PUNTAS DE MOSQUİTO
Tarih 13 Haziran 2009
PUNTAS DE MOSQUİTO («sinek işi» anlamında isp. k.ler.), XVII. ve XVIII. yy.’larda, özellikle Latin Amerika’ya ihraç için, Hollanda’da yapılan bir tür dantel. Puntas de mosquito’lar «zeminsiz dantellerdi ve büyük çiçekler halindeki motifleri birbirine örgüyle bağlı değildi. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUNTAS DE MOSQUİTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUNTA DEL ESTE
Tarih 13 Haziran 2009
PUNTA DEL ESTE, Uruguay’da şehir. Atlas okyanusu kıyısında, Maldonado yakınında; 6 500 nüf. 17 Ağustos 1961′de Amerika Devletleri teşkilâtı (OEA) üyeleri burada «İlerleme ittifakı»nın temelini atan bir antlaşma imzaladılar.
31 Ocak 1962′de OEA dışişleri bakanlarının yaptığı toplantıda Küba teşkilâttan çıkarıldı.
12-14 Nisan 1967′de OEA devletleri başkanları başkan Johnson ile burada toplandılar; genellikle latin amerika devletleri, A.B.D.’den uzaklaşarak birbirlerine yaklaştı, Vietnam savaşında
A. B.D.’ye yardım etmeğe yanaşmadı ve Latin Amerika’da yıkıcı faaliyet gösteren silâhlı kuvvetlere karşı mücadelenin tek merkezden yönetilmesi teşkilâtlandırılamadı. Ama iktisadî kararlar alındı; bu kararlar 1970′ten sonra bir ortak pazar yaratılmasını, döviz ithalini çoğaltmak için gerekli çabaları, köylerdeki hayat şartlarının modernleştirilmesini, eğitimin teşvikini, sağlık programlarının düzenlenmesini ve askerî masrafların kısıtlanmasını öngörüyordu. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUNTA DEL ESTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUMA
Tarih 13 Haziran 2009
PUMA i. (keşua dilinden k.). Amerika kıtasında yaygın yırtıcı memeli hayvan; KUGAR da denir. (İlmî adı Feis concolor. Kedigillerden.)
— ANSİKL. Puma, parstan biraz daha büyük, kırmızımsı, bazen boz postlu iri bir hayvandır; geceleyin pusuya yatarak avlanır. Hem Kuzey hem de Güney Amerika’da yaşar. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULLMAN (George Mortimer)
Tarih 13 Haziran 2009
PULLMAN (George Mortimer), amerikalı sanayici (Brocton, New York 1831-Chicago 1897). 1863′te Chicago’da dostlarından biri olan Ben Fieid ile, üst kısmında geceleyin açılabilir yataklar bulunan bir vagonun planlarını yaptı ve 1864′te ihtira beratını aldı.
1865′te iki arkadaş, aynı vagonun alt kısmında yatak şeklinde açılan bir koltuk sisteminin beratını aldılar. «Pioneer» adı verilen ilk yataklı vagon, büyük bir başarı kazandı. Pullman bu yeni vagonların yapımı için Pullman Palace Car company’yi kurdu ve oteiyelerini önce New York’ta, Palmyra’da açtı. Sonraları işçilerini yerleştirmek için Chicago yakınlarında kendi adını taşıyan bir şehir kurdu. (L)
PULLOROZ i. (fr. pullorose). Zool. Bk. BEYAZ sürgün.
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULLMAN (George Mortimer) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULLMAN veya PULMAN
Tarih 13 Haziran 2009
PULLMAN veya PULMAN i. (George Pullman’ın adından), önceleri Amerika’da, sonra İngiltere ve Avrupa’nın diğer ülkelerindeki demiryollarında kullanılan lüks vagon. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULLMAN veya PULMAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pulitzer ödülleri
Tarih 13 Haziran 2009
Pulitzer ödülleri, amerikalı gazeteci Joseph Pulitzer’in kurduğu ödüllerin genel adı. 1918′den beri, Newyork Columbia Üniversitesi Gazetecilik okulu danışma kurulunun tavsiyelere uygun olarak bu üniversitenin yönetim kurulu tarafından her yıl dağıtılır.
Bu ödüller on iki tanedir ve her birinin karşılığı 500 dolardır. On iki dalın her birinde yalnız bir kişiye ödül verilir. Bu dallar şunlardır: kamuya yararlı faaliyetler (ödül, yıl içinde amerikan demokrasisine en iyi hizmette bulunmuş olan gazeteye verilir); röportaj (Washington veya yabancı bir ülkedeki en başarılı muhabirin haberi); makale; karikatür; fotoğraf; roman; tiyatro; tarih; biyografi; şiir; müzik. Pulitzer ödülü kazanmış kişilerin arasında roman yazarlarından Louis Bromfield, Pearl Buck, Margaret Mitchell, John Steinbeck ve Upton Sinclair’in, oyun yazarlarından Eugene O’Neill, Marc Connelly, Robert Sherwood, Thornton Wilder, Tennesse Williams ve Arthur Miller’ın, şairlerden Edwin Arlington Robinson, Robert Frostjve W.H. Auden’ın, bestecilerden de William Schuman, Howard Hanson ve Charles E. İves ile Virgil Thomson’un adları özellikle anılmağa değer. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pulitzer ödülleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULİTZER (Joseph)
Tarih 13 Haziran 2009
PULİTZER (Joseph), amerikalı gazeteci (Makc, Macaristan 1847-Charleston, Güney Karolina 1911). Göçmen olarak 1864′t e A. B.D.’ye gitti. Bir süre Federal orduda görev aldı, gazetecilik ve siyaset alanlarında kısa zamanda sivrildi. 1878′de Saint-Louis’de iki gazeteyi birleştirerek Post Dispatch’i kurdu. 1883′te The World gazetesini satın aldı ve New York’un en önemli yayın organı haline getirdi. 1903′te Columbia üniversitesinde gazetecilik okulu kurulması için bir milyon dolarlık bağışta bulundu. Okulun temeli 1912′de alıldı, öldüğü zaman yirmi milyon dolarlık bir servet bıraktı ve Pulitzer ödüllerinin kurulmasını vasiyet etti. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULİTZER (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULASKİ (Kazimierz)
Tarih 13 Haziran 2009
PULASKİ (Kazimierz), polonyalı general (Winiary, Poznan 1747 – Savannah 1779). Bar konfederasyonunun en yetenekli generallerinden biriydi. Ukrayna, Litvanya ve Büyük Polonya’da Ruslara karşı savaştı. Czestochowa savunmasından sonra, Osmanlı devletine sığındı (1772) ve 1777′de Kuzey Amerika’ya hareket etti. A.B.D.’de tuğgeneral rütbesiyle bütün süvari birlikleri kumandanlığına getirildi ve A.B.D.’-nin bağımsızlık savaşında yararlık gösterdi. Savannah savaşında vuruldu. (M)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULASKİ (Kazimierz) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUDOVKİN (Vsevolod İllarionoviç)
Tarih 13 Haziran 2009
PUDOVKİN (Vsevolod İllarionoviç), sovyet sinema yönetmeni ve oyuncusu (Penza 1893-Moskova 1953). Kimya mühendisi oldu. 1917 Devriminden sonra oyun yazarlığı, dekorculuk ve oyunculuk yaptı. Bir çok filimde rol aldı.. 1922′de belgesel bir filim çevirdi: Golod! Golod! Golod! (Açlık! Açlık! Açlık!). 1926′da yaptığı ilk büyük filmi Ana (Mat) Pudovkin’in şaheseri sayılır. Bu tarihten sonra birçok filim çekti: Konyits Sankt-Peterburga (Petersburg’un Sonu) [1927]; montaj üstüne görüşlerini uyguladığı Cengiz Hanın Oğlu (Potomok Çingiz Hana) [1928]; Dezertir (Asker Kaçağı) [1933]; Minin ve Pojarskiy (1939), Suvorov (1941); Vasilyev ile Amerikalı Nahimov (1947); Hasat (Jatva) [1953]. Oynadığı filimlerin başlıcaları, Yaşayan Ceset (1929) ve Korkunç İvan’dır (İvan Grozmy) [1945]. Pudovkin değerli bir sinema nazariyecişidir. Kuleşov’un öğrencisiydi; özellikle, bir yaratma unsuru olarak montajı inceledi. Eserlerinde her zaman insanın iç gerçeğini araştırdı, dış gerçek, görünüş ve olayları ön plana almadı. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUDOVKİN (Vsevolod İllarionoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTİLOGONYS
Tarih 13 Haziran 2009
PTİLOGONYS i. Kanatlan ve kuyruğu siyah, gövdesi gri renkli ötücü kuş; Meksika’da ve Orta Amerika’da yaşar. (Bombycillidae familyasından.) [L]
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTİLOGONYS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Forex ve Döviz Piyasaları
Tarih 13 Haziran 2009
Döviz piyasaları
Yatırım, hedging, spekülasyon amacıyla yapılan hareketlerin gerçekleştiği döviz piyasaları 24 saat açıktır. Açılış Sidney ve Tokyo’da olur, Hong Kong ve Singapur, Bahreyn ile sürer Avrupa piyasalarına geçer. Frankfurt, Zürih, Londra’dan New York, Chicago piyasalarına ve Los Angeles ve San Fransisco’ya devam eder. İşlem hacmi, dünya ticaret hacminin 50 katından fazladır. İşlemlerde ağırlık Amerikan doları ve Alman markı, Amerikan doları ve yen üzerindedir. Günlük işlem hacmi, milyar dolar temelinde en fazla İngiltere, ABD, Japonya, Singapur’dadır.
İşlemlerin çekirdeğinde aracı ticari bankalardır. Merkez bankaları kur ve faiz istikrarı sağlar. Bankalar doğrudan, Interbank ile, aracılar ve brokerlar ile, merkez bankaları ile, Hazine ile çalışırlar. Bankaların döviz piyasasındaki riskleri politik, transfer riskleri olarak sistematik olabilir. Riskler finansal da olabilir ve kur ve faiz riskleri şu pozisyonları içermektedir: spot, forward, swap, opsiyon. Ayrıca çalışanların riskleri de işlemleri etkiler: performans, zayıflık, hırs, eğitimsizlik, stres, yanlış anlamalar, dil sorunu, yazım hataları, takım uyumsuzluğu, headhunters, iletişim sistemleri.
Döviz piyasaları bir ülke parasının başka bir ülke parasıyla değişimi işlemleridir. Yabancı para ve mevduat hesaplarının değişimi olarak aktifler spot ve forward biçimlerinde para fonlarında dönüşür. Kullanılan ortam elektroniktir. Kur, bir para biriminin diğer para birimi karşısındaki fiyatıdır. Kotasyonları çift taraflıdır: alış-satış. Alış ve satış arasındaki farka spread denir. Bir para, baz döviz alınır ki, bu ABD dolarıdır. Kurlar, direkt veya dolaylı olarak gösterilir. Yurtiçi piyasalarda, yerli para içermeyen gösterimler çapraz kur, uluslararası piyasalarda ABD dolarını içermeyen kurlar çapraz kur olarak tanımlanır.
Türkiye’de para piyasaları [değiştir]
Türkiye’de modern para ve döviz piyasaları 24 Ocak 1980 Kararları ile harekete geçmiştir. Bu tarihten önce ithal ikameci, korumacı sistem vardı. Devletçe belirlenen sabit kur sistemi, karaborsa ve yastıkaltı sektörlerine yol açıyordu. 24 Ocak Kararlarıyla ABD doları 47.70′ten 70.00 liraya yükseltilerek devalüasyon yapıldı. Esnek ve günlük kur sistemine geçildi, fiyatlar serbestçe piyasada belirmeye başladı. TPKKK 29 aralık 1983′te kaldırıldı, kredi ve mevduat faizleri serbest bırakıldı. 30 temmuz 1981′de SPK kabul edildi. Döviz girişi her tür yoldan serbestleştirildi. 1989′da altın piyasası kuruldu.
Türkiye’de döviz işlemleri Serbest piyasada, TCMB denetimindeki döviz ve efektif piyasasında, bankalararası piyasasında olmak üzere üç piyasada gerçekleştirilmektedir. Serbest piyasada işlemler efektiftir. Merkez bankası piyasasında ise, Merkez Bankası, bankalararası döviz hareketlerini yönetiyor, kaynakları etkin olarak kullandırıyor, Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerini ayarlıyor. Döviz işlemleri en yoğun olarak bankalararası piyasada gerçekleşmektedir.
Para piyasaları
Finansal piyasalar, işlem gören ürünlerin vadesine göre para piyasaları ve sermaye piyasaları olarak ikiye ayrılmaktadır. Para piyasalarında işlem 1 yıldan kısa, sermaye piyasalarında bir yıldan uzundur. Para piyasalarında kısa vadeli likidite açığı olanla fazlası olan karşılaşır. Likidite fazlası olan faiz talep eder, açığı olan faiz öder. Mekana göre yurtiçi ve yurtdışı olarak ikiye ayrılan para piyasalarında işlemler ulusal parayla sınırlıysa yurtiçi (Interbank), uluslararası paralarla yapılanı yurtdışı piyasadır (Euromarket).
Örgütlü, kurumsal, profesyonel, kredibilitesi yüksek, ürün standardı olan bir piyasadır. Para piyasalarında müşteriler, bankalar aracılığıyla karşı karşıya gelirler. Döviz piyasalarına, alım satım, fonlar, repolar, mevduatlara bankalar aracılık eder. Bankalar müşterilerle, diğer bankalarla, finansal aracılar ve brokerlarla, merkez bankalarıyla ve Hazine ile çalışırlarken kar amacı ve kendi pozisyonlarını hedef alma gayesiyle hareket ederler.
Bankalar para piyasası risklerine karşı hedging (koruma) yöntemi uygular. Bunun için forward, futures, opsiyon yöntemleri kullanırlar. Para piyasası fon transferleri ile piyasanın likidite sorununu çözer. En önemli aktörü olan bankalar topladıkları mevduat fonlarını işletmelere kredi olarak verir, hükümetlere Hazine Bonosu adıyla kısa vadeli borçlanma araçları satın alarak fon aktarırlar. Fonların fiyatı olan faiz oranı, vade, para birimi, kredibilite, enflasyon, arz ve talep tarafından belirlenir.Faiz oranları dalgalanmaları, bankaların açık ve kapalı pozisyonlarını, fiyat riskini belirler. Piyasalarda her gün belirli bir zamanda bir Interbank Oranı belirlenir. Mesela Londra’da LIBOR olan bu oran piyasadaki referans bankaların her gün saat 11′de diğer bankalara 1 ile 12 ay arasındaki sürelerde borç vermeye razı oldukları oranı gösterir. Faiz oranları yanında faiz periyotları belirlenmektedir.İşlem süreleri, günlerin fiili sayılarıyla veya bütün ayları 30 gün kabul etmekle yapılır. Takvim yılının hesaplanması da ya yılın 365 gün olarak kabul edilmesi (sterlin, belçika frangı, singapur doları) yahut yılın 360 gün olarak kabulüyle (diğer paralar) olur.
Para piyasası işlem türleri unsecuritised ve securitised olarak iki türdür. Unsecuritised işleme over teh counter denir ve doğrudandır. Securitised’de ise ikincil piyasa olabilir. Banka kredileri sabit veya fixed term loans ve periyodik veya roll over credits olarak ikiye ayrılır. Tasarrufçuların banka işlemleri de call money, day to day money, fixed term deposits, fiduciary deposits diye farklı türlere ayrılmaktadır. İkincil para piyasası enstrümanları hazine bonoları, mevduat sertifikaları, banka kabulleri, finansman bonoları, euro commercial paper, repo’dur.
Türkiye para piyasaları Türk lirası ve sermaye piyasası işlemlerini gerçekleştirir. Para piyasası da organize ve organize olmayan olarak ikiye ayrılır. Organize piyasalar Interbank, devlet iç borçlanma senetleri piyasası, TCMB repo ve tersrepo işlemleri piyasası, İMKB tahvil ve bono piyasası, borsa para piyasası’dır. Organize olmayan piyasalar Bankalararası Serbest para piyasası, bankalararası repo piyasası, bankalararası tahvil ve bono piyasası’dır.
Bankalararası Döviz Piyasası
1990′dan beri çalışan piyasada bankalar, kurumlar ve özel finans kurumları işlem yapar. Bankalar, birbirleriyle ve sadece line’ı olan bankalarla sadece line limitleriyle iş yapar. Bu iş için teminat talep etmezler. Reuters’de, bir Amerikan Doları için alış satış kotasyonları ilan edilir. Bu kotasyonlar ancak 1.000.000 ABD Doları için geçerlidir. Fiyat, pazarlıklıdır.
Merkez Bankası bu piyasaya müdahale edebilmektedir. Piyasanın 10′da açılmasını takiben kotasyonları izler, eğer kotasyonlar tolere edilebilen seviyeyi aşarsa müdahaleye başlar. Merkez Bankası Döviz ve Efektif Piyasaları Müdürlüğü,en yüksek dolar alış kuru veren bankalardan başlayarak telefonla, minimum işlem limiti olan 1.000.000 dolarlık satışlar yapar ve satışlar hedeflenen fiyata kadar devam eder. Bankalar, aldıkları dolar karşılığı TL’yi EFT sistemi kapanıncaya kadar Merkez Bankası’na yatırır. Bankalar, TL yükümlülüğünü karşılayamazsa cezai işlem yapılır. Döviz Interbankında Londra kaynaklı işlemlerde büyük bankalarla Türk bankaları brokerlar aracılığıyla işlem yapmaktadırlar.
Döviz
Döviz, dar anlamda (çek, poliçe gibi) yabancı parayı temsil eden belgeler. Türkçede yabancı ülkelerin paralarına döviz denmektedir. Herhangi bir ülkenin parasının, başka bir ülkenin (veya ülkelerin) parasına dönüştürülmesiyle ilgili işlemlere de döviz işlemi veya kambiyo işlemi denir. Döviz kelimesi dilimize Fransızca’daki deviseden geçmiştir. Genel olarak döviz dendiğinde milletlerarası ödemelerde kullanılan ödeme araçlarının tamamı ifade edilir.
Ekonomik açıdan bakıldığında döviz, iktisadi anlamda bir mal niteliğindedir. Döviz borsaları bazı özel nitelikleri olan piyasalardır. Kısaca belirtmek gerekirse, New York, Londra, Tokyo, Frankfurt, Zürich ve Paris en büyük döviz borsaları arasında bulunmaktadır. Ancak, döviz piyasalarını belirli bir yer veya mekanla sınırlı piyasalar olarak düşünmek doğru değildir.
Döviz borsaları, muayyen coğrafi bölgelerde faaliyet gösterseler de, çeşitli elektronik haberleşme araçlarıyla birbirleriyle sürekli olarak ilişki içinde bulunurlar. Denilebilir ki, günün her saatinde dünyadaki döviz piyasalarından herhangi birisi açık bulunur. Mesela ABD’in batısında yer alan San Fransisco’da borsalar kapandığında Uzak Doğuda Tokyo, Hong Kong ve Singapur borsaları, ayrıca bu borsalardaki çok uluslu Amerikan ve Avrupa bankalarının şubeleri yeni açılmışlardır. Uzak Doğu borsaları kapandığında ise Orta Doğunun mali piyasaları ve merkezleri iki saatten beri çalışmakta olup Avrupa borsaları mesaiye yeni başlamaktadır. Avrupa ile ortak çalışma saatleri sırasında New York borsasında faaliyet hacmi yoğunlaşmaktadır. Londra bankaları coğrafi konumları dolayısıyla, günlük çalışma süresi içinde öteki Avrupa piyasaları ve Kuzey Amerika dahil olmak üzere, Uzak Doğu ve Orta Doğu piyasalarıyla işlem yapabilmektedirler.
Milletlerarası döviz borsaları 24 saat sürekli olarak çalıştıkları için döviz fiyatları (kurları) sürekli olarak değişirler. Döviz bir iktisadi mal gibi işleme tabi tutulduğundan, dövizin bir arz ve talebi ve dolayısıyla da bir fiyatı vardır. Döviz fiyatlarına döviz kuru (exchange rate) denmektedir.
Döviz kurları genellikle bir birim döviz başına (veya bununla değiştirilebilen) milli para miktarı olarak tanımlanır. Döviz kurları 1 birim milli paranın karşılığı olan döviz miktarı olarak da tanımlanabilir. Bu şekilde düşünüldüğünde kurlar 1 USD = 1,35 TL veya 1 TL = 0,74 USD olarak ifade edilebilir. Bu iki sistem birbirinin tersidir. Birincisinde dövizin, milli para cinsinden değeri ifade ediliyor; buna direkt-kotasyon sistemi deniyor. İkincisinde ise milli paranın dış değeri, yani döviz cinsinden fiyatı gösteriliyor; buna da indirekt kotasyon sistemi deniyor.
Milletlerarası borsalarda döviz kurları ABD dolarıyla milli paralar arasındaki değişim oranı şeklinde ifade edilince, ABD doları dışında iki para arasındaki değişim oranı bunların dolar cinsinden fiyatlarına göre dolaylı olarak hesaplanabilir. Mesela, 1 USD = 1,35 TL ve 1 USD = 0,83 EUR ise; 1 EUR = 1,63 TL olur. Bu şekilde dolar dışındaki paralar arasında hesaplanan kurlara çapraz kur (cross-rate) denilmektedir. Yani iki para arasındaki dolaylı değişim oranına çapraz kur adı verilir.
Yabancı paraların çapraz kurları arasında da bir uyum vardır. Çapraz kurlar arasındaki uyum bozulur, yani dövizin ucuz olduğu yerden satın alınıp pahalı olduğu yerde satılması işleri ortaya çıkabilir. Bu farklardan yararlanarak kazanç sağlanması işlemine arbitraj denir. Geniş anlamda döviz ticareti; döviz bazında mevduat bulundurmayı, döviz piyasaları arasındaki kur farkından kar elde etmeyi (döviz arbitrajı), zaman içindeki kur değişmelerinden kar elde etmeyi (döviz spekülasyonu) de kapsamına almaktadır.
Döviz piyasaları vadeli piyasa (forward market) ve vadesiz piyasa (spot market) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Vadesiz piyasalarda döviz işlemleri herhangi bir işgününde o günün döviz kuru üzerinden yapılmaktadır. Vadeli piyasalarda ise tarafların sözleşme ile tesbit ettikleri gelecekteki bir gün ve döviz kuru üzerinden (vadeli döviz kuru) döviz alım ve satımının taahhüt edilmesi şeklinde yapılmaktadır.
Vaktiyle altın para sisteminin yürürlükte olduğu yıllarda ülke paraları, bulundurdukları veya temsil ettikleri altın miktarına göre birbirleriyle mübadele edilirlerdi. Mesela Türk lirası 2 gr altını, dolar 6 gram altını temsil ediyorsa, 1 dolar = 3 TL olarak belirlenirdi. Böylece belirlenmiş olan kurların değişmeleri de mümkün olmazdı. Altın para sisteminin çok önemli bir üstünlüğü olarak nitelenen bu husus, daha sonra kâğıt para sistemine geçirilmesiyle birlikte geçerliliğini kaybetti. Döviz kurları sabit veya esnek olarak belirlenebilmesinin fayda ve mahzurlarını esas alan tartışmalar iktisat literatüründeki canlılığını hala korumaktadır.
II. Dünya Savaşı sonlarından 1973 başlarına kadar dünyada geçerli olan ve Bretton Woods Sistemi diye bilinen para sistemi bir sabit kur sistemiydi. 1973 başlarından itibaren Batılı ülkeler esnek veya değişken kur sistemini benimsemişlerdir. Ne var ki, Avrupa Topluluğu ülkeleri gibi bazı sanayileşmiş ülkeler paralarını sabit kurlardan birbirine bağlayarak bir para sahası oluşturmuşlardır. Belirtmek gerekir ki, günümüzde tam bir esnek kur sistemi hemen hemen hiçbir ülkede uygulanmamaktadır. Hemen hemen her ülke döviz kurlarının nisbi de olsa istikrarlı oluşunu özlemektedir. İstikrar arayışları ise döviz piyasalarına müdahaleyi zorunlu kılmaktadır.
Türkiye’de 1929 yılına kadar Lozan Antlaşmasında yer alan hükümler dolayısıyla döviz piyasalarına fazla bir müdahalede bulunulamamıştır.
Lozan Antlaşmasının koyduğu sınırlamaların sona ermesiyle birlikte, 20 Şubat 1930 tarihinde çıkartılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ile döviz işlemlerini düzenleme yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiş ve yoğun bir şekilde döviz kontrolu uygulanmaya başlanmıştır.
Özellikle 1983′ten sonra Türk Lirasına konvertibilite sağlamak yönünde getirilen bazı düzenlemelerle 1567 sayılı kanunun uygulamaları yerine geniş ölçüde bir serbesti ortamı getirilmiştir. Sabit döviz kuru sistemi fiilen terk edilmiş ve kurların önce kısa aralıklarla, sonraları Merkez Bankasınca her gün belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Hükümet 1989′da aldığı bir kararla banka ve yetkili kurumlara 3000 dolar veya eşdeğer döviz satabilme hakkı verildi. Mart 1990′da 32 sayılı karar olarak bilinen Türk Parasını Koruma Hakkındaki Karar’da yapılan değişiklikle, Türkiye’de yerleşik kişilere sınırsız döviz bulundurma ve transfer etme gibi haklar tanındı (1993).
