REŞAD PAŞA Kayazade

Tarih 29 Haziran 2009

REŞAD PAŞA Kayazade, türk devlet adamı (İstanbul 1844-ay.y. 1902). Yozgat mu­tasarrıfı Kayazade İskender Beyin oğlu.

Namık Kemal ve Ziya Paşa ile birleşerek Jön Türkler cemiyetine girdi. Bir süre son­ra Fransa’ya kaçtı. Birinci Meşrutiyetin ilâ­nından (1876) sonra Türkiye’ye döndü. Bazı idarî görevlerde bulundu. Rumeli beylerbeyi payesini aldı. Kudüs mutasarrıfı tayin edil­di (1889). Uzun süre orada kaldı; azledile­rek İstanbul’a geldi (1899). [M]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞAD PAŞA Kayazade hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Restorasyon

Tarih 29 Haziran 2009

Restorasyon, Avrupa tarihinde, Viyana kongresi (1815) ile 1830-1831 devrim olayları (Fransa’da temmuz devrimi, Belçika ve Po­lonya devrimleri, Orta italya’da 1831 şubat devrimleri) arasındaki döneme verilen genel ad.

Başlangıçta sadece Fransa için kulla­nılan bu terim, daha sonra eski rejimlere geçişi belirtmek için bütün Avrupa’ya uygulanmıştır. (Fakat bu geçiş tam anlamıyle eski rejimlerin ihyası demek değildi; devrim rejimlerinin getirdiği hukukî, idarî ve sosyal değişiklikler ve hesaba katılmıştı.) Resto­rasyon devri monarşilerinde soylu sınıfın ve ruhban sınıfının hukukî ayrıcalıkları kaldı­rılmış ve bazı yerlerde de meselâ Fransa’da bu rejim ingiltere tipinde anayasal bir re­jimin kurulmasına önayak olmuştur.

• Fransa’da Restorasyon. Birinci Resto­rasyon, Fransa’da Birinci imparatorluğun yıkılmasından sonra monarşinin Bourbon’lar lehine (Louis XVIII) yeniden kurulduğu dönem (6/24 nisan 1814-20 mart 1815). İmpa­ratorluk senatosu 6 nisan 1814′te «Louis Stanislas Xavier de France»ı tahta çağıran bir anayasayı kabul etti. 13 Mayıs 1814′te, hükümdar, geçici hükümetin üyeleri Du-pont, Malouet ve Louis, eski Bonaparte’çılardan Talleyrand ve Reugnot, kralcılar­dan Montesquiou, Ferrand, Dambray ve Blacas ile ilk hükümeti kurdu. Bu hükümet 30 mayıs 1814′te birinci Paris antlaşmasını imzalayarak Fransa’yı barışı kavuşturdu ve vaadedilmiş olan anayasayı hazırlayarak ay­nı yılın 4 haziranında çıkardı.

Krallığın yeniden kurulması herhangi bir olaya yol açmamış, imparatorluk döneminin devlet memurları yeni yönetimi tutmuştu. Devlette en başta gelen yeri almayı uman din adamları, ayrıcalıklarına ve mallarına kavuşmayı kuran soylular sınıfı, krallık yönetiminde mülkiyet hakkının ve huzurun teminatını gören burjuvazi, yeni kurulan yö­netimi destekliyordu. Ama kral, ihtilâl ve imparatorluk devirlerinin siyasî veya sosyal bakımlardan getirdiği yenilik ve kazançları kabul ettikçe bir eski devir kralı haline ge­liyordu.

Sonunda, Bassano dükü Maret, kraliçe Hortense, Drouet d’Erlon ve birçok subay tara­fından, Napolyon’un iktidara dönmesini sağlamak amacıyle bir komplo hazırlandı ve 1 mart 1815 günü Napolyon Frejus ya­kınlarında karaya çıktı. İlkin tehlikenin bü­yüklüğünü pek iyi anlayamamış olan Louis XVIII, 19 mart günü acele Tuileries sara­yından kaçmak zorunda kaldı ve 20 martta Lille’e, oradan da Gand’a geçti.

İkinci Restorasyon, Fransa’da Louis XVIII ile Charles X’un saltanatları sırasında yü­rürlükte olan siyasî rejimin adı (1815 -1830). İkinci Restorasyon, 18 haziran 1815′teki Waterloo yenilgisi ve Napol­yon’un Yüzgün’ün sonunda ikinci defa’ iş­başından ayrılması sonucunda kuruldu. Bundan dolayı, Bourbon’ların yeniden tah­ta dönüşü, Paris’e giren ve Fransa top­raklarında üç yıl kalan dört büyük müt­tefik devletin (İngiltere, Prusya, Avustur­ya ve Rusya) işgal bölgeleri kurmasıyle aynı zamana rastladı. Bu dört dev­let, Bourbon’ları ikinci defa tahta getir­mekte tereddüt ediyorlar, Yüzgün’ün on­ların beceriksizliğinden meydana geldiği­ne inanıyorlardı. Ama Birinci Restoras­yonun hatalarını kabul etmek akıllılığını göstermiş ve Napolyon’un en yakın yardımcılarının dışında herkesi salıvermeyi öngö­ren geniş bir genel af çıkarmayı vaadetmiş olan Louis XVIII, 8 temmuzda Paris’e dö­nerek kendini bütün Avrupa’ya kabul et­tirdi. Ne var ki, Yüzgün döneminin etki­siyle, milletlerarası durum eskisinden da­ha kötüydü.

Müttefikler 20 kasım 1815 gü­nü, Louis XVIII’e birincisinden daha ağır şartlar getiren ikinci Paris antlaşmasını im­zalattılar. Bu arada içerideki durum da hiç parlak değildi. Louis XVIII’in 16 eylül 1824 günü ölmesi üzerine yerine Charles X adiyle kardeşi Artois kontu geçti. Ama iç siyaset­teki çatışma ve çekişmelerin arkası kesilme­di. Bu duruma bir darbeyle son vermek is­teyen Charles X, 25 temmuz 1830 günü, meş­rutiyet yönetimini ve basın hürriyetini kal­dırdı. Paris halkı bu davranışa sert bir tepki gösterdi. Kralın kararını takip eden 27, 28 ve 29 temmuz günleri şehirde çıkan ayaklanma sonucunda Charles X tahtından indirildi.

• İtalya’da Restorasyon. Viyana kongresin­de kararlaştırılan sınırlar, Avusturya’nın hâ­kimiyetine imkân vermiş, dolayisiyle de bu hâkimiyet bağımsız ve birleşmiş bir italyan hükümetinin kurulmasına başlıca engel ol­muştu. İtalyan yarımadasında, Restorasyon gergin bir siyasî hava yaratmıştı; buna sebep çeşitli italyan devletlerinde iktidara karşı cephe alan muhafazakâr grupların yaptığı baskıydı. Bu yüzden siyaset ve kültür ala­nında hükümetler, çok sert tedbirler almak zorunda kalıyorlardı (Milano’da çıkan Con-ciliatore dergisinin kapatılması [1819]; İki Sicilya imparatoru Ferdinando I’in bakanı prens Canosa’nın siyasî faaliyetleri).

İktisat alanında ise hükümetler genellikle himaye­ci ve güdücü bir tutum benimsemişlerdi. Bu baskı siyaseti Napoli ve Piemonte’de pat­lak veren 1820-1821 ayaklanmalarından son­ra daha da artmış ve Restorasyon rejiminin ne kadar sınırlı bir temele dayandığını or­taya koymuştur. Bu arada, tek istisna ola­rak Toscana’da kurulan rejim gösterilebilir; büyük duka Lorena’lı Ferdinando IV ile bakanı V. Fossombroni ihtiyatlı ve dengeli birer siyasetçi olarak XVIII. yy.ın reformcu geleneklerini sürdürmüşler ve ülkenin fikir hareketlerini liberalizme doğru yönelten ölçülü ve toleranslı bir idare şekli kurabil­mişlerdi.

• ingiltere’de Restorasyon, ingiltere tari­hinde monarşinin yeniden kurulduğu ve kralın 1660′ta otoritesini yeniden sağla­dığı dönem. (Daha geniş anlamıyle bu ad 1660-1702 arasındaki döneme verilir.) Cromwell yönetimini izleyen uzun anarşi dö­neminden onra, Charles Stuart taraftarı «Pervasızlar» ile presbiteryenlerin koalisyo­nu sonucunda krallık yeniden kuruldu. Londra’da kral ilân edilen Charles II, vicdan hürriyetine saygı göstereceğini ve genel af çıkaracağını vaadettikten sonra Dover’e çıktı ve orada Monk tarafından karşılandı (1660).

Fakat halkın coşkunlukla karşıladığı kralın yeteneksizliği kısa zamanda büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Buna rağmen lord Clarendon’un yönetimi altında, Resto­rasyon sadece krallığın yeniden kurulmasıy­la kalmadı; parlamentonun ve anglikan ki­lisesinin gücünü kesinlikle ortaya koymağa ve soyluların eski yerlerini kazanmalarına imkân verdi. Clarendon, krala düzenli bir gelir sağladı.

Ayrıca, parlamento yeniden düzenlendi ve milletvekillerine başlangıçtaki görevleri iade edildi (Long Parlament, 1660). Korporasyon­lar kanunu, milletvekillerini Covenant’tan ve bazı durumlarda tebaanın, hükümdarları­na karşı kuvvete başvurma hakkı fikrinden vaz geçmek zorunda bıraktı. Ayrıca, bütün puriten eğilimleri ortadan kaldırıldı ve Common Prayer Book’u onaylamayan rahipler görevden uzaklaştırıldı. Restorasyondan sonra fikir ve sanat hare­ketleri büyük ölçüde gelişti ve bu dönem Büyük Britanya tarihinde bir dönüm nok­tası oldu. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Restorasyon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESTEFOND

Tarih 29 Haziran 2009

RESTEFOND, Fransa’da doruk, Alp dağ­larında (Basses-Alpes idare bölgesi), Barcelonnette’in doğu-güneydoğusunda; 2 798 m.

Restefond geçidinden (2 643 m), Ubaye ve Tinee vadilerini birleştiren bir karayolu geçer. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESTEFOND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESSAM

Tarih 29 Haziran 2009

RESSAM i. (ar. resm’den ressam). İşi re­sim yapmak olan kimse: Onlar romancının, ressamın uydurmaları… (R. N. Güntekin). Osman onu ileride bir çocuk resmi için hazırlanan, etrafını tetkik eden bir ressama benzetiyordu. (H. E. Adıvar).

Ressam değneği, ressamların fırça tutan ellerini da­yamak için kullandıkları, ucu deri veya ku­maş kaplı bir topuzla biten, hafif ağaçtan yapılmış değnek. Kitap ressamı, kitaplardaki resimleri çizen sanatçı.
Bk. ANSîKL.

— ANSİKL. Türkiye’de ressam’lar genellik­le, sanat faaliyetlerinin yoğunlaştığı üç bü­yük ilde (Ankara, İstanbul, İzmir) toplan­mıştır. Bu illerde çeşitli yerli ve yabancı sergiler düzenlenir. Ankara ve İstanbul’da, bir yıl içinde açılan resim sergilerin sayısı 100′ü aşar. Son yıllarda ikinci derecedeki bazı bü­yük illerde de galeriler açıldı. Ressamlar meslek formasyonlarını, sanat eğitimi yapan yüksekokullardan aldıkları gibi, yetenekle­rini geliştiren çalışmalarla da kazanmakta­dır.

Türkiye’de sanat eğitimi veren kuruluşlar, Devlet Güzel Sanatlar akademisi, eğitim enstitülerinin resim bölümleri, daha çok uy­gulamalı sanat kollarında faaliyet gösteren Tatbikî Güzel Sanatlar yüksekokuludur. Ressamların bir bölümü de, bu eğitim kuru­luşlarında öğretim görevlisi olarak çalışır­lar. Ortaöğretim okullarında resim öğretme­ni olarak görev yapan ressamlar da önemli bir grup meydana getirirler. Asıl mesleği olan ressamlığın dışında başka işlerden ge­çimini sağlayanların sayısı oldukça kabarık­tır. Türkiye’de hareketli bir resim piyasası bulunmadığı için ressamların tablolarını sa­tarak geçinmesi zordur. Yağlıboya resmin Türkiye’de ressamlarca benimsendiği ilk yıl­lardan itibaren, resmî ve yarı resmî kuruluş­lar ressamlara, eserlerini satın alarak mad­dî destek oldu.

1939′dan itibaren her yıl açılan «devlet resim ve heykel sergileri», res­samların eserlerinin ödüllerle değerlendiril­mesine ve satılmasına imkân verdi. Türki­ye’de ressamlar, 1908′den itibaren çeşitli ku­ruluşlarda biraraya geldiler. Bunların ilki 1908′de kurulan «Osmanlı Ressamlar cemiyetedir. Sonradan «Güzel Sanatlar birliği» olarak adını değiştiren bu kuruluşun, bir de yayın organı bulunuyordu. 1919′da kurulan «Türkiye Ressamlar cemiyeti», Galatasaray lisesi salonunda düzenlediği sergilerle ün kazandı. Bu cemiyet 1926′da dağıldı, önce­leri Etnografya müzesi ve Türkocağı salon­larında düzenlenmiş olan Güzel Sanatlar birliği sergileri geniş ilgiyle karşılanıyor ve resim satışları da sağlıyordu. 1928′de Avrupa’daki eğitimlerini tamamlayarak yurda dö­nen genç sanatçılar grubunun oluşturduğu Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar birli­ği ile 1933′te beş ressam ve bir heykeltıraş tarafından kurulan «D» grubu, 1940 yılında ilk sergilerini açan Yeniler veya Liman Ressamları grubu ilk ressam kuruşları ara­sındadır.

• Kitap ressamı. En eski resimli elyazması örneklerinden biri, Codex Vaticanus adı ve­rilen V. yy.dan kalma bir Vergilius’tur. Doğu’da olduğu kadar Batı’da da minyatürün kazandığı olağanüstü atılım bilinmektedir. XV. yy.da tahta kalıplarla basılan kitap re­simleri arasında Mirouer de la Redemption de l’umain lignaige (Lyon, 1478), Breydenbach’ın Seyahati (Mayence, 1486) sayıla­bilir. Daha sonra, 1488′de Paris Dua Kitap­larında bakır üzerine işlemeler ortaya çık­tı. O sıralarda adı en çok duyulmuş kitap ressamlarından biri parisli Pierre Le Rouge’du (La Mer des Histoires, 1488).

Ayrıca Fransa’da, Geoffroy Tory, Denis Janot, Mercure Jollat, Bernaıd Salomon (Küçük Bernard da denir), Jean Duvet, Pierre Woeiriot, Rene Boyvin, Rabel, Thomas de Leu sayılabilir. Aynı dönemde alman ve italyan basımevlerinde (özellikle Venedik’te) çok güzel resimli kitaplar yayımlanıyordu.
XVII. yy.da Fransa’da şu adlar önemlidir: çelik kalem alanında Leonard Gaultier, Crispin de Passe (Le Maneige royal, 1625), Valdo, Lasne; ofortta, Perelle’ler, Israel Sylvestre, Stefano della Bella, Abraham Bosse, Chauveau (Vergilius, 1649), Seb. Leelerc (Cl. Perrault’un Vitruve’ü, 1673), Le Pautre (Les Divertissements de Versailles [Versailles Eğlenceleri], 1676); XVIII. yy.da: Cocchin, Eisen, Larmessin, Tardieu, Gravelot (Decamerone, 1757), Moreau le Jeune (Benjamin de La Borde’un Chanson’u [Şarkı]), Marillier (Berquin’in Les İdylles’i [İdiller], 1775), Le Barbier, Monsiau; XIX.yy.da: Desenne, Duplessis-Berteaux, Tony Johannot (Notre-Dame de Paris), Gigoux, Celestin Nanteuil, Gavarni, Grandville (Un Autre Monde [Başka Bir Dünya], 1844), Gustave Dor6 (Dante’nin İnferno’su [Cehennem], 1861). XVIII. yy.da ortaya çıkan renkli gravürlerden son­ra XIX.yy.da taşbaskı tekniği doğdu ve özellikle ilk fotoğraf çoğaltma metotlarının bulunması (1847-1882) kitap resmi tek­niğini yavaş yavaş geliştirdi.

Günümüze kadar yetişen fransız gravürcüleri arasın­da şunlar sayılabilir: Daniel Vierge (L’Assommoir [Meyhane], 1878). Auguste Lepere, Rops, Steinlen, Louis Legrand, Chas -Laborde, Dignimont, Vertes, Boussingault, Sylvain Sauvage, Mariette Lydis, Daragnes, Laboureur, Gus Bofa, Pierre Falke, Luc-Albert Moreau, Dunoyer de Segonzac, Georg, Touchagues, Demeurisse, Clairin, Heuze, Brayer, Buffet. Kitap resmi yapan ressamların sayısı çoktur: Holbein (Les Simulacres de la Morı [ölümün Görüntüleri]), Dürer (Maximilien’in Le Livre de Prieres’i [Dualar Kita­bı]). Poussin (bir Vergilius, bir Horatius ve bir Kutsal Kitap kapağı süsü), Oudry (Les Fables [Masallar], 1755-1759), De Troy ve Lemoine (La Henriade, 1728), Boucher; XIX. yy.da Deveria, Delacroix (Faust, 1828), Lami, Manet (Ch. Cros’un Le Fleuve’ü [Irmak], 1874), Maurice De­niş (Les Fioretti, 1913).
Bonnard’ın hazır­ladığı Parallelement (Paralel Olarak) [1900] ve Daphnis et Chloe (Daphnis ve Chloe) [1902], Desvallieres’in Rolla’sı (1906), Picasso’nun Başkalaşımlar’ı, Gromaire’in, Beaudelaire’in Nesir Şiirler’i, Salvador Dali’nin Les Chants de Maldoror’u, Mattisse’in, Mallarme’nin Şiirler’i, Dufy’nin Tarascon’lu Tartarin’i (Tartarin de Tarascon), Derain’in Heroides’i (Heroides’ler); Rouault’nun, Suares’nin La Passion’u (Çile), Dunoyer de Segonzac’ın Les Croix de Bois’sı (Tahta Haçlar) ve Louise Hervieu, Vlaminck, Chagall, Van Dongen, Othon Friesz ile Derain’in eserleri gibi birçok «Ressam Kitabı»nın hazırlanmasında Ambroise Vollard’ın ve kitapseverler dernekle­rinin rolü büyük oldu. Bu arada, «heykel­tıraş kitapları» ile Rodin (Le Jardin des Supplices [işkenceler Bahçesi]), Maillol (Les Eglogues [Egloglar]), Bourdelle (Mo­zart Enfant [Çocuk Mozart]) ve Belmondo’yu da (Lucien de Samosate’ın Les Amours’u [Aşklar]) unutmamak gerekir. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESSAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİM veya RESM

Tarih 29 Haziran 2009

RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görü­len azizlerin resimlerine benzer bir hal al­dı (H. R. Gürpınar).

Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yap­mağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Günte­kin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çiz­me, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Re­sim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.

— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanı­lır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anla­mında kullanılır: Bir kere sevdaya tutul­maya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar eder­sen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.

— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.

— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsin­den bir para: Gümrük resmi. Belediye res­mi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. an­sikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlanan­ların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakıl­maları durumu. (Bk. ansikl.) ||

— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtıl­ması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memur­lar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olma­dığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapar­dı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kas­sam defteri vardı, ölenin terekesi kas­sam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, öle­nin cenaze masraflarıyle kassamın alaca­ğı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısme­tin kimler tarafından tahsil edileceğini dü­zenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, ha­demeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılar­dan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayin­lerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve sa­lâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrası­nı taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Res­mi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydet­tikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Ka­dıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlar­lardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe ara­sında değişirdi. Buna sicil akçesi de de­nirdi.)

— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tah­lif, devlet memurlarının işe başlarken ye­min töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat ye­mini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)

— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa alt­mış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değir­men vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürür­lükte olduğu dönemde ekili arazisi ol­mayan ve ticaretle uğraşan gayri müs­limlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.

Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba ben­nâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki ak­çeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tan­zimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işle­nebilecek arazi demekti.

Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tan­zimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bı­rakarak başka iş yapanlardan alınan ver­gi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve on­dan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıl­dı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alı­nırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adı­nı aldı.) || Resmi güvara, turfanda mey­ve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı ve­rilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.

Gayrimüs­limlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzi­mattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderler­di.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraat­tan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az ve­rimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tan­zimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi alm­amağa başlandı.)

— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giy­diği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hır­kayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şey­hinin huzuruna çıkınca giyer.)

— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yara­yan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geo­metrik resim, bir nesnenin geometrik oran­tılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belir­tildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vu­rulan veya suluboya ile renklendirilen re­sim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yara­yan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (ma­rangozluk, topografya v.b.) uygulanması.

|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. ala­rak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanma­dan yapılan ve bir nesneyi gerçekte oldu­ğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi mey­dana getiren bütün parçaların ölçüsünü ve­ren ve bu parçaların nasıl biraraya ge­tirileceklerini belirten resim. (Bu tür re­simde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösteri­lir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, ya­tay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit de­nir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli bir­takım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, maki­ne resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Tek­nik resim, sanayide, makine veya her çe­şit imalât parçasının tam ve hatasız ola­rak yapılabilmesi için, çizimi yapan mü­hendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlar­dan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)

— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim tes­ti, dört tane renkli resimden meydana ge­lir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki in­san görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördün­cü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, ba­zı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmekte­dir. Teste tabi tutulan denek, bu dört res­mi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorunda­dır. Denekten istenen şey, bu resimlere ba­karak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin ko­nusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.

Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, de­neğin anlattığı konuya karşı takındığı tav­rı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini biti­mi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliye­tini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.

— Folk. önceleri folklorun bir parçası sa­yılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okuma­mış veya az okumuş bir toplumun sanatı­dır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rast­lanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha faz­la ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapıl­mış olan bu resimler, ilkel bir özellik ta­şır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışın­da kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından de­nizler ve içinde gemiler görülür.

Halk re­simleri halk masallarına uygun, halkın an­layabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bun­ları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (ço­ğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resim­ler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.

1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gös­terir. Osmanlılar döneminde memurların git­tiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yan­sıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, En­ver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine ka­rışmış Namık Kemal, Fatih’in atını deni­ze sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in pala­bıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğ­raları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıy­dı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’­dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin de­veleri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süs­lerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine gö­re gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı ge­misi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda de­nizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tu­lumbacılar v.d.

Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.

2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hi­kâyeler olmak üzere tarihî ve dinî ko­nulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.

3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı var­lıklara yer verilmeyen Mekke, Medine re­simleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok say­fası resimlidir. Başta islâm inançlarını özet­leyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sı­rat, bunun altında cehennem, zakkum ağa­cı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar ha­linde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.

4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasak­ladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatı­nın en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şe­killer, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi bü­yü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiş­tir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli say­fası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tıl­sım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.

5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konular­dadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minare­lerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapıl­mış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.

6. Ya­zıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.

7. Cam altı re­simleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bun­lar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, ara­ları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de ola­ğanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parça­lanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk re­simlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.

8. Karagöz resimleri halk sanatının en zen­gin bölümünü meydana getirir. Oyuna baş­lamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bah­çeler perdeye konur. Buna göstermelik de­nir. Resimler saydamlaştırılmış deve deri­sine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.

— G. santl. Altamira veya Lascaux mağa­ralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanı­lan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resim­lerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı ma­visi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel bo­yayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılın­dan yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve in­ce alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resim­lere rastlanır.

Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar bir­biri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borç­ludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten fark­lıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kum­dan meydana gelen taze sıva üzerine yu­muşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek geniş­likte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, ku­rudukça hafifleyen çok ince renk armoni­leri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın de­rinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.

Freskte genellikle şu renk­ler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık si­yahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kul­lanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alış­kanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmış­tır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazır­lanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kul­lanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan bo­yalar genellikle eskislerde çok işe yarar.

Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim ya­pılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sa­kıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tu­val, kenevir tuvalden üstündür; daha ka­baca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.

Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, ka­rıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.

Birçok ressam, tablonun genel tonunu da­ha çabuk elde edecek şekilde önceden bo­yanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kola­lanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalı­şırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kul­lanırdı; resimlerin zamanla kararmış ol­ması bu yüzdendir.

Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulu­nur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çı­rakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yu­muşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntı­ları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir ya­na sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).

Bunlar bir boya çanağı için­de sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenme­den önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş ver­niğine başvurulur. Bu vernik, donuklukla­rı giderir, birkaç dakikada kurur, ama da­yanıklı değildir.

• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmış­tı. Romalılar da kral Attalos’un satın al­mak istediği bir tabloyu bu yoldan el­de ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler al­dı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak hal­ka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satı­şı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avus­turya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar ku­ruldu. O devirde belçikalı birçok res­sam yalnız ihracat için çalışıyordu.

Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin mer­kezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ti­caret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğ­ru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özel­likle anılmağa değer.

— Huk. Resim, idarenin gözetim ve de­netimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hiz­met dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerin­den, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluş­ları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hiz­metler dolayısıyle alındığından, hizmet­ler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alı­nan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: dam­ga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal res­mi, hayvan alım satım resmi, ilân res­mi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma res­mi, işgaliye resmi.

• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında da­ğınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiş­tir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuru­luşların da resim ve harçlardan muaf ol­duğunu belirten özel hükümler vardır. Me­selâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alın­mayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hu­kuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Ço­cuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.

XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emek­liye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhü­lislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışan­ların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağ­lı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafın­dan;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya da­ha fazla akçe gündelikle çalışanların res­mi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm res­mi kısmetleri ise kazasker kassamları tara­fından tahsil edilirdi.

— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çi­zimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, ka­rakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fır­ça, silgi v.b. kullanılır.

Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanması­nı sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, öl­çekler, güdülen amaca ve çizilecek nesne­lerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlık­lar tamamlanınca resim tüm ve doğru ola­rak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: ki­mi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resim­lerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ay­rıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.

Teknoloji alanında kullanılan resim tek­nikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizi­len resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür re­simlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tek­niğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genel­likle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gere­kir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazi­nin genel görünümünü verebilir, düzeç eğ­rileri veya taramalarla toprağın engebeleri­ni gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farkla­rından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uy­gun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sade­ce tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştır­malar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntü­sü üzerinden kalemle geçmektir; başka bir­takım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.

+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ren paktı

Tarih 29 Haziran 2009

Ren paktı, 16 ekim 1925′te Luzern’de im­zalanan sözleşme. Bu sözleşmeye göre, Al­manya, Belçika ve Fransa, Ren bölgesinde statu quo’yu İtalya ile İngiltere’nin garantisi altında muhafaza etmeyi taahhüt ediyordu. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren paktı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rethondes mütarekeleri

Tarih 29 Haziran 2009

Rethondes mütarekeleri, Rethondes ga­rının yakınında, Compiegne ormanında, bir demiryolu vagonunun içinde iki önemli mü­tareke imzalanmıştır.

Müttefikler ile Al­manlar arasında 1 ekim 1918′de imzalanan birinci mütareke ile Birinci Dünya savaşı fiilen sona ermiş oldu. Müttefiklerin yüce savaş konseyi tarafından 4 ekim günü Versailles’da kararlaştırılan mütareke şartları 8 ekimde Almanlara bildirildi. Mütareke Versailles antlaşmasının imzalanmasına (28 ha­ziran 1919) kadar yenilendi.

— 22 Hazi­ran 1940′ta imzalanan ikinci mütareke kısa bir savaştan sonra yenik düşen Fransa’­nın Almanya’ya başvurması üzerine yapıl­dı. Mareşal Petain 17 haziranda mütareke istemeğe karar vermişti. General Kuntziger’in başkanlığındaki fransız heyeti, 1918 mütarekesinin imzalandığı yerde bir tren vagonunda 21 haziran günü Hitler tarafından kabul edildi. Ateşkesme tarihi’ olarak da 25 haziran günü seçildi; bu geciktirmeye sebep daha önce Roma’nın yakınındaki İncisa ali Olgiata’da İtalya ile mütarekenin imzalanmasına imkân vermekti. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rethondes mütarekeleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENOİR (Jean)

Tarih 27 Haziran 2009

RENOİR (Jean), fransız filim yönetmeni (Paris 1894), Auguste Renoir’ın oğlu, Pier­re Renoir’ın kardeşi.

Bir süre seramikçilik yaptı. 1924′te yönetmenliğini Albert Dieu-donne’nin yaptığı Une Vie Sans Joie (Ne­şesiz Hayat) adlı filmin senaryosunu yazdı. Aynı yıl ilk filmini çevirdi: La Fille de l’Eau (Su Kızı). Bu tarihten sonra çeşitli türde filim çevirdi: Nana (1926); La Petite Marchande d’Altumettes (Kibritçi Kız) [1928]; La Chienne (Dişi Köpek) [1931]; La Nuit du Carrcfour (Yol Kavşağındaki G’ece) [1932]; Tonİ (1934); Le Crime de M. Lange (M. Lange’ın Cinayeti) [1935]; Ayaktakımı (Les Bas-Fonds) [1936]; Kır Gezintisi (Une Parti de Campagne) [1937] ve aynı yıl şahe­seri sayılan Harp Esirleri (La Grande İllusion); Hayvanlaşan İnsan (La Bâte Huma-in) [1938]; Karısı ve Âşığı (La Regle du Jeu) [1939].

İtalya’da başladığı Tosca’yı bitiremeden, 1940′ta Hollywood’a gitti. Ora­da çevirdiği filimlerin en iyisi The Souther-ner’dir (Güneyli Adam) [1945]. Hindistan’­da, Rüya Gibi Geçti (The River) [1951] ve italya’da Altın Araba (La Carrosse d’Or) [1952] adlı filimleri yönetti. Fransa’ya dön­dü ve orada French-Cancan (1955), Elena et Les Hommes (E1ena ve Erkekler) [1956], Kırda Kahvaltı (Le Dgjeuner sur l’Herbe) [1959], Le Caporal £pingle (1962), Dr. Cordelier’nin Vastveinamesi (Le Testament du Dr. Cordelier) [1963] adlı filimleri çekti. Eserlerinde, şekilden çok içgüdüye önem verir. Yerine göre gerçekçi, alaycı, şair ve yerici olduğu için onu herhangi bir akıma mal etmek güçtür. 1966′da sinemayı bir süre için bırakarak edebiyatla ilgilendi ve Les Cahiers du Capitaine Georges (Kaptan Ge­orges’un Hatıra Defteri) adlı eseri yayım­ladı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOİR (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENOİR (Auguste)

Tarih 27 Haziran 2009

RENOİR (Auguste), fransız ressamı (Limoges 1841-Cagnes-sur-Mer 1919). 1844′te Pa­ris’e yerleşmiş bir terzinin oğlu.

Daha ço­cukluğunda Louvre’a gidiyor ve özellikle heykel salonlarını geziyordu. On üç yaşında, Temple sokağında bir porselen süslemecisinin yanına çırak olarak girdi; sonra yelpaze­leri resimleyen bir atelyede çalıştı; büyük bir ustalıkla, XVIII. yy. taklidi resimler yaptı. Ressam olmağa karar verince, kazan­cından artırdığı paralarla Güzel Sanatlar okuluna yazıldı (1862). Gleyre’in atelyesinde Monet, Sisley ve Bazille ile tanıştı, Cezanne, Pissarro ve Guillaumin ile dost oldu. 1863′te Esmiralda adlı eseri Salon’a kabul edildi (Renoir sonradan bu tablosunu parçalamıştır). Aynı yıl, Reddedilmişler Salonunda sergilenen Manet’nin resimleri karşı­sında büyük bir hayranlık duydu.

