telekom. Radyo yayını yapan istasyonların sayısı radyoelektriğin temel ilkeleri ortaya konduktan sonra hızla arttı. Bugün 400′den fazlası Avrupa’da ve 4 000 civarında (özel istasyon) A.B.D.’de olmak üzere binlerce istasyon vardır. Fakat Amerika’dakilerin 800′ü dört büyük program ve reklâm dağıtıcı şebekesinden (networks) birine bağlıdır. Türkiye’de, 10 tane devlet verici radyo istasyonu (istanbul, Ankara, izmir, Çukurova, Erzurum, Kars, Diyarbakır, Gaziantep, Trabzon, Antalya) vardır. Dünyadaki radyo dinleyicisi sayısı 1959′da yaklaşık olarak 365 milyondu, bu sayı yeryüzü ölçüsünde her 1 000 kişide 127 kişi gibi bir ortalama verir. Kuzey Amerika 183 milyonla birinci sırayı alır (binde 707); Avrupa’da 133 milyon (binde 211); Asya’da 28 milyon (binde 17); Güney Amerika’da 13 milyon (binde 95); Afrika’da 4,5 milyon (binde 19) ve Okyanusya’da 3,7 milyon (binde 23) dinleyici vardır.
• Milletlerarası yönetmelik. Bir yayında taşıyıcı dalganın modülasyonu yan bantlar meydana getirir. Çok yakın frekanslı bir yayın yüzünden parazit olmaması için frekans tayfında her yayma bir kanal ayırmak gerekir, öbür yandan Hertz dalgalarını kullanan yalnız radyo yayınları değildir. Başlıca kamu hizmetleri (havacılık, denizcilik) alanında telsiz telgraf ve telsiz telefon için de frekans tayfında bantlar ayırmak gerekir. Bu amaçla 1947′de Atlantic City’de imzalanan Milletlerarası Telekomünikasyon antlaşmasıyle bazı kurallar tespit edilmiştir.
Radyo yayını için ayrılan frekans bantları, uzun dalga için 150-285 kHz (1 050 – 2 000 m arası), orta dalga için de 525 – 1 605 kHz’tir (187-560 m arası). Kısa dalgada ise, 2 300 kHz’lik frekans bandıyle eski bantlardan yüzde 33 oranında fazla olmasına rağmen ancak 180 kanala yer verilebilmektedir. Bütün dünyadaki kısa dalga yayın-larıyle ilgili kanalları çeşitli milletler arasında dağıtmakla görevli Meksiko konferansı çok karışık teorik bir plan kararlaştırarak 10 nisan 1949′dan sona ermiştir. Yayın alanı sınırlı olan uzun ve orta dalgaların çeşitli ülkeler arasında dağılımı için, dünya bağımsız bölgelere bölündü. Avrupa bölgesi, Greenwicb’in batısında 10., doğusunda 40. meridyen ve güneyde 30. kuzey paraleliyie sınııiandı. Bu bölge için Kopenhag’da 1948′de 25 hazirandan 16 eylüle kadar toplanan Avrupa Radyo Yayını konferansı 15 mart 1950′de yürürlüğe giren frekans (veya dalga boyu) dağılım planını tespit etti. Uzun dalgada, 18 kanala 21 istasyon yerleştirildi. Buna karşılık ortak dalgaların kullanılması (millî veya milletlerarası) ve senkron çalışan millî şebekelerde ortak dalgalardan yararlanılması sayesinde, 121 orta dalga kanalına 300′den fazla istasyon yerleştirilebildi. Bu planın birçok üstünlüğü vardır. Bir yandan istasyonların birbirine karışmasını büyük ölçüde önler, öte yandan aralarında yeterince frekans farkı bulunan bölge radyo vericilerinin aynı binada çalışmasını sağlayarak kuruluş ve işletme giderlerini azaltır.
• Programlar. Radyo yayın programlarında, her tür müzik, konuşmalar, haberler, röportajlar, eğlenceler, tiyatro oyunları (bunların bazıları özel olarak radyo için hazırlnamıştır), eğitim ve büyük bir gelir kaynağı olan reklamlar yer alır. Eskiden genellikle canlı yayın yapılırken bugün hemen hemen bütün programlar plak ve banda kaydedildikten sonra yayımlanır. Radyo ile müzik yayını. Doğrudan doğruya veya, plak ve banda alınarak yaprlan müzik yayınları, ülkelere göre bütün yayınların yüzde 50 ilâ 75′ini tutar. İstanbul radyosunun on iki devamlı hafif batı müziği orkestrası vardır; ayrıca Şehir orkestrası ve Küçük orkestranın klasik batı müziği yayınlarına yer verilir. Radyo arşivinde ise, çeşitli plak ve bantlardan başka, türk halk musikisinden derlenmiş bir koleksiyon bulunur. (LM)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFYA
Tarih 18 Haziran 2009
RAFYA i. (Madagaskar dilinden k.). Lifleri dokuma işlerinde kullanılan palmiye. || Aynı palmiyenin lifi.
— ANSİKL. Rafya (raphia) iri gövdeli, çok uzun yapraklı bir ağaçtır. Çiçekleri büyük koçanlar halinde olur. Afrika ve Amerika’da yetişen yirmi kadar türü vardır. Yapraklarının boyu 5 m’yi bulan saz rafyasından (Raphia ruffa) elde edilen liflerle ip, kordon ve örme mobilya yapılır. Rafyadan yapılan ipler ağaç aşılarını bağlamağa yarar. Tropikal Afrika’da yetişen (Raphia vinifera) şarap rafyasından mayalanmağa elverişli bir özsu elde edilir; bu sıvının mayalanmışına «rafya şarabı» denir. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFN (Cari)
Tarih 18 Haziran 2009
RAFN (Cari), danimarkalı arkeolog (Bra-hesborg, Fionia 1795-Kopenhag 1864). Kütüphane memuruydu, Kuzey Eskiçağ tarihini keşfetti.
Başlıca eserleri: Kuzeyin Mitîk ve Romantik Sagaları (1821-1826); Amerika’nın Kuzeyliler tarafından ilk keşfini anlatan Antiquitates Americanae (1837); fransızca yazdığı Antiquites Americanae (1837); fransızca yazdığı Antiquites Russes (Rusya’da Eskiçağ) [1850-1858], (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFN (Cari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFİNESQUE (Constantine Samuel)
Tarih 18 Haziran 2009
RAFİNESQUE (Constantine Samuel), amerikalı botanikçi (Galata, İstanbul 1783-Philadelphia, Pennsylvania 1840). Pennsylvania ve Delaware’de botanik araştırmaları yaptı.
1805′te topladığı botanik örnekleriyle Palermo’ya (Sicilya) gitti ve 1851′e kadar orada kaldı. 1815′te, A.B.D.’ye doğru yol alırken, içinde bulunduğu geminin Long island açıklarındaki Fisher adasında, kazaya uğraması sonucu yirmi yıllık koleksiyonu kayboldu. A.B.D.’ye yerleşti ve Lexing’ton’daki (Kentucky) Transylvania üniversitesinde botanik profesörü oldu (1818-1826). Geniş kültürlü bir insandı, fakat durmadan yenilik arama arzusu çalışmalarında karışıklıklar yarattı ve sık sık yanlışlıklara düştü.
Başlıca eserleri: Ancient History or Annals of Kentucky (Kentucky’nin Eski Tarihi veya Kentucky Yıllıkları) [1824]; Medical Flora of the United States (A.B.D.’nin Tıp Florası) [1828-1830]; A Life of Travels and Re-searches in North America and South Europe (Kuzey Amerika ve Güney Avrupa’da Yolculuk ve Araştırmalar) [1836], Pleasures and Duties of Wealih (Servetin Verdiği Zevk ve Görevleri) [1840]. (M)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNESQUE (Constantine Samuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADİKALİZM
Tarih 17 Haziran 2009
RADİKALİZM i. (ing. radicalism’den). Siyaset. Büyük Britanya’da ve bazı ülkelerde, geçmişteki kurumlardan tamamıyle kurtulmak amacını güdenlerin düşünce tarzını ve öğretisini belirten terim. Bk. ansikl.
— Fels. Bilgi alanındaki çağrışımcılıkla iktisat ve siyaset alanındaki liberalizmi kaynaştıran felsefî, siyasî ve iktisadî öğretilerin genel adı. (özellikle, Beutham, James ve J. Stuart Mili tarafından temsil edilir.)
— ansikl. Siyaset. • Büyük Britanya’da, «radikal» sıfatı whig’ler, sonra da onların yerini alan liberaller arasında en kararlı reformcuları belirtmek için kullanıldı. Terim, aralarında, kurulu düzene ve özellikle monarşi ile kiliseye karşı belirli bir düşmanlıktan başka hiç bir ortak yan bulunmayan çeşitli eğilimleri karşılar. İlk radikalizm, George III devrinde onun otoriter siyasetine tepki olarak Wilkes meselesi sırasında ortaya çıktı. Amerika savaşı patlak verince, ayaklanan kolonları tutan radikaller Cartwright’ın çevresinde toplanarak, bir parlamento reformunun gerekliliği üstünde ısrarla durmağa başladılar. Fransız devrimi, Paine’in yazılarıyle desteklenen ve Fox tarafından hoşgörüyle izlenen yeni bir hareketin doğmasına yol açtı. Artık sosyal kaygıları da yansıtan siyasî talepler daha şiddetlendi ve hükümetin sert tepkilerine yol açtı (1795).
