REM

Tarih 27 Haziran 2009

REM i. (Röntgen Vguivaient Man kelime­lerinden). Nükl. Radyoaktif bir elementin yaydığı ışınımların biyolojik etkisini değer­lendirmeğe yarayan birim.

— ANSÎKL. Nükl. Rem, insan organizması üzerinde, 250 kV’luk X ışınlarının bir rad’ı ile aynı biyolojik etkileri yaratan ışınım miktarıdır. Bununla birlikte, biyolojik etki­ler ışımanın türüne bağlıdır, öte yandan çeşitli organların veya canlı dokuların bel­li bir ışınıma karşı gösterdiği duyarlık aynı değildir.
Alınan ışımanın miktarı rad cin­sinden ifade edildiği için, ışımaya ve ışı­nımların etkisinde kalmış organa, bağıl bi­yolojik etkinlik denilen bir katsayı tayin edilir; radların ışımaya ve organa göre değişen bu katsayı ile çarpımı biyolojik et­kiyi rem cinsinden verir. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REKÜPERASYON

Tarih 27 Haziran 2009

REKÜPERASYON i. (fr. recuperation ge­ri alma, yeniden toplama). Biyol. ve Tar. Reküperasyon kanunu, yaşama güçlüğü art­tığı zaman canlılarda üremenin arttığını gösteren biyoloji kanunu.

— ANSÎKL. Biyel. Reküperasyon kanunu. Eski tabiat bilginlerinin, özellikle Buffon ve Lamarck’ın öngördüğü bu kanun, ilk defa 1844′te A. Bordier tarafından öne sürüldü: «Bir hayvan veya bitki türü soğuk, kurak­lık, nemlilik, mikroplu hastalık, şiddetli kı­yım v.b. soyu tüketici bir sebeple karşı kar­şıya bulunduğu zaman, yaşayanların döl veriminde önemli dercede artış görülür; öy­le ki canlı varlık bununla eski miktarını dengede tutar».

Bu kanun bitkilere, hayvan­lara, hattâ insanlara uygulanabilir. Meselâ Otuzyıl savaşlarından sonra Almanya’daki, Bağımsızlık savaşlarından sonra diğer ülke­lerdeki, ihtilâl ve imparatorluk, 1870-1871, 1914 – 1918, 1939 – 1945 savaşlarından sonra Fransa’daki nüfus artışı bu kanunu doğru­layan olaylardır. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKÜPERASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REKSİSTAZİ

Tarih 27 Haziran 2009

REKSİSTAZİ i. • (yun. rhksis, kopma ve stasis, hareketsizlik’ten fr. rhexistasie).

jeol. ve Pedoloji. İklim, tektonik sebepler ve­ya insan etkisiyle meydana gelen ve daha önceki denge döneminde («biyostazi evresi» denir) olduğu yerde kalan döküntülerin aşındırma ile harekete geçmesini sağlayan biyoloji dengesindeki bozulma. (Biyostazi ve reksistazi evrelerinin birbirini takip et­mesi, bazı tortul dizilerini [meselâ kireçli bir tortuldan killi veya kumtaşlı bir tortula geçilmesi] açıklar.
Pedolojide, reksistazi sa­yesinde toprakların bir çeşit sınıflandırması yapılabilir ve arazinin geçirdiği değişiklik­lerin sayısından hareket ederek toprağın yaşı ve değeri belirlenebilir.) [L]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKSİSTAZİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Refiksaydam Merkez Hıfzısıhha ensti­tüsü

Tarih 26 Haziran 2009

Refiksaydam Merkez Hıfzısıhha ensti­tüsü, Ankara’da sağlık kurumu.

Türkiye’­de koruyucu hekimliğin gerektirdiği tahlil, kontrol, üretim ve araştırma görevlerini yürütmek üzere, Sağlık ve Sosyal Yardım bakanlığına bağlı olarak kuruldu (27.V. 1928). Başlangıçta 1267 Sayılı kanuna gö­re «Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzısıh­ha müessesesi» adiyle çalışmağa başladı.

Sonra görev ve yetkileri 4.1.1941 tarih ve 3959 Sayılı kanunla yeniden düzenlendi. 14. VIII. 1942′de çıkarılan 4288 Sayılı kanun­la da kurumun adına, kurucusu ve kuruluş tarihindeki sağlık ve sosyal yardım bakanı Dr. Refik Saydam’ın adı eklendi. Kurumun merkez bina ve laboratuvarları Ankara’da Cebeci caddesinde toplandı.

Da­ha sonra Adana, Diyarbakır, Erzurum ve İzmir’de şubeleri açıldı; 1968′de de, Anka­ra’da, Çubuk yolu üzerinde, Esenboğa ha­vaalanı yakınında bir serum çiftliği kurul­du. Serum üretim laboratuvarlarıyle serum hayvanları ve küçük deney hayvanları ye­tiştirme birimleri buraya taşındı.

Görevleri:
1. halk sağlığıyle ilgili mikrobi­yolojik, serolojik, parazitolojik, hematolo­jik ve kimyasal muayene ve analizleri yap­mak;
2. gıda maddeleri ve suların analiz­leriyle ilgilenmek:
3. ilâç ruhsatı için ya­pılan müracaatları incelemek, piyasadan toplanan ilâç örneklerini çeşitli yönlerden incelemek ve bunların tedavideki yerlerini tespit etmek;
4. biyolojik maddelerin stan­dartlarını hazırlamak ve kontrollarını yap­mak;
5. bakanlıkça gerekli görülen aşı ve serumları hazırlamak;
6. laboratuvar ana­liz, kontrol ve üretim usullerini standardize etmek;
7. bilimsel inceleme, araştırma ve yayın yapmak;
8. Tababet Uzmanlık tüzü­ğüne göre, faaliyet alanına giren konular­da personel yetiştirmek;
9. gerekli görü­len yerlerde bölge hıfzısıhha enstitüleri aç­mak;
10. kontrol ve üretim işleri için her çe­şit laboratuvar deney hayvanları yetiştir­mek.

Enstitünün birimleri: bakteriyoloji, kimya, ilâç kontrol, biyolojik kontrol ve standardizasyon, farmakoloji ve toksikoloji, kan transfüzyon, hematoloji, tüberküloz, vi­roloji ve virüs aşıları üretim, BCG verem aşısı üretim, bakteri ve anatoksin aşıları üretim, serum üretim, küçük laboratuvar deney hayvanları yetiştirme şube ve labora­tuvarları. (M)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Refiksaydam Merkez Hıfzısıhha ensti­tüsü hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDYA

Tarih 26 Haziran 2009

REDYA i. (italyan tabiat bilgini Redi’nin [1626-1698] adından ing. redia). Karaciğer sülüklerinin biyolojik çevrim sırasında ge­çirdiği eşeysiz devre: Karaciğer kelebeği redyası. (Redya bu evreyi bir yumuşakça üzerinde asalak yaşayarak geçirmek zorun­dadır.)

— ANSiKL. Karaciğer kelebeğinin yumurta­sından kirpikli bir embriyon çıkar, bir yu­muşakçanın (Lymnea turunculata v.b.) solunum boşluğuna girer, orada sporosist ha­line geçer ve gelişerek içinde çatallı bir sindirim borusu bulunan bir redya halini alır.

Bu redyalar yumuşakçanın karaciğerini istilâ ederek mevsim kışsa kelebek kurtçuğu halini alır, yaz ise yavru redyalara dönü­şür. Yavru redyalar da gene ileride kelebek kurtçuğu halini alır. Çok hareketli olan bu kurtçuklar insanlara, koyun ve sığır gibi hayvanlara geçerek asalak yaşar. (L)

REE i. Bk. RİE.

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDİA

Tarih 25 Haziran 2009

REDİA i. (italyan tabiat bilgini Redi’nin [1626-1698] adından). Parazitol. Karaciğer sülüklerinin biyolojik çevriminde yer alan eşeysiz birey. (Redia evresinde hayvan muhakkak bir arakonakta asalak olarak ya­şar; arakonak bir yumuşakçadır.)

— ANSİKL. Karaciğer kelebeğinin yumurtasından kirpikli bir embriyon çıkar ve bir yumuşakçanın (Limnaea trunculata) solu­num boşluğuna girer; orada sporosiste dö­nüşür; sporosist de evrim geçirir; sindirim borusu şeklini alan bir hücre yığını halini alır: buna redia denir. Redia’lar yumuşak­çanın karaciğerinde yayılır; mevsim kışsa bunlardan karaciğer kelebeği kurtçukları, yazsa dişi redia’lar meydana gelir; bu redialardan da ileride gene karaciğer kele­beği kurtçukları doğar.

İnsanlara, sığır ve koyun gibi hayvanlara geçerek asalak yaşayan hayvan işte çok hareketli olan bu kurtçuklardır. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDİ (Francesco)

Tarih 25 Haziran 2009

REDİ (Francesco), italyan bilim adamı ve yazarı (Arezzo 1626-Pisa 1698). Tıp ve felsefe doktorası yaptı (1647).

Bütün bilim dalları­nı inceledi; başta klasik diller olmak üzere birçok dil öğrendi. Günümüzdeki roman dilleri ve lehçebilim çalışmalarının öncüsüdür. Crusca akademisine başkan oldu. Vocabolario’ya büyük katkılarda bulundu (bu arada yabancı metinlerden aktarmalar da yaptı). Bugün Lavenziana’da bulunan de­ğerli bir kütüphane meydana getirdi. Ferdinando II ile Cosimo III’ün «başhekimi»ydi; büyük dukalık sarayında ve Accademia del Cimento’da çeşitli «tabiî deneyler» yaptı.

Ti­tiz bir gözlemci ve başarılı bir deneyci olan Redi, en güç biyoloji meselelerini ele aldı. Böcek nesillerinin kendiliğinden oluştuğu­nu öne süren eski efsaneyi yıktı; sineklerin, kokmuş etler üstüne başka sineklerin yu­murta bırakması sonucunda ortaya çıktığını ispatladı (1668). Ayrıca insan vücudundaki asalak kurtlar ve birçok hayvan üstüne ilk geniş ve metotlu araştırmayı yapan bilgin de Redi’dir; bundan dolayı parazitoloji (1684) biliminin kurucusu sayılır. Redi’nin küçük eserlerinden birçoğunda çok önemli gözlem­ler vardır (engerek yılanının zehiri [1664], çeşitli bitkilerin külünden elde edilmiş su­dan çıkarılan sunî tuzlar v.b.).

Hekim ola­rak da büyük ün ve servet kazandı. Consulti adlı eserinden gözlem ve deneye daya­nan bir metot ortaya koydu. İlmî yazı­ları, mükemmel bir üslûp ve arı bir dille yazılmıştır. Consulti ve öbür eserleri edebî yönden büyük önem taşır. Bacco in Toscana (Bacchus Toscana’da) adlı ünlü dithy-rambos’u, Bacchus’un tattığı çeşitli şarap­ların övgüsünü yapar. Kitap, kapsadığı şiir­lerin mükemmelliği, dil ve veznin ustalığı sayesinde ün kazandı. Redi, od’lar, küçük şarkılar, bürlesk şiirler ve soneler de yazdı. Ayrıca Lettere Famigliari (Samimî Mektup­lar) adlı bir eseri vardır. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDİ (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REANİMASYON

Tarih 25 Haziran 2009

REANİMASYON i. (fr. reanimation). Ted. Had ve ağır hastalık hallerinde, suyuk ve fonksiyonlardaki dengeyi normale döndür­mek amacıyle başvurulan fizik, kimyasal ve biyolojik yolların tümü.

— ANSiKL. Cerrahî reanimasyon, ameliyat geçirecek hastaya uygulanır; yani sistemli olarak ameliyattan önce; ameliyat esnasın­da ve ameliyattan sonra bazı tedbirlerin alınmasını öngörür.
Ameliyattan önce gerekli muayeneler yapı­lır ve bakım .şartları yerine getirilir. Ameliyat sırasında anesteziye, dolaşım ve solunumun düzgün olmasına sıkı bir şekil­de dikkat edilir; ayrıca hastanın perfüzyonla, gereğinde kan nakliyle sürekli olarak biyolojik dengesini sağlamak meselesi ortaya çıkabilir.

Birkaç dakikadan fazla sürecek her ameliyat için sistemli olarak damar içi bir perfüzyon takılır; damla dam­la verilen serumun içine, ihtiyaca göre anestezikler, kürarlayıcılar, gangliyoplejikler ve analeptikler katılır. Kan nakilleri, ancak hastanın kan kaybı belirli bir hacmi aştı­ğı, ameliyat bölgesinin veya doğrudan doğ­ruya ameliyat şeklinin gerektirdiği haller­de yapılır. Ameliyat süresince yapılan bu bakım hastadaki fizyopatolojik değişiklik­leri ortaya çıkarır ve anestezi hekiminin ala­cağı tedbirlere ışık tutar.

Ameliyattan sonraki bakım, gerekli bazı hareketleri ve küçük tedbirleri kapsar; ama bunların zamanında yerine getirilmesi şart­tır. Hastanın yatağa yatırılması, odanın ısı derecesinin ayarlanması yelerli oksijen ve­rilmesi, uyanmanın kontrolü yapılacak ilk işlerdir; bundan sonra nabız, ateş ve tan­siyon kontrolları gelir ve bu sayede şok, kanama, tromboz, kalp ve akciğer komplikasyonları gibi sakıncaları önleme imkânı doğar.

Bununla beraber ameliyatların çoğu, anes­tezi ve reanimasyon hekiminin son derece dikkatli olmasını gerektirir; bu sayede ame­liyat sonrası bakımı kolaylaştırır. Bazı bü­yük ve ağır ameliyatlarda ise reanimasyo-nun bütün imkânları ortaya konur ve ba­zen hasta tam anlamıyle yeniden diriltilir. Suda veya havasızlıktan boğulmuş, zehirlen­miş, siniısel ve intanı sebeplerle komaya girmiş hastaların tıbbî reanimasyonunda cerrahî animasyonun metotlarına benzer metotlar kullanılır; sunî solunum, perfüzyon, kan değiştirme v.b. usuller uygulanır; bu arada hastalığın sebeplerini ortadan kaldı­rıcı ilâçlar (antibiyotikler, zehir gidericiler) verilir.
Reanimasyonun asıl amacı had solunum ye­tersizliği, kalp ritmindeki ve kan hacmin­deki bozuklukları tedavi etmektir.

Had solunum yetersizlikleri şu sebeplerden ileri gelebilir:

— mekanik lezyonlar (kaburga kırıkları, soluk borusu ve bronşlardaki yabancı ci­simler, plevra ve akciğerlerdeki yaralar, plevrada sıvı veya gaz toplanması);
— bazı hastalıklar (tetanoz, çocuk felci) ve bazı zehirlenmeler sırasında görülen solu­num kasları felçleri;
— solunum merkezlerinin zedelenmesi (elek­trik çarpması, zehirlenme). Solunum yeter­sizliğinin sebebi ne olursa olsun reanimas­yon iki esas harekete dayanır: üst solu­num yollarını tıkanıklıktan kurtarmak için trakeotomi veya trakea entübasyonu uygu­lamak ve hastaya sunî solunum yaptırmak. Trakeotomi lokal veya genel anestezi al­tında yapılır.

Bu ameliyat soluk borusu­nun ilk iki kıkırdağının ön çeperini kes­meğe, açılan delikten soluk borusu içine kauçuktan (Sjöberg kanülü) veya maden­den (Krishaber kanülü) bir kanül sokma­ğa dayanır.

Trakea entübasyonu da lokal veya genel anestezi altında uygulanır, önce bir larengoskop’un ucu ile gırtlak kapağı yuka­rıya kaldırılır ve gırtlak dili deliğinden içe­riye kauçuk bir tüp sokulur. Bu tüpün orta yerinde bir balon bulunabilir. Ağız sert bir kamille açık tutulur. Trakeotomi ile entübasyon arasında yapıla­cak tercih solunum yetersizliğinin tahminî süresine bağlıdır. Trakea entübasyonuna ço­ğu zaman yirmi dört saatten fazla daya­nılmaz. Bugün bütün reanimasyon merkez­lerinde sunî solunum aygıtları vardır. Bun­lar, trakeotomi veya entübasyon gerekti­ren iç solunum aygıtlarıdır. Kalp ritmi bo­zuklukları, bilinen veya farkına varılmamış bir kalp hastalığına, damar kolapsına ve­ya solunum darlığına bağlıdır;

— paroksistik bradikardiler, kulakçıkla ka­rıncık arasındaki sinir akımının tıkanma­sından ileri gelir. Kulakçıktan çıkan uyar­tılar karıncığa ulaşamaz; karıncık kendine has bir ritim (dakikada 20-40 vuruş) çarp­mağa başlar. Vuruş 30′dan aşağı düşerse kalp tamamen durabilir.
Bu bozuklukların tedavisinde damar içine izoprenalin klorhidratı şırınga edilir; kalp dıştan uyarılmağa çalışılır. Daha sonra bu gibi hastalar kendilerine bir kalp içi uyarıcı (pacemaker) takılmak üzere cerraha gönderilebilir;

— paroksistik taşikardiler, tedricî bir şe­kilde başlar ve ağır bir kalp bozukluğu bulunduğunu gösterir. Bu taşikardilerin en iyi tedavisi elektrik şokudur; şok, hasta­nın durumuna, vakanın âcil olmasına gö­re genel anestezi altında veya anestezi ya­pılmadan uygulanır. Yuvarlak iki elektrot göğüs üzerine yerleştirilir. Elektrik akımı, bir kondansatör deşarjından veya 50 fre­kanslı bir alternatif akımdan alınır. Şok süresinde hasta elektronik bir cihazla kont­rol altında tutulur. Bu cihaz elektrokardiyogramın değişikliklerini takip ederek bir kalp durması veya fibrilasyon halinde kal­bi yeniden harekete geçirir. Elektrik şo­kundan daha iyi sonuç almak için bazen damar içine prokainamid veya ajmalin şı­rıngaları tavsiye edilir;

— kalp durması, büyük atardamarlarda nabzın kaybolması ve dinlemede kalp ses­lerinin duyulmayışı şeklinde tarif edilir. Görünüşte hasta ölü gibidir, ama kalp çok yavaş ve etkisiz olarak atmağa devam eder. Bu durum çok âcildir, çünkü kalp durma­sı dört dakikayı aşarsa beyinde tamiri im­kânsız lezyonlar meydana gelir. Hemen kal­be dıştan masaj yapılmağa ve aynı zaman­da akciğerlere hava verilmeğe başlanır. Re­animasyon merkezlerinde kalp, dıştan ma­saj yerine, dıştan veya sondalama ile iç­ten verilen bir elektrik akımıyle canlan­dırılmağa çalışılır.

• Kan hacmi bozuklukları. Burada sadece had bir kanama veya bir şoktan ileri ge­len kansızlıklar söz konusudur. Had bir kanama karşısında yapılacak cerrahî mü­dahalelerle (penslerle, bağlama veya bas­tırmakla kanı durdurma) beraber, kaybedi­len kanın âcil olarak hastaya dışarıdan verilmesi düşünülmelidir. Re animasyonu ya­pan hekimin ilk hareketi acele olarak kan verilebilecek çapta bir toplardamar bul­mak, buraya iğneyle veya trokarla girmek­tir. Hastanın kan grubu tespit edildikten sonra aynı grup ve Rh’tan kan nakli ya­pılmalıdır; birinci şişe kan genel vericinin
(0 Rh—) kanından olabilir.

Kan bulun­madığı zaman ve özellikle şok hallerinde hastaya plazma vermek gerektir, çünkü şok damar çeperlerinden dışarıya plazma sız­masına, yani plazma’nın eksilmesine sebep olmuştur. Plazma yerine geçen maddeler reanimasyonda büyük faydalar sağlar; bu maddeler, böbreklerden atılması yavaş olan büyük moleküllü protein eriyikleridir. Plaz­ma ve onun yerine geçen maddelerin içinde kanın şekilli elemanları yoktur, fakat bu maddeler damar sistemi içinde kalan he­moglobinin taşınmasına yardım eder. Çe­şitli eriyikler ve bunların arasında özellikle yüzde 10-15′lik hipertonik glikoz serumla­rı kısa bir zaman için kan kitlesinin ek­siğini tamamlar, fakat böbrekten çabuk olarak dışarıya atılır.