Renoir ve arkadaşları, Corot’nun, Courbet’nin, Millet’nin resimlerini de beğeniyorlardı; izle­nimci anlayışa uygun olarak açık havada resim yapmak üzere Fontainebleau ormanı­na gittiler. Renoir burada, Chailly-en-Biere’de Diaz’ın öğütlerinden yararlandı. 1864 Salonuna kabul edilmemesine karşılık tablo­ları 1865 Salonunda sergilendi; sonra 1866′da yine geri çevrildi. Renoir, Manet’nin çev­resinde biraraya gelen ve akademiye karşı olan gençlerin buluştuğu Guerbois kahvesindeki akşam toplantılarına devam ediyordu.

İlk desteği, Manet le birlikte kendisini de atelyesinde barındıran Bazille’den gördü. 1867′de Frederic Bazille’in Portresi’ni (Lo-uvre) ve Courbet’nin Sen Kıyısında Genç Kadınlar adlı tablosunun etkisiyle Avcı Di-ana’yı yaptı ve bu eseri de Salon’a alınmadı. Buna karşılık Şemsiyeli Lise’i 1868′de kabul edildi. Bu resim, Duranty ile Castagnary’-nin ilgisini çekti. Zola, Renoir’ın konularını içinde yaşadığı çağdan almasını ve Sen kı­yısındaki Grenouilere’âe kayıkçıları ve suya girenleri açık havada gösteren aydınlık figürler yapmasını beğenerek Renoir’a «aktüaliteci» adını verdi. 1870′te Salon’a kabul edilen Pınarda Yıkanan Kadın ve Cezayirli Kadın adlı tablolarında Renoir’in Delacroix’ya artan hayranlığının izleri görülür.

Salon tarafından bir daha reddedilince, 1874′te, Ressam, Heykeltıraş, Mimar, Gravürcü ve Desenciler Anonim ortaklığının birinci sergisine katıldı. Bu dernek üyeleri kısa zamanda «izlenimci grup» adını aldı. Renoir’ın sergiye verdiği resimlerden, özel­likle La Loge (Courtauld koleksiyonu, Tate gallery) adlı tablosu anılmağa değer. Re­noir bu grupta, manzara resminden çok fi­gürle ilgilenenler arasında yer alıyor ve fır­çayı lekeler meydana getirecek biçimde sür­mekten çok, boyayı ince ve saydam taba­kalar halinde üst üste koyarak çalışıyordu.

1875′te Drouot konağında eserlerini satışa çıkarttı ama pek alıcı bulamadı. Bu başa­rısızlığına karşılık Victor Choquet ile Ge­orges Charpentier’den destek gördü. Bir ya­yınevi sahibi olan Charpentier’nin Grenelle sokağındaki salonu o devirde, Paris’in seçkin kişilerinin, Zola, Daudet ve Goncourt’ların çevresinde biraraya geldikleri yer­di. Marguerite Charpentier’nin koruduğu Renoir 1876′dan sonra düzenli olarak Sa­lon’a kabul edildi. Burada 1878′de Bayan Charpentier ve Çocuklarının Portresi (Met­ropolitan Museum, New York) tablosunu sergiledi.

Gortot sokağında kiraladığı bah­çede La Galette Değirmeni adlı tablosunu (Louvre) bu dönemde yaptı. 1876′da on beş tablosuyle izlenimci grubun ikinci sergisi­ne, sonra 1877 sergisine, son olarak da ara­larında Kayıkçıların Öğle Yemeği de (Phi­lips Memorial gallery, Washington) bulunan yirmi dört tablo ile 1882 sergisine katıldı. 1879′da Cezayire gitti; Paris’te doktor Gachet ile tanıştı; Chatou’da, Croissy’de, Sen kıyılarında resimler yaptı. 1881′de Aline Charigot ile evlendi.
Bir süre Guernesey’de oturdu. Sonra ital­ya’ya gitti (1882) ve bu gezisi sanatında yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Napoli müze­sinde Pompei resimlerini inceledi.

Paler­mo’da Richard Wagher’in Portresi’ni (Opera kütüphanesi, Paris) yaptı. Piero Della Francesca, Benozzo Gozzoli ve Raffaello’nun e-serleri karşısında bir öğrenci hayranlığına kapılarak «İzlenimciliğin sonuna kadar git­miştim; ama ne yağlıboya’yı, ne de desen yapmayı bilmediğimi anlıyorum» dedi. Cennini’nin Trattato della Pittura (Resim Üs­tüne İnceleme) adlı kitabını elinden düşürmüyordu. Bu kitabın 1911′deki fransızcasına yazdığı önsöz Renoir’ın tek teorik yazısıdır. Bundan sonra, aktüaliteci»liği bırakarak klasik bir ressam olmak istedi.
O zamana kadar eserlerinde yer almayan çıplak kadın artık başlıca tema’sı oldu; paletindeki renkleri azaltarak toprak boyalarını ve kobalt mavisini kullanmağa başladı, insan ve eşya­nın çevre çizgilerini daha belirgin hale ge­tirdi, daima açık havada resim yapmayı bı­raktı. Kısa süren bu dönemdeki şaheseri Suda Yıkanan Kadınlardır (1883-1885, Carroll S. Tyson koleksyonu, Philadelpiha).

Üslûbunun kesin biçimini alması için gerekli olan bu çetin ve azimli arayış döneminden sonra, mizacına da uygun gelen çekici konu­lara el attı; «tatlı ve hafif» resimler yap­mağa başladı. 1884′te La Rochelle’de, La Roche-Guyon’da, Varengeville’de, Essoyes da çalıştı; 1885′te İspanya’ya gitti; orada Velazquez’in tablolarını gördükten sonra bu ressamı Greco’dan da, Tiziano’dan da üs­tün buldu. Burant-Ruel sayesinde, Brüksel’­de, Londra’da, New-York’ta ilk büyük ba­şarılarını elde etti.

1888′de Martigues’e gi­derek Cezanne ile buluştu. Montmartre’a (Château des Brouillards) yerleştiği 1890 yı­lında «sedefli» denilen dönemi başlar; bu dönemde yaptığı resimlerde, şekillere belli belirsiz bir kabarıklık vermek için, uzun fır­ça darbeleriyle renkleri hafifçe birbirine karıştırıyordu. 1891′den itibaren her yıl Gü­ney Fransa’ya (Tamaris-sur-Mer, Cassis, Marsilya, Miramar, Nimes, Rhöne vadisi) gitmeğe başladı. Cagnes’da ağır bir romatiz­maya tutuldu (1899). Burada satın aldığı (1901) malikânesinden ancak her yaz Esso-yes’ya gitmek için ayrılıyordu. Essoyes, ka­rısının çocukluk arkadaşı Gabrielle Renard’ın memleketiydi. Bu kadın çocuklarına dadılık ettiği gibi evin idaresini de eline aldı; aynı zamanda, güzel ve dolgun vücuduyle Renoir’ın son yıllarındaki tablolarına (kır­mızı ve yaldızlı renklerin gittikçe hâkim olduğu dönem) modellik etti. Ambroise Vollard 1894′te Renoir’a maddî yönden destek oldu; ama sanatçı rahat bir hayata ancak 1907′de kavuşabildi.

1910′dan sonra Renoir ancak koltuk değneğiyle yürüyebiliyordu; 1912′de fırçasını başparmağı ile işaret par­mağı arasına bağlamak zorunda kaldı. 1914′te, eserleri daha o hayattayken Louvre mü­zesine alındı (isaacs de Camondo koleksi­yonu). Ayrıca 1918′de Mme Georges Charpentier’nin küçük portresi de aynı müze için devlet tarafından satın alındı. Auguste Guenot, Renoir’ın ölümsüzleştirdiği kadın tiplerine uygun düşen birkaç heykel yaptı. Bu eserlerini Renoir’ın desenlerini örnek alarak ve sanatçının nezaretinde çalışarak gerçekleştirdi. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOİR (Auguste) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENNES

Tarih 27 Haziran 2009

RENNES, Fransa’da İlle-et-Vilaine idare bölgesinin merkezi, Paris’e 361 km uzak­lıkta, Rennes havzası’nda, İlle ve Vilaine ır­maklarının kavşağında; 157 692 nüf. üni­versite. Millî Sağlık okulu.

Rennes bir çö­küntü bölgesindeki (Rennes havzası) tabiî yolların birbirine yaklaştığı yerde kuruldu. Havzanın verimli toprakları, Bretagne’ın ge­ri kalan kısmındaki daha verimsiz toprak­larla çelişir. Şehir 1720 yangınından sonra düzgün bir plana göre yeniden inşa edildi. Şehirde güzel anıtlar vardır; özellikle iç süs­lemeleri çok zengin olan, XIII. yy.dan kal­ma Adliye sarayı (eski Bretagne mahkeme­si), Thabor bahçenin yanında XIV. yy.dan kalma Notre-Dame kilisesi.

Klasik cepheli Saint-Pierre katedralinin yapımına 1787′de başlandı ve 1844′te tamamlandı. Vilaine ır­mağının sol kıyısında müzelerin toplandığı yapı yükselir, idarî ve adlî bir şehir olan Rennes aynı zamanda da bir fikir ve din merkezidir. Vilaine’in sol kıyısında tica­ret ve sanayi tesisleri de gelişmiştir; maki­ne yapımı, tarım makineleri, dokuma (kon­feksiyon, tuhafiyecilik) ve besin (bisküvi fabrikası) sanayii, marokencilik, ayakkabı yapımı, kâğıt fabrikası, mobilya yapımı v.b. Ayrıca Rennes yakınlarında büyük bir oto­mobil fabrikası kurulmuştur. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENNES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REN nehri

Tarih 27 Haziran 2009

REN nehri, alm. Rhein, hollanda dilinde Rijn, Batı Avrupa’da nehir, Alpler’de do­ğar ve Kuzey Denizi’ne dökülür; 1 298 km.

• Coğrafya. Ren’in yatağı geç bir tarihte yerleşti: Pliyosen çağın sonunda havzasının Alpler’de bulunan kısmındaki sular hâlâ Sundgau aracılığıyle Saöne ovalarına akı­yordu. Dördüncü zamanın başında bu sular Kuzey Denizi’ne yöneldi. Ren’in çok değişik bölgelerden geçmesi, rejimini ve nehirden yararlanma şekillerini etkiler. Ama çok es­ki çağlardan beri set çekilen ve düzeltilen çığırı, Avrupa’nın başlıca nehir yoludur. Konstanz gölüne kadar uzanan yukarı çığır’ı Alp semtlerinin örnek tipidir; ön Ren (Vorderrhein) ile Arka Ren’in (Hinterrhein) bir­leşmesiyle meydana gelir: suların yüksek dağlardan inmesi yağmur-kar tipinde bir beslenme sağlar; debinin en yüksek olduğu dönem yaz mevsimidir (hazirandaki debisi Konstanz gölüne girdiği yerde 524 m3/saniye, şubat ayında ise 71,2 m3/saniye).

Vadisi dördüncü zaman Ren buzulunda oyulmuş bir buzyalağıdır; dibi çakılla doludur ve eğimi diktir. Burası Graobonder boğazına giden, Ortaçağda çok kullanılan, bugün de özellikle turistlerin geçtiği büyük bir yoldur. Ayrıca önemi günden güne artan bir elekt­rik üretimi bölgesidir. Konstanz gölünden sonra Ren, jüra çağı kalkerleriyle oyulmuş oldukça dar bir vadiye girer (Schaffhousen’de Ren çağlayanı). Yağmur-kar tipindeki mahallî beslenmenin ilkbahara ve sonba­hara doğru ikinci derecede maksimumlara yol açması ve Konstanz gölünün etkisi, yaz mevsimindeki kesin debiyi değiştirmemekle beraber debileri büyük ölçüde düzenler. Basel’in yakınlığı isviçre ve Almanya tarafın­dan ortaklaşa işletilen bir hidroelektrik santralı kurulmasına yol açmıştır (Birsfalden, Rheinau, Reckingen) Burası isviçre elektro-kimyasının başlıca merkezlerinden bi­ridir.

Ren ve büyük kolu Aare’yi bu kesim­de sefere elverişli hale getirmek için bir proje hazırlanmıştır. Ren, Basel’de havzası­nın Alp kısmından (havzasının yüzölçümü­nün yüzde 22,5′i olmasına karşılık bu kısım suların yüzde 43′ünü [1 000 m3/saniyeden çok] sağlar) çıkarak hersinyen bölgeye gi­rer ve Dördüncü zamanda Alp ırmak-buzul çakıllarıyle örttüğü Alsace ve Baden çöküntü hendeğini takip eder; Würmiyen ça­ğından kalma tortullar verimsizdir ve ta­rım çok az gelişmiştir. Tabiî haliyle Ren. çökmekte olan bu bölgede eskiden birçok menderes çizerdi. XIX yy.ın ikinci yarısında Baden’li mühendis Tulla’nın planlarına gö­re sunî bir yatak açıldı (nehir bugün bent­ler arasına sıkışmıştır).

Sellerin yol açtığı zararların büyük kısmı önlendi; ama neh­rin kısaltılması, aşındırıcı gücünü artırdığından, alüvyonların örttüğü kalker damar­larının açığa çıkmasına yol açtı (İstem); çalışmaların başka bir sonucu olarak yeraltı örtüsünün göçmesi, tarım için çok tehlikeli bir olaydır. Almanlar direkler dikerek nehri Mannheim’a kadar sefere elverişli hale getirdiler. 1918′den sonra Fransa, Ren üze­rinde seferi önce Strasbourg’a, sonra da Aşağı İstein’ı kuşatan Kambs kanalının açılmasıyle Basel’e kadar ilerletti. Düzenlen­mekte olan Büyük Alsace kanalı, Reims’e modern bir suyolu eklemekte ve büyük ölçüde elektrik sağlamaktadır.

Bu kesimde Ren’in rejimi özellikle güney almanya su­larını getiren Neckar ve Main ile kavuş­tuğu yerlerin aşağısında önemli ölçüde de­ğişir. Bu nehirlerin kesinlikle yağmur-kar tipinde olan rejimi. Ren’in kış minimum­larını azaltır. Mannheim’dan sonraki dü­zenleme, daha kolay olduğundan, XIX. yy. sonundan itibaren gerçekleştirilmiştir. Bingen’in ötesinde Ren, çöküntü hendeğin­den çıkar ve «Kahramanlık gediği» yoluyle şistli Ren kütlesini aşmağa başlar: Dördün­cü zamanda da devam eden yükselme hare­ketinden daha eski olan bu gedik, kenarları çok dik vadidir, özellikle Loch’taki kuvarsit damarları, seferi uzun süre engelledi ve an­cak XIX. yy. sonunda yapılan çalışmalarla yarıldı. Alman romantik yazarlarını büyük ölçüde etkileyen bu güzel vâdi, bugün büyük bir turizm bölgesidir. Ren’in Koblenz’te al­dığı kolu Moselle, Main ve Neckar gibi, nehrin rejiminin alp özelliğini hafifletir. Köln’de, şistli Ren kütlesinden çıktığı yer­de, su kabarmaları daha yağındır. Kış mev­simindeki su azalmalarının yerini daha az ölçüde sonbahar azalmaları alır. Şartlar se­fere son derece elverişlidir: debi, suların al­çaklığı dönemde 1 120 m3/saniye, orta dönemde 1 750 M3/saniye, kabardığı dönemde 10 000 m3/saniye.

Irmak, Köln havzası çö­küntü hendeğinde biçimsiz taraçaların ve linyitli üçüncü zaman topraklarının ortasın­da büyük menderesler çizer. Hollanda sınırının biraz aşağısında, delta başlar: nehrin çığırı kollara ayrılır; kolla­rın çizdiği yollar bentler yapılmasından ön­ce çok değişmiştir: ijsel, Kampen yakınında eski Zuiderzee’ye ulaşır; Eski Ren, Utrecht ve Leyde’den geçer, hattâ bir.kolu Amsterdam’a varır; başlıca kolu Waal, Mouse’a kavuşmadan Biesboch’ta bir delta meydana getirir; Lek Rotterdam’a yönelir. Bütün bu bölgede X. yy.da başlanan bent yapımı sa­yesinde, sulanabilen ovaların balçıkları üze­rinde güzel polderler meydana getirilmiş ve nehir kollarının yatak değiştirmesi engel­lenerek tabiî şartlar tamamıyle değiştirilmiş­ti. Köln’ün aşağısında havzanın yüzde 15′ini temsil eden bir kısım, Ren’e sularının ancak yüzde 8′ini sağlar, bu yüzden rejim hiç de­ğişmez. Eğimin yumuşaklığı kabarmaları azaltarak rejimi düzenler.

• iktisadî rolü. Ren, Basel’den denize doğ­ru giden ilgi çekici bir ulaşım yoludur ve Ortaçağdan beri kıyılarındaki şehirlerin zenginleşmesine yol açmıştır. Nehrin ya­kınlığı, üzüm yetiştirmeyi ve şehirlere gön­derilen ekmeklik buğday tarımını geliştire­rek köylerin iktisadî gelişmesini bile etki­ledi. Nehrin iktisadî rolü, modern sanayi­nin gelişmesiyle daha da arttı. Ren üze­rinde sefer kolaylığı Ruhr’un canlanma­sında büyük rol oynadı ve bölgede kıyı şe­hirlerinin yararlandığı elverişli şartları sağ­ladı. Ren aynı zamanda da Ruhr kömür ve çeliğinin Güney Almanya’ya ve İsviçre’­ye doğru sevk edilmesine imkân verir ve kıyılarıyla kollarının kıyılarında yerleşen ima­lât sanayii merkezlerine ikmal yapar. Basel, nehir sayesinde, 5 milyon ton yük tra­fiğiyle İsviçre’nin başlıca pazarı haline gel­miştir. Strasbourg, 6 milyon tonla önemli bir limandır. Köln’ün aşağısında, Aşağı Ren 40 milyon ton trafikle dünyanın en işler nehirlerinden biridir. Ren üzerinde sefer, Versailles antlaşmasından beri mil­letlerarası bir rejime bağlıdır.

Başlıca önemli filolar, alman, hollanda, sonra da fransız, isviçre, ingiliz ve belçika filolarıdır. ikinci Dünya savaşı ertesinde yeniden düzenlenen Fransız parkı, tek bir konsor­siyumda toplandı. Nehrin düzenlenmesi, ren ticaret filosuna kendine has özellikler sağladı: 2 000 beygir kuvvetinde römorkör­ler ve yüklü ağırlığı 2 000 tonu geçen mav­nalar suların kabarık olduğu zamanlarda Strasbourg’a kadar çıkabilir. Moselle’in kanallaştırılmasıyle, nehrin 1 000 tonluk mavnaların girmesine elverişli hale getiril­mesi, bu sanayi bölgesinin denizden uzak olma sakıncasını azaltacaktır. 1966′da Emmerich’te alman-hollanda sınırında 88 Mt trafik kaydedilmiştir.

• Seyrüsefer talimatnamesi. Viyana kong­resi (1815), Ren üzerinde güvenliği sağla­makla görevli bir Ren Seyrüseferi Merkez kurulu meydana getirdi (merkezi Mainz’teydi); açık denize kadar sefer serbestliği­ni Hollanda’nın kabul etmemesi üzerine, bu kurul işlemez hale geldi. 1831′de Mainz ant­laşmasında ve 1868′de Mannheim antlaşma­sında Hollanda’nın hak iddialarının tanınmamasına karşılık Ren kıyısındaki devletlere tanındı. Versailles antlaşmasıyle (1919), Ren ile kıyısı olmayan devletler de Merkez ku­ruluna alındı ve kurula Mannheim kuru­lunda değişiklik yapma hakkı tanındı. Al­manya 14 kasımdan sonra Versailles ant­laşmasının nehirle ilgili maddelerini tanı­madığı için, Yeni Ren statüsü daha yaratıl­madan işe yaramaz hale geldi (4 mayıs 1936). 1945′te Merkez kurulu, Köln’den Strasbourg’a taşındı; Almanya, kurula 1950′de girdi. Nehir üstündeki idare ve gümrük kontrolünü hafifletmek için çeşitli tedbirler alındı. 1951′de Almanlarla Hol­landalılar arasındaki anlaşma Ren’in aşa­ğı kolunda milletlerarası trafiği daha da kolaylaştırdı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REN nehri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ren birliği

Tarih 27 Haziran 2009

Ren birliği, 1658′de Mazarin’in Almanya’­da ispanyol etkisini önlemek için kurduğu birlik.

Mazarin alman prenslerini bir ara­ya toplamak için Mainz seçicisi Johann Philipp von Schönborn’un çabalarını destekle­di. Böylece Mainz’te Vestfalya anlaşmala­rına uyulmasını öngören üç yıllık bir savun­ma antlaşması, üç dinî seçici, Hessen-Kassel ve İsveç kralı arasında Fransa’nın garan­tisiyle imzalandı. Bu birlik yenilenerek (1661 ve 1663) Pireneler’de barışın sağlanmasına büyük ölçüde katkıda bulundu ve Louis XIV’ü alman prenslerinin koruyucusu ve Rheinland’ın hâkimi durumuna getirdi. Bir­liğe Brandenbourg seçicisi de katıldı (1664); onu Danimarka, Saksonya ve Mecklemburg izledi.

Fransa’nın ileri sürdüğü isteklerin uyandırdığı korku yüzünden birlik yenilen­medi (1667) ve Johann Philipp von Schönborn sadece seçicilerle imparator arasında bir birlik kurmak istedi; ama Louis XIV, 1670′te önce Brandenburg seçicisi,. sonra da Bavyera seçicisiyle gizli bir antlaşma imzalayarak bu tasarıyı bozdu. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren birliği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Renault (REGİE NATİONALE DES USİNES)

Tarih 27 Haziran 2009

Renault (REGİE NATİONALE DES USİNES) [Renault Fabrikaları Millî rejisi]. 16 Ocak 1945 kararnamesiyle kurulmuş fransız tesi­si.

Bu kararnameyle, Marcel ve Louis Re­nault’nun kurduğu Renault fabrikaları mil­lileştirildi. Bu millileştirme, Louis Renault’nun özel mülkiyetindeki hisse senetleri­ne elkoyma ve işletmenin reji haline getiril­mesi yoluyle gerçekleştirildi. Tesisin faaliyet alanı, özel otomobil, kamyon ve traktör yapımından demiryolu ve denizcilik malze­mesi üretimine kadar uzanır (bu arada, özel çelik, boya ve tezgâh makine de yapılmak­tadır).

Renault fabrikalarının ana tesisi Billancourt’dadır. Rejinin, Fransa dışında çe­şitli sınaî ve ticarî kuruluşları vardır. Tür­kiye’de OYAK (Ordu Yardımlaşma kurumu) ile Yapı ve Kredi bankasının yer aldığı ortaklar grubuyle işbirliği yapılmıştır. Bursa’daki Oyak – Renault fabrikalarında 1971′den itibaren «.Renault 12» binek otomobili yapılmaktadır. 1972′de Statlon-Wagon ti­pinin yapımına başlanmıştır. (LM)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Renault (REGİE NATİONALE DES USİNES) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENARD (Georges)

Tarih 27 Haziran 2009

RENARD (Georges), fransız tarihçisi ve yazarı (Amillis Saine-et-Marne 1847-Paris 1930).

Paris komününe katıldı, İsviçre’ye sığındı. Sonra Fransa’ya döndü. Sırasıyle Monge okulunda, Conservatoire National des Arts et Metiers’de ders verdi. 1907′de College de France’ta Emek Tarihi kürsü­süne getirildi.

Başlıca eserleri: La Republi-que de 1848 (1848 Cumhuriyeti) [1906];
G-. Weulersse ile birlikte yazdığı Le Travail dans l’Europe Moderne (Çağdaş Avrupa’­da Emek) [1920]; Le Travail dans la Prehistoire (Tarihöncesinde Emek) [1928]. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENARD (Georges) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMORAY gölü

Tarih 27 Haziran 2009

REMORAY gölü, Fransa’da (Doubs) Jüra çağından kalma göl, yüksl. 851 m; uzunluğu 1 600 m. Taverne ırmağı aracılığıyle, Doubs’u akaçlayan Saint-Point gölüne ulaşır. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMORAY gölü hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMOİS

Tarih 27 Haziran 2009

REMOİS, Fransa’da Champagne’de bölge; tarihî bakımdan bugünkü Reims ve Epernay (Marne) idare çevrelerini içine alır.

Coğrafî bütünlüğü yoktur. Doğusu, üzerin­de İlede-France kıyılarından kopma bir­kaç tepe bulunan tebeşirli Champagne ovasında uzanır. (L)

REMOLİNİT i. (fr. remolinite). Miner. Eşanl. ATAKAMİT.

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMOİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMİREMONT

Tarih 27 Haziran 2009

REMİREMONT, Fransa’da Vosges idare bölgesinde (Epinal idare çevresi) kanton merkezi, güneydeki kumtaşlı Vosges dağla­rında, Meselle ırmağı kıyısında; 10 328 nüf.

iki yanı sütunlu geniş cadde. XVI.-XVIII. yy.da onarılan XIV. yy.dan kalma Saint-Pierre kilisesi. XVIII. yy.dan kalma manastır sarayı. Eski evler. Charlesde-Bruyere mü­zesi. Dokuma sanayii (Pamuk dokumacılığı, konfeksiyon, işlemecilik). Dökümhane; ma­kine yapımı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMİREMONT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REKÜPERASYON

Tarih 27 Haziran 2009

REKÜPERASYON i. (fr. recuperation ge­ri alma, yeniden toplama). Biyol. ve Tar. Reküperasyon kanunu, yaşama güçlüğü art­tığı zaman canlılarda üremenin arttığını gösteren biyoloji kanunu.

— ANSÎKL. Biyel. Reküperasyon kanunu. Eski tabiat bilginlerinin, özellikle Buffon ve Lamarck’ın öngördüğü bu kanun, ilk defa 1844′te A. Bordier tarafından öne sürüldü: «Bir hayvan veya bitki türü soğuk, kurak­lık, nemlilik, mikroplu hastalık, şiddetli kı­yım v.b. soyu tüketici bir sebeple karşı kar­şıya bulunduğu zaman, yaşayanların döl veriminde önemli dercede artış görülür; öy­le ki canlı varlık bununla eski miktarını dengede tutar».

Bu kanun bitkilere, hayvan­lara, hattâ insanlara uygulanabilir. Meselâ Otuzyıl savaşlarından sonra Almanya’daki, Bağımsızlık savaşlarından sonra diğer ülke­lerdeki, ihtilâl ve imparatorluk, 1870-1871, 1914 – 1918, 1939 – 1945 savaşlarından sonra Fransa’daki nüfus artışı bu kanunu doğru­layan olaylardır. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKÜPERASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REKLAM

Tarih 27 Haziran 2009

REKLAM i. (fr. reclame). Ticarî, sınaî v.b. bir kuruluşu tanıtmak veya herhangi bir malın satışını artırmak amacıyle kul­lanılan çeşitli yolların genel adı: Bu yazı­lar «Akbaba» için ayrı bir reklam olur, inan bana! (Y. Z. Ortaç).

Böylece tarihî bir hakikati reklam için tahrif etmiştik (A. H. Tanpınar). || Bu amaç için kulla­nılan yazı, resim, filim v.b.: Işıklı reklam. Gazeteye reklam göndermek. \\ Reklam bildirisi, reklamlar aracılığıyle herhangi bir şirketin bir ürün veya bir hizmetle ilgili olarak yaydığı haber. || Dolaysız reklam, seçilmiş adreslere reklam mesajları ulaştır­mak. (Bk. ansikl.) // Kolektif reklam, bir­çok kuruluş tarafından ortaklaşa gerçekleş­tirilen reklam faaliyeti. (Bk. ANSiKL.) // Satış yerinde reklam, satış yerinde, mağa­zada başvurulan reklam yollarının tümü. (Satış yerinde reklam, imalâtçı tarafından perakendecilere sağlanır; ücretsiz veya fa­turalı olabilir. Bunlar, küçük ilânlar, ban-dırollar, el ilânları [prospektüs, katalog], çıkartmalar, sabit veya hareketli takdim malzemesi, göstericiler v.b. şeklinde ola­bilir.

Satış yerinde işlenen konular ima­lâtçının genel reklam kampanyasında üs­tünde durduğu konuları yeniden ele alır. Bu reklam şekli, aynı zamanda, kendi şu­belerinde kendi adlarına faaliyet gösteren dağıtım zinciri firmalarının eseri de ola­bilir.)

— Ansikl. Reklam’cılıgın iktisadî görevi, ilgi uyandırarak ve istek yaratarak talebi teşvik etmektir. Demek ki reklamcılığın amacı satışları artırmaktır; bu sebeple de bir fikri yaymağa çalışan «propaganda»-dan ayrılır. Reklam kütle psikolojisine pa­ralel olarak gelişmiştir; bazı kuruluşlarda satış tekniklerinin yanı sıra reklamcılık da öğretilir. Modern reklamcılık, benzer ürün­ler (bu ürünlerin sadece bazıları, diğerleri arasındaki rekabeti bozarak piyasaları da­ha kusurlu hale getirir. Ürün talebini de­ğişikliğe uğratır ve böylece, üretimin doğ­rultusunda da değişikliğe yol açar. Ay­rıca işletmelerin toplaşmasını kolaylaştırır. İşletmeler, ortalama olarak, iş hacimleri­nin yüzde 5′i oranında bir reklam bütçesi­ne sahiptir. Ama bu yüzde, temel sanayi­ler (metalürji, kimya ve yakıtta yüzde 1′den, binde 1′e kadar) ile lüks eşya sana­yileri (lavantacılık, yüzde 25′ten yüzde 30′a kadar) arasında büyük farklar gösterir.

Reklam usullerinin her biri, aşırı bir uz­manlaşmanın konusu olan geliştirilmiş tek­niklerin uygulanmasını gerekli kılar. Bu teknikler büyük bir hızla gelişmektedir. Tekniklerin değerini ölçmek ve uygulanı­şını yönetmek amacıyle, karmaşık metot ve sistemler (pazar incelemeleri, sondaj yo­luyle anket, güdülenme anketleri, verimlilik testleri) gittikçe daha sık kullanılmaktadır. En fazla kullanılan reklam şekillerinde, bir ferdin veya fertler topluluğunun ha­rekete geçirilmesi söz konusu olduğu za­man reklam, fertlerin gösterdiği faaliyetin çeşitli dönemlerine dayanan bir dizi dav­ranış doğuracak şekilde hazırlanır ve ger­çekleştirilir. Ferdin bir davranışta bulu­nabilmesi için önce izleyeceği amaca dik­kat etmesi, bu amaca ulaştıracak araçla­rı bilmesi, ayrıca düşünmesi, karar vermesi ve nihayet harekete geçmesi gerekir.

Fert, amacı ve araçları hafıza gücünü kullanarak ele alır; ölçüp biçtikten sonra, edinmiş olduğu inanca dayanarak karar verir; ni­hayet, en az gayretle en fazla tatmini el­de edecek şekilde hareket eder ve harekete geçme zorunluğu ne kadar güçlüyse o öl­çüde hızla ve sağlam bir biçimde davra­nır. Bir reklam, kanıtlarını, yöneldiği kit­lelerin görüşü bakımından taşıdığı önem sırasına göre seçtiği ve az sayıda kanıt kullandığı; bu kanıtları zaman ve mekân­da bileştirilen araçlar yardımıyle değerlen­dirdiği ve tipik fertlerin meydana getirdi­ği büyük kütleler üstünde etki yapacak biçimde hazırladığı ve gerçekleştirdiği öl­çüde etkili olur.