1815′ten sonra, Birleşik krallığın yeni şartlara ayak uyduramayışı yüzünden içine düştüğü buhran, radikalizmi yeniden canlandırdı. Bentham’ın çırakları olan faydacı filozofların etkisi altında radikalizm yepyeni bir şekil aldı. Liberal burjuvazinin ön saflarında bulunan radikaller, seçim reformu için canlabaşla çalıştılar ve sonunda istediklerini elde ettiler (1832). Ama 1834 tarihli Yoksullar Hakkındaki kanunun hazırlanmasına katılmaları ve çartizme karşı çekimser davranışları onları halkın gözünden düşürdü. Radikalizm, 1867 seçim reformu sırasında, tekrar ortaya çıktı ve bu tarihten itibaren halka gitgide daha çok dönük bir nitelik kazandı. Bundan dolayı, 1874 ile 1892′de Avam kamarasına seçilen tradeunions (sendika) üyeleri, kendilerini «radikal» olarak adlandırdılar.
Victoria çağı sonundaki bu radikalizmin sözcülüğünü J. Chamberlain yaptı ve emperyalist «mesihçilik» manisiyle modası geçmiş sayılan iktisadî liberalizme karşı duyduğu küçümsemeyi bu akıma aşıladı. Bir yandan siyasî reformların tamamlanması, öte yandan bir sosyalist partinin kurulması, XX. yy. başlarında radikalizmin ortadan kalkmasına yol açtı.
• Birleşik Amerika’da, radikalizm terimi, çeşitli siyasî aşırılıkları belirtmek için kullanıldı: böylece köleleri hürriyete kavuşturma işinde Lincoln’u pek ılımlı bularak köklü tedbirler yoluyle «Güneyin yeniden kurulması» amacını güden ve köleliğin kaldırılmasından yana olan Blaine, Stevens, Sumner gibi kimselere (bunlar kuzeydoğu sanayicilerinin temsilcileriydi) ve kuzeydoğu kapitalizmine karşı çıkan tarımsal ve sosyal reform taraftarlarının hepsine «radikal» dendi.
• isviçre’de, katolik kilisesinin siyaset alanında ağır basmak istemesine karşı çıkan Radikal parti, 1830′dan sonra gelişti; merkeziyetçiliğe yönelen 1848 ve 1874 Anayasa reformlarının hazırlanmasına yardımcı cldu ve Millî mecliste çok uzun bir süre mutlak çoğunluğu elinde tuttu.
• Fransa’da, «radikal» sözü Louis Philippe zamanında ortaya çıktı ve Ledru-Rollin’in çevresinde toplanan cumhuriyetçileri (1834) belirtmek için kullanıldı. Radikal hareketin başlıca hedefi, Fransız devrimi mirasını tam anlamıyle geliştirmek, laikliği ve kişi haklarını garantileyen bir demokratik cumhuriyet kurmak ve sosyalist tipte bir planlamayı gerçekleştirmekti. Sivrilmiş kişiler (Gambetta, Clemenceau, Pelletan), bu akım çevresinde toplanarak, parlamento grupları meydana getirdiler.
ilk tutarlı radikal kabine ancak birkaç ay (1895-1896) dayanabildi. Dreyfus olayının yarattığı kargaşalık ve çeşitli cumhuriyetçi ve radikal kişilerin yeniden gruplaşması, Radikal Cumhuriyetçi ve Radikal Sosyalist partinin kurulmasına yol açtı. Bu teşkilât daha çok, Radikal parti olarak tanındı (1901). Bu tarihten Birinci Dünya savaşına kadar Radikal parti ülkenin en önemli partisiydi. 1902 ile 1914 arasında çeşitli hükümetlerin yönetimini üstüne aldı.
Sosyalist parti yüzünden işçi sınıfının desteğini kaybeden Radikal parti, gitgide «orta»ya kaydı. Partinin getirdiği başlıca yenilikler laik bir öğretimin gerçekleştirilmesi ve devletle kilisenin birbirinden ayrılması olmuştu (1905). Birinci Dünya savaşından sonra sola doğru bir dönüş yapan Radikal parti, çeşitli koalisyonların vaz geçilmez bir unsuru haline geldi.
Sol kanatları yönetememesi üzerine (1924-1926), 1932′den sonra yeniden teşkilâtlandırılan ve Halk cephesinin sağ kanadını meydana getiren parti (1936-1938) ılımlılarla birlikte hükümette tekrar görev almayı başardı (1938-1940). Vichy rejimi sırasında bölünen radikaller, III. Cumhuriyetin kurumlarına bağlı olduklarını açıkladılar; ama kamuoyu 1940 bozgununun sorumluluğunu III. Cumhuriyete yüklediği için 1945 seçimlerinde büyük kayıplara uğradılar. Ortanın solundaki partilerle bağlarını yeniden kuran radikal parti, 1948′den itibaren «üçüncü kuvvet» haline geldi ve kiliseye karşı takındığı sert tavırdan vaz geçmek zorunda kaldı. Partiyi ılımlı bir yönetim altında (E. Faure) ya da solcu bir doğrultuda (Mendes – France) gençleştirme hareketi başarısızlıkla sonuçlandı. General de Gaulle’ün başa geçmesiyle bir kere daha bölünen parti, F. Gaillard ve M. Faure gibi radikalizmin liberal yanma daha çok bağlı olan kişilerin eline geçti.
• ispanya’da, liberalizmin belirmesiyle, radikalizme benzeyen görüşler de ortaya çıkmıştı. Ama «radikal» teriminin tam anlamıyle belli gruplara verilmesi ancak 1868 ile 1874 arası dönemde gerçekleşti. XIX. yy.ın ortalarından itibaren, Demokrat partinin ortaya çıkmasıyle, radikalizmin hedefleri (demokratik kurumlara bağlılık, kişisel hürriyetlerin garanti altına alınması, genel seçim, cumhuriyetçi formüllerin ortaya konması, sosyalist tipte bir planlamanın gerçekleştirilmesi) bizzat bu parti ve ilericilerin sol kanatları tarafından savunuldu.
1868 Devrimiyle bu terim, ispanyol siyasî hayatına yerleşti ve Prim tarafından, kraliyetçi demokratları tanımlamak için kullanıldı. Ama bir radikal parti ancak Amadeo I’in krallığı sırasında kurulabildi. 1872 Seçimlerinden önce, Ruiz Zorrilla, Radikal (veya Demokrat Radikal) partiyi, kendi taraftarlarını ve eski demokratları biraraya getirerek kurdu. Eski demokratlar arasında Marcos ve Rivero gibi gişiler vardı. Bunlar cumhuriyetçi görüşleri savunuyorlardı. Ağustos 1872 seçimleri sonucunda radikaller ezici bir çoğunluk sağladılar ve Martos’un liderliğinde, parlamento mücadelelerine etkili bir biçimde katıldılar. Daha sonra cumhuriyetçi rejimden yavaş yavaş ayrılarak muhafazakâr güçlerle aynı paralele geldiler. Ama XIX. yy. sonlarından itibaren, yeniden toparlanmağa çalıştılar.
L”erroux’nun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı bir radikal partinin kurulması ancak 1908′de mümkün oldu. Onun yönetimi altında, Radikal parti, küçük burjuvalarla bir kısım proletarya tarafından desteklendi. Daha sonra, halk kütlelerinin gözünden düştü ve radikaller, işçi sınıfını etkileri altına, alma niyetinden vaz geçerek kütleleri etkilemeyen fesatçı ve tertipçi bir siyaset güttüler. Siyasetlerini, kişi hürriyetlerinin savunulması, devletin kiliseden ayrılması, laik eğitim sisteminin gerçekleştirilmesi, küçük toprak sahiplerinin ve şehirde yaşayan orta sınıfı savunacak tedbirlerin alınması gibi ilkelere dayandırmışlardı. Diktatörlük sırasında, parti çeşitli başkaldırma teşebbüslerine katıldı ve San Sebastian antlaşmasının imzalanmasında önemli bir rol oynadı. 1929′da, Radikal Sosyalist partinin kurulmasıyle, Radikal parti içinde bir bölünme oldu. Radikaller haziran 1931 seçimlerinde büyük başarı elde ettiler ve sosyalistlerden sonra ikinci önemli parti durumuna geçtiler.
Sosyalistlerle solcu cumhuriyetçiler birleşerek Sol bloku meydana getirdikleri zaman Lerroux ve partisi sağa doğru keskin bir dönüş yaptı. 1933 Seçimlerinde Radikal parti çoğunluğu sağladı ve 1933 ile 1935 arasında hükümetin başına geçti. Lerroux ile radikaller, gittikçe daha gerici bir tutumu benimsediler (toprak karşı reformu, kilise siyaseti, seçim sistemini yeni baştan düzenlemeğe teşebbüs) ve bundan ötürü partinin prestijini kaybetmesine sebep oldular. Parti de bu yüzden yıkıldı. Bu yıkılış, karaborsa ve Nombela skandallarının ortaya çıkmasıyle kesinleşti. Çünkü bunlara karışmış kimselerin çoğunluğu, Radikal partinin ilerigelenleriydi. Martinez Barrio yönetiminde partiden ayrılan bir grup bu kargaşalıktan sıyrılabilmiş, şubat 1936 seçimlerinde, «Union Republicana» (Cumhuriyetçi birlik) adı altında 39 milletvekili çıkarmıştı. Bu olaylar sonunda Radikal parti fiilen ortadan kalkmış oldu.