Bir yandan kan hac­mi yerine getirilirken, bir yandan da kalp-damar kolapsı önlenmeğe çalışılmalıdır. Bu amaçla kamfre yağı, kafein, neosinefrin gi­bi kalp-damar analeptikleri sık sık kullanılır. Son zamanlarda metaraminol bitar-tarat, izoprenalin gibi kuvvetli ilâçlar bu­lunmuştur. Bu ilâçlar kullanılırken atarda­mar basıncı, toplardamar basıncı ve elektrokardiyogram devamlı olarak kontrol edi­lir. Böyle bir kontrol ise ancak reanimas­yon merkezlerinde mümkündür. En kuvvetli analeptik ilâçlardan biri böbreküstü hormonudur.

Hidrokortizon tuzlarıyle bun­ların damar içine şırınga edilebilen türev­lerinin etkileri de kuvvetlidir. Bazı vaka­larda fenotiyazin veya kloropromazin tü­revleri kullanılarak bir nöropleji meydana getirmek faydalı olabilir. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REANİMASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REAKTÖR

Tarih 25 Haziran 2009

REAKTÖR i. (fr. reacteur). Havc. Yakıt olarak çevre havayı kullanan ve pervane­lerin yardımı olmaksızın doğrudan doğruya tepki ile çalışan, iki ucu açık boru biçi­minde itici.
Bk. TEPKİLİ, PÜLSOREAKTÖR, STATOREAKTÖR, TÜRBOREAKTÖR.

— Nükl. içinde, fisyona uğrayarak (bk. ATOM), enerji üreten zincirleme bir tepki­me verebilecek bir madde bulunan cihaz. (Eşanl. Atom PİL’i.) [Bk. ANSiKL.]
|| Ha­vuzlu reaktör, içinde, fisyona uğrayacak maddenin daldırıldığı, hem soğutucu akış­kan, hem de biyolojik koruyucu görevi ya­pan sıvı bir yavaşlatıcı (su veya ağır su) bulunan nükleer reaktör.

— Petr. Cracking, reforming, alkiliasyon v.b. tepkimelerinin yapıldığı cihaz; içinde bir katalizör bulunan ve basınç altında tu­tulan silindir biçiminde bir hazneden mey­dana gelir.

— ANSiKL. Nükl. • ilke ve çalışma. Bir reaktör’ün vtya atom pilinin temel ele­manları şunlardır:
1. yakıt; bileşiminde, kozmik kaynaklı nöt­ronların reaktörde ilk tepkimeleri doğurabilmesi için, kolayca fisyona uğrayan bir madde bulunmalıdır. Kolayca fisyona uğ­radığı bilinen elementler şunlardıı: uran­yum 235 ( 235/92 U), tabiî uranyumda çok az miktarda (140 gr’da 1 gr) bulunan bu izo­top, kütle spektrografıyle izotop ayırma sırasında veya uranyum flüorür gazların yayınmasıyle elde edilebilir; uranyum 233, bir pilde toryum 232′yi nötronlarla bombar­dımana tutarak elde edilir; plütonyum 239 ( 239/94 Pu) tabiî uranyumun temel bileşeni olan bu izotop, pillerde uranyum 238′in (238/92 U) nötronlarla bombardımana tutul­masından elde edilir.

Demek ki reaktör yakıtlar, tabii uranyum (tabiî uranyumlu bir pil veya primer pil, hem enerji, hem de fisyona uğrayabilen bir yakıt 239/94 Pu üretir), 235 / U izotopu halinde zenginleştirilmiş uranyum ve plü­tonyumudur;

2. yavaşlatıcı (veya moderatör); nötronları atom çekirdeklerine çarptırarak, hızları or­tamın sıcaklığına tekabül eden termik çal­kalanma hızına eşit oluncaya kadar ya­vaşlatmağa ve böylece fisyonu meydana ge­tirebilecek ısıl nötronlar haline dönüştür­meğe yarar. Yavaşlatıcı, hafif çekirdekli elementlerden meydana gelmelidir; çünkü ağır bir çekirdeğe çarpan bir nötronun hızı değişmez.
Ayrıca, çarpmalar nötron­ların soğurulmasına yol açmamalıdır. Me­selâ su, nötronları soğursaydı iyi bir ya­vaşlatıcı olurdu: bu bakımdan, ancak zen­ginleştirilmiş uranyumla çalışan reaktörler­de kullanılabilir. Ağır su ise, tabiî uran­yumla çalışan reaktörler için çok uygun­dur. Ağır sudan daha az etkili olan gra­fitin tek üstünlüğü bol miktarda üretile-bilmesidir. Glüsin ve difenil de iyi birer yavaşlatıcı olabilir;
3. soğutucu akışkan; ısının işe dönüşümün­de yüksek bir verim sağlayabilmek için, yüksek sıcaklıklarda meydana gelen kalorileri mümkün olduğu kadar atmağa ya­rar. Su, ısı alışverişinde çek iyi bir etken olmakla beraber soğurucudur; ağır su, ta­biî uranyumla çalışan reaktörlerde basınç altında kullanılır.
Soğutucu, akışkan bir gaz, meselâ karbon dioksit olabilir; bu gaz, ısı alışverişinde pek iyi bir etken de­ğildir, fakat nötronları soğurmaz; soğu­tucu olarak, yüksek basınç altında hel­yum da kullanılabilir, ama pahalıdır. Ni­hayet, ısı alışverişinde çok güçlü etkenler olan sodyum, potasyum gibi ergimiş ma­denlerden de yararlanılabilir, fakat bunlar da dolaşım borularını aşındırır.

• Tabiî uranyumla çalışan bir reaktörün şeması. İçinde ağır su bulunan alüminyum­dan bir küvet içine, düşey olarak asılmış uranyum çubukları yerleştirilmiştir; bu çu­bukların her biri birçok eşmerkezli alü­minyum boru ile çevrilidir; borularda, açı­ğa çıkan kalorileri sıcaklık değiştiricisine ileten sıkıştırılmış gaz dolaşır. Alüminyum küvet, reflektör rolü oynayan bir grafit tabakasıyle çevrilmiştir; bu tabaka, tepkime ortamından kaçmağa çalışan nötronları ye­niden içeriye doğru fırlatır; böylece, fis­yona uğrayan maddenin kütlesindeki azal­manın önüne geçilir. Pilin içine az veya çok daldırılan kadmiyum çubuklar nötron­ları soğurur ve tepkimenin gidişini, dolayısıyle pilin gücünü ayarlar.

Reflektör, grafitte meydana gelen ısıyı bo­şaltan dökme demirden bir gömlekle ve za­rarlı ışımaları soğuran bir beton blokuyle çevrilidir. Şiddetli ışımalara tutulacak mad­deler, yan taraftaki bir kanaldan pilin içi­ne sokulur.

• Reaktörlerin kullanılması. Reaktörler, fisyona uğrayabilen maddeler (plütonyum, uranyum), bol miktarda radyoaktif izotop ve ısı enerjisi üretmekte kullanılır; bu ısı enerjisi, bir buhar (gemilerin itilmesi) veya gaz (uçakların itilmesi) türbiniyle mekanik enerjiye dönüştürülebildiği gibi, sırasında elektrik enerjisine de dönüştürülebilir.

• Geleceğin pilleri. Bugün, termonükleer reaktör’ler’in yapımı tasarı halindedir; bu reaktör, iki döteryum çekirdeğinin sente­ziyle bir helyum çekirdeği üretecek ve böy­lece kütleyi binde 1 oranında küçülterek çok yüksek enerji açığa çıkarabilecektir. Böyle bir tepkime, ancak bir noktadaki sıcaklık çok yüksek olduğu zaman sağla­nabilir; sonra bu sıcaklık yakıt kütlesinin içinde yayılır.
Ayrıca, sıvı hidrojenden bir u- mezonlar demeti geçirerek mezon hidrojen’nin elde edilebileceği de düşünülmektedir; bu mezon hidrojeni bir netron gibi davranacak ve bir döteryum atomunun bombardımanıyla 5 MeV’luk bir enerji açığa çıkararak bir helyum 3 atomu verebilecektir. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAKTÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANDOİN (Lucie)

Tarih 22 Haziran 2009

RANDOİN (Lucie), biyoloji ve sağlık uz­manı fransız kadın bilgin (Boeurs-en-Othe, Yonne 1888-Paris 1960), Albert Dastre’ın öğrencisi, önce çeşitli hayvan tür­lerinin kanındaki şekerleri inceledi, sonra araştırmalarını vitaminlere yöneltti, bes­lenmede denge ve dengesizlik kavramlarını ortaya koydu, 1942′de Besin Sağlığı Bilim­sel enstitüsü müdürlüğüne getirildi. Besin­lerin sağlık bakımından ıslahı ve diyeteti­ğin geliştirilmesinde büyük payı oldu. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDOİN (Lucie) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOTERAPİ

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOTERAPİ i. (fr. radiotherapie). X ışınlarının biyolojik etkisine dayanan te­davi usulü. (Eşant. RÖNTGEN TEDAVİSİ). || Temasla radyoterapi, organların veya ta­biî boşlukların yüzeysel lezyonlarına X ışın­larının uygulanması.
— ANSiKL. Tıpta ışınların gerek tahrip edici etkisinden (hücre eritici etki), gerek canlı dokular üstündeki değiştirici etkisin­den yararlanılır:
1. tahrip edici etki, yan yana bulunan hasta dokularla korunması gereken sağlam dokular arasındaki duyarlık eşitsizliğine da­yanır. Yeni oluşan bir dokunun (kanser) duyarlığı, doku tipine, hücresel bölünme etkinliğine (çoğalma göstergesi), yakındaki bağdokusunun durumuna göre değişir. Da­ha önce yapılan ışınlama, ışınduyarlığı ha­fifletir veya tamamen yok eder.

Pratik olarak, yakınındaki organlara ve deriye za­rar vermeden bir uru tahrip etmek için:
a. tüpün ucu deriden yeterli derecede uzak tutulmalıdır (en az 50-60 sm);
b. keskin bir. ışıma yani en az 200 kV’luk bir gerilim al­tında yayımlanan ışınlar kullanılmalıdır;
c. en çok soğurulan ışınları gidermek için ışınlar bakır gibi bir metalle süzülmelidir;
ç. ışın demetleri tedavi edilecek organın seviyesinde derinde çaprazlama kesiştiğin­den, küçük yüzeyli giriş kapıları kullanılmalı ve bunların sayısı çoğaltılmalıdır;

2. ışınların değiştirici etkisi (fonksiyonel radyoterapi), iltihaplı hallerde (kan çıbanı, şirpençe, adenopati, burun, boğaz ve badem­cik iltihaplanmaları v.b.), yaşatkan sinir sis­temiyle ilgili bazı hastalıklarda, bazı içsalgı bezi rahatsızlıklarında, eklem ağrıları, si­yatik, sinir iltihabı gibi hastalıklarda kulla­nılır. Kullanılan teknik tahrip edici radyo-terapidekinden tamamen farklıdır: bu teda­vide hafif dozlar, orta gerilim, hafif süzme ve az seans esastır. Bazı lezyonlar (lösemi, özellikle miyeloit lösemi) habis olmakla be­raber hiç değilse ilk ışınlamalara karşı çok duyarlıdır. Bu durumda tedavi hem tahrip edici, hem değiştirici tekniklerle yapılır.

• Temasla radyoterapi (Chaoul), toprağa bağlı uzun bir anodu bulunan özel bir araçla uygulanır. Kullanılan ışınlar çok de­rine gitmez, fakat şiddetlidir (60 ilâ 90 kV). Uygulama doğrudan doğruya lezyona te­mas suretiyle olur: dermatolojide, de­ri şişliklerinin yok edilmesinde, âğız boş­luğu, göden, dölyolu v.b. kanserlerinin te­davisinde kullanılır. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOTERAPİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOFİZİK

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOFİZİK sıf. (fr. radiophysique). Yük­sek frekans tekniğiyle ilgili bir fizik elayı için kullanılır.
* İ. Bu olayların genel olarak incelenme­si: Milletlerarası Radyo Bilimler birliği bir radyofizik komisyonu kurdu. (L)
RADYOFİZYOLOJİ i. (fr. radiophysiolo-gie). Tıp. Bk. RADYOBiYOLOJi.

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOFİZİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOAKTİFLİK

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOAKTİFLİK i. (radyoaktiften rad­yoaktiflik). Nükl. Bir atom çekirdeğinin, ta­necikler veya elektromagnetik ışımalar ya­yarak kendiliğinden parçalanması. (RADYO­AKTİVİTE de denir.) [Bk. ANSİKL.] || Rad­yoaktiflik sabiti, radyoaktif bir elementin kütlesinin bir saniyede parçalanabilen kesri.
— ANSiKL. Nükl. Radyoaktiflik olayını ilk defa 1896 yılında, H. Becquerel uranyum­da keşfetti. Tabiatta, kendiliğinden radyoak­tif olan bazı ağır çekirdekli elementler var­dır. Bunlar dört grupta toplanır:
1. radyum ailesi (grubu); bu grup uranyum 238 ile başlar ve art arda parçalanmalarla bu çekirdek, kararlı olan kurşun 206 haline dönüşür;
2. aktinyum serisi; bu seri uranyum 235 ile başlar, kurşun 207′ye dönüşerek biter;
3. toryum serisi, toryum 232 ile başlar, kur­şun 208 ile son bulur;
4. neptünyum serisi, neptünyum 237′den başlar bizmut 209′a dönüşerek biter.

Bu serilerde, radyoaktifliğin çeşitli tipleriy­le karşılaşılır:
1. alfa (a) radyoaktiflik, iki nötron ve iki protondan meydana gelen bir helyum çekirdeği yaymaktır. (Meselâ: 92u238- 90 Th234 + a.) Bu radyoaktiflikte çekirdeğin yükü, iki birim oranında eksilir;
2. beta (B) radyoaktiflik, bir pozitif ve nega­tif elektron yayımıdır. (Meselâ: 90Th234 91Pa234 + B .) Bu radyoaktiflikte, elektron eksi yüklü ise çekirdek yükü bir birim ar­tar, artı yüklü ise bir birim azalır;
3. gamma (y) radyoaktiflik, bir çekirdeği uyarılmış bir halden, daha az uyarılmış veya kararlı hale getiren elektromagnetik bir Işınım kuvantumunun yayımıdır. Radyoaktif dönüşümler az veya çok hızlı olur. Göz önü­ne alınan element çekirdeğinin yarısının parçalanması için gerekli süreye «periyot» denir. Dış etkenlerin hiç birine bağlı değil­miş gibi görünen bu periyot çekirdekten çekirdeğe çok değişir. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri (10-12 saniye) kadar sü­ren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşanlar da vardır. Nükleer tepkimelerde, tabiatta bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edi­lebilir. Joliot tarafından keşfedilen bu ola­ya sunî radyoaktiflik denir; tıpta ve meta­lürjide kullanılan bütün radyoaktif izotop­lar bu buluştan sonra elde edilebilmiştir.

• Radyoaktifliğin uygulamaları. Radyoak­tiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerin­den tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır; bu kontrolda, özellikle radyoaktif bir elementin radyoaktif olmayan bütün izotopiarıyle aynı kimsal özellikler göstermesinden yararlanılır. Bu özellikler belli atom gruplarının etiketlenmesine imkân vermiştir: böylece belli sayıda radyo­aktif atom taşıyan moleküllere «etiketlenmiş molekül» adı verilir. Burada radyoaktifliğin değişik bilim dallarındaki birkaç uygulama­sından söz edeceğiz.

a) Kimyada uygulamalar. «Işınım kimya­sı» adı altında yeni bir kimya dalı ge­lişmiştir. Bu dalın konusu ışıma altında gelişen yeni kimyasal tepkimelerin ince­lenmesidir. Böylece klasik kimyada bilin­meyen yüksek polimerler elde edilmiştir. Bu işlemlerde kobalt 60 gibi radyoaktif­lik derecesi çok yüksek kaynaklar kullanılır.
b) Biyoloji ve tarımdaki uygulamalar. Rad­yoaktiflik en geniş uygulamasını bu alanda bulur.
Etiketlenmiş moleküllerden metabolizmala­rın incelenmesinde yararlanılır. Bir bitkiye, içinde düşük oranda karbon 14 radyoaktif izotopu bulunan karbon dioksit. solunumu yaptırıldığında, bitkinin bünyesinde karbon izlenebilir.
Radyoaktif ışınımlar canlı hücreler üstünde çok büyük etkiler yapar; bu hücreleri önce değişikliğe uğratır; sonra da öldürür, insan için çok zararlı olan bu etkiler tarımda ya­rarlı sonuçlar verir. Böylece bu ışınımların etkisiyle değişime uğratılarak çok çabuk ol­gunlaşan yeni bir domates türü üretilmiştir. Bu yolla, iskandinav ülkelerinde domates ekimi çok geniş ölçüde geliştirilmiştir.

c) Tıbbî uygulamalar. Biyolojideki uygulamasıyle aynı ilkeye dayanır. Işınımla hücre­lerin yok edilmesi kanser ve tümör tedavisin­de bir metot haline gelmiştir; bu amaçla, uzun süredir X ışınları kullanılıyor. Fakat radyoaktif izotopların kullanılması bu meto­dun alanını çok genişletti. Hastalığın duru­muna göre mevziî bir uygulama (meselâ enjeksiyonla) yapılabileceği gibi bir dış ışınım kaynağı da (kobalt «bombası») kulla­nılabilir. Kobalt 60, fosfor 32, iyot 131 ve altın 198 tıpta en çok kullanılan izotoplar­dır. Bk. ALFATERAPİ, BETATERAPİ, RAD­YUM tedavisi. RADYOBİYOLOJİ, RADYO­TERAPİ.
ç) Metalürjideki uygulamalar. Radyoaktif izotoplardan, çeliğin kalıpta katılaşmasını metalürjik tepkimelerin kinetiğini v.b. ince­lemekte yararlanılır. Radyoaktif izotoplarla metallerin yayılması kolayca incelenir; me­selâ bir alaşımda bir metalin dağılımı filme alınabilir. Çok yoğun kobalt 60 kaynakları kullanılarak, büyük madenî parçaların rad­yografisi yapılıp hatalar bulunabilir.
d) Sanayideki çeşitli uygulamalar. Sıvıların seviyelerini ölçme âletleri, viskozimetreler gibi, ışınımın özelliklerinden yararlanan bir­çok cihaz yapılmıştır. Bir seviye kontrol âle­ti saydam olmayan kapalı bir kaptaki sıvının seviyesini belirlemeğe yarar.
Ayrıca bu ışınımlardan, seri halinde yapı­lan yassı parçaların kalınlıklarını ölçmede yaygın şekilde faydalanılır (bunun için par­ça ışınım kaynağıyle detektör arasına konur ve kalınlığın fonksiyonu olarak soğurulan ışınım miktarı ölçülür).
e) Öbür uygulamalar. Radyoaktiflik aynı za­manda tarih ve jeolojide de kullanılır. Ah­şap eşyanın veya kumaşların yapıldığı ta­rih, taşıdıkları karbon 14 miktarı tespit edi­lerek oldukça kesin bir şekilde bulunabilir. Bu usul, eski medeniyetlerin incelenmesinde büyük yararlar sağlar. (L)

RADYOAKTİVİTE i. (fr. radio-activite). Nükl. Bk. RADYOAKTİFLİK.