Para piyasalarında spot işlemler:
Para ve döviz piyasaları, dünya coğrafyasının zaman dilimine göre yapıldığından işlemlerde işlem tarihiyle teslim tarihi (valör) farklıdır. Döviz ticareti fiziki değil, muhabir hesaplar üzerinden olur. Teslimatlar işlem gününden iki gün sonradır. Örneğin, Amerika’dan getirteceğim bir mal için x dolara ihtiyacım var. Bankamı arar, kuru sorarım. Banka, alış ve satış rakamı verir. Bu fiyatlar bankanın yabancı parayı alış ve satış rakamlarıdır. Banka, iki işgünü sonra x doları kredi eder, yani çekme izni verir, hesabımdan satış rakamı olan YTL’yi düşer.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Merkez Bankası, banknot ihraç eden, hükümetin para ve kredi politikasını yürüten, veznedarlık görevini üstlenmis ve devletin iktisadi ve mali danışmanlığını yapan bağımsız bir ekonomik kurumdur. Kağıt para (banknot) basma tekelini elinde bulundurur ve bu yetkiye istinaden bağımız olarak para politikasını belirler. Ayrıca Hazine Müsteşarlığı’na bağlı olan Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’nce basılan madeni paraların tedavülü de Merkez Bankası’nca sağlanmaktadır. Merkez Bankası Elektronik Fon Transferi EFT, Elektronik Menkul Kıymet Transferi EMKT sistemlerinin Türkiye’deki sahibi olup[2], Tüm Dünya Bankalararası Mali İletişim Topluluğu’in (Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication – SWIFT) Türkiye ayağını yürütmektedir[3]. Banka büyük Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS) olarak adlandırılan büyük bir veri tabanına sahiptir. Bu veri tabanındaki bilgiler İngilizce ve Türkçe olarak kullanıcıların hizmetine açılmıştır.
Vikipedi, özgür ansiklopedi
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Forex ve Döviz Piyasaları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSORALEA
Tarih 12 Haziran 2009
PSORALEA i. Tüysü veya üçgül yapraklı ağaçsı bitki; çiçekleri beyaz veya mor renkte, başak, salkım yahut kömeç durumundadır. Meyvesi, tek taneli, çatlamaz tohumlu bir badıçtır. (Fasulyegillerden.)
— Ansikl. Psoralea bituminosa Akdeniz kıyılarında yetişir; P. glandulosa (paraguay çayı) solucan düşürücü şuruplar veya mayalı içkiler yapmakta kullanılır. P. esculenta veya picotiane, Kuzey Amerika’da yetişir; içinde fekül bulunan yumrulu bir kene. (Uyuzböceğigillerden.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSORALEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİKOTEKNİK
Tarih 12 Haziran 2009
PSİKOTEKNİK i. (fr. psychotechnique). Kişilerin psikolojik ve fizyolojik tepkilerini değerlendirmeğe yarayan bilimsel metotların tümü.
— ANSİKL. Psikoteknik, herhangi bir kimsenin bir mesleğe yöneltilmesinde veya telli bir iş için başvuran adayların seçilmesinde kullanılır. Bir yandan testler metoduna, öte yandan da karakter ve davranışın incelenmesine dayanan bu bilim dalı, hem psikofizyolojinin hem de deneysel psikolojinin sonuçlarından faydalanır. Psikoteknik, önceleri, kişilerin sadece el ile yapılan zanaatlardaki kabiliyetleri hakkında hüküm vermeğe yarıyordu; sonraları, zihnî kabiliyetlerin incelenmesine de uygulandı.
— Ask. Psikotekniğin askerî alandaki uygulamaları. Muvazzaf ve yedek personel kaynaklarını orduların ihtiyacına göre kısa zamanda hazırlamak için, bilimsel psikoloji metotlarını askerlik alanında ilk uygulama deneyleri, 1917′de A.B.D.’de yapıldı. Bu deneyler, aynı zamanda hem sivil ve askerî uzmanlıkların karşılaştırmalı incelenmesini, hem uzmanların meslekî niteliklerinin testlerle ortaya çıkarılmasını sağlamak, hem de askerî yetenek seviyelerini tespit etmek ve özellikle, assubayları, subayları, havacıları v.b. seçmek için, bir buçuk milyon kura erine, yetişme derecelerini değerlendiren testler uygulamayı hedef tutuyordu. Almanya’da yapılan ve savaşın çeşitli durumlarında askerin psikolojik tepkilerini incelemeyi öngören yeni deneylerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, İkinci Dünya savaşı, özellikle amerikan ve ingiliz ordularında, askerî psikoteknik servislere, büyük bir gelişme sağladı. İncelenen meseleler hemen hemen 1917′dekinin aynı oldu; ama alanları, eğitim metotlarını, daha iyi bir verim için malzemenin insana göre hazırlanmasını, savaşan taraftaki asker ve sivillerin moralinin korunmasını (Amerika’da Gaîîup tipi kamuoyu yoklamalanyle) kapsayacak kadar genişledi.
• Türkiye’de psikoteknik çalışmaları 1945-1950 yıllan arasında İ.E.T.T. işletmesinde küçük bir laboratuvarda başlatıldı. Daha sonra hastahane ve dispanserlerde (ilk defa Gureba hastahanesinde Psikiyatri kliniğine bağlı olarak) tatbik edildi. Milli Eğitim bakanlığında öğrenim psikoîojisiyle ilgili olarak test ve araştırma yapan bir labora-tuvar kuruldu. (LM)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKOTEKNİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTERYGOTUS
Tarih 12 Haziran 2009
PTERYGOTUS i. Avrupa, Amerika ve Avustralya’da silüryen ve devonyen tabakasında bulunan fosil hayvan. (Eurypteridae familyasından.)
— ANSİKL. Pterygotus, boyu 2 m’yi bulan eklemli iri bir hayvandı. Gövdesi uzun, orta kısmı şişkin, arkaya doğru dar ve kuyrukyüzgeci yassıydı; ön bacaklarında uzun fakat oldukça zayıf kıskaçlar bulunuyordu. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTERYGOTUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTEROCHROZA
Tarih 12 Haziran 2009
PTEROCHROZA i. Yaşadıkları ortamda, insanı yanıltacak derecede kuru yaprağa benzeyen amerika çekirgesi (Düzkanatlıların çekirgegiller familyasından.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTEROCHROZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİKOLENGÜİSTİK
Tarih 12 Haziran 2009
PSİKOLENGÜİSTİK i. (fr. psycholinguis-tique). Dille ilgili olayları psikolojik görünümleri içinde inceleyen bilim.
— ANSiKL. Saussure’den beri modern dilbilime «dil» ile «söz» arasındaki ayırım hâkimdir. Dil, sosyal bir grubun üyeleri arasında alınıp verilen bütün sözlü bildirilerin gücül toplamına uygun bir sistemi belirtir. Söz, gerçekleştirilmiş sözlü bildirilerin, yani davranışlardan doğan dil olguları’nın somut çokluğunu belirtir. Dilbilim’in konusu dil ile dilin bölümlerinin (gramer, sözlük v.b.) ve işleyiş kurallarının incelenmesidir. Psikolengüistik in konusu, sözlü bildirilerin bazı görünümleriyle konuşanların ruhsal ö-zellikleri arasında bağlar aramaktır.
• Tarih. Dilbilimin tarihi eskidir ama psikolengüistik bilim olarak yeni ortaya çıktı: basılan bir eserde (Osgood ve Sebeok’un terim olarak ilk defa Amerika’da 1954′te yönetiminde yayımlanan Psycholinguistics) kullanıldı. Bilim dalları arasında ortaklaşa bir çalışma ile yazılan eser, yapısal dilbilimin metotlu ve nazarî bilgileriyle davranış psikolojisini birleştirmeğe çalışır. Eserde bildirim nazariyesi gibi bazı dış katkıların da «nemi büyük oldu. Dilbilimcilerle psikologların işbirliği, birçok güçlük yenildikten sonra sağlanabildi. İlk anlarda modern dilbilim kendi alanını biçimsel bir analiz olarak sınırladı ve dilin kullanılmasını sağlayan zihnî fonksiyonları psikologlarla tartışmayı konusu dışında saydı. Bu yüzden dilbilim, fonetik ve semantik gibi zihnî fonksiyonlarla da ilgili özel bilim dallarını bünyesine katmakta kararsızlık geçirdi. Diğer yandan bilimsel psikoloji özel söz davranışlarını, uzun zaman tanım veya deney yönünden inceledi ve dilbilim sisteminin bütününü kapsayan bir modele inmedi; onun için psikoloji, bu sistemin kullanılışıyle ilgili tümel edinme ve bozulma şekillerini (çocuğun dili, patolojik dil) anlamakta güçlük çekti. İki tarafın karşılaştığı bu güçlükler bilgi nazariyesi konusunda diyaloglara yol açtı ve çeşitli uygulamalardan doğan somut meseleler sonuç olarak iki bilimin kaynaşmasını ve psikolengüistiğin ortaya çıkmasını sağladı. Psikolengüistiğin bellibaşlı kurucuları arasında G.A. Miller, Osgood, Luria, Skinner ve Novrer sayılabilir.
• Psikolengüistiğin meseleleri. Psikolengüistiğin geniş ve durmadan da genişleyen bir alanı vardır; burada, karşılaşılan meseleler için geçici bir sınıflama söz konusudur:
1. genel meseleler. İnsan (erişkin ve normal) söz yeteneklerini (bir dili anlama ve konuşma yetenekleri) bir yandan aldığı bildirileri anlayarak ve yorumlayarak, bir yandan da gönderdiği bildirileri seçerek nasıl kullanır? İlkel düzeyden (fonetik) karışık sözdizimine kadar bu yeteneklerin nitelikleri tanımlanlamağa ve açıklanmağa çalışılmaktadır. Bunların algı, bellek, zekâ ve bilgi süreçleriyle ilgileri incelenmekte, konuşanın, tüm kişiliğine, o andaki güdülenmelerine ve bildirişme şartlarına (karşıdaki insanları, maddî bir konuyu, bir bildirişme kanalını kapsar) bağlı olan çeşitli tip «söz davranışları» içinde, bunları nasıl kullandığı araştırılmaktadır.
Bu incelemelerde: a) kişinin, hangi süreçlerle, konuşmaya ve konuşma unsurlarına bir «anlam» verdiği;
b) kelimeleri birleştirme süreçleri ve «söz alışkanlıkları»;
c) dilin bazı istatistik görünümlerinin psikolojik temelleri, özel bir dikkat konusu olmaktadır;
2. genetik meseleler. Her şeyden önce normal çocuğun, anadilini öğrenmesiyle ilgili meselelere önem verilir. Bir yandan, fonetik ve fonem yönünden ve morfoloji, sentaks, kelime hazinesi alanındaki edinmelerin gelişimi incelenir, bir yandan da bu çeşitli edinmeleri bütünleyen ve genel psikolojik gelişme (psikomotor, zihinsel, duygusal) «evreter»ine bağlı olan «evreler»in nitelikleri belirlenmeğe çalışılır. Araştırmalar şu yönlerde gelişmektedir:
a) şartlandırma ve yeğinleşme süreçlerini ön plana alan ilk öğrenme psikolojisi;
b) söz edinmelerini, simgesel güdüm ile önce somut sonra biçimsel eylem yapılarına bağlayan Piaget genetik psikolojisi.
Diğer özel genetik meseleler ilk öğrenme ile ilgilidir:
a) «ikinci dil» ve ikidillilik; b) okuma ve yazma; c) sağır çocukların dili v.b.;
3. patolojik meseleler. Bunlar, yapı, etyo-loji ve evrim bakımından çeşitli «dil bo-zuklukları»yle ilgilidir. Bu bozuklukların bazıları belli ve organik sebeplere dayanmayan genel kişilik bozuklukları (basit karakter güçlüklerinden psikoza kadar gidebilen) bazıları da, işitme, boğumlama eksiklikleri veya sinir bozukluklarıyle ilgilidir (bu son hal, meselâ afaziler ve bunamalar daha çok «nörolongüistik» alanına girer). Aynı zamanda, hastaların veya çocukların dilleri gibi «normal» dil olaylarına uymayan durumlar için yapısal tanım modelleri çıkarılmağa çalışılmakta, dilbilimcilerin «normal» sistemdeki bildiri şekillerini ortaya çıkarmak için yaptıkları bu inceleme genelleştirilmektedir.
• Uygulamalar. Psikolengüistik daha şimdiden «normal» pedagoji, «özel» pedagoji (geri zekâlı ve sakat çocuklar), yeniden eğitme, yabancı dil öğretimi, sözlü haberleşme teknolojisi, reklam ve haberleşme işleri gibi alanlarda başarıyle uygulanmaktadır. Bu uygulamaların bazıları «uygulamalı dil-bilim»’in alanına girer.
• Komşu alanlar. Psikolengüistiğin sınırında bulunan, ama onun kesin tanımına uymayan alanlar şunlardır:
1. konuşanların görünüş, afekt ve davranış belirteçleri olarak alman sözlü özel bildirilerdeki «içerik»in analizi (bu analiz, yukarıdaki görünüş, afekt ve davranışlarla ilgili varsayımlar ortaya atan klinik psikolojisinden ve sosyal psikolojiden ayrı düşünülemez);
2. insan ve hayvanlarda sözsüz bildiri davranışlarının (meselâ hareketlerle yapılanların) incelenmesi (bu davranışlar’ın. incelenmesi semiyolojiye girer; inceleme sözsüz bildirilerin sistem’ine uygun olmalıdır). [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKOLENGÜİSTİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİKODRAM
Tarih 12 Haziran 2009
PSİKODRAM i. (fr. psychodrame). Bazı ruhsal bozuklukların teşhis ve tedavisinde uygulanan psikanaliz metodu.
— ANSiKL. Psikodram, hastalara, belli bir tema etrafında kurulan birtakım dramatik sahneler oynatmağa dayanır; bu tema hastaların kaygılarına uygun nitelik taşır, komplekslerini dışarıya vurmalarını, sonra da bu komplekslerden kurtulmalarını kolaylaştırır. Amerikalı psikolog Moreno tarafından icat edilen bu teknik, psikoterapi hekimleri tarafından kullanılır ve sinir bozukluğu geçiren hastalara uygulanır. Sınaî psikolojide bu metodun değişik şekillerine yer verilir.
Bk. MiMODRAM, SOSYODRAM. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKODRAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİDİUM
Tarih 12 Haziran 2009
PSİDİUM i. Meyvesi yenen ağaççık. (Mersingillerden.)
— ANSİKL. Psidium’lar telek damarlı, karşıt yapraklı, tüysüz veya tüylü ağaç, ağaççık veya dip kısmı odunsu bitkilerdir. Amerika’nın sıcak bölgelerinde yüz kadar türü yetişir. Yeşil meyveleri ve kabuğu peklik vericidir. En makbul türü Psidium guayava’dır; bu ağacın meyvesi (hint armudu) tatlı ve ferahlık vericidir; çiğ olarak yenir veya tatlısı yapılır. P. cattleyanum türü de geniş ölçüde yetiştirilir. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİDİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSAMMODUS
Tarih 12 Haziran 2009
PSAMMODUS i. Yüzeyi kırışık büyük yassı dişli köpekbalığı. (Avrupa ve Amerika’da karbonifer kalkerlerde pek çok bulunur.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSAMMODUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTERİNOXYLUS
Tarih 12 Haziran 2009
PTERİNOXYLUS i. Amerika’da yaşayan böcek. (Phasmidae familyasından.)
— ANSİKL. Pterinoxylus’lann bacakları geniş, gövdeleri çok uzun, karın kısmı kargı biçimindedir; Pterinoxylus difformipes’in boyu 20 sm’yi bulur. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTERİNOXYLUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PTELEA
Tarih 12 Haziran 2009
PTELEA i. Yapraklan nokta nokta saydam benekli büyük ağaççık. (Sedefotugillerden.)
— ANSİKL. Ptelea’nın demet halindeki bileşik çiçekleri küçük ve yeşilimsidir. Meyvesi ise kanatlı, tek çekirdekli ve kurudur.
Kuzey Amerika’da yetişen pek çok türü bilinir, üç yapraklı karaağaç da denen Ptelea trifoliata’nın çok güzel bir görünüşü vardır; tohumla çoğaltılır. P. aptera Kaliforniya’da yetişir; bu da bazen süs bitkisi olarak yetiştirilir, ama pek dayanıklı değildir. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTELEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTOHİPPUS
Tarih 11 Haziran 2009
PROTOHİPPUS i. Atgillerden toynaklı memeli hayvan; atın atalarından olan bu hayvanda artık yere dokunmayan yan parmaklar vardır. (Kuzey Amerika’da Üst miyosende fosil.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOHİPPUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTİUM
Tarih 11 Haziran 2009
PROTİUM i. Tropikal bölgelerde, özellikle Amazon havzasında yaygın her boyda doksan kadar ağaç türünü kapsayan bitki. (Burseraceae familyasından.)
— ANSİKL. Protium (İcica) heptaphyllum, P. Copal ve decandrum’dan, Amerika’da marangozlukta ve yapı işlerinde kullanılan bir kereste elde edilir; buna Antiller’de kopal ağacı veya kırmızı zamkağacı denir. Hakikî kırmızı zamk ağacına (Tetragastris Panamensis) benzeyen reçineli, kaba, gevrek bir odundur.
Protium’dan «takamak» denilen reçineler (brezilya elemi’si, kanur elemişi, saintelucie elemişi, yağlı takamak, beyazımsı takamak v.b.) elde edilir. (Odun elemi ile reçine elemi’yi karıştırmamak gerekir; odun elemi, çeşitli bursera türlerinden elde edilir.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTHOMO
Tarih 11 Haziran 2009
PROTHOMO i. (yun. protos, birinci ve lat. homo, insan’dan). Paleontoloji uzmanı Ameghino’ya göre, güney amerikalı bir Homo Pampaeus’un temsil ettiği ilk insan şekli. (Ameghino’nun başka farazi şekilleri de [diprothomo, triprothomo, tetrap-rothomo] kapsayan bu teorisi geçerli değildir ve gerçekte yeni bir devre ait iskeletlerin yanlış bir yorumuna dayanır.) (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTHOMO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTEROTHERİUM
Tarih 11 Haziran 2009
PROTEROTHERİUM i. Güney Amerika’da üçüncü zaman tabakalarında bulunan ve Kuzey yarımküredeki fosil atgilleri andıran toynaklı memeli hayvan. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTEROTHERİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTEACEAE
Tarih 11 Haziran 2009
PROTEACEAE çoğl. i. Bot. Güney yarımkürede yetişen, iki çenekli, üst yumurtalıklı. taçsız çiçekli bitkiler familyası.
— ANSiKL. Proteaceae familyasındaki bitkiler dişli almaşık yapraklı ağaçlar, ağaççıklar veya otlardır. Çiçekleri başak veya salkım durumunda, çiçek kısımları dörtlü ve ikili, tohumları besidokusuzdur. Elli cins veya oymakta toplanan bin kadar türü bilinir. Bunların çoğu Avustralya ve Afrika’da, bazıları Güney Amerika’da yetişir; bir kısmı Avrupa’ya da getirilmiştir. Bunlardan şili fındığı (Guevina avellana), Avrupa’da da yetiştirilen küçük bir orman ağacıdır. Avustralya fındığı (Macadamia ternifolia) Avrupa’nın güney iklimine dayanır. «Queensland cevizi» denen meyvesinin içi çok lezzetlidir. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTEACEAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTAKTİNYUM
Tarih 11 Haziran 2009
PROTAKTİNYUM i. (fr. protactinium).Kim. Atom numarası 91 olan radyoaktif element (sembolü: Pa).
— ANSiKL. Protaktinyum, 1918′de, peş peşe, İngiltere’de Soddy ve Cranston, Almanya’da Hahn ve Lise Meitner tarafından keşfedildi ve 1927′de amerikalı Grosse tarafından elde edildi. En önemli hammaddesi, radyum’un elde edilmesi sırasında ortaya çıkan çözünmez tortulardır. 231 İzotopu, 34 000 yıllık yarılanma süresiyle, bir alfa taneciği ve aktinyum vererek kendi kendine parçalanır. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTAKTİNYUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROSERPİNA
Tarih 11 Haziran 2009
PROSERPİNA i. Karındanbacaklı yumuşakça (Helicinidae familyasının örnek tipi.) [Proserpina, az veya çok yassı, sarmal kabuklu bir kara yumuşakçasıdır; kavkısının her iki yüzünde parlak bir nasır, kolumelinde karakteristik lameller bulunur. Proserpina'lar Antiller'de ve Amerika'nın tropikal bölgelerinde yaşar.] Ayrıca bk. HELiCiNA. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROSERPİNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRONUNCİAMİENTO
Tarih 11 Haziran 2009
PRONUNCİAMİENTO i. (isp. k.). Meşru hükümete karşı askerî ayaklanma. (Bu kelime, özellikle, İspanya tarihi boyunca ve kuruluşlarından beri Güney Amerika cumhuriyetlerinde sık sık görülen askerî hükümet darbelerini belirtir.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRONUNCİAMİENTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRONUBA
Tarih 11 Haziran 2009
PRONUBA i. Amerika’da yaşayan güve. (Pronuba [Tegeticula] yuccasiella’nın dişisi Yucca filameniosa’nın çiçektozlarını çiçekten çiçeğe taşıyarak bu bitkilerde döllenmeyi sağlar, fakat yumurtalarını da aynı çiçeklerin yumurtalığına bırakır.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRONUBA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROMETEYUM veya PROMETYUM
Tarih 11 Haziran 2009
PROMETEYUM veya PROMETYUM i. (fr. prometheum’dan). Kim. Atom numarası 61, atom ağırlığı Pm =145 olan kimyasal element; 1926′da amerikalı kimyacı B.S. Hopkins tarafından bulundu. (Nadir topraklar grubundan bir madendir; uranyum’un fisyonundan meydana gelen ürünlere benzetilir.) [prometium da denir.] Eşanl. İLLİNYUM. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROMETEYUM veya PROMETYUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROLETERLEŞTİRME
Tarih 11 Haziran 2009
PROLETERLEŞTİRME i. (proleter > proleterleşmek > proleterleştirmek’ten proleter-leştir-me). Bağımsız bir üretici kategorisini (çiftçiler, zanaatçılar, esnaf), işgüçlerini üretim veya mübadele araçlarına sahip olanların emrine vermek zorunda bırakma.
— ANSîKL. Emekçilerin, şehirlerde yığınlar halinde toplanmasına sebep olan ve hem işçilerin hem de işverenlerin kendi aralarında rekabetine yol açan sanayi gelişimiyle birlikte, proleterlik modern sanayinin tabiî bir parçası halini aldı. Marx’a göre, sanayi ülkelerinde nüfusun gittikçe artan bir bölümü proleterleşmiş, yani yalnız emeğiyle yaşamak ve emeği sermayeyi artırdığı oranda iş bulabilmek durumunda kalmıştır. Bu proleterleşme’nin yanı sıra, gene Marx’a göre kütleler gittikçe daha fazla fakirleşecek ve bu fakirleşme, kütlelerin başkaldırmasına ve kapitalizmin ve sınıfların ortadan kalkması sürecini hızlandırmalarına yol açacaktır. Bütün XIX. yy. boyunca ve XX. yy.ın başında, sanayileşmiş büyük ülkelerdeki iktisadî gerçek, bu tahmini doğrular gibi görünmüştü.
Bu ülkelerde, emekçiler zamanla teşkilâtlandı ve böylece bilinçsiz bir proletaryanın yerini, yönetici çevrelere sözünü geçirmeyi bilen bir işçi sınıfı aldı; yöneticiler de özellikle hıristiyan kiliselerince benimsenmiş sosyal doktrinlerin etkisiyle kendilerine düşen görevi daha iyi anlamışlardı. Bunun içindir ki XX. yy. ortasında, «gelişmiş» ülkelerdeki sosyal gerçek Marx’ın ileri sürdüğü tahminden çok farklıdır. Alman marksistlerinin «Lumpenproletariat» diye adlandırdıkları ve özellikle bedenî, fikri, zihnî ve sosyal bakımdan intibaksız kimselerden meydana gelen zümrenin dışında, bütün sosyal çevrelerin hayat seviyesinde yükselme görüldü. Aynı zamanda, daha az yorucu ve çoğunlukla ücret bakımından daha tatmin edici üçüncül iktisadî faaliyetler, birincil ve ikincil iktisadî faaliyetlerin aleyhine gelişti. Bir ülkede büyük çoğunluğun (İngiltere’de yüzde 90) ücretinden başka geliri olmaması, hiç bir zaman bu çoğunluğun proleterleştirildiği anlamına gelmez. Gerçekten de idareci kadroda bulunan birçok kimse emekçilere tanınan sosyal ve malî imtiyazlardan yararlanabilmek için ücretli statüsüne geçmeyi menfaatlerine daha uygun bulmuştur. (Hattâ millî gelirde ücretlilere düşen nispî pay artışının bu «ücretlileşme»den doğduğu ileri sürülebilir.) Ne var ki, yukarıdaki açıklamalarla çelişen iki olaydan da söz etmek gerekir:
1. A.B.D.’de oldukça büyük sayıda işsiz bulunması. Her krizden sonra iktisadî faaliyet yeniden canlandığı zaman, işsiz sayısının azaldığı doğrudur. Ama bazı bilim adamları işsizlik azalma yüzdesinin, iktisadî faaliyetin canlanma yüzdesinden daha düşük olduğunu ve aradaki bu farkın her canlanmada biraz daha arttığını ileri sürmüşlerdir. Bu yüzden federal hükümet «otomasyon»un bu olayı daha belirgin bir hale getirmesinden şüphelenmeğe başlamıştır; bu da sermaye birikiminin sonuçları hakkında Marx’ın ileri sürdüğü fikirleri bir dereceye kadar doğrular gibidir;
2. üretim araçları ve zenginlikleri artmasına oranla dünya nüfusunun çok daha büyük bir hızla çoğalmasına yol açan azgelişmiş ülkelerin durumu; ortalama hayat seviyesinin yükseldiği gelişmiş ülkelerle ortalama hayat seviyesinin düştüğü azgelişmiş ülkelerin birarada yaşamaları bazı halk veya milletlerden proleter diye söz edilmesine imkân vermiştir. Gelişmiş ülkeler, Afrika’nın, Güney Amerika’nın ve Asya’nın azgelişmiş ülkelerine kısa zamanda, etkili bir yardım yapma yolunu bulamazlarsa, millî planda (Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da) yalanlanmış gibi görünen proletedeştirme ve fakirleşme teorileri, milletlerarası planda doğrulanabilir. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROLETERLEŞTİRME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRİNÇ
Tarih 11 Haziran 2009
PİRİNÇ i. (fars. birine’den). Eski Dünya’-nın sıcak bölgelerinde yetişen taneli bitki (ilmî adı Oryza sativa. Buğdaygillerden): Babasından kalan topraklara pirinç ekmeğe başlamıştı (R.N. Güntekin). || Aynı bitkinin tanesi: Kızım hastaydı, Yusuf Ağamız pirinçle yağ aldı, hatır sormaya geldi (Sabahattin Ali). Bir asker pirinç ayıklamakla meşguldü (Ş. S. Aydemir).
