POZNAN eyaleti
Tarih 08 Haziran 2009
POZNAN eyaleti, eski Prusya’da (Almanya) eyalet, doğuda eskiden parçası olduğu Polonya ile sınırlıdır.
Büyük Polonya’nın temeli olan Poznan’a XVIII. yy.dan sonra alınanların kütle halinde göçmesi eyaletin iktisadi gelişmesinde büyük rol oynadı. Polonya’nın parçalanmaları sırasında eyalet yavaş yavaş Prusya’ya bağlandı (1772-1793-1795). Tilsit antlaşmasından sonra Napolyon eyaletin büyük kısmını Varşova büyük düklüğüne kattı (1807). Viyana kongresiyle Poznan’ı geri alan Prusya, Posen büyük düklüğü haline getirdi (1815). Askerî vali prens Radziwill’in yönetimi sırasında Poznan oldukça muhtariyet kazandı. Yönetim ve eğitimi germenleştirme siyasetinin yanı sıra, 1830 ayaklanmasından sonra eyalet başkanı Flottwell alman kolonlar yerleştirmeğe başladı. 1843′te Posen’de, Fransa’ya göçen Polonyalılarla bağlantılı olarak Prusya Polonyası’nı ayaklandırmak ve isyanı bütün krallığa yaymak amacını güden gizli bir Merkezî komite kuruldu.
Hareketin başına Mieroslavski geçti (1846); ama tutuklandı (1846) ve ölüm cezasına çarpıldı (aralık 1847); ancak hüküm infaz edilmedi. .Berlin devrimi sonucunda serbest bırakılınca
(mart 1848), Poznan’daki Polonya Bağımsızlık hareketinin yönetimini üstüne aldı ve bir Millî Polonya komitesi kurdu; düklüğe bağlı almanlar bu gelişmeden yana olduklarını açıkladılar
(Emil Brachvogel’in bildirisi, 22 mart); ama Berlin hükümeti Prusya’da düzeni yeniden sağladıktan sonra hareketi ezdi (mayıs 1848). Polonyalı milletvekillerinin itirazlarına rağmen Posen büyük düklüğünü Kuzey Almanya konfederasyonuna katan Bismarck, Almancayı okullarda bile mecburî dil haline getirerek ve kiliseyle uzlaşması sonucunda Ledochowiski’nin yerine Poznan başpiskoposluğuna bir alman kardinali tayin ettirerek (1886) Kulturkampf çerçevesi içinde Prusya siyasetini almanlaştırma hareketini yeniden ele aldı. Polonya topraklarını ele geçirmeyi de denedi (Kolonileştirme komisyonu, 1886), ama başarı sağlayamadı; Polonyalılar bu denemeye Toprak bankasını kurarak (1888) ve Almanların Polonyalılardan satın aldığı topraklardan çok daha fazlasını alman kolonlardan satın alan kredi şirketleri yaratarak karşılık verdiler. Doğu Marklıkları şirketi XX. yy.da toprak satın alışlarına yeniden başladı; Bülow ise Almancayı okullarda mecburî dil haline getiren (1901), Polonyalıların toprak satın almasını yasaklayan (1904) ve toprak sahiplerinin mülklerine elkonmasına izin veren (1908) kanunlar çıkarttı. Bu polonyalı aleyhtarı siyaseti bir yandan kilise ve soyluların, öte yandan köylülerin ve şehirlerde meydana gelen orta sınıfın el ele vermesi başarısızlığa uğrattı; toprakların satın alınması için şirketler kuruldu, öğrencilerin grevi gibi (1906) gösteriler yapıldı. 1918′de Poznan eyaleti silâhlı bir ayaklanma hazırladı. Poznan şehrinde toplanan diyetin seçtiği
«Yüksek Halk kongresi» adı verilen geçici hükümet 27 aralıkta Almanları Poznan’dan kovdu. Haziran 1919 Versailles antlaşmasıyle batıda dar bir arazi şeridi dışında Poznan büyük düklüğü Polonya’ya verildi. 1939′da tekrar Almanlar tarafından işgal edilen eyalet, 1945′te Oder-Neisse hattına kadar Polonya’ya geri verildi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZNAN eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POYİ-PO
Tarih 08 Haziran 2009
POYİ-PO, cinli siyaset adamı ve iktisatçı (1907). Çin Komünist partisi üyesiydi, tutuklandı, sonra serbest bırakıldı (1931-1936), Japonlara karşı yapılan savaşa katıldı. Kuzey Çin Halk hükümeti başkan yardımcısı (1949), Halk cumhuriyeti maliye bakanı (1949-1953), Millî Ekonomi komisyonu başkanı (1953), Plan komisyonu başkanı yardımcısı (1956), partinin Siyasî büro üyesi oldu. «Büyük ileri hamle»nin başarısızlığa uğramasını ve halk komünlerinin hareketini frenlemek için alınan tedbirlerin uygulanmasını (aralık 1958) izleyen devrede çin ekonomisinin başlıca sorumlusuydu. Po Yi-Po, Kültür ihtilâlinin ilk kurbanlarındandır: ocak 1967′de tutuklandı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POYİ-PO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWİCKE (sir Frederick Maurice)
Tarih 08 Haziran 2009
POWİCKE (sir Frederick Maurice), ingiliz tarihçisi (Alnwick 1879-Oxford 1963). Ortaçağ tarihi uzmanıydı. Oxford üniversitesinde çağdaş tarih profesörü (1928-1947) ve Royal Historical society’nin başkanı oldu (1933-1937).
En önemli eserleri: The Loss of Normandy (Normandie’nin Kaybedilmesi) [1913], Medieval England (Ortaçağ İngiltere’si) [1931], Medieval Ways of Life and Thought (Ortaçağ Hayat Tarzı ve Düşüncesi) [1950], The Thirteenth Century (On Üçüncü Yüzyıl) [1953]. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWİCKE (sir Frederick Maurice) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWDERLY (Terence Vincent)
Tarih 08 Haziran 2009
POWDERLY (Terence Vincent), amerikalı sosyalist (Carbondale, Pennsylvania 1849 – Washington 1924). Demiryolları memuruydu. 1879′dan 1893′e kadar «Knights of Lahorsun başkanlığında bulundu. Bu sendikanın hızla gelişmesini sağladı, çalışma alanını genişletti, ücret arttırılması için yapılan gösterileri sınırlandırdı, kooperatifleri destekledi.(L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWDERLY (Terence Vincent) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POURTALES (DE)
Tarih 08 Haziran 2009
POURTALES (DE), Nantes fermanının kaldırılmasından (1685) sonra, Neuchâtel prensligine göç eden protestan fransız ailesi. — JEREMiE’ye Prusya kralı tarafından asalet verildi (1750). —Oğlu JACQUES LOUiS (Neuchâtel 1722-ay.y. 1814), ticarette zenginleşti ve servetini hayır işlerinde kullandı. Üç oğlu oldu; Friedrich Wilhelm III, onlara Prusya kontları unvanını verdi (aralık 1815). — LOUİS (Neuchâtel 1773-ay.y. 1848), Neuchâtel Devlet şûrası başkanı oldu. —AL-BERT ALEXANDRE (Neuchâtel 1812-Paris 1861), Louis’nin yeğeni. Prusya kralının mabeyincisi, İstanbul (1850) ve Paris (1859) büyükelçisi oldu. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POURTALES (DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUPELET (Jane)
Tarih 08 Haziran 2009
POUPELET (Jane). fransız kadın heykeltıraş (Saint-Paul-Lizonne, Dordogne 1878-ay.y. 1932). Lucien Schnegg ve Rodin’in öğrencisiydi. Kadın ve özellikle hayvan figürleri yaptı, üniversiteli Kadınlar Milletlerarası federasyonunun başkanı oldu. Art Moderne’de (Süslenen Kadın, 1906), Cezayir, Prag ve A.B.D.’nin birçok önemli şehir müzesinde eserleri vardır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUPELET (Jane) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUND (sir Dudley)
Tarih 08 Haziran 2009
POUND (sir Dudley), ingiliz amirali (Wight adası 1877-Londra 1943). 1891′de Deniz Harp okuluna girdi, önce torpiller üstünde çalıştı. 1914′te amiral Fisher’ın kurmay başkanlığında görev aldı. 1916′da Jutland savaşında Colossus dretnotu kumandanı olarak yararlık gösterdi, 1917 ve 1918′de Bahriye Bakanlığı Harekât şubesi başkanlığında bulundu. 1929-1931 Arasında bir kruvazör filosunu kumanda etti. 1935′te Akdeniz donanmasının başına getirildi. 1939′da oramiralliğe yükseldi ve deniz kuvvetleri kurmay başkanı oldu. Churchill’in savaş kabinesinde görev aldı. Quebec konferansından birkaç ay sonra görevi başında öldü. Deniz stratejisi üstüne bir kitabı vardır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUND (sir Dudley) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİR ALİ BEY
Tarih 07 Haziran 2009
PİR ALİ BEY, Akkoyunlu Türkmen beyliğinin kurucusu Kara Osman Beyin (Kara Yülük) kardeşi (XIV. yy. sonu – XV. yy. başı). Kara Yülük’ün başkanlığını tanıdı; onunla birlikte Timur’un maiyetine girdi. Ankara savaşında Bayezid I’e karşı savaştı. (M)
07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİR ALİ BEY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTHİER (Robert Joseph)
Tarih 06 Haziran 2009
POTHİER (Robert Joseph), fransız hukukçusu (Orleans 1699-ay.y. 1772). Babasının yerine Orleans Yüksek mahkeme başkanlığına getirildi ve 1720′den 1772′ye kadar bu görevde kaldı. Roma hukuku, din hukuku alanlarında derin araştırmalar yaptı, sonra medenî hukuk üstünde çalıştı ve çeşitli hukuk dallarıyle ilgili kitaplar yazdı. Roma hukukunun tam bir incelenmesi olan Pandectes de Justinen Mises dans un Nouvel Ordre (tustinianos’un Yeni Bir Düzene Konan Kanun Kuvvetindeki Kararlan) [1748-1752] adlı eseri anılmağa değer. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTHİER (Robert Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTEMKİN veya POTYOMKİN (Grigoriy Aleksandroviç)
Tarih 06 Haziran 2009
POTEMKİN veya POTYOMKİN (Grigoriy Aleksandroviç), rus siyaset adamı ve feldmareşali (Çizevo Smolensk ili 1739-Nikolayev ile Yaş arasında 1791).
Katerina II’nin 1762 hükümet darbesine katıldı, Svyatoy Sinod şansölyesi (1763) ve mabeyinci (1768) oldu. Din kavgalarını (Raskolniki meselesi) yatıştırmağa çalıştı, Türk-Rus savaşına katıldı (1768-1774). Katerina II’nin gözdesi oldu (evlendikleri de söylenir) [1774-1776] ve üstündeki siyasî etkisini 1791′e kadar sürdürdü. 1775 ve 1785′teki büyük iç reformlarda imparatoriçeyle işbirliği yaptı. Ama gösterişe ve büyüklük taslamağa meraklı olduğu için daha çok dış siyasetle ilgilendi ve Rusya’nın güneye doğru yayılmasını sağlamak amacıyle Yeni Rusya ve Azak eyaletinin yönetimini üzerine aldı (1176), Ukrayna steplerinin değerlendirilmesiyle uğraştı, göçmen köyleri ve yeni şehirler kurdu: Herson ve donatım ambarı (1778), Nikolayev ve tersanesi (1789), ekime açılmış bölgenin ileride merkezi olacak Dnieper üstündeki Yekaterinoslav.
Bu çalışmaları tamamlamak için 1776′dan itibaren Kırım hanlığının (1783), Kuzey Kafkas steplerinin ilhakı ve Sivastopol’ün kuruluşu (1784) ile sonuçlanan tasarıyı uygulamağa başladı. Potemkin tarafından kurulan Rus Karadeniz filosu Sivastopol’da üslendi. Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasına yönelmiş bu siyasetin bir amacı da, Bizans imparatorluğunu, imparatoriçenin torunu grandük Konstantin yararına yeniden kurmaktı. Potemkin, imparatoriçeye kendi görüşünü kabul ettirmek için 1787′de Jozef II ve Stanislaw Poniatowski’nin de katıldığı gösterişli Ukrayna gezisini düzenledi.
Bu gezi her ne kadar Potemkin’in daha da göze girmesine ve Tavrid prensi unvanını almasına yaradıysa da, Osmanlıları kızdırdı ve yeni bir Türk-Rus savaşına yol açtı (1787-1791). Potemkin o devirde, Polonya, hattâ Daçya kralı olmayı tasarlıyordu. Bu yüzden, Stanislaw Poniatowski’nin Türklere karşı ileri sürdüğü Rusya-Polonya ittifakına karşı çıktı. Rus birliklerinin başkumandanlığına getirildi (1787), ama bir fırtınada filosunu kaybetti; Oçakov (tizi) ve Bender’i ele geçirdi (1789). Bu başarıları üzerine Katerina kendisine 100 000 ruble, mücevher asa, Sen Jorj nişanı ve Kazak harmanlığı rütbesi verdi.
Potemkin, daha sonra da ismail kalesini aldı (1790). Katerina’nın yeni gözdesi Zubov’un ayağını kaydırmak niyetiyle Bezborodko ile Petersburg’a gitti. Bu harekete sinirlenen imparatoriçe, barış görüşmelerini yapacak rus temsilcilerine başkanlık etmesi için onu geri gönderdi. Fakat Potemkin yolda öldü.(L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTEMKİN veya POTYOMKİN (Grigoriy Aleksandroviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSTA
Tarih 06 Haziran 2009
POSTA i. (ital. k.). Bir yerden gönderilen veya bir yere gelen para, mektup v.b. emanetlerin tümü: Sabah postası geldi, fakat akşam postası henüz gelmedi. (Bk. ANSİKL. Ulaştırma bölümü.) || Bu emanetleri toplayıp dağıtan teşkilât ve bu teşkilâtın bulunduğu yer:
— Benim seni postaya yolladığımı kimseye söyleme; adresi postahanenin içinde yırt at
(H.E. Adıvar). || Belirli zamanlarda sefer yapan ve genellikle posta ulaştırılmasında kullanılan taşıt: Dün de bizim vapur Bandırma postaları gibi ağzına, hattâ burnuna kadar dolu idi
(B. Felek). Posta vapuru. Posta treni. || Takım, kol, sıra: // Gidip gelme, sefer: Araba şu kadar eşyayı üç postada taşıdı. || Posta arabası, posta ile gönderilen nesneleri taşıyan araba: İki gün evvel buradan geçen bir posta arabası benim için dört mektup bırakmış (R. N. Güntejcin). // Posta havalesi, posta ile gönderilen havale, para. || Posta kutusu. Bk. KUTU. || Posta polisi, nöbet tutan veya nöbette olan polis. // Posta pulu, para karşılığında posta ile gönderilen şeylerin üzerine yapıştırılan pul.
— CEŞ. DEY. (Birini) Posta etmek, bir kimseyi karakola götürmek. // (Birine) Posta koymak (veya atmak), birini korkutmak, tehdit etmek. || (Bir yere) Posta yapmak, bir yere sefer yapmak, gidip gelmek. || Postayı kesmek, bir kimseyle ilgisini kesmek veya bir şeyi yapmaktan vaz geçmek.
— Ask. Hedef postası, hedefli atış talimi sırasında hedefleri gözetleyen ve atışlardaki isabet derecesiyle ilgili işlemlerin ve kayıtların tutulmasına yardım eden personel.
— Avc. Avlanacak hayvanı beklemek için yerleşilen yer.
— Dy. Posta treni, posta ve yolcu vagonlarından meydana gelen süratli tren. || Posta vagonu, yalnız posta hizmetine ayrılan vagon. || Cer postası, buhar lokomotifinin sevk ve idaresini sağlayan, bir makinistle bir ateşçiden meydana gelen, çoğu kere sürekli birlikte görev yapan ekip. (Başka tip lokomotiflerde çalışan makinist ve yardımcısının meydana getirdiği posta, özel bir ekip değildir.)
— Denize. Gemi teknesinin enlemesine olan tutucu parçalarından her biri, bunların tümü gemi gövdesini (iskeletini) meydana getirir. (Bk. ANSİKL.) || Posta yolcu vapuru, posta seferi yapan ticaret gemisi. || Dobil bltum postası, dip su sarnıçlarına (Water-ballast) giriş çıkışı sağlayan delikler bulunan posta. || Döşekbaşı postası, ağaç gemi inşaatında döşek postalarını dikey postalara bağlayan dışarıya kıvrık posta. || Karkas döşek postası, L veya U biçiminde köşebentlerden yapılmış, dikey ve düzey, uçları parçalarla pekleştirilmiş döşek postası. // Kepçe döşekbaşı postası, çelikten yapılan savaş gemilerinde teknenin sağlam bir parçası. (Bu posta, bodoslamanın hemen hemen düzey olarak uzatılmasıdır. Kıç tarafta [kepçe] su hattının ve zırh güvertenin altındaki bütün çıkıntıları birbirine bağlar ve onlara dayaklık, yataklık eder.) // Sintine döşek postası, bir postanın (kuburga, eğri, iskarmoz) alt kısmını meydana getiren iki kenarlı parça. || Yukarı (üst) posta, diğer döşek postalarından daha yukarıda bulunan, geminin baş ve kıç taraflarına yakın postalar; tekneyi takviye etmeğe yarar.
— Huk. Posta çekleri. Bk. ANSiKL. || Posta gizliliği. Bk. ANSİKL. || Posta idaresi, tüzel kişiliği olan T. C. Posta Telgraf ve Telefon işletmesine verilen ad. (Bk. P.T.T.) || Posta kolileri.
Bk. ANSİKL. || Posta masrafı. Bk. ANSİKL.
— Sanay. 24 Saatlik çalışma gününün çalışma bölümlerinden her biri: Gece postası.
(Eşanl. VARDİYA.) || Bir sanayi veya ticaret işletmesinde aynı zamanda çalışan işçilerin tümü.// Çalışma postası, bir çalışmada bir bölümün yapıldığı yer; açıkça belirli bir iş yapımına gerekli her şeyi (makine, âletler, malzeme v.b.) kapsayan çalışma merkezi: Çalışma postasının düzeni ve donatımı, çalışanın verimi ve yorgunluğu üstünde büyük etki yapar.
— Teşk. tar. Posta tatarı. Bk. TATAR.
— Zool. Posta güvercini, özel surette yetiştirilen, küçük kâğıtlara yazılmış haberleri bir yerden bir yere iletmek için kullanılan güvercin.
— ANSİKL. Ulaştırma. Eskiden mektup ve yolcu ulaşımı için belli yerlere atlar «yerleştirilir», bunlar hazır beklerdi. Oysa posta bugünkü medeniyetin en önemli kurumlarından biri haline gelmiştir. Jül Sezar zamanında Roma imparatorluğu sınırları içinde kuryeler son derece düzenli işliyordu. Sezar’ın İngiltere’den Roma’daki Cicero’ya yolladığı iki mektup, biri 26, biri 28 günde, yani iki gün ara ile Roma’ya ulaşmıştı. Mektup yollamak İsteyen özel kişiler ise mektuplarını ya köleleriyle göndermek, ya da aynı yönde giden ve mektubu götürmeyi kabul eden birine vermek zorundaydılar. Özel kişiler için çalışan bir posta sistemini ilk kuran imparator Diocletianus oldu (III. yy. sonu). Daha sonraki tarihlerde Büyük Theodorius, Charlemagne gibi kralların ülkesinin her yeriyle haberleşmelerini sağlayan düzenli posta servisleri vardı.
• Resmî Posta Servisinin başlangıcı. En eski posta sistemi Fransa’da Paris üniversitesi tarafından kuruldu. XIII. yy.ın sonunda bu kuruma bağlı kuryeler belli dönemlerde yola çıkarlar ve Paris’te toplu bulunan öğrenciler için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden para ve mektup toplarlardı. XI. Louis kendisi için atlı haberciler kullandığı gibi, 19 haziran 1464′teki fermanıyla Fransa’nın bellibaşiı yollarında posta istasyonları kurdu. Bu sistem daha sonraki krallar zamanında da devam etti; sonunda özel kişiler de kendi mektupları için krallığa bağlı kuryeleri kullanmağa başladılar. XIII. Louis zamanında genel bir posta denetimi merkezinin kurulmasıyle fransız postası daha düzenli bir hal aldı.
• Almanya’da ilk posta Tirol’de XV. yy.ın ikinci yarısında Thurn, Taxis ve Valsassina kontu Roger I tarafından kuruldu. Roger I’in oğlu imparator Maximilian I’in isteği üzerine 1516′da Viyana’dan Brüksel’e uzanan bir posta servisi sağladı. 1522′de Viyana ile Nürnberg arasında bir posta servisi açıldı; çok geniş topraklara sahip olan Kari V, ülkenin her köşesinden çabuk haber almak istediği için Taxis ve Thurn prensi Leonhard’a Hollanda’dan İtalya’ya bir posta servisi kurdurdu. Bu servis Liege, Trier, Speyer, Rheinhausen, Württemberg, Augsburg ve Tirol’den geçiyordu. İtalya’da ilk posta Piemonte’de başladı. 1561′e kadar mektupların ulaşımı şirketlerin ve özel kişilerin elindeydi. Devlet bunlara hizmetleri karşılığında değişik şartlara uygun olarak belli bir miktarda para almak hakkını tanımıştı. 1561′de Savoia dükü Emanuele Philiberto bütün postaları bir posta genel müdürüne bağladı. Bu durum 1697′ye kadar sürdü. 1697′de dük Vittorio II Amadeo postanın gelirlerini devlet gelirleri arasına kattı ve posta genel müdürüne aylık bağladı. 1710′dan sonra posta doğrudan doğruya devlet tarafından yönetilmeğe başlandı.
• ingiliz postası. İngiltere’de Edward III zamanında özel postalar kurulmuştu. 1635′te Londra ile Edinburgh arasında resmî bir posta servisi kuruldu. 1644′te o sırada Avam kamarası üyesi olan Edmund Prideaux posta genel müdürlüğüne tayin edildi. Prideaux ilk iş olarak haftada bir, ülkenin her tarafına posta kuryeleri yollamağa başladı. 1683′te başkentte bir «penny» postası kuruldu. William III zamanında parlamentodan İskoçya’daki posta sistemini düzenlemek üzere birçok kanun çıktı. Kraliçe Anne’in çıkardığı dokuzuncu fermanla ingiltere’deki posta sistemi o zaman için modern bir şekilde teşkilâtlandırıldı. Londra’da Britanya ülkeleri için genel bir posta merkezi açıldı.
Bu merkezin Edinburgh, Dublin ve diğer bazı şehirlerde şubeleri vardı. Bütün sistemin başında bir genel müdür bulunuyordu. Bu genel müdürün başlıca şubelerin müdürlerini tayin etme yetkisi vardı. Bu sırada 15 millik bir yere gidecek bir mektubun ücreti 8 sentti, 300 mil içinse 25 sent ödeniyordu. 1837′de sir Rowland Hilî Posta servisinde reform yapılması için harekete geçti. 1839′da «penny» usulü kabul edildi. 6 Mayıs 1840′ta W. Mulready tarafından çizilen ilk posta pulu kullanıldı. Aynı yıl kayıt ve posta ile para yollama usulleri kabul edildi. 1855′te posta kutuları ortaya çıktı. Londra, şehir içi mektup dağıtımında kolaylık sağlanması için 10 bölgeye ayrıldı, ingiltere postahane sistemi hızla gelişti, paket postası, para değiştirme ve telgrafçılık yerleşti, ingiliz Posta servisinin başında posta genel müdürü bulunur. Yardımcısı Londra postahanesinin genel sekreteridir. Büyük şehirlerde de genel müdürler vardır. Posta genel müdürü danıştay üyeleri arasından seçilir: ayrıca kabine üyesi de olabilir.
• Neale’in amerikan postası. Amerika’da posta 17 şubat 1691′de posta patentinin Thomas Neale’e verilmesiyle başlar. 4 Nisanda Neale ve krallık posta genel müdürü Andrew, Hamilton’u amerikan posta genel müdürlüğüne seçtiler. Hamilton koloniler arasında bir posta servisi kurmak gibi zor bir işe girişti. Bütün kolonileri dolaştı ve herkesi yeteneğine ve bu işin başarılacağına inandırdı. Virginia dışında bütün koloniler işbirliği yapmayı kabul etti, 1 mayıs 1693′te servisler başladı. Posta, Portmouth – New Haven, Boston, Saybrook, New York, Philadelphia ve Maryland ile Virginia’daki bazı noktalar arasında işliyordu. Haftada bir posta vardı, beş atlı bu istasyonlardan haftada iki kere geçmiş oluyordu. Kışın servis 15 günde bir yapılıyordu.
A.B.D. postası. 26 Temmuz 1775′te Phila-delphia’da toplanan kongre bir postahane sistemi kurdu ve başına yılda 1 000 dolar ücretle Benjamin Franklin’i getirdi. 1782′de Kongre, posta genel müdürüne New Hampshire ve Georgia arasında ve Kong-re’nin uygun göreceği diğer yerlerde posta yolu ve servisleri açma yetkisini verdi. İ799′da posta kanunları yeniden düzenlendi, posta soyguncularına ölüm cezası getirildi. Daha sonra ölüm cezası kaldırıldı. 1813′te posta ilk defa buharlı gemiyle bir şehirden bir şehire götürüldü. 1845′te 30 milden uzağa gitmeyecek bir sayfalık mektuptan 6 sent, 80 mile kadar 10 sent, 150 mile kadar 12,5 sent, 400 mile kadar 18,75 sent, daha uzak mesafeler için 25 sent alınıyordu.
İngiltere’de pul sisteminin başarıya ulaşmasından sonra, pul A.B.D.’de de kullanılmağa başlandı. 1847′de 5 ve 10 sentlik, 1851′de 1 ve 3 sentlik pullar çıktı, tik damgalı zarflar 1853′te kullanıldı. Başkan Lincoln zamanında mektuplar bedava teslim edilmeğe başlandı. Daha sonra mektubu alandan 2 sent alındı. 1863′te bu 2 sentten yeniden vaz geçildi. İlk posta kartı da 1873′te ortaya çıktı.
• Türkiye’de. Osmanlı devletinde posta hizmetleri Mahmud II zamanına kadar yalnız devlet haberleşmeleri için yapılıyordu. Koso-va (1389) ve Çaldıran (1514) seferleri sırasında halkın da resmî postadan yararlanması sağlandı. Fakat bu, bugünkü anlamda postacılığın başlangıcı niteliğinde değildi. Mahmud II, halka ait mektupların İstanbul ile öteki vilâyetler arasında taşınmasını, bu işlerden gelir sağlanmasını, mektuplara fesat karıştırılmamasını ve mektup dağıtımında islâm, reaya ve yabancı ahaliye eşit muamele yapılmasını bir fermanla emretti (1838). Tanzimat fermanıyle posta hizmetleri kamu hizmetleri arasına alındı (1839). Konuyle ilgili hazırlıkları yapmakla görevlendirilen komisyonun kararına uyularak ilk Posta nezareti kuruldu (1840). Aynı yıl ilk postahane istanbul’da, Yenicami avlusunda, Postahanei Amire adiyle açıldı. Bunu, Bağdat, Sivas, Musul ve Diyarbakır’da açılan postahaneler takip etti (1843). Posta idaresine paralel, fakat ayrı bir kuruluş olarak çalışan Telgraf idaresi de nezaret durumuna getirildi (1855). Posta nazırı gazeteci Agâh Efendinin teklifiyle posta ücretinin pul olarak alınmasına başlandı (1863). Posta ve Telgraf nezaretleri tek bir nazırlık altında birleştirildi (1871). Sonra bu nazırlık kaldırıldı ve son nazır vekili Mustafa Fuad Bey zamanında teşkilât, umum müdürlük seviyesine indirildi (1909); iki yıl sonra tekrar nazırlık oldu (1911). 1919′ra ise umum müdürlük kademesine dönülerek umum müdürlüğe de Refik>Halid Bey (Karay) tayin edildi. Bu arada Ankara’da T. B. M. M. Hükümeti Posta müdürlüğü kuruldu (1920); başına da önce Sırrı Bey (Bellioğlu), sonra da Refet Bey (Bele) getirildi. Ankara hükümetinin Posta müdürlüğü aynı yıl içinde genel müdürlük oldu. İlk genel müdür olarak Sabri Bey (Toprak) görevlendirildi (1920). İstanbul’daki umum müdürlük de 1922′ye kadar çalıştı.
— Denize. Genel bir anlamda kullanılan posta terimiyle üç elemanın hepsi anlaşılır; asıl posta, sintine postası, döşek postası. Asıl postalar üç tiptir: kompozayt posta (posta ve kontra) iki köşebendi birbirine perçinlemekle yapılır, L biçimindedir; yekpare posta tek bir profilden yapılmış, L biçiminde, çıkık kenarlı L veya U posta biçimindedir. Son olarak bir ana bedenle onu bordaya bağlayan çift kenarlı posta çok yer tuttuğundan şileplerde kullanılmaz. Fakat tankerlerde, özellikle boylam yapım usulüyle yapılan tankerlerde her zaman kullanılır.
— Huk. Posta çekleri. Posta idaresi, adına bir çek hesabının açılmasını isteyen kimselere, bu hesabın açılabilmesi için gerekli ön paranın verilmesi şartıyle posta çekleri verebilir. Posta çekleri düzenlendiği günle birlikte iki ay için geçerlidir. Bu süre bitince, kabulleri keşidecinin onamasına bağlıdır. P.T.T. idaresi, belli paraları gösteren yolculuk posta çekleri de çıkarabilir.
• Posta gizliliği. P.T.T.’de görevli memurların posta gizliliğine uymaları zorunludur. Posta kanununa göre, kendilerine posta servisinde bir iş verilmiş olanların, belli kişilerin posta ilişkilerini açığa vurmaları, kapalı mektupları açmaları, içlerinde ne olduğunu araştırmaları veya haberleşme kağıtlarındaki yazılar hakkında üçüncü kişilere bilgi vermeleri yahut herhangi birinin bunlan yapmasına meydan bırakmaları yasaktır.
• Posta kolileri, ayrıca ücret ödendiği takdirde, alıcının konutunda teslim edilebilir. Bunun dışında, posta kolileri Posta idaresinden alınır. Ancak, idarenin göstereceği süre içinde kolilerini almayanlardan tarifesine göre ücret alınır.
• Posta masrafı. Davacı, dilekçesinin, davalıya tebliğ edilmesi için gerekli olan posta masrafını peşin olarak mahkeme kalemine ödemekle yükümlüdür. Bunu yapmaması halinde, mahkeme, kendisine bir mehil verir. Bu mehil içinde davacı, posta masrafını ödemezse, tebligat yapılmasından vaz geçmiş olduğu kabul edilir. Aynı durum, mahkemenin vermiş olduğu kararın temyiz edilmesi halinde de söz konusudur. Temyiz eden, posta ücretini baştan ödemezse, kendisine ödemesi için bir süre verilir. Bu süre içinde de posta masrafını ödemeyecek olursa, temyiz isteminden vaz geçmiş sayılır. Temyiz isteminden posta ücretinin ödenmemesi sebebiyle vaz geçilmiş sayıldığına karar verecek merci, mahallî mahkemedir. (LM)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSKBEBYŞEV (Aleksandr Nikolayeviç)
Tarih 06 Haziran 2009
POSKBEBYŞEV (Aleksandr Nikolayeviç), sovyet siyaset adamı (doğ. 1891). Stalin’in özel kançılarlığının başkanı ve en güvendiği adamlarındandı. Birlik konseyine yasa teklif etmekle görevli komisyona ve S.S.C. B.’nin ilk Yüksek Şûra meclisine (1946) başkanlık etti. Yasama alanında reformlar hazırladı. Stalin’in ölümünden sonra Prezidyum’da görev aldı (1957′ye kadar). [M]
POSNİK YAKOVLEV. Bk. postnik
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSKBEBYŞEV (Aleksandr Nikolayeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSADA HERRARA (Jose de)
Tarih 06 Haziran 2009
POSADA HERRARA (Jose de), ispanyol siyaset adamı
(Llanes, Asturias 1815 – ay.y. 1885). Avukatlık ve iktisat profesörlüğü yaptı. 1839′da İlerici partiden milletvekili seçildi. General Espartero’nun naipliğini destekledi, sonra da iktidardan düşmesine çalıştı. İçişleri bakanı oldu (1863-1866), Vatikan elçiliğine tayin edildi (1869). 1876 Anayasasının hazırlanmasına katıldı, birçok defa kongre başkanlığı yaptı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSADA HERRARA (Jose de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Portsmouth antlaşması
Tarih 06 Haziran 2009
Portsmouth antlaşması, Japonya ile Rusya arasında, 5 eylül 1905′te
(rus takvimine göre 23 ağustosta), Portsmouth’ta (New Hampshire eyaleti, A.B.D.), başkan
T. Roo-sevelt’in arabuluculuğuyle imzalanmış olan ve rus-japon savaşına son veren antlaşma.
Bu antlaşmaya göre Rusya, Güney Mançurya demiryolunu, bu yolun geçtiği toprak şeridinin yönetim ve denetim hakkıyle birlikte, Sahalin adasının 50° kuzey paralelinin güneyinde kalan kesimini ve Leaotong kiralık toprakları üstündeki haklarını (Port-Arthur ve Dairen [Ta-lien] ile birlikte) Japonya’ya bıraktı. Buna göre Japonya, Kore üstünde himaye idaresi kurabilecekti. Rusya’nın Doğu’ya doğru genişleme siyasetinin sona erdiğini gösteren bu antlaşma aynı zamanda asyalıların avrupalılara karşı kazandığı ilk zaferdir. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Portsmouth antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTRE
Tarih 06 Haziran 2009
PORTRE i. (fr. portrait). Bir kimsenin resim, fotoğraf v.b. ile yapılan tasviri: Duvara dayalı yağlı boya ile kadın portresine dalgın dalgın baktı (Kemal Tahir).
— Ed. İnsanların görünüşlerini ve kişiliklerini tanıtan yazı türü.
— ANSiKL. G. santl. Mısırlı heykeltıraşlar Eski İmparatorluk’tan itibaren portre alanında hayranlık uyandıran bir ustalığa erişmişlerdi (Ankhaf’ın büstü, Boston). Firavun Amenofis IV’ün portreleri özellikle nesnelliğiyle dikkati çeker. Sümer sanatında da aynı özellikler görülür (Gudea’nın baş resimleri). Yunanistan’da ise, tersine, kişi portreleri çok yavaş ortaya çıktı ve başlangıçta yalnız mezar heykelciliğinde görüldü. Kişiye tapma eğiliminin ağır bastığı İskender devrinde, kişisel portreler büyük önem kazandı. Bu devirden ve Iskender’in yerine geçen diadokhos’lardan kalan para resimlerinde (Makedonya, Bergama, Bithynia, Pontos, Suriye ve Mısır krallarının portreleri; Baktriana kralı Eukratides’in madalyonundaki portresi) kahramanlık havası ağır basar. Portreler Roma’da Etrüsklerin etkisiyle özellikle Etruria’da elverişli bir ortam buldu ve roma gerçekçiliğinin temel taşlarından biri oldu. Bu gerçekçilik, Cumhuriyet ve daha sonra İmparatorluk devirlerinde yüksek mevki sahibi veya halktan kişilerin sayısız heykellerinde, büstlerde ve paralarda kendini gösterdi (Cato, Caecilius Jucundus, Sezar, Pompeius, Augustus ve diğer imparatorlarla bunların aileleri). İmparatorluğun uzak eyaletlerinde portre özellikle Palmyra’da (mezarlarda) ve Mısır’da (Fayyum’daki geniş anlatım gücüne sahip renkli portrelerde) görüldü.
Konstantinos devrinde, resmî portreler tek kişinin resmi olma özelliğini kaybetti. Bizans sanatı bu tasvirlerden, hükümdarlarla çevrelerinin şatafatını gösteren, incelik dolu çeşitlemeler meydana getirdi. Portre Batı’da uzun süre ortaya çıkmadı, mezar heykelciliğiyle eski çağlarda da bilinen balmumu kalıp çıkarma usulü, portrenin Batı’da da zamanla yaygınlaşmasına yol açtı. Saint – Denis’de Philippe II’nin mezar heykeli ve Maineville’de kral Saint Louis’nin heykeli, kişisel özellik taşıyan ilk eserler sayılır. XIV. yy.da eserle modeli arasında yüz benzerliği sağlandı: Jean II’nin (Louvre) portresi ve Charles V’in tasvirleri (Louvre’daki baş heykeli, Saint-Denis’deki yatık mezar heykeli, yine Louvre müzesindeki Narbonne mihrap örtüsü) bunu açıkça gösterir. Ayrıca, Charles V’in çocuklarının (Berry dükü, Anjou dükü, Philippe II, Bourgogne dükü) tasvirlerinde de aynı özellik göze çarpar. İtalya’da (Siena) Simone Martini (1328′e doğr.), kumandan Guıdorıccio da Fogliano’nun atlı heykelini, 1407′de de İacopo Della Quercia, İllria del Carretto’nun (Lucca) güzelliğiyle ünlü yatık mezar heykelini yaptı. Verona’daki Scaligero’ların mezarları Gattamelata’ya ve Bartolomeo Colleoni’nin heykellerine örnek oldu. XV. yy.da batı sanatında portrenin yaygınlaştığı ve büyük önem kazandığı görülür. Van Eyck (Niccolo Albergati, Viyana; Piskopos Van der Paele, Brugge), Van der Weyden (Meltadusa d’Este, New York), Memling (Marta Moreel, Brugge) veya Van Wassenhove (Juste de Gand) gibi flaman sanatçıları eserlerinde şaşmaz bir gerçekçiliğe ve anatomik bir kesinliğe ulaştılar. Fransız portre sanatı Jean Fouquet (Charles VII ve Juvenal’ des Ursins’in portreleri) ve Moulins Ustası (Bourbon’ların portreleri) gibi ünlü sanatçılar yetiştirdi.
İtalya’da, mezar heykelciliği daha derin bir gerçekçiliğe yönelirken, Antonella da, Messina, Piero della Francesca, Botticelli, Giovanni Bellini ve madalya üzerine ilk olarak profil yapan (Konstantinos Palaiologos madalyası) Pisanello gibi sanatçlar, derin bir psikolojik kavrayışı dile getiren şaheserler yarattılar. Bunların arasında Portekizli Nuno Goncalves de sayılabilir.
XVI. yy.da portre batı sanatının en çok ilgi gören kollarından biri oldu. Raffaello, Vinci, Tiziano, Lotto, Brenzino, Veronese, Tintoretto İtalya’da, DUrer, Cranach ve Holbein Almanya’da,
El Greco İspanya’da, resimlerini yaktıkları modelleri ölümsüz bir üne kavuşturdular. Fransa’da Clouet’lerin ve onların etkisinde kalanların yaptığı «kara kalem» portreler özel bir ilgi gördü. XVII. yy.ın portre sanatçıları kibarların inceliğini (Beaubrun’ler, Mignard) veya toplumsal ayrıntıları canlandırmağa (Rigaud) yönelmedikleri zaman, psikolojik gerçeğe önem verdiler (Philippe de Champaigne, François De Troy, Claude Lefebvre, Nanteuil, Le Brun). Van Dyck, Terborch ve Rubens, Rembrandt ve Frans Hals, Velasquez, gravürcülerden Mellau, Ausran veya Edelinck, büst ve mezar heykeli yapanlardan Sarazin, Girardon, Coysevox ve Anguier’ler modellerinin kişisel özelliklerine büyük önem verdiler. Bunu izleyen dönemde yeni bir teknik olarak ortaya çıkan pastel, insan yüzündeki geçici ifadeleri canlandırmayı sağladı. Vivien, Latour, Perroneau, Rosal-ba Carriera ve daha sonra Ducreux ve Boze bu alanda Un kazandılar, öte yandan Fransızlardan Largilliere, Aved, Tocque, Natier, Greuze, Drouais, Mme Vigee-Lebrun, italyan Galgario, ingiliz Hogarth, Reynolds, Gainsborough, Romney, Lawrence, Raeburn gibi sanatçılar portre sanatında yağlıboya kullandılar. Heykelcilikte ise Lemoyne, Pigalle, Pajou, Falconet ve Houdon’un büstleri sayılabilir. Modellerine kimi zaman hain bir gözle, kimi zaman da derin bir sevgiyle bakmayı bilen Goya, çağdaş portre sanatına öncülük etti. XIX. yy.da fransız portre sanatı fizik ve manevî gerçekleri canlandıran şaheserler yarattı: David, Prud’hon, Gerard, Gros, Delacroix, Ingres, Chasseriau; Courbet. İzlenimciler ışığın yanardönerliğini cildin yüzeyine aktarmağa çalışarak portreyi manzara resmine yaklaştırmayı denediler (Renoir). Degas, kendisinden sonra Cezanne’ın da yaptığı gibi, kişiyi daha yalın anlatım imkânlarıyle canlandırmağa çalıştı. Van Gogh, sıcak renklerle dolu birkaç portre bıraktı. Kübistler art arda gelen düzeylerle insan yüzünü canlandırmağa çalıştılar (Picasso, Juan Gris, Gleizes). Bu sırada Helleu ve Boldini gibi kibar çevre ressamları aşırı özentili bir anlatımı benimsemişlerdi. Heykel dalında Dalou, Carpeaux, Rodin. Bourdelle Despiau, Wlerck, Gimond ve Belmondo’yu saymak gerekir.
— Ed. Eski türk edebiyatında ayrıntılı portrelere pek az rastlanır. Oğuz Kağan Destam’ında, Dede Korkut Kitabı’nda v.b., tabiat varlıklarına benzetmeler yapılarak çok kısa portrelere yer verilmiştir. Dinî edebiyatın en tanınmış türlerinden olan hilye ve siyer gibi eserler Hz. Muhammed’in özellikle dış görünüşünü geniş ölçüde tasvir eder. Kerbelâ olayını anlatan maktel’lerde, din ulularının biyografilerini toplayan tezkirelerde, mekanıbnamelerde çeşitli portreler yer alır. Yusuf ve Züleyha, Hüsrev ü Şirin, Leylâ ve Mecnun, Hüsn ü Aşk v.b. gibi mesnevilerde kahramanların portreleri çeşitli mazmunlar, benzetmeler kullanılarak gerçek dışı çizgilerle tanıtılır. Selâtinname, vakayiname gibi tarihlerde padişah ve devlet büyüklerinin genellikle dış görünüşlerini canlandıran portreler vardır. Divan nesrinde kahramanlar canlandırılırken kişiliklere de değinen işaretler ancak Naima ve Evliya Çelebi’nin eserlerinde görülür.
Tanzimat edebiyatından roman türünün gelişmesiyle birlikte dış görünüşler yanında kişilikleri de canlandıran portre yazıları gitgide ustalık kazandı. Namık Kemal, romanları dışında Evrak-ı Perişan adlı eserinde tarihî kişilerin portrelerini de başarıyle canlandırdı. Abdülhak Hâmid, bazı sanatçı ve bilim adamlarıyle tarihî kişilerin manzum portrelerini yazdı. Edebiyatı cedide romanında Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmed Rauf edebî portrelerinde ustalık gösterdi. Tevfik Fikret Aveng-i Tesavir’de bazı şairlerin manzum portrelerini canlandırdı.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edib Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Abdülhak Şinasi Hisar, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Kemal Tahir v.b. eserlerinde şehir ve köy insanlarına ait çeşitli ve ayrıntılı portrelere yer verdi. Yahya Kemal Beyatlı (Siyasî ve Edebi Portreler), Halit Fahri Ozansoy (Edebiyatçılar Geçiyor), Samet Ağaoğlu (Babamın Arkadaşları), Oktay Akbal (Şair Dostlarım) v.d., sanat ve siyaset adamlarının portrelerini dış görünüşlerle birlikte kişiliklere de eğilerek canlandırdılar.
— Nümism. Sikkeler üzerindeki en eski portre, pers satrabı Pisaternes’e aittir (M. ö. 412). Helenistik devirde, sikkelere kral portreleri konulması yaygınlaştı. Bu portreler arkaik devirde olduğu gibi kralın kudretini gösteren birer sembol değildi. Helenistik devir sikkelerindeki portreler kralın gerçek çehresini gösteriyordu. Roma’da ilk defa Sezar’a Roma sınırları içinde para bastırmak ve sikkesi üzerine portresini koydurmak hakkı verildi. Roma’da cumhuriyet devrinde kumandanların olan bu hakkı, imparatorluk devrinde imparatorlar aldı. Böylece, imparatorun, senatonun ve müttefik şehirlerin ayrı ayrı sikkeleri basıldı. İmparator ve senato sikkeleri imparatorun portresini taşıyordu. Şehirler, sikkelerin üzerine imparatorun portresini
koymak zorunda değillerdi; ancak, imparatora saygı için koyarlardı. İmparatorluk devrinde hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun portresi, arka yüzünde de onun yapmış olduğu işler; kalkındırdığı ülkeleri, gezmiş olduğu yerleri anlatan tasvirler bulunur. Bazı sikkelerde de saray mensubu veya ilerigelenlerin portreleri vardı. Bizanslılarda hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun veya ailesinin portresi, arka yüzde ise çoğunluk dinî tasvir veya yazılar vardı. Sasanî sikkelerinde de portreler görülür. Ortaçağda madenî paralarda portre kullanılmadı.
XV. yy.dan itibaren italyan paraları örnek tutularak gümüş paralarda portreye yeniden yer verildi. Madalyalar üzerine portre yapılmasına 1439′da Pisanella önayak oldu. İslâm sikkelerinde din yasağı yüzünden portre kullanılmadı. Türkiye cumhuriyetinde paraların üzerinde Atatürk’ün portrelerine yer verildi.
— Pulculuk. Üzerinde portre bulunan ilk türk pulu, 1914′te basılmış olan, Birinci Londra serisinden 200 kuruşluk puldur. Bu pulda Mehmed V’in portresi vardı. Cumhuriyet devrinde, ilk olarak 1924′te bastırılan Sulh Hatıra serisinde, Atatürk’ün portresine yer verildi. Atatürk’ün çeşitli portreleri daha sonra birçok pul serisinde yer aldı. Ayrıca Namık Kemal, Barbaros Hayreddin Paşa, Farabi, Midhat Paşa, Abdülhak Hâmid Tarhan, Ziya Gökalp, Zübeyde Hanım, Mehmed Akif Ersoy, Mimar Sinan, Fuzuli, Mevlânâ, Kâtip Çelebi, Şinasi, Agâh Efendi, Fatin Gökmen, Alparslan, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şevket Dağ, Recaizade Mahmud Ekrem, Ahmed Rasim, Mustafa Reşid Paşa, Reşat Nuri Güntekin, Tevfik Fikret, Tamburi Cemil, Ahmed Vefik Paşa, Ömer Seyfeddin, Kemalettin Mimaroğlu, Halid Zıya Uşaklıgil, Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edib Adıvar, Abdurrahman Şeref, Naima, Kanunî Sultan Süleyman, Ahmed Midhat Efendi, Turgut Reis, Sokullu Mehmed Paşa, Nedim, Osman Hamdi Bey, Selim Sırrı Tar-can, Ahmed Cevat Paşanın portrelerini taşıyan pullar çıkarıldı. Yabancı devlet başkanlarından İran şehinşahı Ali Rıza, Federal Almanya cumhurbaşkanı Theodor Heuss, Afganistan kralı Muhammed Zahir Şah, Suudî Arabistan kralı Faysal, Fransa cumhurbaşkanı general de Gaulle gibi devlet başkanlarının portreleriyle pullar çıkarıldı.
• Türklerde. Turfan, Hotan, Haço gibi Uygur şehirlerinde yapılan kazılarda bulunan fresklerde Buddha’nın ve hükümdarların portrelerine rastlanır. Hoça’da bulunan uygur yazmalarında da portreler vardır. Selçuklularda Nakkaşı Rum diye anılan Aynüddevle, Mevlânâ’nın portrelerini yaptı. Osmanlılarda Mehmed II’nin İtalya’dan getirttiği Gentile Bellini, Mate di Pasti, Constanza da Ferrara, hükümdarın çeşitli portrelerini yaptılar. Bu dönemde italya’da Mastori Pavli’nin yanında çalışan Nakkaş Sinan Bey, Mehmed II’yi gül koklarken gösteren portreyi yaptı. Süleyman I devrinde Nigârî, bir portresinde Barbaros’un yaşlılık dönemini canlandırdı. Nakkaş Hasan’ın Eğri Fetthnamesi’nde Mehmed III’ün zaferden sonra düşman kumandanının kabul edişini gösteren minyatürü, portre niteliği taşır. Bu eserde Nakkaş Hasan’ın kendisini ve eserin yazarıyle hattatım gösteren minyatürler de portre niteliğindedir. XVIII. yy.da Levnî, Ahmed III’ü Damat İbrahim Paşa ile birlikte gösteren portreyi yaptı. XVIII. yy.dan itibaren osmanlı sultanlarının portrelerini toplu olarak gösteren albümler hazırlandı. XIX. yy.da batı resminin izlerini taşıyan portreler yapıldı. Bunlardan birinde Selim III, Koca Yusuf Paşa ile birlikte gösterilir. Batı etkisindeki türk resminde portreler önemli bir yer tutar. Bu eserler arasında Şeker Ahmed Paşanın yaptığı Abdülaziz portresi, Osman Hamdi Beyin Osmanlı devletindeki mahallî yaşayışı ve türk-islâm dünyasını yansıtan portreleri, Şehit Hasan Rıza’nın Tül Şapkalı Kadın portresi dikkati çeker. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Avni Lifij gibi sanatçılar portre ressamı olarak tanındı. Cumhuriyet devrinde Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Refik Epikman, Cevat Dereli, Hamit Görele, Turgut Zaim, Ercüment Kalmık, Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Abidin Dino, Cemal Tollu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Halil Dikmen, Eşref Üren, Sabri Berkel, Nuri İyem, Avni Arbaş, Ferruh Başağa v.d. portre türünde eserler verdiler. (ML)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİR
Tarih 06 Haziran 2009
PİR sıf. (fars. pir). Esk. Yaşlı, koca, ihtiyar: Tarihle yaşıt belki şu pir İstanbul, I Her gün yeni bir zevke esir İstanbul (R. Melûl Meriç).
Sıf. ve i. ihtiyar, yaşlı (kimse): Biz, bir babanın evlâdıyız ve pederimiz bir pir-i muhteremdir (Cevdet Paşa).
Herhangi bir konuda tecrübeli, üstat veya önder olan kimse: Büyük Itrî’ye eskiler derler, I Bizim öz musikîmizin piri (Yahya Kemal).