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOAKTİFLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADL (Emanuel)

Tarih 17 Haziran 2009

RADL (Emanuel), Çekoslovakyalı tabiat bilgini ve filozofu (doğ. Pyşely 1873-Öl. 1952). Prag’da Karel üniversitesinde tabiat felsefesi okuttu (1919′dan sonra).
Omur­galıların ve omurgasızların duyu organları üstüne fizyolojik ve anatomik araştırmalar yaptı ve sinir sistemiyle ilgili bir nazariye ortaya attı. Ayrıca tarihî, felsefî çalışma­lar da yaptı ve vitalistler, arasında önemli bir yer tuttu.
Eserleri: Zur Geschichte der Biologie Von Linne bis Darwin (Linnaeus’tan Darwin’e Kadar Biyoloji Tarihi üstüne) [1915], O Nasi Nyneişi Filosofii (Çağdaş Felsefe Üstüne) [1922], O Smyslu Naşich Dejin (Tarihimizin Anlamı Üstüne) [1925], Narodnost Jako Problem Vedicky (Bilimsel Mesele Olarak Milliyet) [1929]. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADL (Emanuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACOVİTA (Emil)

Tarih 17 Haziran 2009

RACOVİTA (Emil), romanyalt biyoloji bil­gini (Yaş 1868-Bükreş 1947). Paris’te hukuk ve fen fakültelerinden mezun oldu.
Yirmi yıl Banyuls-sur-Mer’deki Arago laboratuvarında müdür yardımcılığı yaptı. E.A. Martel’in yazılarını okuduktan ve Mallorca ma­ğaralarının birindeki yer altı suyunda küçük kabuklu bir hayvan bulduktan sonra deniz bilim ve deniz favnası ile ilgili çalışmala­rından vaz geçerek 1904′ten itibaren mağara hayvanlarını incelemeğe başladı. Az sonra, o sıralarda mağaracıl kınkanatlıları incele­meğe başlayan Rene Jeannel ile birlikte ça­lıştı. 1907′de Biyospeleoloji Sorunları Üstüne Denemeler’i yayımladı.
Bu eserle biyos-peleoloji’nin temellerini attı. Mağaracıl can­lılarla ilgili ilk dergiyi Jeannel ile birlikte kurdu. Racovita, eşbacaklı kabukluların in­celenmesi alanında uzmanlaştı. Banyuls, mağara favnasının incelendiği milletlerarası bir merkez haline geldi. 1920′de Banyuls’tan ayrılarak anayurduna gitti ve Cluj’da ilk speleoloji enstitüsünü kurarak müdür yardımcılığını Jeannel’e verdi. Bu iki biyo­loji bilgini isviçreli P.A. Chappuis ile bir­leşerek Romanya ve Balkan yarımadasındaki mağaraları incelediler. Racovita, mağara­lardaki hayat şartlarını, bu şartların canlılar üzerindeki etkilerini, yer altında ya­şayan organizmaların evrim şekillerini, üre­melerini, yeryüzündeki dağılışını ve zoolo­jideki sistematik yerini belirleyen ilk bil­gindir. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACOVİTA (Emil) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUAGLİARELLE (Gastano)

Tarih 16 Haziran 2009

QUAGLİARELLE (Gastano), italyan kim­yacısı (Salerno 1883 – Napoli 1957). F. Bottazzi’nin öğrencisiydi, 1926′da Napoli üni­versitesi biyolojik kimya profesörü ve aynı üniversitenin rektörü oldu. Lincei akade­misi millî üyeliğine ve senatörlüğe (1948-1953) seçildi. Canlı organizmalardaki sıvıla­rın incelenmesi, adale fizyolojisiyle ilgili meselelerde, önemli beslenme problemleri­nin ortaya konulması v.b. konularında kimyasal-fiziksel metotların uygulanması­na katkıda bulundu. (M)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAGLİARELLE (Gastano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSİKOLOJİ

Tarih 12 Haziran 2009

PSİKOLOJİ i. (yun. psykhe, ruh ve logos, bilim’den fr. psychologie). Ruhsal olgular bilimi. || Karakter: Bir roman kahramanının psikolojisi.
— Sosyol. Kolektif psikoloji, bir sosyal gru­bun «kolektif bilinç»iyle ilgili psikoloji. (Her şeyi bireyler arası ilişkiye indirgeyen kişilerarası psikoloji’den farklıdır.)
— Ansikl. Psikoloji terimi, XVI. yy.da or­taya çıktı (Melanchthon). XVIII. yy.da Wolf, antropolojiyi, somatoloji ve psikoloji olmak üzere ikiye ayırdı. Psikolojiyi de iki bölümde ele aldı: ampirik psikoloji ve ras­yonel psikoloji. İnsanları tanımak bakımın­dan pratik bir değer taşıyan ve halk arasın­da yaygın olan ampirik psikoloji insanlık kadar eskidir. Bu pratik psiokloji edebiya­tın tasviri psikolojisiyle gelişmiş ve bugün kullandığımız terimlerin çoğu bu kaynaktan çıkmıştır, öte yandan, zihin ve bilinç prob­lemlerine yönelen felsefe, psikolojiyi, ken­dine bağlı bir dal gibi ele aldı. özellikle Bergson’un eserlerinde bu durum açıkça görülür. Ama psikoloji, XIX. yy .dan sonra ayrı bir bilim dalı haline gelerek kendili­ğinden veya deneylerle yaratılabilen bilinç olgularının içebakışla incelenmesi üstünde temellendi, daha sonra da davranışların ve tavırların bilimi olmağa yöneldi. Watson’un bu anlayış içinde savunduğu teorik görüş, A.B.D.’de, «davranışçılık» adı altında, psi­kolojiyi bir karikatür haline getirir gibi ol­du. Çünkü davranışçılık, bilinç olgularına ve iç fizyolojik süreçlere yönelmeyi kesinlikle reddediyor; sadece dış belirtilere dayanarak gözlemler yapmayı kabul ediyordu. Bugün alman «Tiefenpsychologie»si veya sezgiye önem veren ve kavrama amacını güden «de­rinlikler psikolojisi» de felsefe dayanmak­tadır. Oysa, karşılaştırmalı psikoloji tabiat bilimlerine bağlanır: hayvan psikolojisi (zoo­lojik psikoloji), çocuk psikolojisi pedolojik psikoloji), ilkel insan psikolojisi (etno­lojik psikoloji), akıl hastaları psikolojisi (patolojik psikoloji), insan tipleri psikolojisi (farklar psikolojisi), kalıtım psikolojisi (ge­netik psikoloji) ve «etoloji» (karakterlerin farklılık açısından incelenişi) gibi. Deneysel psikoloji ve psikometri araştırmaları, Fechner’in psikofizik’i ile (1860) başladı ve fizik olgularla bilinç olguları (uyartı ve duyum) arasındaki ilişkilerin incelenmesine yöneldi (Wundt’un ilk laboratuvarı 1879′da Leipzig’de, ilk fransız laboratuvarı olan Beaunis ve Binet’nin Sorbonne’daki laboratuvarı ise 1889′da açıldı). Bu araştırmalar, uygulama­lara yol açan kanunların ve olguların bulun­masını sağladı. Bununla ilgili olarak deney­lerin uygulanması (testler) için duyu-hareket işlevlerini ve zihnî işlemleri ölçmeğe yarayan bir metodoloji temellendirildi. Da­ha çok eğitim alanında kullanılan bu psikoteknik, bağlaşıklık indisleri ve faktör analizleri sayesinde deneylerin taşıdığı değe­rin (uygunluk, geçerlilik) istatistik bakımın­dan denetlenmesiyle tamamlandı, insanın, gelişimi sırasında kendisini sosyalleştiren kolektiviteye bağlı bir organizma oluşu, dav­ranışların nazarî ve uygulamalı incelemesin­de iki ayrı alanın ortaya çıkmasına yol açtı: biyolojik alan (psikofizyoloji) ve sos­yal alan (psikososyoloji). Sovyet psikoloji­si, bilince büyük önem vermekle birlikte, yüksek sinir faaliyetini esas olarak ele alır; bu faaliyetin temeli Pavlov’un şartlandır­ma sürecidir; dil de, «ikinci bir işaret sis­temi» olarak sosyal şartlanmanın sonucu­dur. Bilimsel psikoloji’nin birçok uygula­ma alanı vardır:
1. eğitimde, pedagoji me­totlarının etkinlik bakımından incelenmesi, zekâ düzeyinin ve gelişiminin belirlenmesi, karakter bozukluklarının analizi, dil bozuk­luklarının düzeltilmesi;
2. sanayide, meslek seçme ve iş teşkilâtlandırılması;
3. askerlik­te, acemi erlerin belli yerlerde görevlendi­rilmesi ve kadroların düzenlenmesi;
4. ada­lette, suçları önleme, mahkûmların eğitimi;
5. nöropsikiyatride, teşhise ve psikoterapiye yardım; çeşitli ilâçların ve tedavi metotla­rının, özellikle ruhî cerrahlık müdahalele­rinin doğurduğu etkilerin belirlenmesi. Uy­gulamalı psikolojiyle uğraşanlar, bir de on­toloji kanunu kurma endişesiyle dernekler ve sendikalar halinde toplanmışlardır.
Böyle­ce, eğitim psikologları, danışmanlar, sanayi psikologları ve kliniklerde çalışanlar grup­lar halinde teşkilâtlandı. A.B.D.’deki Psikoloji derneğinin 1955′te 13 000 üyesi (pro­fesyonel, öğretici ve araştırıcı) vardı.
Bu­gün psikoloji biliminin başlıca alanları şun­lardır: hayvan davranışları (hayvan psiko­lojisi)] fizyolojik ve nörolojik incelemeler (psikofizyoloji); çocuktaki gelişmenin incelenmesi (psikogenetik [GENETİK PSİKOLO­Jİ]); çocuğun okul ve meslek bakımından yönlendirilmesi (psikopedagoji); çeşitli dav­ranışların, sinir sistemiyle ve özellikle dil ile ilişkilerinin ele alınması (psikolengüistik); acı duyma, yorgunluk v.b. hallerde gösteri­len çeşitli tepkilerin, kişisel performans’lar (icralar) arasındaki farkların (farklar psi­kolojisi) ve grup halindeki davranışların in­celenmesi (sosyal psikoloji). Psikolojinin ele aldığı bu yeni alanların kavlaklarında çeşitli bilimler ortaya çıkmıştır. Bu yeni bilimler arasında en önemlilerden biri, in­sanın makineye, makinenin de insana uyma­sını inceleyen bilimdir (ergonomi). Psiko­lojiye bağlı araştırmaların başka bir kolu da, şartlanmanın incelenmesine ve çocuğun tanınmasına yönelmiştir. Bu alanda, bilgi-işlem bakımından, elektronik tekniklerin or­taya çıkmasından faydalanılmaktadır. Nite­kim programlı öğretim, bu alana girer. Pskolojik bilimlerin her biri, bir yandan, insan davranışlarında, en genel kanuna uy­gun olanı, öte yandan da, bu genel kanun­dan ayrılarak tıbbın marazî diye nitelendir­diği davranışlara dayanan özellikleri kendi inceleme hedefleri olarak ele alır. özellikle farklar psikolojisi, zihnî yetersizlikleri (oligofreniler), nicelik bakımından farklı kılan yönü tespit eder. Bundan başka, sosyal psi­kiyatri de sosyal psikolojiye bağlanabilir. Nihayet, algılama, hafıza, zekâ v.b. fonksi­yonların ve öğrenme, alışkanlık v.b. davra­nışların eskiden beri yapılan deneysel ince­lenmesine, bunlarla ilgili bozuklukların in­celenmesi de eklenmiştir. Meselâ hafıza bozukluklarının incelenmesi, hafızanın bazı temel mekanizmalarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, bu vesileyle, yeni bir bilim dalı da doğmuştur. Bu bilim dalının amacı, bazı maddelerin davranış üstündeki etkisini sı­nıflamak ve ölçmektir. Bu yeni dal, psikofarmakoloji’dir. (->Bibliyo.) [L]

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKOLOJİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSİKİYATRİ

Tarih 12 Haziran 2009

PSİKİYATRİ i. (fr. psychiatrie). Akıl hastalıklarını inceleyen ve tedavi eden hekim­lik dalı.
— ANSiKL. Uzun zaman akıl hastalarının tabiatüstü bir kuvvetin etkisi altında ol­duğu zannedildi ve bu hastalar zaman ,zaman korku veya hayranlık uyandırdı. Or­taçağda bu halleri sihirbazlık, büyücülük veya şeytanla ilgili sayarlardı. Bununla be­raber akıl hastalarına insanlık duygusuyle ilk yardım eli bu çağda uzatıldı. XVII. -XVIII. yy.larda özel kurumların sayısı art­tı; amaç toplum içinde yaşayamayan akıl hastalarını barındırmaktı, ama bu insan­ların gerçekten hasta olduğu henüz kabul edilmiyordu. Ancak 1793′te Phillippe Pinel (1745-1826) bu hastaları doktorlara teslim etti ve Salpetriere bakımevindeki hastaları, ellerindeki, ayaklarındaki iplerden, zincir­lerden kurtardı. Bu tarih psikiyatri’nin baş­langıcıdır. Bundan sonra psikiyatride bü­yük ilerlemeler oldu.

Günümüzde, beden hastalıklarıyle akıl hastalıklarını birbirin­den ayıran, akıl hastalıklarını Hippokrates hekimliğinin dışında tutan ikili descartes’çı görüş kabul edilmemekte, tersine be­den ile ruhun ayrılmaz ve canlı bir bütün teşkil ettiği kabul edilmektedir. Psikiyatri «nevrozlar» ve «psikozlar» diye iki büyük grup hastalık kabul ederse de bunların ara­sında çok sayıda ara hal vardır. Hekim­liğin bu kolu çeşitli psikolojik, zihnî (ka­biliyet testleri, bilgi ve kişilik testleri, nakroanaliz, psikanaliz), biyolojik (lomber ponksiyon, elektroansefalografi, gazlı ansefalografi), cerrahî (vantrikülografi) araştır­ma yollarına başvurur; fizik tedavi (elek­troşok), ilâçla tedavi (psikotrop maddeler), psikanalizle tedavi gibi her gün biraz da­ha geliştirilen tedavi yollarından faydala­nır. Cerrahî de (psikoşirürji) akıl hastalık­larının tedavisinde yeni ümitler doğurmuş­tur.

• Sosyal psikiyatri, psikiyatrinin belirli iki alana uygulanmasıdır:
1. akıl hastalıklarına yakalanmış insanların toplum içindeki marazî davranışlarının incelenmesi (bu anlam­da sosyal psikiyatri, psikiyatri semiyolojisinin alanı içine girer);
2. akıl hastalıkları sosyolojisi, yani akıl hastalıklarıyle toplum olayları arasındaki ortak ilişkilerin ince­lenmesi. Akıl hastalıkları sosyolojisinin amacı, sosyal şartlar içinde, akıl hastalık­larının daha sık görüldüğü durumlarda en kötü hastalık etmenlerinin ortadan kaldi; rılması, toplulukların akıl sağlığını koru­yacak şehircilik programlarının uygulanma­sıdır. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKİYATRİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pozitif Felsefe Dersleri

Tarih 08 Haziran 2009

Pozitif Felsefe Dersleri (Cours de Philosophie Positive), Auguste Comte’un eseri (6 cilt, 1830-1842). Çeşitli derslerden mey­dana gelen bu eser, ahlâk ve din dışında bütün Auguste Comte sisteminin açıklama­sıdır, önce Comte, ünlü «üç hal kanunu»nu ortaya koyar. İnsan zihni, yapısı gere­ği, her araştırmasında art arda üç düşünme metodu kullanır. Bunların nitelikleri özce ayrı ve hattâ karşıttır: teolojik metot, ol­guları tanrısal nedenlerle açıklamaya dayanır; olguları tabiatüstü güçlerle açıkla­yan metafizik metot, çok kere birtakım ke­limeler söylemekten ileri gitmez («boşluk korkusu», «uyutucu etki» gibi); bilime ya­kışan tek metot olan pozitif metot ise, ol­guları aralarındaki bağlantıları göstererek açıklar; nedenleri değil, kanunları; «niçin»i değil, «nasıl»ı araştırır. Bu bilimsel görece­lik, Comte pozitivizmininin özünü meyda­na getirir.
Bundan sonra yazar, bir temel bilimler sı­nıflaması yapar. Bunlar basitten karmaşı­ğa doğru gitmektedir: matematik, astrono­mi, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji. En karmaşık bilimler, en basitlere dayanır. Bu aynı zamanda bilimlerin ortaya çıkma ve pozitif çağa (pozitif metodu kullanmaya) ulaşma düzenidir de; ayrıca bilimleri bu sıraya göre öğretmek gerekir; en soyut olanından (matematikten) en somut olanına (sosyolojiye) gidilir. Auguste Comte altı te­mel bilimi gözden geçirir. Böylece, daha sonra pozitif bir ahlâk ve dinin temeli olacak pozitif bir sosyolojinin kurulmasına ulaşmak ister. (->Bibliyo.) [L]

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pozitif Felsefe Dersleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTİER (Paul)

Tarih 06 Haziran 2009

PORTİER (Paul), fransız fizyologu (Barsur-Seine 1866-Bourgla-Reine 1962). Tıp ve fen doktoru oldu, Paris üniversitesinde kar­şılaştırmalı fizyoloji, İnstitut OcSanographique’te deniz hayvanları fizyolojisi okut­tu. Monaco prensi Albert I’in birçok gezi­sine katıldı.
Başlıca eserleri: Les Symbiotes (Ortakyaşaı’lar) [1918], Physiologie des Animaux Marins (Deniz Hayvanları Fizyo­lojisi) [1938], Biologie des Lepidopteres (Pulkanatlılar Biyolojisi) [1949]. Richet ile birlikte aşırı duyarlığı buldu. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTİER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLORİGENEZ

Tarih 03 Haziran 2009

POLORİGENEZ i. (fr. polarite, kutupsallık ve yun. genesis > fr. polarigenese’den). Biyol. Herbert Spencer’in biyolojik varsayımı; bu varsayıma göre, organizmalar özgül bir şekle bürünür ve bazı hallerde fizyolojik bi­rimlerin sahip olduğu kutupsal gelişme özel­liği sayesinde, noksan kısımlarını yeniler. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLORİGENEZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNCUS (Gregory Goodwin)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNCUS (Gregory Goodwin), amerikalı hekim (Woodbine, New Jersey 1903-Boston 1967). Corneli ve Harvard üniversitelerin­de okudu. Daha sonra Cambridge üniversi­tesinde ve Berlin’de Kaiser Wilhelm ens­titüsünde çalışmalarını sürdürdü. 1930′da Harvard’da biyoloji asistanı oldu. Daha sonra Worcester’daki Clark üniversitesinde misafir profesör olarak ders verdi. 1944′te H. Hoagland ile birlikte Worcester Deney­sel Biyoloji kurumunu teşkilâtlandırdı. Bu kurum steroid hormonlar ve memelilerde ço­ğalma üstüne yaptığı araştırmalarla dünya­ca ün kazandı. 1951′de Boston üniversite­sinde biyoloji profesörü oldu. Her yıl top­lanan Laurentia Hormon konferansını da ilk defa Pincus teşkilâtlandırdı ve konfe­ransın yıllık yayını olan Recent Progress in Hormone Research’ün (Hormon Araş­tırmalarında Son Gelişmeler) editörlüğünü yaptı. Pincus’un en önemli çalışması M. C. Chang, John Rock ve Celso-Ramon Garcia ile birlikte doğum kontrol hapını geliştir-mesidir.
1951′de Pincus ve Chang, gebeliği ağız yoluyle önleyecek bir ilâç üstünde çalışmağa başladılar. Bazı projestin hormonlarının, ağızdan alındığı zaman yumurtlamayı durdu­rarak gebeliği önlediğini gördüler. Bu ince­lemeler sonunda gebeliği önleyici ilâçlar arasında dünya çapında bir devrim sayılan doğum kontrol hapları ortaya çıktı. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNCUS (Gregory Goodwin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİL

Tarih 29 Mayıs 2009

PİL i. (fr. pile). Elektr. Kimyasal bir tep­kime sırasında açığa çıkan enerjiyi, doğ­rudan doğruya elektrik enerjisine dönüş­türen sistem. (Bk. ANSiKL.)