• Latin Amerika’da radikalizm taraftarı siyasî toplulukların teşkilâtlandırılması, XX.yy.ın sonuna rastlar ve liberalizmin muhafazakâr eğilimlerine tepki olarak kendini gösterir.
Şili Radikal partisi, 1888′de bu ad altında teşkilâtlandırıldı. Bu parti, 1857′de muhafazakârlarla birleşmeye karşı olan liberal bir grubun bölünmesinden doğmuş ve art arda gelen liberal koalisyonların bir unsuru olmuştu. Alessandri’nin sağcı siyaseti (1920-1924) ve daha da solda yer alarak orta sınıfın desteğini kazanan teşkilâtların (Demokrat parti) ortaya çıkması, radikallerin siyasetlerinde bir dönüş yapmalarına yol açtı. Böylece radikaller, işçi partilerinin halk cephesi çizgisine yaklaşmışlardı. Bu siyaset, Aguirre Cerda’yı cumhurbaşkanlığına getirdi. Fakat partinin yeni siyaseti sağ kanat tarafından hiç bir şekilde kabul edilmemişti. Bu durum 1941′de, iktidarın sağ kanat adayı Juan Antonio Rios’a geçmesine yol açtı. Rios’un cumhurbaşkanlığından itibaren ve özellikle halefi Gonzales Videla (o da radikal bir sağcıydı) devrinde (1946-1951) halk cephesi rejimi yozlaşarak yeni muhafazakâr bir tutum benimsedi ve Amerika’nın desteklediği soğuk harp siyasetinden yana çıktı. Ama sonunda halk cephesi parçalandı ve cepheyi meydana getiren partiler kanun dışı ilân edildi. Şili radikalizmi bundan sonra kendini bir merkez gruplaşması olarak tanıtmak istedi. Ama başarılı olamadı. Halk üstündeki etkisini yavaş yavaş kaybederek sonunda fırsatçı bir siyaset takip etti. Bundan ötürü, 1964′te Frei’nin Hıristiyan-Demokrat partisini, 1970′te de Allende’nin Sosyalist partisini destekledi. Arjantin’deki Medenî Radikal birlik, 1891′de kuruldu ve 1916′da Yrigoyen’in seçilmesiyle iktidarı ele geçirdi.
İleri sürdüğü siyasî reform programı sayesinde halk kitlelerinin desteğini kazandı. Partinin tutarlı olmayan yapısı, yani bir yandan Buenos Aires orta sınıfının etkisi, öte yandan oligarşik grup liderlerinin hakimiyetindeki bir kadro tarafından yönetilmesi, Yrigoyen’in arjantin siyasî bünyesinde gerçek bir değişiklik yapabilmesini engelledi. Buna karşılık, radikalizmin muhafazakâr tabanı, 1919′daki «kanlı hafta» ve patagonyalı rençberlerin 1921′deki grevi gibi olaylar dolayısıyle kendini açığa vurmuş ve ağır bastırma tedbirlerinin alınmasına yol açmıştı. Alvear’ın cumhurbaşkanlığı sırasında, kişileri putlaştırmağa karşı olanlar, oligarşiye daha yakın kanatları biraraya topladı. Bundan kuvvet alan grup, Yrigoyen’den ayrıldı ve onu aşırı demagojiyle suçladı. Bu ayrılmadan en fazla Yrigoyen faydalandı; 1928 seçimlerinde kendini tam bir halk taraftarı olarak ileri sürdü ve adaylığını koydu.
Ancak, 1930′daki askerî darbe Yrigoyen taraftarlarının bu sola dönüşlerini boşa çıkardı. Bir süre taraf tutmayan yrigoyen’ciler (1930-1934 arası) parlamento muhalefet grubu olarak yeni rejime katılma kararı aldılar. Peron devrinde, radikalizm etkisini daha da kaybetti. Yeni bölünmeler ortaya çıktı. Halkçı radikallerle görünürde daha solda olan uzlaşmaz radikaller birbirinden ayrıldı.
Bunlardan ikinci grup Frondizi vasıtasıyle peron’cu kütleleri kendine çekmeğe çalıştı. Bu arada sanayi burjuvazisiyle A.B.D. kapitalizminin desteğini kazanmayı da amaç edindi. Frondizi, 1963′te, uzlaşmaz radikalizmi terk ederek Movimiento de ingegracion y Desarrollo’yu (Birleşme ve Gelişme Hareketi) kurdu. (ML)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİKALİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADFORD (Arthur)
Tarih 17 Haziran 2009
RADFORD (Arthur), amerikalı amiral (Chicago 1898). On altı yaşında Annapolis Deniz Harp okuluna girdi, daha 1920′de uçak gemilerinde ihtisas yaptı.
Bu tip gemilerin en kuvvetli savunucularmdan biri oldu. 1943′te Pasifik’te bir uçak gemileri filosu kumandanlığı yaptı ve japon filosunun yok edilmesinde büyük payı oldu. Savaştan sonra, deniz ve hava kuvvetlerinin yönetimiyle ilgili mücadeleye bütün gücüyle katıldı. 1949′da Pasifik donanması kumandanı olarak Kore savaşında önemli bir rol oynadı. Bradley’den sonra, Amerikan Genelkurmay Başkanları komitesinin başına getirildi (1953 -1957). [L]
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADFORD (Arthur) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADAR
Tarih 17 Haziran 2009
RADAR i. (ing. RAdİO Detection And Ranging’in kısaltması). Elektron. Radyoelektrik dalgalarının bir engel üzerine çarpıp geri dönmesiyle o engelin konumunu ve uzaklığını belirleyen cihaz.
(Bk. ANSiKL.) || Gözetleme radarı, hava savunması için karaya yerleştirilmiş radar.
(Bk. ANSiKL.) || Topçu veya atış radarı, elektronik bir hesaplayıcı ile birleşmiş olan ve topçu atışlarını düzenlemeğe yarayan radar. Bk. ANSiKL,
— ANSiKL. • Tarihçe. Radar’ın ilkesini daha 1911′de amerikalı Hugo Gernsback Ralph 124 C 41 + adlı romanında anlatmıştı. 1928′de Pierre David, uçakların yerini bulmak için bir elektromagnetik sistem, projesi hazırladı ve bunu 1934′te Bourget’de başarıyle uyguladı. Bu âletler, 5 000 m yükseltiye kadar geçen bütün uçakları haber veriyordu. Başka bir fransız araştırmacısı, Maurice Ponte, 1930′da çok yüksek frekansta kuvvetli elektrik titreşimleri yayınlayan ve çok kısa dalga üreten, radarın ana parçası magnetron’u buldu.
Henri Gutton ile işbirliği yaparak, elektromagnetik deteksiyon cihazlarını geliştirdi; bu âletlerden biri, 1935′te, bir engelin yaklaştığını bildirerek çarpışmayı önlemek için Normandie gemisine yerleştirildi, İkinci Dünya savaşı başında Watson – Watt yönetiminde ingiliz teknisyenleri, radar tekniğini daha geliştirerek düşman uçaklarını tespit etme amacı güden birçok istasyon kurdular. Bu merkezler, İngiltere muharebesinde kesin bir rol oynadı. Savaştan sonra radar, denizcilik ve havacılık alanlarında yaygınlaştı.
• Tasvir. Radar, çok dar ve çok kısa süreli bir demet halinde yayınlanan radyoelektrik dalgaların engele çarptıktan sonra yansıyarak vericiye dönmesi ilkesine dayanır. Dalgaların gidiş geliş süresinin (ışık hızıyle) bilinmesi, engelin uzaklığını hesaplamak imkânı verir. Engelin yönü, dalgaların yayınlanmasına ve alınmasına yarayan antenin o andaki konumuyle anlaşılır. Bu cihaz, yön verilebilen ortak antenli bir alıcı ile bir verici ve genellikle katodik bir osiloskoptan meydana gelen ve sonuçları veren bir göstergeden başka bir şey değildir. İlk radarlar metre cinsinden dalgalar üstünden çalışırdı; sonra desimetre cinsinden dalgalara geçildi, şimdi ise çoğu zaman santimetre cinsinden dalgalar kullanılır. Dalgalar ne kadar kısa olursa dar bir demet haline getirilmesi o derece kolaylaşır ve dar bir yansıtma yüzü olan küçük engellerin bulunmasına daha elverişli olur. Dalgalar, çok kısa zamanlı (mikrosaniye-nin kesri) ve yüksek güçlü (birçok megawat) empülsiyonlar halinde yayınlanır. Yön verici bir anten (parabcloyit reflektör) dalgaları engele doğru gönderir. Aynı zamanda empülsiyon osiloskopun zaman ayarını, yani katot ışınının çıkışını sağlar, özel bir düzenek kısa’süreli yayın sırasında alıcının duyarlığını minimuma indirir; bunun amacı, aşırı bir enerji yüklenmesinden âleti korumaktır.
Engelden yansıyan dalgalar antene geldiği zaman alıcı, bu dalgaları maksimum duyarlıkla alır ve osiloskop ekranı üzerinde spotun sapması veya parlaklığın artışı şeklinde görülür. Ekranda taramayı başlatan yayın anı ile yankının alınma anı arasında spotun katettiği yol, engelin uzaklığını gösterir. Yansıyan dalgayı alan antenin yönü engelin doğrultusunu verir. Gözetleme radarlarında, ufkun bütün azimutlarını tarayan dönel antenler veya büyük açılı antenler kullanılır.