Ürünlerin tüketimini veya hizmetlerin kul­lanımını genişletmeğe yarayan reklam, fi­yatların düşmesine, stok tedavülünün hız­lanmasına ve sermaye veriminin artmasına da yol açabilir. Sanayi bakımından geliş­miş toplumlarda reklamın rolü önemlidir. Reklam için yapılan masraflar millî geli­rin önemli bir bölümünü meydana getirir.

ülke 1964′te millî gelirin yüzdesi

A.B.D. 2,86
Federal Almanya 2,35
Büyük Britanya 2,13
İsveç 1,86
İsviçre 1,68
Hollanda 1,67
Belçika 0,98
Fransa 0,83
Türkiye 0,20

Reklam masraflarının çokluğu, genellikle tüketici için çalışan sanayilerin toplaşma derecesiyle orantılıdır. Ama reklamın top­laşma olayını desteklediği de düşünülebi­lir; çünkü ancak çok büyük çapta firma­ların etkili bir reklam bütçesi vardır. Reklam masraflarının tüketim maddeleri üstündeki yansımasının nispeten az olduğu söylenebilir: otomobil için yüzde 1 ilâ 2, besin maddelerinde yüzde 2 ilâ 4, elektrikli ev araçlarında yüzde 3 ilâ 5. Bununla bir­likte reklam giderleri, deterjanlar fiyatı­nın yüzde 10′una ve temizlik maddeleri ile parfümeri maddeleri fiyatlarının da yüzde 15′ine yakın bir bölümünü meydana ge­tirir.

• Reklamcılık işletmeleri. Bir reklamcılık işletmesi faaliyetini dört şekilde gerçekleş­tirebilir: kurumun danışmanlar kurulu, müşteriler için tamamen veya kısmen ince­lenmiş reklam kampanyalarının tasarlan­ması, işlenmesi ve gerçekleştirilmesi konu­sunda kısmî veya genel talimat verir; rek­lam görevlisi, müşterilerin adına ve hesa­bına, tamamen veya kısmen, her çeşit rek­lamın tasarlanmasını, gerçekleştirilmesini ve yaygınlaştırılmasını sağlar; dağıtımcı, müşteriler hesabına ve adına, reklam sipa­rişlerini ilgililere ulaştırır; serbest teknisyen, reklam tekniğinin belli bir alanında bir reklam kampanyasının gerçekleştiril­mesine yardım eder. «Profesyonel reklamcılar» denilen bu gruba, işletme içi rek­lam servisini yöneten reklam şeflerini de sokmak gerekir.

• Dolaysız reklam, kütle haberleşme araç­larını (basın, radyo, sinema) kullanan ge­nel reklamcılıktan farklıdır. Çünkü, do­laysız reklam, dikkatlerini belli bir ürün veya hizmete yönelten reklam açıklamaları sayesinde seçilen fertleri (özel kişiler veya sanayi tüketicileri) etkilemek amacını gü­der. Pullar, kuponlar, yarışma haberleri veya kataloglar dağıtmak yoluyle özel ki­şilere yönelmesine veya teşvik etmek, ko­lektif bir reklam kampanyasına katılmala­rını sağlamak ve yeni ürünlerin lanse edil­diğini bildirmek için dağıtımcılara veya donanım malları satmak için özel müşteri­lere hitap etmesine göre, dolaysız reklamın amaçları farklılık gösterir.

Mütecanis bir müşteri topluluğuna yöneltilen reklam açıklamaları, hitap ettikleri kimselere uy­gun bir üslûpla yazılır ve yine uygun kanıt­larla desteklenir. Bu açıklamalar, çeşitli biçimler içinde ve önceden incelenmiş a-ralıklarla tekrarlanabilir. Böylece, bu açık­lamaları yapan işletme ile dikkatini çek­mek istediği müşteriler arasında bir bağ kurulabilir. Dolaysız reklam, güç ve nazik bir iştir. Bu reklamı yürütmek için, işlet­menin özel listelerine, meslekî yıllıklara, resmî veya özel müesseselerin listelerine dayanılarak, adresleri titizlikle hazırlamak gerekir. Gönderilecek açıklamaların sayısını da tespit etmek zorunludur. Ayrıca, gön­derilen açıklamalarda değişiklikler ve çe­şitlemeler yapmak için hayal gücüne sa­hip olmak, ama aynı zamanda ihtiyatlı davranmak da şarttır. Çünkü, açıklamanın iyice anlaşılması ve kabul edilmesi gere­kir: açıklama ilgi çekici olabilir ama şa­şırtıcı olmamalıdır.

Dolaysız reklam, bütün işletmeler tarafın­dan kullanılabilir. Bununla birlikte, bu rek­lam çeşidi, çoğunlukla, iyice belirlenmiş tüketicilerle iş yapan ve sanayi ürünlerini veya özel kişileri ilgilendiren ürünleri sa­tan küçük veya orta işletmeler tarafından kullanılmaktadır. Dolaysız reklam bütün ülkelerde büyük bir gelişme göstermiştir ve bütün reklam harcamalarının aşağı yu­karı yüzde 10′unu meydana getirir.

• Kolektif reklam, bir üretim dalı veya bir mesleğin tümü tarafından gerçekleşti­rilir. Bu reklamın amacı, gerek bir ürünü başka bir ürüne (deriyi krepe, tereyağını margarine) karşı savunmak; gerek toplu gösteriler (otomobil salonu, yün derneği faaliyetleri v.b.) düzenleyerek veya öğretici nitelik taşıyan kampanyalar (banka ve sigorta servislerinin kullanılması v.b.) aracılığıyle bir ürünün tanınmasını ve yaygın­laşmasını sağlamaktır. Bu tür reklam, bir işletme ve müşterilerinden bazıları tarafın­dan kolektif olarak gerçekleştirilebilir. Bu durumda işletme, talepte bulunan müşte­riye, reklam amacıyle yapılmış klişelerini, filimlerini ve afişlerini verir. Bu araçlar müşterinin çalıştığı bölgede kullanılır ve hem üreticinin markasını hem de satıcının adını taşır.

• Türkiye’de basın reklâmları ilk defa (res­mî veya yarı resmî ilânlar sayılmazsa) 1860′tan sonra ortaya çıktı. Tercüman-ı Ah­valde, Ceride-i Havadis’te ve Tarik’ie çe­şitli malların (ilâç, elbise, züccaciye, çe­şitli âlet ve edavat) ilânları çıkardı. Bu dö­nemde, henüz bir reklam ajansı yoktu. Ab-dülharnid II devrinde, basına konan san­sür, gazete ilân ve reklamlarında da ken­dini gösterdi. Bu konuda ikinci Meşruti­yetten sonra, Türkiye’de kurulan (1909) ilk firma İlâncılık şirketi’ydi. Bu kuruluş uzun yıllar, ilânların gazetelere dağıtılması işini yürüttü. Batılı anlamda, reklam ajans­larının kuruluşu, İkinci Dünya savaşının sonlarına rastlar. Türkiye’de mallarını’ pazariayan yabancı şirketlerin reklama ver­dikleri önemi gören bazı yerli firmalar, reklamın satıştaki etkisini anlayarak bu alanda harcamalara başladı. 1943′te yarım milyon liıaya yakın ticarî reklam harca­ması yapılırken, 1950 başlarında bu mik­tar 3 milyon liraya yaklaştı, özellikle bankacılığın gelişmesiyle reklamlarda da bü­yük bir artış oldu.

Günlük tüketim sana­yiinin kurulması, yerli ve yabancı mallar arasında rekabetin kendini gösterdiği bir piyasanın meydana gelişiyle reklam har­camaları ve bu alanda artan ihtiyaca ce­vap verecek reklam ajanslarının sayılan art­tı. 1950 Yılma kadar, türk reklamcılığı ba­sın yoluyle gelişti. 1951 Yılında çıkan bir kararnameyle devlet radyoları da reklam al­mağa başladı. Radyo reklamcılığı çok kısa bir süre içinde gelişerek reklam harcama­larının büyük bir kısmını çekti. Filim relamcılığının başlaması da aynı tarihlere rastlar. Türkiye’de devlet televizyonunun sürekli yayınlara geçmesinden kısa bir za­man sonra (nisan 1972′den itibaren) tele­vizyon reklamları da başladı. Türkiye’de bugün, çeşitli konularda faaliyet gösteren 50 kadar reklam ajansı vardır. (LM)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKLAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REJİM

Tarih 27 Haziran 2009

REJİM i. (lat. regimen, yönetmek eylemi’nden fr. reğime). Yönetme, düzenleme tar­zı, düzen.

— Coğ. Akarsu debisinin geçirdiği deği­şikliklerin tümü. Bk. ANSİKL.
— Diyetetik. Rejim veya yemek rejimi, sağ­lığı korumak veya düzeltmek amacıyle uygulanan beslenme düzeni. (Bk. ANSiKL.) || Rejim yapmak, zayıflamak veya sağlık du­rumunu düzeltmek amacıyle yalnız dokto­run belirlediği yiyecekleri yemek.

— Fiz. Bir akışkanın, düzenleyici şartları göz önünde tutarak ifade edilen debisi.
— Huk. Belli bir konuya ilişkin kanunlar topluluğu. // Ceza infaz rejimi, hürriyeti önleyici veya kısıtlayıcı cezaların uygulan­masını düzenlemek amacıyle konmuş ku­rallar topluluğu. (Amacı, her şeyden önce mahkûmun ıslahıdır.) || idarî rejim, idarî işlem ve eylemlerin özel hukukun uygulanma alanı dışında tutulması ve bu faaliyet­leri denetleyecek makamların adlî merci­lerden tamamen ayrılması. (Bk. ANSiKL.) || Mal rejimi, karı kocanın mallarının hu­kukî statüsünü belirleyen kurallar toplu­luğu. (Bk. MAL rejimleri.)

— Meteorol. Yağış rejimi. Bk. YAĞMUR. || Sinoptik rejim, havanın, bütün bir dola­şım tipi süresince devam eden özellikleri­nin tümü. (İki çeşit sinoptik rejim vardır: antisiklon rejimi ve siklon rejimi. Tedirgin­lik akımlarının kaynağına göre, batı reji­mi, kuzeybatı rejimi, güney rejimi v.b. de­nir.)

— Ormanc. Orman rejimi, orman idaresin­ce ormanlara uygulanan kuralların tümü.
— Petr. Bir rafinaj tesisinin sürekli çalış­ma düzeni: Otomatik ayarlamalar sayesin­de tesis ünitelerinin çoğu, uzun süre gece ve gündüz rejimde kalabilir.
— Sağ. Sağlık rejimi, yabancı ülkelerde hüküm süren hastalıkların bir ülke veya bölgeye yayılmasını önlemek için alman tedbirlerin tümü.
— Siyasî kuruluşlar. Hükümet yapısı veya şekli: Cumhuriyet rejimi. Monarşi rejimi. Parlamenter rejim. Başkanlık rejimi.
— Sosyal mevzuat. Toprak rejimi, genel rejim, özel rejimler. Bk. Sosyal GÜVEN­LİK.

— Teknol. Bir makinenin normal durum­da çalışma şekli. || Bir motorun dönme hızı. || Maksimum rejim, bir motorun et­kin gücünü ortaya koyan rejim. (Sürtünen parçaların aşırı derecede ısınacağını göz önünde tutarak, ancak olağanüstü durum­larda kullanılmalıdır.) || Yüksek verim re­jimi, bir makinenin, bir motorun v.b., az bir tüketim ve önemsiz bir aşınma ile yük­sek bir verim sağlayabildiği rejim.

— Vergi huk. Gümrük rejimi, millî güm­rük sistemini karakterize eden tedbirlerin tümü. (İthal veya ihraç edilen malların tabi olacağı çeşitli hukukî ve idarî durum­ları tespit etmek üzere konulan hükümle­rin tümü. gümrük rejimidir. Belli muame­lelere veya belli bölgelere uygulanan özel gümrük rejimleri, umumî gümrük rejimi’nin karşıtıdır.)

— ANSİKL. Coğ. Irmak rejimleri mevsim­lere göre değişmelerinden, yani suyun bol­luğu veya azlığından çok, yıllık ortalama beslenmesindeki eşitsizliklerle nitelenir. Yıl­lık ortalama beslenme için bk. POTAMOLOJİ.

*Basit rejimler. Basit rejimlerin aylık or­talamalarında tek bir kabarma mevsimi ve tek bir alçalma mevsimi görülür; bu du­rum çoğunlukla akarsuyun yüksekliğinin tespiti için tek bir etkenin büyük ölçüde ağır basmasını ihtiva eder. Böylece, hav­zasının altıda biri veya daha fazlası buzlarla örtülü yüzeylerden meydana gelen ırmaklar, buzul rejimi’ne uyar; suyun kar halinde (daha sonra buz halinde) depo­lanması sonucunda en soğuk altı veya ye­di ay boyunca düşük debiler gözlemlenir; sıcak mevsim ortasında kar ve buz erime­si, temmuz ve ağustosta gözlemlenen top­lam azamî ortalamaya yol açar («ultra bu­zul» tipi); bu ortalama şubat, hattâ mart toplam minimum ortalamasının on beş -yüz katıdır.

Chamonix’te Arve, Yukarı Aar ve kolları, Alp Rhöne’u ve kolları bu tip ırmaklardır. Dağ kar rejimi’nde de (Yu­karı isere, Arc, Alp Ren’i v.b.) süreç ay­nıdır, ama yükseltinin daha az olması sayesinde suların alçalma dönemi biraz da­ha az uzun sürer ve beslenme daha faz­ladır; azamî ortalama haziranda başlar. Ova kar rejim’nde, S.S.C.B. ve Kanada’-da (Volga, Dnieper, Obi, Saint-Laurent’in kolları v.b.) yükseltilerin nispî tekdüzeli­ği erimenin daha erken ve çok daha hız­lı olmasına yol açar. Aylık en yüksek kat­sayı (enleme ve doymaya göre nisan veya mayısta) modüllerde ve kış alçak sularında alp rejimlerinden daha ağır basar, ikinci bir minimumun sebebi buharlaşmadır.

Okyanus yağmur rejimi’nde başlıca özellik (Sen, Orne, Meuse, Vienne, Aşağı Loire, Thames v.b.), tarihlerdeki ve en yüksek suların bolluğundaki düzensizliktir. Bunun­la beraber buharlaşma eşitsizliği yağış eşit­sizliğinden daha büyük rol oynar ve olduk­ça uzun yılları kapsayan gözlemler, toplam azamî ortalamanın ocak veya şubat ayla­rında olduğunu ortaya koyar. Musonlu ve­ya musonsuz saf tropikal yağmur rejimi’nin (Yukarı Nijer, Senegal, Mavi Nil, hin
distan ve birmanya akarsuları, Kızılnehir, Parana ve Güney Amerika’daki öbür ır­maklar) ise başlıca özelliği tersine yaz mevsimindeki kabarık suların düzenliliği­dir; bu düzenlilik kış mevsiminde yağış ol­mamasının veya çok az olmasının yol aç­tığı etiyajlarla çelişir.

• Karmaşık rejimler. Birçok mevsimlik rejim en az iki etkenin birbirini izleyen ve az çok karışık etkilerini taşır; bu et­kenlerin her biri sırasıyle bolluk ve az­lıktan sorumludur. Yükseltinin 2 000 – 2 500 m’yi bulduğu Kuzey Fransız ön Alpleri’nde (Fiers, Guiers, Bournes) karların eri­mesi ve yağmurların meydana getirdiği de­reler, kaynaklara doğru toplam önceliğin nisan veya mayıs ortalamasında olmasına yol açar; kar birikmesi kış ortasındaki top­lam ortalamaları net bir şekilde düşürür.

Düzensiz sonbahar yağışları kasım veya aralık ayında ikinci bir ortalama maksi­muma sebep olur; buharlaşma ağustos ve­ya eylülde ikinci bir minimuma yol açar (aşağı çığırlarda): bu rejime kar – yağmur rejimi denir. Güney Alpler’de yaz etiyajı kuvvetlenmeğe başlar; akdeniz iklimi ya­ğışlarının sonucu olan sonbahardaki ikinci kabarma, nisan-mayıs arasında yarı – kar maksimumuna yaklaşır. Kar geçiş rejimi’nde karmaşıklık biraz da­ha azdır: mayıs veya haziranda maksimum, kış ortasında kar birikmesinin sebep oldu­ğu bir minimum, sonbaharda hafif bir ikin­ci kabarma veya mevsim eşiği. Breda, Goffre, Arly (2 800 – 3 200 m arasındaki alp özelliğinde dağlar) ve Pireneler’de veya çı­kışlarında Yukarı Garonne, Yukarı Adour, Ariege bu rejime uyar. Akdeniz Alp bölgelerinde de Fanaro, Torino’da Po ve yukarı kolları, Ticino, Adda, Tagliamento v.b. kar geçiş rejimli ırmaklardır.

Bu rejimin karşıtı olan ve Jüralar’da (Ain, Yukarı Doubs, Orbe, Birse), Vosges dağlarında (Yukarı Moselle), Massif Central’da (Dordogne, Loire, Allier, Tarn, Yukarı Lot) rastlanan kar-yağmur rejimi özellikle yağmurların ve mevsimlik buharlaşma eşit­sizliklerinin etkisindedir. Bununla birlikte kar birikmesi, ocak ve şubat debilerini bi­raz azaltır; erime, nisan (kaynaklara doğ­ru) veya mart ortalamalarını biraz yüksel­tir. Akdeniz kesimlerinde (Ardeche, Herault, Gardons), düzensiz büyük kabarma­ların sonucu olan kasım ayı ortalama de­bileri mart-nisan aylarındaki ortalama debiden yüksektir.
Havzaları çeşitli bölgele­re yayılan ırmakların başlıca özelliği re­jimlerinin çok daha karmaşık olmasıdır; çünkü kollar veya kol grupları gerek yü­zey şekillerinin gerek iklimin etkisiyle ana ırmağa, çeşitli mevsimlik rejimlere bağlı sular getirir; bunun sonucu olarak ana ır­mağın rejimi de yukarı kesimden aşağı ke­sime büyük ölçüde değişebilir. Meselâ Rhone ve Ren ırmaklarının rejimleri kaynak­larında çok basittir: Rhöne buzul rejimine, Ren dağ kar rejimine bağlıdır. Alp kolları da benzer özellikler taşır. Ama Ren, Alpler’den çıkınca Basel’de kar-buzul özel­liklerini muhafaza etmekle beraber (Büyük Asalp göllerini geçişin önemli ölçüde azalt­tığı mevsim orlalamalaıı değişmeleri), he­men hemen yaz aylarındaki kadar yüksek soğuk mevsim kabarmalarının etkisinde kal­mağa başlar ve sonra ancak yağmur veya okyanus-yağmur rejiminde kollar alır.

Mo­selle ile birleşmesinden sonra aralık-mart debileri, daha az düzenli mayıs-haziran ka­barık sularına eşit olur ve Ruhr ile Lippe’-in aşağı kesiminde net bir şekilde bu de­bileri aşar. Rhöne ise temmuz ayı maksi­mum ortalamasıyle buzul özelliğini muha­faza eder, ama debiler kış mevsiminde nis­peten daha yüksek hale gelir. Sonra Saone kış debilerinin daha yüksek hale gel­mesine imkân verir.

Kar geçiş rejimine uyan isere’de ortalama üstünlük mayıs ve haziran aylarındaki erime debilerindedir; daha aşağı kesimde ilkbahar ortalamaları üstünlüğünü muhafaza eder, ama mayıs ve hazirandakine oranla nisan debisi gelişir; sonbahar kabarması yavaş yavaş olur. Nil’in rejiminin görünüşü çok basittir; Hartum’dan itibaren (Mavi Nil ile kavşak) tropi­kal yağmur tipindedir. Gerçekte ise, Ha­beşistan’daki yaz kabarık suları ve kış al­çak suları öyle şiddetlidir ki, yukarı hav­zadaki büyük göllerinde dengelediği ekva­tor tipinde hidrolojiyi tamamıyle maskeler.

— Diyetetik. Sağlıklı bir insanda rejim yi­yecek ihtiyacıyle orantılı olmalıdır; yiye­cek ihtiyacı ise yaşa, fizyolojik duruma, yaşama tarzına, bedenî etkinliğe göre de­ğişir. Meselâ bebekler, çocuklar, gençler, çalışmayan yetişkinler, ağır işçiler, ihti­yarlar, gebe kadınlar v.b. için ayrı re­jim uygulanabilir. Yemek rejiminde gün­lük tayin besin dengesi ve vitamin ihtiya­cından başka yemeklerin sayısı, bileşimi ve günde kaç öğün verileceği de önemlidir. Çeşitli ülkelerde uygulanan yemek rejim­lerinin çok değişik oluşu tarım kaynak­ları, mevsimler, etnik grupların dini ve gelenekleriyle ilgilidir; bu çeşitlilik insan­ların çok değişik yemek rejimleriyle ya­şayabileceğini gösterir, ama yemek reji­minin insanların davranışını ve ruhî duru­munu etkilediği, buna karşılık onların da yemek rejiminden etkilendiği bir gerçektir.

• Hastalıklara gelince, rejim, büyük öl­çüde koruyucu ve tedavi edici rol oynar. Her patolojik durum, hattâ her hasta için, özel bir rejim tespit etmek doğru olur; ye­mek rejimi verilecek yiyeceklerin cins ve miktarını gösterir; buna göre rejimler çe­şitlere ayrılır:
1. toplam kaloriyi sınırlandıran rejimler (pletora, şişmanlık, selülit kalp hastalık­ları);
2. bazı yiyecekleri sınırlandıran veya kal­dıran rejimler; meselâ madeni tuzlar (tuz­suz, potasyumsuz v.b. rejimler) [nefritler­de]; glüsitler (diyabetlilerde); lipitler (hiper kolesterolemi, arterioskleroz, hiperlipemi, karaciğer hastalıkları, asetonemi v.b. protitler (kanda azotun çoğaldığı durumlar [üremi] ve özellikle böbrek hastalıkları [bit­ki veya süt-bitki rejimleri]) duruma göre sınırlandırılır veya tamamen kaldırılır. Bir yiyecek grubunun yasaklanması toplam ka­loride bir sınırlandırmayı gerektirmiyoısa, izin verilen besinler artırılarak yasaklanan besinlerin eksikliği giderilir.
Bununla be­raber birkaç grubun birden yasaklandığı durumlar da sık görülür; bu gibi durum­larda çok karışık problemlerle karşılaşı­lır; meselâ, glüsitlerin azaltıldığı diyabet­lilerde eğer protein birikimi de varsa, protitlerin de azaltılması gerekir;

3. bazı yiyecek gruplarının artırılmasını ge­rektiren rejimler; meselâ madde kaybı hal­lerinde, bazı yaraların iyileştirilmesinde, karaciğer hastalıklarında protitleri artır­mak, çocuklarda görülen asetonemilerde glüsitleri artırmak gerekir;
4. aşırı beslenme rejimleri’nde ise hastaya normal ihtiyacının üstünde yiyecek verilir. Bu suretle dokuları onarmak, zayıflığı gi­dermek, su kaybını önlemek mümkün olur. (Sindirim bozukluğuna, çeşitli metaboliz­malarda ağır aksaklığa sebep olmamak için bütün bu rejimler çok iyi düzenlenmek ister.)

— Huk. idarî rejim. Devletin idarî faa­liyetlerini, bu faaliyetlere ilişkin işlem ve eylemleri iki türlü düzenlemek mümkün­dür. Bunlar, ya kişiler gibi ancak adlî mer­ciler aracılığıyle denetlenip, uygulanabile­cek ve özel hukuka tabi tutulacak, ya da kamu hukukuna tabi olacak ve alınacak kararların hüküm doğurması için, karşı ta­rafın rızası veya adlî mercilerin araya gir­mesi gerekmeyecektir. Türkiye, Fransa gi­bi idarî rejim veya icraî idare adı verilen ikinci şekli kabul etmiştir. İdarî rejim, devlet içinde idarî hizmet ve faaliyetle­rin bir bütün olarak İdare adını alan bir teşkilâta verilmesine dayanır.

Nitekim Türk anayasası, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ilkesini koymuştur. Bu bütünün, yürütme görevi içinde özel bir fonksiyonu, zabıta kuvvetlerinin merkezî­leşmesinden doğan ve devletin hizmetle­rinin çoğalmasıyle yaygınlaşarak kullanılan bir kamu kudreti vardır. Böylece idarî re­jimin uygulandığı ülkelerde, idare makam­ları, adlî merciler karşısında bir hareket serbestliğine sahip olur. İdare, gerekli ic­raî ve kesin kararları alarak, belli kural­lar çerçevesinde kendi araç ve personeliyle bunları gerçekleştirir.

Kamu hizmetlerinin aksamadan görülebilmesi, genel ihtiyaçla­rın karşılanması ancak bu suretle etkili bir şekilde karşılanabilmektedir. Bir kişi, bir alacağını ancak mahkeme yoluyle ve icra aracılığıyle tahsil etme imkânına sahipken, idare, kamu alacağı niteliğindeki alacak­larını doğrudan doğruya tahsil edebilir. Türk pozitif hukukunda idarî rejimin yer alması 1868 yılında Şûrayı Devlet’in kurulmasıyle mümkün olmuştur. Bunun se­bebi de Tanzimat döneminde birçok hu­kukî müessesenin Fransa’dan alınmasıdır. Bk. DANIŞTAY. (LM)

REJİSÖR i. (fr. râgisseur). Sine. ve Tiyat. Bk. YÖNETMEN.

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REJİM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rejans üslûbu

Tarih 27 Haziran 2009

Rejans üslûbu, Fransa kralı Louis XIV’ün ölümünden (1715) sonra Philippe d’Orleans ile başlayan Naiplik devrinde ortaya çıkan üslûp.

Robert de Cotte ile Germain Boffrand tarafından yaratılan ve mimarıy­le mobilyaya uygulanan bu üslûp, Louis XIV üslûbunun ağırbaşlılığıyle Louis XV üslûbunun fantezisi arasında bir geçiş sayılabilir. Rejans üslûbunun mimarî ve iç dekorasyonda en önemli temsilcileri G.M. Oppenordt ve F. A. Vasse’dir; mobilya­cılıkta ise, devrin en büyük marangozu sa­yılan Charles Cressent’in bronz kakmalı mobilyaları anılmağa değer.
Üslûbun özel­likleri, karınlı konsolların altıyle masa ku­şaklarının yay biçiminde profillendirilmesi, eğrilerin az oymalı olması v.b.dir. Çoban ve kır temalarını ön plana alan resimde en önemli sanatçı Watteau’dur. (M)

REJENERASYON i. (fr. regeneration). Biyol. Bk. YENİLENME.

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rejans üslûbu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rejans

Tarih 27 Haziran 2009

Rejans (fr. regence), Fransa’da, Louis XV’in rüştünü ispat edinceye kadar süren (1715-1723) ve Philippe d’Orleans’ın naip olarak hüküm sürdüğü döneme verilen ad. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rejans hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİTZENSTEİN (Sigismund VON)

Tarih 27 Haziran 2009

REİTZENSTEİN (Sigismund VON), alman siyaset adamı (Nemmersdorf, Bayreuth 1766 – Karlsruhe 1847).

Baden büyük düklüğünün hizmetine girdi (1788′den sonra). Fransa ile antlaşma yapılmasını savundu; 1802 antlaşmasıyle Baden’e yeni topraklar kazan­dırdı. Devlet bakanı oldu (1808); Baden’i, Napolyon’a karşı kurulan koalisyona sok­tu (1813) ve Viyana kongresinde Baden devletinin bütünlüğünü korumayı başardı.
1818′e kadar kongre temsilciliği görevinde kaldı, sonra büyük düklüğün Bakanlar ku­rulu başkanı oldu (1832-1842) ve liberal­leri tutmayan bir siyaset uyguladı. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİTZENSTEİN (Sigismund VON) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİNHARDT (Hans)

Tarih 27 Haziran 2009

REİNHARDT (Hans), alman generali (Bautzen 1887 – Münih 1963). Zırhlı birlikler uzmanıydı. Polonya’da (4. Zırhlı tümen, 1939), Fransa’da, Balkanlar’da ve Rusya’­da
(41. Zırhlı kolordu, 1940-1941) büyük zırhlı birlikleri yönetti.

1942′de bir zırhlı ordusunun başına getirildi. 1944-1945 Geri çekilmesi sırasında, mareşal Model’in ye­rine Merkez Orduları grubu kumandanı ol­du. 1945′te müttefiklere esir düştü. 1952′de serbest bırakıldı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNHARDT (Hans) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİNACH (Salomon)

Tarih 27 Haziran 2009

REİNACH (Salomon), fransız arkeoloji ve filoloji uzmanı (Saint-Germain-en-Laye, Pa­ris yakınları 1858 – Boulogne 1932), Joseph Reinach’ın kardeşi.

Yunanistan, Afrika ve Anadolu’da çeşitli arkeoloji heyetlerine ka­tıldı; Fransa’da birçok idarî görevde bu­lundu. Büyük bir eski klasik çağ uzmanı olan Reinach, Fransa’da bu tür çalışmala­ra bilginlerin dikkatini çekti, eski yunan ve doğu dinlerini karşılaştırmalı olarak in­celeme metodunu ortaya koydu.

İlgi çe­kici eserleri arasında, eskiçağ sanatının iko­nografi dökümlerinden başka, şunlar sa­yılabilir: Voyage Archeologique en Grece et en Asie Mineure (Yunanistan ve Ana­dolu’da Arkeolojik Gezi) [1888], Atlas Arc-heologiçue de la Tunisie (Tunus’un Arke­oloji Atlası) [1892], Apollo: Histoire Ge­nerale des Arts Plastiques (Apollo: Plas­tik Sanatlar Genel Tarihi) [1904], Repertoire des Peintures Grecgues et Romaines (Yunan ve Roma Resimleri Dökümü) [1922] v.b. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNACH (Salomon) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİMS

Tarih 27 Haziran 2009

REİMS, Fransa’da Marne idare bölgesin­de idare çevresi merkezi, Champagne’ın ku­zeyinde, İlede-France yamacı yakınların­da; 160 000 (banliyölerle birlikte
175 000′e yakın) nüf.

Üniversite. Dokumacılık (yün işçiliği) merkezi, Champagne şarapları ya­pımı, demircilik, elektrik malzemesi, maki­ne sanayii, camcılık v.b. önemli bir tica­ret merkezi.

• Tarih. Galyalı Remi’lerin başkenti olan eski Durocortorum şehri (bugün Reims), roma hâkimiyeti sırasında Gallia Belgica’nın merkezi oldu ve Belçika yolu üzerin­de önemli bir konak yeri haline geldi. 290′da bir piskoposluk merkeziydi. Aziz Remi’nin piskoposluğu sırasında Clovis, Hıristiyanlığı burada kabul etti; Fransa kral­ları, bu olaydan sonra bu şehirde taç giy­meğe başladılar; 1548′de bir üniversite ku­ruldu. Birinci ve İkinci Dünya savaşların­da şehir, bombardımanlardan büyük zarar gördü.

• Askerî tarih. Belçika ile Bourgogne ve Paris ile Lorraine arasındaki ulaşım yol­larının kavşak noktasında olan Reims he­men her devirde askerî açıdan önemli rol oynamıştır. 1 Eylül 1914′te Almanlar ta­rafından işgal edilen şehir, 13 eylülde Fran­sızlar tarafından geri alındı ve o tarihten itibaren Fransa sınırları içinde kalmakla beraber çeşitli savaşlara sahne oldu. Ge­neral Eisenhower ve müttefik genelkurmay başkanları, 7 mayıs 1945′te alman generali Jodl’un teslim olma teklifini burada ka­bul ettiler.