Gazlı pil. Bk. GAZ.
Güneş pili, güneş ışınlarını alarak elektrik akımı üreten, silisyumlu fotodiyot bataryası. (Yapma uydularda ener­ji kaynağı olarak kullanılır.) [Bk. ANSiKL.]
Kuru pil, elektroliti durgun olan pil.
ölçek pil, elektromotor kuvveti ölçmeğe ya­rayan pil: Weston ölçek pili.
Termoeelektrik pil, değişik cinsten iki . iletkenin, uçları ikişer ikişer birbirine değecek şe­kilde birleştirilmesiyle meydana gelen sis­tem; iletkenlerin değme noktalarında, sı­caklık farkına bağlı olarak bir elektromo­tor kuvvet meydana gelir.
Volta pili, bir sıvıya veya ayrı ayrı sıvılara batırılmış iki elektrottan meydana gelen ve bir elektro­motor kuvvet üreten sistem. (Volta pili, bugünkü elektrik pillerinin kaynağıdır.)
Yakıtlı pil, bir yakıtın yanmasından doğan kimyasal enerjiyi doğrudan doğruya elekt­rik enerjisine dönüştüren cihaz. Bk. AN­SİKL.
— Kim. Hidroelektrik piller teorisi. Bk. REDOKS.
— Nükl. Atom pili veya nükleer reaktör, atom fisyonundan yararlanan enerji kay­nağı. (Bk. ANSiKL.)
Yenileyici pil, uran­yum 235 (veya plütonyum) tüketiminden doğan açığın, uranyum 238′deki nötronların yakalanma siyle oluşan plütonyumla denge­lendiği özel atom pili. (Yenileyici piller, yakıt bakımından büyük bir tasarruf sağla­dığı için çok ilgi çekicidir. Yakıt yenilen­mesinde, toryum yoluyle uranyum 233 olu­şumundan da yararlanılır.)
elektrik pilleri
— ANSiKL. Elektr. Bir hidroelektrik pil, aralarında bakışımsız (iki elektrodu ayrı) bir voltametre bulunan bir iletkenler zin­cirinden meydana gelir. İlk pili Volta yap­mıştır (1800); bu pil, hafif asitli su emdi­rilmiş çuha veya karton rondelalarla bir­birinden yalıtılan, yuvarlak bakır ve çinko levhalar dizisinden meydana gelmişti. Son bakır levha son çinko levhaya bağlandığın­da madenî telden akım geçiyordu. Bu pilin sakıncalarını (asitli suyun sızarak kısa dev­re yapması) gidermek için Cruikshank, asitli su dolu bir çanak içine yatırılmış bir pilden meydana gelen çanaklı pil’i yaptı. 1826′da Becquerel, akım verildiği zaman bu pillerin elektromotor kuvvetinde mey­dana gelen azalmayı, dokunma yerlerin­deki bir değişikliğe, özellikle pozitif elekt­rot üzerinde elektroliz sonucu hidrojen ka­barcıkları birikmesine bağlayarak açıkladı. Elektrotlardaki bu kutuplaşmayı azaltmak için, hidrojen birikintilerini dağıtacak ok­sitleyiciler katmak gerekir. Bunun için, sıvı (kromik asit, potasyum bikromat, nitrik asit) ve katı (kurşun dioksit veya manganez dioksit) kutuplaşma önleyici maddeler ka­tılmış piller yapıldı. Poggendorff 1842′de potasyum bikromath pil’i tasarladı; bu pil, sırasıyle Grenct, Ducretet ve Trouve tara­fından geliştirildi. Bikromath pilin klasik tipi şöyle yapılmıştı: pozitif kutup vazifesi gören karni kömüründen iki levha, negatif kutup vazifesi gören bir çinko lamanın iki yanına yerleştirilmişti; üçü birden, potas­yum bikromatm asit çözeltisi içine daldı­rılıyordu. Madenî levha çözeltiye daldırılır daldırılmaz, şu tepkimeler sonucu akım meydana geliyordu: bir potasyum ve krom çift sülfatı oluşurken, tepkimede açığa çı­kan oksijen hidrojenle birleşerek kutuplaş­mayı önler. Elektromotor kuvveti 2 V olan bu pillerin debisi oldukça yüksektir. Bunsen pili’nde (1842), kutuplaşma önleyici olarak nitrik asit kullanılır. Kutuplaşma ön­leyicisi bir tek katı maddeden meydana ge­len piller arasında en kullanışlısı Leclanche pili’dir (1868); amonyum klorür eriyiği içine daldırılan bir çinko çubuk negatif kutup görevi yapar; ortada gözenekli bir kap veya bezden bir torba bulunur; bunun içine karni kömüründen bir çubuk (pozitif kutup) konup etrafına basınçla manganez dioksit doldurulur; elektromotor kuvveti 1,5 V olan bu pil, düşük şiddette akım üre­tir. Zil, telefon gibi kesik akımlı işlerde kullanılan bu pil Fery tarafından geliştiril­miştir. Fery pili’nde, bir çinko levhadan meydana gelen negatif elektrot kabın di­bine yatay olarak konur; pozitif elektrot, katalizör görevi yapan gözenekli kömürden yapılmıştır; elektrolit yine amonyum klorür çözeltisidir; sıvının üst kısmında eriyen ha­vanın oksijeni, kutuplaşma önleyici rolü oynar. Aynı ilkeyle, soğurucu (odun tala­şı) veya jelatinli bir maddeyle elektroliti durgun hale getirilen ve cep fenerlerinde kullanılan kuru pirler yapılır. Ayrıca, iki sivili kutuplaşmayan piller ger­çekleştirilmiştir; bu pillerde elektrotlar iki ayrı madenden yapılmıştır ve her biri ya­pıldığı maden tuzunun eriyiği içine daldı­rılır. Bu tür pillerden ilki 1836′da ortaya çıkan Daniell pili’din çinko sülfat; eriyiği bulunan bir kaba bir çinko çubuğu (nega­tif kutup) batırılır; bu kap içine konan gö­zenekli bir başka kapta doymuş bakır sül­fat eriyiğine batırılmış bakır bir silindir (pozitif kutup) vardır. Bu pil, 1,08 V’luk bir elektromotor kuvvet verir. Derişmeli (yoğunlaşmalı) piller de kutup­laşmayan pillerdendir; her iki elektrot da aynı madenden yapılır ve her biri bu ma­den tuzunun farklı derişiklikte eriyiklerine batırılır. Elektromotor kuvvet, eriyiklerin derişiklik derecesine bağlıdır; pil akım ve­rirken daha az derişik eriyikte bulunan elektrot (negatif kutup) erir; pozitif kutbu meydana getiren öbür elektrotun kütlesi, içinde bulunduğu daha derişik eriyik zara­rına artar; böylece her iki eriyiğin deri­şiklik derecesi eşit hale gelir. Gazlı piller’de (Grove, Gaugain, Zeuger) [Bk. GAZ, ANSiKL. Teknol bölümü.] elekt­rotlara gaz emdirilmiş ve bu elektrotlar ba­sınçlı bir gaz içine yerleştirilmiştir. Eri­yiklerin pH’ı derişmeli pillerden türeyen pillerle ölçülebilir (bunların elektrotları hidrojen içine konmuş platin levhalardan meydana gelir; iki levha, H+iyonu bakı­mından farklı derişiklikte iki eriyiğe batırı­lır). Bir pilin, elektromotor kuvvet, di­renç gibi sabitleri geleneksel metotlarla öl­çülebilir. Karşı koyma metodunda, Daniell pili, Lamiter Clark pili, JVeston pili gibi kutuplaşmayan ölçek pillere başvurulur; Weston pilinde, sodyum malgaması (nega­tif kutup), kadmiyum sülfat ve elektromo­tor kuvveti 2ü°C’ta 1,01830 V olan civa sülfat (pozitif kutup) bulunur.
meteoroloji uydusu Tiros Güneş Pilleri
Piller teorisi. Helmholtz tersinir piller için termodinamik bir teori tasarladı; bu teori, pil içinde meydana gelen enerji alış­verişine dayanır. Pillerin elektromotor kuv­vetinin, her elektrodun içinde bulunduğu eriyikle dokunma yüzeyinde, elektrottan eri­yiğe ve eriyikten elektroda iyonların geçme­sine dayandığı kabul edilerek, iyon teori­leri kurmak (Nernst) mümkün olmuştur. Elektromotor kuvvetleri düşük (1 V sevi­yesinde) ve dirençleri fazla (1 ohm seviye­sinde) olduğu için, piller zayıf güçte üre­teçlerdir; pilleri seri veya paralel bağlaya­rak bataryalar yapılabilir. Verdikleri enerji çok pahalıdır (bir dinamonun enerjisinden en az yirmi kat daha pahalı). En büyük avantajları taşınabilir olmalarıdır. Piller, tele­fonda, telgrafta, zillerde ve cep lambaların­da kullanılır; bunların yerine çoğu zaman akümülatörler tercih edilir. Ayrıca, elekt­roliz olayları meydana gelmeyen bazı üre­teçlere de «pil» denir: termoelektrik piller, fotoelektrik piller gibi. Yakıtlı p/Z’lerde, elektroliz olayındaki dö­nüşümün tersi meydana gelir. Bu piller, ha­reketli parçaları olmayan, verimi yüksek, sessiz ve bir bütün halinde üreteçlerdir. Çoğunda yakıt olarak hidrojen kullanılır; fa­kat hidrokarbonlarla, metanol, amonyak ve metollerle çalışan çeşitli örnekler de var­dır. Ancak bu pillerin yapımında daima güçlüklerle karşılaşılır.
Güneş pillerinin çalışma ilkesi, transistörlerin ilkesine benzer. Bu piller, yarı iletken cisimlerin monokristallerinden mey­dana gelir. Meselâ, iki bölgeye ayrılmış bir silisyum levha kullanılabilir: bu bölgeler­den biri ışık alır ve yabancı madde olarak bor taşır, yani P tipindendir; N tipinden olan ikinci bölgede ise yabancı madde ola­rak fosfor atomları vardır; P bölgesine gelen fotonlar silisyum atomlarına çarparak elektronları koparır; bu elektronlar, bütün yerleri tutulmuş olan N bölgesine giremez ve P tabakasında kalarak boşlukları dol­durur. Bu olayın sonucu olarak, iki bölge arasında 0,56 V’luk bir potansiyel farkı şeklinde ortaya çıkan bir elektron denge­sizliği meydana gelir. N bölgesine madenî bir levha, P bölgesine bir halka yapıştırı­larak bu potansiyel farkı toplanır. Bu şe­kilde düzenlenen güneş pillerinin verimi, yüzde 15 gibi yüksek bir seviyeye ulaşır, fa­kat maliyet fiyatlarının yüksekliği yüzünden henüz kullanmağa elverişli değildir.
— Nükleer. Atom pili. Bir uranyum veya plü­tonyum çekirdeğinin fisyonu sırasında bü­yük miktarda enerji açığa çıkar. Ayrıca yeni fisyonlara yol açabilecek birçok nöt­ron yayılır. Böylece zincirleme bir tepki­me doğar. Bu tepkime kontrol edilebilecek kadar ağır gelişirse bir atom pili elde edi­lir. eneda serbest kalan enerji ısı şek­linde açığa çıkar ve bir akışkanın (gaz, sıvı veya ergimiş maden) dolaşımıyle ısı pil­den alınır. Pillerin çok değişik tipleri var­dır. Meselâ bazı pillerde nötronlar, yavaş­latıldıktan sonra (ağır su veya grafitle), bazılarında da hızını kaybetmeden kullanı­lır. Fisyona uğrayan madde, tabiî uran­yum, plütonyum veya tabiî uranyumdan da­ha iyi özellikleri olan uranyum 233 ve uranyum 235 gibi izotoplar olabilir. Meselâ bir uranyum 235 çekirdeğinin fisyonu sıra­sında ortalama 2,5 nötron yayılır. Bunlar hızlı nötronlardır ve bir kısmı yeni fisyon­lara yol açar. Fakat genellikle bunların sayısı (büyük tedbirlerle saf uranyum 235′-in kullanılması dışında) çok düşüktür. Bu yüzden, uranyumun fisyonunun etkin süre­sini uzatmak için, nötronları yavaşlatma yollan aranır; bu amaçla uranyum, hafif çekirdekli bir ortam (su, ağır su, berilyum, grafit) içinde yayılır. Yavaşlatma sırasında nötronlar, pil malzemesinde, özellikle uran­yum 238 içinde yakalanarak kaybolur. Nöt­ronların bir kısmı da pilin dışına çıkar. Bu yüzden, zincirleme tepkimeyi meydana ge­tirmek için bir nötronu korumak güçleşir. Bu koruma için şu şartlar gereklidir:
1. nötronların pil dışına kaçışını azaltan ve «kritik hacim» denilen minimum bir ha­cim;
2. fazla miktarda nötron soğuran bazı ele­mentlerden (bor, hafniyum v.b.) temizlen­miş ve «nükleer saflık» denilen çok yüksek saflık derecesine getirilmiş malzemeler;
3. uranyum ve yavaşlatıcının en uygun şe­kilde yerleştirilmesi;
4. pili saran ve kaçacak nötronların bir kısmının çarparak geri dönmesini sağlayan, genellikle grafitten yapılmış bir reflektör. Bu şartlar, tabiî uranyum yerine 235 izo­topu veya plütonyumla zenginleştirilmiş uranyum kullanılırsa daha basitleşir; çünkü bu durumda nötron fazlalığı ve reaktiflik daha büyüktür. Pil, içine konan ve nöt­ronları soğuran bir maddeyle kontrol edilir. Bu alanda en çok kullanılan madde kad­miyumdur. Bu kontrol, fisyonda nötronların bir kısmının belli bir gecikmeyle (gecik­meli nötronlar) yayılmasına bağlıdır. Ge­ciken nötronların sayısı, bütün fisyon nöt­ronlarının yüzde birinden azdır; fakat reak­tiflik yeterince zayıfsa, nötronların 1 da­kikaya ulaşan gecikmelerinin kadmiyum kontrol çubuğunun yer değiştirmesiyle kü­çük reaktiflik değişimini dengeleyebilmesi için bu sayı yeterlidir.
• Atom pillerinin kullanılması. İlk atom pilleri, plütonyum üretmek için yapılmıştı. Plütonyum, uranyum 238′den bir nötron alarak meydana gelir. Bu madde ile atom bombası yapılabilir ve zaten ilk defa bu alanda kullanılmıştır. Plütonyum ayrıca, büyük bir reaktiflik taşıyan ve ikincil pil denilen yeni pillerin yapımında kullanıla­bilir; fakat kısa bir süre sonra pillerin kul­lanma alanları genişlemiştir. Radyoaktif izotopların hazırlanması. Tıpta, biyolojide v.b. kullanılan bu maddeler, ge­nellikle kararlı bir elementi pil içinde belli bir süre ışımaya tutarak elde edilir. Mese­lâ kobalt 60, kütle numarası 59 olan klasik madenî kobaltı ışımaya tutarak üretilir. Işımadan faydalanma. Pil, özellikle nötron bakımından çok yoğun bir ışıma kaynağıdır; bunlardan, fizik, teknoloji, biyoloji deney­lerinde yararlanılır. Meselâ fizikte yavaş­latılmış nötron*lar, katıların magnetik ya­pısını incelemekte kullanılır, öbür deney­ler, yoğun ışımaya tutulan malzemenin tepkisini incelemek amacını güder. Gerçek­ten birçok madde bu ışımanın etkisiyle önemli dönüşümlere uğrayan fiziksel ve me­kanik özellikler taşır. Bu olayın incelen­mesi, daha güçlü pillerin yapımı bakımın­dan önemlidir. Biyolojide, ışımaların yol açabileceği değşinimler incelenir; fakat pil­lerin temel uygulama alanı enerji üreti­midir. 1939′da birkaç fizikçinin dikkatini çeken bu üretim şekli, ancak 1954′ten son­ra gerçekleşmiştir. Bu enerji, gerek bir atom motorunun, gerek elektrik üreten sa­bit bir tesisin çalıştırılmasında kullanılır. Bir atom santralının çalışma ilkesi basit­tir: bir akışkan (gaz, sıvı, ergimiş maden) fisyonla yüksek bir sıcaklığa ulaşmış uranyum içinde dolaştırılır. Bu şekilde ısı­nan akışkan, ısı değiştiricilerinden geçer ve orada birkaç yüz derece sıcaklıkta su bu­harı üretir. Bu buhar, kömürle çalışan ter­mik santraldaki gibi kullanılır. Bu teknik en kolay olanıdır, fakat dünyanın her ya­nında, verimi daha yüksek başka tip santralların kurulmasına çalışılmaktadır. Mese­lâ Amerika’da yavaşlatıcı olarak sudan fay­dalanan bir pilin kullanılması düşünülmek­tedir. Bu su, pilin çalışması sırasında kay­namağa başlar ve elde edilen buhar doğru­dan doğruya bir türbini çalıştırmak için kullanılır. Çeşitli ülkelerde başka ilkeler de incelenmektedir (meselâ asıltı halinde dolaştırılan uranyumla yapılmış pil)-. 1 gr uranyum fisyonunun 3 ton kömürün yanmasıyle elde edilen enerjiyi verdiği bilinir­se, atom enerjisinin olağanüstü imkânları kolayca anlaşılır.
Teknisyenlerin amaçlarından biri, uran­yumun mümkün olduğu kadar fazla kısmı­nın fisyona uğrayabileceği piller yapmaktır, atom pili Tabiî uranyumdan faydalanan bir pilde uranyumun yalnız çok küçük bir kısmı kul­lanılabilmektedir. Gerçekten yalnız uranyum 235 (yüzkırkta bir kısmı) doğrudan doğruya zincirleme tepkimeye girer. Uygun miktarda kullanılınca zincirleme tepkime durur. Pi­lin ömrü, uranyum 238 içinde nötron yakalanması sonucunda meydana gelen plütonyumla uzatılır; fakat nötronları soğuran bazı fisyon ürünlerinin etkisiyle doğan pil zehirlenmesi, uranyumdan fay­dalanma oranını düşürür. Bununla birlikte gerçekten uranyumun büyük kısmını kulla­nacak pillerin yapılması mümkün görül­mektedir. Bunun için yenileyici piller de­nilen ikincil pillerde, uranyum 235 veya da­ha elverişli olan uranyum 233 veya plüton­yumla (primer pil denilen pil de toryumdan elde edilir) zenginleştirilmiş uranyum kul­lanılır. Bugün bir atom santralıyle sağlanan elektriğin fiyatı küçük çapta geleneksel te­sislerden sağlanan elektriğe göre daha yük­sektir. Fakat yeryüzü, geleneksel yakıtlar­dan çok daha büyük rezervleri olan yeni bir enerji kaynağına kavuşmuştur. Gerçek­ten fisyonla elde edilecek enerji rezervle­rinin kömürden ve diğer fosil yakıtlardan çıkarılan enerji kaynaklarından yirmi beş defa fazla olduğu tahmin edilmektedir. Bir atom motoru aynı ilkelere göre çalışır. Personeli ışımaya karşı korumak için atom pilini çok büyük bir İcap içine yerleştirmek gerektiğinden, atom motoru ancak büyük boyutlu taşıtlarda kullanılabilir; bu yüzden otomobillerde kullanılması mümkün görül­memektedir. A.B.D.’de atom denizaltıları (Nautilus) ve Rusya’da bir buzkıran ya­pılmıştır. Atom motorunun ilgi çekici yön­lerinden biri, taşıtın çok uzun süre yakıt ikmali yapmadan gidebilmesini sağlaması ve denizaltılarda yakıt artığı bırakmamasıdır.
• Tarihçe. Fisyon, 1938′de alman Hahn ve Strassman tarafından keşfedildi. Bu yeni olay, Fransa’da Halban, Joliot-Curie, Kowarski, F. Perrin ekibi, ingiltere’de Frisch, Amerika’da Feımi tarafından incelendi. Da­ha 1939′da fransız ekibi, nötronların fisyon sırasında yayıldığını ve sayılarının bir zin­cirleme tepkime doğurmağa yeterli oldu­ğunu ispatladı. Bir ağır su ve uranyum bü­tünü içinde zincirleme bir tepkime mey­dana getirmek için planlar yapıldı. Bu ça­lışmalar 1940 haziranında kesildi. Ameri­ka’da Fermi, 2 aralık 1942′de Chicago’da ilk atom pilini yaptı. Bu pil 50 ton uran­yum ve 500 ton grafit yığını halindeydi. Bu deneyin başarıya ulaşması Amerika hükü­metini askerî amaçlarla nükleer araştırma­lara çok büyük ölçüde maddî imkân sağ­lamağa yöneltti. Plütonyum üretmek için düşünülen piller Hanford’da yapıldı. Bu ilk plütonyum, atom bombası yapımında kullanıldı, ikinci Dünya savaşından sonra, büyük ülkeler (Amerika, Rusya, İngiltere ve Fransa) atom enerjisini geliştirme prog­ramları hazırladı. Birkaç kW gücündeki de­ney pilini daha güçlü yeni deney pilleri iz­ledi. 1955′te Amerika’da bir atom denizaltısının ve Rusya’da küçük bir elektrik sant­ralının (5 000 kW) çalışmağa başlamasıyle enerji üretimine geçildi; sonra ingiltere’de 1956′da yaklaşık olarak 500 000 kW gücün­de bir santral kuruldu. 1940′tan sonra çe­şitli ülkelerde çalışmalara devam edildi. 1955′te toplanan Cenevre konferansında, bütün ülkelerin bilim adamları aldıkları so­nuçları tartıştılar. Bu konferans, barışçı amaçlarla kullanılacak atom enerjisi devri­ni açtı. 19567da Birleşmiş Milletler bünye­sinde bir Milletlerarası Atom ajansı kurul­du.