Eğer katodik tüpün taraması kutupsal koordinatlara göre oluyorsa, spotun art arda çizdiği yarıçaplar antenle aynı açı altında yöneldiğinden, ekran üzerinde, merkezde bulunan bir gözlemcinin görebileceği bütün engeller ortaya çıkar. Ekran merkezine göre uzaklıklar, engelin radara olan gerçek uzaklığına tekabül eder. Bu tür cihazlar havaalanlarında kullanılır.
• Bellibaşlı kullanımları: Radarlar en kesif siste bile gemilerin çarpışmalarını önler, doğrudan doğruya görüş olmadan, liman ve dar kanalların girişlerinde manevra yapma imkânı verir.
Radarlar aynı zamanda hava trafiğinin kontrol ve düzenlenmesinde kullanılan başlıca araçtır. Havaalanına yerleştirilen radarlar uçakları belli bir arazide yüzlerce kilometre uzaklıklara kadar (bölgesel kontrol) inişe geçerken veya kalkerken (yaklaşma kontrolü) kontrol eder. Radarların düz hat olarak ulaşabileceği yayın alanı çok büyüktür. Ay’ın ve sonra da Mars gezegeninin incelenmesinde başarıyle kullanıldı. Ancak bunun için, yayımda çok yüksek bir güç, zayıf yankıları alışta da büyük bir duyarlık gerekmiştir.
• Askerî uygulamalar. Radarın hava savunmasında kullanılması ikinci Dünya savaşında başladı. Bombardıman uçaklarının gittikçe artan hızı karşısında, alarm vermede geç kalmıyor ve hava savunması etkisini kaybediyordu; düşman uçakları sesle veya gözle keşfedildiği zaman genellikle iş işten geçmiş oluyor ve avcı uçakları ancak bombardıman bittikten sonra müdahale edebiliyordu. Havada düşman uçaklarını zamanında avlayabilmek için daha kesin ve uzaktayken keşfetmek gerekti. İngiltere’de radar adını alan elektromagnetik deteksiyonun, 1939-1940 arasında alarm süresini kısaltmada büyük yardımı oldu. Radarın, hava şartları ne olursa olsun daha iyi ve daha uzağı görebilmesi yüzünden eski hava gözetleme sistemleri çok değişti. Radarın gelişmesinde, askerî uygulamaların büyük payı olmuştur. Radara büyük bir hassasiyet sağlayan santimetre cinsinden dalgaların 1942′de bulunması, 1943′te Almanların Atlantik’teki denizaltı hücumunu Sonuçsuz bıraktı; çünkü periskop ve snorkeller artık görülebiliyordu.
Aynı dalga demetinin yankısındaki frekans farkının (Doppler-Fizeau etkisi) ölçülmesi sonucunda hareket eden bir cismin hızını tespit etme imkânı bulundu ve 1944′te V1′lere karşı başarılı bir savunma yapılabildi. Daha sonraları da, radar füzeleri hazırlanabildi ve radar dalgalarını bozan parazit yayınlarını önleme imkânı bulundu. Radarın gelişmesi o kadar geniş imkânlar sağladı ki, her belirli iş için ayrı bir radar tipi yapmak gerekti. Havacılıkta ana radar uzayın bir bölgesinin gerçek ve tam görüntüsünü verir, buna karşılık sekonder radar, ekranı üzerinde, İFF kumandalı (ingiliz İ.F.F. sistemi: İdentification Friend or Foe) uçakları gösterir ve böylece dost uçaklar izlenip ayırt edilebilir. Ayrıca askerî havacılık da, kendi ihtiyaçları için çeşitli tipte radarlar kullanır; yaklaştırıcı radarlar, inişi kolaylaştırmak için kullanılır; uçuş, bombardıman ve atış radarları, ister yerde, ister uçaklarda olsun mürettebata görmeden ve büyük bir kesinlikle görevlerini yerine getirme imkânı sağlar. Güdümlü mermi alanındaki bütün buluşlar bu yeni tekniğin gelişmesine dayanır. Kara ordusuna radar, yer gözetleme ve topçu radarlarının yapımıyle girmiştir; 1962′de yer gözetleme radarları, 30 ile 40 km arasında, hareketli engelleri (taşıt, insan topluluğu) tespit etme imkânı vermiştir.
Topçu radarları (tip AN/MPQ 10 veya Cotal) düşman topçusunun yerini tespit eder ve kendi topçusunun mermi yörüngelerini izleyerek atışları düzenler. Bununla birlikte, radarlar ancak 20°’lik bir atış açısından sonra etkili olabildiği için, daha çok merminin yükseliş yörüngesini tespit ederek havan toplarının mevzilerini bulmada kullanılır. Uçaksavar topçu radarları, hedefi, sürekli olarak nişangâhta tutup izler ve topçuya yalnız mermi sürüp ateşleme görevi kalır.
Radarın başarısı sürekli çalışmasına (her mevsimde gece ve gündüz) ve teorik. olarak etkili olduğu alanın sonsuzluğuna dayanır. Bununla birlikte bugüne kadar radarın engelleri aşmasına, yani dolaysız görüşten kurtulmasına imkân bulunamadığı için, radarın burada kullanım alanı çok dardır ve alçaktan uçan uçaklara karşı etkisi yoktur. Meselâ 1961′de bir amerikan F 104 avcı uçağı radarlar tarafından görülmeden Amerika’yı boydan boya geçebilmiştir. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABİ (İsaac İsidor)
Tarih 17 Haziran 2009
RABİ (İsaac İsidor), amerikalı fizikçi (Rymanow, Galiçya 1898). Columbia, Münih, Kopenhag, Hamburg, Leipzig ve Zürich üniversitelerinde okudu. 1929′da Columbia üniversitesine asistan, sonra da profesör oldu. Daha çok spinler ile atom çekirdeğinin elektrik ve magnetik özellikleri üstünde çalıştı 1944 Nobel Fizik ödülünü kazandı (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABİ (İsaac İsidor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABAUL
Tarih 17 Haziran 2009
RABAUL, Bismarck takımadalarının başlıca limanı, bu adaların eski başkenti, New Britain’in kuzey ucunda.
— Ask. tar. Yeni Gine ile Salomon adalarına giden denizyoluna hâkim Rabaul’u Japonlar 23 ocak 1942′de işgal ettiler ve hemen güçlü bir hava üssü haline getirdiler. New Britanin’in Amerikalılar tarafından yeniden işgali sırasında 50 000 Japon Rabaul’de direndi. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABAUL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİSCALUS
Tarih 17 Haziran 2009
QUİSCALUS i. Uzunluğu 45 sm’yi bulan oldukça büyük veya orta boylu kuş; tüyleri esmer veya mor, madenî yansımalı parlak siyah, kuyruğu oldukça uzundur. (Quiscalus ve benzerleri Orta Amerika ve Antiller’den Kanarya adalarına kadar yaygındır. Sarıasmagillerden.) [L]
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİSCALUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUiNTO REAL
Tarih 17 Haziran 2009
QUiNTO REAL (isp. dey.), ispanyol nüfuzundaki Orta Amerika’da bulunan özel müteşebbislere tanınmış maden işletme imtiyazlarına karşılık ispanya’ya giren kıymetli madenlerden vaktiyle kraliyet idaresi tarafından alınan yüzde 20 oranındaki resmi belirten deyim. (Quinto real’i ispanya’ya, getirebilmek için bir konvoy sistemi düzenlenmişti.) [L]
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUiNTO REAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo), ispanyol generali (Tordesillas 1875 -Gambada, Sevilla yakınları 1951). ispanyol-Amerikan savaşma katıldı ve Fas’ta hizmet gördü.
Cumhuriyetçi görüşleri benimsediği için Primo de Rivera’nın diktatörlüğüne karşı çıktı. Görevinden alındı; 1928′de bir ayaklanmaya kalkıştı. Paris’e sığındı ve ispanya’ya ancak 1931′de cumhuriyet kurulduğu zaman döndü; cumhurbaşkanı Alcala Zamora’nın askerî kabine şefi oldu. 1936′daki milliyetçi ayaklanmada önemli bir rol oynadı, atak bîr saldırıyle Sevilla’yı ve sonra Malaga’yı zaptetti (1937). Radyo yaymlarıyle düşman üstünde psikolojik etki yaratmağa çalıştı ve bu sebeple general RADİO lakabını aldı. Daha sonra, Madrid’de kalmış olan milliyetçi elemanlarla bağıntı kurdu. İç savaştan sonra İtalya’daki ispanyol Askerî heyetini yönetti (1939-1942). [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quebec konferansları
Tarih 16 Haziran 2009
Quebec konferansları, 11-24 ağustos 1943′te Quebec’te Churchill, Roosevelt, Mackenzie King ve Song arasında yapılan görüşmede (Quadrant denir), «Overlord» harekâtı (Normandiya çıkarması) ve sonradan «Dragoon» adı verilen «Anvil» harekâtı (Provence çıkarması) hazırlandı. 13-17 Eylül 1944′te Roosevelt ve Churchill arasında yapılan görüşmede, Japonya’ya karşı açılan savaşa İngilizlerin katılması kesinleşti, Almanya’da sanayinin tarım lehine kaldırılmasını öngören amerikan maliye bakanı Morgenthau’nun planı kabul edildi ve Almanya’nın Anglosaksonlarla Ruslar tarafından işgali öngörüldü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quebec konferansları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEBEC eyaleti
Tarih 16 Haziran 2009
QUEBEC eyaleti, Kanada’nın doğusunda eyalet; 1 539 843 km2; 5 744 000 nüf. Merkezi, Quebec; başlıca şehri, Montreal.