• Güzel sanatlar. Şehirde Roma devrin­den kalma birçok kalıntı vardır. Bunlar arasında «Mars kapısı» adı verilen bir za­fer takı ile bir amfiteatr sayılabilir. Reims’te Ortaçağdan kalma en eski kilise Saint-Remi’dir. Ayrıca, büyük bir kısmı XIII. yy.da yapılmış, ama birçok değişikliğe uğ­ramış ve Birinci Dünya savaşında çok za­rar görmüş olan Saint-Jacques kilisesini de anmak gerekir Şehrin katedrali ise, Ortaçağdan kalma en ilgi çekici binadır.

1211′de eski bir karolenj tapınağının ka­lıntıları üzerine inşa edilen bu katedralin yapımı ancak XIII. yy. sonuna doğru ta­mamlanabildi. Yapımında çalışan ustala­rın adları katedralin içindeki bir labirent­te yazılıdır: Jean d’Orbais, Bernard de Soissons ve ana cepheyi yapan Robert de Coucy. Çeşitli atelyelerde yapılmış olan ve katedralin dış kısmını süsleyen heykel grupları (Tebşir, Meryem’in Ziyareti, Mer­yem’in Kiliseye Takdim Yortusu; Gülüm­seyen Melek, Havva, «Philippe Auguste» adlı kral) gotik fransız sanatının en güzel örneklerindendir. Koro yerinin vitrayları XIII. yy.dan kalmadır. Reims, müzelerinin zenginliği bakımından da önemli bir şehir­dir. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİMS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİLLE (Honore Charles, — kontu)

Tarih 27 Haziran 2009

REİLLE (Honore Charles, — kontu), Fran­sa mareşali (Antibes 1775-Paris 1860). 1803′te general, 1807′de imparatorun yaveri, 1808′de Toscana komiseri ve kont oldu.

Wagram’da yararlık gösterdi ve Bernadotte’u gözaltında tutmak üzere Anvers’e gön­derildi (ağustos-kasım 1809). 1810′da Navarra, 1812′de Aragon valisi oldu. Portekiz ordusunun başına getirildi (kasım 1812). Da­ha sonra Soult’un emrine geçti ve Vittoria’da başarı kazandı
(haziran 1813), Waterloo’da bir piyade kolordusuna kumanda etti.

1819′da Fransa Yüksek meclis üyesi, 1820′de Kral meclis üyesi oldu, Louis-Philippe tarafından mareşalliğe yükseltildi (1847). 1851 Hükümet darbesine katıldı ve 1852′de senatör oldu. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİLLE (Honore Charles, — kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENEE DE FRANCE

Tarih 27 Haziran 2009

RENEE DE FRANCE (Blois 1510 – Montargis 1575′e doğr.), Ferrara düşesi (1534-1559). Louis XII ile Anne de Bretagne’ın ikinci kızıdır.

Aralarında geleceğin Kari V’i [mart 1515'te] ile ingiltere kralı Henry VIII’in de bulunduğu birçok prensle ni­şanlandı ve sonunda Ferrara dükü (1528) Alfonso I’in oğlu ve ondan sonra tahta geçen mirasçısı (1534) Ercole II d’Este ile evlendi, italya’nın en parlak saray top­luluklarından biri onun çevresinde toplan­mıştı. Fransa’da dostluk kurduğu Marguerite de Navarre sayesinde Lefevre d’Etaples’in öğrencisi olan Renee, Ferrara’da ken­disine Reform’u benimseten yazar ve asil­leri toplantılarına kabul ediyordu.

Papa­nın müdahalesinden korkan kocası, Protes­tanları Ferrara’dan kovdu (1550); ayrıca Henri II’ye başvurdu. Bunun üzerine Hen­ri II, Fransa’daki engizisyon şefi Ory’yi ona yolladı. Ory, daha 1540′ta bazı kutsal törenleri reddetmiş olan düşesin mahkûm edilip tutuklanmasını sağladı (1554); ayrı­ca düşesin dostları da sürgün edildi (1554). Az sonra serbest bırakılan Renee, din sapkınlarıyle yeniden ilişki kurdu; din sap­kınlığından vaz geçeceğine dair kendisine yemin verdiği Ferrara dukasının ölümü (1559) üzerine oğlu Alfonso II’nin düşmanlığından kurtulmak için Fransa’ya döndü (1560). Montargis’ye çekildi. Din savaşları sırasında Protestanları destekledi. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENEE DE FRANCE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENE II

Tarih 27 Haziran 2009

RENE II (1451 – Fains 1508), Lorraine (1473-1508) ve Bar (1480-1508) dükü, Ferry II de Lorraine ile Rene I’in kızı Yolande d’Anjou’nun oğlu.

Kuzeni Nicolas’nın (1473) yerine geçti. Yiğit Charles, Rene II’nin eyaletlerini istilâ etti ve tahkimli yerleri teslim alarak Lorraine’den geçiş hakkı el­de etti (Nancy antlaşması, 15 ekim 1473). Bunun üzerine Rene, Konstanz birliğine katıldı (ağustos 1474) ve Alsace şehirle­riyle İsviçre kantonlarının yardımı sayesin­de, geçici olarak Yiğit Charles’a bıraktığı Nancy’yi (1475-1476) kuşattı. Yiğit Charles bu kuşatma sırasında öldü (1477).

Lorraine dükü, büyükbabası Rene I d’Anjou’nun ölü­münden (1480) sonra, sadece Barrois’yı işgal edebildi. Diğer toprakları Louis XI tarafından alınmıştı ve ancak 1485′te ken­disine geri verildi. Bundan başka, Rene II, Charles du Maine’den Provence üstün­deki miras hakkını istediyse de hiç bir şey elde edemedi. Fransa’nın dışında, Na­poli kralına karşı isyan eden baronlara yardım vaat etti; fakat sözünü tutmadı (1480), ama Ferrara düküne karşı Venedik’i destekledi (1483).

Komşuları arasın­da dengeyi korumak ve yönetim bakımın­dan değilse de, fiilen Lorraine ve Bar dük­lüklerini birleştirmek suretiyle eyaletlerinin iç durumunu düzeltti. İkinci evliliğini Philippa de Gueldre ile yaptı ve ondan iyi Antoine (Lorraine dükü), Claude I (Guise dükü) ve Jean (Lorraine kardinali) dünyaya geldi. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENE II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENE I İyi

Tarih 27 Haziran 2009

RENE I İyi (Angers 1409 – Aixen-Proven­ce 1480), Anjou dükü, Provence kontu (1434-1480), Bar’ın fiilî dükü (1430-1480), Lor­raine dükü (1431-1453), Napoli’nin fiilî (1438-1442), Sicilya’nın resmî (1434-1480), Ku­düs’ün itibarî kralı.

Sicilya kralı Luigi II ile Yolanda d’Aragon’un ikinci oğludur. 9 Ya­şında öksüz kaldı. Lorraine dükü Charles II’nin kızı İsabelle ile evlendi (1420). Kar­dinal Louis de Bar ve Lor raine dükü ta­rafında büyütüldü, kardinalin (1430) ve dükün (1431) yerine tahta çıktı. Ama Lorraine’de tahta çıkışı erkek vâris Antoine de Vaudemont tarafından tanınmadı. An­toine, Bulgneville’de Rene’yi yendi (tem­muz 1431). İyi Philippe’in esiri olan Re­ne, oğlu Jean ve Louis’nin rehine ola­rak gönderilmesi sayesinde, serbest bıra­kıldı (Louis on yedi yaşındayken öldü 1432).

İmparator Sigismund von Luxemburg, Ba-sel’de, Rene’nin Lorraine dükü unvanını tanıdı (1434), Bundan memnun kalmayan iyi Philippe, Rene’yi tekrar hapsetti (1435). Fidye karşılığında serbest bırakılan Rene (1437) Anjou ile Provence’ı ziyaret etti. Kardeşi Louis III’ün (öl. 1434) vârisi ola­rak Napoli’ye yerleşti (1438). Ama Alfonso de Aragon’un saldırısına uğradı; kendi başkentinde aylarca kuşatılmış olarak kal­dı (1441), Napoli’yi düşmanına bıraktı, krallığından sadece unvanını muhafaza ederek Fransa’ya döndü. (1442).

Charles VII’nin dostu olan Rene, fransız-ingiliz ilişkilerinde etkili bir rol oynadı (Tours müzakereleri, kızı Marguerite’in İn­giltere kralı Henry VI ile evlenmesi 1445); sonra, Fransa kralının yanında, kaybettiği eyaletlerin fethi harekâtına katıldı. İsabelle’in ölümünde Lorraine düklüğünü Giovanni de Calabria’ya devretti (1453) ve Bar düklüğünün yönetimini damadı
Ferry II de Lorraine-Vaudemont’a bıraktı (1456). ikin­ci evlenmesini Jeanne de Laval ile yaptı; siyaseti bırakarak kendini edebiyat ve sa­nat çalışmalarına verdi.

Didaktik veya ah­lâkî nesir eserleri, mensur ve manzum ro­manlar ve şiirler yazdı. Bunlarda Ortaça­ğın aristokrat geleneği dile gelir. Kral Rene’nin sarayı sanatçı ve bilginlerle do­luydu. 1471′de Provence’a yerleşti, bu kont­luğun iktisadî gelişmesinden azamî fayda sağlamağa çalıştı. Louis XI, Bar ve An­jou düklüklerini zaptedince, Rene” I, ancak kendisine vâris olarak Lorraine dükü Re­ne II’yi değil de yeğeni charles du Maine’i seçerek buraları geri alabildi (1474). Talihsiz bir eylem adamı olan Rene d’An­jou babacan bir hükümdar («İyi Yürekli Kral Rene»), uyanık bir bilim ve sanat koruyucusu olarak ün kazandı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENE I İyi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİD (Whitelaw)

Tarih 26 Haziran 2009

REİD (Whitelaw), amerikalı siyaset adamı ve gazeteci (Xenia, Ohio 1837-Londra 1912).

Ayrılık savaşı sırasında savaş muhabiriydi. 1867′de After the War (Savaştan Sonra), 1868′de de Ohio in The War (Savaş Sırasında Ohio) adlı eserleri yayımladı. 1872′de New York Tribüne gazetesine girdi ve gaze­tenin başyazarı oldu.
Son olarak diplomat­lık mesleğine atıldı ve Fransa’da Amerika’yı temsil etti (1889-1892), 1905′ten ölümüne kadar büyükelçi olarak Londra’da bulun­du. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Whitelaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCHSTETT

Tarih 26 Haziran 2009

REİCHSTETT, Fransa’da, Bas-Rhin idare bölgesinde (Strasbourg idare çevresi) komün, Strasbourg’un kuzeyinde; 1 666 nüf.

Güney Avrupa petrol boru hattının ham petrol ta­şıdığı petrol rafinerisi. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHSTETT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCHENAU (Walter von)

Tarih 26 Haziran 2009

REİCHENAU (Walter von), alman ma­reşali (Karlsruhe 1884-Rus cephesinde 1942). Bir büyükelçinin oğlu.

Birinci Dünya sa­vaşında Prusya Süvari Muhafızı tümenin­de hizmet gördü. 1930′da Königsberg’de Blomberg’in kurmay başkanı oldu, çok geçmeden Savunma bakanlığına çağrıldı ve silâhlı kuvvetlerin koordinasyonu ile gö­revli yeni Wehrmachtamt servisini yönetti. 1935′te yerine Keitel geçti. 1938′de Leipzig Bölgeler grubu kumandanlığına getirildi. Ordunun nazi rejimine bağlanmasından ya­naydı.

Kendisini çok seven Hitler tarafın­dan Polonya ve Fransa’da ordu kuman­danlığına tayin edildi. Temmuz 1940′ta mareşalliğe yükseltildi. 1941′de Doğu cep­hesinde bir orduya kumanda etti. Sonra aynı yılın aralık ayında Rundstedt’in ye­rine Güney Orduları grubunun başına ge­tirildi. Kısa bir süre sonra kalp krizinden öldü. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHENAU (Walter von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Regrets (LES)

Tarih 26 Haziran 2009

Regrets (LES), Joachim du Bellay’in şiir kitabı (1558).

Antiquites de Rome’un (Roma’nın Eski Eserleri) coşkunluğundan son­ra şair bu doksan sone’de melankoli do­lu hüznünü ve Roma’da geçirdiği sıkıntı günlerini dile getirir. «Heureux qui comme Ulysse» (Ne mutlu ona ki Ulysee gibi…) veya «France, Mere des arts» (Sanatların anası Fransa) sonelerinde yurt özlemiyle yanar.

Ama eğitimsi yakarışın ardından, papalık sarayına, saray erkanına ve roma âdetlerine yönetilmiş şiddetli bir hicviye gelir. Şairin dediği gibi, bu hiciv, bir «bal, tuz ve safra karışımı»dır. Du Bellay hicivli soneyi yaratır ama bizi asıl etkileyen ya­nı, şairin ince ıuhunu sezmemizdir, çün­kü şairin «özel günlüğü» gözlerimizin önü­ne serilmiştir. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regrets (LES) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGNİER (Mathurin

Tarih 26 Haziran 2009

REGNİER (Mathurin), fransız şairi (Chart-res 1573 – Rouen 1613).

Düzensiz bir hayat sürdü. Tam sarayın resmî şairi olacağı sı­rada öldü. Regnier, Fransa’da gerçekçi hi­civ türünün yaratıcısıdır. Hicivlerinin yanı­sıra, üç mektubu, beş elejisi ve birçok şii-ri vardır. Satire â Rapin (Rapin’e Hiciv) adlı eserinde Malherbe’e karşı serbest il­ham ve fanteziyi savunmuştur. (M)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGNİER (Mathurin hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Regensburg diyeti kararı

Tarih 26 Haziran 2009

Regensburg diyeti kararı, Kutsal Roma Germen imparatorluğunun parçalanmasına yol açan karar (1803).

Luneville antlaş­ması (1801), Ren’in sol kıyısında malları­nı kaybetmiş alman prenslerine tazminat vermeyi öngörüyordu. Müzakereler Paris’­te Napolyon ile ilgililerce satın alınan Talleyrand tarafından yürütüldü. Fransa’da hazırlanan karar, 24 mart 1803′te Regens­burg diyeti tarafından onaylandı ve 27 ni­sanda imparator Franz II de bunu imza­ladı.

Bu karar katolik prenslerini Protestanla­rın yararına olarak zayıflatıyordu. Alman devletlerinin sayısı iyice azalmıştı. Serbest şehirlerin sayısı 51′den 6′ya (Bremen, Ham­burg, Lübeck, Nürnberg, Augsburg ve Frankfurt) indirildi ve yüz yıllık kilise prenslikleri laikleştirildi. Artık yalnız bir tek kilise seçicisi vardı, o da Regensburg’a nakledilen Mainz seçicisiydi. «İmparator­luk başşansölyesi» ve «Diyet başkanı», un­vanlarını taşıyordu. (Bk. DALBERG.)

Bu karardan en çok yararlanan Paderborn, Hildesheim, Erfurt ve kısmen de Münster piskoposluklarıyle genişleyen Prusya> Jülich, Zweibrücken ve Rheinland – Pfaiz’a karşılık Freising piskoposluğu ile Passau piskoposluğunun bir kısmını alan Bavye­ra; Ren’in sağ kıyısında Basel, Strasburg Speyer piskoposluklarıyle serbest Mannheim ve Heidelberg şehirlerini alan Baden prensliği idi. Toscana dukası Salzburg ve Eichstatt piskoposluklarını, Hanover’li Georg III Osnabrück’ü, Avusturya, Trento, Brixen piskoposluklarını ve Passau pisko­posluğunun bir kısmını aldı.
Baden-Württemberg ve Hessen-Kassel’in protestan prensleri için yeni seçicilikler kuruldu ve bu da Seçiciler meclisinde beş katoliğe kar­şı Protestanların sayısını altıya çıkardı; böylece Prensler meclisinde Protestanların oy sayısı 54′e karşı 70′e çıktı. Böylece, Almanya’da Avusturya etkisi Fransa’nın yararına olarak geriliyordu. Regensburg ka­rarı, fiilen Kutsal imparatorluğun sonunu gösteriyordu. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regensburg diyeti kararı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Regensburg diyeti

Tarih 26 Haziran 2009

Regensburg diyeti, 1630′da haziran ekim ayları arasında Regensburg’da toplanan im­paratorluk diyeti, fransız temsilcisi rahip Joseph seçici prenslerin Ferdinand II’ye güvenini sarstı, Ferdinand II de oğlunu Roma kralı seçtirmedi.

Fransa, Mantova dukalıklarını Nevers düküne verdirdi. Ra­hip Joseph imparatorla barış imzaladı. Bu diyetle Fransa Avrupa’da üstünlük kurma­ğa başladı. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regensburg diyeti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGALE [regal]

Tarih 26 Haziran 2009

REGALE [regal] i. (fr. k.).

Fransa’da, kralların boş piskoposlukların gelirini (dün­yevî regale) toplama ve bu piskoposluk­lara dilediklerini tayin etme (uhrevî re­gale) hakkı. (M)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGALE [regal] hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Reform

Tarih 26 Haziran 2009

Reform, XVI. y.da Avrupa’nın büyük bir bölümünü papaların hâkimiyetinden çıka­ran ve protestan kiliselerinin kurulmasına yol açan dinî hareket.

XV. yy.ın sonunda, hıristiyan kiliselerince istenen dinî ve ahlâkî reform, birtakım vaizler tarafından başla­tılmıştı. Ne var ki Roma, dünyevî nüfuz siyasetinden caymadığı gibi yüksek kilise makamlarına tayin yapma sistemini de dü­zeltmeğe yanaşmıyordu. Halk derin bir hu­zursuzluk içindeydi ve bütün aydınlar bu duruma bir çözüm yolu bulunmasını istiyor­lardı. Erasmus’un eserleriyle, Kutsal Kitap üstünde filoloji incelemeleri başlamış, dinî inanç ve kurumların tenkidine girişilmişti.

10 Kasım 1483′te Saksonya’nın Eisleben şehrinde doğan Augustinus rahibi Martin Luther, uzun süren bir vicdan bunalımın­dan sonra, Aziz Paulus’un «Romalılara Mektup»unda, insanın manevî kurtuluşunu doğrudan doğruya iman’a bağlayan bir me­tin buldu. Bu metin bütün protestan kilise­leri için bir ilahiyat, bir ahlâk ve bir mis­tisizm kaynağı olacaktı. Johannes Tetzel’in yönetimindeki Dominiken rahipleri Sakson­ya’da gürültülü bir kampanya ile, papa Leo X’un San Pietro kilisesinin yeniden yapıl­ması için gereken maddî imkânları sağla­mak amacıyle satışa çıkardığı endüljans’lara müşteri toplamağa çalışırlarken, Luther, Wittenberg üniversitesinde kendi iman dok­trinini okutmağa başlamıştı bile. 31 Ekim 1517′de, endüljans’ların dayandığı ülkeye ve fiilî uygulamaya karşı doksan beş tez ilân etti.

Ama henüz papaya başkaldırmış değildi. Bu tutumundan doğacak devrimci so­nuçları, iki yıl içinde, yavaş yavaş geliştire­cekti. Sonunda, haziran 1519′da, Leipzig’de ilâhiyatçı Johann Eck’e karşı, Kutsal Ki­tap araştırmalarında tek otoritenin, serbest­çe kullanılan kişisel yargı olduğunu açıkla­dı.
Luther’in protestosu katolik dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştı. İbranî dili uzmanı Johann Reuchlin’in yeğeni Melan-chthon gibi birçok genç ilâhiyatçı Luther’i destekliyordu; Ulrich von Hutten ona Rheinland ve Schwaben şövalyelerinin desteğini vaat etti. Erasmus da, Saksonya seçicisinin himayesini sağlamıştı. Bunun üzerine Luther 1520 haziranıyle eylülü arasında yayımladığı üç başlıca eserinde doktrinini açıkladı.

Dok­trinin anahatları şunlardı: evrensel ruhanîlik ilkesi, kutsal sırların üçe indirilmesi, kişi vicdanının hürriyete kavuşması ve aynı za­manda din bütünlüğü, kilise ve siyasî disip­lin zorunluğu. Luther, aralık 1520′de, ken­disini afaroz eden Leo X’un kararnamesini Wittenberg’de alenen yaktı. Ocak 1521′de imparator tarafından Worms diyetine çağrıl­dı ve fikirlerini cesaretle savundu. Sakson­ya seçicisi kendisine Wartburg’da inzivaya çekilebileceği bir yer sağladı. Luther orada «Reform»un eline bir silâh vermek için Kut­sal Kitap’ı Almancaya çevirmeğe koyuldu.

Luther’in Wittenberg’deki en ateşli taraftarı olan Andreas Karlstadt, bunun üzerine ra­hiplerin yemin mecburiyetini kaldırdı, din adamlarının da evlenebileceğini ilân etti ve kutsal resimlere tapınmaya son verdi. Missa âyini bir «kurban» olmaktan çıktı ve bir anma töreni haline geldi. Wartburg’dan dönen Luther bu oldubittileri onayladı. Da­ha o zamandan, doktrinlere sansür koyma fikrini benimsemeğe başlamıştı; nitekim faz­la radikal bulduğu Karlstadt’ı Saksonya’dan çıkarttı; eyalet içinde, tapınma âyinleri ve papazları olmayan dinî topluluklar kurmağa kalkışan Thomas Münzer Mülhausen’e sı­ğınmak zorunda kaldı.

1524′ten beri, Güney Almanya’da, Münzer tarafından kışkırtılan bir köylü ihtilâli gelişiyordu. Luther, prens­leri bu ihtilâli bastırmağa teşvik etti; o sı­ralarda bir «Devlet kilisesi» fikrini benimsemeğe başlamıştı. İmparator ve katoliklerle mücadelesinde prenslerin yardımına muhtaçtı. 1528′den beri devlet adına kilise­leri denetleyen «ziyaretçiler» de çok geç­meden bir çeşit yeni piskoposluk kurdular. Karlstadt’ın görüşü, İsviçre’de ve Ren hav­zasında kabul edilmeğe başlanmıştı. Antik hümanizme bağlı olan ve isviçre’den paralı asker alınmasına karşı gelmesiyle tanınan Uhich Zwingli, Luther’in çağrısına uydu ve tasarladığı reformlar gereğince 1525′te Zürich’te, 1528′de Bern’de Kutsal sırları reddetti ve litürjiyi çok sadeleştirdi. 1529′da Basel’de Oecoîampade, katoliklere ve hattâ Roma’ya sadık kalan Erasmus’a karşı Zvvingli mezhebini yaydı.

Bu mezhebi, Strassburg’ta da, 1524′te Martin Bucer kabul ettirmişti.
Kilise mülkünün el değiştirmesinde çıkar gö­ren alman prensleri Luther reformunu des­tekliyordu. 1525′te katolikler Dessau’da bir savunma birliği kurunca, Saksonya seçicisi ile Hessen İandgrafı Philipp, buna karşılık, Gotha’da bir «İncil birliği»nin başına geçti­ler (1526). Güney almanya şehirlerindeki Zvvingli taraftarları ise bu birliğin dışında bırakıldı. Avrupa siyasetinin papadan uzak­laştırdığı imparator, 1526′da devletlere ken­di sınırları içinde din meselesini istedikleri gibi çözümlemek yetkisini vermişti; ama papayı yendikten sonra bu tavizlerini in­kâr etti (1529).

Reform taraftarları bu tu­tumu «protesto» ettikleri için, bağlı olduk­ları kiliselere «protestan» adı verildi. 1529′da Marburg’da Luther ile Zvvingli arasında yapılan uzlaşma teşebbüsü sonuç vermedi. Ama imparator, fransız ve türk tehlikesi karşısında, 21 haziran 1530′da topladığı Augsburg diyetinde, Reform taraftarlarıyle Roma taraftarlarını birleştirmeğe çalıştı. Melalanchthon çok önemli tavizler verdi; ama ne zwingli’ciler ne de katolikler anlaş­maya hazır değildi. Sonunda Luther’in sab­rı taştı ve gürültülü tartışmaların ardından ilişkiler kesildi.

Mart 1531′de, Luther’in re­formunu kabul eden prensler ve şehirler Smalkalde birliğini kurdu. Zwingli’nin ölü­münden sonra (11 ekim 1531), taraftarları 25 mayıs 1536′da Luther ile Witenberg uzlaş­masını yaptılar. 1532′de Smalkalde birliğinin Fransa ile yaptığı ittifak karşısında impara­tor daha ılımlı bir siyaset benimsemek zo­runda kaldı. 1525 Köylü ihtilâlinin bir de­vamı olan ayaklanma, yani Strassburg’tan Amsterdam ve Münster’e kadar papazsız ve prenssiz bir toplum kurmak ve yetiş­kinlerin vaftiz edilmesini’ öngören bir ki­lise meydana getirmek amacında birleşen anabatistlerin ayaklanması karşısında, re­formcularla katolikler bir an için birleş­tiler.

Bir prenslik ordusu Münster’e girerek korkunç misilleme hareketlerinde bulundu. Ancak imparatorun Luther ve Zwingli ta­raftarlarını Roma ile uzlaştırmak için har­cadığı bütün çabalar (Hagenau ve Worms görüşmeleri ve 1541 Regensburg diyeti) ilâ­hiyatçıların inatçı tutumu yüzünden sonuç vermedi.

• Reform imparatorluk sınırlarını aşmağa başlıyordu. Anvers’te, Luther’in ilk yazılan 1518′den itibaren okunmağa başlanmıştı. Brüksel’de Marguerite d’Autriche’in hükü­meti danışma için Erasmus’u ve bazı erasmus’çulan çağırdı. Ama 1520 ile 1531 ara­sında imparator emirnameleri, Kiliseden ayrılanların ölüm cezasına çarptırılacağını ilân ederek hiç olmazsa görünüşte başarı sağladı. Ne var ki, yine de anabatist pro­pagandasının önü alınamamıştı. O sırada İsveç’te kral Gustaf I Vasa, İsveç’i Dani­marka boyunduruğundan kurtarıyor (1523), itibarını kaybetmiş bir papaz sınıfının mülk­lerini kamulaştırıyor ve 1529′dan itibaren de millî monarşiye sıkıca bağımılı resmî bir luther’ci kilise kurmağa çalışıyordu.

Dani­marka’da kral Christian II bir ihtilâlle dev­rilmiş, Friedrich I, Luther’ciliği resmî din haline getirmişti. Kısa bir süre sonra, Fri­edrich Iin tahtta hak iddia eden bir katoliği yenmesi Norveç’in protestan olmasına yol açtı (1537). İngiltere’de, kral Henry VIII, nazır Thomas Wolsey’in yardımıyle, aslında Luther’ciliğe kesinlikle karşı çıkan bir disiplin reformuna girişmişti. Ama Henry VIII, Kari V’in teyzesi olan karısı Catherine of Aragon ile evliliğinin bozulmasını isti­yordu. Papa ise, imparatorun etkisi dolayısıyle, bu evliliği bozmadı. Bunun üzerine, kralın danışmanı Cromwell, 11 şubat 1531′de, kiliseyi tahta bağımlı kılan bir tasarıyı parlamentodan geçirdi. Oysa nazır Thomas Mora sapkınlığı ezmeğe devam ediyor­du.

Cambridge’li bir ilâhiyatçı olan Thomas Cranmer, kralı papaya rağmen boşan­mağa teşvik etti. Sonunda, Henry VIII, 11 temmuz 1533′te Anne Boleyn ile evlenince papa tarafından afaroz edildi. Ocak 1534′te de anglikan sapkınlığının yerleşmesine yol açan eylemler başladı. Katolik birliğini sa­vunanlar, en ünlüleri Thomas More olan birçok kurban verdi. 1537′de ilân edilen Book of Ârticles, içinde yine de birçok katoliklik unsuru bulunan bir Protestanlık or­taya koyuyordu. İskandinavya’da olduğu gibi, İngiliz Protestanlığında da, kilise yö­neticilerinin kademeleşmesi muhafaza edil­di. Kilise mülkleri satışa çıkarıldı ve 1539′da ilân edilen 6 maddelik kararnameyle, sapkınlıkların kovuşturulması için engizis­yon usullerinin uygulanması öngörüldü.
Bu arada, Fransa kilisesinde de derin deği­şiklikler başlıyordu. Jacques Lefevre d’Etaples, 1521′de, Meaux piskoposu Guillaume tarafından bölgesindeki reform çalışmaları­na katılmağa çağrıldı ve ilk iş olarak da Yeni Ahit’i Fransızcaya çevirmeğe başladı. Bu arada tapınma usullerinde de sadeleşme­ye gidiliyordu.

Lyon ve Meaux’da, reform propagandası sosyal bir nitelik kazanmağa başlamıştı. 1525 Pavia yenilgisinde kralın esir düşmesinden sonra naip Luisa di Savoia bir süre sapkınlığı bastırma siyaseti güttü. Lefevre d’Etaples, Strassburg’a sığınmak zo­runda kaldı. Dört yıl sonra, Louis de Berquin’in ölüme mahkûm edilmesi Luther ve Zwingli propagandasını durdurdu. Kral François I, siyaset gereği papa. Clemens VII’ye yaklaşmıştı. 1534′te reform taraftar­ları propaganda afişleri asmağa başlayınca, Fransa hükümeti kıyıma geçti.

• Lefevre’in öğrencisi olan ve İsviçre’ye sığınan Guillaume Farel, Neuchâteld’e bir zwingli kilisesi ve faal bir propaganda mer­kezi kurmayı başarmıştı. 1535′te ise, Savoia dükünün ve piskoposunun boyunduruğundan kurtulan Cenevre’ye reform hareketini ge­tirdi. Bu arada,
1 kasım 1533′te fakültelerin açılışı dolayısıyle rektör Nicolas Cop’u reformcu bir konuşma yapmağa teşvik eden Jean Calvin Basel’e sığınarak orada Oecolampade’ın doktrinini benimsedikten sonra 1536 martında İnstitution de la Religion Chretienne (Hıristiyan Dinî Kurumu) adlı kitabını yayımladı.

Calvin’in otoritesi, 1536 sonundan beri Farel’in ısrarı üzerine kaldığı Cenevre’de yayılıyordu. Calvin, Saint-Pierre vaizi olarak, institution Chretienne’i fransızca bir ilmihal biçiminde özetle­di. 10 Kasım 1536′da Farel, her yurttaş için zorunlu olan iman düsturunu açıkladı. Ama bu çeşit bir kısıtlamayı ne liberal burjuva sınıfı, ne cumhuriyet topraklarına sığınmış anabatistler, ne de Kutsal Kitap’ın serbest yorumu sonucunda Arianus’çuluğa ve tabiî dine varan rasyonalist ilâhiyatçılar kabul ediyordu. Güçlü bir muhalefet, 23 nisan 1537′de alınan ve 26 mayıs 1538′de onaylanan bir kararla Farel ile.

Calvin’in sürgün edil­melerine yol açtı. Calvin, Strassburg’da Fransız Mültecileri kilisesini yeniden kurdu ve Hagenau’da, Worrns’ta, Regensburg’ta, iuther’cilerin Roma ile uzlaşmaması için mücadele etti. 1540 Seçimlerinde Protestan­ların kazanması Calvin’in 13 eylül 1541′de muzaffer olarak dönmesini sağladı. 20 Ka­sım 1541′de yayımlanan Orâonnances Ecclesiatiqueslerle hıristiyan reformu kesin­leşti. Bu reforma uygun olarak kilise, kişilerin ve devlet memurlarının tutumu­nu denetleyen bir kurul tarafından yöne­tiliyordu. Muhalefet liderleri sürüldü ve­ya ölümle cezalandırıldı. Aragon’lu bir doktor olan ve Teslis’i inkâr ederek bü­tün hıristiyan kiliselerini öfkelendiren Miguel Servet (Christianismi Restitutio, 1553) Calvin tarafından katolik engizisyonuna ihbar edildi.