Pir ü berna (veya civan), ihtiyar ve genç. Mec. Herkes.
Pir ü pak. Bk. PIRüPAK.
Pir-zen (veya pire-zen). Bk. PiREZEN.
Pir-i berna, ihtiyar, fakat dinç kimse.
Pir-i çihl sale, kırk yaşına gelmiş adam. Mec. Olgun kimse.
Pir-i dihkan (veya sal-hurde), ihtiyar adam. Mec. Eski, yıllanmış şarap.
Pir-i dumuy, saçları kırlaşmış yaşlı adam. Mec. iyi ve kötü günleri olan, insanı güldüren ve ağlatan hayat, dünya.
Pir-i duta (veya fertut), zayıf, güçsüz ve düşkün ihtiyar,
Pir-i fani, çok yaşlı ve zayıf kimse: işbu Yeman ile Sabit İbni Vakş pir-i fani olup harp ve darba yaramayacakları malûm olduğu cihetle… (Cevdet Paşa).
Pir-i felek (veya çarh), dünya. Satürn.
Pir-i harabat, yaşlı meyhaneci. Mec. Dünya tutkularından arınmış, olgun kimse. Doğru yolu gösteren, mürşit.
Pir-i Kenan, Hz. Yakub.
Pir-i kühen (veya kühen-sal), ko-camış, yaşlı.
Pir-i mey, meyhaneci.
Pir-i mugan, mecusîîerin başrahibi. Mey haneci.
Pir-i serendib, Hz. Âdem.
Pir-i zal, saçı sakalı ağarmış ihtiyar.
— çeş. dey. Pir aşkına, gerçek bir sevgi ve tam bir inançla: Vur pençe-i ÂIVdeki şemşir aşkına I Gülbangi asumanı tutan pir aşkına (Yahya Kemal). Tekiz. Karşılık beklemeden veya görmeden.
Pir ol! «Çok yaşa» anlamında beğenme ve övgü sözü olarak şaka yollu kullanılır.
Pir yoluna gitmek, hiç uğruna ölmek.
— Ask. Esk. Pencik kanunu hükümlerine göre, erkek esirlerin yaşlı olanlarına verilen ad.
— Tasav. Tarikat kurucusu (Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli v.d.) kimse. Tarikat ulusu. (Bk. AN s t Klı.)
Pır postu, Bektaşîlikte, meydan makamlarından biri.
Piri sâni, dervişlerin ikinci başkanı.
Piri tarikat, dervişlerin reisi, manevî mürşit.
— ANSIKL. Tasav. Pir kavramı tarikatların doğuşundan sonra ortaya çıktı. Gerek sünnî, gerek şiî bütün tarikatlarda, bu kavram manevî derece bakımından en yüksek aşamada bulunan kimseler için kullanılır. Tekke geleneğine göre pir, yol gösterici, Tanrı yolunda canları uyarıcı, Hak’a ulaştırıcı anlamına gelir. Tarikat kurucularından başka tekke şeyhlerine, postnişin-îere, dedelere de pir denir. Bazı tekkelerde, yaş bakımından en ileri durumda olan yetkili, yönetimi elinde bulundurduğu için pir olarak nitelenir. Bektaşîlerde önce Ali, sonra Nesimî, Mansur, Hacı Bektaş Veli, Şah İsmail, Pir Sultan, Usulî pir sayılır. Mevlevîlerin Alevî kolundan olanlar Ali ve Mevlâna’yı, sünnî inançlarına bağlananlar ise yalnız Mevlâna’yı pir alarak kabul ederler. Pir bütün tarikatlarda Allah, Hz. Muhammed ve Ali’den sonra gelir.
— örf. ve âdet. Eskiden gene tarikat niteliği taşıyan veya bir tarikata bağlanan mesleklerin, özellikle lonca ve fütüvvet kuruluşlarının, başında bulunan yöneticilere de pir denirdi. (Bk. LONCA.) Mesleklere göre değişik adla anılan her loncanın ayrı bir piri vardı. Bu pirlerin bazıları peygamberdi. Birer lonca olan bu değişik meslekler i-çinde berberlerin piri Selmanı Farisî, terzilerin İdris peygamber, demircilerin Davud peygamber v.d.
♦ Zf. Tam, adamakıllı: Bir vurdu, pir vurdu.
♦ Piran coğl. i. Esk. İhtiyarlar.
Ermiş kimseler.
♦ Pirane zf. Esk. İhtiyar olana yaraşır şekilde.
+ Pirî i. Esk. Pirlik.
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Porto Riko Anayasa
Tarih 06 Haziran 2009
Porto Riko Anayasa
Referandumla onaylanan ve A.B.D. kongresi tarafından kabul edilen 1952 Anayasasıyle Porto Riko’ya A.B.D.’ye bağlı serbest bir devlet statüsü tanındı. Porto Riko’lular A.B.D. vatandaşıdır, ama A.B.D. kongresinde temsilcileri yoktur ve hiç bir federal vergi ödemezler. Millî savunma ve adanın dış siyaseti A.B.D. hükümetinin elindedir. Tek dereceli seçim sistemiyle dört yıl için seçilen vali, devlet başkanı görevi yapar; bakanlarını, Yasama meclisinin onayıyla kendi seçer; Yasama meclisi, Senato ile Temsilciler meclisinden meydana gelir, mecliste ve senatoda milletvekillerinin üçte birinin azınlık partilerinden olması teminat altına alınmıştır.
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Porto Riko Anayasa hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUİADE (Pierre)
Tarih 06 Haziran 2009
POUİADE (Pierre), fransız siyaset adamı (Saint-Cerg, Lot 1920). SaintCere’de kitapçılık-kırtasiyecilik yaptı; 1954′te Fransız Esnaf ve Sanatçılarını Koruma birliğini kurdu; birlik malî kontrollara karşı gösteriler yaptı ve vergi ödenmemesini öğütledi; 2 ocak 1956 seçimlerinde 52 milletvekili (12’si sayılmadı) çıkararak Fransız Kardeşlik birliğini kurdu; malî ve sosyal eşitlik sağlanmasını, fransız birliğinin muhafazasını, Etats generaux’nun toplanmasını istedi. Parlamento grubunda kısa süre sonra fikir ayrılıkları başgöstsrdi. Poujade Paris’te kısmî bir seçime katıldı ve kaybetti (ocak-1957) .
1956′da referanduma karşı cephe aldı ve bunu takip eden seçimlerde başarısızlığa uğradı. 1963 Genel seçimlerinde Poujade’ın adayları her yerde kaybetti; kendisi de seçilemedi. 1967 Genel seçimlerinde Poujade’ın yürüttüğü hareket aday göstermedi, «beşinci cumhuriyet’çiler»i destekledi. 1968 Genel seçiminde De Gaulle’ü desteklemeğe devam etti. 1969 Halk oylamasında, taraftarlarını verecekleri oy konusunda serbest bıraktı. Aynı yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Pompidou’yu destekledi. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUİADE (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ KURUMLAR
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ KURUMLAR
Portekiz anayasası (1933) din ve öğretim hürriyetini, kişisel hürriyeti ve fikir hürriyetini teminat altına alan korporatif bir cumhuriyettir; bununla beraber son iki hürriyet sınırlanmış ve kamuoyunu yanıltmayı ve morali yüksek tutmayı hedef alan kanunlarla kısıtlanmıştır.
En az otuz beş yaşında olması gereken cumhurbaşkanı Millet meclisi, korporatif meclis ve mahallî temsilcilerden meydana gelen bir seçim kurulu tarafından yedi yıl süreyle seçilir. Başbakanı ve onun teklifleri üzerine öbür kabine üyelerini seçer. Yasama gücü tek dereceli seçimle işbaşına gelen bir millî meclisin elindedir. (Nüfusun yüzde 40′ını temsil eden okuma yazma bilmeyenler arasında ancak ödediği vergi 100 escudo’yu bulanlar seçmen olabilir, ortaöğrenim yapmamış bekâr kadınlara seçmenlik hakkı tanınmaz). Ayrıca seçimde aday listesine oy verme usulü kabul edilmiştir (muhalefetin hazırladığı liste genellikle seçim arifesinde geri alınır). Cumhurbaşkanı isterse meclisi dağıtabilir; fakat yalnız devlet başkanına karşı sorumlu olan meclis, hükümeti düşüremez; bu meclisin yanı sıra mahallî toplulukların temsilcilerini ve ülkenin iktisadî ve fikir ilerigelenlerini kapsayan bir de korporatif meclis vardır.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ KURUMLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ TARİH
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ TARİH
Portekiz milletinden önce
Ülkeye tarihin başlangıcında Kartacalılarla yakınlığı olan kabileler yerleşti (M.ö. III. yy.); bu kabilelerin başlıcası, II. yy. boyunca ve I. yy.ın ortasına kadar Romalılarla savaşan Lusitania’lılardır. Augustus’un kurduğu Lusitania eyaletinin sınırları Portekiz’in bugünkü sınırlarından oldukça farklıydı. Eyalet V. yy.da Alanlar ve Süevler, daha sonra da Vizigotlar tarafından işgal edildi. 711′de başlayan müslüman hâkimiyetini, Porto bölgesini işgal eden Asturia kralı Alfonso III (869-910) ve Duero ile Mondego arasındaki toprakları alan (1064) Castilla kralı Fernando I sarstılar.
ortekiz krallığının kuruluşu, Bourgogne hanedanı
Tajo’ya sefere çıkan Leon kralı Alfonso VI, Portekiz kontluğu’nu (Porto bölgesi) evlilik dışı kızı Teresa’nın kocası Bourgogne’lu Henri’ye verdi; böylece bu arazi aynı lehçenin konuşulduğu Galicia’dan ve yarımadanın geri kalan kısmından sunî olarak ayrıldı (1097); Henri, Braga’yı piskoposluk haline getirerek (1104), Portekiz’i dinî alanda Castilla’nın hâkimiyetinden kurtardı; ama müslümanların Lizbon ve Santarem’i işgal etmelerini engelleyemedi, ölümünde (1114) karısı Teresa iktidarı ele geçirdi ve üvey kızkardeşi Castilla kraliçesi Urraca ile savaştı. Castilla’da Urraca zamanındaki karışıklıklar, kontluğun Castilla’ya bağımlılık ilişkilerini gevşetti. Kraliçenin Galicia’lı kont Fernando Peres de Trava ile sevişmesine ve metbu olarak Castilla’lı Alfonso VII’ye başvurmasına kızan soylu sınıf, Henri’nin oğlu Alfonso I Henriques (1128-1185) yönetiminde ayaklandı. Alfonso I, Castilla’lıları Guimaraes yakınında, Sao Mamede’de ezdi (1128), Portekiz’i fiilî bağımsızlığa kavuşturdu, «Portekizliler kralı» unvanını aldı (1139) ve birkaç ay sonra müslümanları Ourique’de yendi (1139); 1143′te önce papanın, sonra imparator Alfonso VII’nin (Castilla kralı) metbuluğunu kabul ederek kendini Portekiz kralı olarak ilân ettirdi.
Portekiz, müslümanları çekilmeğe zorlayarak güneye doğru genişlemeğe devam etti. Coimbra’yı başkenti haline getiren, Mondego ve Tajo arasına templier ve hospitalier tarikatı şövalyelerini yerleştiren Alfonso I Henriques, 1147′de Sintra, Santa-rem ve Lizbon’u aldı, 1158-1166 arası Alentejo’yu işgal etti. Kısa süre içinde portekizlileşen ispanyol santiago ve calatrava tarikatlarına dayanan ve müslümanları güneyden uzaklaştırmak için Kudüs’e giden haçlıları yolundan saptıran halefleri, fetih seferlerine devam ettiler. Aslında, Alfonso II’nin (1211-1223) portekizli birliklerinin katıldığı Muvahhidîlerin Los Navas de Tolosa bozgunundan (1212) sonra hızlanan fetih, Alfonso III zamanında (1248-1279), Algarve’nin almmasıyle tamamlandı (1249). Müslümanların ve yahudilerin 1497′ye kadar yaşamağa devam ettiği fethedilen topraklar, yalnız kuzeyden gelen ve porto lehçesini yayan kolonlar tarafından değil, gerek laik, gerek din adamı yabancılar tarafından da değerlendirilmeğe başlandı, özellikle Sancho I zamanında (1185-1211) gelen birçok göçmen daha önceki derebeyliklere bağımlı olmayan merkezlerde toplandı ve hükümdardan imtiyaz fermanları elde etti.
Portekiz’in XII. yy. ortasında toprak bütünlüğünün tamamlanması anayasal kurumların tamamlanmasıyle aynı tarihte gerçekleşti; XI. yy.dan beri soydan geçen monarşi, iktidarın fiilî hâkimiydi; ama kralın Vizigotlar zamanındaki seçimle işbaşına gelme dönemini hatırlatan halkın onayı usulünün uygulanması, corteslerin kurulmasıyle sonuçlandı; bilinen ilk cortes’ler henüz sadece rahip ve soylu sınıfının temsil edildiği (1212) ve portekiz kanunlarının ilk unsurlarını hazırlayan Coimbra cortes’leridir. O tarihe kadar krallık otoritesi ancak çok zengin rahip sınıfının imtiyazlarıyle ve topraklarında yargılama yetkisini ve vergi toplama hakkını elde eden soylu sınıfın birkaç imtiyazıyle sınırlıydı; kralın yetkisi, en güçlü unsurları yıllık belirli bir askerlik hizmetiyle yükümlü olan ve savaş zamanında önceden tespit edilmiş miktarda asker vermek zorunda olan etkili bir derebeylik sisteminin kadroları arasına sızmıştı. Ama derebeyliğin ve rahip sınıfının gelişmesi Alfonso II’yi kaygılandırdı; Alfonso, babasının kançıları Juliao’nun yardımıyle bütün mülkiyet unvanlarını kontrol ettirerek (inquiroçoes) ve amortizaçao ile rahip sınıfının gayrimenkul sabihi olmasını yasaklayarak derebeyliğe ilk darbeyi vurdu. Fakat Sancho II’nin (1223-1248) yeteneksizliği ve bunun yol açtığı anarşi, rahiplerin ilerigelenlerinin papaya başvurarak Sancho’nun tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Alfonso III’ün getirilmesini istemelerine sebep oldu; Boulogne kontesiyle evli olan Alfonso III tahta çıkmasına karşılık kilisenin haklarına saygı göstermeğe söz verecekti (Paris antlaşması, 1245). ülkenin kuzeyine çekilen Sancho, Castilla’nın desteğine rağmen sonunda Toledo’ya sığınmak zorunda kaldı (1298).
Bunun üzerine Alfonso III Portekiz kralı ilân edildi; ama Paris antlaşmasının maddelerini uygulamayı reddetti ve rahip sınıfının haklarını daha da kısmakla kalmayarak Leiria cortes’inde (1254) ilk olarak şehirlerin temsil edilmesine izin verme yoluyle derebeylerin XIII. yy. başında kazandıkları imtiyazları kaldırmak için burjuvalara dayandı. Bu yeni sosyal sınıfın
«kraliyet curie’sine» (görevleri ayrılmağa başlamıştı ve en iyi öğrenim görmüş üyeleri
[kanun adamları] kralın imtiyazlılara karşı hazırlanan ordenoçoes’leri uygulamasına yardım ediyorlardı) girmesine imkân verdi. Coimbra üniversitesini kuran (1290-1308) ve porto lehçesini millî dil haline getiren Deniş zamanında (1279-1325), krallık yetkilerini artırma siyaseti burjuvazi tarafından desteklendi; buna karşılık burjuvazinin iktisadî faaliyetleri teşvik edildi. XII. yy.dan sonra portekizli tüccarlar, Brugge ve Londra’ya giderek, balık, tuz, şeker, yağ, deri sattılar. Denis’in vârisleri eserini devam ettirdiler. Alfonso IV (1325-1357) ve Pedro I, özellikle soylu sınıfın imtiyazlarını kısarak ve papalık kararnamelerinin kralın onaylaması olmadan yayımlanmasını yasaklayarak adaleti yeniden teşkilâtlandırdılar.
Ayrıca ülkenin denizaşırı genişleme siyaseti Fernando I (1367-1383) zamanında güçlendi; hükümdar XIV. yy.da, Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Portekiz’de de patlak veren iktisadî buhranı atlatmak için, armatörlere kraliyet ormanlarının kerestelerini bedelsiz vermeğe, ama sigorta sistemini beslemek için gemilerin yüklerinden vergi almağa karar verdi; ayrıca, işletilmeyen topraklara elkoyma kararını alarak mülk sahiplerini tarlalarını ekmeğe zorladı (1875) ve aylakları zorla çalıştırdı.
Aviz sülâlesi ve deniz hâkimiyeti
Fernando’nun ölümünde tek kızı Beatriz’-in Fransa’nın müttefiki Castilla’lı Juan I ile nişanlı olması, tehlikeli bir veraset buhranına yol açtı; bu buhran sırasında Castilla hanedanının tahta çıkmasına taraftar olan soylularla, millî bir prensin yetkisi altında Portekiz’in bağımsızlığını korumağa kararlı olan burjuvazi açıkça çatıştı (1383-1385). Yüzyıl savaşları Iberik yarımadasını da etkileyince, ingiltere, Portekiz tahtına Pedro I’in evlilik dışı oğlu ve Fernando’nun üvey kardeşi olan aviz tarikatı başkanı Juan’m geçmesini destekledi; Coimbra cortes’leri bu adaylığı onayladı (1385). Juan I ve başkumandanı Nuno Alvares Pereira, Castilla’lıları Aljubarrota’da ingiliz paralı askerlerinin yardımıyle yenerek (1385) Portekiz’in bağımsızlığını sağlamlaştırdılar; bağımsızlık 1411′de Castilla ile imzalanan barışla ve İngiltere ile yapılan ittifakla onaylandı;
Juan I’in 1387′de Lancaster’li Philippa ile evlenmesi İngiltere ile yapılan ittifakı daha da pekiştirdi.
Buhran yeni kralın, cortes’lerde ağır basmağa başlayan burjuvalara dayanarak soyluların isteklerini sınırlamasına imkân verdi. Cortes’in yetkileri XV. yy.da Alfonso V’in saltanatı başında naip Coimbra dükü Pedro’nun teklifi üzerine çıkarılan «Alfonso kararnameleri» ile belirlendi.
Portekizliler yeni topraklar keşfine ve işletilmesine Joao I zamanında (1385-1433) başladılar; ama bu işletmelerin tarihini milliyetçi efsaneler gölgelemiştir. Bütün bir milletin çabasını yansıtan XV. yy.daki tehlikeli yolculuklar uzun bir bilimsel araştırma (Alfonso X ile İber Yahudilerinin astronomi cetvelleri) dönemi ve gemi yapımının gelişmesi (kıç dümeni; 1439-1440′ta ilk kadırganın yapılması) sayesinde gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, önemi çağlara göre değişen birçok sebeple açıklanır: Portekiz’in nispî kalabalıklığı; kıtada güçlü Castilla’nın zararına bir genişleme siyaseti gütmenin imkânsızlığı; buğday, balık, deri ve boya maddesi sıkıntısının artması; şekerkamışı tarımına uygun yeni ülkelerin araştırılması; Algarve’de kurulan şeker değirmenleri için zenci köle ihtiyacı; batı ile mübadeleleri güçleştiren altın sıkıntısı.
Yönetici sınıflar çok değişik teşebbüslere girişmelerine rağmen başlangıçta anlaşmış gibi görünüyorlardı. İktisadî buhranın iflâs ettirdiği şövalyeler Fas’ta Septe limanını işgal ettiler (1415); burjuvalar Madera takımadalarının (1418′den sonra) ve Asor adalarının (1432′den sonra) sömürgeleştirilmesini ve altın ülkesine ulaşmak amacıyle Afrika kıyılarının keşfini teşkilâtlandırdılar; Bojador burnu aşıldı (1434)) ve Rio de Oro’ya ulaşıldı (1436). Kral Edoardo’nun güçsüzlüğünden (1433-1438) yararlanan soylular, Fas’a savaş açılmasını kabul ettirdiler. Tanca önündeki bozgun (1437) ve kral Alfonso V’in (1438-1481) henüz ergen olmaması Coimbra dükü Pedro’yu ön plana geçirdi; cortes, naipliği yengesi kraliçe Aragon’lu Eleonora yerine (1440) Pedro’ya verdi. Pedro, burjuvaların çok işine yarayan barış içinde genişleme siyasetini yönetti; Madera ve Asor adaları önce buğday tarlaları, sonra şekerkamışı işletmeleriyle örtüldü; gezginler Sahra kıyısını aştılar ve daha elverişli ticaret ilişkileri kurdukları zenciler ülkesine ulaştılar; 1447′de ilk portekiz altın lirası cruzado basıldı. Ama derebeylerin kışkırttığı genç kralın tutumu yüzünden naip isyan etti ve Alfarrobeira’-da öldürüldü (1449);
o tarihten sonra, o güne kadar yapılan işler, bu kavgaya karışmamak ihtiyatlılığını gösteren kardeşi Henrique’ye (Gemici denir) mal edildi. Fas’a karşı tekrar savaş açılarak Alcazarseguer (1438), Tanca ve Arzila (1471), Safi (1508), Azemmuz, Mazagan alındı; buna karşılık Castilla’lılar bu sefer Magrıp’a doğru değil doğuya doğru (Oran ve Tlemsen bölgesi) yayılmağa başladılar. Ama güneyle ticaret öyle kazançlıydı ki (altın, köle, fildişi, zamk), yalnız özel teşebbüsün bile sürdürülmesine yetiyordu. 1469′da bu ticaret Fernao Gomes’te yılda 200 000 reis ödenmesi ve her yıl kıyıda Sierra Leone’nin ötesinde 400 km’nin işletilmesi şartıyle sağlamlaştırıldı. 1474′te bu imtiyaz, tacın vârisi prens Joao’ya geçti. Krallığın artık iki hedefi vardı: Batı’daki toprakları ve adaları taramak; Afrika’nın güneyinden Hindistan’a bir denizyolu bulmak. Batı’da 1456′ya doğru bulunan Cabo Verde adaları ve Asor adaları Portekizlilerin Newfoundland ve Brezilya kıyılarına (bu yolculuklardan yararlanan Kolomb’dan önce) yaptıkları yolculukların hareket üssü oldu. Afrikada 1471′de yapılan yolculukla Sao Tome ve Annobon (Ano Bom) bulundu ve ekvator aşıldı.
Kendinden önceki krallar gibi, Castilla’nın güçlenmesinden çekinen kral Alfonso V, son yıllarında Henrique IV’ün (öl. 1474) gelecekteki vârisi Castilla’lı Juana ile evlenerek (1455) bu krallıkta söz sahibi olmağa çalıştı. Oğlu Joao II (1481-1495) soyluları sindirmeğe karar vererek Braganza (1483) ve Viseu (1484) düklerini idam ettirdi, keşif seferlerini ve bulunan toprakların işletilmesini teşkilâtlandırdı. Diego de Azembuja Gine’de (bugün Gana) sonraki seferlerin iskelesi haline gelen Sao Jorge de Mina kalesini kurdu (1482). 1482′den sonra Diego Cam, Zaire’ye (Kongo) ve Angola’da Santa Maria burnuna portekizli padroes’ler (topraklara elkonulduğunu gösteren kolonlar) yerleştirdi. Pero da Covilha, Hindistan’a çıktı ve Habeşistan’a gitti, Bartolemau Dias, Fırtınalar burnunu (bugün ümit burnu), Hint okyanusunu buldu (1487). Ama Portekiz kralının gemi vermeyi reddettiği Kolomb, Castilla kralı hesabına yaptığı ilk yolculuktan (1492-1493) dönerek Hindistan’a batı yolundan ulaştığını bildirdi. Joao II, doğu yolunun üstünlüğüne inanmağa devam ettiyse de papa Alexander 1493′te bir fermanla Portekiz’in denizlerde sefer hakkını Cabo Verde adalarının 400 km doğusundan geçen bir hatla sınırladı; ama esrarlı Batı adaları hayalinden vaz geçmeyen Portekiz, sınırı Cabo Verde adasının 1 480 km batısına naklettirdi (Tordesillas antlaşması, 1494). Talihli Manuel I zamanında (1495-1521), Vasco da Gama o tarihe kadar uzakdoğu ticaretini elinde tutan müslüman tacirlerin engellemelerine rağmen Hindistan’a ilk olarak denizden gitmeyi başardı.
Gemi ve toplarının üstünlüğünden yararlanan Portekizliler müslümanların ticaretini iflâs ettirdiler ve birkaç yıl içinde boğazlardaki kaleleri ele geçirerek Hint okyanusuna hâkim oldular: Vasco da Gama Kalküta’yı topa tuttu (1502); Koçin, Cannanore ve Quiloa genel valiliğine tayin edilen Francisco de Almeida, Afrika kıyısında kaleler inşa ettirdi, mısır donanmasını Diu’da batırdı (1508); Albuquerque 1507 -1515 arasında Socatora, Maskat, Goa, Malakka ve Hürmüz’ü ele geçirdi. 1509′da Malakka’ya varan Portekizliler baharatın daha doğudaki Molük adalarından geldiğini öğrenerek 1512′ye doğru orada bir ticaret acentası (Amboina) kurdular. Macellan’ın bütün çabalarına rağmen (1521), takımadaları Zaragoza antlaşmasından sonra Portekiz ele geçirdi (1529). Portekizliler Asya imparatorlukları ve pazarlarının keşfini Siyam, Kamboç, Day Viet ve Çin’e (1514 veya 1517) ayak basarak tamamladılar (Makao’nun Portekiz’e bırakılması 1557) ve Japonya’ya ulaştılar (1557). O tarihten sonra «kıta ve kıtaötesi Portekiz kralı, Afrika’da, Gine senyörü, Habeşistan, İran, Arabistan ticaretinin, fethinin ve seferinin hâkimi» unvanını taşıyan ve Goa’da bir genel valiyle temsil edilen hükümdar bu keşiflerin kârını kendine ayırmayı düşünüyordu; uzak deniz ticaretinin kontrolünü bir rejiye bıraktı: Casa da Guinea; reji 1452-1483 arası Casa da Guinea e Mina adını aldıktan sonra 1499′da Casa da İndia e da Guinea şirketine katıldı. Filolar halinde birleşen gemiler Lizbon’dan Paskalya yortusunda yola çıkıyor ve muson sayesinde eylül ayında Kaliküt, Koçin veya Goa’ya ulaşıyordu; bu limanlardan kalkan başka gemiler, Malakka ve Ternate’ye gidip baharat yüklüyor, sonra da başka gemiler bu baharatı Japonya, Çin ve iran’a götürüyor, o arada da avrupa tekniğinin son buluşlarını (saat, arkebüz, top), Lizbon’da kurulan metalürji sanayiinin ürünlerini o ülkelere taşıyorlardı. Filo geri dönüşte Portekiz kralına asya baharatını, adaların şekerini ve zenci köleler getiriyordu.
Portekiz’in denizler ötesinde kalelerden başka toprakları yoktu. Ama Portekizlilerin faaliyeti sadece ticarî değildi; cizvitlerin misyon faaliyeti ve yerlilerin zorla hıristiyanlaştırılması Uzakdoğu’da birçok hıristiyan topluluğunun kurulmasıyle sonuçlandı ve Çin ile Japonya’nın hıristiyanlaştırılmasını hazırladı; avrupa medeniyeti Portekizliler aracılığıyle Kongo krallığından Japon imparatorluğuna kadar, değişik çevrelere sızdı.
Yolculukların uzunluğu, deniz kazaları, donanmaların yarıya yakınını yok eden türklerin hücumları, asker ve tayfalara ödenen ücretler, gelen ürünlerin Avrupa’da yeniden dağıtımını yapan Anvers’lilerin ve hansalıların istekleri, Portekiz kralının kârını çok azaltıyordu. XVI. yy. başındaki ilk coşkunluk geçtikten sonra Lizbon sarayı Uzakdoğu ile ilgisini gevşetti, Fas’taki topraklarını bırakmağa (Tanca, Septe, Azemmur ve Mazagan dışında) başladı ve daha yakındaki Atlas okyanusuna döndü. Hemen hemen bir portekiz tekeli haline gelen şekerkamışını yetiştirmek için adalar (Madera, Asor, Cabo Verde, Sao Tome adaları) kâfi gelmiyordu; buna karşılık Pedro Alvares Cabral’in 1500′de Portekiz toprağı ilân ettiği «Brezilya ormanı» şekerkamışı tarımı için çok büyük imkânlar sağlayabilecekti. Brezilya’yı fransız korsanlarına kaptırmak istemeyen Joao III’ün emri üzerine Martim Afonso de Sousa, Sao Vicente’den başlayarak ülkeyi sömürgeleştirmeğe koyuldu (1532). Brezilya’daki plantasyonlar Gine’deki, sonra XVI. yy.ın ikinci yarısında Angola’daki köle ticaret acentalarına yeni imkânlar sağladı; köle ticareti yapan tek ülke olan Portekiz, kolonilerini ve İspanyol Amerikası’nı köleyle doldurarak uzakdoğu ticareti için gerekli parayı sağladı. Ekonominin yanı sıra hamle yapan fikir ve sanat hayatı Joao III (1521-1557) zamanında en parlak dönemini yaşadı; papadan, cizvitlerin Portekiz’e yerleşmesi (Evora’da üniversitelerini kurdular) iznini alan kral, Lizbon üniversitesini de Coimbra’ya nakletti (1537). Ressam Nuno Gonçalves’in koruyucusu hümanist Alfonso V (1438-1481) sayesinde kültür, afrika ve asya medeniyetinin etkisiyle gelişti (Manuel üslûbu). Camoes’in Os Lusiadas’ı Vasco da Gama’nın başarılarını dile getirir. Reform’un hemen hemen hiç etkisinde kalmayan fakat büyük bir papaz sıkıntısı çeken din, Cizvitler ve yahudilerle Hıristiyanlığı benimsemek istemeyen müslümanları yakmak isteyen Engizisyon ile hâkimiyetini sürdürüyordu.
ispanya ile birleşme (1580-1640)
öteden beri Castilla’nın genişlemesinden çekinen Portekiz kralları evlenmeler yoluyle iki sülâlenin kendi lehlerine birleşmesini hazırlamışlardı. Ama önce Aviz sülâlesi söndü: hâlâ haçlı seferlerine çıkmayı hayal eden kral Sebastiao (1557-1578), Alkaçar-Quivir’de Faslılar karşısında bozguna uğradıktan sonra ortadan kayboldu. Ailenin son temsilcisi olan halefi kardinal Henrique 1580 ocağında öldü. Crato başpiskoposu dom Antonio’nun hak iddiasına rağmen, portekizli prenseslerin oğlu ve torunu olan ispanya kralı Felipe II’nin ordusu Portekiz’i ele geçirdi ve Felipe II Santarem’de kral ilân edildi. Aslında iki taç sadece tek kralın şahsında birleştiğinden ilhak tam değildi ve Felipe II Portekiz’in hürriyetlerine saygı göstermeğe söz vermişti.
Daha sonra, ispanya’ya kin duyan Portekizliler bu 1580 yılını mutsuzluklarının başlangıcı ve ülkenin gerilemesinin onaylanması saydılar. Gerçekteyse, küçük krallıkta hayat eskisi gibi devam ediyordu; hattâ Portekiz halkı bu birleşme sayesinde ispanyol sömürgelerine sızıyor ve bu sömürgeleri kendi lehine işletebiliyordu. Ne var ki bir süre sonra şartlar değişti: Abbas zamanında İran’ın kalkınması, Hindistan’da moğol imparatorluğunun kurulması ve Japonya’da çoğunluğun yerleşmesi, Portekizlilerin bu ülkelere eskisi gibi söz geçirmelerine imkân bırakmadı. Felipe II, Lizbon baharat pazarını ayaklanan Hollandalılara, düşmanı İngilizlere kapatınca, uzakdoğu yolculuğuna çıkan kuzeyli gemiciler Portekizlilerin yanıbaşına yerleşerek baharat ticareti tekelini Portekizlilere bırakmadılar. Asyalı hükümdarlar, İngilizler ve özellikle Hollandalılar yavaş yavaş uzun bir hat boyunca birbirini takip eden Portekiz acentalarına bir bir elkoymağa başladılar; bununla beraber Portekizlilerin kaybı ancak 1640′tan sonra ispanyol donanmasının himayesi ortadan kalkınca çok büyük oldu. Birleşme döneminde Portekiz’in zararı sadece Doğu’da ancak Molük adalarındaki tekelinin bölüşülmesi, Amboina (1605) ile Hürmüz’ün (1622) kaybı ve Japonya pazarlarının kapatılmasıydı. 1642′ye kadar Makao-Manila-Acapulco-Veracruz-Sevilla yolu sayesinde Uzakdoğu ile ilişkilerini muhafaza edebildi.
Brezilya’nın sömürülmesi ve Portekiz
Hollandalılar Brezilya’ya (1630), Afrika köle acentalıklarına (Sao Tome, Sao Paolo de Luanda) [1641] yerleşince, Portekizliler bu durumun sorumluluğunu İspanya’ya yüklediler. Sonra da Katalonya’da patlak veren isyanı fırsat bilerek ve Fransa başbakanı Richelieu’nün dolaylı desteğinden yararlanarak 1640′ta ayaklandılar, bazı hükümet üyelerini (bu arada Vasconcelos) öldürdüler ve Braganza dükünü Joao IV adiyle (1640-1656) kral ilân ettiler. Hollandalıları önce Afrika’daki ticaret merkezlerinden (1643-1648), sonra Lizbon sarayı lehine ayaklanan Brezilya’dan (1657) çıkarmayı başardılar, buna karşılık Asya’daki birçok mevkii kaybettiler (Malakka [1641], Maskat [1650'ye doğr.]; Tidore [1657]; Koçin [1663]; Seylan [1638-1658].
Portekiz monarşisi Tanca, Azemmur ve Bombay’ı kendisini Hollandalılara karşı koruyan ingilizlere bıraktı. Uzun ve masraflı bir savaştan sonra portekiz soylularının önemli bir kesiminin desteğine rağmen ispanya, yeniden fethetmeyi başaramadığı, hattâ bazen ordularının istilâsı altında kaldığı komşu devletin bağımsızlığını Septe’nin kendine bırakılması karşılığında (Lizbon antlaşması, 1668′-de imzalandı) kabul etmek zorunda kaldı. Portekiz o tarihten sonra ispanyol kültüründen uzaklaştı: castilla-portekiz dillerinin birarada kullanılması ortadan kalktı; önce fransız edebiyatının, sonra fransız felsefesinin etkisi arttı. Tehlikeli bir monarşi buhranı (1667′de Alfonso VI’nın [1656-1683] Asor dağlarına sürülmesi; Pedro II’nin önce naiplik [1667-1683], sonra krallık dönemi [1683-1706]) ve bir Colbert’cilik denemesinden sonra Portekiz, iktisadî bakımdan ingiltere’ye bağlandı: İspanyol veraset savaşı dolayısıyle (Pedro II önce Anjou’lu Philippe, sonra arşidük Kari lehine savaşa müdahale etti ve Madrid’i bir süre işgal altında tuttu [1705]) imzalanan lord Methuen antlaşmasıyle (1703), madera ve porto şarapları ingiliz pazarına ayrıldı; buna karşılık ingiltere, artık sadece tek tip üzüm tarımıyle uğraşacak olan Portekiz’de, yünlü kumaş ve buğdaylarını serbestçe satabilecek ve Brezilya ticaretine iştirak edecekti.
Ayrıca Hindistan’da, Doğu Afrika’da, Zan-zibar’da, Mombasa’da (1698) ticaret acentalarını (1698), Batı Afrika’da bazı adaları (Annabon, Fernando Poo, 1778) terkeden, Fas’ı elden çıkaran (Mazagan, 1769), millî ekonomiyi canlandırmaktan vaz geçen Portekiz monarşisi, Tordesillas antlaşması ile ispanya’ya verilen toprakları terkederek batıya uzanan Amerikan sömürgesini işletmeğe koyuldu. 1696′da Minas Gerais’te bulunan altın (XVIII. yy.da Portekiz’e 983 ton sevkedildi), elmas ticareti (1728′de Diamantina kuruldu) sağlayacağı gelir bakımından, Antiller’in gelişmesiyle Portekiz’in tekelini kaybettiği, ama hâlâ çok sayıda zenci köleye ihtiyaç duyan şeker, tütün ve kakao ticaretinden daha üstündü. Ayrıca Brezilya ispanyol sömürgeleriyle kaçakçılığa dayanan ticaretin sürdürülmesine imkân verdiği için Portekiz rio de la Plata bölgesindeki Sacramento bölgesini elden çıkarmamakta direniyordu. Bu kale sonunda 1778′de, XVIII. yy.da Portekiz’in istemeden sürüklendiği birçok ispanyol-ingiliz savaşından biri sırasında kaybedildi.
Joao V’in (1706-1750) oğlu Jose (1750-1797), 1770′te Pombal markiliğine yükseltilecek olan Carvalho e Melo’yu hükümetin başına getirdi. Sert bir polis rejimini uygulayan ve bir çeşit aydın zorbalık denemesine girişen Pombal, Kilisenin Portekiz üstündeki hâkimiyetini azalttı; derebeylerini sindirdi ve cizvitleri uzaklaştırdı, manastırları kapattı; Lizbon’un 1755 depreminden sonra yeniden kurulmasını sağlayan Brezilya’nın altını, Lizbon ile Brezilya arasında nakliyat yapan imtiyazlı şirketlerin kalkınması, Alto Duero Şarap şirketinin, dokuma sanayiinin v.b. kalkınmasına harcandı. Ama Pombal, Portekiz’i iktisadî bağımsızlığa kavuşturmayı başaramadı. Jose’nin kızı ve vârisi Maria I’in (1777-1816) tahta çıkar çıkmaz bakanı görevinden almasıyle birlikte reform anlayışı ve Fransa’nın edebî etkisi ortadan kalktı; 1792′de bunayan kraliçenin yerine oğlu (sonradan Joao VI adım aldı) geçti. Portekiz 1793′te Devrim Fransası’na savaş açtı.
Fransızların bütün ısrarlarına rağmen, ispanya, ingiliz ticaretinin üssü olduğu için, Portekiz’i işgale yanaşmadı. Bunun üzerine 1807′de fransız generali Junot, Lizbon’a girdi. O arada kral ailesi bir gemiyle Rio de Janeiro’ya kaçmıştı. Portekizliler mayıs-haziran 1808′de fransız işgalcilere karşı ayaklandılar. Portekiz’e ayak basan Wellesley (1 ağustos 1808), Junot’yu Sintra’da teslim aldı (30 ağustos 1808). Kadrosu ingiliz subaylarla takviye edilen portekiz ordusu güçlü Torres Vedras tabyalarının arkasında Fransa’ya karşı savaşa karıştı. Soult (1809) ve Massena’nın (1810-1811) hücumlarının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Portekiz Fransızlardan kesinlikle kurtuldu.
Portekiz’in gerilemesi
Bir krallık haline getirilen Brezilya’da kalmayı tercih eden Joao VI (1816-1826), Portekiz hükümetinin yönetimini naibe ve ordu kumandanı general Beresford’a bıraktı, ispanya’yı örnek alan Porto’da bir askerî ayaklanma mutlakıyetçi rejimi devirdi (ağustos 1820). 1821′de toplanan cortes’ler, Engizisyon’a son verdiler ve kralın ülkeye dönmesini istediler. Lizbon’a dönen ve liberal bir anayasa çıkaran (eylül 1822) Joao VI, liberallerin oyuncağı oldu. Cortes’lerin beceriksiz tutumundan yararlanan Joao VI’nın oğlu Pedro kendini Brezilya kralı ilân etti. Joao VI’nın ikinci oğlu Miguel, mutlakıyet idaresinin yeniden kurulmasında babasına yardımcı oldu; ama Joao VI, Canning’in öğüdü üzerine elde ettiği zaferden yararlanmağa kalkışmadı ve 1825′te Brezilya’nın bağımsızlığını kabul etti. Hükümdar ölünce, Brezilya kralı Pedro I (Portekiz kralı Pedro IV), yedi yaşındaki kızı Maria II’yi kraliçe ilân ederek dayısı Miguel’e nişanladı; sonra 1826 Anayasasıyle Portekiz’e iki meclisli bir rejim tanıdı. Canning’in himaye ettiği genç kraliçeyi uzaklaştıran (1828) Miguel, kendini kral ilân etti ve korkunç bir baskı rejimi kurdu, ama 1830 Devriminde taraftarlarının desteğini kaybetti. Pedro I, Brezilya’dan ayrıldı (1831), Miguel’e karşı ayaklanan Asor adalarına gitti, sonra Porto’ya geçti (1832); Lizbon’a dönünce (1833), Dörtlü ittifaka Miguel’in kovulmasını kabul ettirdi; Miguel, Evora Monte’de teslim oldu (1834). 1826 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, dinî tarikatlar kaldırıldı, siyasî hayat iki rakip parti etrafında düzenlendi: bir yanda ılımlı anayasacılar; öte yanda da 1822 Anayasasının uygulanmasını isteyen eylülcüler. Kamuoyu meseleyle ilgilenmeyince her grubun kendi tarafına çekmeğe çalıştığı ordu sık sık ayaklanmağa başladı, birçok hükümet darbesine yol açan siyasî çatışmayı yalnız ingiliz etkisi yumuşatabiliyordu. 1852′de çok az vergi verenlere de seçmenlik hakkı tanıyan tek dereceli bir seçim sisteminin kabul edilmesi Portekiz’de seçmenlerin sayısını yüzde 25′e yükseltti; oysa ülke halkının yüzde 80′i okuma yazma bilmiyordu. Parlamento rejimi bir gösterişten ibaretti: seçimleri, krallığı destekleyen ve yönetici sınıfları (yüksek din adamları, subaylar, büyük mülk sahipleri) hoşnut etmek zorunda olan hükümet hazırlıyordu.
Kamu yatırımlarının kötü yönetilmesi iktisadî gelişmeyi yavaşlattı. Kral Pedro V (1853-1861) ve Luis zamanında (1861-1869), birkaç reform yapıldı: kilise mallarının satışa çıkarılması; sömürgelerde köleliğin kaldırılması; Medenî kanunun kabulü (1867). Kamuoyu bütçeyi büyük ölçüde aksatmasına rağmen sömürgelere bağlı kaldı. Lizbon Coğrafya derneği, hükümeti Afrika’nın bölünmesinde Portekiz’in haklarını savunmağa davet etti. Serpa Pinto gibi değerli subaylar 1877′den sonra Angola ile Mozambik arasındaki bölgeleri keşfe çıktılar. Ama Portekiz, Leopoldo II’nin Kongo’da giriştiği harekâtla karşılaştı ve Berlin kongresinden de (1885) ancak sağ kıyıdaki iki kasabayı koparabildi. Bunun ardından Kap’tan Kahire’ye kadar ingiltere’ye bağlı bir hat kurmak isteyen Cecil Rhodes’un teşebbüsleri başladı ve Nyassa’daki bir isyan dolayısıyle İngiltere’nin verdiği ültimatom karşısında Portekiz, Afrika’daki iki sömürgesini birbirine bağlamaktan vaz geçmek zorunda kaldı (1891). Carlos I zamanında (1889-1908), monarşi bütçe sıkıntılarını artıran ve cumhuriyetçi propagandayı kolaylaştıran israfıyle halkın gözünden düştü. Memleketin geri kalmışlığı soyut ve kişisel siyasî ihtirasları daha da kamçılıyordu. Joao Franco’nun bir diktatörlük kurmasına (1906-1908) ses çıkarmayan kral, büyük oğlu ile birlikte sokak ortasında vuruldu. İkinci oğlu Manuel II (1908 -1910), otoriter rejimden vaz geçti ve bir hükümet darbesiyle devrildi; darbe, cumhuriyetçilerin işine yarayan papaz düşmanlığının patlak vermesine yol açtı; 4 ekim 1910′da ayaklanan cumhuriyetçiler 5 ekimde cumhuriyeti ilân ettiler. Devrimci eğilimli sendikalar ve çoğunluktaki kralcılar arasında sıkışıp kalan ve kamuoyu tarafından pek desteklenmeyen aydın cumhuriyetçiler kısa süre sonra otoriter metotlara başvurmak zorunda kaldılar. Bir kurucu meclis, tarikatları dağıttı, kilise ile devlet arasındaki bağları kopardı, askerlik yoklaması ve laik mecburî eğitim sistemlerini koydu, grev hakkını tanıdı. Tam mâ-nâsıyle demokratik olan 1911 Anayasası işleyemez hale gelmişti; kralcı ayaklanmalar (özellikle Porto’da 1919), askerî şiddet tedbirlerinin yanı sıra hükümet istikrarsızlığı, 1919-1926 arası 20 kadar ayaklanmaya ve 40 kadar hükümet değişikliğine yol açtı. Birinci Dünya savaşı sırasında, 1914 eylülünde portekiz sömürgelerine hücum eden Almanya 9 mart 1916′da Portekiz’e savaş ilân etti. Savaş sırasında, müttefiklerin safında yer alması Portekiz’e küçük Kionga idare bölümünden başka bir şey kazandırmadı.
Birlikçi korporatif cumhuriyet
1926 Mayısında general Gomes da Costa, Braga garnizonunu ayaklandırarak parlamento rejimini devirdi; kısa süre sonra Go-mes’in ayağını kaydıran general Oscar Car-mona, 1928 nisanında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, ölümüne kadar (1951′de) yedi yılda bir sürekli olarak tekrar seçildi. 1928′de başkan Carmona’nın maliye bakanlığına getirdiği profesör Salazar 1932′de meclis başkanı oldu.
Salazar, anayasası 1933′te yürürlüğe giren yeni rejimin en kuvvetli adamıydı. Millî İş kanunu (1933) işçileri millî sendikalara yazılmağa zorladı; işverenler gremıVlara (korporasyonlar) bağlandı. 1934′te grev yasaklandı. Para meseleleri uzmanı olan Salazar, bütün gücünü bütçeyi dengeleştirmeğe harcadı ve 1928′de bunu başardı. Portekiz ile Vatikan’ı barıştıran yeni devlet, dış siyasette ölçülü davranmağa dikkat etti. İspanya iç savaşında Franco’dan yana olduğunu belirtti, İkinci Dünya savaşının başında tarafsız kaldı, sonra da Büyük Britanya (1943) ve A.B.D.’nin (1944), Atlas okyanusunu denetlemek için Asor adalarından yararlanmalarına izin verdi. Savaş sonrasında huzursuzluk arttı. 1949′da hükümet serbest seçimlerin yapılacağını ilân etti, ama Carmona’ya karşı çıkarılan kukla bir aday önce büyük bir faaliyet gösterdi, fakat kampanyasının baltalandığını ileri sürerek seçimden önce çekildi. Aynı olay 1951′de, ölen Carmona’nın yerine general Francisco Higino Craveiro Lopes geçince tekrarlandı; resmî aday amiral Americo Tomas’m seçildiği 1958 seçimlerinde muhalefet adayı general Humberto Delgado oyların yüzde 25′ini topladı. Delgado 1959 ocağında Brezilya konsolosluğuna sığındı, sonra yurt dışına kaçtı. Porto piskoposu A. Ferreira Gomes’in Portekiz’e dönmesi yasaklandı (şubat 1960). O tarihte Delgado ile ilişki kuran yüzbaşı Galvao’nun Santa Maria gemisine elkoyması bütün dünyanın dikkatini Portekiz rejimine çekti. 13 Nisan 1961′de Salazar üç bakanın istifa ettiğini ve kurmay başkanı ile iki askerî bölge kumandanının görevlerinden alındığını açıkladı. 1 Ocak 1962′de Beja’da patlak veren bir ayaklanma hemen bastırıldı; 1962 mayısında yeni ayaklanmalar oldu.
Çok geniş sömürgeleri olan Portekiz bu yönde de güçlüklerle karşılaştı. Hindistan, Portekiz sömürgelerinin (Goa, Diu. Damao) kendisine iadesi için görüşme teklifinde bulundu, fakat Portekiz bu teklifi resmen reddetti (1953); 1955′te iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesildi. 17 Aralık 1961′de hint birlikleri Portekiz sömürgelerini işgal ettiler; direnme kısa süre içinde kesildi. 1955′ten beri Birleşmiş Milletler teşkilâtı üyesi olan Portekiz, 1961 şubatında ayaklanmalar olan Angola konusunda milletlerarası kurulun kendisine karşı karar almasını önleyemedi. Bugünkü siyasetin başlıca özelliği denizaşırı bölgelerdeki (Angola ve özellikle Mozambik) bağımsızlık hareketlerine karşı, Portekiz hükümetinin tutumunun sertleşmesidir. Bütçenin yüzde 40′ı, millî savunmaya ayrılır, öte yandan askerlik hizmeti süresi on sekiz aydan dört yıla çıkarılmıştır ve gençlerin yurt dışına göçmesi kontrola bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilâtının Güvenlik konseyi portekiz sömürgelerinin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkı üstünde dururken, Lizbon bu sömürgelerin birer «denizaşırı il» olduğu için doğrudan doğruya kendi yargı sistemine bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu tutum afrika devletlerinin çoğunu Portekiz aleyhine çevirdi.
içte, Salazar hükümeti korporasyoncu ve^ birlikçidir; özellikle her türlü komünist veya ilerici harekete karşı bir siyaset güder. Başkanlık seçimleri 25 temmuz 1965′te yapıldı. Tek aday bir önceki dönemin başkanı ve Uniao Nacional’in adayı amiral Americo Tomas idi. 13 Karşı oy ve 16 çekimser oya karşı 556 oyla yedi yıl için tekrar seçildi. Portekiz Millî Kurtuluş cephesi başkanı Humberto Delgado’nun öldürülmesi, siyasî atmosferi gerginleştirdi, öte yandan yeni Millet meclisi seçimleri (130 üye) yaklaşıyordu. Hıristiyan demokratların desteksizlik yüzünden seçim mücadelesine katılmaktan vaz geçmesine karşılık, başlıca muhalefet partisi olan Demokratik ve Sosyal Eylem partisi aday göstermeğe karar verdi. Ama hükümete seçim süresi boyunca basın sansürünün kaldırılmasını kabul ettiremeyince adaylarını çekti (18 ekim). 7 Kasımda 130 milletvekili tek listeden (Uniao Nacional adayları) seçildi; halkın yüzde 25′i sandık başına gitmedi. 28 Mayıs 1966′da başkan Salazar, hükümetten ayrılmama kararını açıkladı.