• Coğrafya. Quebec eyaletinin toprakları Kanada’daki üç büyük coğrafî bütün üzerinde uzanır: Kanada «kalkanı», Laurentides bölgesi, Apalaş bölgesi. Güney (Laurentides) ve doğu (Nouveau Quebec) kısmını içine aldığı Kanada «kalkanı» geniş ormanlarla kaplı ve birçok göl, çukur ve tepeciklerden meydana gelen bir labirent görünüşündedir. Laurentides bölgesi ırmağın her iki kıyısında (Saint – Laurent ülkesi, Montreal ovası) uzanan bir alçak topraklar bölgesidir. Apalaş bölgesi ise tepe çizgilerinin hâkim olduğu’bir yaylalar (Gaspesie, halicin güney yaylaları, doğu kantonları) kesimidir, iklim kışın sert (Quebec’te ocak ortalaması: —12,4°C), yazın sıcaktır (Ouebec’te ağustos ortalaması: 18,7°C); bol yağmur yağar (Quebec’te 1 070 mm); kar Quebec’te beş altı ay kalkmaz.
Eyalet, ülkenin büyük tarım bölgelerinden biridir. Bununla birlikte toprağın ancak onda biri (Montreal ovası, Doğu kantonları, Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temiseamingue çukuru) tarıma elverişlidir. Eyalet, zenginliğini toprakların çok eski tarihlerden beri yoğun bir şekilde değerlendirilmesine borçludur. Tarla açma işine Saint-Laurent’dan ormana doğru birbirini takip eden «rang»lar halinde başlandı. XIX. yy. ortalarında ırmağın kıyılarından çok öteye yerleşildi (Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temis-camingue). Tarım sisteminde çeşitli tarım, küçük ve orta mülkiyet ağır basar. Fransız asıllı kanada köylüsü toprağına bağlıdır ve kendi işlediği tarlasında tahıl, yemlik bitki, sebze yetiştirir; her çiftliğin kendi bostanı ve meyve bahçesi, çoğunlukla da akça ağaç diktiği ormanı ve içinde sütçül inek, koyun ve domuz beslediği ağılambarı vardır.
Bununla birlikte Quebec sütçülüğe yönelmiş olduğu için tarımda yemlik bitkiler ağır basar. İdare bölümlerinde tek tip tarım yapılır. Joliette’te tütün, Orleans adasında meyve, Montreal’e doğru sebze, Napierville’de patates v.b. Balıkçılık (Gaspesie), kürk hayvanı yetiştiriciliği (gümüşü tilki, vizon), birçok bıçkıhaneye ve büyük kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarına hammadde sağlayan ormanlar, ek gelir kaynaklarıdır. Quebec, Ontario’dan sonra ülkenin en büyük sanayi bölgesidir. Yeraltı altın ve bakır (Noranda-Rouyn, Malartic, .Vald’Or), amyant (Asbestos, Thetford Mines v.b.), demir (Lac-Allard) bakımından zengindir; ayrıca ormanlar önemli bir gelir kaynağıdır, üstelik Saint-Laurent suyolu ve beyaz kömür de eyaletin zenginliğini artırır. Saguenay (lle-Maligne, Chutea-Caron, Ship-shaw), Saint Laurent (Beauharnois, Les Cedres), Saint-Maurice (Shawinigan, Grand, Mere, La Tuque), Gatineau, Ottawa v.b. ırmakları üzerinde büyük hidroelektrik santralları kurulmuştur. Bu santralların ürettiği elektriğin üçte birini kâğıt hamuru ve özellikle alüminyum (Arvida, Shawinigan Falls, Beauharnois) sanayileri tüketir. Çok çeşitli olan imalât sanayii, Montreal, Doğu kantonları, Saint-Maurice, Quebec, Saguenay ve Ottawa bölgelerinde toplanmıştır. Turizm de (Laurentides, Gaspesie) önemli bir gelir kaynağıdır.
• iktisat.. Eyaletin nüfusu 1961′den beri 500 000 kişi kadar arttı; bu artışın başlıca sebebi doğumların ölümlerden fazla olmasıdır. Toplam artışın yarısını eyalet nüfusunun yüzde 40′ından fazlasının yaşadığı Montreal çekmiştir.1964′te Quebec değer bakımından kanada maden üretiminin yüzde 19,8′ini sağladı. Bu oldukça yüksek orana, demir filizi çıkarımı (Jeannine ve Wabush göllerindeki yataklarla Knob Lake [Schefferville] yatakları) ile altın, çinko (Mattagami gölü çevresinde) ve amyant üretimi (dünya üretiminin yarısından çoğu) sayesinde ulaşıldı. 1965 Başında Quebec, hidroelektrik alanında Kanada’nın toplam üretiminin üçte birinden fazlasını (büyük kısmı Hydro-Quebec’in kontrolü altında olan 10 000 MW) üretiyordu. 1964′te Carillon santralının tamamlanmasından sonra Manicouagane ve Outardes ırmakları üzerinde girişilen çalışmalarla Quebec’in ülkedeki üstünlüğünün artması beklenmektedir. Ayrıca termik enerji de önemlidir: Sorel yakınında Tracy’de 600 MW’lık bir santral kurulmuştur. Eyaletin kanada imalât üretimindeki payı 1964′te yüzde 29,7 iken Ontario’nunki yüzde 50 idi. Kişi başına üretim Ontario’dakinden çok azdır.
Quebec’te daha çok ek değeri az olan sanayiler yerleşmiştir. Dokumacılık, kereste sanayii. Sanayinin bu yapısı hayat seviyesinin millî ortalamadan epeyce, komşu eyaletinkinden ise çok düşük olmasını açıklar. 1964′te kişi başına malî gelir Quebec’te 1 567 dolar, Ontario’da 2 113 dolardı (bütün Kanada için 1 812 dolar). Enerji elde edebilme imkânlarına (hiç olmazsa elektrik alanında, maden üretiminin önemine, Saint-Laurent denizyoluna ve ülkenin en, büyük merkezinin burada olmasına rağmen giderilemeyen bu eşitsizliğin sebebinin iç yatırımların yönelimiyle ilgili olduğu ve kısa vadede değiştirilemeyeceği sanılır.
• Tarih. Tarihi Kanada’nınkiyle eşit olan bu büyük eyaletin sınırları 1763′te çizildi. 1791 Antlaşmasından sonra Aşağı Kanada adını aldı ve 3867′de Kanada konfederasyonunun ilk dört eyaletinden biri haline geldi. İkinci Dünya savaşından beri Quebec siyasetinin başlıca özelliği, muhafazakâr başbakan Maurice Duplessis’in uzun süre (1944-1960) iktidarda kalmasıdır. Duplessis’i rakipleri geçmişe dönük siyaseti ve seçim geleneklerini yozlaştırması bakımından tenkit ettiler.
1960 Seçimlerinde büyük bir zafer kazanan liberaller, Millî Birlik’in çıkardığı 44 milletvekiline karşılık 50 milletvekili çıkardılar. Jean Lesage yönetiminde kurulan yeni hükümetin başlattığı reformlar, «sessiz devrim»i meydana getirdi: iktisadî alanda reformlardan bir kısmının hedefi Amerikalıların veya ingiliz asıllı Kanadalıların işletmelerinin ve sermayelerinin etkisini azaltmak (elektrik üretiminin devletleştirilmesi gibi) ve sanayileşmeyi geliştirmekti; sosyal alanda eski sosyal yapılara el atıldı ve meselâ ‘Katolik kilisesinin eğitimdeki fiilî tekeli, bir Kamu Eğitimi bakanlığının kurulmasıyle yumuşatıldı. Ama kamuoyunun, Kanada federasyonu yapısının değiştirilmesini isteyen unsurları, bu reformları çok yetersiz buldular. Bunlardan bir kısmı bağımsız ama Kanada’nın öbür eyaletleriyle ilişkili bir Quebec devleti kurulmasını istediler. Bazılarıyse çeşitli kuruluşlar çerçevesinde tam bağımsızlık için savaşmaktadırlar: başlıca «bağımsızlıkçı» teşkilât Millî Bağımsızlık birliğidir. Toplulukların bazısı ise millî kurtuluş mücadelelerine «sömürgecilik aleyhtarı» bir savaş gözüyle bakıyordu. Bu görüş açısından hareket eden bazı militanlar şiddet hareketlerine başvurulmasını öğütlediler. 1963′te Montreal’de patlayan bombalar birçok kişinin ölümüne sebep oldu. «İki dillilik» üstüne yapılan bir soruşturmanın (1965) açığa vurduğu gibi, Kanada’da kamuoyunun bütün kesimleri Fransızca konuşanların aşağılanmasına karşıdır.