— ÇEŞ. DEY. Pirinci su kaldırmamak, şakadan anlamamak; alıngan, çabuk darılır olmak.
Ayıkla pirincin taşını. Bk. AYIKLAMAK.
Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak. Bk. DİMYAT.
— Astron. Pirinç taneleri, Güneş’in ışık küresinin Yer’den görünen yüzeyindeki tanecikler.
— Bitki hastalıkları. Pirinç yanığı, piricularia oryzae mantarının çeltikte yaptığı hastalık.
— Eczc. Pirinç suyu, pirincin kaynatılmasıyle elde edilen su. (İshal kesici olarak tanınır.)
Pirinç unu, pirincin öğütülmesiyle elde edilen bir tür un. (Süt çocuklarını sütten kesme zamanında besin olarak kullanılır.)
— El işleri. Pirinç örgü, elde ve iki şişle; birinci sırada, bir ters, bir yüz olarak, ikinci sırada, tersin üstüne yüz, yüzün üstüne ters ilmek atarak düzenlenen yün örgüsü.
— Kozmetoloji. Pirinç pudrası. Bk. PUDRA.
— Mutf. Bk. ANSiKL.
Pirinç lokması, sütle haşlanmış pirinçten yapılan bir çeşit tatlı. (Sütün içinde haşlanarak hamur haline getirilen pirinç, lokmalar halinde yuvarlandıktan sonra önce yumurtaya, sonra galeta ununa bulanır, yağda kızartılır ve soğuk şuruba atılır.)
Pirinç çorbası, pirinci, et suyu, tavuk suyu veya sade suda domates ve maydanozla haşlayarak yapılan çorba. (Terbiyelisi de olur. Genellikle kırık pirinçten yapılır, perhiz yemeği olarak geçerli bir çorbadır.)
— Şapkacılık. Pirinç sapı, şapka konfeksiyonunda kullanılır.
— Tasav. Pirinç meydanı, mevlevîlerin mutfakta hep birlikte pirinç ayıklamalarına verilen ad. (Lokma hazırlanırken matbah canları pirinç ayıklamağa yetişemezse dergâhta bulunanların hepsi toplanarak pirinç meydanı yaparlardı.)
— Zootekn. Hayvanların beslenmesinde pirincin değeri arpanınkine yakındır; çeltik fabrikalarında, elde edilen pirinç kepeğinin ve kaba pirinç ununun besin değeri ise çok değişiktir.
— ANSiKL. Bot. ve Coğ. Beş altı türü bulunan pirinç’m her başakçığında bir çiçek ve her çiçekte altı erkek organ bulunur. İyice gelişen iki iç kavuzcuk kenarlarından birbirine bitişerek ileride meyveyi tamamen sarar. Bu durumdaki pirince «çeltik» denir. Pirinç ekimi için en elverişli yer nemli topraktır. Samanı dayanıklı olmadığı için pirinç sapı ancak tazeyken hayvan yemi olarak kullanılır veya gübre olur. Pirinç doğu asya halklarının temel yiyeceğidir. Pirinç tarımı iki yüzyıldan beri Afrika ve Kuzey Amerika’da da yaygınlaştı. İspanya, İtalya, Mısır ve Türkiye’de de pirinç yetiştirilir. Pirinç çeşitleri pek çoktur ve hemen hepsi Oryza sativa türündendir. Tarım pirinçleri başlıca dört tipe ayrılır: Oryza sativa var. dura; O. sativa var. montana; O. sativa var. glutinosa; O. sativa var. fluitans. Afrika’da ayrı bir pirinç türü daha yetiştirilir (O. glaberrime).
Ova pirinçleri sulanmak ve kötü otlardan ayıklanmak ister. Tohum, yani çeltik tanesi yirmi dört saat suda bırakıldıktan sonra, iyi bir toprak kesimine serpme usulüyle ekilir; üç dört gün içinde çimlenir; bitkinin boyu 15-20 sm’yi bulunca oradan sökülerek tarlaya dikilir. Filizler dikildikten sonra tarlaya yavaş yavaş su verilir. Pirinç çiçek açıncaya kadar su verilmeğe devam edilir. Çiçekten sonra başakların olgunlaşması için sulama azaltılır. Bölgelere göre, ekimden dört beş ay sonra hasat yapılır; eğer ülkenin iklimi elverişliyse, aynı yere yeni ekim yapılarak yılda iki ürün alınabilir.
• Dünya üretimi. Dünyadaki pirinç üretimi yılda çeltik olarak 250 milyon tonu aşar. Bunun yüzde 90′dan fazlası Asya’nın musonlar bölgesinde üretilir; buralarda halkın temel yiyeceği pirinçtir; arazi her yıl yeniden hazırlanır, düzeltilir, su yolları onarılır, yeni arklar yapılır ve pirinç fideleri çoğu zaman su içinde dikilir. Sıcak bölgelerde, Asya’nın güneydoğu ülkelerindeki alüvyonlu alçak ovalarda yılda bazen iki üç defa hasat yapılır.
Yoğun bir çalışma sayesinde, bu ovaların kenarındaki yamaçlarda teraslar yapıp sulamak suretiyle de pirinç yetiştirilir. Nüfusu az olan ve düzenli bir şekilde bol yağmur alan bölgelerde ormandan açılan yerlerde «ray» veya «ladang» sistemiyle dağ pirinci yetiştirilir. Çok su ve sıcaklık isteyen pirinç, bilinen pek çok çeşidine rağmen, ancak sıcak bölgelerde yetişir. Ilıman iklim kuşağında, meselâ Akdeniz bölgesinde ve Japonya’da pirinç, yazları yeteri kadar uzun ve sıcak olan yerlerde bir yaz ürünü olarak kesilir, öte yandan pirinç çok bakım istediğinden uzun süre yalnız el emeğinin bol olduğu ülkelerde üretilebilirdi. Şimdi mekanik âletlerin kullanıldığı ülkelerde el emeği eksikliği giderildi. İkinci Dünya savaşından sonra pirinç üretimi, bütün dünyada, özellikle Asya dışında büyük bir gelişme gösterdi. Afrika ve Amerika’nın tropikal bölgelerinde yiyecek maddesi üretiminin azlığı, A.B.D., Avustralya ve Güney Amerika’nın bazı kesimlerinde (Brezilya, Arjantin, Şili) tarımının iyice makineleşmiş olması dolayısıyle pirinç üretimi hızlandı. Türkiye’de de bu devrede pirinç üretiminde büyük hamleler görüldü. Ekim tarzının çok değişik olması sebebiyle ortalama verim rakamları, bölgelere göre çok büyük değişiklik gösterir. Güneydoğu Asya’daki ince tarım yapılan ülkelerde, fide dikim usulüne ve çift ürün alınmasına rağmen verim çok düşüktür (Hindistan’da hektar başına 10-12 kental, Çin’de 30 kental). Japonya ve Mısır’da gübre kullanılması ve pirinç tohumunun ıslahı ile ortalama verim 48-50 kentale ulaşır. Yalnız İspanya ve İtalya’da verim 50 kentalin üstüne çıkar. Kaba tarım yapılan, yani fide dikimine gitmeden makineyle ekim yapılan ülkelerde, Avustralya hariç, verim daha da düşüktür. Bütün bu farklara rağmen 100 milyon ton üretimle Çin ve 45 milyon tonla Hindistan başta gelir; bunları hayli geriden Japonya ve Pakistan takip eder. Fakat bu ülkelerde pirinç halkın temel yiyeceği olduğundan ve nüfus çok kalabalık bulunduğundan tüketim çok fazla, ihraç edilen pirinç çok azdır. Ayrıca iklimdeki düzensizlikler de her yıl alınan ürün miktarının önemli derecede farklı olmasına sebep olur. Bu sebeplerle pirinç ticareti dünya pirinç üretiminin çok az bir kısmını kapsar (yaklaşık olarak yüzde 5). Pirinç ticareti İkinci Dünya savaşı öncesinden başlayarak büyük bir değişikliğe uğradı.
Birmanya ve Tayland, Uzakdoğu’da tüketim fazlası en çok olan pirinç satıcı ülkelerdir; fakat bunlar pirinci batı ülkelerine satacağına şimdi asya ülkelerine satmaktadırlar (yaklaşık olarak 1 milyon ton). Çünkü batı ülkeleri şimdi amerikan ve akdeniz bölgesi pirinçlerini ithal etmektedirler. Nüfus artışından dolayı en çok pirinç satın alan ülkeler ise Hindistan, indonezya, Seylan, Japonya, Malezya ve Pakistan’dır. Dünyada birinci üretici ve tüketici olan Çin öteden beri pirinç ithal ederken, şimdi yılma göre bazen 1 milyon tona yakın pirinç ihraç etmektedir. Her zaman pirinç ihracatı yapan diğer bellibaşlı ülkeler A.B.D., Formoza ve italya’dır. Mısır, Vietnam, Kamboç, Pakistan ve Madagaskar gibi bir kısım ülkeler de zaman zaman pirinç ihraç etmektedir.
• Türkiye’ye Uzakdoğu’dan getirilen pirinç, Adana, Adıyaman, Ankara, Artvin, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, içel, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Malatya, Maraş, Mardin, Rize, Sakarya, Samsun, Siirt, Sinop, Tekirdağ, Urfa illerinde üretilir. Çeltik tarımının gerektirdiği bol sulama, sıtmaya yol açtığından üretim işi kanunla düzenlenir. Osmanlı imparatorluğunda bu düzenleme 1908′e kadar nizamnamelerle yapıldı, ilk kanun 1910′da yayınlandı. Cumhuriyet döneminde 1936 tarihli 3039 sayılı kanunla çeltikçilik çalışmaları yeniden düzenlendi. Kanunda, çeltik ekimine izin verilmesi yetkisi illerde ve ilçelerde kurulacak çeltik kurullarına bırakıldı.
Türkiye’de üretilen pirinç çeşitleri çeltik özelliklerine göre şu adları alır: 1. kılçıksız; 2. sarı çeltik; 3. ak çeltik; 4. amberotu; 5. mısbak (ak çeltik); 6. kara kılçık; 7. kırmızı çeltik; 8. kasım beyazı; 9. japon pirinci; 10. viyolona siyahı; 11. pangina pirinci; 12. onsen pirinci.
Türkiye’de tüketim ihtiyacından daha fazla pirinç üretme gücü vardır. Ancak sınırlamada uygulanan siyaset yüzünden her zaman dışarıdan satın alınır. Çeltik kanununun yürürlüğe girdiği yıl (1936) çeltik ekilen arazi 40 000 hektar, elde edilen ürün de 74 000 tondu. 1940′ta ekim alanı 20 000 hektara, ürün ise 63 000 tona indi. 1945′te 18 000 hektardan 32 000 t pirinç alındı. Ziraat alanında ortaya çıkan gelişmelerin yardımıyle birim alanda verim yükseltilerek 1955′te 29 000 hektardan 61 000 t pirinç elde edildi. 1966′da ekilen alan 65 000 hektar, üretim de 150 000 t oldu. 1970′te 60 000 hektar araziden 160 000 t pirinç alındı.
— Mutf. Pirinç, nişasta bakımından çok zengin, kolay sindirilen bir besindir; kabızlık yaptığına inanılırsa da doğru değildir. Uzakdoğu halklarının çoğunun temel besinidir. Ülkemizde, pirinçten yapılan yemeklerin en yaygını pilav ve lapadır; dolmalara, bazı etli yemeklere, özellikle kıymaya katılır (sulu köfte); pirinç bazı tatlıların hazırlanmasında da kullanılır (sütlaç, zerde). Pirincin çeşitleri vardır ve her çeşidi ayrı bir yemek için kullanılır (pilavlık, lapalık pirinç v.b.); fakat her halde pişirmeden önce pirinci iyice yıkamak gerekir, ta ki süzülen su bulanık olmasın; böylece, pişirilen pirinç tane tane olur.
Pirinci pişirmenin başlıca üç usulü vardır: birincisinde, bol kaynar suda pişirildikten sonra pirinç soğuk sudan geçirilir; bu usulle pişen taneler hafif sert olur ve tek tek dişe gelir; doğu usulü pilavda pirinç hafifçe yağda kavrulur, sonra su veya et suyu katılıp pişirilir; üçüncüsü ise, sütle pişirme usulüdür, soğuk sudan geçirilmesi olumlu sonuç vermez; bu bakımdan, pirinç iki dakika süreyle kaynar suda tutulur, süzülür, sonra sütle pişirilir.
Batı usulü pirinç pişirmede, pirinç tanelerinin zarını yumuşatmak için önce kısa süre yarı kaynatılır yahut susuz tencerede hafifçe pembeleştirilir, bu işlem pilava ayrı bir koku verir. (ML)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRİNÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRİGARA
Tarih 11 Haziran 2009
PİRİGARA i. Gustavia cinsinden ağaç (lecythidaceae familyasından); anayurdu Tropikal Amerika’dır; gövdesi uzun, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz veya pembe tepe salkımı halindedir. (Gustavia fastuosa’dan Fransız Guyanası’nda «pis kokulu odun» denilen bir odun elde edilir.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRİGARA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROKOFYEV (Sergey Sergeyeviç)
Tarih 10 Haziran 2009
PROKOFYEV (Sergey Sergeyeviç), rus bestecisi (Sontsovka, Yekaterinoslav bölgesi 1891 – Moskova 1953). Dâhi çocuklardandı; daha beş yaşındayken bir dans besteledi. İlk müzik öğrenimini çok iyi piyano çalan annesinden gördü. R. Gliere’in öğrencisi oldu, daha sonra Petersburg konservatuvarına devam etti ve Rimskiy-Korsakov ile Lyadov’dan beste, Yesipova’dan piyano, Nikolay Çerepnin’den orkestra yönetimi dersleri gördü. Prokofyev üstünde bu sonuncunun etkisi büyük oldu. 1917 Rus devriminden sonra yabancı ülkelere sığındı, Fransa’dan Almanya’ya, oradan da Amerika’ya geçti. 1933′te tekrar S.S.C.B.’ye döndü ve eserinin büyük kısmını orada yazdı. Eserinin özelliği, seçtiği temaların sadeliği, genellikle diyatonik olması, köşeli ve belirli ritimler seçmesi, ton gelişmelerinin paralelliğine dayanan ve kelimenin tam anlamıyle bir «eksenler kontrapuntosu» meydana getiren ses uyuşmazlıklarıdır. Bir okul yaratmamakla beraber, yeni-klasik bir besteci olan Prokofyev, senfonik müzik, oda müziği, opera ve bale müziği alanına çok şey getirdi.
Operaları: Kumarbaz (1916-1917), Üç Portakalın Aşkı (1919), Ateş Perisi (1922-1925), Semyan Kotko (1939), Manastırda Nişanlanma Töreni (1940-1941), Savaş ve Barış (1941-1942), Aslına Uygun Bir Adam (1947-1948).
Baleleri: Diaghilev’in zoru ile yazdığı Şut’tan (1915, 1921) başka, Çelik Adım (1925-1927), Müsrif Oğul (1929), Borusthenes (Dnieper) Irmağında (1930, 1932), Romeo ve Jülyet (1935, 1938), Kül Kedisi (1941, 1945), Taştan Çiçek (1949, 1959). Bunların dışında yedi senfonisi, beş piyano konçertosu, iki keman konçertosu, iki viyolonsel konçertosu, en tanınmışı iskit Süiti (1941) olan senfonik süitleri, dokuz piyano sonatı ve piyano için çeşitli parçaları, iki keman ve piyano sonatı, tek keman için bir sonatı, viyolonsel ve piyano için iki sonatı, yaylı çalgılar için iki dörtlüsü v.b. vardır. Prokofyev kantat da yazdı: Aleksandr Nevski (1938, aynı adı taşıyan filimden), Barış Bekçisi (1940); sinema için, Aleksandr Nevski’nin dışında Teğmen Kije (1934), Korkunç İvan (1944-1946) v.b. filimlerin de müziğini yazdı. Ayrıca çocuklar için bestelediği Pyotr ve Kurt (1936) ile Kış Kütüğü gibi süitleri önemlidir. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROKOFYEV (Sergey Sergeyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROHOROV (Aleksandr Mihayloviç)
Tarih 10 Haziran 2009
PROHOROV (Aleksandr Mihayloviç), sovyet fizikçisi (Atherton, Avustralya 1916). 1923′te, ailesiyle birlikte S.S.C.B.’ye gitti ve Leningrad Devlet üniversitesinde öğrenim gördü. 1939′da Moskova Lebedev Fizik enstitüsüne araştırmacı olarak girdi ve radyoelektrik dalgalarının yayılması üstünde çalıştı. 1946′da, çizgisel olmayan salınımlar teorisi üstüne bir doktora tezi yaptı. 1947′-den 1950′ye kadar Veksler’in yanında elekromagnetik ışımanın senkrotron elektronlarıyle ilgili yayımı konusunda çalıştı. 1950′de asistan oldu; 1954′te Salınımlar laboratuvarı direktörlüğüne getirilerek Hertz tayfölçümüyle ilgilendi ve yardımcıları ile birlikte, billûrlardaki magnetik rezonans olaylarını inceledi. Meslektaşı Basov ile birlikte Prohorov da, 1964 Nobel Fizik armağanını amerikalı Townes ile bölüştü. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROHOROV (Aleksandr Mihayloviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROGNE
Tarih 10 Haziran 2009
PROGNE i. Firfiri mavi yansımalı siyah ve büyük kırlangıç. (Progne purpurea yazın Kuzey Amerika’da çok yaygındır.) [L]
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROGNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Procter and Gamble
Tarih 10 Haziran 2009
Procter and Gamble, Sentetik deterjan ve Sabun imal eden amerikan şirketi. 1837′de kurulan bu şirket, başlangıçta cilt bakım maddeleri üstüne çalışıyordu. 1879′da, işçilerinden birinin tesadüfen bulduğu «suda batmayan Sabun»la yeni bir atılım yaptı. 1890′da anonim şirket haline gelerek, XX. yy.ın ilk on yıllarında büyük bir sınaî gelişme gösterdi. 1933′ten itibaren, alman lisansıyle ilk olarak kimyasal deterjan yapımına girişti ve çalrşma alanını dış ülkelerde, özellikle İngiltere, İndonezya, Filipinler, Küba ve Kanada’da genişletti. İkinci Dünya Savaşının sonunda Fransa, Belçika, isviçre, Güney Afrika, Venezuela, Kolombiya ve Porto Riko da şirketin pazarları arasına katıldı. 1955′te Procter and Gamble şirketi, Amerika’da satılan tuvalet sabunları ve diş macunlarının dörtte birini, çamaşır sabunlarının üçte birini, sentetik deterjanların da yarısını imal ediyordu. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Procter and Gamble hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRJİHODA (Vaşa)
Tarih 10 Haziran 2009
PRJİHODA (Vaşa), çek kemancısı (doğ. Vodnany 1900 – Viyana 1960). Jan Marak’ın öğrencisidir, ilk konserini 1913′te veren Prjihoda daha sonra Avrupa ve Amerika’da yaptığı turnelerde büyük başarı kazandı. (M)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRJİHODA (Vaşa) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİOSCELA
Tarih 10 Haziran 2009
PRİOSCELA i. Tropikal Amerika’da yaşayan kalın bacaklı büyük böcek. (Kınkanatlıların tenebrionidae familyasından.) [L]
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİOSCELA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİODONTES
Tarih 10 Haziran 2009
PRİODONTES i. Güney Amerika’da bulunan büyük tatu. (Dişsizler takımının tatu-giller familyasından.)
— ANSiKL. Priodontes giganteus, ormanlarda yaşayan siyah renkli iri bir tatudur; uzunluğu 1 m’yi bulur; zırhı dört köşe pullardan meydana gelir; ön pençeleri büyük ve çengellidir. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİODONTES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİMROSE (William)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİMROSE (William), ingiliz viyolacısı (Glasgow 1904). E. Ysaye’den ders gördü, virtüozluğunu bütün dünyaya kabul ettirdi. Toscani’nin yönetimindeki Amerikan Radyo orkestrasının solo viyolacılığına getirildi. Bartok’un kendisine ithaf ettiği viyola konçertosunu yorumladı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİMROSE (William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİMAVERA
Tarih 09 Haziran 2009
PRİMAVERA i. Bignoniaceae familyasından Cybistax Donnell-Smithii’den elde edilen amerika asıllı kereste (tabebuya da denir). [Meksika ve Guyana'da primavera denen bu keresteye Guatemala'da palo blanko, Salvador'da kortez denir. Oldukça sık dokulu, düz ve sarı renklidir; kolay işlenir; ince marhangozlukta ve kaplamacılıkta kullanılır. Uçak pervanesi de yapılır.] (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİMAVERA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİETO Y TUERO (Indalecio)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİETO Y TUERO (Indalecio), ispanyol siyaset adamı (Oviedo 1883-Mexico 1962). İşçiydi, Sosyalist partiye girdi, Bilbao’da çıkan El Liberal gazetesini yönetti ve Devrimci komiteye katılarak cumhuriyet idaresinin kurulmasına çalıştı (nisan 1931). İç savaşta bahriye bakanlığı ve Largo Caballero kabinesinde hava bakanlığı yaptı (ekim-kasım 1936), daha sonra Negrin hükümetinde millî savunma bakanı oldu (mayıs 1937). Görevle Güney Amerika’ya gönderildi ve franco’-cular iktidarı ele geçirince ispanya’ya dönmedi. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİETO Y TUERO (Indalecio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİESTLEY (Joseph)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİESTLEY (Joseph), ingiliz kimyacısı, filozofu ve ilâhiyatçısı (Fieldhead, Leeds yakınları 1733 – Northumberland 18G4). Bir çuha imalatçısının oğludur, institutes of Natural and Revealed Religion (Tabiî ve Vahiyle Gelen Dinin İlkeleri) adlı eserini bir papaz okulunda yazmağa başladı. Needham Market’e (Suffolk) [1755], daha sonra Nantwich’e vaiz tayin edildi ve çocuklara fizik ve kimya öğretti. Kısa bir süre sonra, dil öğretimi için Warrington akademisine çağrıldı. Londra’da tanıştığı Franklin, 1766′da Royal socity’e girmesini sağlayan History of Electricity (Elektriğin Tarihi) adlı eserini yayımlaması için Priestley’i teşvik etti. Bir süre sonra Priestley Leeds’te yerleşti ve Lansdovvne markisinin kütüphane memuru oldu. önce calvin’ciydi; daha sonra Arminius’çuluğa yöneldi; ondan sonra Arius’çus luğa döndü ve sonunda üniteryen veya socianus’çu oldu. Ama yine de zulüm gören katoliklerin en etkili sözcüsüydü. 1789 Devrimini coşkunlukla karşıladı ve fransız yurttaşlığına kabul edildi. Millî meclis üyesi oldu. Hükümetin baskısına maruz kalınca 1794′te Amerika’ya göç etti ve Philadelphia’da büyük saygıyle karşılandı. Son günlerini, Jefferson’nın himayesi altında, herkesten uzak, küçük bir çiftlikte geçirdi. Priestley her şeyden önce büyük bir kimyacıydı. Experiments and Observations on Dif-ferent Kinds Of Air (Havanın Çeşitli Türleri üstüne Gözlemler ve Deneyler) adlı eserini 1772′de yayımladı. Gazları civa kabında toplayarak (1773), pek çoğunu, özellikle kükürt dioksit, amonyak, karbon dioksit, silisyum flüorür gibi suda çözünenlerini ayırdı. Ayrıca kükürtlü hidrojeni, azot monoksidi ve 1783′te alkolün sıcak kil etkisiyle ayrışmasından elde edilen etileni buldu. Karbon dioksidi («sabit hava») inceledi, bitkilerin solunumunu keşfetti ve farelerin solunumuyle kirlenen havanın, bir süre yeşil bitkilerle temas edince yeniden solunuma elverişli duruma geldiğini gördü. En önemli keşfi, 1774′te bir büyüteç yardımıyla kırmızı civa oksidi veya sülüğeni güneş ışınlarıyle ısıtarak oksijeni elde etmesidir. Henry Cavendish ile birlikte hidrojeni («yanıcı hava») yakarak suyun sentezini yaptı ve böylece suyun bir bileşik olduğunu ispatladı. Ne yazık ki Lavoisier gibi, bütün bu gözlemler arasında bir ilişki kurmayı başaramadı.