• Sel felâketi. 26 Kasım 1967′de Lizbon dolaylan büyük bir sel felâketine uğradı. 1775 Yılındaki depremden bu yana Portekiz’in uğradığı en büyük tabiî felâket sayılan sellerde 464 kişi öldü, binlerce insan da evsiz kaldı. Şiddetli yağmurların Tajo nehri ve kollarını taşırması sebebiyle meydana gelen sellerden en çok zarar gören bölge Lizbon’un 29 km kuzeyindeki Quintas köyü oldu.
• Salazar’ın hastalanması. 1932 Yılından beri başbakan olan Dr. Salazar, 6 eylül 1968′de beyinde bir kan pıhtılaşması sebebiyle hastahaneye kaldırıldı. O yaz Estoril’deki yazlık evinde koltuktan düşerek başını şiddetle yere çarpmış olan Salazar, bir süreden beri şiddetli baş ağrılarından rahatsızdı. Lizbon’daki Kızılhaç hastahanesinde bir ameliyat geçirdikten sonra sağlık durumu iyileşirken, 16 eylülde bir beyin kanamasıyle komaya girdi.
Salazar’ın komaya girmesi, Portekiz’de bir anayasa krizine sebep oldu. Portekiz anayasası başbakanın ancak ölüm, istifa veya azledilme halinde yenilenebileceği konusunda emredici bir hüküm taşıdığından, Salazar’m işbaşından uzaklaştırılması önemli bir mesele haline gelmişti. 13 Kişilik Devlet konseyi cumhurbaşkanı amiral Tomas’ın başkanlığında toplanarak durumu görüştü. Bu arada hastahaneden, Dr. Salazar’ın yarı felçli durumda bulunduğu ve şuuruna hemen de hiç malik olmadığı açıklandı. Ülkenin daha uzun bir süre başbakansız kalmaması gerekçesiyle amiral Tomas, asker ve sivil liderlerle yaptığı müzakerelerden sonra, anayasal yetkilerini kullanarak Dr. Salazar’ı görevden azletmek zorunda kaldığını açıkladı. Amiral Tomas, başbakanlığa prof. Marcelo Jose Das Neves Caetano’yu tayin ettiğini bildirdi. Prof. Caetano başkanlığında kurulan yeni hükümetin, Dr. Salazar yönetimine göre daha liberal bir siyaset güdeceği intibaını veren ilk kararlarından biri, muhalefet lideri Dr. Mario Soares’in serbest bırakılması oldu. Sosyalist ve demokrat muhalefetin lideri general Delgado’nun esrarengiz şartlar altında öldürülmesinden sonra, onun en yakın arkadaşı ve avukatı olan Dr. Soares, 15 mart 1968′de, kendisine hiç bir suç isnat edilmeden, bizzat Dr. Salazar’ın emriyle tutuklanmış ve Sao Tome adasına sürgüne gönderilmişti.
Yeni hükümet bir yıl sonra, 26 ekim 1969′-da Millet meclisi seçimlerinin yapılmasına da karar verdi. 1968′in yaz aylarında muhalefet, hükümetin izin verdiği ölçüde, faaliyet gösterdi.
16-18 Mayıs 1968′de Avei-ro’da toplanan İkinci Cumhuriyetçi kongre (ilki 1957′de) bir beyanname kabul etti. Sosyalistlerden ilerici katoliklere kadar demokrat muhalefete mensup çeşitli grupları temsil eden İkinci Cumhuriyetçi kongrenin beyannamesinde hükümetten, söz ve düşünce hürriyetinin tanınması, bütün siyasî mahkûmların affedilmesi, siyasî görüşlerinden dolayı işten atılanların görevlerine iadesi, toplanma hürriyetinin tanınması ve milletin temsilcilerini serbestçe seçebilmesini sağlayacak bir seçim kanununun hazırlanması istendi.
Vaat edilen tarihte yapılan Millet meclisi seçimlerini Dr. Caetano’nun iktidar partisi olan Uniao Nacional partisi, meclisteki 130 sandalyenin hepsini almak suretiyle kazandı. 1 Aralık 1969′da toplanan yeni meclisi açış konuşmasında devlet başkanı amiral Tomas, anayasanın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Böylece hükümetin, muhalefet tarafından öne sürülen istekleri olumsuz karşıladığı belirtilmiş oluyordu.
• Salazar’ın ölümü ve son gelişmeler. Portekiz eski başbakanı Dr. Antonio De Oliviera Salazar, 16 eylül 1968′den beri komada bulunduğu hastahanede öldü (27 temmuz 1970). Salazar’ın cenazesi Lizbon’da XV. yy.dan kalma Sao Jeronimo manastırında katafalka kondu; 30 temmuzda da doğduğu köy olan Santa Comba Dao’ya gömüldü.
1970 Ağustosunda hükümet muhalefete karşı yeniden sert bir tavır aldı. 1968′de Sao Tome adasındaki sürgünlük cezası kaldırılan Dr. Mario Soares, Avrupa ve A.B.D.’ye yaptığı geziler sırasında hükümeti tenkit ettiği gerekçesiyle, ülkeyi terk etmek veya tevkif edilmek şıklarından birini seçmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık bir süre sonra hükümet, anayasayı değiştiren bazı
önemli kanunlar çıkardı. Bunlardan biri, basın hürriyetinin kısıtlanması devam etmekle birlikte sansürün kaldırılmasıyle ilgiliydi, öte yandan 1971 ekiminde hükümet Ekonomik ve Sosyal Kalkınma cemiyeti adiyle kurulan cemiyetin faaliyet göstermesine izin verdi.
Bir muhalefet partisinin çekirdeğini meydana getirecek şekilde kurulmuş olan bu cemiyete izin verilmesi, hükümet siyasetinde yeni bir yumuşama belirtisi olarak yorumlandı.
1971 Sonu Portekiz’de meşru muhalefet imkânlarını araştıran demokrat aydın gruplarının dışında, silâhlı gerilla faaliyeti gösteren gruplar türedi. «Silâhlı Devrimci Eylem» adını taşıyan bu gizli teşkilât, Lizbon Merkez postahanesini bombalama, Lük-semburg’daki Portekiz büyükelçiliğini basarak pasaport ve resmî mühürleri çalma, Angola’ya silâh götüren gemi kargosunu tahrip gibi çeşitli tedhişçi faaliyete girişti. Bu gizli tedhiş teşkilâtı, amacının ülkedeki faşist diktatörlüğü devirmek, Angola ve Portekiz’in denizaşırı topraklarında yürütülen sömürgeci savaşa ve ülkedeki emperyalist hâkimiyete son vermek olduğunu belirtti; hükümet, olağanüstü durum ilân etti.
Osmanlı – Portekiz ilişkileri
XV. yy.ın ikinci yansında Memlûk sultanlığı, Mısır ve Suriye yoluyle Batı’ya gönderilen hint mallarından alınan vergileri ağırlaştırdı, yeni liman vergileri koydu, Portekiz’in ticaret hayatı bu yüzden büyük bir buhranla karşılaştı. Transit vergilerinin ağırlığı Portekizlileri Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu arama zorunda bıraktı. Portekiz denizcisi Vasco da Gama, arap denizcisi İbni Macid’in kılavuzluğuyle Hindistan’a giden denizyolunu buldu (1497). Portekizliler, Hindistan kıyılarına yerleştiler. Böylece, Memlûk sultanlığı, en önemli gelir kaynağından yoksun kaldı.
Portekizlilerin yeni hindistan donanması kumandanı Afonso Albuquerque, Maskat ve Horfe-kân’a saldırarak Hürmüz’ü aldı ve Fars körfezini kapattı. Portekiz kralı Manuel, Hindistan’daki müslümanlara baskı yapmağa başladı. Ticaret gemilerine güçlükler çıkardı. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Moha, Cidde, Kuseyr limanlarıyle ticarî ilişkileri olan Gucerat ve Kambay gibi hükümetler, Mısır Memlûk sultanından yardım istemek için Kahire’ye elçiler gönderdiler. Memlûk sultanı Kansu Gavri de, Mekke’nin limanı sayılan Benderi Cidde’yi sur ve burçlarla sağlamlaştırdı; müslümanların koruyucusu olarak deniz kumandanı Emîr Hüseyin ve magrıplı Hoca Nureddin emrinde bulunan bir memlûk donanmasını Portekizliler üstüne gönderdi. Gucerat’taki Diu valisi Melik İyaz’ın kürekli gemilerden kurulu donanmasıyle birleşen memlûk donanması, Albuquerque’in oğlu Lorenzo kumandasındaki portekiz donanmasını 1508′de Hindistan’ın Şaul limanında yendi; fakat hemen harekete geçen genel vali Albuquerque, 1509′da Diu limanında yatan memlûklu donanmasına baskın yaptı; Melik lyas savaştan çekildiği için onları yenilgiye uğrattı. Kuvvetli bir portekiz donanması Benderi Aden’i tehdit etmeğe başladı. Süveyş’te güçlü bir donanma kurmanın gereğine inanan Kansu Gavri, osmanlı padişahı Bayezid II’ye başvurarak ondan anadölu leventlerini Memlûk sultanlığının yardımına göndermesini, kereste, demîr, halat gibi gemi yapımı için gerekli malzeme ile top, barut gibi ateşli silâhlar istedi. Bayezid II yardım kafilesini yola çıkardı. Bu kafile Alaiye (Alanya) yöresinde Rodos (Saint – Jean de Hospitalier) şövalyelerinin baskınına uğradı; fakat anadölu leventleri Süveyş’e gitmeyi başardılar. Memlûklu yazarı ibni iyas, Selman Reis kumandasında Süveyş’e giden 1000 denizci türk ve Portekizlilere karşı girişilen hazırlıklar hakkında bilgi verir. Benderi Cidde beyi Emîr Hüseyin ve türk denizcilerinin çabalarıyle 20 gemilik bir donanma kuran Selman Reis, 1515′te Portekizlilere karşı sefere çıktı. Bu seferde yenilen Selman Reis ile Emîr Hüseyin, ertesi yıl 22 gurâb ve iki kalyondan kurulu bir donanma ile Benderi Aden’i kuşattılar, fakat başarı kazanamadılar ve Benderi Cidde’ye döndüler; gemilerinden bir kısmı Süveyş’e gönderildi. Bu sırada Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından alındığını Öğrenen Selman Reis, bu durumdan yararlanarak Benderi Cidde’ye saldıran Lopo Soares de Albergaria kumandasındaki portekiz donanmasını yenilgiye uğrattı. Sonra Kahire’ye giderek, burada bulunan Yavuz’un hizmetine girdi. Yavuz’un ölümünden sonra Benderi Cidde sancakbeyi Hüseyin el -Turkî ile birlikte Yemen’e gitti. Zebid’i ele geçirdikten sonra Kahire’de bulunan Makbul İbrahim Paşanın yanına gitti ve ona Hint seferinin yararlı olacağını bildirerek Hindistan’ın bellibaşlı merkezleriyle portekiz kuvvetlerinin durumunu gösteren bir lâyiha verdi.
Doğu ticaretinin önemiyle Osmanlı devletine sağladığı çıkarları değerlendiren İbrahim Paşa, bu lâyiha üzerine, eski memlûk donanmasının düzenlenmesi görevini Selman Reis’e verdi. Selman Reis denizci Hayreddin Beyle birlikte baharat ticaretinin merkezi olan Yemen’i aldı (1527). Osmanlılar böylece, Portekizlilerin Kızıldeniz’de ticaret merkezleri kurma çabalarını önlediler. 1524 Tarihli Mısır kanunnamesinden anlaşıldığına göre, baharat ticareti Osmanlılar çıkarına gelişiyordu. Ancak Selman Reis’in Hayreddin Bey tarafından öldürülmesi, bu çalışmayı aksattı; yeğeni Bayramoğlu Mustafa, Hayreddin Beyi öldürerek kendisine bağlı türk denizcileriyle birlikte Gucerat hükümetinin (hint kaynaklarına göre Rumî Nasır Han) hizmetine girdi ve Diu kalesinin Portekizlilere karşı savunulmasında başarı sağladı (1531).
• Hint seferi. Gucerat hükümdarı Bahadır Şah, 1535′te Delhi sultanı Hümayun Şah ile yaptığı savaşta yenilerek Diu kalesine sığındı. Hümayun Şaha karşı Goa’daki Portekiz valisiyle anlaştı. Portekizliler de Diu limanına hâkim tepede bir kale yaptırarak limanı denetimleri altına aldılar. Bunun üzerine hatasını anlayan Bahadır Şah, Portekizlileri Diu’dan çıkarmak amacıyle Kanunî Sultan Süleyman’a başvurdu ve bir ihtiyat tedbiri olmak üzere de hazinelerini Mekke’de güven altına aldırdı. Kanunî de Hindistan ile Akdeniz arasındaki güvenliği sağlamak amacıyle, doğu ticaretini ellerinde bulunduran ve Kızıldeniz’de serbestçe dolaşan Portekizlilere karşı harekete karar verdi. Doğu müslümanlarının koruyucusu olarak Mısır valisi Hadım Süleyman Paşaya Süveyş’te cenovalı mühendisler yönetiminde bir donanma yaptırmasını emretti. Bu hazırlık arasında Bahadır Şahın öldürüldüğü öğrenilince Mekke’de bulunan hazinesi İstanbul’a gönderildi. Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa, 13 haziran 1538′de 20 000 kişi ve 74 gemiden meydana gelen bir donanma ile Süveyş’ten yola çıktı. Kameran ve Babülmendeb’i geçerek Benderi Aden ö-nüne geldi; Portekizliler ile işbirliği yapan Âmir bin Davud’u astırdıktan sonra 4 eylül 1538′de Gucerat kıyılarına geldi. Gokalat (Benderi Türk) ve Kat adlarındaki iki kaleyi alarak eylül başlarında Diu kalesini kuşattı. 20 Gün süren kuşatma sırasında, Portekizliler bütün güçleriyle karşı koydular; osmanlı ordusunda kıtlık çıktı. Yeni Gucerat hükümdarı Mahmud III’ün Portekizliler tarafını tutarak Osmanlılara yiyecek sağlamaması, sıkıntının artmasına yol açtı. Asker, gemilerine çekildi. Bunun üzerine Hadım Süleyman Paşa kuşatmayı kaldırarak Yemen’e döndü. Ertesi yıl bir portekiz filosu, Kızıldeniz’e girdi ve Süveyş’e kadar ilerledi; fakat Osmanlıların karşı koyması ü-zerineı geri dönmek zorunda kaldı. Bundan sonra, Hindistan hedef tutularak, Portekizlilere karşı girişilen deniz seferleri, Batı’daki önemli olaylar yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Kitabı Bahriye yazarı ünlü denizci Pirî Reis’in 1552′de bir donanma ile Süveyş’ten hareket ederek önce Benderi Aden’i, sonra da Hürmüz kalesini Portekizlilerden almak üzere giriştiği hazırlık, Basra beylerbeyi Kubad Paşanın olumsuz tutumu yüzünden sonuç vermedi. Pirî Reis, üç gemiyle Süveyş’e kaçmak zorunda kaldı; merkezden gelen emir üzerine Mısır valisi tarafından öldürüldü (1552). Ertesi yıl Pirî Reis’in yerine hint donanması kumandanlığına getirilen Murad Reis de, Hürmüz boğazı yakınlarında Portekizlilerle yaptığı deniz savaşında yenilince Basra’ya çekildi (1553). Hint seferiyle görevlendirilen galatah kâtip Şeydi Ali Reis, 1554′te, 15 kadırgadan kurulu bir donanmayı Süveyş’e getirmek üzere harekete geçti; fakat 9 ağustosta Hcrfekân ve 25 ağustosta Maskat önünde portekiz donanma siyle yaptığı deniz savaşlarında yenildi; savaştan kalan kadırgalarla yoluna devam ederken fırtınaya tutuldu. Gucerat kıyılarına sürüklendi ve Demen limanı önüne geldiği sırada kadırgalarından üç tanesi karaya oturdu; geri kalan 6 kadırgayı Surat limanına götüren Şeydi Ali Reis, tayfalarından isteyenleri Gucerat hükümeti hizmetine girmekte serbest bırakarak, onunla birlikte gelen 50 kişiyle karadan yola çıktı ve dört yıllık bir yolculuktan sonra Türkiye’ye döndü (mayıs 1557). 1559′da Lahsa beylerbeyi Mustafa Paşanın Bahreyn adasına yaptığı bir sefer de, Portekizlilerin işe karışmaları yüzünden, başarısızlığa uğradı.
Osmanlı devleti, asya müslüman devletlerine karşı takip ettiği siyasete uygun olarak Portekizlilere karşı yardım isteyenlerin yanında yer aldı. Kanunî devrinde Osmanlı devletinden yardım isteyen Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’i desteklemek amacıyle İskenderiye kaptanı Kurdoğlu Hızır Bey kumandasında top ve tüfek gibi ateşli silâhlarla dolu 19 kadırgadan kurulu bir osmanlı donaması 1569′da Sumatra’ya gönderildi. Donanma ile giden türk topçu ustaları, Sumatralılara top dökmesini ve Portekizlilere karşı savaşma kurallarını öğrettiler. Bunların bir kısmı yerlilerle evlenerek Sumatra’da kaldı. Bu arada Portekizlilere karşı girişilen seferlerde uğranılan yenilgilerin sebeplerini araştıran Osmanlı devleti, Kızıldeniz’e uygun gemiler yaptırdı ve Akdeniz donamasının bu denize geçirilmesini sağlamak için Süveyş kanalının açılması görüşü üstünde durdu. Kanal için bir plan hazırlandı; fakat bu plan bir musevî tarafından çalınarak ispanya’ya kaçırıldı.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORT CHESTER
Tarih 05 Haziran 2009
PORT CHESTER, New York’ta (Westchester idare bölümü) şehir, Long İsland Sound kıyısında, New York şehir merkezinin 40 km kuzeydoğusunda; 24 950 nüf. Sanayi ve mesken bölgesi. Şekercilik, fırça, elektrik batarsayı ve madenî eşya yapımı. 3 km uzağında havaalanı. 1650′ye doğru kurulan şehre bıçkıhanelerden (İng. sawmills) dolayı önce, Sawpits (bıçkı hendeği) adı verildi. Bugünkü adını 1837′de aldı. 1868′de birliğe katıldı. Port Chester bir belediye başkanı ve idare meclisi tarafından yönetilir. (L)
PORT CİNNAH. Bk. ÇALNA.
PORT CLARENCE. Bk. SANTA iSABEL.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORT CHESTER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTAL
Tarih 05 Haziran 2009
PORTAL (Pierre BARTHfiLEMY, —baronu), fransız siyaset adamı (Albaredes, Montauban yakınları 1765-Bordeaux 1845). Bordeaux’da armatörlük yaptı. Bordeaux belediye başkanı, sonra Bahriye bakanlığı sömürgeler müdürü oldu (1815-1818), milletvekili seçildi, bahriye ve sömürgeler bakanlığına getirildi (1818-1821). Savaş filosuna yeni bir düzen verdi. Malouet’nin siyasetini bıraktı: armatörleri korudu ve prim usulünü koydu, özellikle uzakdoğu ticaretiyle ilgilendi, Schmalz’ı Senegal’e gönderdi, Guyana’daki ve Sylvain Roux’nun Madagaskar’daki sömürgeleştirme hareketlerini destekledi. Ayan meclisi üyesi oldu (1821). Louis Philippe’e bağlandı. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPPAEA AUGUSTA
Tarih 05 Haziran 2009
POPPAEA AUGUSTA, Roma imparatoriçesi (öl. M.S. 65). Güzel ve zekiydi. Praetorlar birliğinin başkanı Rufius Crispinus ile, sonra da Neron’un arkadaşı Salvius Otto ile evlendi. Poppaea’nın güzelliğinin övgüsünü duyan Neron, onu sarayına aldı ve Otto’yu Lusitania’ya gönderdi (58). Poppaea, imparatorun metresi Acte’yi saraydan kovdurdu. Neron, yalan yere zina ile suçlanan karısı Octavia’yı boşadıktan sonra Poppea ile evlendi (62). Az sonra Octavia katledildi, Poppea da imparatorun karnına savurduğu bir tekmeyle öldü. Neron, ona birçok övgü yazdı ve onu yüceleştirdi. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPPAEA AUGUSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPOVİÇ (Koça)
Tarih 05 Haziran 2009
POPOVİÇ (Koça), yugoslav siyaset adamı (Belgrad 1908). Yazar ve gazeteciydi. İspanya’da savaştı, cumhuriyetçilerin ordusunda albay oldu (1937-1939). İkinci Dünya savaşında faal bir mukavemetçi ve partizanların «Birinci Proletarya tugayı» kumandanıydı; 1945′te kurmay başkanı oldu. 1951′de Yugoslavya Kominform ile ilişkisini kesince, bir yardım konusunu görüşmek üzere A.B.D.’ye gönderildi. İki yıl sonra dışişleri bakanı oldu ve 1965′e kadar bu görevde kaldı. Yunanistan ve Türkiye dışişleri bakanlarıyle bir dostluk ve işbirliği anlaşması imzalanması için görüşmelerde bulundu. Bu üç devlet arasında meydana gelen Balkan paktını Yugoslavya a-dına imzaladı (1953) ve daha sonra Trieste konusundaki temaslarda başrolü oynadı (1953-1954). Sonraki yıllarda, Birleşmiş Milletlerdeki Yugoslav delegasyonunun başkanı oldu. 1961′de Moskova’ya giderek ülkesiyle S.S.C.B. arasında yeniden ilişki kurdu; 1962′de Washington’a gitti ve Kennedy tarafından kabul edildi.
Tarafsız ülkelerde bir «üçüncü güç»ün kurulmasında büyük payı olmuştur. 14 Temmuz 1966′da yugoslav devlet başkanı yardımcısı seçildi. Nisan 1967′de yapılan seçimlerden sonra yeni kabinede görev almadı. Ağustosta Tito ile birlikte Mısır’ı ziyaret etti. Yugoslavya’da yeni kolektif başkanlık, sisteminin kurulması üzerine Sırbistan’ın kolektif başkanlık üyelerinden biri oldu. (LM)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPOVİÇ (Koça) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTES GİL (Emilio)
Tarih 05 Haziran 2009
PORTES GİL (Emilio), meksikalı siyaset adamı (Cuidad Victoria 1891-1958). Calles’in reformculuğundan yanaydı. Milletvekili (1916-1920), içişleri bakanı (1924-1928), sonra cumhurbaşkanı (1928-1930) oldu. Milliyetçi Devrimci partinin başkanlığına seçildi (1930-1935). Fransa’da Meksika’yı temsil etti. Milletler Cemiyeti delegesi (1931-1932), dışişleri bakanı (1934-1935) oldu; yeni Meksika Medenî kanununu kaleme aldı. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTES GİL (Emilio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTİAC
Tarih 04 Haziran 2009
PONTİAC, kızılderili şef (Ohio’da 1720′ye doğr.-Cahokia, Saint-Louis 1769). Fransa’nın müttefiki ve güçlü bir kabileler birliğinin başkanıydı, ingiliz generali Braddock’un ölümüyle sonuçlanan savaşa katıldı (1755). Sonra ingiliz karakollarına saldırdı. Detroit’i kuşattı (1763) ve bütün Kızılderilileri İngilizlere karşı isyana teşvik etti (1766). Sonunda boyun eğdi ve İngilizlerin kışkırtması sonucu öldürüldü. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTİAC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTİ
Tarih 04 Haziran 2009
PONTİ (Giovanni, Gio — denir), italyan mimarı (Milano 1891). özellikle, modern eşya desenleriyle ilgilendi. İtalyan iç süslemesindeki yeni estetiğin öncüsü sayılır.
Milano Politecnico okulunda mimarlık öğretmeni oldu. Milano Triennale’ini yönetti. Domus ve Stile dergilerini kurdu. Milano-da’ki Montecatini sarayından başka (1951), en tanınmış eseri, aynı şehirde 1959′da Pier Luigi Nervi ile birlikte yaptıkları 33 katlı gökdelendir (Pirelli kulesi). 1961′de, Milano’daki Museo Internationale di Architettura Moderna’ya başkan seçildi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONCE DE LEON (Fray Luis)
Tarih 04 Haziran 2009
PONCE DE LEON (Fray Luis), ispanyol bilgini, şairi ve ilâhiyatçısı (Belmonte, Cuenca eyaleti 1527 – Madrigal 1591). Salamanca’da öğrenim gördü. 1544′te San Pedro’daki August manastırında rahip, sonra Salamanca’da profesör oldu. Dine karşı gelmekle suçlanarak 1572′de Engizisyon mahkemesince tutuklandı. Dört yıl sonra serbest bırakıldı. 1591′de Castilla eyaletinin din başkanlığına getirildi. Latinceden ve Kutsal Kitap’tan tercüme yaptı. De los Nombres de Cristo (isa’nın Adları Üstüne) ve La Perfecta Casada (Kusursuz Zevce) [1583], nesir alanındaki başarılı eserleridir. Yazdığı şiirler sayıca az olmakla birlikte, nitelik bakımından çok üstündür ve bazı kimseler Ponce de Leon’a en iyi ispanyol lirik şairi gözüyle bakar. Ama çağdaşı olan şairler üstünde etkisi az olmuştur. En ünlü şiir kitapları Vida Retirada (İnziva Hayatı) ile Noche Serena’dır (Berrak Gece). Bu iki eser, klasik biçimlerin, içtenliğin, duygunun alışılmamış bir karışımını ortaya koyar. Ponce de Leon’un eserleri Biblioteca de Autores Espanoles’in (İspanyol Yazarları Kütüphanesi) 35, 37, 53 ve 62. ciltlerinde çıkmıştır. (M)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONCE DE LEON (Fray Luis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPİDOU (Georges)
Tarih 04 Haziran 2009
POMPİDOU (Georges), fransız devlet adamı (doğ. Montboudif, Cantal 1911). Ecole Normale SupSrieure’de okudu (1931); Edebiyat fakültesini bitirdi; Marsilya ve Paris’te öğretmenlik yaptı. De Gaulle kabinesinde görev aldı (1944-1946); danıştayda raportör (1946), Rothschild bankası genel müdürü (1954), general de Gaulle’ün özel kalem müdürü (1958-1959), oldu; Anayasa konseyine üye (şubat 1959) seçildi. 14 Nisan 1962′de Michel Debre’den sonra başbakan oldu. Millet meclisinde hükümet programını okudu. Güven oylamasında, 128 aleyhte ve 119 çekimser oya karşı 259 oy aldi. Aynı yılın 5 ekiminde bir önerge dolayısıyle istifa etti, ama 27 kasıma kadar görevde kaldı. 28 Kasımda, U.N.R.-U.D.T.’nin (Yeni Cumhuriyetçi parti ile Demokratik Emekçi partisi) seçimlerde başarı sağlaması üzerine tekrar başbakanlığa getirildi. General de Gaulle’ün yedi yıllık yeni cumhurbaşkanlığı döneminin başında eski görevinde kaldı (8 ocak 1966); mart seçimlerinden sonra, 1 nisan 1967′de istifa etti, 8 nisanda yine başbakan oldu, aynı zamanda da Cantal’dan milletvekili Seçildi. Mayıs 1968′deki öğrenci hareketlerinin şiddetlenmesi üzerine De Gaulle Millî meclisi feshetti (30 mayıs). Bir gün sonra Pompidou yeni bir kabine kurdu. Eylül 1968′de yapılan seçimlerden sonra 10 temmuz 1968′de istifa etti. Başkan De Gaulle yeni kabineyi kurma görevini Couve de Murville’e verdi. De Gaulle’ün başkanlıktan istifası üzerine yapılan başkanlık seçimini kazanarak 7 yıllık bir süre için Fransa cumhurbaşkanı oldu (15 temmuz 1969). A.B.D.’ye giderek (24 şubat 1970) başkan Nixon ile görüştü. S.S.C.B.’yi de 6 ekim 1970′te ziyaret etti. (LM)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPİDOU (Georges) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Polonya-Sovyet savaşı
Tarih 03 Haziran 2009
Polonya-Sovyet savaşı, 1920′de Polonya ile Sovyet Rusya arasında çıkan ve Riga antlaşmasında Polonya-Sovyetler birliği sınırının tespitine yol açan savaş. Versailles antlaşması Polonya’nın bağımsızlığını tanımış, fakat sınırlarından bir kesimi tam olarak tespit etmemişti. Galiçya ve Silezya’da savaştıktan sonra Pilsudski, Rus ve Polonya devletlerinin yalnız Curzon hattıyle ayrıldıkları doğuya yöneldi. Ağustos 1919′da Minsk’i işgal etti, nisıan 1920′de de Ukrayna’ya girdi; Petlyura ile yaptığı bir anlaşma sonunda da 7 mayısta Kiev’i ele geçirdi. Haziranda Kamenev, Tuhaçevskiy ve Yegorov kumandasındaki Sovyet kuvvetleri Borisov ve Jitomir yönünde saldırıya geçti. Sürekli bir cephenin yokluğu ve Polonyalıların bir karşı saldırısına rağmen Budyonyi kumandasındaki kızıl süvari birlikleri Polonyalıları Kiev’i boşaltmak (10 haziran) ve güneyde Sikorski kumandasındaki V. Polonya ordusunu güç şartlar altında geri çekilmek zorunda bıraktı. Bu sırada Kızılordu kuzeyde geniş bir çevirme hareketine girişmişti. 2 Temmuzda Tuhaçevskiy ünlü günlük emrini verdi; «Dünya yangını’nın yolu Polonya’nın cesedi üstünden geçiyor». Temmuzda Polonyalılar Wilno, Grodno, Brest – Litovsk ve Bialystok şehirlerini kaybetti. 4 Ağustosta Budyonyi, Kowel’i ele geçirdi, sonra Galiçya’ya girdi.
Bu sırada Soldau’ya ulaşan Tuhaçevskiy de Varşova’yı tehdit etmeğe başlamıştı. Bu durum, Londra ve Paris’te büyük bir heyecanın doğmasına yol açtı. Bu devletler Polonya’ya Weygand’ın başkanlığında bir fransız -ingiliz heyeti gönderdiler (24 temmuz). Weygand’ın kumandan ve teşkilâtçı olarak edindiği tecrübelerden yararlanan Polonya daha sonra onu askerî danışman olarak görevlendirdi. Weygand, fransız heyetinde general Henrys tarafından yönetilen iki yüz fransız subayını savaş meydanında hemen harekete geçmeyi ve haber toplamayı gerektiren bütün noktalarda görevlendirdi. Weygand ile anlaşma halinde olan Pilsudski, kuvvetlerini Varşova üstüne geri çekti, bir yedek orduyle karşı saldırı hazırlığına girişti. Bu saldırı 12 ağustosta başkent dolaylarında başladı; şehrin banliyösündeki Praga mevkii Rusların ateşi altındaydı. Haller ve Sikorski düşman kuvvetlerini olduğu yerde tespit ederken, Pilsudski kumandasındaki IV. Polonya ordusu tarafından girişilen büyük bir harekât Sovyetler’in geri hatlarını kesti, Bug ve Neman nehirlerine kadar ulaştı. Zaferi kazanan Polonyalılar 18 ağustosta Bialystok’a, 19 ağustosta da Rovno’ya girdiler. 12 Ekimde imzalanan bir ateşkes antlaşmasından sonra 18 mart 1921′deki Riga antlaşması Polonya ile Sovyetler birliği arasındaki ilişkilerin normale dönmesini sağladı. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polonya-Sovyet savaşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA TARİH
Tarih 02 Haziran 2009
POLONYA TARİH
Piast’lar döneminde Polonya
• İlk Polonya devletinin toprak bütünlüğünün kurulması (V.-X11. yy.). V. veya VI. yy. başından sonra geniş Odra havzasına ve Vistül havzasının bir kısmına batıdan gelen birkaç islav kabilesi yerleşti. Polonya milletinin meydana gelmesinde bu kabilelerin (Polanlar, Vislanlar, Pomeranyalılar v.b.) katkısı oldu. Bu topluluklar, yavaş yavaş ilk şehir çekirdekleri olan ve kısa süre sonra yanlarında zanaatçı varoşları kurulan tahkimli castra veya grody’lerin (Poznan, Kruszwica, Kalisz) etrafında toplandılar.
IX. yy.ın ortasından sonra Gniezno ve Poznan dolaylarında kurulan ilk Polonya devleti çevresinde yavaş yavaş Büyük Polonya, Küçük Polonya, Mazovya, Silezya ve Pomeranya biraraya geldiler. Piastlar hanedanının bilinen ilk atası Mieszko I (960′a doğru-992) bu devleti Polonya devleti haline getirdi: ırk birliği ekonomilerinin benzerliği, Büyük Polonya, Litvanya, Mazovya ve Podlakya ovalarının geniş bir orman kuşağıyle çevrili olması, batıda Germen imparatorluğu (963′te ilk askerî temaslar), güneyde Bohemya devletleri, doğuda Kiev (945′ten sonra), kuzeyde Veletlerin Polonya topraklarını çepeçevre kuşatmaları Polonya milliyetçiliğinin doğmasını kolaylaştırdı; Mieszko, bazı derebeyleri ve kilisenin yardımıyle (966′da Hıristiyanlığı kabul etti ve Poznan’da ilk piskoposluk kuruldu) geniş bir bölgede hâkimiyetini kurabilmek için bu milliyetçilik duygusundan yararlandı.
Mieszko I’in oğlu ve vârisi Boleslaw I (992-1025) kilisenin desteğiyle Otto III’ten Polonya kilisesinin imparatorluk kilisesinden ayrılmasına imkân veren Gniezno başpiskoposluğunu ve Krakow, Wroclaw ve Kolobrzeg piskoposluklarını kurdu; öte yandan geçici olarak batıda Odra’nın ağızlarını ve Lâusitz’i, güneyde Moravya’yı, Çekler ve Slovaklar ülkesini ilhak etti ve doğuda Kiev’e ulaştı. Başarıları Bautzen barışlanyle (1018) ve ilk Polonya kralı olarak taç giymesiyle onaylandı. Ama oğlu Mieszko II (1025-1034), doğudan rus prenslerinin, kuzeyden Danimarkalıların (Pomeranya’da), güneyden Çeklerin, batıda Polonyalıları Odra’nın doğusuna çekilmeğe zorlayan (1031-1032) imparator Franken’li Konrad II’nin hücumları karşısında topraklarının bütünlüğünü koruyamadı; iç kargaşalıklar ve kardeşlerinin taht üstünde hak iddia etmeleri yüzünden sınırları daralan devletini ancak imparatora bağımlılık yemini ederek kurtarabildi.
Başlıca olayları iç düzenin kısa süre içinde bozulması (halk ayaklanması ve Mazovya’nın ayrılma denemesi) ve Bohemya. Bratislava dükünün anî istilâsı (1036) olan bir döneminden sonra Yenilikçi Kazimierz I (1040′a doğru-1058) Kilisenin ve Devletin bütünlüğünü yeniden sağladı, başkenti Krakow’a nakletti. Ama kendisini tahta çıkaran aristokrasinin günden güne artan denetimini kabul etmek ve yardımı sayesinde Silezya’yı Çeklerden, Mazovya’yı da kontrolü ele geçirmiş olan Maslaw’dan kurtaran imparator Heinrich III’ün metbuluğunu kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu Atak Boleslaw II (1058-1079) bu iki vesayetten de kurtulmayı başardı: önce aristokrasinin denetiminden kurtuldu; sonra rus prenslikleri arasındaki anarşiden yararlanarak Kiev’de harekete geçti (1069) ve Çekleri Silezya üstündeki hak iddialarından vaz geçmeğe zorladı; Heinrich IV’e karşı ayaklanan Saksonların tarafını tutarak Berat kavgasından yararlandı ve papa Gregorius VII’den krallık tacını giymeyi başardı; böylece Polonya’nın imparatora hiç bir bağımlılığı kalmıyordu.
Ama imparatorun yardım ettiği muhalifleri destekleyen Krakow piskoposu Stanislaw’ın (Aziz Stanislas) idamı (veya öldürülmesi) derebeylerin ayaklanmasına yol açtı; derebeyler tahta kralın kardeşi Wladyslaw (veya Ladislas) Herman’ı çıkardılar. Boleslaw kral unvanını kaybetti (1079), kaçtı ve ülke Bohemya’ya yıllık bir haraç ödemek zorunda kaldı.
Polonya’nın soyluların temsilcisi voyvoda SieciechT tarafından yönetilmesini kabul etmek zorunda kalan Wladislaw I Herman’dan (1079-1102) sonra Polonya, Boleslaw III zamanında toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu. Kardeşi Zbignievv ile bölüştüğü Polonya topraklarını kendi çıkarına birleştirmeyi başaran Boleslaw III, germen himayesinden kurtuldu ve Baltık kıyısında geniş bir bölgeyi ele geçirdi (Pomeranya’nın Vistül ve Odra ırmakları arasındaki kısmının fethi); Macarlar ve Rutenyahlar ile ittifak yaparak imparatorun 1109 da giriştiği harekâtı durdurdu; sonra feth ettiği topraklardaki halkı hıristiyanlaştırdı, fakat ülkesini dört oğlu arasında bölmekle, elde ettiği parlak sonuçları tehlikeye düşürmüş oldu.
• Millî düklükler ve Polonya’da anarşi (1139-1305). En büyük oğlu dük Wladislaw II’nin (1139-1146) kardeşlerinin metbuu ilân edilmesi, onların siyaset alanında bağımsız davranmalarını ve ülkelerini kendi oğulları arasında bölüştürmelerini engelleyemedi; böylece 1250′den sonra her birinde bölgeciliğin ağır bastığı yirmi dört kadar düklük ortaya çıktı. Bunların hiç biri üstünlüğünü kabul ettirecek güçte olmadığından her birinin, özellikle de en büyüğün, bu yoldaki her denemesi bir iç savaş halini alıyordu; bunu fırsat bilen polonya aristokrasisi hükümdarı kendi tayin ederek monarşiyi kendi hâkimiyeti altına soktu. Meselâ Yaşlı Mieszko III’ün (1173-1177) tahttan indirilmesi ve yerine daha yumuşak başlı görünen genç kardeşi Âdil Kazimierz’in (1177-1194) geçirilmesi, Polonya’da seçime dayanan bir monarşinin kurulmasına yol açtı. İş başına getirilen kral, seçilmesinin karşılığında devletin yüksek otoritesini zedeleyen birtakım siyasî ve malî tavizlerde bulunmak zorunda kalıyordu (Leczyca meclisi, 1180).
Bu anarşi döneminde Hıristiyanlığı geniş halk tabakalarına yayan (XII.-XIII. yy.) Kilise, Polonya birliğinin hanedandan daha sağlam bir temsilcisiydi. Yüksek rahip sınıfı, üyeleri büyük toprak sahibi soylu ailelerden geldiği halde, zaman zaman yetkisini köylü sınıfını ezen soylulara karşı kullanıyordu (Papalık fermanı, 1233). Bu anarşi ortamında soylular sınıfı da ikiye ayrılmıştı:
prensliklerin yönetiminde görev alan ama krallık gücünün artmasına şiddetle karşı koyan magnat’lar (eski derebey aileleri); üyeleri prensler tarafından şövalye unvanıyle topraklara dağıtılan küçük soylular veya szlachta. Bu siyasî ve sosyal çözülmeden yararlanan Almanlar, Nordmark’tan başlayarak kuzeyden ve doğudan ilerlediler; Nordmark (geleceğin Brandenburg’u) 1134′te Ayı Albrecht’in payına düştü. 1138-1181 Arasında Baltık’ın Elbe ve Odra arasındaki kıyısı Ayı Albrecht ile Saksonya dükü Aslan Heinrich tarafından işgal edildi; Polonya Odra’nın batısındaki bütün toprakları, hattâ Aşağı Warta’yı kaybetti; Almanlar Aşağı Warta’da Yeni Uçilin’i (Neuemark) kurdular (1272); ayrıca Prusyalıların kuzeyden yaptığı tehlikeli baskıya tek başına karşı koyamayan Mazovya dükleri toton şövalyelerine başvurdular; ne var ki 1283′te Prusyalıları Neman’ın ötesine püskürten Tötonların püskürttükleri düşmandan daha belâlı oldukları çok geçmeden anlaşıldı.
Baltık ile ilişkisi kesilen, Litvanya devletinin kurulmasıyle (XIII. yy.ın ikinci yarısı) doğudan ve kuzeydoğudan tehdit edilen, üstelik de Silezya dükü Dindar Henryk’in 1241′de Legnica’da boş yere durdurmağa çalıştığı moğol istilâsıyle harebeye dönen Polonya artık Almanlar için kolaylıkla ele geçirilebilecek bir avdı. Almanların memlekete girmeleri birçok bakımdan olumlu oldu: XII. ve XIII. yy.da Avrupa’da genel nüfus artışına paralel olarak polonyalı kolonların ormanlarda tarla açma işi hızlandı; yeni kır toplulukları kuruldu; şehirlerde ticaret gelişti ve batıyı örnek alan Polonya prensleri, Özellikle Wroclaw (1242), Poznan (1253), Krakow’a (1257) tanınan Magdeburg yasasını benimseyerek şehirlere hürriyet «şartları» verdiler.
Buna karşılık, almanlar ticarî faaliyeti ele geçirerek imparatorluk ve Bohemya ile çeşitli alışverişe girdiler ve servetlerine dayanarak onlar sayesinde yeni bir aristokrasinin kurulmağa başladığı şehirlere hâkim oldular. Burjuvazi özellikle Silezya’da alman dilini ve geleneklerini yaydı.
İktisadî güçlerinden ve fikir üstünlüklerinden gurur duyan alman mülteciler, Polonya’ya istedikleri kralları kabul ettirdiler: önce gerçek bir Piast olan Silezya dükü Namuslu Henryk II (1288-1290); sonra Polonya kralı ilân edilen (1300) ve Piast’ların anarşi dolu kavgalarına karşı bir garanti gibi görünen Bohemya kralı (1291) Venceslav (Vaclav). Ama bir yabancının tahta çıkması, Piast ailesinden Wladislaw I Lokietek’e millî hoşnutsuzluğu istismar etme fırsatını verdi. Polonya’nın bir kısmını ayaklandıran Wladislaw I, Venceslav’ın ölümünde ülkeye hâkim olmayı başardı (1305) ve Krakovv’un alman belediye reisi Albrecht’in yönettiği şehir burjuvalarının
isyanını ezdikten sonra, 1320′de Polonya kralı olarak taç giydi: monarşiyle birlikte ülkenin bütünlüğü de yeniden sağlanmıştı. Bununla birlikte Wladislaw I’in devleti, çeklerin derece derece kendilerine bağladıkları Silezya’yı da, Pomeranya’yı da içine almıyordu.
• Polonya devletinin yeniden kurulması ve Piast’ların sonu (1305-1370). iyi hesaplanmış evliliklerle yararlı ittifaklar kuran Polonya kralı, Brandenburg’ların toprak genişlemesini durdurdu ve Pomeranya konusunda uzun ve boş bir çekişmeden sonra Tötonları Plowce’ta yenmeyi başardı (1331); fakat Kujawy’yi Tötonlara kaptırdı. Oğlu Büyük Kazimierz III (1333-1370), onun eserini tamamladı. Bohemya’nın Polonya tahtındaki hak iddialarını bertaraf ettikten sonra Pomeranya’yı belli bir süre için Tötonlara bırakarak (1343) onları yatıştırdı; Anjou’lu Luigi’yi vâris tanıyarak (1339), buna karşılık da Kızıl Rutenya’nın kesinlikle kendisine bırakılmasını sağlayarak macar tehlikesini ortadan kaldırdı.
Böylece batı dışında her yerde Polonya toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu: Kazimierz III, gelenekleri kanun halinde toplayarak yasama ve adalet birliği ilkesini gerçekleştirdi (Wislica yasası, 1347); köylülerin yükümlerini azalttı; kolonlar için yeni köyler kurdu; ticarî gelişmeyi destekledi (ambar, yol ve şehirler çevresinde müstahkem surlar inşası; yabancı ülkelerden kovulan yahudilere imtiyazlar tanınması); Polonya’nın Almanya ve Bohemya’ya karşı fikrî muhtariyetini sağlayan Krakow üniversitesini kurdu. Mazovya düküne metbuluğunu kabul ettirdi, küçük soyluların muhalefetini kırdı.
• Piast’lardan Jagellon’lara: Geçiş dönemi (1370-1384-1386). Piast’lar sülâlesi Kazimierz III ile sona erdi: çünkü Kazimierz tahtını uzak akrabalarından biri yerine, yeğeni Anjou sülâlesinden Macaristan kralı Lajos’a (1370-1382) bırakmayı tercih etmişti; Lajos’a, kalkınmış ama hiç deniz kıyısı olmayan ve dışta hep toton tarikatıyle gücü gittikçe artan Litvanya’nın tehdidi altında yaşayan, içte ise hep büyük soyluların bağımsızlığının tehdit ettiği bir Polonya’yı miras bıraktı. Vârisini tayin etmek için büyük soyluların fikrini almak zorunda kalması, Polonya kurumlarının seçimle iş başına gelecek bir monarşi kurulmasına doğru geliştiğini ortaya koydu.
Bu olay polonya tarihinde kesin bir dönemeçti; çünkü soylularla yapılan pazarlık sonucunda (soylulara ağır gelen bütün vergilerin kaldırılması: Koszyce imtiyazı, 1374) tahta yabancı bir sülâle çıkıyordu ve Macaristanlı Lajos’un saltanatı aslında Jagellon’lar devrine doğru bir geçiş dönemiydi.
Jagellon’lar Polonyası (1386-1572)
• Doğu Avrupa’da Polonya’nın gücünün artması (1386-1505). Yabancı bir prens olan ve hemen hep yurt dışında yaşayan Lajos’un ölümü, Polonya’da iç savaşı başlattı: Macaristan ile birlik bozuldu, laik ve dinî büyük soylular devletin önemli mevkilerini paylaştılar. Bu durumun yarattığı huzursuzluğu gidermek için Polonyalılar tekrar monarşiyi kurdular: Lajos Fin kızı Hedwige, Polonya kraliçesi oldu (1384-1399) ve Litvanya büyük dükü Jagellon ile evlenmece zorlandı; Wladislaw adiyle vaftiz olan ve şahsî topraklarını krallığa katmağa söz veren Jagellon ortak Polonya kralı seçildi (1386-1434). Bu seçimle Polonya aristokrasisi ülkeye anarşiye son verebilecek bir sülâle kazandırıyor, doğu ile yakınlık kuruyor ve ülkeyi toton şövalyelerinin tehlikeli baskısından kurtarıyordu; gerçekten Polonya-Litvanya koalisyonu birlikleri, Tötonları Grunwald’de ezdi (15 temmuz 1410).
Wladislaw II Jagellon Moldavya (1387), Eflak (1389) ve Besaıabya (1396) hükümdarlarının kendisine saygı yemini etmesini de sağladığından Polonya artık Baltık denizinden Karadeniz’e kadar uzanan ve bazı çatışmalara, özellikle Litvanya büyük dükü Witold’un sebep olduğu çatışmalara rağmen, iki ülkenin soyluları arasında imzalanan Horodlo birliğiyle bütünlüğü sağlanmış görünen bir devlet haline geldi: daha eski medeniyeti, toprak bütünlüğünün daha sağlam ve nüfusunun daha kalabalık olması dolayısıyle, kral olarak Litvanya’nın soydan geçen büyük düklerini seçmek (her ikisi de Wladislaw II’nin oğulları olan Wladislaw III [1439-1444] ve Kazimierz IV [1445-1491]) kurnazlığını gösteren Polonya, yavaş yavaş bu iki başlı devletin siyasî merkezi haline geldi: Macaristan tahtına Wladislaw (Laszlo) III’ün seçilmesiyle (1440), Krakow çok büyük bir katolik devletin coğrafî merkezi oldu; bu devlet germenciliği önlemekle ve kilisenin baskısıyle (kralın vasisi ve Krakovv piskoposu Olesnicki’nin büyük rolü) Ortodoksluğun ve Müslümanlığın yayılmasını, püskürtmeğe değilse bile durdurmağa (Wladislaw III’ün 1444′te Varna’da Osmanlılara yenilmesine rağmen) yönelmişti. Wladislaw III’ün vârisi Kazimierz IV ise Polonya-Litvanya devletinin güneydoğuya doğru genişletilmesi işini bir yana bırakarak kendini önce Polonya’da monarşinin kuvvetlenmesine adadı: bu iş için Nieszewa imtiyazlarını (1454) verdiği şövalyelerle, artık doğu topraklarının işletilmesine yönelen magnat’lar arasındaki geleneksel çelişkiden yararlandı.
Toton tarikatının rakipleriyle ittifak yaptı ve Onüç yıl savaşlarından sonra (1454-1466), toton tarikatına metbuluğunu kabul ettirerek Pomeranya ve Gdansk’ın kendisine bırakılmasını sağladı; böylece Polonya, buğdaylarının sevk edileceği bir deniz kapısı sağlıyordu (Torun barışı, 1466). Ayrıca Albrecht II’nin kızı Habsburg’lu Elisabeth ile evlenerek (1454), Bohemya tacı ve Macaristan üstünde haklar elde etti (bu haktan oğlu Wladislaw 1471′de Bohemya tacında, 1490′da Macaristan’da yararlandı). Polonya germenciliğe hücuma geçmişti; buna karşı koyabilmek için imparator Friedrich III, Litvanya’nın tabiî rakibi İvan III Vasiliyeviç ile ittifak yaptı; alman tehlikesi azalırken bu sefer de rus tehlikesi başlıyordu.
• Monarşi gücünün azalması ve szlachta’nın zaferi. XV, yy. sonunda, krallığın siyasî, iktisadî ve sosyal yapısı da değişti. Rahip ve magnat sınıfının hırslarını önlemek için szlachta’ya dayanan Jagellon’lar, szlachta üyelerinin her türlü yargıya karşı dokunulmazlıklarını kabul etmekle (Krakovv imtiyazı, 1433) kalmayarak, askerî ve malî yükümler yüklemeden önce mahallî szlachta meclislerinin fikrini almayı da kabul etti; ayrıca 1493′te Piotrkow’da genel bir diyet toplandı; bu, monarşi gücünün küçük soylular lehine azalmasının mantıkî bir sonucuydu. Her ikisi de Kazimierz IV’ün oğulları olan Jan I Adalbert (1492-1501) ve Alexsander I’in (1501-1506) saltanatlarının çok kısa sürmesi, Jan I’in Moldavya’nın bağımsızlığını engelleyememesi ve Bukovina’da ağır bir bozguna uğraması (1497) karşısında cüreti artan szlachta Aleksander I’e, milletin üç sınıfından oluşan genel diyeti kabul ettirerek, meşrutî bir krallık kurulmasını sağladı.