+ Pilli sıf. Pili olan, pille çalışan: Ben önde, Nezir arkada, çamurlu yoldan, yağ­mur yiye yiye elimdeki pilli fenerin ışığın­da yürüyoruz (R.H. Karay). Pilli radyo. (LM)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAGET (Jean)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAGET (Jean), isviçreli psikolog ve pe­dagog (Neuchâtel 1896). özellikle çocukta düşünce ve dilin gelişimiyle ilgilendi; çocu­ğa has, özel şekilleri ve gelişim «basamak­lar»ı olan bir düşünce tipinin varlığını öne sürdü. Une Forme Verbale de la Comparaison chez l’Enfant (Çocukta Karşılaştır­manın Sözlü Bir Şekli) [1921]; Çocukta Dil ve Düşünce (Le Langage et la Pensle chez l’Enfant) [1923]; La Representation du Mon­de chez l’Enfant (Çacukta Dünyanın Tas­viri) [1926]; Le Jugement Moral chez l’Enfant (Çocukta Ahlâkî Yargı) [1932]; La Naissance de Vİntelligence (Zekânın Do­ğuşu) [1936]; La Formation du Symbole (Sembolün Oluşumu) [1945]; La Psychologie de Vİntelligence (Zekâ Psikolojisi) [1947]; İntroduction â l’Epistemologie Genetique (Genetik Epistemolojiye Giriş) [1950]; Les Transformations des Operations Logigues (Mantık işlemlerinin Değişimi) [1952] adlı eserleri vardır.
1957′de Etudes d’Epistemologie Genetique (Genetik Epistemoloji in­celemeleri) adlı bir diziye başladı. 1963′te Traite de Psychologie Experimentale’in (De­neysel Psikoloji) ilk cildi yayımlandı (9 cilt), bu eseri daha sonra Paul Fraisse ile birlikte tamamladı (1963-1966). Aynı zaman­da bazı epistemoloji meselelerini (mantık, matematik, fizik, biyoloji, insan bilimleri) halkın anlayabileceği bir dille basitleştirerek Louis de Broglie ve Andre Lichnerowicz ile birlikte Logique et Connaissance Scientifique (Mantık ve Bilimsel Bilgi) [1967] adiyle yayımladı. Eserlerinin önemi günden güne artmaktadır. Bk. Genetik BİL­Gİ KURAMI. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAGET (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYSA

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYSA i. («kese» anlamında yun. k.). Ak­ciğerli karındanbacaklı yumuşakça. (Physidae familyasının örnek tipi.)
— ANSİKL. Physa’nın kavkısı sola eğik sarmal, ince, parlak ve saydamdır; çenesi­nin üst tarafında telsel bir uzantı bulunur; örteneğinde kavkısının son sarmalının dış yüzüne yayılan parmaksı uzantılar yer alır. Dünyanın her tarafında tatlı sularda ya­şar (jüra devrinden beri fosili görülür). Physa’lar gibi sola eğik sarmal kavkılı karındanbacaklılar çok nadir olduğu için büyük bir biyolojik ilgi konusudur. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİGMENT

Tarih 27 Mayıs 2009

PİGMENT i. (lat. pigmentum, boya maddesi’nden fr. k.). Biyokim. İçinde bulun­duğu dokuları renklendiren ve genellikle protit yapısında olan çeşitli maddelere ve­rilen ad. Bk. ANSiKL.
— Bot. Bitkisel pigmentler. Bk. ANSiKL.
— Res. Kullanılan asıltı ortamlarında eri­meyen veya boyayıcı nitelikleri ya da yük­sek örtme özelliği sebebiyle, korumak ve­ya süslemek amacıyle yapılan boya ve sı­vaları hazırlamakta kullanılan kuru, çoğu zaman ince toz halindeki madde.
Sert­leştirilmiş pigment, içine sertleştirici mad­de katılmış pigment.
Bileşik pigment, içine, sırf teknik sebeplerle bazı sertleştirici veya yardımcı maddeler eklenmiş pigment.
Madenî pigment, genellikle mekanik, çok nadir olarak da kimyasal bir usulle elde edilen ve koruma (aşınmaya, yenmeye karşı) veya süsleme (tunç rengi vermek) boyalarında kullanılan maden veya alaşım kaynaklı pigment.
Pigment macunu, pig­mentlerin bazı ezme sıvılarıyle karıştırıl­masından elde edilen macun.
— ANSİKL. Biyokim. Pigment’ler, bitki ve­ya hayvan dokularında erimiş halde, yahut billûrlaşmış veya şekilsiz tanecikler halin­de bulunur. Pigmentlerin biyolojik rolü ço­ğu zaman bilinmemektedir: meselâ deride ve saçlarda bulunan melanin, bitkilerin renkli kısımlarında bulunan antosiyanin bunlar arasındadır. Buna karşılık, bazı pig­mentlerin ne işe yaradığı bilinmektedir: meselâ bitkilerde yeşil pigment, yani klo­rofil, kandaki kırmızı pigment, yani he­moglobin ve türevleri, öd ve sidik pigment­leri bu arada sayılabilir. Pigmentlerin bir­çoğu solunum içinde, yani oksijen taşımada rol oynar; bu nitelik, moleküllerinde bir metalin bulunmasından ileri gelir: bu me­tal, hemoglobin için demir, klorofil için magnezyum, kabuklardaki hemosiyanini i-çin bakırdır v.b.

— Bot. Bitkisel pigmentler. Bitkilerde, ce ğişik renkler veren pigmentler bulur Bunlar arasında baş yeri klorofil alır; üstü yapılı bitkilerin ve bunlar aracılığıyle ha] vanların beslenmesinde klorofil baş rolü oynar. Gene bitkilerde bulunan ksanto: bazı kuru yapraklara ve karotene sarı re» gi verir. Suyosunlarında klorofilin yanı sı­ra fikoeritrin (kırmızı suyosunlan), fikc • santin (esmer suyosunlan), fikosiyanin (rr vi suyosunlan) gibi pigmentler de bulunur; bu pigmentler, yeşil bitkinin faydalar dığı ışıktan farklı dalga uzunluğu olan di­ğer ışınlarla gelen ışık enerjisini soğurma imkânını verir. Çiçeklerin rengi ise kofa larda genellikle eriyik olarak bulunan pig­mentlerden (antosiyanin) ileri gelir ve ba­ların rengi ortamın asit derecesine göre değişir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGMENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİSTİON

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİLİSTİON Bursalı veya İznikli, yunan mimografı; Augustus ve Tiberius devrinde yaşadığı sanılır. Sophron’un üstün bir se­viyeye çıkardığı eski yunan mim sanatını canlandırdı. Biyolojik Komediler adını verdiği bir dizi bürlesk sahnelerden meydana .gelen komedileri, dayanılmaz şaklabanlık­ları ile ün kazanmıştı. (l)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİSTİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERUTZ (Max Ferdinand)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERUTZ (Max Ferdinand), avusturya asıllı ingiliz kimyacısı (Viyana 1914). önce Vi-yana’da daha sonra da, Cambridge’te oku­du. 1937′de Cambridge üniversitesi Tıbbî Araştırmalar Enstitüsü Molekül Biyolojisi bölümünün başına getirildi. O zamandan sonra kendisini hemoglobin araştırmaları­na verdi. 1947′de Cambridge’e gelen yar­dımcısı Kendrew ile birlikte, X ışınları kırınmasıyle yapılan analiz metodu sayesin­de, hemoglobin’in ve yine küre biçiminde bir başka protein olan miyoglobin’in üç boyutlu yapısını kesinlikle ispatladı. Bu iki araştırmacı 1962′de Nobel Kimya ödülünü kazandılar. (L)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUTZ (Max Ferdinand) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEREZ

Tarih 14 Mayıs 2009

PEREZ (Antonio), ispanyol devlet adamı (Monreal de Ariza, Aragon 1539′a doğr. -Paris 1611). Dışişleri bakanıyken Felipe II’ nin danışmanı oldu. Don Juan’ın sekreteri Escobedo’nun entrikalarını meydana çıkardı ve onu öldürttü (31 mart 1578). Kendisi de ölüme mahkûm olunca Aragon’a sığındı; Engizisyonun hışmına uğrayınca Zaragoza halkına seslendi ve bir halk ayaklanmasına yol açtı (1591). Sonra Fransa’ya çekildi. (L)

PEREZ (Charles), fransız zooloji bilgini (Bordeaux 1873 – Paris 1952). 1921′de Paris Fen Fakültesi Zooloji kürsüsünde profesör oldu. Genel biyoloji kanunlarıyle ilgilendi, deniz favnası, asalaklık ve bazı hayvan gruplarıyle ilgili birçok olayı inceledi. (L)

PEREZ (Isaac Lebosh), Yiddişce ve İbranîce yazan hikayeci ve şair (Lublin yakınları, Polonya 1851-01. 1915). 1876′dan itibaren Varşova’da İbranîce çıkan başlıca dergilerde çalıştı. Eserlerinde orta avrupa yahudi geleneğinin kaynaklarından yararlandı. (L)

PEREZ (Jose Joaquin), şilili siyaset adamı (Santiago 1800-ay.y. 1889). Fransa’da (1829), Arjantin’de (1836), A.B.D.’de elçilik yaptı. Maliye (1845-1849), içişleri ve dışişleri bakanı (1849), Montt’dan sonra cumhurbaşkanı (1861-1871) oldu. Din alanında hoşgörü siyaseti takip etti, bir ticaret kanunu yayımlattı. (L)

PEREZ (Pedro), ispanyol mimarı (öl. Toledo 1291). Fransız asıllı olduğu sanılan mimar Martin’in tasarladığı ve 1227′de yayımına başlanan Toledo katedralinin mimarıdır (1234). [L]

PEREZ CAS AS (Bartolome), ispanyol bestecisi ve orkestra şefi (Lorca 1873 – Madrid 1946). İlk müzik eğitimini büyükbabası Ju-an de Casas’tan gördü. Madrid konservatuvarına devam’etti. 1909′da bir nefesli sazlar topluluğu, 1915′te de Madrid Filarmoni orkestrasını kurdu. 1936′ya kadar bu orkestranın şefliğini yaptı. Orkestra şefi olarak çağdaş ispanyol müziğini ve yabancı müziği tanıttı. En önemli eseri A mi Tierra (Toprağıma) [1898] adlı senfonik süitidir. (L)

PEREZ DE AYALA (Ramon), ispanyol yazarı (Oviedo 1880 – Madrid 1962). Bilgiç ve alaylı üslûbuyle dikkati çeken romanlar yazdı: La Pata de la Raposa (Tilki Pençesi) [1912], Belarmino y A polon io (Belarmino ve Apolonio) [1920], Luna de Miel, Luna de Hiel (Balayı, Keder Ayı). Yazarlığa bir şiir kitabiyle başlamıştı (La Paz del Sendero [Yoldaki Huzur], 1904); bunu El Sendero Andante (Yürüyen Yol), El Sendero innumerable (Anlatılamayan Yol) [1916] gibi başka şiir kitapları takip etti. 1942′de Arjantin cumhuriyetine yerleşti. (L)

PEREZ DE GUZMAN (Alonso), El Bueno denir, ispanyol savaşçısı (Leon 1256 -Sierra de Gaucin, Malağa 1309), Castilla valisi Pedro de Guzman’ın evlilik dışı oğlu. önce Fas’ta hizmet gördü, İspanya’ya döndükten sonra, kralın kardeşi Don Juan’ın ayaklandırdığı Magrıplılarla savaştı, Tarifa’da kuşatıldı, teslim olmağa yanaşmadı, Cebelitarık çevresindeki harekât sırasında yaralanarak öldü. (L)

PEREZ DE GUZMAN (Fernan), Batres senyörü, Castilla’lı tarihçi (1376 – 1458′e doğr.). Aragon’da elçilik (1421) yaptı, Magrıplılarla savaştı (1431), kralın önünde Merida kumandanı Juan de Vara ile kavga ettiği için tutuklandı. Batres’deki topraklarına çekildikten sonra Kral Juan 11 Tarihi adlı bir eserle manzum bir tarih yazdı: Loores de los Claros Varones de Espana (İspanya’nın Büyük Adamlarına övgüler). [L]

PEREZ DE HİTA (Gines), ispanyol yazarı I Mula 1545′e doğr. – Murcia 1619′a doğr.). Las Guerras Civiles de Granada (Granada îç Savaşları) adlı iki bölümlük (1595 ve 1604) bir eser yazdı. İlk bölüm Granada Magrıplılarının, Granada’ya hâkim oldukları Tarihten, başkentin hıristiyanlar tarafından fethedilmesine kadar (1492), kendi aralarındaki çekişmelerini ve içten içe bölünmelerini anlatır. Hita, tarihî konuya . kendi renkli ve hayal dolu romansı bir hava katar. İkinci bölüm, Felipe II devrinde Magrıplıların baş kaldırmasını anlatır. Bu savaşa katılan yazar, tarihî olayları birinci bölüme kıyasla çok daha yakından takip etmiştir. (L)

PEREZ DEL PULGAR (Hernan), El de Las Hazanas denir, ispanyol savaş adamı (Ciudad Real 1451-Granada 1531). Magrıplı-lara karşı kazandığı başarılar dolayısıyie kral tarafından şövalyeliğe yükseltildi. Kari V’in emriyle, 1527′de, Breve Parte de las Hazanas del Excelente Nombrado Gran Capitan (Gonzalvo de Cordoba’nın Yaptığı Başarılı Savaşlar) adlı eseri yazdı. (L)

PEREZ DE MONTALBAN (Juan), ispanyol yazarı (Madrid 1602 – ay.y. 1638). İlâhiyatçıydı. Engizisyon ile arası iyi olduğu için, Lope de Vega’nın etkisi altında yazdığı birçok tiyatro oyununu temsil ettirdi. Dramları: Autos Sacramentales (Dinî Oyunlar) ve özellikle La Monja Al) er ez ve Los Amantes de Temel (Teruel’in Sevgilileri) [1638]. Orfeo adlı şiiri yanlış olarak Lope de Vega’ya mal edildi. Para Todos (Herkes için) [1635] adlı eseri yüzünden Queve-do’nun hücumuna uğradı. (L)

PEREZ DE OLİVA (Fernan), ispanyol hümanisti (Cordoba 1494′e doğr. – ay.y. 1533). Paris’te (1523-1525), sonra Salamanca’da dersler verdi ve rektörlük yaptı. Sophokles, Euripides, Plautus tercümelerinden başka, Castilla nesrinin ilk örneklerinden biri olan Dialogo de la Dignidad del Hambre (İnsanın Değeri) adlı bir diyalog yazdı. (L)

PEREZ ESCRİCH (Enrique), ispanyol romancısı (Valencia 1829 – Madrid 1897). özellikle töre romanları yayımladı: Las Obras de Misericordia (Merhametin Ürünleri) [1864- 1865]; La Mujer Adultera (Kocasını Aldatan Kadın) [1864]; La Caridad Cristiana (Hıristiyan Yardımseverliği) [1879]. (L)

PEREZ GALDOS (Benito), ispanyol romancısı (Las Palmas, Kanarya adaları 1843 – Madrid 1920). 1870′te ilk (La Fontana de Oro [Altın Çeşme]), 1871′de ikinci (El Au-daz [Cesur Adam]) romanını yayımladı. Ama ancak 1876′da töre romanı Dona Perfecta ile ilk büyük başarısını kazandı. Sonra, birçok bakımdan Balzac’m Comedie Humaine’nine benzeyen büyük bir edebî anıtın üstünde yarım yüzyıl, ara vermeden çalıştı. Bu büyük eser her şeyden önce XIX. yy. ispanya’sının (Trafalgar’dan Canovas’a kadar) hareketli tarihini çizen romanlaştırılmış destan Episodios Nacionales’in (Millî Kahramanlıklar) 43 kitabını kapsar. Kitaplardan bazıları birer şaheserdir: Bailen (1873); Zaragoza (1874); Zumalacarregui (1898); Espana Sin Rey (Kralsız ispanya) [1908]. Perez Galdos’un birçok töre romanı vardır; en önemlileri: Gloria (Zafer) [1877]; La Familia de Leon Roch (Leon Roch Ailesi) [1887]; Fortunata y Jacinta (1887); Angel Guerra (Savaş Meleği) [1891] ve ö-zellikle Madrid’deki yoksul insanların etkileyici ve korkunç bir tablosu olan Misericordia (Acıma) [1897]. Galdos’un başlıca nitelikleri, hareket ve Dickens’ınkiyle karşılaştırılmasına yol açan nükte ile iyimserlik karışımıdır. Tiyatro eserleri de yazdı: Etectra (1900) ve Casandra (1905). [L]

PEREZ LUGİN (Alejandro), ispanyol yazarı (Madrid 1870 – El Burgo, La Çoruna 1926). «Don Pio» takma adiyle gazetelerde boğa güreşleri üstüne yazılar ve yorumlar yayımladı. 1915′te çıkan La Casa de la Troya (Troya’nın Evi) adlı romanı geniş ilgi uyandırdı. Bu roman Santiago de Compostella’da, öğrenci çevrelerinin gündelik yaşamasını dile getirir. Gurrito de la Cruz (1921) adlı eseri boğa güreşleriyle ilgilidir, öbür eserleri: La Corredoira y la Rua (Evin önü ve Sokak) [1923]; La Virgen del Rocio ya Entro en Triana (Rocio Bakiresi Triana’ya Girdi) [1929]. (L)

PEREZ PETİT (Victor), Uruguay’lı yazar (Montevideo 1871 – ay.y. 1947). Jose* Enrique Rodo, Carlos ve Daniel Martinez Vigil ile birlikte 1895′te Revista Nacional de Literatura’yı (Millî Edebiyat Dergisi) kurdu. Pek çok kitap yazdı. Bunların arasında parnassos’çulardan etkilendiği, Joyeles Barbaros (Vahşî Mücevherler) [1907]; hikâyelerini topladığı Gil (1905); Zola’mn etkisi açıkça görülen Entre los Pastos (Yiyecekler Arasında) adlı romanı ve Cobarde (Yüreksiz) [1894] adlı dramı sayılabilir. (M)

PEREZ PUJOL (Eduardo), ispanyol hukukçusu (Salamanca 1830 – Valencia 1894). Historia de las İnstituciones Sociales de la Espana Goda (Gotik Ispanya’daki Sosyal Kurumların Tarihi) [1896] adlı önemli bir eser yazdı. (l)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEREY (Marguerite)

Tarih 14 Mayıs 2009

PEREY (Marguerite), fransız kadın fizikçi (Villemomble 1909). Paris’teki Radyum enstitüsünde Marie Curie’nin özel laborantıydı (1929), 1940′ta Bilimsel araştırmalar millî merkezinde çalışmağa başladı. 1949′dan beri Strasbourg Fen fakültesinde nükleer kimya profesörüdür. Çeşitli tabiî ve suni radyoaktif maddelerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri üstüne araştırmalar yaptı. 1939′da, 87 atom numaralı kimyasal element olan fransiyum’u buldu. Marguerite Perey, Bilimler akademisine seçilen (1962) ilk kadındır. (L)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREY (Marguerite) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENİSİLİN

Tarih 11 Mayıs 2009

PENİSİLİN i. (fr. penicilline). Mikrobiyoloji , Eczc. ve Ted. Penicillium notatum,\m (mantar) metabolizma ürünlerinden elde edilen antibiyotik.

Yarı sentetik penisilin, penisilin çekirdeğine, uygun bir sentetik grubun eklenmesiyle elde edilen penisilin.

— ANSlKL. Mikrobiyoloji Mikroskopik mantarların (küfler) antibiyotik etkisi çok eskiden beri bilinmekle beraber, penisilinin bulunuşunu Flemming’e (1928), geniş ölçüde üretilmesini de amerikan sanayiine (1943) borçluyuz. Penisilin, Gram pozitif bakterilere (stafilokok, streptokok, pnömokok, tetanos basili, difteri basili, gazlı kangren basili), spirillere (özellikle frengi mikrobuna), gonokok ve menengokoklara karşı etkilidir. Buna karşılık tüberküloz basili ile Gram negatif basillere (tifo basili, kolibasiller v.b.) etkili değildir. Penisilin, bakteriler üstüne üremeyi durdurucu, öldürücü ve eritici etki gösterir. Buna karşılık, toksinleri yok edici nitelik taşımadığı için toksinlerden ileri gelen hastalıklarda (tetanos, şarbon, difteri) başarı sağlamaz. Ayrıca bazı bakteri cinsleri zamanla penisiline alıştığı, yani penisiline karşı direnç kazandığı için bu çeşit mikroplara (stafilokok, gonokok) karşı ilâcın etkisi azalmakta ve ilk zamanlarda kullanılan dozlardan çok daha yüksek dozların kullanılması gerekmektedir.

— Eczc. ve Ted. Penisilinin sentezi ilk defa 1946 yılında laboratuvarda gerçekleştirildi; bu sayede kimyasal yapısı da belli oldu. Bununla beraber penisilinin biyolojik usullerle elde edilmesi daha ucuzdur, önce penicillium notatum kültürlerinin hava ile temas eden yüzey kısımlarından elde edilen penisilin, bugün kültürlerin derin kısımlarıy-le de hazırlanmakta, bu da maliyet fiyatını son derece düşürmektedir. îlk metotla birçok izomerden meydana gelen renkli bir ü-rün elde ediliyordu; bugünkü metotlarla, penisilin G denilen daha etkin, daha dayanıklı ve saf bir penisilin elde edilmektedir. Sodyum ve potasyum tuzu halinde kullanılan bu toz milletlerarası bir standarda göre titre edilir.