Hapisten kaçarak Cenevre’­ye sığman Servet tutuklandı ve 28 ekim 1553′te yakıldı. Bu gaddarlığın uyandırdığı kızgınlık uzun süre yatışmadı. Ama Calvin konseylerde, fransız mültecilerinden de des­tek gören sağlam bir çoğunluğa dayanıyor­du. 1559′da Cenevre’de kurulan ve Theodore Beze’in yönetiminde bulunan Cenevre akademisi, Avrupa’nın en yüksek protestan okulu oldu. Wittenberg’in yapamadığını şimdi Cenevre başarıyordu. Yani şehir, mi­litan Protestanlığın merkezi olmuştu. Kari V’in baskı siyaseti sonucunda Hollanda ve özellikle de Anvers’te gerileyen Protestan­lığı Calvin’cilik yeniden canlandırdı.

İngil­tere’de ise Henry VIII’in 28 ocak 1547′de ölmesinden sonra Calvin’cilik ikinci bir re­formun ilham kaynağı oldu. Edward VI’nın henüz bir çocuk olmasından istifade eden Somerset ve daha sonra da Warwick, Cranmer’in yardımıyle, papazların evlenmemesi­ni öngören hükmü ve kilise sunaklarını kal­dırdılar ve sadece dinî görevlerde bir kademeleşmeyi kabul ettiler. Prayer Book’un (Dua Kitabı) 1549 ve 1552′de yayımlanan iki ayrı metni dua ve tapınmada birlik kurul­masını sağladı. Kral François I’in saltanatı­nın son yıllarındaki kovuşturmalara ve sert kararnamelere rağmen Calvin’cilik krallığın hemen hemen bütün eyaletlerinde protestan kiliseleri kuruyordu. Ayrıca, Calvin’in üç delegesinin huzurunda mayıs 1559′da Pa­ris’te ilk Sinod toplandı.

Bu arada, daha sonraları Karşı Reform adıyle anılacak olan hareket de teşkilâtlanı­yordu. Bu hareket, gücünü, bazı küçük sap­kın topluluklarının kolayca yok edildiği İs­panya’dan ve İtalya’dan alıyordu. Ama Ro­ma başlangıçta bazı hayal kırıklıklarına uğ­radı. 1545-1548 Arasında, Trento konsilinin ilk toplantıları Papalık kurumunda derin de­ğişiklikler yapılması konusunu pek önemsememişti. Ayrıca, ne imparator ne de Fran­sa kralı, konsilin kararlarını kabul etme­mişti. Protestan kiliseleri temsilcilerinin is­temeyerek ve çok geç çağrıldıkları yeni görüşmelerse 1551′de başladı ve 28 nisan 1552′de savaşın taşlamasıyle yarıda kaldı.

18 Şubat 1546′da Luther öldüğü zaman. Karşı Reform, Lutherci’liğin yok olacağı umuduna kapıldı. Saksonya dükü Moritz’in yenilgisinden sonra Mühiberg’de galip gelen Kari V, 19 mayıs 1547′de Wittenberg’e gir­mişti. Ama imparator, Roma’nın beklediği tavizleri vermek istemedi. Augsburg’da ya­pılan bir antlaşma Protestanların temel hür­riyetlerini ortadan kaldırmakla birlikte Trento konsilinin kararlarını da uygulatma­dı. 1552′de Saksonyalı Moritz imparatorluk davasını terk etti ve savaş yeniden başladı. 3 Ekim 1555′te imzalanan Augsburg antlaşmasıyle de imparatorluğun sınırları içinde protestan kilise ve devletlerin varlığı res­men kabul ediliyor ve her yurttaşın kendi devletinin dinini kabul etmek zorunda ol­duğu belirtiliyordu. O sırada Protestanlık Almanya’nın üçte ikisine hâkim olmuş, Bo­hemya’yı ele geçirmiş ve etkisini kısmen Avusturya, Macaristan ve Polonya’ya da yaymıştı.

Reformun henüz iyice yaygın bir duruma gelmediği ingiltere’de katolikler, 3 ağustos 1553′te Henry VlII’in büyük kızı Mary Tudor’un tahta çıkışını sevinç gösterileriyle karşıladılar. Mary Tudor, kardinal Pole ile anlaşarak, İngiltere krallığını Papalık ile uzlaştırmak için çaba göstermeğe başladı. Oğlu Philipp’i kraliçeyle evlendirmiş olan imparatorun aracılığıyle, papa Julius III, ki­lisenin kamulaştırılmış malları üstünde hak iddiasından vaz geçti ve parlamento 30 ka­sım 1554′te ingiltere’nin yeniden katolik ki­lisesine döndüğünü ilân etti. Bundan sonra girişilen kıyımda, Anglikan kilisesi, başta Cramer olmak üzere 277 kurban verdi. Ama 17 kasım 1558′de Mary Tudor ve kardinal Pole öldüler.

Henry VIII ile Anne Boleyn’in kızı Elizabeth, ingiltere kraliçesi oldu. Katoliklikten nefret eden Elizabeth için din bir hükümet aracından başka şey değildi. Babasının reformunu Edward VI’nın refor­muna tercih ediyor ve Calvin’ciliğin getirdiği cumhuriyetçi kurumlardan da hoşlanmıyor­du. Üç karanameyle, tahtın kilise üstündeki hâkimiyetini yeniden kurdu. 1552 Tarihli Prayer Book (Dua Kitabı) bazı değişiklik­lerle yeniden yürürlüğe girdi, ingiltere’de «Tanrı çocuklarının katkısız serbestliğini» arayan küçük topluluklar belirmeğe başla­mıştı.

Roma, Elizabeth’e karşı İskoçya’nın yardımına güvenebilirdi. Ama John Knox’un ateşli dinî konuşmaları, kişizadelerin düş­manlığı ve halkın hoşnutsuzluğu çok geç­meden kuzeyde de tamamıyle cumhuriyetçi ve piskopossuz bir kilisenin gelişmesine yol açtı.

Fransız Protestanları arasında, krala bağlı subaylar, İtalya ve Fransa’da savaşmış kim­seler ve en yüksek ailelerden bazı kişiler yer almağa başlamıştı. O zamana kadar sa­dece dinî nitelik taşıyan bu topluluk askerî bir kimlik kazanıyordu. Mayıs 1558′de, Preaux-Clercs’de 4 000 kişi, silâhlı kimselerin refakatinde, ilâhiler okuyarak Sen nehri boyunca yürüyüşe geçti. Kral Henri II durumdan kuşkulandı. Guise düklerinin kardeşi olan Lorraine kardinali 1550′den beri Cizvitleri Paris’e kabul etmişti. 1555 Ara­lık ayında Roma’da papa Paulus IV ile yap­tığı görüşmeler sırasında Calvin’cilikle der­hal mücadeleye girişmeğe söz vermiş, Roma engizisyonunun Fransa’ya yerleşmesini de memnuniyetle kabul etmişti. 3 Nisan 1559′da imzalanan Cateau-Cambresis antlaşmasiyle, altmış beş yıldan beri süregelen İtalya savaşları ispanya lehine sonuca bağlandı ve iki krallık din sapkınlarına karşı uzlaşma­ya vardı.

Henri II Cenevre veya ingiltere’ye karşı bir haçlı seferi düzenlemek istiyordu. 2 Haziran 1559′da Ecouen’da imzalanan ye­ni bir kararname, Protestanlara kaçmak veya ayaklanmaktan başka bir çare bırak­madı. Paris parlamentosundan dört danış­man Bastille’e hapsedilmişti. 10 Temmuzda kralın bir kaza sonucu ölümü, Fransa’da din savaşlarının başlamasını ancak üç yıl geciktirebildi. Bk. PROTESTANLIK. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reform hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REFERANDUM

Tarih 26 Haziran 2009

REFERANDUM i. (fr. referendum’dan). Siyaset ve Huk. Siyasî iktidar tarafından alınan bir kararın idare edilenler tarafın­dan kabul edilip edilmediğini ortaya ko­yan halkoyuna başvurma usulü.

— ANSİKL. Halkın doğrudan doğruya yö­netime katılması iki şekilde olabilir. Birin­de (buna «dolaysız demokrasi» adı verilir), vatandaşlar, belirli zamanlarda, siyasî ve idarî kararlara katılmak üzere genel ku­rul halinde toplanırlar. Eskiçağ sitelerinde bu kurul, gerçek bir hükümet organı öde­vi görürdü ama site halkının yalnız bir kısmı vatandaş sayılıyordu.

İsviçre’nin üç kantonunda (Glaris, Appenzell, Unterwald) ve bazı amerikan komünlerinde, yılda bir kez toplanan genel kurulun görevi ancak yöneticileri denetlemekten ibarettir. Hal­kın yönetime katılmasının ikinci şeklinde ise (buna «yarı dolaysız demokrasi» denir) seçmenlerin görevi, basit temsilî rejimde olduğu gibi, temslicileri seçmekten ibaret değildir; seçmenler, günlük dilde çok zaman referandum ortak adı altında birbiri­ne karıştırılan çeşitli ve değişik usullerle, gerek yasama yetkisine, gerek anayasa yap­ma yetkisine katılmış olurlar.

Bu çeşitli usuller şunlardır: .
• Halk vetosu. Kanun, parlamento tara­fından hazırlanır ve yürürlüğe konmadan önce halka bildirilir. O zaman seçmenle­rin bir dilekçe verme hakkı vardır; eğer kanuna karşı olanlar yeterince imza top­layabilirlere, bu kanunun onaylanması ve­ya kaldırılması konusunda bir referanduma başvurulur; eğer referandum yapılması le­hinde kullanılmış oylar yetersiz ise, kanun onaylanmış sayılır. Böyle bir sistem Fran­sız ihtilâlinden sonra, Yıl I’in «Montagnarde» Anayasasınca öngörülmüştü. Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri, mahallî anayasalarında bu sisteme yer vermişler­dir.

• Seçme. Hükümet, seçmenlere birkaç çö­züm yolu sunar, seçmenler bunlar arasın­dan birini seçerler. Meselâ 21 ekim 1945′te hükümet, Fransızlara şunu sormuştu:

a) aynı gün seçtikleri meclis, yeni bir ana­yasa hazırlamakla görevli bir kurucu mec­lis mi olacak, yoksa 1875 Anayasası ka­nunları çerçevesinde (senato o zaman iki ay içinde seçilirdi) çalışan bir milletvekilleri meclisi mi olacak;
b) bu meclis bir kurucu meclis ise, yetkileri sınırsız mı ola­cak, yoksa ek bir geçici anayasa mı yü­rürlüğe konacak?

• Anayasal referandum. Yeni anayasalar veya anayasa tadili tasarıları seçmenlere sunulur. Fransa’da birkaç anayasa için bu yola başvuruldu.
İsviçre’de, anayasal referandum, gerek fe­deral alanda, gerek kantonlar alanında, mecburîdir.

• Yasama referandumu. Hükümet ve par­lamento, organik veya alelade bir kanun teklif veya tasarısını halkın onayına su­nar. 1952 Fransız Anayasası toplantılar sü­resince hükümetin veya iki meclisin, res­mî gazetede yayınlanan teklifini referan­duma sunma hakkını cumhurbaşkanına ve­rir.
Ancak bunların, amme yetkilerinin teş­kilâtlanmasına ilişkin veya Anayasaya ay­kırı olmamakla birlikte, kurumların çalış­masında aksaklıklar yaratması muhtemel bir devletlerarası antlaşmanın onaylanmasıyle ilgili kanun teklifleri olması gerekir. Burada sınırlı konular üstünde ihtiyarî bir referandum söz konusu demektir.

Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri ihtiyarî referandum, bazıları ise mecburî referan­dum usulünü uygular.
İsviçre’de, yasama referandumu, federal alanda ihtiyarîdir (30 000 vatandaşın veya 8 kanton hükümetinin talebi gerekir). Ama bütçe, malî kanunlar ve üyelerin mutlak çoğunluğuyle meclislerin âcil kararını al­dıkları kanunlar için referanduma gidile­mez. Kantonlar alanında ise bazen mec­burî, bazen ihtiyarîdir.

• Danışmak referandum. Resmî makam­lar, seçmenleri danışmalı bir referanduma da çağırabilirler. 1852 Fransız Anayasası­nın bu tür bir istişareyi öngördüğü anlaşılıyorsa da, bu yola hiç başvurulmamıştır.

• Halk teşebbüsü. Vatandaşların teşeb­büsüne katılma hakkına bu ad verilir. Bu­rada, kaleme alınmış bir kanun teklifi üs­tünde veya ilân edilmiş bir reform konu­sunda belirli sayıda imza toplamak söz ko­nusudur (yazılı teşebbüs). Dilekçe kanunî sayıda imzayı toplayabildiği zaman (İsviç­re’de federal kanunlar için 50 000) gerçek bir referanduma gidilir.
Bazı anayasalar (İsviçre, Kuzey Amerika’­nın bazı eyaletleri) bir dolaysız teşebbüs öngörürler; bu yolla kabul edilen tasarı, kanun hükmündedir.

Bazı anayasalar (Ku­zey Amerika’nın çeşitli eyaletleri) ise, do­laylı teşebbüsü öngörürler. Bu durumda teklif veya reform bildirisi parlamentoya su­nulur; parlamento onaylar veya reddeder; bazı hallerde, parlamentonun kabul ettiği metin yeniden bir yasama referandumuna sunulur.
İsviçre’de, federal işlerde, halk teşebbüsü ancak Anayasa konusunda işe karışabilir. Bu sınırlamanın sakıncası, Anayasaya, am­me yetkilerinin teşkilâtlanmasını hiç bir surette ilgilendirmeyen tedbirlerin sokulma­sıdır. Kantonlarda ise, halk teşebbüsü, ge­rek Anayasa alanında, gerekse yasama ala­nında uygulanır.

* Referandum – hakemlik. İki savaş ara­sında yürürlüğe giren bazı avrupa anaya­saları, yürütme kuvveti ile yasama kuv­veti arasındaki anlaşmazlılkarda hakemliği reform aracılığıyle halka tevdi etmeyi ön­görmüştür. General de Gaulle’ün de 1958 Anayasasını bu açıdan yorumladığı söyle­nebilir. Referandumun demokratik niteliği reddedilemez. Çünkü halka, bu yolla, bazı kararların alınmasına doğrudan doğruya katılma imkânı sağlanır (Duguit, seçmen kitlesinin şu veya bu kanun tasarısı üstün­de fikir beyan ederken yetenekli temsil­ciler seçmek istediği zamankinden daha isabetli davrandığını öne sürer).

Ama buna karşılık referandum, bir yandan muhafaza­kâr niteliği dolayısıyle (İsviçre’de reform tasarılarının çoğu statükoyu korumak üze­re reddedilmiştir) ve öte yandan da seç­menin çok zaman referandum kavramıyle plebisit kavramını birbirine karıştırıp met­nin kendisinden çok kendisine bu metni sunan ve işbaşında bulunan devlet ada­mını göz önünde tutarak oy kullanması sebebiyle kınanmıştır.

• Türkiye’de 1961 Anayasası tasarısı, Ku­rucu meclis tarafından hazırlandıktan son­ra halkoyuna sunuldu. Milletlerarası hukuk dışında yurt içinde ilk olarak başvu­rulan bu referandum, 28 mart 1961 tarihli ve 283 sayılı, Anayasanın Halkoyuna Su­nulması Hakkında kanun hükümlerine uyularak yapıldı. Anayasa tasarısının halkoyu­na sunulması Kurucu Meclis Teşkili Hak­kında kanunla öngörülmüş, hattâ yine bu kanunla, referandum sonucunda Anayasa­nın reddi halinde, her 100 000 nüfus için bir üye hesabiyle ve yeni seçim kanunu hükümlerine göre yeni bir Temsilciler mec­lisinin seçileceği ve bu suretle yeni bir ta­sarı daha hazırlanacağı belirtilmişti.

Referandumu düzenleyen kanuna göre, seçme yeterliği bulunan her vatandaş, seçmen kütüğüne kayıtlı olmak şartıyle halkoyuna katılabilecekti. Anayasayı kabul eden seç­menler, üzerinde «evet», kabul etmeyenler de üzerinde «hayır» yazılı pusulaları kullan­dılar. Bu oy pusulaları değişik renklerde yapıldı. Seçim kurulu, Anayasanın halko­yuna sunulmasında uygulanacak esasları ay­rıca açıklamıştı.

Bu açıklamaya göre, ken­dilerine oy verme gününe kadar seçme yeteneğini kaybettiğine dair yetkili merci­lerden resmî belge gelmiş bulunanlar, seç­men kütüğünde yazılı olsalar bile oy vere­meyeceklerdi. Oy verme süresi saat 8′den 17′ye kadardı. Seçim çevresi, seçim bölgesi ve sandık bölgeleriyle propaganda, araç­ların sağlanması, sandık kurulu üyelerinin ant içmeleri, görev ve yetkileriyle oy ver­me yeri, oy verme sırasındaki işler konu­sunda genel seçim kuralları uygulandı. Re­ferandumda kullanılan oy pusulaları 7×10 sm ölçüsünde, 24 puntoluk harflerle beyaz renktekilerin üzerine «evet», açık kırmızı renktekilerin üzerine de «hayır» yazılmak suretiyle hazırlanmıştı.

Bu pusulaların içi­ne konulacağı zarflar, ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mühürleriyle mühürlendi. Seçmen, çift mühürlü zarflardan birini al­dıktan sonra kapalı oy verme yerine gide­cek ve burada bulunan «evet» veya «hayır» ibaresini taşıyan pusulalardan dilediğini bu zarfa koyarak zarfın ağzını bizzat kapat­tıktan sonra, eliyle sandığa atacaktı. Her iki pusulanın da bulunduğu zarflar geçer­siz sayıldı. Bir zarfta aynı renkte birden fazla oy pusulası çıktığı takdirde bu, bir oy sayıldı.

O tarihte Türkiye’nin nüfusu 27 818 248 idi ve bunun 18 992 740′ı köy ve bucaklarda, 8 825 508′i de şehirlerde yaşamaktaydı. Seç­men sayısı da şöyle tespit edilmişti: köy ve bucaklarda
8 693 465 (yüzde 45,8), şe­hirlerde 4 054 436 (yüzde 45,9); toplam 12 747 901 (yüzde 45,8). Referandum 15 tem­muz 1961 günü yapıldı. Köy ve bucaklar­da 42 256, şehirlerde 13 793 sandıkta oy kullanıldı. Sayım sonunda köy ve bucak­larda 7 245 158 (yüzde 83,3), şehirlerde ise 3 075 593 (yüzde 79,9) kişinin oy kullan­dığı anlaşıldı.

Geçerli oyların sayısı şöy­leydi: köy ve bucaklarda 7 215 101 (yüzde 60,5), şehirlerde 3 066 935 (yüzde 64,7). Ana­yasa geçerli oyların yüzde 61,7’siyle onay­lanmış oldu, oy sahiplerinin yüzde 38,3′ü de Anayasaya «hayır» dedi. Bu suretle re­feranduma sunulan 1961 Anayasası 9 tem­muz 1961 günü 3 934 370 hayır oyuna karşı 6 348 191 evet oyuyle kabul edildi. (LM)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFERANDUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDON

Tarih 25 Haziran 2009

REDON, Fransa’da İle-et-Vilaine idare bölgesinde idare çevresi merkezi, Vilaine ırmağının ve Nantes-Brest kanalının kıyı­sında; 10 151 nüf.

Eski ırmak ve deniz li­manı. Saint Sauveur kilisesi; XII. yy.dan kalma çan kulesi. Eski evler. Redon bir sa­nayi merkezidir: dökümhane, tarım maki­neleri, çakmak fabrikası, damıtma yeri.

— İdare çevresi, 66 647 nüf. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDİNGOT

Tarih 25 Haziran 2009

REDİNGOT i. (ing. riding, at üstünde gitme ve coat, giyecek > ridingcoat’tan). Kruvaze, bele oturan, bol ve geniş etekli arkası yırtmaçlı uzun erkek ceketi: Maarif Müdürü, redingotunu ilikleyerek kapıdan fırladı (R.N. Güntekin).

— ANSiKL. Kıyf. Redingot, siyah veya gri şayaktan yapılır. Yaka, klasik biçimdedir. Göğüs iki düğmeyle iliklenir. Sağ ve sol tarafta, iki süs düğmesi vardır. Aynı ku­maştan pantolonla giyilir. Yelek, beyaz ve­ya devetüyü rengindedir. Frenk gömleğinin yaka ve göğsü kolalıdır. Plastron veya tek düğümlü kravat takılır. Kravata genellik­le mücevherli bir kravat iğnesi iliştirilir.

— Tar. XVII. yy.ın sonuna doğru bazı ingiliz centilmenleri, ata binmek için, ön­den düğmeli, yakalı, arkasında ve yanla­rında yırtmaçları olan bol bir palto giy­meğe başladılar. Redingot adı verilen bu giyecek 1725′e doğru ingiltere’den kıta Av­rupa’sına geçerek özellikle buzlu ve yağmurlu havalarda giyildi. Yine aynı devir­de redingot subay kaputu olarak da kulla­nılmağa başlandı. Fransa’da Restorasyon devrinde krallık muhafızları da redingot giyerdi. Redingot, birçok değişiklik geçir­dikten sonra, yeniden, kruvaze, uzun etek­li ve yakalı bir sivil elbise oldu ve XX. yy.ın ilk otuz yılı içinde kullanıldı.

Tür­kiye’de Abdülhamid II devrinden (1876 -1909) sonra, istanbulin yerine giyilmeğe başlandı. Cumhuriyet döneminin ilk yılla­rında modaydı. Bir ara resmî tören elbisesi olarak kabul edildi. Kısa bir süre sonra bırakıldı. (LM)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDİNGOT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Reconquista

Tarih 25 Haziran 2009

Reconquista, hıristiyanların, müslümaniarm elindeki İspanya’yı yeniden fethetmelerini belirtmek için tarihçilerin kullandığı ispan­yolca kelime.

Reconquista başlangıçta çok yavaş gelişti. Daha sonraları, her mevsimde tekrarlanan ve değişik sonuçlar veren a-kınlar (algarada) halini aldı, (Bu arada, meselâ 1064′te, Barbastro’ya kadar başarıyle ilerleyen bir akıncı birliği, yağmadan ve şehrin hareminde geçirdikleri eğlenceli saatlerden sonra baskına uğrayarak öldürül­düler.)

Bütün bu çabalar hıristiyanların sü­rekli olarak savaşa hazır durumda bulunma­sını ve henüz birbirinden kopamamış hıristiyan krallıklarında erken sayılabilecek bir millî bilincin uyanmasını gerektiriyordu. Reconquista, bu hıristiyan ülkeleriyle Avru­pa’nın öbür krallıkları arasında bir bağ ku­rulmasına da yaradı. Hıristiyanlık dünyası­nın uç eyaleti olan İberik yarımadası, Fran­sa’nın dört yanından koşup gelen şövalye­lerle doldu: Charlemagne’ın şövalyeleri, is­panya ordularına katılan Franklar ve XI. yy.da düzenlenen fransız haçlı seferlerinin kumandanları (Gui Geoffroi, Guillaume de Montreuil).
Rahipler de yardımda bulundu­lar. Bunlar, Compostela yoluyle gelerek ma­nastırlarını Aragon ve Castilla’da kuran ve yeniden ele geçirilen şehirlere piskopos sağ­layan Cluny rahipleriydi (XII. yy.da yerle­rini Citeaux rahiplerine bıraktılar). XII.yy.da ortaya millî askerî tarikatlar da çıktı: sayıları çok az olduğu için Calatrava’yı terk eden Templier tarikatı rahiplerinin yerine burayı korumak amacıyle kurulan calatrava tarikatı; önceleri hacıların korunması için kurulmuş olan santiago tarikatı ve alcan-tara tarikatı gibi.
Bu arada, İberik yarıma­dasındaki müslümaniarın durumu da fetih-çiler için elverişli bir ortam yaratmıştı. Kur-tuba halifeliğinin parçalanmasıyla (1031) or­taya çıkan ve çok zaman birbirleriyle çeki­şen Taifes müslüman hükümdarlıklarının kuvvetleri bu çekişmeler yüzünden dağılıyor­du. Toledo ve Badajoz hükümdarlıkları Se-villa krallığıyle mücadele etmek zorunda oldukları için kuvvetlerini biraraya getirerek hıristiyanlara tam manasıyle karşı koyacak değillerdi.

Hıristiyan prensleri, bu krallık­lardan birini diğerine karşı destekleyerek aralarındaki anlaşmazlıkları körüklüyor, ki­mine metbuluklarını kabul ettiriyor, kimin­den de haraç alıyorlardı. Reconquista’yı, Fransa’ya yaklaşmış ve bir başına kalmış olan Navarra’dan (Calahorra’nın alınması [1045]) çok Aragon’un ve özellikle Castilla’nın eseri saymak gerekir (Toledo kra­lının [1062] ve Sevilla’nın baş eğmesi [1063]). Fernando I, Valencia’ya 1065′te ulaştı ve hemen geri çekilmek zorunda kaldı. Alfonso VI Toledo’yu 1085′te yıl­larca süren bir savaş sonunda ele geçir­di, ispanya müslümanlarının kötü duru­mu, Fas’tan gelen Murabıtların müdaha­lesiyle (Yusuf bin Taşfin, 1086) yeniden, düzeldi: Murabıtlar Sagrajas’ta, (Zalaca) Al­fonso VI’yı yendiler. Hıristiyan orduları, büyük bir düzensizlik içinde geri çekilerek ancak Fransa’dan yeni takviyelerin gelme­siyle toparlanabildi.

Bundan sonra akınlar yeniden başladı ve Elcid 1094′te Valencia’­ya kadar ilerledi. Murabıt saldırısı devam etti ve hattâ 1114′te Barcelona’yı bile tehli­keli duruma düşürdü. Ama Murabıtlar sa­vaş güçlerini çok kısa bir sürede tükettikleri için bu başarıların arkası gelmedi. XII. yy.m ortasında yarımada yeniden fethedilmek ü-zere gibiydi. Muvahhidlerin gelişi ülkenin tü­müyle hıristiyanların eline geçmesini yeni­den geciktirdi. XIII. yy.ın başında ise, Cas-tilla ile Aragon’un tam bir anlaşmaya varmaları ve Leon birlikleri dışında bütün or­duların birleşmesi kesin sonuç veren Las Navas de Tolosa çarpışmasına (1212) yol açtı.

1238′de Jaime I’de Aragon, Balear adaları ile Valencia’yı aldı: Castilîa’lı Fernando III 1236′da Cordoba’yı, 1246′da Jaen’i, 1248′de de Sevilla’yı işgal etti. 1249′da Portekiz Algarva’yı ilhak etti. Bundan sonra, 1492′de Granada krallığının düşüşüyle Reconquista son buldu. Ama bu olay, arkasında, Iberik yarımadasında varlığını uzun zaman sürdü­recek izler bırakacaktı: tarikat mülklerinin yol açtığı latifundia meseleleri, kuzey ile güney arasındaki çıkar farkları ve değişik ruh hali, güneydeki halk geleneklerinde gö­rülen islâmî kalıntılar ve ispanyol ruhunun sürekli bir özelliği olmamasına rağmen, iç çekişmeler olduğu kadar denizaşırı fetihlere de yol açan bir haçlı zihniyeti. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reconquista hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECLUS (Elisee)

Tarih 25 Haziran 2009

RECLUS (Elisee), fransız coğrafyacısı (Sainte-Foyla-Grande 1830 – Thourout, Brug-ge yakınları 1905).

Cumhuriyetçi düşüncele­ri yüzünden 1851′de Fransa’dan ayrılmak zorunda kaldı, Avrupa’da gezdi, bir süre için Amerika’ya gitti, Paris’e dönünce (1857), La Terre, Description des Phenomenes de la Vie de Globe (Yeryüzü, Yer­küredeki Hayat Olaylarının Tasviri) [1867-1868] adlı iki ciltlik eserini yayımladı. En­ternasyonal’e girdi. Komün’e katıldığı için sürgün edildi.

Yurt dışında Geographîe üni­verselle (Evrensel Coğrafya) [1875-1894] adlı büyük eserini yazmağa başladı; bu eser sayesinde 11892′de yeni Brüksel üni­versitesinde profesör oldu.

Başlıca eserle­ri: Afrigue Australe (Güney Afrika) [1901], kardeşi Onesime ile birlikte yazdığı L”Em-pire du Milieu (1902), Homme et la Terre (İnsan ve Toprak) [1905-1908]. — Büyük kardeşi ELİE, fransız yazarı (Sainte-Foy-la-Grande 1827 – Brüksel 1904), 1848 cum­huriyetçi hareketine katıldı; iki defa sürgün edildi. Kardeşi Elisee Reclus’nün yazdığı kitaplara katkısı oldu.

Başlıca eseri: Les Primitifs, Etudes d’Ethnologie Comparee (İlk İnsanlar, Karşılaştırmalı Etnoloji İn­celemeleri) [1855]. — ONESiME, fransız coğrafyacısı (Orthez 1837 – Paris 1916), ön­cekilerin kardeşi. Afrika ve Avrupa’nın birçok yerini dolaştı. Başlıca eserleri: La France et ses Colonies (Fransa ve Sömürge­leri) [1886-1889]; 1910-1914′te Nouvelle Ge­ographîe Üniverselle Bong (Yeni Bong Dünya Coğrafyası) [1910-1914]. — ARAMAND (Orthez 1843 – Sainte-Foy-la-Grande 1927); öncekilerin kardeşi, Orta Amerika’yı dolaş­tı ve yolculuk hatıralarını yayımladı. — PAUL. fransız hekimi, öncekilerin kardeşi (Orthez 1847 – Paris 1914). Tüberküloz ve husye sifilisi üstüne incelemeler (Malaâie Kystique de la Mamelle [Memede Kist Has­talığı]) yayımladı ve lokal anestezi üstüne eserler verdi. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECLUS (Elisee) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont)

Tarih 25 Haziran 2009

RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont), avusturyalı diplomat (Regensburg 1806-Kettenhof, Viyana ya­kınları 1899).

Metternich tarafından Stock­holm (1841) ve Rio de Janeiro’ya (1843) gönderildi. İstanbul’da geçici elçi (1851), Milano’da Radetzky’nin yardımcısı (1853), Frankfurt diyetinde delege (1855) oldu ve Bismarck ile anlaşmazlığa düştü.

Buol-Schauenstein’ın yerine mayıs 1859′da dışişleri bakanı oldu, bu görevi 1859-1860 arasında fiilen yürüttü, imparatoru Fransa ile barışa teşvik etti, Bach’ın yerine Goluchowski’yi getirdi ve şubat 1861′de Macarlarla müza­kerelere girişti. Düklükler savaşı sırasında Prusya ile anlaşmayı kabul etti. Fakat Bis­marck ile bir ticaret antlaşması yapamadı­ğı için yerine Mensdorff getirildi (ekim 1864). [L]

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REBULL (Juan)

Tarih 25 Haziran 2009

REBULL (Juan), ispanyol heykeltıraşı (Reus 1899).

Heykel çalışmalarına doğduğu şe­hirde başladı. Barcelona’da belediyenin verdiği bursla okudu, Arturo Carbonell ile Antonio Alsina’nın öğrencisi oldu. 1918′de Los Evolucionistas (Evrimciler) grubunu kurdu, çeşitli sergilere katıldı.