Kral, senatörler ve milletvekillerinden meydana gelen bu genel diyetin onayı, kanunların kabul edilmesi, vergilerin alınması ve seferberliğin ilân edilmesi için şarttı (Nihil Novi anayasası, 1505). Böylece çok kötü sonuçlar veren oybirliği sistemi ortaya çıkmış oldu ve XVII. yy.ın liberum veto’suna yol açtı. Szlachta, Baltık’a açılmanın kendisine sağlayacağı büyük kazancı anladı: Polonya’nın iktisadî (hattâ siyasî) ağırlık merkezi kuzeye doğru kaydı (kısa süre sonra Varşova’nın başkent olması) ve batıda daha elverişli bir yerde bulunan Poznan, Almanya ile Baltık denizi arasındaki mübadelelerin kontrolünü ele geçirdi, iktisadî değişiklikler ve özellikle tarım ürünleri fiyatlarının artması, szlachta’ya ait çiftliklerin yüzölçümünü ve önemini arttırdı.
Szlachta, hükümdara şehir halkının toprak sahibi olmasını yasaklayan, köylülerin yalnız derebeylik mahkemelerinde yargılanmasını ve aile başına bir erkek evlât dışında toprağa bağlanmalarını öngören bir kanunu kabul ettirdi (Piotrkow diyeti, 1496); 1520′de köylülere angarya yüklendi; genel-leşen bu sistem, XV. ve XVIII. yy.da daha da arttı.
• Son Jagellon’lar (1506-1572). Kazimierz IV’ün üçüncü oğlu ve üçüncü mirasçısı Zygmunt I (15044548), oğlu Zygmunt II August’u Litvanya büyük dükü olarak tanıtmayı ve Polonya kralı seçtirerek taç giydirmeyi (1530) başardı. Soydan geçen monarşinin kurulmuş gibi göründüğü bu dönemde Polonya, Jagellon’lar sülâlesinin Macaristan’ın kontrolünü kaybetmesine Lajoş II’nin Mohaç’ta ölümü [1526], Habsburg’lu Ferdinand I’in tahta çıkışı) ve Moskovalıların Smolensk’i ele geçirmelerine (1514) rağmen, en güçlü devresini yaşadı. Toton tarikatı başrahibi Brandenburglu Albrecht, tarikatı laikleştirince (1525) Zygmunt I, soydan geçen Prusya düklüğünün metbuluğunu kabul ettirdi; ayrıca Varşova düklüğünü kendine bağladı (1526); litvanya soylularına, polonya soylularının yararlanmakta olduğu imtiyazları tanımak (1556′da ilk Litvanya meclisinin toplanması) kurnazlığını gösteren Zygmunt II August, Litvanya’ya, «Lublin daimî birleşmesi»ni kabul ettirmeyi başardı; buna göre krallık ve büyük düklük artık tek bir meclis ve ortaklaşa seçilecek tek bir kral tarafından idare edilecekti (1569). Soylularla anlaşarak, içeride bir soylu «res publica»sı kurulmasıyle sonuçlanan reformlar yaptı.
Bir deniz siyaseti hazırladı ve donanmanın inşaını başlattı; Schwerttıâger tarikatı şövalyelerinin çözülmesinden yararlanarak Güney Livonya’yı ele geçirdi: Polonya, Krakow üniversitesi sayesinde XV. ve XVI. yy.da Avrupa’nın geri kalan kısmındaki kültür yenilenmesine katıldı; Krakow’lu dinbilimci Pawel Wlodkowic, toton tarikatının bağımsızlık isteklerine Konstanz konsilinde karşı çıktı; aynı üniversiteden başka dinbilimciler, soylular ve burjuvalar arasında taraftar bulmasına rağmen hus’çu sapkınlığı yendiler; ama aynı zamanda konsillerin papadan üstün olduğunu iddia ettiler. Polonya, bilginleri yeni düşüncelerle büyük ölçüde ilgilenen (De Revolutionibus Orbium Caelestium, Kopernik) canlı bir bilim ve edebiyat merkezi haline geldi; hattâ Reformu kabul etmeğe bile hazır görünüyordu.
Krallar Protestanlığın Prusya, Kurzeme ve Livonya’da yerleşmesini kabul ettiler. Katolik veya ortodoks magnatlar ve soylular kısa süre içinde Protestanlığı kabul ettiler, Soylular meclisinde çoğunluğu ele geçirdiler ve Zygmunt II’den Büyük Polonya’da luther’ci bir kilise, Küçük Polonya ve Litvanya’da da calvin’ci iki kilise kurma iznini aldılar (1552). 1573′te bu fiilî hoşgörü, Varşova konfederasyonunca da onaylandı. Aynı zamanda, hümanizm, italya ile ilişkiler, basımevlerinin gelişmesi ve din tartışmaları millî edebiyatın gelişmesine katkıda bulundu.
ilk gerilemeler ve Altın çağın sonu (1572-1648)
• Monarşide istikrarsızlık ve Karşı Reformun başarıları (1572-1587). 1572′de Zygmunt II August, vâris bırakmadan ölünce, artık hepsi yeni kralın seçimine katılan (Varşova diyetinin kararı, 1573) soylular, valois’lı Henri’yi kral seçmeğe karar verdiler (1573); ama aynı zamanda da krallık gücünü sınırlayan birçok şartı kabul ettirdiler (pacha conventa); Henri’nin Fransa’ya kaçmasından sonra Osmanlı devletinin de yardımıyle Erdel prensi Istvan Bathory’yi kral seçtiler (1576-1586); Bathoky, Gdansk isyanını ezdi ve savaşı başarıyle devam ettirerek Moskovalılardan Livonya’yı geri aldı, ataman Jan Zamoyski’nin desteğini sağlayarak onu kançılarlığa getirdi. Kiliseye Reformla mücadele imkânlarını sağladı (kardinal Hosius’un [Hozjusz] yazılarının yayılması; Wilna’da [Vilnius] Isa tarikatının bir üniversite kurması, 1578).
Bunun üzerine Calvin’cilik hızla geriledi ve Luther’cilik ancak krallık Prusya’sı topraklarında tutunabildi.
Annesi Jagellon sülâlesinden olan Zygmunt III Vasa’nın (1507-1632) tahta çıkmasından sonra, katolik tepki daha güçlü bir hal aldı ve Brzeşç birliği (Roma ile Kiev) metropoliti ve hemen bütün ortodoks piskoposlar tarafından kabul edildi; bununla birlikte her yerden kovulan teslis aleyhtarları 1638′e kadar Rakow’da bir okul ve bir basımevini yaşattılar, «polonyalı rahipler» veya «socini’ciler» adiyle Avrupa’nın her tarafına yayıldılar.
• Kazakların isyanına kadar Vasa (Wasa) sülâlesi (1587-1648). Tahta Vasa (Wasa) sülâlesinden bir kralın çıkması ve eyaletlerini elinden almayı düşündüğü akrabası İsveç krallarıyle çatışması, Polonya’nın siyasetini Baltık’a yönelttiğini ortaya koydu: bu yönde Moskova ile ve özellikle İsveç ile çatışan Polonya, ülkenin üç defa bölüşülmesine yol açan bir döneme girmiş oldu. Bazı başarılar kazanılmasına (Smolensk’in Deulino antlaşmasında geri alınması, 1618) karşılık, krallık Livonya kıyılarını ve tazminat olarak Gustaf-Adolf’a bıraktığı Gdansk gümrüklerini kaybetti (Altmark mütarekesi, 1629). Zygmunt III Vasa’nın Habsburg’lara yardım etmesi, ancak güçlükle karşı konulabilen türk istilâlarına (1620-1621) yol açtı. Bununla birlikte Wladislaw IV (1632-1648), Otuzyıl savaşları sırasında, Fransa ve Habsburg’ların müdahale etmesini istemelerine rağmen tarafsız kaldı, Moskova ile savaşı başarılı bir şekilde bitirdi (Polanowa barışı, 1634) ve İsveç ile son çatışmaları halletti (Sztumska Wies mütarekesi, 1635), ama krallık gücünü artıramadı. Kazimierz IV (Jan II Kazimierz) [1648-1688], Litvanya birliğinden sonra Litvanya’nın Ukrayna’daki topraklarının (Kiev’in güneyinde) kötü işletilmesi tehlikeli iç meselelere yol açtı.
Tatar istilâlarına açık olmasına rağmen Ukrayna hem Kazakları, hem de onlardan sonra hürriyete ve kolayca işlenebilecek topraklara hasret kolonları çekmişti. Ama İstvan Bathory ve Zygmunt III, bu geniş ülkeyi büyük latifundialar haline getirip birkaç büyük magri at ailesine vererek kolonları düşman ettiler; bunun üzerine başlayan Kazak savaşlarında, Kazakların başına 1648′de isyan etmiş bir köylü olan Bogdan Hamelnitskiy geçti.
Polonya’nın gerilemesi (1648-1795)
• Vasa’ların sonu (1648-1688). 1370′ten teri yabancı prenslerin idaresinde’bulunan, soyluların özel çıkarını devletinkinden üstün tutan bir sistemle yönetilen Polonya’yı, Kazakların isyanı temelden sarstı; bu isyanı bahane ederek ülkeye müdahale eden Ruslar, Smolensk ve Vilnius’u (1654) ele geçirdi; isveçliler ise bir an için bütün ülkeyi işgal ettiler ama sonunda püskürtüldüler. Bununla birlikte hükümdar Jan II Kazimicrz. Prusya düklüğü üstündeki metbuluğunu kaldırmak (1657), Iç Livonya’yı isveç’e Oliva antlaşması, 1660), Dnieper’in doğusunda kalan Ukrayna topraklarını da Rusya’ ya bırakmak (Andrusova barışı, 1667) zorunda kaldı. Polonya bu buhrandan iflâs etmiş olarak çıktı: ürünler tahrip edilmiş, ticaret durmuş, nüfus azalmıştı. Hükümdar (Lubomirski’nin isyanı, 1665), liberumveto’nun (ilk olarak 1652′de kullanıldı) kaldırılmasını, daimî vergiler konmasını ve hükümdarlara vârislerini kendileri seçme hakkının tanınmasını kabul ettirmeğe uğraştı.
• Millî tepki (1669-1696). Olumlu bir sonuç elde edemeyince umutları kırılan çocuğu olmayan Jan II Kazimierz, tahta bir fransız prensini seçtirebilmek için tahttan feragati denedi (1668); fakat millî bir tepkiyle karşılaştığı için başarı sağlayamadı ve sonunda Polonyalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Michal Korybut
Wisniowiecki (1699-1673) kral seçildi, Wisniovviecki’nin ölümü (1673) ertesinde Sobieski Jan III adiyle (1674-1696) Polonya kralı oldu.
• Gerileme ve Polonya’nın bölünmesi 1697-1795). Podalya’nın ve Ukrayna’nın büyük kısmının Karlofça barışıyle (1699) geri alınmasına rağmen, Polonya kralın başarılarının kurbanı oldu. İflâs eden ve nüfusu azalan ülke gerilemeğe başladı. Iç işlerine yabancı devletlerin müdahalesi günden güne arttı ve özellikle kral seçimi sırasınız Fransa, Avusturya ve Rusya tahta kendi adaylarını çıkarmağa çalıştılar. Sonunda
Avusrurya ve Rusya, Polonya’ya kral olarak, Wettin sülâlesinden prensleri, Saksonya seçici prenslerini (August II [1697-1788] ve August III [1733-1763]) kabul ettirdiler. Polonya yabancı devletlerin rekabet alanı haline gelmişti. Yeni tebaalarının hürriyetçi geleneklerinden habersiz olan August II, çar Büyük Petro ve Danimarka kralıyle ittifak yaptı; isveç’in Baltık kıyısında ele geçirdiği (1648 Westfalen antlaşmaları ve 1660 Oliva antlaşması) mevzilere hücum etti.
Ama Karl XII’nin askerî dehası karşısında şaşkına dönen ve birlikleri bozguna uğrayan hükümdar, isveçlilere yenildi; İsveçliler Varşova’ya başka bir kralın seçilmesini kabul ettirdiler: Stanislaw I Leszczynski (1704). August II, Varşova’ya tocak Rusların Poltava zaferinden sonra 1709), Büyük Petro’nun yardımıyle dönebildi. Bu ikinci Kuzey savaşı Polonya için büyük felâketlerle sonuçlandı: 1710-1720 arası nüfus azalması en yüksek dereceye ulaştı. üstelik o tarihten sonra ülke Sandomierz konfederasyonunu kuran (1702) August II taraftarlarıyle, sakson mutlakıyetçiliğine karşı olan ve Tarnogrod konfederasyonunu kuran (1715) Stanislaw I taraftarları arasında ikiye bölündü. Bu iki reşkilât çarın müdahalesiyle dağıtıldı ve ma elçisi yeni bir anayasa hazırlanmasına yardım etti; bu anayasa ile yeni vergiler kondu, ordu 24 000 kişiye indirildi ve sakson birlikleri seçici prensliğe çekildi (1717 Dilsiz diyeti). Her türlü merkezî otoriteden yoksun olan, askerî ve malî sıkıntılar çeken Polonya, güçlü komşularının körüklediği bir anarşi içinde yaşıyordu.
Komşuları tacını önce oğluna (sonradan August III). sonra Rusların muhalefeti karşısında Stanislaw I Leszczynski’ye geçirmek isteyen (karşılığında Fransa’nın oğlunun Avusturya tacına adaylığını destekleyeceğini sandığından) August II’nin siyasetine karşı çıktılar. Avusturya durumdan kaygılanınca Prusya ve Rusya, Berlin antlaşmasını imzaladılar; antlaşma Polonya’yı anarşiden kurtarabilecek bir prens seçilmesini önlemek için bu üç devletin ortak çalışmasını öngörüyordu (1732).
Stanislaw I Leszczynski’nin Fransa ve Potocki’lerin desteğiyle kral seçilmesi bu anlaşma yüzünden Polonya Veraset savaşına ve Rusya’nın August III lehine duruma müdahale etmesine yol açtı. August III kurnazlık ederek Kurzeme düklüğünü çariçenin gözdesi Biron’a bıraktı; bu sırada Viyana barışıyle (1735 ön görüşmeleri, 1736 uzlaşması, 1738 barışı) Stanislaw I, Polonya’nın ismen kralı, Lorraine ve Bar dükü oldu. Ordusu 20 000 kişiye indirilen, liberum veto ile meclislerinin eli kolu bağlanan (1736′dan sonra hiç bir meclis normal süresini dolduramadı)
Polonya, Friedrich II’nin Silezya’yı işgal etmekle büyük bir çıkar sağlayacağını bildiği halde Avusturya Veraset savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. Yoksullaşan krallık geçirdiği buhrandan ağır ağır kurtulabildi. Toprakların yeniden işlenmesine özellikle Ukrayna’da başlandı, şehirler kendiliğinden kalabalıklaştı (Gdansk’ın nüfusu 50 000 kişiye, Varşova ‘nınki 40 000 kişiye ulaştı). Ama vatandaşlık duygusunun henüz gelişmemiş olması kalkınmayı frenledi. Bu büyük eksikliğe karşı savaşan Stanislaw Konarski, öğretimde reform yaptı, soylular kolejindeki (1740′ta Varşova’da kuruldu) genç magnatlar gibi öğrencilerine siyasî (liberum veto’nun kaldırılması), iktisadî (sanayi tesisleri kurulması) ve sosyal (angarya sisteminin bırakılması ve makûl bir kira karşılığı köylülere toprak verilmesi) reformlar yapılması gerektiğini öğretti.
Reformcu fikirler Czartoryski prens sülâlesi gibi bazı magnatlar arasında bile yayıldı. Czartoryski’ler, yeğenleri Stanislaw August Poniatowski’yi kral seçtirebilmek (1764-1795) için Rusya’ya başvurdular. Diyet’in kabul ettiği (1764) birtakım reformları kral daha da geliştirdi. Polonya ve Litvanya’da birer ordu ve hazine komisyonu kuruldu: orduya vatansever kadrolar sağlamak için bir kadet (subay) okulu açıldı; Taç Giydirme meclisi, konfederasyonun süresini uzattığından liberum veto geçici olarak kaldırıldı.
Durumdan hoşnut olmayan Friedrich II ve özellikle Katerina II müdahale ettiler; liberum veto’yu yeniden uygulatmayı başardılar (1766 diyeti), güçlü bir merkeziyetçi idareye karşı olanlardan meydana gelen Radom konfederasyonunu kurdular; Repnin diyeti denen olağanüstü bir diyeti, Polonya’yı güçsüz kalmağa mahkûm eden «temel yasalar»! (hükümdarın seçimle iş başına gelmesi; liberum veto; soyluluk imtiyazları) çıkarmağa zorladılar. Bu karara karşı olanlar Bar konfederasyonunu kurarak rus birlikleriyle çarpışmağa başladı (1768-1772).
Durumdan yararlanan Friedrich II ve Katerina II, görüşlerini Maria-Theresia’ya da benimseterek Polonya’yı ilk olarak paylaşmağa karar verdiler; Friedrich II, Gdansk ve Torun dışında krallık Prusya’sını, Katerina II, Duna’nın kuzeyindeki ve Yukarı Dnieper’in doğusundaki litvanya topraklarını, Maria-Theresia ise, Lwow (Lvov) ile birlikte Galiçya’yı ilhak etti. Polonya’yı gerçek bir himaye ülkesi haline getiren Rusya, ülkede daimî bir meclisi öngören yeni bir anayasa kabul ettirdi (1775). Bu himayeye rağmen Stanislaw II Poniatowski ülkede yapıcı bir idare uyguladı; İsa tarikatının kaldırılması sırasında bir millî eğitim kurumu kurdu; bu kurum özellikle vergi sisteminde reform yapma (topraklardan vergi alma) üstünde durarak Konarski’nin eserini devam ettirdi; Krakow (Kollataj’ın rolü) ve Wilno üniversiteleri ise aydın kadrolar yetiştirmeğe girişti. Rusya’nın hareket kabiliyetini ortadan kaldıran Türk-Rus savaşından yararlanan (1788-1792) Büyük meclis ordu mevcudunu artırdı (100 000 kişi) ve fransız devrimcilerini örnek alarak 3 Mayıs 1791 anayasasını oyladı:
Saksonya sülâlesine soydan geçecek monarşi, bakanların sorumluluğu, burjuvaziye bazı siyasî haklar tanınması. Durumdan hoşnut olmayan Rusya, ülkeye ordularını soktu; köylülere verilen bazı imtiyazlara kızan birkaç magnat’ın yardımıyle Targowica konfederasyonunu kurdu (mayıs 1792) ve reformları durdurdu. Grodno diyeti ikinci bir bölünmeyi imzalamak zorunda kaldı (1793); buna göre Rusya, Minsk, Volhinya ve Podolya’yı, Prusya ise Gdansk, Torun ve Büyük Polonya’yı alıyordu. Bu ağır şartlar, millî bir devrim hareketine yol açtı; devrimin siyasî yönetimini İgnacy Potocki ve Kollataj aldılar; ordunun başına geçen Kosciuszko ise Krakow’a girerek milleti Rusya ve Prusya’ya karşı savaşa çağırdı; Varşova (17 nisan) ve Wilno’dan (13 nisan) Ruslar kovuldu. Ama Krakow’u alan (15 haziran) Prusyalılar, Varşova’yı kuşattılar (haziran-eylül 1794). Kosciuszko sonunda yenildi ve Maciejowice’de Ruslara esir düştü (10 ekim); Ruslar Praga varoşunu yıktıktan (4 ekim) sonra Varşova’yı teslim aldılar. Galipler Polonya’dan artakalan kısmı paylaştı; Prusya, Varşova’yı ve Neman ile Bug’a kadar olan toprakları aldı; Rusya bu hattın doğusundaki toprakları, Avusturya ise Krkow’u, Sandomierz’i, Lublin’i ve Mazovya’nın bir kısmını ele geçirdi (24 ekim 1795 antlaşmaları). Ayrıca Stanislaw II Au-gust, tahttan çekilmek zorunda kaldı (27 kasım 1795) ve Polonya krallığı adının «ebediyen kullanılmamasına karar verildi.
• Yabancı işgali (1795-1807). üç devlet hemen ülkeyi sömürgeleştirmeğe giriştiler. Avusturya ve özellikle Prusya fethettikleri kısımları almanlaştırmağa başladı; Avusturya, soyluları köylülere karşı çıkarmayı denedi; Prusya rahip ve soylu sınıflarının mallarına el koydu ve bu mülkleri bölgeyi yönetmekle görevli bir Oberprasident aracılığıyle alman kolonlara dağıttı. Rusya ise, bir tek piskoposluk dışında bütün katolik piskoposlukları kaldırdı ve halkı Ortodoksluğu kabule zorladı. ‘ Milliyetçiliklerinden vaz geçmeyen burjuvazi ile soylular iki ayrı yönde destek aradılar: büyük kısmı Fransa’ya sığınan göçmenler Napolyon’a bağlandılar; Nâpolyon’un lejyonlar halinde teşkilâtlandırdığı bu göçmenler (Tuna Lejyonu, 1800), Luneville, barışından (1801) sonra dağıtılınca, çar Pavel I’in daha önce Kosciuszko ve birçok başka tutukluyu serbest bıraktığı Rusya’ya yöneldiler. Pavel’in yerine geçen Aleksandr I, Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirdiği (1804) dostu prens Adam Czartoryski’nin öğütleri üzerine Polonya’yı kendi lehine birleştirmeyi tasarladı. Çar, mahallî işlerin yönetimini soylulara bırakarak muhafazakârları kazandı. Ama Polonyalılar onu Prusyalıları desteklemekle suçladılar ve Jena’dan sonra prens Czartoryskî istifa etti (1806).
• Varşova Büyük düklüğü (1807-1814). Bunun üzerine Napolyon, yenilen Prusya’dan aldığı illerle (Tilsit, 7 temmuz 1807) Varşova Büyük düklüğü adı altında bir Polonya devletinin kurulmasını kabul ettirdi. Fransız anayasasını örnek alan bir anayasa hazırlandı; ama angarya sistemi devam ettiği ve köylüler sık sık çatıştıkları soylulara bağımlı olduğu için köleliğin kaldırılmasının toplum yapısında bir değişiklik yapmadığı yeni devletin hükümdarlığına Saksonyalı Friedrich-August getirildi. Jozef Poniatowski, Leipzig’de ölümüne kadar (1813), durup dinlenmeden savaşan ve sağ kalanları 1814′te çarı takip eden bir ordu kurdu. Avusturya’ya karşı kazanılan zafer Büyük düklüğün eline Krakow ve Lublin ile birlikte Galiçya’nın büyük kısmını geçirdi; ama düklük iki imparatorun rekabet mücadelesine hedef oldu.
• 1815-1830 Arası Polonya. Napolyon yenilince, Aleksandr I Viyana kongresinde isteğini gerçekleştirdi (1815). Avusturya’nın kendine düşen kısımla bir Galiçya ve Lodomiria krallığı kurmasına göz yumarak Poznanya’yı bir Posen Büyük düklüğü meydana getiren Prusya’ya bıraktı ve Krakow’u hür şehir ilân etti (Krakow cumhuriyeti); ayrıca Polonya’nın geri kalan kısmında kesinlikle Rusya ile birleştirilen bir Polonya krallığı kurdu. Anayasa hazırlandı, hükümet, idarî teşkilât ve millî bir ordu kuruldu; ama en yüksek görevler Rusların elindeydi: çarın kardeşi ve gelecekteki vârisi Konstantin önce ordunun başkumandanıydı, sonra krallığın yönetimini ve dışişlerini de ele aldı; Novosiltsov, Bakanlar kurulunca imparatorluk komiseri tayin edildi (1822).
Polonyalılar birleşmeyi ümit ediyorlardı; ama Aleksandr I, Litvanya ve Rutenya eyaletlerinin birleşmesini kabul etmekle birlikte Viyana anlaşmasına uymağa devam etti. Avantajlı gümrük uzlaşmalarından yararlanan krallığın ekonomisi hızla gelişiyordu (Gdansk’tan tarım ürünleri ihracatı, dokuma sanayii, Prusya rekabetinden korunan Varşova’da metalürji sanayii, Polonya bankasının kurulması), Galiçya’da eyalet meclisleri (yalnız soylular katılıyordu) Metternich tarafından yeniden kuruldu (1817). Poznanya’da toprak reformu, Polonya milletini yabancılara karşı ikiye bölen köylülerle mülk sahipleri arasındaki çatışmaya son verdi. Fikir hayatı Krakow, Varşova (1866′da Stanislaw Potocki kurdu), Wilno (Adam Czartoryski vasisiydi) üniversitelerinde yoğunlaştı.
Liberalizmin yuvası sayılan üniversiteler, mutlakıyetçilik taraftarlarının kurbanı oldu: Krakow (1820); mason Potocki’nin görevinden alındığı Varşova (1821); gizli teşkilâtların üyesi olan öğrencilerin 3 Mayıs 1791 anayasasının yıldönümünü kutladıkları için Rusya’ya gönderildikleri Wilno; bu arada Novosiltsov’un yerine Czartoryski getirildi.
• Ayaklanma yoluyle direnmeler ve başarısızlıkları: 1830, 1846, 1848, 1863. 29 Kasım 1830′da teğmen Wysocki’nin öğretmen okulunda kurduğu bir gizli dernek Konstantın’i öldürmeyi, rus birliklerini kovmayı ve Polonya alaylarıyle halkı ayaklandırmayı denedi. Büyük dük suikastten kurtuldu; ama savaşı önlemek için yayılan isyanı bastırmayı reddetti; general Chlopicki kendini diktatör ilân etti (5 aralık); Diyet, millî bir hükümet kurdu. Poznanya, Galiçya ve Krakow’dan gelen gönüllüler, Chlopicki’nin ordusuna katıldılar; Chlopicki, Avusturya ve Prusya sınırlarının kapatılmasına ve Louis Philippe’in yardım etmeyi reddetmesine rağmen, Rusları Varşova yakınında Grochovv’da yendi (25 şubat 1831); ama Ostroleka bozgunundan sonra Paskyeviç kumandasında Ruslar harekete geçtiler ve Varşova teslim oldu (8 eylül).
İsyanın bastırılmasından sonra çar Nikolay I eski anayasayı kaldırıp lağvedilmiş sayarak krallığa yeni bir anayasa hazırladı (26 şubat 1832); ordu ve Diyet dağıtıldı; Ruslara bırakılan idare, imparatorluk senatosuna bağlandı, üniversiteler (Varşova) kapatıldı; yabancı ülkelerde öğrenim yapma yasaklandı, ama Rusya’daki üniversitelere gideceklere burslar dağıtıldı; bütün Ortodoks olmayanlara baskı yapıldı, ülkeden göçenler Polonya’yı kurtarmak için direnmeye geçtiler (1833′te bastırılan ayaklanma denemesi). Paris’e kaçan Czartoryski bir avrupa savaşma, Demokratlar derneği ise bir iç köylü isyanına bel bağlamıştı. Krasinski, Slowacki, Adam Mickiewicz gibi şairler milliyetçilik duygusunu coşturdular. 1846′da bir ayaklanma patlak verdi; ama kısa süre içinde bastırıldı ve Krakow cumhuriyetini Avusturya’nın ilhak etmesine bahane oldu. 1848′de Berlin isyancıları 1846 ayaklanmasının önderlerinden Mieroslawski’yi serbest bıraktılar.
Friedrich-Wilhelm IV, Poznan Büyük düklüğüne muhtariyet vaat etti ye rus müdahalesinden çekindiği için bir ordu kurarak başına Mieroslawski’yi getirdi; ama rus tehlikesi savuşturulunca poznanlılar görevden alındı ve yeni Anayasa hiç bir muhtariyet getirmedi. Galiçya’daki Polonyalılar muhtariyet ve temsilî bir rejim istiyorlardı. Angarya kaldırıldı. Ama Polonyalıların macar isyancılarına yardım etmesi ve Viyanalıların onlar lehine ayaklanması (ekim 1848), başkentin düşmesinden sonra Galiçya’da sıkıyönetimin ilân edilmesiyle sonuçlandı.
Krallıkta sanayi Dabrowa maden kömürü ocakları sayesinde gelişti ve toprak sahipleriyle işadamlarını ve aydınları toplayan bir tarım derneği kuruldu; tarım derneği üyeleri iktisadî ve sosyal gelişme yolunda çalıştılar (angaryanın kaldırılması), italya birliği için savaş (1861) sonucunda Varşova’da çalkantı yeniden başladı. Vali Gorçakov’un yardım istediği Polonyalı Wielopolski bir idare (seçimle iş başına gelen meclisler) ve eğitim (ilkokul ve ortaokulların çoğalması) reformu yapmakla görevlendirildi: rus memurların yerine Polonyalı memurlar getirildi; Varşova üniversitesi yeniden açıldı, ama Tarım derneği kapatıldı (1861). Polonyalılar 17 ağustos 1861 gösterisi (Lublin birliğinin yıldönümü) sırasında ülkenin birleştirilmesini istediler. Varşova’da sıkıyönetim ilân edildi; hükümet birçok kişiyi tutuklattı: yetkilerini artırdı; ama beyazlar (ılımlı soylular) ve kızılların (devrimciler) mukavemetiyle karşılaştı.
Kızıllar rus nihilistlerinden ilham alarak gizli dernekler kurdular. Varşova üniversitesinden başlayarak işçiler ve zanaatçılar arasında bütün krallığa yayılan bir propaganda ağı kurdular, vatanseverlik gösterileri düzenlediler ve tedhişçiliği desteklediler (liberal düşüncelere epeyce yatkın olan ve Wielopolski’nin isteğiyle tayin edilen Konstantin’e karşı başarısızlıkla sonuçlanan suikastler [8 haziran 1862]). Konstantin şüpheli gençlerin çoğunu zorla askere alarak kızıllardan kurtulmak istedi; çoğu kaçmayı başaran kızıllar rus karakollarına hücum ettiler ama alamadılar (22 ocak). Bağımsızlık ve köylü hürriyeti parolalarıyle devrim patlak verdi. İlke olarak devrime karşı olmalarına rağmen beyazlar da harekete yardım ettiler: soylulardan ve rahiplerden partizanlara katılanlar oldu. Wielopolski istifa etti; ama köylülerin katılmaması hareketin başarısızlığa uğramasına yol açtı. Ukrayna ve Podolya’ya katılmış olan illerde de ayaklanma durdu; ama ormanlarda gerilla savaşı devam etti. Güçler bölünmüştü: Bismarck çara yardım teklif ederken Paris, Londra ve Viyana, Viyana antlaşmasını imzalayan devletlerin bir konferansta toplanmasını ileri sürdüler (haziran). Çar bu isteği reddetti ve Muravyov’u Litvanya’ya gönderdi: isyancıların diktatör ilân ettiği Traugutt, Litvanya’da yakalanıncaya kadar (nisan 1864) Muravyov’a direndi. Traugutt’un Varşova’da asılması çarpışmalara son verdi.
• Meşru direnme ve başarıları (1864-1914). Ülkeyi paylaşan devletlerin ortak bir siyaseti yoktu; Ruslar ve Prusyalılar, halka kendi kültürlerini benimsetmeğe çalışıyorlardı; Avusturyalılar muhtariyeti genişlettiler. Rus Polonyası’nda çar, köleliğin kaldırılması sırasında halkı bölmeyi denedi (1861); litvanya ve rutenya köylülerine öbür impratorluk eyaletlerindekinden daha düşük fiyatla ve daha geniş topraklar verdi; krallıkta kır komünlerine muhtariyet tanınırken, şehirlere tanınmadı ve seçimle iş başına gelen kurumlar kaldırıldı (jüri ve sulh hâhimleri dışında). 1832 yasasından beri kazanılan haklar yavaş yavaş kaldırıldı. Katolik kilisesiyle mücadele hızlandı (manastırların kapatılması, rahiplerin mallarına elkonması, 1864; dinî derneklerin kapatılması; Vatikan ile ilişkilerin yasaklanması, 1870). Varşova üniversitesi ve ikinci derecede kamu tesisleri ruslaştırıldı ve özel kolejlerde lehçe yasaklandı. Bununla birlikte ruslaştırma yüzeyde kaldı. Poznanya’da halk Bismarck’ın germenleştirme siyasetine başarıyle direndi; Bismarck okullarda ve idarî işlerde almancayı mecburî dil haline getirdi; Katolik kilisesiyle (başpiskopos Ledochowski tutuklandı) ve Polonya’da mülkiyetle mücadeleyi başlattı:
Polonyalıların topraklarını satın almak isteyen almanlara yardım etmekle görevli bir sömürgeleştirme komisyonu kurdu (1886). Ama iyi teşkilâtlanan Polonyalılar benzer şirketler kurdular; Poznan Malî bankasını yarattılar (1888) ve Almanlarla kendi usulleriyle mücadele ederek sonunda sattıklarından daha fazla toprak satın aldılar. Caprivi’nin iyimser yönetimi (1890-1894), Bülow’un iktidara gelmesinden önce Polonyalıların bu sonuçları sağlamlaştırmalarına imkân verdi. Buna karşılık Avusturya Galiçyası’nda Polonya ayrıcalığına saygı gösteren 1861 Anayasası iyi karşılandı; Almancanın yerini Lehçe aldı; memurlar Galiçyalılardan seçildi (1869). Ülke mareşalinin başkanlık ettiği Daimî Diyet meclisi ve Diyet, muhtariyeti sağladı. Eyalet, İmparatorluk meclisine göndereceği temsilcileri seçti ve o tarihten sonra başkanı zaman zaman bir polonyalı olan Avusturya kabinesinde hep galiçyalı temsilciler yer aldı. Diyet, bütçeyi çok zayıf olan iktisadî gelişmeye ve kamu eğitimine ayırdı.
Okula gitme oranı öyle yüksekti ki, Galiçya Polonya’nın yeni kadrolarını sağladı. 1870′ten beri polonyalılaştırılan üniversitesi ve 1873′te kurulan bilim ve edebiyat fakültüleriyle Krakow ve Lwow, prusya ve rusyalı öğrenci ve bilginlerin akın ettikleri birer fikir merkezi haline geldi. O tarihten sonra ayaklanmanın yerini meşru direnme aldı. Direnmeyi Varşova’da Mîllî Birlik dergisini (1886), sonra da Lwow’da Polonya Birliği dergisini (1895) çıkaran Jan Poplawski yönetti. Dmowski, amacı pangermanizm ve panislavizmle düzenli bir şekilde savaşmak ve ülke bütünlüğünü sağlamak olan Milliyetçi Demokrat partiyi kurdu (1897). Aynı zamanda işçi hareketi büyüdü (grevler, gizli dernekler kurulması).
Avusturya parlamentosundaki temsilcilerin artması (1897) milliyetçi demokratların Galiçya diyetinde de aynı hakkı istemelerine yol açtı (1902). Kızıllar Marks’çılığı ve Rosa Luxemburg’un yönettiği Polonya ve Litvanya Krallığı Sosyal Demokrat partisinin etkisiyle milletlerarası sosyalizmi benimserken, Limanowski Paris’te vatansever eğilimli Polonya Sosyalist partisini kurdu (1892). Bu partinin merkez komitesi üyesi Pilsudski önce Lodz’a yerleşerek gizli bir gazete (Ro-botnik [İşçi]) çıkardı; 1900′de tutuklanıp kaçmasından sonra da Galiçya’da yerleşti. Rus-Japon savaşı sırasında bir ayaklanma denemesi yaptı (13 kasım 1904), sonra savaş birlikleriyle karışıklıklar çıkarttı; bu sırada milliyetçi demokratlar düzeni sağlamak için kendi birliklerini teşkilâtlandırıyorlardı. Köylü birliği köylerde gizli olarak çalışıyor; Duma’nın en kuvvetli partisi olan Milliyetçi Demokrat parti, polonya kamuoyunu temsil ediyordu. Litvanyahlar, beyaz ruslar, Ukraynalılar ve yahudiler de milliyetçilik hareketine başladı ve ülkeyi paylaşan devletler bu azınlıkların Polonyalılarla anlaşmazlıklarından yararlandı. 1910′dan sonra «atış grupları» (avusturya yetkililerinin desteklediği sosyalist topluluklar) bir geçici Bağımsızlık Partileri komisyonu kurarak başkanlığına Pilsudski’yi getirdiler; bu partiler Ruslara karşı savaşa girişilmesi halinde iktidarı teşkilâtlandırmak için birleşmişti (1912). Ama muhafazakârların Habsburg’ları tutmasına karşılık milliyetçi demokratlar Rusya’ya bel bağlamışlardı.
• Polonya ve Birinci Dünya savaşı. Krakow’da toplanan «Avcılar»ın başına geçen Pilsudski, rus sınırını aştı; orada toplanan Yüce Millî meclis (N.K.N.) Polonya lejyonlarını kurdu (6 ağustos 1914); bu lejyonları Pilsudski’nin yanı sıra Wladislaw Sikorski gibi nizamî ordu subayları yönetiyordu. Ama genelkurmayın bu millî orduyu desteklemesine karşılık Avusturya hükümeti siyasî alanda herhangi bir vaadde bulunmadı.
Nikolay II’nin muhtariyet vaat ettiği krallık Polonyalıları, Millî meclise katılmadı: Lublin’i lejyonların almasından sonra Avusturyalılar, Varşova (ağustos 1915) ve Wilno’nun alınmasından sonra da Almanlar, krallığı iki bölgeye ayırdılar (Lublin çevresinde Avusturya bölgesi, Varşova’yı da içine alan Alman bölgesi); sonra bu iki bölgeyi meşrutî, bağımsız ve soydan geçen bir Polonya krallığı halino getirmeyi vaat ederek birleştirdiler (5 kasım 1916). [Bk. polonya seferleri.] Aslında söz konusu olan şey Verdun’deki kayıpları dolduracak bir polonya ordusu kurmaktı. Bu ordunun en seçme birlikleri olması gereken lejyonlar, avusturya ordusuna katıldı.
Bir almanın başkumandanlığa getirilmesine karşı çıkan Pilsudski, Magdeburg’a sürüldü (27 temmuz 1917). Kısa süre sonra geçici Devlet konseyi istifa etti. Merkez imparatorluklarının 12 eylül 1917′deki karar-larıyle bir naiplik konseyi, bir bakanlık kabinesi, bir devlet konseyi kuruldu; ama Brest-Litovsk anlaşmasından önce imparatorluklar Naiplik meclisine danışmadan Chelm bölgesini Yeni Ukrayna’ya verdiler (9 şubat 1918). Albay Haller’in lejyonerleri firar ettiyse de çoğu yakalandı (şubat). Rusya’da Dowbor Musnickfnin kumanda ettiği polonya birlikleri, bolşevikleri tanımadılar ve Polonya’ya dönmeğe çalıştılar; ama çoğu alman kuvvetleri tarafından silâhsızlandırıldı (mart).
Bununla birlikte 15 ağustos 1917′de Lozan’da kurulan ve Paris’e yerleşen Millî komiteyi batılılar «resmî Polonya teşkilâtı» olarak tanımışlardı; başkanlığını Dmowski’nin, başkan yardımcılığını Paderewski’nin yaptığı bu komite, bir gönüllüler ordusu toplayarak başkumandanlığına Haller’i getirdi ( 4 ekim). Wilson’un «deniz sınırı olan bağımsız ve birleşmiş bir Polonya devleti kurulması»yle ilgili on üçüncü maddesini (Paderewski’nin telkiniyle hazırlanmıştı), barış isteyen (5 ekim 1918) merkez imparatorlukları kabul etti.
Bağımsız Polonya (1918-1939)
• Polonya demokrasisinin kuruluşu. Avusturya-Macaristan ‘imparatorluğunun parçalanması ve Alman devrimi, Naiplik meclisinin Polonya devletinin kurulduğunu ilân etmesine (8 ekim 1918) ve Pilsudski’nin Varşova’ya geri dönmesine imkân verdi; Naiplik meclisinin başkumandan tayin ettiği Pilsudski, alman birliklerinin Almanya’ya dönmesini müzakereye koyuldu; sonra lublin sosyalistleri (11 kasım) ve naipler tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ama milliyetçi demokrat Paris komitesi ve sosyalist Varşova hükümeti, başkanlığını Paderewski’nin yaptığı bir birlik kabinesi kurmak için anlaştılar (16 ocak 1919).
Dmowski Barış konferansına delege gönderildi, genel oy sistemiyle yapılan ocak 1919 seçimlerinde Kongre krallığında ve Batı Galiçya’da seçilen Kurucu meclisin üçte biri milliyetçi demokratlar, onda biri sosyalistlerden meydana geliyordu; merkezdeki halkçılar ikiye bölündü, bir kısmı nasyonal demokratları, bir kısmı da sosyalistleri destekledi. Meclis Pilsudski’yi devlet başkanlığına seçti. Pilsudski, bakanlar gibi meclise karşı sorumluydu (20 şubat 1919 anayasası); ama aynı zamanda dâ başkumandan olduğundan bu sıfatla denetimsiz hareket ediyordu. Versailles antlaşmasıyle batı sınırı hemen hemen 1772 paylaşmasından önceki şekline sokuldu. Ama Danzig (Gdansk) hür şehir ilân edildi. Doğu Prusya’da (temmuz 1920) ve Yukarı Silezya’da (mart 1921) yapılan plebisitlerde halk Almanya’yı tuttu; Teschen (Cieszyn) Silezyası Çekoslovakya’ya verildi: böylece 400 000 Polonyalı’dan olan Polonya’ya, buna karşılık olarak 230 000 almanın bulunduğu Katowice bölgesi düştü.
Doğuda Ukraynalılar Lwow’dan çıkarıldı (kasım 1918); Pilsudski Kızılorduyu kuzeye doğru püskürttü ve Wilno’ya girdi (nisan 1919); Haller, Romanya sınırına dayandı. Ama Müttefiklerarası Yüce meclis Polonya- S.S.C.B. sınırı olaralc Bug’u kararlaştırması (Curzon hattı, aralık 1919) zaten iç meseleler arasında bunalan Padrewski’nin istifasına yol açtı.
Beyaz ve kızıl Rusların tehdidi altındaki Ukrayna cumhurbaşkanı Petlyura Polonya’ya kısa süre önce Ukrayna ile birleştirilen Doğu Galiçya’yı geri verdi ve Volhinya’nın yarısını bıraktı; mareşalliğe yükseltilen Pilsudski ile ittifak yaptı (22 nisan 1920) ve onunla birlikte Kiev’e girdi
(7 mayıs). [Bk. polonya-sovyet savaşi.] Tuhaçevskiy’in karşı hücumuyle polonya birlikleri Varşova, Torun ve Lwow’a kadar püskürtüldü (ağustos).
Milliyetçi tepki ve general Weygand’ın yardımı, Pilsudski’ye Kızılorduyu Varşova önünde durdurmak (14 ağustos) Sikorski’ye de bu orduyu Aşağı Vistül’e püskürtmek imkânını verdi. Ruslar önce Riga mütarekesini (12 ekim 1920), sonra barışı (18 mart 1921) imzaladılar: Polonya Curzon hattının 200 km ötesine kadar uzanan bir toprak şeridini geri aldı. İçte, Kurucu meclis bir ordu topladıktan ve toprakların yönetimini birleştirdikten sonra, bir toprak reformuna girişti. 1919′da kurulan ve 15 temmuz 1920 toprak kanunuyle büyük arazileri kamulaştırma yetkisini alan Toprak ofisi 1920-1925 arasında 936 000 hektar toprağı köylülere dağıttı. 17 Mart 1921 anayasasıyle genel oy sistemiyle seçilen iki meclis kuruldu: diyet ve senato.
Cumhurbaşkanı bu meclisler tarafından seçiliyor ve senatörlerin dörtte üç müspet oyu ile diyeti dağıtabiliyordu. Sağ kanat çoğunlukta olduğu bu meclisler yardımıyle Pilsudski’nin güçlü kişiliğini dengeleyebildi. Seçimlerde çoğunluk değişmedi (5 kasım 1922), fakat ortak liste çıkaran millî azınlıkların önemi ortaya çıktı. Pilsudski cumhurbaşkanlığını kabul etmeyince, sosyalistlerin yardımıyle Narutowicz seçildi (9 aralık 1922); Narutowicz’in öldürülmesinden (16 aralık) sonra da soyalist Wojciechowski cumhurbaşkanı oldu.
Sağ kanat polonya markının devalüasyonu ve Krakow’daki sosyal karışıklıklar (mayıs – aralık 1923) sonucu devrilen Witos kabinesini ve parayı yeniden değerlendiren (zloty’nin tedavüle çıkarılması) Grabski kabinesini destekledi. Cumhurbaşkanlığı dönemi sonunda genelkurmay başkanlığına getirilen Pilsudski, YVitos kabinesi kurulunca istifa etmişti.
• Pilsudski’nin diktatörlüğü (1926-1935). Pilsudski ile milliyetçi demokratlar arasındaki uzlaşma denemelerinin başarısızlığından sonra, bir rakibinin savaş bakanlığına getirilmesi (11 mayıs 1926) üzerine Pilsudski bir hükümet darbesi yaptı (12-14 mayıs 1926): başkanlığa Bartel’in, savaş bakanlığına Pilsudski’nin getirildiği yeni bir hükümet kuruldu; Pilsudski dostu Moscicki lehine cumhurbaşkanlığını kabul etmedi ve yürütme gücünü kuvvetlendirdi. Tam yetki alarak idare ve orduda temizlik yaptı ve kendisini her desteklemeyişinde diyetin toplantılarını erteledi. Kömür ihracatı ve amerikan yardımı sayesinde malî durum düzeldi. İkinci diyette (7 mart 1928′de seçildi), sağ ezildi ve parlamenter rejim taraftarlarıyle diktatörlük taraftarlarının çatıştığı hükümet bloku ağır bastı.
Pilsudski parlamenter rejim taraftarı Bartel’e işten el çektirdi ve albay Slawek askerlerin çoğunlukta olduğu bir kabine kurdu. Ama iktisadî buhran siyasî durumda büyük bir değişiklik yarattı; muhalifler artık sağda değil, merkezde ve soldaydı. Krakow kongresinde Pilsudski’nin diktatörlüğü aleyhine gösteri yapan ve istifa etmesini isteyen (29 haziran 1930) sol muhalifler, hükümet blokunun seçimleri kazanmasından sonra (16 kasım) tutuklandılar veya yurt dışına kaçtılar.
• Albaylar diktatörlüğü ve savaşa gidiş (1935-1939). Diktatörün ölümünden sonra (12 mayıs 1935), yardımcıları yeni anayasa (23 nisan) ve seçim reformu sayesinde iktidarı muhafaza ettiler; o tarihten sonra muhalefet seçimlere katılmama şeklinde işledi. Yetkileri artırılan cumhurbaşkanı Moscicki, askerlerle anlaşmazlık halindeydi; komünistlere maledilen karışıklıklardan (mart-nisan 1936) sonra askerler, mücadeleyi kazandılar; general Skladkowski-Slawoj kabineyi kurdu; önce genel ordu müfettişliğine, sonra mareşalliğe tayin edilen Rydz-Smigly hükümette çok önemli rol oynadı ve bir sertlik siyaseti uyguladı (köylü grevlerinin bastırılması, ağustos 1937).
Çekoslovakya’nın sınırlarını Almanya lehine değiştiren Münih konferansı (30 eylül 1938) üzerine dışişleri bakanı (1932-1939) ve S.S.C.B. (1932) ve Almanya ile (26 ocak 1934) saldırmazlık paktlarının imzalayıcısı albay Beck, Teschen’i (Cieszyn) [2 ekim] işgal etti. Danzig’i ve Polonya koridorunda bir geçit isteyen Hitler’in baskısı karşısında, Chamberlain bağımsızlığı tehdit edildiği takdirde, İngiltere’nin Polonya’yı destekleyeceğini açıkladı (31 mart 1939). Bunun üzerine Almanya ve S.S.C.B. Polonya’ya karşı ittifak yaparak (2 ağustos) bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar (23 ağustos).
Polonya’nın istilâsı ve işgal dönemi (1939-1945)
Alman birlikleri savaş ilân etmeksizin Polonya’yı istilâ ettiler (1 eylül). [Bk. polonya seferleri.] Sovyetler’in doğu illerine girdiği sırada sivil ve askerî yetkililer Romanya’ya geçtiler (17 eylül). Çarpışmalar Varşova’nın teslim olmasıyle (27 eylül) sona erdi. Ruslar ve Almanlar Polonya’yı paylaştılar: S.S.C.B. Batı Ukrayna’yı ve Bug hattına kadar Beyaz Rusya’yı işgal etti:
Almanya Varşova’ya kadar Batı Polonya’yı Reich’a kattı ve toprakların geri kalan kısmını bir genel valilik haline getirdi; her iki devlet ülke halkını çeşitli bölgelere sürmeğe başladı. Polonyalılar Fransa’da general Sikorski başkanlığında bir hükümet kurdular. Yeni kurulan bir ordu Fransa harekâtı sırasında (mayıs-haziran 1940) ve mütarekeden sonra Büyük Britanya saflarında çarpıştı. Hitler’in S.S. C.B.’ye hücumundan sonra, Sikorski, Rusya’da general Anders’in kumanda ettiği (1942 yazı) bir ordu kurulmasıyle sonuçlanan askerî bir antlaşma imzaladı; bu ordu kısa süre sonra Uzakdoğu yoluyle Kuzey Afrika’daki müttefik cephesine katıldı. Sikorski’nin ölümünden sonra, Polonya gizli Antant komitesinin onayıyle yerine geçen Mikolajczyk, direnmeyi teşkilâtlandırdı; ve Londra’dan verdiği direktiflerle bir yurt içi millî ordu kurdu (şubat 1942); bu arada Moskova «Tadeusz Kosciuszko» tümenini meydana getirerek (mayıs 1943); bir millî halk meclisi kurulmasını destekledi (31 aralık 1943); başkanı Osobka-Morawski olan bu meclis Polonya Millî Kurtuluş komitesini meydana getirdi ve Kosciuszko tümeninin Curzon hattını aşmasından sonra Lublin’e yerleşti.
Bu arada alman işgal kuvvetleri toplama kampları kurmuş (Auschwitz [Oswiecim], Maydanek v.b.), milliyetçilere karşı misilleme hareketlerine girişmiş, sürgün ve idamlarını artırmış, polonya milletini yok etmek için var gücüyle çalışmağa koyulmuştu. 1943 Nisan-mayısında Varşova gettosunun isyanı burada toplanan yahudilerin hepsinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Direnmeciler Almanlara karşı mücadeleye devam ettiler: sabotajlar, suikastler (msl. general Kutschera’ya karşı), partizan çarpışmaları birbirini takibediyordu. İç ordunun başkumandanı general Bor-Komorowski yönetiminde ayaklanan Varşova (1 ağustos 1944), kahramanca bir direnişten sonra Vistül’ün sağ kıyısındaki rus birliklerinin müdahale etmemesi üzerine teslim olmak «zorunda kaldı; şehir yıkıldı, halkı sürgün edildi. Varşova’nın sovyet ve Polonya birlikleri tarafından kurtarılmasından (17 ocak 1945) sonra, Lublin hükümeti «Geçici hükümet» adiyle şehre yerleşti. (Bk. polonya seferleri.)