Elektrostatik alanında, iletkenlerin yüzeysel olarak elektriklendiğini doğruladı (1767) ve bundan, elektrik yükleri arasındaki etki kanununun yerçekimi kanunuyle aynı olduğu sonucuna vardı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİESTLEY (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Richard),
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Richard), protestan rahibi ve ingiliz filozofu (Tynton, Galler ülkesi 1723 -Londra 1791). Vaızîar verdi ve gazetelerde yazılar yazdı, 1765′te, Londra’da Royal Society’ye girdi, iktisadî meselelerle ilgilendi ve sık sık lord Shelburne’ün, sonra Pitt’in malî danışmanlığını yaptı, ünlü taşlamalarında, Amerika’nın bağımsızlık davasını savundu. Ona göre, ahlâk bakımından iyi ile kötü, eşyanın tanımlanmaz birer niteliğidir, bunları ancak mantığa pek yakın özel bir «yetenek» sayesinde kavrayabiliriz.
Başlıca eserleri: Letters on Materialism and Philosophical Necessiîy (Materyalizm ve Felsefî Zorunluluğu) [1778], Observation on Civil Liberty and the Justice and Poiicy of the War With America (Amerika Savaşında Halk Hürriyeti, Adalet ve Güvenlik Teşkilâtı üstüne) [1776]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Richard), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Leontyne)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Leontyne), amerikalı kadın şarkıcı (Laurel, Mississippi 1927). Birkaç yıllık sanat hayatından sonra, 1952′de Porgy and Bess operasındaki yorumuyle ün kazandı. Operanın başlıca repertuvarıyle (özellikle Mozart ve Verdi) 1954′te Chicago’da (Aida), Verona’da, Londra’da, Viyana’da (1958), Salzburg’da (1960) ve Metropolitan ile Scala’da v:b. sahneye çıktı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Leontyne) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREVOST (Jean)
Tarih 09 Haziran 2009
PREVOST (Jean), fransız yazarı (Saint-Pierre-les-Nemours 1901 – Sassenage yakanları, Vercors 1944). £cole Normale Superieure’de okudu, genç yaşta gazeteciliğe ve edebiyat dünyasına atıldı. Les Freres Bouquinquant (Bouquinquant Kardeşler)
1930] ve Sel sur la Plaie (Derin Yara)
[1934] adlı iki roman yayımladı. Felsefe, edebiyat ve tenkit eserleri yazdı: Vie de Uontaigne (Montaigne’in Hayatı) [1926] ve amerikan medeniyeti üstüne bir taslak: Usonie (1939). Eserlerinden üçü ölümünden sonra yayımlandı: Les Caracteres (Karakterler) [1948];
La Creation chez Stendhal (Stendhal’de Yaratma) [1951] ve Baudelaire (1953). ikinci Dünya savaşında, direnme hareketinde önemli bir rol oynadı,
Amanlar tarafından Vercors’da öldürüldü. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVOST (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREUSS (Konrad Theodor)
Tarih 09 Haziran 2009
PREUSS (Konrad Theodor), alman etnologu (Eylau 1869 – Berlin 1938). önce Meksika’da (1905 – 1907), sonra Kolombiya’da (1913 – 1919) etnolojik seferler yönetti. Berlin müzesinin Kuzey ve Orta Amerika bölümünün başına getirildi (1920-1954). İlkel din anlayışı üstüne önemli incelemeler yaptı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREUSS (Konrad Theodor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESTES (Luis Carlos)
Tarih 09 Haziran 2009
PRESTES (Luis Carlos), brezilyalı siyaset adamı (Porto Alegre 1898). Meslekten yetişme subaydı; 1924′te ayaklanan bir grubun başına geçti; Brezilya’nın güneyinden Rio de Janeiro’ya yönelen bu grubun ordu tarafından yolu kesilince Bolivya’ya sığındı. Komünizmi benimsedi ve Moskova’ya gitti, orada Komintern tarafından Latin Amerika’da komünist hareketi yönetmekle görevlendirildi. 1934′te Brezilya’ya döndü, ertesi yıl G. Vargas’a karşı bir askerî ayaklanma teşebbüsüne katıldı, fakat tutuklandı ve kırk altı yıl hapse mahkûm oldu. İkinci Dünya savaşından sonra serbest bırakıldı ve yeniden komünistlerin (bunlar o sıralarda kanun dışı ilân edilmişlerdi) başına geçti (1947). Goulart düşünce (1964) Prestes gıyaben otuz yıl hapse mahkûm edildi. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESTES (Luis Carlos) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESLEY (Elvis)
Tarih 09 Haziran 2009
PRESLEY (Elvis), amerikalı şarkıcı ve sinema oyuncusu (Tupelo 1935). 1955′ten sonra Amerika’nın en ünlü rock and roll şarkıcısı oldu. Elde ettiği büyük başarının yanı sıra, elektrogitarla hızlı ritmi benimseyen genç şarkıcı, neslini etkiledi. Rock and roll modasının geçmeğe başlamasıyle, aşırı sahne hareketlerini bırakarak duygulu şarkılar, hattâ napöliten halk şarkılarından ilham alan melodiler söylemeğe başladı. Bunun yanı sıra, özellikle kovboy filimleri ve melodrama kaçan birçok filim çevirdi. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESLEY (Elvis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESCOTT (William)
Tarih 09 Haziran 2009
PRESCOTT (William), amerikalı tarihçi (Salem, Massachusetts 1796 – Boston 1859). Harvard’da profesörlük yaptı. Gözleri hemen hiç görmüyordu, buna rağmen ispar. yol ülkelerinin tarihi üstünde araştırmalar yaptı: History of the Reign of Ferdinand and Isahella the Catholic (Katolik Kral Fernando ve lsabel Tarihi) [1837], History of the Conçuest of Mexico (Meksika’nın Fethi Tarihi) [1843], History of Conquest of Peru (Peru’nun Fethi Tarihi) [1847]. Robertson’un Charles V (Kari V) adlı eserini tamamladı (1856), fakat kendi History of the Reign of Philip II (Felipe II Tarihi) [1855-1858] adlı eserini bitiremedi. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESCOTT (William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESBİTERYENLİK
Tarih 09 Haziran 2009
PRESBİTERYENLİK i. (presbiteryen’den Presbiteryen-lik), ing. Presbyterianism. Calvin tarafından öngörülen ve Kilisenin yönetimini protestan papazlarıyle laik kişilerden meydana gelen presbiterium adındaki karma bir kurula, vermeyi öngören düzen.
— ANSiKL. Kelimenin dar anlamında, presbitery enlik kelimesi, calvin’ci ingiliz kiliseleriyle, Brezilya presbiteryen kilisesi gibi bazı yeni kiliseler için kullanılırdı. Bu terim, bazı mahallî farklarla ve çok zaman şiddetli olan bir muhalefete rağmen, Fransa, Hollanda, Iskoçya ve Kuzey Amerika kiliseleri tarafından benimsendi. İngiltere’de Presbiteryenlik Cromwell zamanına kadar muhalefetteydi. Bugün İngiliz Presbiteryen kilisesinin ancak 100 000 kadar taraftarı vardır. Buna karşılık A. B.D.’de presbiteryenlerin sayısı 4 milyonu aşar. 1877′de Presbiteryen birliği adiyle presbiteryen bir kiliseler birliği kuruldu. Bu birlik, 1921′de, Dünya Reform Kiliseleri birliği halini aldı. Ama sayısı 40 milyonu aşan üyelerinin hepsi de calvin’ci anlayışa tam olarak bağlı değildir. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESBİTERYENLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRENS EDWARD adası
Tarih 09 Haziran 2009
PRENS EDWARD adası, ing. Prince Edward İsland, Kanada’da, Saînt-Laurent körfezinin güney kıyısı yakınında ada ve il, Amerika kıtasından Northumberland boğazıyle ayrılır; 5 656 km2; 107 000 nüf. Merkezi, Charlottetown. Kıyı eyaletlerinden biri olan ada, aralarına derin koylar sokulan ince toprak şeritleriyle birbirine bağlı üç yarımadadan meydana gelir. Geniş bir çöküntünün’ (deniz havzası) bir kısmını örten alçak bir bölgedir. İklim, okyanus iklimidir. Prens Edward, Kanada eyaletlerinin en küçüğü fakat en yoğun nüfuslusudur. Tarım, ada üretiminin yüzde 60′ını karşılar. Topraklar tahıl (yulaf), yemlik bitki, patates ve meyve ağaçları yetiştiriciliğine ayrılmıştır. Hayvancılığın (sığır, domuz, kümes hayvanı, gümüşü tilki) çok önemli olduğu adada büyük ölçüde süt üretilir. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir. Adanın kuzeyinde bir millî park vardır.
— Tar. Champlain’in Saint-Jean adası adını verdiği adaya, Utrecht antlaşmasından sonra ingiliz hâkimiyetinden kurtulmak isteyen Acadie’liler yerleşti. Luisbourg’un teslim olmasından sonra (1758), İngilizler tarafından işgal edilen ada, 1763′te Nova Scotia’ya bağlandı; 1769′da aynlarak özel bir hükümet meydana getirdi ve 1873′te Kanada konfederasyonuna katıldı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS EDWARD adası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRENDERGAST (Maurice Brazil)
Tarih 09 Haziran 2009
PRENDERGAST (Maurice Brazil), amerikalı ressam (Boston 1859 – New York 1924). Julian akademisinde okudu. 1898′de Paris’e giderek izlenimci çerçevesinde kendi üslûbunu buldu. Eserleri, çağdaş amerikan sanatının hareket noktasıdır (Boston, Cleveland, Detroit müzeleri, Metropolitan museum, New York Çağdaş Sanat müzesi). [L]
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENDERGAST (Maurice Brazil) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREMİNGER (Otto)
Tarih 09 Haziran 2009
PREMİNGER (Otto), avusturya asıllı amerikalı sinema yöneticisi (Viyana 1906). Daha 1923′te Max Reinhardt ile çalışmağa başlamıştı. 1929′da, Viyana’da Reinhardt’ın yerine, Theater der Josefstadt’ın müdürü oldu, sonra A.B.D.’ye gitti, Broadway’de yöneticilik, Hollywood’da senaryoculuk yaptı. Sinema yöneticiliğine 1944′te başladı.
Başlıca filimleri: Kanlı Gölge (Laura) [1944], Muhteris Ruhlar (Angel Face) [1952], Ay Mavidir (The Moon is Blue) [1953], Dönüşü Olmayan Nehir (River of no Return) [1954], Carmen Jones (1954), Altın Kollu Adam (The Man with the Golden Arm) [1955], Günaydın Hüzün (Bonjour Tristesse) [1957], Porgy and Bess (1959), Anatomy of a Murder
(Bir Cinayetin Anatomisi) [1959], Exodus (1960), Advise and Gonsent (öğüt ve Kabullenme) [1964], Bunny Lake is Missing (Bunny Lake Kayıptır) [1965]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREMİNGER (Otto) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREBİSCH (Raul)
Tarih 09 Haziran 2009
PREBİSCH (Raul), arjantinli iktisatçı (doğ. 1901). Buenos Aires üniversitesinde iktisat okuttu (1925). Maliye bakanlığı sekreter yardımcısı, sonra Merkez bankası başkanı (1935-1943) oldu. Latin Amerika İktisat komisyonu genel sekreterliğine getirildi (1948-1962), UNCTAD’ın genel sekreterliğini yaptı
(1964-1969). İleri ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki açığın önlenmesi için, hammaddelerin dünya piyasasında milletlerarası seviyede teşkilâtlandırılmasını tavsiye etti.
Başlıca eserleri: introduccion a Keynes (Keynes’e Giriş) [1960]; Hacia una Dinamica del Desarrollo Latinoamericano (Latin Amerika’nın Gelişmesinde Dinamizme Doğru) [1963]; Nueva Politica Comercial Para el Desarrollo (Gelişme İçin Yeni Ticaret Siyaseti) [1969]; Los Obstaculos del Mercado Comun Latinoamericano (Latin Amerika Ortak Pazarının Karşılaştığı Engeller) [1967]. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREBİSCH (Raul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATT (Silas Gamaliel)
Tarih 09 Haziran 2009
PRATT (Silas Gamaliel), amerikalı piyanocu ve besteci (Addison, Vermont 1846-Pitts-burgh, Pennsylvania 1916). Piyano’yu kendi kendine öğrendi, 1868′de Chicago’da bir dizi konser verdi. Çalışmalarına Berlin’de Thcodor Kullak ve Franz Bendel’in yanında devam etti. Orkestra için yazdığı ilk eser Magdalene’s Lament (Magdalena’nın Sızlanması) 1871′de Berlin’de sahneye kondu. 1875′te Franz Liszt ile çalışmak üzere Almanya’ya döndü ve Centennial Overture (Yüzyıl Açılışı) [1876] adlı eseriyle Berlin’de büyük başarı kazandı. 1906′da Pittsburgh’da Pratt müzik ve sanat enstitüsünü kurdu.
Başlıca eserleri: Lucille, Zenobia, The Triumph of Columbus (Columbus’un Zaferi) ve Ollanta operaları; Prodigal Son (Müsrif Oğul) ve Lincoln senfonileri. Ayrıca senfonik şiirler, koro için parçalar, şarkılar ve piyano eserleri besteledi. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Silas Gamaliel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATT (Orson)
Tarih 09 Haziran 2009
PRATT (Orson), amerikalı din adamı (Hartford, New York 1811-Salt Lake City, Utah 1881). 1830′da mormon’lara katıldı. 1835′te tarikatın on iki yöneticisinden biri oldu. 1874′ten ölümüne kadar tarihçi ve kilise tutanakçısı olarak çalıştı. Düzenli bir eğitim görmediği halde matematik, astronomi ve İbranîce alanında geniş bilgisi vardı.
Başlıca eserleri: New and Easy Method of Solution of the Cubic and Biquadratic Equations (Üçüncü ve Dördüncü Dereceden Denklemlerin Çözümünde Yeni ve Kolay Metot) [1866] ve Key to the Universe (Evrenin Anahtarı) [1879]. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Orson) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATT (Francis Ashbury)
Tarih 09 Haziran 2009
PRATT (Francis Ashbury), amerikalı mucit (Woodstock, Vermont 1827-Hartford, Connecticut 1902). 1852′de Hartford’ta makinist olarak çalışmağa başladı. On iki yıl sonra Amos Whitney ile birlikte Pratt-Whitney şirketini kurarak, âletler, ateşli silâhlar ve top yapımına girişti. Ateşli silâhlarda değişebilir parçalar kullanma fikrini ortaya attı; bu sistemin uygulanması için belli milletlerarası normların kullanılmasını sağladı. Hassas dişliler yapımına yarayan dişli kesme âleti (1884) en önemli buluşudur. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Francis Ashbury) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATT (Bela Lyon)
Tarih 09 Haziran 2009
PRATT (Bela Lyon), amerikalı heykeltıraş (Norwich, Connecticut 1867-Boston, Massachusetts 1917). Yale Güzel Sanatlar okulunda John H. Niemeyer ve
John F. Wier’den ders gördü, daha sonra Paris’te Güzel Sanatlar okuluna devam etti. 1893′te Boston Güzel Sanatlar okulunda model dersi verdi. 1901 Buffalo Pan-American sergisinde Genç Kız Çalışması adlı eseriyle gümüş madalya kazandı. Washington’da Kongre kitaplığının girişindeki altı heykel ve Felsefe heykeli, Yale’deki Nathan Hale heykeli, New Bedford’taki (Massachusetts) Whalemen anıtı başlıca eserleridir. (M)
PRATT (Charles), Camden kontu. Bk.camden.
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Bela Lyon) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRASSİNOS (Marios)
Tarih 08 Haziran 2009
PRASSİNOS (Marios), yunan asıllı fransız ressamı (İstanbul 1916). Clement Serveau’nun atelyesine devam etti. önce gerçeküstücülükten, sonra anlatımcılıktan etkilendi (1932-1949). Siyah rengin ağır bastığı bir çeşit noktalamaya dayanan üslûbu, gözlemden çok hayal gücüne ve hatıraya yer verir.
Başlıca eserleri: Provence Manzaraları (1952); Demetler (1959-1960); Büyükbabanın Portresi (1964-1966). Ayrıca halı desenleri, kostüm ve dekorlar çizdi. Art Moderne müzesinde, Atina Resim müzesinde, Avusturya ve Amerika’nın başlıca koleksiyonlarında tabloları vardır. (L)
PRAŞAVYA i. Bk. PRADAKŞİNA.
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRASSİNOS (Marios) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRANG (Louis)
Tarih 08 Haziran 2009
PRANG (Louis), alman asıllı amerikalı gravürcü ve yayımcı (Breslau, Almanya 1824 -Los Angeles, Kaliforniya 1909). 1848′de Almanya’da devrime katıldı, bu yüzden ülkesini terk etmek zorunda kaldı. 1850′de A.B. D.’ye yerleşti. Boston’da basımcılık yaptı, önce tahta, sonra, taş kalıp üstüne çalıştı, daha sonra renkli baskılar yapmağa başladı. Sanat öğretimi için geliştirdiği sistem, prang metodu adını taşımakta ve okullarda uygulanmaktadır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRANG (Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prairie (THE)
Tarih 08 Haziran 2009
Prairie (THE) [Çayır], Fenimore Cooper’ın romanı (1828). Louisiana’nın A.B.D.’ye katıldığı devirde, bölgeye yerleşmeğe gelen Amerikalıların yan göçebe hayatını anlatır. «Çayır»da İsmael Bush ailesi, Siox’larla mücadele halindedir. Aile, İnes Cartavallos adındaki genç bir ispanyol kızını Louisiana’yı işgal etmek amacıyle gönderilen amerikan subayı Middleton ile evlendiği gün kaçırarak alıkoyar. Roman, Middleton’un genç kızı bulup kurtarma çabaları etrafında gelişir. Yazar, kaçan sevgililerin başından geçenleri ise The Pathfinder (Iz Güden) adlı romanda anlatır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prairie (THE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAGMACILIK
Tarih 08 Haziran 2009
PRAGMACILIK i. (pragmacıdan pragma-cı-lık). Fels. Pratik değeri hakikatin ölçüsü sayan agnostik ampirizm.
— ANSiKL. Pragmacılık terimi özellikle William James, C.S. Sebiller, J. Dewey, F. Gonseth,
A. Rey, E. Le Roy, M. PradineS, L. Laberthonniere ve Panini’nin savundukları bir doktrini belirtmek için kullanılır. Bilimsel pragmacılık, bir yasa veya teorinin doğruluğunu ancak o yasa veya teoriyi uygulamalarda denedikten sonra kabul eder. Ahlâkî ve dinî pragmacılık ise, metafizik bir teoriyi veya dinî bir dogmayı, o teori veya dogma ahlâk bakımından yararlı olduğu ve vicdanın gereklerine uygun düştüğü ölçüde doğru sayar; dinî dogmaları sadece, ahlâkî hayata verdikleri yön bakımından değerlendirir. Pragmacılığı tenkit edenler, bilimsel pragmacılığa karşı şu itirazı öne Sürerler: bir teori, faydalı olduğu için doğru değil, doğru olduğu için faydalıdır. Metafizik, ahlâkî ve dinî pragmacılığa karşı çıkan akılcılar ise, varlıkların kaynağını ve alınyazısını hiç olmazsa görece ve kısmî olarak kavrayabileceğimizi belirtirler. Filozof Maurice Blondel, «pragmacılık» terimini kendi eylem teorisini belirtmek için kullanmıştı; ama bu kelime James’in felsefesindeki anlamını kazanınca Blondel bu terimi kullanmaktan vaz geçti. Yine aynı şekilde, amerikalı filozof Charles Peirce de «pragmatizm» teriminin yerine pragmatisizm kelimesini kullandı. F. Gonsehthin pragmacılığı ise, açılma ve özellikle deneye açılma kavramına dayanır. Pragmacılık terimi, bazen birbirine tam karşıt düşünürlerin görüşleri doJayısıyle, değişik anlamlar alabilir. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAGMACILIK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZİTON
Tarih 08 Haziran 2009
POZİTON i. (fr. positon). Nükl. fiz. Pozitif elektron.
— ANSiKL. Poziton’ün kütlesi elektronun kütlesine eşittir, fakat pozitif bir elektrik yükü taşır; bu yükün mutlak değeri elek-tronunkiyle aynıdır. 1930′da ingiliz Dirac tarafından varlığı anlaşılan bu taneciği 1932′de amerikalı Anderson kozmik ışınlarda keşfetti. Pozitonlar atomlarda serbest halde bulunmaz ve ortalama hayat süreleri çok kısadır; bu yüzden gözlemleri çok seyrek yapılabilir. Bir foton’un maddeleşmesiyle meydana gelir, maddenin enerjiye dönüşmesiyle de yok olurlar.
Bk. MADDELEŞME. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZİTON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWERS (Miram)
Tarih 08 Haziran 2009
POWERS (Miram), amerikalı heykeltıraş (Woodstock yakınları, Vermont 1805-Floransa 1873). Cincinati müzesinin Balmumu İşleri bölümünde çalıştı. 1843′te Washington’a giderek, Daniel Webster ve Andrew Jackson gibi ünlü portre heykeltıraşlarıyle tanıştı. 1837′de İtalya’ya gitti, Floransa’ya yerleşti ve bir daha A.B.D.’ye dönmedi. 1843′te yaptığı Yunan Esiri adlı heykelle ün kazandı. Ayrıca Benjamin Franklin, Thomas Jefferson gibi ünlü Amerikalıların da heykellerini yaptı. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWERS (Miram) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWERS (Legrand)
Tarih 08 Haziran 2009
POWERS (Legrand), amerikalı istatistikçi (1847-?). Hollerith’in çalışma arkadaşıydı. 1910′da ondan ayrılarak, kendi hesabına, delikli kart makinelerini imal eden bir şirket kurdu. Makinelerin patent hakkı 1927′de Remington şirketi tarafından satın alındı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWERS (Legrand) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWELL (Maud)
Tarih 08 Haziran 2009
POWELL (Maud), amerikalı kadın kemancı (Peru, İllinois 1868-Uniontown, Pennysl-vania 1920). Paris’te Charles Dancia, Leipaig’te Henry Schradieck ve Berlin’de Joseph Joachim’den ders gördü. 1885′te A.B. D.’ye döndü ve kısa zamanda buranın en önde gelen virtüozlarından biri olarak ün kazandı. 1894′te Maud Powell yaylı çalgılar dörtlüsünü kurdu. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL (Maud) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWELL (John Wesley)
Tarih 08 Haziran 2009
POWELL (John Wesley), amerikalı jeolog ve etnolog (Mount Morris, New York eyaleti 1834-Haven, Maine 1902). Colorado’da, Utah ve Arizona’da birçok bilimsel araştırma gezisine katıldı ve Colorado kanyonunun oluşumunu açıkladı. 1881-1894 Arasında Amerikan Jeoloji sergisini kurdu ve yönetti.
Eserleri: Exploration of the Colorado River of the West in 1869-1872 (1869-1872 Arasında Colorado Irmağının Batı Kıyısında Yapılan Keşifler) [1875]; Lands of the Arid Region of the United States (A.B.D.’nin Kurak Bölgesindeki Topraklar) [1879]; Canyons of the Colorado (Colorado Kanyonları) [1895] v.b. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL (John Wesley) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWELL (John)
Tarih 08 Haziran 2009
POWELL (John), amerikalı besteci ve piyanocu (Richmond, Virginia 1882). 1901′de Virginia üniversitesini bitirdi, Viyana’ya giderek Theodor Leschetizky ile piyano ve Kari Navratil ile kompozisyon çalıştı. İlk piyano konserini 1907′de Berlin’de verdi. 1918′de New York City’de çalınan piyano ve orkestra için Siyah Rapsodi’si ve keman ile piyano için bestelediği Virginia Sonat’ı (1919), Amerika’daki zenci yaşayışının müzik alanında yorumlarıdır. Daha sonraki eserlerinde Güney’in angloamerikan halk müziğinden ilham aldı: Natchez on the Hill
(Tepedeki Natchez) [1923]; A Set of Tre (Üçlü Takım) [1935] ve Symphonie in A (A’lıSenfoni) [1947]. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWELL
Tarih 08 Haziran 2009
POWELL (Earl, Bud — denir), amerikalı zenci caz piyanocusu
(New York 1924-ay.y. 1966). Minton’s kabaresinin çalgıcılarındandı; 1943-1944 arasında Cootie Williams ile çalıştı. Hastalığı yüzünden sık sık kliniklerde tedavi görmek zorunda kaldı. Buna rağmen 1947′de Max Roach ve Curley Russell, 1953′te Charlie Parker ve Charlie Mingus ile üçlü olarak plaklar doldurdu. 1959′da Paris’e yerleşti, birçok gece klübünde çaldı. Yeniden hastahaneye düşünce bütün müzik faaliyetlerine son verdi. Meslek hayatında yeni bir hamle yapmak üzere 1964′te New York’a döndü. Powel, bop caz tarzının en üstün temsilcisi, çalgısının da virtüözüydü. En başarılı plakları: Bud’s Bubble (1957), Tempus Fugit (1949), Ger Happy (1950), Buttercup (1954), Monk’s Mood (1961), Bouncing with Bud (1962). [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWDERLY (Terence Vincent)
Tarih 08 Haziran 2009
POWDERLY (Terence Vincent), amerikalı sosyalist (Carbondale, Pennsylvania 1849 – Washington 1924). Demiryolları memuruydu. 1879′dan 1893′e kadar «Knights of Lahorsun başkanlığında bulundu. Bu sendikanın hızla gelişmesini sağladı, çalışma alanını genişletti, ücret arttırılması için yapılan gösterileri sınırlandırdı, kooperatifleri destekledi.(L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWDERLY (Terence Vincent) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POVİNA (Alfredo)
Tarih 08 Haziran 2009
POVİNA (Alfredo), arjantinli sosyolog (Tucuman 1904). Cordoba üniversitesine profesör oldu (1948). Alman düşüncesinin etkisinde kalarak, Durkheim sosyolojisi ile Max Weber sosyolojisini uzlaştırmağa çalıştı.