Penisilinle tedavisinin başarısı, bu ilâcın kandaki ve organik sıvılardaki yoğunluğuna bağlıdır; onun için başlangıç dozları yüksek olmalı, penisilin vücuttan çabuk atıldığı için devam dozları da sık verilmelidir. Bu sakıncalar, penisilinin yavaş soğurulan (yağlı eriticiler) veya vücuttan yavaş atılan (po-livinil-pirolidon) yahut güç eriyen (prokain-penisilin) çözeltiler halinde verilmesiyle kısmen telâfi edilir. Diğer penisilinler özellikle bazı dokularda (msl. akciğer) yerleşir. Saf bir penisilinle yağlı penisilinlerin karışımına bipenisilin denir; bu karışımla başlangıç dozu da, devam dozu da bir defada şırınga edilebilir.

Penisilin, kas içine veya omurgaya şırınga edilmek üzere 100 000, 200 000, 500 000 ve 1 milyon ünite olarak kapalı şişeler içinde piyasaya sunulur. Ayrıca sindirim salgıları tarafından bozulmayan bazı türevleri ağız yoluyle verilir. Nihayet penisilin lokal olarak merhem, fitil, ovüî v.b. şeklinde de kullanılır. Çok defa sülfamitlerle ve başka antibiyotiklerle, meselâ streptomisinle beraber verilir.

• Yarı sentetik penisilin. Penisilin çekirdeği ortaya çıkarılıp saf halde elde edildikten sonra yarı sentetik penisilinlerin yapımı mümkün oldu. Bu yeni antibiyotikler üç gruba ayrılır:

1. tabiî penisilinlere benzeyen ve ağız yoluyle etkili olan yarı sentetik penisilinler. Penisilin G gibi bakteri öldürücü olan bu penisilinler, tıpkı onun gibi penisilinaz’a karşı da hassastır; fakat penisilin V gibi asit ortamda da etki gösterdiğinden ağız yoluyle verilebilir. Fenitisilin, propisilin ve klome-tosilin bu çeşti penisilinlerdendir;

2. penisilinaz’m etkisine dayanıklı olan penisilinler. Penisilinaz üreten stafilokoklara karşı etkilidir. Başlıcaları metisilin, oksalin ve kloksasilin’dir. Bakteri öldürücü etkileri penisilin G’nin aynıdır, onlardan fazla olarak penisilinaz yapıcı stafilokoklara karşı da etkilidir;

3. geniş etkili penisilinler. Penisilin çekirdeği bulunduktan sonra elde edilen en ilgi çekici ilerlemelerden biri, 1961′de Doyle tarafından yeni bir bileşiğin bulunmasıdır. Bu bileşik, tabiî penisilinlerin Gram pozitif koküs ve bakterilere karşı da kuvvetli bir etkiye sahiptir. Geniş etkili penisilinlerin ilki olan ampisilin, bakteri intanlarının kimyasal tedavisinde önemli bir adım olarak kabul edilebilir. (L)

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENİSİLİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Halikarnassos

Tarih 08 Mayıs 2009

Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.

Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.

M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.

Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.

Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.

Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.

Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.

Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.

Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.

1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.

Edebi Hayatı

1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAY GONİ (Antonio)

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAUD (Alphonse)

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü.
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAS, PENATES

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m)

PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri.

— ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENARROYA-PUEBLONUEVO

Tarih 08 Mayıs 2009

PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENANG

Tarih 08 Mayıs 2009

PENANG, esk. Prince of Wales, Malezya’da (Petıang eyaleti) ads, Malakka boğazında; Malezya yarımadasından ve Penang eyaletinin karadaki kısmından Penang boğazı ile ayrılır; 227 km2; 262 700 nüf. Yükseltisi 900 m’yi bulan ve kauçuk ağacı çiftlikleri kurulmuş ormanlarla kaplı olan yüksek tepeler, adanın en canlı kısmı olan kıyı ovalarına hâkimdir; pirinç ve hindistancevizi tarımı, balıkçılık. Karabiber, karanfil ve hindistancevizi başlıca ticaret ürünleridir. Başlıca şehri, George Town. (L)

PENANG, Malezya’da eyalet, Malakka boğazı kıyısında; iki kısımdan meydana gelir. Penang adası ve ona bağlı küçük adalar; kuzeyde, doğuda ve güneyde Kedah eyaletiyle sınırlı olan kara parçası; 1036 km2; 642 200 nüf. Merkezi, George Town. Tepelerdeki büyük tarım işletmelerinde kauçuk üretimi, kıyı ovalarında pirinç ve hindistancevizi yetiştiriciliği başlıca tarım faaliyetidir. Sanayi Butterworth’da ve özellikle George Town’da toplanmıştır.

— Tar. 1786′da Kedah sultanının izniyle İngilizler tarafından işgal edilen Penang, 1800′de bir ingiliz himaye bölgesi haline getirildi; 1826′da Straits Settiements’e girdi. Straits Settlements’ın dağılmasından (1946) sonra Penang Malezya federasyonuna katıldı (1948). [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENANG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELSENEER (Paul)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELOUSE, PELOUZE

Tarih 08 Mayıs 2009

PELOUSE (Leon Germain), fransız ressamı (Pierrelaye, Seine-et-Oise 1838-ay.y. 1891). lle-de-France ve Normandiya manzaralarını canlandıran tablolarıyle tanınır {Orman içi, Louvre). [L]

PELOUZE (Theophile Jules), fransız kimyacısı ve fizikçisi (Valognes 1807-Paris 1867). 1836′da Almanya’ya gitti. Orada Liebig ile çalıştı. Daha sonra College de France’ta Thenard’m yerini aldı. Petrollerin bileşimini inceledi. Bütün organik asitlerin sentezini sağlayan genel bir tepkimeye dayanarak hidrosiyanik asitten formik asit elde etti. 1834′te nitrilleri buldu ve 1836′da gliserinin bir alkol olduğunu ispatladı. 1839′da, Geliş ile birlikte bütirik asit mayalanmasını keşfetti. Fremy ile birlikte Traite de Chimie Analytique (Analitik Kimya İncelemesi) [1847-1850] adlı bir eser yayımladı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOUSE, PELOUZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM

Tarih 08 Mayıs 2009

PELOR i. İskorpitgillerden kemikli balık; Hint okyanusunda bulunur. (L)

PELORİ i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorie). Bot. Normal yapısı birbakışımlı olan bir çiçek tacının aktinomorf olması. (Yüksükotu, nevruzotu gibi bitkilerde peloriye rastlanır.) [L]

PELORİA çoğl. i. (yun. k.). Esk. Yun. Zeus Pelorios (dev Zeus) onuruna yapılan Tesalya şenlikleri. (Şölen sırasında efendilerle köleler arasında fark gözetilmezdi.) [L]

PELORİTANİ, italya’da kütle. Sicilya’da, adanın kuzeybatısında, Akdeniz kıyısındaki Calava burnu ile Taormina yakınındaki Sant’Andrea burnu arasında. Billûrlu kayalardan meydana gelen ve kenar kısımları ikinci zaman kalkerleriyle örtülü olan kütle çok vahşî görünüşlüdür; geniş ve düz vadiler üzerinde yüzey şekilleri ansızın yükselir; yamaçlar hemen tamamıyle çıplaktır. (L)

PELORİZM i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorisme). Çiçekleri birbakışımlı olan bazı bitkilerde aktinomorf çiçeklerin belirmesi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELOPS

Tarih 08 Mayıs 2009

PELOPS. Yun. mit. Peloponnesos’a adını veren kahraman, Frigya kralı Tantalos’un oğlu. Babası onu parçalara bölerek bir ziyafette tanrılara sundu. Zeus Pelops’u diriltti ve Demeter’in yediği omuzunun yerine fudisinden bir omuz verdi; Pelbps Elis’ten Pisa’ya gitti. Burada, kral Oinomaos, kızı Hippodamea ile evlenmek isteyenleri araba yarışına çağırıyor ve yenerek öldürüyordu. Pelops, Poseidondan aldığı bir kanatlı at veya Oinomaos’un arabacısının yardımıyle yarışı kazandı, Hippodameia’nm babasını öldürerek onunla evlendi ve kral oldu. Manisa (Sipylos) dağının bir çukurunda Pelops’un tahtı, Elis Olympia’sındaki Altis adlı kutsal koruda da mezarının bulunduğu söyleniyordu. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİOT (Paul)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİOT (Paul), fransız sinoloğu (Paris 1878-ay.y. 1945). Hanoi’de, Uzakdoğu Fransız okulunda cince profesörlüğü yaptı (1901), Orta Asya’da arkeolojik keşiflerle görevlendirildi (1906-1909); VI. ve XI. yy.-dan kalma cince, tibetçe, türkçe, sogdca ve ibranice metinler buldu. College de France’ta profesör (1911) ve Societe Asiatique başkanı (1936) oldu. Başlıca eserleri: Les Grottes de Tuenhuang (Tuenhuang Mağaraları) [1920-1924], Jades Archaiques de la Chine (Çin’de Eski Yeşim Taşları) [1925], La Mission Pelliot en Asie Centrale (Orta Asya’da Pelliot Misyonu) [1924], Les Mongols et la Papaute (Moğollar ve Papalık) [1922-1923]. (L)

Soğdca:
Soğdca Orta Asya’da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil.

9′ncu yüzyıla kadar ipek yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuştur. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişlerdir.

Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistanın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil vardır. Afganistan ve Tacikistan’ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşamaktadır. Ancak 10.yy.’dan itibaren Anadolu’ya Türk ve Moğollar’ın önünden gelerek yerleşen Soğd kabilelerinden bazıları dillerini kısmen sürdürmektedirler. Kars, Ankara(Haymana), Adapazarı(Akyazı) Soğdca’nın yaşadığı bilinen son varislerinin yerleşim yerleridir.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİOT (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİ dağı veya PİLLİ dağı, Van gölü gündeyinde Güneydoğu Toroslar’ın yüksek bir doruğu; yüksl. 3 060 m. (M)

PELLİONELLA i. Kurtçuk iken kürkleri ve postları kemiren güve. (ilmî adı Vinea pel-lionella. Güvegillerden.) [L]

PELLİONİA i. Guzelyapraklı sürüngen ot. (Isırgangillerden.)
— ANSiKL. Pellionia’mn çiçekleri iki evcikli, yaprakları kısa bir sapın ucunda çifttir. Asya’nın tropikal bölgelerinde yirmi beş kadar türü yetişir. Çinhindi’nde yetişen iki türü limonluklarda sarmaşık gibi yetiştirilir. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİCO (Silvio)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİCO (Silvio), italyan yazarı (Saluzzo 1789-Torino 1854). Oldukça sıkı bir din eğitimi gördü, fakat Lyon’da kaldığı sırada akılcı ve liberal fikirlere yöneldi. Milano’ya dönünce Monti ve Foscolo ile ilişki kurdu. Birkaç başarısız trajedi yazdı. Yurtseverlik duygularını işleyen Francesca da Rimini (1815) adlı eseriyle ün kazandı.
Zengin bir ailenin yanında eğitmen oldu. Madam de Stael, Schlegel, Thorvaldsen ve Francesca da Rimini’yi İngilizceye çeviren Byron ile tanıştı. Milano’da çıkan İl Conciliatore gazetesinde romantizm üstüne birkaç makale yazdı. Carbonaro olabilmek için hangi şartları yerine getirmek gerektiğini soran bir mektubu postaya vermek ihtiyatsızlığında bulundu. Bu yüzden tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı (1820). 1822′de cezası on beş yıl ağır hapse çevrildi. Bu cezayı Spielberg’teki Brno hapishanesinde çekti. 1830′da aftan yararlandı, Torino’ya yerleşti. Le Mie PrigionVyi (Hapisteki Hayatım) [1832] yayımladı. Hapiste çektiği acıları dile getiren eserde, gençliğindeki hıristiyan inançlarına döndüğünü açıklar. O zamandan sonra liberal hareketler ve yurtseverlik hareketlerine karışmadı. Hayatının son yıllarında, Torino’da marki Barolo’nun yanında kütüphane memuru olarak çalıştı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCO (Silvio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİCAN, PELLİCİER

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİCAN. Bk. KURSCNER (Conrad). PELLİCER (Carlos), meksikalı şair (Mexico 1899). özellikle Villa Hermosa’da Venta parkını kurarak önemli müze faaliyetlerinde bulundu. Gerçeküstücülüğün etkisiyle tropikal dünyaya, kolomböncesi efsanelere yöneldi (Colores en el Mar y Otros Poemas [Denizin üstündeki Renkler ve Başka Hikâyeler], 1921; Practica de Vuelo [Uçmağa Çalışmak], 1956; Con Palabras y Fuego [Kelimeler ve Ateşler], 1963). [L]

PELLİCİER veya PELLİSSİER (Guillau-me), fransız rahip ve diplomatı (Manguio 1490′a doğr. Montferrand, Montpellier 1568). Maguelonne piskoposu (1529) idi. François I tarafından önemli görüşmeleri yürütmekle görevlendirildi: Cambrai antlaşması (1529), geleceğin Henri H’sinin Catherine de M6dicis ile evlendirilmesi (1533). Venedik’te elçilik yaptı (1540-1542). Sonra piskoposluğuna döndü. Geniş kültürü, liberalizmi, dünya hayatına bağlılığı, Rabelais’yi koruması, Protestanlara karşı hoşgörülü davranmasıyla örnek bir hümanist din adamıydı

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCAN, PELLİCİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİA, PELLİBRANCHİATA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİA i. Ağaçların üzerinde çok görülen yapraklı ciğeryosunu. (L)

PELLİBRANCHİATA çoğl. i. Arttansolun gaçlı yumuşakçalar grubu; elysia’lar gibi sahici solungacı ve sırt kabarcığı bulunmayan, solunumunu bütün vücut yüzeyini saran kirpiklerle yapan yumuşakçaları kapsar. (Bu küçük grup böylece hem tectibranchiata, hem de nudibranchiata grubundan ayrılır.) [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİA, PELLİBRANCHİATA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEW (Edward)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEW (Edward), birinci Exmoueth kontu, ingiliz amirali (Dover 1757-Teign-mouth, Devonshire 1833). önce Amerika savaşında, sonra Devrim ve İmparatorluk Fransa’sı ile yapılan savaşlarda yararlık gösterdi. 1816′da Cezayir’e yapılan bir seferi başarıyle yönetti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEW (Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLETİER

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLETİER (Bertrand), fransız kimyacı ve eczacısı (Bayonne 1761 – Paris 1797). 1795′-te £cole Polytechnique’te profesör oldu. Fosfor, metal fosfürleri, sabun yapımı v.b. konularda araştırmalar yaptı. (L)
PELLETİER (Pierre Joseph), fransız eczacısı (Paris 1788 – Clichy-la-Garenne, Seine 1842). Bertrand Pelletier’nin oğlu. Paris Yüksek Eczacılık okulunda tabiat tarihi profesörü (1825). önce reçineleri inceledi, 1817′de ipeka kökünden daha sonra «emetin» adiyle tanınan kusturucu maddeyi elde etti. Kolesterol üstündeki çalışmaları, Caventon ile verimli bir işbirîiğin başlangıcı oldu. Onunla birlikte striknin’i (1818), brusin’i (1819), veratrin’i, sevadik asiti ve kinin’i (1820) keşfetti. «Modern tedavinin en büyük keşfi» diye adlandırılan bü son keşfin ardından kinin sülfat’ın yapım usulünü buldu. 1832′de, J. Pelletier afyondan narsein ve tebain elde etti. (L)

PELLETİER (Wilfred), kanadalı orkestra yöneticisi (Montreal 1896). 1914′te Quebec eyaleti Avrupa ödülünü kazanarak Paris’e gitti. Burada İsidore Philipp, Marcel Ro-usseau, Charles Marie Widor ve Camille Bellaigue’den müzik dersi aldı. 1917′de Ne w York Metropolitan operasında yardımcı orkestra yöneticisi, 1932′de de yönetici oldu. özellikle fransız ve italyan eserleri üstünde uzmanlaştı. Ayrıca Metropolitan operasının Montreal, Chicago ve San Fran-cisco’da verdiği açıkhava konserlerini yönetti. (M)

PELLETİER – VOLMeRANGES (Benoit), fransız oyun yazarı (Orleans 1756-Paris 1824). önce aktörlük yaptı, sonra oyunlar yazdı: Le Devoir et la Nature (ödev ve Tabiat) [1797, dram]; Le Mariage du Capucin (Kapüsen’in Evlenmesi) [1798, komedi]; Clemence et JValdemar (1801, dram); Les Freres â l’Epreuve (Kardeşler Sınavda) [1806, komedi]; La Comtesse de Narbonne ou le Fils Vengeur (Narbonne Kontesi veya öç Alan Oğul) [1816, melodram]. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLETAN

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L)

PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLERİN,

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLERİN (Jean), fransız şairi (Pontc-harra, İşere 1895 – Le Châtetard 1921). Lirizmle alayı ustaca kaynaştıran şiirlerinin çoğu ölümünden sonra, Le Bouquet tnutile (Gereksiz Demet) [1933] adiyle yayımlandı. Fantezisi okulun başlıca temsilcilerindendir.

PELLERİN (Jean – Victor), fransız yazarı (Paris 1889). Yazdığı birçok tiyatro eseri Gaston Baty tarafından sahneye kondu: T ete de Rechange (Yedek Kafa) [1926]; Cris des Coeurs (Gönül Çığlıkları) [1928]; Terrain Vague (Boş Arsa) [1931]. Ayrıca şiir kitapları yayımladı: Ailleurs (Başka Bir Yerde) [1959]; Miel et Fiel (Bal ve Zehir) [1962]; Pour et Contre (Lehte ve Aleyhte) [1967]. (L)

PELLERİN (Joseph), fransız nümismatı (Marly-le-Roi 1684 – Paris 1782). Sikkeler üstünde incelemeler yaptı ve 32 500 ender parça topladı. Koleksiyonunu Louis XVI’-ya sattı. Recueil des Medailles des Rois, Peuples et V ille s (Kral, Halk ve Şehir Madalyaları Koleksiyonu) [1762-1778] adiı bir eser yazdı. (l)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLERİN, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNO

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNO (MONTE), italya’da doruk, Sicilya’da, kuzeyde Palermo ovasına ve Palermc şehrine hâkimdir; yükseklik 606 m. (L)

PELLEGRİNO de’ Pellegrini. Bk. TİBALDl (Pellegrino ve Domenico).