Polonya Halk cumhuriyeti
Yalta konferansında (11 şubat 1945), Polonya’nın sınırları doğuda Curzon hattı, batıda Oder-Neisse (Odra-Nysa) olarak tespit edildi ve hükümetin daha geniş bir demokrasi temeline dayandırılması ileri sürüldü. İlk millî birlik hükümeti başbakan Osobka-Morawski Gomulka (Polonya İşçi partisinin komünist genel sekreteri) ve Mikolajczyk (Polonya Köylü partisi başkanı) tarafından kuruldu. Komünist Bierut cumhurbaşkanlığına getirildi. Sınır düzenlemeleri ve azınlıklar meselesi nüfus aktarmalarıyle çözüldü: bir buçuk milyon polonyalı S.S.C.B.’den memleketin doğusuna getirildi, buna karşılık 400 000 Ukraynalı Chelim bölgesinden ayrıldı; batıdaki halk Odra’nın ötesine nakledildi veya Polonya uyrukluğuna alındı (1 milyon kişi).
Hükümetin görevi serbest seçimleri hazırlamaktı. Bakanlıkların çoğunu elde tutan Hükümet bloku (Polonya İşçi partisi, Polonya Sosyalist partisi, Köylü partisi, Demokrat parti), tek bir liste hazırladı; buna karşı çıkan Mikolajczyk ise ayrı bir liste hazırlamıştı. Blok, oyların yüzde 90′ını aldı (ocak 1947). Seçimler ertesinde Millî Birlik hükümeti parçalandı ve Mikolajczyk gizlice yurt dışına kaçtı (ekim 1947); Cyrankiewicz’in başkanlık ettiği hükümet koalisyonu 19 Şubat 1947 anayasasını oylattı. İşçi partisi bir iç buhranı çözdükten sonra (Gomulka’nın partiden çıkarılması, 1949) birleşik bir işçi partisi kurdu (sosyalistlerle komünistlerin birleşmesi) ve bu partinin genel sekreterliğe getirilen Bierut (22 aralık 1948), partinin bütün kilit noktaların ele geçirdi. Varşova doğumlu rus mareşali Rokosovskiy savaş bakanı ve ordu genel müfettişi oldu (kasım 1949). 22 Temmuz 1952′de çıkarılan yeni bir anayasa ile cumhurbaşkanının yerini bir devlet konseyi aldı.
30 Hektardan büyük topraklara elkonması ve bu toprakların parsellenmesi, elli kişiden çok işçi çalışan işletmelerin devletleştirilmesi ve ekonominin planlanması (üç, sonra altı yıllık planlar), varlıklı sınıfları sarsarken, ne köylüleri hoşnut edebildi (kolektif işletmeler lehine baskı), ne de işçileri (üretimi artırmak için büyük çabalar istenmesi).
Bilimler akademisinin fikir hareketini marks’çı çizgiye yöneltmesine karşılık, hükümet, etkisi hâlâ büyük olan kiliseyle uğraşmak zorunda kaldı; kilise devletle bir modus vivendi (1950) kurmayı başardıysa da kardinal Wyszynski’nin görevinden alınmasıyle (eylül 1953) uzlaşma imkânı ortadan kalktı.
Bununla birlikte kilise gücünü katbetmedi (Varşova Katolik İlahiyat kademisinin kurulması 1954); işçi ve köylü çevrelerinin iktidardakilerin temsil ettiği komünizme ve sovyet etkisine karşı muhalefetleri günden güne arttı. Poznan’da ayaklanmalar patlak verdi (28 haziran 1956). Natolin grubu bu sıkıntıları emniyet teşkilâtını kuvvetlendirerek çözmeyi önerirken; merkez komitesindeki muhalif kanat bu teşkilâtın hükümetin denetimi altında olmasını, adlî sisteme bağımsızlık tanınmasını, kolektifleştirme ve planlamanın yumuşatılmasını, bürokratik merkeziyetçiliğin azaltılmasını ve işletmelere ve müdürlerine daha fazla sorumluluk tanınmasını istiyordu. Bu eğilim sonunda başarı kazandı; programı hazırlamış olan Gomulka, Ochab ve Cyrankiewicz’in (1954′ten beri hükümet başkanı) desteğiyle partiye geri alındı.
21 Ekimde iktidara geldi ve mareşal Rokosovskiy politbürodan atıldı. Bunun üzerine Gomulka arkadaşlarıyle birlikte hazırladığı siyasî programı uygulamağa başladı. S.S.C.B. ile ilişkiler yeniden gözden geçirildi, devlet kiliseye karşı daha yumuşak bir tutum benimsedi: kardinal Wyszynski’ye görevi iade edildi (ekim 1956), yeni bir modus vivendi hazırlandı (aralık 1956) ve Wyszynski, devlet ve kilisenin barış içinde işbirliği lehinde bir bildiri yayımladı. 1956 «Polonya ekim»inden beri Polonya Birleşmiş işçi partisinin genel sekreteri olan Wladislaw Gomulka, 1959 parti kongrelerinde tekrar seçildi. Resmî tatil sayılan, bununla birlikte doğum kontrolü (ocak-mart 1960) ve dinî bayramları kaldıran (kasım 1960) kanunlar çatışmalara yol açtı.
1961′deki Millet meclisi (Sejm) seçimleri sonucunda Millî Cephe içinde 17 yeni milletvekili kazanan (1957′deki 236′ya oranla 255 milletvekili) Polonya Birleşik İşçi partisinin durumu daha da sağlamlaştı; Birleşik Köylü partisi, 1 milletvekili fazla çıkardı (116 yerine 117); Demokrat partinin 39 milletvekili yeniden seçildi, öbür partiler ise (bu arada Polonya Katolik partisi) 20 milletvekilliği kaybettiler. 1964′te Gomulka, tekrar parti genel sekreteri seçildi; Ochab meclis başkanı oldu. 30 Mayıs 1965 seçimlerinde millet meclisinde durum değişmedi. Bu dönem boyunca hükümet aynı kaldı. 1954′ten beri başbakan olan Jozef Cyrankiewicz 1961 ve 1965 seçimlerinden sonra da görevine devam etti. 1952′den beri devlet başkanı olan (Devlet konseyi başkanı) Aleksander Zawadzki, 1961′de tekrar seçildi ve 7 ağustos 1964′te ölümü üzerine meclis, Komünist partisinin siyasî büro üyesi Edward Ochab’ı seçti (24 haziran 1965); Ochab 24 temmuz 1965′te tekrar seçildi. Fakat 1968′de istifa etti. Birleşik İşçi partisinin (1 ocak 1959′da 1 072 000 üye) üçüncü kongresinde (mart 1959) «dogmacılar» (stalin’ciler) tasfiye edildi.
Partinin 1 640 000 üyesini temsil eden 1 630 delege ile toplanan dördüncü kongrede (15-20 haziran 1964) 1961-1965 planına oranla, yatırımları yüzde 38 artırmayı öngören yeni bir beş yıllık plan (1966-1970) kabul edildi. Polonya İşçi partisi, bütün çabasını iktisadî durumu düzeltmeğe verdi; bütçenin yarısından çoğu millî ekonomiye ayrıldı. Rejim, bu çabasından dolayı halkı hoşnut etmesine rağmen aydınların ve kilisenin muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Parti ile aydınlar arasında bir anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlık özellikle «revizyonist» aydınlar grubunun önderi olan, Varşova üniversitesi felsefe profesörü Leszek Kolakowski’nin partiden ihraç edilmesiyle (ekim 1966) su yüzüne çıktı; ayrıca batılı Marx uzmanlarına benzer oportünist teorilerinden dolayı suçlanan filozof Adam Schaff ile hükümet arasındaki ilişkiler de gergindir. Halkın büyük kısmının bağlı olduğu katolik kilisesiyle muhalefet de öteden beri devam etmektedir; ancak devlet ile kilise (Polonya başpiskoposu kardinal Wyszynski temsil eder) arasındaki ilişkiler karşılıklı olarak birbirlerinin gücünü kabul etmeğe ve ciddî bir mücadelenin gereksizliğine dayanır. Polonya’nın dış siyasetinin temeli Sovyet Rusya ile dostluk ve ittifaka ve Oder-Neisse sınırının dokunulmazlığına dayanmağa devam eder.
Polonyalıların Almanlara karşı duydukları güvensizlik ve kin ise hiç azalmamıştır. 8 Nisan 1965′te yirmi yıllık bir Polonya-Rusya yardımlaşma anlaşması imzalandı. 11 Haziran 1966′da Polonya ile Rusya arasındaki bilimsel ve teknik işbirliği anlaşması yenilendi. Büyük komşusunun çizgisinden ayrılmayan Polonya, öteden beri çin idarecilerinin «bölücü siyasetçine karşı çıkmaktadır. Bununla beraber, şubat 1966′da Arnavutluk ile siyasî i-lişkilerini tekrar kurdu ve bu tarihte Tiran’daki Polonya maslahatgüzarı elçiliğe yükseltildi. Polonya ile Doğu Almanya arasında 15 mart 1967′de, Polonya ile Bulgaristan arasında da 6 nisanda birer ittifak ve yardımlaşma anlaşması imzalandı. Bütün sosyalist cumhuriyetler gibi, Polonya da, teknik ve kültürel alanda büyük batı devletleriyle işbirliği anlaşmaları yaptı.
Bunların başlıcaları, 25 mart 1965 İtalya-Polonya anlaşması ve 20 mayıs 1966 Fransız-Polonya anlaşmasıdır.
1968′de Polonya’da büyük karışıklıklar oldu. İlk önemli huzursuzluk, üniversite öğrencilerinin ayaklanmalarıyle ortaya çıktı. 8 Mart günü Varşova üniversitesi öğrencileri, Polonya Kültür bakanlığının bir piyesi yasaklamasını protesto eden iki arkadaşlarının üniversiteden atılması üzerine gösterilere başladı; yüzlerce polis ve milis, üniversite içinde 3 000-4 000 kadar öğrenciyle çarpıştı. 11 Martta öğrenciler Kültür bakanlığına ait bir binayı tahrip etti; öğrenci olmayan kalabalık gruplar tarafından da desteklenen ayaklanmalar bir hafta içinde büyük sokak çarpışmaları halini aldı. Polonya Birleşik İşçi partisi (Komünist parti) organı Tryhuna Ludu gazetesinin, öğrencilerin siyonistlerce kışkırtıldıklarını öne sürmesi yahudi aleyhtarı bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Varşova’da patlak veren ayaklanmalar, Krakow, Lublin, Poznan, Gdansk (eski Danzig) şehirlerine de yayıldı.
19 Martta bir parti toplantısında konuşan Gomulka öğrencilerin «sosyalizme ^ düşman kuvvetler tarafından aldatıldıklarını» öne sürerek, öğrenci önderlerini «pis provokaskon metotlarına baş vurmakla» suçladı. Gomulka, ayaklanan öğrencilerin «kahrolsun komünizm», «kahrolsun Rusya» gibi sloganlar kullandıklarını da sözlerine ekledi. 8-15 Mart arasında 1 208 kişinin tevkif edildiğini belirten Gomulka, sözlerini olaylarda en faal rol oynayanların yahudiler olduğunu öne sürerek bitirdi. Gomulka’nın demeci üstünden henüz 24 saat bile geçmemişken Varşova Politeknik öğrencileri oturma grevine başladı. Olaylar gelişirken Polonya Katolik kilisesinin başı kardinal Wyszinski, bir mesaj yayımlayarak dolaylı yoldan hükümeti kınadı. 25 Martta aralarında Prof. Leszek Kolakowski gibi ünlü bir filozofun da bulunduğu 6 üniversite öğretim üyesinin «revizyonist» oldukları gerekçesiyle işlerine son verildi.
30 Martta hükümet üniversitenin birçok bölümünü kapattı. 8 Nisan 1968′de Devlet konseyi başkanı (cumhurbaşkanı) Edward Ochab istifa etti; Polonya parlamentosu (Sejm) bir gün sonra toplanarak Komünist partisi adayı mareşal Marian Spychaîski’yi Devlet konseyi başkanlığına getirdi.
Yahudilerin parti ve devlet teşkilâtlarından «temizlenmesi» kampanyası daha da şiddetlendi: Varşova’da yayımlanan Zycie Warszawi gazetesi Komünist partisinden 6 951 kişinin ihraç edildiğini açıkladı.
Polonya’daki karışıklıklar Komünist partisi içinde önemli bir bunalıma yol açtı. «Partizanlar» adiyle bilinen aşırı milliyetçi komünistlerin önderi içişleri bakanı general Mieczislaw Moczar’ın parti yönetimine hâkim duruma gelmesi, yahudilere karşı uygulanan baskıların artmasına sebep oldu; bu yüzden binlerce yahudi Polonya’dan göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya olayları, Polonya’daki bunalımı daha da yoğunlaştırdı. 11 Kasım 1968′de toplanan Komünist Partisi kongresinde Gomulka, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini savundu.
Bununla birlikte 1969 sınır direklerini başından sonra durumda bir yumuşama görüldü.Gomulka yahudi aleyhtarı kampanyaya son verilmesini istedi; İçişleri bakanlığına bağlı olarak kurulmuş olan Yahudi dairesi Gomulka’nın emriyle feshedildi. İç Siyaset alanındaki bu yumuşamanın etkileri, Polonya’nın dış ilişkilerinde de yansıdı.
Mayıs ortalarında Gomulka, Oder-Neisse hattının iki ülke arasında kesin ve değişmez bir sınır olarak kabul edilmesi halinde Federal Alman hükümetiyle bir anlaşma yapmağa hazır olduklarını söyledi. Gomulka böylece, o yıl Federal Almanya şansölyeliğine seçilmiş olan Willy Brandt’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi konusundaki teşebbüslerini olumlu karşılamış oluyordu. Bununla birlikte, iç siyaset alanındaki nispî huzur ve yumuşama uzun sürmedi. 1969 Yazının özellikle kurak geçmesi ve kötü hasat şartları, küçük tarım işletmelerine dayanan polonya tarımını alt üst etti. İktisadî durumun kötüleşmeğe yüztutması üzerine, hükümet 1970 yılı sonlarında yiyecek (özellikle et, süt, peynir v.b.), kömür ve akaryakıt fiyatlarını büyük ölçüde yükseltmek zorunda kaldı. Bu artış, özellikle, işçi sınıfını etkiledi; bunun üzerine önce Baltık kıyılarındaki Gdansk, Gdynia, ve Szczecin’de (esk. Stettin) liman ve dok işçileri genel greve başladı; bu grev kısa zamanda büyük gösteriler halini aldı. Gdansk’ta dok işçileri limandaki bir sovyet ticaret gemisini ateşe verdi; Szczecin’de de işçiler Komünist partisi binasını tahrip etti; hükümet ayaklanan işçilerin üstüne tanklar ve askerî birlikler sevk etti.
20 Aralık 1970′te Gomulka, Polonya Komünist partisi birinci sekreterliği görevinden istifa etti. Parti Merkez komitesi toplanarak bu göreve Edward Gierek’i getirdi, önderler kademesindeki değişiklik bununla kalmadı: 23 aralıkta Polonya parlamentosunun olağanüstü toplantısında Devlet konseyi başkanı mareşal Spychalski ile başbakan Cyrankiewicz de istifa ettiklerini açıkladılar. Partinin yeni sekreteri Gierek’in teklifi üzerine Cyrankiewicz Devlet konseyi başkan Jaroszewicz de başbakan seçildi.
Polonya – Osmanlı ilişkileri
Türkler Vilâyet-i Leh ve Lehistan adını verdikleri Polonya ile, Jagellon’lar zamanında ilişki kurdular. Wladislaw (Vladislav) [1386-1434], Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Niğbolu savaşına kuvvet göndererek macar kralı Zsigmond’u destekledi; 1441′de Ma-carlara karşı Murad II’nin ileri sürdüğü birleşmeyi kabul etmedi. Torunu Wladislaw III, 1444′te Segedin antlaşmasını bozan Macarlarla anlaştı, fakat Varna sayasında Türklere yenildi. Kazimierz IV Jagellon ve Albrecht II, Eflak’a yapılan Osmanlı saldırıları sırasında Vlad III Drakul’u destekledi.
Bayezid II, 1485′te Kili ve Akkerman’ı alarak Lehistan’a karşı girişeceği seferler için üs yaptı. Boğdan beyi Büyük Ştefan IV bu iki şehri geri almak için Lehistan kralı Kazimierz IV’ten yardım istedi (1485); fakat kral bu isteği cevapsız bıraktı; Lehistan kralı Jan I Adalbert, Türkler üzerine yürümek bahanesiyle Boğdan’ı istilâ ve tahrip etti. Bayezid II ile Polonya kralı Kazimierz IV Jagellon arasında ilk antlaşma 1490′da yapıldı. Bu ilk antlaşma Boğdan meselesinin çözümlenmesi bakımından önemlidir. 1495′te, bir haçlı seferi düzenlemek isteyen Fransa kralı Charles VIII’e Polonyalılar yardım edeceklerine söz verdiler; ayrıca Almanya imparatoru Maximilian’ın Osmanlı imparatorluğuna karşı yapılmasını düşündüğü haçlı seferi projesine de katıldılar. Papa Alexander VI Borgia da Polonya’nın Türklerle barış anlaşmaları yapmasını önlemeğe çalıştı. Bunun üzerine Polonya kralr Jan I Adalbert 1497′de antlaşmayı bozarak Boğdan’a saldırdı, fakat yenilerek geri çekildi; Polonyalıların 1490 antlaşmasını bozmaları üzerine, 1498′de Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey, Bayezid II’nin emriyle 40 000 kişilik bir kuvvetle Polonya’ya akın yaptı; Dniester ırmağını geçerek Polonya’ya girdi ve Czarnkow, Gologory ve Glemiany kalelerini aldı; Lwow (Leopol) ve Sandomierz (Sandomir) şehirlerini yağma, Brzeziny ve Varşova şehirlerini tahrip ederek Polonyalıların Vistül ırmağı çevresindeki tahkimatını yardı, Polonya kuvvetlerini yendi; 10 000 esir ve birçok ganimetle Akkerman’a döndü. Bali Bey aynı yıl bir sefer daha düzenleyerek Halicz, Zydaczew, Samber ve Droholiyez şehirlerini yağma etti; kış bastırınca geri dönmek zorunda kaldı.
Bu durum üzerine Jan I Adalbert, macar kralı Wladislaw (Ladislas) ve Litvanya büyük dukası Alexandjce ile Türklere karşı bir antlaşma yaptı; Boğdan voyvodası Ştefan da müttefikler tarafını tuttu. Bu sırada yapılan Türkiye-Polonya antlaşması savaşı önledi. Polonyalılar Mohaç savaşına yardımcı kuvvetler göndererek macar kralı Lajos II’yi desteklediler, fakat Macar krallığının yıkılması üzerine Polonya kralı Zygmunt I, 1532′de Piotr Opalinski’yi elçi olarak İstanbul’a gönderdi ve 1499′da yapılan antlaşmayı genişleterek yeniledi. Bu yeni antlaşma esaslarına göre Osmanlı devleti Kırım hanlığı ile Boğdan voyvodalığı tarafından Polonya sınırlarına saldırmamayı, savaş halinde Polonya’ya yardım etmeyi kabul ediyor, buna karşılık Polonya krallığı da Türkiye’nin düşmanlarıyle bir-leşmeyeceğine ve onlara yardım etmeyeceğine söz veriyordu. Polonya kralı Zygmunt I’in kızı, macar kralı Zapolya Janos’un karısı ve Zsigmond Janos’un da annesiydi.
Sonradan Erdel ban’ı olan Zsigmond Janos Polonya – Türkiye ilişkilerinde önemli rol oynadı, Osmanlılar Selim II ve Murad III devirlerinde Lehistan’in iç işleriyle yakından ilgilendiler. Sokullu Mehmed Paşa, İvan III ve Habsburgları tehdit ederek, Polonya krallarını bu devletin nüfuzunda olmayan Polonya asilzadelerinden seçilmelerini istedi; Fransa ile işbirliği yaparak 1 mayıs 1573′te Polonya krallığına seçilen Charles IX’un kardeşi Henri de Valois’yı tuttu; fakat bu prensin Henri III adiyle Fransa’ya dönmesi üzerine (1574), kendi adamı olan Erdel voyvodası İstvan Bathory’yi Polonya krallığına seçtirdi (1575).
Bathory, Osmanlılarla 24 maddelik bir antlaşma imzalayarak Kırım hanlığıyle Polonya arasındaki ilişkileri düzeltti. Türklere olan bağlılığını kuvvetlendirdi. Kazak, Kırım ve Boğdan meselelerinden dolayı bozulan Osmanlı-Polonya ilişkileri 1617′de yapılan yeni bir antlaşma ile düzenlendi. Polonya başkumandanı Stanislaw Zolkiewski’nin ordusuyle savaşmak için Dniester ırmağı boylarına giden Bosna valisi iskender Paşa, antlaşmadan sonra geri döndü. 1620′de aynı meseleler yüzünden İskender Paşa, Stanislaw Zolkiewski’yi Yaş yakınında yendi; Polonyalılar ağır kayıplar verdiler; Dniester (Turla) ırmağını geçmeğe çalışanlar yok edildi (1621). Bunun üzerine Osman II, Seferi Hotin (Chocim) diye anılan Polonya seferine çıktı (bk. osman II).
Osmanlılar, Polonyalıların isteklerine uyarak antlaşma yaptılar (6 ekim 1621). Ancak Ukrayna Kazakları hatmant Doroşenko’yu Polonya kralına karşı korumak zorunda kalan Mehmed IV, 1672′de Polonya seferine çıktı;
Podolya eyaletinin merkezi olan Kamaniçe’yi kuşattı. 27 Ağustos 1672′de Kamaniçe teslim oldu, 18 eskimde Bucaş antlaşması yapıldı; fakat antlaşmanın Polonya Diyet meclisi tarafından reddi ve başkumandan Jan Sobieski’nin de türk ordusu çekildikten sonra Lwow (Leopol) ve Lublin kalelerini geri alması üzerine 1673′te Mehmed IV, İkinci Lehistan seferine çıktı; Osmanlı ordusu Hotin önünde yenildi; bunun üzerine Mehmed IV, Kazakları desteklemek ve Ruslara da bir darbe vurmak amacıyle Ukrayna üstüne yürüdü. Bu sırada Polonya kralı Michal Korybut Wisnowiecki ölmüş, yerine başkumandan Jan Sobieski geçmişti. Yeni kralın barış isteği reddedildi; 1677′de osmanlı orduları başkumandanı İbrahim Paşa ordusunu Zurawno’da toplayan Polonya kralı Jan Sobieski’yi sıkıştırdı; kral barış istemek zorunda kaldı.
Antlaşma uyarınca Podolya ile Ukrayna Osmanlı devletine bırakıldı. Ancak, Polonya kralı Jan Sobieski 1683′te Viyana’yı kuşatan osmanlı ordusuna saldırarak barışı bozdu. 1683 – 1699 Arasında yapılan Osmanlı – Polonya savaşlarında Osmanlılar üstün gelmekle beraber Karlofça antlaşması uyarınca Kamaniçe kalesiyle Ukrayna ve Podolya eyaletleri Polonya’ya geri verildi. Katerine II Polonya kralı Friedrich-Augusta III ölünce (1763) Polonya’ya asker göndererek, Prusya kralı büyük Friedrich ile anlaştı, 1764′te kont Stanislaw-August Poniatowski’yi Polonya Diyet meclisine baskı yaparak kral seçtirdi. 1768′de polonyalı milliyetçiler rus saldırılarına karşı ayaklandılar; Bar şehrinde toplanarak osmanlı hükümdarı Mustafa III’ten yardım istediler; Osmanlılar Ruslara savaş açtılar, fakat yenilerek toprak kaybettiler. Osmanlı – Rus savaşları devam ederken Polonya, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı (1772). 1848 Mülteciler meselesinde Osmanlılar Polonyalıları tuttu. (Bk. mülteciler meselesi.)
Askerî tarih
Polonya ordularının tarihi, hudutları ikide bir değişen bu devletin kuvvetli komşularıyle (Türkler, Almanlar, isveçliler ve Ruslar) yaptıkları savaşlarla karışır. Bu tarihin en meşhur dönemlerinden biri WIadislaw Jagellon emrindeki birliklerin Tannenberg’de (Grünwald) toton şövalyelerine karşı kazandığı zaferdir (1410). XVI.-XVIII. yy. arası polonya kuvvetleri, gerçekte biri krallıkta, öteki Litvanya büyük düklüğünde iki ordudan meydana geliyordu; bunların her birine, kaydı hayat şartıyle tayin edilen ve yalnız meclise karşı sorumlu olan bir ataman kumanda ederdi. Soylu sınıf yalnız süvari kuvvetlerinde hizmet etmeyi kabul ettiğinden, piyade kuvvetleri ancak birkaç bin kişiydi; topçu kuvveti ise yok denecek kadar azdı. İstilâ halinde Polonya, toptan seferberlik (pospoiita) usulüne göre askere alınan soylu sınıfa güvenirdi.
Kosciuszko kumandasındaki âsilerin rusya, avusturya ve prusya kuvvetleri karşısında kahramanca direnerek (1794) Fransız devrimi ordularının zaferine yardım etmesine rağmen, Polonya devletinin parçalanması sırasında (1772-1795) ortadan kalkan bu ordu, Dabrowski’nin polonya lejyonlarıyle İtalya’da (1797) ve Napolyon ordusundaki polonya alaylarıyle Fransa’da yaşamağa devam etti. 1807′de Varşova büyük düklüğü harbiye nazırı prens Jozef Poniatowski’nin kurduğu 3 tümenlik polonya ordusu 1809′dan sonra Napolyon’un bütün savaşlarında yararlık gösterdi. Polonya millî kuvvetleri yeniden ancak Birinci Dünya savaşında Pilsudski kumandasındaki polonya; lejyonları (Avusturya-Macâristan’da) ve Haller’in ordusuyle (Fransa’da) kurulabildi. 1918′den sonra bir frangız askerî heyeti yeni polonya ordusunu teşkilâtlandırdı; bu ordu 1920′de Sovyet istilâsını başarıyle püskürttü. (Bk. polonya-sovyet savaşi.)
Batı orduları örnek alınarak (mecburî askerlik hizmeti) kurulan ve on askerî bölgeye ayrılan polonya kuvvetleri, 1939′da 39 piyade tümenini, 11 süvari tugayını ve 2 motorize tugayı kapsıyordu ve barıştaki mevcudu 270 000 kişiydi.
Eylül 1939 seferi sırasında alman ordusunun yok ettiği polonya ordusu, önce Fransa’da yeniden kuruldu; bu ordunun üç tümeni ve birçok havacısı Fransa’da mayıs -haziran 1940 harekâtına katıldı. Polonyalıların Büyük Britanya’ya, Lübnan’a ve S.S. C.B.’ye dağılmaları, sığındıkları ülkenin ordularını örnek alan, hür Polonya Silâhlı kuvvetlerinin kurulmasına yol açtı. Kuzey Afrika’nın, italya’nın, Fransa’nın ve Polonya’nın kurtarılmasına katılan bu birliklerin mevcudu 1945′te Batı Avrupa’da 215 000 kişi (general Anders ordusu) ve Alman-Sovyet cephesinde 400 000 kişiyi (iki ordu meydana getiren 10 tümen) bulmuştu. 1944-1945′te bu çeşitli unsurlara ve direnme topluluklarına dayanılarak yeniden kurulan polonya ordusu, 1949-1956 arası sovyet mareşali Rokosovskiy’in emrine verildi.
S.S.C. B.’nin bu sıkı kontrolü (silâhları, teşkilâtı ve yüksek rütbelileri S.S.C.B.’den) ekim 1956 buhranından sonra gevşedi; bu buhran Rokosovskiy’in istifası ve sovyet subaylarının ülkeden ayrılmasıyle ordunun yeniden polonyalılaştırılmasına yol açtı; kumanda heyeti, iç hizmetler ve üniformalar değiştirildi. Askerî birliklere benzer dernekler (Gençlik, Polonya Askerinin Dostları birliği), Gomulka’nm yeni halk rejimi anlayışına uygun düşen askerî ve millî bir propagandanın yayılmasına yardım etti.
Bununla birlikte sovyet kuvvetleri, Varşova paktı antlaşmaları gereğince polonya topraklarında kalmağa devam eder. 1963′te yeniden düzenlenen askerlik hizmeti, sınıflara göre iki-üç yıldır. Polonya’da üç askerî bölge vardır: Varşova, Silezya, Pomeranya. Subaylarının yüzde 70′i Komünist partisi üyesi olan kara ordusu, 1%5′te sovyet malzemesiyle donatıldı ve tamamıyle makineleştirilmiş 14 tümeni kapsıyordu.
• Hava ordusu. 1919′da kurulan ve 1939′da yok edilen hava ordusu, 1942′de yeniden kuruldu; 8′i av filosu olmak üzere 13 filoyu kapsayan bu kuvvetler ingiltere’de üslenerek 1944-1945′te ingiliz Hava kuvvetleri safında başarıyle çarpıştı. S.S.C.B.’nin kontrolü altında yeniden teşkilâtlandırılan Polonya Hava kuvvetleri 1966′da yaklaşık olarak 50 000 kişiyi ve bin kadar sovyet yapısı (Av: 17, 19 ve 21 Mig: bombardıman: ilyuşin v.b.) veya sovyet lisansı altında Polonya’da yapılmış uçak ve helikopteri kapsıyordu. Ayrıca kara – hava füzeleriyle donatılmış uçaksavar birlikleri önemlidir. Polonya’da yüz kadar havaalanı vardır, önemli üslerin çoğunu 1939-1945′te Alman Hava kuvvetleri kurmuştur.
• Polonya Deniz kuvvetleri, 1919′da fransız donanması örnek alınarak kuruldu. 1940′ta ingiltere (on birlik), sonra 1945′te birçok gemi veren S.S.C.B. tarafından genişletilen deniz kuvvetleri 1966′da 3 refakat gemisini, 9 denizaîtıyı ve otuz kadar küçük birliği (20 000 kişi) ve 40 mayın tarama ve sahil muhafaza birliğini kapsıyordu; 40 kadar da avcı uçağına sahipti. Başlıca üssü Gdynia’dır. Bu silâhlı kuvvetler (yaklaşık olarak 500 000 kişi) dışında Polonya’da, bütün halk demokrasilerinde olduğu gibi, içişleri bakanlığına bağlı önemli birlikler de vardır: güvenlik birlikleri, sınır muhafızları, polis. Millî savunma bütçesi millî bütçenin yaklaşık olarak yüzde 10′unu teşkil eder.
öbür halk demokrasilerinin orduları gibi, polonya orduları da Varşova paktı sistemi içinde kalmağa devam eder; ama 1962′den Sonra alman yeni kararlarla birtakım gelişmeler sağlandı.
1963′te askere müracat edenlerin ihtiyaçtan çok fazla olması, askerlik hizmetinde değişiklikler yapılmasına yol açtı.
Askerlik hizmeti genel ve mecburî olmağa devam etti ama üç şekilde yapılma imkânı tanındı: sınıfına göre 2 veya 3 senelik normal hizmet; üç yıla dağıtılmış devrelerde yapılmak üzere toplam olarak 18 aylık çalışma hizmeti; kadro fazlalarına kara birlikleri emrinde ve günlük mesai satleri dışında askerî eğitim yaptırılması, içişleri bakanlığı emrindeki Iç Emniyet teşkilâtı (yaklş. 35 000 kişi) ve sınır muhafızları (yaklş. 10 000 kişi) 1965′te silâhlı kuvvetlere bağlandı.
Ayrıca, Rusya’nın yardımları sayesinde, Polonya’nın Silâh sanayii günden güne kendi kuvvetlerinin ihtiyacını sovyet modeli silâh ve donatımla karşılayacak hale geldi. Böylece kara küvetleri tamamıyle motorize kıtalar haline getirildi.
1966′da kara kuvvetleri (emniyet kuvvetleri ve sınır muhafızları dışında yaklş. 190 000 kişi) 5 zırhlı tümen, 8 motorize piyade tümeni, 1 havadan indirme tümeni, 1 sahil muhafaza tümenini kapsıyordu. Tankların hepsi hem karada, hem suda gider ve atom etkisine karşı korunmuştur. Ordunun karadan karaya füze ihtiyaçlarını Ruslar karşılar.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLLARD (Albert Frederick)
Tarih 02 Haziran 2009
POLLARD (Albert Frederick), ingiliz tarihçisi (Ryde 1869-Milford-on-Sea, Hampshire 1948). Oxford’daki Felsted okulu ve Jesus college’da okudu. 1893-1901 Arasında Dictionary of National Biography’nin (Millî Biyografi Lügati) yayım müdürü yardımcılığını yaptı. Londra üniversitesinde ingiliz tarihi profesörü (1903-1931), Tarih Araştırmaları enstitüsünün kurucusu ve başkanı (1920-1939) oldu. 1913-1936 Arasında sıra ile Glasgow, Oxford, Columbia, Cornell ve Londra üniversitelerinde ders verdi. En önemli eserleri, ingiliz tarihindeki Tudor döneminin ilk zamanlarını konu alan eserleridir: England Vnder Protector Somerset (Kral Naibi Somerset Zamanında ingiltere) [1900]; Henry VIII (1902); Tudor Tracts (Tudor Broşürleri) [1903]; A Life of Thomas Cranmer (Thomas Cranmer’in Hayatı) [1904]; The Reign of Henry VII from Contemporary Sources (Çağdaş Kaynaklardan Henry VII Devri) [3 cilt; 1913-1914] ve Vol-sey (1929). Diğer önemli eserleri: Factors in Modern History (Modern Tarihin Etkenleri) [1907]; A Short History of the Great W ar (Büyük Savaşın Kısa Hikâyesi) [1920] ve Factors in American History (Amerikan Tarihinin Etkenleri) [1925]. Pollard ayrıca National Dictionary of Biography (1885-1901) için 426 biyografi yazdı. (M)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLARD (Albert Frederick) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLK (James Knox)
Tarih 02 Haziran 2009
POLK (James Knox), amerikalı siyaset adamı (Mecklenburg kontluğu, Kuzey Karolina 1795 – Nashville 1849). Avukattı (1820). Kongreye seçildi (1825-1839). Demokrat partinin lideri, Temsilciler meclisi başkanı (1835), Tennessee valisi oldu (1839). Texas’ın yeniden ele geçirilmesine dayanan siyaseti sayesinde on birinci A.B.D. başkanı seçildi (aralık 1844). önceden programına aldığı üç amacı gerçekleştirdi: bağımsız bir maliye, Oregon’un sömürgeleştirilmesi ve Kaliforniya’nın ele geçirilmesi. Meksika’ya karşı açılan savaşı yürüttü (1846-1847). Bu savaş sonunda Texas, New Mexico ve Kaliforniya Amerika’nın eline geçti (1848). [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLK (James Knox) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİTİS (Nikolaos Sokratis), POLİTONALİTE
Tarih 02 Haziran 2009
POLİTİS (Nikolaos Sokratis), yunanlı hukukçu ve siyaset adamı (Korfu 1872-Cannes 1942). Fransa’da hukuk okudu. Balkan savaşı sırasında, Venizelos tarafından, Yunanistan delegesi olarak Londra (1912), Paris ve Bükreş (1913) konferanslarına gönderildi; daha sonra dışişleri genel sekreterliğine getirildi (1914-1915). Dışişleri bakanı oldu (1917-1920), 1919 Barış konferansına katıldı, sonra Milletler Cemiyetine delege seçildi. Venizelos’un istifasından sonra, La Haye’de Yüksek Adalet divanı üyesi oldu. 1922′de yeniden dışişleri bakanlığına getirildi, 1923′te ikinci defa Milletler Cemiyetinde delege oldu, 1932′de de Milletler Cemiyeti başkanlığına getirildi. 1927′den sonra ise büyükelçi payesiyle, Yunanistan’ın Avrupa’daki temsilciliklerinde hukuk danışmanlığı yaptı.
Eserleri: Les Emprunts d’Etat en Droit International (Milletlerarası Hukukta Devlet Borçlanmaları); La Justice Internationale (Milletlerarası Adalet). [L]
POLİTONALİTE i. (fr. polytonalite). Müz. Bk. çok tonluluk.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİTİS (Nikolaos Sokratis), POLİTONALİTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNG CİN
Tarih 02 Haziran 2009
PİNG CİN, cinli siyaset adamı (Şansi eyaleti 1899 veya 1901). 1926′da Çin Komünist partisine girdi, tutuklandı, 6 yıl hapiste kaldı. «Halk Kurtuluş ordusu» nun Pekin’e girişinden (31 ocak 1949) hemen sonra şehrin belediye reisi oldu. 1965 Ocak ayında. Millî Halk meclisi başkan yardımcılığına getirildi. Çin heyeti başkanı olarak katıldığı, Bükreş’teki Romanya Komünist partisi kongresinde (haziran 1960), Kruşçev’in Çin’i suçlayan tutumuna karşı çıktı. Eylül 1965′te, henüz üniversitelerde bir tenkit kampanyası olarak başlatılmış, aydın ve sanatçılar çevresiyle sınırlı bulunan kültür ihtilâlini incelemekle görevlendirildi. Ne var ki onun tezi 16 mayıs 1966′da mahkûm edildi ve Partinin Pekin komitesinden uzaklaştırıldığı haziran 1966′da açıklandı. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNG CİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNCHERLE (Marc)
Tarih 02 Haziran 2009
PİNCHERLE (Marc), fransız müzik bilgini (Konstantin 1888). Müzik tenkitçisi, Fransız Müzikoloji derneği (1948-1955) ve Charles-Cros akademisi başkanı oldu. Leclair’ in Başsız 2 Keman Sonatlarının ve Mondonville’in Klavsen Parçalarının yeni baskılarını yayımladı, müzikbilimi alanında derin incelemeler yaptı: Les Violonistes (Kemancılar), Corelli, V iv aidi, Jean-Marie-Leclair, Albert Roussel. Ayrıca Vivaldi’ nin çalgı eserleri üstüne büyük bir bilimsel kitap yazdı (1948). [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNCHERLE (Marc) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Polis teşkilâtı
Tarih 01 Haziran 2009
Polis teşkilâtı (Mîlletlerarasi ağir ceza), daha çok interpol (önceleri teşkilâtın telgraf adresiydi) adiyle bilinen bu teşkilât, aşağı yukarı 90 ülkede şubesi olan ağır ceza polis kuvvetlerinin milletlerarası suçlarla mücadelede birlikte çalışmasını kolaylaştırmak amacıyle kurulmuştur. Teşkilâtın yönetim merkezi (genel sekreterlik) Paris’tedir ve en büyük yetkilisi olan genel kurulda her yıl başka bir başkentte toplanır. Komünist ülkeler dışında (Yugoslavya hariç) hemen bütün batı dünyası ülkelerini kapsayan bu teşkilâtın amaçlan şunlardır:
1. üye ülkelerin bütün ağır ceza polis makamları arasında ve bu ülkelerin kanun sınırları içinde karşılıklı yardımı sağlamak ve geliştirmek;
2. sıradan suçların önlenmesi ev ortadan kaldırılmasına etkili bir şekilde katkıda bulunmak üzere kuruluşlar meydana getirmek ve geliştirmektir. Interpol’ün siyasî, askerî, dinî ve ırkçı faaliyetlerde bulunması kesinlikle yasaktır.
Radyo, televizyon ve sinema, Interpol’ü halka, bütün dünyada ülkeden ülkeye dolaşarak, istediği yerde tutuklamalar yapabilen ajanlara sahip esrarengiz bir milletlerarası ağır ceza soruşturma kuvveti olarak tanıtmıştır. Oysa bu tanıtma gerçeğe uymaz. Çünkü dünyadaki ülkeler değişik kanun sistemlerine sahip bağımsız devletlerdir, ayrıca bu devletlerin ceza kanunları ve davalara bakma usulleri esas itibariyle birbirinden farklıdır. Hiç bir bağımsız devlet, yabancı bir teşkilâtın, kendi polis teşkilâtına karışmasını veya kanunlarını hiçe saymasını kabul etmez. Ağır Ceza Polis teşkilâtının elindeki başlıca silâh her ülkede çalışabilen bir polis ajanı değil, suçluları iade anlaşmasıdır. Interpol’ün uğraştığı kimse, başlıca üç kategoride ele alınabilir.
Bu kategorilerin birincisi millî sınırları aşar ve çeşitli ülkelerde suç işleyen kimseleri kapsar. (Meselâ, altın ve uyuşturucu madde kaçakçıları gibi.) İkinci kategoride ise, yabancı ülkelere gitmeyen, ama işledikleri suçlarla bu ülkeleri etkileyenler yer alır. (Meselâ, kalpazanlar.) Nitekim, Londra’da yaşayan bir kimse sahte dolar basarak A. B.D.’yi de ilgilendiren bir suç işleyebilir. Bir ülkede suç işleyerek yakalanmak korkusuyle diğer bir ülkeye kaçan kimseler ise üçüncü kategoriyi meydana getirir. (Meselâ, bir adam Paris’te suç işler ve iki saat sonra Londra’da olabilir.) Interpol’ün genel kurulu, teşkilatın siyasetini denetler, üyeliğe kabul konusunda olumlu veya olumsuz kararlar alır, yürütme komitesini seçer ve bütün ülkelerin polis teşkilâtlarıyle ilgili konuları tartışır. Yürütme komitesinin dokuz üyesi vardır (bir başkan, iki başkan yardımcısı ve altı üye). Başkan dört yıl, diğer üyeler ise üç yıl için göreve seçilirler. Komitenin görevleri, genel kurul kararlarının uygulanmasına nezaret etmek, kurulun yıllık toplantısı için gündem hazırlamak ve bir bakıma genel sekreterliği denetlemektir. Genel sekreterlik, özellikle fransız polis teşkilâtı subaylarından meydana gelir. Başında, Interpol’ün günlük çalışmalarını denetleyen bir genel sekreter bulunur. En önemli görevlerinden biri, haberleri derlemek, kaydetmek, incelemek ve yaymaktır. Bu iş, suç araştırmasında önemli bir yer tutar. Genel sekreterliğin başlıca bölümlerinden biri, bu işi merkezden yöneten milletlerarası bir bürodur. Genet sekreterliğin bir kayıt bürosu vardır. Milletlerarası suçluları, özellikleri, suç ortakları ve çalışma tarzları hakkında üye ülkeler polisinin verdiği bilgiler bu büroda toplanır. Bu bilgiler ilgili ülkelere radyo-telsizle ve bazı gizli bildirilerle iletilir.
İnterpol’ün özel bir telsiz şebekesi vardır. Bu şebekenin merkezî kontrol istasyonu Paris’in hemen dışında kurulmuştur ve Londra, Tel-Aviv, Yafa, Stockholm ve Rio de Janeiro gibi birbirinden çok uzak yerlerdeki istasyonlara bağlantılıdır. Ayrıca, mesajların şifrelenmesinde de özel bir kod kullanılır.
Bu gizli bildiriler dört çeşittir. Birincisi iade işleminin başlayabilmesi için sanığın gözaltına alınmasını ister. İkincisi, suçlu ve çalışma tarzı hakkındaki bilgileri bu kimsenin geçici olarak kalabileceği ülkelerin polisine bildirir. Üçüncüsü, kişilerle değil, değerli eşyalarla ilgilenir. Suçun işlendiği ülkede çalındığı sanılan mücevherler veya sanat eserleri konusunda bilgi verir. Dördüncüsü ise kimliği tespit edilmeyen cesetlerle ilgilidir ve bu kimselerin kimliklerini bulmak amacını güder. Genel sekreterliğin Lahaye’de, sahtekârlık ve kalpazanlık dairesi adında bir şubesi de vardır. Ayrıca, tiye ülkelerin her birinde, bu ülkelerdeki polis teşkilâtının genel sekreterlikle veya öbür üye ülkelerin polis teşkilâtıyle haberleşmesini sağlayacak bir haberleşme bürosu vardır. Bu büro Millî Merkezî büro (National Central bureau) [N.C.B.] adiyle bilinir. Birleşik Krallık ve sömürgelerinin N.C.B.’si Londra’da, New Scotland Yard’daki Metropolitan Polis merkezinde kurulmuştur. A. B.D.’ninki de Washington’dadır. İnterpol çalışmalarına Avrupa’da 1923′te başladı. Bu şaşırtıcı bir olay değildir, çünkü birçok avrupa ülkesi ortak sınırlara sahipti.
Bu yüzden, meselâ Belçika’da suç işleyen bir suçlu, bir saat içinde öbür dört ülkeden birinde olabilirdi. Uçak yolculuğu, öbür ülkelere kaçma fırsatlarını geniş ölçüde arttırdı. Birinci Dünya savaşından sonra suçlarda büyük bir artış görüldü. Bu suçlardan en çok zarar gören ülkelerden biri Avusturya oldu. Bundan dolayı da Viyana Polis idaresi başkanı Johann Schober 1923′te, öbür ülkelerin ağır ceza polis temsilcilerini biraraya toplamak için hükümetin desteğini sağladı. 20 Ülkenin temsilcileri karşılaştıkları meseleleri tartıştılar ve böylece Milletlerarası ağır ceza polis komisyonu kuruldu. Teşkilâtın ilk merkezi Viyana ve ilk başkanı da Schober oldu. 1923′ten 1938′e kadar komisyon hayli gelişti.
1938′de naziler Avusturya’yı ve böylece İnterpol’ü de ele geçirdiler; teşkilâttaki bütün belgeler Berlin’e götürüldü. İkinci Dünya savaşının patlak vermesi teşkilâtın faaliyetlerine ara verdi. Savaştan sonra, Belçika Adalet bakanlığının polis teşkilâtı genel müfettişi Florent Louwage, milletlerarası suçlarda yeniden bir artış olacağını anladı. Dört devletin işgali altında bulunan Avusturya artık merkez olamazdı. Ayrıca Belçika da bu sorumluluğu yüklenemezdi. Ama Fransa hükümeti, Interpole yönetim merkezinin Paris olmasını teklif etti. Ayrıca bu yönetim merkezinde fransız polis memurlarından kurulu bir genel sekreterlik bulunacaktı. Bu teklif büyük bir memnuniyetle kabul edildi. Böylelikle İnterpol, Louwage’ın başkanlığında ve dört kişilik bir yürütme komitesiyle yeniden kuruldu. Ama savaş öncesi belgelerin kaybolması veya tahrip edilmesi dolayısıyle Interpol’ün yeniden teşkilâtlandırılması gerekiyordu. İnterpol gelişti ve 1940 yılında 19 olan üye ülke sayısı 1955′te 55′e çıktı. 1955′te genel kurul modern ve eksiksiz bir tüzük meydana getirmeğe karar verdi. 1956′da kabul edilen bu tüzükle teşkilât Milletlerarası Ağır Ceza Polis teşkilâtı adnı aldı. Teşkilâttaki gelişmeler devam etti ve 1960′tan sonraki yıllarda üye ülkelerin sayısı 90′a çıktı, özellikle 1960-1961 yıllarında bağımsızlığını kazanan birçok ülkenin katılmasıyle üye sayısı önemli ölçüde arttı. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polis teşkilâtı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLEMON
Tarih 01 Haziran 2009
POLEMON, yunan filozofu (Atina M. ö. 340′a doğr. – 270). Rivayete göre, Polemon başı boş bir hayat sürerken, günün birinde eflatun’cu Ksenokrates’in konuştuğu bir toplantıya katılmış, sözlerinin etkisinde kalarak kendini felsefeye vermişti. 215′te, Ksenokrates’ten boşalan Akademi başkanlığına getirildi. Polemon’un öğrencileri arasında, geleceğin ünlü filozofları, Krates, Krantor, Zenon, Arkesilaos vardı. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLEMON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLE
Tarih 01 Haziran 2009
POLE, soyluluk unvanını kral Richard II devrinde kazanmış, zengin bir ingiliz tacir ailesinin lakabı. Ailenin kurucusu Hull şehrine yerleşerek zengin olan WiLLiAM ATTE POLE’dur (öl. 1329′a doğr.). — İkinci oglu sir WİLLİAM ATTE POLE (öl. 1366), hükümete büyük ölçüde borç para verdi, Hull’un ilk belediye başkanı oldu, şövalyelik ve mührühas lordluğu payesini aldı. Oğulları ise ticaret hayatını bırakarak askerlik mesleğine girdiler. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLATKAN (Saim)
Tarih 01 Haziran 2009
POLATKAN (Saim), türk binicisi (Malatya 1907). öğrenimini askerî okullarda yaptı. 1932′de teğmen olduğu sırada Türk Millî Binicilik ekibine alındı. Aynı yıl Nice’de yapılan milletlerarası müsabakalarda Kısmet adlı atiyle ikinciliği kazandı. Atatürk, kendisine Çankaya isimli bir at armağan etti. 1935 Aachen konkurhipiklerinde «Ren mükâfatı», 1938 Nice konkurhipiklerinde «Polonya Ordusu mükâfatı» ve Varşova konkurhipiklerinde de «Millî mükâfat»ı kazandı. 1938 Roma konkurhipiklerinde «Mussolini kupası»nı kazanan türk ekibinde yer aldı. Son olarak 1948 Londra Olimpiyat oyunlarına katıldı. Uzun süre Binicilik federasyonu başkanlığı yaptı. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLATKAN (Saim) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLAT (Hasan)
Tarih 01 Haziran 2009
POLAT (Hasan), türk futbolcusu ve spor yöneticisi (Trabzon 1919). Trabzon İdman ocağından yetişti. Ankara Gençlerbirliği kulübünde orta haf olarak futbol oynadı. Ankara karmasının kaptanlığını yaptı. Bir kere millî oldu. Otuz beş yaşında futbolu bıraktı. Bir süre antrenörlük yaptı. 1955′te Futbol federasyonu başkanlığına getirildi. 1957′de Trabzon milletvekili seçildi. 1970′te tekrar Futbol federasyonu başkanlığına getirildi. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLAT (Hasan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLSUDSKİ (Jozef)
Tarih 01 Haziran 2009
PİLSUDSKİ (Jozef), polonyalı mareşal ve devlet başkanı (Zulowo, Lityanya 1867-Varşova 1935). Harkov’da tıp öğrencisiyken beş yıl için Sibirya’ya sürgün edildi. Dönüşünde (1892) Polonya Sosyalist partisi saflarında mücadeleye girişti. Lodz’ta tutuklandı (1899) ve Petersburg’a gönderildi. Kaçarak Krakow’a sığındı. 1904-1905 Rus devrimi sırasında Polonya’da tedhişçi hareketleri yönetti. Bir süre sonra her çareye baş vurarak Polonya’ya bağımsızlığını kazandırmak isteyen Sosyalist partisinin devrimci kolunu kurdu ve «bağımsızlık taraftarı» gönüllüleri teşkilâtlandırdı. 6 A-ğustos 1914′te, müttefiklerin safında savaşacak olan Polonya lejyonlarını kurdu. İ916′da Avusturyalılar ve Almanlar tarafından kurulan Polonya peyk devletinde Askerî daire şefi oldu, Avusturyalılar ve Almanlar, Rus devriminin yol açtığı kaynaşma sırasında onu Magdeburg’da hapse attılar (22 temmuz 1917). Pilsudski, 10 kasım 1918′de Varşova’ya döndü, Naiplik konseyi tarafından kendisine diktatör yetkisi verildi ve şubat 1919′da ilk Polonya Diyet meclisi tarafından devlet başkanı ve başkumandan olarak yetkileri kabul edildi. 1920′de mareşal oldu; bolçeviklere karşı açılan savaşta harekâtı yönetti ve Kiev’in işgalini gerçekleştiremedi, sonra general Weygand başkanlığındaki fransız askerî heyetinin yardımıyle Varşova surları önünde durumu yeniden düzeltti (bk. polonya-sovyet savaşı). 1922′de siyaset hayatından ayrıldı, fakat 1926′da bir askerî hükümet darbesi yaparak iktidarı yeniden ele geçirdi. Gerek hükümet başkanı, gerek savaş bakanı olarak ölümüne kadar Polonya’nın gerçek hâkimi oldu. Parlamentonun etkisini kısarak ordunun, radikal ve muhafazakâr siyasî çevrelerin desteği ile memleketi yönetti. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLSUDSKİ (Jozef) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLLERSDORF (Franz von,-— baronu)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLLERSDORF (Franz von,-— baronu), avusturyalı siyaset adamı (Brünn 1786-Viyana 1862). 1805′ten sonra maliye danışmanlığına, 1832′de saray şansölyeliğine, 1848 Viyana devriminden sonra İçişleri bakanlığına ve meclis başkanlığına getirildi. Nisan 1848′de bir anayasa hazırladı ve bu anayasaya kendi adı verildi. Belçika anayasası örneği üstüne yapılan bu anayasa, monarşik bir iktidarı ve monarşinin macar olmayan ülkelerinde iki meclis kurulmasını öngörüyordu. 1848 Temmuzunda istifa etti ve bir süre siyasî hayattan uzaklaştı, sonra Riechsrat üyesi oldu (1861). [M]
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLLERSDORF (Franz von,-— baronu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLET GOL AZ (Marcel-Edouard)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLET GOL AZ (Marcel-Edouard), isviçreli siyaset adamı (Cossanay, Vaud 1889). Avukattı; Vaud kantonu Büyük meclisinde milletvekili (1921), millî danışman (1925), içişleri bakanlığı kısım şefi (1928), sonra posta ve trenyolları müdürü, Konfederasyon başkanı (1938 ve 1940) oldu. 1940′ta G. Motta’nın yerine siyasî kısma geçti ve İkinci Dünya savaşında isviçre dış siyasetini yönetti. 1944′te siyasî hayattan çekildi. (M)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLET GOL AZ (Marcel-Edouard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLAROİT
Tarih 30 Mayıs 2009
POLAROİT i. (tes. edil. ad). Opt. Geçirdiği ışığı polaran saydam yaprak.