Eserleri: Caracter de la Sociologia (Sosyolojinin Karakteri) [1930]; Sociologia de la Revolucion (Devrim Sosyolojisi) [1933]; Historia de la Sociologia Latinoamericana
(Latin Amerika’da Sosyoloji Tarihi) [1941]. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POVİNA (Alfredo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUTERİA
Tarih 08 Haziran 2009
POUTERİA i. Amerika’nın tropikal bölgelerinde yetişen kerestelik ağaç.
(On beş kadar türü vardır. Bazı türlerinden [Pouteria melinoniana, P. melinonii] işe yarar odun elde edilir. Fransız Guyanası’nda bu oduna beyaz balata denir. Başka bir türünden [bazen Ecclinusa sanguinolenta da denen P. Guianensis] Fransız Guyanası’nda elma balatası veya domuz odunu denen bir kereste elde edilir. Bu odunların hepsi düz, sert, san-pembe veya sarımtıraktır. Kolay işlenir ve marangozlukta kullanılır. Sapotaceae familyasından.) [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUTERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POURTALES
Tarih 08 Haziran 2009
POURTALES (Louis François de, — kontu), isviçre asıllı amerikalı deniz zoolojisi uzmanı (Neuchâtel, İsviçre 1823-Beverly Farms, Massachusetts 1880). Louis Agassiz ile birlikte A.B.D.’ye gitti ve 1848-1873 arasında A.B.D. Kıyıları Tetkik heyetinde çalıştı. Açık denizlerde yaşayan hayvanları inceledi, örnek toplama, denizin dibini tarama ve tarak ağıyle balık tutma konusunda yeni metotlar ortaya attı. Bibb gemisiyle Floria, Küba ve Bahama kıyılarını (1866-1868) ve Hassler gemisiyle de (Agassiz ile birlikte) Ümit burnu çevresini dolaştı (1871). Güney Florida açıklarında bulduğu deniz kirpisine Pourtalesia adı verildi. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POURTALES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUND (Ezra Loomis)
Tarih 08 Haziran 2009
POUND (Ezra Loomis), amerikalı şair (Hailey, İdaho 1885). Hayatının kırk yılını yurt dışında geçirdi: Londra (1908-1920), Paris (1920-1924) ve Rapallo (İtalyan Rivierası, 1924-1945). İkinci Dünya savaşında faşist doktrinlere kapılarak Mussolini hükümetinin propogandasını yaptı. Müttefikler tarafından tutuklandı, ihanetle suçladı, fakat yargılanmadı. 1946′da bir psikiyatrlar kurulu tarafından sorumsuz olduğu tespit edildi ve Washington yakınlarında uzun süre bir akıl hastahanesinde kaldıktan sonra tekrar İtalya’ya yerleşti (1959). A Lume Spento adlı ilk şiir kitabının yayımından sonra öncü akımlarda, deneysel dergilerde önemli bir rol oynadı. Pound her şeyden önce, bütün kültürlere ilgi duyan bir şairdir. Derin bir bilgiye dayanan, bilinçli bir karmaşıklık içindeki eserleri, fikir eğilimlerinin çok yönlülüğünü yansıtır: Provença (1910); Sonnets and Ballads of Guido Cavalcanti (Guido Cavalcanti’nin Sone ve Baladları) [1912]; Cathay (1915); Hughg Selwyn Mauberl (1920); Personae (1926); Hommage to Sextus Propertius (Sextus Propertius’a Saygı) [1934]; Trachiniae (1956). Çince, Provence’ça Yunanca, Latince ve İtalyancadan yaptığı tercümeler önemlidir. Bunlar, çok serbest olmakla beraber şiirlerin özünü aktarması yönünden aslına sadıktır. Pound’un bütün üstünlükleriyle yetersizliklerini en iyi yansıtan eseri Şarkılarıdır (Cantos): bu iddialı şiirin doksan beş bölümü 1919-1956 arasında çeşitli eklemelerle yayımlandı. Bu güç ve çok kapalı eser, şairin fikir oluşumunu gösteren değerli bir belgedir. Ezra Pound tenkitler de yazdı: The Spirit of Romance (1910 ve 1953); How to Read (Nasıl Okumalı) [1929]; Letters of Ezra Pound (Ezra Pound’un Mektupları) [1941]; Literary Essays (Edebiyat Denemeleri) [1954]. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUND (Ezra Loomis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRAUSTA
Tarih 07 Haziran 2009
PİRAUSTA i. Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya giden ve orada tarıma büyük zararlar veren böcek (Pyralidae familyasından.)
07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRAUSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTLAÇ
Tarih 06 Haziran 2009
POTLAÇ i. Kuzeybatı Amerika’daki kabilerin (Kwakiutl, Tsimshan, Tlingit v.b.) büyük kolektif şenliklerini belirtmek için kullanılan kelime.
— ANSİKL. Potlaç’lav bir kabileye has önemli olayların ardından düzenlenirdi; birkaç gün süren bu şenliklerde, danslar, şölenler, şarkılar, âyinler yer alırdı, potlaçların özelliği hediyelerin dağıtılması (potlaç adı da buradan gelir) idi, bu dağıtılan hediyeler şenliği düzenleyen klanın zenginliğini ortaya koyardı. Çeşitli klanların düzenlediği potlaçlarda, öbür klanlarınkinden daha çok hediye dağıtarak iktisadî ve sosyal üstünlüğünü ispatlamak her klan için bir şeref meselesiydi. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTLAÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTAPENKO (Gennadij)
Tarih 06 Haziran 2009
POTAPENKO (Gennadij), rus fizikçisi (Kımry 1894). Moskova Askerî akademisinde (1927-1932), sonra California İnstitute of Technology’de (1932) fizik profesörü oldu. 1938′de amerikan uyrukluğuna geçti. Çok kısa dalgalar, astronomi meseleleri (güneş tacı, paralaksın belirlenmesi) v.b. üstüne araştırmalar yaptı. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTAPENKO (Gennadij) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTAMOTHERİUM
Tarih 06 Haziran 2009
POTAMOTHERİUM i. Fosil samur çeşidi; kemikleri Avrupa ve Amerika’da oligosen veya miyosen tabakalarında bulunur. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTAMOTHERİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTAMİAN
Tarih 06 Haziran 2009
POTAMİAN (MİCHAEL FRANCİS O’REİLLY, Brother — denir), amerikalı fizikçi (Cavan idare bölümü, İrlanda 1847 – New York 1917). 1852′de Christian Brothers tarikatına girdi, önce Quebec, sonra Saint Louis’de (Missouri) ders verdi. 1870-1893 Arasında Londra’da Saint Joseph kolejinde profesör, 1893-1896 arasında Waterford’daki (İrlanda) De La Salle yüksekokulunda matematik ve deneysel fizik profesörü, daha sonra da New York City’deki Manhattan kolejinde fizik profesörü (1896-1917) oldu.
Başlıca eserleri: The Makers of Electricity (Elektriğin Yaratıcıları) 1885 ve Bibliography of the Latimer Clark Collection of Books and Pamphlets Relating to Electricity and Magnetism (Latimer Clark Koleksiyonunun Elektrik ve Magnetizma ile İlgili Kitap ve Broşürlerin Bibliyografyası) [1909]. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTAMİAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSTA
Tarih 06 Haziran 2009
POSTA i. (ital. k.). Bir yerden gönderilen veya bir yere gelen para, mektup v.b. emanetlerin tümü: Sabah postası geldi, fakat akşam postası henüz gelmedi. (Bk. ANSİKL. Ulaştırma bölümü.) || Bu emanetleri toplayıp dağıtan teşkilât ve bu teşkilâtın bulunduğu yer:
— Benim seni postaya yolladığımı kimseye söyleme; adresi postahanenin içinde yırt at
(H.E. Adıvar). || Belirli zamanlarda sefer yapan ve genellikle posta ulaştırılmasında kullanılan taşıt: Dün de bizim vapur Bandırma postaları gibi ağzına, hattâ burnuna kadar dolu idi
(B. Felek). Posta vapuru. Posta treni. || Takım, kol, sıra: // Gidip gelme, sefer: Araba şu kadar eşyayı üç postada taşıdı. || Posta arabası, posta ile gönderilen nesneleri taşıyan araba: İki gün evvel buradan geçen bir posta arabası benim için dört mektup bırakmış (R. N. Güntejcin). // Posta havalesi, posta ile gönderilen havale, para. || Posta kutusu. Bk. KUTU. || Posta polisi, nöbet tutan veya nöbette olan polis. // Posta pulu, para karşılığında posta ile gönderilen şeylerin üzerine yapıştırılan pul.
— CEŞ. DEY. (Birini) Posta etmek, bir kimseyi karakola götürmek. // (Birine) Posta koymak (veya atmak), birini korkutmak, tehdit etmek. || (Bir yere) Posta yapmak, bir yere sefer yapmak, gidip gelmek. || Postayı kesmek, bir kimseyle ilgisini kesmek veya bir şeyi yapmaktan vaz geçmek.
— Ask. Hedef postası, hedefli atış talimi sırasında hedefleri gözetleyen ve atışlardaki isabet derecesiyle ilgili işlemlerin ve kayıtların tutulmasına yardım eden personel.
— Avc. Avlanacak hayvanı beklemek için yerleşilen yer.
— Dy. Posta treni, posta ve yolcu vagonlarından meydana gelen süratli tren. || Posta vagonu, yalnız posta hizmetine ayrılan vagon. || Cer postası, buhar lokomotifinin sevk ve idaresini sağlayan, bir makinistle bir ateşçiden meydana gelen, çoğu kere sürekli birlikte görev yapan ekip. (Başka tip lokomotiflerde çalışan makinist ve yardımcısının meydana getirdiği posta, özel bir ekip değildir.)
— Denize. Gemi teknesinin enlemesine olan tutucu parçalarından her biri, bunların tümü gemi gövdesini (iskeletini) meydana getirir. (Bk. ANSİKL.) || Posta yolcu vapuru, posta seferi yapan ticaret gemisi. || Dobil bltum postası, dip su sarnıçlarına (Water-ballast) giriş çıkışı sağlayan delikler bulunan posta. || Döşekbaşı postası, ağaç gemi inşaatında döşek postalarını dikey postalara bağlayan dışarıya kıvrık posta. || Karkas döşek postası, L veya U biçiminde köşebentlerden yapılmış, dikey ve düzey, uçları parçalarla pekleştirilmiş döşek postası. // Kepçe döşekbaşı postası, çelikten yapılan savaş gemilerinde teknenin sağlam bir parçası. (Bu posta, bodoslamanın hemen hemen düzey olarak uzatılmasıdır. Kıç tarafta [kepçe] su hattının ve zırh güvertenin altındaki bütün çıkıntıları birbirine bağlar ve onlara dayaklık, yataklık eder.) // Sintine döşek postası, bir postanın (kuburga, eğri, iskarmoz) alt kısmını meydana getiren iki kenarlı parça. || Yukarı (üst) posta, diğer döşek postalarından daha yukarıda bulunan, geminin baş ve kıç taraflarına yakın postalar; tekneyi takviye etmeğe yarar.
— Huk. Posta çekleri. Bk. ANSiKL. || Posta gizliliği. Bk. ANSİKL. || Posta idaresi, tüzel kişiliği olan T. C. Posta Telgraf ve Telefon işletmesine verilen ad. (Bk. P.T.T.) || Posta kolileri.
Bk. ANSİKL. || Posta masrafı. Bk. ANSİKL.
— Sanay. 24 Saatlik çalışma gününün çalışma bölümlerinden her biri: Gece postası.
(Eşanl. VARDİYA.) || Bir sanayi veya ticaret işletmesinde aynı zamanda çalışan işçilerin tümü.// Çalışma postası, bir çalışmada bir bölümün yapıldığı yer; açıkça belirli bir iş yapımına gerekli her şeyi (makine, âletler, malzeme v.b.) kapsayan çalışma merkezi: Çalışma postasının düzeni ve donatımı, çalışanın verimi ve yorgunluğu üstünde büyük etki yapar.
— Teşk. tar. Posta tatarı. Bk. TATAR.
— Zool. Posta güvercini, özel surette yetiştirilen, küçük kâğıtlara yazılmış haberleri bir yerden bir yere iletmek için kullanılan güvercin.
— ANSİKL. Ulaştırma. Eskiden mektup ve yolcu ulaşımı için belli yerlere atlar «yerleştirilir», bunlar hazır beklerdi. Oysa posta bugünkü medeniyetin en önemli kurumlarından biri haline gelmiştir. Jül Sezar zamanında Roma imparatorluğu sınırları içinde kuryeler son derece düzenli işliyordu. Sezar’ın İngiltere’den Roma’daki Cicero’ya yolladığı iki mektup, biri 26, biri 28 günde, yani iki gün ara ile Roma’ya ulaşmıştı. Mektup yollamak İsteyen özel kişiler ise mektuplarını ya köleleriyle göndermek, ya da aynı yönde giden ve mektubu götürmeyi kabul eden birine vermek zorundaydılar. Özel kişiler için çalışan bir posta sistemini ilk kuran imparator Diocletianus oldu (III. yy. sonu). Daha sonraki tarihlerde Büyük Theodorius, Charlemagne gibi kralların ülkesinin her yeriyle haberleşmelerini sağlayan düzenli posta servisleri vardı.
• Resmî Posta Servisinin başlangıcı. En eski posta sistemi Fransa’da Paris üniversitesi tarafından kuruldu. XIII. yy.ın sonunda bu kuruma bağlı kuryeler belli dönemlerde yola çıkarlar ve Paris’te toplu bulunan öğrenciler için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden para ve mektup toplarlardı. XI. Louis kendisi için atlı haberciler kullandığı gibi, 19 haziran 1464′teki fermanıyla Fransa’nın bellibaşiı yollarında posta istasyonları kurdu. Bu sistem daha sonraki krallar zamanında da devam etti; sonunda özel kişiler de kendi mektupları için krallığa bağlı kuryeleri kullanmağa başladılar. XIII. Louis zamanında genel bir posta denetimi merkezinin kurulmasıyle fransız postası daha düzenli bir hal aldı.
• Almanya’da ilk posta Tirol’de XV. yy.ın ikinci yarısında Thurn, Taxis ve Valsassina kontu Roger I tarafından kuruldu. Roger I’in oğlu imparator Maximilian I’in isteği üzerine 1516′da Viyana’dan Brüksel’e uzanan bir posta servisi sağladı. 1522′de Viyana ile Nürnberg arasında bir posta servisi açıldı; çok geniş topraklara sahip olan Kari V, ülkenin her köşesinden çabuk haber almak istediği için Taxis ve Thurn prensi Leonhard’a Hollanda’dan İtalya’ya bir posta servisi kurdurdu. Bu servis Liege, Trier, Speyer, Rheinhausen, Württemberg, Augsburg ve Tirol’den geçiyordu. İtalya’da ilk posta Piemonte’de başladı. 1561′e kadar mektupların ulaşımı şirketlerin ve özel kişilerin elindeydi. Devlet bunlara hizmetleri karşılığında değişik şartlara uygun olarak belli bir miktarda para almak hakkını tanımıştı. 1561′de Savoia dükü Emanuele Philiberto bütün postaları bir posta genel müdürüne bağladı. Bu durum 1697′ye kadar sürdü. 1697′de dük Vittorio II Amadeo postanın gelirlerini devlet gelirleri arasına kattı ve posta genel müdürüne aylık bağladı. 1710′dan sonra posta doğrudan doğruya devlet tarafından yönetilmeğe başlandı.
• ingiliz postası. İngiltere’de Edward III zamanında özel postalar kurulmuştu. 1635′te Londra ile Edinburgh arasında resmî bir posta servisi kuruldu. 1644′te o sırada Avam kamarası üyesi olan Edmund Prideaux posta genel müdürlüğüne tayin edildi. Prideaux ilk iş olarak haftada bir, ülkenin her tarafına posta kuryeleri yollamağa başladı. 1683′te başkentte bir «penny» postası kuruldu. William III zamanında parlamentodan İskoçya’daki posta sistemini düzenlemek üzere birçok kanun çıktı. Kraliçe Anne’in çıkardığı dokuzuncu fermanla ingiltere’deki posta sistemi o zaman için modern bir şekilde teşkilâtlandırıldı. Londra’da Britanya ülkeleri için genel bir posta merkezi açıldı.
Bu merkezin Edinburgh, Dublin ve diğer bazı şehirlerde şubeleri vardı. Bütün sistemin başında bir genel müdür bulunuyordu. Bu genel müdürün başlıca şubelerin müdürlerini tayin etme yetkisi vardı. Bu sırada 15 millik bir yere gidecek bir mektubun ücreti 8 sentti, 300 mil içinse 25 sent ödeniyordu. 1837′de sir Rowland Hilî Posta servisinde reform yapılması için harekete geçti. 1839′da «penny» usulü kabul edildi. 6 Mayıs 1840′ta W. Mulready tarafından çizilen ilk posta pulu kullanıldı. Aynı yıl kayıt ve posta ile para yollama usulleri kabul edildi. 1855′te posta kutuları ortaya çıktı. Londra, şehir içi mektup dağıtımında kolaylık sağlanması için 10 bölgeye ayrıldı, ingiltere postahane sistemi hızla gelişti, paket postası, para değiştirme ve telgrafçılık yerleşti, ingiliz Posta servisinin başında posta genel müdürü bulunur. Yardımcısı Londra postahanesinin genel sekreteridir. Büyük şehirlerde de genel müdürler vardır. Posta genel müdürü danıştay üyeleri arasından seçilir: ayrıca kabine üyesi de olabilir.
• Neale’in amerikan postası. Amerika’da posta 17 şubat 1691′de posta patentinin Thomas Neale’e verilmesiyle başlar. 4 Nisanda Neale ve krallık posta genel müdürü Andrew, Hamilton’u amerikan posta genel müdürlüğüne seçtiler. Hamilton koloniler arasında bir posta servisi kurmak gibi zor bir işe girişti. Bütün kolonileri dolaştı ve herkesi yeteneğine ve bu işin başarılacağına inandırdı. Virginia dışında bütün koloniler işbirliği yapmayı kabul etti, 1 mayıs 1693′te servisler başladı. Posta, Portmouth – New Haven, Boston, Saybrook, New York, Philadelphia ve Maryland ile Virginia’daki bazı noktalar arasında işliyordu. Haftada bir posta vardı, beş atlı bu istasyonlardan haftada iki kere geçmiş oluyordu. Kışın servis 15 günde bir yapılıyordu.
A.B.D. postası. 26 Temmuz 1775′te Phila-delphia’da toplanan kongre bir postahane sistemi kurdu ve başına yılda 1 000 dolar ücretle Benjamin Franklin’i getirdi. 1782′de Kongre, posta genel müdürüne New Hampshire ve Georgia arasında ve Kong-re’nin uygun göreceği diğer yerlerde posta yolu ve servisleri açma yetkisini verdi. İ799′da posta kanunları yeniden düzenlendi, posta soyguncularına ölüm cezası getirildi. Daha sonra ölüm cezası kaldırıldı. 1813′te posta ilk defa buharlı gemiyle bir şehirden bir şehire götürüldü. 1845′te 30 milden uzağa gitmeyecek bir sayfalık mektuptan 6 sent, 80 mile kadar 10 sent, 150 mile kadar 12,5 sent, 400 mile kadar 18,75 sent, daha uzak mesafeler için 25 sent alınıyordu.
İngiltere’de pul sisteminin başarıya ulaşmasından sonra, pul A.B.D.’de de kullanılmağa başlandı. 1847′de 5 ve 10 sentlik, 1851′de 1 ve 3 sentlik pullar çıktı, tik damgalı zarflar 1853′te kullanıldı. Başkan Lincoln zamanında mektuplar bedava teslim edilmeğe başlandı. Daha sonra mektubu alandan 2 sent alındı. 1863′te bu 2 sentten yeniden vaz geçildi. İlk posta kartı da 1873′te ortaya çıktı.
• Türkiye’de. Osmanlı devletinde posta hizmetleri Mahmud II zamanına kadar yalnız devlet haberleşmeleri için yapılıyordu. Koso-va (1389) ve Çaldıran (1514) seferleri sırasında halkın da resmî postadan yararlanması sağlandı. Fakat bu, bugünkü anlamda postacılığın başlangıcı niteliğinde değildi. Mahmud II, halka ait mektupların İstanbul ile öteki vilâyetler arasında taşınmasını, bu işlerden gelir sağlanmasını, mektuplara fesat karıştırılmamasını ve mektup dağıtımında islâm, reaya ve yabancı ahaliye eşit muamele yapılmasını bir fermanla emretti (1838). Tanzimat fermanıyle posta hizmetleri kamu hizmetleri arasına alındı (1839). Konuyle ilgili hazırlıkları yapmakla görevlendirilen komisyonun kararına uyularak ilk Posta nezareti kuruldu (1840). Aynı yıl ilk postahane istanbul’da, Yenicami avlusunda, Postahanei Amire adiyle açıldı. Bunu, Bağdat, Sivas, Musul ve Diyarbakır’da açılan postahaneler takip etti (1843). Posta idaresine paralel, fakat ayrı bir kuruluş olarak çalışan Telgraf idaresi de nezaret durumuna getirildi (1855). Posta nazırı gazeteci Agâh Efendinin teklifiyle posta ücretinin pul olarak alınmasına başlandı (1863). Posta ve Telgraf nezaretleri tek bir nazırlık altında birleştirildi (1871). Sonra bu nazırlık kaldırıldı ve son nazır vekili Mustafa Fuad Bey zamanında teşkilât, umum müdürlük seviyesine indirildi (1909); iki yıl sonra tekrar nazırlık oldu (1911). 1919′ra ise umum müdürlük kademesine dönülerek umum müdürlüğe de Refik>Halid Bey (Karay) tayin edildi. Bu arada Ankara’da T. B. M. M. Hükümeti Posta müdürlüğü kuruldu (1920); başına da önce Sırrı Bey (Bellioğlu), sonra da Refet Bey (Bele) getirildi. Ankara hükümetinin Posta müdürlüğü aynı yıl içinde genel müdürlük oldu. İlk genel müdür olarak Sabri Bey (Toprak) görevlendirildi (1920). İstanbul’daki umum müdürlük de 1922′ye kadar çalıştı.
— Denize. Genel bir anlamda kullanılan posta terimiyle üç elemanın hepsi anlaşılır; asıl posta, sintine postası, döşek postası. Asıl postalar üç tiptir: kompozayt posta (posta ve kontra) iki köşebendi birbirine perçinlemekle yapılır, L biçimindedir; yekpare posta tek bir profilden yapılmış, L biçiminde, çıkık kenarlı L veya U posta biçimindedir. Son olarak bir ana bedenle onu bordaya bağlayan çift kenarlı posta çok yer tuttuğundan şileplerde kullanılmaz. Fakat tankerlerde, özellikle boylam yapım usulüyle yapılan tankerlerde her zaman kullanılır.
— Huk. Posta çekleri. Posta idaresi, adına bir çek hesabının açılmasını isteyen kimselere, bu hesabın açılabilmesi için gerekli ön paranın verilmesi şartıyle posta çekleri verebilir. Posta çekleri düzenlendiği günle birlikte iki ay için geçerlidir. Bu süre bitince, kabulleri keşidecinin onamasına bağlıdır. P.T.T. idaresi, belli paraları gösteren yolculuk posta çekleri de çıkarabilir.
• Posta gizliliği. P.T.T.’de görevli memurların posta gizliliğine uymaları zorunludur. Posta kanununa göre, kendilerine posta servisinde bir iş verilmiş olanların, belli kişilerin posta ilişkilerini açığa vurmaları, kapalı mektupları açmaları, içlerinde ne olduğunu araştırmaları veya haberleşme kağıtlarındaki yazılar hakkında üçüncü kişilere bilgi vermeleri yahut herhangi birinin bunlan yapmasına meydan bırakmaları yasaktır.
• Posta kolileri, ayrıca ücret ödendiği takdirde, alıcının konutunda teslim edilebilir. Bunun dışında, posta kolileri Posta idaresinden alınır. Ancak, idarenin göstereceği süre içinde kolilerini almayanlardan tarifesine göre ücret alınır.
• Posta masrafı. Davacı, dilekçesinin, davalıya tebliğ edilmesi için gerekli olan posta masrafını peşin olarak mahkeme kalemine ödemekle yükümlüdür. Bunu yapmaması halinde, mahkeme, kendisine bir mehil verir. Bu mehil içinde davacı, posta masrafını ödemezse, tebligat yapılmasından vaz geçmiş olduğu kabul edilir. Aynı durum, mahkemenin vermiş olduğu kararın temyiz edilmesi halinde de söz konusudur. Temyiz eden, posta ücretini baştan ödemezse, kendisine ödemesi için bir süre verilir. Bu süre içinde de posta masrafını ödemeyecek olursa, temyiz isteminden vaz geçmiş sayılır. Temyiz isteminden posta ücretinin ödenmemesi sebebiyle vaz geçilmiş sayıldığına karar verecek merci, mahallî mahkemedir. (LM)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POST (Melville Davisson)
Tarih 06 Haziran 2009
POST (Melville Davisson), amerikalı hikâye yazarı (Romines Mills, Batı Virginia 1871 – Claskgurg 1930). 1896′da, dergiler için polis hikâyeleri yazmağa başladı. 1911′de detektif Abner Amca tipini yarattı.
Başlıca eseri: Uncle Abner: Master of Mysteries (Abner Amca: Meçhuller Ustası) [1918]. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POST (Melville Davisson) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSQQUERİA
Tarih 06 Haziran 2009
POSQQUERİA i. Silindirimsi dallı tüysüz ağaççık; beyaz çiçekleri dalların ucunda kömeç halinde bulunur; Güney Amerika’da on kadar türü yetişir. (Kökboyasıgillerden.) [L]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSQQUERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRAGUA
Tarih 06 Haziran 2009
PİRAGUA i. (karayip dilinden alınan isp. k.). Denize. Padıl kürek veya yelkenle giden egzotik kayık.