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Domenico), italyan müzik-çisi (XVII. yy.). Gitar virtüözüydü; bu çalgı için bir müzik kitabı yayımladı (1650); ses ve çalgı için parçalar besteledi. (M)

PELLEGRİNİ (Domenico), italyan ressamı (Galilere Veneta 1759 – Roma 1840). Venedik akademisinde L. Gallina’nın öğrencisiydi. Portrede A. Longhi’nin yolunda yürüdü. A. Canova tarafından himaye edilen Pellegrini, Roma’da D. Corri’nin yanında bilgini arttırdı. Birçok yolculuk yaptı: Paris’e, Londra’ya (1792-1803) gitti. Londra’da Fr. Bartolozzi tarafından himaye edildi ve ingiliz portre ressamlarının üslûbunda birçok portre yaptı. Daha sonra Lizbon, Venedik, Napoli ve 1820′den sonra da Roma’ya gitti. (M)

PELLEGRİNİ (Ferdinando), italyan müzikçisi (Napoli 1715′e doğr. – XVIII. yy. sonları). Klavsenciydi. 1750-1760 Arasında Paris ve Londra’da konserler verdi. Klavsen için, 1754-1768 arasında yayımlanan, birçok parça besteledi. (M)

PELLEGRİNİ (Giovanni Antonio), italyan ressamı (Venedik 1675 – ay.y. 1741). Venedik, Paris, Londra. Dresden ve Viyana’da yaşadı. Londra’da (1708-1712) Akademi Yönetim kuruluna katıldı. Dresden’de seçici prensin hizmetinde bulundu. Alegorik resim ve portreler (Augsburg müzesi) yaptı; öbür eserleri: Hamlet’in Annesi (Cenova); Hebe (Roma, San Luca akademisi). [L]

PELLEGRİNİ (Vincenzc), italyan müzikçisi (Pesaro XVI. yy.ın ikinci yarısı – Milano 1636). Milano katedralinde kapella yöneticiliği yaptı (1611-1631). Selefi Giulio Cesare Gabussi’nin bestelerini derledi, daha sonra buna kendi besteleri ile bazı mi-lanolu müzikçilerin eserlerini ekleyerek 4 kitap halinde yayımladı: Pontificalia Amb-rosianae Ecclesiae ad Vesperas. Ayrıca org için on üç şarkı fatte alla francese (1599), dinî eserler: 4 ve 5 sesli sekiz missa (1603), on Magnificat (1613), motetler ve Litaniae Ambrosianae et Romanae adı altında kilise duaları besteledi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİZZİ (Camillo)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİZZİ (Camillo), italyan edebiyatçısı sosyologu (doğ. Collegno 1896). Londra üniversitesinde 1920-1939 arasında ital-ır.ca profesörüydü, 1939-1943 arasında da Messina ve Floransa üniversitelerinde genel terlet doktrini (bu öğretiye sonradan faşizm gretisî adı verildi) dersleri verdi. 1948′de Frransa Üniversitesi Sosyoloji kürsüsüne çeçti. Ayrıca italyan ve ingiliz edebiyatiyle uğraştı. Başlıca eserleri: Le Lettere 1ta-iume del Nostro Secolo (Çağdaş İtalyan E-ftci /atı) [1929]; İl Teatro İnglese (İngiliz ratrosu) [1933]; Una Rivoluzione Manca-Başansız bir Devrim) [1948]; Simbolo e etâ (Sembol ve Toplum) [1950]; La De-crazia e la Politica di Massa (Demokra-re Kitle Siyaseti) [1952]; Discussion sans _ •; landage (Pazarlıksız Tartışma) [1956]; ::al;an Sociology in Our Century (Çağdaş riyam Sosyolojisi ,[1957]. (M)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİZZİ (Camillo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ (Carlos),

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Carlos), arjantinli siyaset adamı (Buenos Aires 1848 – ay.y. 1906). Bir italyan göçmeninin oğlu. Savaş bakanı (1880-1885). senatör (1881), başkan yardımcısı (1886), sonra cumhurbaşkanı oldu.(1890-1892). Maliyeyi sağlamlaştırdı ve Millî bankayı kurdu (1891).

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlos), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ (Carlo)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Carlo), ingiliz karikatürcüsü (Capua, İtalya 1839 – Londra 1889). Babasının Capua’da toprakları vardı, annesi Medici’lerdendi. Babasından kalan serveti tükettikten senra Garibaldi’nin ordusuna katıldı. Volturno ve Capua’da savaştı. 1864′te İngiltere’ye gitti ve karikatürcülüğe başladı. 1863 Ocağından ölümüne kadar, başta Disraeli’nin olmak üzere, yüzlerce kişinin karikatürünü Vanity Fair’ât «Singe» (daha sonra «Ape») imzasıyla yayımladı.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRA i. (lat. pellis, deri ve yun. agra, yakalama > fr. pellagre’dan). Tıp. Derinin açık kısımlarında eritemli döküntüler, sinir ve mide  bağırsak bozukluklarıyle kendini belli eden ve vitaminsizlikten ileri gelen genel hastalık.

— ANSiK. Pellegra özellikle ilkbaharda ortaya çıkar. Yüzde, boyunda ve ellerde kaşıntılı eritemler görülür; eritemli plakalar su keseleriyle kaplanır, sonra kurur; deri pullanıp dökülür. Deri olaylarıyle beraber sindirim bozuklukları (kırmızı dil, aftlı stama-tit, gastrit belirtileri, ishal) ve akıl bozuklukları ortaya çıkar. Hastalık çok zaman müzmin bir gelişme ile ilkbaharda ve yazın artışlar gösterir (güneşle temasın rolü). Tek belirtili şekillerine çok rastlanır. Pellegra PP vitamini veya nikotinik amit yokluğuna bağlı bir hastalıktır; hayvansal protein azlığından ileri gelir. PP vitamini ile tedavi çok etkili sonuçlar verir. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLE (Maurice Cesar Joseph)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLE (Maurice Cesar Joseph), fransız generali (Douai 1863-Toulon 1924). Ecoie Polytechnique’in topçu bölümünü bitirdi. Berlin’de askerî ataşelik yaptı (1911). İdarî işler âmiri (1914) ve Joffre’un yanında yardımcı general (1915) oldu. 1917′de 15. kolorduya komuta etti. 1918 Martındaki alman saldırısında düşmana Oise yolunu kapayarak yararlık gösterdi. Savaştan sonra, Çekoslovakya’ya gönderilen fransız askerî kuruluna başkanlık etti (1919) ve İstanbul’da Fransa Yüksek komiserliği yaptı (1920). 23 Nisan 1923′te başlayan Lozan konferansının ikinci devresine fransız delegesi olarak katıldı. (L)

Pelleas et Melisande, beş perde ve on üç tabloluk müzikli dram. Librettosu Maeter-linck’in bir eserinden alınan bu dramı Debussy besteledi. İlk defa Messager yönetiminde Mary Garden, Jean Perier, H. Duf-rane ve F. Vieuille’ün katılmasıyle Opera Comiqu,e’te temsil edildi. Orta yaşlı senyör Golaud, zarif Melisande ile evlenir. Üvey kardeşi Pelleas genç kadına âşık olur. Kuşkulanan Golaud, kıskançlıktan Pelleas’ı öldürürken Melisande’m da ölümüne sebep olur. Olayın üstü kapalı bir biçimde gelişmesi, karşılıklı recitativo biçimindeki dramatik şarkının sürekli olarak duyulması, tek ve toplu söylenen şarkı bulunmayışı, senfonik unsurun silinmesi, orkestrada leitmotiv’in ve beş tonlu gamın kullanılması bu müzikli eserin başlıca özellikleridir. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLE (Maurice Cesar Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLAN (Alfred)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLAN (Alfred), kanadalı ressam (Quebec 1905). önceleri gerçekçiydi sonra gitgide kübizme ve gerçeküstücülüğe yöneldi. Montreal’e yerleşti, tiyatro dekorları ve döşemecilik maketleri yaptı. Parçalı şekillerin ve parlak renklerin bir fışkırması olatak nitelenen eserleri Quebec Eyalet müzesi, Ottavva Millî galerisi ve Paris Art Moderne müzesi koleksiyonlarında yer alır. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLAN (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELL A, PELLA, PELLAEA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELL A i. (isp. k.). Metalürji Yapısında, ağırlığının üçte ikisi kadar civa bulunan gümüş malgaması. (L)

PELLA. Esk. coğ. Filistin’de (Peraia) şehir, M.ö. IV. yy.a doğru Petra yakınında kuruldu. Kudüslü hıristiyanlar M.ö. 70 kuşatmasından kısa süre önce buraya sığındılar. (L)

PELLA. Esk. coğ. Makedonya’da şehir, Emathia’da, M.ö. yaklaşık olarak 400′-den 168′e kadar Makedonya krallığının başkentiydi; senra bir roma kolonisi haline geldi. Birkaç yıkıntı. (L)

PELLA, Yunanistan’da il, Makedonya’da; 133 100 nüf. Merkezi Edessa. (L)

PELLAEA i. Orta ve Güney Amerika’da kuıak bölgelerde yetişen eğreltiotu. Birçok türü (Pellaea falcata, P. viridis, P. rotun-difolia) süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir. (Eğreltiotugillerden.) [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL A, PELLA, PELLAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELL (John)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü.

Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELİT

Tarih 08 Mayıs 2009

PELİT i. (yun. pelos, kil’den fr. pelite). Çok küçük taneli (çapı birkaç mikron) kırıntılı tortul kaya. (Organik çamur veya balçıktan meydana gelene tutturulmamış pelit denir; ayrıca tutturulmuş pelit veya asıl pelit de vardır. Bazı pelitler glokonilidir.) [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELISSİER (Aimable Jean Jacques)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELISSİER (Aimable Jean Jacques), Malakoff dükü, Fransa mareşali (Maromme 1794 – Cezayir 1864). 1815′te Ren ordusunda ilk defa savaşa katıldıktan sonra Cezayir’de hizmet gördü. Birinci Kabiliye sefer t ne kumanda etti. Bu seferde 1852′de Laghouat’yı zaptetti. Kırım savaşında I. Kolordu kumandanıydı. Mayıs 1855′te Canrobert’in yerine Kırım’daki fransız ordusunun başına geçti ve Malakoff tabyasını ele geçirmek başarısını gösterdi. Bu başarı, mareşalliğe yükselmesini ve dük unvanını almasını sağladı. 1858′de Londra büyükelçisi oldu. 1860′-ta Cezayir valiliğine tayin edildi, ölünceye kadar bu görevde kaldı. —Kardeşi PHiLiPPE (Vouges, Cöte-d’Or 1812-Paris 1887). 1861′de general oldu ve Paris kuşatmasında kuzey bölge topçusuna kumanda etti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELISSİER (Aimable Jean Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELİNDABA, PELİON

Tarih 08 Mayıs 2009

PELİNDABA, Güney Afrika’da (Transvaal) yer, Pretoria yakınında, 1965′te hizmete giren nükleer reaktör. (L)

PELİON, yun. Peleion, yaygın şekliyle Pilio, Yunanistan’da kütle, Tesalya’nın güneydoğusunda, Volos körfeziyie Ege denizi arasında; 1 651 m. Doruklarından birinde Eskiçağda Zeus Akraios tapınağı vardı; altındaki mağara mitolojiye göre Kheiron’un inidir. Devler tanrılara karşı giriştikleri savaşta Olympos’a tırmanabilmek için Pelion’un üstüne Ossa’yı yerleştirdiler. Kentauroslar burada oturdu. Thetis ve Peleus burada evlendi ve Argonautlar buradan yola çıktılar. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİNDABA, PELİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELİKÜL, PELETİYERİN

Tarih 08 Mayıs 2009

PELETİYERİN i. (fr. pelletierine). Eczc. Tanret tarafından nar ağacının (Punica gra-natum) kök kabuğundan saf olarak elde edilen alkaloit.

— ANSİKL. Eczc. Peletiyerin sülfat, peletiyerin ve izopeletiyerin sülfatlarının karışımı.
anaları tarafından yarı sindirilmiş hazır besinlerle beslenir. (L)

PELİKÜL i. (fr. pellicule). Bk. FİLİM. PELİN i. Çok acı ve keskin kokulu otsu bitki; boş topraklarda, kumsallarda, kayalıklarda tabiî olarak yetişir; ayrıca bahçelerde ve saksılarda yetiştirilir, büyük pelin (Artemisia absinthum) ve küçük pelin (A. pontica) diye iki türü vardır. (Bileşikgillerden.) [M]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİKÜL, PELETİYERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELETIER

Tarih 08 Mayıs 2009

PELETİER (Jacques), fransız bilgini ve yazarı (Le Mans 1517 – Paris 1582). Mans piskoposu, Rene du Bellay’in sekreteriydi. Sonra Bayeux kolejinin yöneticiliğine getirildi, tıp okudu, hekimlik yaptı, öldüğünde Mans kolejinin yöneticisiydi. Dialogue de l’OrtograpHe’ta (İmlâ Diyalogu) fransız imlâsını fonetik imlâ olarak yenileştirmeğe çalıştı. Art Poctigue d’Horace’ı (Horatius’-un Şiir Sanatı) [1545] manzum olarak Fransızcaya çevirdi. Bunu Art Poetiçue Français (Fransız Şiir Sanatı) [1555] adlı eseri takip etti. Kolay anlaşılır bir şairdi, fakat fazla incelik taraf lısıydı. Yayımladığı eserler: Les Oeuvres Poetiçues (Şiirler) [1547] ince bir tabiat duygusuyle ilgi çeker; VAmour des Amours (Sevgilerin Sevgisi) [1555] ve devamı olan UUranie (Petrarca tarzı şiirlerle bilimsel şiirlerin karışımı); La Savoie (1572); Les Louanges (övgüler) [1581] ve matematik kitapları. 1547′de dü Bellay ve Ronsard ile tanıştı. Ronsard, önce G. Des Autels’e ayırdığı yeri J. Peletier’ye vererek, onu Pl&ade topluluğuna aldı (1555). [L]

Jacques Peletier (French poet)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELETIER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELESENK

Tarih 08 Mayıs 2009

PELESENK i. (ar. belesân’dan). Dalbergia*nın Amerika’da yetişen çeşitli türlerinden elde edilen değerli kereste. (Bk. ANSiKL.) |] Türlü bitkilerden çıkarılan kokulu reçine.

— DEY. (Bir şeyi) Diline pelesenk etmek, o şeyi sık sık söylemek.

— ANSiKL. Pelesenk’leı genel olarak brezilya pelesengi ve Honduras pelesengi diye ikiye ayrılır. Birincisi, Dalbergia nigra, D. Cubilquitzensis, D. Spruceana gibi türlerden elde edilir. Değişik renklerde (kahverengi, mor veya esmer, hattâ vişne çürüğü), ağır, sert, kaplamacılıkta çok makbul sayılan, mobilya, fırça, bıçak sapı yapımında ve tornacılıkta kullanılan bir kerestedir. Mobilyacılıkta XVIII. yy.dan itibaren kullanılmağa başlandı ve XIX. yy.ın bronz işlemeli mobilyalarında moda haline geldi. Honduras pelesengi, diğer adiyle rosewood Honduras veya nagaed wood (A.B.D.) D. Stewensonii’ûtn elde edilir. Oldukça kaba, fakat işlenince güzelleşen bir kerestedir; mobilyacılıkta ve lavtacılıkta kullanılır; ama ihracatı öbürüne göre çok düşüktür. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELESENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELERİN DE MARİCOURT

Tarih 08 Mayıs 2009

PELERİN DE MARİCOURT (Pierre EE), fransız filozofu (XIII. yy.da Maricourt’da doğdu). Paris’te Roger Baccn’un hocasıydı. Mıknatıs konusunda önemli bir mektubu (Epistola de Magnete) vardır. Sigu de Fousancourt adında birine yazdığı ve ilk olarak 1558′de yayımlanan bu mektupta, magnetizmanın ve deneysel metodun temellerini atar. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN DE MARİCOURT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELERİN

Tarih 08 Mayıs 2009

PELERİN i. (fr. pelerine’ten). Omuzlardan aşağıya doğru inen, geniş, kolsuz ve çoğunlukla kapüşonlu bir çeşit giyecek, üstlük: Ama bana da İSİ ermin’in resmin-deki gibi kukuletalı bir pelerin giydireceksiniz (Kemal Tahir). Çarşaflarının etekleri dar, pelerinleri kısa, inik peçeleri inceydi (H. E. Adıvar).

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ansiklopedi Başlıklar

Tarih 07 Mayıs 2009

İyibilen Ansiklopedisi iyi bilen yazarları tarafından çeşitli güvenilir kaynaklardan derlenerek hazırlanmaktadır. Özgür, bağımsız, ücretsiz, bir web ansiklopedisidir.  Sürekli büyümekte yeni bilgiler, resim, video ve haritalar eklenmektedir. Lütfen telif hakları ve genel ahlak kurallarına aykırı bir durum gördüğünüzde bizimle irtibata geçiniz.

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ansiklopedi Başlıklar hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELENG

Tarih 07 Mayıs 2009

PELENG i. (fars. k.). Esk. Kaplan. || Peleng âheng, kaplan gibi.

♦ Pelengâne zf. Esk. Kaplan gibi: Sığmamış sadr-ı pelengânene kalb-i şirin i Yetmemiş kudretine şöhret-i âlem-gırin (Tevfik Fikret).

♦ Pelengî sıf. Esk. Çizgili ve benekli (şey). (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEMİR

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEMİR i. Tarlalarda yetişen, sarı, beyaz, mavi veya mor çiçekli büyük bitki. (İlmî adı Cephalaria syriaca. Tarakotugillerden.)

— ANSiKL. Pelemir’ler bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir; dayanıklı bir bitki olduğundan, bahçenin, devamlı bakım istemeyen köşelerine dikilir. (E)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEMANS (Willem)

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEMANS (Willem), belçikalı besteci (Anvers 1901). Lirik eserler (Le Petit Soldat de Plomb [Küçük Kurşun Asker], 1945; Le Combat de la Vierge et du Diahle [Bakire İle Şeytan'ın Çatışması], 1949; De Mannen van Smeerop, 1963), bir bale, yedi senfoni, iki piyano konçertosu (1945, 1950), bir keman konçertosu (1945), bir oratoryo (1929), oda müziği, on altı piyano sonatı besteledi. (E)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMANS (Willem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEİA, PELEİAS, Pelekamon

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) şehir. Eski yazarların verdikleri bilgilere göre, M.ö. 452-451 ve M.ö. 428-427 yılları arasında Attike – Delos Deniz birliği listelerinde adı geçtiğinden, bu birliğe üye olduğu kabul edilir. Paton ve Myres, Bodrum (HalikarnaSsos) şehrinin kuzeybatısında Türkmen dağı üzerinde yer alan küçük bir Lelegler (Leleges) yerleşmesinin yakınındaki Pelen adını taşıyan yeri eski Peleia olarak kabul ederler. (M)

PELEİAS’LAR çoğl. i. (yun. k.). Dodone’de Zeus kehanet yerindeki rahibelere verilen ad. (L)

Pelekamon (Maltepe) savaşı, bizans imparatoru Andronikos III Palaiologos ile Orhan Beyin kuvvetleri arasında yapılan (mayıs 1329) savaş. Andronikos, Orhan Gazi tarafından kuşatılan İznik (Nikaia) şehrini kurtarmak için Pelekamon’a gelerek, Orhan Bey’in kardeşi Pazarlu Bey kumandasındaki türk kuvvetleriyle savaştı; fakat yenilerek İstanbul’a döndü. Bizans ordusu paniğe kapılarak bozuldu; birçok rum soylusu öldü. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEİA, PELEİAS, Pelekamon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEE dağı

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEE dağı, Martinik’te volkanik doruk, adanın kuzey ucunda; 1 397 m. Pelee dağı 1792′de ve 1851-1852 yılları arasında birkaç defa püskürdü, nisan 1902′de yeniden canlandı ve 8 mayısta toprak üzerinde yuvarlanarak giden «kızgın bir bulut» Saint Piere’i yıktı. Hemen hemen katı haldeki lavların birikmesiyle doruk üzerinde meydana gelen sivri çıkıntılı kubbede kısa süre sonra çöktü. 1929-1932 Arası tekrar patlayan yanardağ gene kızgın bulutlar çıkardı ve eski doruktan 100 m kadar yüksek bir kubbe meydana geldi. Saint-Vincent kükürt ocağı ile Orta Amerika’daki bazı yanardağlarda da aynı zamanda püskürmeler kaydedildi.