— Foto. Duyar tabakaların çekim ve baskı işlemlerini çok çabuk ve otomatik olarak yapan fotoğraf makinesi.
— ANSiKL. Foto. Fotoğrafları çok kısa bir süre içinde hazırlama metodu 1948′de, o güne kadar polarıcı filtreler yapımıyle tanınmış bir şirketin başkanı olan Dr. Edwin H. Land tarafından bulundu. Polaroit sistemi, duyar tabakanın poz verilmemiş kısımlarını, duyar tabakayla kontak halindeki bir destek üzerine koyu bir izhar maddesiyle «aktarma» ilkesine dayanır. Böylece siyah-beyaz için 15 saniyede, renkli için (1963′ten beri Polacolor’la [tes. edil. marka]) 60 saniyede bir pozitif elde edilir. 20′den fazla değişik makine, radyografi, fotomakrografi, fotomikrografi, sanayi fotoğrafı veya portre gibi çeşitli alanlarda enstantane pozitifler elde etme imkânı sağlar. Bu usulü sadece bir amatör merakı olarak ele almamak gerekir. Klasik emülsiyonların yanı sıra, çeşitli tipte emülsiyonlar (kızılaltı için, çizgili veya sürekli oylumlu diyapozitifler yapımı, asilofotografik kayıt) yapılmıştır. Başka tip de, hem bir pozitif, hem de daha sonraki baskılarda kullanılabilecek bir negatif elde etmeğe imkân verir.
10 X 12,5 sm’lik filimler, bu formadaki bütün makinelerde kullanılabilir. Amatörler arasında çok yayılan 6X8 sm’lik bir makine 1966′da piyasaya çıkarılmıştır.
— Ort. Polaroit yaprak, yapısına paralel eksenli çok küçük herapatit billurları (kinin iyodosülfat) katılan saydam sentetik bir reçineden (meselâ asetilselüloz) yapılır. Böyle bir yaprak, hamuru tam katılaşmadan önce haddeleyerek veya bir elektrik ya da magnetik alanın etkisinde bırakılarak elde edilir. Yaprak ışık karşısında tek bir billur gibi davranır, fakat boyutları pratikte sınırsızdır. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLAROİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİNTİS
Tarih 30 Mayıs 2009
POİNTİS (Jean Bernard Louis DESJEAN veya DE SAiNT – JEAN DE, — baronu), fransız amirali (Loches 1645-Champigny-Sur-Marne 1707). 1682 Yılında Amiral Duquesne kumandasında Cezayir sularında savaştı. 1685′te albay, 1687′de Bahriye Topçuluk dairesi başkanı oldu. Amiral Tourville ile 1690′da Beachy-Head muharebesine katıldı, kumandanı bulunduğu Courtisan kalyonu düşmanı büyük zarara soktu. Korsan gemileriyle desteklenen bir filo ile, ispanyolların Cartagena limanındaki deposunu bastı, ele geçirdiği çok değerli madenleri düşmanın takibinden kurtararak’ mayıs 1697′de Fransa’ya getirmeyi başaıdı. Bu başarıyı anlatan bir kitap yayımladı (1698). 1699′da filo kumandanlığına yükseldi ve 1704′te Cebelitarık kuşatmasına katıldı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNTİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİNCARE (Raymond)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİNCARE (Raymond), fransız devlet adamı (Barle-Duc 1860-Paris 1934). Henri Poincare’nin kuzeni. Milletvekili (1887-1903), senatör (1903-1913) seçildi ve çeşitli bakanlık görevlerinde (1893-1895 ve 1906) bulundu, Başbakan (1912-1913) oldu. Almanya’ya karşı sert bir siyaset güttü ve Üçlü Ittifak’ın sağlamlaştırılması için çalıştı (Rusya yolculuğu, temmuz 1914); iç işlerinde kara ve deniz ordularını güçlendirdi, barışçı hareketleri bastırdı, Clemenceau’yu ve radikal çoğunluğunu kendisine düşman eden yeni bir seçim kanununu kabul ettirdi. Cumhurbaşkanının yetkilerini genişletmekten yanaydı, bu amaçla 1913′te kendini cumhurbaşkanlığına seçtirdi.
1914 Temmuzundan itibaren, «Fransa kutsal birliğinin tek önderi oldu. Askerî yenilgilerden sonra durumu düzeltmek için Clemenceau’yu hükümetin başına getirdi (kasım 1917), fakat, Clemenceau’nun mütareke fikrine boşuna karşı koymağa çalıştığı gibi, Rheinland bölgesinin işgalinden ve Ren kıyılarında bir müttefiklerarası kuvvet bulundurma tasarısından vaz geçmek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanlığının son döneminde Alsace Lorraine’in Fransa’ya katılmasını sağladı. Tekrar Senato’ya döndü (1920), harp tazminatı komisyonunun başkanlığına seçildi, fakat tam tazminat teklifi reddedilince komisyondan ayrıldı, Briand hükümetini düşürdü (1922), hükümet kurmakla görevlendirildi (1922-1924). Lloyd George ile anlaşamadığı için Türkiye’de güç durumda olan İngilizleri yalnız bıraktı (3 eylül 1922) ve Almanya’nın moratorium hakkını reddetti, tazminatın ödenmesinin geciktiğini görerek Ruhr’u işgal ettirdi ve Ren bölgesindeki ayrılıkçılığın gelişmesine yol açtı (eylül 1923). Alman hükümeti işgali kabul edince Poincare bu zaferden yararlanmayarak yeniden müttefiklere katıldı (bk. DAWES planı).
Fransa’nın içinde bulunduğu malî güçlükler dolayısıyle siyasetini’değiştirdi. Ama bu güçlüklerin baskısıyle yeni vergiler kabul ettirmesi, seçimler arefesinde, Sollar kartelini meydana getiren muhaliflerinin başarısını sağladı (mayıs 1924) ve istifasına sebep oldu (1 haziran). Malî buhran sırasında (23 temmuz 1926) kamuoyunun isteğiyle yeniden başbakanlığa gelen Poincare (23 temmuz 1926) «Millî Birlik» kabinesi adı verilen kabineyi kurdu. Bu kabinede dışişleri bakanlığını Briand’a bırakmış, maliye bakanlığını ise kendisi almıştı. Ülkenin ve parlamentonun büyük ölçüde desteğini sağlayarak malî siyasetini uygulamak için tam yetki aldı (31 temmuz 1926).
Yeni vergiler koydu, harcamalarda kısıntıya gitti, bir amortisman sandığı kurdu ve özellikle yeniden güveni sağlayarak, 25 haziran 1928′de, 1914′tekinin beşte bir değeriyle frankın değerini korumayı başardı; böylece yabancı sermayenin dönmesini ve Banque de France’taki altın ihtiyatının eski halini almasını sağladı. Radikaller Angers kongresinden sonra (kasım 1928) hükümetten çekildiler. Bunun üzerine Poincare, merkez ve sağ partilerine dayanan.bir kabine kurarak maliye bakanlığını Henri Chemn’a (11 kasım 1928) bıraktı. Ama hastalığı dolayısıyle istifa etmek zorunda kaldı (27 temmuz 1929) ve bundan sonra da siyasetten tamamıyle çekilerek, 1926′dan itibaren, Au Service de la France (Fransa’nın Hizmetinde) adiyle yayımlanan hatıralarını yazmağa devam etti. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNCARE (Raymond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PODGORNİ (Nikolay Viktoroviç)
Tarih 30 Mayıs 2009
PODGORNİ (Nikolay Viktoroviç), rusça Podgornıy, sovyet devlet adamı (Karlovka, Ukrayna 1903). Çilingirdi, Kiev’deki işçi üniversitesine devam etti ve Ukrayna’daki birçok fabrikada mühendis olarak çalıştı (1931-1939). 1930′dan sonra Komünist partisi üyesi, 1939′da Ukrayna Besin sanayii halk komiser yardımcısı oldu. İkinci Dünya savaşı boyunca Moskova Besin Sanayii Teknoloji enstitüsünü yönetti. Harkov bölgesi parti birinci sekreterliğine getirildi, dostu ve hemşerisi Kruşçev’in yükselişinde onun yanında bulundu; 1957′de Ukrayna Komünist partisi birinci sekreterliğini üstüne aldı, Kruşçev tarafından mısır ekimini geliştirmekle görevlendirildi. 1963′te Ukrayna’dan ayrıldı. Brejnev ile birlikte Merkez komitesi (Prezidyum) sekreteri oldu. Kruşçev’in düşmesi durumunu sarsmadı. Aralık1965′te Brejnev’in isteğiyle Yüksek Şûra prezidyumu başkanlığında (devlet başkanlığı) Mikoyan’ın yerini aldı. Podgorni, bir defa S.S.C.B. Yüksek Şûra prezidyumu üyesi ve parlamento grubu başkanı sıfatıyle (ocak 1965), bir defa da S.S.C.B. Yüksek Şûra prezidyumu başkanı olarak (nisan 1972) iki kere Türkiye’yi ziyaret etti. (LM)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODGORNİ (Nikolay Viktoroviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PODESTA
Tarih 30 Mayıs 2009
PODESTA i. (ital. k.). Kuzey ve orta italya şehirlerinin birinci yüksek görevlisi (XIII.-XIV.yy.). [Podesta bazı konsüller bunlunun yerini alır veya bu kurulu tamamlardı; bir veya iki yıl boyunca görevde kalır ve tayin veya seçilme şekli şehirden şehire değişirdi. Yardımcılarını (curia ve familia) şehir dışından seçer, yürütme ve yargılama gücünü elinde tutardı.] / Faşizm sırasında, İtalya’da, seçimle değil de hükümet tarafından tayinle işbaşına getirilen belediye başkanlarına verilen ad. (Bu kurum 4 nisan 1944′te kaldırıldı.) [L]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODESTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCADO (Michalski, Teodoro)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCADO (Michalski, Teodoro), kostarikalı siyaset adamı (doğ. San Jose 1900). Avukatlık, profesörlük ve yazarlık yaptı. 1932-1936 Arasında millî eğitim bakanı oldu; 1936′da kongre üyeliğine, sonra da cumhubaşkanlığına seçildi (1944-1948); kardeşRENE ise savunma bakanlığı yaptı (1946 -1948). [M]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCADO (Michalski, Teodoro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİAGET (Alexis Marie)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİAGET (Alexis Marie), isviçreli siyaset adamı (Lyon 1802 – Neuchâtel 1870). Neuchâtel’de avukatlık yaptı, Prusya kralına karşı çıkan ayaklanmayı yönetti (şubat 1848); geçici hükümetin başkanlığına getirildi, anayasayı yeniden kaleme aldı. Kralcılar tarafından bir süre tutuklandı (1856), daha sonra İngiltere ve Fransa’nın aracılığıyle Neuchâtel’in bağımsızlığını kabul ettirdi (mayıs 1857). [L]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAGET (Alexis Marie) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PING DI-HUAY
Tarih 29 Mayıs 2009
PING DI-HUAY, cinli asker ve siyaset adamı (Şaoşan, Hunan 1898). Çin Komünist partisi üyesi (1923); Kızılordu’nun başlıca kumandanlarından biri. Uzun yürüyüş (1934-1935), Çin-Japon savaşı (1937-1945) ve Güneydoğu Çin’i zaptettiği üçüncü Çin İç savaşında (1946-1949) CU Dı’nın yardımcısı oldu. 1950′de Kore’deki Çin birliğine kumanda etti, bu savaşa son veren (temmuz-1953) Panmunjon antlaşmalarını Çin adına imzaladı. 1954′te millî savunma bakanı ve başkan yardımcısı, 1955′te partinin siyasî Büro üyesi oldu, aynı yıl mareşalliğe yükseltildi. Merkez komitesinin Luşan’daki toplantısından sonra (ağustos 1959) millî savunma bakanlığından alındı ve yerine Lin Piao getirildi. Ocak 1966′da tutuklandığı bildirildi. Sovyet örneği bir ordunun kurulmasından yanaydı ve Lin Piao’nun, çin ordusunu siyasete aşırı derecede karıştırmak istemesine karşı çıkmıştı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PING DI-HUAY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PING CÎN
Tarih 29 Mayıs 2009
PING CÎN, cinli siyaset adamı (Şansi eyaleti 1899 veya 1901). 1926′da Çin Komünist partisine girdi, tutuklandı ve altı yıl hapsedildi. «Halk Kurtuluş ordusu» Pekin’e girer girmez (31 ocak 1949), Pekin belediye başkanı oldu. Ocak 1965′te Millî Halk meclisi başkan yardımcılığına getirildi. Bükreş’te yapılan (haziran 1960) Romanya Komünist Partisi kongresinde Çin delegasyonunun başkanı olarak bulundu ve Kruşçev’in çin aleyhtarı konuşmalarına karşı geldi. Eylül 1965′te, üniversitelerde başlamış olan ve o sıralarda sadece fikir ve sanat alanlarında bir tenkit kampanyası olan kültür ihtilâlini incelemekle görevlendirildi. Fakat vardığı sonuçlar 16 mayıs 1966′da mahkûm edildi, kendisi de haziran 1966′da parti komitesinden çıkarıldı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PING CÎN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHYLARKHİA,PHYLARKHOS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHYLARKHİA i. Esk. Yun. Phylarkhos’luk makamı. (L)
PHYLARKHOS i. (yun. k.). Esk. Yun. Çeşitli sitelerde kabile başkanı veya hâkim. / Atina kabilelerinden birinin şefi. (Her yıl seçilen phylarkhoslar meclislere ve törenlere başkanlık, süvari birliklerine kumanda ederdi.) [L]
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLARKHİA,PHYLARKHOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİJADE (Moşa)
Tarih 28 Mayıs 2009
PİJADE (Moşa), yugoslav devlet adamı (Belgrad 1890-Paris 1957). Belgrad’da gazetecilik yaptı (1920), bağımsız Emek partisini kurdu (1923), 1925-1939 arasında tutuklandı, cezaevinde Tito ile tanıştı. Ocak 1940′ta yeniden tutuklandı, Almanların Yugoslavya’yı istilâsı üzerine Tito’nun partizanlar teşkilâtına katıldı ve faşist aleyhtarı Millî Kurtuluş konseyi başkanı oldu (kasım 1943), Komünist partisi politbüro üyeliğine (1948-1952) ve Federal Halk meclisi başkanlığına (1954) getirildi. (l)
PİH i. (fars. pih). Esk. Göz çapağı. (m)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİJADE (Moşa) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİP (Andre)
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİP (Andre), fransız siyaset adamı (Pont – Saint – Esprit 1902). Lyon üniversitesinde iktisat profesörlüğü yaptı (1928), Rhöne bölgesinden sosyalist milletvekili seçildi (1936). Direnişe katıldı ve «Güney Kurtuluş Cephesi» hareketini yönetti. 1942′-de Londra içişleri bakanlığında, sonra Fransız Millî Kurtuluş komitesinde geçici görevde bulundu. Kurucu Meclis Anayasası komisyonu başkanı (1946-1948), maliye bakanı (1947), Avrupa İktisadî topluluğunun fransız delegasyonu başkanı (1947-1951) ve Avrupa Birleşik Devletleri Sosyalist hareketinin başı oldu. Halen Paris Hukuk fakültesinde profesördür. En önemli eserleri: Europe Unie (Birleşik Avrupa) [1953]; Le Socialisme Trahi (İhanete Uğrayan Sosyalizm) [1958]. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİP (Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri,
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLADELPHİA, A.B.D.’de (Pennsylvania) şehir, 2 002 500 nüf. Philadelphia, Schuylkill ile Delavvare’in kavuşmasıyle oluşan yarımada üzerinde kuruldu; ırmak derinliğinin fazla olması, denizden uzaklığına rağmen (160 km) büyük bir liman kurulmasına yol açtı. 41 Milyon tonajla Houston ve New York’tan sonra A.B.D.’nin üçüncü limanı olan bu limandan maden filizi, petrol, şeker, yün, yağ bitkileri ithal edilir, kömür, tahıl, sanayi ürünleri (rafine şeker, makine eşyaları) satılır. Ağır sanayi yakın bir tarihte büyük ölçüde gelişti; petrol tasfiyesi, demir sanayii, kimyasal ürünler. En önemli sanayiler imalât sanayileri ve tüketim sanayiidir: dokumacılık, konfeksiyon, makine (otomobil, vagon, lokomotif) sanayii, gemi yapımı, ecza malzemeleri. Bu iktisadî gücü sayesinde şehir A.B.D.’nin üçüncü malî merkezi haline geldi. Planlarını Penn’in çizdiği eski şehir çekirdeği bugün de iş merkezidir. Doğuda, Delaware boyunca, liman yakınında ve batıda Schuylkill boyunca sanayi ve işçi semtleri uzanır. İlk hücreyi meydana getiren yarımadanın ötesinde de sanayi ve konut semtleri vardır: bunlar Delaware boyunca (West Philadelphia, Manayunk, German-town) ve ırmağın doğusunda (Camden) uzanan şehre bağlı eski köylerdir.
• Tarih. Philadelphia, William Penn tarafından (1682) kuruldu ve düzenlendi. Quaker’lerin yerleştiği modern bir şehir oldu. Şehre Alman ve İskoçlar da yerleştiler. XVIII. yy.da büyük ölçüde genişleyen ve sömürgenin fikir merkezi haline gelen şehirde ilk dergi 1741′de, ilk gazete de 1784′te yayımlandı. Phiiadelphia’da o zamandan kalma birçok anıt ve güzel konak vardır. Şehir başkaldırma hareketinde önemli rol oynadı ve 1774 ile 1775′teki ilk kongreler burada toplandı; Bağımsızlık bildirisi (4 temmuz 1776) burada imzalandı. 1790-1800 Arası A.B.D.’nin başkenti olan Philadelphia, XIX. yy.da köleciliğe karşı, puritan ve muhafazakâr bir şehir haline geldi. (L)
Philadelphia konvansiyonu, on üç A.B.D. eyaletinin meclislerini temsil eden ve 65 temsilciden meydana gelen kurucu meclis; oturumlara 55 temsilci katıldı. Başkanı George Washington, sekreteri Jackson olan ve üyeleri arasında Franklin, Madison ve Robert Morris bulunan konvansiyon, 27 eylül 1787′de A.B.D. anayasasını hazırladı; ancak 41 temsilcinin onayladığı bu anayasa 4 mart 1789′da New York kongresinde imzalandı. Uzak görüşlü olan meclis, küçük eyaletlerin çıkarlarına saygı gösteren (her birinin iki senatörü olacaktı) uzlaştırıcı bir anayasa hazırlamayı başardı. Ayrıca kuzey ve güney eyaletlerine denge sağlayıcı bazı üstünlükler tanındı: güney eyaletleri mecliste zencilerin sayısının üçte ikisi göz önünde tutularak temsil edilecekti, iktisadî alanda da buna benzer bir dengeleme uygulandı: kuzey eyaletleri köleliğin kaldırılmasını, güney eyaletleri ise ticaret ve sanayiyi talimata bağlayan seyrüsefer kanunlarının kaldırılmasını istemekten vaz geçecekti. (L)
Philadelphia müzeleri, PENNSYLVANiA GÜZEL SANATLAR AKADEMİSl’nde yüz yılı aşkın bir zamandır beîîibaşîı amerikalı ressamların eserleri sergilenir. Oldukça zengin Olan PHİLADELPHİA SANAT MÜZESİ’nde sayısız roman ve gotik eser (Fransa, İtalya), seramik koleksiyonlar, demir eşya, ince marangozluk işleri, ısfahan fayansları ve halıları, çin yeşim taşları bulunmaktadır. Resim galerilerinde ilk italyan ressamlarının eserlerinden XIX. yy. ressamlarının eserlerine kadar çeşitli tablolar sergilenir (Giot-lo. Botticelli, Bosch, Van Eyck, Van der Weyden, Rubens, Rembrandt, Poussin, Delacroix, Corot, Daumier, Courbet, Cezanne). PENNSYLVANİA ÜNİVERSİTESİ MÜZESİ, Mısır, Filistin, Yunanistan, Roma, Afrika ve Meksika heykel ve eşyalarıyle Sarat müzesini tamamlar. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERSON (Warren Lee)
Tarih 27 Mayıs 2009
PİERSON (Warren Lee), amerikalı işadamı (Princeton, Minnesota 1896). 1934′te Export – İmportbank’ın baş danışmanlığına getirildi, sonra 1936′da aynı kurumun başkanı oldu. Milletlerarası maliye eksperi, 1940-1945 arasında İnter Amerikan Financial and Economic Advisory committee üyesi seçildi. Aynı dönemde sırasıyle, Amerikan Cumhuriyetleri Dışişleri Bakanları kongresinin Rio de Janeiro’daki üçüncü toplantısında (1942), Bretton Woods Milletlerarası Para konferansında (1944) ve 1945′te Meksika Amerikalılararası Savaş ve Barış Meseleleri konferansında A.B.D. delegasyonunun danışmanlığını yaptı. Milletlerarası hava nakliyatı uzmanı olarak 1947′de i. A.T.A. (Milletlerarası Hava Nakliyatı ortaklığı) başkanlığına tayin edildi. 1955′te Milletlerarası Ticaret odası başkanlığına getirilen Warren Lee Pierson, ayrıca birçok büyük amerikan işletmesinin idare heyetinde görev aldı. (l)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERSON (Warren Lee) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFYFFER von ALTISHOFEN (Kasimir)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFYFFER von ALTISHOFEN (Kasimir), isviçreli siyaset adamı (Roma 1794 – Luzern 1875). Hukuk profesörü ve avukattı, Büyük meclis (1825) ve Kurucu meclis (1838) üyesi oldu. Medenî kanun ve Ceza kanununun hazırlanmasında çalıştı, Temyiz mahkemesi başkanlığında bulundu, Luzern Liberal partisi lideri, Sonderbund devrinde Federal başhâkim, sonra Federal mahkeme (1851 ve 1853) ve Millî meclis başkanı (1854) oldu. Geschichte der Stadt und des Kanton Luzern (Luzern Şehri ve Kantonunun Tarihi) [1852] adlı bir eseri vardır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFYFFER von ALTISHOFEN (Kasimir) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFORDTEN
Tarih 27 Mayıs 2009
PFORDTEN (Ludvvig von der, — baronu), alman siyaset adamı (Ried 1811-Münih1880). Leipzig’de hukuk profesörü (1847), Saksonya (1848), sonra Bavyera dışişleri bakanı (1849), Bavyera hükümet başkanı (1849-1859) oldu, Avusturya ile Prusya arasındaki küçük alman devletlerini biraraya getirecek bir üçlü devlet kurmağa çalıştı ve bu yolda Prusya siyasetiyle mücadele etti. 1864′te yeniden iktidara geçtiyse de, Sadowa savaşından sonra çekilmek zorunda kaldı (1866). [L]
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFORDTEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFLİMLİN (Pierre)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFLİMLİN (Pierre), fransız siyaset adamı (Roubaix 1907).
Strasbourg’da avukatlık yaptı (1933), Bas-Rhin milletvekili (1946), tarım bakanı (1948-1951), ticaret bakanı (1951-1952), maliye bakanı (1955-1956 ve 1957-1958) oldu. Gaillard kabinesinin düşmesinden sonra başbakanlığa (14 mayıs 1958) getirildi, fakat Cezayir Güvenlik komitesinin ve emniyet komitelerinin protestolarıyle karşılaştı.
Yürütme organını güçlendirmek amacıyle anayasada değişiklik yapılması için bir tasarı hazırladı, ama general de Gaulle ile uzlaşmak gerektiğini anlayarak, Saint-Cloud’da onunla görüştü (26 mayıs), sonra istifa etti (28 mayıs) ve devlet bakanı olarak de Gaulle hükümetinde görev aldı (1 haziran 1958-8 ocak 1959). Avrupa konseyinde Fransa temsilcisi ve Strasbourg belediye başkanı (1959) oldu, 1956-1959 arasında Cumhuriyetçi halk hareketini yönetti. 15 Nisan-16 mayıs 1962 arasında Pompidou hükümetinde çalıştı. 1962′de yeniden Bas-Rhin milletvekilliğine seçildi. 1967 Seçimlerine katılmadı. 1963 Mayısından. 1966 mayısına kadar Avrupa Konseyi Danışma meclisine başkanlık etti. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFLİMLİN (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEZUELA Y CEBALLOS
Tarih 27 Mayıs 2009
PEZUELA Y CEBALLOS (Juan Manuel de la), Cheste kontu, ispanyol generali (Lima 1810-Madrid 1906). 1837′de albay oldu, don carlos’cu savaşta görev aldı ve 1843′te Espartero’nun naiplikten düşmesine yol açan ayaklanmaya katıldı. 1846′da bahriye ve sömürgeler bakanı oldu, Katalonyalıların ayaklanmasını bastırdı (1867). Değerli bir yazardı. Madrid Krallık akademisi başkanlığına getirildi. (L)
PEZZA (Michele). Bk.FRA DİAVOLO.
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEZUELA Y CEBALLOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYRON (Amedeo)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYRON (Amedeo), italyan klasik filoloji uzmanı ve şarkiyatçısı (Torino 1785-ay.y. 1870). Torino üniversitesinde klasik ve doğu edebiyatı dersleri verdi (1815). T. Valperga di Caluso’dan sonra kürsü başkanı oldu. Yukarı Alpler senatörlüğüne seçildi ama istifa etti; 1854′ten sonra Fransız enstitüsüne üye oldu. Yunan papirüslerindeki metinleri yayımladı (bu konuda yapılan ilk yayımlardandır); ayrıca, kıptî dili incelemelerine önemli katkıda bulundu. Lexicon Lingua Copticae (Kıptî Dili Lügati) [1835] adlı eseri modern kıptî dilinin temel eseridir. (m)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYRON (Amedeo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYREFİTTE (Alain)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYREFİTTE (Alain), fransız siyaset adamı (Najac 1925). Belçika Ortak Pazar ve Euratom konferansında fransız delegasyonu üyesi (1955-1957), 1958′de Dışişleri bakanlığında danışman oldu. Avrupa Parlamento heyetinde Fransa temsilciliği (1959-1962), Birleşmiş Milletlerde delegelik (1959-1960) yaptı. 1962′de devlet bakanı, 1962-1966 arasında istihbarat bakanı, daha sonra bilimsel araştırmalarla atom ve uzay meseleleriyle görevli bakan (1966-1967) ve millî eğitim bakanı oldu. 1965′ten beri Provins belediye başkanıdır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYREFİTTE (Alain) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERRE (Eugene)
Tarih 27 Mayıs 2009
PİERRE (Eugene), fransız gazetecisi (Paris 1848 – ay.y. 1925). 1866′da Yasama organı başkanlığında görev aldı. 1875′te Millet meclisi yazmanlığına, 1885′te de genel sekreterliğine getirildi. Hukuk meselelerinde ve parlamentonun yargılama usulü konusunda büyük bir otoriteydi. Bu konudaki eserleri (De la Procedure Parlementaire [Parlamenter Yargılama Usulü], 1887) bugün de önemli sayılır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERRE (Eugene) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYNADO (Jacinto Bienvenido)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYNADO (Jacinto Bienvenido), dominikli siyaset adamı (1878-1940). Adalet bakanı (1914-1916) ve cumhurbaşkanı yardımcısı (1934-1938) oldu. 1938-1942 Dönemi için cumhurbaşkanı seçildi, fakat general Leonidas Trujillo’nun siyasî eylemi yüzünden görevi yarıda kaldı. (M)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYNADO (Jacinto Bienvenido) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEY-HAY,PEYK
Tarih 27 Mayıs 2009
PEY-HAY, Çin’de (Guangsi), liman şehri Tonkin körfezi kıyısında; 50 000 nüf. (L)
PEYK i. (fars. peyk). Uydu: Kâinat nizamı, bu nizam içinde güneş sistemi, seyyareler, peykler bir bir gözü önünde belirdi (N. A-raz). / Sıf. ve i. Bir başkasına bağımlılığı olan: Peyk devletler./ Esk. Haber, mektup taşıyan (kimse). / Sunî peyk. Bk. SUNÎ.
— Esk. Peyk-i ecel, Azrail. / Peyk-i felek, ay.
— Teşk. tar. Osmanlı devletinin ilk zamanlarında haberci (ulak) ve muhafız, son zamanlarında bazı törenlere daha gösterişli bir nitelik kazandırma amacıyle katılan özel görevliler. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Teşk. tar. Peyk’lcıin başlangıcı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bunlar hakkındaki ilk kayıt, Fatih kanunnamesindedir. Padişah dışarıya çıktığı zaman peykler onun sağ tarafından yürüyerek muhafızlık ederlerdi; aynı zamanda yaya postacı görevini yaparlardı. Bunlar, iyi koştukları ve bunun için yetiştirildikleri için, bir süre padişah iradelerini tebliğ etmek için kullanıldı. Son zamanlarda çok süslü elbiseler giyerek, saltanatın bir gösteriş unsuru haline geldiler. XVI. yy.da yazılmış bazı eserlerde, bunların vücutlarının biçimini bozmamak için az yemek yedikleri, düzenli yaşadıkları ve idman yaptıkları belirtilir. Diz veya kemer bağlarına da, koştukları zaman güzel sesler çıkarması için küçük çıngıraklar asarlardı. Peykler, gece gündüz koşarlardı. Kendilerine has elbiseleri, zamanla değişmekle birlikte, koşmalarını engellemeyecek biçimde ve rahattı. Başlarında da üsküf denilen sivri, uzunca ve gümüşlü bir külah vardı. Bu külaha kumaştan, hakikî veya sunî değerli taşlarla süslü bir kılıf (tüylük) takanları da vardı. Bu kılıfa ayrıca bir de «sorguç» denilen renkli kuş tüyü eklenirdi. Peykler koşarlarken güçlerini arttırmak için sağ ellerinde içi şeker veya şekerleme dolu bir torba taşır, sol ellerinde de ufak bir balta (nacak) tutarlardı. Zamanla çeşitli silâhlar da taşımağa başladılar. Bayezid II’yi, bir dervişin öldürmeğe teşebbüsünden sonra (1492) silâh taşımaları zorunlu tutuldu. Padişahlar törene çıktığı zaman yanında 30, özel gezisinde ise 12 peyk bulunurdu. Sayıları zamanla arttırıldı. Peyklerden derecesi yükselenler süvari bölüklerinden sipahi bölüğüne verilirlerdi. Bunların yönetimi, kapıağasına aitti. Büyük zabitlerine peykbaşı veya serpeykâm hassa denir, bunlardan sonra baş müjdeci, peykler kethüdası ve ikinci müjdeci gelirdi. Kışlaları Sultanahmet camii çevresindeydi. Bir görevleri de hacca giden kafilelerin dönüşünü padişaha bildirmekti. Bu görevi yapacak peykler, kafilelerle birlikte yola çıkar, müjdeciler Şam’da kalır, müjdecibaşı denilen başkanları kafileyle birlikte hacca gider ve gene onlarla birlikte, Şerifin mektubunu da yanına alarak dönerdi. Bu mektup padişaha verilirdi. Vezir veya yüksek bir memuriyete tayin edilenlerin peyklere belirli bir bahşiş vermeleri gelenekti. Ayrıca Erdel kralının getirdiği vergiden de bir miktar bahşiş alırlardı. Valilik göreviyle gönderilen şehzadelerin yanında da peykler bulunurdu. Bu teşkilât 1828′de kaldırıldı. Bazı peykler Hademei Rikâbı Hümayunu Hassa teşkilâtına verildi. (M)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEY-HAY,PEYK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİEROLA (Nicolas DE)
Tarih 27 Mayıs 2009
PİEROLA (Nicolas DE), perulu siyaset adamı (Camana 1839-Lima 1913). Avukattı; Albay Prado kaçınca (aralık 1879) diktatörlüğünü ilân etti. Peru’nun Bolivya ile birlikte Şili’ye karşı yaptığı savaşı sürdürmek istedi; yenilince ordu tarafından devrildi ve A.B.D.’ye sığındı. Sonra yeniden cumhurbaşkanı oldu (1895-1899); tuz vergisini koyarak ve altın para sistemine dönerek maliyeyi düzeltti, tek dereceli seçim sistemini kabul ettirdi ve askerlik hizmetini mecburî kıldı. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİEROLA (Nicolas DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETTENKOFER (Max von)
Tarih 27 Mayıs 2009
PETTENKOFER (Max von), alman kimyacısı ve sağlık uzmanı (Lichtenheim, Neuburg yakınları 1818 – Münih 1901).
1847′de Münih Tıp fakültesinde kimya profesörlüğüne tayin edildi. Tıp alanında, safra, idrar, çeşitli sağlık meseleleri, solunum, beslenme v.b. konularda araştırmalar yaptı. Sanayi alanında da altının tasfiyesi, platinin erimesi v.b. üstüne denemeleri vardır. 1846′da Bavyera Bilimler akademisine girdi. 1883′te bu akademinin başkanı oldu.
Gazetelerde çıkan inceleme yazıları ve makalelerinin yanı sıra tifüsün sebepleri ve koleradan korunma konularında da çeşitli eserler yayımladı. Münih’te intihar etti. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETTENKOFER (Max von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRUS CANİSİUS Aziz
Tarih 27 Mayıs 2009
PETRUS CANİSİUS Aziz, hollandalı din adamı (Nimegue 1521 – Fribourg, İsviçre 1957). 1543′te cizvit tarikatına girdi; Otuzlar konsilinin en önde gelen ilâhiyatçısı, sonra, Bavyera’da, İngolstadt üniversitesi rektörü (1549), Viyana diyakosluğu yöneticisi (1555), Almanya’da dinî bölge başkanı (1555) oldu. 1580′de İsviçre’ye çağrıldı, burada Fribourg kolejini kurdu. Germen dilinin konuşulduğu bütün ülkelerde, Protestanlığa karşı Katolikliğin başlıca sözcüsü kabul ediliyordu. Birçok dinî eser bıraktı; bunlar arasında ünü bütün dünyaya yayılan Summa Doctrinae Christianae de (Hıristiyan Doktrini Külliyatı) [1555] yer alır. (L) Petruşka, rus kukla tiyatrosunun 1636′dan beri bilinen baş kahramanı. Eğri bir burnu vardır, kamburdur, devamlı güler. Kırmızı bir gömlek ve püsküllü bir takke giyer. Yenilmez bir kahramandır; şeytandan ve ölümden güçlüdür. Adı bugün sovyet tiyatrosunun bütün kuklaları için kullanılır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRUS CANİSİUS Aziz hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERCE (Franklin)
Tarih 26 Mayıs 2009
PİERCE (Franklin), amerikalı siyaset adamı (Hillsboro, New Hampshire 1804-Concorc New Hampshire 1869). Avukattı. Milletvekili (1833), sonra senatör (1837-1842) oldu Demokrat partiden başkan seçildi (1852 Kölelikle ilgili 1850 uzlaşmasından yana c lan Pierce, köleliğin kaldırılmasına tarafta: olanlarla başa çıkamadı. Amerika’nın Küba üstündeki iddiaları onun başkanlığı sırasında ortaya atıldı. 1856′da seçimlere katılmadı. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERCE (Franklin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERARD (Louis)
Tarih 26 Mayıs 2009
PİERARD (Louis), belçikalı siyaset adam: ve sanat yazarı (Frameries, Hainaut 1886-Paris 1951). Mons milletvekili (1919) oldu Fransız-Belçika parlamento grubuna başkanlık etti. Başlıca eserleri: La Vie Tragique de Vincent Van Gogh (Vincent Van Gogh un Acıklı Hayatı); La Peinture Belge Cor.-temporaine (Çağdaş Belçika Resmi); M an e: l’tncompris (Anlaşılmamış Manet); Visager de la İVallonie (YVallonia’dan Simalar Histoire de Belgique (Belçika Tarihi). [L]
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERARD (Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİECK (Wilhelm)
Tarih 26 Mayıs 2009
PİECK (Wilhelm), alman siyaset adamı (Guben, Brandenburg 1876-Berlin 1960). Marangozdu. Marangozlar sendikası sekreteri oldu (1894), Sosyal Demokrat partiye girdi (1895). Birinci Dünya savaşında barışseverliği savundu ve 1916′da Hollanda’ya kaçtı. Spartakus grubuna katıldı ve Komünist Partisi Merkez komitesine üye (aralık 1918), Reichstag’da milletvekili (1928), III. Enternasyonel Yürütme komitesi üyesi (1928) oldu. Fransa’ya (1933), sonra S. S.C.B.’ye (1939) göçtü ve orada Ulbricht ile birlikte merkez komitesini kurarak, Hür Almanya hareketinin başına geçti (1943). Berlin’e döndükten sonra (1945), Grotewohl ile beraber Sosyal-Demokrat (S.P.D.) ve Komünist (K.P.D.) partilerinin kaynaşmasından doğan Birleşik Sosyalist partisine (S.E.D.) başkanlık etti. Anayasayı hazırlayan III. Halk kongresini yönetti ve Demokratik Alman cumhuriyetinin cumhurbaşkanı seçildi (ekim 1949), cumhurbaşkanlığı devamlı olarak yenilendi, ölümü üzerine cumhurbaşkanlık görevi kaldırıldı. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİECK (Wilhelm) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİDAL
Tarih 26 Mayıs 2009
PİDAL (Pedro Jose\ — markisi), ispanyol siyaset adamı (Villaviciosa 1800-Madrid 1865). Liberal El Ciudadano gazetesini çıkarttı (1820), hapse mahkûm edildi ve saklandı (1824-1828), Affedildikten sonra Muhafazakâr partiden milletvekili seçildi (1843) ; meclis başkanlığı yaptı. İçişleri (1844) ve adalet bakanlığına (1846-1857) getirildi, ilköğretimi teşkilâtlandırdı. Roma büyükelçiliğine tayin edildi (1857) ve temelli senatör oldu (1864). Castiîîa ve Aragon üstüne tarihî eserler yazdı. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİDAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETROLCÜ,Petrol dairesi
Tarih 26 Mayıs 2009
PETROLCÜ i. (petrol’den petrolcü). Petrol sanayiinde çalışan mühendis, sanayici, yönetici v.d. (L)
Petrol dairesi, petrol kaynaklarının özel teşebbüs eliyle işletilmesini sağlamak, Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı petrol şirketleriyle ilgili işlemleri yürütmek üzere 6326 Sayılı kanunla kurulmuş (1954), Enerji ve Tabiî Kaynaklar bakanlığına bağlı, tüzel kişiliği olan devlet dairesi. Görevleri: ham petrolün üretimi, taşınması, depolanması, petrol ürünlerinin taşınması, depolanması ve satışıyle ilgili konularda gerekli arama izni ve belge vermek; petrol sicilini tutmak; petrol işlemlerini denetlemek; petrol hakkı sahiplerine petrol kanununu uygulamak; ham petrol üretimi için gerekli araç ve gereçlerin gümrük resminden muaf olarak Türkiye’ye sokulmasıyle ilgili işlemleri yapmak; bu araç ve gereçlerle petrolün, petrol üretimiyle ilgili hak ve hizmetlerin döviz hesaplarını Maliye baka nlığıyle birlikte tespit etmek ve yurt dışına transferine karar vermek; petrolcülük alanında uzman yetiştirilmesi için eğitim ve staj imkânları sağlamak; petrol işiyle meşgul olanların ödeyecekleri devlet hakkının ve üretilen petrolden alınacak devlet payının tahakkukunu yapmak; petrol konusundaki anlaşmazlıkların görüşme ve barış yoluyle halli için çalışmak; petrol siyasetinde hükümete müşavirlik etmek; yabancı devletlerin dolaylı veya dolaysız olarak idaresinde etkili olabilecekleri tüzel kişilere istisnaî olarak petrol hakkı tanımak; Türkiye’yi petrol bölgelerine ayırmak, bu bölgelerin arama ve işletmeye açılmasına veya açılmış olanların kapatılmasına karar verilmek üzere Enerji ve Tabiî Kaynaklar bakanlığına teklifte bulunmak. Dairenin başında bir başkan, idarî ve teknik işlere bakan iki yardımcı vardır. Petrol kanununun ve tüzüğünün uygulanması, petrol işlemlerinin sondaj, keşif, üretim, işletme, boru hattı ve rafinaj yönlerini Fen kurulu denetler ve petrol hakkı sahiplerinin verecekleri fennî raporları inceler. Danışma birimleri: teknik müşavir (mühendis); teknik müşavir (jeolog); hukuk müşaviri; idarî ve Mali işler müşavirliği. Esas birimler: Petrol Sicil müdürlüğü; Muhasebe müdürlüğü: ithal Edilmiş Sermayeyi Tespit bürosu. Yardımcı birim de Muamelât müdürlüğüdür. (M)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETROLCÜ,Petrol dairesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETLYURA (Simon Vasilyeviç)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETLYURA (Simon Vasilyeviç), Ukraynalı siyaset adamı (Poltava 1877 – Paris 1926). Bir kazak ailesinin çocuğuydu; çok genç yaşta Ukrayna’nın bağımsızlık hareketine katıldı. Çarlığın yıkılmasından sonra, Ukrayna Sosyal demokrat partisine girdi; bir ukrayna lejyonu kurdu ve bağımsız Ukrayna cumhuriyeti (kasım 1917) savaş bakanlığına getirildi; Almanlara karşı direnmeğe kalktı, hapsedildi (nisan-kasım 1918). Kasım 1918′de iktidarı kolayca ele geçirdi, fakat şubat 1919′da bolşevikler tarafından devrildi. Denikin ile Kiev’e döndü (eylül), gene kovuldu (aralık). Bağımsız Ukrayna direktuvarı başkanlığına seçildi, «ataman» (hetman) unvanını aldı ve Barış konferansında, bağımsız Büyük Ukrayna’nın geleceğiyle ilgili görüşünü kabul ettirmeğe çalıştı. 1920′de bolşeviklere karşı mücadele için Polonyalılarla birleşti. Onlarla birlikte Kiev’e girdi (mayıs). Ama Polonyalılar 10 haziranda şehri boşalttılar. Petlyura, önce Polonya’ya (1920), Riga antlaşmasından (1921) sonra da Fransa’ya sığındı. 1918′de Ukrayna’da kurulan pogromlardan onu sorumlu tutan bir rus yahudisi tarafından Paris’te öldürüldü. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETLYURA (Simon Vasilyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETKOV (Nikola)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETKOV (Nikola), bulgar siyaset adamı (1889-Sofya 1947), Dimitır Petkov’un oğlu. İ936′da milletvekili oldu. Toprak reformundan yanaydı. Boris III’ün siyasetine karşı cephe aldı, alman istilâsı sırasında göz hapsine alındıysa da (1941) kaçtı. Toprak birliğinin başkanı, Vatan Cephesi hükümetinde meclis başkan vekili oldu (1944). Moskova’da S.S.C.B. ile mütareke görüşmelerini yönetti. Komünistlerle anlaşamayınca çekildi (ağustos 1945), sonra idam edildi. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETKOV (Nikola) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETKOV (Dimitır)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETKOV (Dimitır)), bulgar siyaset adamı (1858-Sofya 1907). Milletvekiliğine, Milliyetçi Liberal parti başkanlığına (1884), Narodno Sobranie başkanlığına (1893) seçildi. İçişleri bakanı (1903), meclis başkanı oldu (1906). Rusya ile dostluk siyaseti güttü.Bir deli tarafından öldürüldü (mart 1907).(L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETKOV (Dimitır) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETİTPİERRE (Max)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETİTPİERRE (Max), isviçreli siyaset adamı (Neuchâtel 1899). Devletlerarası hukuk profesörlüğü yaptı, Neuchâtel milletvekili (1937), Eyaletler konseyi üyesi (1942) oldu. Dışişlerinde görev aldı ve San Francisco konferansına delege olarak katıldı (1945). Üç defa (1950, 1955 ve 1960) Konfederasyon başkanı seçildi. 1961′de bu görevden ayrıldı. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETİTPİERRE (Max) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETİON DE VİLLENEUVE (Jerome)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETİON DE VİLLENEUVE (Jerome), fransız siyaset adamı (Chartres 1756-Saint-Emillion 1794). Avukattı; Tiers milletvekili seçildi (1789), Jakobenler kulübü ve Zenci Dostları derneğine üye oldu. Varennes’den sonra krallık ailesini geri getiren üç görevliden biriydi (haziran 1791). Paris belediye başkanı seçildi (kasım 1791), 20 haziran 1792 gösterisini destekledi. Görevinden alındı (7 temmuz), Yasama meclisinin müdahalesiyle görevine döndü. Paris halkı adına, meclisten kralın düşürülmesi isteğinde bulundu (3 ağustos). Beceriksizliği yüzünden eylül katliamlarını önleyemedi. Konvansiyon başkanı (20 eylül 1792), Birinci Kamu Kurtuluşu komitesi üyesi oldu; jirondenleri destekledi; Robespierre tarafından Dumouriez’nin suç ortaklığıyle suçlandı; 2 haziran 1793 kara listesine alındı. Buzot ve Barbaroux ile Normandiya’yı ayaklandırmağa çalıştı, bir ordu topladı, Vernon yenilgisinden sonra Bordeaux bölgesine kaçtı. Takip edildiği sırada kendini öldürdü. Memoires’ı (Hatıralar) 1866′da yayımlandı. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETİON DE VİLLENEUVE (Jerome) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETERSEN (Thorstein)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETERSEN (Thorstein), danimarkalı siyaset adamı (Torshavn, Faeröer adaları 1899). Faeröer adalarının Danimarka’dan ayrılmasından yana olan partinin başkanlığını yaptı; 1946′da bölgesel parlamento’ya Danimarka krallığından çekilme kararını aldırdı, ama kral bu kararı onaylamadı. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETERSEN (Thorstein) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
ETAR II PETROVİÇ NYEGOŞ
Tarih 23 Mayıs 2009
ETAR II PETROVİÇ NYEGOŞ (Nyegoş 1813-Çetinje 1851), Karadağ’ın son piskopos prensi (1830-1851). Amcası Petar I’in yerine geçti. Karadağ kabileleri arasındaki çatışmalara son vermek üzere bir senato kurdu; bu kabileleri temsil eden on iki üyeden meydana gelen ve Petar’ın başkanlık ettiği bu kuruluş, yasama, yürütme ve yargılama yetkilerine sahipti (1831). Çok kültürlü bir kişi olan Petar II, okullar açtı ve şiir kitapları yayımladı. Gorski Vijenac (Dağ Defneleri) adlı manzum oyunu, yugoslav edebiyatı şaheserlerinden biridir. Ateşli bir hürriyet, insan yüceliği ve kahramanlık duygusunu dile getiren bu eserde, XVIII. yy.da Türklere karşı girişilen mücadeleye ait bir hikâye anlatılır. (L)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa ETAR II PETROVİÇ NYEGOŞ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETAİN (Philippe)
Tarih 23 Mayıs 2009
PeTAİN (Philippe), Fransa mareşali ve fransız devlet adamı (Cauchy-â-la-Tour 1856-Yeu adası 1951). Bir köylü ailedendi; 1878′de ^Saint-Cyr askerî okulunu bitirdi. Harp okulunda 1901-1907 arasında yardımcı öğretmen, 1908-1910 arasında da asıl öğretmen olarak piyade eğitimi dersi verdi. Joffre tarafından 31 ağustos 1914′te tuğgeneralliğe, Marne Meydan muharebesindeki başarılarından sonra tümgeneralliğe yükseltildi. Ekimde 33. Kolordu kumandanlığına tayin edildi. Artois’da yararlığı dokundu (mayıs 1915). 21 Haziran 1915′ten sonra 2. Ordunun başına geçen Petain, eylülde Champagne taarruzuna katıldı. 1916′da Verdun’-de on ay süren ısrarlı savunma sırasında üstün askerî niteliklerini gösterdi. 1 Mayıs 1916′da Merkez Ordular grubu kumandanı,
15 mayıs 1917′de Nivelle’in yerine başkumandanlığa getirildi. 19 Kasım 1918′de Fransa mareşalliğine yükseltilen Petain, 1925′te Fas’a çağırıldı; Rif bölgesinde Abdülkerim’in çıkardığı ayaklanma ile tehlikeye giren askerî durumu düzeltti. 1931′e kadar Yüksek Harp konseyi ikinci başkanlığı ve ordu genel müfettişliği, 1931-1934 arasında yurtiçi. hava savunma müfettişliği yaptı. 6 Şubat 1934 olayları sonunda Doumergue onu savaş bakanlığına getirdi; bu görev Petain’i siyasî hayata soktu. 1939′da Franco’nun yanında Fransa’nın İspanya büyükelçisi oldu; mayıs 1940′taki yenilgilerden sonra Paul Rey-naud hükümetinde başbakan yardımcılığına,
16 haziranda başbakanlığa getirildi. Almanlarla mütareke imzaladıktan sonra, 10 temmuzda Vichy’de toplanan Millet meclisi Petain’i 11 temmuzda Fransa devlet başkanı seçti. Laval’in uyguladığı kayıtsız şartsız işbirliği siyasetini kabul etmemesine rağmen (13 aralık 1941′de Laval’i başbakanlıktan uzaklaştırıp, yerine Darlan’ı getirdi), Londra’daki hür fransızların sert tepkisiyle karşılaştı. Aşırı işbirlikçilerin kendinden koptuğu, alman makamlarının da bir türlü güvenemediği Petain 85 yaşının da verdiği kararsızlık içinde, bocaladı durdu; Fransa tarihinin bu kara günlerinde nazî siyasetine âlet olmaktan kendini kurtaramadı. Nazi yetkilileri, Laval’in görevine dönmesini sağladılar (18 nisan 1942). öbür işbirlikçiler gibi yurdunu terk etmeğe yanaşmayan ve 20 ağustos 1944′te amiral Auphan’ı De Ga-ulle ile Müttefik kumandanlığı yanında kendi temsilcisi olarak görevlendiren Petain, Almanlar tarafından zorla Vichy’den kaçırıldı. Sigmaringen’de F. Brinon’un kurmağa çalıştığı kukla hükümetin kendi adını kullanmasını reddetti. Nisan 1945′te İsviçre’ye geçmeyi başardı ve hâkimlerin önüne çıkmak üzere kendiliğinden Fransa’ya döndü. Yüce Divanda yargılandı; idama mahkûm edildi (14 ağustos 1945). Cezası müebbet hapse çevrildi. (L)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETAİN (Philippe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PESSİNA (Enrico)
Tarih 23 Mayıs 2009
PESSİNA (Enrico), italyan hukukçusu (Napoli 1828-ay.y. 1916). 1848 Devrim hareketine katıldı. Manuale di Diritto Costituzionale (Anayasa Hukuku Ders Kitabı) [1849] kitabında öne sürdüğü liberal düşünceler yüzünden bourbon polisinin takibine uğradı. Daha sonra, tutuklanarak 4 ay hapse ve iki yıl Ottaiano’da mecburî ikamete mahkûm edildi. 1860′ta, Napoli’deki Sardinya hükümeti temsilcileriyle kurduğu ilişki yüzünden yeniden tutuklandı, iki gün hapis yattıktan sonra Marsilya’ya kaçtı; Marsilya’dan da Livorno’ya sürüldü. Emilia diktatörü L.C. Farini’nin emriyle Bologna üniversitesinde hukuk profesörü oldu. Bourbon’ların düşmesinden sonra Napoli Ceza mahkemesi hâkimliğine, sonra da adalet genel sekreterliğine getirildi. Birçok defa milletvekili seçilerek parlamentoya girdi; senatör (1871′-den sonra), senato başkan yardımcısı (1889), B. Cairoli hükümetinde tarım, ticaret ve sanayi bakanı (1879), A. Depretis hükümetinde ise adalet bakanı (1885) oldu; 1914′te devlet bakanlığına getirildi. F. Carrara ile birlikte, klasik ceza hukukunun en önemli kişilerinden biri oldu ve bu ceza hukukuna Hegel felsefesinin etkisinde orijinal ve dengeli bir felsefî düşünce kazandırdı. Başlıca eserleri: Trattato di Penalitâ Generale Secondo la Legge delle Due Sicilie (İki-Sicilya Yasalarına, Göre Genel Ceza) [1859]; Elementi di Diritto Penale (Ceza Hukuku Unsurları) [3 cilt, 1865];
Naturalismo e le Scienze Giuridiche (Natüralizm ve Hukuk Bilimi) [1876]; La Scuola Storica Napoletane nella Scienza del Diritto (Hukuk Biliminde Tarihî Napoli Okulu) [1882]; Manuale del Diritto Penale İtaliano (İtalyan Ceza Hukuku Ders Kitabı) [3 cilt, 1893-1895]; Manuale del Diritto Pubblico Costituzionale (Anayasal Amme Hukuku Ders Kitabı) [1900]; La Crisi del Dritto Penale nell’Vltimo Trentennio del sec. XIX (XIX. yy.ın Son Otuz Yılında Görülen Ceza Hukuku Buhranı) [1906]; 11 Dritto Penale in İtalia da C. Beccaria Fino alla Promulgazione del Codice Vigente (C. Beccaria’dan Bugünkü Ceza Kanununa Kadar İtalya’da Ceza Hukuku) [1906]; ayrıca çeşitli yazıları (üç cilt, 1899) ve konferansları da (7 cilt 1914-1916) vardır. Enciclopedia del Diritto Penale 1taliano’nun (italyan Ceza Hukuku Ansiklopedisi) hazırlanmasında çalıştı. (M)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESSİNA (Enrico) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERVUHIN (Mihail Georgiyeviç)
Tarih 22 Mayıs 2009
PERVUHIN (Mihail Georgiyeviç), rus siyaset adamı (Çelyabinsk bölgesi 1904). Komünist Gençlik teşkilâtı üyesi (1919), mühendis (1929), elektrik enerjisi halk komiseri (1939), kimya sanayii bakanı (1946), Bakanlar kurulu başkan yardımcısı (1950-1953 ve 1955-1956), enerji ve elektrik sanayii bakanı (1953-1955), Planlama komisyonu başkanı oldu (1956). Parti aleyhtarı gruba katılmakla suçlandıysa da, Doğu Almanya büyükelçiliğine getirildi (1958). [l]
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERVUHIN (Mihail Georgiyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERU
Tarih 22 Mayıs 2009
PERU i. Bk. pero.