ANSIKL. Etnogr. Tek parçadan yapılan veya parçaların birleştirilmesiyle meydana getirilen iki tip piragua vardır. Monoxyl denilen piragua tek parça ağaç kabuğundan veya içi oyulmuş ağaç kütüğünden yapılır. En çok kullanılan ağaç kabuğu Avustralya’da yetişen okaliptüs ağacı kabuğudur. Bir tek ağaç kütüğünden yapılan piragua’ya Tarihöncesinden beri her yerde rastlanır. Parçaların birleşmesiyle yapılan piragua’lar da Avustralya, Sibirya, Kuzey Amerika ve Amerika’nın güney bölgelerinden getirilen ve birbirine dikilen ağaç kabuklarından veya tahtaların birleştirilmesi suretiyle yapılır. Fakat piraguaların en yaygın olanı tek parça ağaç kütüğünden yapılır. Bu çeşit piraguayı daha çok kullanmış olanlar seyir emniyeti bakımından aksaklığını gidermek amacıyle buna parçalar eklemişlerdir. Bu alanda özellikle Polinezyalılar başarı göstermişler, iki piraguayı birleştirerek büyük bir gelişme sağlamışlardır. Ana piragua basit bir tek ve balansiye denen bir yüzdürücüyle de donatılabilir. Bu balansiye genellikle rüzgârın geldiği bordaya takılır, bu suretle de piragua’yı devrilmekten koruyarak suyun yüzeyine oturtur. Bazı durumlarda çifte balansiye kullanıldığı da olmuştur. Bu şekillerden hangisinin daha önce mevcut olduğu bugün hâlâ bilinmemektedir. Fakat balansiyeli piragua, sal veya Çinhindi’nde kullanılan üçüzlü nehir kayıkları örnek alınarak yapılmış olabilir. Piraguaların şekil, boyut ve yelkenleri birbirinden farklıdır. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRAGUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTUONDO (Jose Antonio)
Tarih 06 Haziran 2009
PORTUONDO (Jose Antonio), kübalı tenkitçi (Santiago 1911). Felsefe ve edebiyat doktorası yaptı. Mexico kolejinde ve birçok amerikan ünversitesinde ders okuttu. Başlıca eserleri: El Heroismo Intelectual (Fikir Kahramanlığı) [1955], Josö Marti, Crjtico Literario (Edebiyat Tenkitçisi Jose’ Marti) [1958], Estetica y Revolucion (Estetik ve Devrim) [1963]. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTUONDO (Jose Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Porto Riko Tarih
Tarih 06 Haziran 2009
Porto Riko Tarih
Aravak yerlilerinin yaşadığı adayı Kolomb bularak San Juan Bautista adını verdi (1493). Yol arkadaşlarından Ponce de Leon, «Porto Rico» adını verdiği (1508) bir koy kıyısında üç yıl sonra San Juan’ı kurdu (1511). Savaşlar ve aşırı derecede iktisadî sömürü sonucunda hızla azalan yerli işçilerin yerine 1518′den sonra altın (kısa süre sonra tükendi) çıkarımında, tütün ve şekerkamışı tarımında çalıştırılmak üzere zenci köleler getirildi. Çiftlikleri sık sık Karayipler tarafından yakılıp yıkılan Porto Riko, denizcilikte ileri ülkeleri cezbetti. İngiliz Drake, San Juan’ı yağmaladıktan sonra yenildiyse de (1595), vatandaşı lord Cumberland adayı işgal etti (1598); Hollandalılar da San Juan’ı kuşattılar (1625). Bu yüzden Porto Riko XVII. yy.da bir kaçakçılık merkezi haline geldi. Durumu düzeltilen ada (1778 ve 1804 ispanyol reformları) kölelerin ihtilâl teşebbüsüne (1819) ve başkaldırmasına (1815) rağmen XIX. yy. başında İspanyol Amerikası’ndaki kurtuluş savaşına katılmadı, ispanya’ya karşı yeni bir isyan, köleliğin kaldırılmasıyle (1873) sonuçlandı ve ispanya – Amerika savaşının arefesinde (1898) Porto Riko’ya muhtariyet tanındı. Yenilen İspanya, Porto Riko’yu A. B.D.’ye bıraktı (Paris antlaşması, 10 aralık 1898). önce askerî kontrol altında olan adaya 1900′de A.B.D.’li bir vali ve bir yürütme kurulu gönderildi. Jones Act kanunuyle Porto Rikolulara A.B.D. vatandaşlığı tanındı ve temsilci rejim kuruldu (1917). İkinci Dünya savaşı sırasında Panama kanalının savunmasını sağlayan önemli bir hava ve deniz üssü olan Porto Riko’ya, kendi valisini seçme hakkı verildi (1948); porto rikolu devlet adamları iktidara gelmeğe başladı (J. T. Pinero, 1946; Luis Munoz Marin, 1948), bu arada amerikan aleyhtarı bir hareket kargaşalıklar çıkardı.
Bunlar, 1952′de tanınan hakları yetersiz bularak geniş hareketlere giriştiler (1954). 1964′te yapılan seçimlerde 16 yıl yöneticilik yapmış olan Munoz Marin’in yerine Sanchez Vilella seçildi. Her iki yönetici de iktidar partisi olan Halkçı Demokrat partidendi.
23 Temmuz 1967′de yapılan halk oylamasında, seçmenlerin yüzde 60′ı, adanın bağımsız bir devlet veya A.B.D.’nin 51. eyaleti olması şıklarını reddederek eski idarî durumunun (A.B.D.’ye bağlı serbest devlet) korunması yolunda oy verdi.
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Porto Riko Tarih hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Porto Riko Coğrafya
Tarih 06 Haziran 2009
Porto Riko Coğrafya
• Fizikî coğrafya. Adanın yüzey şekillerini batıdan doğuya yönelen ve en sarp yamaçları Antil denizine hâkim olan bir sıradağ meydana getirir; yükseltisi Cerro de Punta’da 1341 m’yi bulur. Yüzey şekilleri büyük iklim farklarına yol açar: adanın kuzey kısmı kuzeydoğu alizesinin etkisi altındadır, sierra’nın yamaçları ise tropikal bitkiler yetişmesine imkân veren bol yağışlar alır; buna karşılık koruntulu güney yamacı kuraktır ve bozkır kümelen, etli bitkilerle örtülüdür.
• iktisadî ve beşerî coğrafya. Porto Riko’da 1940′tan beri uygulanan tedbirlerle adanın ekonomisi değiştirildi: tarım gelişmesini Land Authority yönetir; Puerto Rico industriâl Development company ise yeni sanayilerin kurulmasını ve geliştirilmesini teşvik eder. Ekonominin bütünü, özel bir teşkilât olan The Economic Development Administration’a bağlıdır. Daha şimdiden kişi başına ortalama gelir bütün Orta Amerika’dakinden, hattâ Güney Amerika’dakinden daha yüksektir. Ama yıllık sanayileşme ritminin hızlılığı (binde 10), nazarî olarak faal nüfusun yüzde 10′undan çoğunu etkilemez; nüfus yoğunluğunun yılda yüzde 2′ye yakın oranla artmasına bağlıdır; bu artış A.B.D.’ye göçleri kısmen açıklar. Okuryazar sayısı yükselmiş ve kişi başına yıllık gelir 1 000 doları bulmuştur; ama A.B.D.’ye oranla ücretler arasında büyük fark vardır. Başlıca ürün kuzeyde zaman zaman sulama gerektiren şekerkamışıdır; değer bakımından başlıca ihracat ürünü olan şekerkamışını tütün (puro), rom ve meyve takip eder.
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Porto Riko Coğrafya hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Pau Meredith)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Pau Meredith), amerikalı oyun yazan (Brighton 1853-01. 1921). New York Herald’ın yabancı yazarı (1876-1883) ve Londra muhabiriydi (1883-1884). 1889′da ilk oyunu The City Directory’yi (Şehir Meclisi) yazdı, öbür oyunları: Our Country Cousin (Taşralı Kuzenimiz) [1893]; Under Two Flags (İki Bayrak Altında) [1901]; Nötre Dame (1903); Nancy Stair (1905); Queen of the Moulin Rouge (Moulin Rouge Kraliçesi) [1908] ve Arşene Lupin (1909). [M]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Pau Meredith) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Mrs. james BROWN —, Cora Urguart — denir), amerikalı kadın oyuncu (New Orleans 1872′ye doğr. -öl. 1936). Amatör olarak Sahneye çıktığı New York’ta halk tarafından çok sevildi. 1887′de Londra’daki Haymarket’te Man and Wife (Karı ve Koca) adlı piyeste Anne Sylvester rolüyle profesyonelliğe ilk adımını attı. Aynı yılın sonlarında New York’ta oynadı. Birçok dünya turnesine çıktı ve Boer’ler savaşında ingiliz bölüklerine para yardımında bulundu. Son yıllarında ingiltere’de inzivaya çekildi. Dergilerdeki makalelerinin yanı sıra My Recitations’ı (Ezberlediklerim) yayımladı. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Louis McClellan)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Louis McClellan), amerikalı heykeltıraş (Troy, New York 1873-Seattle, Washington 1912). İlk sanat öğrenimini C. N. Flagg’den gördü. 1896′da Paris’e gitti, Luc-Olivier Merson’dan resim, Jean Dampt’tan da heykeltıraşlık dersi aldı. Tunus beyi tarafından 1900 Paris sergisinde Tunus örneklerini temsil etmekle görevlendirildi. Canlı ve gerçekçi heykellerinin içinde en ünlüleri Bedevi Ana ve Çocuğu ile Yılan Oynatan Hokkabaz’dır. Potter daha sonraları kızılderili resimleri yapmakta uzmanlaştı. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Louis McClellan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Edward Tuckerman)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Edward Tuckerman), amerikalı mimar (Schenectady, New York 1831-New York City 1904), protestan piskoposu Alonzo Potter’in oğlu. 1853′te Union college’i bitirdikten sonra New York City’de mimarlık öğrenimi ve tatbikatı yaptı, özellikle üniversite binalarında ve kilise mimarîsinde (daha sonraki yılarda bu dalda sivrildi) uzmanlaştı. New York City’de Heavenly Rest («cennet uykusu») kilisesi, Hartford’daki (Connecticut) Colt Memorial kilisesi, Schenectady’deki Good Shepherd kilisesiyle Memorial Hail binaları onun eserleridir. (m)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Edward Tuckerman) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Edward Clark)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Edward Clark), amerikalı heykeltıraş (New London, Connecticut 1857 -ay.y. 1923). Amherst kolejinde okudu. Paris’te 1888-1889 arasında Mercei ve Fremo’dan heykelcilik dersi aldı. 1892-1893 Chicago sergisinin heykelleri için D.C. French ile birlikte çalıştı. 1894′te Philadelphia’da Grant’ın, 1898′de Pars’te Washington’un, 1904′te Boston’da Hooker’ın ve 1905′te Worcester’de Derees’in at üzerinde heykellerini yaptı. Gettysburg’daki general Slocum’un ve 1904 Saint Louis sergisindeki De Soto’nun heykeli de Potter’in eseridir. Ayrıca Washington’daki Fulton kütüphanesinde, New York’taki Temyiz mahkemesinde ve Michigan’daki Hükümet binasında da eserleri vardır. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Edward Clark) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Potsdam konferansı
Tarih 06 Haziran 2009
Potsdam konferansı, Almanya’ya karşı savaşmış Uç büyük devlet temsilcilerinin (S. S.C.B.’yi Stalin ve Molotov, A.B.D.’yi Truman ile Byrnes; İngiltere’yi Churchill ile Eden, sonra da Attlee ile Bevin temsil etti) katılmasıyle Potsdam’da Cecilienhof’ta toplanan (17 temmuz-2 ağustos 1945) konferans. Amacı zaferin ortaya çıkardığı meseleleri çözmekti. İngiltere’deki seçimler sebebiyle (25 temmuz) verilen aradan sonra, konferans Churchill’in yerine Attlee’nin katılmasıyle yeniden başladı (28 temmuz). Almanya ve peykleriyle yapılacak antlaşmaları hazırlamak üzere «beş büyüklersin dışişleri bakanlarından meydana gelecek bir konseyin (Fransa ve Çin dahil) kurulması kararı alındı. Bu kararda, ancak Almanya’nın teslimine katılmış olan devletlerin konseyde yer alabileceği şartı kabul edildiği için, Çin’in alınmaması gerekiyordu. Antlaşma hazırlanırken, bir yandan da, Almanya’nın askerî işgali, silahsızlandırılması, nazilerden temizlenmesi, savaş suçlularının yargılanması, ülkenin iktisadî kontrolü ve donanmasının galip devletlere teslimi, merkeziyetçilikten çıkarılması. Doğu Prusya’nın S.S.C.B. (Königsberg’i ilhak ediyordu) ile Polonya arasında bölünmesi, Oder-Neisse çizgisinin doğusunda kalan ülkelerin, «geçici olarak» Polonya tarafından işgali, S.S.C.B.’nin alacağı savaş tazminatınm bir kısmını kendi işgal bölgesinden sağlayabilmesi ve Avusturya’nın antlaşma dışı bırakılması öngörülüyordu. Stalin’in Libya üstünde manda ve Boğazlar’da kontrol hakkı isteği reddedildi. Churchill’in batılıları çeviren bir «demir perde»den söz ettiği bu görüşmeler sırasında Bulgaristan ve Romanya konusunda da bazı güçlükler ortaya çıktı. Sonunda, Potsdam bildirisi ile (26 temmuz) Japonya’nın kayıtsız şartsız teslim olmasını isteyen ingiliz-amerikan ültimatomuna S.S.C.B. de katıldı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Potsdam konferansı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTSDAMİYEN
Tarih 06 Haziran 2009
POTSDAMİYEN sıf. ve i. (Potsdam [A.B.-D.] şehir adından fr. potsdamien). Jeol. Kambriyen sistemin üst katına denir. (Postdamiyen, Avrupa’da ve Kuzey Amerika’nın doğusunda olenus türünden, Kuzey Amerika’nın batısında ise dicellocephallus türünden trilobitlerle nitelenir.) [L]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTSDAMİYEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİQUERİA
Tarih 06 Haziran 2009
PİQUERİA i. Bileşikgillerden bitki cinsi; Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişir. (Bu bitkinin bütün türleri dibi odunlu veya odunsuz otsu bitkilerdir; yaprakları karşıt, çiçekleri demet veya bürçük halinde bileşik ve beyaz renklidir. Meksika’da yetişen Piqueria trinervia kışın çiçek açar.) [L]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİQUERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ TARİH
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ TARİH
Portekiz milletinden önce
Ülkeye tarihin başlangıcında Kartacalılarla yakınlığı olan kabileler yerleşti (M.ö. III. yy.); bu kabilelerin başlıcası, II. yy. boyunca ve I. yy.ın ortasına kadar Romalılarla savaşan Lusitania’lılardır. Augustus’un kurduğu Lusitania eyaletinin sınırları Portekiz’in bugünkü sınırlarından oldukça farklıydı. Eyalet V. yy.da Alanlar ve Süevler, daha sonra da Vizigotlar tarafından işgal edildi. 711′de başlayan müslüman hâkimiyetini, Porto bölgesini işgal eden Asturia kralı Alfonso III (869-910) ve Duero ile Mondego arasındaki toprakları alan (1064) Castilla kralı Fernando I sarstılar.
ortekiz krallığının kuruluşu, Bourgogne hanedanı
Tajo’ya sefere çıkan Leon kralı Alfonso VI, Portekiz kontluğu’nu (Porto bölgesi) evlilik dışı kızı Teresa’nın kocası Bourgogne’lu Henri’ye verdi; böylece bu arazi aynı lehçenin konuşulduğu Galicia’dan ve yarımadanın geri kalan kısmından sunî olarak ayrıldı (1097); Henri, Braga’yı piskoposluk haline getirerek (1104), Portekiz’i dinî alanda Castilla’nın hâkimiyetinden kurtardı; ama müslümanların Lizbon ve Santarem’i işgal etmelerini engelleyemedi, ölümünde (1114) karısı Teresa iktidarı ele geçirdi ve üvey kızkardeşi Castilla kraliçesi Urraca ile savaştı. Castilla’da Urraca zamanındaki karışıklıklar, kontluğun Castilla’ya bağımlılık ilişkilerini gevşetti. Kraliçenin Galicia’lı kont Fernando Peres de Trava ile sevişmesine ve metbu olarak Castilla’lı Alfonso VII’ye başvurmasına kızan soylu sınıf, Henri’nin oğlu Alfonso I Henriques (1128-1185) yönetiminde ayaklandı. Alfonso I, Castilla’lıları Guimaraes yakınında, Sao Mamede’de ezdi (1128), Portekiz’i fiilî bağımsızlığa kavuşturdu, «Portekizliler kralı» unvanını aldı (1139) ve birkaç ay sonra müslümanları Ourique’de yendi (1139); 1143′te önce papanın, sonra imparator Alfonso VII’nin (Castilla kralı) metbuluğunu kabul ederek kendini Portekiz kralı olarak ilân ettirdi.
Portekiz, müslümanları çekilmeğe zorlayarak güneye doğru genişlemeğe devam etti. Coimbra’yı başkenti haline getiren, Mondego ve Tajo arasına templier ve hospitalier tarikatı şövalyelerini yerleştiren Alfonso I Henriques, 1147′de Sintra, Santa-rem ve Lizbon’u aldı, 1158-1166 arası Alentejo’yu işgal etti. Kısa süre içinde portekizlileşen ispanyol santiago ve calatrava tarikatlarına dayanan ve müslümanları güneyden uzaklaştırmak için Kudüs’e giden haçlıları yolundan saptıran halefleri, fetih seferlerine devam ettiler. Aslında, Alfonso II’nin (1211-1223) portekizli birliklerinin katıldığı Muvahhidîlerin Los Navas de Tolosa bozgunundan (1212) sonra hızlanan fetih, Alfonso III zamanında (1248-1279), Algarve’nin almmasıyle tamamlandı (1249). Müslümanların ve yahudilerin 1497′ye kadar yaşamağa devam ettiği fethedilen topraklar, yalnız kuzeyden gelen ve porto lehçesini yayan kolonlar tarafından değil, gerek laik, gerek din adamı yabancılar tarafından da değerlendirilmeğe başlandı, özellikle Sancho I zamanında (1185-1211) gelen birçok göçmen daha önceki derebeyliklere bağımlı olmayan merkezlerde toplandı ve hükümdardan imtiyaz fermanları elde etti.
Portekiz’in XII. yy. ortasında toprak bütünlüğünün tamamlanması anayasal kurumların tamamlanmasıyle aynı tarihte gerçekleşti; XI. yy.dan beri soydan geçen monarşi, iktidarın fiilî hâkimiydi; ama kralın Vizigotlar zamanındaki seçimle işbaşına gelme dönemini hatırlatan halkın onayı usulünün uygulanması, corteslerin kurulmasıyle sonuçlandı; bilinen ilk cortes’ler henüz sadece rahip ve soylu sınıfının temsil edildiği (1212) ve portekiz kanunlarının ilk unsurlarını hazırlayan Coimbra cortes’leridir. O tarihe kadar krallık otoritesi ancak çok zengin rahip sınıfının imtiyazlarıyle ve topraklarında yargılama yetkisini ve vergi toplama hakkını elde eden soylu sınıfın birkaç imtiyazıyle sınırlıydı; kralın yetkisi, en güçlü unsurları yıllık belirli bir askerlik hizmetiyle yükümlü olan ve savaş zamanında önceden tespit edilmiş miktarda asker vermek zorunda olan etkili bir derebeylik sisteminin kadroları arasına sızmıştı. Ama derebeyliğin ve rahip sınıfının gelişmesi Alfonso II’yi kaygılandırdı; Alfonso, babasının kançıları Juliao’nun yardımıyle bütün mülkiyet unvanlarını kontrol ettirerek (inquiroçoes) ve amortizaçao ile rahip sınıfının gayrimenkul sabihi olmasını yasaklayarak derebeyliğe ilk darbeyi vurdu. Fakat Sancho II’nin (1223-1248) yeteneksizliği ve bunun yol açtığı anarşi, rahiplerin ilerigelenlerinin papaya başvurarak Sancho’nun tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Alfonso III’ün getirilmesini istemelerine sebep oldu; Boulogne kontesiyle evli olan Alfonso III tahta çıkmasına karşılık kilisenin haklarına saygı göstermeğe söz verecekti (Paris antlaşması, 1245). ülkenin kuzeyine çekilen Sancho, Castilla’nın desteğine rağmen sonunda Toledo’ya sığınmak zorunda kaldı (1298).
Bunun üzerine Alfonso III Portekiz kralı ilân edildi; ama Paris antlaşmasının maddelerini uygulamayı reddetti ve rahip sınıfının haklarını daha da kısmakla kalmayarak Leiria cortes’inde (1254) ilk olarak şehirlerin temsil edilmesine izin verme yoluyle derebeylerin XIII. yy. başında kazandıkları imtiyazları kaldırmak için burjuvalara dayandı. Bu yeni sosyal sınıfın
«kraliyet curie’sine» (görevleri ayrılmağa başlamıştı ve en iyi öğrenim görmüş üyeleri
[kanun adamları] kralın imtiyazlılara karşı hazırlanan ordenoçoes’leri uygulamasına yardım ediyorlardı) girmesine imkân verdi. Coimbra üniversitesini kuran (1290-1308) ve porto lehçesini millî dil haline getiren Deniş zamanında (1279-1325), krallık yetkilerini artırma siyaseti burjuvazi tarafından desteklendi; buna karşılık burjuvazinin iktisadî faaliyetleri teşvik edildi. XII. yy.dan sonra portekizli tüccarlar, Brugge ve Londra’ya giderek, balık, tuz, şeker, yağ, deri sattılar. Denis’in vârisleri eserini devam ettirdiler. Alfonso IV (1325-1357) ve Pedro I, özellikle soylu sınıfın imtiyazlarını kısarak ve papalık kararnamelerinin kralın onaylaması olmadan yayımlanmasını yasaklayarak adaleti yeniden teşkilâtlandırdılar.
Ayrıca ülkenin denizaşırı genişleme siyaseti Fernando I (1367-1383) zamanında güçlendi; hükümdar XIV. yy.da, Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Portekiz’de de patlak veren iktisadî buhranı atlatmak için, armatörlere kraliyet ormanlarının kerestelerini bedelsiz vermeğe, ama sigorta sistemini beslemek için gemilerin yüklerinden vergi almağa karar verdi; ayrıca, işletilmeyen topraklara elkoyma kararını alarak mülk sahiplerini tarlalarını ekmeğe zorladı (1875) ve aylakları zorla çalıştırdı.
Aviz sülâlesi ve deniz hâkimiyeti
Fernando’nun ölümünde tek kızı Beatriz’-in Fransa’nın müttefiki Castilla’lı Juan I ile nişanlı olması, tehlikeli bir veraset buhranına yol açtı; bu buhran sırasında Castilla hanedanının tahta çıkmasına taraftar olan soylularla, millî bir prensin yetkisi altında Portekiz’in bağımsızlığını korumağa kararlı olan burjuvazi açıkça çatıştı (1383-1385). Yüzyıl savaşları Iberik yarımadasını da etkileyince, ingiltere, Portekiz tahtına Pedro I’in evlilik dışı oğlu ve Fernando’nun üvey kardeşi olan aviz tarikatı başkanı Juan’m geçmesini destekledi; Coimbra cortes’leri bu adaylığı onayladı (1385). Juan I ve başkumandanı Nuno Alvares Pereira, Castilla’lıları Aljubarrota’da ingiliz paralı askerlerinin yardımıyle yenerek (1385) Portekiz’in bağımsızlığını sağlamlaştırdılar; bağımsızlık 1411′de Castilla ile imzalanan barışla ve İngiltere ile yapılan ittifakla onaylandı;
Juan I’in 1387′de Lancaster’li Philippa ile evlenmesi İngiltere ile yapılan ittifakı daha da pekiştirdi.
Buhran yeni kralın, cortes’lerde ağır basmağa başlayan burjuvalara dayanarak soyluların isteklerini sınırlamasına imkân verdi. Cortes’in yetkileri XV. yy.da Alfonso V’in saltanatı başında naip Coimbra dükü Pedro’nun teklifi üzerine çıkarılan «Alfonso kararnameleri» ile belirlendi.
Portekizliler yeni topraklar keşfine ve işletilmesine Joao I zamanında (1385-1433) başladılar; ama bu işletmelerin tarihini milliyetçi efsaneler gölgelemiştir. Bütün bir milletin çabasını yansıtan XV. yy.daki tehlikeli yolculuklar uzun bir bilimsel araştırma (Alfonso X ile İber Yahudilerinin astronomi cetvelleri) dönemi ve gemi yapımının gelişmesi (kıç dümeni; 1439-1440′ta ilk kadırganın yapılması) sayesinde gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, önemi çağlara göre değişen birçok sebeple açıklanır: Portekiz’in nispî kalabalıklığı; kıtada güçlü Castilla’nın zararına bir genişleme siyaseti gütmenin imkânsızlığı; buğday, balık, deri ve boya maddesi sıkıntısının artması; şekerkamışı tarımına uygun yeni ülkelerin araştırılması; Algarve’de kurulan şeker değirmenleri için zenci köle ihtiyacı; batı ile mübadeleleri güçleştiren altın sıkıntısı.