Soruşturma bu eşitsizliğin Kanada’nın bütünlüğünü tehlikeye düşürdüğünü açığa vurdu. Quebec ile Kanada’nın geri kalan kısmı arasındaki buhranı, 1966 seçimlerini Daniel Johnson’un yönettiği Millî Birlik partisinin kazanması (51 liberale karşılık, 55 milletvekili) daha da artırdı. Muhafazakârlar Fransızca konuşulan eyaletle Ottawa arasındaki ilişkilere, milliyetçi bir eğilim vermeğe kalkıştılar. General de Gaulle’ün Montreal Dünya sergisini ziyareti (temmuz 1967), olayların hızlanmasına yol açtı. Quebec halkının coşkunlukla karşıladığı De Gaulle, nutuklarında kaderlerine hâkim olmaları gereken «Kanadalı Fransızlar»ın hürleştirilmeleri zorunluğunu kesinlikle ortaya koydu; Montreal’de verdiği kısa nutku «Yaşasın hür Quebec» diye bağırarak bitirmesi, federal hükümetin şiddetli tepkisiyle karşılaştı; bunun üzerine De Gaulle, Ottawa’ya yapacağı ziyareti iptal etti. O tarihten sonra Quebec ile Fransa arasında Ottawa’yı işe karıştırmadan önemli iktisadî ve kültürel anlaşmalar imzalandı.
1970 Nisanındaki eyalet seçimlerinde Millî Birlik hükümeti yenilgiye uğradı ve seçimi Liberal parti kazandı. Partinin lideri Jean Roberc Bourrassa’nın 12 mayısta göreve başlayan hükümeti, ilk adımda kargaşalıklarla uğraşmak zorunda kaldı. Montreal’deki ingiliz ticaret ataşesi Cross (5 ekim) ve Quebec çalışma bakanı Pierre Laporte (10 ekim), Quebec Bağımsızlık hareketi mensuplarınca kaçırıldılar. Olağanüstü tedbirlere rağmen Laporte öldürüldü (17 ekim). İngiliz ataşesi Cross ise, onu kaçıranlarla mübadele edilmek suretiyle kurtarılabildi. Çalışma bakanını öldürmekle suçlanan iki kişi ise müebbet hapse mahkûm edildi. (LM)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEBEC
Tarih 16 Haziran 2009
QUEBEC,fr. Kanada’da şehir,Quebec eyaletinin merkezi,Saint-Charles ile Saint-Laurent’ın kavşağında; 171 000 nüf.(banliyölerile birlikte 310 000 nüf,).
Laval üniversitesi Şehir, bu kesimde Diamant burnu ile (100 m yüksl.) Levis tepeleri arasında akan Saint-Laurent halicinin ağzında kuruldu. Hisarı ırmağa hâkimdir; kuzeyde Saint -Charles ırmağının kıvrımlar çizerek aktığı geniş bir çöküntü uzanır. Askerî ve idarî bir şehir olan Quebec, XVIII. yy. sonunda, limanı sayesinde bir ticaret merkezi haline geldi; ama XIX. yy.ın ikinci yarısında Montreal’in rekabetinden oldukça zarar gördü. Sanayi de aynı dönemde gelişti (dericilik, ayakkabı yapımı, konfeksiyon, kürk, makine yapımı, kâğıt fabrikaları). Limanı hâlâ canlı ve buğday trafiği önemlidir. Ama Quebec her şeyden önce bir idare, din ve fikir merkezidir. Her yıl birçok turist çeken şehir, Fransızlardan kalma anılarla doludur.
— Tar. Champlain’in, yerli köyü Stadacona’nın yerinde kurduğu yerleşme merkezi bugünkü Quebec’in çekirdeğidir. Kirke kumandasındaki İngilizlerin eline geçen Quebec (1629), 1632 antlaşmasıyle, Fransa’ya geri verildi. Bir cizvit okulu (1635) ve büyük bir papaz okulu inşa edildi (1663). 1674′te bir piskoposluk kurularak başına piskopos Laval getirildi. Quebec garnizonu’na hücum eden ingilizler (Phipps) püskürtüldüler (1690). 1759 Eylül’ünde Abraham ovalarında Montcalm’ın ölümünden sonra, garnizondaki 600 kişi (Ramezay’ın emrinde) teslim oldu.
Paris antlaşmasıyle (1763) İngiltere’ye bırakılan şehri, James Murray (1763-1766) ve Guy Carleton gibi valiler sertliğe kaçmadan yöneterek Londra’yı ingiliz hukukunu zorla uygulamak isteğinden vaz geçirdiler. 1791′de çıkarılan bir kanunla Aşağı Kanada, Yukarı Kanada’dan ayrıldı; Quebec, Yukarı Kanada’nın merkezi olarak kaldı. Papineau’nun ayaklanmasından sonra (1837) iki eyalet Birlik kanunuyle (temmuz 1840) yeniden birleştirildi ve Kingston merkez oldu. 1864′te Quebec’te Londra konferansının kararlarını hazırlayan (aralık 1866) bir konferans toplandı; Londra konferansında şartları tespit edilen Kanada federasyonu, 1867 Kuzey Amerika anlaşmasıyle kuruldu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUARARİBEA
Tarih 16 Haziran 2009
QUARARİBEA i. Çiçekleri keskin, hoş bir koku yayan ağaç; Amerika’da yetişen on beş türü vardır. (Bombacaceae familyasından.) [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARARİBEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUAKER
Tarih 16 Haziran 2009
QUAKER (titreyen anlamında ing. k.). «Dostlar derneği» denen protestan mezhebi üyesi.
— ANSiKL. George Fox’un hâkim Bennet’i «Tanrı’ya saygı göstermeye ve Kelâmı önünde titremeye» (ingilizce to guake) davet eden sözlerinden kinaye ile «Dostlar derneği» üyelerine takılan alaylı lakap. Bu lakap, 1654′ten sonra kullanılmağa başlandı, XVII. yy. sonunda yerleşti. 1638′de Amerika’da Rhode İsland sömürgesini kuran ve insan vicdanının kutsal olduğunu ileri süren püriten Roger Williams, tarikatın öncülerindendir. Derneğin kurucusu, doktrinini ilk defa 1647′de vazeden kunduracı George Fox, kanunkoyucu William Penn ve tek ilâhiyatçısı da Robert Barclay’dir. «Dostlar»ın iman düsturları: hıristiyana, hayatının bütün hallerinde yol gösteren üstün otorite, kalbine hitap eden kutsal ruhtur (buna göre Kutsal Kitap dogma kıstası olmaktan çıkmaktadır); bütün kutsal sırlar ortadan kaldırılmıştır (communio manevî bir işlemdir); andîçme yasaklanmıştır; nefis müdafaası hakkı yoktur; teşkilâtlanmış bir papaz sınıfı gerekmez; evrensel papazlık kadınlara da açıktır; kült ihtiyarîdir, hiç bir dogma yoktur, insan tabiatının günah sonucu lekelendiği teorisini reddeden quaker’ler, Calvin’in takdiri ilâhi ile ilgili fikirlerini, lütuf nazariyesini, îman sayesinde bağışlanma nazariyelerine de karşı çıkıp, sadece ibadet âdetlerini muhafaza etmişlerdir. Quaker’ler birbirlerine «sen» diye hitap eder, üstlerine şapka çıkararak selâm vermeyi ve giyeceklerinde düğme taşımayı reddederlerdi.
Quaker’ler XVII. yy.da, özellikle 1650′den itibaren büyük gelişmeler gösterdiler, iskoçya’ya yayılarak Fox’un şahsında presbiteryen kilisesine karşı geldiler. 1654-1656 Arasında ilk misyonerlerini Amerika’ya göndererek kısa zamanda Rhode İsland, 1676′da Batı New Jersey, 1682′de Doğu New Jersey yönetimini ele geçirdiler. Pennsyîvania toprağı 1681 şartı ile W. Penn’in mülkiyetine verildi ve quakerlerin üssü haline geldi. Başlangıçta hem İngiltere’de, hem Amerika’da zulüm gördüler. İngiltere’de Restorasyon’dan sonra Charles II’nin Clarendon yasası ile kırbaç ve hapis cezasına çarptırıldılar. Kuzey Amerika’da boston püritenleri birçok quaker’i ölüme mahkûm ettiler (1660-1661 Boston infazları). Ancak bu zulüm çok geçmeden yatıştı. Birçok dinî okul açmalarına elverişli kültürleri, liberal anlayışları ve çalışma şevkleri sayesinde quaker’ler XVIII. yy.da refaha kavuştular, fakat barışçı olduklarından Yediyıl savaşında Fransa’ya karşı savaşmak için asker toplamayı reddettikleri gibi, Pennsylvania meclisinden de çekildiler ve böylece, bu sömürgedeki siyasî etkilerini kaybettiler. Aynı şekilde savaş aleyhtarı olduklarından 1776 Amerikan ayaklanmasında yurtseverlere katılmadılar. XVIII. yy.dan itibaren «Dostlar derneği» gerilemeğe başladı ve bu gerileme XIX. yy.’da devam etti. Quaker’ler kabuklarına çekilerek, dünyada saflıklarını savunmaya koyuldular. «Sekinci» denen bu dönem, aynı zamanda bir tasavvuf dönemidir.