PERU, Güney Amerika’da devlet, Büyük Büyük Okyanus kıyısında; 1 285 215 km2; 12 012 000 nüf. Başkenti, Lima (1 716 000 nüf.). Başlıca şehirleri: Calloa (161 300 nüf.); Arequipa (156 700 nüf.); Trujillo (100 100 nüf.), Chiclayo (86 900 nüf.); Cuzco (78 300 nüf.); İquitos (58 200 nüf.).
COĞRAFYA Fizikî coğrafya
• Yüzey şekilleri. Peru’nun yüzey şekilleri üç büyük bölgeye ayrılır: Andîar, Amazon bölgesi, kıyı bölgesi.
1. Merkezde Andlar, arazinin üçte birini içine alır. Hemen her yerinde başlıca üç unsura rastlanır: 4 000 m yükseltiye doğru puna veya pampa denen yüksek alanlar, 5 000 m’den yukarıda çoğu 6 000 m’yi aşan ve eskiden sanıldığı gibi düğümler değil, basamaklar meydana getirerek kuzeybatıdan güneydoğuya uzanan kalıntı engebeleri, Amazon şebekesine bağlı akarsular (Urubamba, Apurimac, Mantaro, Huallaga, Maranon) tarafından aşıldığı halde başları çoğunlukla Büyük Okyanus’a yakın olan dar ve derin vadiler.
And dağlarının en geniş kısmı Güney Peru’dadır. Bu bölgede üç kısım ayırt edilir:
Huancayo Andları’nı, Abancay’ı Cuzco ve Carabaya’yı kapsayan doğu cordillera; Titicaca gölüne doğru çoğunlukla bazaltlar ve volkan külleriyle örtülü olan (Bolivya sınırı dışında) ve büyük ölçüde yarılan punalar; Chachani (6 035 m), Misti (5 842 m), Tutucapa (5 780 m) gibi yanardağların bulunduğu batı cordillerası. Orta ve Kuzey Peru’da, Andlar kıyı bölgesinden uzaklaşır; kütle özelliği taşıyan dağlar kalıntı engebeleridir: Huayhuash cordilleralan; Huascaran dağında yükseltisi 6 768 m’yi bulan ve güzel buzulların yer aldığı cordillera filanca, Serra Negra (5 000 m). Ekvador sınırına yaklaştıkça Cajamarca Andları’nda genel yükselti azalır ve boğazların yüksekliği 2 500 m’yi aşmaz. Puna alanlarının yerini Mantaro’nun doğduğu Junin pampası ve Rio Santo’nun başladığı Conocacha pampası gibi yüksek bataklık ovalar alır.
2. Andların doğusunda Peru Amazon bölgesi (Amazonas) uzanır; Rio dağeteğiyle bir alüvyon ovasından meydana gelen bu geniş bölgedeki ırmakların başlıcaları (Ucayali, Maranon ve Rio Napo) önandlar’dan çıktıkları boğazlar ve çağlayanlardan sonra (Maranon kıyısında, 150 m yükseltide Pongo de Manseriche) genişler. Peru Amazon bölgesi, ülke topraklarının yarısını içine alır. Bk. AMAZON.
3. Kıyı bölgesi, bir dolma ovasında veya Chincha ile Canete arasında yükseltisi 170 m’yi bulan konglomera yarlarından meydana gelir, Batı Andlar ile temas bölgesi, ancak Pisco ile Narca arasında yüksektir.
• Peru İklim ve bitki örtüsü. Başlıca iklim olayı kıyı ile Amazon bölgesi arasındaki bakışımsızlıktır. Dünyanın en kurak bölgelerinden biri olan kıyıda sıcaklık farkları çok düşüktür: Lima’da on dokuz yılda yıllık yağış ortalaması 37 mm’dir. Bu çok az yağışlar gökyüzünü kışın örten buharların (garva) yoğunlaşmasının sonucu olan ince yağmurlar halinde düşer; bununla birlikte yükseltisi 500 m’yi geçen tepelerde (paranalar) seyrek otların yetişmesine imkân verir. Kıyı bölgesi, Batı Andlar’dan inen sel sularının ağzındaki vahalarla yer yer kesilen bir taş ve kum çölüdür. Buna karşılık Peru Amazon bölgesi bol yağış alır (ovada 3 m’den çok): bu yağışlar ve ekvator bölgesinin aşırı sıcaklığı montana denen ve yapraklarını dökmeyen sık bir ormanın yetişmesine imkân vermiştir. Montana adı, teşmil yoluyle bütün bölgeyi de ifade eder. Doğu Andlar’ın yamaçlarında orman seyrekleşir: burası otlu bozkırlar ve çalılarla örtülü ceja da montana bölgesidir. Doğu sierralarda yükselti sıcaklığın düşmesine yol açar. Cuzco’da yıllık sıcaklık ortalaması 20°C, en yüksek sıcaklık 26°C ve en düşük sıcaklık —5°C’tır. Mayıs Kasım aylarında yağış düşmez ve yağışlar aralık-nisan ayları arasında toplanır. Yağışlar yükseltiyle birlikte azalır: kuzeyde yıllık yağış ortalaması 900 mm, güneyde ise 300 mm’dir; ancak sert ve ender bir otun yetiştiği punalar çöllerle örtülüdür. Ağaçlar yalnız vadilerde ortaya çıkar (salkım söğüde benzeyen molle ahlat ağacı). Dikenli ağaçsılar ve cereus katlarıyle (3 800 – 1 500 m yükselti arasında) Batı And punalarından kıyı çöllerine geçilir. Buzullar ve daimî karlar yüksek kalıntı engebelerinde toplanmıştır ve 4 500 m’nin altına pek ender iner. Cordillera Blanca’nın adını buzullardan almasına karşılık, Misti’-de, yükseltisine rağmen, daimî karlar yoktur.
PERU Beşeri coğrafya
Peru, eski kızılderili medeniyetlerinin ülkesidir. Halkın çoğu hâlâ quechua ve aymara dillerini konuşur. Nüfusta kızılderililerin oranı yüksektir: bütün ülkede yüzde 47, Sierra’da yüzde 80. Melezlerin sayısı da hemen hemen aynıdır ve şehirlerde özellikle Lima’da yaşayan safkan beyazların sayısı ancak 600 000′dir. ülkede hâlâ 40 000 asyalı (özellikle cinli) ve 30 000′den az zenci yaşar. Hızla çoğalan nüfus son kırk yılda iki kat kadar artmıştır. Doğum oranının binde 30′dan çok, ölüm oranının ise binde 8,2′den az olduğu sanılır. Ortalama nüfus yoğunluğu km2′de 8,1 kişidir. Ama, Sierra’-daki yoğun nüfuslu vadilerle Puna’nın ve Amazon ormanmdaki birbirine uzak toplulukların nüfusu çok farklıdır. Peru’nun öteden beri bir köylü ülkesi olmasına karşılık şehir nüfusu zaman zaman tehlikeli bir ritimle artar. Bunun sebebi, Kızılderililerin yoksulluk yüzünden dağlardan kaçmasıdır: 1925′te 250 000 kişi olan Lima’nın nüfusu bugün Calles limanıyle birlikte bir milyonu aşar. öbür Peru şehirleri çoğunlukla sanayinin az ölçüde geliştiği büyük tarım pazarlarıdır: şekerkamışı ve pirinç tarlalarıyle Trujillo ve Chiclayo, vahasıyle Arequipa, pamuk tarlalarıyle Ica ve Piura, güzel tarlalarıyle Cuzco. Bununla birlikte yeraltı kaynaklarının işletilmesi Andlar’da, Cerro de Pasco ve La Oroya, Tacna (bakır), Chimbote (çelik fabrikası) gibi şehir çekirdeklerinin kurulmasına yol açmıştır. Büyük Okyanus kıyısında Bolivya’nın limanı olan Mollendo, Peru’nun Amazon kıyısındaki limanı tquitos ve Titicaca gölünün limanı Puno’da ulaşım sayesinde sanayi gelişmiştir.
Peru iktisadî coğrafya
• Tarım ve balıkçılık. Tabiî bölgelerin çeşitliliği üretimin ve kır faaliyetlerinin büyük ölçüde çeşitlenmesine imkân verdi: Amazon bölgesinde kerestecilik, tropikal ürünler tarımı (pirinç, mısır, manyoka, yerfıstığı, şekerkamışı, pamuk, kahve, kakao, çay), akdeniz ve ılıman iklim bitkileri (buğday, arpa, asma, zeytin, mercimek, bakla, fasulye), patatesin ağır bastığı And bitkileri tarımı. Ama çoraklık sulamayı gerektirir ve tarımı devamlı olarak kuraklık tehdit eder. Amazon ırmaklarının sularını kıyıya ulaştırmak için büyük çalışmalar tasarlanmıştır. Sömürgecilerden kalma büyük mülkler veya tersine bazı sulak bölgelerde toprakların aşırı derecede parçalanmış olması genellikle çok yoksul olan kızılderili köylülerin hayat seviyesinin yükselmesini engeller. Dağlardaki geniş alanların teknik bakımdan çoğunlukla geri olmasına karşılık, kıyılardaki daha modern büyük çiftliklerde şekerkamışı ve pamuk yetiştirilir; kimyevî gübre ile tohum seçimi Mısır elyafına benzer bir pamuk üretilmesine imkân vermiştir. İhracat bitkileri tarımının gelişmesi, besin tarımıyle atbaşı yürümez: oysa beslenecek insan sayısı günden güne artmaktadır. Et üretimi ülke ihtiyacını karşılamağa yetmez. Bununla birlikte And sürüleri (koyun, lama, vicuro, alpaka) yün ihracatına imkân verir. Peru doğudaki sıcak ve yağışlı bölgelerin değerlendirilmesini (Tingo Mario yerleşme merkezi) desteklemektedir. Ayrıca Büyük Okyanus’un soğuk sularında büyük ölçüde balıkçılık yapılır. Ton balığı avcılığının teşkilâtlandırılması, hamsi setlerinin yakın bir tarihten beri büyük ölçüde işletilmesi ve büyük tesisler inşa edilmesi Peru’nun birkaç yıl içinde yabancı sermaye ve teknisyenler yardımıyle dünyada balıkçılığının en gelişmiş olduğu devletlerden biri haline gelmesine imkân verdi. 1960-1965 Arası gayrısafi millî hasıla, yılda yüzde 6 oranında arttı; ama hızlı nüfus artışı bu oranı yaklaşık olarak yüzde 3,5′e düşürdü. Bu ilerlemenin başlıca sebebi, Jbalık unu sanayiinin gelişmesidir. 1960-1964 Arasında, tutulan balık miktarı 3,6′dan 9,1 Mt’a çıktı ve Peru dünyada birinci sıraya yükseldi (1966′da 8,8 Mt). Bir toprak reformu başlatılarak 60 000′den çok köylüye toprak verildi.
• Madenler. Yeraltı kaynaklarının işletilmesi Peru ekonomisinin sağlam olmayan dengesini sağlar. Sömürge dönemindeki altın ve gümüş, özellikle XIX. yy .da işletilen guano, bugün ikinci plana düşmesine rağmen hâlâ önemlidir. Peru dünyanın dördüncü gümüş üreticisidir; guano hâlâ kıyıdaki çorak adalarda elde edilir. Demirsiz madenler üretimi önemlidir: kurşun, bakır (La Oroya’da işlenir), Cerro de Pasco bölgesinde çinko daha az ölçüde çıkarılır ama ticarî önemi büyük olan vanadyum, bizmut, antimon, tungster, molibden, kadmiyum, uranyum, manganez. Demir filizi üretimi hızla gelişmektedir: 1953′ten beri işletilen Marcona yatağı; Lima’nın güneyinde Acari madenleri; zengin filizlerin bulunduğu ve Japonların ilgilendiği güneydeki Chala limanı yakınında yataklar. Peru Maden bankası yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesini destekler ve yabancı şirketlere (başlıcaları amerikan şirketleri) arama ve işletme imtiyazları verir. Madenlerin dağlarda, çoğunlukla 3 500 m’den yüksekte olması, bunların işletilmesini güçleştirir ve masrafları artırır.
• Enerji kaynakları. Peru enerji” sıkıntısı çeker: Ancak idare bölgesinde, Santa vadisinde ve Arequipa ile Tuna arasında, maden kömürü üretimi 160 000 tonu pek az geçer; hidroelektrik üretimi çorak iklim, akarsuların sel rejimi ve Andlar’ın yüksek eğimi yüzünden sınırlıdır; bununla birlikte petrolün katkısı önemlidir: en verimli yataklar kıyı bölgesinin kuzeyindedir: Lobitos ve Negritos (bir ingiliz şirketi tarafından işletilir), Talara (Standart Oil’un kolu olan bir şirket), Zorritos (devlet şirketi) petrol merkezleri. Amazon yamacında Amerikan-Peru şirketinin üretimi artmaktadır. Aynı zamanda And dağeteğinde araştırmalar yoğunlaşmakta ve Manaus’ta (Brezilya) inşa edilecek rafineriye ham petrol sevkıyatı tasarlanmaktadır.
PERU için Machupiccu’da harabeleri önem arzetmektedir. Andların en yüksek zirvelerinden Salcantay ‘dır.
• Sanayi. Peru’da sanayi son yıllarda gelişti. Geleneksel besin ve dokuma sanayii (Lima, Cuzco, Arequipa) dökümcülük, çinko, bakır ve kurşun tasfiyesinin yanı sıra modern sanayiye ve temel donatıma yönelmiştir (Chimbote Çelik fabrikası). Gelişen kimya sanayii, gübre, patlayıcı madde, ecza ve antikriptogam malzemesi, sunî dokuma üretir. Ayrıca seramik, sıcağa dayanıklı maddeler oto lastiği fabrikaları kurulmuştur.
Peru’da sanayide en büyük gelişme, üretimi üçte iki artan demir çıkarımında oldu (1966′da 5,3 Mt); petrol üretimi daha ağır gelişmesine rağmen 1966′da 3 Mt’u geçti. Bakır, kurşun, çinko, değerli madenler, 1960′-tan sonra en yüksek seviyesine ulaştı; kurşun, özellikle de çinko üretiminin bir kısmı yerinde değerlendirilmeğe başladı.
• Ulaşım. Hükümetin sürekli çabalarına rağmen ulaşım yolları ağı henüz yetersizdir. 4 000 km’yi aşan demiryollarının çoğu özel şirketlerindir (başlıcası bir kanada şirketi); hatların çoğu 1951′den sonra And şehirleriyle maden merkezlerini kıyı limanlarına bağlamak için inşa edildi ve inşaat sırasında dünyanın en yüksek seviye farklarıyle karşılaşıldı. Başlıca hatlar Lima’yı Cerro de Pasco ve Huancayo’ya bağlar; Çuzco, Puna, Arequipa ye Mollendo’ya bağlanmıştır. En iyi karayolu, Büyük Okyanus kıyısını takip eden Panamerika karayoludur. Devam eden inşaatlarla karayolları And yamacına doğru uzatılmaktadır; And yamacında ırmak ulaşımı da düzenlenmektedir (tquitos limanı). Ayrıca hava ulaşımı hem milletlerarası (Lima havalimanının donatılması), hem de mahallî rol oynar. Başlıca limanlar Talara (petrol ihracatı), Paita ve Pisco (pamuk), San Juan (Marcona’nm demiri), Bolivya dış ticaretine katkıda bulunan Chimbote, Mollendo ve Matarani, donatımı çok modern olan ve çeşitli malların mübadelesi yapılan Callao’dur.
• Dış ticaret. Peru’nun dış ticareti, hâlâ hammadde ihracatıyle sanayi ürünleri ithalâtına dayanır. Maden filizi, maden ve tropikal ürünlere (pamuk, şekerkamışı) yönelen ihracat oldukça çeşitlidir. Besin ürünleri ve yeni sanayiler için gerekli donatım mallarını ithal etme zorunluğu ticaret ?çığını artırmış, peru parasını zayıflatmıştır. Latin Amerika’da Peru’nun özelliği serbest mübadeleci siyaseti ve dış yatırımları geniş ölçüde kabul etmesidir.
Genellikle tek tip üretime dayanan nispî refahın sağlam temellere oturtulmadığı 1965′te balık unu ihracatındaki gerilemeyle ortaya kondu; pamuk ve şeker fiyatlarının düşmesi durumu daha da ciddîleştirdi. Balıkçılığın gelişmesi 1960′tan sonra, eskiden beri hep açık veren ticaret bilançosunu dengelemeğe imkân vermişti. Bu sanayinin gerilemesi ihracatta duraklamaya yol açtı; oysa ithalat artmağa devam ediyordu. Ticarî bilanço 1965′te yeniden açık verdi, aynı yıl altın ve döviz rezervlerinin yarısı eridi. Durum güç çözülür bir hal aldı; çünkü ihracatta beklenen yeni gelişme 1959-1964 dönemindeki kadar hızlı olmadı (o dönemdeki olağanüstü artış henüz dizginlenemeyen bir enflasyona yol açmıştı). Latin Amerika serbest mübadele bölgesinin kurulması (1960-1961) 1960-1964 arası öteki tiye devletlerle ticareti iki kat. artırchysa da, 1966′da A.B.D. hâlâ Peru’nun ticaret yaptığı başlıca ülkeydi (ithalâtın yüzde 37’si, ihracatın yüzde 35′i).
TARİH
ilk medeniyetler
En eski medeniyetin kuzey kıyıdaki Huaca Prieta medeniyeti olduğu (M.ö. 1500′e doğru) sanılır: M.ö. 1000′e doğru ortaya çıkan mısır ve seramik, kıyıda Viru ve Chavin (yaklaşık olarak M.S. 300′den 600′e), Mochicas (Moche anıtları) ve Nozca (M.S. 500′e doğru) kültürlerinin gelişmesine yardım etti. Sonra büyük siteler çağı başladı: yaylada Aymaraların Tiahuanaco sitesi, kıyıda Chimaların başkenti Chanchan (M.S. 1200′e doğru). Bütün bu medeniyetlerin ortak özelliği mısır ve patates tarımı, lama yetiştiriciliği, bakır, tunç ve altın metalürjisidir: ayrıca hepsi yazıları olmadığından hatıra bırakmak için quipu kullanırlardı. 1200′e doğru tnkalar Güneş sülâlesi Cuzco vadisi Quechua’larında hüküm sürmeğe başladı: XV. yy.da Viracocha İnka, Pachacutec, Tunas, Yupanqui ve Huayna Capac zamanında 5° kuzey enlemi ile 37° güney enlemi arasındaki And yayları ve kıyı halklarının hepsine hâkimiyetini kabul ettirdi, özellikle mimarîsi (bk. cuzco, machupicchu) ve idarî kurumlarıyle ilgi çeken inka medeniyeti boyun eğdirdiği bütün halklara silinmez damgasını vurdu.
ispanyol fethi ve hâkimiyeti
Devletini iki oğlu Atahualpa (Quito) ve Huascar (Cazco) arasında bölüştüren Huayna Capac’ın ölümünde (1525′e doğru), iç savaş İnka imparatorluğuna büyük zarar verdi. Panama İspanyolları, Balboa’dan beri, daha güneyde altın bakımından zengin bir ülke bulunduğunu biliyorlardı ve bazıları kıyı bölgesini keşfe gitmişlerdi. Bu serüvencilerden Francisco Pizarro, Kari V tarafından henüz fethedilmemiş olan Yeni Castilla’nın genel valiliği ve başkumandanlığına tayin edildi (1529). Atahualpa’nın kardeşini öldürttüğü (1532) sırada inka topraklarına ayak basmıştı (1531). Pizarro birkaç asker ile İnka’yı tutukladı ve boğdurdu (1533 ağustosu); İspanyollar Cuzco’yu ve hazinelerini ele geçirirken ülkeyi Pizarro’dan sonra onun tayin ettiği kukla valiler yönetti. İnka Manco Capac II ayaklandı, genel valinin kardeşini büyük şehirde kuşattı (1533-1536) sonra ormanlara çekildi. İnka imparatorluğunun candamarını Cajamarca ortadan kaldırdı ve yenilenler ya kendilerini öldürerek veya İspanyolları çekmiş olan hazineleri tahrip ederek direndiler. Birbirlerine düşman olan Pizarro ve arkadaşları (bk. almagro) 1538-1542 arası ortadan kalktılar.
1542′de Kari V «Yeni yasalara çıkarttı ve bunların uygulanması için Peru Kral naipliğini kurdu; sınırsız bir arazi olan bu naiplik Güney Amerika’da devam eden fethin hareket üssü olarak yararlanıldı: ilk genel vali Blasco Nunez Vela, 1543′te, kıyı yakınında Pizarro tarafından kurulan (1535) ve 1542′de bfr audiencia merkezi olan Lima’ya yerleşti. Genel valiye bir meclis (Real acuerdo) ve yerlerini 1582′de sekiz mültezimin aldığı il valileri (corregidoreler) yardım ediyordu. Canete markisi genel vali (1556-1561) Andres Hurtado de Mendora’nın hazırladığı sömürge sistemini Francisco de Toledo (1563-1581) inka örneğini kopya ederek teşkilâtlandırdı: bu sistem tarım toplulukları halinde biraraya toplanmış olan kızılderililerin sömürülmesine dayanıyordu: toplulukların bazıları kendilerini sömüren bir ispanyol yöneticinin vesayeti altındaydı (encomienda’laı); öbürleri kabilenin kamu yetkisine ve mita’ya (Inkaların kurduğu angarya sistemi) karşı borçluydular (çoğu bu yüzden Lima’ya ve kıyı bölgelerine kaçtı). Kızılderilileri paganlıktan kurtararak hıristiyan kültürüne bağlamak (Juli cizvit misyonu) ve orijinalliklerini muhafaza etmek için (Kari II’nin Recopilacion de las Ley es do indias’ı çıkarması [1680]) rahipler büyük çaba harcadılar, inka kralı Tupac Amaru I’in (öl. 1571) ve 1780′de Tupac Amaru II’nin (öl. 1781) isyanlarının da gösterdiği gibi inka klanı toplum yapısında ağırlığını uzun Süre muhafaza etti. İspanyol kolonları And yaylalarında zeytin, buğday ve üzüm yetiştirmeğe başladılar; kıyıda kurdukları şekerkamışı işletmelerinde çalıştırmak için zenci köleler getirdiler: boyalar, mobilyalar, dinî süslemeler, meksika dokumaları v.b. satın aldılar. Ama Peru’nun başlıca zenginliği yeraltı kaynaklarıydı. Huancavelica civa madeni sayesinde Meksika’da (1567), sonra Peru’da (1572′de veya en geç (1585′te) gümüş malgamasına başlandı. 1545′te bulunan Potosi gümüş madeni XVIII.yy.a kadar dünya üretimine hâkim oldu ve Callao de Lima’dan Panama (başlıca yol) ve Tehuantepec kıstaklarına (Huatulca, XVI.yy.dan sonra da Novidad limanlan) doğru giden ticarî akınların büyük kısmını besledi. İspanya’nın ve bütün Avrupa’nın ekonomisini bozan bu para, sömürge toplumunu zenginleştirdi: Peru’da şehirler, barok üslûbunda kiliseler ve bir üniversite (1551′de Lima’da San Marcos üniversitesi) inşa edildi; ayrıca ülkenin lüks eşya ithalâtı günden güne artıyordu.
Ama bu refah dönemi uzun sürmedi; Potosi’nin gümüş üretimi, 1610-1630 arası en yüksek seviyesine eriştikten sonra, işletmenin teknik yetersizliği ve kızılderili halkın mita’nın uygulanmadığı kıyıya, tarım işletmeler ine ve şehirlere (özellikle Lima) kaçması yüzünden çöktü: ücretli işçi sınıfının doğması bu süreci engellemedi; zaten nüfus da XVII. yy., sonuna kadar büyük ölçüde azaldı. XVIII. yy.da nüfus yeniden artmağa başladı, ama Potosi tekrar kalkmamadır bunda, ispanya ile Büyük Okyanus ve Panama kıstağı aracılığıyle kurulan ilişkilerin kesilmesi ve ispanya ile tek bağlantının uzun ve tehlikeli Buenos Aires yolundan başka bir bağlantının bulunmaması büyük bir rol oynadı. Avrupa ile bağlantıları kesilen, birbirinden iyice uzak ve her birinde ayrı bir hayat tarzı gelişen coğrafî birimlerden kurulur ve aslında bütün Güney Amerika’yı içine alan yedi audencia’ya (Panama, Santa Fe de Bogota, Quita, Lima, Charcas, Şili ve Buenos Aires) bölünmüş büyük Peru Genel valiliği yavaş yavaş bugünkü sınırlarına yerleşti. Tierra Firma veya Yeni Granada (1718) Genel valiliği 1739′da kesinlikle teşkilâtlanarak Peru’dan bugünkü Venezuela, Kolombiya ve Ekvador’u aldı; 1776′da La Plata Genel valiliğin (Arjantin, Uruguay, Paraguay) kurulmasıyle Peru Charcas audienca’sım (Yukarı Peru, bugünkü Bolivya) bile kaybetti. Ayrıca 1778′de kurulan Şili Genel valiliği Lima’ya karşı oldukça muhtardı ve ticaret serbestisinin ilânı (1778) ispanyol sınırlarını tehlikeye düşürerek bağımsızlığı hazırladı.
Peru’ nun Kurtuluşu ve Siyasî bağımsızlık
Kral naibi J.F. Abascal (1804-1816), Kreollere ispanyol hâkimiyetini kolaylıkla kabul ettirdi ve isyan eden arjantin ordusunu püskürttü. Ama Cadiz ayaklanmasından (1820) sonra, San Martin, Arjantinli ve Şilililerin başında hücuma geçti, ayaklanan Lima’ya girdi, Peru’nun bağımsızlığını ilân ederek «Koruyucu» unvanını aldı (28 temmuz 1821); ama Bolivar ile Guayakuil’de görüştükten (temmuz 1822) sonra 1822 eylülünde bu unvandan vaz geçti. Kurtarıcı adı verilen Bolivar ordusu (eylül 1823) ispanyol ordusunu kesinlikle yok etti (Junin ve Ayacucho 1824): son ispanyol garnizonu (Callao garnizonu) 1826 ocağında teslim oldu. Ama topluma hâlâ beyaz azınlık, büyük mülk sahipleri ve kilise hâkimdi. Daha o tarih: e siyasî kargaşa başladı; Bolivar’m ülke; kaderine terk etmesinden (eylül 1826) erce iki yıl içinde iki cumhurbaşkanı değişi: Peru’da birçok pronunciamento ve Anayasa değişikliği olurken XIX. yy. Avrupa siyasî belâgatinin altında CaudillolariK şahsî rekabetleri gizleniyordu.
Aşağı ve Yukarı Peru arasındaki geleneksel bağlar, mareşal Santa Cruz’un bir Peru-Bolivya konfederasyonu kurmasına (1836 imkân verdi: bu birliği şili ordusu dağıttı (1839). iki defa cumhurbaşkanı seçilen Ramon Castilla (1845-1851 ve 1855-1862), diktatörlüğünü kabul ettirdi, kızılderililerder. vergi alınmasını ve zencilerin köleliğini kaldırdı, millî ekonomiyi geliştirdi: avrupa sermayelerinin guano ve güherçile işletmeleriyle ilgilenmesi, ülkeye çok kötü şartlar altında yaşayan cinli işçiler getirilmesin: başlattı (1849′dan sonra). Bir borç meselesi ispanyol donanmasının guano bakımından zengin olan Chinehar adalarını işgal etmesine (1864), sonra Callao’yu topa tutmasına yol açtı (1866); sonunda ispanya sömürgeyi yeniden fethetme hevesinden vaz geçmek zorunda kaldı. Tarapuca güherçilelerinin yol açtığı Pasifik savaşında, Şili, Bolivya (1879-1881) ve Peru’yu (1879-1883) yendi. Peru, Tarapaca ilini Şili’ye bıraktı. Şili Tacna ve Arica’nın öbür illerini de işgal ederek, plebisit yapılıncaya kadar on yn elinde tuttu. Aslında mesele ancak 1929′ d a Şili’nin Tacna’yı iade etmesi ve Arica’y: muhafaza etmesiyle çözüldü. Brezilya (1909 ve Kolombiya ile daha az önemli sınır çatışmaları çözüldü (Leticia trapeze’nin bırakılması, 1934); buna karşılık, Ekvador ile anlaşmazlık (Maranon’un kuzeyindeki bölge) Peru’nun anlaşmazlık konusu amazon arazilerinin büyük kısmında hâkimiyetin: onaylayan Rio de Janeiro antlaşmasına (1942) rağmen henüz gerçekten çözümlenememiştir.
Pasifik savaşı ve Şili işgali yüzünden iflâs eden Peru, devletin yönetimini askerlere (general Iglesias, sonra Caceres [1886-1890 ve 1894-1895]), maliye ve ekonominin yönetimini ise bir avrupa konsorsiyumuna (Peruvian Corporation) bıraktı. Maden işletmesi (altın, gümüş, bakır, çinko, petrol), XX. yy. başında yeniden gelişti. 1908-1912, sonra 1919-1930 arası cumhurbaşkanı seçilen A.B. Leguia, Birinci Dünya savaşından sonra şiddet yerine rüşveti tercih eden ve büyük iktisadî buhran sırasında ortadan kalkan bir diktatörlük kurdu. V.R. Haya de la Torre tarafından 1924′te Paris’te kurulan ve 1933′te kanun dışı ilân edilen marksist eğilimli ve A.B.D. düşmanı A.P.R.A. (Alienza Popular Revolucionaria Americana [Amerikan Devrimci Halk birliği]) ülkede yeni bir siyasî kuvvet oldu. Manuel Prado Ugarteche’nin (1939-1945) başkanlığı sırasında temel hürriyetler yeniden ortaya çıktı. L. Bustamente y Rivero’nun cumhurbaşkanlığı sırasında (1945-1948) A. P.R.A.’nm siyasete katılmasını ve bir hükümet darbesi denemesini (1948), iktidarı general M.A. Odria’ya veren bir Pronun-ciamiento takip etti; M.A. Odria, A.P.R. A.’yı ve Komünist partisini kanun dışı ilân etti (1948) ve cumhurbaşkanı seçildi (1950-1956). 1956 Seçimlerinin serbestçe yapılması «apriste»lerin ve liberallerin M. Prado Ugartache’yi yeniden cumhurbaşkanı seçmelerine (şubat 1960) imkân verdi. Haziran 1962′de, başkanlık seçimleri sonuçları, A. P.R.A. Kurucusu Haya de la Torre lehine gibi göründü. Günden güne basit bir «reformizm»e yönelen Torre’nin durumunun devamlı olarak gerilemesine rağmen, ordu vadenin yaklaşmasından kaygılandı ve darbeye baş vurdu: general Ricardo Perez Godoy seçimleri iptal etti ve geçici bir askeri hükümet kurdu. Haziran 1963′te, yeni seçimler sonucunda Halk Hareketi partisinin adayı olan ve hıristiyan demokratlara dayanan liberal Belaunde Terry başkan seçildi. Fakat sosyal reformlar sınırlı kaldı. Yönetici çevrelerin dağlı köylülerle pek ilgilenmemesi, Castro’yu örnek tutarak silâhlı mücadeleyi genişletmeğe çabalayan ger iller o hareketlerinin gelişmesine yol açtı, özellikle, M.I.R. (Movimiento de la îzquierda Revolucionaria [Devrimci Sol hareketi]), 1965′ten sonra birçok çete kurdu: hareketin kurucularından avukat Luis de la Puente Uceda, aynı yıl savaşırken öldü ve hükümet çevreleri âsilerin yok edildiğini açıkladı.
Gerilla faaliyetinin önlenmesi üzerine hükümetçe temmuz 1965′te kaldırılan anayasal haklar iade edildi (1966). 3 Ekim 1968′de başkan Belaımde Terry bir askerî hükümet darbesiyle devrilerek Buenos Aires’e sürüldü. Darbeyi takip eden günlerde birtakım öğrenci hareketleri patlak verdi. Askerî darbe hareketini yöneten genelkurmay başkanı general Juan Velasco Alvarado, başkan, general Ernesto Montagne ise başbakan oldu; askerlerden meydana gelen 12 kişilik bir hükümet kuruldu. Yeni hükümet, önceki anlaşmaları iptal ederek ülke petrolleri ve şeker plantasyonları devletleştirdi. Toprak reformunun gerçekleştirilmesi doğrultusundan köklü tedbirler alındı. Petrol şirketlerinin devletleştirilmesi, dolayısıyle A.B.D.’-nin Peru ile olan anlaşmazlığı devam ederken, Peru hükümetinin ülke karasularını 200 mile çıkarma konusundaki kararını uygulaması iki ülke arasındaki ilişkileri büsbütün gerginleştirdi. Peru askerî hükümeti sanayi kesiminde de köklü reform ve devletleştirme tedbirlerine girişti. Peru’da 31 mayıs 1970′te meydana gelen büyük deprem 50 000 kişinin ölümüyle sonuçlandı; 800 000 kişi açıkta kaldı.
Pizarro ile Atahualpa’nın Cajamarca’da karşılanması (1532) The de Bry’ın gravürü Cabinet des Estampes, Paris.
AN AY AS A
1933 Anayasasında birçok defa değişiklik yapıldı. Okuma yazma bilen erkek ve kadınlar (1956′dan beri) seçmendir (21-60 yaş arası oy kullanma mecburîdir). Cumhurbaşkanı, iki başkan yardımcısıyle birlikte altı yıl için seçilir, yürütme gücünü elinde tutar; meclislere karşı sorumlu olan on iki bakan vardır. Devlet güvenliği gerektirdiğinde cumhurbaşkanı hürriyetlerin tamamını veya bir kısmını kaldırabilir ve sınırı kanunla tespit edilen olağanüstü yetkiler alır. Yasama gücü tek dereceli genel oy sistemiyle altı yıl için seçilen senato (53 üyeli) ve millet meclisindedir (182 üye). Ülke bir vali tarafından idare edilen 24 idare bölgesi ile illere (onlar da idare bölgelerine) bölünmüştür, ilke olarak belediye meclisleri seçimle iş başına gelir. Kızılderili topluluklarına kanunî haklar tanınmıştır.
GÜZEL SANATLAR
Kolomböncesi eski peru sanatı Güney Amerika’nın en önemli sanatıdır ve Inka imparatorluğunun bütünlüğü sağlamasından önce çeşitli bölgelerde gelişen farklı medeniyetlerin sonucudur. (Bk. KOLOMBÖNCESİ.) Fetihten sonra Peru, ispanyol barok sanatının bir eyaleti haline geldi: ama yerli sanatçıların etkisi ve katkısı, bu sanata eski sanatları hatırlatan hayalî süsleme temalarıyle orijinal bir görünüş kazandırdı. Başlıca anıtlar Cuzco katedrali ve Pamata kilise sidir. XVI. ve XVII. yy .da Cuzco’da gelişen bir resim okulundan inka ilerigelenlerinin portreleri, dinî tablolar ve inka sembollerinin hıristiyan temalarına karıştığı eserler kalmıştır. XVII. ve XVIII. yy.da bol altın kullanan şatafatlı süsleme sanatı oymalarla süslü koltuklar, kumaşlar, çerçeveler bıraktı. Halk sanatı, seramiklerde, giyeceklerde ve dinî eşyalarda ispanyol sanatı ile kolomböncesi sanatı kaynaştırır. XIX.yy. ressamlarından Jose Gilde Casho portreler, F. Laso, L. Merino ve F. Fierro halk hayatından sahneler bıraktılar.
EDEBİYAT
Kolomböncesi edebiyat için bk. İNKA İMPARATORLUĞU; sömürge döneminin edebî faaliyeti için bk. İSPANYOLCA.
• Şiir. XVIII. yy.ın mirasçısı olan hiciv şairleri Felipe Pardo y Aliağa (1806-1868) ve Manuel Asensio Segura’dan (1805-1871) sonra, romantik nesli şu şairler temsil eder: Lamartine hayranı Jose Arnaldo Marquez (1830-1904): ağıtlar yazan Carlos Augusto Saloverri (1831-1890); V. Hugo’nun etkisinde kalan Clemente Althaus (1835-1881); daha çek nesirleriyle tanınan Ricardo Palma (1833-1919), millî edebiyatı ispanyol geleneklerinden kur!atmağa çalışan Manuel Gonzalez Prada (1844-1918). Ama Peru’da modernciliğin gerçek önderi, Ruben Dario’ nun çömezinden çok rakibi olan epik ve romantik şair Jose Santos Chocano’dur (1875-1934): has Santas (Kutsal öfkeler), Alma America, Epopeya de los Libertadores (Kurtarıcıların Destanı) güçlü ve coşkun bir lirizmle kaleme alınmıştır. Aynı nesilde ı Jose Maria Eguren (1882-1942) daha ahenkli bir şiirin yaratıcısıdır. Bu iki ustanın açtığı yolu şu şairler takip etti: şehvetli ve umutsuz şair Victor Vallejo (1895-1938); fütürizmden geçtikten sonra yumuşayan ama hâlâ Güney Amerika’da edebî bağımsızlık hareketinin başlıca temsilcilerinden olan Alberto Hidalgo (doğ. 1893). Çağdaş Peru edebiyatının başlıca özelliği halk ruhunu ve modern iktisadî gelişmenin ortaya koyduğu toplum meselelerini anlatma kaygısmdadır.
ispanyol tç savaşının yürekten sarstığı Cesar Valleionun (1892-1938) ölümünden sonra Cesar Mor o (1904-1956), Xavier Abril idce. 1905). Enrique Pena Barrenchea (doğ. 1905), Emilic Adolfo Westphalen (doğ. 1911), Martın Adan (doğ. 1918) sayesinde şairler avrupa edebiyat okul ve araştırmalarını yakından takip ettiler. Ama Julio Garrido Malaver (doğ. 1909), Felipe Arias Larreta (1910-1955) ve Mario Florian’ın (doğ. 1917) sanatı, siyasî amaçlarla dolu militan bir lirizmdir. Jorge Eduardo Eielson (doğ. 1922), Javier Sologuren (doğ. 1922), Sebastian Salazar Bondy (1924-1965), Washington Delgado (doğ. 1926), Leopoldo Chariarse (doğ. 1928), Alberto Escobar (doğ. 1929) ve Pablo Guevara (doğ. 1930) ile, yeni neslin bir kısmı yalnız estetik amaçlara yönelirken, Gustavo Valcarceî (doğ. 1921), Alejandro Romualdo Valle (doğ. 1926), Juan Gonzalo Rose (doğ. 1928) ve Manuel Scorza (doğ. 1929) geleneksel yoldan ayrılmadılar.
• Roman. Romances Historicos del Peru’nun ve Helenc’in Dostları romanının yazarı Fernando Casos’tan (1828-1882) sonra ispanyol-amerika edebiyatının en iyi hikayecilerinden biri olan Ricardo Palma (1833-1919) gelir; Peru Gelenekleri adlı eserinde fıkralar ve efsanelerle ülkesinin bütün geçmişini canlandırır. Paralvillo ve Sisebuto yazarı Guiterrez de Quintarilla (1858-1935) ve iki kadın romancı onu örnek almıştır: çok güzel bir psikolojik roman (Blanco Sol) yaza a Mercedes Cabello de Corbonero (1852-1909) kızılderili meselesini ilk olarak ele alan Yuvasız Kuşlar romanının yazarı Clorinda Mateo de Turner (1854-1909).
• Tugsten adlı romanında ülkesinin sosyal meseleleriyle uğraşan Victor Vallejo ve Abraham Valdelomar (1887-1919) ile peru romanı yeni bir çığıra girdi. Enrique Lopez Albujar’m (doğ. 1872) çok iyi bir hikayeci olmasına rağmen, peru hikâyesi en mükemmel şeklini Ventura Garcia Calderon ile (1887-1959) buldu: Akbabanın İntikamı, ölüm Tehlikesi, Kan Rengi’nde, kızılderililer ve melezler büyük bir ustalık ve trajik bir anlayışla canlandırılmıştır. Aynı zamanda çok zarif şiirler de (Cantilenas) yazan Ventura Garcia Calderon’u, Lois Valcarceî (doğ. 1891), Aurora Caceres (doğ. 1880) ve Tanrısız Halk romanında kızılderili meselesine eğilen Cesar Falcon örnek aldılar. Ama kızıldenülerin en ateşli savunucusu Ciro Alegria’dır (doğ. 1909).
Yerli edebiyat geleneğinde, çağdaş romancı Ciro Alegria (1909-1967) ve Jose Maria Arguedas’ın (doğ. 1911) eserleri hâkimdir. Bu yazarların etkisi, Arturic Demetrio Hernandez (doğ. 1903), Jose Diez Canseco (1904-1949), Francisco Vega Seminario (doğ. 1903) Fernando Romero (doğ. 1908) ve Francisco lzquierdo Rios’un (doğ. 1910), hikâye ve anlatılarında görülür. Eleodero Vaıgas Vicuna (doğ. 1924), Carlos Zavaleta (doğ. 1928), Julio Ramon Riberro (doğ. 1929), Enrique Congrains Martin (doğ. 1932), Mario Vargas Lİosa (doğ. 1936) gibi genç romancılar daha çok gerçekçi konulara yönelmekte ve ingiliz-amerikan anlatım tekniklerinden ilham almaktadır.
• Deneme. Şair Manuel Gonzalez Prada aynı zamanda da bağımsız düşünceli atak bir polemikçidir: Serbest Sayfalar ve Savaş Saatleri adlı denemeleri yüce bir düşünceyi yansıtır. Hikayeci Ventura’nın kardeşi Francisco Garcia Calderon (1833-1953), Latin Amerika Demokrasileri, Kaygılı Avrupa ve Yeni Almanya Anlayışı adlı eserleriyle Latin Amerika’da siyasî düşüncenin temsilcisidir. Luis Alberto Sanchez (doğ. 1900), ispanyol-amerika düşünce hareketinde kitaplarıyle önemli rol oynadı:
Amerika’da Kültür Hayatı ve Tutkusu, Latin Amerika Yaşıyor mu? Bu son eserde bütün kıtanın etnik meselelerini inceler ve bu meselelerin çeşitli ırkların kaynaşmasıyle çözüleceğini söyler.
• Tiyatro. XIX. yy.dâki gelişmeden sonra peru tiyatrosunda sadece Juan Rio s (doğ. 1914) ve Enrique Solari Sfayne’dan (doğ. 1918) söz edilebilir.
Edebî tenkit alanında, E. Nunez (doğ. 1908), Alberto Tauro (doğ. 1914), Augusto Tamayo Vargas (doğ. 1914): Jorge Puccinelîi (doğ. 1920), Manuel Suarez Miravaî (doğ. 1922) ile çok başarılı eserler verilmektedir. (l)
PERU akıntısı. Bk. humboldt akıntısı.
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERSONALES
Tarih 21 Mayıs 2009
PERSONALES veya PERSONATAE çoğl.
i. Bot. Bk. MASKELİLER. PERSONEL i. (fr. personnel). Bir hizmet veya kuruluşun görevlileri; bir işyerinde çalışanların tümü.
Devlet ve diğer kamu kuruluşlarında çalışan ve faaliyete çeşitli derecelerde katılan gerçek kişiler. Bk. ANSÎKL. Huk. ve İşletmec. bölümü.
— Ask. Personel hizmetleri, askerî birliklerde çeşitli konulardaki çalışmalarla ilgili hizmetler. Bk. ANSÎKL.