Yönetici sınıflar çok değişik teşebbüslere girişmelerine rağmen başlangıçta anlaşmış gibi görünüyorlardı. İktisadî buhranın iflâs ettirdiği şövalyeler Fas’ta Septe limanını işgal ettiler (1415); burjuvalar Madera takımadalarının (1418′den sonra) ve Asor adalarının (1432′den sonra) sömürgeleştirilmesini ve altın ülkesine ulaşmak amacıyle Afrika kıyılarının keşfini teşkilâtlandırdılar; Bojador burnu aşıldı (1434)) ve Rio de Oro’ya ulaşıldı (1436). Kral Edoardo’nun güçsüzlüğünden (1433-1438) yararlanan soylular, Fas’a savaş açılmasını kabul ettirdiler. Tanca önündeki bozgun (1437) ve kral Alfonso V’in (1438-1481) henüz ergen olmaması Coimbra dükü Pedro’yu ön plana geçirdi; cortes, naipliği yengesi kraliçe Aragon’lu Eleonora yerine (1440) Pedro’ya verdi. Pedro, burjuvaların çok işine yarayan barış içinde genişleme siyasetini yönetti; Madera ve Asor adaları önce buğday tarlaları, sonra şekerkamışı işletmeleriyle örtüldü; gezginler Sahra kıyısını aştılar ve daha elverişli ticaret ilişkileri kurdukları zenciler ülkesine ulaştılar; 1447′de ilk portekiz altın lirası cruzado basıldı. Ama derebeylerin kışkırttığı genç kralın tutumu yüzünden naip isyan etti ve Alfarrobeira’-da öldürüldü (1449);
o tarihten sonra, o güne kadar yapılan işler, bu kavgaya karışmamak ihtiyatlılığını gösteren kardeşi Henrique’ye (Gemici denir) mal edildi. Fas’a karşı tekrar savaş açılarak Alcazarseguer (1438), Tanca ve Arzila (1471), Safi (1508), Azemmuz, Mazagan alındı; buna karşılık Castilla’lılar bu sefer Magrıp’a doğru değil doğuya doğru (Oran ve Tlemsen bölgesi) yayılmağa başladılar. Ama güneyle ticaret öyle kazançlıydı ki (altın, köle, fildişi, zamk), yalnız özel teşebbüsün bile sürdürülmesine yetiyordu. 1469′da bu ticaret Fernao Gomes’te yılda 200 000 reis ödenmesi ve her yıl kıyıda Sierra Leone’nin ötesinde 400 km’nin işletilmesi şartıyle sağlamlaştırıldı. 1474′te bu imtiyaz, tacın vârisi prens Joao’ya geçti. Krallığın artık iki hedefi vardı: Batı’daki toprakları ve adaları taramak; Afrika’nın güneyinden Hindistan’a bir denizyolu bulmak. Batı’da 1456′ya doğru bulunan Cabo Verde adaları ve Asor adaları Portekizlilerin Newfoundland ve Brezilya kıyılarına (bu yolculuklardan yararlanan Kolomb’dan önce) yaptıkları yolculukların hareket üssü oldu. Afrikada 1471′de yapılan yolculukla Sao Tome ve Annobon (Ano Bom) bulundu ve ekvator aşıldı.
Kendinden önceki krallar gibi, Castilla’nın güçlenmesinden çekinen kral Alfonso V, son yıllarında Henrique IV’ün (öl. 1474) gelecekteki vârisi Castilla’lı Juana ile evlenerek (1455) bu krallıkta söz sahibi olmağa çalıştı. Oğlu Joao II (1481-1495) soyluları sindirmeğe karar vererek Braganza (1483) ve Viseu (1484) düklerini idam ettirdi, keşif seferlerini ve bulunan toprakların işletilmesini teşkilâtlandırdı. Diego de Azembuja Gine’de (bugün Gana) sonraki seferlerin iskelesi haline gelen Sao Jorge de Mina kalesini kurdu (1482). 1482′den sonra Diego Cam, Zaire’ye (Kongo) ve Angola’da Santa Maria burnuna portekizli padroes’ler (topraklara elkonulduğunu gösteren kolonlar) yerleştirdi. Pero da Covilha, Hindistan’a çıktı ve Habeşistan’a gitti, Bartolemau Dias, Fırtınalar burnunu (bugün ümit burnu), Hint okyanusunu buldu (1487). Ama Portekiz kralının gemi vermeyi reddettiği Kolomb, Castilla kralı hesabına yaptığı ilk yolculuktan (1492-1493) dönerek Hindistan’a batı yolundan ulaştığını bildirdi. Joao II, doğu yolunun üstünlüğüne inanmağa devam ettiyse de papa Alexander 1493′te bir fermanla Portekiz’in denizlerde sefer hakkını Cabo Verde adalarının 400 km doğusundan geçen bir hatla sınırladı; ama esrarlı Batı adaları hayalinden vaz geçmeyen Portekiz, sınırı Cabo Verde adasının 1 480 km batısına naklettirdi (Tordesillas antlaşması, 1494). Talihli Manuel I zamanında (1495-1521), Vasco da Gama o tarihe kadar uzakdoğu ticaretini elinde tutan müslüman tacirlerin engellemelerine rağmen Hindistan’a ilk olarak denizden gitmeyi başardı.
Gemi ve toplarının üstünlüğünden yararlanan Portekizliler müslümanların ticaretini iflâs ettirdiler ve birkaç yıl içinde boğazlardaki kaleleri ele geçirerek Hint okyanusuna hâkim oldular: Vasco da Gama Kalküta’yı topa tuttu (1502); Koçin, Cannanore ve Quiloa genel valiliğine tayin edilen Francisco de Almeida, Afrika kıyısında kaleler inşa ettirdi, mısır donanmasını Diu’da batırdı (1508); Albuquerque 1507 -1515 arasında Socatora, Maskat, Goa, Malakka ve Hürmüz’ü ele geçirdi. 1509′da Malakka’ya varan Portekizliler baharatın daha doğudaki Molük adalarından geldiğini öğrenerek 1512′ye doğru orada bir ticaret acentası (Amboina) kurdular. Macellan’ın bütün çabalarına rağmen (1521), takımadaları Zaragoza antlaşmasından sonra Portekiz ele geçirdi (1529). Portekizliler Asya imparatorlukları ve pazarlarının keşfini Siyam, Kamboç, Day Viet ve Çin’e (1514 veya 1517) ayak basarak tamamladılar (Makao’nun Portekiz’e bırakılması 1557) ve Japonya’ya ulaştılar (1557). O tarihten sonra «kıta ve kıtaötesi Portekiz kralı, Afrika’da, Gine senyörü, Habeşistan, İran, Arabistan ticaretinin, fethinin ve seferinin hâkimi» unvanını taşıyan ve Goa’da bir genel valiyle temsil edilen hükümdar bu keşiflerin kârını kendine ayırmayı düşünüyordu; uzak deniz ticaretinin kontrolünü bir rejiye bıraktı: Casa da Guinea; reji 1452-1483 arası Casa da Guinea e Mina adını aldıktan sonra 1499′da Casa da İndia e da Guinea şirketine katıldı. Filolar halinde birleşen gemiler Lizbon’dan Paskalya yortusunda yola çıkıyor ve muson sayesinde eylül ayında Kaliküt, Koçin veya Goa’ya ulaşıyordu; bu limanlardan kalkan başka gemiler, Malakka ve Ternate’ye gidip baharat yüklüyor, sonra da başka gemiler bu baharatı Japonya, Çin ve iran’a götürüyor, o arada da avrupa tekniğinin son buluşlarını (saat, arkebüz, top), Lizbon’da kurulan metalürji sanayiinin ürünlerini o ülkelere taşıyorlardı. Filo geri dönüşte Portekiz kralına asya baharatını, adaların şekerini ve zenci köleler getiriyordu.
Portekiz’in denizler ötesinde kalelerden başka toprakları yoktu. Ama Portekizlilerin faaliyeti sadece ticarî değildi; cizvitlerin misyon faaliyeti ve yerlilerin zorla hıristiyanlaştırılması Uzakdoğu’da birçok hıristiyan topluluğunun kurulmasıyle sonuçlandı ve Çin ile Japonya’nın hıristiyanlaştırılmasını hazırladı; avrupa medeniyeti Portekizliler aracılığıyle Kongo krallığından Japon imparatorluğuna kadar, değişik çevrelere sızdı.
Yolculukların uzunluğu, deniz kazaları, donanmaların yarıya yakınını yok eden türklerin hücumları, asker ve tayfalara ödenen ücretler, gelen ürünlerin Avrupa’da yeniden dağıtımını yapan Anvers’lilerin ve hansalıların istekleri, Portekiz kralının kârını çok azaltıyordu. XVI. yy. başındaki ilk coşkunluk geçtikten sonra Lizbon sarayı Uzakdoğu ile ilgisini gevşetti, Fas’taki topraklarını bırakmağa (Tanca, Septe, Azemmur ve Mazagan dışında) başladı ve daha yakındaki Atlas okyanusuna döndü. Hemen hemen bir portekiz tekeli haline gelen şekerkamışını yetiştirmek için adalar (Madera, Asor, Cabo Verde, Sao Tome adaları) kâfi gelmiyordu; buna karşılık Pedro Alvares Cabral’in 1500′de Portekiz toprağı ilân ettiği «Brezilya ormanı» şekerkamışı tarımı için çok büyük imkânlar sağlayabilecekti. Brezilya’yı fransız korsanlarına kaptırmak istemeyen Joao III’ün emri üzerine Martim Afonso de Sousa, Sao Vicente’den başlayarak ülkeyi sömürgeleştirmeğe koyuldu (1532). Brezilya’daki plantasyonlar Gine’deki, sonra XVI. yy.ın ikinci yarısında Angola’daki köle ticaret acentalarına yeni imkânlar sağladı; köle ticareti yapan tek ülke olan Portekiz, kolonilerini ve İspanyol Amerikası’nı köleyle doldurarak uzakdoğu ticareti için gerekli parayı sağladı. Ekonominin yanı sıra hamle yapan fikir ve sanat hayatı Joao III (1521-1557) zamanında en parlak dönemini yaşadı; papadan, cizvitlerin Portekiz’e yerleşmesi (Evora’da üniversitelerini kurdular) iznini alan kral, Lizbon üniversitesini de Coimbra’ya nakletti (1537). Ressam Nuno Gonçalves’in koruyucusu hümanist Alfonso V (1438-1481) sayesinde kültür, afrika ve asya medeniyetinin etkisiyle gelişti (Manuel üslûbu). Camoes’in Os Lusiadas’ı Vasco da Gama’nın başarılarını dile getirir. Reform’un hemen hemen hiç etkisinde kalmayan fakat büyük bir papaz sıkıntısı çeken din, Cizvitler ve yahudilerle Hıristiyanlığı benimsemek istemeyen müslümanları yakmak isteyen Engizisyon ile hâkimiyetini sürdürüyordu.
ispanya ile birleşme (1580-1640)
öteden beri Castilla’nın genişlemesinden çekinen Portekiz kralları evlenmeler yoluyle iki sülâlenin kendi lehlerine birleşmesini hazırlamışlardı. Ama önce Aviz sülâlesi söndü: hâlâ haçlı seferlerine çıkmayı hayal eden kral Sebastiao (1557-1578), Alkaçar-Quivir’de Faslılar karşısında bozguna uğradıktan sonra ortadan kayboldu. Ailenin son temsilcisi olan halefi kardinal Henrique 1580 ocağında öldü. Crato başpiskoposu dom Antonio’nun hak iddiasına rağmen, portekizli prenseslerin oğlu ve torunu olan ispanya kralı Felipe II’nin ordusu Portekiz’i ele geçirdi ve Felipe II Santarem’de kral ilân edildi. Aslında iki taç sadece tek kralın şahsında birleştiğinden ilhak tam değildi ve Felipe II Portekiz’in hürriyetlerine saygı göstermeğe söz vermişti.
Daha sonra, ispanya’ya kin duyan Portekizliler bu 1580 yılını mutsuzluklarının başlangıcı ve ülkenin gerilemesinin onaylanması saydılar. Gerçekteyse, küçük krallıkta hayat eskisi gibi devam ediyordu; hattâ Portekiz halkı bu birleşme sayesinde ispanyol sömürgelerine sızıyor ve bu sömürgeleri kendi lehine işletebiliyordu. Ne var ki bir süre sonra şartlar değişti: Abbas zamanında İran’ın kalkınması, Hindistan’da moğol imparatorluğunun kurulması ve Japonya’da çoğunluğun yerleşmesi, Portekizlilerin bu ülkelere eskisi gibi söz geçirmelerine imkân bırakmadı. Felipe II, Lizbon baharat pazarını ayaklanan Hollandalılara, düşmanı İngilizlere kapatınca, uzakdoğu yolculuğuna çıkan kuzeyli gemiciler Portekizlilerin yanıbaşına yerleşerek baharat ticareti tekelini Portekizlilere bırakmadılar. Asyalı hükümdarlar, İngilizler ve özellikle Hollandalılar yavaş yavaş uzun bir hat boyunca birbirini takip eden Portekiz acentalarına bir bir elkoymağa başladılar; bununla beraber Portekizlilerin kaybı ancak 1640′tan sonra ispanyol donanmasının himayesi ortadan kalkınca çok büyük oldu. Birleşme döneminde Portekiz’in zararı sadece Doğu’da ancak Molük adalarındaki tekelinin bölüşülmesi, Amboina (1605) ile Hürmüz’ün (1622) kaybı ve Japonya pazarlarının kapatılmasıydı. 1642′ye kadar Makao-Manila-Acapulco-Veracruz-Sevilla yolu sayesinde Uzakdoğu ile ilişkilerini muhafaza edebildi.
Brezilya’nın sömürülmesi ve Portekiz
Hollandalılar Brezilya’ya (1630), Afrika köle acentalıklarına (Sao Tome, Sao Paolo de Luanda) [1641] yerleşince, Portekizliler bu durumun sorumluluğunu İspanya’ya yüklediler. Sonra da Katalonya’da patlak veren isyanı fırsat bilerek ve Fransa başbakanı Richelieu’nün dolaylı desteğinden yararlanarak 1640′ta ayaklandılar, bazı hükümet üyelerini (bu arada Vasconcelos) öldürdüler ve Braganza dükünü Joao IV adiyle (1640-1656) kral ilân ettiler. Hollandalıları önce Afrika’daki ticaret merkezlerinden (1643-1648), sonra Lizbon sarayı lehine ayaklanan Brezilya’dan (1657) çıkarmayı başardılar, buna karşılık Asya’daki birçok mevkii kaybettiler (Malakka [1641], Maskat [1650'ye doğr.]; Tidore [1657]; Koçin [1663]; Seylan [1638-1658].
Portekiz monarşisi Tanca, Azemmur ve Bombay’ı kendisini Hollandalılara karşı koruyan ingilizlere bıraktı. Uzun ve masraflı bir savaştan sonra portekiz soylularının önemli bir kesiminin desteğine rağmen ispanya, yeniden fethetmeyi başaramadığı, hattâ bazen ordularının istilâsı altında kaldığı komşu devletin bağımsızlığını Septe’nin kendine bırakılması karşılığında (Lizbon antlaşması, 1668′-de imzalandı) kabul etmek zorunda kaldı. Portekiz o tarihten sonra ispanyol kültüründen uzaklaştı: castilla-portekiz dillerinin birarada kullanılması ortadan kalktı; önce fransız edebiyatının, sonra fransız felsefesinin etkisi arttı. Tehlikeli bir monarşi buhranı (1667′de Alfonso VI’nın [1656-1683] Asor dağlarına sürülmesi; Pedro II’nin önce naiplik [1667-1683], sonra krallık dönemi [1683-1706]) ve bir Colbert’cilik denemesinden sonra Portekiz, iktisadî bakımdan ingiltere’ye bağlandı: İspanyol veraset savaşı dolayısıyle (Pedro II önce Anjou’lu Philippe, sonra arşidük Kari lehine savaşa müdahale etti ve Madrid’i bir süre işgal altında tuttu [1705]) imzalanan lord Methuen antlaşmasıyle (1703), madera ve porto şarapları ingiliz pazarına ayrıldı; buna karşılık ingiltere, artık sadece tek tip üzüm tarımıyle uğraşacak olan Portekiz’de, yünlü kumaş ve buğdaylarını serbestçe satabilecek ve Brezilya ticaretine iştirak edecekti.
Ayrıca Hindistan’da, Doğu Afrika’da, Zan-zibar’da, Mombasa’da (1698) ticaret acentalarını (1698), Batı Afrika’da bazı adaları (Annabon, Fernando Poo, 1778) terkeden, Fas’ı elden çıkaran (Mazagan, 1769), millî ekonomiyi canlandırmaktan vaz geçen Portekiz monarşisi, Tordesillas antlaşması ile ispanya’ya verilen toprakları terkederek batıya uzanan Amerikan sömürgesini işletmeğe koyuldu. 1696′da Minas Gerais’te bulunan altın (XVIII. yy.da Portekiz’e 983 ton sevkedildi), elmas ticareti (1728′de Diamantina kuruldu) sağlayacağı gelir bakımından, Antiller’in gelişmesiyle Portekiz’in tekelini kaybettiği, ama hâlâ çok sayıda zenci köleye ihtiyaç duyan şeker, tütün ve kakao ticaretinden daha üstündü. Ayrıca Brezilya ispanyol sömürgeleriyle kaçakçılığa dayanan ticaretin sürdürülmesine imkân verdiği için Portekiz rio de la Plata bölgesindeki Sacramento bölgesini elden çıkarmamakta direniyordu. Bu kale sonunda 1778′de, XVIII. yy.da Portekiz’in istemeden sürüklendiği birçok ispanyol-ingiliz savaşından biri sırasında kaybedildi.
Joao V’in (1706-1750) oğlu Jose (1750-1797), 1770′te Pombal markiliğine yükseltilecek olan Carvalho e Melo’yu hükümetin başına getirdi. Sert bir polis rejimini uygulayan ve bir çeşit aydın zorbalık denemesine girişen Pombal, Kilisenin Portekiz üstündeki hâkimiyetini azalttı; derebeylerini sindirdi ve cizvitleri uzaklaştırdı, manastırları kapattı; Lizbon’un 1755 depreminden sonra yeniden kurulmasını sağlayan Brezilya’nın altını, Lizbon ile Brezilya arasında nakliyat yapan imtiyazlı şirketlerin kalkınması, Alto Duero Şarap şirketinin, dokuma sanayiinin v.b. kalkınmasına harcandı. Ama Pombal, Portekiz’i iktisadî bağımsızlığa kavuşturmayı başaramadı. Jose’nin kızı ve vârisi Maria I’in (1777-1816) tahta çıkar çıkmaz bakanı görevinden almasıyle birlikte reform anlayışı ve Fransa’nın edebî etkisi ortadan kalktı; 1792′de bunayan kraliçenin yerine oğlu (sonradan Joao VI adım aldı) geçti. Portekiz 1793′te Devrim Fransası’na savaş açtı.
Fransızların bütün ısrarlarına rağmen, ispanya, ingiliz ticaretinin üssü olduğu için, Portekiz’i işgale yanaşmadı. Bunun üzerine 1807′de fransız generali Junot, Lizbon’a girdi. O arada kral ailesi bir gemiyle Rio de Janeiro’ya kaçmıştı. Portekizliler mayıs-haziran 1808′de fransız işgalcilere karşı ayaklandılar. Portekiz’e ayak basan Wellesley (1 ağustos 1808), Junot’yu Sintra’da teslim aldı (30 ağustos 1808). Kadrosu ingiliz subaylarla takviye edilen portekiz ordusu güçlü Torres Vedras tabyalarının arkasında Fransa’ya karşı savaşa karıştı. Soult (1809) ve Massena’nın (1810-1811) hücumlarının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Portekiz Fransızlardan kesinlikle kurtuldu.
Portekiz’in gerilemesi
Bir krallık haline getirilen Brezilya’da kalmayı tercih eden Joao VI (1816-1826), Portekiz hükümetinin yönetimini naibe ve ordu kumandanı general Beresford’a bıraktı, ispanya’yı örnek alan Porto’da bir askerî ayaklanma mutlakıyetçi rejimi devirdi (ağustos 1820). 1821′de toplanan cortes’ler, Engizisyon’a son verdiler ve kralın ülkeye dönmesini istediler. Lizbon’a dönen ve liberal bir anayasa çıkaran (eylül 1822) Joao VI, liberallerin oyuncağı oldu. Cortes’lerin beceriksiz tutumundan yararlanan Joao VI’nın oğlu Pedro kendini Brezilya kralı ilân etti. Joao VI’nın ikinci oğlu Miguel, mutlakıyet idaresinin yeniden kurulmasında babasına yardımcı oldu; ama Joao VI, Canning’in öğüdü üzerine elde ettiği zaferden yararlanmağa kalkışmadı ve 1825′te Brezilya’nın bağımsızlığını kabul etti. Hükümdar ölünce, Brezilya kralı Pedro I (Portekiz kralı Pedro IV), yedi yaşındaki kızı Maria II’yi kraliçe ilân ederek dayısı Miguel’e nişanladı; sonra 1826 Anayasasıyle Portekiz’e iki meclisli bir rejim tanıdı. Canning’in himaye ettiği genç kraliçeyi uzaklaştıran (1828) Miguel, kendini kral ilân etti ve korkunç bir baskı rejimi kurdu, ama 1830 Devriminde taraftarlarının desteğini kaybetti. Pedro I, Brezilya’dan ayrıldı (1831), Miguel’e karşı ayaklanan Asor adalarına gitti, sonra Porto’ya geçti (1832); Lizbon’a dönünce (1833), Dörtlü ittifaka Miguel’in kovulmasını kabul ettirdi; Miguel, Evora Monte’de teslim oldu (1834). 1826 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, dinî tarikatlar kaldırıldı, siyasî hayat iki rakip parti etrafında düzenlendi: bir yanda ılımlı anayasacılar; öte yanda da 1822 Anayasasının uygulanmasını isteyen eylülcüler. Kamuoyu meseleyle ilgilenmeyince her grubun kendi tarafına çekmeğe çalıştığı ordu sık sık ayaklanmağa başladı, birçok hükümet darbesine yol açan siyasî çatışmayı yalnız ingiliz etkisi yumuşatabiliyordu. 1852′de çok az vergi verenlere de seçmenlik hakkı tanıyan tek dereceli bir seçim sisteminin kabul edilmesi Portekiz’de seçmenlerin sayısını yüzde 25′e yükseltti; oysa ülke halkının yüzde 80′i okuma yazma bilmiyordu. Parlamento rejimi bir gösterişten ibaretti: seçimleri, krallığı destekleyen ve yönetici sınıfları (yüksek din adamları, subaylar, büyük mülk sahipleri) hoşnut etmek zorunda olan hükümet hazırlıyordu.
Kamu yatırımlarının kötü yönetilmesi iktisadî gelişmeyi yavaşlattı. Kral Pedro V (1853-1861) ve Luis zamanında (1861-1869), birkaç reform yapıldı: kilise mallarının satışa çıkarılması; sömürgelerde köleliğin kaldırılması; Medenî kanunun kabulü (1867). Kamuoyu bütçeyi büyük ölçüde aksatmasına rağmen sömürgelere bağlı kaldı. Lizbon Coğrafya derneği, hükümeti Afrika’nın bölünmesinde Portekiz’in haklarını savunmağa davet etti. Serpa Pinto gibi değerli subaylar 1877′den sonra Angola ile Mozambik arasındaki bölgeleri keşfe çıktılar. Ama Portekiz, Leopoldo II’nin Kongo’da giriştiği harekâtla karşılaştı ve Berlin kongresinden de (1885) ancak sağ kıyıdaki iki kasabayı koparabildi. Bunun ardından Kap’tan Kahire’ye kadar ingiltere’ye bağlı bir hat kurmak isteyen Cecil Rhodes’un teşebbüsleri başladı ve Nyassa’daki bir isyan dolayısıyle İngiltere’nin verdiği ültimatom karşısında Portekiz, Afrika’daki iki sömürgesini birbirine bağlamaktan vaz geçmek zorunda kaldı (1891). Carlos I zamanında (1889-1908), monarşi bütçe sıkıntılarını artıran ve cumhuriyetçi propagandayı kolaylaştıran israfıyle halkın gözünden düştü. Memleketin geri kalmışlığı soyut ve kişisel siyasî ihtirasları daha da kamçılıyordu. Joao Franco’nun bir diktatörlük kurmasına (1906-1908) ses çıkarmayan kral, büyük oğlu ile birlikte sokak ortasında vuruldu. İkinci oğlu Manuel II (1908 -1910), otoriter rejimden vaz geçti ve bir hükümet darbesiyle devrildi; darbe, cumhuriyetçilerin işine yarayan papaz düşmanlığının patlak vermesine yol açtı; 4 ekim 1910′da ayaklanan cumhuriyetçiler 5 ekimde cumhuriyeti ilân ettiler. Devrimci eğilimli sendikalar ve çoğunluktaki kralcılar arasında sıkışıp kalan ve kamuoyu tarafından pek desteklenmeyen aydın cumhuriyetçiler kısa süre sonra otoriter metotlara başvurmak zorunda kaldılar. Bir kurucu meclis, tarikatları dağıttı, kilise ile devlet arasındaki bağları kopardı, askerlik yoklaması ve laik mecburî eğitim sistemlerini koydu, grev hakkını tanıdı. Tam mâ-nâsıyle demokratik olan 1911 Anayasası işleyemez hale gelmişti; kralcı ayaklanmalar (özellikle Porto’da 1919), askerî şiddet tedbirlerinin yanı sıra hükümet istikrarsızlığı, 1919-1926 arası 20 kadar ayaklanmaya ve 40 kadar hükümet değişikliğine yol açtı. Birinci Dünya savaşı sırasında, 1914 eylülünde portekiz sömürgelerine hücum eden Almanya 9 mart 1916′da Portekiz’e savaş ilân etti. Savaş sırasında, müttefiklerin safında yer alması Portekiz’e küçük Kionga idare bölümünden başka bir şey kazandırmadı.