Quaker’ler o zamanlar büyük toplum içinde küçük bir toplum halinde yaşamaktaydılar, giydikleri ve biraz da gülünç bir çeşit üniformayı terkettiler. XIX. yy.da quaker mezhebinde iki büyük skhisma meydana geldi: katıksız bir deizmi savunan Elis Hicks skhisması (1827-1828) ve muhafazakâr olan John Wilbur skhisması (1845-1854). Sonunda, mezhep dört gruba ayrıldı: Ortodoks Dostlar derneği (bunlar gerçek quaker’lerdir); Hicks’ci Dostlar derneği; Wilbur’cu Ortodoks Muhafazakâr Dostlar ve bunlardan ayrılan Philadelphia Dostları Dinî derneği. Bununla birlikte, XIX. yy. başından beri, quaker’lerin esirlikle savaşta, halk eğitiminde, hapishanelerin reformunda önemli payları oldu. Aslında anglosakson olan dernek, Birinci Dünya savaşından beri hemen hemen bütün dünyaya yayıldı ve «Milletlerarası Quaker Yardımı» teşkilâtını kurdu. 1947′de ingiliz ve amerikan quaker komiteleri Nobel Barış ödülünü kazandı.
Dünyada, gününmüzde bir dünya komitesi halinde teşkilâtlanmış bulunan 250 000′e yakın quaker vardır. Bunların büyük kısmı anglosakson ülkelerinde yaşamakla beraber, Avrupa, Asya ve Afrika’ya da yayılmışlardır. Fransa’da birkaç quaker grubu vardır. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAKER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Q
Tarih 16 Haziran 2009
Q . Bazı alfabelerde p ile r arasında yer alan harf. || Kapantın titreşimsiz ünsüz.
— Elektr. Q katsayısı (ing. quality, «kalite» kelimesinin kısaltması), bir bobinin aşırı gerilim katsayısına amerikalılar tarafından verilen ad. (İndükleme reaktansı ile ohm direnci arasındaki oran eşittir; Q = w L // R; burada w = 2 x f ‘dir; f frekansı hertz cinsinden,
L özindüklemesi henry cinsinden, R direnci de ohm cinsinden gösterilmiştir.)
— Mat. Q pozitif ve negatif oransal sayıların cümlesini gösteren semboldür. (Oransal sayıların Q cümlesi her yerde yoğundur, fakat tam değildir.) || Q+, pozitif oransal sayıların cümlesini gösteren semboldür.
— Metrol. Q 40 milyar ton iyi cins kömürün yanmasıyle elde edilen enerji miktarına eşit olan ve iktisatta kullanılan bir enerji miktarı birimidir. (1 Q = 10 18 B.T.U.)
— Telekom. Q kodu, milletlerarası telsiz konuşmalarında kullanılan ve üçer harflik bütün grupları Q harfiyle başlayan telsiz telgraf kodu: QRA, «istasyonun uzun adı nedir?».
— ANSİKL. Leng. Harfin tarihi. Harfin İbranîcedeki adı Qof un anlamı «maymun»dur; bu etimoloji açıklaması gerçeğe pek az uymaktadır, ama bundan daha uygunu da ortaya konamamıştır. Yunanlılar, özellikle [u], [o] ve bazen e (n) önünde k’yı (kappa gibi) belirtmek için qof’u kullandılar. Bu kullanım şekli yavaş yavaş terk edildi. Latinler q’yü önce C önünde kullandıktan sonra dudaksı-artdamaksı kw’yi kullanmağa başladılar.
Etrüsklerin bu harfi bilmediği sanılır; bununla birlikte, Latincede harfe verilen isimin (qu) Yunancadan aktarıldığını savunan tez pek inandırıcı değildir: Yunanlılar bu harfe koppa dediklerine göre eğer Latinler harfin ismini kendileri yarat-mışlarsa öbür harflerde olduğu gibi qo veya qe demeleri gerekirdi; oysa Etrüsklerde o sesi olmadığından qu demeleri gerekir.
Latince den günümüze kadar harfin geçirdiği evrim üstüne yapılacak fazla gözlem yoktur. III. yy. işlek yazılarında kuyruğun diğer birçok harfte de olduğu gibi sola yöneldiği görülür. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Q hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNOA
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNOA i. Güney Amerika’da yetişen bir çeşit karabuğdayın cins adı. (Ispanakgillerden.)
— ANSİKL. Quinoa (Chenopodium quinoa) temrensi yapraklı, tıkız başak çiçekli bir bitkidir. Anayurdu Peru ve Şili’de «küçük pirinç» adiyle bilinir; besleyici tohumları için yetiştirilir. Avrupa’da yetiştirilmesi denenmiştir. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNOA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNN (Anthony)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNN (Anthony), amerikalı sinema oyuncusu (Mexico 1915). Sinemaya 1936′da küçük rollerle başladı. Adını ancak 1950′den sonra duyurabildi. önemli filimleri,
E. Kazan’ın, Viva Zapata’sı (1951); F. Fellini’nin, Sonsuz Sokakları (La Strada) [1954]; J.Delannoy’un, Nötre Dame’ın Kamburu (Nötre – Dame de Paris) [1956]; G. Cukor’un, Heller in Pink Tights’ı (1959); R. Nelson’un, Reçuiem for a Heavy Weight’i (1961); M. Kakoyannis’in Zorba’sı (1964); A. Mackendrick’in, Jamaika’da Fırtına’sı (High Wind in Jamaica) [1965]. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNN (Anthony) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNCY (Josiah)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNCY (Josiah), amerikalı yurtsever (Boston 1744 – denizde 1775). Avukattı, 1767′den sonra ingiliz hâkimiyetine karşı yazılar yazdı, Boston bill’i üstüne bir kitap yayımladı (Observations on the Act of Parliament, Commonly Called the Boston Port Bili) [Genellikle Boston Port Bili Denen Parlamento Kararı Üstüne Görüşler] ve whig üyeleriyle görüşmek üzere Londra’ya gönderildi. Dönerken bir deniz kazasında öldü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCY (Josiah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYXİDANTHERA
Tarih 16 Haziran 2009
PYXİDANTHERA i. Kuzey Amerika’da yetişen ve çiçek başçıkları hemen hemen tam enlemesine çatlayan, dibi odunlu bitki. (Fundagillerden.) [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYXİDANTHERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYROPHORUS
Tarih 16 Haziran 2009
PYROPHORUS i. Amerika’nın sıcak bölgelerinde yaşayan kazıcı böcek, (Kınkanatlıların elateridae familyasından.)
— ANSİKL. Pyrophorus’lar kuvvetli fosforışı saçabilen, külrengi veya kızılımsı iri böceklerdir. Güney Amerika’da bunlara kukuyos denir. Eskiden oralarda bunların üçü dördü bir kaba konarak geceleyin fener olarak kullanılırdı. Hanımlar bunları çiçeklerle veya kolibri tüyleriyle birarada süs diye kullanırlardı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYROPHORUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYRANGA
Tarih 16 Haziran 2009
PYRANGA i. Tangara grubundan, oldukça küçük boylu ötücü kuş; erkeği yazın kırmızı ve siyah, erkeği ve dişisi kışın yeşilimsi olur. Göçmen olan bazı türleri Kuzey Amerika’nın soğuk bölgelerinde yuva yapar. Tanagridae familyasından. (L.)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRANGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİLLAJA
Tarih 16 Haziran 2009
QUİLLAJA i. Almaşık yapraklı, erkek ve dişi çiçekli ağaçsı bitki; Amerika’da yetişir. (Gülgillerden.)
— ANSİKL. Şili’de yetişen Quillafa saponaria’dan «panama odunu» denen bir kabuk çıkarılır.
6-8 mm kalınlıkta, kirli beyaz, kırılgan ve kıymıklı plakalar halindeki bu kabuktan tahriş edici bir toz elde edilir; içinde sapotolesin (nötür saponin) ve bir ki-layik asit bulunur; hidrolize uğratılınca, sapojenin ve şekerlere ayrılır. Bu tozun kaynatılmasından elde edilen bol köpüklü sıvı kirli çamaşırları arıtmağa yarar. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLAJA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEZON (Manuel)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEZON (Manuel), filipinli siyaset adamı (Baler, Tayabas 1878 – Saranac Lake, New York 1944). Amerika’ya karşı bas gösteren ayaklanmaya katıldı (1899). 1905′te Tayabas eyaleti valisi, 1907′de milletvekili oldu. «Partido Nacionalista»yı kurdu ve Jones Act’in çıkmasını sağladı (1916). Bu metinle bağımsızlık vaat ediliyor ve bir parlamento kuruluyordu. Quezon, senato başkanı oldu (1916), Filipinler’in derece derece kurtulması yolunda mücadeleye girişti. 17 Eylül 1935′te, büyük yetki ile yeni devletin başkanlığına getirildi. 1941de yeniden seçildi, Japonlardan kaçmak zorunda kaldı, Amerika’da geçici bir hükümet kurdu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEZON (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEROL (Agustin)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEROL (Agustin), ispanyol heykeltıraşı (Tortosa 1860 – Madrid 1909). Barcelona’da öğrenim gördü, 1884′te Roma’ya gitti, öğrenimine orada devam etti.