Barcelona Sanatseverler derneğinden sağladığı bursla Fransa ve İngiltere’ye gitti. 1931′de, Vil-lanueva ve Geltru bölgelerinden milletve­kili seçildi, sonra Müzeler kurumunda gö­rev aldı. 1935′te, ressam İgnacio Mallol ile Escuela-Taller Tarragona adlı bir okul aç­tı. Bu sırada, Barcelona sergisinde> Çocuk Başı adlı eseriyle heykelde birincilik ka­zandı.

1939′da İspanya’dan ayrıldı; Fransa, ingiltere ve A.B.D.’de yaşadı. 1948′de İs­panya’ya döndü, 1951′de Madrid’de açılan Birinci İspanyol-Amerikan Sanat bienalinde heykelcilik alanındaki büyük ödülü al­dı; bir ara Barcelona Güzel Sanatlar yük­sekokulunda Heykel Atelyesi kürsüsünde çalıştı. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBULL (Juan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RE adası

Tarih 25 Haziran 2009

RE adası, Fransa’da ada, Atlas okyanusu (Charente-Maritime) kıyısında, Breton bo­ğazı ile Antioche boğazı arasında; 9 682 nüf. 28 km uzunluğunda olan ve Aunis kıyısından La Pallice ile Sablanceaux burnu arasında 2,5 km’lik bir boğazla ayrılan bu alçak ada, mendireklerin koruduğu dar bir kıstakla birbirine bağlanan farklı büyük­lükte iki kısımdan meydana gelir.

Adanın, güneybatısında «vahşî» denen düz, barın­mağa elverişsiz, kumlar arasında yer yer küçük yalıyarların yükseldiği bir sahil uzanır. Kuzeydoğu kıyısı ise tersine çok gi­rintili çıkıntılıdır. Dolayısıyle adanın geniş­liği yer yer çok değişir: genellikle 3-5 km arasında olan bu genişlik, meselâ Martray kıstağında 70 m’ye iner. Adada tarım önemli rol oynar (tahıl, turfan­dacılık, kuşkonmaz, bağcılık).

Balıkçılık ikinci derecede önemlidir; fakat adanın ku­zeybatısındaki geniş körfezde büyük istiridye parkları vardır. Aynı kesimde büyük tuz­lalar da işletilir. Kuzeydoğuda tuz ve şa­rap ticareti yapılan birkaç liman yer alır; La Fiotte, Ars ve özellikle, başlıca ticaret merkezi olan Saint-Martin limanları. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE adası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAYNAL (Guillaume)

Tarih 24 Haziran 2009

RAYNAL (Guillaume), fransız tarihçisi ve filozofu (Saint-Geniez d’Olt 1713 – Paris 1796). Rahip oldu, sonra felsefe ve tarihe merak sarınca rahiplikten ayrıldı. Helvetius, d’Holbach ve Mme Geoffrin’in sa­lonlarına devam etti.

Histoire du Stathou-derat (Stathouder’liğin Tarihi) [1748], His­toire du Parlement d’Angleterre (İngiltere Paılamentosunun Tarihi) [1748] adlı eser­leri yayımladı. Büyük eseri Histoire Philosophique et Politique des Etablissement et du Commerce des Europeens dans les deux indes (İki Hindistan’da Avrupalıların Kurum ve Ticaretinin Felsefî ve Siyasî Ta­rihçesi) [1770'te gizlice yayımlandı] ömürgeci devletlerin siyasetine, rahipler sınıfı­na, Engizisyona karşı çıktı.

Bir yandan eseri yasaklanırken, bir yandan da hakkın­da parlamento tarafından tutuklama ka­rarı alınan rahip Raynal, önce Friedrich II’nin, sonra Katerina II’nin yanına kaçtı. 1787′de Fransa’ya dönme izni aldı ve Toulon’a, Malouet’nin yanma yerleşti, fitats generaux’ya seçildi, fakat yaşı çok ileri olduğu için, Malouet lehine milletvekilliğinden çekildi. 31 Mayıs 1791′de Meclis’e bir mektup yazarak devrimci şiddet hare­ketlerini kınadı. Terör günlerinde saklandı, 1795′te Enstitü üyesi oldu, fakat göreve baş-layamadan öldü. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAL (Guillaume) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAURİCH (NicoJas)

Tarih 24 Haziran 2009

RAURİCH (NicoJas), ispanyol ressamı (Barcelona 1871 – ay.y. 1945). Barcelona Gü­zel Sanatlar okulunu bitirdi. Antonio Ca­ba, Luis Rigalt ve Eliseo Meifren’in öğrencisiydi.

İtalya, Fransa ve Almanya’ya yolculuklar yaptı. 1897′de Madrid’deki mil­lî sergide Nemi Bataklıkları adlı peyzajıyle (Castrelos müzesi, Vigo) gümüş madalya kazandı. Birçok millî ve milletlerarası sergiye katıldı (Puerto Rico [1898], Atina [1903], Meksika [1910]).

Tablolarında kuv­vetli renk kompozisyonları, sert kontrast­lar, ışık oyunları ağır basar. İlk devirlerinde İtalya, Fransa ve ispanya’dan, daha sonraki dönemlerinde de Katalonya’dan manzaralar (Gava, Pireneler, Sau Pol de Mar v.b.) çizdi. Eserleri Madrid Çağdaş Sanat ve Barcelona Modern Sanat müzelerindedir. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAURİCH (NicoJas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATIB EFENDİ (Ebubekir)

Tarih 24 Haziran 2009

RATIB EFENDİ (Ebubekir), türk devlet adamı (Tosya 1747-Rodos 1798). Amedî odasına girdi.

Selim III’ün şehzadeliğinde ona yazı hocalığı yaptı. Selim III’ün Fran­sa kralıyle mektuplaşmasını sağladı. Ziştovi (bugün Sviştov) barışından sonra Avus­turya’ya elçi olarak gönderildi (1791). Avusturya’nın askerî, sosyal ve iktisadî ku­rumlarını inceleyerek görüşlerini padişaha bir sefaretname şeklinde sundu.
Viyana dönüşünden sonra reisülküttap oldu (1792). Fransa’dan uzman subaylar getirtti. Fransızların Mısır’a saldırısı üzerine Rodos’a sürüldü ve orada boğduruldu. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATIB EFENDİ (Ebubekir) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rastatt kongresi

Tarih 23 Haziran 2009

Rastatt kongresi, Campoformio antlaşma­sının öngördüğü kongre. Ren’in sol kıyı­sındaki mülklerini kaybeden prenslere ve­rilecek tazminatları tespit etmek için top­landı.

Açılış tarihi 16 kasım 1797 olarak tasarlanmıştı, ama birçok delege bu tarih­ten sonra geldi. Avusturya’nın İtalya’da layikleştirilen kilise prensliklerine karşılık papa için tavizler istemesi, müzakereleri uzattıkça uzattı. Görüşmeler İkinci koalis­yondan sonra bile sürdü.
Bu devrede Direktuvar hükümeti delegelerini geri çağırınca, yanlarında Fransa ve Prusya ara­sındaki anlaşmalarla ilgili kâğıtlar bulaca­ğını uman Avusturya, fransız elçilerini şe­hir kapılarında süvarilere kılıçtan geçirtti (28 nisan 1799): Bonnier ve Roberjot öl­dürüldü. Debry ağır yaralandı. Suikast fransız kamuoyunu yabancılara karşı ayak­landırdı. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rastatt kongresi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rastatt antlaşması

Tarih 23 Haziran 2009

Rastatt antlaşması, 6 mart 1714′te prens Egon ile Villars arasında imzalanan antlaş­ma.

Bu antlaşma ile Alsace bölgesi Strasbourg ve Landau ile birlikte Louis XIV’e bırakıldı. İmparator Charles VI, Fransa’nın müttefiki olan prenslere devletlerini ve un­vanlarını geri verdi; Napoli’yi, Milanese’yi, İspanyol Felemenki’ni, Menin, İeper ve Furnes’i aldı; Utrecht antlaşmasıyle Bavyera seçici prensine vaat edilmiş olmasına rağ­men Sardinya’yı muhafaza etti.
Bu antlaş­ma, imparatorluğun geleneklerine göre latince değil, fransızca olarak kaleme alın­dı; böylece Fransızca diplomatik dil olarak yerleşti. Bk. ispanya veraset savaşi. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rastatt antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RASPAİL (François Vincent)

Tarih 23 Haziran 2009

RASPAİL (François Vincent), fransız siya­set ve bilim adamı
(Carpentras, Vaucluse 1794-Arcueil, Paris 1878).

Cumhuriyetçi fi­kirleri benimsedi; Babylone sokağındaki bir kışlanın ele geçirilmesi sırasında yaralandı (temmuz 1830). Kendisine nişan ve­rildi, ama kralın teklif ettiği fahrî görev­leri kabul etmedi. Tersine cumhuriyetçi ku­ruluşları destekledi ve hattâ bu tür kuru­luşlardan biri olan Halk Dostları derneği­nin başkanı oldu. Fakat derneğinin ilerigelenleriyle birlikte tutuklanarak mahkûm edildi (1832).
Bundan sonra hayatının bü­yük bir kısmını hapiste veya sürgünde ge­çirdi, ama yine de siyasî ve bilimsel çalış­malarını sürdürmeyi başardı. 25 Şubat 1848′de Paris’te Belediye sarayında cumhuriyeti ilk olarak o ilân etti; Ami du Peuple gaze­tesini kurdu. Geçici hükümeti, siyasî ve sosyal meselelerle yeterince uğraşmamakla suçladı.

1849 Nisan’ında, 15 mayıs 1848 olaylarına katıldığı için altı yıl hapse mah­kûm edildi; bu mahkûmiyeti sürgüne çevril­di ve Belçika’ya yerleşti. 1859′da affa uğra­dı, 1863′te Fransa’ya döndü ve cumhuri­yetçi milletvekili seçildi (1869-1870; 1876-, 1878). Kimya ve tıpla ilgilendi ve bu konularda halkın anlıyabileceği dilde birçok eser yayımladı: Le Medecin des Familles (Ailelerin Hekimi) [1843], Manuel de la Sante (Sağlık El Kitabı) [1846]. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASPAİL (François Vincent) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RASOHERİNA veya RABOUDA

Tarih 23 Haziran 2009

RASOHERİNA veya RABOUDA (öl. 1868), Madagaskar kraliçesi (1863-1868),

Radama II’nin karısı. Kocasının ölümünden sonra «Rasoherina» adiyle kraliçe ilân edildi. Rainilaiarivony ile evlendi ve yönetimi ona bıraktı. Bir pagan hareketini tam zamanın­da önledi. Fransa ve İngiltere ile iyi iliş­kiler kurdu. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASOHERİNA veya RABOUDA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPP (Jean,—kontu)

Tarih 23 Haziran 2009

RAPP (Jean,—kontu), fransız generali (Colmar 1772-Rheimveler, Baden 1821). Desaix’nin yaveriydi (1796-1800), Konsüllük Muhafız birliğindeki memlûklara kumanda etti (1801). 1805′te Atlı Humbaracılar Muhafız birliğinin kumandan yardımcısı oldu.

Austerlitz’te prens Repnin’i esir aldı. Danzig valisi (1807) oldu, 1809′da kont unvanını aldı. Fakat im­paratorun boşanmasına karşı çıktığı için Danzig’e sürüldü. Moskova ve Berezina savaşlarında yararlık gösterdi (1812). Sonra Danzig’i savundu (ocak 1813-ocak 1814). Rusya’da esir düştü. 1814′te memleketine döndü, önce Yüzgün döneminde Bourbon’ların safında yer aldı, sonra Napolyon’a ka­tıldı. Ren ordusuna kumanda etti. Bu ordu ile Strasbourg’ta düşman tarafından çevril­di. Wildenstein’daki (İsviçre) şatosunda bir süre yaşadıktan sonra Fransa’ya döndü (1817), Yüksek meclis üyesi (1819) ve saray mabeyincisi (1820) oldu. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPP (Jean,—kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAOUL veya RODOLPHE de Bourgogne

Tarih 22 Haziran 2009

RAOUL veya RODOLPHE de Bourgogne (öl. Auxerre 936), Bourgogne dükü (921 -923), Fransa kralı (923-936). Fransa dükü Robert I’in damadıydı. Onun ölümü üze­rine kral seçildi (923). Yendiği Normanlarla 924′te pek şerefli olmayan bir barış yaptı, fakat akınlarını gene de durdurama­dı. 930′da Normanları tekrar yendi, böy­lece itibarını sağlamlaştırdı ve isyanları bastırdı. (L)
RAOUL GLABER. Bk. glaber.

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAOUL veya RODOLPHE de Bourgogne hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANDOLPH (Thomas)

Tarih 22 Haziran 2009

RANDOLPH (Thomas), ingiliz diplomatı (Badlesmere, Kent 1523 – Londra 1590). Protestandı, Mary Tudor zamanında Fransa’­ya sığındı, İskoçya ve Rusya’da kraliçe Elizabeth’in temsilcisi oldu (1568). Rus­ya’dan ingiliz tacirleri için bazı imtiyaz­lar kopardı. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDOLPH (Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANCE (LA)

Tarih 22 Haziran 2009

RANCE (LA), Fransa’da Bretagne’da kıyı ırmağı, Manş denizine dökülür. 100 km. La Rance, Mene” dağlarından çıkar ve Dinan’dan geçer, Dinan’da başlayan uzun halicinin (ria) kıyısında Saint-Servan ve Saint Malo limanlan kurulmuştur. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANCE (LA) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANAVALONA III

Tarih 22 Haziran 2009

RANAVALONA III (1862 – Cezayir 1917), Madagaskar kraliçesi (1883 – 1897). Ranavalona II’nin kuzinidir.
Prens Ratrima’dan dul kalınca tahta çıktı (1883) ve daha ön­ceki iki kraliçeden dul kalmış olan başbakan Rainilaiarivony ile evlendi. Fransız donanmasının ablukasından sonra imzala­dığı antlaşma ile Diego-Suarez limanını ve dış siyasetinin yönetimini Fransa’ya bıraktı (17 aralık 1885). Antlaşmanın uygulanma­sında gösterilen kötüniyet, Fransa’nın 1895 seferine ve asker göndererek ülkede himaye idaresi kurmasına yol açtı (eylül). Himaye yönetiminin sömürge yönetimi haline getirilmesinden sonra çıkan ayaklanma üzerine Gallieni’nin tahttan indirdiği kraliçe (şubat 1897) önce Reunion’a, sonra da Cezayir’e sürüldü. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANAVALONA III hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANAVALONA II

Tarih 22 Haziran 2009

RANAVALONA II (öl. 1883), Madagaskar kraliçesi (1868-1883). Radama II’nin ikin­ci karısı. Rasoherina’nın yerine geçti (1868), başbakan Rainilaiarivony ile evlendi ve onunla birlikte Protestanlığı kabul etti (1869).

Hükümdarlığı sırasındaki başlıca olaylar şunlardır: İngiltere ve Fransa’ya ticaret serbestliği tanınması karşılığında kraliçeye Batı Sakalav’ların dışında bütün adaya hâ­kim olma hakkını sağlayan antlaşmaların imzalanması; liberal reformlar (birden faz­la kadınla evlenmenin ve içkinin yasaklanması, hafta tatili); merkezîleştirme siyase­ti, öğretimin ve ordunun teşkilâtlandırıl­ması. Laborde’un (öl. 1878) vârislerine dü­şen mirasın verilmemesi ve yabancıların toprak sahibi olmalarını yasak eden mart 1881 tarihli kanunun çıkarılması üzerine, Fransa, adayı ablukaya aldı. 1883 Mayısın­da amiral Pierre, Majunga’yı ve sonra da Tamatave’ı işgal etti; kraliçe temmuz ayında öldü. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANAVALONA II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANAVALONA I

Tarih 22 Haziran 2009

RANAVALONA I (1790′a doğr. – Tananarive 1861), Madagaskar kraliçesi (1828-1861). Radama I’in karısıydı; ondan sonra tahta çıktı, başbakan Rainiharo ile evlendi.

Yabancı nüfuzuna karşı savaş açtı, misyoner­lere baskı yaptı; bu yüzden Fransa Tintingue’i işgal etti (1829) ve İngiltere ile Fran­sa Tamatave’ı bombaladı (1845). Ranavalona, Merina’ların adayı işgal etmesini ve etkin bir yönetimi kurmasını sağlamağa ça­lıştı. Rainiharo’nun ölümünden (1852) son­ra oğlu Raharo misyonerlerin geri gelmesi­ne izin verdi. Bunlar arasında bulunan ingiliz Ellis, kraliçeyi kışkırtarak fransız ta­cirlerinden Laborde ve Lastelle’e zorluk çıkarttı. Veliaht Rakoto (sonradan Radama II. adını aldı) ile Fransızların bir komplo hazırladıklarını Ellis’ten öğrenen Ranavalona I bütün Avrupalıları sınır dışı ederek (1857) bircok hıristiyanı öldürdü.(L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANAVALONA I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMSAY (sir Bertram Home)

Tarih 22 Haziran 2009

RAMSAY (sir Bertram Home), ingiliz amirali (Middlesex, Hampton Court 1833 -Fransa 1945). Parlak bir meslek hayatından sonra 1938′de Anavatan donanması kur­may başkanıyken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
1939′da, savaşın başlamasından kısa bir süre önce yeniden hizmete çağırıldı; Do­ver boğazının savunmasıyle görevlendirildi ve Dunkerque’in tahliyesini yönetti. Mütte­fiklerin 1942 Kuzey Afrika çıkarması sıra­sında, akdeniz ingiliz donanması kumandanı amiral Cunningham’ın yardımcısıydı. Ertesi yıl Normandiya çıkarmasmı yapacak deniz kuvvetlerinin kumandanlığına tayin edildiy­se de çok geçmeden bir uçak kazasında öldü. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSAY (sir Bertram Home) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMBOUİLLET

Tarih 22 Haziran 2009

RAMBOUİLLET (Catherine DE ViVONNE, —- markizi) [Roma 1588-Paris 1665], Fran­sa’nın Roma büyükelçisi Jean de Vivonne’un ve Giulia Savelli’nin kızı. 1600′de Rambouillet markizi Charles d’Angennes ile ev­lendi. Bu evlilikten yedi çocuğu oldu. Ço­cuklarının altısı kızdı ve aralarında Montausier düşesi Julie (1607-1671) ile doğuş­tan kambur olan ve 1645′te Nördlingen’de öldürülen Leon Pompee (Pisany markisi) adlı oğlu da vardı. Şairlerin «Arthenice» lakabını taktığı Madame de Rambouillet, XVII. yy.ın en ünlü kadınlarından biriydi. Salonunun, Fransa’daki sosyete hayatı üs­tünde büyük etkisi oldu. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMBOUİLLET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMBOUİLLET

Tarih 22 Haziran 2009

RAMBOUİLLET, Fransa’da Seine-et-Oise idare bölgesinde idare çevresi merkezi, la Beauce’un kuzeyinde; 12 593 nüf. Şehir bir şato yakınında ve büyük bir ormanın ortasında gelişti; Paris bölgesinin en büyük sayfiye merkezlerinden biridir. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMBOUİLLET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAJK (Laszlo)

Tarih 20 Haziran 2009

RAJK (Laszlo), macar siyaset adamı (Szekelyudvarhely [Odorhei], Transilvanya 1909 -Budapeşte 1949). Komünist partisi üyesiy­di; hapse atıldı (1932-1933), ispanya’da en­ternasyonal birlikler safında çarpıştı. 1939-1941 Arasında Fransa’da enterne edildi; 1941′de gizlice yurduna döndü. 1941-1944 Arasında hapiste kaldı. Aralık 1944′te Al­manya’ya götürüldü, mayıs 1945′te Maca­ristan’a döndü. Macar Emekçi partisinin genel sekreter yardımcılığını yaptı, içişleri (1946-1948) ve dışişleri bakanı (1948-haziran 1949) oldu. Devlet aleyhinde komplo yap­makla suçlanarak idam edildi. 1955′te iti­barı iade edildi. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAJK (Laszlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİSMES

Tarih 20 Haziran 2009

RAİSMES, Fransa’da Nord idare bölge­sinde (Valenciennes idare çevresi) komün, kömür havzasında (Valenciennes grubu), Valenciennes’in kuzeybatısında; 18 737 nüf. Maden kömürü. Metalürji sanayii. Demir­yolu ve madencilik malzemesi. Dökümha­neler. Kazancılık. Makine yapımı. Zincir fabrikaları. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİSMES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİS veya RAYS veya RETZ (Gilles DE)

Tarih 20 Haziran 2009

RAİS veya RAYS veya RETZ (Gilles DE), fransız mareşali (1400′e doğr.-Nantes 1440). 1427′de Charles VII’nin davasını benim­sedi, Jeanne d’Arc’ın silâh arkadaşı oldu, 1429′da Fransa mareşalliğine tayin edildi.
1435′e doğru topraklarına (özellikle Tiffauges) çekildi, tek başına yaşamağa başladı ve büyük servetini saçıp savurdu. Gösterişe ve paraya düşkündü. Bu yüzden simya ve büyücülükle uğraştı, kendini içkiye ve sefa­hate verdi. Çevresine çeşitli ülkelerden ge­len büyücüleri topladı. Bu işlerle uğraşırken, tahminlere göre, 140 ilâ 300 çocuğun ölü­müne yol açtı. Kişiliği hakkında, halk ara­sında itham edici söylentiler yayılınca, Bretagne dükü tarafından mahkemeye verildi. Mahkûm edildi ve pişmanlık getirdikten sonra boğduruldu. Yanlış olarak, Mavi Sa­kal efsanesinin kahramanı sanılır. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİS veya RAYS veya RETZ (Gilles DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİNİLAİARİVONY

Tarih 20 Haziran 2009

RAİNİLAİARİVONY, madagaskarlı siyaset adamı (1828 – Cezayir 1896), 1865′te kardeşi Raharo’nun yerine geçti ve birbiri ardı sıra evlendiği Rasoherina, Ranavalona II ve Ranavalona III adlarındaki kraliçelerin de­virlerinde, Madagaskar devletini yönetti, önemli reformlar yaptı (1868 ve 1881 ka­nunları); Fransa ile ingiltere’yi birbirine düşürerek ülkesinin bağımsızlığını sağlama­ğa çalıştı, ingiliz misyonerlerine yaklaştı, Protestanlığı devletin resmî dini olarak ka­bul etti. Fransa’nın 1883-1885 seferi sonunda kabul ettirdiği himaye rejimine karşı koyma­ğa çalıştı, fakat 1894-1895 seferinde Mada­gaskar fransız birliklerinin istilâsına uğra­yınca Cezayir’e sürüldü. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNİLAİARİVONY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç)

Tarih 20 Haziran 2009

RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç), bul­gar asıllı sovyet siyaset adamı (Kotel 1873 -S.S.C.B. toplama kampında 1941 veya 1953). ikinci Balkan savaşından (1913) sonra Romanya’ya yerleşti; Fransa’da tıp okudu. Romanya’ya dönünce Sosyalist partiye yeni bir düzen verdi ve 1916′da tutuklandı. Şu­bat devriminden sonra serbest bırakıldı; bolşevik lideri oldu ve Ukrayna Halk Ko­miserleri konseyi başkanlığına getirildi (1919). S.S.C.B.’yi Londra’da (1923-1925) ve Paris’te (1925-1927) temsil etti; daha son­ra partiden çıkarıldı (1927) ve troçki’ci ol­duğu iddiası ile Sovyet Orta Asyası’na sü­rüldü. 1934′te yeniden partiye kabul edildiy­se de, 1938′de tekrar kürek cezasına çarptı­rıldı. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKOÇİ György I

Tarih 20 Haziran 2009

RAKOÇİ György I, macarca Rakoczy, Erdel kralı (1593 – Sarospatak 1648). Beth­len İstvan’ın yerine Erdel kralı oldu (1630).
Avusturya ile Kassa antlaşmasını imzalaya­rak Bethlen Gabor (1613-1629) döneminden beri devam eden savaşlara son verdi. Murad IV’ten krallığını onaylayan bir ahit­name aldı (1630). Tamışvar (Timişoara) beylerbeyi Murad Paşanın da desteklediği Moreş Szekely’nin isyanını bastırdı. 1636′da Budin beylerbeyi Nasuhpaşazade Hüse­yin Paşanın yardımıyle eski kral Bethlen İstvan krallığı ele geçirdiyse de Rakoçi aynı yıl Bethlen’in yerine tekrar kral ol­du. 1642′de oğlunu kendine halef ve kral­lığa ortak yaptı ve Babıâli’den bir ferman aldı. Krallığının son zamanlarında İsveç ve Fransa ile anlaşarak Avusturya’ya kar­şı savaştı. Avusturya ile Linz antlaşması­nı yaptı. Bu antlaşma ile Avusturyalıların eline geçmiş olan Erdel kaleleri geri ve­rildi ve Macaristan’da Protestanlara din hür­riyeti tanındı. (M)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOÇİ György I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKOÇİ György I

Tarih 20 Haziran 2009

RAKOÇİ György I, macarca Rakoczy, Erdel kralı (1593 – Sarospatak 1648). Beth­len İstvan’ın yerine Erdel kralı oldu (1630).
Avusturya ile Kassa antlaşmasını imzalaya­rak Bethlen Gabor (1613-1629) döneminden beri devam eden savaşlara son verdi. Murad IV’ten krallığını onaylayan bir ahit­name aldı (1630). Tamışvar (Timişoara) beylerbeyi Murad Paşanın da desteklediği Moreş Szekely’nin isyanını bastırdı. 1636′da Budin beylerbeyi Nasuhpaşazade Hüse­yin Paşanın yardımıyle eski kral Bethlen İstvan krallığı ele geçirdiyse de Rakoçi aynı yıl Bethlen’in yerine tekrar kral ol­du. 1642′de oğlunu kendine halef ve kral­lığa ortak yaptı ve Babıâli’den bir ferman aldı. Krallığının son zamanlarında İsveç ve Fransa ile anlaşarak Avusturya’ya kar­şı savaştı. Avusturya ile Linz antlaşması­nı yaptı. Bu antlaşma ile Avusturyalıların eline geçmiş olan Erdel kaleleri geri ve­rildi ve Macaristan’da Protestanlara din hür­riyeti tanındı. (M)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOÇİ György I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKOÇİ Ferene II

Tarih 20 Haziran 2009

RAKOÇİ Ferene II, macarca Rakoczy, Erdel kralı (Borsi 1676 – Rodosçuk, Te­kirdağ 1735). Ferene I Rakoçi’nin oğlu. üvey babası kont İmre Thököly tarafın­dan yetiştirildi.

Rehin olarak gönderildiği Avusturya’da cizvitlerin öğrencisi oldu. 1697′de kendisine imparatorluk prensi unvanı ve­rildi. Villars ile görüşmelere giriştiği (1700) sırada ihanete uğrayarak Wiener-Neustadt’ta hapsedildi (1701). Polonya’ya kaçtıktan sonra, ayaklanan macarlarm çağrısına uy­du (1703), memleketin büyük kısmını zap­tetti ve macar tarikatları konfederasyonu prensliğine seçildi (1705). Habsburg’ların hükümdarlığına son verildiğini ve Maca­ristan’ın bağımsızlığını ilân etti (1707). Fran­sa ve Rusya ile ittifak kurdu, Osmanlı dev­letinden yardım istedi.
Ama köleleri azat edeceğine söz verdiği için kendisine düş­man olan asiller tarafından yalnız bırakıl­dı. Trencsen’de (Ternçin) yenilgiye uğra­yarak (1708), Büyük Petro’dan yardım is­temek üzere Polonya’ya gitti (1711). Yok­luğunda, generali Sandor Karolyi, impa­ratorla barış antlaşmasını imzaladı. Bunun ardından Ferene II’nin mülklerine elkondu. Bunun üzerine Ferene II Fransa’ya git­ti (1713).
Osmanlı – Avusturya savaşı (1716-1718) başlayınca Türkiye’ye davet edildi ve kendisine Erdel krallığı verildi (1716). Pa-sarofça antlaşmasında Avusturyalılar Ferenç II’nin kendilerine teslim edilmesini istedilerse de Osmanlı devleti onların bu teklifini kabul etmedi, önceleri Boğaziçi’n­de (Yeniköy), daha sonra da Tekirdağ’da (Rodosçuk) oturdu. Tercüman olarak İbrahim Müteferrika’nın hizmetine verildi.
— Oğlu JOZSEP RAKOÇİ (1700-1738), 1737′de Osmanlı devleti tarafından Erdel kralı ilân edildi. Osmanlılarla birlik olarak Avustur­yalılara karşı savaştı (1736-1738). Savaş sı­rasında Rusçuk’un (bugün Ruse) Çernova (bugün Çervena Voda) köyünde kışladığı sırada öldü (1738). [M]

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOÇİ Ferene II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİNCY

Tarih 19 Haziran 2009

RAİNCY, Fransa’da Seine-et-Oise idare bölgesinde idare çevresi merkezi;
15 267 nüf. Auguste Perret’nin yaptığı ilgi çekici modern kilise (1923). Maurice Denis’nin yaptığı vitraylar. Makine yapımı. Tuhafiye­cilik. Amyant sanayii.
— İdare çevresi, 276 259 nüf. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNCY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAHBECK (Knud Lyhne)

Tarih 19 Haziran 2009

RAHBECK (Knud Lyhne), danimarkalı ya­zar (Kopenhag 1760 – ay.y. 1830). Almanya’­ya ve Fransa’ya yaptığı bir yolculuktan sonra, Kopenhag’a döndü ve orada Pram ile birlikte Minerva ve Den Danske Tilskuer dergilerini yönetti. Üniversitede este­tik profesörlüğü yaptı (1790-1799). Çok sa­yıda eser yayımladı. Karısı Kamma ile bir­likte, danimarkalı preromantik ve romantik genç yazarları biraraya getirdi. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHBECK (Knud Lyhne) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGUSA

Tarih 19 Haziran 2009

RAGUSA, Dalmaçya kıyısında eski cum­huriyet.
• Tarih. Ragusa, yunan şehri Epidauros’un Adriya denizinde, Dalmaçya kıyısı ya­kınında kurduğu koloniden doğdu. Roma dünyasına katılan ve uzun süre Batı Ro­ma imparatorluğuna bağlı olarak yaşayan Ragusa, on iki yüzyıl boyunca Doğu dün­yasının kenarında kurulmuş, deniz ticare­tiyle uğraşan bir latin şehri olarak kaldı. Bizans imparatorluğunun gücünün devam ettiği ve Güney İtalya’ya hâkim olduğu sü­re boyunca Ragusa da Venedik gibi ona bağlıydı. Şehir 1000′de Bizans imparator­luğu sınırları içinde kalmağa devam etmek­le beraber Venedik dukasının idarî hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Son­ra, Venedik 1204′te Bizans imparatorluğu­nun deniz parçasını ele geçirince, sırp teh­likesine karşı yunan desteğinden yoksun kalan Ragusa kendiliğinden Venedik’e tes­lim oldu (1205).