Birlikçi korporatif cumhuriyet
1926 Mayısında general Gomes da Costa, Braga garnizonunu ayaklandırarak parlamento rejimini devirdi; kısa süre sonra Go-mes’in ayağını kaydıran general Oscar Car-mona, 1928 nisanında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, ölümüne kadar (1951′de) yedi yılda bir sürekli olarak tekrar seçildi. 1928′de başkan Carmona’nın maliye bakanlığına getirdiği profesör Salazar 1932′de meclis başkanı oldu.
Salazar, anayasası 1933′te yürürlüğe giren yeni rejimin en kuvvetli adamıydı. Millî İş kanunu (1933) işçileri millî sendikalara yazılmağa zorladı; işverenler gremıVlara (korporasyonlar) bağlandı. 1934′te grev yasaklandı. Para meseleleri uzmanı olan Salazar, bütün gücünü bütçeyi dengeleştirmeğe harcadı ve 1928′de bunu başardı. Portekiz ile Vatikan’ı barıştıran yeni devlet, dış siyasette ölçülü davranmağa dikkat etti. İspanya iç savaşında Franco’dan yana olduğunu belirtti, İkinci Dünya savaşının başında tarafsız kaldı, sonra da Büyük Britanya (1943) ve A.B.D.’nin (1944), Atlas okyanusunu denetlemek için Asor adalarından yararlanmalarına izin verdi. Savaş sonrasında huzursuzluk arttı. 1949′da hükümet serbest seçimlerin yapılacağını ilân etti, ama Carmona’ya karşı çıkarılan kukla bir aday önce büyük bir faaliyet gösterdi, fakat kampanyasının baltalandığını ileri sürerek seçimden önce çekildi. Aynı olay 1951′de, ölen Carmona’nın yerine general Francisco Higino Craveiro Lopes geçince tekrarlandı; resmî aday amiral Americo Tomas’m seçildiği 1958 seçimlerinde muhalefet adayı general Humberto Delgado oyların yüzde 25′ini topladı. Delgado 1959 ocağında Brezilya konsolosluğuna sığındı, sonra yurt dışına kaçtı. Porto piskoposu A. Ferreira Gomes’in Portekiz’e dönmesi yasaklandı (şubat 1960). O tarihte Delgado ile ilişki kuran yüzbaşı Galvao’nun Santa Maria gemisine elkoyması bütün dünyanın dikkatini Portekiz rejimine çekti. 13 Nisan 1961′de Salazar üç bakanın istifa ettiğini ve kurmay başkanı ile iki askerî bölge kumandanının görevlerinden alındığını açıkladı. 1 Ocak 1962′de Beja’da patlak veren bir ayaklanma hemen bastırıldı; 1962 mayısında yeni ayaklanmalar oldu.
Çok geniş sömürgeleri olan Portekiz bu yönde de güçlüklerle karşılaştı. Hindistan, Portekiz sömürgelerinin (Goa, Diu. Damao) kendisine iadesi için görüşme teklifinde bulundu, fakat Portekiz bu teklifi resmen reddetti (1953); 1955′te iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesildi. 17 Aralık 1961′de hint birlikleri Portekiz sömürgelerini işgal ettiler; direnme kısa süre içinde kesildi. 1955′ten beri Birleşmiş Milletler teşkilâtı üyesi olan Portekiz, 1961 şubatında ayaklanmalar olan Angola konusunda milletlerarası kurulun kendisine karşı karar almasını önleyemedi. Bugünkü siyasetin başlıca özelliği denizaşırı bölgelerdeki (Angola ve özellikle Mozambik) bağımsızlık hareketlerine karşı, Portekiz hükümetinin tutumunun sertleşmesidir. Bütçenin yüzde 40′ı, millî savunmaya ayrılır, öte yandan askerlik hizmeti süresi on sekiz aydan dört yıla çıkarılmıştır ve gençlerin yurt dışına göçmesi kontrola bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilâtının Güvenlik konseyi portekiz sömürgelerinin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkı üstünde dururken, Lizbon bu sömürgelerin birer «denizaşırı il» olduğu için doğrudan doğruya kendi yargı sistemine bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu tutum afrika devletlerinin çoğunu Portekiz aleyhine çevirdi.
içte, Salazar hükümeti korporasyoncu ve^ birlikçidir; özellikle her türlü komünist veya ilerici harekete karşı bir siyaset güder. Başkanlık seçimleri 25 temmuz 1965′te yapıldı. Tek aday bir önceki dönemin başkanı ve Uniao Nacional’in adayı amiral Americo Tomas idi. 13 Karşı oy ve 16 çekimser oya karşı 556 oyla yedi yıl için tekrar seçildi. Portekiz Millî Kurtuluş cephesi başkanı Humberto Delgado’nun öldürülmesi, siyasî atmosferi gerginleştirdi, öte yandan yeni Millet meclisi seçimleri (130 üye) yaklaşıyordu. Hıristiyan demokratların desteksizlik yüzünden seçim mücadelesine katılmaktan vaz geçmesine karşılık, başlıca muhalefet partisi olan Demokratik ve Sosyal Eylem partisi aday göstermeğe karar verdi. Ama hükümete seçim süresi boyunca basın sansürünün kaldırılmasını kabul ettiremeyince adaylarını çekti (18 ekim). 7 Kasımda 130 milletvekili tek listeden (Uniao Nacional adayları) seçildi; halkın yüzde 25′i sandık başına gitmedi. 28 Mayıs 1966′da başkan Salazar, hükümetten ayrılmama kararını açıkladı.
• Sel felâketi. 26 Kasım 1967′de Lizbon dolaylan büyük bir sel felâketine uğradı. 1775 Yılındaki depremden bu yana Portekiz’in uğradığı en büyük tabiî felâket sayılan sellerde 464 kişi öldü, binlerce insan da evsiz kaldı. Şiddetli yağmurların Tajo nehri ve kollarını taşırması sebebiyle meydana gelen sellerden en çok zarar gören bölge Lizbon’un 29 km kuzeyindeki Quintas köyü oldu.
• Salazar’ın hastalanması. 1932 Yılından beri başbakan olan Dr. Salazar, 6 eylül 1968′de beyinde bir kan pıhtılaşması sebebiyle hastahaneye kaldırıldı. O yaz Estoril’deki yazlık evinde koltuktan düşerek başını şiddetle yere çarpmış olan Salazar, bir süreden beri şiddetli baş ağrılarından rahatsızdı. Lizbon’daki Kızılhaç hastahanesinde bir ameliyat geçirdikten sonra sağlık durumu iyileşirken, 16 eylülde bir beyin kanamasıyle komaya girdi.
Salazar’ın komaya girmesi, Portekiz’de bir anayasa krizine sebep oldu. Portekiz anayasası başbakanın ancak ölüm, istifa veya azledilme halinde yenilenebileceği konusunda emredici bir hüküm taşıdığından, Salazar’m işbaşından uzaklaştırılması önemli bir mesele haline gelmişti. 13 Kişilik Devlet konseyi cumhurbaşkanı amiral Tomas’ın başkanlığında toplanarak durumu görüştü. Bu arada hastahaneden, Dr. Salazar’ın yarı felçli durumda bulunduğu ve şuuruna hemen de hiç malik olmadığı açıklandı. Ülkenin daha uzun bir süre başbakansız kalmaması gerekçesiyle amiral Tomas, asker ve sivil liderlerle yaptığı müzakerelerden sonra, anayasal yetkilerini kullanarak Dr. Salazar’ı görevden azletmek zorunda kaldığını açıkladı. Amiral Tomas, başbakanlığa prof. Marcelo Jose Das Neves Caetano’yu tayin ettiğini bildirdi. Prof. Caetano başkanlığında kurulan yeni hükümetin, Dr. Salazar yönetimine göre daha liberal bir siyaset güdeceği intibaını veren ilk kararlarından biri, muhalefet lideri Dr. Mario Soares’in serbest bırakılması oldu. Sosyalist ve demokrat muhalefetin lideri general Delgado’nun esrarengiz şartlar altında öldürülmesinden sonra, onun en yakın arkadaşı ve avukatı olan Dr. Soares, 15 mart 1968′de, kendisine hiç bir suç isnat edilmeden, bizzat Dr. Salazar’ın emriyle tutuklanmış ve Sao Tome adasına sürgüne gönderilmişti.
Yeni hükümet bir yıl sonra, 26 ekim 1969′-da Millet meclisi seçimlerinin yapılmasına da karar verdi. 1968′in yaz aylarında muhalefet, hükümetin izin verdiği ölçüde, faaliyet gösterdi.
16-18 Mayıs 1968′de Avei-ro’da toplanan İkinci Cumhuriyetçi kongre (ilki 1957′de) bir beyanname kabul etti. Sosyalistlerden ilerici katoliklere kadar demokrat muhalefete mensup çeşitli grupları temsil eden İkinci Cumhuriyetçi kongrenin beyannamesinde hükümetten, söz ve düşünce hürriyetinin tanınması, bütün siyasî mahkûmların affedilmesi, siyasî görüşlerinden dolayı işten atılanların görevlerine iadesi, toplanma hürriyetinin tanınması ve milletin temsilcilerini serbestçe seçebilmesini sağlayacak bir seçim kanununun hazırlanması istendi.
Vaat edilen tarihte yapılan Millet meclisi seçimlerini Dr. Caetano’nun iktidar partisi olan Uniao Nacional partisi, meclisteki 130 sandalyenin hepsini almak suretiyle kazandı. 1 Aralık 1969′da toplanan yeni meclisi açış konuşmasında devlet başkanı amiral Tomas, anayasanın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Böylece hükümetin, muhalefet tarafından öne sürülen istekleri olumsuz karşıladığı belirtilmiş oluyordu.
• Salazar’ın ölümü ve son gelişmeler. Portekiz eski başbakanı Dr. Antonio De Oliviera Salazar, 16 eylül 1968′den beri komada bulunduğu hastahanede öldü (27 temmuz 1970). Salazar’ın cenazesi Lizbon’da XV. yy.dan kalma Sao Jeronimo manastırında katafalka kondu; 30 temmuzda da doğduğu köy olan Santa Comba Dao’ya gömüldü.
1970 Ağustosunda hükümet muhalefete karşı yeniden sert bir tavır aldı. 1968′de Sao Tome adasındaki sürgünlük cezası kaldırılan Dr. Mario Soares, Avrupa ve A.B.D.’ye yaptığı geziler sırasında hükümeti tenkit ettiği gerekçesiyle, ülkeyi terk etmek veya tevkif edilmek şıklarından birini seçmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık bir süre sonra hükümet, anayasayı değiştiren bazı
önemli kanunlar çıkardı. Bunlardan biri, basın hürriyetinin kısıtlanması devam etmekle birlikte sansürün kaldırılmasıyle ilgiliydi, öte yandan 1971 ekiminde hükümet Ekonomik ve Sosyal Kalkınma cemiyeti adiyle kurulan cemiyetin faaliyet göstermesine izin verdi.
Bir muhalefet partisinin çekirdeğini meydana getirecek şekilde kurulmuş olan bu cemiyete izin verilmesi, hükümet siyasetinde yeni bir yumuşama belirtisi olarak yorumlandı.
1971 Sonu Portekiz’de meşru muhalefet imkânlarını araştıran demokrat aydın gruplarının dışında, silâhlı gerilla faaliyeti gösteren gruplar türedi. «Silâhlı Devrimci Eylem» adını taşıyan bu gizli teşkilât, Lizbon Merkez postahanesini bombalama, Lük-semburg’daki Portekiz büyükelçiliğini basarak pasaport ve resmî mühürleri çalma, Angola’ya silâh götüren gemi kargosunu tahrip gibi çeşitli tedhişçi faaliyete girişti. Bu gizli tedhiş teşkilâtı, amacının ülkedeki faşist diktatörlüğü devirmek, Angola ve Portekiz’in denizaşırı topraklarında yürütülen sömürgeci savaşa ve ülkedeki emperyalist hâkimiyete son vermek olduğunu belirtti; hükümet, olağanüstü durum ilân etti.
Osmanlı – Portekiz ilişkileri
XV. yy.ın ikinci yansında Memlûk sultanlığı, Mısır ve Suriye yoluyle Batı’ya gönderilen hint mallarından alınan vergileri ağırlaştırdı, yeni liman vergileri koydu, Portekiz’in ticaret hayatı bu yüzden büyük bir buhranla karşılaştı. Transit vergilerinin ağırlığı Portekizlileri Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu arama zorunda bıraktı. Portekiz denizcisi Vasco da Gama, arap denizcisi İbni Macid’in kılavuzluğuyle Hindistan’a giden denizyolunu buldu (1497). Portekizliler, Hindistan kıyılarına yerleştiler. Böylece, Memlûk sultanlığı, en önemli gelir kaynağından yoksun kaldı.
Portekizlilerin yeni hindistan donanması kumandanı Afonso Albuquerque, Maskat ve Horfe-kân’a saldırarak Hürmüz’ü aldı ve Fars körfezini kapattı. Portekiz kralı Manuel, Hindistan’daki müslümanlara baskı yapmağa başladı. Ticaret gemilerine güçlükler çıkardı. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Moha, Cidde, Kuseyr limanlarıyle ticarî ilişkileri olan Gucerat ve Kambay gibi hükümetler, Mısır Memlûk sultanından yardım istemek için Kahire’ye elçiler gönderdiler. Memlûk sultanı Kansu Gavri de, Mekke’nin limanı sayılan Benderi Cidde’yi sur ve burçlarla sağlamlaştırdı; müslümanların koruyucusu olarak deniz kumandanı Emîr Hüseyin ve magrıplı Hoca Nureddin emrinde bulunan bir memlûk donanmasını Portekizliler üstüne gönderdi. Gucerat’taki Diu valisi Melik İyaz’ın kürekli gemilerden kurulu donanmasıyle birleşen memlûk donanması, Albuquerque’in oğlu Lorenzo kumandasındaki portekiz donanmasını 1508′de Hindistan’ın Şaul limanında yendi; fakat hemen harekete geçen genel vali Albuquerque, 1509′da Diu limanında yatan memlûklu donanmasına baskın yaptı; Melik lyas savaştan çekildiği için onları yenilgiye uğrattı. Kuvvetli bir portekiz donanması Benderi Aden’i tehdit etmeğe başladı. Süveyş’te güçlü bir donanma kurmanın gereğine inanan Kansu Gavri, osmanlı padişahı Bayezid II’ye başvurarak ondan anadölu leventlerini Memlûk sultanlığının yardımına göndermesini, kereste, demîr, halat gibi gemi yapımı için gerekli malzeme ile top, barut gibi ateşli silâhlar istedi. Bayezid II yardım kafilesini yola çıkardı. Bu kafile Alaiye (Alanya) yöresinde Rodos (Saint – Jean de Hospitalier) şövalyelerinin baskınına uğradı; fakat anadölu leventleri Süveyş’e gitmeyi başardılar. Memlûklu yazarı ibni iyas, Selman Reis kumandasında Süveyş’e giden 1000 denizci türk ve Portekizlilere karşı girişilen hazırlıklar hakkında bilgi verir. Benderi Cidde beyi Emîr Hüseyin ve türk denizcilerinin çabalarıyle 20 gemilik bir donanma kuran Selman Reis, 1515′te Portekizlilere karşı sefere çıktı. Bu seferde yenilen Selman Reis ile Emîr Hüseyin, ertesi yıl 22 gurâb ve iki kalyondan kurulu bir donanma ile Benderi Aden’i kuşattılar, fakat başarı kazanamadılar ve Benderi Cidde’ye döndüler; gemilerinden bir kısmı Süveyş’e gönderildi. Bu sırada Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından alındığını Öğrenen Selman Reis, bu durumdan yararlanarak Benderi Cidde’ye saldıran Lopo Soares de Albergaria kumandasındaki portekiz donanmasını yenilgiye uğrattı. Sonra Kahire’ye giderek, burada bulunan Yavuz’un hizmetine girdi. Yavuz’un ölümünden sonra Benderi Cidde sancakbeyi Hüseyin el -Turkî ile birlikte Yemen’e gitti. Zebid’i ele geçirdikten sonra Kahire’de bulunan Makbul İbrahim Paşanın yanına gitti ve ona Hint seferinin yararlı olacağını bildirerek Hindistan’ın bellibaşlı merkezleriyle portekiz kuvvetlerinin durumunu gösteren bir lâyiha verdi.
Doğu ticaretinin önemiyle Osmanlı devletine sağladığı çıkarları değerlendiren İbrahim Paşa, bu lâyiha üzerine, eski memlûk donanmasının düzenlenmesi görevini Selman Reis’e verdi. Selman Reis denizci Hayreddin Beyle birlikte baharat ticaretinin merkezi olan Yemen’i aldı (1527). Osmanlılar böylece, Portekizlilerin Kızıldeniz’de ticaret merkezleri kurma çabalarını önlediler. 1524 Tarihli Mısır kanunnamesinden anlaşıldığına göre, baharat ticareti Osmanlılar çıkarına gelişiyordu. Ancak Selman Reis’in Hayreddin Bey tarafından öldürülmesi, bu çalışmayı aksattı; yeğeni Bayramoğlu Mustafa, Hayreddin Beyi öldürerek kendisine bağlı türk denizcileriyle birlikte Gucerat hükümetinin (hint kaynaklarına göre Rumî Nasır Han) hizmetine girdi ve Diu kalesinin Portekizlilere karşı savunulmasında başarı sağladı (1531).
• Hint seferi. Gucerat hükümdarı Bahadır Şah, 1535′te Delhi sultanı Hümayun Şah ile yaptığı savaşta yenilerek Diu kalesine sığındı. Hümayun Şaha karşı Goa’daki Portekiz valisiyle anlaştı. Portekizliler de Diu limanına hâkim tepede bir kale yaptırarak limanı denetimleri altına aldılar. Bunun üzerine hatasını anlayan Bahadır Şah, Portekizlileri Diu’dan çıkarmak amacıyle Kanunî Sultan Süleyman’a başvurdu ve bir ihtiyat tedbiri olmak üzere de hazinelerini Mekke’de güven altına aldırdı. Kanunî de Hindistan ile Akdeniz arasındaki güvenliği sağlamak amacıyle, doğu ticaretini ellerinde bulunduran ve Kızıldeniz’de serbestçe dolaşan Portekizlilere karşı harekete karar verdi. Doğu müslümanlarının koruyucusu olarak Mısır valisi Hadım Süleyman Paşaya Süveyş’te cenovalı mühendisler yönetiminde bir donanma yaptırmasını emretti. Bu hazırlık arasında Bahadır Şahın öldürüldüğü öğrenilince Mekke’de bulunan hazinesi İstanbul’a gönderildi. Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa, 13 haziran 1538′de 20 000 kişi ve 74 gemiden meydana gelen bir donanma ile Süveyş’ten yola çıktı. Kameran ve Babülmendeb’i geçerek Benderi Aden ö-nüne geldi; Portekizliler ile işbirliği yapan Âmir bin Davud’u astırdıktan sonra 4 eylül 1538′de Gucerat kıyılarına geldi. Gokalat (Benderi Türk) ve Kat adlarındaki iki kaleyi alarak eylül başlarında Diu kalesini kuşattı. 20 Gün süren kuşatma sırasında, Portekizliler bütün güçleriyle karşı koydular; osmanlı ordusunda kıtlık çıktı. Yeni Gucerat hükümdarı Mahmud III’ün Portekizliler tarafını tutarak Osmanlılara yiyecek sağlamaması, sıkıntının artmasına yol açtı. Asker, gemilerine çekildi. Bunun üzerine Hadım Süleyman Paşa kuşatmayı kaldırarak Yemen’e döndü. Ertesi yıl bir portekiz filosu, Kızıldeniz’e girdi ve Süveyş’e kadar ilerledi; fakat Osmanlıların karşı koyması ü-zerineı geri dönmek zorunda kaldı. Bundan sonra, Hindistan hedef tutularak, Portekizlilere karşı girişilen deniz seferleri, Batı’daki önemli olaylar yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Kitabı Bahriye yazarı ünlü denizci Pirî Reis’in 1552′de bir donanma ile Süveyş’ten hareket ederek önce Benderi Aden’i, sonra da Hürmüz kalesini Portekizlilerden almak üzere giriştiği hazırlık, Basra beylerbeyi Kubad Paşanın olumsuz tutumu yüzünden sonuç vermedi. Pirî Reis, üç gemiyle Süveyş’e kaçmak zorunda kaldı; merkezden gelen emir üzerine Mısır valisi tarafından öldürüldü (1552). Ertesi yıl Pirî Reis’in yerine hint donanması kumandanlığına getirilen Murad Reis de, Hürmüz boğazı yakınlarında Portekizlilerle yaptığı deniz savaşında yenilince Basra’ya çekildi (1553). Hint seferiyle görevlendirilen galatah kâtip Şeydi Ali Reis, 1554′te, 15 kadırgadan kurulu bir donanmayı Süveyş’e getirmek üzere harekete geçti; fakat 9 ağustosta Hcrfekân ve 25 ağustosta Maskat önünde portekiz donanma siyle yaptığı deniz savaşlarında yenildi; savaştan kalan kadırgalarla yoluna devam ederken fırtınaya tutuldu. Gucerat kıyılarına sürüklendi ve Demen limanı önüne geldiği sırada kadırgalarından üç tanesi karaya oturdu; geri kalan 6 kadırgayı Surat limanına götüren Şeydi Ali Reis, tayfalarından isteyenleri Gucerat hükümeti hizmetine girmekte serbest bırakarak, onunla birlikte gelen 50 kişiyle karadan yola çıktı ve dört yıllık bir yolculuktan sonra Türkiye’ye döndü (mayıs 1557). 1559′da Lahsa beylerbeyi Mustafa Paşanın Bahreyn adasına yaptığı bir sefer de, Portekizlilerin işe karışmaları yüzünden, başarısızlığa uğradı.
Osmanlı devleti, asya müslüman devletlerine karşı takip ettiği siyasete uygun olarak Portekizlilere karşı yardım isteyenlerin yanında yer aldı. Kanunî devrinde Osmanlı devletinden yardım isteyen Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’i desteklemek amacıyle İskenderiye kaptanı Kurdoğlu Hızır Bey kumandasında top ve tüfek gibi ateşli silâhlarla dolu 19 kadırgadan kurulu bir osmanlı donaması 1569′da Sumatra’ya gönderildi. Donanma ile giden türk topçu ustaları, Sumatralılara top dökmesini ve Portekizlilere karşı savaşma kurallarını öğrettiler. Bunların bir kısmı yerlilerle evlenerek Sumatra’da kaldı. Bu arada Portekizlilere karşı girişilen seferlerde uğranılan yenilgilerin sebeplerini araştıran Osmanlı devleti, Kızıldeniz’e uygun gemiler yaptırdı ve Akdeniz donamasının bu denize geçirilmesini sağlamak için Süveyş kanalının açılması görüşü üstünde durdu. Kanal için bir plan hazırlandı; fakat bu plan bir musevî tarafından çalınarak ispanya’ya kaçırıldı.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİPER-CUP
Tarih 05 Haziran 2009
PİPER-CUP [paypırkap] i. (amerikanca k.). Savaş alanını yakından gözetlemek için kara birlikleri tarafından kullanılan, çok hafif, idaresi kolay uçak tipi. (Bu tip uçaklarla donatılmış birlikler, kara ordusu hafif havacılık teşkilâtına bağlıdır.)
— ANSİKL. Ask. havc. Piper Aircraft Corporation tarafından yapılan piper-cup’lar ilk defa İkinci Dünya savaşı sırasında topçu gözlem uçağı olarak kullanıldı. Her gruba iki, yani bir tümene on tane dağıtılan bu uçaklar, radyo aracılığıyle, atış ayarının en iyi şekilde yapılmasını sağlıyordu. Otomobil benziniyle çalışan zayıf bir motorla (100 BG’den az) donatılmış olan piper-cup, çok küçük arazilere bile iniş yapabilir. Silâh ve zırhı olmayan, 3 000 veya 4 000 m’ye kadar yükselebilen bu uçaklar, bataryaların yakınlarında, kısa gözetleme uçuşları için kullanılır. Hava üstünlüğü halinde, piper-cup’lar irtibat uçakları olarak büyük hizmet görür. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPER-CUP hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPPE (Nicholas)
Tarih 05 Haziran 2009
POPPE (Nicholas), amerikalı türkolog (Çiufu, Şandung eyaleti, Çin 1897). Rus asıllıdır. St. Petersburg üniversitesinde doğu dilleri (Türkçe, Moğolca, Mançuca, Tibetçe, Sanskritçe) öğrenimi yaptı (1921). Leningrad (St. Petersburg) üniversitesinde ders vermeğe başladı; aynı zamanda Leningrad Bilimler akademisinde araştırma yaptı. Moğolistan’a, Doğu Sibirya’ya, Özbekistan’a, Kuzey Kafkasya’ya çeşitli yıllarda geziler yaptı. 1942′de, alman ordusu tarafından ele geçirilen Kafkaskaya’ya getirildi; 1943′te Berlin’e gitti. Berlin üniversitesinde profesör oldu. Çağırıldığı Washington üniversitesinde uzun süre ders verdi (1949-1968). Nicholas Poppe’un asıl çalışma alanı altay dilleridir. Moğol, türk ve tunguz dilleri üstüne birçok araştırması vardır. Başlıcaları: Uçebnaya Grammatika Yakutskogo Yazıka (Yakut Dili Grameri) [1926]; Das Jakutioshe (Yakutça) [«Fun-damento»da, 1959]; Vergleichende Grammatik der Altaischen Sprachen (Altay Dillerinin Karşılaştırmalı Grameri) [1960]; Tatar Manual (Tatarca Elkitabı) [1963]; Bashkir Manual (Başkırtça Elkitabı) [1964]; Introduction to Altaic Linguistics (Altay Dilbilimine Giriş) [1965]. (M)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPPE (Nicholas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|