Dönüşünde, Gelenek (Çağdaş Sanat müzesi, Madrid) adlı ese tiyle tanındı (1887). Canovas del Castillo’nun desteğiyle, Madrid’in en tutulan heykeltıraşı oldu, ispanya’dan olduğu kadar, ispanyol Amerikası’ndan da siparişler aldı. Heykellerinin kilden modelini hazırlamakla yetinir, bundan sonraki işi yardımcıları yapardı. Başlıca eserleri: Madrid’de, Canovas del Castillo’nun mezarı
(Atocha kilisesi), Madrid Millî kütüphanesi cephesinin süslemeleri, Vigo’da Mendez Vigo ve Elduayen’in, Bilbao’da Viuda de Epalza’nın, Barcelona’da Frederic Soler’in, Cadiz’de Moret’nin, Manila’da Legazpi ve Urdaneta’nın mezarları, Montevideo’da Garibaldi, Parana’da Urquiza, Guayaquil’de Bağımsızlık. (M)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEROL (Agustin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYCNANTHEMUM
Tarih 15 Haziran 2009
PYCNANTHEMUM i. Kömeç çiçekli otsu bitki; Kuzey Amerika’da yetişir. (Ballıbabagillerden.) [L]
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYCNANTHEMUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÜRİTEN
Tarih 15 Haziran 2009
PÜRİTEN i. (ing. puritan > fr. puritain). Kutsal kitapları yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya büyük önem veren ve pek çoğu Amerika’ya göç eden katı bir presbiteryen tarikatının üyesi.
— ANSîKL. • ingiltere’de James I Stuart’ın Presbiteryenliğe katılmakla birlikte piskoposluğu kaldırmayı reddetmesi ve hükümdarın püritenler için hoşgörü isteyen Binler dilekçesini kabul etmemesi (Hampton Court konferansı, ocak 1604), 1610′a doğru, siyasî bir Püritenliğin doğmasına yol açtı. Bu Püritenlik, kralların tanrısal hakkına karşılık, milletin krala üstün olduğunu savunuyordu. Siyasî Püritenliğin ilahiyat alanındaki Püritenlikle birleşmesi ingiliz devrimini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. 1638′den itibaren püritenler, krallığın bütün kiliselerine din konusundaki her çeşit yeniliği reddetme andı olan National Covenant!ı habul ettirdiler.
Büyük bir çoğunluğu Cromwell gibi doğu kontluklarından gelen ve Charles I’e karşı parlamento ile birlikte mücadele’ eden püritenler, kralın bozguna uğramasında ve 1649′da idamında büyük rol oynadılar. Ayrıca, İngiltere kilisesini Iskoçya kilisesi örneğine göre yeniden düzenlemeyi de tasarladılar (Covenant, 1643). Cromwell’in iktidara gelişinden sonra hükümeti fiilen kontrollan altına aldılar (Barebone’s Parliament, 1653). Ama tecrübesiz oldukları için devleti yeniden teşkilâtlandırmayı başaramadılar; bölündüler ve 1660′ta Charles II’nin tahta geçmesiyle tekrar kurulan krallık yönetiminin baskısıyle siyaset alanından çekildiler. Ama yine de püritenlerin siyasî (parlamenter demokrasinin kurulması), toplumsal ve ahlâkî (azamî kazanç peşinde koşan kapitalist bir burjuvazinin yerleşmesi) bakımlardan İngiltere’de derin etkisi görüldü.
• Kuzey Amerika’da, Püritenlerin siyasî rolleri Kuzey Amerika’da çok daha uzun sürdü. Gerçekten, Anglikan kilisesinde yenilik yapmanın imkânsız olduğu kanısına varan bazı püritenler yurtlarından göç ederek yeni bir denizaşırı din topluluğu kurmayı tercih ettiler. Teorilerini uygulamak amacıyle Massachusetts kolonisini kuran bu kimselerin otuz beşi ayrı bir kilise olan Leiden kilisesindendi (Hollanda), altmış yedisi maceracıydı (Pilgrim Fathers). Okyanusu Mayflower gemisiyle geçtiler (6 eylül – 21 aralık 1520). Sonra da üstünde ileride Plymouth sömürgesinin kurulacağı bölgeye yerleşerek buradaki yerli halkla azizler azınlığı arasında kesin bir ayırım gözetmeğe çalışan bir topluluk kurdular. Bir vali, yedi yardımcısı ve bir meclisle kendi kendilerini yöneterek oy hakkını yalnız bir tarikatın üyelerine verdiler (Massachusetts halkının yüzde yirmi beşi). Bu hak da yalnız âyinde bulunanlara tanınmıştı.
Ayrıca, 1635 tarihli bir kanunla âyinde bulunmak da zorunlu kılındı. Ama gelenlerin sayısının gitgide artması (1630 -1640 arasında 20 000 kişi) ve bu püritenlerin daha önce yerleşmiş olan kolonilere zarar verecek biçimde batıya ve güneye doğru yayılmaları, din sapkını olduklarından kuşkulandıkları kimselere veya başka mezheplerden olanlara karşı hoşgörüyle davranmamaları, gitgide artan kazanç hırsı, aziz çocuklarını vaftizden muaf tutmak istememeleri, Charles II tarafından Massachusetts «şart»ının yürürlükten kaldırılması (1684) New-England’ın püriten rejimini sarstı. Bununla beraber, 1689′da çıkan Hoşgörü fermanına rağmen, püritenler dinî sapmaların peşini bırakmadıkları gibi katı ahlâk anlayışını da muhafaza ettiler. Bundan dolayı da biçimciliğe düştüler. Sonunda püritenlerin ve tarikatçıların, vaftiz edilmiş olanların hiç birini âyine kabul etmemeleri üzerine XVII. yy.ın sonunda New-England’ın dinî birliği bozuldu. Gelenekçiler, varlıklarını sürdürebilmek için, devletin belirli bir ölçüde laikleşmesini kabul etmek zorunda kaldılar.
Bu laikleşme, rahiplerin elinden siyasî otoritelerinin bir kısmını alıyordu. Nihayet, 1691′de püriten kolonisi de dağıldı. Ama ortak yasaya boyun eğen püritenler uzun süre dinî özelliklerini korumayı başardılar. Ne var ki bu durum onların ilahiyat alanında daha az dogmacı, bireysel bakımdan da daha beşerî bir anlayışa yönelmelerini önleyemedi. Fakat gene de, kongregasyonalist bir Kilise ve Devletin kongre anlayışına bağlı kaldılar ve 1750′den itibaren, Anglikan piskoposluğu ile İngiliz hükümetine karşı çıkmağa başladılar. Bu bakımdan da, Amerika’daki ingiliz sömürgelerini bağımsızlığa yönelten 1776 devriminin hazırlanmasında büyük bir rol oynadılar. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRİTEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURUS (RiO)
Tarih 15 Haziran 2009
PURUS (RiO), Güney Amerika’da ırmak, Amazon’un kolu (sağ kıyı); 3 380 km. Doğu Peru’da doğar, çığırınır büyük kısmında Brezilya’da Amazonas bölgesinde akar. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURUS (RiO) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURCELL (Edward Mills)
Tarih 15 Haziran 2009
PURCELL (Edward Mills), amerikalı fizikçi (Taylorville, İllinois 1912). öğrenimini Harvard üniversitesinde yaptı, 1938′de aynı üniversitede doktora tezini verdi; 1946′da bu üniversitenin Fizik kürsüsüne getirildi. Yıldızlararası uzayda oksijen bulunduğunu ispatlayan ilk bilginlerden biridir. Ayrıca, iyonosferin özelliklerinden yararlanarak, radyoelektrik dalgalarının yayılmasıyle ilgili yeni bir metot tasarladı ve radarın gelişmesine katkıda bulundu, atom çekirdeklerinin magnetik momentlerini belirledi ve 1952 Nobel Fizik ödülünü F. Bloch ile paylaştı. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL (Edward Mills) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUPİN
Tarih 15 Haziran 2009
PUPİN (Michael İdvorsky), sırp asıllı amerikalı fizikçi (İdvor, Banat 1858 – New York 1935). Panchevo ve Prag’da öğrenim gördükten sonra, Amerika’ya gitmek üzere Hamburg’dan gemiye binmek için kitaplarını, saatini ve elbiselerini sattı (1874). Başlangıçta büyük güçlüklerle karşılaştıktan sonra çiftçi ailelerinin yanına yerleşti; ingilizce. Yunanca, Latince öğrendi ve Columbia üniversitesine girdi. A.B.D. vatandaşlığına geçti; okumak için Cambridge ve Berlin’e gitti; sonra yeniden Columbia üniversitesine denerek Madencilik okulunda Elektrik Mühendisliği bölümünü yönetti (1901). Seyreltik gazlardaki elektrik olaylarını ve elektrik rezonatörlerini tanımladıktan sonra, telefon haberleşmelerinin iletilmesinde özindüklemenin etkisini inceledi ve 1899′da, kendi adını taşıyan hat kurma usulünü icat etti. Bk. pupinleme. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUPİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUNTO
Tarih 15 Haziran 2009
PUNTO i. (ital. k.). Matbaac. Bir kadrat’ın on ikide biri. (Harflerin boyutlarını belirtmekte kullanılan ölçü sisteminde küçük birim olarak [kadrat büyük birim olmak üzere] kabul edilen punto, metrik sistemde, 20°C sıcaklıkta 0,376 065 mm’ye eşittir. Anglo-amerikan puntosu ise, ine’ in yetmiş ikide birine veya 0,351 368 mm ‘ye eşittir.)
— Teknol. Bir ayakkabı veya bir şapkanın ölçüsünü almak için, ayakkabıcı veya şapkacıların kullandığı mezuranın üzerinde bulunan işaretlerden her biri.
* Puntolu sıf. [...] Puntosu olan: Gazetelerin iri puntolu başlık koyucularına yaranmaktan başka bir sey düşünmezler (F. R. Atay). [M]
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUNTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|