Venedik Ragusa’ya duka­yı temsil eden bir kont yerleştirdi ve şe­hirde kurumlan kendisininkini örnek alan aristokratik bir komün meclisi kurdu. Ama macarların baskısı Ragusa’yı macar kralı­nın otoritesini kabul etmek zorunda bırak­tı (1358). 1403′te patriciierinin akıllıca ve ustaca siyaseti, Ragusa’nın Venedik bo­yunduruğu altına düşmeksizin bağımsızlı­ğını kazanmasına yol açtı. Balkanlar’ın de­niz kapılarından biri olan Ragusa, Osman­lıların Akdeniz doğusunu ve Balkanlar’ı fethettikleri sırada kazanılan bu bağımsız­lık sayesinde Floransa ve Barcelona’nın ti­caret acentaları kurdukları bir yer haline geldi. Şehir zaten uzun süreden beri Balkanlar’da köle ticaretini ve tuz ticaretini kontrol altında tutan büyük bir ticaret yeriydi. Daha XIV. yy. sonunda gümüş üretimiyle ilgilenen Ragusa tüccarları, ma­den ülkelerinde (Bosna ve Sııbistan) ko­loniler kurmuşlar ve Batı Avrupa’ya gü­müş sevkıyatı tekelini ele geçirmişlerdi; sonradan bakır, kurşun ve XV. yy.da bu­lunan (1420′ye doğru) yeni maden filizle­rinin (özellikle 1430′dan sonra işletilen zencefre) ticaretini de ele geçirdiler.

Şehir bu sayede XV. yy.da büyük ölçüde zen­ginleşti, edebiyat ve sanat gelişti. Osmanlıların Macarîara karşı Mohaç zafe­rinden (1526) sonra, Ragusa osmanlı pa­dişahının otoritesini kabul etmek ve her yıl vergi ödemek akıllığını gösterdi. Böy­lece, XIII. yy.a kadar Venedik’in Bizans imparatorluğu sınırında yaşadığı gibi, Os­manlı imparatorluğunun sınırında yaşama­ğa başlayan Ragusa, Akdeniz kıyısındaki hıristiyan ve müslüman ülkelerin aracısı haline geldi. Avrupa’nın en büyük filola­rından birini kurdu ve gemilerini gerek Atlas okyanusunda gerek Akdeniz’de çalıştırılmak üzere her isteyene kiraladı. Böy­lece XVI. ve XVIII. yy.da, yeni bir bur­juvazinin gelişmesine rağmen aristokratların hâkim olduğu bir rejim altında en par­lak dönemini yaşadı.

Ama şehri hemen tamamıyle yıkan ve hal­kın yarısından çoğunun ölmesine yol açan 6 nisan 1667 depremi kesin bir darbe ol­du. O tarihten sonra şehirde islav unsur­ların nüfuzu günden güne arttı ve Ragu­sa fiilî bağımsızlığını muhafaza etmesine rağmen bir şehir cumhuriyeti olarak büyük kara devletleri dünyasında çağ dışı bir hal aldı. 1806′da Fransızlarla Ruslar arasında kalınca Napolyon’un Fransız – italyanlarına teslim oldu; Ragusa dükü mareşal Mar­nı on 1808′de şehrin hükümetini ve senato­sunu dağıttı, şehri önce Fransa’nın işgal ettiği Venedik’in Dalmaçya topraklarına bağladı, sonra da İllyria eyaletlerine kattı (1809). Viyana antlaşmasında (1815) şehri alan Avusturya 1918′e kadar muhafaza etti. Ragusa o tarihte islavca Dubrovnik adiyle, yeni kurulan Yugoslavya’ya katıldı.

• Edebiyat ve bilimler. Komşu İtalya’da parlak bir şekilde gelişen hümanizm, dal­maçya şehirlerinde de yayıldı ve bu şehir­lerde, Şişgoriç (Georgius Sisgoreus) [1440-1509] ve Crijeviç (Cerva) [1460'a doğr, -1520] gibi meşhur hümanistler yetişti; is­lavca edebiyat ise özellikle Ragusa’da bü­yük ölçüde gelişti. İtalyan edebiyatı etkisi kalmış olan ragusa edebiyatında devrin bü­tün önemli tarzlarına rastlanır. XV. yy.da Sisko Mençetiç (1457-1527) ve Dzore Drziç (1451-1501) trubadur üslûbunda aşk şiirleri yazdılar. XVI. yy.da Ragusa, Güney İslavlarının gerçek fikir merkezi haline gel­di. Trajedi ve felsefî şiirin temsilcisi ve­rimli yazar Mavro Vetranoviç’tir (1482-1576). Komediyi Marin Drziç (1507-1567) doruğuna ulaştırdı: gerçek bir rönesans ada­mı olan Drziç eserlerinde zengin bir dille ve yer yer halk ağzıyla coşkun bir ya­şama sevincini dile getirdi. XVI. yy. so­nunda aşk şiirinde Petrarca ve Bembo tar­zında yeni bir gelişme oldu: bu tarzın en orijinal temsilcisi Dominko Zlatariç’tir (1550′ye doğr. – 1609).

Karşı Reform Ra­gusa’da çok değişik bir atmosfer yarattı: aşk şiirinin ve komedinin yerini, dinî veya yurtsever edebiyat aldı. Bu yeni akımın XVII. yy. başında en etkili temsilcisi ivan Gunduliç’ti (1589-1638). Yeni denizyolları­nın keşfi Venedik gibi Ragusa’ya da öldürücü bir darbe indirdi.
O tarihten son­ra yavaş yavaş sönen ragusa edebiyatı, cum­huriyetin 1805′te yıkılmasından sonra hırvat edebiyatıyle karıştı. Hırvat edebiyatının baş­lıca ragusalı yazarları Medo Puçiç (1821-1882) ve İvo Vojnoviç’tir (1857-1929). Ra­gusa başlıca edebiyat merkeziyse de, öbür dalmaçya şehirlerinde de değerli yazarlar yetişti: meşhur hümanist Maruliç (1460-1524) Split’li, ilk kır romanı (Dağ) yazarı Petar Zoraniç, Zadar’lı, ilk dindışı dram (Köle) yazarı Hanibal Luciç (1485-1533) ve Petar Hektoroviç (1486-1572) Hvar adasındandı.
Ragusa cumhuriyetinde birçok bilgin de ye­tişti: XV. yy.da latince ilk ticaret naza­riyesini yayımlayan ragusalı Georgi, cebiri geometriye ilk; olarak uygulayan Getaldiç, «mizaç»lara, aşırı önem verilmesine ilk karşı çıkan hekim Baglivi (1688-1707), büyük ma­tematikçi Boşkoviç
(öl. 1787), İmperium Orientale’nin yazarı Banduri (1670 – Paris 1743). [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGNAR Lodbrok veya REGNARD Lodbrog

Tarih 19 Haziran 2009

RAGNAR Lodbrok veya REGNARD Lodbrog («Kürk donlu»), danimarkalı şef (IX. yy.). 845′te vikingleriyle birlikte yüz yirmi parça geminin başında Fransa’ya gitti, Sen nehrine girdi, Paris’i yakıp yıktı. Korsan­lıklarını İspanya ve İngiltere’de de sürdür­dü. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGNAR Lodbrok veya REGNARD Lodbrog hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİMOND VII

Tarih 19 Haziran 2009

RAİMOND VII (Beaucaire 1197-Millau 1249), Toulouse kontu (1222-1249). Raimond VI’nın oğlu ve halefi. Toulouse devletini yeniden kurmağa çalıştı. Amaury de Montfort’u son sığınağı olan Carcasson’dan kov­du (1224) ve Katar’lara yapılan zulme fiilen son verdi.

Din sapkınlığı yeniden arttığı i-çin papa Honorius VIII, tarafından afaroz edildi. Oysa Raimond VII papaya boyun eğmiş olduğunu bildirmişti. Papa bu olayın hemen ardından, Louis VIII’i papalık elçisi Romano di Sant’Angelo’nun hazırladığı ye­ni bir haçlı seferine sürükledi. Avignon kuşatıldı ve teslim oldu (haziran-eylül 1226); Languedoc krala boyun eğdiğini bil­dirdi. Toulouse bölgesi yakılıp yıkıldığı için Raimond VII, eyaletlerinin Akdeniz bö­lümü (Carcassonne, Beziers, Agde, Nîmes) ile Tanrr’ın güneyindeki Albigeois’yı Fransa kralına bırakmak zorunda kaldı. Ama Toulouse bölgesini, Rouergue’i, Quercy’yi ve Albigeois’nın bir kısmını muhafaza ediyor­du.
Ayrıca tek kızı Jeanne’ın Louis IX’un kardeşi Aîphonse de Poitiers ile evlenmesine de rıza gösteriyordu. Bu, Toulouse kontlu­ğunun kesinlikle krallık mülkü içine alın­masını hazırlayan bir olaydı (Meaux-Paris antlaşması 1229).

Louis IX ve Kilise, din sapkınlığıyle müca­dele etmek amacıyle, Raimond VII’yi, Toulouse üniversitesini kurmak (1229), Katar’ların kovuşturulmasını sağlayan ve toprak­ları üstünde dominiken engizisyoncuların ad­lî faaliyet göstermesine izin veren yasalar kabul etmek zorunda bıraktılar. Bunun üzerine papa Gregorius IX’dan Venaissin kontluğunun yeniden kurulması iznini alan (1234) Raimond VII, İngiltere kra­lı Henry III ile ittifak yaparak toprakla­rının Capet’ler tarafından yutulmasını ön­lemeğe çalıştı (1242). Henry III Narbonne’u geri aldı; ama İngilizlerin geri çekilmesin­den sonra Raimond VII boyun eğmek (ekim 1242) ve kontluğun bağımsızlığına fiilen son veren Lorris antlaşmasını imzalamak zorun­da kaldı (1243). [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMOND VII hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAEMAEKERS (Louis)

Tarih 18 Haziran 2009

RAEMAEKERS (Louis), hollandalı ressam (Roermond 1869-Scheveningen 1956). özel­likle Amsterdam’ın Telegraf gazetesinde, daha sonra Fransa’da Birinci Dünya sa­vaşında yayımlanan ve müttefiklerin tarafı­nı tutan yergili resimleri beğenildi.
Yayım­ladığı albümler: Tarih önünde (1918), Ka­rikatürlerle Savaş Tarihi (1919). [L]

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAEMAEKERS (Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADZİWİLL

Tarih 18 Haziran 2009

RADZİWİLL, litvanya asıllı polonyalı ai­le. Başlıca üyeleri: MiKOLAJ (öl. 1466), Litvanya büyük dükü Wladislaw ile bir­likte vaftiz edildi (1386).

Grodno starostu idi. Grunwald’de töton şövalyelerine kar­şı savaştı (temmuz 1410); —MiKOLAJ, Amor Poloniae denir (1470-1522), Wilno pfaltz’ı ve Litvanya şansölyesi, Kutsal İmparator­luk prensi (1515). —jerzy, litvanya ata­manı (1480-1541), Ruslara karşı giriştiği ha­reketler üzerine mareşalliğe yükseltildi; —barbara (1520-1551), öncekinin kızı, voyvoda Gasztold’un dul karısı. Polonya kralı Zygmunt August ile evlendi (1547); —mikolaj Rudy («kızıl») [1512-1588], Protestanlığı kabul etti. Moskovalıları yenilgi­ye uğrattı; —MiKOLAJ Czarny («kara») [1515-1565], imparator tarafından Nieswiez prensliğine tayin edildi, İncil’i Lehçeye çe­virtti;

—MİKOLAJ KRZYSZTOF (1549-1816), öncekinin oğlu. Katolikliğe döndü. Kutsal toprakları ziyaret etti. Kudüs Yolculuğu adlı Latince bir eser yazdı (1601), Henri de Valois’yı destekledi. Fransa’ya giderek onunla buluştu (1573); —janusz (1579-1620), 1606 Ayaklanmasında Zebrzydowski ile bir­likte Zygmunt III’e karşı geldi;
—janusz (1612-1655), Litvanya atamanı. Litvanya’nın muhtariyeti için İsveç kralı Karl-Gustaf ile mücadele etti; —boguslaw (1620-1669), Otuzyıl savaşlarına İsveçlilerin sa­fında katıldı; —karol stanîslaw (1734-1790), Litvanya valisiydi. Poniatowski’lerle mücadele ettiği ve Stanislavv II’ye karşı Radom* konfederasyonunu hazırladığı için mallarına elkondu; —ANTONi henryk (1775-1883), Friedrich II’nin yeğeni. Hohenzollern’lerden bir kadınla evlendiği için Poznan valiliğine getirildi.

—MiCHAL HiERONİM (1778-1850), Kosciuszko ayaklan­masına katıldı, Ruslara karşı çarpışan po-lonya kuvvetlerine kumanda etti (1830-1831); —FERDYNAND (1834-1926), Prusya Senyörler meclisi üyesi ve Reichstag’da Po­lonya grubu başkanıydı (1874-1918); —ja­nusz KSAWERY (1880-Varşova 1967), önce­kinin oğlu, alman taraftarı Steczkowski kabinesinde dışişleri bakanı (1917-1918) ve Muhafazakâr partiden milletvekili oldu (1926). Pilsudski ile ittifak yaptı. İkinci Dünya savaşında Rusya’ya sürüldü. 1946′da yurduna geri döndü. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADZİWİLL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGIB PAŞA Koca

Tarih 18 Haziran 2009

RAGIB PAŞA Koca, türk devlet adamı ve şairi (istanbul 1699-ay.y. 1763). Defterhane kâtiplerinden Şevki Mustafa Efendinin oğlu. Medrese öğrenimi gördü, Defterhane kale­mine devam etti.
İran savaşları sırasında alınan toprakların deftere kaydı işi için Revan valisi Ârifî Paşanın mektupçusu oldu (1724). Tebriz seraskeri Köprülüzade Abdullah Pa­şa ile Hekimoğlu Ali Paşanın hizmetinde bulundu. Bir yıl Revan defterdarlığı yaptık­tan sonra, istanbul’a döndü (1729). Riyaset vekâleti payesiyle, Hemedan eyaletinin tı­mar ve zeametini yeniden düzenlemeğe gitti. 1730′da defterdarlık göreviyle Bağdat’a gön­derildi. İran savaşı sırasında Nadir Şah ile yapılan görüşmelere delege olarak katıldı. 1733′te Nadir Şah’ın Bağdat’ı kuşatmasından sonra, istanbul’a çağırılarak, maliye tezkireciliğine getirildi. Erzurum seraskeri Ahmed Paşanın yanına ordu defterdarı ve rei-sülküttap vekili olarak verildi (1736). Nadir Şah tarafından İstanbul’a gönderilen elçiler­le yapılacak görüşmelere katılmak üzere, İstanbul’a çağırıldı.

Cizye muhasebeciliğiyle görevlendirildi. Sadrazam mektupçuluğu ma­kamına yükseltilerek, Avusturya ve Rusya delegeleriyle yapılacak görüşmeler için roisülküttap Mustafa Efendinin başkanlığında­ki heyetle Nemirove’ye (Nemirov) gönderil­di. Belgrad seferi ve antlaşması (1739) sırala­rında büyük yararlığı görülen Ragıb Efen­di, 1741 şubatında reisülküttaplığa yüksel­tildi. 1744′te, vezirlik payesiyîe Mısır valiligine gönderildi. 5 Yıl kadar süren bu gö­revi sırasında, kölemen beylerini ortadan kaldırarak, ülkede bir süre güvenliği sağla­dı. 1748′de, kubbe vezirliği ve nişancılıkla İstanbul’a çağrıldı, daha yoldayken, kendi­sine aydın muhassılîığı, malikâne olarak ve­rildi. Sayda, Rıkka ve Halep valiliklerin­de bulundu. Şam valiliğine tayin edilmesin­den birkaç gün sonra, istanbul’a gelerek sadrazam oldu; kendisi için tehlikeli olabi­lecek kişileri İstanbul’dan uzaklaştırdı. Hayatının sonuna kadar sadrazamlıkta kal­dı. Ragıb Paşa, yabancı devletlere karşı başarılı bir barış siyaseti güttü.
Avusturya, Fransa ve Rusya’nın saldırılarına uğrayan Prusya kralı Friedrich II, Osmanlı devleti­nin askerî yardımını kazanmağa çalıştı. Fa­kat Ragıb Paşa, askerî anlaşma yerine bir ticaret antlaşması imzalamakla yetin­di (29 mart 1761). Bir yandan da, Avusturya’yı baskı altında tuttu. Ragıb Pa­şanın divan edebiyatı geleneğini sürdüren şiirleri, mensur yazıları, bilimsel makale­leri vardır. Çoğu gazel türünde olan şi­irleri tasavvuf ve felsefe konularını işler. Dili bazen ağır ve ağdalı, bazen kolay an­laşılır niteliktedir. Gazellerinde halk deyim­leri, atasözleri, özdeyişleri geniş yer tutar. Bazı beyit ve mısraları atasözleri arasına girdi. Şiirde, bazen divan edebiyatı geleneği dışına çıkarak, tasvir ve anlatımdan çok, anlama ve mantık kurallarına göre düşün­meye önem verir. Bilim konularını işleyen mensur yazılarının çoğu çağının anlayışına uygun olarak Arapçadır. Bazı yazıları dev­let işleriyle ilgilidir.
Eserleri: Telhisat (özetlemeler); Fethiye-i Belgrad (Belgrad’ın Alınışı); Münşeat (Mektuplar); Sefinetül-Ragıb (Ragıb’ın Gemisi); Dîvan. (-> Bibliyo.) [M]

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGIB PAŞA Koca hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİKALİZM

Tarih 17 Haziran 2009

RADİKALİZM i. (ing. radicalism’den). Si­yaset. Büyük Britanya’da ve bazı ülkelerde, geçmişteki kurumlardan tamamıyle kurtul­mak amacını güdenlerin düşünce tarzını ve öğretisini belirten terim. Bk. ansikl.
— Fels. Bilgi alanındaki çağrışımcılıkla ik­tisat ve siyaset alanındaki liberalizmi kay­naştıran felsefî, siyasî ve iktisadî öğretile­rin genel adı. (özellikle, Beutham, James ve J. Stuart Mili tarafından temsil edilir.)
— ansikl. Siyaset. • Büyük Britanya’da, «radikal» sıfatı whig’ler, sonra da onların yerini alan liberaller arasında en kararlı reformcuları belirtmek için kullanıldı. Te­rim, aralarında, kurulu düzene ve özellikle monarşi ile kiliseye karşı belirli bir düş­manlıktan başka hiç bir ortak yan bulunmayan çeşitli eğilimleri karşılar. İlk radi­kalizm, George III devrinde onun otoriter siyasetine tepki olarak Wilkes meselesi sı­rasında ortaya çıktı. Amerika savaşı pat­lak verince, ayaklanan kolonları tutan ra­dikaller Cartwright’ın çevresinde toplana­rak, bir parlamento reformunun gerekliliği üstünde ısrarla durmağa başladılar. Fran­sız devrimi, Paine’in yazılarıyle destekle­nen ve Fox tarafından hoşgörüyle izlenen yeni bir hareketin doğmasına yol açtı. Ar­tık sosyal kaygıları da yansıtan siyasî ta­lepler daha şiddetlendi ve hükümetin sert tepkilerine yol açtı (1795).

1815′ten sonra, Birleşik krallığın yeni şartlara ayak uyduramayışı yüzünden içine düştüğü buhran, ra­dikalizmi yeniden canlandırdı. Bentham’ın çırakları olan faydacı filozofların etkisi al­tında radikalizm yepyeni bir şekil aldı. Li­beral burjuvazinin ön saflarında bulunan radikaller, seçim reformu için canlabaşla çalıştılar ve sonunda istediklerini elde etti­ler (1832). Ama 1834 tarihli Yoksullar Hak­kındaki kanunun hazırlanmasına katılma­ları ve çartizme karşı çekimser davranışları onları halkın gözünden düşürdü. Radi­kalizm, 1867 seçim reformu sırasında, tek­rar ortaya çıktı ve bu tarihten itibaren halka gitgide daha çok dönük bir nitelik kazandı. Bundan dolayı, 1874 ile 1892′de Avam kamarasına seçilen tradeunions (sen­dika) üyeleri, kendilerini «radikal» olarak adlandırdılar.
Victoria çağı sonundaki bu radikalizmin sözcülüğünü J. Chamberlain yaptı ve emperyalist «mesihçilik» manisiy­le modası geçmiş sayılan iktisadî libera­lizme karşı duyduğu küçümsemeyi bu akı­ma aşıladı. Bir yandan siyasî reformların tamamlanması, öte yandan bir sosyalist partinin kurulması, XX. yy. başlarında radikalizmin ortadan kalkmasına yol açtı.

• Birleşik Amerika’da, radikalizm terimi, çeşitli siyasî aşırılıkları belirtmek için kul­lanıldı: böylece köleleri hürriyete kavuş­turma işinde Lincoln’u pek ılımlı bularak köklü tedbirler yoluyle «Güneyin yeniden kurulması» amacını güden ve köleliğin kal­dırılmasından yana olan Blaine, Stevens, Sumner gibi kimselere (bunlar kuzeydoğu sanayicilerinin temsilcileriydi) ve kuzeydo­ğu kapitalizmine karşı çıkan tarımsal ve sosyal reform taraftarlarının hepsine «ra­dikal» dendi.

• isviçre’de, katolik kilisesinin siyaset ala­nında ağır basmak istemesine karşı çıkan Radikal parti, 1830′dan sonra gelişti; mer­keziyetçiliğe yönelen 1848 ve 1874 Anaya­sa reformlarının hazırlanmasına yardımcı cldu ve Millî mecliste çok uzun bir süre mutlak çoğunluğu elinde tuttu.

• Fransa’da, «radikal» sözü Louis Philippe zamanında ortaya çıktı ve Ledru-Rollin’in çevresinde toplanan cumhuriyetçileri (1834) belirtmek için kullanıldı. Radikal hareketin başlıca hedefi, Fransız devrimi mirasını tam anlamıyle geliştirmek, laikliği ve kişi haklarını garantileyen bir demokratik cum­huriyet kurmak ve sosyalist tipte bir plan­lamayı gerçekleştirmekti. Sivrilmiş kişiler (Gambetta, Clemenceau, Pelletan), bu akım çevresinde toplanarak, parlamento grupları meydana getirdiler.

ilk tutarlı radikal kabine ancak birkaç ay (1895-1896) dayanabildi. Dreyfus olayının yarattığı kargaşalık ve çeşitli cumhuriyetçi ve radikal kişilerin yeniden gruplaşması, Radikal Cumhuriyetçi ve Radikal Sosyalist partinin kurulmasına yol açtı. Bu teşkilât daha çok, Radikal parti olarak tanındı (1901). Bu tarihten Birinci Dünya savaşına kadar Radikal parti ülkenin en önemli partisiydi. 1902 ile 1914 arasında çeşitli hü­kümetlerin yönetimini üstüne aldı.

Sosyalist parti yüzünden işçi sınıfının des­teğini kaybeden Radikal parti, gitgide «orta»ya kaydı. Partinin getirdiği başlıca ye­nilikler laik bir öğretimin gerçekleştirilme­si ve devletle kilisenin birbirinden ayrılması olmuştu (1905). Birinci Dünya savaşından sonra sola doğru bir dönüş yapan Radi­kal parti, çeşitli koalisyonların vaz geçil­mez bir unsuru haline geldi.
Sol kanatları yönetememesi üzerine (1924-1926), 1932′den sonra yeniden teşkilâtlan­dırılan ve Halk cephesinin sağ kanadını meydana getiren parti (1936-1938) ılımlı­larla birlikte hükümette tekrar görev al­mayı başardı (1938-1940). Vichy rejimi sı­rasında bölünen radikaller, III. Cumhuriyetin kurumlarına bağlı olduklarını açıkla­dılar; ama kamuoyu 1940 bozgununun sorumluluğunu III. Cumhuriyete yüklediği için 1945 seçimlerinde büyük kayıplara uğradı­lar. Ortanın solundaki partilerle bağlarını yeniden kuran radikal parti, 1948′den iti­baren «üçüncü kuvvet» haline geldi ve ki­liseye karşı takındığı sert tavırdan vaz geçmek zorunda kaldı. Partiyi ılımlı bir yönetim altında (E. Faure) ya da solcu bir doğrultuda (Mendes – France) gençleştirme hareketi başarısızlıkla sonuçlandı. General de Gaulle’ün başa geçmesiyle bir kere da­ha bölünen parti, F. Gaillard ve M. Faure gibi radikalizmin liberal yanma daha çok bağlı olan kişilerin eline geçti.
• ispanya’da, liberalizmin belirmesiyle, ra­dikalizme benzeyen görüşler de ortaya çık­mıştı. Ama «radikal» teriminin tam anla­mıyle belli gruplara verilmesi ancak 1868 ile 1874 arası dönemde gerçekleşti. XIX. yy.ın ortalarından itibaren, Demokrat par­tinin ortaya çıkmasıyle, radikalizmin hedefleri (demokratik kurumlara bağlılık, kişisel hürriyetlerin garanti altına alınma­sı, genel seçim, cumhuriyetçi formüllerin ortaya konması, sosyalist tipte bir plan­lamanın gerçekleştirilmesi) bizzat bu parti ve ilericilerin sol kanatları tarafından sa­vunuldu.
1868 Devrimiyle bu terim, ispanyol siyasî hayatına yerleşti ve Prim tarafından, kraliyetçi demokratları tanımlamak için kul­lanıldı. Ama bir radikal parti ancak Amadeo I’in krallığı sırasında kurulabildi. 1872 Seçimlerinden önce, Ruiz Zorrilla, Radikal (veya Demokrat Radikal) partiyi, kendi taraftarlarını ve eski demokratları biraraya getirerek kurdu. Eski demokratlar arasın­da Marcos ve Rivero gibi gişiler vardı. Bun­lar cumhuriyetçi görüşleri savunuyorlardı. Ağustos 1872 seçimleri sonucunda radikal­ler ezici bir çoğunluk sağladılar ve Martos’un liderliğinde, parlamento mücadelele­rine etkili bir biçimde katıldılar. Daha son­ra cumhuriyetçi rejimden yavaş yavaş ayrılarak muhafazakâr güçlerle aynı paralele geldiler. Ama XIX. yy. sonlarından itiba­ren, yeniden toparlanmağa çalıştılar.
L”erroux’nun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı bir radikal partinin kurulması ancak 1908′de mümkün oldu. Onun yönetimi altında, Ra­dikal parti, küçük burjuvalarla bir kısım proletarya tarafından desteklendi. Daha sonra, halk kütlelerinin gözünden düştü ve radikaller, işçi sınıfını etkileri altı­na, alma niyetinden vaz geçerek kütlele­ri etkilemeyen fesatçı ve tertipçi bir si­yaset güttüler. Siyasetlerini, kişi hürriyet­lerinin savunulması, devletin kiliseden ay­rılması, laik eğitim sisteminin gerçekleş­tirilmesi, küçük toprak sahiplerinin ve şehirde yaşayan orta sınıfı savunacak ted­birlerin alınması gibi ilkelere dayandır­mışlardı. Diktatörlük sırasında, parti çe­şitli başkaldırma teşebbüslerine katıldı ve San Sebastian antlaşmasının imzalanma­sında önemli bir rol oynadı. 1929′da, Ra­dikal Sosyalist partinin kurulmasıyle, Ra­dikal parti içinde bir bölünme oldu. Ra­dikaller haziran 1931 seçimlerinde büyük başarı elde ettiler ve sosyalistlerden sonra ikinci önemli parti durumuna geçtiler.
Sosyalistlerle solcu cumhuriyetçiler birleşe­rek Sol bloku meydana getirdikleri zaman Lerroux ve partisi sağa doğru keskin bir dönüş yaptı. 1933 Seçimlerinde Radikal parti çoğunluğu sağladı ve 1933 ile 1935 arasında hükümetin başına geçti. Lerroux ile radikaller, gittikçe daha gerici bir tutumu benimsediler (toprak karşı reformu, kilise siyaseti, seçim sistemini yeni baştan düzenlemeğe teşebbüs) ve bundan ötürü partinin prestijini kaybetmesine sebep ol­dular. Parti de bu yüzden yıkıldı. Bu yıkılış, karaborsa ve Nombela skandallarının ortaya çıkmasıyle kesinleşti. Çün­kü bunlara karışmış kimselerin çoğun­luğu, Radikal partinin ilerigelenleriydi. Martinez Barrio yönetiminde partiden ay­rılan bir grup bu kargaşalıktan sıyrılabilmiş, şubat 1936 seçimlerinde, «Union Republicana» (Cumhuriyetçi birlik) adı altın­da 39 milletvekili çıkarmıştı. Bu olaylar sonunda Radikal parti fiilen ortadan kalk­mış oldu.
• Latin Amerika’da radikalizm taraftarı siyasî toplulukların teşkilâtlandırılması, XX.yy.ın sonuna rastlar ve liberalizmin muhafazakâr eğilimlerine tepki olarak ken­dini gösterir.
Şili Radikal partisi, 1888′de bu ad altında teşkilâtlandırıldı. Bu parti, 1857′de muhafa­zakârlarla birleşmeye karşı olan liberal bir grubun bölünmesinden doğmuş ve art arda gelen liberal koalisyonların bir unsuru ol­muştu. Alessandri’nin sağcı siyaseti (1920-1924) ve daha da solda yer alarak orta sı­nıfın desteğini kazanan teşkilâtların (De­mokrat parti) ortaya çıkması, radikallerin siyasetlerinde bir dönüş yapmalarına yol açtı. Böylece radikaller, işçi partilerinin halk cephesi çizgisine yaklaşmışlardı. Bu siyaset, Aguirre Cerda’yı cumhurbaşkanlı­ğına getirdi. Fakat partinin yeni siyaseti sağ kanat tarafından hiç bir şekilde kabul edilmemişti. Bu durum 1941′de, iktidarın sağ kanat adayı Juan Antonio Rios’a geç­mesine yol açtı. Rios’un cumhurbaşkanlığın­dan itibaren ve özellikle halefi Gonzales Videla (o da radikal bir sağcıydı) devrinde (1946-1951) halk cephesi rejimi yozlaşarak yeni muhafazakâr bir tutum benimsedi ve Amerika’nın desteklediği soğuk harp siya­setinden yana çıktı. Ama sonunda halk cephesi parçalandı ve cepheyi meydana ge­tiren partiler kanun dışı ilân edildi. Şili radikalizmi bundan sonra kendini bir merkez gruplaşması olarak tanıtmak istedi. Ama başarılı olamadı. Halk üstündeki et­kisini yavaş yavaş kaybederek sonunda fır­satçı bir siyaset takip etti. Bundan ötürü, 1964′te Frei’nin Hıristiyan-Demokrat partisi­ni, 1970′te de Allende’nin Sosyalist partisini destekledi. Arjantin’deki Medenî Radikal birlik, 1891′de kuruldu ve 1916′da Yrigoyen’in seçilmesiyle iktidarı ele geçirdi.

