RESSAM
Tarih 29 Haziran 2009
RESSAM i. (ar. resm’den ressam). İşi resim yapmak olan kimse: Onlar romancının, ressamın uydurmaları… (R. N. Güntekin). Osman onu ileride bir çocuk resmi için hazırlanan, etrafını tetkik eden bir ressama benzetiyordu. (H. E. Adıvar).
Ressam değneği, ressamların fırça tutan ellerini dayamak için kullandıkları, ucu deri veya kumaş kaplı bir topuzla biten, hafif ağaçtan yapılmış değnek. Kitap ressamı, kitaplardaki resimleri çizen sanatçı.
Bk. ANSîKL.
— ANSİKL. Türkiye’de ressam’lar genellikle, sanat faaliyetlerinin yoğunlaştığı üç büyük ilde (Ankara, İstanbul, İzmir) toplanmıştır. Bu illerde çeşitli yerli ve yabancı sergiler düzenlenir. Ankara ve İstanbul’da, bir yıl içinde açılan resim sergilerin sayısı 100′ü aşar. Son yıllarda ikinci derecedeki bazı büyük illerde de galeriler açıldı. Ressamlar meslek formasyonlarını, sanat eğitimi yapan yüksekokullardan aldıkları gibi, yeteneklerini geliştiren çalışmalarla da kazanmaktadır.
Türkiye’de sanat eğitimi veren kuruluşlar, Devlet Güzel Sanatlar akademisi, eğitim enstitülerinin resim bölümleri, daha çok uygulamalı sanat kollarında faaliyet gösteren Tatbikî Güzel Sanatlar yüksekokuludur. Ressamların bir bölümü de, bu eğitim kuruluşlarında öğretim görevlisi olarak çalışırlar. Ortaöğretim okullarında resim öğretmeni olarak görev yapan ressamlar da önemli bir grup meydana getirirler. Asıl mesleği olan ressamlığın dışında başka işlerden geçimini sağlayanların sayısı oldukça kabarıktır. Türkiye’de hareketli bir resim piyasası bulunmadığı için ressamların tablolarını satarak geçinmesi zordur. Yağlıboya resmin Türkiye’de ressamlarca benimsendiği ilk yıllardan itibaren, resmî ve yarı resmî kuruluşlar ressamlara, eserlerini satın alarak maddî destek oldu.
1939′dan itibaren her yıl açılan «devlet resim ve heykel sergileri», ressamların eserlerinin ödüllerle değerlendirilmesine ve satılmasına imkân verdi. Türkiye’de ressamlar, 1908′den itibaren çeşitli kuruluşlarda biraraya geldiler. Bunların ilki 1908′de kurulan «Osmanlı Ressamlar cemiyetedir. Sonradan «Güzel Sanatlar birliği» olarak adını değiştiren bu kuruluşun, bir de yayın organı bulunuyordu. 1919′da kurulan «Türkiye Ressamlar cemiyeti», Galatasaray lisesi salonunda düzenlediği sergilerle ün kazandı. Bu cemiyet 1926′da dağıldı, önceleri Etnografya müzesi ve Türkocağı salonlarında düzenlenmiş olan Güzel Sanatlar birliği sergileri geniş ilgiyle karşılanıyor ve resim satışları da sağlıyordu. 1928′de Avrupa’daki eğitimlerini tamamlayarak yurda dönen genç sanatçılar grubunun oluşturduğu Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar birliği ile 1933′te beş ressam ve bir heykeltıraş tarafından kurulan «D» grubu, 1940 yılında ilk sergilerini açan Yeniler veya Liman Ressamları grubu ilk ressam kuruşları arasındadır.
• Kitap ressamı. En eski resimli elyazması örneklerinden biri, Codex Vaticanus adı verilen V. yy.dan kalma bir Vergilius’tur. Doğu’da olduğu kadar Batı’da da minyatürün kazandığı olağanüstü atılım bilinmektedir. XV. yy.da tahta kalıplarla basılan kitap resimleri arasında Mirouer de la Redemption de l’umain lignaige (Lyon, 1478), Breydenbach’ın Seyahati (Mayence, 1486) sayılabilir. Daha sonra, 1488′de Paris Dua Kitaplarında bakır üzerine işlemeler ortaya çıktı. O sıralarda adı en çok duyulmuş kitap ressamlarından biri parisli Pierre Le Rouge’du (La Mer des Histoires, 1488).
Ayrıca Fransa’da, Geoffroy Tory, Denis Janot, Mercure Jollat, Bernaıd Salomon (Küçük Bernard da denir), Jean Duvet, Pierre Woeiriot, Rene Boyvin, Rabel, Thomas de Leu sayılabilir. Aynı dönemde alman ve italyan basımevlerinde (özellikle Venedik’te) çok güzel resimli kitaplar yayımlanıyordu.
XVII. yy.da Fransa’da şu adlar önemlidir: çelik kalem alanında Leonard Gaultier, Crispin de Passe (Le Maneige royal, 1625), Valdo, Lasne; ofortta, Perelle’ler, Israel Sylvestre, Stefano della Bella, Abraham Bosse, Chauveau (Vergilius, 1649), Seb. Leelerc (Cl. Perrault’un Vitruve’ü, 1673), Le Pautre (Les Divertissements de Versailles [Versailles Eğlenceleri], 1676); XVIII. yy.da: Cocchin, Eisen, Larmessin, Tardieu, Gravelot (Decamerone, 1757), Moreau le Jeune (Benjamin de La Borde’un Chanson’u [Şarkı]), Marillier (Berquin’in Les İdylles’i [İdiller], 1775), Le Barbier, Monsiau; XIX.yy.da: Desenne, Duplessis-Berteaux, Tony Johannot (Notre-Dame de Paris), Gigoux, Celestin Nanteuil, Gavarni, Grandville (Un Autre Monde [Başka Bir Dünya], 1844), Gustave Dor6 (Dante’nin İnferno’su [Cehennem], 1861). XVIII. yy.da ortaya çıkan renkli gravürlerden sonra XIX.yy.da taşbaskı tekniği doğdu ve özellikle ilk fotoğraf çoğaltma metotlarının bulunması (1847-1882) kitap resmi tekniğini yavaş yavaş geliştirdi.
Günümüze kadar yetişen fransız gravürcüleri arasında şunlar sayılabilir: Daniel Vierge (L’Assommoir [Meyhane], 1878). Auguste Lepere, Rops, Steinlen, Louis Legrand, Chas -Laborde, Dignimont, Vertes, Boussingault, Sylvain Sauvage, Mariette Lydis, Daragnes, Laboureur, Gus Bofa, Pierre Falke, Luc-Albert Moreau, Dunoyer de Segonzac, Georg, Touchagues, Demeurisse, Clairin, Heuze, Brayer, Buffet. Kitap resmi yapan ressamların sayısı çoktur: Holbein (Les Simulacres de la Morı [ölümün Görüntüleri]), Dürer (Maximilien’in Le Livre de Prieres’i [Dualar Kitabı]). Poussin (bir Vergilius, bir Horatius ve bir Kutsal Kitap kapağı süsü), Oudry (Les Fables [Masallar], 1755-1759), De Troy ve Lemoine (La Henriade, 1728), Boucher; XIX. yy.da Deveria, Delacroix (Faust, 1828), Lami, Manet (Ch. Cros’un Le Fleuve’ü [Irmak], 1874), Maurice Deniş (Les Fioretti, 1913).
Bonnard’ın hazırladığı Parallelement (Paralel Olarak) [1900] ve Daphnis et Chloe (Daphnis ve Chloe) [1902], Desvallieres’in Rolla’sı (1906), Picasso’nun Başkalaşımlar’ı, Gromaire’in, Beaudelaire’in Nesir Şiirler’i, Salvador Dali’nin Les Chants de Maldoror’u, Mattisse’in, Mallarme’nin Şiirler’i, Dufy’nin Tarascon’lu Tartarin’i (Tartarin de Tarascon), Derain’in Heroides’i (Heroides’ler); Rouault’nun, Suares’nin La Passion’u (Çile), Dunoyer de Segonzac’ın Les Croix de Bois’sı (Tahta Haçlar) ve Louise Hervieu, Vlaminck, Chagall, Van Dongen, Othon Friesz ile Derain’in eserleri gibi birçok «Ressam Kitabı»nın hazırlanmasında Ambroise Vollard’ın ve kitapseverler derneklerinin rolü büyük oldu. Bu arada, «heykeltıraş kitapları» ile Rodin (Le Jardin des Supplices [işkenceler Bahçesi]), Maillol (Les Eglogues [Egloglar]), Bourdelle (Mozart Enfant [Çocuk Mozart]) ve Belmondo’yu da (Lucien de Samosate’ın Les Amours’u [Aşklar]) unutmamak gerekir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESSAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİM veya RESM
Tarih 29 Haziran 2009
RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görülen azizlerin resimlerine benzer bir hal aldı (H. R. Gürpınar).
Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yapmağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Güntekin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çizme, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Resim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.
— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanılır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anlamında kullanılır: Bir kere sevdaya tutulmaya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar edersen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.
— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.
— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsinden bir para: Gümrük resmi. Belediye resmi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. ansikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlananların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakılmaları durumu. (Bk. ansikl.) ||
— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtılması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memurlar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olmadığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapardı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kassam defteri vardı, ölenin terekesi kassam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, ölenin cenaze masraflarıyle kassamın alacağı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısmetin kimler tarafından tahsil edileceğini düzenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, hademeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılardan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayinlerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve salâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrasını taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Resmi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydettikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Kadıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlarlardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe arasında değişirdi. Buna sicil akçesi de denirdi.)
— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tahlif, devlet memurlarının işe başlarken yemin töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat yemini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)
— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa altmış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değirmen vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürürlükte olduğu dönemde ekili arazisi olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.
Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba bennâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işlenebilecek arazi demekti.
Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bırakarak başka iş yapanlardan alınan vergi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve ondan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alınırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, turfanda meyve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı verilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.
Gayrimüslimlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzimattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderlerdi.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraattan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az verimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi almamağa başlandı.)
— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giydiği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hırkayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şeyhinin huzuruna çıkınca giyer.)
— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yarayan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geometrik resim, bir nesnenin geometrik orantılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belirtildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vurulan veya suluboya ile renklendirilen resim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yarayan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (marangozluk, topografya v.b.) uygulanması.
|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. alarak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanmadan yapılan ve bir nesneyi gerçekte olduğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi meydana getiren bütün parçaların ölçüsünü veren ve bu parçaların nasıl biraraya getirileceklerini belirten resim. (Bu tür resimde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösterilir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, yatay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit denir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli birtakım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, makine resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Teknik resim, sanayide, makine veya her çeşit imalât parçasının tam ve hatasız olarak yapılabilmesi için, çizimi yapan mühendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlardan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)
— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim testi, dört tane renkli resimden meydana gelir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki insan görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördüncü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, bazı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmektedir. Teste tabi tutulan denek, bu dört resmi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorundadır. Denekten istenen şey, bu resimlere bakarak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin konusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.
Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, deneğin anlattığı konuya karşı takındığı tavrı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini bitimi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliyetini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.
— Folk. önceleri folklorun bir parçası sayılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okumamış veya az okumuş bir toplumun sanatıdır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rastlanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha fazla ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapılmış olan bu resimler, ilkel bir özellik taşır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışında kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından denizler ve içinde gemiler görülür.
Halk resimleri halk masallarına uygun, halkın anlayabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bunları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (çoğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resimler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.
1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gösterir. Osmanlılar döneminde memurların gittiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yansıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, Enver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine karışmış Namık Kemal, Fatih’in atını denize sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in palabıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğraları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıydı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin develeri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süslerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine göre gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı gemisi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda denizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tulumbacılar v.d.
Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.
2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hikâyeler olmak üzere tarihî ve dinî konulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.
3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı varlıklara yer verilmeyen Mekke, Medine resimleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok sayfası resimlidir. Başta islâm inançlarını özetleyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sırat, bunun altında cehennem, zakkum ağacı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar halinde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.
4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasakladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatının en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şekiller, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi büyü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiştir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli sayfası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tılsım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.
5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konulardadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minarelerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapılmış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.
6. Yazıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.
7. Cam altı resimleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bunlar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, araları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de olağanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parçalanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk resimlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.
8. Karagöz resimleri halk sanatının en zengin bölümünü meydana getirir. Oyuna başlamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bahçeler perdeye konur. Buna göstermelik denir. Resimler saydamlaştırılmış deve derisine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.
— G. santl. Altamira veya Lascaux mağaralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanılan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resimlerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı mavisi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel boyayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılından yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve ince alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resimlere rastlanır.
Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar birbiri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borçludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten farklıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kumdan meydana gelen taze sıva üzerine yumuşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek genişlikte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, kurudukça hafifleyen çok ince renk armonileri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın derinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.
Freskte genellikle şu renkler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık siyahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kullanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alışkanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazırlanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kullanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan boyalar genellikle eskislerde çok işe yarar.
Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim yapılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sakıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tuval, kenevir tuvalden üstündür; daha kabaca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.
Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, karıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.
Birçok ressam, tablonun genel tonunu daha çabuk elde edecek şekilde önceden boyanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kolalanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalışırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kullanırdı; resimlerin zamanla kararmış olması bu yüzdendir.
Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulunur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çırakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yumuşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntıları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir yana sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).
Bunlar bir boya çanağı içinde sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenmeden önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş verniğine başvurulur. Bu vernik, donuklukları giderir, birkaç dakikada kurur, ama dayanıklı değildir.
• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmıştı. Romalılar da kral Attalos’un satın almak istediği bir tabloyu bu yoldan elde ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler aldı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak halka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satışı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avusturya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar kuruldu. O devirde belçikalı birçok ressam yalnız ihracat için çalışıyordu.
Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin merkezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ticaret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özellikle anılmağa değer.
— Huk. Resim, idarenin gözetim ve denetimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hizmet dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerinden, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluşları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hizmetler dolayısıyle alındığından, hizmetler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alınan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: damga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal resmi, hayvan alım satım resmi, ilân resmi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma resmi, işgaliye resmi.
• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiştir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuruluşların da resim ve harçlardan muaf olduğunu belirten özel hükümler vardır. Meselâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alınmayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Çocuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.
XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emekliye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhülislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışanların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağlı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafından;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya daha fazla akçe gündelikle çalışanların resmi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm resmi kısmetleri ise kazasker kassamları tarafından tahsil edilirdi.
— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çizimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, karakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fırça, silgi v.b. kullanılır.
Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanmasını sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, ölçekler, güdülen amaca ve çizilecek nesnelerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlıklar tamamlanınca resim tüm ve doğru olarak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: kimi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resimlerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ayrıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.
Teknoloji alanında kullanılan resim teknikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizilen resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür resimlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tekniğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genellikle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gerekir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazinin genel görünümünü verebilir, düzeç eğrileri veya taramalarla toprağın engebelerini gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farklarından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uygun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sadece tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştırmalar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntüsü üzerinden kalemle geçmektir; başka birtakım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.
+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reisebilder (Yolculuk Resimleri)
Tarih 27 Haziran 2009
Reisebilder (Yolculuk Resimleri), Heinrich Heine’nin eseri
(1. kısım 1826; 2. kısım 1827; 3. kısım 1830). Heine, bu eserini meydana getirirken, kendi mizacına en uygun edebî anlatım biçimini bulmuştur.
Die Harzreise (Harz’ta Seyahat) adlı eserinde taslağı üstünkörü kurulmuş bir duygusal serüveni anlatır ve yücelerin temiz havasında üniversite hayatının yavanlıklarını unutmağa çalışır. Das Buch Legrand bölümünde, davulunu çalarak bütün Napolyon destanını canlandıran eski bir imparatorluk askerini dinletir; Die Bader von Lucca (Lucca Banyoları) ile Die Stadt Lucca’da (Lucca’ Şehri) acı alaylarını şair August von Platen’e yöneltir ve çeşitli hıristiyan kiliseleri arasında eğlenceli bir karşılaştırma yapar.
İzlediği tarz, gezdiği yerlerden çok hayal gücüyle yaptığı ideal yolculuğun tasvirine dayanır. Reisebilder’âe, bize sunulan şey, «görülmüş şeyler»den çok bir seyircinin,’ yani Heine’nin, ruhudur. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reisebilder (Yolculuk Resimleri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reconquista
Tarih 25 Haziran 2009
Reconquista, hıristiyanların, müslümaniarm elindeki İspanya’yı yeniden fethetmelerini belirtmek için tarihçilerin kullandığı ispanyolca kelime.
Reconquista başlangıçta çok yavaş gelişti. Daha sonraları, her mevsimde tekrarlanan ve değişik sonuçlar veren a-kınlar (algarada) halini aldı, (Bu arada, meselâ 1064′te, Barbastro’ya kadar başarıyle ilerleyen bir akıncı birliği, yağmadan ve şehrin hareminde geçirdikleri eğlenceli saatlerden sonra baskına uğrayarak öldürüldüler.)
Bütün bu çabalar hıristiyanların sürekli olarak savaşa hazır durumda bulunmasını ve henüz birbirinden kopamamış hıristiyan krallıklarında erken sayılabilecek bir millî bilincin uyanmasını gerektiriyordu. Reconquista, bu hıristiyan ülkeleriyle Avrupa’nın öbür krallıkları arasında bir bağ kurulmasına da yaradı. Hıristiyanlık dünyasının uç eyaleti olan İberik yarımadası, Fransa’nın dört yanından koşup gelen şövalyelerle doldu: Charlemagne’ın şövalyeleri, ispanya ordularına katılan Franklar ve XI. yy.da düzenlenen fransız haçlı seferlerinin kumandanları (Gui Geoffroi, Guillaume de Montreuil).
Rahipler de yardımda bulundular. Bunlar, Compostela yoluyle gelerek manastırlarını Aragon ve Castilla’da kuran ve yeniden ele geçirilen şehirlere piskopos sağlayan Cluny rahipleriydi (XII. yy.da yerlerini Citeaux rahiplerine bıraktılar). XII.yy.da ortaya millî askerî tarikatlar da çıktı: sayıları çok az olduğu için Calatrava’yı terk eden Templier tarikatı rahiplerinin yerine burayı korumak amacıyle kurulan calatrava tarikatı; önceleri hacıların korunması için kurulmuş olan santiago tarikatı ve alcan-tara tarikatı gibi.
Bu arada, İberik yarımadasındaki müslümaniarın durumu da fetih-çiler için elverişli bir ortam yaratmıştı. Kur-tuba halifeliğinin parçalanmasıyla (1031) ortaya çıkan ve çok zaman birbirleriyle çekişen Taifes müslüman hükümdarlıklarının kuvvetleri bu çekişmeler yüzünden dağılıyordu. Toledo ve Badajoz hükümdarlıkları Se-villa krallığıyle mücadele etmek zorunda oldukları için kuvvetlerini biraraya getirerek hıristiyanlara tam manasıyle karşı koyacak değillerdi.
Hıristiyan prensleri, bu krallıklardan birini diğerine karşı destekleyerek aralarındaki anlaşmazlıkları körüklüyor, kimine metbuluklarını kabul ettiriyor, kiminden de haraç alıyorlardı. Reconquista’yı, Fransa’ya yaklaşmış ve bir başına kalmış olan Navarra’dan (Calahorra’nın alınması [1045]) çok Aragon’un ve özellikle Castilla’nın eseri saymak gerekir (Toledo kralının [1062] ve Sevilla’nın baş eğmesi [1063]). Fernando I, Valencia’ya 1065′te ulaştı ve hemen geri çekilmek zorunda kaldı. Alfonso VI Toledo’yu 1085′te yıllarca süren bir savaş sonunda ele geçirdi, ispanya müslümanlarının kötü durumu, Fas’tan gelen Murabıtların müdahalesiyle (Yusuf bin Taşfin, 1086) yeniden, düzeldi: Murabıtlar Sagrajas’ta, (Zalaca) Alfonso VI’yı yendiler. Hıristiyan orduları, büyük bir düzensizlik içinde geri çekilerek ancak Fransa’dan yeni takviyelerin gelmesiyle toparlanabildi.
Bundan sonra akınlar yeniden başladı ve Elcid 1094′te Valencia’ya kadar ilerledi. Murabıt saldırısı devam etti ve hattâ 1114′te Barcelona’yı bile tehlikeli duruma düşürdü. Ama Murabıtlar savaş güçlerini çok kısa bir sürede tükettikleri için bu başarıların arkası gelmedi. XII. yy.m ortasında yarımada yeniden fethedilmek ü-zere gibiydi. Muvahhidlerin gelişi ülkenin tümüyle hıristiyanların eline geçmesini yeniden geciktirdi. XIII. yy.ın başında ise, Cas-tilla ile Aragon’un tam bir anlaşmaya varmaları ve Leon birlikleri dışında bütün orduların birleşmesi kesin sonuç veren Las Navas de Tolosa çarpışmasına (1212) yol açtı.
1238′de Jaime I’de Aragon, Balear adaları ile Valencia’yı aldı: Castilîa’lı Fernando III 1236′da Cordoba’yı, 1246′da Jaen’i, 1248′de de Sevilla’yı işgal etti. 1249′da Portekiz Algarva’yı ilhak etti. Bundan sonra, 1492′de Granada krallığının düşüşüyle Reconquista son buldu. Ama bu olay, arkasında, Iberik yarımadasında varlığını uzun zaman sürdürecek izler bırakacaktı: tarikat mülklerinin yol açtığı latifundia meseleleri, kuzey ile güney arasındaki çıkar farkları ve değişik ruh hali, güneydeki halk geleneklerinde görülen islâmî kalıntılar ve ispanyol ruhunun sürekli bir özelliği olmamasına rağmen, iç çekişmeler olduğu kadar denizaşırı fetihlere de yol açan bir haçlı zihniyeti. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reconquista hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMİŞ
Tarih 22 Haziran 2009
RAMİŞ i. (fars. râmiş). Esk. Dinlenme, istirahat. || Oyun, eğlence. || Müzik.
+ Ramişgâh blş. i. Esk. Dinlenme yeri.
♦ Ramişger blş. sıf. ve i. Esk. Saz çalan, çalgıcı.
♦ Ramisgerî blş. i. Esk. Çalgıcılık. (M)
RAMİZ. Bk. Gökçe (Ramiz).
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMİŞ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMAZAN
Tarih 20 Haziran 2009
RAMAZAN i. (ar. ramazân). Arabî ayların dokuzuncusu, oruç tutulan ay; «üç aylar»dan sonuncusu: Bu sene Ramazan ayında oruç tutmak farz oldu ve hilâli Ramazanda Bedir gazası vuku buldu (Cevdet Paşa). Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi (A. H. Tanpınar). || Erkek adı.
— DEY. Ramazan (veya oruç) keyfi, oruç tutulduğu zaman açlığın verdiği sinirlilik hali.
— Din. Bk. ansıkl.
— Folk. Bk. ANSiKL. || Ramazan mânileri, ramazanda genellikle mahalle bekçilerinin sahur vakti davulla evlerin önünde söyledikleri mâniler. (Ramazan geceleri evlerde düzenlenen toplantılarda da karşılıklı mâniler söylenirdi. Birer dörtlük niteliğinde olan bu mânilerin bazıları eğlenceli, bazıları da aşk konularıyle ilgili olurdu.)
— Mal, Esk. Ramazan tahvilâtı, Osmanlı imparatorluğu devrinde ramazan ayında çıkarıldığı için bu adla anılan bir devlet tahvili. Bk. ansikl.
— ansikl. Din. Genellikle şehr (ay) kelimesiyle birlikte şehr-i ramazan şeklinde kullanılır. Ramazan kelimesinin kök anlamı hakkında lûgat bilginleri çeşitli görüşler ileri sürerler; çok ısıtmak, çok sıcak olmak, yakmak v.d. Ramazan kelimesinin Allah’ın güzel isimlerinden (esma-ı hüsna) olduğu, «günahları yok edici» anlamına geldiği hakkında söylentiler de vardır. Ramazan Kur’an’da adı geçen tek kamerî aydır. Ramazan orucunun müslümanîara da farz kılındığını bildiren ayette Kur’an’ın ramazan ayında indirilmeğe başlandığı belirtilir (Bakara suresi, 185). Müslümanların kutsal saydıkları gecelerden Kadir gecesi de ramazan ayı içindedir. Bk. kadir gecesi.
Hicretin 2. yılında müslümanlara Bakara suresinin 183. ayetiyle ramazan süresince oruç tutmaları emredildi. Ramazan orucuna şaban ayının son günü, ramazan ayı hilâlinin görülmesiyle (rüyet-i hilâl) başlanır. Ramazanda oruç, belli bir sürenin sonunda açılır. Oruçtan sonraki yemeğe «iftar» adı verilir. (Bk. iftar.) Günlük namazların yanında Ramazan süresince yatsı namazından sonra 20 rekatlık (bk. rekât) teravih namazı kılınır. (Bk. teravih.) Ramazan ayı bazen 29 gün, bazen 30 gün olur ve şevval ayının hilâlinin görünmesiyle sona erer.
— Folk. Eskiden ramazan arefesinde İstanbul’un yüksek yerlerinde, minare şerefelerinde ramazan hilâlinin doğması beklenirdi. (Bk. Ramazan HİLALİ) Hilâli görenlerden iki kişi, aralarında varlığını farz ettikleri bir alacak davasını kadıya arz ederlerdi. Alacaklı, kadıya: «Efendim bu adam geçen yıl benden su kadar kuruş borç almıştı ve gelecek sene ramazan hilâli görülür görülmez ödeyeceğine söz vermişti» derdi. Kadı da borçlu olduğu farz edilen kimseye bunun doğru olup olmadığını sorar, borçlu «Evet efendim doğrudur, yalnız ramazan hilâlinin görüldüğünü ispat etsin» deyince kadı, alacaklıdan şahitlerini getirmesini isterdi. O da ramazan hilâlini görenleri kadının huzuruna çıkartıp, hilâli gördüklerini söylemelerini isterdi. Şahitler hilâli gördüklerini bildirince ramazan ayının girdiği ispat edilmiş olurdu. Ramazanın girdiğini ispat edenlere belirli bir ücret verilirdi. Ramazanın geldiği halka davullar çalınarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulurdu. Ramazanın ilk günü devlet daireleri tatil olur, diğer günlerde de iş saatleri azaltılırdı.
Ramazan süresince devlet ilerigelenlerinin, zenginlerin konaklarında herkese açık iftar sofraları kurulurdu.
Devlet büyükleri arasında da iftar davetleri olurdu. Bu iftarlarda yemekten sonra davetlilere kıymetli hediyeler veya para (diş kirası) verilirdi. Akraba ve dostlar arasında ramazanın ilk haftasında davetsiz iftara gitmek bir nezaket ve hürmet sayılırdı. İftardan sonra camilerde, zengin konaklarında teravih namazı kılınırdı. Teravihten çıkan halk, çeşitli eğlence yerlerine dağılırdı. Sohbet etmek isteyenler kahvelere, saz şairlerini dinlemek isteyenler İstanbul’da Çemberlitaş’ta Tavukpazarı yakınındaki semaî kahvelerine, kukla, karagöz, ortaoyunu seyretmek isteyenler de Şehzade-başı’nda Direklerarası’na giderlerdi. Bu eğlenceler sahur vakti yaklaşana kadar devam ederdi. Sahur vaktini de mahalle bekçileri, davul çalarak, çeşitli mâniler söyleyerek ilân ederdi. Ramazan süresince büyük camilerin minareleri arasına mahya* denilen ışıklı yazılar yazılırdı.
— Mal. Esk. Ramazan tahvilâtı. Osmanlı devletinde iç ve dış borçların faiz ve resülmal ödemeleri beş yıl süreyle yarıya indirildi, ikinci yarısının yüzde 5 faizli tahvillerle ödeneceği konusunda da ayrı bir karar alındı. 25 Milyon lira tutarındaki bu tahviller 30 ramazan 1292 (1875) tarihli bir kanunla çıkartıldı. Ramazan tahvilâtı, Osmanlı devletinin içte ve dışta malî itibarını sarstı ve Düyunı Umumiye idaresinin kurulmasına yol açtı. Bu yüzden kanunun çıktığı yıl sadrazam olan Mahmud Nedim Paşa ağır tenkitlere uğradı.
— Tar. Ramazan ayı içinde meydana gelen tarihî olaylar islâm tarihçilerine göre şunlardır:
6 Ramazan, halife Ali’nin oğlu Hüseyin’in doğumu; 10 Ramazan, Hz. Muhammed’in zevcesi Hatice’nin ölümü; 17 Ramazan, Bedir savaşı; 19 Ramazan, Mekke’nin fethi; 21 Ramazan, halife Ali’nin ve imam Ali Rıza’nın ölüm günü; 22 Ramazan, halife Ali’nin doğumu. (-» Bibîiyo.) [M]
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMAZAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİMU
Tarih 19 Haziran 2009
RAİMU (Jules MURAiRE, — denir), fransız oyuncusu (Toulon 1883-Paris 1946).
İlkin müzikholde, 1914′ten önce tiyatro ve sinemada oynadı, büyük başarısını Marcel Pagnol’ün Marius’undaki oyunuyle elde etti (1929). Alışılmışın dışına çıkması, rollerini yapmacığa kaçmadan «duyarak» oynaması büyük bir ilgiyle karşılandı. 1
943-1946 Arasında Comedie-Française’de çalıştı. Bazı sessiz filmler çevirdi, sinemadaki başarısını da gene Marius’taki C6sar rolüyle kazandı.
Başlıca filimleri: Marius (1931); Fanny, Les Gaîtes de l’Escadron (Bölüğün Eğlencesi) [1932]; Cesar (1936); Gribouille (Dengesiz) [1937]; UEtrange M. Victor (Garip M. Victor) [1938]; La Femme du Boulanger (Ekmekçinin Karısı) [1939]; Les İnconnus dans la Maison (Evdeki Yabancılar) [1942]; L’Homme au Chapeau Rond (Yuvarlak Şapkalı Adam) [1946]. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAHBA
Tarih 19 Haziran 2009
RAHBA i. (ar. rahbe, yer’den). Magrıp’ta, ortasında güreş karşılaşmaları yapılan yer. || Güreş. (Murabıtların bayramlarında bir ermişin türbesi ziyaret edilir, halk eğlenceleri düzenlenir; güreşler, at koşuları yapılır ve başlıca yemeği kuskus olan şölenler verilir.) [L]
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHBA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADYO
Tarih 18 Haziran 2009
RADYO i. (fr. radio). Radyo yayınlarını alıcı cihaz. (Bk. alici.) || Düzenli bir şekilde radyo yayınları yapan radyoelektrik istasyonu.
— Radyotek. Otomobil radyosu, otomobilde kullanılmak üzere yapılmış radyo alıcısı. Bk. ANSİKL.
— Telekom. Radyo gazetesi, radyo vericileri tarafından yayımlanan çeşitli haber, yorum ve makalelerin tümü. || Radyo muhabiri, radyo haber ve röportajlarını hazırlayan gazeteci, Radyo reklamı, radyolar aracılığıyle söz ve müzikten faydalanılarak yapılan reklam. (Türkiye radyoları 1951′den itibaren reklam yayımlamağa başladı. İlk reklamlar, radyonun kendi spikerleri tarafından sözlü olarak yapılırken daha sonra reklam saatleri ayrıldı; reklam şirketleri sözlü, müzikli reklam yayımına başladı.
Bugün radyo reklamlarının ilgi çekmesi için söz ve müziğin yanı sıra yarışmalara, eğlence programlarına, skeçlere v.b. yer verilmektedir.) || Radyo röportajı, radyo ile yayımlanan röportaj. Radyo yayını, radyo alıcısı bulunanlar için, Hertz dalgalarıyle haber, konferans, konser, sanat, edebiyat, bilim v.b. programların nakli. (Bk. ANSiKL.) || İl radyosu, ancak yayımın yapıldığı ilde dinlenebilecek güçteki radyo istasyonu; bu istasyonun yayımı. (Türkiye’de büyük şehirlerde il radyoları asıl radyo istasyonlarının yanı sıra yayın yapar ve programlarında yalnız batı müziğine yer verir. Bu yayınlar «ikinci program» adiyle anılmaktadır. Antalya, Kars, Van, Gaziantep, Trabzon, Diyarbakır il radyolarının programlarında her türlü söz ve müzik programı yer almaktadır.)
— ANSiKL. Radyotek. Başlangıçta elektron lambalı olan otomobil radyosu, anotların beslenmesi için gerekli yüksek gerilimi sağlayacak bir vibrörlü konvertisörün kullanılmasını gerektiriyordu. Transistorlu olan modern alıcılar doğrudan doğruya arabanın bataryasıyle beslenir. Taşıtın elektrik donatımı parazite karşı korunmuş olmalı, yani kıvılcım üreten organların (dinamo, bujiler, akım kesiciler) yaydığı parazitleri yok etmeğe veya hiç olmazsa önemli bir şekilde azaltmağa yarayan elemanlar (kondansatörler ve dirençler) kullanılmalıdır. Otomobil radyolarının hemen hepsinde, bir tuşa basmakla istenen yayını seçme imkânı veren bir kumanda klavyesi vardır.
— Telekom. Radyo yayını yapan istasyonların sayısı radyoelektriğin temel ilkeleri ortaya konduktan sonra hızla arttı. Bugün 400′den fazlası Avrupa’da ve 4 000 civarında (özel istasyon) A.B.D.’de olmak üzere binlerce istasyon vardır. Fakat Amerika’dakilerin 800′ü dört büyük program ve reklâm dağıtıcı şebekesinden (networks) birine bağlıdır. Türkiye’de, 10 tane devlet verici radyo istasyonu (istanbul, Ankara, izmir, Çukurova, Erzurum, Kars, Diyarbakır, Gaziantep, Trabzon, Antalya) vardır. Dünyadaki radyo dinleyicisi sayısı 1959′da yaklaşık olarak 365 milyondu, bu sayı yeryüzü ölçüsünde her 1 000 kişide 127 kişi gibi bir ortalama verir. Kuzey Amerika 183 milyonla birinci sırayı alır (binde 707); Avrupa’da 133 milyon (binde 211); Asya’da 28 milyon (binde 17); Güney Amerika’da 13 milyon (binde 95); Afrika’da 4,5 milyon (binde 19) ve Okyanusya’da 3,7 milyon (binde 23) dinleyici vardır.
• Milletlerarası yönetmelik. Bir yayında taşıyıcı dalganın modülasyonu yan bantlar meydana getirir. Çok yakın frekanslı bir yayın yüzünden parazit olmaması için frekans tayfında her yayma bir kanal ayırmak gerekir, öbür yandan Hertz dalgalarını kullanan yalnız radyo yayınları değildir. Başlıca kamu hizmetleri (havacılık, denizcilik) alanında telsiz telgraf ve telsiz telefon için de frekans tayfında bantlar ayırmak gerekir. Bu amaçla 1947′de Atlantic City’de imzalanan Milletlerarası Telekomünikasyon antlaşmasıyle bazı kurallar tespit edilmiştir.
Radyo yayını için ayrılan frekans bantları, uzun dalga için 150-285 kHz (1 050 – 2 000 m arası), orta dalga için de 525 – 1 605 kHz’tir (187-560 m arası). Kısa dalgada ise, 2 300 kHz’lik frekans bandıyle eski bantlardan yüzde 33 oranında fazla olmasına rağmen ancak 180 kanala yer verilebilmektedir. Bütün dünyadaki kısa dalga yayın-larıyle ilgili kanalları çeşitli milletler arasında dağıtmakla görevli Meksiko konferansı çok karışık teorik bir plan kararlaştırarak 10 nisan 1949′dan sona ermiştir. Yayın alanı sınırlı olan uzun ve orta dalgaların çeşitli ülkeler arasında dağılımı için, dünya bağımsız bölgelere bölündü. Avrupa bölgesi, Greenwicb’in batısında 10., doğusunda 40. meridyen ve güneyde 30. kuzey paraleliyie sınııiandı. Bu bölge için Kopenhag’da 1948′de 25 hazirandan 16 eylüle kadar toplanan Avrupa Radyo Yayını konferansı 15 mart 1950′de yürürlüğe giren frekans (veya dalga boyu) dağılım planını tespit etti. Uzun dalgada, 18 kanala 21 istasyon yerleştirildi. Buna karşılık ortak dalgaların kullanılması (millî veya milletlerarası) ve senkron çalışan millî şebekelerde ortak dalgalardan yararlanılması sayesinde, 121 orta dalga kanalına 300′den fazla istasyon yerleştirilebildi. Bu planın birçok üstünlüğü vardır. Bir yandan istasyonların birbirine karışmasını büyük ölçüde önler, öte yandan aralarında yeterince frekans farkı bulunan bölge radyo vericilerinin aynı binada çalışmasını sağlayarak kuruluş ve işletme giderlerini azaltır.
• Programlar. Radyo yayın programlarında, her tür müzik, konuşmalar, haberler, röportajlar, eğlenceler, tiyatro oyunları (bunların bazıları özel olarak radyo için hazırlnamıştır), eğitim ve büyük bir gelir kaynağı olan reklamlar yer alır. Eskiden genellikle canlı yayın yapılırken bugün hemen hemen bütün programlar plak ve banda kaydedildikten sonra yayımlanır. Radyo ile müzik yayını. Doğrudan doğruya veya, plak ve banda alınarak yaprlan müzik yayınları, ülkelere göre bütün yayınların yüzde 50 ilâ 75′ini tutar. İstanbul radyosunun on iki devamlı hafif batı müziği orkestrası vardır; ayrıca Şehir orkestrası ve Küçük orkestranın klasik batı müziği yayınlarına yer verilir. Radyo arşivinde ise, çeşitli plak ve bantlardan başka, türk halk musikisinden derlenmiş bir koleksiyon bulunur. (LM)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİRİNALİA
Tarih 17 Haziran 2009
QUİRİNALİA i. (lat. k.). 17 Şubatta Quirinus şerefine düzenlenen eğlenceler. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİRİNALİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Purim veya Furim bayramı veya Kuralar bayramı
Tarih 15 Haziran 2009
Purim veya Furim bayramı veya Kuralar bayramı (fars. purim, kuralar), musevî bayramı. Perslerden geldiği sanılır. Musevilerin Ahasverus devrinde, gününü Aman’ın kura çekerek tespit ettiği katliamdan nasıl kurtulduklarını anmak için düzenlenir. Arife günü oruç tutulan bayram 14 ve 15 adar’da (veya azar; yahudi takviminin altıncı ayı) kutlanır. Bu süre cinde Esther’in kitabı okunur ve Doğu Avrupa’da geleneksel olarak çeşitli eğlence ve gösteriler (çocuklar kamaralı, içki âlemleri, Aman’nın kuklasını asma töreni gibi) düzenlenirdi. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Purim veya Furim bayramı veya Kuralar bayramı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Psyche
Tarih 12 Haziran 2009
Psyche, Moliere, P. Corneille ve Quinault’nun serbest ölçülü, 5 perde, bir prolog ile perdearası eğlenceli trajikomik balesi; müzik: Lully (1671). Psyche’nin 1671′deki baskısı, prolog’u Moliere’e mal eder ve Quinault’nun yalnız söylenen şarkıların- sözlerini yazdığını öne sürer: ama Quinaült mektubunda, prolog üstündeki hakkını açıkça ister. Metnin en büyük bölümünü Corneille yazmış ve hâlâ tazelik ve gençlik dolu bir ilhamı olduğunu göstermiştir. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Psyche hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUSSİN (Nicolas)
Tarih 08 Haziran 2009
POUSSİN (Nicolas), fransız ressamı (Villers, Andelys yakınları 1594-Roma 1665). Yoksul bir ailedendi. Küçük yaşta Quintin Varin’in derslerini izledi, on sekiz yaşında Paris’e gitti, orada flaman Ferdinand Elle’in, sonra Lallemand’ın atelyesine girdi. Philippe de Champaigne ile birlikte Luxem-bourg sarayının dekorasyonunda çalıştı, 1624′te Roma’ya gitti. Orada, oldukça sıkıntılı yıllar geçirdikten sonra ancak 1628′de biraz rahata kavuştu ve giderek ün kazanmağa başladı. 1629′da Jacques Dughet ile tanıştı ve onun kızıyle evlendi. Bunu takip eden on yıl en çok eser verdiği dönemdir. Konularını genellikle Kutsal Kitap’tan aldı: Âşdod’da Veba Salgını (Louvre), Masumların öldürülmesi (Chantilly), Altın Buzağının Etrafında Dans (Londra), Kudüs’ün Zaptı (Louvre). Tarihten ve mitolojiden de yararlandı: Sabinli Kadınların Kaçırılması (New York), kardinal Barberini için, Germanicus’un ölümü, Camilla ve Falerii Okulu Ustası (Louvre). Ayrıca alegorik tabloları da vardır: Şairin ilham Alması (Louvre). Cassino de Pozzo için yaptığı Yedi Dini Tören’m birinci dizisi de büyük başarı kazandı.
Richelieu ve kral Louis XIII’ün takdirini kazanan Poussin 1640 yılında Paris’e döndü ve kralın baş ressamı oldu. Fakat kendisinden beklenileni tam anlamıyle veremeyince hoşnutsuzluğa sebep oldu ve 1642 yılında da bir daha geri dönmemek üzere Roma’ya gitti. Roma’da, kendini o devrin sanatseverlerine kabul ettirdi ve yeni eserlerini vermeğe başladı: ikinci Dinî Törenler dizisi, Musa’nın Nehirden Çıkarılışı (Louvre), Arkadia Çobanları (Louvre) ve özellikle İncil’den ve tarihten alınmış sahneleri canlandırdığı manzara resimleri: Diogenes Çanağını Atarken (Louvre), Poliphemos ve Manzara (Leningrad), Herkül ve Cacus’lu Manzara (Moskova). 1660-1664 Arasında Richelieu hesabına yaptığı Dört Mevsim (Louvre) Poussin’in sanatının doruğuna ulaştığını gösterir.
Simetriye, tablodaki grupların dengelenmesine, kompozisyona son derece önem veren Poussin, klasik bir ressam tipidir. Serbest bir üslûp ve belirli gölgeler taşıyan gençlik desenlerinde Fontainebleau okulu maniyerizminin izleri görülür. Fakat Poussin kısa zamanda gayet açık olarak belirlenmiş planlar ortaya koydu ve gölge ile ışık kitlelerini ahenkleştirdi. Hayatının sonlarında şekilleri sadeleştirdiği gibi, çizgileri de yalınlaştırdı. En önemli desenleri Louvre müzesindeki Desen salonunda (Musa ve Yetro-nun Kızları, Son Vazife, Venüs ve Mercurius, Bacchus Eğlencesi, Manzaralar, Kutsal Aile), Chantilly müzesinde (Germanicus’un ölümü, Sabinli Kadınların Kaçırılışı, Manzaralar, ilkçağ Eserleri Üstünde İnceleme), Lille müzesinde (Kutsal Masumların öldürülmesi), Stockholm müzesinde (Angelica ve Medor), British museum’da ve Windsor Krallık koleksiyonunda (Flora İmparatorluğu, Meryem’in ölümü, İsa Zeytin Bahçesinde, Adonis’in Doğuşu) yer alır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUSSİN (Nicolas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPULİFUGİA veya POPLİFUGİA
Tarih 05 Haziran 2009
POPULİFUGİA veya POPLİFUGİA çoğl. i. (populus, halk ve fugere, kaçmak’tan lat. k.). 5 Temmuzda Juno onuruna düzenlenen şenlikler. (Kırlarda yapılan bu halk eğlencelerinin bir kargaşalığı temsil ettiği sanılır.) [L]
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPULİFUGİA veya POPLİFUGİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNTİ
Tarih 05 Haziran 2009
PİNTİsıf. Aşırı derecede eli sıkı, cimri: öyle bir kişi, kendini her eğlenceden yoksun edip ille parasını biriktirmek isteyen pintiye benzemez mi? (N. Ataç). Doktor Lütfü Bey çok pinti… (Kemal Tahir).
♦ Pintilik i. Pinti olma hali: Büyük kusurlarından biri de pintiliğiydi: Bu gönlü çok cömert adamın cebi çok hasisti (Y. Z. Ortaç). |1 Pinti gibi davranma. (m)
PİNTİLEŞMEK dönşl. f. (pı’nfı’den pinti-le-ş-mek). Pinti hale gelmek, cimrileşmek. (m)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNTİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPEİ
Tarih 04 Haziran 2009
POMPEİ, lat. Pompeii, Napoli eyaleti Campania’da Vezüv’ün eteklerinde kurulmuş italyan şehri, 19 100 nüf. önemli bir ziyaret yeri. Madonna del Rosario’nun tapınağı.
• Arkeol. M.ö. VI. yy.’da Osk’lar tarafından kurulan şehir Yunanlıların etkisi altına girdi; birkaç yıl da Samnit’lerin işgali altında kaldı (M.ö. 425-420). 290′da Roma’nın mütefiki oldu, Sınıf kavgası sırasında ayaklandı. Sulla tarafından ele geçirilerek (M. ö. 89) sömürge oldu ve M.S. 62′de «Colonia Neroniana» adını aldı. Deniz kenarında (o zamandan beri, volkan küllerinin birikmesi sonucunda kıyı yer değiştirmiştir) verimli toprakların üzerinde ve güzel bir ülkede kurulmuş olan Pompei, çevredeki Yunanlıların etkisiyle helenistik bir şehir görünüşü aldı. M.S. I. yy.da Romalılar buraya akın edince şehri bir zevk ve eğlence yeri haline getirdiler. Bu yüzyılda (59), Pompei, Nucerini’lerle çıkan bir anlaşmazlık yüzünden karıştı ve kan dökülmesine yol açan bu durum imparator tarafından şiddetle kınandı. Daha sonra 62′de bir deprem sonucunda yıkılan şehri kısmen yeniden inşa etmek gerekti. Pompei, yüzyıllar boyunca toprak altında kalmasına yol açan 79 felâketi sırasında, surlarla çevrili, elips şeklinde 30 000 nüfuslu bir şehirdi. Liman çok faaldi, fakat birçok işsiz güçsüz de vardı. Çok yaygın olan latin dilinin yanı sıra yunan kültürü de etkisini sürdürüyordu. Daha o zamanlar bile şehirde birkaç hıristiyan vardı.
Volkanın püskürmesi çok anî oldu. Belediye seçimlerinin yapıldığı bir dönemdi. Tiyatroda Plautus’un Casina adlı eseri oynuyordu. Küller ve yanardağ taşları yağmağa başladığı zaman halkın çoğu başlarında birer yastıkla kırlara kaçtı. Birçok kişi de evlerinde her şeylerini olduğu gibi bırakarak alelacele çıktı, geç kalan ya da değerli eşyalarını almak için geri dönenler ise bunu hayatlarıyle ödediler. Kazı yapanlar, katılaşmış kül yığınları içinde, cesetlerden arta kalan boşlukların alçıdan kalıplarını çıkararak bu kimselerin son andaki durumlarını tespit ettiler. Misena’da bulunan filonun kumandanı Büyük Plinius yanardağın püskürmesini yakından görmek istedi ve boğularak öldü. (Yeğeni Küçük Plinius ise olayları anlatmıştır.) Şehir metrelerce kalınlıkta volkanik artıklarla örtüldü. Bazı kimseler değerli eşyalarını almak için geri döndüler, ama bir süre sonra şehir kendi haline bırakıldı. 1600′e doğru bilgin Fontana buradaki yıkıntılara dikkati çekti. 1748′de bir köylü bazı heykeller buldu; 1860′tan sonra da gittikçe artan bir hızla kazılara başlandı. Kazı tekniği geliştirildi ve çalışmalar aralıksız sürdürüldü. Bugün şehrin deniz tarafında bulunan, toprağın yüzeyine yakın ve açılması en kolay olan üçte biri, XX. yy.da çok dikkatle yapılan kazılar sonunda da, özellikle Strada dell’ Abbondanza (Bereket caddesi) ortaya çıkarılmıştır.
Şehrin kendine bas bir görünüşü vardır. Çok düzensiz bir şekilde döşenmiş ve kenarlarında yüksek yaya kaldırımları bulunan caddelerde yayaların geçmesini kolaylaştırmak amacıyle yer yer çıkıntılar meydana getiren kaldırım taşı yığınları vardı. Çeşmelerin suyu bir kanalizasyon şebekesinden sağlanır. Dükkânlar pek çoktur: jüllonicae (kumaş boyama), thermopolia (kabareler). Bunların yol boyunca birer tezgâhları vardı. Arkada da, hiç bir özelliği olmayan basit birçok evle, yüksek burjuva sınıfının evleri (Casa) yer alır. Bunlardan bazıları freskleri ve heykelleriyle ünlüdür: Casa del Citharista, Casa dei Diadumeni, Casa del Criptoportico, Casa del Larario. Casa dei Menandro, Casa delle Nozze d’Argento, Casa degli Amorini Dorati, Casa del Fauno ve eski sahiplerinin adlarıyle anılan Vettius’ların (Casa dei Vettii), Loreius Tibuatinus’un Casa de Loreia Tiburtino ve bankacı «Jucundus»un (Casa di Jucundo) evleri. Bunlar, bir atrium, arkada ise bir neustil çevresinde kurulan o devrin tipik ev planını çizmeğe imkân vermiştir.
Bahçeler kısmen yeniden düzenlenmiştir, özellikle mitolojik konulu ve balmumu yahut kazeinle yapılmış duvar resimleri, etkisi çok canlı olan bir dekor meydana getirir.
Bununla birlikte konular hep aynıdır ve seri halinde iş çıkaran sanatçılar tarafından birbirinden kopya edilmiştir. Bu resimlerden bazıları oldukları yerde, camların altında muhafaza edilmiş, bazıları da Napoli müzesine konmuştur. Bunlarda dört ayrı üslûp görülür: mermer panoları örnek olan samnit üslûbu (M. ö. 200-70), aldatıcı bir görünüşü olan perspektifleri kapsayan üslûp, Augustus devrinde değişik manzaralarla çeşitli mitoloji sahnelerini işleyen üslûp ve Neron devrinde barok tarzına doğru bir eğilim gösteren üslûp. Süslemeler mozaik ve yalancı mermerle yapılmıştır. Ayrıca, bulunmuş olan çeşitli eşyalar da vardır: mutfak eşyası, ne işe yaradığı pek anlaşılamayan kaplar, borular, tabletler (mumlu tahtadan yapılmış ve iyice kömürleşmiş olan bankacı Jucundus’un tabletlerinde bir dizi sözleşme metni) vardır. Resmî binalar oldukça eskidir. Etrüsk ve Samnit devrinden kalma surlar içinde, M.ö. II.yy.dan kalma üç yanı kemeraltılı ve arabalarla yasaklanmış olan bir forum görülür. Bu forum imparatorların ve ünlü kişilerin heykelleriyle süslüdür. Kuzeyde Jüpiter tapınağı, doğuda da kapalıçarşı vardır. Çok klasik olan bazilika M.ö. II. yy.’dan kalmadır ve batıda bir Apollon tapmağının yanında yer alır.
Ayrıca burada «üç köşeli» adı verilen, etrüsk devrinden kalma ikinci bir forum, hamamlar (Stabiae hamamları), iki tiyatro, bir basamaklı tiyatro (M.Ö. I. yy.), bir Pompei Venüsü tapınağı (Venüs’e halkın özel bir sevgisi vardı), bir gladyatör kışlası v.b. bulunur. Duvarların dışında anayollar boyunca mezarlar, daha ötede de birkaç villa yer alır. Bunlardan, bir tepenin yanında bulunan Diomedes’in villası ve bir tarım işletmesi merkezi olan Villa dei Misteri, muhtemelen Dionysos âyinlerine ait sahnelerin yer aldığı freskleriyle ünlüdür. Şehirde yapılan incelemeler, grafitti’ler sayesinde roma taşra hayatının bütün dekoruyle günlük yaşantısını ortaya çıkardı. Bu duvarlarda zamanın şairlerinin mısraları, küçük haberler, yergi yazıları ve tanrıya yakarışlar görülür. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLAV
Tarih 30 Mayıs 2009
PİLAV i. (fars. pulâv, pîlev’den). Mutf. Genellikle pirinçten yapılan bir yemek. (Bulgur, kuskus v.b. ile de yapılır ve yapıldığı maddeye göre adlandırılır.): Yusuf tekrar mutfağa dönünce ocağın kenarında bir tencere bulgur pilavı durduğunu gördü (Sabahattin Ali). O zaman kalkacak, kuzu kızartacak, pilav pişirecekti (H.E. Adıvar).
Bulgur pilavı. Bk. BULGUR.
iç pilav, ciğer parçaları, fıstık, üzüm, karabiber ve çeşitli baharatla yapılan pilav türü. (Saray pilavı da denir.)
Kuskus pilavı. Bk. KUSKUS.
Meyhane pilavı, bulgur, acı biber ve domatesle yapılan bir pilav türü.
Yörük pilavı, kekik v.b. kokulu dağ otları ilâvesiyle yapılan pilav türü.
— DEY. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın, bir işte bıkmadan, yorulmadan sonuna kadar direnileceğini belirtmek için kullanılır.
— ANSiKL. Pilav yapıldığı malzemeye göre adlandırılır (pirinç pilavı, bulgur pilavı, kuskus pilavı). Bulgur pilavı daha ucuza malolduğundan Anadolu’nun birçok bölgesinde pirinç pilavına tercih edilir. Kuskus pilavı ise genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır.
Türkiye’de sofraya en sonra pilav getirilmesi gelenek halini almıştır. Bu yüzden, bu yemeğe bazı yerlerde «söz kesen» de denir. Taneleri lapalaşmamış, pişkin pirinç pilavı makbuldür. Çok taze pirinçten iyi pilav yapılmaz. Pirincin en az altı ay beklemiş olması gerekir. Pirinç pilavı pişiriminde genellikle ölçü şudur: 1 ölçü pirinç, 1,5-2 ölçü su (et suyu, tavuk suyu v.b.) 1,5 yemek kaşığı tereyağı, nebatî yağ veya zeytinyağı, 1,5. çay kaşığı tuz. Pirinç pilavı, süzme, sallama, kavurma, haşlama denilen yollarla pişirilir. En yaygını haşlamadır. Bu yolla pirinç pilavı şöyle yapılır: ayıklanmış, yıkanmış, durulanmış pirinç yarım saat sıcak suda bekletilir. Bir tencereye ölçüyle su, tuz ve yağ konur. Kaynayınca pirinç tencereye boşaltılır, önce orta, sonra hafif ateşte suyu çekilir. Pirincin kabarması için tencere kapağı, temiz bir bez veya kâğıtla örtülür, böylelikle pirincin demlenmesi sağlanır. Bu durumda 15 dakika dinlendirilir. Pilav su oranını iyi dengeleyebilmek için genellikle suya katılmış pirincin ortasına bir kaşık diklemesine batırılır. Kaşık, dik durumda kalabiliyorsa kıvam iyidir. Süzme yoluyle pirinç pilavı yapılırken önce pirinç ayrı bir kapta kaynatılır, sonra yağ ve tuzla karıştırılarak demlenir. Kavurma yoluyle pilav yapımında ise önce pirinç taneleri yağda pembeleşinceye kadar kavrulur, üzerine kaynar su dökülür ve demlenir. Sallama ise, haşlama yoluyle pilav yapımına benzer, ancak pirinç birdenbire değil, yavaş yavaş kaynar suyun içine katılır, bir süre kaşıkla karıştırılır ve demlenmeğe bırakılır. Pilavın domatesli, bezelyeli, mercimekli, havuçlu, etli, patlıcanlı, nohutlu, fasulyeli, karidesli, hamsili v.d. çeşitleri de yapılır.
—Folk. Tekkelerde pilav, belli günlerde ve bazı özel törenlerde yapılır. Mevleviler ve bektaşîler için pilav kutsal bir yemek sayılır. Pirden el alarak tarikata kabul edilen bir can, çilesini doldurduktan sonra, aşçı dedenin yönetimi altında düzenlenen yemeğe katılır. Bir özel toplantı ve tören niteliği taşıyan bu yemeğin amacı birlikte pilav yiyerek birlik olmaktır. Tekkede sofra kurulduktan sonra gelenek üzere hazırlanan yemekler yenir, en sonra büyük bir tepsi içinde özel olarak pişirilen pilav gelir. Başta şeyh, herkesin derece ve kıdemine göre dizildiği sofrada, önce şeyh pilavı kaşıklar, onun ardından herkes yemeğe başlar. Bu arada su içen olursa öteki canlar, kimseye hakkı geçmesin diye, onun suyu bitirmesini beklerler. Bektaşî ve mevlevîlerde olduğu gibi, öteki tarikatlarda da pilav yeme geleneği vardır. Haftanın belli günlerinde pilav pişirme, ona özel bir kutsallık yükleme yalnız bu iki tarikatta vardır. Bu geleneği yeniçeri, loncalar ve ahiler de sürdürdüler, imaretlerde, yoksullara, kimsesizlere, gurbetçilere, misafirlere haftanın belli günlerinde pilav *yedirilirdi. Ayrıca medrese öğrencilerine de belli günlerde pilav verilirdi. Anadolu’da, özellikle hıdrellezde, yaz aylarında, belli günlerde yapılan derneklerde kırlara çıkılır, eğlenceler düzenlenir, bu eğlencelerde kesilen koyunun içine pirinç doldurulur. Tandır denen ve toprağın içinde yapılan ocaklarda pişirilir. Sonra büyük bir tahta veya sofranın (bazen sininin) üzerine konan koyun parçalanır, etler, içindeki pilava katılarak yenir. Bu pilavlar bugün, başta Doğu Karadeniz bölgesi olmak üzere, Anadolu’nun birçok yerinde pişirilir. Ramazan ayında, haftanın birkaç günü pilav pişirme geleneği vardır. Daha çok hoşaf veya şerbetle yenen bu pilav, misafirlerin iftara çağırıldığı zamanlarda pişirilir. Eskiden, sarayda, zengin konaklarında, sünnî tarikatlara bağlı tekkelerde düzenlenen iftar sofralarında pilav bulunurdu. Düğünlerde ve kına gecelerinde de pilav ve zerde pişirilir. Oğlan evine gidenlere horoz suyu ile pişirilen pilav yedirilirdi. Bu pilav bazen nohut, bazen kavrulmuş arpa veya tel şehriye karıştırılarak süslenirdi. Bir iftar davetinde Fatih’in sadrazamı Mahmud Paşanın, padişahın da bulunduğu sofraya içinde altından yapılmış nohutlar bulunan pilavı sunduğu anlatılır.
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLAV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Piacevoli Notti
Tarih 29 Mayıs 2009
Piacevoli Notti {Eğlence Geceleri), yazarı Strapola’nın, karnaval sırasında Murano adasında biraraya gelen, soylu bir kadın ve erkekler topluluğu tarafından anlatıldığını öne sürdüğü masal, hikâye ve bilmeceler derlemesi (1550-1553). Moliere Kadınlar Mektebi’nde, La Fontaine de Masallar’ında bu kitaptan yararlanmışlardır. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Piacevoli Notti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRO I
Tarih 26 Mayıs 2009
PETRO I (Pyotr Velikiy ALEKSEYEViÇ, Büyük — denir), rusça Pyotr Velikiy (Moskova 1672 – Saint – Petersburg 1725), Rusya imparatoru (1682 – 1725). Çar Aleksey’in, ikinci karısı Nataliya Narıyşkina’dan olan oğlu. Petro, babası ölünce, çarın ilk karısı Mariya Miloslavskaya’nın oğulları tarafından Kremlin’den uzaklaştırıldı (1676).
Gençliği, Preobrajenskoye’de ve Moskova yakınlarındaki Semyonovskoye’de geçti. Fyodor III ölünce (nisan 1682) Petro, Moskova patriğinin ve Boyarların desteğiyle çar ilân edildi; fakat Miloslavskaya taraftarları, strelets’lerden (streltsıy) yardım görerek bir darbe yaptılar: Petro’nun yanı sıra Ivan V de çar oldu; naipliği ise üvey kızkardeşleri Sofiya aldı (mayıs 1682). Sofiya Petro’yu köyüne gönderdi. Bu köyde Petro yoksul bir hayat sürdü, çok basit bir öğrenim gördü. Sık sık yabancılar Sloboda’sına gidiyor, zanaatkarların işleriyle ilgileniyor, Hollandalılardan bilimleri (mimar Timmermans) ve gemiciliği (dülger Brandt), yabancı askerlerden askerlik sanatını öğreniyor, savaş oyunları (kuşatma ve muharebe tatbikatları) düzenliyordu.
Ayrıca, eğlenmesi için model bir kale yapıldı. Petro kendisine oyuncak askerler yaptırdı. Bunları örnek alarak 1687′de Preobrajenskiy ve Selmyonovskiy adlı muhafız alaylarını kurdu. Daha sonra bunlar yeni rus ordusunun çekirdeğini meydana getirecekti. Sloboda’da gelecekteki kılavuzu isviçreli François Lefort, ingiliz Patrick Gordon ve daha sonra metresi olan Anna Mons ile dostluk kurdu; bütün hayatı boyunca unutamadığı gençlik zevk ve eğlencelerini burada tattı. Sofiya tarafından öldürülmekle tehdit edilen Petro, önce yakınlarını uzaklaştırdı, sonra da Sofiya’yı bir manastıra kapattırdı (1689). Annesi ölünce (1694), Rusya’nın tek hâkimi oldu, ordusunu ve inşa ettirdiği donanmasını hem maddî, hem de manevî yönden güçlendirdi.
İkinci Viyana kuşatmasından sonra türklere karşı kurulan ittifaka girdi. Kuvvetlerini Don nehri kıyısında bir türk kalesi olan Azak üstüne sürdü; topçu birliklerinin yıkamadığı (1695) kale, 95 gün dayandı, fakat sonunda kendiliğinden teslim oldu (1696). Bu olaydan sonra Petro, her şeyi tanımak, öğrenmek maksadıyle Avrupa’yı dolaştı (1697 – 1698). Kimliğini gizleyerek el altından gemi inşaatı uzmanlarıyle anlaştı, bizzat kendi bir işçi gibi Hollanda tersanelerinde çalıştı. Petro 14 temmuz 1700′de Osmanlılarla Karlofça muahedesini tamamlayan İstanbul antlaşmasını yaparak Friedrich III ile, daha sonra, isveç’e karşı yapılacak bir ittifakın esaslarını koymak üzere, Danimarka ve Polonya krallarıyle görüşmelere girişti. Fakat dönüşte, strelets’lerin (streltsıy) ayaklanmasıyle karşılaştı. Şiddetle bastırabildiği bu ayaklanma (1698) ona, Rusya’daki durumunun sarsıntıda olduğunu gösterdi; dışta, Türkiye’nin hâkimiyeti altında bulunan Azak denizine çıkabildi. Oysa asıl amacı Karadeniz’e ve Boğazlar’a açılabilmekti (istanbul antlaşması, 1700). Polonya ve Danimarka krallarıyle ittifaka giren (gizli Preobrajenskoye antlaşması 1699) Petro, İsveç’e saldırdı. Fakat iyi hazırlanmamış ve donatılmamış birlikleri Kari XII tarafından Narva önünde bozguna uğratıldı (19 kasım 1700).
Bu yıkımın etkisiyle Petro, Rusya’daki bütün kaynakları harekete geçirdi. Manastırların çanlarını bile eritip, top döktürerek 200 000 kişilik (bunların yarısı, özellikle Estonya ve Litvanya üstüne yapılan harekât sırasında ölecektir) bir ordu meydana getirdi; askerî harcamalar için (bütçenin yüzde 95′i) ağır vergiler koydu, Onega ve Ladoga gölleri bölgesinde maden sanayiini geliştirdi, top ve gemi yapımında kullanılacak teknik kadroyu meydana getirmek için yabancı uzmanlar (Saksonlardan) çağırdı. İngriya’yı, Estonya’yı, Livonya’yı ele geçirdi; Neva nehri üstünde Petersburg (Petrograd) şehrini kurdu. Halkı çalışmağa zorladı (1703), her soyluya en aşağı iki katlı bir ev yapma mecburiyetini koydu. Baltık denizinde köprü başı olan bu liman, dış ülkelerle yapılan ticaretin merkezi Arhangelsk’in yerini alacaktı; Petro 1706′da bu yeni şehri Moskova’ya ve Ladoga gölüne bağlayacak olan kanalları yaptırttı; bu son çalışmalar general Münnich’in sorumluluğuna verildi. Halktan istenen fedakârlıklar, sık ve bastırılması güç ayaklanmalara (yabancılara karşı Astrahan ayaklanması [1705];
Güneydoğu [1707] ve Don Kazaklarının isyanları [1708]) sebep oldu. Ama bu fedakârlıklar semeresini de verdi: iyi donatılmış ve savaşa hazırlıklı bir orduya sahip olan Petro, Kari XII’yi kış ortasında Rusya içlerine doğru çekti ve Poltava’da kralın ordusunu ağır yenilgiye uğrattı (1709). Polonya’da August II’yi krallığa yerlestirtti ve kendini Polonya hükümdarıyle Diyet meclisi arasında arabulucu olarak kabul ettirdi (1716).
Filvaki Prut’ta Baltacı Mehmed Paşa emrindeki Türk kuvvetlerine yenilerek (1711) Azak kalesini kaybettiyse de, Baltık’taki yayılma siyasetini yürüttü: Danimarka’daki boğazları ele geçirmek için isveç ile yakınlaşmayı (Görtz) bile kabul etti, böylece onun Norveç’i ele geçirmesine göz yumacaktı. Bu siyaseti başarıya ulaştırmak için Fransa’nın ve Birleşik Eyaletlerin desteğini sağlamağa çalıştı ve bu maksatla ikinci Avrupa gezisine çıktı (1717). Fakat, Büyük Petro’nun çabalarını engellemek için isveç ile çarın eski müttefikleri arasındaki barış antlaşmalarının (1719-1720) sonuçlanmasına yardımcı olan İngiltere yüzünden, başarısızlığa uğradı.
İngiltere’nin amacı bu ülkeleri Petro’ya karşı bir güçbirliği içinde toplamaktı. Böylece rus-isveç görüşmeleri hiç bir sonuç elde edilmeden kesildi (eylül 1719); ama Petro Baltık’taki fetihlerini (Livonya, Estonya, Karelya’nın bir kısmı, ösel adası, Ingriya) Nystad antlaşmasıyle (10 eylül 1721) korudu. Dış tehlikeler uzaklaştırılınca Petro, batılılarda gördüğü yenilikleri gerçekleştirmeğe koyuldu. İyi düzenlenmiş bir ordu ve polis teşkilâtı sayesinde, bunları zorla kabul ettirme yolunu tuttu. «Genel yarar» için çalışan, soyut hayallerden çok, pratik uygulamalara değer veren bu kendi kendini yetiştirmiş devlet adamının kişisel bir doktrini yoktu; siyasetinin unsurlarını yabancı danışmanların (ingiliz, alman v.b.) raporlarından sağlardı.
Bizans’ın ve Fransa’nın mutlakçı ilkeleri kadar Prusya ve isveç’in pratik tecrübelerinden ilham alarak, devlet teşkilâtını temelden değiştirdi: imparatorluğu askerî ve malî bakımdan bütünlüğü olan sekiz idare bölgesine, onları da kırk üç vilâyete ve ilçelere böldü; zirvede, kendine yardımcı olacak özel bir şansölyelik kurdu (1700); daha sonra, giderek bu ilk kuruluşun yerini alacak, idarî ve malî işleyişi denetleyecek ve yokluğu sırasında çarm görevlerini yüklenecek dokuz kişilik bir senato meydana getirdi (1711); çeşitli dinî kademeler için (bunlardan biri olan Svyatoy Sinod [Kutsal Sinod] Moskova patrikliğinin yerini aldı, rahip ve papazları çarın temsilcisi olan Svyatoy Sinod yöneticisinin denetimi altına soktu), yönetici yetiştiren yüksek din okulları açtı. Petro kişi başına götürü bir vergi koydu. Bu verginin ağırlığı köylülere yükletildi; imparatorluk hazinesine giren verginin toplanması işi de senyörlere verildi. Aynı şekilde hür veya serf, bütün köylülerin topraklarını terk etmeleri yasaklandı.
Rusya’nın baş taciri olarak Petro, Nerçinsk antlaşmasından (1689) beri, Moğolistan’da (1698) serbestçe gelişmekte olan ticareti destekledi, hattâ iran pazarlarından da (ticaret antlaşması [1715]; Derbent’in [1722] ve Baku’nun [1723] ele geçirilmesi; Hazar denizinin doğusundaki [Dağıstan ve Şirvan] ve güneyindeki vilâyetlerin Rusya’ya bırakılması [Petersburg antlaşması, 1723]) yararlanmayı tasarladı. Ayrıca sanayinin doğmasına yardımcı oldu (özellikle Ural bölgesindeki imtiyazlı fabrikaların kurulması), önce himayeci bir iktisat siyaseti güttü; 1714′ten sonra mübadeleyi yavaş yavaş serbest bıraktı. Aynı yıl başkenti, dış ticaretin büyük bir kısmının yürütüldüğü Petersburg’a taşıdı. Avrupa’daki ilk gezisinden beri reformlar yapmak istiyordu; ama bunlar topluma batılı bir görünüş vermek isteyen zorlama ve şekilci reformlardı (1698′de erkeklerin sakal bırakmasının, kadınların peçe, uzun elbise, terem giymesinin yasaklanması; fransız ve macar biçimi elbiselerin giyilmesi, tütün kullanılması ve Jülyen takviminin kabulü). Soylular atalarından kalan topraklarını tek bir mirasçıya bırakacaklardı; böylece, işletmelerin verimliliği düşmeyecek öte yandan soyluların öbür çocukları ticaret (asillerin bazı mesleklerde çalışması yasağının kaldırılması) ve devlet hizmetleri (asillere üç türlü hizmet imkânı veren çin teşkilâtı; bu hizmetler askerî, sivil hizmetler ve saray hizmetleriydi; bazı kademelerin [1722] dışında, bu hizmetler miras yoluyle geçemiyordu) için serbest kalacaklardı. Devlet hizmetinde çalışanların yetişmesi için, temel öğretimini matematiğe dayandıran ilk ve orta dereceli okullar, yüksekokullar vardı.
Petro bunları mühendislik, topçuluk ve denizcilik okullarıyle tamamladı. Vergilendirme sisteminde, şehir halkını iki sınıfa ayırdı. Köylüleri soylu mülk sahiplerinin iradesine terk ederek serfliği destekledi. Yabancılardan ve uzmanlardan aldığı eğitime çok bağlı kalan Petro sık sık yanıldı; âdetleri ve dini hedef alan reformları kadar, sefahatle geçen hayatı ve yabancılara tanıdığı üstünlük, rus halkının millî ve dinî tepkileriyle karşılaştı. Petro’nun kabasabalığı yüzünden bir kat daha artan bu genel düşmanlık duygusunu çareviç Aleksey de paylaşıyordu; muhalefeti yürüten eski rus aristokrasisi, 1715′ten sonra, umutlarını ona bağlamıştı. Bir komploya karışmakla suçlanan Aleksey babasının emriyle işkenceye uğradı ve 1718′de öldü. Nystad anlaşmasından (1721) sonra senatonun kendisine verdiği «Rusya imparatoru» payesine ve ikinci yolculuğunda (1717) büyük itibar görmesine rağmen, Petro, iktidarının son yıllarında eserinin yıkılmasından korkmağa başlamıştı. Gerçekte ise bu eser yaşamağa devam etti; çünkü çar ustaca davranmış, çin’i kurarak, devlet görevlisi soyluların çıkarıylc devletin çıkarını birbirine bağlamıştı. Devletin yok olması bu sınıf için de ölüme mahkumiyet demekti. Zaten Büyük Petro bütün geriye dönüş tehlikelerini yok etmek için, çarın kendi vârisini kendi tayin etmesine (1721 fermanı) karar vermişti; böylece eski Rusya’nın geleneklerine dönmekten yana olan vârisler safdışı kalacaktı.
— Ikonogr. Nikitin, çarın portresini yaptı (Büyük Petro ölüm Döşeğinde, Leningrad). Petersburg’da birini Carlo Rastrelli’nin, öbüriinü Katerina II’nin isteği üzerine Falconet’nin yaptığı’, at üzerinde iki heykeli vardır. (L)
PETRO BEY. Bk. MAVROMiKHALiS (Petros).
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRO I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLOTİS
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLOTİS, romalı kadın köle (öl. M. ö. 441). Romalılar Latinlerle savaş halindeydi. Philotis, kendisi gibi köle kadınları toplayarak düşman ordugâhına gitti ve Latin askerlerini baştan çıkardı. Eğlencenin tam ortasında, bir huruç harekati yapan Romalılar sarhoş düşman askerlerini kılıçtan geçirdiler. Bu olayı anmak üzere Nonas Caprotines şölenlerini düzenlemek bir âdet halini almıştı. Bu şölenlerde köle kızlar büyük bir serbestlikle hareket ederlerdi. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLOTİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Halikarnassos
Tarih 08 Mayıs 2009
Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.
Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.
M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.
Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.
Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.
Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.
Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.
Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.
Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.
1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.
Edebi Hayatı
1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.
Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.
Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.
Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAY GONİ (Antonio)
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAUD (Alphonse)
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü.
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAS, PENATES
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m)
PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri.
— ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENARROYA-PUEBLONUEVO
Tarih 08 Mayıs 2009
PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENANG
Tarih 08 Mayıs 2009
PENANG, esk. Prince of Wales, Malezya’da (Petıang eyaleti) ads, Malakka boğazında; Malezya yarımadasından ve Penang eyaletinin karadaki kısmından Penang boğazı ile ayrılır; 227 km2; 262 700 nüf. Yükseltisi 900 m’yi bulan ve kauçuk ağacı çiftlikleri kurulmuş ormanlarla kaplı olan yüksek tepeler, adanın en canlı kısmı olan kıyı ovalarına hâkimdir; pirinç ve hindistancevizi tarımı, balıkçılık. Karabiber, karanfil ve hindistancevizi başlıca ticaret ürünleridir. Başlıca şehri, George Town. (L)
PENANG, Malezya’da eyalet, Malakka boğazı kıyısında; iki kısımdan meydana gelir. Penang adası ve ona bağlı küçük adalar; kuzeyde, doğuda ve güneyde Kedah eyaletiyle sınırlı olan kara parçası; 1036 km2; 642 200 nüf. Merkezi, George Town. Tepelerdeki büyük tarım işletmelerinde kauçuk üretimi, kıyı ovalarında pirinç ve hindistancevizi yetiştiriciliği başlıca tarım faaliyetidir. Sanayi Butterworth’da ve özellikle George Town’da toplanmıştır.
— Tar. 1786′da Kedah sultanının izniyle İngilizler tarafından işgal edilen Penang, 1800′de bir ingiliz himaye bölgesi haline getirildi; 1826′da Straits Settiements’e girdi. Straits Settlements’ın dağılmasından (1946) sonra Penang Malezya federasyonuna katıldı (1948). [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENANG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELSENEER (Paul)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOUSE, PELOUZE
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOUSE (Leon Germain), fransız ressamı (Pierrelaye, Seine-et-Oise 1838-ay.y. 1891). lle-de-France ve Normandiya manzaralarını canlandıran tablolarıyle tanınır {Orman içi, Louvre). [L]
PELOUZE (Theophile Jules), fransız kimyacısı ve fizikçisi (Valognes 1807-Paris 1867). 1836′da Almanya’ya gitti. Orada Liebig ile çalıştı. Daha sonra College de France’ta Thenard’m yerini aldı. Petrollerin bileşimini inceledi. Bütün organik asitlerin sentezini sağlayan genel bir tepkimeye dayanarak hidrosiyanik asitten formik asit elde etti. 1834′te nitrilleri buldu ve 1836′da gliserinin bir alkol olduğunu ispatladı. 1839′da, Geliş ile birlikte bütirik asit mayalanmasını keşfetti. Fremy ile birlikte Traite de Chimie Analytique (Analitik Kimya İncelemesi) [1847-1850] adlı bir eser yayımladı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOUSE, PELOUZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOR i. İskorpitgillerden kemikli balık; Hint okyanusunda bulunur. (L)
PELORİ i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorie). Bot. Normal yapısı birbakışımlı olan bir çiçek tacının aktinomorf olması. (Yüksükotu, nevruzotu gibi bitkilerde peloriye rastlanır.) [L]
PELORİA çoğl. i. (yun. k.). Esk. Yun. Zeus Pelorios (dev Zeus) onuruna yapılan Tesalya şenlikleri. (Şölen sırasında efendilerle köleler arasında fark gözetilmezdi.) [L]
PELORİTANİ, italya’da kütle. Sicilya’da, adanın kuzeybatısında, Akdeniz kıyısındaki Calava burnu ile Taormina yakınındaki Sant’Andrea burnu arasında. Billûrlu kayalardan meydana gelen ve kenar kısımları ikinci zaman kalkerleriyle örtülü olan kütle çok vahşî görünüşlüdür; geniş ve düz vadiler üzerinde yüzey şekilleri ansızın yükselir; yamaçlar hemen tamamıyle çıplaktır. (L)
PELORİZM i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorisme). Çiçekleri birbakışımlı olan bazı bitkilerde aktinomorf çiçeklerin belirmesi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOPS
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOPS. Yun. mit. Peloponnesos’a adını veren kahraman, Frigya kralı Tantalos’un oğlu. Babası onu parçalara bölerek bir ziyafette tanrılara sundu. Zeus Pelops’u diriltti ve Demeter’in yediği omuzunun yerine fudisinden bir omuz verdi; Pelbps Elis’ten Pisa’ya gitti. Burada, kral Oinomaos, kızı Hippodamea ile evlenmek isteyenleri araba yarışına çağırıyor ve yenerek öldürüyordu. Pelops, Poseidondan aldığı bir kanatlı at veya Oinomaos’un arabacısının yardımıyle yarışı kazandı, Hippodameia’nm babasını öldürerek onunla evlendi ve kral oldu. Manisa (Sipylos) dağının bir çukurunda Pelops’un tahtı, Elis Olympia’sındaki Altis adlı kutsal koruda da mezarının bulunduğu söyleniyordu. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİOT (Paul)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİOT (Paul), fransız sinoloğu (Paris 1878-ay.y. 1945). Hanoi’de, Uzakdoğu Fransız okulunda cince profesörlüğü yaptı (1901), Orta Asya’da arkeolojik keşiflerle görevlendirildi (1906-1909); VI. ve XI. yy.-dan kalma cince, tibetçe, türkçe, sogdca ve ibranice metinler buldu. College de France’ta profesör (1911) ve Societe Asiatique başkanı (1936) oldu. Başlıca eserleri: Les Grottes de Tuenhuang (Tuenhuang Mağaraları) [1920-1924], Jades Archaiques de la Chine (Çin’de Eski Yeşim Taşları) [1925], La Mission Pelliot en Asie Centrale (Orta Asya’da Pelliot Misyonu) [1924], Les Mongols et la Papaute (Moğollar ve Papalık) [1922-1923]. (L)
Soğdca:
Soğdca Orta Asya’da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil.
9′ncu yüzyıla kadar ipek yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuştur. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişlerdir.
Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistanın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil vardır. Afganistan ve Tacikistan’ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşamaktadır. Ancak 10.yy.’dan itibaren Anadolu’ya Türk ve Moğollar’ın önünden gelerek yerleşen Soğd kabilelerinden bazıları dillerini kısmen sürdürmektedirler. Kars, Ankara(Haymana), Adapazarı(Akyazı) Soğdca’nın yaşadığı bilinen son varislerinin yerleşim yerleridir.
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİOT (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİ dağı veya PİLLİ dağı, Van gölü gündeyinde Güneydoğu Toroslar’ın yüksek bir doruğu; yüksl. 3 060 m. (M)
PELLİONELLA i. Kurtçuk iken kürkleri ve postları kemiren güve. (ilmî adı Vinea pel-lionella. Güvegillerden.) [L]
PELLİONİA i. Guzelyapraklı sürüngen ot. (Isırgangillerden.)
— ANSiKL. Pellionia’mn çiçekleri iki evcikli, yaprakları kısa bir sapın ucunda çifttir. Asya’nın tropikal bölgelerinde yirmi beş kadar türü yetişir. Çinhindi’nde yetişen iki türü limonluklarda sarmaşık gibi yetiştirilir. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİCO (Silvio)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİCO (Silvio), italyan yazarı (Saluzzo 1789-Torino 1854). Oldukça sıkı bir din eğitimi gördü, fakat Lyon’da kaldığı sırada akılcı ve liberal fikirlere yöneldi. Milano’ya dönünce Monti ve Foscolo ile ilişki kurdu. Birkaç başarısız trajedi yazdı. Yurtseverlik duygularını işleyen Francesca da Rimini (1815) adlı eseriyle ün kazandı.
Zengin bir ailenin yanında eğitmen oldu. Madam de Stael, Schlegel, Thorvaldsen ve Francesca da Rimini’yi İngilizceye çeviren Byron ile tanıştı. Milano’da çıkan İl Conciliatore gazetesinde romantizm üstüne birkaç makale yazdı. Carbonaro olabilmek için hangi şartları yerine getirmek gerektiğini soran bir mektubu postaya vermek ihtiyatsızlığında bulundu. Bu yüzden tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı (1820). 1822′de cezası on beş yıl ağır hapse çevrildi. Bu cezayı Spielberg’teki Brno hapishanesinde çekti. 1830′da aftan yararlandı, Torino’ya yerleşti. Le Mie PrigionVyi (Hapisteki Hayatım) [1832] yayımladı. Hapiste çektiği acıları dile getiren eserde, gençliğindeki hıristiyan inançlarına döndüğünü açıklar. O zamandan sonra liberal hareketler ve yurtseverlik hareketlerine karışmadı. Hayatının son yıllarında, Torino’da marki Barolo’nun yanında kütüphane memuru olarak çalıştı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCO (Silvio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİCAN, PELLİCİER
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİCAN. Bk. KURSCNER (Conrad). PELLİCER (Carlos), meksikalı şair (Mexico 1899). özellikle Villa Hermosa’da Venta parkını kurarak önemli müze faaliyetlerinde bulundu. Gerçeküstücülüğün etkisiyle tropikal dünyaya, kolomböncesi efsanelere yöneldi (Colores en el Mar y Otros Poemas [Denizin üstündeki Renkler ve Başka Hikâyeler], 1921; Practica de Vuelo [Uçmağa Çalışmak], 1956; Con Palabras y Fuego [Kelimeler ve Ateşler], 1963). [L]
PELLİCİER veya PELLİSSİER (Guillau-me), fransız rahip ve diplomatı (Manguio 1490′a doğr. Montferrand, Montpellier 1568). Maguelonne piskoposu (1529) idi. François I tarafından önemli görüşmeleri yürütmekle görevlendirildi: Cambrai antlaşması (1529), geleceğin Henri H’sinin Catherine de M6dicis ile evlendirilmesi (1533). Venedik’te elçilik yaptı (1540-1542). Sonra piskoposluğuna döndü. Geniş kültürü, liberalizmi, dünya hayatına bağlılığı, Rabelais’yi koruması, Protestanlara karşı hoşgörülü davranmasıyla örnek bir hümanist din adamıydı
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCAN, PELLİCİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİA, PELLİBRANCHİATA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİA i. Ağaçların üzerinde çok görülen yapraklı ciğeryosunu. (L)
PELLİBRANCHİATA çoğl. i. Arttansolun gaçlı yumuşakçalar grubu; elysia’lar gibi sahici solungacı ve sırt kabarcığı bulunmayan, solunumunu bütün vücut yüzeyini saran kirpiklerle yapan yumuşakçaları kapsar. (Bu küçük grup böylece hem tectibranchiata, hem de nudibranchiata grubundan ayrılır.) [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİA, PELLİBRANCHİATA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEW (Edward)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEW (Edward), birinci Exmoueth kontu, ingiliz amirali (Dover 1757-Teign-mouth, Devonshire 1833). önce Amerika savaşında, sonra Devrim ve İmparatorluk Fransa’sı ile yapılan savaşlarda yararlık gösterdi. 1816′da Cezayir’e yapılan bir seferi başarıyle yönetti. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEW (Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLETİER
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLETİER (Bertrand), fransız kimyacı ve eczacısı (Bayonne 1761 – Paris 1797). 1795′-te £cole Polytechnique’te profesör oldu. Fosfor, metal fosfürleri, sabun yapımı v.b. konularda araştırmalar yaptı. (L)
PELLETİER (Pierre Joseph), fransız eczacısı (Paris 1788 – Clichy-la-Garenne, Seine 1842). Bertrand Pelletier’nin oğlu. Paris Yüksek Eczacılık okulunda tabiat tarihi profesörü (1825). önce reçineleri inceledi, 1817′de ipeka kökünden daha sonra «emetin» adiyle tanınan kusturucu maddeyi elde etti. Kolesterol üstündeki çalışmaları, Caventon ile verimli bir işbirîiğin başlangıcı oldu. Onunla birlikte striknin’i (1818), brusin’i (1819), veratrin’i, sevadik asiti ve kinin’i (1820) keşfetti. «Modern tedavinin en büyük keşfi» diye adlandırılan bü son keşfin ardından kinin sülfat’ın yapım usulünü buldu. 1832′de, J. Pelletier afyondan narsein ve tebain elde etti. (L)
PELLETİER (Wilfred), kanadalı orkestra yöneticisi (Montreal 1896). 1914′te Quebec eyaleti Avrupa ödülünü kazanarak Paris’e gitti. Burada İsidore Philipp, Marcel Ro-usseau, Charles Marie Widor ve Camille Bellaigue’den müzik dersi aldı. 1917′de Ne w York Metropolitan operasında yardımcı orkestra yöneticisi, 1932′de de yönetici oldu. özellikle fransız ve italyan eserleri üstünde uzmanlaştı. Ayrıca Metropolitan operasının Montreal, Chicago ve San Fran-cisco’da verdiği açıkhava konserlerini yönetti. (M)
PELLETİER – VOLMeRANGES (Benoit), fransız oyun yazarı (Orleans 1756-Paris 1824). önce aktörlük yaptı, sonra oyunlar yazdı: Le Devoir et la Nature (ödev ve Tabiat) [1797, dram]; Le Mariage du Capucin (Kapüsen’in Evlenmesi) [1798, komedi]; Clemence et JValdemar (1801, dram); Les Freres â l’Epreuve (Kardeşler Sınavda) [1806, komedi]; La Comtesse de Narbonne ou le Fils Vengeur (Narbonne Kontesi veya öç Alan Oğul) [1816, melodram]. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLETAN
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L)
PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLERİN,
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLERİN (Jean), fransız şairi (Pontc-harra, İşere 1895 – Le Châtetard 1921). Lirizmle alayı ustaca kaynaştıran şiirlerinin çoğu ölümünden sonra, Le Bouquet tnutile (Gereksiz Demet) [1933] adiyle yayımlandı. Fantezisi okulun başlıca temsilcilerindendir.
PELLERİN (Jean – Victor), fransız yazarı (Paris 1889). Yazdığı birçok tiyatro eseri Gaston Baty tarafından sahneye kondu: T ete de Rechange (Yedek Kafa) [1926]; Cris des Coeurs (Gönül Çığlıkları) [1928]; Terrain Vague (Boş Arsa) [1931]. Ayrıca şiir kitapları yayımladı: Ailleurs (Başka Bir Yerde) [1959]; Miel et Fiel (Bal ve Zehir) [1962]; Pour et Contre (Lehte ve Aleyhte) [1967]. (L)
PELLERİN (Joseph), fransız nümismatı (Marly-le-Roi 1684 – Paris 1782). Sikkeler üstünde incelemeler yaptı ve 32 500 ender parça topladı. Koleksiyonunu Louis XVI’-ya sattı. Recueil des Medailles des Rois, Peuples et V ille s (Kral, Halk ve Şehir Madalyaları Koleksiyonu) [1762-1778] adiı bir eser yazdı. (l)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLERİN, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNO
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNO (MONTE), italya’da doruk, Sicilya’da, kuzeyde Palermo ovasına ve Palermc şehrine hâkimdir; yükseklik 606 m. (L)
PELLEGRİNO de’ Pellegrini. Bk. TİBALDl (Pellegrino ve Domenico).
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNİ
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNİ (Domenico), italyan müzik-çisi (XVII. yy.). Gitar virtüözüydü; bu çalgı için bir müzik kitabı yayımladı (1650); ses ve çalgı için parçalar besteledi. (M)
PELLEGRİNİ (Domenico), italyan ressamı (Galilere Veneta 1759 – Roma 1840). Venedik akademisinde L. Gallina’nın öğrencisiydi. Portrede A. Longhi’nin yolunda yürüdü. A. Canova tarafından himaye edilen Pellegrini, Roma’da D. Corri’nin yanında bilgini arttırdı. Birçok yolculuk yaptı: Paris’e, Londra’ya (1792-1803) gitti. Londra’da Fr. Bartolozzi tarafından himaye edildi ve ingiliz portre ressamlarının üslûbunda birçok portre yaptı. Daha sonra Lizbon, Venedik, Napoli ve 1820′den sonra da Roma’ya gitti. (M)
PELLEGRİNİ (Ferdinando), italyan müzikçisi (Napoli 1715′e doğr. – XVIII. yy. sonları). Klavsenciydi. 1750-1760 Arasında Paris ve Londra’da konserler verdi. Klavsen için, 1754-1768 arasında yayımlanan, birçok parça besteledi. (M)
PELLEGRİNİ (Giovanni Antonio), italyan ressamı (Venedik 1675 – ay.y. 1741). Venedik, Paris, Londra. Dresden ve Viyana’da yaşadı. Londra’da (1708-1712) Akademi Yönetim kuruluna katıldı. Dresden’de seçici prensin hizmetinde bulundu. Alegorik resim ve portreler (Augsburg müzesi) yaptı; öbür eserleri: Hamlet’in Annesi (Cenova); Hebe (Roma, San Luca akademisi). [L]
PELLEGRİNİ (Vincenzc), italyan müzikçisi (Pesaro XVI. yy.ın ikinci yarısı – Milano 1636). Milano katedralinde kapella yöneticiliği yaptı (1611-1631). Selefi Giulio Cesare Gabussi’nin bestelerini derledi, daha sonra buna kendi besteleri ile bazı mi-lanolu müzikçilerin eserlerini ekleyerek 4 kitap halinde yayımladı: Pontificalia Amb-rosianae Ecclesiae ad Vesperas. Ayrıca org için on üç şarkı fatte alla francese (1599), dinî eserler: 4 ve 5 sesli sekiz missa (1603), on Magnificat (1613), motetler ve Litaniae Ambrosianae et Romanae adı altında kilise duaları besteledi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİZZİ (Camillo)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİZZİ (Camillo), italyan edebiyatçısı sosyologu (doğ. Collegno 1896). Londra üniversitesinde 1920-1939 arasında ital-ır.ca profesörüydü, 1939-1943 arasında da Messina ve Floransa üniversitelerinde genel terlet doktrini (bu öğretiye sonradan faşizm gretisî adı verildi) dersleri verdi. 1948′de Frransa Üniversitesi Sosyoloji kürsüsüne çeçti. Ayrıca italyan ve ingiliz edebiyatiyle uğraştı. Başlıca eserleri: Le Lettere 1ta-iume del Nostro Secolo (Çağdaş İtalyan E-ftci /atı) [1929]; İl Teatro İnglese (İngiliz ratrosu) [1933]; Una Rivoluzione Manca-Başansız bir Devrim) [1948]; Simbolo e etâ (Sembol ve Toplum) [1950]; La De-crazia e la Politica di Massa (Demokra-re Kitle Siyaseti) [1952]; Discussion sans _ •; landage (Pazarlıksız Tartışma) [1956]; ::al;an Sociology in Our Century (Çağdaş riyam Sosyolojisi ,[1957]. (M)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİZZİ (Camillo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNİ (Carlos),
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNİ (Carlos), arjantinli siyaset adamı (Buenos Aires 1848 – ay.y. 1906). Bir italyan göçmeninin oğlu. Savaş bakanı (1880-1885). senatör (1881), başkan yardımcısı (1886), sonra cumhurbaşkanı oldu.(1890-1892). Maliyeyi sağlamlaştırdı ve Millî bankayı kurdu (1891).
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlos), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNİ (Carlo)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNİ (Carlo), ingiliz karikatürcüsü (Capua, İtalya 1839 – Londra 1889). Babasının Capua’da toprakları vardı, annesi Medici’lerdendi. Babasından kalan serveti tükettikten senra Garibaldi’nin ordusuna katıldı. Volturno ve Capua’da savaştı. 1864′te İngiltere’ye gitti ve karikatürcülüğe başladı. 1863 Ocağından ölümüne kadar, başta Disraeli’nin olmak üzere, yüzlerce kişinin karikatürünü Vanity Fair’ât «Singe» (daha sonra «Ape») imzasıyla yayımladı.
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRA i. (lat. pellis, deri ve yun. agra, yakalama > fr. pellagre’dan). Tıp. Derinin açık kısımlarında eritemli döküntüler, sinir ve mide bağırsak bozukluklarıyle kendini belli eden ve vitaminsizlikten ileri gelen genel hastalık.
— ANSiK. Pellegra özellikle ilkbaharda ortaya çıkar. Yüzde, boyunda ve ellerde kaşıntılı eritemler görülür; eritemli plakalar su keseleriyle kaplanır, sonra kurur; deri pullanıp dökülür. Deri olaylarıyle beraber sindirim bozuklukları (kırmızı dil, aftlı stama-tit, gastrit belirtileri, ishal) ve akıl bozuklukları ortaya çıkar. Hastalık çok zaman müzmin bir gelişme ile ilkbaharda ve yazın artışlar gösterir (güneşle temasın rolü). Tek belirtili şekillerine çok rastlanır. Pellegra PP vitamini veya nikotinik amit yokluğuna bağlı bir hastalıktır; hayvansal protein azlığından ileri gelir. PP vitamini ile tedavi çok etkili sonuçlar verir. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLE (Maurice Cesar Joseph)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLE (Maurice Cesar Joseph), fransız generali (Douai 1863-Toulon 1924). Ecoie Polytechnique’in topçu bölümünü bitirdi. Berlin’de askerî ataşelik yaptı (1911). İdarî işler âmiri (1914) ve Joffre’un yanında yardımcı general (1915) oldu. 1917′de 15. kolorduya komuta etti. 1918 Martındaki alman saldırısında düşmana Oise yolunu kapayarak yararlık gösterdi. Savaştan sonra, Çekoslovakya’ya gönderilen fransız askerî kuruluna başkanlık etti (1919) ve İstanbul’da Fransa Yüksek komiserliği yaptı (1920). 23 Nisan 1923′te başlayan Lozan konferansının ikinci devresine fransız delegesi olarak katıldı. (L)
Pelleas et Melisande, beş perde ve on üç tabloluk müzikli dram. Librettosu Maeter-linck’in bir eserinden alınan bu dramı Debussy besteledi. İlk defa Messager yönetiminde Mary Garden, Jean Perier, H. Duf-rane ve F. Vieuille’ün katılmasıyle Opera Comiqu,e’te temsil edildi. Orta yaşlı senyör Golaud, zarif Melisande ile evlenir. Üvey kardeşi Pelleas genç kadına âşık olur. Kuşkulanan Golaud, kıskançlıktan Pelleas’ı öldürürken Melisande’m da ölümüne sebep olur. Olayın üstü kapalı bir biçimde gelişmesi, karşılıklı recitativo biçimindeki dramatik şarkının sürekli olarak duyulması, tek ve toplu söylenen şarkı bulunmayışı, senfonik unsurun silinmesi, orkestrada leitmotiv’in ve beş tonlu gamın kullanılması bu müzikli eserin başlıca özellikleridir. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLE (Maurice Cesar Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLAN (Alfred)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLAN (Alfred), kanadalı ressam (Quebec 1905). önceleri gerçekçiydi sonra gitgide kübizme ve gerçeküstücülüğe yöneldi. Montreal’e yerleşti, tiyatro dekorları ve döşemecilik maketleri yaptı. Parçalı şekillerin ve parlak renklerin bir fışkırması olatak nitelenen eserleri Quebec Eyalet müzesi, Ottavva Millî galerisi ve Paris Art Moderne müzesi koleksiyonlarında yer alır. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLAN (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELL A, PELLA, PELLAEA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELL A i. (isp. k.). Metalürji Yapısında, ağırlığının üçte ikisi kadar civa bulunan gümüş malgaması. (L)
PELLA. Esk. coğ. Filistin’de (Peraia) şehir, M.ö. IV. yy.a doğru Petra yakınında kuruldu. Kudüslü hıristiyanlar M.ö. 70 kuşatmasından kısa süre önce buraya sığındılar. (L)
PELLA. Esk. coğ. Makedonya’da şehir, Emathia’da, M.ö. yaklaşık olarak 400′-den 168′e kadar Makedonya krallığının başkentiydi; senra bir roma kolonisi haline geldi. Birkaç yıkıntı. (L)
PELLA, Yunanistan’da il, Makedonya’da; 133 100 nüf. Merkezi Edessa. (L)
PELLAEA i. Orta ve Güney Amerika’da kuıak bölgelerde yetişen eğreltiotu. Birçok türü (Pellaea falcata, P. viridis, P. rotun-difolia) süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir. (Eğreltiotugillerden.) [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL A, PELLA, PELLAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELL (John)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü.
Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır.
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELİT
Tarih 08 Mayıs 2009
PELİT i. (yun. pelos, kil’den fr. pelite). Çok küçük taneli (çapı birkaç mikron) kırıntılı tortul kaya. (Organik çamur veya balçıktan meydana gelene tutturulmamış pelit denir; ayrıca tutturulmuş pelit veya asıl pelit de vardır. Bazı pelitler glokonilidir.) [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELISSİER (Aimable Jean Jacques)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELISSİER (Aimable Jean Jacques), Malakoff dükü, Fransa mareşali (Maromme 1794 – Cezayir 1864). 1815′te Ren ordusunda ilk defa savaşa katıldıktan sonra Cezayir’de hizmet gördü. Birinci Kabiliye sefer t ne kumanda etti. Bu seferde 1852′de Laghouat’yı zaptetti. Kırım savaşında I. Kolordu kumandanıydı. Mayıs 1855′te Canrobert’in yerine Kırım’daki fransız ordusunun başına geçti ve Malakoff tabyasını ele geçirmek başarısını gösterdi. Bu başarı, mareşalliğe yükselmesini ve dük unvanını almasını sağladı. 1858′de Londra büyükelçisi oldu. 1860′-ta Cezayir valiliğine tayin edildi, ölünceye kadar bu görevde kaldı. —Kardeşi PHiLiPPE (Vouges, Cöte-d’Or 1812-Paris 1887). 1861′de general oldu ve Paris kuşatmasında kuzey bölge topçusuna kumanda etti. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELISSİER (Aimable Jean Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELİNDABA, PELİON
Tarih 08 Mayıs 2009
PELİNDABA, Güney Afrika’da (Transvaal) yer, Pretoria yakınında, 1965′te hizmete giren nükleer reaktör. (L)
PELİON, yun. Peleion, yaygın şekliyle Pilio, Yunanistan’da kütle, Tesalya’nın güneydoğusunda, Volos körfeziyie Ege denizi arasında; 1 651 m. Doruklarından birinde Eskiçağda Zeus Akraios tapınağı vardı; altındaki mağara mitolojiye göre Kheiron’un inidir. Devler tanrılara karşı giriştikleri savaşta Olympos’a tırmanabilmek için Pelion’un üstüne Ossa’yı yerleştirdiler. Kentauroslar burada oturdu. Thetis ve Peleus burada evlendi ve Argonautlar buradan yola çıktılar. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİNDABA, PELİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELİKÜL, PELETİYERİN
Tarih 08 Mayıs 2009
PELETİYERİN i. (fr. pelletierine). Eczc. Tanret tarafından nar ağacının (Punica gra-natum) kök kabuğundan saf olarak elde edilen alkaloit.
— ANSİKL. Eczc. Peletiyerin sülfat, peletiyerin ve izopeletiyerin sülfatlarının karışımı.
anaları tarafından yarı sindirilmiş hazır besinlerle beslenir. (L)
PELİKÜL i. (fr. pellicule). Bk. FİLİM. PELİN i. Çok acı ve keskin kokulu otsu bitki; boş topraklarda, kumsallarda, kayalıklarda tabiî olarak yetişir; ayrıca bahçelerde ve saksılarda yetiştirilir, büyük pelin (Artemisia absinthum) ve küçük pelin (A. pontica) diye iki türü vardır. (Bileşikgillerden.) [M]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİKÜL, PELETİYERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELETIER
Tarih 08 Mayıs 2009
PELETİER (Jacques), fransız bilgini ve yazarı (Le Mans 1517 – Paris 1582). Mans piskoposu, Rene du Bellay’in sekreteriydi. Sonra Bayeux kolejinin yöneticiliğine getirildi, tıp okudu, hekimlik yaptı, öldüğünde Mans kolejinin yöneticisiydi. Dialogue de l’OrtograpHe’ta (İmlâ Diyalogu) fransız imlâsını fonetik imlâ olarak yenileştirmeğe çalıştı. Art Poctigue d’Horace’ı (Horatius’-un Şiir Sanatı) [1545] manzum olarak Fransızcaya çevirdi. Bunu Art Poetiçue Français (Fransız Şiir Sanatı) [1555] adlı eseri takip etti. Kolay anlaşılır bir şairdi, fakat fazla incelik taraf lısıydı. Yayımladığı eserler: Les Oeuvres Poetiçues (Şiirler) [1547] ince bir tabiat duygusuyle ilgi çeker; VAmour des Amours (Sevgilerin Sevgisi) [1555] ve devamı olan UUranie (Petrarca tarzı şiirlerle bilimsel şiirlerin karışımı); La Savoie (1572); Les Louanges (övgüler) [1581] ve matematik kitapları. 1547′de dü Bellay ve Ronsard ile tanıştı. Ronsard, önce G. Des Autels’e ayırdığı yeri J. Peletier’ye vererek, onu Pl&ade topluluğuna aldı (1555). [L]
Jacques Peletier (French poet)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELETIER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELESENK
Tarih 08 Mayıs 2009
PELESENK i. (ar. belesân’dan). Dalbergia*nın Amerika’da yetişen çeşitli türlerinden elde edilen değerli kereste. (Bk. ANSiKL.) |] Türlü bitkilerden çıkarılan kokulu reçine.
— DEY. (Bir şeyi) Diline pelesenk etmek, o şeyi sık sık söylemek.
— ANSiKL. Pelesenk’leı genel olarak brezilya pelesengi ve Honduras pelesengi diye ikiye ayrılır. Birincisi, Dalbergia nigra, D. Cubilquitzensis, D. Spruceana gibi türlerden elde edilir. Değişik renklerde (kahverengi, mor veya esmer, hattâ vişne çürüğü), ağır, sert, kaplamacılıkta çok makbul sayılan, mobilya, fırça, bıçak sapı yapımında ve tornacılıkta kullanılan bir kerestedir. Mobilyacılıkta XVIII. yy.dan itibaren kullanılmağa başlandı ve XIX. yy.ın bronz işlemeli mobilyalarında moda haline geldi. Honduras pelesengi, diğer adiyle rosewood Honduras veya nagaed wood (A.B.D.) D. Stewensonii’ûtn elde edilir. Oldukça kaba, fakat işlenince güzelleşen bir kerestedir; mobilyacılıkta ve lavtacılıkta kullanılır; ama ihracatı öbürüne göre çok düşüktür. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELESENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELERİN DE MARİCOURT
Tarih 08 Mayıs 2009
PELERİN DE MARİCOURT (Pierre EE), fransız filozofu (XIII. yy.da Maricourt’da doğdu). Paris’te Roger Baccn’un hocasıydı. Mıknatıs konusunda önemli bir mektubu (Epistola de Magnete) vardır. Sigu de Fousancourt adında birine yazdığı ve ilk olarak 1558′de yayımlanan bu mektupta, magnetizmanın ve deneysel metodun temellerini atar. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN DE MARİCOURT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELERİN
Tarih 08 Mayıs 2009
PELERİN i. (fr. pelerine’ten). Omuzlardan aşağıya doğru inen, geniş, kolsuz ve çoğunlukla kapüşonlu bir çeşit giyecek, üstlük: Ama bana da İSİ ermin’in resmin-deki gibi kukuletalı bir pelerin giydireceksiniz (Kemal Tahir). Çarşaflarının etekleri dar, pelerinleri kısa, inik peçeleri inceydi (H. E. Adıvar).
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ansiklopedi Başlıklar
Tarih 07 Mayıs 2009
İyibilen Ansiklopedisi iyi bilen yazarları tarafından çeşitli güvenilir kaynaklardan derlenerek hazırlanmaktadır. Özgür, bağımsız, ücretsiz, bir web ansiklopedisidir. Sürekli büyümekte yeni bilgiler, resim, video ve haritalar eklenmektedir. Lütfen telif hakları ve genel ahlak kurallarına aykırı bir durum gördüğünüzde bizimle irtibata geçiniz.
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ansiklopedi Başlıklar hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELENG
Tarih 07 Mayıs 2009
PELENG i. (fars. k.). Esk. Kaplan. || Peleng âheng, kaplan gibi.
♦ Pelengâne zf. Esk. Kaplan gibi: Sığmamış sadr-ı pelengânene kalb-i şirin i Yetmemiş kudretine şöhret-i âlem-gırin (Tevfik Fikret).
♦ Pelengî sıf. Esk. Çizgili ve benekli (şey). (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEMİR
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEMİR i. Tarlalarda yetişen, sarı, beyaz, mavi veya mor çiçekli büyük bitki. (İlmî adı Cephalaria syriaca. Tarakotugillerden.)
— ANSiKL. Pelemir’ler bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir; dayanıklı bir bitki olduğundan, bahçenin, devamlı bakım istemeyen köşelerine dikilir. (E)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEMANS (Willem)
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEMANS (Willem), belçikalı besteci (Anvers 1901). Lirik eserler (Le Petit Soldat de Plomb [Küçük Kurşun Asker], 1945; Le Combat de la Vierge et du Diahle [Bakire İle Şeytan'ın Çatışması], 1949; De Mannen van Smeerop, 1963), bir bale, yedi senfoni, iki piyano konçertosu (1945, 1950), bir keman konçertosu (1945), bir oratoryo (1929), oda müziği, on altı piyano sonatı besteledi. (E)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMANS (Willem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEİA, PELEİAS, Pelekamon
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) şehir. Eski yazarların verdikleri bilgilere göre, M.ö. 452-451 ve M.ö. 428-427 yılları arasında Attike – Delos Deniz birliği listelerinde adı geçtiğinden, bu birliğe üye olduğu kabul edilir. Paton ve Myres, Bodrum (HalikarnaSsos) şehrinin kuzeybatısında Türkmen dağı üzerinde yer alan küçük bir Lelegler (Leleges) yerleşmesinin yakınındaki Pelen adını taşıyan yeri eski Peleia olarak kabul ederler. (M)
PELEİAS’LAR çoğl. i. (yun. k.). Dodone’de Zeus kehanet yerindeki rahibelere verilen ad. (L)
Pelekamon (Maltepe) savaşı, bizans imparatoru Andronikos III Palaiologos ile Orhan Beyin kuvvetleri arasında yapılan (mayıs 1329) savaş. Andronikos, Orhan Gazi tarafından kuşatılan İznik (Nikaia) şehrini kurtarmak için Pelekamon’a gelerek, Orhan Bey’in kardeşi Pazarlu Bey kumandasındaki türk kuvvetleriyle savaştı; fakat yenilerek İstanbul’a döndü. Bizans ordusu paniğe kapılarak bozuldu; birçok rum soylusu öldü. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEİA, PELEİAS, Pelekamon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEE dağı
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEE dağı, Martinik’te volkanik doruk, adanın kuzey ucunda; 1 397 m. Pelee dağı 1792′de ve 1851-1852 yılları arasında birkaç defa püskürdü, nisan 1902′de yeniden canlandı ve 8 mayısta toprak üzerinde yuvarlanarak giden «kızgın bir bulut» Saint Piere’i yıktı. Hemen hemen katı haldeki lavların birikmesiyle doruk üzerinde meydana gelen sivri çıkıntılı kubbede kısa süre sonra çöktü. 1929-1932 Arası tekrar patlayan yanardağ gene kızgın bulutlar çıkardı ve eski doruktan 100 m kadar yüksek bir kubbe meydana geldi. Saint-Vincent kükürt ocağı ile Orta Amerika’daki bazı yanardağlarda da aynı zamanda püskürmeler kaydedildi.
— Jeolojik. Pelee tipi yanardağ püskürmesi, hemen hemen katı halde bulunan ve hızla katılaşma özelliği gösteren lavın yer kabuğu içine sokulmasıyle nitelenen, lav yığınları ve şiddetli patlamalarla kızgın bulutlar oluşturan yanardağ püskürme tiplerinden biri. (Buharlar saydamsız ve koyu renklidir; volkan aygıtında kratersiz bir lav yığını vardır; bazen, Pelee dağında olduğu gibi, sivri bir lav doruğu da oluşur.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEE dağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELE
Tarih 07 Mayıs 2009
PELE i. (fars. k.). Esk. Terazi kefesi. || Merdiven basamağı. || Çark dişi. (M)
PELE (Edson AranteS do nasçimento,demir)
PELE A i. Güney afrika antilobu. (Keçi antilop veya kaya antilobu da denen Pelea capreolus [Boer'ler rehbok derler] dağ keçisine benzeyen bir antiloptur; kılları boz ve yün gibi yumuşak, kulakları iridir. Dağlık bölgelerde yaşar.) [L]
PELECANOIDES i. Siyah ve beyaz tüylü, tıknaz gövdeli küçük dalgıç kuşu; güney denizlerinde yaşar. (Pelecanoides’ler kanatlan zayıf olduğu için az uçar, fakat kolayca suya dalabilir. Fırtınakuşları takımının pelecanoididae familyasından.) [L]
PELECiNUS i. Zoolv Tropikal Amerika’da yaşayan çok uzun karınlı ichneumon. (Zarkanatlıların ichneumonidae familyasından.) [E]
PELECYPHORA i. Mamillaria’ya yakın kaktüs cinsi. (Meksika asıllı Pelecyphora aselliphormis limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.) [E]
PELECYPODA çoğl. i. BAŞSIZLAR, IKl-ÇENETLİLER veya YASSISOLUNGAÇLILAR da denen yumuşakçalar sınıfı. (E)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELCL (Frantişek Martin)
Tarih 07 Mayıs 2009
PELCL (Frantişek Martin), bohemyalı tarihçi ve filolog (Ruchnov 1734 – Prag 1801). 1792′de Prag üniversitesinde çek dili ve edebiyatı profesörüydü. XVIII. yy.ın en önemli bohemyalı tarihçiler indendir. Kurzgefasste Geschichte der Böhmen (özetlenmiş Bohemya Tarihi) [1774] adlı eseri, Pa-lacky’ye kadar bohemya tarihi üstüne en iyi eser olarak kaldı. Karel IV (1783-1784) ve Venceslav (1788-1790) üstüne monografiler de yayımladı. J. Dobrovsky ile birlikte Scriptores Rerum Bohemicarum (Bohemya Krallığı Yazarları) [1783-1784] adlı tarihî kaynaklarla ilgili eserin yayımlanmasında çalıştı. Ayrıca, 1457-1798 arasında çıkan çekçe kitapların bir katalogunu ve Dobrovsky ile birlikte Bohemya Dili GramerVm (1795) hazırladı. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELCL (Frantişek Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELAYO
Tarih 07 Mayıs 2009
PELAYO I (öl. Cangas 737), Asturia kralı. Asturia’ya sığınan Vizigotlar tarafından kral Seçildi, Covadonga’da Arapları yendi (718). Bu olay, «Reconquista»nın (yeniden fetih) başlangıcı sayılır. Birçok ispanyol yazarı, özellikle Lope de Vega (El Ultimo Goto [Sonuncu Got]) ve G. M. de Jovel-lanos, Pelayo’nun zaferi üstüne eserler verdiler. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELAT
Tarih 07 Mayıs 2009
PELAT dağı, Fransa’da Güney Alpleri’nde (Basses-Alpes idare bölgesi) doruk, Allos geçiti ile Cayolle geçiti arasında; 3 053 m. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELAVICINO veya PALLAVICINO
Tarih 07 Mayıs 2009
PELAVICINO veya PALLAVICINO
(Oberto, — markisi), italyan savaş adamı (Piacenza – öl. Gisalecchio, Pontremoli 1269). 1236′da Piacenza’dan sürgün edildi, Lunigiana’ya imparator naibi tayin edildi, kendine bağlı bir ordu meydana getirdi ve Cremona’da başhâkim (1250), sonra Del-la Torre ile birlikte Milano ortak senyörü (1260) oldu. Ele geçirdiği birçok şehri ölümünden önce kaybetti. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAVICINO veya PALLAVICINO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELASGİOTİS, PELASGOS
Tarih 07 Mayıs 2009
PELASGİOTİS. Esk. coğ. Tesalya’da bölge, Peneios vadisinin güneyinde. (M) PELASGOS. Yun. mit. PelaSgos’lara adını veren kahraman. Arkadia’lılara göre Zeus ile Niobe’nin, Argos’lulara göre de Triopas ile Soisis’in oğlu. (L)
PELASGOS’LAR yun. Pelasgoi. Esk. coğ. Eskiçağ insanlarına göre, Yunanistan’da ve komşu ülkelerde (Karia, Girit, Sicilya, Güney İtalya, Etruria) Yunanlıların gelmesinden önce yaşayan ilkel halk. Terim uzun süre Yunanlılardan önceki halkları ve Ho-meros’tan önceki Yunan medeniyetini belirtmek için kullanıldı. Aslında Pelasgos’-ların, özellikle Tesalya’nın bir kısmında yaşayan halk olduğu sanılır.
— Leng. Pelasgos dili. Bazı çağdaş dilbilimciler (Georgiev, van VVindekens, Carnoy) tarafından, Ege bölgesinde helen devrinden önce konuşulan bir dile verilen isim. Yunanca’ya alt tabaka dili görevi yapan bu dil, yer isimlerinde ve mitolojideki özel isimlerde birçok iz bıraktı. (Pelasgoi, ön-hint-avrupa dili olarak kabul edilir; bu dil ile kelt ve italik dillerden önce konuşulan diller arasında bağlantı kurulmağa çalışıldı, özellikle özel, isimlerin etmoloji yorumlarına baş vuran bu sistem çok tartışılmıştır.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELASGİOTİS, PELASGOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELARGONİK
Tarih 07 Mayıs 2009
PELARGONİK sıf. (fr. pelargonigue). Kim. Pelargonium roseum’un yapraklarında bulunan, CH3 (CH2)7C02H formülündeki bir yağ asidi için kullanılır. Eşanh NORMAL NONîLÎK, NONANOYİK.
— ANSiKL. Pelargonik asit, hint yağının damıtma ürünü olan undesilenik asidin sodyum hidroksitle eritilmesinden veya oleik asidin permanganatla yükseltgenmesinden elde edilir.
Pelargonik asit 254° C’ta kaynar; 12,5° C’ta ergir ve billûrlaşabilir. Etil esteri, iyi cins konyaklara koku vermekte kullanılan ve 227° C’ta kaynayan bir sıvıdır. (L)
PELASGİA. Eski coğrafya. Kıta Yunanistanı’nın, Peloponneso’un ve Midilli adasının ilk adı; bu bölgelerde Pelasgoslar yaşardı. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELARGONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKKANEN (Toivo)
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKKANEN (Toivo), fince yazan finlandiyalı yazar (Kotka 1902-Kopenhag 1957). Metalürji işçisiydi; 1927′de roman yazmağa başladı ve 1932′de yayımladığı sosyal bir romanla ün kazandı: Tehtaan Varjossa (Fabrika Gölgesinde). O zamandan bu yana yazdıkları arasında Chmisten Kevat (Baharda İnsanlar) [1935], bir işçi grevinin romanı o-lan Muşta Hurmio (Finlandiya’nın Kıyılarında) [1938] anılmağa değer. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKKANEN (Toivo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİT i. (pekitmek’teri). Heyk. Ayrı bir parçayı gerek sürekli olarak, gerek heykel yerine yerleştirilinceye kadar desteklemek İçin bir eserde bırakılan mermer veya taş çıkıntısı. (M)
PEKİTME i. (pekitmekten pekit-me). Sağlamlaştırma, kuvvetlendirme.
— Mim. Pekitme ayağı, payanda, destek, dayak.(M)
PEKİTMEK geçi. f. (esk. türk. bekitmekten). Sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, sertleştirmek. Esk. Tekit etmek. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME,
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİŞMEK geçz. f. (esk. türk. bekişmek’ten). Sert ve katı hale gelmek, sertleşmek, sağlamlaşmak. |j Sıkışmak, tıkanmak.
Pekiştirmek geçi. f. Katılaştırmak, sertleştirmek. j| Sağlamlaştırmak. Esk. Tahkim etmek. (M)
PEKİŞTİRME i. (pekiştirmek’ten pekiştirme). Sağlamlaştırma, sertleştirme. |J Sıkıştırma, tıkama.
— Bayınd. Bk. ANS1KL.
— Dil bil. Pekiştirme ünlüsü, pekiştirmeli kelimelerde anlamı kuvvetlendirmek için ortaya çıkan ünlü. (Güp-e-gündüz örneğindeki e ünlüsü gibi.)
— ANSıKL. Bayınd. Ağırlık barajlarım, zemine derinlemesine gömülmüş Ön gerilmeli gergilerle pekiştirme tekniği, ilk defa Che-urfas barajında Andre Coyne tarafından uygulandı. Bu gergiler, barajda ve temel kayasında açılmış bir delik içine yerleştirilen, çok dayanıklı paralel çelik tellerden meydana gelmiştir. Gergiler, önce kaya içine enjekte edilen bir şerbetin donmasıyle kayaya bağlanır, sonra barajın tepe tacına dayanan hidrolik krikolarla gerilir. Daha sonra, kablonun başı tutturulur ve kablonun geçtiği delik katılaşan bir şerbetle doldurularak blokaj gerçekleştirilir. Korsika’daki Tol-la barajı gibi, önce çok ince olarak yapılan bazı kemer barajlar, sonradan mansap tarafından inşa edilen kalın bir kemerle pekiştirilmiştir. (ML)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİNUA
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİNUA i. (Pekin’den fr. pekinois). Zootekn. Cüce epanyöller grubundan süs köpeği. (Menşei çok eskilere varan Pekinua Î860′ta Çin’den İngiltere’ye getirildi; şimdi pek çok ülkeye yayılmış durumdadır. Başı iri, kafatası yassı, burnu çok kısa, gözleri çıkık, kulakları sarkık ve saçaklıdır; değişik renkte pek çok çeşidi vardır; bunlar evlerde beslenen sevimli köpeklerdir.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİNUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİN Ördeği
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİN Ördeği, çin asıllı ördek ırkı. (Başta Amerika olmak üzere her tarafta yaygındır. Amerika’da hem çiftliklerde, hem de özel yetiştirme yerlerinde büyük ölçüde yetiştirilir. Pekin ördeği kükürt sarısı renginde, dik duruşlu, dayanıklı, iri bir ördektir; eti’ ve yumurtası için yetiştirilir.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİN Ördeği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEK
Tarih 07 Mayıs 2009
PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).
— ÇEŞ. DEY. Pek başlı, inatçı. || Pek canlı, dayanıklı. || Pek gözlü, cesur, atılgan. |j Pek söylemek, yüksek sesle konuşmak. Kırıcı ve sert bir şekilde konuşmak. j| Pek tut-
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEJMÜRDE,PEJUH
Tarih 07 Mayıs 2009
PEJMÜRDE sıf. (fars. k.). Eski püskü, yırtık: ikinci defasında pejmürde kılıklı bir a-damcağız yanlarında idi (A.H, Tanpınar). || Perişan, dağınık: Beni kötrüm ve boş muhitimde I M er ar e timle unut; çünkü leng ü pejmürde I Nazarlarım seni maziye çekmek ister (Tevfik Fikret). || Solmuş: Pejmürde çiçeklere hitabeler (H. Z. Uşaklı-gil).
— Esk. Pejmürde-hal, üstü başı perişan olan. || Pejmürde-kıyafet, kıyafeti pejmürde olan. j| Pejmürderuy, solgun yüzlü. (M)
PEJORATİF sıf. ve i. (fr. pejoratif). Kendi anlamından ayrı olarak kötü bir anlamı da olan (kelime): Velet, ukalâ v.b. gibi. E-şanl. YERMELİ. (M)
PEJUH i. (fars. pejühiden, sormak’tan pe-jüh). Esk. Araştırma.
Pejuhende sıf. Esk. Gizli şeyleri araştırmayı seven. (M)
PEJVİN sıf. (fars. pejvîn). Esk. Çirkin. II Kirli, pis. (M)
PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEJMÜRDE,PEJUH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Peixoto
Tarih 07 Mayıs 2009
Peixoto, Brezilya’da (Minas Gerais) yer, Rio Grande kıyısında. 110 km uzunlukta bir alanı kaplayan ve 4 milyon metre küp-lük bir hazne meydana getiren önemli baraj. Hidroelektrik santral. (L)
PEİXOTO (Floriano), brezilyalı mareşal ve devlet başkanı (Maceio, Alagoas 1842— Rio de Janeiro 1895). 1889′da, Pedro II’-yi ülkeden uzaklaştıran devrim sırasında generaldi, sonra harbiye nazırı, Kurucu mecliste milletvekili ve cumhurbaşkanı yardımcısı oldu (1891). Fonseca’nın başarısız hükümet darbesi üzerine cumhurbaşkanı seçildi (1891), Î894′e kadar süren bu görev döneminde Sık sık patlak veren ayaklanmaları bastırmak zorunda kaldı. (L)
PEiXOTO (Julio Afranio), brezilyalı yazar (Lehzois, Bahia 1876 – Rio de Janeiro 1947). Bahia eyaletinin bölgesel romanasıydı; A Esfinge (1911), Bugrinha (1922) v.b. romanlarında modernizm’e karşı olduğu görülür. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peixoto hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİTHON
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİTHON, Büyük İskender’in generallerinden (öl. M.ö. 316). iskender’in ölümünden sonra Media’yı yönetti ve Antigonos tarafından öldürüldü. — Büyük iskender’in subaylarından (öl. Gara M.ö. 312). Hindistan satrabı oldu. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİTHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİSİSTRATOS
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİSİSTRATOS, atinalı tiran (M.ö. 600-527). Hayat hikâyesi efsanelerle karışıktır. Megarahları yendi ve Diakreia veya Diak-ria çoban ve oduncularının meydana getirdiği halkçı dağ partisinin başına geçti.
Diktatör olmasından korkan Solon’un muhalefetine rağmen kişisel bir muhafız birliği kurdu. Buna dayanarak 560′ta Akropo-lis’i ve iktidarı ele geçirmeyi başardı. Bir veya iki sürgün devresinin dışında iktidarı elinde tuttu ve siyasî düşmanlarının çokluğuna rağmen bu iktidarı gitgide sağlamlaştırmayı başardı. Solon’un sosyal reformlarını muhafaza etti, soylulardan müsadere edilen sürülmemiş topraklan dağıtarak araziyi parçalara ayırdı, zeytinciliği teşvik etti. Trakya ve Çanakkale’ye (Hellespontos) uzandı, Troas’ta Yenişehir’i (Sigeion) işgal etti ve öteki tiranları destekledi. Düşmanlarının geçimsizliklerinden yararlanmasını bildi ve hattâ evlenme yoiuyîe bir süre için Alkmeon’cularla uzlaştı. Kuvvet kullanarak çeşitli hizipleri ortadan kaldırdı ve Atina, onun uranlığı sırasında ilk vergi sistemi ve altın çağını yaşadı, başkent oldu, vergi sistemi ve sağlam maliyesi sayesinde çeşitli anıtlara (Enneakrunos, Hekatompedon, Olympieion, Eleusis Telesterion’a) kavuştu, ayrıca Peisistratos Homeros devrinin bütün eserlerini biraraya getirerek şehirde ilk genel kütüphaneyi açtı. Peisistratos zamanında bayramlar, şenlikler göz kamaştırıcı bir şekilde yapılırdı. Oğulları (Hippias ve Hip-parkhos) babalarının eserini devam ettiremediler. Peisistratos’un başlattığı kalkınmayı tamamlayan, VI, yy.ın sonunda Kleisthenes oldu. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİSİSTRATOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİRESKİOPSİS i. Yapraklarını dökmeyen kaktüs. (Meksika asıllı Peireskiopsis spathulata, peireskia gibi yetiştirilen bir ağaçcıktır.) [L]
PEİRİTHUS veya PEİRİTHOOS lat. Pirithous. Yun. mit. Tesalyalı kahraman, Zeus’un veya lksionos’un oğlu, Lapithes’lerin başlıca önderlerinden biri ve Theseus’un dostuydu. Kentauros’ların karşı koymasına rağmen, Hippodameia ile evlenmeyi başardı; ama. düğününde şiddetli bir çatışma Kentauros’larla Lapithes’leri karşı karşıya getirdi. Theseus ile birlikte Cehennem’e gitti. (L)
PEİSANDROS, rodoslu yunan destan şairi (M.ö. VII. veya VI. yy.). Herakles’in yaptıklarını anlatan büyük bir destan yazdı: Herakleia. Bu eserden bazı parçalar kalmıştır. (l)
PEİSİDİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Frigya-Pisidia sınır bölgesinde) şehir. Hoyran gölünün kuzeyindeki Gündanlı’da bulunan bir yazıtta adına rastlanır. Henüz bir araştırma yapılmamakla birlikte şehrin Hoyran gölünün batısındaki Pisa’da yer aldığı sanılıyor. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de)
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de), fransız bilgini (Belgentier, Provence 1580 -Aixen-Provence 1637). Astronomiyle ilgilendi, Orion bulutsusunu buldu ve Ay’ın haritasını yapmağa çalıştı. (L)
PEİRESKİA i. (Nicolas Claude Fabri de Peiresc’in adından). Güney Amerika’da ve Antiller’de yetişen kaktüs. (Peireskia acu-leata [Barbades frenküzümü] limonluklarda süs için yetiştirilir. Peireskiopsis gibi bunun da gerçek yaprakları vardır.) [l]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Peirene çeşmesi
Tarih 07 Mayıs 2009
Peirene çeşmesi. Esk. Yun. Eskiden Akrokorinthos’un tepesinden fışkıran kaynak. Kayanın alt yanından da Aşağı Peirene a-kardı. Korinthosiular bu kaynağı Akhe-loos’un kızı ve bir tanrıça olarak kabul ettiler. Pegagos buradan su içmişti. Aşağıdaki kaynak Arkaik çağda Herodes Atticus tarafından düzenlendi ve superileri çeşmesiy-le süslendi. Bu kaynaktan bugün de su akmaktadır. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peirene çeşmesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRE CARDENAL
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRE CARDENAL, trubadur (Le Puy 1210′a doğr. – öl. XIII. yy. sonlarına doğr.). Ortaçağın en aydın ahlâkçılarından ve en sert yergi şairlerinden biriydi. Günümüze kadar kalan yetmişe yakın sirventes’inde, fransız zulmüne ve ahlâksız din adamlarına şiddetle çatar. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRE CARDENAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (James Mills)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (James Mills), amerikalı matematikçi (Cambridge, Massachusetts 1834 – öl. 1906). 1853′te Harvard’ı bitirdi. 1861′de bu üniversitenin Matematik bölümünde yardımcı profesör olarak çalışmağa başladı. 1869′da profesör oldu. Başlıca eserleri: Texbook of Analytic Geometry (Analitik Geometri Dersleri) [1857], Three and Four Place Tables of Logarithmic and Trigono-metric Functions (Logaritmik ve Trigonometrik Fonksiyonların Üç ve Dört Haneli Cetvelleri) [1871]; The Element s of Loğa-, rithms (Logaritmanın Unsurları) [1874]; Mathematical Tables, Chiefly to Four Fi-gures (Dört Rakamlı Matematik Cetveller) [1879]. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (James Mills) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (George James)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (George James), amerikalı botanikçi (Manila, Filipin adaları 1868). 1890′-da Harvard’daki Lawrence Bilim okulunu bitirdi. 1897-1900 Arasında yardımcı profesör, 1900′den sonra da profesör oldu. 1910-1911 Arasında Adalet bakanlığının özel memuru olarak dumanın bitkiler üzerindeki etkisini araştırdı. Textbook of Plant Physi-ology (Bitki Fizyolojisi Ders Kitabı) [1903] ve Physiology of Plants (Bitki Fizyolojisi) [1925] gibi eserleri vardır. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (George James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (Charles Sanders)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (Charles Sanders), amerikan filozofu ve bilgini (Cambridge, Massachusetts 1839 – Milford, Pennsylvania 1914). özellikle kimya ve mekanik bilimlerle uğraştı. Harvard üniversitesinde (1903) ve Lowell enstitüsünde (1903-1904) öğretim görevlisi oldu. Babası Benjamin Peirce’in Linear Associative Algebra’sim (Katılmalı Çizgisel Cebir) büyük ölçüde genişleterek bastırdı (1882), John Hopkins üniversitesi üyelerinin Studies in Logis’ini (Mantık İncelemeleri) yayımladı (1889). Fikirlerimizi Nasıl Anlaşılır Hale Getirmeli? başlıklı bir makalesi (1878) pragmatizmin doğuşuna vol açtı. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Charles Sanders) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (Benjamin)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (Benjamin), amerikalı matematikçi (Salem, Massachusetts 1809 – Cambridge, Massachusetts 1880). 1883′te matematik ve tabiat felsefesi profesörü oldu. 1842′-de Perkins kürsüsünde matematik ve astronomi dersleri vermeğe başladı, ölümüne kadar da bu görevde kaldı. 1867-1874. Arasında A.B.D. Kıyı Araştırmaları derneğinin başkanlığını yaptı; 1870′teki güneş tutulmasını incelemek üzere, Sicilya’ya bir inceleme gezisi düzenledi. 1855′te Albany’de, Dudley rasathanesinin kurulmasına yardım etti. Harvard’taki rasathane de onun ça-balarıyle kuruldu, üniversitelerde alışılmışın dışında birçok matematik kitabı hazırladı, öğretim metotlarını olumlu yönde etkiledi. Astronomi ve matematik konularındaki makaleleri bilim açısından son derece değerlidir: Analytic Mechanics (Analitik Mekanik) [1855]; Linear Associative Algebra (Katılmalı Çizgisel Cebir) [1870]. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Benjamin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİNE
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİNE, Almanya’da (Batı Almanya, Aşağı Saksonya) şehir, Hannover ile Braunsch-weig arasında, Mittellandkanaî kıyısında; 29 700 nüf. Bir demir madeni yatağı yakınında küçük demir sanayii merkezi. Ayakkabı sanayii. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİPİNG
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİPİNG veya PEYPİNG («kuzey barışı»), Guomingdang hükümetinin Çin’in başkentini Nankin’e naklettiği dönemde (1928 -1949) Pekin’e verdiği ad. (L) PEİRAİUS. Bk. PİRE.
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİPİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHRİZ
Tarih 06 Mayıs 2009
PEHRİZ i. Bk. PERHİZ. PEİGNfi (Paul), fransız generali (Paris 1841 – ay.y. 1919). fecole Polytechnique’i bitirdi. 1870-1871 Savaşlarına katıldı ve Metz’in teslimine karşı bir protesto hareketine önayak oldu. Saint-Cyr okulunda topografya öğretmenliği yaptı (1873-1876). Adını taşıyan portatif bir pusula icat etti. Sonra, topçuluk alanında çeşitli teknik ilerlemelere öncülük etti ve özellikle demiryolu topçu birliklerinin kurulmasında önemli rol oynadı. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHRİZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHPEH, PEHPEHLEMEK
Tarih 06 Mayıs 2009
PEHPEH tini. (fars. pehpeh). Alay yollu kullanılan beğenme ve övgü sözü. (M)
PEHPEHLEMEK geçi. f. (pehpeh’den peh-peh-le-mek). Bir kimseyi yüzüne karşı övmek. Bk. POHPOHLAMAK. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHPEH, PEHPEHLEMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLÜ
Tarih 06 Mayıs 2009
PEHLÜ i. (fars. pehlü). Esk. Yan taraf: Mader vererek sana nevale ! Pehlûsunu etmiyor mu sana baliş (Muallim Naci). |j Pehlû-be-pehlû, yan yâna. j| Pehlû-büzürg, yanında çok kimseler bulunan, soylu kişi. |J Pehlû-dar, yardımcı. (M) PEHN veya PEHNA sıf. (fars, pehn, pehnâ). Esk. Enli, geniş: Uyur fikr-i beşer, tıfl-ı muazzeb I Uyur hatta şu pehna-yı mü-kevkeb (Tevfik Fikret). Bir resm ederdi teşkil gayet bülend ü pehna (Recaizade Ekrem). JJ i. Genişlik, enlilik. J| Pehna-ver, geniş. Soluk. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLÜ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLİVAN
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLİVAN i. (fars. pehlevân’âan). Güreşçi: Daha ziyade güreş meydanından çekildikten sonra, kendini yemeğe içmeğe veren bir pehlivan eskisine benziyordu (H. E. A-dıvar). önce bir Yahya Efendiye, bir de pehlivana bakarak: «Hangi cüssen ile güreşeceksin”?» diye ima etmek istemiş (N. Araz). || Mec. Iriyarı ve güçlü kimse. |j Pehlivanlar kahvesi, eski güreşçilerin devam ettiği kahvelere verilen ad. || Pehlivan tekkesi, güreş talimhanesi. || Pehlivan yakısı, sert yakı.
— DEY. Yalancı pehlivan. Bk. YALANCI.
— Ask. Esk. Ok atmakta usta olan kemankeş. (Eskiden yapılan ok atımı eğitimlerinde başarı göstererek usta olanlara pehlivan denirdi.)
Pehlivanane zf. Esk. Pehlivan gibi. || Mec. Yiğitçesine.
Pehlivanı i. Esk. Pehlivanlık. (M)
PEHLİVAN (Nusrettin ebu Cafer Muhammed), azerbaycan atabeki (öl. Rey 1186). Atabek lldeniz’in oğlu. Üvey ağabeyi olan Arslan Şahın başa geçmesi sırasında çıkan mücadelelerde Selçuklu beylerini yenerek büyük ün kazandı (1160). Bir süre sonra Meraga emîri Arslan Aba’nın desteğiyle yeniden ayaklanan selçuklu beyleri Pehlivan’ ın kumandasındaki orduyu yendiler (1161). Fakat bu yenilgi Arslan Şahın ve Pehli-van’ın durumunu sarsmadı. Rey hâkimi İnanç Beyin harizmşah hükümdarı II Arslan’ın yanına kaçması üzerine Rey şehri Pehlivan’a verildi (1167). Bir yıl sonra Arslan Aba yeniden isyan etti; fakat Pehlivan’a gene yenildi. Gürcistan’a akınlarda bulunan Pehlivan, lldeniz’in ölümü üzerine Nahçivan’a giderek atabek oldu (1175). Arslan Şah onun atabekliğini kabul etmedi ve Arran ile Azerbaycan’ı onun elinden almak için harekete geçti. Fakat yolda hastalandı ve geri döndü. Kısa bir süre sonra öldü (1177). Pehlivan onun yerine oğlu Tuğrul’u tahta geçirdi. Arslan Şahın kardeşi Muhammed, Tuğrul üstüne yürüdü; fakat Pehlivan tarafından yenilgiye uğratıldı ve atabek Zengi’ye sığındı. Pehlivan, Zengi’ den Muhammed’in kendisine teslimini istedi. Zengi tek başına onunla savaşmayı göze alamadığı için Muhammed’i teslim etti. Muhammedi Sedcihan kalesine kapatıldı ve o-rada öldü. Bu sırada Cezire ve Kuzey Ana-dolu Saîâhaddin Eyyubî’nin eline geçti (1182). Pehlivan, onun bir gün seiçuklu ülkesine saldıracağını düşünerek savunma hazırlıklarına girişti. Bu sırada hastalanarak öldü, (M)
PEHLİVANİYE, Osmanlı devleti zamanında (XV. yy.) Niğde’ye verilen ad. Bk. niğde. [M]
PEHLİVANKÖY, Marmara bölgesinde (Ergene bölümü, Kırklareli ili) ilçe merkezi kasaba; 3 155 nüf. (1970). 11 merkezinin 64 km güneyinde, düz bir kesimde kurulmuştur. 1958′de üçe merkezi oldu. Yeni işletmeye açılan ve Yunanistan topraklarından geçmeden Edirne’ye ulaşan bir demiryolu Pehlivanköy’den geçer, — Pehlivanköy ilçesi, 8 198 nüf. (1970); 114 km2; tek bucak içinde 8 köy. Tahıl, şeker pancarı, ayçiçeği, kavun ve karpuz üretimi. (M)
PEHLİVANLIK i. (pehlivan’dan pehlivanlık). Pehlivan olma hali, güreşçilik, ij Mec. Güçlülük. (M)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLİVAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLEVI (Rıza Şah)
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLEVI (Rıza Şah), İran şahı (Savad Kûh, Mazenderan 1878-Johannesburg, Güney Afrika 1944). Babası subaydı. 23 Yaşında bir kazak tugayına katıldı. O zamanlar Rıza Han adiyle anılıyordu. Kısa zamanda yüksek rütbelere terfi etti. 1921′de bir kazak alayını İran hükümetine karşı ayaklandırdı ve başkent Tahran’ı ele geçirerek yeni kurulan hükümette savaş bakanı oldu. 1923′-te başbakanlığa getirildi, ama asıl yönetim de kendi elindeydi. Kaçar hanedanının son temsilcisi Ahmed Şahı (Ahmed Mirza) sürgüne yolladı. 16 Aralık 1925′te Rıza Han, Rıza Şah Pehlevi adiyle tahta çıktı. Bundan sonraki 16 yıl içinde İran’ı sanayileştirmek ve modernleştirmek için çok çalıştı. Ama toprak köylüsünü yoksul durumdan kurtaramadığı gibi, ülkesini de tam bir diktatör gibi yönetti. Kabile şeflerinin ayaklanmalarını bastırdı; laik kanunlar çıkardı; yıllık gelirini arttırdı; kadınların çeşitli haklar elde etmelerini ve daha ileri bir öğrenim görmelerini sağladı; Trans-lran demiryolunu yaptırdı. İkinci Dünya savaşında alman örneğine dayanan bir siyaset takip etmesi, sovyet ve ingiliz birliklerinin İran’ı işgal etmesine yol açtı. 16 Eylül 1941′de, oğlu Muhammed Rıza Şah Pehlevi lehine, tahtından feragat etmek zorunda bırakıldı. Sürgünde öldü. (M)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVI (Rıza Şah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah)
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah), İran şahı (Tahran 1919). Rıza Şah Pehlevi’nin en büyük oğlu. Asıl adı Şapur Muham-med’dir. İsviçre’de ve Tahran Subay kolejinde okudu. Ayrıca babası tarafından bir yönetici olarak yetiştirildi. 1941′de İran’ın Ruslar ve ingilizler tarafından işgali sonunda, Rıza Şah tahttan inmek zorunda bırakılınca, 21 yaşındaki Şapur Muhammed, aynı yılın 27 eylülünde Muhammed Rıza Şah adiyle tahta çıktı. İkinci Dünya savaşında müttefiklerin bazı konferanslarına katıldı. Savaştan sonraki dönemde sık sık batı ülkelerini ziyaret etti. Hür dünya düşüncesini savunuyordu ve komünizme karşıydı, 1946′da Tebriz’e iran birlikleri sokarak bölgede kurulan sovyet taraftan «muhtar» devletlerin yıkılmasına yol açtı. Rıza Şahın temelini attığı demokratik hükümet şekli de savaştan sonra yeniden canlandı. 1952′de başbakan Dr. Muhammed Musaddık yetkilerini genişletti ve şahı gözden düşürücü bazı eylemlere girişti, ülkenin siyasî ve iktisadî bir buhrana sürüklenmesi üzerine şah 13 ağustos 1953′te Musad-dık’ı azleden bir ferman çıkardı, kendisi de Roma’ya kaçtı. Monarşi taraftarları Musaddık rejimini devirdikten sonra yurda dönen şah (22 ağustos) büyük bir törenle karşılandı. Bundan sonra yönetime daha dolaysız bir biçimde katıldı. Bazı sosyal ve iktisadî reformlar yaptı. Topraksız köylülere hazine topraklarının bir kısmını dağıttı. İran geleneklerinin erkek vârise verdikleri önem, şahın özel hayatını etkiledi: 1948′de Mısır kralı Faruk’un kızkardeşi prenses Fevziye’den erkek çocuğu olmadığı için dokuz yıllık bir evlilikten sonra ayrıldı. (Fevziye’den yalnız bir kızı olmuştu.) Bundan sonra hem iran hem alman kanı taşıyan Süreyya isfendiyari ile evlendi (1951-1958), fakat çocukları olmadı. 1959′d a Şah, Farah Diba ile evlendi. Bu evlilikten 31 ekim 1960′ ta bir erkek çocuk dünyaya geldi. Daha sonra üç çocuğu daha oldu. Şah, 1960′tan bu yana birtakım iktisadî, sosyal reformlar ve eğitim reformları yaparak iktidarını sağlamlaştırdı (okuma-yazma siyaseti). 1965 Nisanında bir suikastten kurtuldu. Fransa ve sosyalist ülkelere yakınlaşmak suretiyle A.B.D.’ye karşı oldukça bağımsız bir siyaset takip etti. 1965 Eylülünde, Tahran’da cehalete karşı bir dünya konferansı düzenledi. 1967′de veliaht sahibi İran hükümdarlarına verilen şehinşah unvanını kazandı. 1971′de düzenlediği bir törenle İran devletinin kuruluşunun 2500. yıldönümü kutlandı. (ML)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLEVİ
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLEVİ i. (fars. pehlev, şehir’den peh-levî, şehirli). İran’da Isfahan ve dolayları halkına verilen ad. || Bu halkın konuştuğu dil.
— Leng. Pehlevi dili, aram alfabesinden alınan bir yarıyle yazılan, Orta Farsça veya Parthçaya verilen ad.
Leng. Pehlevi dili, hint-avrupa dillerindendir. Bugünkü Farsçanın ana kaynağıdır. Sasanîler zamanında bütün kâtipler bu dili kullanır, sikkelerin üzerine çekilen ibareler bu dille yazılırdı. Zerdüşt dininde yapılan bütün törenlerde bu dil konuşulurdu. Pehlevî dilini, eskiden parth denen İranlılar (Farslar, Parslar) bu dili konuştukları için buna parth dili de denirdi, islâm dininin iran’da yerleşmesinden sonra pehlevî dili birtakım değişikliklere uğradı. Zerdüşt dinine bağlı toplulukların bu dille yazılı edebiyat ürünleri vardır. Pehîevî yazısı çok belirsiz olduğundan Par-sîler kolaylık olması için genellikle pehlevî dilindeki metinleri daha açık yazılarla yeniden yazdılar: avesta yazısıyle yapılan transkripsiyona pazand veya pazend denir; iran alfabesiyle yazılan transkripsîyonuyse parsı diye nitelenir.
Sıf. İran’da Rıza Şah tarafından kurulmuş olan hanedanla ilgili. (LM)
PEHLEVI veya BENDER PEHLEVI, esk. Enzeli, İran’da (V. eyalet) liman şehri, Hazar denizi kıyısında; 37 500 nüf. Pehlevi hem bir deniz üssü, hem bir sayfiye yeri, hem de havyar elde edilen bir balıkçı merkezidir. Reşt’e bağlı olan ticareti S.S.C.B. ile yapılır. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHENGIR
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHENGIR i. (fars, pehngtr’dm) Marang. Tahtanın enini düzeltmeğe yarayan doğramacı âleti. (Ağacı inceltmede kullanılan çıkrıkçı aracına da bu ad verilir. Mehengir, pelengir de denir.) [M]
PEHLE i. (fars. pehlü’dan). Esk. Yan, yan taraf.
— Taşçılık. Mezar sandukalarının yan taraflarındaki taşlara verilen ad. (Mezarların üzerine konulan taşların ölçüsünde, kapak taşından daha büyük, yassı ve kalın taşlara da «pehle» denir.) [M]
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHENGIR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGU YOMA
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGU YOMA, Birmanya’da kütle, lıava-di ile Sittang arasında. Meşe ormanlarıyle kaplı olan Pegu Yoma, bugünkü görünüşünü bir kıvrılma ve daha sonraki bir tektonik gençleşme sonunda kazandı; gençleşme sonunda meydana gelen çoğu yanardağın (Popa dağı, yaklş. 1 500 m) kraterinde göller vardır. Kuzeybatıda petrol, Wuntha bölgesinde yeşim taşı çıkarılır. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGU YOMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGUY (Charles)
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGUY (Charles), fransız yazarı (Orleans 1873-Villeroy, Neufmontiersles-Meaux yakınları, Seine-et-Marne 1914), Bir marangozun oğluydu. Babasını çok küçükken kaybetti. İlkokulda öğretmenlerin dikkatini çekti. Orlöans lisesinde burslu olarak okudu. Yüksek öğretmen okulunda (ficole Normale Superieure) Bergson’un derslerini izledi. Jaures’e cephe aldı, Cahiers de la Quinzaine’i kurdu ve bu dergide bilimsel sosyalizme, Jaures’in «politik acı» sosyalizmine ve özellikle de Sorbonne üniversitesinde hâkim olan pozitivist ve laik düşünceye karşı savaş açtı. 1905 Olayları ve Almanlarla Fransızlar arasında gittikçe artan çatışma ihtimali karşısında Barres’inkini hatırlatan bir milliyetçiliği benimsedi. Bir yandan da Bergson’un etkisiyle kalıplaşmış düşüncelere karşı mücadele ediyordu. Yaradılıştan mistik olan PĞguy, 1908′de Katolikliği kabul etti. 5 Eylül 1914′te Marne karşı saldırısının başlarında vurularak öldü. Eserleri sistematik bir tahlilden çok sürekli şekilde tekrarlanan bir düşünceye dayanır; XX. yy.ın ilk yıllarında fransız spi-ritüalizminin yeniden doğuşunu temsil eder. Bazen yanlış yansıtılan etkisi ölümünden sonra daha sürekli bir biçimde kendini duyurdu; özellikle Emmanuel Mounier’yi etkiledi. Eserlerinin tümü önce Cahiers de la Quinzaine’de yayımlandı. Politik ve sosyal konulara değinen Siîuations (Durumlar) [1906-1907] ve ölümünden sonra yayımlanan Clio’da. yazar aydın çevreye çatar. Dreyfus’çülükten Hıristiyanlığa geçişini Nötre Jeunesse (Gençliğimiz) [1910] ve Victor Marie, Comte Fugo’da. (1911) ele alır ve savunur. Hayatının son döneminde yazdığı en anlamlı eserler Note sur M. Bergson et la Philosophie Bergsonienne (Bergson ve Bergson Felsefesi Üstüne Notlar) [1914], Note Conjointe sur Af. Descartes et La Philosophie C’artesienne’dir (Descartes ve Felsefesi Üstüne Tek Not). 1909-1913 Arasında yazdığı manzum eserleri Le Porche du Myst&re de la Deuxieme Vertu (İkinci Erdemin Sır Kapısı) [1911], Le Mystere des Saints tnnocents (Aziz Innocentius’lar Mis-teri) [1912], La Tapisserie de Sainte Ge-nevikve et de Jeanne d’Arc (Azize Genevie-ve ve Jeanne d’Arc Duvar Halısı) [1912], La Tapisserie De Notre-Dame (Notre-Da-me Duvar Halısı) [1913], Eve’dh (Havva) [1913]. Le Mystere De La Charite De Jeanne d’Arc (Jeanne d’Arc’ın iyilikseverliğinin Sırrı) [1910] adlı manzum dramı, ilk dramı olan Jeanne d’Arc ile, Peguy’nin mistisizminin en geçerli örnekleridir. Hümanist kültürle yetişmiş bir polemikçi olan Peguy’nin üslûbu latin yazarlığının dengeli üslûbunu, Corneille ve Hugo’nun uyumlu mısralarını hatırlatır. (LM)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGUY (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|