— Huk. Personel dairesi. Bk. Devlet PERSONEL DAiRESî.
Personel kanunu, görevlerinin özelliği olan bazı memurlar (hâkimler, silâhlı kuvvet mensupları gibi) dışında kalan bütün devlet memurlarının hukukî statüsünü düzenleyen kanuna verilen genel ad; resmî adiyle Devlet Memurları kanunu (sayı 657).
Personel reformu, personel rejiminin genel idarî reform açısından yeniden ele alınmasını, böylece kamu hizmetlerinin daha rasyonel ve etkili kılınmasını sağlayacak insan unsurunun, yeterli nitelik ve yaşama seviyesine kavuşturulmasını amaç edinen düzenleme çalışmaları.
Personel rejimi, başta devlet memurları olmak üzere, çeşitli kamu personelinin hukukî statülerini, malî, iktisadî ve sosyal haklarını, yükümlülüklerini ve diğer özlük işlerini düzenleyen hükümler. (Türkiye’de, üniversite öğretim üye ve yardımcıları, hâkimler ve askerler gibi, görevleri gereği ayrı bir personel rejimine bağlı memurlar da vardır. Bunların dışında, genel olarak personel rejimini, Devlet Memurları kanunu düzenler.)
— ANSÎKL. Ask. Personel hizmetleri, genellikle, personel muhasebesini yapmak, tayin ve nakil işleri, eğitim, kurs, personel kayıtlarının tutulması, personel raporlarının denetimi, birleştirilmesi ve ilgili makamlara ulaştırılması gibi görevlerdir. Personel hizmetlerinde ayrı bir önemi olan özlük işleri de emeklilik, istifa, ihraç, tart, tekrar askere alma, uzatma, ölüm, nişan ve taltifler, nakil, izin, kimlik kartları, güvenlik belgeleri v.b. işlemlerin düzenle yürütülmesidir. Bunlar dışında personel hizmetlerine, «özel hizmetler» olarak nitelendirilen şu hizmetler de katılır: askerî birlikler için yeterli eğlence, moral ve refah hizmetlerinin sağlanması, spor ve eğlenceyle ilgili programların hazırlanması; çeşitli eğlence çalışmalarının denetlenmesi, özel ihtiyaç maddelerinin sağlanması ve dağıtımının denetlenmesi; ordu dinlenme kampları ve bölgelerinin kurulması. Bunlardan başka, mahkeme hükümlerinin uygulanması, askerî personelin sivillerle ilişkilerini düzenlemek; savaş esirlerinin toplanması, korunması ve bunlardan faydalanma; disiplin ve tahliye işleri de personel hizmetlerinden sayılır.
—» Huk. Personel, genel olarak her kuruluş ve hizmette çalışanları kapsayan bir terimdir. Ancak, personel kanunu, personel rejimi, personel reformu gibi ifadelerde görüldüğü üzere bu terim yaygın olarak kamu personeli anlamıyle kullanılır, özel şeklinde çalışan kimselere.daha çok’işçi* ve müstahdem* denilmektedir. Bu anlamıyle personel, «çeşitli devlet faaliyetlerinin ve kamu hizmetlerinin gerektirdiği gerçek kişilerin tümü» demektir. Devlet ve öteki kamu kuruluşları aslında birer tüzel kişilik^ olduğundan, kararların alınması ve uygulanması gerçek kişiler eliyle yürütülür. Bu gerçek kişilerin tümüne personel adı verilmekle birlikte, hepsi aynı hukukî statü içinde değildir. Genel olarak kamu personeli dörde ayrılır: 1. kamu hizmetleri ve bu hizmetlerin kadrolarıyle kaynaşmış, aslî ve sürekli nitelikteki memurlar (bk. memur); 2. kanunların açık hükümlerine dayanılarak idarenin tek taraflı işlemleriyle ve gerekiyorsa zor kullanarak hizmete aldığı mükellefler (bk. mükellef); 3. kamu hizmetlerinin görülmesini sağlamak için, devamlı hizmet kadrolarına girmeden geçici ve arızî olarak, idare hesabına kişisel faaliyette bulunan ve yardımcı denilen kişiler; 4. özellikle il özel idareleri ve belediyelerde, seçim sonucu görev alan üyeler; bu genel ayrım, Devlet Memurları kanununa bağlı kurumlar bakı? mından değişmekte ve memur, sözleşmeli personel ve yevmiyeli personel şeklinde yeni bir kamu personeli ayrımı yapılmaktadır.
— İşletmec. İşletmede personel, işletmenin verimliliği, üretkenliği ve hizmetlerin gecikmeden yapılması bakımlarındna en önemli unsurdur. Bunun için, işletmenin genel amacma uygun personel seçimi, bu personelin âdil, ahenkli ve verimli bir şekilde çalıştırılması işletmecilik bakımından büyük önem taşır.
İşletmeler için personel seçimi genellikle personel servisince yapılır. İlke, işe en uygun kişiyi bulmaktır. Meslekî nitelik isteyen işlere, bu niteliği taşıyanlar seçilir. Belirli meslekî bilgiyi gerektirmeyen işler için seçim, iş arayanlar açısından bazı meseleler ortaya çıkarır; kişinin, kendisine uygun gelecek ve benimseyeceği meslek veya işte çalışmasını sağlamak yolları aranır. Buna «meslekî yöneltim» denir; bu yöneltim psikoteknik veya sanayi psikolojisi aracılığıyle gerçekleştirilir. Elle çalışma söz konusu ise, kişiyi işe alıştırmak veya kabiliyetlerini anlamak için, psikoteknik laboratuvarlarında uygulanan testlere baş vurulur. Diğer ülkelerde geniş uygulama alanı olan psikoteknik, Türkiye’de İ.E.T.T., T.C.D.D. işletmelerinde kullanılmaktadır. İşletmeler, bünyeleri için gerekli işleri, iş değerlendirmesi yaparak tespit ederler. İş değerlendirmesi görevlerin sınıflandırılmasıyle başlar. Her işin, bir diğer işe göre nispî değeri tespit edilir. Bu işlem yapılırken nicel, nicel olmayan ve her ikisini birleştiren metotlar kullanılır. Nicel olmayan metotların başında hiyerarşik sınıflandırma ve sıralama (Tranking sistem) metodu gelir. Bu metotta işler, önem sırasına göre sınıflandırılır. Görevler veya işler önceden yapılmış olan çözümlerden çıkan bilgilerin ışığı altında karşılaştırmaya tabi tutulur ve basit olarak tanımlanır. Uygulamada sıra sınıflandırılması işlerin ikili olarak karşılaştırılması gibi metotlar kullanılır. Bu değerlendirme basittir, ama belirli sonuç vermez ve daha çok öteki usullerle bulunan sonuçların kontroluna yarar. Nicel olmayan diğer bir metot, kategorilere göre sınıflandırmadır. Çeşitli görevleri içine alan belirli sayıda kategoriyi tanımlayan bu metot, sıralama metodu ilkelerini benimser.
Nicel olan ve etkenlere dayanan metotlar da iki türlüdür: etken karşılaştırma metodu (factor comparaison system) ve puan sistemi (points system). Puan sisteminde, işin gerektirdiği etkenler, ustalık (öğretim, tecrübe ve yaratıcılık), çaba (bedenî, zihnî), sorumluluk diye sıralanır. Bunlar önemlerine göre derecelendirilir. Her derecenin bir puanı olur ve her iş için gerekli yüzde puan cranı belirtilir. Puan sisteminin eksikliğini gidermek amacıyle, Eugene J. Benge’in geliştirdiği, etken karşılaştırma metodu uygulanır. Puan sisteminden farklı olarak burada anahtar işleri seçilir ve puan birimi yerine para birimi kullanılır. Her iki metodu içine alan metot ise temel istidat metodudur; göz önüne alınan işi düzenli ve doğru yapmak için gerekli istidat, yetenek ve temel bilgilerin değerlendirilmesi esasına dayanır. İşletme böyle bir değerlendirmeden soma çalıştırdığı personele vereceği ücretleri tayin eder. Görevi yapabilecek yetenekteki adaylar mülakat ve test ertesi işe alınır. Rahat bir atmosfer içinde yapılan mülakat, adaya işi tanıtma ve işletmeye de adayı tanıma fırsatını verir. Test de, gerek psikolojik, gerek psikoteknik usullerle yapılır ve personel olarak istihdam edilecekleri tanımağa ve onun özelliklerini ortaya çıkarmağa yarar. Kişi işe alındıktan sonra da, onun işletme amaçlarına uygun olaıak çalışması, etkin ve verimli olması için gerekli tedbirlerin alınması yöneticiye düşer. (M)
Personel dairesi (başbakanlık devlet), devlet kurumlarının personel rejimlerini ülkenin malî, iktisadî ve sosyal gereklerine göre düzenlemek, bu düzeni hukukî esaslar içinde yürütmek üzere kurulmuş, Başbakanlığa bağlı devlet dairesi (kuruluşu 1960). Görevleri: genel personel kayıtlarını tutmak; personel rejimiyle ilgili kanun, tüzük, yönetmelik tasarılarını hazırlamak; memur ve hizmetlilerin yükümlülüklerini tespit etmek, bunları gruplandırmak suretiyle aynı mahiyetteki işler için ücret eşitliği sağlamak; kadro unvanlarını standart duruma getirmek, memur ve hizmetli kadrolarının hizmet gereklerine uygun seviyede olmasını sağlamak; kurumlara personel alınması, bu personelin terfii konularında ehliyet şartlarını tespit etmek; maaş ve ücretlerde iktisadî ve sosyal şartların gerektirdiği düzenlemeleri hazırlamak, dış seyahat ve görevlerde uygulanacak ödemeleri tayin etmek; personelin yetiştirilmesi ve daha yüksek kadrolara hazırlanması için gerekli usul ve araçları tespit etmek; inzibatî ceza sisteminin dengeli ve eşitlik prensibi içinde işlemesini ve uygulanmasını takip etmee*. Teşkilâtın başkanı, Maliye, Millî Savunma, Millî Eğitim bakanlıklarıyle Yüksek , Denetleme kurulundan seçilmiş beş kişilik Devlet Personel heyeti’nin de başkanıdır. Esas birimler: teknik ve idarî kısımların âmiri olan genel sekreter; hizmetleri ve personeli sınıflandıran, personel ve kadro unvanlarını standartlaştırma işleriyle meşgul olan sınıflandırma şubesi; kadro isteklerini inceleyen, kadroların rasycnelleştirilmesini takip eden ve dairenin bütçe işlerine bakan Kadrolar ve Personel Sınıfları şubesi; personelin hizmet şartlanyie ilgili kanun, tüzük, yönetmelik, kararname çalışmalarını yapan Hukukî Statüler şubesi; hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim faaliyetini düzenleyen Eğitim şubesi; sosyal haklarla ilgili konuları inceleyen ve statüleri tespit eden Sosyal Haklar şubesi; çeşitli kurumlara alınacak personelin sınav şartlarını koyan ve dairece yapılması gerekli sınavları yapan Personel Tedariki İmtihanlar şubesi. Yardımcı birim idarî şubedir. (M)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSONALES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERSİGNY
Tarih 21 Mayıs 2009
PERSİGNY (Jean Gilbert Victor FiALiN, — dükü), fransız siyaset adamı (Saint-Ger-main-l’Espinasse, Loire 1808-Nice 1872). 1835′ten itibaren, Louis Napöleon’a tutkuy-le bağlandı: Strasbourg hareketini (1836), İngiltere’ye sığındıktan sonra da Bculogne hareketini hazırladı (1840). Bu son hareketin başarısızlığa uğraması üzerine Doullens’-de hapsedildi, sonra hastalandığı için serbest bırakıldı. Başkanlık için prensin adaylığını destekledi (aıalık 1848) ve onun yaveri oldu. Hükümet darbesine katıldı (2 aralık 1851). İçişleri bakanı (1852-1854), Londra elçisi (1855-1858; 1859-1860) oldu. İtalya savaşında İngiltere’nin aracılığını sağlamağa çalıştı. Yine içişleri bakanlığına getirildi (kasım 1860), 1863 seçiminde Thi-ers’e karşı saldırıya geçti ve hükümeti güç duruma soktu. İmparator onu görevinden ayrılmak zorunda bıraktı (haziran 1863). PeıSigny, 1896′da Hatıralar’ım (MemoireS) yayımladı. (L)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSİGNY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERROT (sir John)
Tarih 21 Mayıs 2009
PERROT (sir John), ingiliz siyaset adamı (1527′ye doğr.-Londra 1592), Henry VIII’-in evlilik dışı oğlu. 1570′ten 1573′e kadar Munster eyaleti lordlarınm başkanı oldu. Yanık toprak taktiğini kullanarak Fitzgerald’a boyun eğdirdi. İrlanda lord-milletvekili oldu (1584-1588). Ulster’deki Iskoçya-lılarla mücadele etti ve ingiliz hâkimiyetini Connacht’a kadar genişletti. (L)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERROT (sir John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERKİNE (Charles Dillen)
Tarih 21 Mayıs 2009
PERKİNE (Charles Dillen), amerikalı astronom (Steubenville, Ohio 1867-01. 1951). 1895-1909 Arasında California’da Lick rasathanesinde çalıştı. Daha sonra Cordoba’-daki Arjantin Millî rasathanesi başkanlığına getirildi. Bu görevde 1936′ya kadar kaldı. 13 Kuyrukluyıldız tespit etti: 1905′te Jüpiter’in altıncı ve 1901′de Perseus’ta yeni keşfedilen yıldızın çevresindeki bulutsunun hareketli olduğunu ilk defa gördü. Ayrıca dünyanın çeşitli yerlerinde güneş tutulmalarını inceledi. (M)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKİNE (Charles Dillen) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERPİNA GRAU (Roman)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERPİNA GRAU (Roman), ispanyol iktisatçısı (Reus 1902). Valencia’da İktisadî İncelemeler merkezi yöneticisi oldu (1929-1941). Madrid Üniversitesi iktisadî yapı ve iktisat teorisi profesörlüğü yaptı. Millî İktisat konseyi üyesi seçildi (1940). İlk çalışmalarında Kiel’deki Dünya İktisadî enstitüsünde Wagemann’ın yanında yaptığı incelemelerin etkisinde kaldı: Constitucion de la Economia Espanola y Problematica de su Comercio Exterior (ispanyol Ekonomisinin Kuruluşu ve Dış Ticareti Problemi)[1935'te almanca olarak yayımlandı]; Memorandum sobre la Politica del Carbon (Kömür Siyaseti Üstüne Muhtıra) [1935].
Daha sonra dikkatini yapısal meselelere çevirdi. Bu tip analizin öncüsü olarak, ispanya’da yapı kavramının bilinmediği bir devirde, incelemelerinde kesin bir metodoloji geliştirdi: De Estructura Economica y de Economia Hispana (iktisadî Yapı ve İspanyol Ekonomisi Üstüne) [1952]; Corologia. Teoria Estructural y Estructurante de la Poplacion de Espana (Koroloji. İspanyol Nüfusunun Yapısal Teorisi) [1954]. öteki eserleri: 1941′de, sömürgeye giden bir kurulun başkanı olarak, tecrübelerini anlattığı De Colonizacion y Economia en la Guinea Esponola (İspanyol Gine’sinin Sömürgeleşmesi ve Ekonomisi üstüne) [1954]; La Crisis de la Economia Liberal (Liberal İktisat Buhranı) [1965] (bu eserde iktisadî tarih açısından üç denizci devleti [Atina, Venedik ve ingiltere] inceledi). [M]
PERR i. Bk. PER.
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERPİNA GRAU (Roman) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERON (Eva)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERON (Eva), kızlık soyadı Duarte (Los Toldos, Buenos Aires 1919 – Buenos Aires 1952). Şarkıcıydı, Peron ile ilişki kurdu, onunla evlendi (1945). Sosyal Yardım derneğini kocasıyle birlikte yönetti; çalışma bakanlığı yaptı; kadın işçi partisini kurdu ve «gömleksizlerin (descamisados) koruyucusu olarak tanındı. Halk tarafından çok sevildiği için kendisine cumhurbaşkanı yardımcılığı teklif edildiyse de, ordunun muhalefeti üzerine reddetti (ağustos 1951). [L]
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERON (Eva) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERON (Juan Domingo)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERON (Juan Domingo), arjantinli siyaset adamı (Lobos, Buenos Aires 1895). Albaylığa yükseldi (1941), haziran 1943 Askerî hükümet darbesine katıldı. Farrell’in savaş bakanı yardımcısı oldu. Çalışma bakanlığını da üzerine aldı (1944), hemen sonra da başkan yardımcılığına getirildi. Gömleksizler (des-camisados) ve sendikalar tarafından desteklendi, 9 ekim 1945′te tutuklandı, ama Eva Duarte’nin yönettiği adamları tarafından kurtarıldı (17 ekim).
Peron 21 ekimde Eva ile evlendi. Başkan seçilince (24 şubat 1946) «adaletçülik»i gerçekleştirmek istedi; bu, işçilerin korunması, sosyal adalet, güdümcülük ve onun deyimiyle, kapitalizmle komünizm arasında «üçüncü yol»du. Mart 1949 Anayasası ile 1951′de yeniden başkan seçilme imkânını sağladı ve generalliğe getirildi (1950). Kilit noktalarına adamlarını yerleştirdi, La Prensa’yı kendi gazetesi haline getirdi ve bir polis diktatörlüğü kurdu. Ekonomik alanda danışmanının tavsiyelerine uyarak büyük toprakları kamulaştırdı (1946-1949), toprakların ıslahına girişti, Merkez bankasını, demiryollarını ve dış ticareti millileştirdi, pezo’yu devalüe etti, dış borçları ödedi, bir devlet ticaret filosu kurdu ve İngiltere, Fransa, Şili. Bolivya, Paraguay ve Ekvator ile ticaret antlaşmaları imzaladı. Beş yıllık bir sanayileşme planını uygulamağa başladı (1947). Ama kredi bulabilmek için çiftçileri devlete çok düşük fiyatla mal satmağa zorladı, sonra da bu malları büyük kârlarla ihraç etti. Bunun üzerine çiftçiler üretimi düşürdüler ve tahıl ithal etmek gerekti. Peron’un 11 kasım 1951′de yeniden seçilmesinden sonra hazırlanan ikinci ekonomik planda tarıma önem verildi ve kapılar yabancı sermayeye, özellikle amerikan sermayesine açıldı. Sosyal alanda, karısının yardımıyle «işçi aksiyonerliği»ni kurdu ve altmış yaşından yukarı olan işçilere emeklilik hakkı tanıdı. Dış siyasette, dünya blokları arasında tarafsızlık siyasetini benimsedi, Kore savaşı sırasında müttefiklere yalnız erzak vermekle yetindi. Bir Latin Amerika federasyonu kurulmasını ve İspanya ile yakınlaşmayı tasarladı. Kilise ile çatıştı (boşanmanın kabulü, 1954; dinin devletten ayrılması, 1955), Buenos Aires piskopos yardımcısına işten el çektirdiği için afaroz edildi (haziran 1955), ordu ile de çatıştı; 19 eylül 1955 ayaklanmasında yerini general Lonardi’ye bırakarak istifa etmek zorunda kaldı. Sırasıyle Nikaragua, Venezuela, Dominik cumhuriyetine, sonra da İspanya’ya sığındı. Arjantin’deki taraftarları Adaletçi Ulusal Haıeket’i kurdular (mayıs 1958) ve bu teşkilât 1962 seçimlerinde gücünü ortaya koydu. 2 Aralık 1964′te Rio de Janeiro’ya bir uçakla döndü; fakat aynı gün hükümet yetkilileri tarafından İspanya’ya geri gönderildi. İspanya hükümeti, bir daha siyasî faaliyette bulunmaması şartıyle Peron’a tekrar siyasî iltica hakkı tanıdı. Arjantin’de mart 1965′te yapılan seçimlerde Peron’cular büyük başarı sağladılar. 1971 Eylülünde Peron, karısı Eva Duarte Peron’un İtalya’ya gömülmüş olans mumyalanmış cesedini Arjantin hükümetinden istedi ve Madrid’de evinin yakınında bir mezarlığa gömdürdü. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERON (Juan Domingo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERKİNS (Charles Callahan)
Tarih 18 Mayıs 2009
PERKİNS (Charles Callahan), amerikalı sanat yazan (Boston, Massachusetts 1823-Windsor, Vermont 1886). 1843′te Harvard’ı bitirdi. Daha sonra Paris’te, Roma’da ve Leipzig’te sanat ve müzik okudu.
Boston’da Handei ve Haydn derneği başkanı oldu, resim üstüne kitaplar yazdı; bunları kendi desenleriyle süsledi; on yıl Boston sanat kulübünün başkanlığını yaptı. Massachusetts, Normal Art School’un kurulmasına yardım etti, Boston Güzel Sanatlar müzesinin kurucularındandı. Sanat üstüne konferanslar verdi. J. D. Champlin’in çıkardığı Cyclopaedia of Painters and Paintings’in (Ressamlar ve Resimler Ansiklopedisi) [1886-1887] yayımını yönetti. Başlıca kitapları: Tuscan Sculptors (Toscana’lı Heykeltıraşlar) [1864]; Raphael and Michelangelo (Raffaello ve Michelangelo) [1878]; Histo-rical Handbook of İtalian Sculpture (İtalyan Heykeltıraşlık Tarihi El Kitabı) [1883] ve Bhiberti and His School (Ghiberti ve Okulu) [1885]. (M)
18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKİNS (Charles Callahan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİSTİARKHOS
Tarih 18 Mayıs 2009
PERİSTİARKHOS i. (peristia, arıtma ve arkhos, şeften yun. k.). Esk. Yun. Günahlardan arınma törenlerine başkanlık eden atinalı rahip. (L)
18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİSTİARKHOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİKLES
Tarih 15 Mayıs 2009
PERİKLES, atinalı kumandan ve devlet adamı (M. ö. 495′e doğr. -Atina 429).
Demokratların başkanı olan Ksanthippos ile Alkmeon Agariste’nin oğlu. öğretmenleri Urlalı (Klazomenai) Anaksagoras, Oa’lı Damon ve Elea’îı Zenon’un etkisiyle yüksek ideallere bağlandı. Otuz yaşma doğru siyasete atıldı; demokrat partinin başı Ephialtes ile birlikte aristokrat Kimon’u mahkemeye verdi (463) ve Aeropagos’a karşı açılan mücadeleye katıldı.
Ephialtes’in öldürülmesinden sonra demokratların başına geçen Perikles, 443-429 arasında en azından on beş defa kamu görevlisi seçilerek devleti yönetti; Atina’daki siyaseti demokratlaştırmağa çalıştı, Aıkhon’luğu bütün yurttaşlara açık tuttu, kura usulünü yaygınlaştırarak birçok kamu görevine uyguladı, Bule üyelerine, prytanis’lere, arkhon’lara, heliantes’lere, yurttaşlara ve köylerdeki oikoslara ödenekler (misthos) bağladı, fakirlerin tiyatrolara parasız girmelerini sağladı; bununla beraber ekklesia’nın oturumlarına katılan yurttaşlara ödenek vermedi ve bu meclisin, yürürlükteki kanunlara aykırı düşen kararlarını iptal etmek üzere «kanuna aykırılık» dâvaları açtırdı. Atinalılarla Korinthos’u, Aigina’yı, İsparta’yı ve müttefiklerini, Boitia’Iıları, Persleri (459-446) karşı karşıya getiren çatışmalarda, çok kere, ama özellikle 454′ten sonra, askerî harekâtı yöneten Perikles (Sikyon’a karşı girişilen başarılı sefer), uzun bir süre, sonuna kadar savaşı savundu. Fakat Perslerle yapılan Kallias barışından (449) ve İsparta ile yapılan Otuzyıl barışından (446) sonra, hâlâ bağımsız kalan yunan siteleri üzerinde Atina’nın egemenliğini, barışçı metotlarla, kültür alanında gerçekleştirdiği başarıların sağladığı üstünlükle kurmağa çalıştı. (Bk. PANHELENİZM.)
Perikles, Miletos’lu mimar Hippodamos’u, Abdera’lı filozof Protagoras’ı ve tarihçi Bodrum’lu (Halikarnassos) Herodotos’u Atina’ya getirdi; bu şehir, «Perikles yüzyılı»nda uygarlığın doruğuna ulaştı. Yunanistan’ın Atina dışındaki sitelerinden hiç biri, heykeltıraş Pheidias’ın Akropolis’teki çalışmaları, Sophokles ile Euripides’in tiyatrodaki başarıları, sofistlerin ve Sokrates’in dersleri ve Aspasia’nın başında bulunduğu klüple boy ölçüşebilecek bir sanat ve düşünce düzeyine ulaşmamıştı. Melesias’ın sınır dışı edilen oğlu aristokrat Thukydides’in (443′e doğr.) sistemli muhalefetinden kurtulan Perikles’e OLYMPOS’LU lakabı verildi, yurdu, bütün yurttaşlara yiyecek ve iş sağlayan örnek bir demokrasi durumuna getirdi, büyük bir bayındırlık programını yürürlüğe koydu: Pire’nin kalelerle çevrilmesi, fazladan 100 kadırga inşası, Akropolis tesisleri, Attike’deki anıtlar. Atina konfederasyonu hazinesinden para çekerek yaptığı bu büyük harcamalar ve yurdunun güvenliği için duyduğu kaygı sonucunda Perikles, Atina’nın müttefikleri üzerindeki egemenliğini sağlamlaştırdı; bu amaçla daha 448-447′den başlayarak Gelibolu yarımadasında Eğriboz’da ve Adalarda, Klerukhia sistemini geliştirdi.
Bunlar müttefiklerin ağırına gidiyordu ama, çok kere de, onlar için barbarlara karşı değerli bir koruyucu oluyordu (Tabya inşası). Perikles Delos birliğinden ayrılan (haziran 446) Euboia’nın bağımsızlık isteklerini kırdı, Trakya’daki Brea’da bir koloni kurdu. Panhelen’ci bir amaç güttüğü için, daha 444-443′te, İtalya’nın güneyinde Thonrioi kolonisinin kurulmasıyle sonuçlanan seferi hazırladı, ayrıca Sisam’lılarm ayaklanmasını (440-439) bastırdı ve bunlara zorla demokratik bir hükümet kabul ettirdi. 437′de güçlü bir donanmanın başına geçerek, Atina’nın buğday ve balık ihtiyacını sağladığı bu bölgelerde devletin gücünü duyurmak için Karadeniz’i baştan başa dolaştı: şüphesiz onur öncülüğü ile Hagnon Trakya’yı kontrol etmek üzere Amphipolis’i kurması da (436) İsparta ile çatışmayı önceden sezen Perikles buna karşı Atina seferini hazırladı: Korkyra’yı Korinthos’a karşı destekledi (433); Korinthos’tan ve İsparta’dan yardım isteyen Potidaia tarafından girişilen ayaklanmayı bastırmaya girişti.
Megara’lılara Attike pazarlarını ve konfederasyon limanlarını yasaklayan ve bu yüzden Peloponnesos savaşlarının çıkmasına (431) sebep olan kararnameyi hazırlatan da Perikles olmalıdır. Bununla beraber bu büyük adam, gittikçe kuvvetlenen bir muhalefetle karşılaşmağa başlamıştı: kişisel düşmanları, hayal kırıklığına uğramış iktidar heveslileri, Kleon gibi sabırsız emperyalistler ve sürgünden dönen Thukydides’in çevresinde toplanan Oligarkhos’lar bu muhalefet cephesini meydana getiriyordu. Pheidias ve Anaksagoras gibi dostlarının, hattâ Miletos’lu Aspasia’nm (Perikles’in nikâhlı karısından ayrıldıktan sonra evine yerleştirdiği parlak zekâlı kadın) aleyhine dâvalar açıldı. Bununla beraber halk, Perikles’e daima güven duyuyordu:
Atina, Perikles’in savaş planını benimseyerek, daha savaşın başında Atina surlarının ardına çekildi. 430 Yazında Perikles, Epidauros bölgesini yakıp yıktı, ama Atina’da veba salgını başlamıştı. O kış, Peloponnesos savaşında ölenlerin onuruna ünlü cenaze söylevini verdi. Halkın umutsuzluğundan yararlanan düşmanları, kendisine teslim olunan gizli ödeneğin hesabını veremediği için Perikles’i 50 talanton para cezasına çarptırdılar. Durumun kötüye gittiğini gören Atinalılar’ın, 429 ilkbaharında yeniden kumandanlığa seçtikleri Perikles vebaya yakalanarak öldü (eylül 429). [L]
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİKLES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİ (Gabriel)
Tarih 15 Mayıs 2009
PERİ (Gabriel), fransız siyaset adamı ve gazetecisi (Toulon 1902 – Paris 1941).
Barbusse’ün Clarte’sinde gazeteciliğe başladı, 1924′te Humanite’yt girdi. Komünist Partisi Merkez komitesi üyesi (1929), Seine-et-Oise milletvekili seçildi (1932). 1936′da Meclis Dışişleri komisyonu başkan yardımcısı oldu, işgal sırasında Komünist partisinin gizli organı Cahiers’yi çıkardı. 1941′de tutuklandı ve 15 aralık 1941′de başka rehinelerle birlikte Almanlar tarafından kurşuna dizildi. (L)
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİ (Gabriel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERGOLESİ (Giovanni Battista)
Tarih 14 Mayıs 2009
PERGOLESİ (Giovanni Battista), Napoli okulu bestecisi (Jesi 1710 – Pozzuoli 1736). Koruyucusu Pianetti markisi sayesinde Napoli’de Domenico De Matteis ııe kemana çalıştı ve «dei Poveri» konservatuvarına yazıldı, önce Gaetano Greco, sonra Francesco Inurante’nin kontrapunto derslerine devam etti.
Konservatuvarın «küçük usta»sı adını aldı, iki oratoryo besteledi: La Fetlice sul Rogo Ovvero la Morte di San Guiseppe (Odun Yığını Üzerindeki Phoiniks veya Aziz Yusuf’un ölümü) ve La Conversione di San Guglielmo d’Aquitania (Akitanya’lı Aziz Guillaume’un Hıristiyanlaşması) [1731]; bu eserler kendisine yeni koruyucular sağladı: Maddaloni dükü ve Stigliano prensi. İlk ciddî operası olan La Salustia (1731) ile 11 Ricimero, Re dei Goti (Got Kralı Ricimer) [intermezzolu: 11 Geloso Schernito (Alaya Alınan Kıskanç)] operalarını bu yeni koruyucular sayesinde temsil ettirdi. Lehçe taklidiyle yazdığı Lo Frate ‘nnammorato (Âşık Keşiş) komedisi «dei Fiorentini» tiyatrosunda oynandı (1732), bu komedi ona, kişilerin karakterlerini incelik ve içten gelen halk deyişleriyle çizme imkânını verdi. 1733′te bestelediği // Pri-gionier Superbo (Kibirli Mahkûm) eserine, La Serva Padrona (Hanım Hizmetçi) operasının intermezzolarını ekledi; Paris’te «Bo-uffons» trupu tarafından temsil edilen bu iki eser (1752) operakomik türünün gelişmesini büyük ölçüde etkiledi. Napoli Ruhanî meclis üyeleri Pergolesi’ye Napoli Kapellası Müzik kolu başkan yardımcılığı görevini vererek, onu müzik yöneticisi Sarri’ye halef tayin ettiler. Pergolesi, Ruhanî meclis için 10 sesli ve iki korolu fa majör bir missa besteledi (1732); bir başka missası 1734′te Roma’da icra edildi. Adriano in Si-ria (Adrianus Suriye’de) [1734] ve Olimpiade (Olimpiyat) [Roma, 1735] adlı operaları, Adriano’daki Livietta ve Tracollo intermezzosunun dışında pek başarı kazanamadı.
Buna karşılık, yine lehçe taklidiyle yazdığı yeni bir komedi, Flaminius iyi karşılandı (1735). Bu arada vereme tutulan genç besteci Pozzuoli’de fransiskenler manastırına çekildi, Stabat Mater’ini ölümünden az önce orada tamamladı. Bütün bu eserlerden başka, Pergolesi kantatlar {Orfeo v.b.), o-da müziği (keman konçertosu, viyolonsel ve sürekli bas için senfoni, altı konçertino, partitalar), kilise müziği (üç kişisel missa, motetler, mezmurlar ve bir Salve Regina) yazdı. Birçok eser, delil gösterilmeksizin ona mal edildi: klavsen sonatları, il Maestro di Scuola (öğretmen) adlı bir müzikli komedi; 3′lü on iki sonat; Themistokles operası. Ona mal edilen Magnificat, Duran-S te’nin eseridir. La Contadina Astuta’yı (Hi-lekâr Çiftçi) ise Hasse yazmıştır. 11 Gelo-so Schernito’yu da onun yazdığı şüphelidir. (L)
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERGOLESİ (Giovanni Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERGE
Tarih 14 Mayıs 2009
PERGE. Esk. coğ. Bugün Murtma, Anadolu’da (Pamphylia bölgesi) şehir. Eski yazarlardan yalnız Skylaks, Perge’nin Lykia bölgesi sınırları içine girdiğini söyler. Şehir stratejik bir yerde kurulmuştu; şehrin akropolis’inin hemen yanından geçen Karasu ırmağının (Kestros veya Kaustros) Aksu kolu, taşıtların işlemesine elverişliydi ve denizle bağlantıyı sağlıyordu. Büyük bir kıyı yolu, Side’den başlayıp Perge (Murtına) ve Attaleia (Antalya) şehirleri üzerinden geçerek ülkenin içlerine kadar uzanıyordu. Şehrin adı Yunanca değildir; yerli bir Anadolu di-PERGE linden gelir.
Eski yazarlar şehre ilk defa, tiyatro özellikle Argolis’ten ve Lakedaimon’dan gelen Yunanlıların yerleştiğini bildirirler. Perge kazıları şehrin efsanevî kurucularının Mopsos ve Kalkhas olduğunu gösterdi. Şehrin adına ilk defa M. ö. IV. yy.da rastlanır. M. ö. 334′te Büyük İskender’in seferi sırasında Makedonyalıların Perge’den geçtiğini kaynaklar bildirir. Şehrin Ptolemaiosların hâkimiyeti zamanındaki durumu karanlıktı. Polybios’a göre, M. ö. 218′de Akhaios’un kumandanı Garsyeris, Selge üzerine yapacağı saldırı için Perge’den Pamphylia ve Pisidia bölgeleri şehirlerine elçiler göndererek yardım isteğinde bulundu. Buna göre, o dönemde Perge, Selefkilerin elinde bulunuyordu. Yine Polybios’a göre, Büyük Antiokhos tarafından Perge’ye tayin edilen kumandan, kralından emir aldıktan sonra şehri Manlius Vulso’ya teslim etti. Bundan sonra şehir Bergama’nın hâkimiyeti altına girdi. M. ö. II. yy.da veya II. yy. ile I. yy. arasında şehrin zor günler geçirdiği sanılıyor. Cicero’nun verdiği bilgilere göre M. ö. 80 veya 79 yılında Pergeli hekim Artemidoros’un yol gösterdiği Verres, şehirdeki Artemis tapmağını yağma etti. Perge ve çevresinde Roma imparatorlarına ait sayısız şeref yazıtı tespit edildi. Bu yazıtlar imparator Caligula, Claudius, Trajanus, Hadrianus ve Gordianus’a aittir. Şehrin yetiştirdiği ünlü kişiler şunlardır: Myron’un oğlu hekim Asklepiades, Vale-rus Elektos, Kallikles’in oğlu Sofist Varus, Zoilos ve Arkhimedes’in öğrencisi matematikçi Apollonios. Perge şehrinde kutsanmış olan tanrıların başında Artemis Pergaia gelir, Perge Artemis’nin çok eski kökenli yerli bir tanrıça olduğu ve sonraları yunan Artemisi ile kaynaştığı sanılıyor. Eski yazarlara göre Artemis Pergaia’nın şehirde oldukça büyük bir tapınağı vardı. Perge tiyatrosunda bir yer de Artemis rahibesine ayrılmıştı. Şehirde ele geçen sikkelere göre Perge’de ayrıca şu tanrılar da kutsanıyordu: Zeus, Apollon, Athena, Hephaistos, Hermes, Afrodit, Asklepios, Dionysos, Serapis, Harpokrates, Pan, Hekate, Nike, Themis, Tykhe ve Herakles. Ayrıca, Roma imparatorluk kültlerinin de olduğu biliniyor. Şehir, Anadolu’nun en eski Hıristiyanlık merkezlerinden bindir. Hierokles’e göre Perge, Syllion (Yanköy) ile birleştikten sonra Pamphylia eyaletinin dinî metropolisi oldu.
• Arkeolojik araştırma ve kazılar. Perge harabeleri hakkında ilk önemli bilgileri veren gezgin ve yazarlar şunlardır: Leake, Texier, Ritter, Hirschfeld, Fellows, Schörnborn, Pourtales, Tremaux, Lanckoronski, Fabricius, Paribeni, Romanelli, Pace ve Viale. Bu yazarların hepsi Perge harabelerini yerinde ziyaret ederek anıtlar hakkında bilgi vermişlerdir. En eski Perge yerleşmesi, çevresine oranla oldukça yüksek olan ve ancak güneyden çıkılabilen 50 m yüksekliğinde bir dağ üzerinde kurulmuştur. Tepenin eteğine çok sonra yerleşme oldu. Şehirdeki ilk sistemli araştırma ve kazı 1949′da A. M. Mansel’in başkanlığında yapılmağa başlandı. Uzun bir aradan sonra 1953-1957 arasında yeniden ele alındı. 1967′den sonra kazılar sistematik olarak her yıl devam ediyor. Bu kazılarda şehrin biri Helenistik, öteki Geç Antik çağa ait iki kapısı, Helenistik kapının gerisindeki oval avlu ve üç gözlü tak, şehrin belkemiği olan 20 m genişliğindeki direkli caddenin büyük bir kısmı, caddenin sonunda yer alan anıtsal bir çeşme binası ve şehrin 1 km kadar güneyinde dor düzeninde erken Helenistik döneme ait bir tapınak ortaya çıkarıldı. Ayrıca kazılarda Perge’nin hayırsever kişileri de tanındı. Bunlardan en önemlisi Plancia* Mağna’dır. Bu kadın, imparator Hadrianus zamanında (M. S. 120-121), askerî önemini kaybeden Helenistik kapının gerisindeki oval avluyu bir şeref avlusu haline getirdi, avlunun yan duvarlarındaki hücre sayısını da arttırarak, buraları tanrı ve Perge’nin efsanevî kurucularının (Mopsos, Kalkhas) heykeîleriyle süsledi. Ayrıca, oval avlunun gerisindeki üç gözlü ve iki katlı tak şeklinde bir kapı yaptırdı; bu kapıya Nerva’dan Hadrianus’a kadar gelen imparatorlar, imparatoriçeler ve onların yakın akrabalarının heykellerini koydurdu. Plancia’nm yaptığı bu büyük bağışlardan dolayı Perge halkı, belediye meclisleri (demos ve boule) ve senatosu (gerusias) bu kadın için çeşitli yerlerde heykeller diktirdiler; heykellerin kaideleri üzerine de bu kadına verilen unvanları ve görevleri yazdılar. Yazıtların bazılarında şehrin kızı olarak da gösterilir, bu unvan ancak şehre büyük iyilikleri dokunmuş kadınlara veriliyordu. Bu yazıtlarda Plancia, bir şehir devleti içinde en yüksek mülkî memur olan «demiurgos» olarak da geçer; bu görev aslında sadece erkeklere verilirdi. Ayrıca, baş tanrıça Artemis Pergaia’nın rahibesi, tanrılar anasının ömür boyunca rahibesi ve imparator kültünün de başrahibesiydi. Perge’de yapılan kazılar sırasında bu ünlü kadının heykelleri de ele geçti. (-> Bibliyo.) [M
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERGE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEREZ
Tarih 14 Mayıs 2009
PEREZ (Antonio), ispanyol devlet adamı (Monreal de Ariza, Aragon 1539′a doğr. -Paris 1611). Dışişleri bakanıyken Felipe II’ nin danışmanı oldu. Don Juan’ın sekreteri Escobedo’nun entrikalarını meydana çıkardı ve onu öldürttü (31 mart 1578). Kendisi de ölüme mahkûm olunca Aragon’a sığındı; Engizisyonun hışmına uğrayınca Zaragoza halkına seslendi ve bir halk ayaklanmasına yol açtı (1591). Sonra Fransa’ya çekildi. (L)
PEREZ (Charles), fransız zooloji bilgini (Bordeaux 1873 – Paris 1952). 1921′de Paris Fen Fakültesi Zooloji kürsüsünde profesör oldu. Genel biyoloji kanunlarıyle ilgilendi, deniz favnası, asalaklık ve bazı hayvan gruplarıyle ilgili birçok olayı inceledi. (L)
PEREZ (Isaac Lebosh), Yiddişce ve İbranîce yazan hikayeci ve şair (Lublin yakınları, Polonya 1851-01. 1915). 1876′dan itibaren Varşova’da İbranîce çıkan başlıca dergilerde çalıştı. Eserlerinde orta avrupa yahudi geleneğinin kaynaklarından yararlandı. (L)
PEREZ (Jose Joaquin), şilili siyaset adamı (Santiago 1800-ay.y. 1889). Fransa’da (1829), Arjantin’de (1836), A.B.D.’de elçilik yaptı. Maliye (1845-1849), içişleri ve dışişleri bakanı (1849), Montt’dan sonra cumhurbaşkanı (1861-1871) oldu. Din alanında hoşgörü siyaseti takip etti, bir ticaret kanunu yayımlattı. (L)
PEREZ (Pedro), ispanyol mimarı (öl. Toledo 1291). Fransız asıllı olduğu sanılan mimar Martin’in tasarladığı ve 1227′de yayımına başlanan Toledo katedralinin mimarıdır (1234). [L]
PEREZ CAS AS (Bartolome), ispanyol bestecisi ve orkestra şefi (Lorca 1873 – Madrid 1946). İlk müzik eğitimini büyükbabası Ju-an de Casas’tan gördü. Madrid konservatuvarına devam’etti. 1909′da bir nefesli sazlar topluluğu, 1915′te de Madrid Filarmoni orkestrasını kurdu. 1936′ya kadar bu orkestranın şefliğini yaptı. Orkestra şefi olarak çağdaş ispanyol müziğini ve yabancı müziği tanıttı. En önemli eseri A mi Tierra (Toprağıma) [1898] adlı senfonik süitidir. (L)
PEREZ DE AYALA (Ramon), ispanyol yazarı (Oviedo 1880 – Madrid 1962). Bilgiç ve alaylı üslûbuyle dikkati çeken romanlar yazdı: La Pata de la Raposa (Tilki Pençesi) [1912], Belarmino y A polon io (Belarmino ve Apolonio) [1920], Luna de Miel, Luna de Hiel (Balayı, Keder Ayı). Yazarlığa bir şiir kitabiyle başlamıştı (La Paz del Sendero [Yoldaki Huzur], 1904); bunu El Sendero Andante (Yürüyen Yol), El Sendero innumerable (Anlatılamayan Yol) [1916] gibi başka şiir kitapları takip etti. 1942′de Arjantin cumhuriyetine yerleşti. (L)
PEREZ DE GUZMAN (Alonso), El Bueno denir, ispanyol savaşçısı (Leon 1256 -Sierra de Gaucin, Malağa 1309), Castilla valisi Pedro de Guzman’ın evlilik dışı oğlu. önce Fas’ta hizmet gördü, İspanya’ya döndükten sonra, kralın kardeşi Don Juan’ın ayaklandırdığı Magrıplılarla savaştı, Tarifa’da kuşatıldı, teslim olmağa yanaşmadı, Cebelitarık çevresindeki harekât sırasında yaralanarak öldü. (L)
PEREZ DE GUZMAN (Fernan), Batres senyörü, Castilla’lı tarihçi (1376 – 1458′e doğr.). Aragon’da elçilik (1421) yaptı, Magrıplılarla savaştı (1431), kralın önünde Merida kumandanı Juan de Vara ile kavga ettiği için tutuklandı. Batres’deki topraklarına çekildikten sonra Kral Juan 11 Tarihi adlı bir eserle manzum bir tarih yazdı: Loores de los Claros Varones de Espana (İspanya’nın Büyük Adamlarına övgüler). [L]
PEREZ DE HİTA (Gines), ispanyol yazarı I Mula 1545′e doğr. – Murcia 1619′a doğr.). Las Guerras Civiles de Granada (Granada îç Savaşları) adlı iki bölümlük (1595 ve 1604) bir eser yazdı. İlk bölüm Granada Magrıplılarının, Granada’ya hâkim oldukları Tarihten, başkentin hıristiyanlar tarafından fethedilmesine kadar (1492), kendi aralarındaki çekişmelerini ve içten içe bölünmelerini anlatır. Hita, tarihî konuya . kendi renkli ve hayal dolu romansı bir hava katar. İkinci bölüm, Felipe II devrinde Magrıplıların baş kaldırmasını anlatır. Bu savaşa katılan yazar, tarihî olayları birinci bölüme kıyasla çok daha yakından takip etmiştir. (L)
PEREZ DEL PULGAR (Hernan), El de Las Hazanas denir, ispanyol savaş adamı (Ciudad Real 1451-Granada 1531). Magrıplı-lara karşı kazandığı başarılar dolayısıyie kral tarafından şövalyeliğe yükseltildi. Kari V’in emriyle, 1527′de, Breve Parte de las Hazanas del Excelente Nombrado Gran Capitan (Gonzalvo de Cordoba’nın Yaptığı Başarılı Savaşlar) adlı eseri yazdı. (L)
PEREZ DE MONTALBAN (Juan), ispanyol yazarı (Madrid 1602 – ay.y. 1638). İlâhiyatçıydı. Engizisyon ile arası iyi olduğu için, Lope de Vega’nın etkisi altında yazdığı birçok tiyatro oyununu temsil ettirdi. Dramları: Autos Sacramentales (Dinî Oyunlar) ve özellikle La Monja Al) er ez ve Los Amantes de Temel (Teruel’in Sevgilileri) [1638]. Orfeo adlı şiiri yanlış olarak Lope de Vega’ya mal edildi. Para Todos (Herkes için) [1635] adlı eseri yüzünden Queve-do’nun hücumuna uğradı. (L)
PEREZ DE OLİVA (Fernan), ispanyol hümanisti (Cordoba 1494′e doğr. – ay.y. 1533). Paris’te (1523-1525), sonra Salamanca’da dersler verdi ve rektörlük yaptı. Sophokles, Euripides, Plautus tercümelerinden başka, Castilla nesrinin ilk örneklerinden biri olan Dialogo de la Dignidad del Hambre (İnsanın Değeri) adlı bir diyalog yazdı. (L)
PEREZ ESCRİCH (Enrique), ispanyol romancısı (Valencia 1829 – Madrid 1897). özellikle töre romanları yayımladı: Las Obras de Misericordia (Merhametin Ürünleri) [1864- 1865]; La Mujer Adultera (Kocasını Aldatan Kadın) [1864]; La Caridad Cristiana (Hıristiyan Yardımseverliği) [1879]. (L)
PEREZ GALDOS (Benito), ispanyol romancısı (Las Palmas, Kanarya adaları 1843 – Madrid 1920). 1870′te ilk (La Fontana de Oro [Altın Çeşme]), 1871′de ikinci (El Au-daz [Cesur Adam]) romanını yayımladı. Ama ancak 1876′da töre romanı Dona Perfecta ile ilk büyük başarısını kazandı. Sonra, birçok bakımdan Balzac’m Comedie Humaine’nine benzeyen büyük bir edebî anıtın üstünde yarım yüzyıl, ara vermeden çalıştı. Bu büyük eser her şeyden önce XIX. yy. ispanya’sının (Trafalgar’dan Canovas’a kadar) hareketli tarihini çizen romanlaştırılmış destan Episodios Nacionales’in (Millî Kahramanlıklar) 43 kitabını kapsar. Kitaplardan bazıları birer şaheserdir: Bailen (1873); Zaragoza (1874); Zumalacarregui (1898); Espana Sin Rey (Kralsız ispanya) [1908]. Perez Galdos’un birçok töre romanı vardır; en önemlileri: Gloria (Zafer) [1877]; La Familia de Leon Roch (Leon Roch Ailesi) [1887]; Fortunata y Jacinta (1887); Angel Guerra (Savaş Meleği) [1891] ve ö-zellikle Madrid’deki yoksul insanların etkileyici ve korkunç bir tablosu olan Misericordia (Acıma) [1897]. Galdos’un başlıca nitelikleri, hareket ve Dickens’ınkiyle karşılaştırılmasına yol açan nükte ile iyimserlik karışımıdır. Tiyatro eserleri de yazdı: Etectra (1900) ve Casandra (1905). [L]
PEREZ LUGİN (Alejandro), ispanyol yazarı (Madrid 1870 – El Burgo, La Çoruna 1926). «Don Pio» takma adiyle gazetelerde boğa güreşleri üstüne yazılar ve yorumlar yayımladı. 1915′te çıkan La Casa de la Troya (Troya’nın Evi) adlı romanı geniş ilgi uyandırdı. Bu roman Santiago de Compostella’da, öğrenci çevrelerinin gündelik yaşamasını dile getirir. Gurrito de la Cruz (1921) adlı eseri boğa güreşleriyle ilgilidir, öbür eserleri: La Corredoira y la Rua (Evin önü ve Sokak) [1923]; La Virgen del Rocio ya Entro en Triana (Rocio Bakiresi Triana’ya Girdi) [1929]. (L)
PEREZ PETİT (Victor), Uruguay’lı yazar (Montevideo 1871 – ay.y. 1947). Jose* Enrique Rodo, Carlos ve Daniel Martinez Vigil ile birlikte 1895′te Revista Nacional de Literatura’yı (Millî Edebiyat Dergisi) kurdu. Pek çok kitap yazdı. Bunların arasında parnassos’çulardan etkilendiği, Joyeles Barbaros (Vahşî Mücevherler) [1907]; hikâyelerini topladığı Gil (1905); Zola’mn etkisi açıkça görülen Entre los Pastos (Yiyecekler Arasında) adlı romanı ve Cobarde (Yüreksiz) [1894] adlı dramı sayılabilir. (M)
PEREZ PUJOL (Eduardo), ispanyol hukukçusu (Salamanca 1830 – Valencia 1894). Historia de las İnstituciones Sociales de la Espana Goda (Gotik Ispanya’daki Sosyal Kurumların Tarihi) [1896] adlı önemli bir eser yazdı. (l)
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|