— Jeolojik. Pelee tipi yanardağ püskürmesi, hemen hemen katı halde bulunan ve hızla katılaşma özelliği gösteren lavın yer kabuğu içine sokulmasıyle nitelenen, lav yığınları ve şiddetli patlamalarla kızgın bulutlar oluşturan yanardağ püskürme tiplerinden biri. (Buharlar saydamsız ve koyu renklidir; volkan aygıtında kratersiz bir lav yığını vardır; bazen, Pelee dağında olduğu gibi, sivri bir lav doruğu da oluşur.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEE dağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELE

Tarih 07 Mayıs 2009

PELE i. (fars. k.). Esk. Terazi kefesi. || Merdiven basamağı. || Çark dişi. (M)

PELE (Edson AranteS do nasçimento,demir)

PELE A i. Güney afrika antilobu. (Keçi antilop veya kaya antilobu da denen Pelea capreolus [Boer'ler rehbok derler] dağ keçisine benzeyen bir antiloptur; kılları boz ve yün gibi yumuşak, kulakları iridir. Dağlık bölgelerde yaşar.) [L]

PELECANOIDES i. Siyah ve beyaz tüylü, tıknaz gövdeli küçük dalgıç kuşu; güney denizlerinde yaşar. (Pelecanoides’ler kanatlan zayıf olduğu için az uçar, fakat kolayca suya dalabilir. Fırtınakuşları takımının pelecanoididae familyasından.) [L]

PELECiNUS i. Zoolv Tropikal Amerika’da yaşayan çok uzun karınlı ichneumon. (Zarkanatlıların ichneumonidae familyasından.) [E]

PELECYPHORA i. Mamillaria’ya yakın kaktüs cinsi. (Meksika asıllı Pelecyphora aselliphormis limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.) [E]

PELECYPODA çoğl. i. BAŞSIZLAR, IKl-ÇENETLİLER veya YASSISOLUNGAÇLILAR da denen yumuşakçalar sınıfı. (E)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELCL (Frantişek Martin)

Tarih 07 Mayıs 2009

PELCL (Frantişek Martin), bohemyalı tarihçi ve filolog (Ruchnov 1734 – Prag 1801). 1792′de Prag üniversitesinde çek dili ve edebiyatı profesörüydü. XVIII. yy.ın en önemli bohemyalı tarihçiler indendir. Kurzgefasste Geschichte der Böhmen (özetlenmiş Bohemya Tarihi) [1774] adlı eseri, Pa-lacky’ye kadar bohemya tarihi üstüne en iyi eser olarak kaldı. Karel IV (1783-1784) ve Venceslav (1788-1790) üstüne monografiler de yayımladı. J. Dobrovsky ile birlikte Scriptores Rerum Bohemicarum (Bohemya Krallığı Yazarları) [1783-1784] adlı tarihî kaynaklarla ilgili eserin yayımlanmasında çalıştı. Ayrıca, 1457-1798 arasında çıkan çekçe kitapların bir katalogunu ve Dobrovsky ile birlikte Bohemya Dili GramerVm (1795) hazırladı. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELCL (Frantişek Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELAYO

Tarih 07 Mayıs 2009

PELAYO I (öl. Cangas 737), Asturia kralı. Asturia’ya sığınan Vizigotlar tarafından kral Seçildi, Covadonga’da Arapları yendi (718). Bu olay, «Reconquista»nın (yeniden fetih) başlangıcı sayılır. Birçok ispanyol yazarı, özellikle Lope de Vega (El Ultimo Goto [Sonuncu Got]) ve G. M. de Jovel-lanos, Pelayo’nun zaferi üstüne eserler verdiler. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELAT

Tarih 07 Mayıs 2009

PELAT dağı, Fransa’da Güney Alpleri’nde (Basses-Alpes idare bölgesi) doruk, Allos geçiti ile Cayolle geçiti arasında; 3 053 m. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELAVICINO veya PALLAVICINO

Tarih 07 Mayıs 2009

PELAVICINO veya PALLAVICINO

(Oberto, — markisi), italyan savaş adamı (Piacenza – öl. Gisalecchio, Pontremoli 1269). 1236′da Piacenza’dan sürgün edildi, Lunigiana’ya imparator naibi tayin edildi, kendine bağlı bir ordu meydana getirdi ve Cremona’da başhâkim (1250), sonra Del-la Torre ile birlikte Milano ortak senyörü (1260) oldu. Ele geçirdiği birçok şehri ölümünden önce kaybetti. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAVICINO veya PALLAVICINO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELASGİOTİS, PELASGOS

Tarih 07 Mayıs 2009

PELASGİOTİS. Esk. coğ. Tesalya’da bölge, Peneios vadisinin güneyinde. (M) PELASGOS. Yun. mit. PelaSgos’lara adını veren kahraman. Arkadia’lılara göre Zeus ile Niobe’nin, Argos’lulara göre de Triopas ile Soisis’in oğlu. (L)

PELASGOS’LAR yun. Pelasgoi. Esk. coğ. Eskiçağ insanlarına göre, Yunanistan’da ve komşu ülkelerde (Karia, Girit, Sicilya, Güney İtalya, Etruria) Yunanlıların gelmesinden önce yaşayan ilkel halk. Terim uzun süre Yunanlılardan önceki halkları ve Ho-meros’tan önceki Yunan medeniyetini belirtmek için kullanıldı. Aslında Pelasgos’-ların, özellikle Tesalya’nın bir kısmında yaşayan halk olduğu sanılır.

— Leng. Pelasgos dili. Bazı çağdaş dilbilimciler (Georgiev, van VVindekens, Carnoy) tarafından, Ege bölgesinde helen devrinden önce konuşulan bir dile verilen isim. Yunanca’ya alt tabaka dili görevi yapan bu dil, yer isimlerinde ve mitolojideki özel isimlerde birçok iz bıraktı. (Pelasgoi, ön-hint-avrupa dili olarak kabul edilir; bu dil ile kelt ve italik dillerden önce konuşulan diller arasında bağlantı kurulmağa çalışıldı, özellikle özel, isimlerin etmoloji yorumlarına baş vuran bu sistem çok tartışılmıştır.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELASGİOTİS, PELASGOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELARGONİK

Tarih 07 Mayıs 2009

PELARGONİK sıf. (fr. pelargonigue). Kim. Pelargonium roseum’un yapraklarında bulunan, CH3 (CH2)7C02H formülündeki bir yağ asidi için kullanılır. Eşanh NORMAL NONîLÎK, NONANOYİK.

— ANSiKL. Pelargonik asit, hint yağının damıtma ürünü olan undesilenik asidin sodyum hidroksitle eritilmesinden veya oleik asidin permanganatla yükseltgenmesinden elde edilir.

Pelargonik asit 254° C’ta kaynar; 12,5° C’ta ergir ve billûrlaşabilir. Etil esteri, iyi cins konyaklara koku vermekte kullanılan ve 227° C’ta kaynayan bir sıvıdır. (L)

PELASGİA. Eski coğrafya. Kıta Yunanistanı’nın, Peloponneso’un ve Midilli adasının ilk adı; bu bölgelerde Pelasgoslar yaşardı. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELARGONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKKANEN (Toivo)

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKKANEN (Toivo), fince yazan finlandiyalı yazar (Kotka 1902-Kopenhag 1957). Metalürji işçisiydi; 1927′de roman yazmağa başladı ve 1932′de yayımladığı sosyal bir romanla ün kazandı: Tehtaan Varjossa (Fabrika Gölgesinde). O zamandan bu yana yazdıkları arasında Chmisten Kevat (Baharda İnsanlar) [1935], bir işçi grevinin romanı o-lan Muşta Hurmio (Finlandiya’nın Kıyılarında) [1938] anılmağa değer. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKKANEN (Toivo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİT i. (pekitmek’teri). Heyk. Ayrı bir parçayı gerek sürekli olarak, gerek heykel yerine yerleştirilinceye kadar desteklemek İçin bir eserde bırakılan mermer veya taş çıkıntısı. (M)

PEKİTME i. (pekitmekten pekit-me). Sağlamlaştırma, kuvvetlendirme.

— Mim. Pekitme ayağı, payanda, destek, dayak.(M)

PEKİTMEK geçi. f. (esk. türk. bekitmekten). Sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, sertleştirmek. Esk. Tekit etmek. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME,

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİŞMEK geçz. f. (esk. türk. bekişmek’ten). Sert ve katı hale gelmek, sertleşmek, sağlamlaşmak. |j Sıkışmak, tıkanmak.

Pekiştirmek geçi. f. Katılaştırmak, sertleştirmek. j| Sağlamlaştırmak. Esk. Tahkim etmek. (M)

PEKİŞTİRME i. (pekiştirmek’ten pekiştirme). Sağlamlaştırma, sertleştirme. |J Sıkıştırma, tıkama.

— Bayınd. Bk. ANS1KL.

— Dil bil. Pekiştirme ünlüsü, pekiştirmeli kelimelerde anlamı kuvvetlendirmek için ortaya çıkan ünlü. (Güp-e-gündüz örneğindeki e ünlüsü gibi.)

— ANSıKL. Bayınd. Ağırlık barajlarım, zemine derinlemesine gömülmüş Ön gerilmeli gergilerle pekiştirme tekniği, ilk defa Che-urfas barajında Andre Coyne tarafından uygulandı. Bu gergiler, barajda ve temel kayasında açılmış bir delik içine yerleştirilen, çok dayanıklı paralel çelik tellerden meydana gelmiştir. Gergiler, önce kaya içine enjekte edilen bir şerbetin donmasıyle kayaya bağlanır, sonra barajın tepe tacına dayanan hidrolik krikolarla gerilir. Daha sonra, kablonun başı tutturulur ve kablonun geçtiği delik katılaşan bir şerbetle doldurularak blokaj gerçekleştirilir. Korsika’daki Tol-la barajı gibi, önce çok ince olarak yapılan bazı kemer barajlar, sonradan mansap tarafından inşa edilen kalın bir kemerle pekiştirilmiştir. (ML)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİNUA

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİNUA i. (Pekin’den fr. pekinois). Zootekn. Cüce epanyöller grubundan süs köpeği. (Menşei çok eskilere varan Pekinua Î860′ta Çin’den İngiltere’ye getirildi; şimdi pek çok ülkeye yayılmış durumdadır. Başı iri, kafatası yassı, burnu çok kısa, gözleri çıkık, kulakları sarkık ve saçaklıdır; değişik renkte pek çok çeşidi vardır; bunlar evlerde beslenen sevimli köpeklerdir.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİNUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİN Ördeği

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİN Ördeği, çin asıllı ördek ırkı. (Başta Amerika olmak üzere her tarafta yaygındır. Amerika’da hem çiftliklerde, hem de özel yetiştirme yerlerinde büyük ölçüde yetiştirilir. Pekin ördeği kükürt sarısı renginde, dik duruşlu, dayanıklı, iri bir ördektir; eti’ ve yumurtası için yetiştirilir.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİN Ördeği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEK

Tarih 07 Mayıs 2009

PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).

— ÇEŞ. DEY. Pek başlı, inatçı. || Pek canlı, dayanıklı. || Pek gözlü, cesur, atılgan. |j Pek söylemek, yüksek sesle konuşmak. Kırıcı ve sert bir şekilde konuşmak. j| Pek tut-

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEJMÜRDE,PEJUH

Tarih 07 Mayıs 2009

PEJMÜRDE sıf. (fars. k.). Eski püskü, yırtık: ikinci defasında pejmürde kılıklı bir a-damcağız yanlarında idi (A.H, Tanpınar). || Perişan, dağınık: Beni kötrüm ve boş muhitimde I M er ar e timle unut; çünkü leng ü pejmürde I Nazarlarım seni maziye çekmek ister (Tevfik Fikret). || Solmuş: Pejmürde çiçeklere hitabeler (H. Z. Uşaklı-gil).

— Esk. Pejmürde-hal, üstü başı perişan olan. || Pejmürde-kıyafet, kıyafeti pejmürde olan. j| Pejmürderuy, solgun yüzlü. (M)

PEJORATİF sıf. ve i. (fr. pejoratif). Kendi anlamından ayrı olarak kötü bir anlamı da olan (kelime): Velet, ukalâ v.b. gibi. E-şanl. YERMELİ. (M)

PEJUH i. (fars. pejühiden, sormak’tan pe-jüh). Esk. Araştırma.

Pejuhende sıf. Esk. Gizli şeyleri araştırmayı seven. (M)

PEJVİN sıf. (fars. pejvîn). Esk. Çirkin. II Kirli, pis. (M)

PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEJMÜRDE,PEJUH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Peixoto

Tarih 07 Mayıs 2009

Peixoto, Brezilya’da (Minas Gerais) yer, Rio Grande kıyısında. 110 km uzunlukta bir alanı kaplayan ve 4 milyon metre küp-lük bir hazne meydana getiren önemli baraj. Hidroelektrik santral. (L)

PEİXOTO (Floriano), brezilyalı mareşal ve devlet başkanı (Maceio, Alagoas 1842— Rio de Janeiro 1895). 1889′da, Pedro II’-yi ülkeden uzaklaştıran devrim sırasında generaldi, sonra harbiye nazırı, Kurucu mecliste milletvekili ve cumhurbaşkanı yardımcısı oldu (1891). Fonseca’nın başarısız hükümet darbesi üzerine cumhurbaşkanı seçildi (1891), Î894′e kadar süren bu görev döneminde Sık sık patlak veren ayaklanmaları bastırmak zorunda kaldı. (L)

PEiXOTO (Julio Afranio), brezilyalı yazar (Lehzois, Bahia 1876 – Rio de Janeiro 1947). Bahia eyaletinin bölgesel romanasıydı; A Esfinge (1911), Bugrinha (1922) v.b. romanlarında modernizm’e karşı olduğu görülür. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peixoto hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİTHON

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİTHON, Büyük İskender’in generallerinden (öl. M.ö. 316). iskender’in ölümünden sonra Media’yı yönetti ve Antigonos tarafından öldürüldü. — Büyük iskender’in subaylarından (öl. Gara M.ö. 312). Hindistan satrabı oldu. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİTHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİSİSTRATOS

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİSİSTRATOS, atinalı tiran (M.ö. 600-527). Hayat hikâyesi efsanelerle karışıktır. Megarahları yendi ve Diakreia veya Diak-ria çoban ve oduncularının meydana getirdiği halkçı dağ partisinin başına geçti.

Diktatör olmasından korkan Solon’un muhalefetine rağmen kişisel bir muhafız birliği kurdu. Buna dayanarak 560′ta Akropo-lis’i ve iktidarı ele geçirmeyi başardı. Bir veya iki sürgün devresinin dışında iktidarı elinde tuttu ve siyasî düşmanlarının çokluğuna rağmen bu iktidarı gitgide sağlamlaştırmayı başardı. Solon’un sosyal reformlarını muhafaza etti, soylulardan müsadere edilen sürülmemiş topraklan dağıtarak araziyi parçalara ayırdı, zeytinciliği teşvik etti. Trakya ve Çanakkale’ye (Hellespontos) uzandı, Troas’ta Yenişehir’i (Sigeion) işgal etti ve öteki tiranları destekledi. Düşmanlarının geçimsizliklerinden yararlanmasını bildi ve hattâ evlenme yoiuyîe bir süre için Alkmeon’cularla uzlaştı. Kuvvet kullanarak çeşitli hizipleri ortadan kaldırdı ve Atina, onun uranlığı sırasında ilk vergi sistemi ve altın çağını yaşadı, başkent oldu, vergi sistemi ve sağlam maliyesi sayesinde çeşitli anıtlara (Enneakrunos, Hekatompedon, Olympieion, Eleusis Telesterion’a) kavuştu, ayrıca Peisistratos Homeros devrinin bütün eserlerini biraraya getirerek şehirde ilk genel kütüphaneyi açtı. Peisistratos zamanında bayramlar, şenlikler göz kamaştırıcı bir şekilde yapılırdı. Oğulları (Hippias ve Hip-parkhos) babalarının eserini devam ettiremediler. Peisistratos’un başlattığı kalkınmayı tamamlayan, VI, yy.ın sonunda Kleisthenes oldu. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİSİSTRATOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİRESKİOPSİS i. Yapraklarını dökmeyen kaktüs. (Meksika asıllı Peireskiopsis spathulata, peireskia gibi yetiştirilen bir ağaçcıktır.) [L]

PEİRİTHUS veya PEİRİTHOOS lat. Pirithous. Yun. mit. Tesalyalı kahraman, Zeus’un veya lksionos’un oğlu, Lapithes’lerin başlıca önderlerinden biri ve Theseus’un dostuydu. Kentauros’ların karşı koymasına rağmen, Hippodameia ile evlenmeyi başardı; ama. düğününde şiddetli bir çatışma Kentauros’larla Lapithes’leri karşı karşıya getirdi. Theseus ile birlikte Cehennem’e gitti. (L)

PEİSANDROS, rodoslu yunan destan şairi (M.ö. VII. veya VI. yy.). Herakles’in yaptıklarını anlatan büyük bir destan yazdı: Herakleia. Bu eserden bazı parçalar kalmıştır. (l)

PEİSİDİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Frigya-Pisidia sınır bölgesinde) şehir. Hoyran gölünün kuzeyindeki Gündanlı’da bulunan bir yazıtta adına rastlanır. Henüz bir araştırma yapılmamakla birlikte şehrin Hoyran gölünün batısındaki Pisa’da yer aldığı sanılıyor. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de)

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de), fransız bilgini (Belgentier, Provence 1580 -Aixen-Provence 1637). Astronomiyle ilgilendi, Orion bulutsusunu buldu ve Ay’ın haritasını yapmağa çalıştı. (L)

PEİRESKİA i. (Nicolas Claude Fabri de Peiresc’in adından). Güney Amerika’da ve Antiller’de yetişen kaktüs. (Peireskia acu-leata [Barbades frenküzümü] limonluklarda süs için yetiştirilir. Peireskiopsis gibi bunun da gerçek yaprakları vardır.) [l]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Peirene çeşmesi

Tarih 07 Mayıs 2009

Peirene çeşmesi. Esk. Yun. Eskiden Akrokorinthos’un tepesinden fışkıran kaynak. Kayanın alt yanından da Aşağı Peirene a-kardı. Korinthosiular bu kaynağı Akhe-loos’un kızı ve bir tanrıça olarak kabul ettiler. Pegagos buradan su içmişti. Aşağıdaki kaynak Arkaik çağda Herodes Atticus tarafından düzenlendi ve superileri çeşmesiy-le süslendi. Bu kaynaktan bugün de su akmaktadır. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peirene çeşmesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRE CARDENAL

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİRE CARDENAL, trubadur (Le Puy 1210′a doğr. – öl. XIII. yy. sonlarına doğr.). Ortaçağın en aydın ahlâkçılarından ve en sert yergi şairlerinden biriydi. Günümüze kadar kalan yetmişe yakın sirventes’inde, fransız zulmüne ve ahlâksız din adamlarına şiddetle çatar. (L)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRE CARDENAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRCE (James Mills)

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİRCE (James Mills), amerikalı matematikçi (Cambridge, Massachusetts 1834 – öl. 1906). 1853′te Harvard’ı bitirdi. 1861′de bu üniversitenin Matematik bölümünde yardımcı profesör olarak çalışmağa başladı. 1869′da profesör oldu. Başlıca eserleri: Texbook of Analytic Geometry (Analitik Geometri Dersleri) [1857], Three and Four Place Tables of Logarithmic and Trigono-metric Functions (Logaritmik ve Trigonometrik Fonksiyonların Üç ve Dört Haneli Cetvelleri) [1871]; The Element s of Loğa-, rithms (Logaritmanın Unsurları) [1874]; Mathematical Tables, Chiefly to Four Fi-gures (Dört Rakamlı Matematik Cetveller) [1879]. (M)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (James Mills) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRCE (George James)

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİRCE (George James), amerikalı botanikçi (Manila, Filipin adaları 1868). 1890′-da Harvard’daki Lawrence Bilim okulunu bitirdi. 1897-1900 Arasında yardımcı profesör, 1900′den sonra da profesör oldu. 1910-1911 Arasında Adalet bakanlığının özel memuru olarak dumanın bitkiler üzerindeki etkisini araştırdı. Textbook of Plant Physi-ology (Bitki Fizyolojisi Ders Kitabı) [1903] ve Physiology of Plants (Bitki Fizyolojisi) [1925] gibi eserleri vardır. (M)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (George James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRCE (Charles Sanders)

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİRCE (Charles Sanders), amerikan filozofu ve bilgini (Cambridge, Massachusetts 1839 – Milford, Pennsylvania 1914). özellikle kimya ve mekanik bilimlerle uğraştı. Harvard üniversitesinde (1903) ve Lowell enstitüsünde (1903-1904) öğretim görevlisi oldu. Babası Benjamin Peirce’in Linear Associative Algebra’sim (Katılmalı Çizgisel Cebir) büyük ölçüde genişleterek bastırdı (1882), John Hopkins üniversitesi üyelerinin Studies in Logis’ini (Mantık İncelemeleri) yayımladı (1889). Fikirlerimizi Nasıl Anlaşılır Hale Getirmeli? başlıklı bir makalesi (1878) pragmatizmin doğuşuna vol açtı. (L)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Charles Sanders) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRCE (Benjamin)

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİRCE (Benjamin), amerikalı matematikçi (Salem, Massachusetts 1809 – Cambridge, Massachusetts 1880). 1883′te matematik ve tabiat felsefesi profesörü oldu. 1842′-de Perkins kürsüsünde matematik ve astronomi dersleri vermeğe başladı, ölümüne kadar da bu görevde kaldı. 1867-1874. Arasında A.B.D. Kıyı Araştırmaları derneğinin başkanlığını yaptı; 1870′teki güneş tutulmasını incelemek üzere, Sicilya’ya bir inceleme gezisi düzenledi. 1855′te Albany’de, Dudley rasathanesinin kurulmasına yardım etti. Harvard’taki rasathane de onun ça-balarıyle kuruldu, üniversitelerde alışılmışın dışında birçok matematik kitabı hazırladı, öğretim metotlarını olumlu yönde etkiledi. Astronomi ve matematik konularındaki makaleleri bilim açısından son derece değerlidir: Analytic Mechanics (Analitik Mekanik) [1855]; Linear Associative Algebra (Katılmalı Çizgisel Cebir) [1870]. (M)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Benjamin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİNE

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİNE, Almanya’da (Batı Almanya, Aşağı Saksonya) şehir, Hannover ile Braunsch-weig arasında, Mittellandkanaî kıyısında; 29 700 nüf. Bir demir madeni yatağı yakınında küçük demir sanayii merkezi. Ayakkabı sanayii. (L)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »