REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle)
Tarih 29 Haziran 2009
REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle), ilhanlı tarihçisi ve devlet adamı (Hemedan 1248-Tebriz 1318).
Hekimlik yapan bir aileden geldiği ileri sürülür; milliyeti kesinlikle bilinmiyor. Sonradan müslüman olduğu söylenir. Hemedan’da tıp okudu. Sonra Gazan Hanın hizmetine girdi. Onun büyük bir ilgi duyduğu tabiat bilimleri konusunda, özellikle bitkiler üstünde çalıştı. Gazan Han için özel bir bitki koleksiyonu düzenledi.
Gazan Hanın veziri oldu. Şam seferine katıldı (1303). Reşidüddin, devlet işlerine çok karışmadı; daha çok bilimle, inceleme ve araştırmalarla ilgilendi. Gazan Hanın isteği üzerine tarih eserleri yazmağa başladı. Bir ara Hindistan’da Delhi hükümdarının yanına gitti; orada tıpla ilgili incelemeler yaparak ilâç yapımında kullanılan malzeme topladı.
Irak ve Anadolu’yu gezdi. Gittiği yerlerde yapılan bilimsel çalışmaları takip etti; tıp konusunda kendisinden önce gelenlerin eserlerini okudu. Bütün ömrünü, devlet işlerinin yanında, bilim çalışmalarına verert Reşidüddin’in daha çok tarih alanında ö-nemli ve kendinden sonra gelen tarihçiler için ana kaynak niteliği taşıyan eserleri vardır.
Reşidüddin, ayrıca, birçok hayır kurumu yaptırdı. Bunlar arasında devrin en büyük kütüphanesinin de içinde bulunduğu Rab-i Reşîdî kurumları önemlidir. Bir mahalle niteliği taşıyan Rab-i Reşîdî’de dârüşşifa, medrese, kervansaraylar, hamamlar, kumaş ve kâğıt yapımevleri vardır. Reşidüddin tıp, tarih, medeniyet tarihi, siyaset, devlet idaresi, felsefe ve din konularında eserler yazdı. Bir ara çin medeniyeti ve dinleri üstünde çalıştı. Bazı çinli rahiplerle ilişkiler kurdu. Kendinden önce gelen bilginlerin, özellikle Birûnî’nin Hindistan tarihi ve İnançlarıyle ilgili yazılarını Farsçaya çevirdi.
Çin’deki basım işleri, inançlar, dil, musiki, kâğıt para işlerini anlatan yazılar yazdı. Türkler ile Moğolların uygulamalı ve teorik tıpla ilgili bilgilerini biraraya topladı. Sonunda Olcayto’yu (Sultan Mehmed Huda-bende) zehirlediği ileri sürülerek oğluyle birlikte Emir Çoban tarafından öldürtüldü.
Başlıca eserleri: Cami-üt-Tevarih (Tarihler Derlemesi); Âsâr-u Ahya (Eserler ve Diriler); Tansuk-name-i İlhanı der Fünûn-i Ulûm-i Hitaî (Çin Bilimlerinin Fen-leri Hakkında İlhanlı Tansuknamesi) [Vangi-Suku adlı bir çinli bilginden tercüme]; Kitab-ı Siyaset ü tedbir-i Mülk-i Hıtaiyan (Çin Ülkelerinin Tedbirleri ve Siyaseti Kitabı) ; Şuab-ı Pençgâne (Beşli Şubeler); Miftah-üt-Tefsir (Tefsir Anahtarı); Tavzi-hat-ı Reşidi (Reşid’in Açıklamaları), Le-taif-ül-Hakayık (Gerçeklerin Hoşa Gidenleri); Beyan-ül-Hakayık (Gerçeklerin Anlatılması); Münşeât-i Reşidi (Reşid’in Nesir Yazıları). [M]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAN (Ernest)
Tarih 27 Haziran 2009
RENAN (Ernest), fransız yazarı (Treguier 1823 – Paris 1892). Beş yaşında babasını kaybetti. Annesi ve ablası tarafından yetiştirildi. Çeşitli din okullarında okudu. Saint-Sulpice kolejinde îbranîce öğrendi.
Alman düşüncesinden etkilenerek katolik i-nancından koptu. 1845′te papazlıktan ayrıldı. Felsefenin yanı sıra, filoloji çalışma ve araştırmalarını da sürdürdü. 1847′de Essai Historique et Theorigue sur les Langues Semitiques (Samî Dilleri üstüne Tarihî ve Nazarî Deneme) adlı eseriyle Volney ödülünü kazandı. 1848 Devriminden büyük ölçüde etkilendi. Jules Simon’un yönettiği La Liberte de Penser (Düşünme Hürriyeti) adlı gazetede yazılar yazmağa başladı.
İnsanlığı ilgilendiren büyük meselelerin ancak liberal bir bilim yoluyla çözümlenebileceğini ispatlamak amacıyle Avenir de la Science (Bilimin Geleceği) adlı eseri yazdı. Bu eser, ancak 1890′da kitap olarak yayımlandı. 1850′de Bibliotheque Nationale’deki süryanîce elyazmalarını sınıflandırmakla görevlendirildi. Revue des Deux Mondes ve Journal des Debats’da. yazılar yazdı. 1852′de Averroes et Averro-isme (İbni Rüşt ve İbni Rüşt’çülük) konulu teziyle doktorasını verdi. 1860′ta ablasıyle birlikte, arkeolojik bir görevle Suriye’ye gitti. 1861′de ablasının ölümü üzerine yalnız olarak yurda döndü; göreviyle ilgili çok geniş temel bilgiler ve ilgi çekici örnekler dışında, isa’nın Hayatı (Vie de Jesus) adlı eserinin müsveddelerini de getirdi; bu eser, yirmi yıllık çalışmalarının büyük bir kısmını kapsayan Histoire des Origines du Christianisme’in (Hıristiyanlık Menşelerinin Tarihi) ilk cildidir. Renan, 1862′de College de France’ın îbranîce kürsüsüne getirildi. Ama daha ilk dersinde, isa’dan «eşsiz bir adam» olarak söz etmesi gürültülere yol açtı.
Dersleri önce ertelendi, sonra da bütün bütün kaldırıldı. Renan’ın edebiyat çevrelerine girmesi bu sıralara rastlar. 1863′te yayımlanan İsa’nın Hayatı’nda. isa’yı tenkitçi tarih metotlarıyle incelediği için yeni tepkilere yol açtı! 1864′te eserine devam edebilmek için Mısır’a, Anadolu’ya ve Yunanistan’a gitti. 1869′da siyasete atılmayı denedi. Savaş sırasında Prusya prensi Friedrich ile barış konusunda görüşmeğe çalıştı. Savaştan sonra yeniden College de France’taki kürsüsüne dönerek, ülkesinde düşünce ve ahlâk alanını kapsayan bir reform üstünde çalışmalara başladı. 1883′te College de France’ın müdürü oldu.
Hayatının son yıllarında Origines adlı eserini Histoire du Peuple d’israel (İsrail Milletinin Tarihi) ile tamamlamağa çalıştı ve Drames Philosophiques’i (Felsefî Dramlar) yazdı.
Renan’ın öbür eserleri: Histoire Generale et Systeme Compare des Langues Semitigues (Samî Dillerinin Karşılaştırmalı Sistemi ve Genel Tarihi) [1885]; Essais de Morale et de Critigue (Ahlâk ve Tenkit Denemeleri) [1859]; Questions Contemporaines (Çağdaş Meseleler) [1868]; Dialogues et Fragments Philosophiques (Felsefî Diyalog ve Yazıtlar) [1876]; Drames Philosophiques (Felsefî Dramlar) [Caliban, l'Eau de Jouvence (Gençlik Suyu), Le Pretre de Nemi (Nemi Rahibi), Abbesse de Jouarre (Jouarre Rahibesi)] (1886); Çocukluk ve Gençlik Hatıraları (Souvenirs d’Enfance et de Jeunesse) [1883], Feuilles Detachees (Kopuk Sayfalar) [1892]. Renan, kiliseden kopmakla birlikte, en büyük önemi manevî değerlere verdi, insanlığın ilerlemesi konusunda bütün varlığıyle liberal bilime ve tenkitçi düşünceye bağlandı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAN (Ernest) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİSKE (Johann Jakob)
Tarih 27 Haziran 2009
REİSKE (Johann Jakob), alman filologu (Zörbig, Saksonya 1716 – Leipzig 1774). Leipzig Felsefe fakültesinde arapça dersi verdi, sonra 1758′de Nikolaischule’ye rektör oldu. Oratorum Graecorum Monumenta’nın (Yunan Hatipleri) [1770-1775] tenkitli baskısını yaptı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİSKE (Johann Jakob) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİNHOLD (Kari Leonhard)
Tarih 27 Haziran 2009
REİNHOLD (Kari Leonhard), alman filozofu (Viyana 1758 – Kiel 1823). önce Cizvit tarikatına girdi, sonra protestan oldu.
Der Deutsche Merkür gazetesinin yazarları arasına katıldı. Wieland’ın kızıyle evlendi, önce Jena’da (1784-1794), sonra Kiel’de felsefe okuttu, önce Versuch Einer Neuen Theorie des Menschlichen Vorstel-lungsvermögens (İnsan Anlayışı Üstüne Yeni Bir Teori Denemesi) [1789] adlı eserinde Kant taraflısıydı, sonra Fichte, Bardili ve Herbart’ın felsefesini benimsedi. — Oğlu ERNST (Jena 1793 – ay.y. 1855). 1822′de Kiel üniversitesinde doçent ve 1824′te Jena üniversitesinde profesör oldu. Ayrıca Gelişiminin Başlıca Aşamalarına Göre Felsefe Tarihi (1828) adlı bir eser yayımladı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNHOLD (Kari Leonhard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİFFENSTUEL
Tarih 27 Haziran 2009
REİFFENSTUEL (Johann Georg, Anaklet — denir), bavyeralı rahip (Tegernsee 1641-Freising 1703)
Kapüsen tarikatına girdi (1658). Landshut ve Münih’te felsefe ve ilâhiyat okuttu (1667-1677). İlahiyat öğretimine yeni bir biçim verdi. 1691′de Freisîng’de profesör, daha sonra tarikatın bölge başrahibi oldu. Yazdığı Ahlâkî ilahiyat (1692) uzun süre elkitabı olarak kullanıldı.
1700′de yayımladığı Jus Canonicum Universum’un (Kilise Hukuku Ansiklopedisi) birçok baskısı yapıldı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİFFENSTUEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Thomas)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Thomas), iskoç filozofu (Strachan 1710-Glasgow 1796). Newmachar’da protestan papazıydı; Hume’un Treatise of Humarı Nature’ını (İnsan Yaratılışı üstüne İnceleme) okuduktan sonra felsefeye yöneldi.
1752′de Aberdeen üniversitesi felsefe profesörü oldu. 1764′te Glasgow üniversitesi Ahlâk Felsefesi bölümünde ders verdi.
Başlıca eserleri: An înquiry into the Human Mind, on the Principles of Com-mon Sense (Sağduyu tikelerine Göre İnsan Anlayışı Üstüne) [1764]; Essays on the in-tellectual Powers of Man (Akıl Yetenekleri Üstüne Denemeler) [1785]; Essays on the Active Powers of Man (İnsan Aktif Yetenekleri üstüne Denemeler) [1788]. Reid, zihnî olgulara gözlemi ve tümevarımı uygulayarak Hume’un şüpheciliğindeki paradoksların karşısına, sebeplerin ve maddelerin varlığı hakkında «sağduyu»nun edindiği kanıları çıkardı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCHENBACH (Hans)
Tarih 26 Haziran 2009
REİCHENBACH (Hans), alman filozofu ve mantıkçısı (Hamburg 1891-Los Angeles 1953).
Berlin’de (1926), İstanbul’da (1933) ve Los Angeles’ta (1938) felsefe profesörü oldu. Yeni pozitifçi ve mantıkçı. Viyana okulunun kurucularındandır.
Başlıca eserleri: Axiomatik der Ziele und Wege der Heutigen Naturphilosophie (Amacın Aksiyomatiği ve Bugünkü Tabiat Felsefesi) [1931]; Wahrscheinlichkeitslogik (Olasılık Mantığı) [1932]; W’ahrscheinlichkeitslehre ‘ (Olasılık öğretisi) [1935]; Experience and Prediction (Deney ve Kehanet) [1938]; Element s of Symbolic Logic (Semboller Mantığının Unsurları) [1947]. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHENBACH (Hans) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCHARDT (Johann Friedrich)
Tarih 26 Haziran 2009
REİCHARDT (Johann Friedrich), alman bestecisi ve müzik yazarı (Königsberg 1752 – Giebichenstein 1814). Königsberg ve Leipzig’de felsefe ve müzik okudu, 1775′te Friedrich II’nin, 1808′de Vestfalya kralı Jeröme’un kapella yöneticiliğine getirildi.
Daha sonra, Giebichenstein’da tuz ocakları müfettişi oldu. Lied’ler, Goethe’nin metni üstüne dört operakomik, kantat’lar, dinî eserler, senfoniler, uvertürler, oda müziği, operalar v.b. besteledi. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHARDT (Johann Friedrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REHMKE (Johannes)
Tarih 26 Haziran 2009
REHMKE (Johannes), alman filozofu (El-mshor 1848-Marburg 1930). Greifsvvald üniversitesinde ders verdi (1885-1921). Fenomenizme karşı çıktı.
Başlıca eserleri: Philosop-hie als Grundwissenschaft (Temel Bilim Olarak Felsefe) [1910]; Logik Oder Philosop-hie als Wissenslehre (Mantık veya Bilim Olarak Felsefe) [1918]; Grundlegung der Ethik als Wissenschaft (Bilim Olarak Ahlâkın Temeli) [1925], (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REHMKE (Johannes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDİ (Francesco)
Tarih 25 Haziran 2009
REDİ (Francesco), italyan bilim adamı ve yazarı (Arezzo 1626-Pisa 1698). Tıp ve felsefe doktorası yaptı (1647).
Bütün bilim dallarını inceledi; başta klasik diller olmak üzere birçok dil öğrendi. Günümüzdeki roman dilleri ve lehçebilim çalışmalarının öncüsüdür. Crusca akademisine başkan oldu. Vocabolario’ya büyük katkılarda bulundu (bu arada yabancı metinlerden aktarmalar da yaptı). Bugün Lavenziana’da bulunan değerli bir kütüphane meydana getirdi. Ferdinando II ile Cosimo III’ün «başhekimi»ydi; büyük dukalık sarayında ve Accademia del Cimento’da çeşitli «tabiî deneyler» yaptı.
Titiz bir gözlemci ve başarılı bir deneyci olan Redi, en güç biyoloji meselelerini ele aldı. Böcek nesillerinin kendiliğinden oluştuğunu öne süren eski efsaneyi yıktı; sineklerin, kokmuş etler üstüne başka sineklerin yumurta bırakması sonucunda ortaya çıktığını ispatladı (1668). Ayrıca insan vücudundaki asalak kurtlar ve birçok hayvan üstüne ilk geniş ve metotlu araştırmayı yapan bilgin de Redi’dir; bundan dolayı parazitoloji (1684) biliminin kurucusu sayılır. Redi’nin küçük eserlerinden birçoğunda çok önemli gözlemler vardır (engerek yılanının zehiri [1664], çeşitli bitkilerin külünden elde edilmiş sudan çıkarılan sunî tuzlar v.b.).
Hekim olarak da büyük ün ve servet kazandı. Consulti adlı eserinden gözlem ve deneye dayanan bir metot ortaya koydu. İlmî yazıları, mükemmel bir üslûp ve arı bir dille yazılmıştır. Consulti ve öbür eserleri edebî yönden büyük önem taşır. Bacco in Toscana (Bacchus Toscana’da) adlı ünlü dithy-rambos’u, Bacchus’un tattığı çeşitli şarapların övgüsünü yapar. Kitap, kapsadığı şiirlerin mükemmelliği, dil ve veznin ustalığı sayesinde ün kazandı. Redi, od’lar, küçük şarkılar, bürlesk şiirler ve soneler de yazdı. Ayrıca Lettere Famigliari (Samimî Mektuplar) adlı bir eseri vardır. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDİ (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAZÎ (Ebubekir Zekeriya)
Tarih 24 Haziran 2009
RAZÎ (Ebubekir Zekeriya), hanlı bilgin ve filezof (Rey 841 – ? 926). önceleri musiki alanında çalıştı.
Bağdat’a gitti; orada zamanın ünlü bilginlerinden Ali bin Sehl bin Rabban’dan tıp öğremi gördü. Rey hastahanesi başhekimliğine, sonra Bağdat hastahanesi başhekimliğine getirildi. Doğu ülkelerinde geziye çıktı. Samanî hükümdarı Mansur bin İshak tarafından saraya alındı. Hippokrates ve Galenos üstünde çalıştı. İran, hint ve yunan felsefesini, özellikle Pythagoras ve Thales’i öğrendi. Anaksagoras ve Empedokles üstünde araştırmalar yaptı. Tabiiyim denen tabiatçı filozofların görüşlerini benimsedi. Tıp ve kimya alanında deneye ve gözleme önem verdi.
İslâm düşüncesinin ilk görgücü (ampirist) filozoflarından biri olan Razî’ye göre insan bilgisinin kaynağı duyulardır. Gerçek olan madde âlemidir. Ruh ile Tanrı evrenin dışındadır.
Varlık bütününde beş sonsuz (ezelî) ilke vardır: 1. Tanrı; 2. boşluk (mutlak mekân); 3. süre (mutlak zaman); 4. ruh (ışık, aydınlık); 5. madde (karanlık).
Razî felsefesinde iran inançlarının ışık ve karanlık anlayışı vardır. O, bu iki ilkeyi biraz değiştirerek yunan düşüncesindeki ruh ve madde niteliğinde birer ilke olarak benimser. Razî’ye göre insan aklı iyi ile kötüyü, Tanrı ile ilgili nitelikleri bilir. Akıl, evren işlerinin düzene konulmasında olduğu gibi bu konuda da yeterlidir. Ondan başka bir ilke gerekmez.
Halkın uyarılması için, üstün yetenekli kimselerin varlığı pek gerekli değildir. Peygamberlerin sözleri, düşünceleri birbiriyle çelişme halinde olduğundan akıl ilkeleriyle bağdaşmaz. Felsefe araştırmalarında tümevarım (el-istikra) metodunu benimseyen Razî’nin bütün görüşleri tabiat olaylarına, tabiat denen varlık bütününün tanınmasına, incelenmesine dayanır. Bütün yaratıkların başlangıcı salt ışıktır (nur). Madde (heyula) ile ışık ve nefs onunla vardır. Ruhanî denen basit tözler (cevherler) ondan çıkar, insanın ruhsal varlığı ondan doğar. Ruhun kaynağı «ruhanî heyula» denen bu ilk ve salt nur’dur (ışık).
Razî, felsefe dışında fizik (ışığın kırılması) ve kimya ile de (basit cisimler) ilgilendi; bu konularda çalışmalar, araştırmalar yaptı. Felsefeyle deney bilimleri arasında kesin bir bağlantının bulunması gerektiğini savundu, ölümünden sonra birçok islâm ve avrupa bilginini ve filozofunu etkiledi. Eserleri: Kitab fi’t-Tıbbi’r-Ruhânî (Manevî Hekimlik Kitabı); El-Havt (Kuşatan); El-ilm-ül-İlâhi (Tanrı Bilgisi). [M]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZÎ (Ebubekir Zekeriya) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYNAL (Guillaume)
Tarih 24 Haziran 2009
RAYNAL (Guillaume), fransız tarihçisi ve filozofu (Saint-Geniez d’Olt 1713 – Paris 1796). Rahip oldu, sonra felsefe ve tarihe merak sarınca rahiplikten ayrıldı. Helvetius, d’Holbach ve Mme Geoffrin’in salonlarına devam etti.
Histoire du Stathou-derat (Stathouder’liğin Tarihi) [1748], Histoire du Parlement d’Angleterre (İngiltere Paılamentosunun Tarihi) [1748] adlı eserleri yayımladı. Büyük eseri Histoire Philosophique et Politique des Etablissement et du Commerce des Europeens dans les deux indes (İki Hindistan’da Avrupalıların Kurum ve Ticaretinin Felsefî ve Siyasî Tarihçesi) [1770'te gizlice yayımlandı] ömürgeci devletlerin siyasetine, rahipler sınıfına, Engizisyona karşı çıktı.
Bir yandan eseri yasaklanırken, bir yandan da hakkında parlamento tarafından tutuklama kararı alınan rahip Raynal, önce Friedrich II’nin, sonra Katerina II’nin yanına kaçtı. 1787′de Fransa’ya dönme izni aldı ve Toulon’a, Malouet’nin yanma yerleşti, fitats generaux’ya seçildi, fakat yaşı çok ileri olduğu için, Malouet lehine milletvekilliğinden çekildi. 31 Mayıs 1791′de Meclis’e bir mektup yazarak devrimci şiddet hareketlerini kınadı. Terör günlerinde saklandı, 1795′te Enstitü üyesi oldu, fakat göreve baş-layamadan öldü. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAL (Guillaume) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVENDİ Ebül HÜSEYİN bin YAHYA
Tarih 24 Haziran 2009
RAVENDİ Ebül HÜSEYİN bin YAHYA, arap filozofu (öl. 910).
Hayatiyle ilgili yeterli bilgi yoktur. Mutezile mezhebinin bellibaşlı düşünürlerinden biridir. Çağında, sünnî inançlarını benimseyen bilgin ve filozoflara karşı giriştiği tartışmalar yüzünden dinsizlikle suçlandı. Bugüne kalan eserlerinin incelenmesinden ilkçağ yunan felsefesini, atomcuları, eski iran kültürünü iyi bildiği, kendinden önce gelen filozofları okuduğu anlaşılıyor.
Ravendî, önce şiî inançlarını savundu, şiî kelâmı üstünde geniş ölçüde çalışmalar yaptı. Rafızî düşünürlerinden Ebu İsa el-Varrak’ın etkisiyle bütün tektanrıcı dinlere karşı çıktı. İslâm dünyasında, bütün düşüncelerin akıl ölçülerine uyma gereğini ileri süren, akim ilkeleri dışında genel geçerliği olan bir hakikat ölçüsü tanımayan filozofların başında gelir. Bu bakımdan, islâm akılcılığının kurucularından biridir. Ona göre, aklın dışında bir gerçek yoktur. Doğru düşünmenin, gerçeği kavramanın tek kuralı akıl yoludur. Akılla bağdaşmayan bütün inançlar, dinler ve düşünceler gerçek dışıdır, birer yanılmadır. İnsanda, insanüstü bir başarı, akıl dışı bir yetenek, tanrısal bir güç de yoktur.
Tektanrıcı, çoktanrıcı bütün dinlerin ileri sürdüğü düşünceler akıl ilkelerine uymadığı için doğru değildir. Mucize, derin düşe dalmadır» bir sapıtmadır. Bütün peygamberler de birer insandır. Onların insanüstü bir güçleri, başarıları yoktur. Peygamberlerin gösterdiği söylenen mucizeler birer uydurmadır. Peygamberlik büyücülük ve gözbağcılıkla aynıdır. Bütün bilgilerin kaynağı deney, ölçüsü akıldır, ölümden sonra dirilme, yoktan var edilme diye bir gerçek yoktur. İnsan yaşadığı sürece vardır.
Ravendi, kendinden sonra gelen birçok düşünürü, islâm bilginini etkiledi, özellikle tabiatçı ve maddeci islâm filozoflarına ışık tuttu. İmanı akıldan üstün gören, evrenin yoktan var edildiğini, ölümden sonra dirilmenin kesin ve gerçek olduğunu ileri süren düşünürler tarafından ağır saldırılara uğradı, özellikle Kur’an’a karşı çıkışı, onun ileri sürdüğü düşüncelerin akılla bağdaşmadığı için gerçek olmayışını savunuşu geniş yankılar yaptı.
Eserleri: Kitabü’l-Fazihatü’l-Mutezi-le (Mutezilenin Kötülükleri Kitabı); Kitabü’d-Dâmiğ (Yergi Kitabı); Kitabü’z-Zümürrüd (Zümrüd Kitabı). [-» Bibliyo.] (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENDİ Ebül HÜSEYİN bin YAHYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATZENHOFER (Gustav)
Tarih 24 Haziran 2009
RATZENHOFER (Gustav), avusturyalı sosyolog (Viyana 1842-Amerika dönüşü, gemide 1904). Hayatı orduda geçti.
General rütbesine kadar yükseldi. Birçok taktik eseri yayımladı, fakat daha çok sosyal felsefe konusundaki eserleriyle tanınır: Wesen und Zweck der Politik (Siyasetin özü ve Amacı) [1893], Soziologie (Sosyoloji) [1898], Pozitif Monizm (1899), Positive Ethik (Pozitif Etik) [1901],
Zekânın Tenkidi (1902). Sosyoloji teorisi, «insan çıkarları»na bağlanabilecek temel sosyal güçlere dayanır. Bu «çıkarlar»ın temelinde bireysel varolma ve türün korunması istekleri yer alır. Savaş, sanayi ve ticaret bu istekleri tatmin etme araçlarıdır ve «çıkarların uyumlu bir şekilde tatmini» sosyal gelişmenin amacıdır. Sosyal kanunlar, tabiî kanunların «değişik şekillerinden» başka bir şey değildir. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATZENHOFER (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATHKE (Martin Heinrich)
Tarih 24 Haziran 2009
RATHKE (Martin Heinrich), alman anatomi bilgini (Danzig 1793 – Königsberg 1860). önce Dorpat üniversitesinde patoloji ve fizyoloji okuttu.
Sonra K. E. von Baer’in yerine Königsberg üniversitesinde anatomi ve zooloji profesörü oldu. 1825′te memelilerin ve kuşların dölütlerinde balıkların solungaçlarını andıran bazı organ yapılarına rastladı. Bu buluş, tabiat felsefecilerinin düşüncelerini çürütmekte, K. E. von Baer’in biyogenetik kanununu doğrulamaktaydı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHKE (Martin Heinrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READ (sir Herbert Edward)
Tarih 24 Haziran 2009
READ (sir Herbert Edward), ingiliz tenkitçisi ve şairi (Muscoates Grange, Kirbymooreside, Yorkshire 1893-Molton yakınları, Yorkshire 1968).
Leeds üniversitesinde okudu ama Birinci Dünya savaşı çıkınca öğrenimi yanda kaldı. Yorkshire alayında yüzbaşı rütbesiyle hizmet gördü. Read, Naked Warriors (Silâhsız Savaşçılar) [1919] adlı şiirlerinde modern savaşın korkunç yanla-nnı gözler önüne serer. 1933-1939 Arasında Burlington Magazine’i yayımladı. Çağdaş şiir anlatımının tek samimî ve elverişli biçimi saydığı serbest vezinden yanaydı. Kendi tenkitçi görüşünü klasisizmle romantizmin hümanizmde uzlaşması şeklinde tanımladı.
Son eserlerinden bazıları: The Philosophy of Modern Art (Modern Sanat Felsefesi) [1952]; Tenth Muse (Onuncu Musa) [1959]; Third Realm of Education (E-ğitimin Üçüncü ülkesi) [1900] ve A Letter To A Young Artist (Genç Bir Sanatçıya Mektup) [1962]. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (sir Herbert Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASYONALİZM
Tarih 23 Haziran 2009
RASYONALİZM i. (fr. rasyonalisme’den).
Sadece akla dayanan bir şeyin özelliği. || Vahye dayanan sistemlere karşıt olarak akla dayanan sistem. || Ampirizme karşıt olarak, ilk fikirlerin kavnağını akılda bulan sistem. Eşanl. AKILCILIK.
— Mim. ve Süs. santl. Bir binanın veya bir nesnenin kullanım amacına tam olarak uyması gerektiğini ve güzelliğin bu uygunluktan doğduğunu ileri süren öğreti. (XX. yy.ın başlarında, «modern üslûp»a bir tepki olarak ortaya çıkan ve Charles Plumet, Süe ve Huillard gibi mimarlar tarafından benimse çıkan fonksiyonalizmden, geleneksel malnen rasyonalizm, kendisinden sonra ortaya çıkan fonksiyonalizmden, geleneksel malzemeleri kullanmayı engellememesi ve ılımlı bir süsleme sistemini benimsemesi bakımından ayrılır.)
— Psikopatol. Marazı rasyonalizm, şizofreninin temel özelliğini meydana getiren düşünce şekli. Akla aykırı düşüncelere dayanan marazı rasyonalizm, pratik veya sosyal gerçekten kopmuş ve içine kapanmış bir düşünce sürecidir. (Marazî rasyonalizm, saçma akılyürütmelere yol açar, çünkü bunlar somut temelden yoksundur.)
— ANSİKL. Fels. Ampirizme karşıt bir sistem olan rasyonalizm’e göre, «neden» ve «cevher» gibi fikirler, «bilginin yönetici ilkeleri» diye adlandırılan yargılar, ya doğuştan gelir ya da zihin tarafından kurulmuştur. Bunlar, sadece deneyin verilerinden türemiş olamaz. Eflatun, Descartes, Leibniz, Kant ve yeni-eleştirici okul, ayrı ayrı biçimler içinde, bilgi üzerine rasyonalist bir teori kurmuşlardır.
İradî faaliyetimizin dayandığı ilkelerin akıldan türediğini, a priori olduğunu ve faydacı düşüncelerden doğmadığını ileri süren öğretiye de ahlâkî rasyonalizm denir. Bu durumda, rasyonalizm, hazcılığın ve faydacılığın karşıtıdır. Dînî rasyonalizm ise, imanla ilgili bütün hakikatlerin ölçütü olarak kişisel düşüncenin kabul edilmesidr. Bu görüş, iman hakikatlerini, düşünceyle aydınlatılması gereken karanlık duygulara benzetir. Ortaçağdaki fides guaerens intellectum diye adlandırılan ve daha sonra Malebranche felsefesinde ortaya çıkan öğreti bunun bir örneğidir. (Dinî rasyonalizm, mistisizmin karşıtıdır.)
Pythagoras ve Leibniz’in estetik akılcılığı ise, her estetik duyguda, açıkça kavranmamış matematik ilişkiler görür, öte yandan, açık felsefe, rasyonalizm ile ampirizm karşıtlığını aşar. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASYONALİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANZOLİ (Cesare)
Tarih 22 Haziran 2009
RANZOLİ (Cesare), italyan filozofu (Mantova 1876-Cenova 1926). Messina (1918-1922) ve Cenova (1922-1926) üniversitelerinde ders verdi.
En önemli eseri: Dizionario di Scienze Filosofiche’dk (Felsefe Bilimleri Lügati) [1905]. ölümünden sonra yayımlanan // Realismo Puro (Saf Gerçekçilik) [1932] ise yazarın gerçekçilik anlayışını en eksiksiz yansıtan kitabıdır. (M)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANZOLİ (Cesare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rakipler (Anterastai)
Tarih 20 Haziran 2009
Rakipler (Anterastai), Eflatun’a mal edilen, fakat onun olmadığı kesinlikle bilinen diyalog. Eserde filozofun özellikleri anlatılır. Sokrates, gramerci Dion’un evine girer; evde iki genç hararetle tartışmaktadır. Filozof, bütün bilgi alanlarına yönelmeli midir, yoksa felsefenin ayrı bir yeri mi vardır? Sokrates, felsefeye ayrı bir yer verir. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rakipler (Anterastai) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGNİSCO (Pietro)
Tarih 19 Haziran 2009
RAGNİSCO (Pietro), italyan felsefe tarihçisi (Pozzuoli 1830-Roma 1920). Palermo, Padova ve Roma üniversitelerinde ders verdi.
Başlıca eserleri: Storia Critica delle Categorie dai Primordi della Filosofia Greca Fino a Hegel (Yunan Felsefesinin Başlangıcından Hegel’e Kadar Kategorilerin Tenkitli Tarihi) [2 cilt, 1871]; İl Principio di Contraddizione (Çelişme İlkesi) [1883]. Ayrıca Kant, Schopenhauer, Nicoletto Vernia, G. Zabarella v.b. üstüne incelemeler yayımladı. (M)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGNİSCO (Pietro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGIB PAŞA Koca
Tarih 18 Haziran 2009
RAGIB PAŞA Koca, türk devlet adamı ve şairi (istanbul 1699-ay.y. 1763). Defterhane kâtiplerinden Şevki Mustafa Efendinin oğlu. Medrese öğrenimi gördü, Defterhane kalemine devam etti.
İran savaşları sırasında alınan toprakların deftere kaydı işi için Revan valisi Ârifî Paşanın mektupçusu oldu (1724). Tebriz seraskeri Köprülüzade Abdullah Paşa ile Hekimoğlu Ali Paşanın hizmetinde bulundu. Bir yıl Revan defterdarlığı yaptıktan sonra, istanbul’a döndü (1729). Riyaset vekâleti payesiyle, Hemedan eyaletinin tımar ve zeametini yeniden düzenlemeğe gitti. 1730′da defterdarlık göreviyle Bağdat’a gönderildi. İran savaşı sırasında Nadir Şah ile yapılan görüşmelere delege olarak katıldı. 1733′te Nadir Şah’ın Bağdat’ı kuşatmasından sonra, istanbul’a çağırılarak, maliye tezkireciliğine getirildi. Erzurum seraskeri Ahmed Paşanın yanına ordu defterdarı ve rei-sülküttap vekili olarak verildi (1736). Nadir Şah tarafından İstanbul’a gönderilen elçilerle yapılacak görüşmelere katılmak üzere, İstanbul’a çağırıldı.
Cizye muhasebeciliğiyle görevlendirildi. Sadrazam mektupçuluğu makamına yükseltilerek, Avusturya ve Rusya delegeleriyle yapılacak görüşmeler için roisülküttap Mustafa Efendinin başkanlığındaki heyetle Nemirove’ye (Nemirov) gönderildi. Belgrad seferi ve antlaşması (1739) sıralarında büyük yararlığı görülen Ragıb Efendi, 1741 şubatında reisülküttaplığa yükseltildi. 1744′te, vezirlik payesiyîe Mısır valiligine gönderildi. 5 Yıl kadar süren bu görevi sırasında, kölemen beylerini ortadan kaldırarak, ülkede bir süre güvenliği sağladı. 1748′de, kubbe vezirliği ve nişancılıkla İstanbul’a çağrıldı, daha yoldayken, kendisine aydın muhassılîığı, malikâne olarak verildi. Sayda, Rıkka ve Halep valiliklerinde bulundu. Şam valiliğine tayin edilmesinden birkaç gün sonra, istanbul’a gelerek sadrazam oldu; kendisi için tehlikeli olabilecek kişileri İstanbul’dan uzaklaştırdı. Hayatının sonuna kadar sadrazamlıkta kaldı. Ragıb Paşa, yabancı devletlere karşı başarılı bir barış siyaseti güttü.
Avusturya, Fransa ve Rusya’nın saldırılarına uğrayan Prusya kralı Friedrich II, Osmanlı devletinin askerî yardımını kazanmağa çalıştı. Fakat Ragıb Paşa, askerî anlaşma yerine bir ticaret antlaşması imzalamakla yetindi (29 mart 1761). Bir yandan da, Avusturya’yı baskı altında tuttu. Ragıb Paşanın divan edebiyatı geleneğini sürdüren şiirleri, mensur yazıları, bilimsel makaleleri vardır. Çoğu gazel türünde olan şiirleri tasavvuf ve felsefe konularını işler. Dili bazen ağır ve ağdalı, bazen kolay anlaşılır niteliktedir. Gazellerinde halk deyimleri, atasözleri, özdeyişleri geniş yer tutar. Bazı beyit ve mısraları atasözleri arasına girdi. Şiirde, bazen divan edebiyatı geleneği dışına çıkarak, tasvir ve anlatımdan çok, anlama ve mantık kurallarına göre düşünmeye önem verir. Bilim konularını işleyen mensur yazılarının çoğu çağının anlayışına uygun olarak Arapçadır. Bazı yazıları devlet işleriyle ilgilidir.
Eserleri: Telhisat (özetlemeler); Fethiye-i Belgrad (Belgrad’ın Alınışı); Münşeat (Mektuplar); Sefinetül-Ragıb (Ragıb’ın Gemisi); Dîvan. (-> Bibliyo.) [M]
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGIB PAŞA Koca hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADLOFF veya RADLOV (Friedrich Wilhelm)
Tarih 17 Haziran 2009
RADLOFF veya RADLOV (Friedrich Wilhelm), alman asıllı rus türkoloğu (Berlin 1837-Petrograd 1918).
Berlin üniversitesini bitirdi; Jena üniversitesine sunduğu Über den Einfluss der Religion auf die Völker Asiens (Asya Halklarında Dinin Etkisi Üstüne) [1858]‘ adlı teziyle felsefe doktoru oldu. Sonra Petersburg’a gitti; Batı Sibirya’daki Barnaul şehrinde Yüksek Madencilik mektebinde almanca ve latince dersleri verdi; 1859-1871 arasında kışları öğretmenlik yaptı; yazları dil, tarih ve etnografya malzemesi toplamak üzere Sibirya ve Türkistan’da yaşayan türk boyları arasında geziler düzenledi.
Barnaul’dan Petersburg’a döndü. Halk okulları üstünde araştırma yapmak amacıyle Batı Avrupa’ya gitti. Kazan bölgesinde Tatar, Başkırt ve Kazan mektepleri müfettişliğiyle görevlendirildi, Kazan’da kaldığı (1872-1883) özellikle pedagoji, felsefe ve genel lengüistik üstünde çalışmalar yaptı. Petersburg İlimler akademisinin Tarih ve Eski Eserler bölümüne üye seçildi (1873). Petersburg akademisi tarafından Orhon bölgesindeki arkeolojik buluntuları incelemek üzere kurulan heyetin başına getirildi (1891); daha sonra Turfan’a (1898) ve etnografya müzelerinde inceleme yapmak amacıyle Batı Avrupa’ya gitti (1907). Son yıllarında Orta Asya türk boylarının tarihi, etnografyası, dili, folkloruyle ilgili yoğun çalışmalar yapan
W. Rodloff, aynı zamanda Türkçenin hemen her tarihsel dönemine ait yazma eserler üzerinde de durdu; bu eserleri bilim dünyasına tanıttı.
Başlıca eserleri: Propen der Volksliteratur der Türkischen Stamme (Türk Boylarının Halk Edebiyatı Denemeleri) [X. cilt, 1866-1910]; Vergleichende Grammatik der Nördlichen Türkosprachen, I Phonerik (Kuzey Türk Dilleri Karşılaştırmalı Grameri, I Fonetik) [1882]; Sibirya’dan (Aus Sibirien) [1884]; Das Türkische Sprachmaterial des Codex Comanicus (Codex Cumanicus’taki Türk Dili Malzemesi) [1887]; Das Kudatku Biiik des Jusuf Chass-Hadschib aus Balasagun (Balasagun’lu Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i) [2 bölüm, 1891-1910]; Versuch e ine s Wörterbuches des Türk Dialekte (Türk Ağızları İçin Sözlük Denemesi) [4 cilt, 1893-1911, yeni basımı: 1963]; Drevnetyurkskiye Nadpis v Bongolii (Moğolların Eski Türkçe Yazıtları) [3 cilt, 1894-1899]; Uigurishe Sprachdenkmaler (Uygur Dili ürünleri) [1928]. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADLOFF veya RADLOV (Friedrich Wilhelm) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADL (Emanuel)
Tarih 17 Haziran 2009
RADL (Emanuel), Çekoslovakyalı tabiat bilgini ve filozofu (doğ. Pyşely 1873-Öl. 1952). Prag’da Karel üniversitesinde tabiat felsefesi okuttu (1919′dan sonra).
Omurgalıların ve omurgasızların duyu organları üstüne fizyolojik ve anatomik araştırmalar yaptı ve sinir sistemiyle ilgili bir nazariye ortaya attı. Ayrıca tarihî, felsefî çalışmalar da yaptı ve vitalistler, arasında önemli bir yer tuttu.
Eserleri: Zur Geschichte der Biologie Von Linne bis Darwin (Linnaeus’tan Darwin’e Kadar Biyoloji Tarihi üstüne) [1915], O Nasi Nyneişi Filosofii (Çağdaş Felsefe Üstüne) [1922], O Smyslu Naşich Dejin (Tarihimizin Anlamı Üstüne) [1925], Narodnost Jako Problem Vedicky (Bilimsel Mesele Olarak Milliyet) [1929]. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADL (Emanuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADHAKRİŞNAN (Sarvepalli)
Tarih 17 Haziran 2009
RADHAKRİŞNAN (Sarvepalli), hintli siyaset adamı (Tiruttani, Madras 1888). Madras’ta felsefe profesörlüğü yaptı.
Oxford’da, Karşılaştırmalı Din Tarihi kürsüsüne getirildi (1926). Hindistan’a dönüşünde Kalküta’da öğretime devam etti (1930). Sonra yine Oxford’a (1936) gitti, Doğu Dilleri kürsüsü profesörlüğüne tayin edildi. Benares üniversitesi rektörü (1939) oldu, Unesco’da Hint delegasyonunu yönetti (1946-1952). Sovyet Rusya elçiliği yaptı (1949-1951), 1952′de Hindistan cumhurbaşkanı yardımcısı, 1962′de cumhurbaşkanı oldu.
Tagor ve Gandhi’nin düşüncelerine yakın olan görüşlerini The Hindu View of Life (Hinduların Hayat Görüşü) [1927], Religion and Society (Din ve Toplum) [1947], East and West (Doğu ve Batı) [1956] adlı eserlerinde dile getirdi. 1967′ye kadar cumhurbaşkanlığı görevinde bulundu. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADHAKRİŞNAN (Sarvepalli) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADBRUCH (Gustav)
Tarih 17 Haziran 2009
RADBRUCH (Gustav), alman hukuk bilgini (Lübeck 1878-Heidelberg 1949). Birinci Dünya savaşından sonra siyasî hayata atıldı; Wirth ve Stresamann hükümetlerinde Sosyalist partiden adalet bakanı oldu; ama özellikle hukukla ilgili konular ve hukuk felsefesi üstüne incelemeler yaptı; Heidelberg (1910), Königsberg (1914), Kiel ve tekrar Heidelberg (1926) üniversitelerinde ders verdi; 1933′te nazi aleyhtarı davranışları yüzünden profesörlükten uzaklaştırıldı.
Başlıca eserleri: Rechtsphilosophie (Hukuk Felsefesi) [1914], Kulturlehre des Sozialismus (Sosyalizmin öğretilmesi) [1922], Gestalten und Gedanken (Şekiller ve Düşünceler) [1944]. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADBRUCH (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACİNE (Jean)
Tarih 17 Haziran 2009
RACİNE (Jean), fransız trajedi yazarı (La Ferte-Milon 1639 – Paris 1699). Anne ve babasını çok küçük yaşta kaybeden Racine Port-Royal rahibeleri tarafından yetiştirildi.
1658′de Harcourt kolejinde felsefe öğrenimine başladı. Bu arada şiirler de yazıyordu; 1660ta yayımlanan La Nymphe de la Seine (Sen Nehrinin Perisi) çok beğenildi. 1660 ve 1661′de Amasie ve Les Amours d’Ovide (Ovidius’un Aşkları) adlı iki trajedi yazdı (oynanmayan bu eserler kaybolmuştur). Rahip olmayı tasarlıyordu. Bir ruhanî ödenek ve mevki elde edebilmek için Uzes’e (kasım 1661) gitti fakat hayal kırıklığına uğrayarak 1662 sonlarında veya 1663′ün başında Paris’e döndü. Yeniden tiyatroya yöneldi, fakat ilk piyesi Thebaide (haziran 1664) pek tutulmadı. Ama Alexandre (İskender) [aralık 1665] oyunuyle zamanının başta gelen yazarları arasında yer aldı, 1667′den itibaren de büyük eserlerini vermeğe başladı:
Andromaque (1667), Les Plaideurs (Davacılar) [1668]; Britannicus (1669); Berenice (1670), Bajazet (Bayezid) [1672]; Mithridate (1673); tphigenie (1674); Phedre (1677). Bunların hepsi aynı başarıya ulaşamadı, özellikle Britannicus üstüne çeşitli yorumlar yapıldı. Ama gene de Racine, kamuoyunca zamanının en büyük trajedi yazarı olarak kabul edildi. Onun dehasını kabul etmek istemeyenler yalnız Corneille taraftarlarıydı. Saray ise Racine’i tutuyordu. 1677′de, Racine’in artık trajedi yazmayacağını duyan halk çok şaşırdı. Bu kararın birçok sebebi vardı.
Louis XIV, Racine’i Saray’ın resmî tarihçiliğine tayin etmişti; bu resmî görev, şairlikle bağdaşamazdı, öte yandan, 1665′ten beri Port-Royal ile arası bozuk olan Racine, kendisini yetiştirenlerin sert ilkelerine dönmüştü. Bir de Phedre’e karşı yöneltilmiş saldırılar Racine’i hayli üzmüştü. Hoş karşılanmamış olmasına rağmen Phedre, kısa zamanda başarıya ulaştı. Mayıs 1677′de Racine evlendi ve böylece hayatında yeni bir dönem başladı.
On iki yıl sonra tekrar tiyatroya döndü. Mme de Maintenon’un isteği üzerine, Saint-Cyr okulu yatılı kız öğrencileri için Esther’i (1689) ve Athalie’yi (1691) yazdı. Tiyatroya düşman olan sofular Mme de Maintenon’a baskı yaparak bu oyunu oynattırmadılar. Provalar durduruldu, Racine de bundan böyle dinî trajediler yazmaktan vaz geçti. Artık koyu bir hıristiyan gibi yaşamağa başlayan yazar yalnız çocuklarının eğitimiyle ilgilendi. Louis XIV ona yakınlık gösteriyordu. Ama şair, Port-Royal’e bağlılığını saklamıyordu. Büsbütün gözden düşmemişti ama itibarı azalmıştı. 1698′de hastalandı ve 21 nisan 1699′da öldü. Tiyatro eserleri, bütünüyle ele alındığında Racine’in, Corneille ile Quinault arasında kendine özel bir yol bulmak çabasında olduğu görülür. Corneille 1660′tan sonra, aşkın hür ve kahramanca bir duygu olarak ikinci plana atıldığı, buna karşılık ahlâkî ve siyasî düşüncenin ağır bastığı bir trajedi anlayışını benimsemişti.
Buna karşılık Quinault, duygusal olmayan her çabayı küçümsüyor, aşkı karşı konulmaz, akıl dışı, coşkun ama kısır bir tutku sayıyordu. Racine ise tutkuyu, insanları cinayete ve ölüme kadar sürükleyen bir şer kuvveti olarak görür, öte yandan, trajedilerinde diyalogu Corneille veya Quinault gibi ele almaz. Corneille diyaloguna ahlâkî özdeyişler, manevî hayatla ilgili genel gerçekler, serpiştirmeğe meraklıdır. Quinault’nun trajedileri aşk üstüne söylenmiş vecizelerle süslüdür. Racine’in diyalogu ise, kişilerin birbirlerini yumuşatmağa veya yararlanmağa çalıştıkları bir çeşit karşılıklı çalışmadır.
Racine trajedisinin bu genel niteliklerine, Andromaque’tan Phedre’e kadarki eserlerinde belirli bir şekilde gelişen özellikleri de eklemek gerekir. Başlangıçta, yunan etkisinden çok latin etkisi altındadır. Andromague’ının konusunu Euripides’den değil Vergiliuş’tan almıştır. Britannicus ile Berenice’î yazdığında trajedi anlayışı Corneille’inkinden pek farklı değildi. Fakat Mithridate ile başlayan bir gelişme, İphigenie’de daha da belirgin bir hale geldi ve Phedre’de tam bir olgunluğa ulaştı. Racine yunan trajedisine döndü ve tanrıların hükmettiği kutsal dram havasını buldu. Tenkitçiler her zaman Racine’in sanatındaki olgunluğa, klasik trajedi kurallarına uymaktaki rahatlığına ve en ufak bir yanlışa bile düşmeyişindeki ustalığına hayran olmuşlardır. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACİNE (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTUS izmirli
Tarih 17 Haziran 2009
QUİNTUS izmirli, yunan destan şairi (M. S. IV. yy. sonu). Sofistlerin felsefesini inceledi. Homeros’un hayranıydı, İlyada’nın sonuna Ta Meth’Homeron (Homeros’tan Sonraki Olaylar) adı altında on dört bölümlük bir manzume ekledi. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTUS izmirli hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADULESCU-MOTRU (Constanttn)
Tarih 17 Haziran 2009
RADULESCU-MOTRU (Constanttn), romanyalı filozof (Butoeşti, Mehedinti 1868-öL 1957).
Bükreş üniversitesinde ders verdi; Studii Filosofice (Felsefe İncelemeleri) adlı dergiyi yönetti (1897); uzun süre, bilimsel felsefe akımlarını Romanya’da yaymağa çalıştı. Kant’ın felsefesini tenkit ederken W. Wundt’un felsefesinin çeşitli yönlerinden yararlandı.
Başlıca eserleri: Zur Entwicklung von Knats Theorie der Naturcausalitat (Kant’da Tabiatın Nedensellik Nazariyesinin Gelişmesi Üstüne) [1893], Personalismul Energetic (Enerjik Kişilik) [1912], Puterea Sufleteasca (Tanrısal Güç) [1908], Elemente de Metafizica (Metafiziğin Unsurları) [1912], Curs de Psihologie, (Psikoloji Dersleri) [2. baskı, 1929]. (M)
RADULFE. Bk. FRECULFE.
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADULESCU-MOTRU (Constanttn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYTHAGORAS
Tarih 16 Haziran 2009
PYTHAGORAS, yunan filozofu (M.ö. VI. yy.), Yunanistan’da ve Güney İtalya’da etkisi çok yaygın bir tarikatın kurucusu.
Sisam’da (Samos) doğmuş ve söylentiye göre, felsefî, dinî ve siyasî topluluklar kurmak amacıyle Sicilya’ya giderek önce Kroton’da, sonra diğer Sicilya sitelerinde bu gibi kuruluşları gerçekleştirmişti. Yazılı eser bırakmamıştır. Bir yarı tanrı, bir peygamber ve mucizeler yaratıcısı olarak tanıtılır. Çarpım tablosunu, hipotenüs teoremini ortaya atmış olduğu söylenir. Kurduğu felsefe okulu, V. yy.da Philolaos, IV. yy.da ise Arkhytas tarafından yaşatıldı ve büyük ün kazandı. Pythagoras’çılık adını alan dinî ve ilmî hareket içinde, filozofun ve felsefesini yaşatan öğrencilerinin gerçek payını ayırt etmek güçtür. Pythagoras’çılık başlangıçta birtakım dinî mezhepler halinde ortaya çıktı; bu mezheplerden olanlar, Yedi Bilgeler’inkini andıran çok basit, fakat kimine de bugün ne anlam vereceğimizi bilemediğimiz (msl. bakla yememek) kurallara uyuyorlardı. Ayrıca ruhun bilgiyle temizleneceğine ve bedenden bedene (insandan insana, insandan hayvana v.b.) geçebileceğine, yani felsefe ruh göçü teorisine inanıyorlardı.
Pythagoras ahlâkı, müritleri arasında sözlü olarak öğretilir, bazı pythagoras’çı filozoflar ise, teorik çalışmalarla uğraşırlardı («matematikçiler»). Bu matematikçi filozoflar geometri, aritmetik, astronomi ve fizik alanında birçok araştırmaya giriştiler. Bu araştırmalar sonunda çok sayıda teorem ortaya atıldı. M.ö. III. yy.da Eukleides bunları düzene koydu. Pythagoras’çılar özellikle karede köşegen ile kenarın ortak ölçüiemezliğini ispatlayarak, oransal sayıların kullanılışında aşılmaz bir sınırı keşfettiler. Sayıların ve aritmetik dizilerin yapısını uzun uzun inceleyerek, meselâ «tikel sayılar»ı (yani, 6, 28, 496 gibi bölenlerinin toplamına eşit olan sayılar) tanımlamağa çalıştılar veya n kadar tek asal sayının toplamının n2′ye eşit olduğunu gösterdiler.
Astronomi alanında ise Philolaos’un teorisine uyarak dünyanın, evrenin merkezi olmadığını; güneş ve diğer gezegenlerle birlikte yeryüzünün de merkezî bir ateş etrafında döndüğünü ileri sürdüler.
Müzik teorisi yönünden de yenilikler yaratan Pythagoras, uyumların değerini, sadece, onları meydana getiren tel uzunluklarının orantıları bakımından dikkate aldı. «Pythagoras gamı» adiyle tanınan ıskala aynı isimdeki sistemde, bir oktav aralığına bir tabiî beşliler dizisini (fa, do, sol, re, la, mi, si) meydana getiren sesler yerleştirilerek kurulur. Fizik ve müzik eserlerinde, ancak do majör tonunda gösterilen Pythagoras gamı pratikte kullanılmağa elverişsiz görünürse de, aslında, modüle edilerek ve gerek yükselen diyezler dizisinden gerek alçalan bemoller dizisinden yararlanılarak bütün tonlara aktarılabilir. Telli saz icracıları Pythagoras ilkesine uyarak çalarlar. Çünkü tellerini beşliden aralıklarla akort ederler. Bundan ötürü Pythagoras gamına «kemancılar gamı» denmiş ve bu gam «piyanocular gamı» (eşit ayarlı sistem), «solfej gamı»ndan
(Mercator-Holder sistemi) ve «fizikçiler gamı»ndan (Aristoksenes-Zarlino-Delezenne sistemi) ayırt edilmiştir. Bu matematik araştırmalardan başka, matematik Pythagoras’çılık, «her şey sayıdır» ilkesine dayanan bir tabiat felsefesi ortaya koydu. Bu ilke, geniş çapta bir benzetmenin sonucudur. Nasıl ki takımyıldızlar belirli bir figüre (meselâ Büyükayı) benzetilen sayılarsa, bütün varlıklar da sayıyla ifade edilebilecek birer şekildir; bu görüş sadece fizik eşya için değil, belirli bir yapısı olan her şey için geçerlidir (meselâ adaletin de, evliliğin de kendi sayıları vardı).
Pythagoras’çılar, bir sazdaki uyumun tel uzunlukları arasındaki beli bir orana bağlı olması gibi, ruhun da bedenin bir uyumu olduğunu ve böylece ruh göçünün, tenleşme biçimlerini, ruhların niteliğine göre ayarladığını düşünüyorlardı Phythagoras’çılık, sistemli matematikçiliği ile, batı akılcılığının şekillenmesine katkıda bulundu. Ama sayılar konusunda benimsediği mistik görüş, Pytha-goras’çılığı büyüye ve batınî felsefelere bağlıyordu.
— Ahl. Pythagoras harfi, yani ipsilon (Y). Pythagoras, bu harfin iki uzantısını, insanın önünde açılan iki yola, yani kötülük ve erdem yollarına benzetiyordu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYTHAGORAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYRRON
Tarih 16 Haziran 2009
PYRRON, yunan filozofu (Elis 365′e doğr.- öl. M. ö. 275). Ressamdı. Demokritos’un öğrencisi Anaksarkhos’tan ders aldı ve onunla birlikte Büyük İskender’in seferlerine katılarak Asya’ya gitti, «gymnosophistes’ler» denen hint fakir ve düşünürlerini tanıdı.
İskender’in ölümünden sonra Elis’e döndü. Pratik felsefesi, gösterişsiz yaşayışı ve sadeliğiyle herkesin hayranlığını kazandı. Elis şehri onu kendine başrahip seçti ve bir heykelini dikti. Pyrron şüpheci felsefe okulunun kurucusudur. Pyrron’culuğun özelliği, her türlü dogmaya karşı çıkması ve her çeşit düşünce ve inancı reddetmesidir. Bu tutumun kaynağını, Gorgias ve Protagoras gibi sofistlerin görüşlerinde aramak gerekir. Bu düşünürlere göre hiç bir şey kesin olarak bilinemez. Çünkü her şey, her an değişmektedir ve duyumlarının aracılığıyle «insan her şeyin ölçüsüdür» (Protagoras). Demek ki yanılgıya düşmemek için, her türlü yargıdan kaçınmak ve her çeşit tutkuyu bir yana atarak tam bir «ataraksia» halinde yaşamak gereklidir. Olumlama da olumsuzlama da yanlıştır. Çünkü her nesne üstünde, birbirini yok eden ve birbiriyle çelişen iki düşünce ileri sürülebilir. Bu son tez ile Pyrron, diyalektiğe bağlanıyordu. Filozof, bir İskender destanından başka şey yazmadı. Düşünceleri, öğrencisi Timon’un yaptığı açıklamalar aracılığıyle tanındı. Timon, Silloi (Yergiler) adlı eserinde Pyrron’u övmekte ve onun düşüncelerini Arkesilaos’un olasıcılık felsefesine karşı savunmaktadır. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİKOLOJİ
Tarih 12 Haziran 2009
PSİKOLOJİ i. (yun. psykhe, ruh ve logos, bilim’den fr. psychologie). Ruhsal olgular bilimi. || Karakter: Bir roman kahramanının psikolojisi.
— Sosyol. Kolektif psikoloji, bir sosyal grubun «kolektif bilinç»iyle ilgili psikoloji. (Her şeyi bireyler arası ilişkiye indirgeyen kişilerarası psikoloji’den farklıdır.)
— Ansikl. Psikoloji terimi, XVI. yy.da ortaya çıktı (Melanchthon). XVIII. yy.da Wolf, antropolojiyi, somatoloji ve psikoloji olmak üzere ikiye ayırdı. Psikolojiyi de iki bölümde ele aldı: ampirik psikoloji ve rasyonel psikoloji. İnsanları tanımak bakımından pratik bir değer taşıyan ve halk arasında yaygın olan ampirik psikoloji insanlık kadar eskidir. Bu pratik psiokloji edebiyatın tasviri psikolojisiyle gelişmiş ve bugün kullandığımız terimlerin çoğu bu kaynaktan çıkmıştır, öte yandan, zihin ve bilinç problemlerine yönelen felsefe, psikolojiyi, kendine bağlı bir dal gibi ele aldı. özellikle Bergson’un eserlerinde bu durum açıkça görülür. Ama psikoloji, XIX. yy .dan sonra ayrı bir bilim dalı haline gelerek kendiliğinden veya deneylerle yaratılabilen bilinç olgularının içebakışla incelenmesi üstünde temellendi, daha sonra da davranışların ve tavırların bilimi olmağa yöneldi. Watson’un bu anlayış içinde savunduğu teorik görüş, A.B.D.’de, «davranışçılık» adı altında, psikolojiyi bir karikatür haline getirir gibi oldu. Çünkü davranışçılık, bilinç olgularına ve iç fizyolojik süreçlere yönelmeyi kesinlikle reddediyor; sadece dış belirtilere dayanarak gözlemler yapmayı kabul ediyordu. Bugün alman «Tiefenpsychologie»si veya sezgiye önem veren ve kavrama amacını güden «derinlikler psikolojisi» de felsefe dayanmaktadır. Oysa, karşılaştırmalı psikoloji tabiat bilimlerine bağlanır: hayvan psikolojisi (zoolojik psikoloji), çocuk psikolojisi pedolojik psikoloji), ilkel insan psikolojisi (etnolojik psikoloji), akıl hastaları psikolojisi (patolojik psikoloji), insan tipleri psikolojisi (farklar psikolojisi), kalıtım psikolojisi (genetik psikoloji) ve «etoloji» (karakterlerin farklılık açısından incelenişi) gibi. Deneysel psikoloji ve psikometri araştırmaları, Fechner’in psikofizik’i ile (1860) başladı ve fizik olgularla bilinç olguları (uyartı ve duyum) arasındaki ilişkilerin incelenmesine yöneldi (Wundt’un ilk laboratuvarı 1879′da Leipzig’de, ilk fransız laboratuvarı olan Beaunis ve Binet’nin Sorbonne’daki laboratuvarı ise 1889′da açıldı). Bu araştırmalar, uygulamalara yol açan kanunların ve olguların bulunmasını sağladı. Bununla ilgili olarak deneylerin uygulanması (testler) için duyu-hareket işlevlerini ve zihnî işlemleri ölçmeğe yarayan bir metodoloji temellendirildi. Daha çok eğitim alanında kullanılan bu psikoteknik, bağlaşıklık indisleri ve faktör analizleri sayesinde deneylerin taşıdığı değerin (uygunluk, geçerlilik) istatistik bakımından denetlenmesiyle tamamlandı, insanın, gelişimi sırasında kendisini sosyalleştiren kolektiviteye bağlı bir organizma oluşu, davranışların nazarî ve uygulamalı incelemesinde iki ayrı alanın ortaya çıkmasına yol açtı: biyolojik alan (psikofizyoloji) ve sosyal alan (psikososyoloji). Sovyet psikolojisi, bilince büyük önem vermekle birlikte, yüksek sinir faaliyetini esas olarak ele alır; bu faaliyetin temeli Pavlov’un şartlandırma sürecidir; dil de, «ikinci bir işaret sistemi» olarak sosyal şartlanmanın sonucudur. Bilimsel psikoloji’nin birçok uygulama alanı vardır:
1. eğitimde, pedagoji metotlarının etkinlik bakımından incelenmesi, zekâ düzeyinin ve gelişiminin belirlenmesi, karakter bozukluklarının analizi, dil bozukluklarının düzeltilmesi;
2. sanayide, meslek seçme ve iş teşkilâtlandırılması;
3. askerlikte, acemi erlerin belli yerlerde görevlendirilmesi ve kadroların düzenlenmesi;
4. adalette, suçları önleme, mahkûmların eğitimi;
5. nöropsikiyatride, teşhise ve psikoterapiye yardım; çeşitli ilâçların ve tedavi metotlarının, özellikle ruhî cerrahlık müdahalelerinin doğurduğu etkilerin belirlenmesi. Uygulamalı psikolojiyle uğraşanlar, bir de ontoloji kanunu kurma endişesiyle dernekler ve sendikalar halinde toplanmışlardır.
Böylece, eğitim psikologları, danışmanlar, sanayi psikologları ve kliniklerde çalışanlar gruplar halinde teşkilâtlandı. A.B.D.’deki Psikoloji derneğinin 1955′te 13 000 üyesi (profesyonel, öğretici ve araştırıcı) vardı.
Bugün psikoloji biliminin başlıca alanları şunlardır: hayvan davranışları (hayvan psikolojisi)] fizyolojik ve nörolojik incelemeler (psikofizyoloji); çocuktaki gelişmenin incelenmesi (psikogenetik [GENETİK PSİKOLOJİ]); çocuğun okul ve meslek bakımından yönlendirilmesi (psikopedagoji); çeşitli davranışların, sinir sistemiyle ve özellikle dil ile ilişkilerinin ele alınması (psikolengüistik); acı duyma, yorgunluk v.b. hallerde gösterilen çeşitli tepkilerin, kişisel performans’lar (icralar) arasındaki farkların (farklar psikolojisi) ve grup halindeki davranışların incelenmesi (sosyal psikoloji). Psikolojinin ele aldığı bu yeni alanların kavlaklarında çeşitli bilimler ortaya çıkmıştır. Bu yeni bilimler arasında en önemlilerden biri, insanın makineye, makinenin de insana uymasını inceleyen bilimdir (ergonomi). Psikolojiye bağlı araştırmaların başka bir kolu da, şartlanmanın incelenmesine ve çocuğun tanınmasına yönelmiştir. Bu alanda, bilgi-işlem bakımından, elektronik tekniklerin ortaya çıkmasından faydalanılmaktadır. Nitekim programlı öğretim, bu alana girer. Pskolojik bilimlerin her biri, bir yandan, insan davranışlarında, en genel kanuna uygun olanı, öte yandan da, bu genel kanundan ayrılarak tıbbın marazî diye nitelendirdiği davranışlara dayanan özellikleri kendi inceleme hedefleri olarak ele alır. özellikle farklar psikolojisi, zihnî yetersizlikleri (oligofreniler), nicelik bakımından farklı kılan yönü tespit eder. Bundan başka, sosyal psikiyatri de sosyal psikolojiye bağlanabilir. Nihayet, algılama, hafıza, zekâ v.b. fonksiyonların ve öğrenme, alışkanlık v.b. davranışların eskiden beri yapılan deneysel incelenmesine, bunlarla ilgili bozuklukların incelenmesi de eklenmiştir. Meselâ hafıza bozukluklarının incelenmesi, hafızanın bazı temel mekanizmalarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, bu vesileyle, yeni bir bilim dalı da doğmuştur. Bu bilim dalının amacı, bazı maddelerin davranış üstündeki etkisini sınıflamak ve ölçmektir. Bu yeni dal, psikofarmakoloji’dir. (->Bibliyo.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKOLOJİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİCHARİ (Ernest)
Tarih 12 Haziran 2009
PSİCHARİ (Ernest), fransız subayı ve yazarı (Paris 1883-Saint-Vincent-Rossignol’da düşman tarafından öldürüldü, Virton yakınları, Belçika 1914), Jean Psichari’nin oğlu. Felsefe öğrenimi yaptı. Ch. Peguy ile tanıştı, onun etkisiyle idealizme daha fazla güç kazandıran bir yol bulmağa çalıştı. Ruhî bir bunalım geçirdi, sonra bir sömürge birliğine katıldı (1903) ve Lenfant heyetiyle Kongo’ya gitti (1906). Moritanya’da uzun süre kaldı (1906-1912).
Başlıca eserleri: Appel des Armes (Silâhların Çağrısı) [1913]; Voyage du Centurion (Takımın Yolculuğu) [1916'da yayımladı]. Psichari çevresindekileri eserlerinden çok kişiliğiyle etkilemiştir. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİCHARİ (Ernest) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSELLOS (Mikhail)
Tarih 12 Haziran 2009
PSELLOS (Mikhail), bizanslı devlet adamı ve yazar (istanbul 1018-ay.y. 1078). Konstantinos IX Monomakhos zamanında, felsefe profesörü ve bakan olarak büyük rol oynadı. 1054′te Olympos dağında bir manastıra kapandıysa da, İsaakios I Komnenos’un tahta çıkması üzerine (1057) tekrar siyasete döndü, imparatorun ve haleflerinin danışmanı oldu. Katı yürekli bir siyaset adamı, birnci sınıf bir bilgin ve yazardı. Çeşitli konularla ilgilendi, Eflatun felsefesine yeniden itbar kazandırdı. Hümanist, tarihçi ve polemikçi olarak 225 eser yazdı. Bunlar arasında, tarihçilerce Sık sık başvurulanlar 976-1077 yıllarını kapsayan Khronographia (Kronografi) adlı kroniği ile Mektuplaradır. (L)
PSEUDA. Bk. MUSURANA.
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSELLOS (Mikhail) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROUDHON (Pierre Joseph)
Tarih 11 Haziran 2009
PROUDHON (Pierre Joseph), fransız sosyalisti (Besançon 1809-Paris 1865). Orta halli bir ailenin çocuğuydu, öğrenimini yarıda bırakarak, bir basımevinde musahhih olarak çalışmağa başladı. 1831-1832′de Fransa’yı dolaştı. Basımcı olarak Besançon’a yerleşti;
Fourier taraftarlarıyle tanıştı (1846). Sonra Paris’te yerleşti (1838) ve gazeteciliğe başladı. Geniş, fakat karmakarışık bir kültür edindi. Sosyalist çevrelerle tanıştı ve bu arada Kari Marx ile dost oldu. Fakat az sonra Marx’a cephe aldı. İlk eseri olan Mülkiyet Nedir? (Qu’est que la Propriete?) [1840] ile tanındı, fakat bu eserde geçen «Mülkiyet hırsızlıktır» cümlesi düşüncesini özetlemekten uzaktı. Daha sonra yayımladığı Theorie de la Propriete (Mülkiyet Teorisi) [1865] adlı eserinde «ortak düzenin kendiliğinden ürünü» olan modern mülkiyetin «görünüşte hukuk mantığına ve sağduyuya aykırı olarak ortaya çıktığını, fakat bunun hürriyetin zaferi, iktidara karşı çıkabilecek en büyük devrimci güç diye alınabileceğini» ileri sürdü. Daha önce Le Peuple (Halk) gazetesinde «Biz herkes için mülkiyet istiyoruz» diye yazmıştı. Gerçekte Proudhon anarşiye yatkın bir bireyciydi. «Anarşi bugünkü toplumların, hiyerarşik ilkel toplumların varoluş şartıdır». Toplumsal adaletsizlikten derinden derine etkilenen yazar, çözümü kapitalist çıkarların («yabancı hukuku») «Mübadale bankası»nın karşılıksız kredisi sayesinde ortadan kaldırılmasında görüyordu. Ona göre bu sistem, iskontoyu, yani sermaye faizini ortadan kaldıracaktı.
Haziran 1848′de Proudhon, Kurucu meclise milletvekili seçildi; 1849′da Halk bankasını kurdu. Bu banka, ona göre, karşılıksız kredinin mümkün olduğunu ispat edecekti. Nazarî sisteme aykırı düşmekle beraber (Halk bankasının sermayesi vardı, Mübadele bankasının ise sermayesi olmayacaktı; yüzde 2 faiz alıyor ve bu faizi yüzde 0,25′e düşürmeyi tasarlıyordu; oysa Mübadele bankası karşılıksız kredi verecekti), bu kurum çalışamadı: ödenmiş sermayesi hiç bir zaman 18 000 frangı geçmedi. Geleceğin Napoleon III’üne karşı yayımladığı iki makaleden ötürü üç yıl hapse mahkûm oluşu, Proudhon’un, uğradığı başarısızlığın iyice bilincine varmasını sağladı. Genç bir işçi kızla evlendi, iktisadî meseleleri geçici olarak bir yana bırakarak, sosyal ve siyasî meseleleri incelemeye yöneldi. Çeşitli kişisel (hastalık) ve ailevî (kızlarının ölümü) engellerden sonra, De la Justice dans la Revolution et dans l’Eglise (Devrimde ve Kilisede Adalet) [1858] adlı eserini yayımladı, yeniden üç yıl hapse mahkûm oldu; Brüksel’e sığındı.
Paris’e dönünce (1862), merkeziyetçiliğe karşı koyan Du Principe Federatif (Federasyon İlkesi üstüne) [1863] adlı eserini yayımladı. Çalışmaktan çökmüş olarak üç yıl sonra öldü. Saint-Simon’cuların, Fourier’nin («çağımızın en büyük yutturmacısı»), Louis Blanc’ın («zırva formüllerle işçileri zehirledi»), Kari Marx’ın («sosyalizmin tenyası») ve komünizmin («Nuh’tan kalma saçmalık») şiddetli tenkitçisi olan Proudhon, işçi ve aydın çevrelerinde büyük bir etki yarattı. Buna karşılık, Marx, Systeme des Contradic-tions £conomiques ou la Philosophie de la Misere’e (iktisadî Çelişkiler Sistemi veya Sefaletin Felsefesi) [1846] cevap olarak yazdığı Felsefenin Sejaleti’nde (Misere de la Philosophie) Proudhon’u şiddetle tenkit etti ve onu bir «küçük burjuva» olarak gösterdi. Proudhon’un sistemi, iktisadî ve sosyal planda iştirakçi, siyasî alanda federalistti. Bu sonuca ulaşmanın yolu, otorite ilkesinin yerine, sözleşme kavramını getirmektir; ona göre sözleşme, «eşit ve hür varlıkların benimseyebileceği tek ahlâkî ilişkidir». Büyük sınaî üretim üniteleri, işçilerin kendi aralarında kuracakları üretim kooperatifi veya millî atelye niteliğinde olmayan ortaklıklar haline gelecektir; üreticiler kendi aralarında maliyet fiyatı üzerinden serbestçe mal ve hizmet mübadele edeceklerdir: faizin (kredi bedava olacağı için) ve kârın ortadan kaldırılması, sınıfları birbiriyle kaynaştıracaktır («burjuva sınıfıyle proletaryayı orta sınıfta, geliriyle geçinen sınıfla, ücretiyle geçinen sınıfı da tam anlamıyle ne geliri, ne ücreti olan, fakat icat ve teşebbüs eden, değerlendiren, üreten, mübadele eden sınıf içinde eritmek»), öbür eserleri: Organisati-on du Credit et de la Circulatîon (Kredinin ve Para Tedavülünün Düzenlenmesi) [1848], Solution du Probleme Social (Sosyal Problemin Çözümü) [1848], Les Confessions d’un Revolutionaire (Bir Devrimcinin itirafları) [1849], L’İdee Generale de la Revolution au XlXe Siecle (XIX. yy.da Genel Devrim Fikri) [1851], La Guerre et la Paix (Savaş ve Barış) [1861], De la Capacite Politique des Classes Ouvrieres (İşçi Sınıfının Siyasî Yeteneği) [1865]. Yazışmaları (Correspondance) Sainte-Beuve tarafından yayımlandı. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROUDHON (Pierre Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Protagoras veya Sofistler
Tarih 11 Haziran 2009
Protagoras veya Sofistler, Eflatun’un en canlı ve sevimli diyaloglarından biri; bu eserde sofistler nükteli bir dille yerilir. Protagoras Atina’ya yeni gelmiştir. Sokrates, ona derslerini takip etmek isteyen genç bir Atinalıyı tanıtmak ister. Protagoras’ı öbür sofistlerle birarada, hayranları arasında bulur. Erdem öğretilebilir mi? Proteagoras «evet» der, ama Sokrates şüphe eder. Sofist Prodikos ve Hippias’ın da katıldığı bir tartışmada, gerçek iyi ve gerçek kötünün ne olduğunu anlamadan erdemin kavranamayacağı sonucuna varılır, öbürleri görüşlerini değiştirirler: Sorates erdemin bir bilim olduğunu söyler, önceleri Sokrates’i tutan Protagoras bu fikri zorla kabul eder. Hâlâ Sokrtes’in etkilerini taşıyan Protagoras dogmacı bir felsefe anlayışından uzak olması sebebiyle Eflatun’un gençlik diyalogları arasına konabilir; ama biçiminin mükemmelliğiyle bu eser Eflatun’un gençlik döneminin son yıllarına mal edilebilir. (-> Bibliyo.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Protagoras veya Sofistler hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTAGORAS
Tarih 11 Haziran 2009
PROTAGORAS, yunanlı sofist (Abdera, Trakya’nın Ege kıyısında M. ö. 485-410′a doğr.). Uzun süre Atina’da yaşadı, Perikles ve Sokrates ile tanıştı. Sicilya’ya, Güney italya’ya gitti; Thurioi sitesinin kanunlarını onun koyduğu, büyük bir ün ve servete kavuştuğu söylenir. Atina’da, bir kitap yayımladığı ve bu yüzden dinsizlikle suçlandığı zaman yetmiş yaşını aşmıştı. Kaçmak zorunda kaldı, eseri şehir meydanında yakıldı. Sicilya’ya giderken bir deniz kazasında öldü. Her türde eser veren Protogoras’tan günümüze ancak bazı parçalar kalmıştır. Varlığın tekliği doktrinine karşı çıktığı Varlık Üstüne, agnostisizm örneği verdiği Peri Theon (Tanrılar Üstüne), somut tekniklere karşı ilgisini belirttiği Güreş Üstüne adlı incelemeleri olduğu söyleniyordu. Ona göre «bütün bilgilerimiz duyulardan gelir» ve «duyum insandan insana değişir», demek ki «insan her şeyin ölçüsüdür». Bu tarz görüşleriyle Protagoras felsefede göreciliğin, dolaylı olarak da şüpheciliğin ve öznel idealizmin başlangıcındadır. Fakat asıl öğretmek istediği, dili sistemli bir şekilde kullanarak «ikna etme sanatı» idi. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTAGORAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROKLOS
Tarih 10 Haziran 2009
PROKLOS, yeni-eflatuncu filozof (İstanbul 412-Atina 485). İskenderiye’de gezimci filozof Olympiodoros’un derslerini izledi ve Atina’da felsefe okuttu. 40 Yaşında, Atina yeni-eflatuncu okulunun başına geçti ve Larissa’lı Domninos’un yerini aldı. Bu görevde otuz yıldan fazla kaldı. Plotinos’tan sonra, yeni-eflatuncu okulun en ünlü temsilcisidir. Proklos’un, Eflatun’un Timaios’u üstüne açıklaması çok ünlüdür. Ayrıca aynı filozofun Parmenides, Theaiteios Kratylos, Politeia adlı eserleri ve öbür diyalogları üstüne de açıklamaları vardır (yalnız burada adı geçen açıklamaları günümüze kadar gelmiştir). Çeşitli konular üzerine daha birçok orijinal eser vermişti. Yeni-eflatuncu metafizik hakkında günümüze ulaşan tek eser olarak bilinen Stoikheiosis Theologike (Teoloji Temel Bilgileri) adlı kitabı Sebepler adiyle bir inceleme kitabı olarak özetlendi ve yanlışlıkla Aristoteles’e mal edildi. Bu kitap Ortaçağda çok ünlüydü. Sağlığında Proklos’a bir bilge ve bir kâhin gözüyle bakılırdı. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROKLOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Process and Reality (Evrim ve Gerçek)
Tarih 10 Haziran 2009
Process and Reality (Evrim ve Gerçek), Alfred North Whitehead’ın 1929′da yayımlanan eseri. Yazar bu kitabında kendi felsefe sistemini açıklar ve yeni-gerçekçilerin safında yer alarak çalışmasını, varlığın spinoza’cı ve eflatun’cu tarzda incelenmesine yöneltir. Ama eserin adından da anlaşılacağı gibi, dinamist bir metot ve görüşü benimser. O da Bergson gibi Soyutlamayı reddederek sezgiye ve deneye başvurur, bazı felsefeleri (materyalizm ve mekanizm gibi) tenkit eder, varlığın çeşitli biçimleri konusunda da bazı yanlarıyle Aristoteles’çiliği andıran bir dizi inceleme yapar. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Process and Reality (Evrim ve Gerçek) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROBLEMATİK
Tarih 10 Haziran 2009
PROBLEMATİK i. (fr. problematique). Belirli bir bilim veya faaliyetle ilgili problemlerin tümü.
♦ Sıf. Mant. Problematik yargı, Kant’ın felsefesinde yüklemle özne arasında sadece olabilirlik ilişkisini kuran yargı. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROBLEMATİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİNCİPES
Tarih 10 Haziran 2009
PRİNCİPES i. (lat. k.; princeps’in çoğulu). Rom. tar. İkinci safta, Hastati’lerin arkasında dövüşen Romalı lejyonerler. (L)
Principia Philosophiae. Bk. felsefenin ilkeleri.
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNCİPES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREVOST (Jean)
Tarih 09 Haziran 2009
PREVOST (Jean), fransız yazarı (Saint-Pierre-les-Nemours 1901 – Sassenage yakanları, Vercors 1944). £cole Normale Superieure’de okudu, genç yaşta gazeteciliğe ve edebiyat dünyasına atıldı. Les Freres Bouquinquant (Bouquinquant Kardeşler)
1930] ve Sel sur la Plaie (Derin Yara)
[1934] adlı iki roman yayımladı. Felsefe, edebiyat ve tenkit eserleri yazdı: Vie de Uontaigne (Montaigne’in Hayatı) [1926] ve amerikan medeniyeti üstüne bir taslak: Usonie (1939). Eserlerinden üçü ölümünden sonra yayımlandı: Les Caracteres (Karakterler) [1948];
La Creation chez Stendhal (Stendhal’de Yaratma) [1951] ve Baudelaire (1953). ikinci Dünya savaşında, direnme hareketinde önemli bir rol oynadı,
Amanlar tarafından Vercors’da öldürüldü. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVOST (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Presses Universitaires de France
Tarih 09 Haziran 2009
Presses Universitaires de France, 1921′de Fransa’da ve yabancı ülkelerde fransız kültürünü yaymak amacıyle anonim ortaklık biçiminde kurulmuş yayınevi. Bilim, tarih, felsefe konularında çeşitli kitap dizileriyle (eski Alcan kitapları) değişik konularda küçük kitaplar («Que sais-je» dizisi) yayımlar. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Presses Universitaires de France hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATT (Bela Lyon)
Tarih 09 Haziran 2009
PRATT (Bela Lyon), amerikalı heykeltıraş (Norwich, Connecticut 1867-Boston, Massachusetts 1917). Yale Güzel Sanatlar okulunda John H. Niemeyer ve
John F. Wier’den ders gördü, daha sonra Paris’te Güzel Sanatlar okuluna devam etti. 1893′te Boston Güzel Sanatlar okulunda model dersi verdi. 1901 Buffalo Pan-American sergisinde Genç Kız Çalışması adlı eseriyle gümüş madalya kazandı. Washington’da Kongre kitaplığının girişindeki altı heykel ve Felsefe heykeli, Yale’deki Nathan Hale heykeli, New Bedford’taki (Massachusetts) Whalemen anıtı başlıca eserleridir. (M)
PRATT (Charles), Camden kontu. Bk.camden.
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Bela Lyon) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRE (Dominique Georges)
Tarih 08 Haziran 2009
PİRE (Dominique Georges), belçikalı din adamı (Dinant 1910-Louvain 1969). Dominiken tarikatına bağlıydı; felsefe profesörü oldu, İkinci Dünya savaşında gizli orduya rahiplik yaptı. 1949′da «Avrupa Gönülbirliği» hareketini kurdu, mültecilerle ilgilendi (Yurdundan Ayrılmışlara Yardım ve Belçika, Avusturya, Almanya v.b. ülkelerde kurulan «Avrupa Köyleri» Milletlerarası teşkilâtı). Ayrıca 1960′ta Mahatma Gandhi Milletlerarası Gençlik merkezini kurdu, Siyahlarla Beyazlar arasındaki ikili görüşmeleri sağladı (1959). 1958 Nobel Barış ödülünü kazandı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRE (Dominique Georges) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATİK
Tarih 08 Haziran 2009
PRATİK sıf. (lat. practicus; yun. prassein, yapmak > praktikos’tan fr. pratigue). Eyleme, uygulamaya dönük olan; eylemle, uygulama ile ilgili olan: Pratik ahlâk. Pratik İngilizce. Esk. Tatbikî. Yeni. Kılgın. Kılgılı. (Zr. KURAMSAL. NAZARÎ.) || Amacına uygun olan, kolaylıkla uygulanabilir veya kullanılabilir: Dünyada bundan daha pratik, daha akla uygun bir çalışma olamazdı (A. H. Tanpınar). Pratik bir âlet. Pratik bir tasarı. Esk. Kabili tatbik. Amelî. || Gerçekleri iyi değerlendiren, güçlükleri kestirmeden halleden, işini bilen: Pratik bir halk filozofu olduğunu gösteriyordu (H. E. Adıvar). Pratik bir adam. Pratik bir zekâsı var. Yeni. Evirgen.
– İ. Bir bilim, teknik, sanat v.b. ile ilgili kuralların, ilkelerin uygulanması, eylem alanına sokulması; uygulama. || Bazı hareketlerin tekrarlanmasıyle elde edilen tecrübe.
Eşanl. TATBİK. TATBİKAT. Yeni. Kılgı.
— Fels. Kant felsefesinde, ahlâkî buyruğun zorunlu ortaya çıkışı olarak düşünülen ahlâkî davranış alanı. (Bu kavram, ilke olarak hiç bir soruyu ahlâkî davranış alanındaki etkisi bakımından ele almayan soyut düşüncenin veya «spekülasyon»un karşıtıdır.) [LM]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRANTL (Kari VON)
Tarih 08 Haziran 2009
PRANTL (Kari VON), alman filozofu (Lan-dsberg, Bavyera 1820-Oberstdorf, Bavyera 1888). 1847′den ölümüne kadar Münih üniversitesinde felsefe profesörlüğü yaptı. Geschichte der Logik im Abendlande (Batı’da Mantık Tarihi) [dört cilt, 1855-1870] adlı eseriyle tanındı. (m)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRANTL (Kari VON) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAKSİS
Tarih 08 Haziran 2009
PRAKSİS i. (yun. praksis, eylem’den alm. praxis). Marx’cı felsefede, ister maddî olaylar (nitekim bilgi soyut bir düşünme değil, eşyaya şekil kazandıran bir eylemdir), ister sosyal yapıların ve evrimlerin temeli olan üretim araçları (nitekim felsefe, soyut bir ideoloji değildir ve sosyal temeller üzerinde bir «etki aracı» olmağa yönelir) söz konusu olsun, dünyayı değiştirmek amacını güden eylemlerin tümü. || Sartre’ın varoluşçuluğunda, varlığın, tarih içinde kendini açığa vurmasını sağlayan şey. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAKSİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAKRİTİ
Tarih 08 Haziran 2009
PRAKRİTİ i. Brahma’cılıkta, olay dünyasını meydana getiren üç ilke’yi (guna) kendinde toplayan ebedî dayanak anlamında sanskritçe kelime. (Samkhya felsefesine göre prakriti, purusa’ya bağlı kalarak, hayatın başlamasına yol açan, ampirik ruhları yaratan ve önceden var olan bir ilkedir.) Bk. MAYA. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAKRİTİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAGMATISİZM
Tarih 08 Haziran 2009
PRAGMATISİZM i. (fr. pragmaticisme’den). Charles S. Peirce’in felsefe öğretisi. (Peirce, pratik felsefesini W. James’in pragmacılığından ayırmak için bu terimi kullandı.) [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAGMATISİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAGMACILIK
Tarih 08 Haziran 2009
PRAGMACILIK i. (pragmacıdan pragma-cı-lık). Fels. Pratik değeri hakikatin ölçüsü sayan agnostik ampirizm.
— ANSiKL. Pragmacılık terimi özellikle William James, C.S. Sebiller, J. Dewey, F. Gonseth,
A. Rey, E. Le Roy, M. PradineS, L. Laberthonniere ve Panini’nin savundukları bir doktrini belirtmek için kullanılır. Bilimsel pragmacılık, bir yasa veya teorinin doğruluğunu ancak o yasa veya teoriyi uygulamalarda denedikten sonra kabul eder. Ahlâkî ve dinî pragmacılık ise, metafizik bir teoriyi veya dinî bir dogmayı, o teori veya dogma ahlâk bakımından yararlı olduğu ve vicdanın gereklerine uygun düştüğü ölçüde doğru sayar; dinî dogmaları sadece, ahlâkî hayata verdikleri yön bakımından değerlendirir. Pragmacılığı tenkit edenler, bilimsel pragmacılığa karşı şu itirazı öne Sürerler: bir teori, faydalı olduğu için doğru değil, doğru olduğu için faydalıdır. Metafizik, ahlâkî ve dinî pragmacılığa karşı çıkan akılcılar ise, varlıkların kaynağını ve alınyazısını hiç olmazsa görece ve kısmî olarak kavrayabileceğimizi belirtirler. Filozof Maurice Blondel, «pragmacılık» terimini kendi eylem teorisini belirtmek için kullanmıştı; ama bu kelime James’in felsefesindeki anlamını kazanınca Blondel bu terimi kullanmaktan vaz geçti. Yine aynı şekilde, amerikalı filozof Charles Peirce de «pragmatizm» teriminin yerine pragmatisizm kelimesini kullandı. F. Gonsehthin pragmacılığı ise, açılma ve özellikle deneye açılma kavramına dayanır. Pragmacılık terimi, bazen birbirine tam karşıt düşünürlerin görüşleri doJayısıyle, değişik anlamlar alabilir. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAGMACILIK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRADiNES (Maurice)
Tarih 08 Haziran 2009
PRADiNES (Maurice), fransız filozofu ve psikologu (Glovelier, isviçre 1874- Paris 1958). Aix (1912-1913), Caen (1913-1918), Grenoble (1918-1919), Strasbourg (1919-1938) fakültelerinde ve Sorbonne’da (1938-1941) ders verdi.
Eserleri: Critique des Conditions de l’Action (Eylem Şartlarının Tenkidi) [1900], Prîncipes de Toute Philosophie de l’Action (Her Türlü Eylem Felsefesinin ilkeleri)
[tez, 1909], Philosophie de la Sensation (Duyum Felsefesi) [1928-1934], Esprit de la Religion (Din Anlayışı) [1941], Traite de Psychologie Generale (Genel Psikoloji incelemesi) [1943-1950]. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRADiNES (Maurice) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZİTİVİZM
Tarih 08 Haziran 2009
POZİTİVİZM i. (fr. positivisme). Auguste Comte’un ve izleyicilerinin felsefî öğretisi, // Tesm. yol. Metafiziği gereksiz sayan, olayları gözlemlemek ve bu olayları yöneten kanunları belirlemekle yetinmeyi ileıi sürenlerin görüşü.// Mantıkî pozitivizm.
Bk. YENİ-POZİTİVİZM.
— ANSİKL. Auguste Comte’un ileri sürdüğü şekliyle pozitivizm, bir yandan, Cours de Philosophie Positive’it (Pozitif Felsefe Dersleri) açıklanan bir bilimler felsefesi; öte yandan, Cours de Politique Positive’de (Positif Siyaset Dersleri) belirtilen bir siyaset ve dindir. Auguste Comte’un, bilimler felsefesini, siyasete bir giriş olarak düşündüğü besbellidir.
Gerçekten de, bütün bilimler, sosyal-statik (ferdin, ailenin, toplumun incelenmesi) ve sosyal-dinamik’e (toplumların gelişme kanunu) ayrılan sosyolojiye varır. Bu kanun, Uç hal (çağ) kanunudur. Comte’a göre toplumlar, başlangıçta, dinî inançlar üstüne kurulmuştu. Metafizik çağla birlikte eleştirici düşünce bütün kademeleşmeleri yıktı. Böylece, toplumları pozitif olarak yeniden düzenlemek gerekli hale geldi. Bunu gerçekleştirmek için siyasî güçten ve aktif sınıftan (tacirler, sanayiciler, tarımcılar) farklı olan ve bilginlerden, filozoflardan, sanatçılardan meydana gelen manevî bir güç, düşünceye dayanan bir sınıf yaratmak gerekir.
«Pozitif din» herhangi bir aşkın Varlığa dayanmaz; tapınacağı tek şey insanlık’tır. insanlık Yüce Varlık, yeryüzü Büyük Fetiş ve mekân Büyük Ortam’dır. Pozitif dinde, ahlâk ön planda yer alır ve şu cümleyle özetlenir: «Başkası için yaşamak».
Pozitif kültün üç yanı vardır:
1. kişisel kült veya kadına (zevce, anne veya kız çocuğu) tapınma;
2. dokuz kutsamayı (sunma; alıştırma [14 yaşında]; kabul [21 yaşında]; yöneltme [28 yaşında]; evlenme; olgunluk [42 yaşında]; emeklilik [63 yaşında]; dönüşüm [ölüm]; yüce varlığa katılma [ölümden yedi yıl sonra]) kapsayan ev kültü;
3. Yüce Varlığı konu olarak alan kamusal kült. Comte, tapınağı, takvimi, tapınma kurallarını açıklamış ve din adamlığına kabul edilmenin şartlarım, rahiplerin ve yardımcılarının ücretlerini v.b. belirlemişti. Littre’ ve Stuart Mill’in pozitif dini kabul etmemelerine karşılık, Comte’un Ortodoks çömezleri, resmî organ olarak Revue occidentale’i çıkardılar ve Auguste Comte’un Paris’teki evinde Pierre Lafitte’in yönetiminde toplanmağa devam ettiler.
İngiltere’de, Comte’un dinî fikirleri Richard Congreve tarafından benimsendi. Ama Congreve’in titiz Ortodoksluğu, pozitivistlerden çoğunun Harrison çevresinde toplanmasına yol açtı. Brezilya’da, dinî ve Ortodoks pozitivizm olağanüstü bir ilgi gördü; Brezilya cumhuriyetinde bakan olan Benjamin Constant, eğitimi Comte’un ilkelerine göre düzenlemeğe çalıştı; Miguel Lemos, ayrıntılı ve karmaşık tapınma kurallarını olduğu gibi uygulayarak İnsanlık kültünü kurdu. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZİTİVİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZİTİVİST
Tarih 08 Haziran 2009
POZİTİVİST sıf. (fr. positiviste). Pozitivizmle ilgili: Pozitivist felsefe.
— Huk. Pozitivist okul, Ceza hukuku alanında kişileri suç işlemeğe iten sebepleri toplum açısından inceleyen okul. Bk. ANSİKL.
— ANSiKL. Pozitivist okul, XIX. yy.da gelişen genel pozitivist akımın etkisiyle meydana geldi. Okulun kurucusu Lombroso’dur. Sonraları Garofalo ve özellikle Ferri tarafından geliştirildi. Pozitivist görüşe göre, her olay gibi toplum olaylarının da bir sebebi vardır. Toplumdaki kötülüklerin son bulması isteniyorsa, bunlara sebep olan toplum olaylarına son vermek gerekir. Yoksa, belli sebepler, belli sonuçlar doğuracak; başka bir deyişle sebep devam ettikçe suç da olacaktır. Bu yüzden ceza hukuku alanında irade hürriyetinden söz edilemez, çünkü bir kimseyi suça iten onun iradesi değil, toplumda bulunan ve kötülüğe temel olan sebeplerdir (kültürsüzlük, kötü muhit, akıl hastalığı gibi). Bu görüşün vardığı sonuç şudur: sorumluluğun temeli kişinin irade hürriyeti değildir. Kişi, iradesi hür olmadan belli sebeplerin etkisi altında suç işlediğinden, toplum için tehlikeli bir kişi durumundadır ve bu sebeple cezalandırılması gerekir. Akıl hastası olan bir kimseye bile ceza müeyyidesi uygulanmalıdır. Pozitivist okul görüşüne göre, suç işleyenlerin büyük bir kısmı normal olmayan kimselerdir. Ancak cezalandırılmada dış etkenler nazara alınır.
♦ İ. Pozitivizmden yana olan kimse. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZİTİVİST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pozitif Felsefe Dersleri
Tarih 08 Haziran 2009
Pozitif Felsefe Dersleri (Cours de Philosophie Positive), Auguste Comte’un eseri (6 cilt, 1830-1842). Çeşitli derslerden meydana gelen bu eser, ahlâk ve din dışında bütün Auguste Comte sisteminin açıklamasıdır, önce Comte, ünlü «üç hal kanunu»nu ortaya koyar. İnsan zihni, yapısı gereği, her araştırmasında art arda üç düşünme metodu kullanır. Bunların nitelikleri özce ayrı ve hattâ karşıttır: teolojik metot, olguları tanrısal nedenlerle açıklamaya dayanır; olguları tabiatüstü güçlerle açıklayan metafizik metot, çok kere birtakım kelimeler söylemekten ileri gitmez («boşluk korkusu», «uyutucu etki» gibi); bilime yakışan tek metot olan pozitif metot ise, olguları aralarındaki bağlantıları göstererek açıklar; nedenleri değil, kanunları; «niçin»i değil, «nasıl»ı araştırır. Bu bilimsel görecelik, Comte pozitivizmininin özünü meydana getirir.
Bundan sonra yazar, bir temel bilimler sınıflaması yapar. Bunlar basitten karmaşığa doğru gitmektedir: matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji. En karmaşık bilimler, en basitlere dayanır. Bu aynı zamanda bilimlerin ortaya çıkma ve pozitif çağa (pozitif metodu kullanmaya) ulaşma düzenidir de; ayrıca bilimleri bu sıraya göre öğretmek gerekir; en soyut olanından (matematikten) en somut olanına (sosyolojiye) gidilir. Auguste Comte altı temel bilimi gözden geçirir. Böylece, daha sonra pozitif bir ahlâk ve dinin temeli olacak pozitif bir sosyolojinin kurulmasına ulaşmak ister. (->Bibliyo.) [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pozitif Felsefe Dersleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POST (Albert Hermann),
Tarih 06 Haziran 2009
POST (Albert Hermann), alman karşılaştırmalı hukuk ve hukuk sosyolojisi bilgini (Bremen 1839 – ay.y. 1895). Geçen yüzyılın son 20-30 yılında ortaya çıkan pozitivizmi benimsedi, hukuk evriminin genel kanunlarını araştırdı. İlkel toplumlardaki çeşitli ilişkileri «etnolojik hukuk» adını verdiği bir sistem içinde ortaya koymayı denedi. Pek sağlam olmayan felsefe bilgisine ve ikinci elden kaynaklarla yetinmesine rağmen eserleri karşılaştırmalı hukuk alanında önemli araştırmalara yol açtı
. Başlıca eserleri: Grundlagen des Rechts und Grundzüge Seiner Entwicklungsgeschichte (Hukukun İlkeleri ve Hukuk Tarihinin Anahatları) [1884]; Entwurf Eines Gemeinen Deutschen und Hansestadtbremischen Privatrechts auf Grundlage der Modernen Volksvvirtschaft (Çağdaş Ekonomi İlkelerine Dayanılarak Hazırlanan Basit Bir Alman ve Hansastadt Bremen özel Hukuku) [3 cilt, 1866-1871]; Grundriss der Ethnologischen Jurispudenz (Etnolojik Hukuk Biliminin tikeleri) [2 cilt, 1894-1895]. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POST (Albert Hermann), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSEİDİPPOS
Tarih 06 Haziran 2009
POSEİDİPPOS, yunan şairi (M. ö. III. yy.). Sisamlı (Samos) Asklepiades’in öğrencisi ve stoa’cı filozoflardan Zenon ile Kleanthes’in dostuydu. Yunan Antologiası’nda Poseidippos imzalı yirmi iki şiir vardır; bunlar, aşk veya felsefe ile ilgili epigramlar, epitaphios’lar (ağıtlar), adak yazıtlarıdır. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSEİDİPPOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTUONDO (Jose Antonio)
Tarih 06 Haziran 2009
PORTUONDO (Jose Antonio), kübalı tenkitçi (Santiago 1911). Felsefe ve edebiyat doktorası yaptı. Mexico kolejinde ve birçok amerikan ünversitesinde ders okuttu. Başlıca eserleri: El Heroismo Intelectual (Fikir Kahramanlığı) [1955], Josö Marti, Crjtico Literario (Edebiyat Tenkitçisi Jose’ Marti) [1958], Estetica y Revolucion (Estetik ve Devrim) [1963]. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTUONDO (Jose Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORPHYRİOS
Tarih 05 Haziran 2009
PORPHYRİOS, yeni – eflatun’cu filozof (Sur, Lübnan M.S. 234 – Roma 305′e doğr.). Suriye dilindeki adı «kral» anlamına gelen MALKHOS’dur. Porphyrios adı ise, ülkesinde dokunan kırmızı bir kumaşın (porphyrios) adından gelir. Atina’da bir süre yaşayan Porphyrios, orada dilci Apollonios’u, matematikçi Demetrios’u ve belagat öğretmeni Longinus’u dinlemek fırsatını buldu. Bundan sonra, 263′ten 268′e kadar Roma’da Plotinos’un yanında kaldı. Bir sinir hastalığı geçirince Plotinos’un tavsiyesi üzerine Sicilya’ya gitti. Plotinos’un ölümünden sonra, okulunun yönetimini eline almak amacıyle Roma’ya döndü. Porphyrios’un şu eserlerinden parçalar kalmıştır: Kehanetler Üstüne, Tanrıların Tasvirleri Üstüne, Homeros Üstüne Meseleler, Ruhun Tanrıya Dönüşü Üstüne, Perhiz Üstüne. Eserlerinin büyük bir kısmında, Enneades’ini yayımladığı Plotinos’tan söz eder. öğretisini Kavranabilirlere Giriş’te açıkladı ve Plotinos’un Hayatı’nın yazdı. Pythagoras’ın Hayatı adlı bir eseri de vardır. Eisagoge (Kategorilere Giriş) adındaki eseri ise, Aristoteles felsefesinin ilk yeni-eflatun’cu açıklamasıdır. Hıristiyanlara karşı olan Porphyrios bu konuda 15 kitap yazdı. Ama bu kitaplar 448′de yok edildi. Helenizmi savunan Porphyrios IV. ve V. yüzyıllarda Hıristiyanlığa karşı yazılmış bütün eserlerin ilham kaynağı oldu. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORPHYRİOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTANO (Giovanni veya Gioviano)
Tarih 04 Haziran 2009
PONTANO (Giovanni veya Gioviano), lat. Pontaııus, italyan siyaset adamı ve hümanisti (Cerreto, Umbria 1426-Napoli 1503). Aragon kralı Alfonso V’in hizmetinde çalıştı (1448), sonra Ferdinando I’in kâtibi ve oğlunun özel öğretmeni oldu. Kral 1486′da, onu siyasî görevlerle papa Innocentius VIII’in yanına gönderdi. Pontano başbakan olduğu sırada, italya’yı fetheden Fransa kralı Charles VIII’i karşılamakla görevlendirildi ve kralın Danışma kuruluna üye oldu (1495). Fakat Fransızlar gittikten sonra gözden düştü. 1501′de Fransa kralı Louis XIII’ün hizmetine girmeyi reddetti. Pontano, derin bilgi sahibi bir hümanistti. Napoli akademisini kurdu. Bu akademi 1543′e kadar devam etti. Devrin âdetlerine uyarak latince yazdı. Astronomi ve felsefe üstüne birçok eser verdi. Asinus ve Charon adlı sert ve iğneleyici diyalogları anılmağa değer. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTANO (Giovanni veya Gioviano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPONAZZİ (Pietro)
Tarih 04 Haziran 2009
POMPONAZZİ (Pietro), italyan filozofu (Mantova 1462-Bologno 1525), Padova’da (1495), Ferrara’da (1510), Bologna’da (1512) öğretmenlik yaptı. Aristoteles uzmanıydı; felsefeyi dinden ayırmak düşünçesindeydi. Tractatus de İmmortalitate Animae (Ruhun ölümsüzlüğü Üstüne İnceleme) [1516] adlı eseri yüzünden Engizisyonun şüphesini çekti. Tümellerin varlığını, mucizeleri ve ruhun ölümsüzlüğünü kabul etmedi. Din, onca sadece bir inanç meselesiydi; felsefede bilgiye ulaştıracak tek aracın akıl olduğunu öne sürdü. İnanç için «doğru» ama bilim için «yanlış» şeylerin vars olduğunu söyledi. Böylece inançla bilim arasında RönesanStan beri ortaya çıkan kopmayı kesinleştirdi. Ayrıca De Fato (Kehanet Üstüne) [1525] adlı bir inceleme yazdı. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPONAZZİ (Pietro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPİGNAN
Tarih 04 Haziran 2009
POMPİGNAN (Jean-Jacques lefranc,— markisi), fransız şairi
(Montauban 1709- Pompignan, Guyenne 1784). Didon (1734) adlı trajedisi, sonraki oyunlarından ve yarı nazım, yarı nesir olarak yazdığı Voyage de Languedoc et de Provence’mdan (Languedoc ve Provence’a Seyahat) çok başarı kazandı. Davud’un mezmurlarını (1751), kehanetleri ve neşideleri, güçlü bir dille çevirdi. Oybirliğiyle Academie Française’e seçildi (1759); kabul töreni nutkunda filozoflara çatınca Voltaire’in hücumuna uğradı. Daha sonra, malikânesine çekilen Pompignan, O de s Chretiennes et Philosophiques (Hıristiyanlık ve Felsefe Odları) [1711] adlı eserini yazdı, Aeskhylos’un trajedilerini (1770) ve Les Georgigues’i [1784] çevirdi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPİGNAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA EDEBİYAT
Tarih 03 Haziran 2009
POLONYA EDEBİYAT
• Ortaçağ ve XVI. yy. Edebiyatını XII. yy.dan XV. yy.a kadar özellikle Gallus Anonymus, Kadlubek (1160-1223) ve J. Dlugosz’un (1415-1480) latin kronikleri temsil eder; bununla ‘beraber XII. yy.dan itibaren halk diliyle yazılmış bazı değerli dinî şiirlerle karşılaşıyoruz. En eski polonya şiiri Bogurodzica (Meryem) adlı dinî şarkı (XII. yy.) ve en eski nesir Kazanla Swietokrzyskie (Kutsal Haç Masalları) [XIV. yy. başı] adlı vaaz derlemesidir. Hümanizm, reform ve rönesans ile fikrî faaliyet canlandı. 1364′te Büyük Kazimierz tarafından kurulan, Sonra 1400′de kraliçe Hedwige’in bağışları sayesinde yeniden teşkilâtlandırılan Krakow üniversitesi, iki yüzyıl boyunca Avrupa’nın ünlü bir bilim merkezi olarak kaldı.
Kopernik bu üniversitede okudu. Konstanz ve Basel konsillerinden gelen polonyalı hukukçular ve kilise hukukçuları, polonya’nm italyan üniversitelerine yolladığı öğrenciler, piskoposlarla aydın soyluların himaye ettiği italyan veya alman asıllı bilginler, eskiçağ bilimini yaydılar, önce bir latin hümanist şair nesli ortaya çıktı: Sanok’lu Grzegorz (1406′ya doğr.-1477), Jan Ostrorog (1436-1501), Andrzej Krzycki (1482′y% döğr.-1537), J. Dantyszek (1485-1548) ve K. Janicki (1516-1543). Ama, tarihçi ve yayımcıların uzun süre kullandığı Latince, Protestanlığın yayılmasıyle edebiyattaki üstünlüğünü kaybetti: Protestanlık elli yıl içinde yönetici sınıf arasında yayıldı, öte yandan, soylu demokrasisinin siyasî hayatında halk dili kendini kabul ettiriyordu. Doğu eyaletleri halkı latin geleneklerine yabancıydı.
1513′te, ilk lehçe (veya polca) kitap yayımlandı: Lublin’li Biernat’nm Raj Duszy (Ruhlar Cenneti). 1543′te Mikolaj Rej (1505 -1569) millî bir edebiyatın temelini attı. Tabiat güzelliklerine tutkun bir taşra soylusu, ateşli calvin’ci, mizaçça kavgacı ve alaycı olan Mikolaj, dinî, öğretici ve ahlâkî konularda birçok manzum ve mensur yazı yazdı. Eserlerinde Ortaçağ etkisi ağır basmakla beraber Rönesans’ın etkisi de kendini göstermektedir. Mikolaj Rej’den az sonra, Jan Kochanowski (1530-1584), lirik ve içli şiirlerinde estetik güzellikle Hıristiyanlığı bağdaştırdı. Bu dönemde bolluk içinde ve güçlü olan Polonya, tehlikeli komşularına da söz geçirerek «altınçağ»ını yaşamaktaydı. 1614′te Szymon Szymonowic (1558-1629), idillerinde helenizmin bütün güzelliklerinden yararlandığı günlerde, altın çağ henüz sona ermemişti. Nesir, Lukasz Gornicki (1527-1603) ile vaiz P. Skarga’nın (1536-1612) dilinde mükemmelliğe ulaştı. Tarih ve coğrafya alanındaki bilgiler yayılmağa başladı. Marcin Bielski (1495-1575), dünyadaki yeni buluşlara da yer veren bir dünya tarihi denemesine girişti; S. Klonowic (1545-1602) burjuva ve halk sınıfının törelerini dile getirdi. Doktrin tartışmaları sayesinde, düşünce hayatı olgunlaştı. Batı mutlakıyetçiliği ve Moskova despotluğu ilkelerinin Polonya’da ağır basmak üzere olduğu bir sırada, hukukçu ve ilâhiyatçılar (Modrzewski-Frycz [1503-1572], S. Orzechowski [1513-1566] siyasî hürriyeti ve milletlerarasında barışı övmekteydiler.
• XVII. ve XVIII. yy. XVII. yy .da Polonya devleti, «birçok el tarafından sarsılan ve birçok darbe yiyen bu ağaç», çökmeğe başladı. Ama art arda gelen istilâlar sırasında kahramanlık duygusu kamçılandı. Büyük ataman’ların savaşçı Polonya’sı bir efsane havası içinde yaşamağa başladı. 1618′de P. Kochanowski (1566-1620), Tasso’nun Gerusalemme Liberatta’&mm (Kurtarılmış Kudüs) eşsiz bir tercümesini polonya şairlerine model olarak sundu. Türklerle yapılan savaşlar, doğu dünyasını ve medeniyetini Polonyalılara tanıttı. Mitoloji motifleri bu dekorla kaynaşarak bazen çekici, bazen tuhaf bir süsleme halini aldı. Bu barok Sanat, düzensiz bir şekilde alabildiğine gelişti. Hiç bir edebiyat okulunun kurulmasına yol açmadı ve büyük sayıda yazarı bilinmeyen metinlerin (özellikle gezgin sanatçıların yazdığı komediler) ortaya çıkmasına imkân verdi. Bundan sonra italyan edebiyatı, polonya edebiyatını fransız edebiyatına oranla daha fazla etkilemeğe başladı. Bununla birlikte iki fransız kraliçe elli yıl boyunca Polonya tahtını paylaştı.
Gonzaga’lı Luisa -Maria’nın yalnız bir tek saray şairi vardı: Andrzej Morsztyn (1613-1693). Maria-Kazimierza’nın kocası J. Sobieski (1624-1696), Astree’yz duyduğu hayranlık dolayısıyle sarayına «francuski (fransız) havası» verdi. (Jan Sobieski, aynı zamanda ülkesinin mektup tarzını kullanan en büyük yazarlarından biridir.) Mistik hayal ürünü olan birçok messias dışında, barok eserler, gerçekçilik ve mahallî renkleriyle ağır basar. Polonya romantizmi bunları benimseyecektir. Günümüzde, J. C. Pasek’in (1636′ya doğr.-1701) Pamietnikİ’si (Hatıralar) çok okunmaktadır. Coşkun, ama saf ve kahraman ruhlu bir şair olan W. Potocki, epik ve dinî şiir alanında ön safta yer alır. Wespazjan Kochowski de (1633′e doğr. – 1700) dinî eserler verir.
S. Twardowski’nin (1600′e doğr.-1661) usta tasvirleri, Zimorowic kardeşlerin (Jozef [1597-1677] ve Szymon’un [1608-1629]) bükolik yumuşaklığı, L. Opalinski’nin (1612-1662) sert yergileri bugün hâlâ okunur. Bu arada cizvit Maciej Kazimierz Sarbievski’nin (1595-1640) eserini de saymak gerekir. Sakson kralı devrindeki düşünce durgunluğunu, XVIII. yy .m ikinci yarısında tarihin en güzel rönesanslarından biri takip etti. Jean Fabre, «yirmi yıllık kültür, Polonya’ya, yüzyıllık bilgiççe çabaların Almanya’ya verdiğinden çok daha fazla eser kazandırdı» der. Bu mucize, devlet idaresinde o kadar başarılı olamayan bir hükümdarın zekâsı ve diplomasisi sayesinde gerçekleşti: Stanislaw August Poniatowski (1732-1798) eğitimini yeniden teşkilâtlandırmakla başladı ve bu alanda ilk reformu yapan pedagog S. Konarski’nin eserini tamamladı; 1773′te, bir eğitim komisyonu, Avrupa’da ilk defa olarak bir millî eğitim bakanlığı projesi hazırladı. Ansiklopedi ile fizyokratların nazariyeleri, Condillac’ın felsefesi ve yüzyılın bütün bilgileri, polonya düşünce dünyasının verimini arttırdı, insancı düşüncelere tutkun olmakla beraber, millî kalkınmaya büyük önem veren akılcı bir neslin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu neslin edebiyatı her şeyden önce öğretici ve millî bir edebiyattır. Bu zihniyet, yalnız siyasî yazarlarda (H. Kollataj [1750-1812], S. Staszic [1755-1826], J. U. Niemcewicz [1757-1841]) değil, bütün öteki yazar ve şairlerde açıkça görülür. Başta, eserinin niteliği, kapsamı ve değeriyle ismi yüzyıllar boyunca unutulmayan Warmie piskoposu ve çağdaş edebiyatm prensi I. Krasicki (1735-1801) gelir. Onun yanında A. Naruszevvicz (1738-1796), S. Trembecki (1739-1812), Tomasz Kajetan Wegierski (1755-1787) gibi isimler yer alır. XVIII. yy.ın sonlarında, F. Karpinski (1741-1825) ve F.D. Kniaznin’in (1750-1807) temsil ettikleri duygusalcılığın etkisi kendini göstermeğe başladı. Stanislaw devrinin en iyi eserleri (masal, yergi, manzum mektup), klasik bir mükemmelliğe varmıştır. Körü körüne taklide kaçmaksızın, fransız edebiyatının iki yüzyılını örnek alan bu edebiyat, inceliği, sevimliliği, alaycılığıyle dikkati çeker. Fransız eserleri örnek alınarak (F. Bohommolec [1720 -1784], F. Zablocki [1754-1821]) yazılan töre komedileri yanı sıra, vatan temalarını işleyen tiyatro eserlerinin (J. U. Niemcewicz, W. Boguslawski’nin [1754-1821] eserleri) oynadığı önemli rolü de unutmamak gerekir.
• XIX. ve XX. yy. 1795-1822 Arasında, sıra ile Pulawy’deki Czartoryski’lerin prenslik saraymca tutulan ağlamaklı bir önromantizm, yankılar yapan bir mücadeleden sonra yerini romantizme bırakan sahte bir varşova klasisizmi (K. Kozmian [1771-1856] ve A. Felinski [1771-1820]) hüküm sürdü. Polonya şiiri bu devirde en üstün seviyesine ulaştı. Ama, artık yalnız anılar ve umutlarla yaşama zorunda olan bu boyunduruk altındaki ülkede birbirini takip eden tarihî olaylar romantik akıma olağanüstü bir nitelik kazandırdı. Coşkun bireycilik, Polonya’ca yurtseverlik ateşine ve fedakârlık tutkusuna dönüştü. Mutlu bir çağın geleceğine olan inanç, Polonya’yı dünyada kahramanlığın örneğini sunan bir millet haline getirdi. Şairler, tutsak millete manevî önderlik ve kılavuzluk yaptılar. A. Mickiewicz (1798-1855) bu konuda akla gelen en büyük isim, ülkesi için efsanenin, de ötesinde bir semboldür. Modern çağın tek destanı olan Pan Tadeusz, onun ününü bütün Avrupa’ya yaydı. Yetenekleri ve inancı ile, 1848 Jiberal Fransa’sını, Risorgimento İtalya’sını, islav milletlerini ve doğu ülkelerini etkiledi. A. Mickiewicz’in yanı sıra, ancak öldükten sonra üne kavuşan J. Slowacki (1809-1849), büyüleyici hayalgücü, büyük ustalığı, şiirleri ve dramlarıyle polonya düşünce hazinesine paha biçilmez eserler kattı. Z. Krasinski’ye (1812-1859), gelince onun düşünürlük yönü sanatçı ve şair yönünden üstündür.
Romantizmin öbür üç temsilcisi olan Malczewski (1793-1826), S. Goszczynski (1801-1876) ve J. B. Zaleski (1802-1886) ukrayna tarihî ve manzaralarından ilham aldılar. Sembolizmin öncüsü C. Norvvid (1821-1883) İlk şiirlerini 1840′ta yayımladı. Bu dönemin başlıca eserleri göç sırasında yazıldı. Aynı döneme doğru Polonya’da A. Fredro (1793-1876) komediyi avrupaî bir seviyeye çıkardı; J.İ. Kraszevvski de (1812-1887) roman türünü geliştirdi. Bu büyük ismlerin yanı sıra, romantizmin en iyi temsilcileri arasında şu şairler sayılabilir: Wincenty Pol (1802-1872), Teofil Lenartowicz (1822-1893) ve Wladyslaw Syrokomla (1823-1862). 1863′ten ve başarısızlığa uğrayan ikinci ayaklanmadan sonra «pozitivizm» adı verilen yeni bir çağ açıldı. Yayımcıların ve sosyoloji bilginlerinin (özellikle A. Swietochovvski [1849-1938]) desteğiyle romantizmin ülke siyasetine yapmış olduğu etkiye karşı bir tepki başladı. Gerçekçi eğilimler ve toplumsal değişiklikler birçok romancının yetişmesine yol açtı. Bunların en ünlüsü tarih (Ogniem i Mieczem [Meçle ve Ateşle], Krzyzrary [Toton Şövalyeleri], Quo Vadis) ve töre romanları (Bez Dogmatu [Dogmasız], Rodzina Polanieckich [Polaniecki Ailesi]) yazan H. Sienkievvicz’tir (1846-1916) [1905 Nobel edebiyat ödülü]. Ayrıca Eliza Orzeszkovva (1841-1910) ile halka (Bebek) ve Faraon (Firavun) adlı eserlerin yazarı Boleslaw Prus (1847 – 1912) çok ünlüdür. XIX. yy. sonunda gerçekçi nesir fransız natüralizminin ve özellikle Zola’nın etkisinde kaldı (Adolf Dygasinski [1839-1902 ve tiyatro eserleriyle de ün kazanan Gabriela Zapolska [1860-1921]). A. Asnyk (1838-1897), Maria Konopnicka (1840-1910) lirik şiirin temsilcileridir.
1890′dan 1910′a kadar, S. Przybyszewski (1868-1927), J. Kasprowicz (1860-1926) ve Miriam (1861-1944), K. Tetmajer (1865-1940), L. Staff (1878-1957) tarafından başlatılan estetik «Genç Polonya» hareketi ince bir sanatın doğmasına yol açtı. Patetik gücü eşsiz S. Zeromski (1864-1925), Nobel ödülünü alarak ününü dünyaya yayan W.S. Reymont ve Wladyslaw Orkan (1875-1930), biçim anlayışlarındaki modemizmle bu akıma girerler. Ama işledikleri temalar, zamanlarının sorunlarına bağlı kalmıştır, öte yandan büyük dramaturg S. Wyspianski (1869-1907) milliyetçilik meseleleri üstünde büyük bir titizlikle durdu. İki savaş arasında şiir, L. Staff (1878-1957), B. Lesmian (1879-1937) ve Skamander dergisi çevresinde toplanan genç şairler grubu tarafından temsil edilmekte idi: J. Tuwim (1894-1953), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), J. Lechon (1899-1956). öncü şiirin temsilcileri: J. Przybos (doğ. 1901), J.Czechowicz (1903-1939) ve A. Wazyk’dir (doğ. 1905). W. Broniewski (1897-1962), devrimci Marks’çılığın şairidir ve ancak 1945′ten sonra ünü gitgide artmıştır. Romancılardan F. Sieros-zewski (1858-1945), J. Weyssenhoff (1860-1932), A. Strug (1871-1937), W. Berent (1873-1941), J. Kaden-Bandrowski (1885-1944), Zofia Nalkowska (1885-1954), Maria Dabrowska (doğ. 1889), J. İwaszkiewicz (doğ. 1894); denemeci J. Parandowski (doğ. 1895); tenkitçilerden T. Boy-Zelenski (1874-1941) ve K. İrzykowski (1873-1944); dramaturglardan K. H. Rostworowski (1877-1938) ve J. Szaniawski (doğ. 1887) o sıralarda ünlerinin zirvesindeydi. S.İ. Witkiewicz (1885-1939), B. Schulz (1892-1942), W. Gombrowicz (doğ. 1905) öncü yazarların en ilgi çekenleridir. İkinci Dünya savaşından sonra, polonya edebiyatının gelişiminde üç ayrı evreye rastlanır. Birinci evre 1945-1956 yıllarını kapsar.
Bu dönemde, isteyerek benimsenen veya zorla kabul ettirilen bir gerçekçilik, bazen kabaya kaçan öğreticilik ağır basmakta ve genellikle sosyalizmin kuruluşu meselesiyle ilgili günlük olaylardan alman temalar işlenmektedir. İkinci evre, Stalin döneminin düşüncelerine sınırlı da olsa, başkaldırma dönemidir. Yazarlar, bireyle toplum, hayatın amaçîarıyle sanatın gerekleri arasındaki çelişmeyi ortaya koymakta, edebiyata yüklenen öğretici görevleri alaya almakta ve sanatta yeni ifadeler getirmeğe çalışılmaktadır. 1960 veya 1961 yıllarında başlayan üçüncü evre, ilk iki evrede görülen eğilimlerin uzlaşma dönemidir. Açıkça itiraf edilmemesine rağmen bu evrede edebiyat bir ölçüde, eğitme, ahlâkî düşünce ve değerleri yayma aracı oldu. Bu üç evreden hiç birinde, sembol haline gelen bir yazara rastlanmaz. Roman türü, özellikle Z. Kossak-Szczucka (doğ. 1890), T. Breza (doğ. 1905), J. Stryjkowski (doğ. 1905), T. Parnicki (doğ. 1908), J. Andrzejemski (doğ. 1909), J. Putrament (doğ. 1910), A. Malewska (doğ. 1911), A. Rudnicki (doğ. 1912), S. Dygat (doğ. 1914), K. Brandys (doğ. 1916), W. Mach (1917-1966) tarafından işlendi. Bununla birlikte, Z. Nowakowski (1891-1963), J. Wittlin (doğ. 1896), C. Straszewicz (1904-1963), W. Gombrowicz (doğ. 1905), G. Herling-Grudzinski (doğ. 1919), M. Hlasko (doğ. 1923) gibi, yabancı ülkelerde yaşayan romancıların eserleri, Polonya’da ki çalkantıların dışında kaldı.
Bir ölçüde romanın evrimine benzeyen bir evrim geçiren şiirde üç ayrı akım görülür. T. Rozevvicz (doğ. 1921), A. Miedzyrzecki (doğ. 1922), Z. Herbert (doğ. 1924) ve W. Woroszylski’nin (doğ. 1927) temsil ettiği birinci ve en başarılı akım, şairanelikten arınmış şiiri, kesinliği, süssüz ve yapmacıksız eserleri benimseyen şairleri biraraya getirdi.
Daha savaş öncesinde isimlerini duyuran K. İllakowicz (doğ. 1892), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), A. Stern (doğ. 1899) K.î. Galczynski (1905-1953), C. Milosz (doğ. 1911) gibi şairleri kapsayan ikinci grup, genellikle «yeni-klasik» grup diye anılır, öncü adı verilen üçüncü grup ise, T. Peiper (doğ. 1891), J. Kürek (doğ. 1904), P. Piechal (doğ. 1905) ile eski fütürizmi andırır. Eserlerinde zarif bir anlatım çabası ve derin bir metafizik bunalım görülen M. Jastrun, edebiyatta ayrı bîr yer tutar. Dram yazarları arasında, L. Kruczkowski (1900-1962), T. Zawieyski (doğ. 1902), özellikle de, yergili ve parodili piyesleri birçok ülkede büyük başarı kazanan S. Mrozek (doğ. 1929) anılmağa değer.
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA EDEBİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA TARİH
Tarih 02 Haziran 2009
POLONYA TARİH
Piast’lar döneminde Polonya
• İlk Polonya devletinin toprak bütünlüğünün kurulması (V.-X11. yy.). V. veya VI. yy. başından sonra geniş Odra havzasına ve Vistül havzasının bir kısmına batıdan gelen birkaç islav kabilesi yerleşti. Polonya milletinin meydana gelmesinde bu kabilelerin (Polanlar, Vislanlar, Pomeranyalılar v.b.) katkısı oldu. Bu topluluklar, yavaş yavaş ilk şehir çekirdekleri olan ve kısa süre sonra yanlarında zanaatçı varoşları kurulan tahkimli castra veya grody’lerin (Poznan, Kruszwica, Kalisz) etrafında toplandılar.
IX. yy.ın ortasından sonra Gniezno ve Poznan dolaylarında kurulan ilk Polonya devleti çevresinde yavaş yavaş Büyük Polonya, Küçük Polonya, Mazovya, Silezya ve Pomeranya biraraya geldiler. Piastlar hanedanının bilinen ilk atası Mieszko I (960′a doğru-992) bu devleti Polonya devleti haline getirdi: ırk birliği ekonomilerinin benzerliği, Büyük Polonya, Litvanya, Mazovya ve Podlakya ovalarının geniş bir orman kuşağıyle çevrili olması, batıda Germen imparatorluğu (963′te ilk askerî temaslar), güneyde Bohemya devletleri, doğuda Kiev (945′ten sonra), kuzeyde Veletlerin Polonya topraklarını çepeçevre kuşatmaları Polonya milliyetçiliğinin doğmasını kolaylaştırdı; Mieszko, bazı derebeyleri ve kilisenin yardımıyle (966′da Hıristiyanlığı kabul etti ve Poznan’da ilk piskoposluk kuruldu) geniş bir bölgede hâkimiyetini kurabilmek için bu milliyetçilik duygusundan yararlandı.
Mieszko I’in oğlu ve vârisi Boleslaw I (992-1025) kilisenin desteğiyle Otto III’ten Polonya kilisesinin imparatorluk kilisesinden ayrılmasına imkân veren Gniezno başpiskoposluğunu ve Krakow, Wroclaw ve Kolobrzeg piskoposluklarını kurdu; öte yandan geçici olarak batıda Odra’nın ağızlarını ve Lâusitz’i, güneyde Moravya’yı, Çekler ve Slovaklar ülkesini ilhak etti ve doğuda Kiev’e ulaştı. Başarıları Bautzen barışlanyle (1018) ve ilk Polonya kralı olarak taç giymesiyle onaylandı. Ama oğlu Mieszko II (1025-1034), doğudan rus prenslerinin, kuzeyden Danimarkalıların (Pomeranya’da), güneyden Çeklerin, batıda Polonyalıları Odra’nın doğusuna çekilmeğe zorlayan (1031-1032) imparator Franken’li Konrad II’nin hücumları karşısında topraklarının bütünlüğünü koruyamadı; iç kargaşalıklar ve kardeşlerinin taht üstünde hak iddia etmeleri yüzünden sınırları daralan devletini ancak imparatora bağımlılık yemini ederek kurtarabildi.
Başlıca olayları iç düzenin kısa süre içinde bozulması (halk ayaklanması ve Mazovya’nın ayrılma denemesi) ve Bohemya. Bratislava dükünün anî istilâsı (1036) olan bir döneminden sonra Yenilikçi Kazimierz I (1040′a doğru-1058) Kilisenin ve Devletin bütünlüğünü yeniden sağladı, başkenti Krakow’a nakletti. Ama kendisini tahta çıkaran aristokrasinin günden güne artan denetimini kabul etmek ve yardımı sayesinde Silezya’yı Çeklerden, Mazovya’yı da kontrolü ele geçirmiş olan Maslaw’dan kurtaran imparator Heinrich III’ün metbuluğunu kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu Atak Boleslaw II (1058-1079) bu iki vesayetten de kurtulmayı başardı: önce aristokrasinin denetiminden kurtuldu; sonra rus prenslikleri arasındaki anarşiden yararlanarak Kiev’de harekete geçti (1069) ve Çekleri Silezya üstündeki hak iddialarından vaz geçmeğe zorladı; Heinrich IV’e karşı ayaklanan Saksonların tarafını tutarak Berat kavgasından yararlandı ve papa Gregorius VII’den krallık tacını giymeyi başardı; böylece Polonya’nın imparatora hiç bir bağımlılığı kalmıyordu.
Ama imparatorun yardım ettiği muhalifleri destekleyen Krakow piskoposu Stanislaw’ın (Aziz Stanislas) idamı (veya öldürülmesi) derebeylerin ayaklanmasına yol açtı; derebeyler tahta kralın kardeşi Wladyslaw (veya Ladislas) Herman’ı çıkardılar. Boleslaw kral unvanını kaybetti (1079), kaçtı ve ülke Bohemya’ya yıllık bir haraç ödemek zorunda kaldı.
Polonya’nın soyluların temsilcisi voyvoda SieciechT tarafından yönetilmesini kabul etmek zorunda kalan Wladislaw I Herman’dan (1079-1102) sonra Polonya, Boleslaw III zamanında toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu. Kardeşi Zbignievv ile bölüştüğü Polonya topraklarını kendi çıkarına birleştirmeyi başaran Boleslaw III, germen himayesinden kurtuldu ve Baltık kıyısında geniş bir bölgeyi ele geçirdi (Pomeranya’nın Vistül ve Odra ırmakları arasındaki kısmının fethi); Macarlar ve Rutenyahlar ile ittifak yaparak imparatorun 1109 da giriştiği harekâtı durdurdu; sonra feth ettiği topraklardaki halkı hıristiyanlaştırdı, fakat ülkesini dört oğlu arasında bölmekle, elde ettiği parlak sonuçları tehlikeye düşürmüş oldu.
• Millî düklükler ve Polonya’da anarşi (1139-1305). En büyük oğlu dük Wladislaw II’nin (1139-1146) kardeşlerinin metbuu ilân edilmesi, onların siyaset alanında bağımsız davranmalarını ve ülkelerini kendi oğulları arasında bölüştürmelerini engelleyemedi; böylece 1250′den sonra her birinde bölgeciliğin ağır bastığı yirmi dört kadar düklük ortaya çıktı. Bunların hiç biri üstünlüğünü kabul ettirecek güçte olmadığından her birinin, özellikle de en büyüğün, bu yoldaki her denemesi bir iç savaş halini alıyordu; bunu fırsat bilen polonya aristokrasisi hükümdarı kendi tayin ederek monarşiyi kendi hâkimiyeti altına soktu. Meselâ Yaşlı Mieszko III’ün (1173-1177) tahttan indirilmesi ve yerine daha yumuşak başlı görünen genç kardeşi Âdil Kazimierz’in (1177-1194) geçirilmesi, Polonya’da seçime dayanan bir monarşinin kurulmasına yol açtı. İş başına getirilen kral, seçilmesinin karşılığında devletin yüksek otoritesini zedeleyen birtakım siyasî ve malî tavizlerde bulunmak zorunda kalıyordu (Leczyca meclisi, 1180).
Bu anarşi döneminde Hıristiyanlığı geniş halk tabakalarına yayan (XII.-XIII. yy.) Kilise, Polonya birliğinin hanedandan daha sağlam bir temsilcisiydi. Yüksek rahip sınıfı, üyeleri büyük toprak sahibi soylu ailelerden geldiği halde, zaman zaman yetkisini köylü sınıfını ezen soylulara karşı kullanıyordu (Papalık fermanı, 1233). Bu anarşi ortamında soylular sınıfı da ikiye ayrılmıştı:
prensliklerin yönetiminde görev alan ama krallık gücünün artmasına şiddetle karşı koyan magnat’lar (eski derebey aileleri); üyeleri prensler tarafından şövalye unvanıyle topraklara dağıtılan küçük soylular veya szlachta. Bu siyasî ve sosyal çözülmeden yararlanan Almanlar, Nordmark’tan başlayarak kuzeyden ve doğudan ilerlediler; Nordmark (geleceğin Brandenburg’u) 1134′te Ayı Albrecht’in payına düştü. 1138-1181 Arasında Baltık’ın Elbe ve Odra arasındaki kıyısı Ayı Albrecht ile Saksonya dükü Aslan Heinrich tarafından işgal edildi; Polonya Odra’nın batısındaki bütün toprakları, hattâ Aşağı Warta’yı kaybetti; Almanlar Aşağı Warta’da Yeni Uçilin’i (Neuemark) kurdular (1272); ayrıca Prusyalıların kuzeyden yaptığı tehlikeli baskıya tek başına karşı koyamayan Mazovya dükleri toton şövalyelerine başvurdular; ne var ki 1283′te Prusyalıları Neman’ın ötesine püskürten Tötonların püskürttükleri düşmandan daha belâlı oldukları çok geçmeden anlaşıldı.
Baltık ile ilişkisi kesilen, Litvanya devletinin kurulmasıyle (XIII. yy.ın ikinci yarısı) doğudan ve kuzeydoğudan tehdit edilen, üstelik de Silezya dükü Dindar Henryk’in 1241′de Legnica’da boş yere durdurmağa çalıştığı moğol istilâsıyle harebeye dönen Polonya artık Almanlar için kolaylıkla ele geçirilebilecek bir avdı. Almanların memlekete girmeleri birçok bakımdan olumlu oldu: XII. ve XIII. yy.da Avrupa’da genel nüfus artışına paralel olarak polonyalı kolonların ormanlarda tarla açma işi hızlandı; yeni kır toplulukları kuruldu; şehirlerde ticaret gelişti ve batıyı örnek alan Polonya prensleri, Özellikle Wroclaw (1242), Poznan (1253), Krakow’a (1257) tanınan Magdeburg yasasını benimseyerek şehirlere hürriyet «şartları» verdiler.
Buna karşılık, almanlar ticarî faaliyeti ele geçirerek imparatorluk ve Bohemya ile çeşitli alışverişe girdiler ve servetlerine dayanarak onlar sayesinde yeni bir aristokrasinin kurulmağa başladığı şehirlere hâkim oldular. Burjuvazi özellikle Silezya’da alman dilini ve geleneklerini yaydı.
İktisadî güçlerinden ve fikir üstünlüklerinden gurur duyan alman mülteciler, Polonya’ya istedikleri kralları kabul ettirdiler: önce gerçek bir Piast olan Silezya dükü Namuslu Henryk II (1288-1290); sonra Polonya kralı ilân edilen (1300) ve Piast’ların anarşi dolu kavgalarına karşı bir garanti gibi görünen Bohemya kralı (1291) Venceslav (Vaclav). Ama bir yabancının tahta çıkması, Piast ailesinden Wladislaw I Lokietek’e millî hoşnutsuzluğu istismar etme fırsatını verdi. Polonya’nın bir kısmını ayaklandıran Wladislaw I, Venceslav’ın ölümünde ülkeye hâkim olmayı başardı (1305) ve Krakovv’un alman belediye reisi Albrecht’in yönettiği şehir burjuvalarının
isyanını ezdikten sonra, 1320′de Polonya kralı olarak taç giydi: monarşiyle birlikte ülkenin bütünlüğü de yeniden sağlanmıştı. Bununla birlikte Wladislaw I’in devleti, çeklerin derece derece kendilerine bağladıkları Silezya’yı da, Pomeranya’yı da içine almıyordu.
• Polonya devletinin yeniden kurulması ve Piast’ların sonu (1305-1370). iyi hesaplanmış evliliklerle yararlı ittifaklar kuran Polonya kralı, Brandenburg’ların toprak genişlemesini durdurdu ve Pomeranya konusunda uzun ve boş bir çekişmeden sonra Tötonları Plowce’ta yenmeyi başardı (1331); fakat Kujawy’yi Tötonlara kaptırdı. Oğlu Büyük Kazimierz III (1333-1370), onun eserini tamamladı. Bohemya’nın Polonya tahtındaki hak iddialarını bertaraf ettikten sonra Pomeranya’yı belli bir süre için Tötonlara bırakarak (1343) onları yatıştırdı; Anjou’lu Luigi’yi vâris tanıyarak (1339), buna karşılık da Kızıl Rutenya’nın kesinlikle kendisine bırakılmasını sağlayarak macar tehlikesini ortadan kaldırdı.
Böylece batı dışında her yerde Polonya toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu: Kazimierz III, gelenekleri kanun halinde toplayarak yasama ve adalet birliği ilkesini gerçekleştirdi (Wislica yasası, 1347); köylülerin yükümlerini azalttı; kolonlar için yeni köyler kurdu; ticarî gelişmeyi destekledi (ambar, yol ve şehirler çevresinde müstahkem surlar inşası; yabancı ülkelerden kovulan yahudilere imtiyazlar tanınması); Polonya’nın Almanya ve Bohemya’ya karşı fikrî muhtariyetini sağlayan Krakow üniversitesini kurdu. Mazovya düküne metbuluğunu kabul ettirdi, küçük soyluların muhalefetini kırdı.
• Piast’lardan Jagellon’lara: Geçiş dönemi (1370-1384-1386). Piast’lar sülâlesi Kazimierz III ile sona erdi: çünkü Kazimierz tahtını uzak akrabalarından biri yerine, yeğeni Anjou sülâlesinden Macaristan kralı Lajos’a (1370-1382) bırakmayı tercih etmişti; Lajos’a, kalkınmış ama hiç deniz kıyısı olmayan ve dışta hep toton tarikatıyle gücü gittikçe artan Litvanya’nın tehdidi altında yaşayan, içte ise hep büyük soyluların bağımsızlığının tehdit ettiği bir Polonya’yı miras bıraktı. Vârisini tayin etmek için büyük soyluların fikrini almak zorunda kalması, Polonya kurumlarının seçimle iş başına gelecek bir monarşi kurulmasına doğru geliştiğini ortaya koydu.
Bu olay polonya tarihinde kesin bir dönemeçti; çünkü soylularla yapılan pazarlık sonucunda (soylulara ağır gelen bütün vergilerin kaldırılması: Koszyce imtiyazı, 1374) tahta yabancı bir sülâle çıkıyordu ve Macaristanlı Lajos’un saltanatı aslında Jagellon’lar devrine doğru bir geçiş dönemiydi.
Jagellon’lar Polonyası (1386-1572)
• Doğu Avrupa’da Polonya’nın gücünün artması (1386-1505). Yabancı bir prens olan ve hemen hep yurt dışında yaşayan Lajos’un ölümü, Polonya’da iç savaşı başlattı: Macaristan ile birlik bozuldu, laik ve dinî büyük soylular devletin önemli mevkilerini paylaştılar. Bu durumun yarattığı huzursuzluğu gidermek için Polonyalılar tekrar monarşiyi kurdular: Lajos Fin kızı Hedwige, Polonya kraliçesi oldu (1384-1399) ve Litvanya büyük dükü Jagellon ile evlenmece zorlandı; Wladislaw adiyle vaftiz olan ve şahsî topraklarını krallığa katmağa söz veren Jagellon ortak Polonya kralı seçildi (1386-1434). Bu seçimle Polonya aristokrasisi ülkeye anarşiye son verebilecek bir sülâle kazandırıyor, doğu ile yakınlık kuruyor ve ülkeyi toton şövalyelerinin tehlikeli baskısından kurtarıyordu; gerçekten Polonya-Litvanya koalisyonu birlikleri, Tötonları Grunwald’de ezdi (15 temmuz 1410).
Wladislaw II Jagellon Moldavya (1387), Eflak (1389) ve Besaıabya (1396) hükümdarlarının kendisine saygı yemini etmesini de sağladığından Polonya artık Baltık denizinden Karadeniz’e kadar uzanan ve bazı çatışmalara, özellikle Litvanya büyük dükü Witold’un sebep olduğu çatışmalara rağmen, iki ülkenin soyluları arasında imzalanan Horodlo birliğiyle bütünlüğü sağlanmış görünen bir devlet haline geldi: daha eski medeniyeti, toprak bütünlüğünün daha sağlam ve nüfusunun daha kalabalık olması dolayısıyle, kral olarak Litvanya’nın soydan geçen büyük düklerini seçmek (her ikisi de Wladislaw II’nin oğulları olan Wladislaw III [1439-1444] ve Kazimierz IV [1445-1491]) kurnazlığını gösteren Polonya, yavaş yavaş bu iki başlı devletin siyasî merkezi haline geldi: Macaristan tahtına Wladislaw (Laszlo) III’ün seçilmesiyle (1440), Krakow çok büyük bir katolik devletin coğrafî merkezi oldu; bu devlet germenciliği önlemekle ve kilisenin baskısıyle (kralın vasisi ve Krakovv piskoposu Olesnicki’nin büyük rolü) Ortodoksluğun ve Müslümanlığın yayılmasını, püskürtmeğe değilse bile durdurmağa (Wladislaw III’ün 1444′te Varna’da Osmanlılara yenilmesine rağmen) yönelmişti. Wladislaw III’ün vârisi Kazimierz IV ise Polonya-Litvanya devletinin güneydoğuya doğru genişletilmesi işini bir yana bırakarak kendini önce Polonya’da monarşinin kuvvetlenmesine adadı: bu iş için Nieszewa imtiyazlarını (1454) verdiği şövalyelerle, artık doğu topraklarının işletilmesine yönelen magnat’lar arasındaki geleneksel çelişkiden yararlandı.
Toton tarikatının rakipleriyle ittifak yaptı ve Onüç yıl savaşlarından sonra (1454-1466), toton tarikatına metbuluğunu kabul ettirerek Pomeranya ve Gdansk’ın kendisine bırakılmasını sağladı; böylece Polonya, buğdaylarının sevk edileceği bir deniz kapısı sağlıyordu (Torun barışı, 1466). Ayrıca Albrecht II’nin kızı Habsburg’lu Elisabeth ile evlenerek (1454), Bohemya tacı ve Macaristan üstünde haklar elde etti (bu haktan oğlu Wladislaw 1471′de Bohemya tacında, 1490′da Macaristan’da yararlandı). Polonya germenciliğe hücuma geçmişti; buna karşı koyabilmek için imparator Friedrich III, Litvanya’nın tabiî rakibi İvan III Vasiliyeviç ile ittifak yaptı; alman tehlikesi azalırken bu sefer de rus tehlikesi başlıyordu.
• Monarşi gücünün azalması ve szlachta’nın zaferi. XV, yy. sonunda, krallığın siyasî, iktisadî ve sosyal yapısı da değişti. Rahip ve magnat sınıfının hırslarını önlemek için szlachta’ya dayanan Jagellon’lar, szlachta üyelerinin her türlü yargıya karşı dokunulmazlıklarını kabul etmekle (Krakovv imtiyazı, 1433) kalmayarak, askerî ve malî yükümler yüklemeden önce mahallî szlachta meclislerinin fikrini almayı da kabul etti; ayrıca 1493′te Piotrkow’da genel bir diyet toplandı; bu, monarşi gücünün küçük soylular lehine azalmasının mantıkî bir sonucuydu. Her ikisi de Kazimierz IV’ün oğulları olan Jan I Adalbert (1492-1501) ve Alexsander I’in (1501-1506) saltanatlarının çok kısa sürmesi, Jan I’in Moldavya’nın bağımsızlığını engelleyememesi ve Bukovina’da ağır bir bozguna uğraması (1497) karşısında cüreti artan szlachta Aleksander I’e, milletin üç sınıfından oluşan genel diyeti kabul ettirerek, meşrutî bir krallık kurulmasını sağladı.
Kral, senatörler ve milletvekillerinden meydana gelen bu genel diyetin onayı, kanunların kabul edilmesi, vergilerin alınması ve seferberliğin ilân edilmesi için şarttı (Nihil Novi anayasası, 1505). Böylece çok kötü sonuçlar veren oybirliği sistemi ortaya çıkmış oldu ve XVII. yy.ın liberum veto’suna yol açtı. Szlachta, Baltık’a açılmanın kendisine sağlayacağı büyük kazancı anladı: Polonya’nın iktisadî (hattâ siyasî) ağırlık merkezi kuzeye doğru kaydı (kısa süre sonra Varşova’nın başkent olması) ve batıda daha elverişli bir yerde bulunan Poznan, Almanya ile Baltık denizi arasındaki mübadelelerin kontrolünü ele geçirdi, iktisadî değişiklikler ve özellikle tarım ürünleri fiyatlarının artması, szlachta’ya ait çiftliklerin yüzölçümünü ve önemini arttırdı.
Szlachta, hükümdara şehir halkının toprak sahibi olmasını yasaklayan, köylülerin yalnız derebeylik mahkemelerinde yargılanmasını ve aile başına bir erkek evlât dışında toprağa bağlanmalarını öngören bir kanunu kabul ettirdi (Piotrkow diyeti, 1496); 1520′de köylülere angarya yüklendi; genel-leşen bu sistem, XV. ve XVIII. yy.da daha da arttı.
• Son Jagellon’lar (1506-1572). Kazimierz IV’ün üçüncü oğlu ve üçüncü mirasçısı Zygmunt I (15044548), oğlu Zygmunt II August’u Litvanya büyük dükü olarak tanıtmayı ve Polonya kralı seçtirerek taç giydirmeyi (1530) başardı. Soydan geçen monarşinin kurulmuş gibi göründüğü bu dönemde Polonya, Jagellon’lar sülâlesinin Macaristan’ın kontrolünü kaybetmesine Lajoş II’nin Mohaç’ta ölümü [1526], Habsburg’lu Ferdinand I’in tahta çıkışı) ve Moskovalıların Smolensk’i ele geçirmelerine (1514) rağmen, en güçlü devresini yaşadı. Toton tarikatı başrahibi Brandenburglu Albrecht, tarikatı laikleştirince (1525) Zygmunt I, soydan geçen Prusya düklüğünün metbuluğunu kabul ettirdi; ayrıca Varşova düklüğünü kendine bağladı (1526); litvanya soylularına, polonya soylularının yararlanmakta olduğu imtiyazları tanımak (1556′da ilk Litvanya meclisinin toplanması) kurnazlığını gösteren Zygmunt II August, Litvanya’ya, «Lublin daimî birleşmesi»ni kabul ettirmeyi başardı; buna göre krallık ve büyük düklük artık tek bir meclis ve ortaklaşa seçilecek tek bir kral tarafından idare edilecekti (1569). Soylularla anlaşarak, içeride bir soylu «res publica»sı kurulmasıyle sonuçlanan reformlar yaptı.
Bir deniz siyaseti hazırladı ve donanmanın inşaını başlattı; Schwerttıâger tarikatı şövalyelerinin çözülmesinden yararlanarak Güney Livonya’yı ele geçirdi: Polonya, Krakow üniversitesi sayesinde XV. ve XVI. yy.da Avrupa’nın geri kalan kısmındaki kültür yenilenmesine katıldı; Krakow’lu dinbilimci Pawel Wlodkowic, toton tarikatının bağımsızlık isteklerine Konstanz konsilinde karşı çıktı; aynı üniversiteden başka dinbilimciler, soylular ve burjuvalar arasında taraftar bulmasına rağmen hus’çu sapkınlığı yendiler; ama aynı zamanda konsillerin papadan üstün olduğunu iddia ettiler. Polonya, bilginleri yeni düşüncelerle büyük ölçüde ilgilenen (De Revolutionibus Orbium Caelestium, Kopernik) canlı bir bilim ve edebiyat merkezi haline geldi; hattâ Reformu kabul etmeğe bile hazır görünüyordu.
Krallar Protestanlığın Prusya, Kurzeme ve Livonya’da yerleşmesini kabul ettiler. Katolik veya ortodoks magnatlar ve soylular kısa süre içinde Protestanlığı kabul ettiler, Soylular meclisinde çoğunluğu ele geçirdiler ve Zygmunt II’den Büyük Polonya’da luther’ci bir kilise, Küçük Polonya ve Litvanya’da da calvin’ci iki kilise kurma iznini aldılar (1552). 1573′te bu fiilî hoşgörü, Varşova konfederasyonunca da onaylandı. Aynı zamanda, hümanizm, italya ile ilişkiler, basımevlerinin gelişmesi ve din tartışmaları millî edebiyatın gelişmesine katkıda bulundu.
ilk gerilemeler ve Altın çağın sonu (1572-1648)
• Monarşide istikrarsızlık ve Karşı Reformun başarıları (1572-1587). 1572′de Zygmunt II August, vâris bırakmadan ölünce, artık hepsi yeni kralın seçimine katılan (Varşova diyetinin kararı, 1573) soylular, valois’lı Henri’yi kral seçmeğe karar verdiler (1573); ama aynı zamanda da krallık gücünü sınırlayan birçok şartı kabul ettirdiler (pacha conventa); Henri’nin Fransa’ya kaçmasından sonra Osmanlı devletinin de yardımıyle Erdel prensi Istvan Bathory’yi kral seçtiler (1576-1586); Bathoky, Gdansk isyanını ezdi ve savaşı başarıyle devam ettirerek Moskovalılardan Livonya’yı geri aldı, ataman Jan Zamoyski’nin desteğini sağlayarak onu kançılarlığa getirdi. Kiliseye Reformla mücadele imkânlarını sağladı (kardinal Hosius’un [Hozjusz] yazılarının yayılması; Wilna’da [Vilnius] Isa tarikatının bir üniversite kurması, 1578).
Bunun üzerine Calvin’cilik hızla geriledi ve Luther’cilik ancak krallık Prusya’sı topraklarında tutunabildi.
Annesi Jagellon sülâlesinden olan Zygmunt III Vasa’nın (1507-1632) tahta çıkmasından sonra, katolik tepki daha güçlü bir hal aldı ve Brzeşç birliği (Roma ile Kiev) metropoliti ve hemen bütün ortodoks piskoposlar tarafından kabul edildi; bununla birlikte her yerden kovulan teslis aleyhtarları 1638′e kadar Rakow’da bir okul ve bir basımevini yaşattılar, «polonyalı rahipler» veya «socini’ciler» adiyle Avrupa’nın her tarafına yayıldılar.
• Kazakların isyanına kadar Vasa (Wasa) sülâlesi (1587-1648). Tahta Vasa (Wasa) sülâlesinden bir kralın çıkması ve eyaletlerini elinden almayı düşündüğü akrabası İsveç krallarıyle çatışması, Polonya’nın siyasetini Baltık’a yönelttiğini ortaya koydu: bu yönde Moskova ile ve özellikle İsveç ile çatışan Polonya, ülkenin üç defa bölüşülmesine yol açan bir döneme girmiş oldu. Bazı başarılar kazanılmasına (Smolensk’in Deulino antlaşmasında geri alınması, 1618) karşılık, krallık Livonya kıyılarını ve tazminat olarak Gustaf-Adolf’a bıraktığı Gdansk gümrüklerini kaybetti (Altmark mütarekesi, 1629). Zygmunt III Vasa’nın Habsburg’lara yardım etmesi, ancak güçlükle karşı konulabilen türk istilâlarına (1620-1621) yol açtı. Bununla birlikte Wladislaw IV (1632-1648), Otuzyıl savaşları sırasında, Fransa ve Habsburg’ların müdahale etmesini istemelerine rağmen tarafsız kaldı, Moskova ile savaşı başarılı bir şekilde bitirdi (Polanowa barışı, 1634) ve İsveç ile son çatışmaları halletti (Sztumska Wies mütarekesi, 1635), ama krallık gücünü artıramadı. Kazimierz IV (Jan II Kazimierz) [1648-1688], Litvanya birliğinden sonra Litvanya’nın Ukrayna’daki topraklarının (Kiev’in güneyinde) kötü işletilmesi tehlikeli iç meselelere yol açtı.
Tatar istilâlarına açık olmasına rağmen Ukrayna hem Kazakları, hem de onlardan sonra hürriyete ve kolayca işlenebilecek topraklara hasret kolonları çekmişti. Ama İstvan Bathory ve Zygmunt III, bu geniş ülkeyi büyük latifundialar haline getirip birkaç büyük magri at ailesine vererek kolonları düşman ettiler; bunun üzerine başlayan Kazak savaşlarında, Kazakların başına 1648′de isyan etmiş bir köylü olan Bogdan Hamelnitskiy geçti.
Polonya’nın gerilemesi (1648-1795)
• Vasa’ların sonu (1648-1688). 1370′ten teri yabancı prenslerin idaresinde’bulunan, soyluların özel çıkarını devletinkinden üstün tutan bir sistemle yönetilen Polonya’yı, Kazakların isyanı temelden sarstı; bu isyanı bahane ederek ülkeye müdahale eden Ruslar, Smolensk ve Vilnius’u (1654) ele geçirdi; isveçliler ise bir an için bütün ülkeyi işgal ettiler ama sonunda püskürtüldüler. Bununla birlikte hükümdar Jan II Kazimicrz. Prusya düklüğü üstündeki metbuluğunu kaldırmak (1657), Iç Livonya’yı isveç’e Oliva antlaşması, 1660), Dnieper’in doğusunda kalan Ukrayna topraklarını da Rusya’ ya bırakmak (Andrusova barışı, 1667) zorunda kaldı. Polonya bu buhrandan iflâs etmiş olarak çıktı: ürünler tahrip edilmiş, ticaret durmuş, nüfus azalmıştı. Hükümdar (Lubomirski’nin isyanı, 1665), liberumveto’nun (ilk olarak 1652′de kullanıldı) kaldırılmasını, daimî vergiler konmasını ve hükümdarlara vârislerini kendileri seçme hakkının tanınmasını kabul ettirmeğe uğraştı.
• Millî tepki (1669-1696). Olumlu bir sonuç elde edemeyince umutları kırılan çocuğu olmayan Jan II Kazimierz, tahta bir fransız prensini seçtirebilmek için tahttan feragati denedi (1668); fakat millî bir tepkiyle karşılaştığı için başarı sağlayamadı ve sonunda Polonyalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Michal Korybut
Wisniowiecki (1699-1673) kral seçildi, Wisniovviecki’nin ölümü (1673) ertesinde Sobieski Jan III adiyle (1674-1696) Polonya kralı oldu.
• Gerileme ve Polonya’nın bölünmesi 1697-1795). Podalya’nın ve Ukrayna’nın büyük kısmının Karlofça barışıyle (1699) geri alınmasına rağmen, Polonya kralın başarılarının kurbanı oldu. İflâs eden ve nüfusu azalan ülke gerilemeğe başladı. Iç işlerine yabancı devletlerin müdahalesi günden güne arttı ve özellikle kral seçimi sırasınız Fransa, Avusturya ve Rusya tahta kendi adaylarını çıkarmağa çalıştılar. Sonunda
Avusrurya ve Rusya, Polonya’ya kral olarak, Wettin sülâlesinden prensleri, Saksonya seçici prenslerini (August II [1697-1788] ve August III [1733-1763]) kabul ettirdiler. Polonya yabancı devletlerin rekabet alanı haline gelmişti. Yeni tebaalarının hürriyetçi geleneklerinden habersiz olan August II, çar Büyük Petro ve Danimarka kralıyle ittifak yaptı; isveç’in Baltık kıyısında ele geçirdiği (1648 Westfalen antlaşmaları ve 1660 Oliva antlaşması) mevzilere hücum etti.
Ama Karl XII’nin askerî dehası karşısında şaşkına dönen ve birlikleri bozguna uğrayan hükümdar, isveçlilere yenildi; İsveçliler Varşova’ya başka bir kralın seçilmesini kabul ettirdiler: Stanislaw I Leszczynski (1704). August II, Varşova’ya tocak Rusların Poltava zaferinden sonra 1709), Büyük Petro’nun yardımıyle dönebildi. Bu ikinci Kuzey savaşı Polonya için büyük felâketlerle sonuçlandı: 1710-1720 arası nüfus azalması en yüksek dereceye ulaştı. üstelik o tarihten sonra ülke Sandomierz konfederasyonunu kuran (1702) August II taraftarlarıyle, sakson mutlakıyetçiliğine karşı olan ve Tarnogrod konfederasyonunu kuran (1715) Stanislaw I taraftarları arasında ikiye bölündü. Bu iki reşkilât çarın müdahalesiyle dağıtıldı ve ma elçisi yeni bir anayasa hazırlanmasına yardım etti; bu anayasa ile yeni vergiler kondu, ordu 24 000 kişiye indirildi ve sakson birlikleri seçici prensliğe çekildi (1717 Dilsiz diyeti). Her türlü merkezî otoriteden yoksun olan, askerî ve malî sıkıntılar çeken Polonya, güçlü komşularının körüklediği bir anarşi içinde yaşıyordu.
Komşuları tacını önce oğluna (sonradan August III). sonra Rusların muhalefeti karşısında Stanislaw I Leszczynski’ye geçirmek isteyen (karşılığında Fransa’nın oğlunun Avusturya tacına adaylığını destekleyeceğini sandığından) August II’nin siyasetine karşı çıktılar. Avusturya durumdan kaygılanınca Prusya ve Rusya, Berlin antlaşmasını imzaladılar; antlaşma Polonya’yı anarşiden kurtarabilecek bir prens seçilmesini önlemek için bu üç devletin ortak çalışmasını öngörüyordu (1732).
Stanislaw I Leszczynski’nin Fransa ve Potocki’lerin desteğiyle kral seçilmesi bu anlaşma yüzünden Polonya Veraset savaşına ve Rusya’nın August III lehine duruma müdahale etmesine yol açtı. August III kurnazlık ederek Kurzeme düklüğünü çariçenin gözdesi Biron’a bıraktı; bu sırada Viyana barışıyle (1735 ön görüşmeleri, 1736 uzlaşması, 1738 barışı) Stanislaw I, Polonya’nın ismen kralı, Lorraine ve Bar dükü oldu. Ordusu 20 000 kişiye indirilen, liberum veto ile meclislerinin eli kolu bağlanan (1736′dan sonra hiç bir meclis normal süresini dolduramadı)
Polonya, Friedrich II’nin Silezya’yı işgal etmekle büyük bir çıkar sağlayacağını bildiği halde Avusturya Veraset savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. Yoksullaşan krallık geçirdiği buhrandan ağır ağır kurtulabildi. Toprakların yeniden işlenmesine özellikle Ukrayna’da başlandı, şehirler kendiliğinden kalabalıklaştı (Gdansk’ın nüfusu 50 000 kişiye, Varşova ‘nınki 40 000 kişiye ulaştı). Ama vatandaşlık duygusunun henüz gelişmemiş olması kalkınmayı frenledi. Bu büyük eksikliğe karşı savaşan Stanislaw Konarski, öğretimde reform yaptı, soylular kolejindeki (1740′ta Varşova’da kuruldu) genç magnatlar gibi öğrencilerine siyasî (liberum veto’nun kaldırılması), iktisadî (sanayi tesisleri kurulması) ve sosyal (angarya sisteminin bırakılması ve makûl bir kira karşılığı köylülere toprak verilmesi) reformlar yapılması gerektiğini öğretti.
Reformcu fikirler Czartoryski prens sülâlesi gibi bazı magnatlar arasında bile yayıldı. Czartoryski’ler, yeğenleri Stanislaw August Poniatowski’yi kral seçtirebilmek (1764-1795) için Rusya’ya başvurdular. Diyet’in kabul ettiği (1764) birtakım reformları kral daha da geliştirdi. Polonya ve Litvanya’da birer ordu ve hazine komisyonu kuruldu: orduya vatansever kadrolar sağlamak için bir kadet (subay) okulu açıldı; Taç Giydirme meclisi, konfederasyonun süresini uzattığından liberum veto geçici olarak kaldırıldı.
Durumdan hoşnut olmayan Friedrich II ve özellikle Katerina II müdahale ettiler; liberum veto’yu yeniden uygulatmayı başardılar (1766 diyeti), güçlü bir merkeziyetçi idareye karşı olanlardan meydana gelen Radom konfederasyonunu kurdular; Repnin diyeti denen olağanüstü bir diyeti, Polonya’yı güçsüz kalmağa mahkûm eden «temel yasalar»! (hükümdarın seçimle iş başına gelmesi; liberum veto; soyluluk imtiyazları) çıkarmağa zorladılar. Bu karara karşı olanlar Bar konfederasyonunu kurarak rus birlikleriyle çarpışmağa başladı (1768-1772).
Durumdan yararlanan Friedrich II ve Katerina II, görüşlerini Maria-Theresia’ya da benimseterek Polonya’yı ilk olarak paylaşmağa karar verdiler; Friedrich II, Gdansk ve Torun dışında krallık Prusya’sını, Katerina II, Duna’nın kuzeyindeki ve Yukarı Dnieper’in doğusundaki litvanya topraklarını, Maria-Theresia ise, Lwow (Lvov) ile birlikte Galiçya’yı ilhak etti. Polonya’yı gerçek bir himaye ülkesi haline getiren Rusya, ülkede daimî bir meclisi öngören yeni bir anayasa kabul ettirdi (1775). Bu himayeye rağmen Stanislaw II Poniatowski ülkede yapıcı bir idare uyguladı; İsa tarikatının kaldırılması sırasında bir millî eğitim kurumu kurdu; bu kurum özellikle vergi sisteminde reform yapma (topraklardan vergi alma) üstünde durarak Konarski’nin eserini devam ettirdi; Krakow (Kollataj’ın rolü) ve Wilno üniversiteleri ise aydın kadrolar yetiştirmeğe girişti. Rusya’nın hareket kabiliyetini ortadan kaldıran Türk-Rus savaşından yararlanan (1788-1792) Büyük meclis ordu mevcudunu artırdı (100 000 kişi) ve fransız devrimcilerini örnek alarak 3 Mayıs 1791 anayasasını oyladı:
Saksonya sülâlesine soydan geçecek monarşi, bakanların sorumluluğu, burjuvaziye bazı siyasî haklar tanınması. Durumdan hoşnut olmayan Rusya, ülkeye ordularını soktu; köylülere verilen bazı imtiyazlara kızan birkaç magnat’ın yardımıyle Targowica konfederasyonunu kurdu (mayıs 1792) ve reformları durdurdu. Grodno diyeti ikinci bir bölünmeyi imzalamak zorunda kaldı (1793); buna göre Rusya, Minsk, Volhinya ve Podolya’yı, Prusya ise Gdansk, Torun ve Büyük Polonya’yı alıyordu. Bu ağır şartlar, millî bir devrim hareketine yol açtı; devrimin siyasî yönetimini İgnacy Potocki ve Kollataj aldılar; ordunun başına geçen Kosciuszko ise Krakow’a girerek milleti Rusya ve Prusya’ya karşı savaşa çağırdı; Varşova (17 nisan) ve Wilno’dan (13 nisan) Ruslar kovuldu. Ama Krakow’u alan (15 haziran) Prusyalılar, Varşova’yı kuşattılar (haziran-eylül 1794). Kosciuszko sonunda yenildi ve Maciejowice’de Ruslara esir düştü (10 ekim); Ruslar Praga varoşunu yıktıktan (4 ekim) sonra Varşova’yı teslim aldılar. Galipler Polonya’dan artakalan kısmı paylaştı; Prusya, Varşova’yı ve Neman ile Bug’a kadar olan toprakları aldı; Rusya bu hattın doğusundaki toprakları, Avusturya ise Krkow’u, Sandomierz’i, Lublin’i ve Mazovya’nın bir kısmını ele geçirdi (24 ekim 1795 antlaşmaları). Ayrıca Stanislaw II Au-gust, tahttan çekilmek zorunda kaldı (27 kasım 1795) ve Polonya krallığı adının «ebediyen kullanılmamasına karar verildi.
• Yabancı işgali (1795-1807). üç devlet hemen ülkeyi sömürgeleştirmeğe giriştiler. Avusturya ve özellikle Prusya fethettikleri kısımları almanlaştırmağa başladı; Avusturya, soyluları köylülere karşı çıkarmayı denedi; Prusya rahip ve soylu sınıflarının mallarına el koydu ve bu mülkleri bölgeyi yönetmekle görevli bir Oberprasident aracılığıyle alman kolonlara dağıttı. Rusya ise, bir tek piskoposluk dışında bütün katolik piskoposlukları kaldırdı ve halkı Ortodoksluğu kabule zorladı. ‘ Milliyetçiliklerinden vaz geçmeyen burjuvazi ile soylular iki ayrı yönde destek aradılar: büyük kısmı Fransa’ya sığınan göçmenler Napolyon’a bağlandılar; Nâpolyon’un lejyonlar halinde teşkilâtlandırdığı bu göçmenler (Tuna Lejyonu, 1800), Luneville, barışından (1801) sonra dağıtılınca, çar Pavel I’in daha önce Kosciuszko ve birçok başka tutukluyu serbest bıraktığı Rusya’ya yöneldiler. Pavel’in yerine geçen Aleksandr I, Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirdiği (1804) dostu prens Adam Czartoryski’nin öğütleri üzerine Polonya’yı kendi lehine birleştirmeyi tasarladı. Çar, mahallî işlerin yönetimini soylulara bırakarak muhafazakârları kazandı. Ama Polonyalılar onu Prusyalıları desteklemekle suçladılar ve Jena’dan sonra prens Czartoryskî istifa etti (1806).
• Varşova Büyük düklüğü (1807-1814). Bunun üzerine Napolyon, yenilen Prusya’dan aldığı illerle (Tilsit, 7 temmuz 1807) Varşova Büyük düklüğü adı altında bir Polonya devletinin kurulmasını kabul ettirdi. Fransız anayasasını örnek alan bir anayasa hazırlandı; ama angarya sistemi devam ettiği ve köylüler sık sık çatıştıkları soylulara bağımlı olduğu için köleliğin kaldırılmasının toplum yapısında bir değişiklik yapmadığı yeni devletin hükümdarlığına Saksonyalı Friedrich-August getirildi. Jozef Poniatowski, Leipzig’de ölümüne kadar (1813), durup dinlenmeden savaşan ve sağ kalanları 1814′te çarı takip eden bir ordu kurdu. Avusturya’ya karşı kazanılan zafer Büyük düklüğün eline Krakow ve Lublin ile birlikte Galiçya’nın büyük kısmını geçirdi; ama düklük iki imparatorun rekabet mücadelesine hedef oldu.
• 1815-1830 Arası Polonya. Napolyon yenilince, Aleksandr I Viyana kongresinde isteğini gerçekleştirdi (1815). Avusturya’nın kendine düşen kısımla bir Galiçya ve Lodomiria krallığı kurmasına göz yumarak Poznanya’yı bir Posen Büyük düklüğü meydana getiren Prusya’ya bıraktı ve Krakow’u hür şehir ilân etti (Krakow cumhuriyeti); ayrıca Polonya’nın geri kalan kısmında kesinlikle Rusya ile birleştirilen bir Polonya krallığı kurdu. Anayasa hazırlandı, hükümet, idarî teşkilât ve millî bir ordu kuruldu; ama en yüksek görevler Rusların elindeydi: çarın kardeşi ve gelecekteki vârisi Konstantin önce ordunun başkumandanıydı, sonra krallığın yönetimini ve dışişlerini de ele aldı; Novosiltsov, Bakanlar kurulunca imparatorluk komiseri tayin edildi (1822).
Polonyalılar birleşmeyi ümit ediyorlardı; ama Aleksandr I, Litvanya ve Rutenya eyaletlerinin birleşmesini kabul etmekle birlikte Viyana anlaşmasına uymağa devam etti. Avantajlı gümrük uzlaşmalarından yararlanan krallığın ekonomisi hızla gelişiyordu (Gdansk’tan tarım ürünleri ihracatı, dokuma sanayii, Prusya rekabetinden korunan Varşova’da metalürji sanayii, Polonya bankasının kurulması), Galiçya’da eyalet meclisleri (yalnız soylular katılıyordu) Metternich tarafından yeniden kuruldu (1817). Poznanya’da toprak reformu, Polonya milletini yabancılara karşı ikiye bölen köylülerle mülk sahipleri arasındaki çatışmaya son verdi. Fikir hayatı Krakow, Varşova (1866′da Stanislaw Potocki kurdu), Wilno (Adam Czartoryski vasisiydi) üniversitelerinde yoğunlaştı.
Liberalizmin yuvası sayılan üniversiteler, mutlakıyetçilik taraftarlarının kurbanı oldu: Krakow (1820); mason Potocki’nin görevinden alındığı Varşova (1821); gizli teşkilâtların üyesi olan öğrencilerin 3 Mayıs 1791 anayasasının yıldönümünü kutladıkları için Rusya’ya gönderildikleri Wilno; bu arada Novosiltsov’un yerine Czartoryski getirildi.
• Ayaklanma yoluyle direnmeler ve başarısızlıkları: 1830, 1846, 1848, 1863. 29 Kasım 1830′da teğmen Wysocki’nin öğretmen okulunda kurduğu bir gizli dernek Konstantın’i öldürmeyi, rus birliklerini kovmayı ve Polonya alaylarıyle halkı ayaklandırmayı denedi. Büyük dük suikastten kurtuldu; ama savaşı önlemek için yayılan isyanı bastırmayı reddetti; general Chlopicki kendini diktatör ilân etti (5 aralık); Diyet, millî bir hükümet kurdu. Poznanya, Galiçya ve Krakow’dan gelen gönüllüler, Chlopicki’nin ordusuna katıldılar; Chlopicki, Avusturya ve Prusya sınırlarının kapatılmasına ve Louis Philippe’in yardım etmeyi reddetmesine rağmen, Rusları Varşova yakınında Grochovv’da yendi (25 şubat 1831); ama Ostroleka bozgunundan sonra Paskyeviç kumandasında Ruslar harekete geçtiler ve Varşova teslim oldu (8 eylül).
İsyanın bastırılmasından sonra çar Nikolay I eski anayasayı kaldırıp lağvedilmiş sayarak krallığa yeni bir anayasa hazırladı (26 şubat 1832); ordu ve Diyet dağıtıldı; Ruslara bırakılan idare, imparatorluk senatosuna bağlandı, üniversiteler (Varşova) kapatıldı; yabancı ülkelerde öğrenim yapma yasaklandı, ama Rusya’daki üniversitelere gideceklere burslar dağıtıldı; bütün Ortodoks olmayanlara baskı yapıldı, ülkeden göçenler Polonya’yı kurtarmak için direnmeye geçtiler (1833′te bastırılan ayaklanma denemesi). Paris’e kaçan Czartoryski bir avrupa savaşma, Demokratlar derneği ise bir iç köylü isyanına bel bağlamıştı. Krasinski, Slowacki, Adam Mickiewicz gibi şairler milliyetçilik duygusunu coşturdular. 1846′da bir ayaklanma patlak verdi; ama kısa süre içinde bastırıldı ve Krakow cumhuriyetini Avusturya’nın ilhak etmesine bahane oldu. 1848′de Berlin isyancıları 1846 ayaklanmasının önderlerinden Mieroslawski’yi serbest bıraktılar.
Friedrich-Wilhelm IV, Poznan Büyük düklüğüne muhtariyet vaat etti ye rus müdahalesinden çekindiği için bir ordu kurarak başına Mieroslawski’yi getirdi; ama rus tehlikesi savuşturulunca poznanlılar görevden alındı ve yeni Anayasa hiç bir muhtariyet getirmedi. Galiçya’daki Polonyalılar muhtariyet ve temsilî bir rejim istiyorlardı. Angarya kaldırıldı. Ama Polonyalıların macar isyancılarına yardım etmesi ve Viyanalıların onlar lehine ayaklanması (ekim 1848), başkentin düşmesinden sonra Galiçya’da sıkıyönetimin ilân edilmesiyle sonuçlandı.
Krallıkta sanayi Dabrowa maden kömürü ocakları sayesinde gelişti ve toprak sahipleriyle işadamlarını ve aydınları toplayan bir tarım derneği kuruldu; tarım derneği üyeleri iktisadî ve sosyal gelişme yolunda çalıştılar (angaryanın kaldırılması), italya birliği için savaş (1861) sonucunda Varşova’da çalkantı yeniden başladı. Vali Gorçakov’un yardım istediği Polonyalı Wielopolski bir idare (seçimle iş başına gelen meclisler) ve eğitim (ilkokul ve ortaokulların çoğalması) reformu yapmakla görevlendirildi: rus memurların yerine Polonyalı memurlar getirildi; Varşova üniversitesi yeniden açıldı, ama Tarım derneği kapatıldı (1861). Polonyalılar 17 ağustos 1861 gösterisi (Lublin birliğinin yıldönümü) sırasında ülkenin birleştirilmesini istediler. Varşova’da sıkıyönetim ilân edildi; hükümet birçok kişiyi tutuklattı: yetkilerini artırdı; ama beyazlar (ılımlı soylular) ve kızılların (devrimciler) mukavemetiyle karşılaştı.
Kızıllar rus nihilistlerinden ilham alarak gizli dernekler kurdular. Varşova üniversitesinden başlayarak işçiler ve zanaatçılar arasında bütün krallığa yayılan bir propaganda ağı kurdular, vatanseverlik gösterileri düzenlediler ve tedhişçiliği desteklediler (liberal düşüncelere epeyce yatkın olan ve Wielopolski’nin isteğiyle tayin edilen Konstantin’e karşı başarısızlıkla sonuçlanan suikastler [8 haziran 1862]). Konstantin şüpheli gençlerin çoğunu zorla askere alarak kızıllardan kurtulmak istedi; çoğu kaçmayı başaran kızıllar rus karakollarına hücum ettiler ama alamadılar (22 ocak). Bağımsızlık ve köylü hürriyeti parolalarıyle devrim patlak verdi. İlke olarak devrime karşı olmalarına rağmen beyazlar da harekete yardım ettiler: soylulardan ve rahiplerden partizanlara katılanlar oldu. Wielopolski istifa etti; ama köylülerin katılmaması hareketin başarısızlığa uğramasına yol açtı. Ukrayna ve Podolya’ya katılmış olan illerde de ayaklanma durdu; ama ormanlarda gerilla savaşı devam etti. Güçler bölünmüştü: Bismarck çara yardım teklif ederken Paris, Londra ve Viyana, Viyana antlaşmasını imzalayan devletlerin bir konferansta toplanmasını ileri sürdüler (haziran). Çar bu isteği reddetti ve Muravyov’u Litvanya’ya gönderdi: isyancıların diktatör ilân ettiği Traugutt, Litvanya’da yakalanıncaya kadar (nisan 1864) Muravyov’a direndi. Traugutt’un Varşova’da asılması çarpışmalara son verdi.
• Meşru direnme ve başarıları (1864-1914). Ülkeyi paylaşan devletlerin ortak bir siyaseti yoktu; Ruslar ve Prusyalılar, halka kendi kültürlerini benimsetmeğe çalışıyorlardı; Avusturyalılar muhtariyeti genişlettiler. Rus Polonyası’nda çar, köleliğin kaldırılması sırasında halkı bölmeyi denedi (1861); litvanya ve rutenya köylülerine öbür impratorluk eyaletlerindekinden daha düşük fiyatla ve daha geniş topraklar verdi; krallıkta kır komünlerine muhtariyet tanınırken, şehirlere tanınmadı ve seçimle iş başına gelen kurumlar kaldırıldı (jüri ve sulh hâhimleri dışında). 1832 yasasından beri kazanılan haklar yavaş yavaş kaldırıldı. Katolik kilisesiyle mücadele hızlandı (manastırların kapatılması, rahiplerin mallarına elkonması, 1864; dinî derneklerin kapatılması; Vatikan ile ilişkilerin yasaklanması, 1870). Varşova üniversitesi ve ikinci derecede kamu tesisleri ruslaştırıldı ve özel kolejlerde lehçe yasaklandı. Bununla birlikte ruslaştırma yüzeyde kaldı. Poznanya’da halk Bismarck’ın germenleştirme siyasetine başarıyle direndi; Bismarck okullarda ve idarî işlerde almancayı mecburî dil haline getirdi; Katolik kilisesiyle (başpiskopos Ledochowski tutuklandı) ve Polonya’da mülkiyetle mücadeleyi başlattı:
Polonyalıların topraklarını satın almak isteyen almanlara yardım etmekle görevli bir sömürgeleştirme komisyonu kurdu (1886). Ama iyi teşkilâtlanan Polonyalılar benzer şirketler kurdular; Poznan Malî bankasını yarattılar (1888) ve Almanlarla kendi usulleriyle mücadele ederek sonunda sattıklarından daha fazla toprak satın aldılar. Caprivi’nin iyimser yönetimi (1890-1894), Bülow’un iktidara gelmesinden önce Polonyalıların bu sonuçları sağlamlaştırmalarına imkân verdi. Buna karşılık Avusturya Galiçyası’nda Polonya ayrıcalığına saygı gösteren 1861 Anayasası iyi karşılandı; Almancanın yerini Lehçe aldı; memurlar Galiçyalılardan seçildi (1869). Ülke mareşalinin başkanlık ettiği Daimî Diyet meclisi ve Diyet, muhtariyeti sağladı. Eyalet, İmparatorluk meclisine göndereceği temsilcileri seçti ve o tarihten sonra başkanı zaman zaman bir polonyalı olan Avusturya kabinesinde hep galiçyalı temsilciler yer aldı. Diyet, bütçeyi çok zayıf olan iktisadî gelişmeye ve kamu eğitimine ayırdı.
Okula gitme oranı öyle yüksekti ki, Galiçya Polonya’nın yeni kadrolarını sağladı. 1870′ten beri polonyalılaştırılan üniversitesi ve 1873′te kurulan bilim ve edebiyat fakültüleriyle Krakow ve Lwow, prusya ve rusyalı öğrenci ve bilginlerin akın ettikleri birer fikir merkezi haline geldi. O tarihten sonra ayaklanmanın yerini meşru direnme aldı. Direnmeyi Varşova’da Mîllî Birlik dergisini (1886), sonra da Lwow’da Polonya Birliği dergisini (1895) çıkaran Jan Poplawski yönetti. Dmowski, amacı pangermanizm ve panislavizmle düzenli bir şekilde savaşmak ve ülke bütünlüğünü sağlamak olan Milliyetçi Demokrat partiyi kurdu (1897). Aynı zamanda işçi hareketi büyüdü (grevler, gizli dernekler kurulması).
Avusturya parlamentosundaki temsilcilerin artması (1897) milliyetçi demokratların Galiçya diyetinde de aynı hakkı istemelerine yol açtı (1902). Kızıllar Marks’çılığı ve Rosa Luxemburg’un yönettiği Polonya ve Litvanya Krallığı Sosyal Demokrat partisinin etkisiyle milletlerarası sosyalizmi benimserken, Limanowski Paris’te vatansever eğilimli Polonya Sosyalist partisini kurdu (1892). Bu partinin merkez komitesi üyesi Pilsudski önce Lodz’a yerleşerek gizli bir gazete (Ro-botnik [İşçi]) çıkardı; 1900′de tutuklanıp kaçmasından sonra da Galiçya’da yerleşti. Rus-Japon savaşı sırasında bir ayaklanma denemesi yaptı (13 kasım 1904), sonra savaş birlikleriyle karışıklıklar çıkarttı; bu sırada milliyetçi demokratlar düzeni sağlamak için kendi birliklerini teşkilâtlandırıyorlardı. Köylü birliği köylerde gizli olarak çalışıyor; Duma’nın en kuvvetli partisi olan Milliyetçi Demokrat parti, polonya kamuoyunu temsil ediyordu. Litvanyahlar, beyaz ruslar, Ukraynalılar ve yahudiler de milliyetçilik hareketine başladı ve ülkeyi paylaşan devletler bu azınlıkların Polonyalılarla anlaşmazlıklarından yararlandı. 1910′dan sonra «atış grupları» (avusturya yetkililerinin desteklediği sosyalist topluluklar) bir geçici Bağımsızlık Partileri komisyonu kurarak başkanlığına Pilsudski’yi getirdiler; bu partiler Ruslara karşı savaşa girişilmesi halinde iktidarı teşkilâtlandırmak için birleşmişti (1912). Ama muhafazakârların Habsburg’ları tutmasına karşılık milliyetçi demokratlar Rusya’ya bel bağlamışlardı.
• Polonya ve Birinci Dünya savaşı. Krakow’da toplanan «Avcılar»ın başına geçen Pilsudski, rus sınırını aştı; orada toplanan Yüce Millî meclis (N.K.N.) Polonya lejyonlarını kurdu (6 ağustos 1914); bu lejyonları Pilsudski’nin yanı sıra Wladislaw Sikorski gibi nizamî ordu subayları yönetiyordu. Ama genelkurmayın bu millî orduyu desteklemesine karşılık Avusturya hükümeti siyasî alanda herhangi bir vaadde bulunmadı.
Nikolay II’nin muhtariyet vaat ettiği krallık Polonyalıları, Millî meclise katılmadı: Lublin’i lejyonların almasından sonra Avusturyalılar, Varşova (ağustos 1915) ve Wilno’nun alınmasından sonra da Almanlar, krallığı iki bölgeye ayırdılar (Lublin çevresinde Avusturya bölgesi, Varşova’yı da içine alan Alman bölgesi); sonra bu iki bölgeyi meşrutî, bağımsız ve soydan geçen bir Polonya krallığı halino getirmeyi vaat ederek birleştirdiler (5 kasım 1916). [Bk. polonya seferleri.] Aslında söz konusu olan şey Verdun’deki kayıpları dolduracak bir polonya ordusu kurmaktı. Bu ordunun en seçme birlikleri olması gereken lejyonlar, avusturya ordusuna katıldı.
Bir almanın başkumandanlığa getirilmesine karşı çıkan Pilsudski, Magdeburg’a sürüldü (27 temmuz 1917). Kısa süre sonra geçici Devlet konseyi istifa etti. Merkez imparatorluklarının 12 eylül 1917′deki karar-larıyle bir naiplik konseyi, bir bakanlık kabinesi, bir devlet konseyi kuruldu; ama Brest-Litovsk anlaşmasından önce imparatorluklar Naiplik meclisine danışmadan Chelm bölgesini Yeni Ukrayna’ya verdiler (9 şubat 1918). Albay Haller’in lejyonerleri firar ettiyse de çoğu yakalandı (şubat). Rusya’da Dowbor Musnickfnin kumanda ettiği polonya birlikleri, bolşevikleri tanımadılar ve Polonya’ya dönmeğe çalıştılar; ama çoğu alman kuvvetleri tarafından silâhsızlandırıldı (mart).
Bununla birlikte 15 ağustos 1917′de Lozan’da kurulan ve Paris’e yerleşen Millî komiteyi batılılar «resmî Polonya teşkilâtı» olarak tanımışlardı; başkanlığını Dmowski’nin, başkan yardımcılığını Paderewski’nin yaptığı bu komite, bir gönüllüler ordusu toplayarak başkumandanlığına Haller’i getirdi ( 4 ekim). Wilson’un «deniz sınırı olan bağımsız ve birleşmiş bir Polonya devleti kurulması»yle ilgili on üçüncü maddesini (Paderewski’nin telkiniyle hazırlanmıştı), barış isteyen (5 ekim 1918) merkez imparatorlukları kabul etti.
Bağımsız Polonya (1918-1939)
• Polonya demokrasisinin kuruluşu. Avusturya-Macaristan ‘imparatorluğunun parçalanması ve Alman devrimi, Naiplik meclisinin Polonya devletinin kurulduğunu ilân etmesine (8 ekim 1918) ve Pilsudski’nin Varşova’ya geri dönmesine imkân verdi; Naiplik meclisinin başkumandan tayin ettiği Pilsudski, alman birliklerinin Almanya’ya dönmesini müzakereye koyuldu; sonra lublin sosyalistleri (11 kasım) ve naipler tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ama milliyetçi demokrat Paris komitesi ve sosyalist Varşova hükümeti, başkanlığını Paderewski’nin yaptığı bir birlik kabinesi kurmak için anlaştılar (16 ocak 1919).
Dmowski Barış konferansına delege gönderildi, genel oy sistemiyle yapılan ocak 1919 seçimlerinde Kongre krallığında ve Batı Galiçya’da seçilen Kurucu meclisin üçte biri milliyetçi demokratlar, onda biri sosyalistlerden meydana geliyordu; merkezdeki halkçılar ikiye bölündü, bir kısmı nasyonal demokratları, bir kısmı da sosyalistleri destekledi. Meclis Pilsudski’yi devlet başkanlığına seçti. Pilsudski, bakanlar gibi meclise karşı sorumluydu (20 şubat 1919 anayasası); ama aynı zamanda dâ başkumandan olduğundan bu sıfatla denetimsiz hareket ediyordu. Versailles antlaşmasıyle batı sınırı hemen hemen 1772 paylaşmasından önceki şekline sokuldu. Ama Danzig (Gdansk) hür şehir ilân edildi. Doğu Prusya’da (temmuz 1920) ve Yukarı Silezya’da (mart 1921) yapılan plebisitlerde halk Almanya’yı tuttu; Teschen (Cieszyn) Silezyası Çekoslovakya’ya verildi: böylece 400 000 Polonyalı’dan olan Polonya’ya, buna karşılık olarak 230 000 almanın bulunduğu Katowice bölgesi düştü.
Doğuda Ukraynalılar Lwow’dan çıkarıldı (kasım 1918); Pilsudski Kızılorduyu kuzeye doğru püskürttü ve Wilno’ya girdi (nisan 1919); Haller, Romanya sınırına dayandı. Ama Müttefiklerarası Yüce meclis Polonya- S.S.C.B. sınırı olaralc Bug’u kararlaştırması (Curzon hattı, aralık 1919) zaten iç meseleler arasında bunalan Padrewski’nin istifasına yol açtı.
Beyaz ve kızıl Rusların tehdidi altındaki Ukrayna cumhurbaşkanı Petlyura Polonya’ya kısa süre önce Ukrayna ile birleştirilen Doğu Galiçya’yı geri verdi ve Volhinya’nın yarısını bıraktı; mareşalliğe yükseltilen Pilsudski ile ittifak yaptı (22 nisan 1920) ve onunla birlikte Kiev’e girdi
(7 mayıs). [Bk. polonya-sovyet savaşi.] Tuhaçevskiy’in karşı hücumuyle polonya birlikleri Varşova, Torun ve Lwow’a kadar püskürtüldü (ağustos).
Milliyetçi tepki ve general Weygand’ın yardımı, Pilsudski’ye Kızılorduyu Varşova önünde durdurmak (14 ağustos) Sikorski’ye de bu orduyu Aşağı Vistül’e püskürtmek imkânını verdi. Ruslar önce Riga mütarekesini (12 ekim 1920), sonra barışı (18 mart 1921) imzaladılar: Polonya Curzon hattının 200 km ötesine kadar uzanan bir toprak şeridini geri aldı. İçte, Kurucu meclis bir ordu topladıktan ve toprakların yönetimini birleştirdikten sonra, bir toprak reformuna girişti. 1919′da kurulan ve 15 temmuz 1920 toprak kanunuyle büyük arazileri kamulaştırma yetkisini alan Toprak ofisi 1920-1925 arasında 936 000 hektar toprağı köylülere dağıttı. 17 Mart 1921 anayasasıyle genel oy sistemiyle seçilen iki meclis kuruldu: diyet ve senato.
Cumhurbaşkanı bu meclisler tarafından seçiliyor ve senatörlerin dörtte üç müspet oyu ile diyeti dağıtabiliyordu. Sağ kanat çoğunlukta olduğu bu meclisler yardımıyle Pilsudski’nin güçlü kişiliğini dengeleyebildi. Seçimlerde çoğunluk değişmedi (5 kasım 1922), fakat ortak liste çıkaran millî azınlıkların önemi ortaya çıktı. Pilsudski cumhurbaşkanlığını kabul etmeyince, sosyalistlerin yardımıyle Narutowicz seçildi (9 aralık 1922); Narutowicz’in öldürülmesinden (16 aralık) sonra da soyalist Wojciechowski cumhurbaşkanı oldu.
Sağ kanat polonya markının devalüasyonu ve Krakow’daki sosyal karışıklıklar (mayıs – aralık 1923) sonucu devrilen Witos kabinesini ve parayı yeniden değerlendiren (zloty’nin tedavüle çıkarılması) Grabski kabinesini destekledi. Cumhurbaşkanlığı dönemi sonunda genelkurmay başkanlığına getirilen Pilsudski, YVitos kabinesi kurulunca istifa etmişti.
• Pilsudski’nin diktatörlüğü (1926-1935). Pilsudski ile milliyetçi demokratlar arasındaki uzlaşma denemelerinin başarısızlığından sonra, bir rakibinin savaş bakanlığına getirilmesi (11 mayıs 1926) üzerine Pilsudski bir hükümet darbesi yaptı (12-14 mayıs 1926): başkanlığa Bartel’in, savaş bakanlığına Pilsudski’nin getirildiği yeni bir hükümet kuruldu; Pilsudski dostu Moscicki lehine cumhurbaşkanlığını kabul etmedi ve yürütme gücünü kuvvetlendirdi. Tam yetki alarak idare ve orduda temizlik yaptı ve kendisini her desteklemeyişinde diyetin toplantılarını erteledi. Kömür ihracatı ve amerikan yardımı sayesinde malî durum düzeldi. İkinci diyette (7 mart 1928′de seçildi), sağ ezildi ve parlamenter rejim taraftarlarıyle diktatörlük taraftarlarının çatıştığı hükümet bloku ağır bastı.
Pilsudski parlamenter rejim taraftarı Bartel’e işten el çektirdi ve albay Slawek askerlerin çoğunlukta olduğu bir kabine kurdu. Ama iktisadî buhran siyasî durumda büyük bir değişiklik yarattı; muhalifler artık sağda değil, merkezde ve soldaydı. Krakow kongresinde Pilsudski’nin diktatörlüğü aleyhine gösteri yapan ve istifa etmesini isteyen (29 haziran 1930) sol muhalifler, hükümet blokunun seçimleri kazanmasından sonra (16 kasım) tutuklandılar veya yurt dışına kaçtılar.
• Albaylar diktatörlüğü ve savaşa gidiş (1935-1939). Diktatörün ölümünden sonra (12 mayıs 1935), yardımcıları yeni anayasa (23 nisan) ve seçim reformu sayesinde iktidarı muhafaza ettiler; o tarihten sonra muhalefet seçimlere katılmama şeklinde işledi. Yetkileri artırılan cumhurbaşkanı Moscicki, askerlerle anlaşmazlık halindeydi; komünistlere maledilen karışıklıklardan (mart-nisan 1936) sonra askerler, mücadeleyi kazandılar; general Skladkowski-Slawoj kabineyi kurdu; önce genel ordu müfettişliğine, sonra mareşalliğe tayin edilen Rydz-Smigly hükümette çok önemli rol oynadı ve bir sertlik siyaseti uyguladı (köylü grevlerinin bastırılması, ağustos 1937).
Çekoslovakya’nın sınırlarını Almanya lehine değiştiren Münih konferansı (30 eylül 1938) üzerine dışişleri bakanı (1932-1939) ve S.S.C.B. (1932) ve Almanya ile (26 ocak 1934) saldırmazlık paktlarının imzalayıcısı albay Beck, Teschen’i (Cieszyn) [2 ekim] işgal etti. Danzig’i ve Polonya koridorunda bir geçit isteyen Hitler’in baskısı karşısında, Chamberlain bağımsızlığı tehdit edildiği takdirde, İngiltere’nin Polonya’yı destekleyeceğini açıkladı (31 mart 1939). Bunun üzerine Almanya ve S.S.C.B. Polonya’ya karşı ittifak yaparak (2 ağustos) bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar (23 ağustos).
Polonya’nın istilâsı ve işgal dönemi (1939-1945)
Alman birlikleri savaş ilân etmeksizin Polonya’yı istilâ ettiler (1 eylül). [Bk. polonya seferleri.] Sovyetler’in doğu illerine girdiği sırada sivil ve askerî yetkililer Romanya’ya geçtiler (17 eylül). Çarpışmalar Varşova’nın teslim olmasıyle (27 eylül) sona erdi. Ruslar ve Almanlar Polonya’yı paylaştılar: S.S.C.B. Batı Ukrayna’yı ve Bug hattına kadar Beyaz Rusya’yı işgal etti:
Almanya Varşova’ya kadar Batı Polonya’yı Reich’a kattı ve toprakların geri kalan kısmını bir genel valilik haline getirdi; her iki devlet ülke halkını çeşitli bölgelere sürmeğe başladı. Polonyalılar Fransa’da general Sikorski başkanlığında bir hükümet kurdular. Yeni kurulan bir ordu Fransa harekâtı sırasında (mayıs-haziran 1940) ve mütarekeden sonra Büyük Britanya saflarında çarpıştı. Hitler’in S.S. C.B.’ye hücumundan sonra, Sikorski, Rusya’da general Anders’in kumanda ettiği (1942 yazı) bir ordu kurulmasıyle sonuçlanan askerî bir antlaşma imzaladı; bu ordu kısa süre sonra Uzakdoğu yoluyle Kuzey Afrika’daki müttefik cephesine katıldı. Sikorski’nin ölümünden sonra, Polonya gizli Antant komitesinin onayıyle yerine geçen Mikolajczyk, direnmeyi teşkilâtlandırdı; ve Londra’dan verdiği direktiflerle bir yurt içi millî ordu kurdu (şubat 1942); bu arada Moskova «Tadeusz Kosciuszko» tümenini meydana getirerek (mayıs 1943); bir millî halk meclisi kurulmasını destekledi (31 aralık 1943); başkanı Osobka-Morawski olan bu meclis Polonya Millî Kurtuluş komitesini meydana getirdi ve Kosciuszko tümeninin Curzon hattını aşmasından sonra Lublin’e yerleşti.
Bu arada alman işgal kuvvetleri toplama kampları kurmuş (Auschwitz [Oswiecim], Maydanek v.b.), milliyetçilere karşı misilleme hareketlerine girişmiş, sürgün ve idamlarını artırmış, polonya milletini yok etmek için var gücüyle çalışmağa koyulmuştu. 1943 Nisan-mayısında Varşova gettosunun isyanı burada toplanan yahudilerin hepsinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Direnmeciler Almanlara karşı mücadeleye devam ettiler: sabotajlar, suikastler (msl. general Kutschera’ya karşı), partizan çarpışmaları birbirini takibediyordu. İç ordunun başkumandanı general Bor-Komorowski yönetiminde ayaklanan Varşova (1 ağustos 1944), kahramanca bir direnişten sonra Vistül’ün sağ kıyısındaki rus birliklerinin müdahale etmemesi üzerine teslim olmak «zorunda kaldı; şehir yıkıldı, halkı sürgün edildi. Varşova’nın sovyet ve Polonya birlikleri tarafından kurtarılmasından (17 ocak 1945) sonra, Lublin hükümeti «Geçici hükümet» adiyle şehre yerleşti. (Bk. polonya seferleri.)
Polonya Halk cumhuriyeti
Yalta konferansında (11 şubat 1945), Polonya’nın sınırları doğuda Curzon hattı, batıda Oder-Neisse (Odra-Nysa) olarak tespit edildi ve hükümetin daha geniş bir demokrasi temeline dayandırılması ileri sürüldü. İlk millî birlik hükümeti başbakan Osobka-Morawski Gomulka (Polonya İşçi partisinin komünist genel sekreteri) ve Mikolajczyk (Polonya Köylü partisi başkanı) tarafından kuruldu. Komünist Bierut cumhurbaşkanlığına getirildi. Sınır düzenlemeleri ve azınlıklar meselesi nüfus aktarmalarıyle çözüldü: bir buçuk milyon polonyalı S.S.C.B.’den memleketin doğusuna getirildi, buna karşılık 400 000 Ukraynalı Chelim bölgesinden ayrıldı; batıdaki halk Odra’nın ötesine nakledildi veya Polonya uyrukluğuna alındı (1 milyon kişi).
Hükümetin görevi serbest seçimleri hazırlamaktı. Bakanlıkların çoğunu elde tutan Hükümet bloku (Polonya İşçi partisi, Polonya Sosyalist partisi, Köylü partisi, Demokrat parti), tek bir liste hazırladı; buna karşı çıkan Mikolajczyk ise ayrı bir liste hazırlamıştı. Blok, oyların yüzde 90′ını aldı (ocak 1947). Seçimler ertesinde Millî Birlik hükümeti parçalandı ve Mikolajczyk gizlice yurt dışına kaçtı (ekim 1947); Cyrankiewicz’in başkanlık ettiği hükümet koalisyonu 19 Şubat 1947 anayasasını oylattı. İşçi partisi bir iç buhranı çözdükten sonra (Gomulka’nın partiden çıkarılması, 1949) birleşik bir işçi partisi kurdu (sosyalistlerle komünistlerin birleşmesi) ve bu partinin genel sekreterliğe getirilen Bierut (22 aralık 1948), partinin bütün kilit noktaların ele geçirdi. Varşova doğumlu rus mareşali Rokosovskiy savaş bakanı ve ordu genel müfettişi oldu (kasım 1949). 22 Temmuz 1952′de çıkarılan yeni bir anayasa ile cumhurbaşkanının yerini bir devlet konseyi aldı.
30 Hektardan büyük topraklara elkonması ve bu toprakların parsellenmesi, elli kişiden çok işçi çalışan işletmelerin devletleştirilmesi ve ekonominin planlanması (üç, sonra altı yıllık planlar), varlıklı sınıfları sarsarken, ne köylüleri hoşnut edebildi (kolektif işletmeler lehine baskı), ne de işçileri (üretimi artırmak için büyük çabalar istenmesi).
Bilimler akademisinin fikir hareketini marks’çı çizgiye yöneltmesine karşılık, hükümet, etkisi hâlâ büyük olan kiliseyle uğraşmak zorunda kaldı; kilise devletle bir modus vivendi (1950) kurmayı başardıysa da kardinal Wyszynski’nin görevinden alınmasıyle (eylül 1953) uzlaşma imkânı ortadan kalktı.
Bununla birlikte kilise gücünü katbetmedi (Varşova Katolik İlahiyat kademisinin kurulması 1954); işçi ve köylü çevrelerinin iktidardakilerin temsil ettiği komünizme ve sovyet etkisine karşı muhalefetleri günden güne arttı. Poznan’da ayaklanmalar patlak verdi (28 haziran 1956). Natolin grubu bu sıkıntıları emniyet teşkilâtını kuvvetlendirerek çözmeyi önerirken; merkez komitesindeki muhalif kanat bu teşkilâtın hükümetin denetimi altında olmasını, adlî sisteme bağımsızlık tanınmasını, kolektifleştirme ve planlamanın yumuşatılmasını, bürokratik merkeziyetçiliğin azaltılmasını ve işletmelere ve müdürlerine daha fazla sorumluluk tanınmasını istiyordu. Bu eğilim sonunda başarı kazandı; programı hazırlamış olan Gomulka, Ochab ve Cyrankiewicz’in (1954′ten beri hükümet başkanı) desteğiyle partiye geri alındı.
21 Ekimde iktidara geldi ve mareşal Rokosovskiy politbürodan atıldı. Bunun üzerine Gomulka arkadaşlarıyle birlikte hazırladığı siyasî programı uygulamağa başladı. S.S.C.B. ile ilişkiler yeniden gözden geçirildi, devlet kiliseye karşı daha yumuşak bir tutum benimsedi: kardinal Wyszynski’ye görevi iade edildi (ekim 1956), yeni bir modus vivendi hazırlandı (aralık 1956) ve Wyszynski, devlet ve kilisenin barış içinde işbirliği lehinde bir bildiri yayımladı. 1956 «Polonya ekim»inden beri Polonya Birleşmiş işçi partisinin genel sekreteri olan Wladislaw Gomulka, 1959 parti kongrelerinde tekrar seçildi. Resmî tatil sayılan, bununla birlikte doğum kontrolü (ocak-mart 1960) ve dinî bayramları kaldıran (kasım 1960) kanunlar çatışmalara yol açtı.
1961′deki Millet meclisi (Sejm) seçimleri sonucunda Millî Cephe içinde 17 yeni milletvekili kazanan (1957′deki 236′ya oranla 255 milletvekili) Polonya Birleşik İşçi partisinin durumu daha da sağlamlaştı; Birleşik Köylü partisi, 1 milletvekili fazla çıkardı (116 yerine 117); Demokrat partinin 39 milletvekili yeniden seçildi, öbür partiler ise (bu arada Polonya Katolik partisi) 20 milletvekilliği kaybettiler. 1964′te Gomulka, tekrar parti genel sekreteri seçildi; Ochab meclis başkanı oldu. 30 Mayıs 1965 seçimlerinde millet meclisinde durum değişmedi. Bu dönem boyunca hükümet aynı kaldı. 1954′ten beri başbakan olan Jozef Cyrankiewicz 1961 ve 1965 seçimlerinden sonra da görevine devam etti. 1952′den beri devlet başkanı olan (Devlet konseyi başkanı) Aleksander Zawadzki, 1961′de tekrar seçildi ve 7 ağustos 1964′te ölümü üzerine meclis, Komünist partisinin siyasî büro üyesi Edward Ochab’ı seçti (24 haziran 1965); Ochab 24 temmuz 1965′te tekrar seçildi. Fakat 1968′de istifa etti. Birleşik İşçi partisinin (1 ocak 1959′da 1 072 000 üye) üçüncü kongresinde (mart 1959) «dogmacılar» (stalin’ciler) tasfiye edildi.
Partinin 1 640 000 üyesini temsil eden 1 630 delege ile toplanan dördüncü kongrede (15-20 haziran 1964) 1961-1965 planına oranla, yatırımları yüzde 38 artırmayı öngören yeni bir beş yıllık plan (1966-1970) kabul edildi. Polonya İşçi partisi, bütün çabasını iktisadî durumu düzeltmeğe verdi; bütçenin yarısından çoğu millî ekonomiye ayrıldı. Rejim, bu çabasından dolayı halkı hoşnut etmesine rağmen aydınların ve kilisenin muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Parti ile aydınlar arasında bir anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlık özellikle «revizyonist» aydınlar grubunun önderi olan, Varşova üniversitesi felsefe profesörü Leszek Kolakowski’nin partiden ihraç edilmesiyle (ekim 1966) su yüzüne çıktı; ayrıca batılı Marx uzmanlarına benzer oportünist teorilerinden dolayı suçlanan filozof Adam Schaff ile hükümet arasındaki ilişkiler de gergindir. Halkın büyük kısmının bağlı olduğu katolik kilisesiyle muhalefet de öteden beri devam etmektedir; ancak devlet ile kilise (Polonya başpiskoposu kardinal Wyszynski temsil eder) arasındaki ilişkiler karşılıklı olarak birbirlerinin gücünü kabul etmeğe ve ciddî bir mücadelenin gereksizliğine dayanır. Polonya’nın dış siyasetinin temeli Sovyet Rusya ile dostluk ve ittifaka ve Oder-Neisse sınırının dokunulmazlığına dayanmağa devam eder.
Polonyalıların Almanlara karşı duydukları güvensizlik ve kin ise hiç azalmamıştır. 8 Nisan 1965′te yirmi yıllık bir Polonya-Rusya yardımlaşma anlaşması imzalandı. 11 Haziran 1966′da Polonya ile Rusya arasındaki bilimsel ve teknik işbirliği anlaşması yenilendi. Büyük komşusunun çizgisinden ayrılmayan Polonya, öteden beri çin idarecilerinin «bölücü siyasetçine karşı çıkmaktadır. Bununla beraber, şubat 1966′da Arnavutluk ile siyasî i-lişkilerini tekrar kurdu ve bu tarihte Tiran’daki Polonya maslahatgüzarı elçiliğe yükseltildi. Polonya ile Doğu Almanya arasında 15 mart 1967′de, Polonya ile Bulgaristan arasında da 6 nisanda birer ittifak ve yardımlaşma anlaşması imzalandı. Bütün sosyalist cumhuriyetler gibi, Polonya da, teknik ve kültürel alanda büyük batı devletleriyle işbirliği anlaşmaları yaptı.
Bunların başlıcaları, 25 mart 1965 İtalya-Polonya anlaşması ve 20 mayıs 1966 Fransız-Polonya anlaşmasıdır.
1968′de Polonya’da büyük karışıklıklar oldu. İlk önemli huzursuzluk, üniversite öğrencilerinin ayaklanmalarıyle ortaya çıktı. 8 Mart günü Varşova üniversitesi öğrencileri, Polonya Kültür bakanlığının bir piyesi yasaklamasını protesto eden iki arkadaşlarının üniversiteden atılması üzerine gösterilere başladı; yüzlerce polis ve milis, üniversite içinde 3 000-4 000 kadar öğrenciyle çarpıştı. 11 Martta öğrenciler Kültür bakanlığına ait bir binayı tahrip etti; öğrenci olmayan kalabalık gruplar tarafından da desteklenen ayaklanmalar bir hafta içinde büyük sokak çarpışmaları halini aldı. Polonya Birleşik İşçi partisi (Komünist parti) organı Tryhuna Ludu gazetesinin, öğrencilerin siyonistlerce kışkırtıldıklarını öne sürmesi yahudi aleyhtarı bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Varşova’da patlak veren ayaklanmalar, Krakow, Lublin, Poznan, Gdansk (eski Danzig) şehirlerine de yayıldı.
19 Martta bir parti toplantısında konuşan Gomulka öğrencilerin «sosyalizme ^ düşman kuvvetler tarafından aldatıldıklarını» öne sürerek, öğrenci önderlerini «pis provokaskon metotlarına baş vurmakla» suçladı. Gomulka, ayaklanan öğrencilerin «kahrolsun komünizm», «kahrolsun Rusya» gibi sloganlar kullandıklarını da sözlerine ekledi. 8-15 Mart arasında 1 208 kişinin tevkif edildiğini belirten Gomulka, sözlerini olaylarda en faal rol oynayanların yahudiler olduğunu öne sürerek bitirdi. Gomulka’nın demeci üstünden henüz 24 saat bile geçmemişken Varşova Politeknik öğrencileri oturma grevine başladı. Olaylar gelişirken Polonya Katolik kilisesinin başı kardinal Wyszinski, bir mesaj yayımlayarak dolaylı yoldan hükümeti kınadı. 25 Martta aralarında Prof. Leszek Kolakowski gibi ünlü bir filozofun da bulunduğu 6 üniversite öğretim üyesinin «revizyonist» oldukları gerekçesiyle işlerine son verildi.
30 Martta hükümet üniversitenin birçok bölümünü kapattı. 8 Nisan 1968′de Devlet konseyi başkanı (cumhurbaşkanı) Edward Ochab istifa etti; Polonya parlamentosu (Sejm) bir gün sonra toplanarak Komünist partisi adayı mareşal Marian Spychaîski’yi Devlet konseyi başkanlığına getirdi.
Yahudilerin parti ve devlet teşkilâtlarından «temizlenmesi» kampanyası daha da şiddetlendi: Varşova’da yayımlanan Zycie Warszawi gazetesi Komünist partisinden 6 951 kişinin ihraç edildiğini açıkladı.
Polonya’daki karışıklıklar Komünist partisi içinde önemli bir bunalıma yol açtı. «Partizanlar» adiyle bilinen aşırı milliyetçi komünistlerin önderi içişleri bakanı general Mieczislaw Moczar’ın parti yönetimine hâkim duruma gelmesi, yahudilere karşı uygulanan baskıların artmasına sebep oldu; bu yüzden binlerce yahudi Polonya’dan göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya olayları, Polonya’daki bunalımı daha da yoğunlaştırdı. 11 Kasım 1968′de toplanan Komünist Partisi kongresinde Gomulka, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini savundu.
Bununla birlikte 1969 sınır direklerini başından sonra durumda bir yumuşama görüldü.Gomulka yahudi aleyhtarı kampanyaya son verilmesini istedi; İçişleri bakanlığına bağlı olarak kurulmuş olan Yahudi dairesi Gomulka’nın emriyle feshedildi. İç Siyaset alanındaki bu yumuşamanın etkileri, Polonya’nın dış ilişkilerinde de yansıdı.
Mayıs ortalarında Gomulka, Oder-Neisse hattının iki ülke arasında kesin ve değişmez bir sınır olarak kabul edilmesi halinde Federal Alman hükümetiyle bir anlaşma yapmağa hazır olduklarını söyledi. Gomulka böylece, o yıl Federal Almanya şansölyeliğine seçilmiş olan Willy Brandt’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi konusundaki teşebbüslerini olumlu karşılamış oluyordu. Bununla birlikte, iç siyaset alanındaki nispî huzur ve yumuşama uzun sürmedi. 1969 Yazının özellikle kurak geçmesi ve kötü hasat şartları, küçük tarım işletmelerine dayanan polonya tarımını alt üst etti. İktisadî durumun kötüleşmeğe yüztutması üzerine, hükümet 1970 yılı sonlarında yiyecek (özellikle et, süt, peynir v.b.), kömür ve akaryakıt fiyatlarını büyük ölçüde yükseltmek zorunda kaldı. Bu artış, özellikle, işçi sınıfını etkiledi; bunun üzerine önce Baltık kıyılarındaki Gdansk, Gdynia, ve Szczecin’de (esk. Stettin) liman ve dok işçileri genel greve başladı; bu grev kısa zamanda büyük gösteriler halini aldı. Gdansk’ta dok işçileri limandaki bir sovyet ticaret gemisini ateşe verdi; Szczecin’de de işçiler Komünist partisi binasını tahrip etti; hükümet ayaklanan işçilerin üstüne tanklar ve askerî birlikler sevk etti.
20 Aralık 1970′te Gomulka, Polonya Komünist partisi birinci sekreterliği görevinden istifa etti. Parti Merkez komitesi toplanarak bu göreve Edward Gierek’i getirdi, önderler kademesindeki değişiklik bununla kalmadı: 23 aralıkta Polonya parlamentosunun olağanüstü toplantısında Devlet konseyi başkanı mareşal Spychalski ile başbakan Cyrankiewicz de istifa ettiklerini açıkladılar. Partinin yeni sekreteri Gierek’in teklifi üzerine Cyrankiewicz Devlet konseyi başkan Jaroszewicz de başbakan seçildi.
Polonya – Osmanlı ilişkileri
Türkler Vilâyet-i Leh ve Lehistan adını verdikleri Polonya ile, Jagellon’lar zamanında ilişki kurdular. Wladislaw (Vladislav) [1386-1434], Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Niğbolu savaşına kuvvet göndererek macar kralı Zsigmond’u destekledi; 1441′de Ma-carlara karşı Murad II’nin ileri sürdüğü birleşmeyi kabul etmedi. Torunu Wladislaw III, 1444′te Segedin antlaşmasını bozan Macarlarla anlaştı, fakat Varna sayasında Türklere yenildi. Kazimierz IV Jagellon ve Albrecht II, Eflak’a yapılan Osmanlı saldırıları sırasında Vlad III Drakul’u destekledi.
Bayezid II, 1485′te Kili ve Akkerman’ı alarak Lehistan’a karşı girişeceği seferler için üs yaptı. Boğdan beyi Büyük Ştefan IV bu iki şehri geri almak için Lehistan kralı Kazimierz IV’ten yardım istedi (1485); fakat kral bu isteği cevapsız bıraktı; Lehistan kralı Jan I Adalbert, Türkler üzerine yürümek bahanesiyle Boğdan’ı istilâ ve tahrip etti. Bayezid II ile Polonya kralı Kazimierz IV Jagellon arasında ilk antlaşma 1490′da yapıldı. Bu ilk antlaşma Boğdan meselesinin çözümlenmesi bakımından önemlidir. 1495′te, bir haçlı seferi düzenlemek isteyen Fransa kralı Charles VIII’e Polonyalılar yardım edeceklerine söz verdiler; ayrıca Almanya imparatoru Maximilian’ın Osmanlı imparatorluğuna karşı yapılmasını düşündüğü haçlı seferi projesine de katıldılar. Papa Alexander VI Borgia da Polonya’nın Türklerle barış anlaşmaları yapmasını önlemeğe çalıştı. Bunun üzerine Polonya kralr Jan I Adalbert 1497′de antlaşmayı bozarak Boğdan’a saldırdı, fakat yenilerek geri çekildi; Polonyalıların 1490 antlaşmasını bozmaları üzerine, 1498′de Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey, Bayezid II’nin emriyle 40 000 kişilik bir kuvvetle Polonya’ya akın yaptı; Dniester ırmağını geçerek Polonya’ya girdi ve Czarnkow, Gologory ve Glemiany kalelerini aldı; Lwow (Leopol) ve Sandomierz (Sandomir) şehirlerini yağma, Brzeziny ve Varşova şehirlerini tahrip ederek Polonyalıların Vistül ırmağı çevresindeki tahkimatını yardı, Polonya kuvvetlerini yendi; 10 000 esir ve birçok ganimetle Akkerman’a döndü. Bali Bey aynı yıl bir sefer daha düzenleyerek Halicz, Zydaczew, Samber ve Droholiyez şehirlerini yağma etti; kış bastırınca geri dönmek zorunda kaldı.
Bu durum üzerine Jan I Adalbert, macar kralı Wladislaw (Ladislas) ve Litvanya büyük dukası Alexandjce ile Türklere karşı bir antlaşma yaptı; Boğdan voyvodası Ştefan da müttefikler tarafını tuttu. Bu sırada yapılan Türkiye-Polonya antlaşması savaşı önledi. Polonyalılar Mohaç savaşına yardımcı kuvvetler göndererek macar kralı Lajos II’yi desteklediler, fakat Macar krallığının yıkılması üzerine Polonya kralı Zygmunt I, 1532′de Piotr Opalinski’yi elçi olarak İstanbul’a gönderdi ve 1499′da yapılan antlaşmayı genişleterek yeniledi. Bu yeni antlaşma esaslarına göre Osmanlı devleti Kırım hanlığı ile Boğdan voyvodalığı tarafından Polonya sınırlarına saldırmamayı, savaş halinde Polonya’ya yardım etmeyi kabul ediyor, buna karşılık Polonya krallığı da Türkiye’nin düşmanlarıyle bir-leşmeyeceğine ve onlara yardım etmeyeceğine söz veriyordu. Polonya kralı Zygmunt I’in kızı, macar kralı Zapolya Janos’un karısı ve Zsigmond Janos’un da annesiydi.
Sonradan Erdel ban’ı olan Zsigmond Janos Polonya – Türkiye ilişkilerinde önemli rol oynadı, Osmanlılar Selim II ve Murad III devirlerinde Lehistan’in iç işleriyle yakından ilgilendiler. Sokullu Mehmed Paşa, İvan III ve Habsburgları tehdit ederek, Polonya krallarını bu devletin nüfuzunda olmayan Polonya asilzadelerinden seçilmelerini istedi; Fransa ile işbirliği yaparak 1 mayıs 1573′te Polonya krallığına seçilen Charles IX’un kardeşi Henri de Valois’yı tuttu; fakat bu prensin Henri III adiyle Fransa’ya dönmesi üzerine (1574), kendi adamı olan Erdel voyvodası İstvan Bathory’yi Polonya krallığına seçtirdi (1575).
Bathory, Osmanlılarla 24 maddelik bir antlaşma imzalayarak Kırım hanlığıyle Polonya arasındaki ilişkileri düzeltti. Türklere olan bağlılığını kuvvetlendirdi. Kazak, Kırım ve Boğdan meselelerinden dolayı bozulan Osmanlı-Polonya ilişkileri 1617′de yapılan yeni bir antlaşma ile düzenlendi. Polonya başkumandanı Stanislaw Zolkiewski’nin ordusuyle savaşmak için Dniester ırmağı boylarına giden Bosna valisi iskender Paşa, antlaşmadan sonra geri döndü. 1620′de aynı meseleler yüzünden İskender Paşa, Stanislaw Zolkiewski’yi Yaş yakınında yendi; Polonyalılar ağır kayıplar verdiler; Dniester (Turla) ırmağını geçmeğe çalışanlar yok edildi (1621). Bunun üzerine Osman II, Seferi Hotin (Chocim) diye anılan Polonya seferine çıktı (bk. osman II).
Osmanlılar, Polonyalıların isteklerine uyarak antlaşma yaptılar (6 ekim 1621). Ancak Ukrayna Kazakları hatmant Doroşenko’yu Polonya kralına karşı korumak zorunda kalan Mehmed IV, 1672′de Polonya seferine çıktı;
Podolya eyaletinin merkezi olan Kamaniçe’yi kuşattı. 27 Ağustos 1672′de Kamaniçe teslim oldu, 18 eskimde Bucaş antlaşması yapıldı; fakat antlaşmanın Polonya Diyet meclisi tarafından reddi ve başkumandan Jan Sobieski’nin de türk ordusu çekildikten sonra Lwow (Leopol) ve Lublin kalelerini geri alması üzerine 1673′te Mehmed IV, İkinci Lehistan seferine çıktı; Osmanlı ordusu Hotin önünde yenildi; bunun üzerine Mehmed IV, Kazakları desteklemek ve Ruslara da bir darbe vurmak amacıyle Ukrayna üstüne yürüdü. Bu sırada Polonya kralı Michal Korybut Wisnowiecki ölmüş, yerine başkumandan Jan Sobieski geçmişti. Yeni kralın barış isteği reddedildi; 1677′de osmanlı orduları başkumandanı İbrahim Paşa ordusunu Zurawno’da toplayan Polonya kralı Jan Sobieski’yi sıkıştırdı; kral barış istemek zorunda kaldı.
Antlaşma uyarınca Podolya ile Ukrayna Osmanlı devletine bırakıldı. Ancak, Polonya kralı Jan Sobieski 1683′te Viyana’yı kuşatan osmanlı ordusuna saldırarak barışı bozdu. 1683 – 1699 Arasında yapılan Osmanlı – Polonya savaşlarında Osmanlılar üstün gelmekle beraber Karlofça antlaşması uyarınca Kamaniçe kalesiyle Ukrayna ve Podolya eyaletleri Polonya’ya geri verildi. Katerine II Polonya kralı Friedrich-Augusta III ölünce (1763) Polonya’ya asker göndererek, Prusya kralı büyük Friedrich ile anlaştı, 1764′te kont Stanislaw-August Poniatowski’yi Polonya Diyet meclisine baskı yaparak kral seçtirdi. 1768′de polonyalı milliyetçiler rus saldırılarına karşı ayaklandılar; Bar şehrinde toplanarak osmanlı hükümdarı Mustafa III’ten yardım istediler; Osmanlılar Ruslara savaş açtılar, fakat yenilerek toprak kaybettiler. Osmanlı – Rus savaşları devam ederken Polonya, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı (1772). 1848 Mülteciler meselesinde Osmanlılar Polonyalıları tuttu. (Bk. mülteciler meselesi.)
Askerî tarih
Polonya ordularının tarihi, hudutları ikide bir değişen bu devletin kuvvetli komşularıyle (Türkler, Almanlar, isveçliler ve Ruslar) yaptıkları savaşlarla karışır. Bu tarihin en meşhur dönemlerinden biri WIadislaw Jagellon emrindeki birliklerin Tannenberg’de (Grünwald) toton şövalyelerine karşı kazandığı zaferdir (1410). XVI.-XVIII. yy. arası polonya kuvvetleri, gerçekte biri krallıkta, öteki Litvanya büyük düklüğünde iki ordudan meydana geliyordu; bunların her birine, kaydı hayat şartıyle tayin edilen ve yalnız meclise karşı sorumlu olan bir ataman kumanda ederdi. Soylu sınıf yalnız süvari kuvvetlerinde hizmet etmeyi kabul ettiğinden, piyade kuvvetleri ancak birkaç bin kişiydi; topçu kuvveti ise yok denecek kadar azdı. İstilâ halinde Polonya, toptan seferberlik (pospoiita) usulüne göre askere alınan soylu sınıfa güvenirdi.
Kosciuszko kumandasındaki âsilerin rusya, avusturya ve prusya kuvvetleri karşısında kahramanca direnerek (1794) Fransız devrimi ordularının zaferine yardım etmesine rağmen, Polonya devletinin parçalanması sırasında (1772-1795) ortadan kalkan bu ordu, Dabrowski’nin polonya lejyonlarıyle İtalya’da (1797) ve Napolyon ordusundaki polonya alaylarıyle Fransa’da yaşamağa devam etti. 1807′de Varşova büyük düklüğü harbiye nazırı prens Jozef Poniatowski’nin kurduğu 3 tümenlik polonya ordusu 1809′dan sonra Napolyon’un bütün savaşlarında yararlık gösterdi. Polonya millî kuvvetleri yeniden ancak Birinci Dünya savaşında Pilsudski kumandasındaki polonya; lejyonları (Avusturya-Macâristan’da) ve Haller’in ordusuyle (Fransa’da) kurulabildi. 1918′den sonra bir frangız askerî heyeti yeni polonya ordusunu teşkilâtlandırdı; bu ordu 1920′de Sovyet istilâsını başarıyle püskürttü. (Bk. polonya-sovyet savaşi.)
Batı orduları örnek alınarak (mecburî askerlik hizmeti) kurulan ve on askerî bölgeye ayrılan polonya kuvvetleri, 1939′da 39 piyade tümenini, 11 süvari tugayını ve 2 motorize tugayı kapsıyordu ve barıştaki mevcudu 270 000 kişiydi.
Eylül 1939 seferi sırasında alman ordusunun yok ettiği polonya ordusu, önce Fransa’da yeniden kuruldu; bu ordunun üç tümeni ve birçok havacısı Fransa’da mayıs -haziran 1940 harekâtına katıldı. Polonyalıların Büyük Britanya’ya, Lübnan’a ve S.S. C.B.’ye dağılmaları, sığındıkları ülkenin ordularını örnek alan, hür Polonya Silâhlı kuvvetlerinin kurulmasına yol açtı. Kuzey Afrika’nın, italya’nın, Fransa’nın ve Polonya’nın kurtarılmasına katılan bu birliklerin mevcudu 1945′te Batı Avrupa’da 215 000 kişi (general Anders ordusu) ve Alman-Sovyet cephesinde 400 000 kişiyi (iki ordu meydana getiren 10 tümen) bulmuştu. 1944-1945′te bu çeşitli unsurlara ve direnme topluluklarına dayanılarak yeniden kurulan polonya ordusu, 1949-1956 arası sovyet mareşali Rokosovskiy’in emrine verildi.
S.S.C. B.’nin bu sıkı kontrolü (silâhları, teşkilâtı ve yüksek rütbelileri S.S.C.B.’den) ekim 1956 buhranından sonra gevşedi; bu buhran Rokosovskiy’in istifası ve sovyet subaylarının ülkeden ayrılmasıyle ordunun yeniden polonyalılaştırılmasına yol açtı; kumanda heyeti, iç hizmetler ve üniformalar değiştirildi. Askerî birliklere benzer dernekler (Gençlik, Polonya Askerinin Dostları birliği), Gomulka’nm yeni halk rejimi anlayışına uygun düşen askerî ve millî bir propagandanın yayılmasına yardım etti.
Bununla birlikte sovyet kuvvetleri, Varşova paktı antlaşmaları gereğince polonya topraklarında kalmağa devam eder. 1963′te yeniden düzenlenen askerlik hizmeti, sınıflara göre iki-üç yıldır. Polonya’da üç askerî bölge vardır: Varşova, Silezya, Pomeranya. Subaylarının yüzde 70′i Komünist partisi üyesi olan kara ordusu, 1%5′te sovyet malzemesiyle donatıldı ve tamamıyle makineleştirilmiş 14 tümeni kapsıyordu.
• Hava ordusu. 1919′da kurulan ve 1939′da yok edilen hava ordusu, 1942′de yeniden kuruldu; 8′i av filosu olmak üzere 13 filoyu kapsayan bu kuvvetler ingiltere’de üslenerek 1944-1945′te ingiliz Hava kuvvetleri safında başarıyle çarpıştı. S.S.C.B.’nin kontrolü altında yeniden teşkilâtlandırılan Polonya Hava kuvvetleri 1966′da yaklaşık olarak 50 000 kişiyi ve bin kadar sovyet yapısı (Av: 17, 19 ve 21 Mig: bombardıman: ilyuşin v.b.) veya sovyet lisansı altında Polonya’da yapılmış uçak ve helikopteri kapsıyordu. Ayrıca kara – hava füzeleriyle donatılmış uçaksavar birlikleri önemlidir. Polonya’da yüz kadar havaalanı vardır, önemli üslerin çoğunu 1939-1945′te Alman Hava kuvvetleri kurmuştur.
• Polonya Deniz kuvvetleri, 1919′da fransız donanması örnek alınarak kuruldu. 1940′ta ingiltere (on birlik), sonra 1945′te birçok gemi veren S.S.C.B. tarafından genişletilen deniz kuvvetleri 1966′da 3 refakat gemisini, 9 denizaîtıyı ve otuz kadar küçük birliği (20 000 kişi) ve 40 mayın tarama ve sahil muhafaza birliğini kapsıyordu; 40 kadar da avcı uçağına sahipti. Başlıca üssü Gdynia’dır. Bu silâhlı kuvvetler (yaklaşık olarak 500 000 kişi) dışında Polonya’da, bütün halk demokrasilerinde olduğu gibi, içişleri bakanlığına bağlı önemli birlikler de vardır: güvenlik birlikleri, sınır muhafızları, polis. Millî savunma bütçesi millî bütçenin yaklaşık olarak yüzde 10′unu teşkil eder.
öbür halk demokrasilerinin orduları gibi, polonya orduları da Varşova paktı sistemi içinde kalmağa devam eder; ama 1962′den Sonra alman yeni kararlarla birtakım gelişmeler sağlandı.
1963′te askere müracat edenlerin ihtiyaçtan çok fazla olması, askerlik hizmetinde değişiklikler yapılmasına yol açtı.
Askerlik hizmeti genel ve mecburî olmağa devam etti ama üç şekilde yapılma imkânı tanındı: sınıfına göre 2 veya 3 senelik normal hizmet; üç yıla dağıtılmış devrelerde yapılmak üzere toplam olarak 18 aylık çalışma hizmeti; kadro fazlalarına kara birlikleri emrinde ve günlük mesai satleri dışında askerî eğitim yaptırılması, içişleri bakanlığı emrindeki Iç Emniyet teşkilâtı (yaklş. 35 000 kişi) ve sınır muhafızları (yaklş. 10 000 kişi) 1965′te silâhlı kuvvetlere bağlandı.
Ayrıca, Rusya’nın yardımları sayesinde, Polonya’nın Silâh sanayii günden güne kendi kuvvetlerinin ihtiyacını sovyet modeli silâh ve donatımla karşılayacak hale geldi. Böylece kara küvetleri tamamıyle motorize kıtalar haline getirildi.
1966′da kara kuvvetleri (emniyet kuvvetleri ve sınır muhafızları dışında yaklş. 190 000 kişi) 5 zırhlı tümen, 8 motorize piyade tümeni, 1 havadan indirme tümeni, 1 sahil muhafaza tümenini kapsıyordu. Tankların hepsi hem karada, hem suda gider ve atom etkisine karşı korunmuştur. Ordunun karadan karaya füze ihtiyaçlarını Ruslar karşılar.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLLOCK (sir Frederick)
Tarih 02 Haziran 2009
POLLOCK (sir Frederick), ingiliz hukukçusu (Londra 1845-ay.y. 1937). Londra’da, sonra Oxford’da hukuk profesörlüğü yaptı.
Eserleri: Principles of Contract (Sözleşme İlkeleri) [1876]; Spinoza, his Life and Philosophy (Spinoza, Hayatı ve Felsefesi) [1880]; History of English Law (ingiliz Hukuk Tarihi) [1895, F. W. Maitland ile birlikte) v.b. Law Quarterly Review ve Law Reports dergilerini yönetti. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLOCK (sir Frederick) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNEL (Philippe)
Tarih 02 Haziran 2009
PİNEL (Philippe), fransız hekimi (Saint-Andre-d’Alayrac, Languedoc 1745 – Paris 1826). Akıl hastalıkları üzerinde çalıştı ve 1793′te Bicâtre hastahanesi başhekimliğine getirildi. Burada delilerin tedavisinde gerçek bir devrim yaptı; zincire vurma ve bütün öteki sert işlemlerin yerine, hastalara iyi ve yumuşak davranma usulünü uyguladı.
1795′te Salpetriere hastahanesine geçti. Başlıca eserleri: Nosographie Philosophique (Felsefî Nozografya), T rai t e Medico-philo-sophique sur VAlienation Mentole ou la Manie (Akıl Hastalıkları veya Saplantılarda Felsefî Hekimlik Bilgileri) [1801]. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNEL (Philippe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLEVOY (Nikolay Alekseyeviç)
Tarih 01 Haziran 2009
POLEVOY (Nikolay Alekseyeviç), rus yazarı ve tarihçisi (Irkutsk 1796 – Petersburg 1846). önce Alman felsefesi, sonra V. Cousin ile batı romantizminin etkisinde kaldı. 1825′te Moskovskiy Telgrafı (Moskova Telgrafı) kurdu, bu gazete 1834′te kapatıldı. Polevoy, gazetesindeki yazılarıyle Rusya’da edebî tenkidi başlattı.
Eserleri: İstoriya Russkogo Naroda (Rus Halkının Tarihi) [1829-1833]; «Rus Edebiyatı Denemeleri» (1839), «Bir Rus Askerinin Anlattıkları» (1834) adlı töre romanı, v.b. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLEVOY (Nikolay Alekseyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLEMON
Tarih 01 Haziran 2009
POLEMON, yunan filozofu (Atina M. ö. 340′a doğr. – 270). Rivayete göre, Polemon başı boş bir hayat sürerken, günün birinde eflatun’cu Ksenokrates’in konuştuğu bir toplantıya katılmış, sözlerinin etkisinde kalarak kendini felsefeye vermişti. 215′te, Ksenokrates’ten boşalan Akademi başkanlığına getirildi. Polemon’un öğrencileri arasında, geleceğin ünlü filozofları, Krates, Krantor, Zenon, Arkesilaos vardı. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLEMON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLLSBURY (Walter Bowers)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLLSBURY (Walter Bowers), amerikalı psikolog (Burlington, Iowa 1872-Ann Ar-bor, Michigan 1960). Oskaloosa’da (Towa) Pehn kolejinde okudu. 1892′de Nebraska üniversitesini bitirdi. 1896′da Cornell üniversitesinde felsefe doktorasını verdi. 1895 -1896 Arasında aynı üniversitede psikoloji asistanlığı yaptı. Daha sonra Michigan üniversitesine geçti. 1879-1900 Arasında öğretim üyesi, 1900-1905 arasında asistan, 1905 -1910 arasında felsefe doçenti ve psikoloji laboratuvarı yöneticisi, 1910′da profesör, 1929-1942 arasında da Psikoloji bölümü başkanı oldu. Başlıca eserleri: Attention (Dikkat) [1908]; Psychology of Reasoning (Mantık Psikolojisi) [1910]; Essentials of Psychology of Reasoning (Mantık Psikolojisinin Esasları) [1910]; Essentials of Psychology (Psikolojinin Esasları) [1911]; Fundamen-tals of Psychology (Psikolojinin Temelleri) [1916]; Psychology of Nationality and tnter-nationalism (Milliyetçilik Psikolojisi ve Beynelmilelcilik) [1919]; Education as the Psychologist Sees it (Psikolog Gözüyle Eğitim) [1925]; History of Psychology (Psikoloji Tarihi) [1929] ve Psychology of Memory (Hafıza Psikolojisi) [1938]. (m)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLLSBURY (Walter Bowers) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLLON (François)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLLON (François), fransız filozofu (Fontaines, Yonne 1830-Paris 1914). 1848 Devriminde, ateşli bir cumhuriyetçiydi. 2 Aralık 1851 hükümet darbesinden sonra Paris’e gitti, tıp okudu. 1858-1864 Arasında P. Larousse’un L’Ecole Normale’inde, 1865-1871 Arasında da Grand Dictionnaire Üniversel du XIX’ Siecle’de (XIX. yy. Evrensel Büyük Lügati) çalıştı. 1867′de Renouvier ile L’Annee Philosophiçue’i (Felsefe Yıllığı) kurdu. 1890′da Pillon, Renouvier ve Dauriac ile beraber L’Annee Philosophique’i yeniden yayımlamağa başladı. (L)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLLON (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİSSON (Jeanne Antoinette)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİSSON (Jeanne Antoinette). Bk. POM-PADOUR (marquise DE).
POİSSON (Nicolas Joseph), fransız oratorium rahibi (Paris 1637 – Lyon 1710). Oratorium tarikatına girdi (1660), papaz oldu (1663). Descartes felsefesine bağlandı ve filozofun Traite de la Mecanique et l’Abrege de Musique (Mekanik Ders Kitabı ve Genel Müzik Kitabı) [1668] adlı eserini bastırdı, yine Descartes’ın metodu üstüne bir açıklama (Commentaire sur la Metho-de) yayımladı (1671). [L]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİSSON (Jeanne Antoinette) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİNCARE (Henri)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİNCARE (Henri), fransız matematikçisi (Nancy 1854-Paris 1912). 1873′te Ecole Polytechnique’e birincilikle girdi, 1877′de maden mühendisi oldu, ertesi yıl Fen akademisine ilk çalışmasını sundu ve 1879′da aynı konuyu matematik doktora tezinde işledi. Bunun üzerine mühendisliği bıraktı ve Bayındırlık bakanlığı tarafından, Caen fen fakültesinde matematiksel analiz dersleri vermekle görevlendirildi (1879), sonra Sorbonne’a öğretim görevlisi olarak çağrıldı (1881). Sırasıyle fiziksel ve deneysel mekanik (1885), matematik fiziği ve ihtimaller hesabı (1886), sonra gök mekaniği kürsülerine getirildi; bunun yanı sıra 1883′ten. 1897′ye kadar Ecole Polytechnique’te analiz dersleri okuttu. 1887′de Fen Akademisi Geometri bölümüne kabul edildi, 1893′te Boylamlar dairesine üye oldu, 1908′de Fransız akademisine seçildi ve 1910′da maden ocakları genel müfettişliğine tayin edildi. 1889′da, eskiçağdaki bilim ve sanat koruyucularının yolunu tutarak, o güne kadar çözülemez gözüyle bakılan üç cisim problemi’ni bütün dünya matematikçileri arasında yarışma konusu yapan İsveç kralı Oskar II’nin koyduğu ödülü, dostu Paul Appell ile birlikte kazandı. Gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük bilim dehalarından biri sayılan Henri Poincare, özellikle matematik analizle, analitik mekanikle, gök mekaniğiyle, matematik fiziğiyle ve bilim felsefesiyle uğraştı.
Hayatını sayı ve uzay bilimine adamış en yüce insan tipini yaşatan Poincare, her şeyden önce bir matematikçi olduğunu bütün dünyaya ispatladı. Kelimenin tam anlamıyle bir mekanikçi, bir fizikçi ve bir astronom olmadığı halde, analizi büyük bir ustalık ve yetkinlikle rasyonel mekaniğe, fiziğe ve astronomiye uygulayarak bu bilim dallarına büyük ilerlemeler getirmesini bildi, ününe ün katan en büyük başarılarından biri, eliptik fonksiyonlara benzeyen, fakat cebirsel katsayılı çeşitli lineer diferansiyel denklemlerin integralini alma imkânı veren çok önemli bir analitik fonksiyonlar sınıfını bulmasıdır. Poincare bu fonksiyonlara, çalışmalarıyle kendisine ışık tutan alman matematikçisi Lazarus Fuchs’un adını verdi (Fuchs fonksiyonları). Bundan sonra, Klein grupları diye adlandırdığı, lineer ornatmalardan kurulmuş en genel süreksiz grupları inceledi. Abel fonksiyonları, Abel integrallerinin indirgenmesi ve ikikat integraller üstüne yazdığı pek çok inceleme, Poincare’nin başarılı eserler dizisini tamamlar. Aritmetik üstüne, sayıların formlarla gösterilişi, karmaşık sayılar, sürekli kesirler ve ikinci dereceden formlar üstüne notları da sayıca hayli kabarıktır. Cebirde, üçüncü dereceden üçlü ve dörtlü formlar, ayrıca sonlu basamaktan determinantlar konusunda ilgi çekici incelemeler verdi.
Analitik mekanikte en önemli çalışmalarından biri, dönme hareketi yapan bir akışkan kütlesinin dengesiyle ilgilidir, bu incelemeleri sırasında öne sürdüğü teori, sonradan birçok bulutsuda gözlemlenen biçimlerle doğrulandı, öte yandan, evrenin yaratılışıyle ilgili bütün bilgileri çok inandırıcı bir şekilde özetleyen Leçons Sur les Hypotheses Cosmogoniques (Kozmogoni Hipotezleri Üstüne Dersler) [1911] adlı eseri, gök mekaniğine büyük ilerlemeler kazandırdı. Matematik fiziğinde, bu konuyle ilgili bütün kısmî türevli denklemleri genel olarak inceledi. Esneklik, ısının yayılması, termomekanik gazların kinetik teorisi, optik ve elektrik üstüne pek çok inceleme yayımladı. Maxwell ve Lorentz teorilerini geliştirdikten sonra, elektrik salınımları, Hertz dalgalarının kırınımı ve telsiz telgraf üstüne sayısız eserleriyle, bu çok başarılı inceleme dizisini tamamladı, teorik hesaplarıyle, pratik alanda çalışanlara büyük yardımlarda bulundu. Son kitaplarında özellikle La Science et Hypothese (Bilim ve Hipotez) [1902], la Valeur de la Science (Bilimin Değeri) [1906], Science et Methode (Bilim ve Metot) [1909] adlı eserlerinde bilim felsefesine eğilmiştir.
1 500′den fazla inceleme yazısı bırakan, kendisinden önceki bilginlerin aklına bile gelmemiş problemleri çözen Henri Poincare, rasyonel bilimlerin bu gerçek dehası, matematik bilimlerin gelişme yolu üzerinde bir aşamanın temsilcisidir. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNCARE (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POHLENZ (Max)
Tarih 30 Mayıs 2009
POHLENZ (Max), alman filologu ve eskiçağ felsefesi tarihçisi (doğ. Hâhnchen, Cottbus, Brandenburg 1872 öl. ?). Göttingen üniversitesinde klasik filoloji profesörü oldu (1906-1933). Daha çok yunan kültürünü inceleyen Pohlenz, bu kültürü bütün yönleriyle ele aldı.
Başlıca eserleri: Die Griechische Tragödie (Yunan Trajedisi) [2 cilt, 1930]; Staatsgedanke und Staatslehre der Griechen (Yunanlılarda Devlet Fikri ve Devlet Doktrini) [1930]; Herodot (Herodotos) [1937]; Hippokrates (1938); Grundfragen der Stoischen Philosophie (Stoa Felsefesinin Temel Meseleleri) [1940]; Der Hellenische Mensch (Eski Yunan İnsanı) [1947]; Die Stoa (Stoa Felsefesi) [2 cilt, 1948]; Gestalten aus Hellas (Eski Yunanistan’dan Figürler) [1950]; Griechische Freiheit (Yunan Hürriyeti) [1955]. (M)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POHLENZ (Max) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCHON (Edouard)
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCHON (Edouard), fransız hekimi ve dibilimcisi (Sarcelles 1890-Paris 1940). Felsefe ve tıp dergilerinde birçok makale yayımladı; bu makalelerde sık sık dil meselelerine değindi. 1927′den 1950′ye kadar yayımlanan Essai de Grammaire de la Langue Française’de (Fransızca Gramer Denemesi) 1911′den itibaren amcası Jacques Damourette ile işbirliği yaptı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHON (Edouard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCAVET (François Joseph),
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCAVET (François Joseph), fransız bilgini ve filozofu (Petit-Fayt, Nord 1851-Paris 1921). Ecole der Hautes tudes’de, sonra da Sorbonne’da (1906) profesör oldu. Eserleri: Les tdeologues Français (Fransız İdeologları) [1890]; Histoire Generale et Comparee des Phüosophies Medievales (Ortaçağ Felsefelerinin Genel ve Karşılaştırmalı Tarihi) [1905]. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCAVET (François Joseph), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİAT (Clodius)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİAT (Clodius), fransız filozofu (Saint -Maurice – sur – Loire, Loire 1854 – Grezolles, Loire 1918). Katolik enstitüsü felsefe profesörlüğüne tayin edildi (1890).
Başlıca eserleri: La Morale Chretienne et la Moralite en France (Hıristiyan Ahlâkı ve Fransa’da Ahlâklılık) [1905]; La Morale du Bonheur (Mutluluk Ahlâkı) [1910]; İdees Directrices de la Morale Chretienne (Hıristiyan Ahlâkının Yönetici Fikirleri) [1917]. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAT (Clodius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Phânomenologie des Geistes
Tarih 28 Mayıs 2009
Phânomenologie des Geistes (Zihnin Fenomenolojisi). Hegel’in eseri (1806). önceleri, ontolojiye bir giriş olarak hazırlanan ve Hegel felsefesinin antropolojisi olan bu eser, gitgide mutlak Varlık bilgisine ulaşan insan bilincinin gelişmesini, birtakım tarihî örneklerden hareket ederek dile getirir. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Phânomenologie des Geistes hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHAİDROS
Tarih 27 Mayıs 2009
PHAİDROS, yunan filozofu (doğ. M.ö. 150′ye doğr.). Epikuros okulunun yönetiminde Zenon’un (Sidon’lu) yerine geçtiği sanılır. 88′den önce Phaidros’u Roma’da dinleyen Cicero, 79′da Atina’da onun derslerine devam etti. Peri Theon (Tanrılar Üstüne) adlı bir inceleme ona mal edildi. (L)
Phaidros, Eflatun’un bir diyalogu. Eserde, yalnız Sokrates ve Phaidros olmak üzere, iki kişi konuşur. Şölen’in (Symynosion) devamı olan Phaidros, güzelliği ve aşkı ele alır. Phaidros, Sokrates’e Lysias’ın aşk üstüne bir nutkunu okur. Sokrates, alaycı bir tarzda, genç adamın hayranlığına katılır, fakat sonra, nutku tenkit eder ve ona kendi istediği biçimi verir. Daha sonra, son derece güzel bir efsane biçiminde, aşk üstüne kendi fikirlerini ortaya koyar. Böylece, daha önceki bir hayatta, özleri gören ruh, bunların yansımalarını, yeryüzünde, güzel bedenlerle güzel ruhlarda yeniden bulur; bu sayede ruh, aşkın etkisiyle tanrısala doğru yükselir. Eserin ikinci kısmında, doğrunun bilgisine ve diyalektiğe dayanan bir belagat anlayışı sofistlerin belâgatiyle karşı karşıya getirilir. Phaidros, görüşlerin zenginliği.Tasvirlerin çekiciliği ve şiiriyle Eflatun’un en güzel diyaloglarından biridir. Yazarın aşk felsefesi öğretisi Şölen’de ortaya kenarı doktrine yaklaşır: aşkın diyalektiği Devletin konusu olan diyalektiğin öğretisiyle tamamlanacaktır. Bu üç büyük diyalog, Eflatun’un olgunluk dönemi (M.ö. 380′e doğr.) eserleridir. (-> Bibliyo.) [L]
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHAİDROS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHAİDON Elis’li
Tarih 27 Mayıs 2009
PHAİDON Elis’li, yunan filozofu (M.ö. 400). Soylu bir ailedendi. Esir düştü ve köle olarak, Atina’da Sokrates’in bir dostuna satıldı. Sokrates’in dinleyicileri arasında yer aldı, zindanda onun yanında kalarak ölümüne kadar hizmetinde bulundu. Eflatun, Sokrates’in son anlarını Phaidon’un ağzından nakleder. Elis’e yeniden dönen Phaidon, orada Megara okuluyle aynı çizgide bir felsefe okulu kurdu. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHAİDON Elis’li hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFLEİDERER (Edmund)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFLEİDERER (Edmund), alman filozofu (Stetten, Stutgart yakınları 1842-Tübingen 1902). 1873′te Kiel, 1878′de de Tübingen üniversitelerinde felsefe okuttu. Eserleri arasında, Leibniz und Geulinx (Leibniz ve Geulinx) [1884], Sokrates und Platon (Sokrates ve Eflatun) [1896] vardır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFLEİDERER (Edmund) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFAU (Ludwig)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFAU (Ludwig), alman siyaset adamı, yazan ve sanat tenkitçisi (Heilbronn 1821-Stuttgart 1894). Güney Almanya’daki demokratik harekete katıldı. 1852′de Paris’e gitti, orada kendini felsefeye ve sanat tenkitçiliğine verdi. 1865′te Almanya’ya dönünce, Stuttgartta, Stuttgart Gözlemcisi gazetesinin başına geçti, Prusya’ya ve Bismarck’a karşı şiddetle mücadeleye girişti. Başlıca eserleri: Gedichte (Şiirler) [1847]; Deutsche Sonnette auf das Jah. 1850 (1850 Yılı İçin Alman Soneleri) [1849]; Kunst und Kritik (Sanat ve Tenkit) [1888]; Politisches una Polemisches (Siyaset ve Polemik) [1895]. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFAU (Ludwig) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCON SALAŞ (Mariano)
Tarih 27 Mayıs 2009
PİCON SALAŞ (Mariano), venezuelalı yazar (Merida 1901-Caracas 1965). Caracas Edebiyat ve Felsefe fakültesini kurdu ve 1959-J963 arasında Unesco’da delege oldu. Sosyoloji ve tarih eserleri, denemeler, anlatılar (Viaje el Amanecer [Şafak Vakti Yolculuk], 1943; Regreso de Tres Mundos [Üç Dünyanın Kavşağında], 1959) yayımladı. (l)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCON SALAŞ (Mariano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCON (Gaftan)
Tarih 27 Mayıs 2009
PİCON (Gaftan), fransız tenkitçisi ve denemecisi (Bordeaux 1915). Felsefe okudu, birçok yabancı üniversitede (Beyrut, Floransa, Gand) edebiyat profesörlüğü yaptı. Sanat ve edebiyat müsteşarlığına tayin edildi (1959-1966). Başlıca eserleri: Andre Malraux (1945), Panorama de la Nouvelle Litterature Française (Yeni Fransız Edebiyatının Panoraması) [1949], introduetion â une Esthetique de la Litterature: l’Ecriva-in et Son Ombre (Bir Edebiyat Estetiğine Giriş: Yazar ve Gölgesi) [1953], Mercure de France (1964-1965) ve L’Ğphemere dergilerini (1966) yönetti. (l)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCON (Gaftan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCO DELLA MİRANDOLA (Giovanni)
Tarih 27 Mayıs 2009
PİCO DELLA MİRANDOLA (Giovanni), italyan düşünürü (Mirandola 1463-Floransa 1494). Kondotiyere Gian Francesco ile Tasso’nun teyzesi Jilia Boiardo’nun en küçük oğlu. öğrenimini Bolognada (1476), sonra İtalya ile Fransa’nın bellibaşlı üniversitelerinde yaptı. Zekâsı çok erken yaşta gelişti, efsaneleşmiş bir hafızaya sahipti, geniş bir kültür edindi. 1484′te, Floransa’-ya, Lorenzo de Medici’nin yanına yerleşti ve Marsilio Ficino’nun eflatun’cu akademisine devam etti. F. Mitridate ve Elia del Medigo ile beraber İbranîce ve Arapça öğrendi, kabala’ya merak sardı. Roma’da 1486′da, halk önünde savunmak istediği dokuz yüz tezi veya Conclusiones Philisophicae Cabalisticae et Theologicae’yi (Felsefe, Kabala ve İlahiyat Üstüne Tezler) yayımladı. Bütün medeniyetlerin felsefî, dinî ve ahlâkî gelenekleri üstüne derin bir bilgiye dayanan bu eser, Hıristiyanlığın daha önceki bütün düşünce biçimlerinin kavşak noktası olduğunu göstermek amacını güdüyordu. Bu cüretli görüş Roma Ruhanî meclisi tarafından mahkûm edildi. Dine saygısızlık suçuyle hakkında kovuşturma açılınca (1478), Pico Fransa’ya kaçtı ve üç hafta Vincennes kulesine hapsedildi (1488). Floransa’ya dönüşünde, Savonarola ile dost oldu ve onu derinden etkiledi. 1489′da Heptaplus’unu veya Tekvin’in başlangıcıyle ilgili yorumunu yayımladığı ve hususî astroloji konusundaki eserini tamamladığı sırada, sekreteri Cristoforo Di Casalmaggiore tarafından zehirlendi, ölümünden kısa süre önce dominiken tarikatına girmiş olan düşünürün latince eserleri yeğeni tarafından yayımlandı (1496); italyanca Sonetti inediti (Yayımlanmamış Soneler) ise ancak 1894′te basıldı. La Mirandola’nm eseri daha o çağda, inancı inkâr etmeksizin, insan aklını her türlü bilimin kaynağı olarak kabul eden bir hümanizma anlayışını dile getiriyordu. —Yeğeni GiovANNt francesco (Mirandola 1469 -ay.y. 1533), amcasının hayatını (Vita), Savonarola’nın hayatını, ilâhiyat-felsefe konusunda incelemeler ve Hymni Heroici’yi (Kahramanlık İlâhileri) [1507-1531] yazdı. (l)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCO DELLA MİRANDOLA (Giovanni) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETROSYAN (Tigran Vartanoviç)
Tarih 27 Mayıs 2009
PETROSYAN (Tigran Vartanoviç), sovyet satranç oyuncusu (Tiflis 1929). Erivan Pedagoji enstitüsünde felsefe okudu, iki defa S.S.C.B. satranç şampiyonu oldu; milletlerarası birçok’ turnuvayı kazandı (1959 -1961); 1963 ve 1966′da kendi yurttaşı Mihail Botvinnik’i yenerek dünya şampiyonu oldu. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETROSYAN (Tigran Vartanoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİÇ
Tarih 26 Mayıs 2009
PİÇ sıf. ve i. Birbiriyle evli olmayan ana ve babadan doğmuş (çocuk): — Nikâhlı nikâhsız… Hatta piç te olsa çocuğumu düşürmiyeceğim… Anladın mı? (H. E. Adıvar). Bayan hemen önledi: — Siz bilmezsiniz beyefendi! O ne soyu bozuk piçtir (B. Felek).
Her şeyin küçüğü ve nesline benzemeyeni.
— CEŞ DEY. Piç etmek. Tekiz. Çıkmaza sokmak, bozmak: Bu adam her şeye karışıyor, kendisinden başka söz söyleyene meydan vermiyor, konferansları kesiyor, her şeyi piç ediyordu (Ömer Seyfeddin).
Piç kurusu. Kaba. Daha çok küçük çocukları severken kullanılan söz.
Piç olmak. Tek7 iz. Bir işe yaramamak, bozulmak. Boşa gitmek.
— Bot. Bir ana bitkinin çevresinde yeniden beliren sürgün ve filizlere verilen ad.
♦ Piçlik i. Piç olma hali.
Kaba. Piç gibi davranma. (ML)
PİÇ i. (fars. piç). Esk. Kıvrım, büklüm.
Pîç-a-piç, kıvrım kıvrım, karmakarışık.
Pîç-ender-piç, dolaşık, karışık,
Pîç ü tâb, sıkıntı ve üzüntü: Ye’simizi dimağımızda topladık, zamanımızın felsefe-i piç ü tabına lâyık, acı bir üslûb aradık, bulduğumuza «dekadanlık» dediler (Cenab Sahabe d-din.) [M]
PİÇLEŞMEK dönşl. f. (piç’ten piç-le-ş-mek). Bozulmak, yozlaşmak. (M)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRONİJEVİÇ (Branislav)
Tarih 26 Mayıs 2009
PETRONİJEVİÇ (Branislav), sırp filozofu (doğ. Solvjak, Uba 1875). 1905′te Belgrad üniversitesinde ders vermeğe başladı. Çok yönlü ve kültürlüydü. Nazarî felsefe, psikoloji, bilimler tarihi ve felsefesi, matematik, paleontolojiyle ilgili eserler yazdı. (M)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRONİJEVİÇ (Branislav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRONE
Tarih 26 Mayıs 2009
PETRONE (İgino), italyan filozofu ve hukukçusu (Limosano, Molise 1870 – S. Giorgio, Cremano 1913). 1897-1900 Arasında Modena üniversitesinde hukuk felsefesi 1900′den ölümüne kadar da Napoli ünivers tesinde ahlâk felsefesi dersleri verdi, ilk çalışmalarında hukuk felsefesini, pozitivizm, sosyolojizm ve historizmin etkisinden kurtararak, bu felsefeye metafizik ilkeler getirmeğe çalıştı; fakat sonraları biçimsel hukuk felsefesi üstünde durunca, yen: oluşan idealizmin etkisinde kaldı ve vicdanda hukuk sezgisinin toplumsal değerim ortaya koydu. Ahlâk felsefesi alanında ise. Aristoteles nesnelciliğiyle Kant’ın biçimsel öznelciliğini bağdaştırmağa çalışırken, A. Rosmini felsefesinden fransız determinizmine kadar birçok akımın etkisinde kaldı. Başlıca eserleri: La Fase Recentissima della Filosofia del Diritto in Germania (Almanya’da Hukuk Felsefesinin ilk Evreleri i [1895]; LoStato Mercantile di Fichte e la Premessa Teorica del Socialismo (Fichte’nin Ticaret Devleti ve Sosyalizmin Nazari Öncüleri) [1904]; İl Diritto nel Mondo dello Spirito (Zihin Dünyasında Hukuk) [1910]: i Limiti del Determinismo Scientifico (Bilimsel Determinizmin Sınırları) [1910]; Etica (Ahlâk) [ölümünden sonra yayımlandı. 1917] ve çeşitli inceleme ve makalelerini biraraya toplayan Problemi del Mondo Morale Meditati da un idealista (Bir idealistin Kafasındaki Ahlâk Dünyası Meseleleri» [1905]. (M)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRONE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLOSOPHEMA
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLOSOPHEMA i. (yun. k.). Felsefe tezi. Aristoteles’te, bilimsel akılyürütme veya kimi zaman felsefe incelemesi. (L)
Philosophia Prima Sive Ontologia Methodo Scientîfica Pertractata (tik Felsefe veya Bilimsel Ontoloji Metodu), Wolff’un 1729′da yayımladığı eser; ontoloji veya ilk felsefe, varlığın varlık olarak bilimidir. Eser, iki bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde, genellikle, varlık kavramı, çelişme ve yeterli neden, öz ve varolma ilkeleri incelenir. İkinci bölümde ise, çeşitli metafizik gerçeklerle bunların uzay ve zaman, hareket, bitimli ve bitimsiz, nedenler ve belirtiler gibi kendi aralarındaki ilişkiler ele alınır. Wolff’un doktrini mutlak akılcılıktır. (L)
Philosophie de l’Art. Bk. sanat felsefesi.
Philosophy of the Active and Moral Powers (the) [Etkin ve Ahlâkî Yetilerin Felsefesi], Dugald Stewart’ın 1828′de yayımlanan son eseri. Yazar bu eserinde, insanın düşünce dünyasında ortaya çıkan etkin ilkelerle, insanı belli bir sona doğru kör ve içgüdüsel etkilerle sürükleyen ilkeleri kesin bir sınır çizgisiyle ayırmak ister. İçgüdüsel ilkeler arasında, iştahaları, istekleri ve sevgileri sayar. «Belirleyici ve aklî» ilkeler, kendini sevme ve «ahlâk yetisi»dir. Bu araştırma din, mutluluk bilimi ve ödev bilimi ile ilgili bölümlerle tamamlanır. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLOSOPHEMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLOPONOS (İoannes)
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLOPONOS (İoannes), yunan filozofu ve gramercisi (İskenderiye 490′a doğr. -566). Hıristiyan bir ailedendi. Philoponos gramer okuduktan sonra, 510′da Ammonios’un öğrencisi oldu. Yazılarından on sekizi günümüze ulaşmıştır, on dördü başka yazarlar aracılığıyle bilinir. 517′den itibaren hocasının Aristoteles felsefesi üstüne hazırladığı dersleri kaleme aldı. 529′da Atina Felsefe okulunun kapanışından sonra Kata Proklu Peri Aidioteios Kosmu (Kâinatın Ebedîliği Hakkında Proklos’a Karşı) adlı eserini yazdı. Kâinatın zaman içinde kuruluşunu ileri süren bu eser İskenderiye okulunun devamını sağladı. Philoponos, İskenderiye’nin mücadeleci hıristiyan düşünürlerindendi. 530′dan sonra kendini büsbütün ilahiyata adadı ve Hıristiyanlık yolunda en çok çaba gösteren kişilere verilen unvanla nitelendirildi. Friteizm (üç tanrılı din) okuttu ve eseri sapkınlık sayılarak mahkûm edildi. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLOPONOS (İoannes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLON Yahudi
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLON Yahudi, yahudi asıllı yunan filozofu (iskenderiye M.ö. 13′e doğr.- M.S. 54′e doğr.). Yahudi ve pagan çevrelerini geniş ölçüde etkileyen zengin bir burjuva ailesindendi; hem yunan, hem de ibranî kültürü aldı. İskenderiye yahudi topluluğunun özel temsilcisi olarak imparator Caligula’ya gönderilen Philon, ondan dindaşlarının imparator heykeline tapmaktan affedilmesini rica etti (40-41). Bazı dindaşlarının yunan felsefesi doktrinlerine kaymaları karşısında, onları atalarının geleneksel inanışlarına yaklaştırmak için bir savunma eseri kaleme aldı ve Tevrat ile helenizm arasında bir çelişki olmadığını kanıtlamağa çalıştı. Birçok eserinden bazıları günümüze kadar gelmiştir. Bunlar özellikle din, Yahudilik propagandası ve felsefe eserleridir. Ayrıca ermenice tercümelerinden ele geçmiş iki eseri daha vardır. Philon’un doktrini Tevrat ile Eflatun karışımı bir temele dayanır. Yeni-Eflatun’culuk ve Kilise Babaları üstünde etkili olmuştur. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLON Yahudi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLON Larissa’lı
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLON Larissa’lı,yunan filozofu (Larissa M.ö. 148-140′a doğr.-Roma 85-77′ye doğr.). Atina’da Klitomakhos’un öğrencisi oldu ve M.ö. 110′a doğru Yeni Akademi’de onun yerine geçti. Hocalığı sırasında bu felsefe okulunda Eflatun felsefesini yeniden hâkim kıldı. Mithridates savaşı sırasında Roma’ya sığındı. Cicero’nun üzerinde büyük etkisi oldu. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLON Larissa’lı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLODEMOS
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLODEMOS, Epikuros okuluna, bağlı yunan filozofu (Gadara, Lübnan M. ö. 110′a doğr. M.ö. 28′e doğr.). M.ö. 70′te Roma’ya gitti, özellikle epikuros’çuların toplandığı Napoli’de yaşadı. Cicero, onun derin bilgisini ve nezaketini över. Elimizde epigram tarzında 30 kadar şiiri ve birçok felsefe yazısı vardır. Bunlar Jül Sezar’ın kayınpederi L. Calpurnius Piso’nun Hercuanum harabelerinde bulunan kitaplığındadır. Eserleri Piso kendisi seçmişti. Epigramları yunan Antolojisindedir. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLODEMOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRARCA’CILIK
Tarih 25 Mayıs 2009
PETRARCA’CILIK i. {Petrarca’nın adından petrarca’cı ( Petrarca’cılık). Petrarca tarzının taklidi.
— ANSiKL. Daha XV. yy.ın sonunda Petrarca’nın Canzoniere’si (Şarkılar) Lorenzo de Medici’nin bilgiç sone’lerine ve Boiardo’nun Amorum Libti’sine (Aşk Kitabı) ilham kaynağı olmuştu. Devrin bütün aşk şiirlerinde Canzoniere’nın temaları bol bol kullanıldı. Ama Petrarca’cılık doruğuna ancak İtalya’da XVI. yy.ın başında ulaştı: en iyi temsilcisi Bembo idi. Asolani’lerinde, petrarca’cı aşkı Marsilio Ficino’nun yeni-eflatun’cu felsefesine dayandırdı. Bembo XVI. yy.da birçok italyan şairi (Tbaldes, Panfilo Sassi, Carites v.b.) tarafından taklit edildi, ispanya’da, bu yeni anlayış Garcilaso ile arkadaşı Boscan’ın eserleriyle tanındı; daha sonraki nesilde Luis de Leon, Francisco de la Torre, Gregorio Silvestre, Fernando de Herrera v.b. ile gelişen Petrarca’cılık son aşamasına Gongora ile ulaştı. Fransa’da Petraıca’yı ilk tanıtanlar Lyon’lu şairler topluluğudur: Mautice Sceye, Antoine Heroet ve Louise Labe aşkın bütün inceliklerini çözmeyi Petrarca’dan öğrendiler. Pleiade okulu da Perrarca’cılığın etkisinde kaldı: Ronsard’ın Amours’u (1552), Du Bellay’ın Olive’i (1549), Desportes, Sassi ve Cariteo gibi italyan petrarca’cılarından başka, Petrarca’yı örnek alan ispanyol yazarlarından da yararlandı.
Sir Thomas Wyatt, 1530-1540 arasında sone türünü ingiltere’de tanıttı, Surrey kontu da, Petrarca’nın laura’sını andıran hayalî sevgilisi Geraldine’e duyduğu aşkı anlatmak için bu türe baş vurdu; Petrarca’cılık Philip Sidney ve Edmund Spenser ile gelişti, Shakespeare ile de en olgun şeklini buldu. Petrarca’cılık, her şeyden önce, aşkın belirli bir biçimde ele alınmasıdır. Güzel ve ulaşılmaz bir kadına duyulan sevgi, sevinç ve acının çeşitli aşamalarından geçerek sonunda umutsuz ve zarif bir hüzünde karar kılar. Petrarca’nın eserinde Laura’nın ölümü, şairin aşkını son şehvet kalıntılarından da sıyırarak yüceleştirir. Laura artık bir dişi değil, şefaatine sığınılan bir melektir. Floransa okulunun Yeni-Eflatun’culu-ğu, idealar teorisiyle, bu mistisizmi felsefî bir öğretiye oturtmuştur. Şiirlerdeki temalar hep aynıdır: sevgilinin portresi, güzelliğinin, manevî niteliklerinin övülmesi, sevgilisini gören veya hayal eden âşığın geçirdiği fizik sarsıntılar, duyduğu heyecanlar, çektiği acılar, ormanlarda, kırlarda hayallere dalıp gitmeler.
Petrarca’cılık, bütün bunların yanı sıra ve öncelikle bir edebî sanatlar bütünüdür: alışılmadık ve birbirine bağlanan benzetmeler, ustaca ortaya atılan antitezler, yüceltmeler, kelime oyunları v.b. Bu aşırı incelik ve marifet gösterme merakı Petrarca taklitçilerinin eserlerini çoğu zaman bozmuştur. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRARCA’CILIK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETERS (Norbert)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETERS (Norbert), alman filologu ve kutsal kitap yorumcusu (Allendorf, Westfalen 1863 – Paderborn 1938). 1892′de Paderborn Felsefe ve ilahiyat enstitüsünde Eski Ahit üzerine dersler verdi ve bu konuda birçok eser yazdı; Das Buch Jesus Sirasch oder Ekklesiastikus (İsa Bin Sira’nın Kitabı veya Vaiz) [1913] Das Buch Job (Eyyub’un Kitabı) [1928]; Die Psalmen (Mezmurlar) [1930]. Ayrıca israil dini üstüne Die
Religion des Alten Testaments in Hır er Einzigarîigkeit Unter der Religionen des Alten Orients (Eski Doğu Dinleri Arasında Tek Oluşu Açısından Tevrat Dini) [1911]; Die Soziale Fürsorge im Alten Testament (Eski Ahitte Sosyal Dayanışma) [1936] adlı incelemeleri yayımladı. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETERS (Norbert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PESSOA (Fernando)
Tarih 23 Mayıs 2009
PESSOA (Fernando), portekizli şair (Lizbon 1888-ay.y. 1935). Çocukluğu ve gençliği Güney Afrika’da geçti; öğrenimini Capetown ve Durban’da yaptı. İlk şiirleri 1912′de A Aguia dergisinde çıktı. 1913′te ingilizce otuz beş sonesi yayımlandı. Teixeira de Pascoases’in etkisiyle, saudosista (özlemciler) topluluğuyle yakınlık kurdu, ama az süre sonra onlardan ayrılarak, Sa Carneiro ile Portekiz öncü edebiyat hareketini başlattı. 1914 yılı Pessoa’nın şiiri için önemli bir dönemeç oldu. Kendine üç yeni ad bularak (Alberto Caeiro, Ricardo Reis, Alvaro de Campos ve Pessoa) dört ayrı imza ile şiirler yayımlamağa başladı. Daha önemlisi, bu dört ayrı adla yazdığı şiirler, gerçekten dört ayrı şairinmiş gibi birbirinden farklıydı. Pessoa’nın sağlığında yayımladığı tek portekizce şiir kitabı Mensagem” dir (Mesaj) [1934]. öldükten sonra çok dağınık bir şekilde bulunan şiirleri derlenip, dokuz cilt halinde basıldı. Bunların içinde özellikle ilk beşi sayılabilir: Poesias de Fernando Pessoa (Fernando Pessoa’nın Şiirleri) [1942]; Poesias de Alvaro Campos (Alvaro Campos’un Şiirleri) [1944]; Poemas de Alberto Caiero (Alberto Caiero’nun Şiirleri) [1946]; Odas de Ricardo Reis (Ricardo Reis’in Odları) ve yeni baskısı 1945′te yapılan Mensagem. Denemeleri de öldükten sonra derlendi: Paginas de Estetica y de Teoria y Critica Literarias (Estetik ve Edebiyat Teorisi ve Tenkidi Hakkında Yazılar) [1967]; Paginas Intimas de Autointerpretacion (Kişinin Kendi Eserini Yorumlaması Üzerine özel Yazılar) [1966] ve Textos Filosoficos (Felsefe Metinleri) [1968]. (M)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESSOA (Fernando) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PESSİNA (Enrico)
Tarih 23 Mayıs 2009
PESSİNA (Enrico), italyan hukukçusu (Napoli 1828-ay.y. 1916). 1848 Devrim hareketine katıldı. Manuale di Diritto Costituzionale (Anayasa Hukuku Ders Kitabı) [1849] kitabında öne sürdüğü liberal düşünceler yüzünden bourbon polisinin takibine uğradı. Daha sonra, tutuklanarak 4 ay hapse ve iki yıl Ottaiano’da mecburî ikamete mahkûm edildi. 1860′ta, Napoli’deki Sardinya hükümeti temsilcileriyle kurduğu ilişki yüzünden yeniden tutuklandı, iki gün hapis yattıktan sonra Marsilya’ya kaçtı; Marsilya’dan da Livorno’ya sürüldü. Emilia diktatörü L.C. Farini’nin emriyle Bologna üniversitesinde hukuk profesörü oldu. Bourbon’ların düşmesinden sonra Napoli Ceza mahkemesi hâkimliğine, sonra da adalet genel sekreterliğine getirildi. Birçok defa milletvekili seçilerek parlamentoya girdi; senatör (1871′-den sonra), senato başkan yardımcısı (1889), B. Cairoli hükümetinde tarım, ticaret ve sanayi bakanı (1879), A. Depretis hükümetinde ise adalet bakanı (1885) oldu; 1914′te devlet bakanlığına getirildi. F. Carrara ile birlikte, klasik ceza hukukunun en önemli kişilerinden biri oldu ve bu ceza hukukuna Hegel felsefesinin etkisinde orijinal ve dengeli bir felsefî düşünce kazandırdı. Başlıca eserleri: Trattato di Penalitâ Generale Secondo la Legge delle Due Sicilie (İki-Sicilya Yasalarına, Göre Genel Ceza) [1859]; Elementi di Diritto Penale (Ceza Hukuku Unsurları) [3 cilt, 1865];
Naturalismo e le Scienze Giuridiche (Natüralizm ve Hukuk Bilimi) [1876]; La Scuola Storica Napoletane nella Scienza del Diritto (Hukuk Biliminde Tarihî Napoli Okulu) [1882]; Manuale del Diritto Penale İtaliano (İtalyan Ceza Hukuku Ders Kitabı) [3 cilt, 1893-1895]; Manuale del Diritto Pubblico Costituzionale (Anayasal Amme Hukuku Ders Kitabı) [1900]; La Crisi del Dritto Penale nell’Vltimo Trentennio del sec. XIX (XIX. yy.ın Son Otuz Yılında Görülen Ceza Hukuku Buhranı) [1906]; 11 Dritto Penale in İtalia da C. Beccaria Fino alla Promulgazione del Codice Vigente (C. Beccaria’dan Bugünkü Ceza Kanununa Kadar İtalya’da Ceza Hukuku) [1906]; ayrıca çeşitli yazıları (üç cilt, 1899) ve konferansları da (7 cilt 1914-1916) vardır. Enciclopedia del Diritto Penale 1taliano’nun (italyan Ceza Hukuku Ansiklopedisi) hazırlanmasında çalıştı. (M)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESSİNA (Enrico) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERSPEKTİFÇİ
Tarih 22 Mayıs 2009
PERSPEKTİFÇİ i. (perspektiften perspektif-çi). Eserlerinde perspektiften yararlanan ressam. (L)
PERSPEKTİVİZM i. (fr. perspectivisme’-den). Fels. Bütün bilgilerimizin genel dünya görüşümüze ilişkin ve hayatî ihtiyaçlarımıza uygun olduğunu, ama derin ve ferdî gerçekleri gözden kaybettirdiğini ileri Süren öğreti: Nietzsche’nin perspektivizmi, Bergson felsefesinin belli ölçüde öncüsüdür. (L)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSPEKTİFÇİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRY (Ralph Barton)
Tarih 21 Mayıs 2009
PERRY (Ralph Barton), ameıikalı felsefeci (Poultney, Vermont 1876-Cambridge, Massachusetts 1957) 1896′da Princeton üniversitesini bitirdi; daha sonra Harvard’da okudu. 1913-1946 Arasında Harvard’da felsefe okuttu. 1936′da The Thought and Character of William James (Wiliam James’in Düşüncesi ve Karakteri) [1935, iki cilt] adlı kitabiyle biyografi dalında Pulitzer ödülünü kazandı. Yeni gerçekçi felsefe akımına bağlı olan Perry, beş arkadaşıyle birlikte The New Realism (Yeni Gerçekçilik) [1912] adlı eserde salt idealizme karşı çıktı. Bu kitabı kendi eseri olan Preseni Philosophical Tendencies (Günümüzde Felsefe Eğilimleri) [1912] takip etti. Ahlâk ve değer konularında natüralist bir görüşe sahip olan Perry’-nin öbür eserleri: General Theöry of Value (Genel Değer Nazariyesi) [1926]; Realms of Value: A Critique of Human Civilization (Değer Alanları: insan Medeniyetinin Tenkidi) [1954], The Citizen Decides … (Yurttaş Karar Veriyor) [1951]. (M)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRY (Ralph Barton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRİER (Edmond)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERRİER (Edmond), fransız tabiat bilgini (Tulle 1844-Paris 1921). önce Ecole Normale Superieure’de okudu, sonra Tabiî Bilimler müzesinde profesör (1876) ve müdür oldu (1900). özellikle omurgasızlar ve zooloji felsefesi üstünde çalıştı. Bir dizi ilgi çekici eser yazdı: Colonies Animales et la Formation des Organismes (Hayvan Toplulukları ve Organizmaların Oluşumu) [1881]: La Philosophie Zoologique Avant D ar w in (Darwin’den önce Zooloji Felsefesi) [1884]; Traite Zoologiçue (Zooloji Ders Kitabı) [kardeşi Remy tarafından tamamlandı] v.b. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRİER (Edmond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEROJO (Jose DEL)
Tarih 19 Mayıs 2009
PEROJO (Jose DEL), küba asıllı ispanyol yazar ve siyasetçisi (Santiago de Cuba 1853- Madrid 1908). Heidelberg’de felsefe okudu, Kant’ın Kritik der Reinen Vernunft’unu (Salt Aklın Tenkidi) İspanyolca’ya çevirdi (1883). ispanya’da Kraus’çuluk akımına karşı Yeni Kant’çı görüşü savundu. 1875′te, Madrid’de, Ensayos sobre el Movimiento İntelectual en Alemania (Almanya’da Düşünce Hayatı Üstüne Denemeler) adlı bir incelemesi yayımlandı. «Revsita Contemporanea» dergisini kurdu ve 1879′a kadar yönetti. Bu derginin başyazarlığını Montoro ve Manuel de la Revilla ile paylaştı; Ensayos de Politica ColoniaVi (Sömürge Siyaseti Üstüne Denemeler) [1885] yayımladı. Liberal partiden milletvekili seçildi. A.B.D. tarafından Küba’ya uygulanan ticarî zorbalığa karşı çıktı, La Cuestion de Cuba’yı (Küba Meselesi) [1887] yazdı, öteki eserleri arasında Cuestiones Coloniales (Sömürge Meseleleri) [1883]; Comercio de Espana con las Republicas His-panoamericanas (İspanya’nın Latin Amerika Ülkeleriyle Ticarî İlişkileri) [1892]; Ensayos sobre Educacion (Eğitim Üstüne Denemeler) [1907] sayılabilir. (M)
19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEROJO (Jose DEL) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|