İleri sürdüğü siyasî reform programı saye­sinde halk kitlelerinin desteğini kazandı. Partinin tutarlı olmayan yapısı, yani bir yandan Buenos Aires orta sınıfının etkisi, öte yandan oligarşik grup liderlerinin ha­kimiyetindeki bir kadro tarafından yönetil­mesi, Yrigoyen’in arjantin siyasî bünyesinde gerçek bir değişiklik yapabilmesini en­gelledi. Buna karşılık, radikalizmin muha­fazakâr tabanı, 1919′daki «kanlı hafta» ve patagonyalı rençberlerin 1921′deki grevi gi­bi olaylar dolayısıyle kendini açığa vur­muş ve ağır bastırma tedbirlerinin alınma­sına yol açmıştı. Alvear’ın cumhurbaşkan­lığı sırasında, kişileri putlaştırmağa karşı olanlar, oligarşiye daha yakın kanatları biraraya topladı. Bundan kuvvet alan grup, Yrigoyen’den ayrıldı ve onu aşırı demago­jiyle suçladı. Bu ayrılmadan en fazla Yrigoyen faydalandı; 1928 seçimlerinde kendini tam bir halk taraftarı olarak ileri sürdü ve adaylığını koydu.
Ancak, 1930′daki askerî darbe Yrigoyen ta­raftarlarının bu sola dönüşlerini boşa çı­kardı. Bir süre taraf tutmayan yrigoyen’ciler (1930-1934 arası) parlamento muhale­fet grubu olarak yeni rejime katılma ka­rarı aldılar. Peron devrinde, radikalizm et­kisini daha da kaybetti. Yeni bölünmeler ortaya çıktı. Halkçı radikallerle görünürde daha solda olan uzlaşmaz radikaller birbi­rinden ayrıldı.
Bunlardan ikinci grup Frondizi vasıtasıyle peron’cu kütleleri kendine çekmeğe çalış­tı. Bu arada sanayi burjuvazisiyle A.B.D. kapitalizminin desteğini kazanmayı da amaç edindi. Frondizi, 1963′te, uzlaşmaz radikalizmi terk ederek Movimiento de ingegracion y Desarrollo’yu (Birleşme ve Ge­lişme Hareketi) kurdu. (ML)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİKALİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACHEL

Tarih 17 Haziran 2009

RACHEL (Elisabeth Rachel FELİK, Mlle— denir), fransız trajedi oyuncusu (Mompf, Aargau kantonu, isviçre 1821 – Fransa 1858).
Paris konservatuvarında okudu, ilk defa 17 haziran 1838′de Horace’taki Camille rolüyle Theâtre Français’ye girdi. Bundan sonra, Racine’in (Emilie, Hermio-ne, Monime, Roxane, Esther, Pauline, Chime-ne, Phedre, Berenice, Athalie), Ponsard’ın (Lucrece), Scribe ve Legouve’nin (Adrienne Lecouvreur), V. Hugo’nun (Angelo’da La Tisbe) eserlerinde rol aldı, oynadığı her rolde başarı kazandı ve çağının en ünlü aktrisi oldu. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACHEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABEMANANJARA (Jacques)

Tarih 17 Haziran 2009

RABEMANANJARA (Jacques), madagaskarlı yazar (Maroantsetra, Tamatave ili 1913). Dedesinden atalarının dinini ve Betsimisaraka’ların efsanelerini öğrendi, önce Sainte-Marie adasında, ardından Tananarive’de dinî okulda öğrenim gördü.

Sonra ida­rî işlerde görev aldı. Fransa’ya bir gezi sıra­sında Paris’e yerleşti (1939-1945). Memleketine dönünce, oradan Fransız Millî meclisi­ne milletvekili seçildi. «Madagaskar’ı Kal­kındırma Demokratik hareketi nin ilk genel sekreteri oldu. Mart 1947 ayaklanmasının kışkırtıcısı olarak suçlandı. Müebbet küre­ğe mahkûm edilerek on yıl süreyle Tananarive’de, sonra Marsilya’da hapiste kaldı. 1956 genel affıyle serbest kalınca dostu Alioune Diop ile Presence Africaine’in idaresinde çalıştı.
Madagaskar’ın bağımsızlığının tanınmasından sonra 1960′ta yurduna dön­dü milletvekili seçildi, iktisat (1960-1965) ve tarım bakanlığı (1965-1967) yaptı. 1967′de dı­şişleri bakanı oldu. Şiirlerinde (Sur les Marches du Soir [Gecenin Basamaklarında], 1942; Antsa [1948]; Lamba [1956]; Antidote [1961]), denemelerinde (Temoignage Malgache et Colonialisme [Madagaskar Tanıklıkla­rı ve Sömürgecilik], 1956; Nationalisme et Probîemes Malgaches [Milliyetçilik ve Ma­dagaskar'ın Sorunları], 1958 ve oyunlarında (Les Boutriers de l’Aurore [Şafak Gemicile­ri], 1957; Agapes des Dieux ou Tritriva [Tanrıların Yemeği veya Tritriva], 1962) ülkesinin ve yurdunun hürriyet özlemini dile getirdi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABEMANANJARA (Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Queen’s ware

Tarih 16 Haziran 2009

Queen’s ware, 1762′de J. Wedgewood’un imal ettiği basma süslemeli ince bir fayansa XVIII. yy.da Fransa ve ingiltere’de veri­len ad. Bu fayanslar aynı adla Leed’de de imal edildi, ama kabartma bir resimle süs­lendi. (L)

QUEİPO DE LLANO RUİZ DE SARAVİA (Jose Maria). Bk. toreno kontu

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Queen’s ware hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEBEC eyaleti

Tarih 16 Haziran 2009

QUEBEC eyaleti, Kanada’nın doğusunda eyalet; 1 539 843 km2; 5 744 000 nüf. Merke­zi, Quebec; başlıca şehri, Montreal.
• Coğrafya. Quebec eyaletinin toprakları Kanada’daki üç büyük coğrafî bütün üze­rinde uzanır: Kanada «kalkanı», Laurenti­des bölgesi, Apalaş bölgesi. Güney (Laurentides) ve doğu (Nouveau Quebec) kısmını içine aldığı Kanada «kal­kanı» geniş ormanlarla kaplı ve birçok göl, çukur ve tepeciklerden meydana gelen bir labirent görünüşündedir. Laurentides böl­gesi ırmağın her iki kıyısında (Saint – Laurent ülkesi, Montreal ovası) uzanan bir alçak topraklar bölgesidir. Apalaş bölgesi ise tepe çizgilerinin hâkim olduğu’bir yay­lalar (Gaspesie, halicin güney yaylaları, do­ğu kantonları) kesimidir, iklim kışın sert (Quebec’te ocak ortalaması: —12,4°C), ya­zın sıcaktır (Ouebec’te ağustos ortalaması: 18,7°C); bol yağmur yağar (Quebec’te 1 070 mm); kar Quebec’te beş altı ay kalkmaz.

Eyalet, ülkenin büyük tarım bölgelerinden bi­ridir. Bununla birlikte toprağın ancak onda biri (Montreal ovası, Doğu kantonları, Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temiseamingue çukuru) tarıma elverişlidir. Eyalet, zen­ginliğini toprakların çok eski tarihlerden beri yoğun bir şekilde değerlendirilmesine borçludur. Tarla açma işine Saint-Laurent’dan ormana doğru birbirini takip eden «rang»lar halinde başlandı. XIX. yy. ortala­rında ırmağın kıyılarından çok öteye yerle­şildi (Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temis-camingue). Tarım sisteminde çeşitli tarım, küçük ve orta mülkiyet ağır basar. Fransız asıllı kanada köylüsü toprağına bağlıdır ve kendi işlediği tarlasında tahıl, yemlik bitki, sebze yetiştirir; her çiftliğin kendi bostanı ve meyve bahçesi, çoğunlukla da akça ağaç diktiği ormanı ve içinde sütçül inek, koyun ve domuz beslediği ağılambarı vardır.

Bununla birlikte Quebec sütçülüğe yönelmiş olduğu için tarımda yemlik bitkiler ağır basar. İdare bölümlerinde tek tip tarım yapılır. Joliette’te tütün, Orleans adasında meyve, Montreal’e doğru sebze, Napierville’de patates v.b. Balıkçılık (Gaspesie), kürk hayvanı yetiştiriciliği (gümüşü tilki, vizon), birçok bıçkıhaneye ve büyük kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarına hammadde sağlayan ormanlar, ek gelir kaynaklarıdır. Quebec, Ontario’dan sonra ülkenin en bü­yük sanayi bölgesidir. Yeraltı altın ve bakır (Noranda-Rouyn, Malartic, .Vald’Or), am­yant (Asbestos, Thetford Mines v.b.), de­mir (Lac-Allard) bakımından zengindir; ay­rıca ormanlar önemli bir gelir kaynağıdır, üstelik Saint-Laurent suyolu ve beyaz kö­mür de eyaletin zenginliğini artırır. Saguenay (lle-Maligne, Chutea-Caron, Ship-shaw), Saint Laurent (Beauharnois, Les Cedres), Saint-Maurice (Shawinigan, Grand, Mere, La Tuque), Gatineau, Ottawa v.b. ırmakları üzerinde büyük hidroelektrik santralları kurulmuştur. Bu santralların üret­tiği elektriğin üçte birini kâğıt hamuru ve özellikle alüminyum (Arvida, Shawinigan Falls, Beauharnois) sanayileri tüketir. Çok çeşitli olan imalât sanayii, Montreal, Doğu kantonları, Saint-Maurice, Quebec, Saguenay ve Ottawa bölgelerinde toplanmıştır. Turizm de (Laurentides, Gaspesie) önemli bir gelir kaynağıdır.

• iktisat.. Eyaletin nüfusu 1961′den beri 500 000 kişi kadar arttı; bu artışın başlıca sebebi doğumların ölümlerden fazla olma­sıdır. Toplam artışın yarısını eyalet nüfu­sunun yüzde 40′ından fazlasının yaşadığı Montreal çekmiştir.1964′te Quebec değer bakımından kanada maden üretiminin yüzde 19,8′ini sağladı. Bu oldukça yüksek orana, demir filizi çı­karımı (Jeannine ve Wabush göllerindeki yataklarla Knob Lake [Schefferville] yatak­ları) ile altın, çinko (Mattagami gölü çev­resinde) ve amyant üretimi (dünya üreti­minin yarısından çoğu) sayesinde ulaşıldı. 1965 Başında Quebec, hidroelektrik alanında Kanada’nın toplam üretiminin üçte birin­den fazlasını (büyük kısmı Hydro-Quebec’in kontrolü altında olan 10 000 MW) üretiyordu. 1964′te Carillon santralının tamam­lanmasından sonra Manicouagane ve Outardes ırmakları üzerinde girişilen çalışma­larla Quebec’in ülkedeki üstünlüğünün art­ması beklenmektedir. Ayrıca termik enerji de önemlidir: Sorel yakınında Tracy’de 600 MW’lık bir santral kurulmuştur. Eyaletin kanada imalât üretimindeki payı 1964′te yüzde 29,7 iken Ontario’nunki yüz­de 50 idi. Kişi başına üretim Ontario’dakinden çok azdır.
Quebec’te daha çok ek değeri az olan sanayiler yerleşmiştir. Dokumacılık, kereste sanayii. Sanayinin bu yapısı hayat seviyesinin millî ortalamadan epeyce, komşu eyaletinkinden ise çok düşük olmasını açıklar. 1964′te kişi başına ma­lî gelir Quebec’te 1 567 dolar, Ontario’da 2 113 dolardı (bütün Kanada için 1 812 do­lar). Enerji elde edebilme imkânlarına (hiç olmazsa elektrik alanında, maden üretimi­nin önemine, Saint-Laurent denizyoluna ve ülkenin en, büyük merkezinin burada ol­masına rağmen giderilemeyen bu eşitsizliğin sebebinin iç yatırımların yönelimiyle ilgili olduğu ve kısa vadede değiştirilemeyeceği sanılır.

• Tarih. Tarihi Kanada’nınkiyle eşit olan bu büyük eyaletin sınırları 1763′te çizildi. 1791 Antlaşmasından sonra Aşağı Kanada adını aldı ve 3867′de Kanada konfederasyonunun ilk dört eyaletinden biri haline geldi. İkinci Dünya savaşından beri Quebec siyasetinin başlıca özelliği, muhafazakâr başbakan Maurice Duplessis’in uzun süre (1944-1960) iktidarda kalmasıdır. Duplessis’i rakipleri geçmişe dönük siyaseti ve seçim geleneklerini yozlaştırması bakımından tenkit ettiler.
1960 Seçimlerinde büyük bir zafer kazanan liberaller, Millî Birlik’in çı­kardığı 44 milletvekiline karşılık 50 millet­vekili çıkardılar. Jean Lesage yönetiminde kurulan yeni hükümetin başlattığı reform­lar, «sessiz devrim»i meydana getirdi: ik­tisadî alanda reformlardan bir kısmının he­defi Amerikalıların veya ingiliz asıllı Ka­nadalıların işletmelerinin ve sermayelerinin etkisini azaltmak (elektrik üretiminin dev­letleştirilmesi gibi) ve sanayileşmeyi geliş­tirmekti; sosyal alanda eski sosyal yapılara el atıldı ve meselâ ‘Katolik kilisesinin eği­timdeki fiilî tekeli, bir Kamu Eğitimi bakanlığının kurulmasıyle yumuşatıldı. Ama kamuoyunun, Kanada federasyonu yapısı­nın değiştirilmesini isteyen unsurları, bu re­formları çok yetersiz buldular. Bunlardan bir kısmı bağımsız ama Kanada’nın öbür eyaletleriyle ilişkili bir Quebec devleti kurul­masını istediler. Bazılarıyse çeşitli kuruluş­lar çerçevesinde tam bağımsızlık için savaş­maktadırlar: başlıca «bağımsızlıkçı» teşki­lât Millî Bağımsızlık birliğidir. Top­lulukların bazısı ise millî kurtuluş mücadelelerine «sömürgecilik aleyhtarı» bir savaş gözüyle bakıyordu. Bu görüş açısından hareket eden bazı militanlar şiddet hareketle­rine başvurulmasını öğütlediler. 1963′te Montreal’de patlayan bombalar birçok kişi­nin ölümüne sebep oldu. «İki dillilik» üs­tüne yapılan bir soruşturmanın (1965) açığa vurduğu gibi, Kanada’da kamuoyunun bü­tün kesimleri Fransızca konuşanların aşa­ğılanmasına karşıdır.
Soruşturma bu eşit­sizliğin Kanada’nın bütünlüğünü tehlikeye düşürdüğünü açığa vurdu. Quebec ile Ka­nada’nın geri kalan kısmı arasındaki buh­ranı, 1966 seçimlerini Daniel Johnson’un yönettiği Millî Birlik partisinin kazanması (51 liberale karşılık, 55 milletvekili) daha da artırdı. Muhafazakârlar Fransızca konu­şulan eyaletle Ottawa arasındaki ilişkilere, milliyetçi bir eğilim vermeğe kalkıştılar. General de Gaulle’ün Montreal Dünya ser­gisini ziyareti (temmuz 1967), olayların hız­lanmasına yol açtı. Quebec halkının coş­kunlukla karşıladığı De Gaulle, nutukların­da kaderlerine hâkim olmaları gereken «Kanadalı Fransızlar»ın hürleştirilmeleri zorunluğunu kesinlikle ortaya koydu; Mont­real’de verdiği kısa nutku «Yaşasın hür Quebec» diye bağırarak bitirmesi, federal hükümetin şiddetli tepkisiyle karşılaştı; bu­nun üzerine De Gaulle, Ottawa’ya yapa­cağı ziyareti iptal etti. O tarihten sonra Quebec ile Fransa arasında Ottawa’yı işe karıştırmadan önemli iktisadî ve kültürel anlaşmalar imzalandı.

1970 Nisanındaki eyalet seçimlerinde Millî Birlik hükümeti yenilgiye uğradı ve seçimi Liberal parti kazandı. Partinin lideri Jean Roberc Bourrassa’nın 12 mayısta göreve başlayan hükümeti, ilk adımda kargaşalık­larla uğraşmak zorunda kaldı. Montreal’­deki ingiliz ticaret ataşesi Cross (5 ekim) ve Quebec çalışma bakanı Pierre Laporte (10 ekim), Quebec Bağımsızlık hareketi mensuplarınca kaçırıldılar. Olağanüstü tedbirlere rağmen Laporte öldürüldü (17 ekim). İngi­liz ataşesi Cross ise, onu kaçıranlarla mü­badele edilmek suretiyle kurtarılabildi. Ça­lışma bakanını öldürmekle suçlanan iki kişi ise müebbet hapse mahkûm edildi. (LM)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEBEC

Tarih 16 Haziran 2009

QUEBEC,fr. Kanada’da şehir,Quebec eyaletinin merkezi,Saint-Charles ile Saint-Laurent’ın kavşağında; 171 000 nüf.(banliyölerile birlikte 310 000 nüf,).
Laval üniversitesi Şehir, bu kesimde Diamant burnu ile (100 m yüksl.) Levis tepeleri arasında akan Saint-Laurent halicinin ağzında kuruldu. Hisarı ırmağa hâkimdir; kuzeyde Saint -Charles ırmağının kıvrımlar çizerek aktığı geniş bir çöküntü uzanır. Askerî ve idarî bir şehir olan Quebec, XVIII. yy. sonunda, limanı sayesinde bir ticaret merkezi haline geldi; ama XIX. yy.ın ikinci yarısında Mont­real’in rekabetinden oldukça zarar gördü. Sanayi de aynı dönemde gelişti (dericilik, ayakkabı yapımı, konfeksiyon, kürk, makine yapımı, kâğıt fabrikaları). Limanı hâlâ canlı ve buğday trafiği önemlidir. Ama Quebec her şeyden önce bir idare, din ve fikir merkezidir. Her yıl birçok turist çe­ken şehir, Fransızlardan kalma anılarla do­ludur.

— Tar. Champlain’in, yerli köyü Stadacona’nın yerinde kurduğu yerleşme merkezi bugünkü Quebec’in çekirdeğidir. Kirke ku­mandasındaki İngilizlerin eline geçen Quebec (1629), 1632 antlaşmasıyle, Fransa’ya ge­ri verildi. Bir cizvit okulu (1635) ve büyük bir papaz okulu inşa edildi (1663). 1674′te bir piskoposluk kurularak başına piskopos Laval getirildi. Quebec garnizonu’na hü­cum eden ingilizler (Phipps) püskürtüldüler (1690). 1759 Eylül’ünde Abraham ovaların­da Montcalm’ın ölümünden sonra, garnizon­daki 600 kişi (Ramezay’ın emrinde) teslim oldu.

Paris antlaşmasıyle (1763) İngiltere’ye bırakılan şehri, James Murray (1763-1766) ve Guy Carleton gibi valiler sertliğe kaç­madan yöneterek Londra’yı ingiliz huku­kunu zorla uygulamak isteğinden vaz geçir­diler. 1791′de çıkarılan bir kanunla Aşağı Kanada, Yukarı Kanada’dan ayrıldı; Quebec, Yukarı Kanada’nın merkezi olarak kal­dı. Papineau’nun ayaklanmasından sonra (1837) iki eyalet Birlik kanunuyle (temmuz 1840) yeniden birleştirildi ve Kingston mer­kez oldu. 1864′te Quebec’te Londra konfe­ransının kararlarını hazırlayan (aralık 1866) bir konferans toplandı; Londra kon­feransında şartları tespit edilen Kanada fe­derasyonu, 1867 Kuzey Amerika anlaşmasıyle kuruldu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUAKER

Tarih 16 Haziran 2009

QUAKER (titreyen anlamında ing. k.). «Dostlar derneği» denen protestan mezhe­bi üyesi.
— ANSiKL. George Fox’un hâkim Bennet’i «Tanrı’ya saygı göstermeye ve Kelâmı önünde titremeye» (ingilizce to guake) davet eden sözlerinden kinaye ile «Dostlar der­neği» üyelerine takılan alaylı lakap. Bu la­kap, 1654′ten sonra kullanılmağa başlandı, XVII. yy. sonunda yerleşti. 1638′de Ame­rika’da Rhode İsland sömürgesini kuran ve insan vicdanının kutsal olduğunu ileri süren püriten Roger Williams, tarikatın öncülerindendir. Derneğin kurucusu, doktrinini ilk defa 1647′de vazeden kunduracı George Fox, kanunkoyucu William Penn ve tek ilâhi­yatçısı da Robert Barclay’dir. «Dostlar»ın iman düsturları: hıristiyana, hayatının bü­tün hallerinde yol gösteren üstün otorite, kalbine hitap eden kutsal ruhtur (buna göre Kutsal Kitap dogma kıstası olmaktan çıkmaktadır); bütün kutsal sırlar ortadan kaldırılmıştır (communio manevî bir işlem­dir); andîçme yasaklanmıştır; nefis müda­faası hakkı yoktur; teşkilâtlanmış bir papaz sınıfı gerekmez; evrensel papazlık kadınlara da açıktır; kült ihtiyarîdir, hiç bir dogma yoktur, insan tabiatının günah sonucu le­kelendiği teorisini reddeden quaker’ler, Calvin’in takdiri ilâhi ile ilgili fikirlerini, lütuf nazariyesini, îman sayesinde bağışlanma na­zariyelerine de karşı çıkıp, sadece ibadet âdetlerini muhafaza etmişlerdir. Quaker’ler birbirlerine «sen» diye hitap eder, üstlerine şapka çıkararak selâm vermeyi ve giyecekle­rinde düğme taşımayı reddederlerdi.

Quaker’ler XVII. yy.da, özellikle 1650′den itibaren büyük gelişmeler gösterdiler, iskoçya’ya yayılarak Fox’un şahsında presbiteryen kilisesine karşı geldiler. 1654-1656 Ara­sında ilk misyonerlerini Amerika’ya gönde­rerek kısa zamanda Rhode İsland, 1676′da Batı New Jersey, 1682′de Doğu New Jersey yönetimini ele geçirdiler. Pennsyîvania top­rağı 1681 şartı ile W. Penn’in mülkiyetine verildi ve quakerlerin üssü haline geldi. Başlangıçta hem İngiltere’de, hem Ameri­ka’da zulüm gördüler. İngiltere’de Restorasyon’dan sonra Charles II’nin Clarendon yasası ile kırbaç ve hapis cezasına çarptı­rıldılar. Kuzey Amerika’da boston püritenleri birçok quaker’i ölüme mahkûm etti­ler (1660-1661 Boston infazları). Ancak bu zulüm çok geçmeden yatıştı. Birçok dinî okul açmalarına elverişli kültürleri, liberal anlayışları ve çalışma şevkleri sayesinde quaker’ler XVIII. yy.da refaha kavuştular, fakat barışçı olduklarından Yediyıl sava­şında Fransa’ya karşı savaşmak için asker toplamayı reddettikleri gibi, Pennsylvania meclisinden de çekildiler ve böylece, bu sö­mürgedeki siyasî etkilerini kaybettiler. Aynı şekilde savaş aleyhtarı olduklarından 1776 Amerikan ayaklanmasında yurtseverlere ka­tılmadılar. XVIII. yy.dan itibaren «Dostlar derneği» gerilemeğe başladı ve bu gerileme XIX. yy.’da devam etti. Quaker’ler kabuklarına çekilerek, dünyada saflıklarını sa­vunmaya koyuldular. «Sekinci» denen bu dönem, aynı zamanda bir tasavvuf dönemi­dir.
Quaker’ler o zamanlar büyük toplum içinde küçük bir toplum halinde yaşamak­taydılar, giydikleri ve biraz da gülünç bir çeşit üniformayı terkettiler. XIX. yy.da quaker mezhebinde iki büyük skhisma mey­dana geldi: katıksız bir deizmi savunan Elis Hicks skhisması (1827-1828) ve muhafa­zakâr olan John Wilbur skhisması (1845-1854). Sonunda, mezhep dört gruba ayrıl­dı: Ortodoks Dostlar derneği (bunlar ger­çek quaker’lerdir); Hicks’ci Dostlar derne­ği; Wilbur’cu Ortodoks Muhafazakâr Dost­lar ve bunlardan ayrılan Philadelphia Dost­ları Dinî derneği. Bununla birlikte, XIX. yy. başından beri, quaker’lerin esirlikle sa­vaşta, halk eğitiminde, hapishanelerin reformunda önemli payları oldu. Aslında anglosakson olan dernek, Birinci Dünya sa­vaşından beri hemen hemen bütün dünyaya yayıldı ve «Milletlerarası Quaker Yardımı» teşkilâtını kurdu. 1947′de ingiliz ve amerikan quaker komiteleri Nobel Barış ödülünü kazandı.

Dünyada, gününmüzde bir dünya komitesi halinde teşkilâtlanmış bulunan 250 000′e ya­kın quaker vardır. Bunların büyük kısmı anglosakson ülkelerinde yaşamakla beraber, Avrupa, Asya ve Afrika’ya da yayılmışlar­dır. Fransa’da birkaç quaker grubu vardır. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAKER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRENEES ORİENTALES idare bölgesi

Tarih 16 Haziran 2009

PYRENEES ORİENTALES idare bölgesi, Fransa’da idare bölgesi; 4 144 kme; 251 200 nüf. Merkezi, Perpignan.
İdare bölgesinin ortasında ve kuzeyinde alüvyonlu Roussillon ovaları uzanır; bu ovaların en yüksek kısımlarını meydana ge­tiren kurak topraklar (aspres) bugün meş­hur şarapların yapıldığı bir bağcılık bölge­sidir. Roussillon’un Tet ve Teche tarafın­dan sulanan en alçak kısımları, meyve (kayısı, şeftali) bahçeleriyle örtülüdür. Ro­ussillon, güneyde Alberes dağlarıyle sınırlı­dır; yükseltisi Neulos’da 1 275 m’yi bulan bu dağların denize bakan yamaçları bağlar­la kaplıdır; kıyıda birkaç balıkçı ve tica­ret limanı (Port-Vendres) yer alır.
Batıda idare bölgesi, Doğu Pireneler üze­rinde uzanır; bu kesimde hayvancılık çok önemlidir; kuzeyde Corbieres dağlarının ucu, bir hayvancılık ve çeşitli tarım bölge­si olan Fenouillet çöküntüsü yanında ansı­zın yükselir. İdare bölgesinin ortasında, Tefin orta vadisi, Conflenfi meydana ge­tirir; Prades havzası meyve bahçeleriyle örtülüdür. Fransa ile ispanya arasında bölüşülmüş olan Cerdagne ovaları, verimli bir tarım bölgesidir. İdare bölgesinin gü­neyinde Canigou kütlesi Conflent’i çeşitli tarım ve hayvancılık yapılan Tech’in yuka­rı vadisinden (Vallespir) ayırır.
İdare bölgesinde sanayi çok gelişmemiştir: Canigou’da demir filizi işletmesi, besin sa­nayii (içki, konserve), ayakkabıcılık, man­tar işlenmesi ve dokuma atelyeleri. Turizm hızla gelişmektedir:
ılıca merkezleri ve yaz sayfiyeleri. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRENEES ORİENTALES idare bölgesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRENEES idare bölgesi (Hautes —)

Tarih 16 Haziran 2009

PYRENEES idare bölgesi (Hautes —), Fransa’nın güneydoğusunda idare bölgesi;
4 534 km2; 211 400 nüf. (km2′ye 46 kişi). İdare merkezi, Tarbes; 3 idare çevresi (Tarbes, Argeles-Gazost, Bagneres-de-Bigorre) vardır, idare bölgesinin güneyi, Orta Pireneler’in bir kısmını içine alır; Batıda Lav edan, Pau sel suyu ile kollarının (Cauterets ve Arrens sel suları) yukarı vadile­rinde uzanır. Ortada Yukarı Adour vadisi ve kolları pek dağlık olmayan bir bölge meydana getirir. Doğuda Neste’in yukarı havzası daha az nemli bir bölgedir, idare bölgesinin kuzeybatısı geniş Adour ovası’nı kuzeydoğusu fundalıklarla örtülü Lanne-mezan yaylası’nı içine alır. Tarbes’da ma­kine yapımı ile ayakkabı fabrikaları başlıca sanayi faaliyetidir. Lannemezan, Pierrefitte-Nestalas ve Soulom’da Lacq gazı sayesin­de kimya sanayii, Bagneres-de-Bigorre’da dokuma sanayii gelişmiştir. Ayrıca turizm büyük bir gelir kaynağıdır (yaz ve kış say­fiyeleri, ılıca merkezleri). [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRENEES idare bölgesi (Hautes —) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRENEES idare bölgesi (Basses —)

Tarih 16 Haziran 2009

PYRENEES idare bölgesi (Basses —),
Fransa’nın güneybatısında idare bölgesi; 7 712 km2′ye 60 kişi), idare merkezi, Pau;
3 idare çevresi (Pau, Bayonne, Oloron-Sainte-Marie) vardır. İdare bölgesinin güney­doğu kısmı Anie doruğunda 2 504 m’yi, Midi d’Ossau doruğundaysa 2 885 m’yi bu­lan Bearn Pirenelerinde uzanır. Bu kesim­de biraz tarım yapılırsa da, başlıca gelir kaynağı hayvancılıktır.

İdare bölgesinin batı kısmı Bask ülkesindedir: Orhy doruğunda 2 017 m’yi bulan Bask Pireneleri, BSam’dakinden daha alçak ve daha çok parçalanmıştır. Bu kesimdeki geleneksel çeşitli tarımın (buğday, mısır, hattâ bağcılık) yerini günden güne hayvan­cılık almaktadır. İdare bölgesinin başlıca sanayi faaliyeti Bayonne bölgesindedir (Boucau’da metalürji, kimya ürünleri ve güb­re). Bearn Pireneleri’nde hidroelektrik, Lacq’ta ise sanayileşmenin temel unsurla­rından biri olan tabiî gaz elde edilir. Ay­rıca bölgede uçak (Pau bölgesi) ve makine yapımı, ayakkabıcılık ve küçük dokuma sanayii gelişmiştir. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRENEES idare bölgesi (Basses —) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİMPERLE

Tarih 16 Haziran 2009

QUİMPERLE, Fransa’da Finistere idare bölgesinde (Quimper idare çevresi) kanton merkezi, Cornuaille’da, birleşerek Laita’yı meydana getiren İsole ve Elle ırmaklarının kavşağında; 11 163 nüf. XI. yy.da kurulan ve XIX. yy.da onarılan Sainte-Croix kili­sesi; Rönesanstan kalma mimber; roman üslûbunda yeraltı mezarlrğı. XIV. ve XV. yy.dan kalma Saint-Michel kilisesi. Eski evler. Sigara kâğıdı fabrikası. Tarım maki­neleri. Sebze ve balık konserveleri. Made­nî kutu fabrikası. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİMPERLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİMPER

Tarih 16 Haziran 2009

QUİMPER, Fransa’da Finistere idare böl­gesinin merkezi, Bretagne’da Odet ırmağı kıyısında; 50 670 nüf. Saint – Corentin ka­tedrali gotik üslûbu en iyi belirten örnek­lerdendir. Eski evler, iki müze. Şehirde sanayi gelişmiştir: seramik, bisiklet ve mo­tosiklet fabrikası, dokuma (işleme, kon­feksiyon) ve besin (konserve, bisküvi ve re­çel fabrikaları, şekercilik) sanayii, mobilya fabrikaları.
— İdare çevresi, 265 273 nüf. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİMPER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİCHERAT (Jules)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİCHERAT (Jules), fransız arkeologu (Paris 1814 – ay.y. 1882). Löuis Quicherat’nın kardeşi. 1847′den sonra Ecole des Chartes’ta ders verdi; 1871-1882 Arasında bu okulun yöneticiliğini yaptı.
Fransız arkeolo­jisine bir müspet bilim niteliği kazandırdı. Arkeolojiyle ilgili makaleleri dışında başlı­ca eserleri: Proces de Condamnation et de Rehabilitation de Jeanne d’Arc (Jeanne d’Arc’ın Mahkûmiyeti ve İtibarının İade­siyle İlgili Dava) [1841-1849], Aperçus Nouveuux Sur l’Histoire de Jeanne d’Arc (Je­anne d’Arc Olayı üstüne Yeni Görüşler) [1850], De la Formation Française des Anciens Noms de Lieu (Fransızcada Eski Yer Adlarının Oluşumu) [1868], Histoire du Costume en France (Fransa’da Kıyafet Ta­rihi) [1875]. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİCHERAT (Jules) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUESNEL

Tarih 16 Haziran 2009

QUESNEL, İskoçya asıllı fransız ressam ailesi.
Başlıca üyeleri: FRANÇOİS, iskoçyalı James V’in ressamlarından birinin oğlu (Holyrood şatosu, Edinburgh 1543′e doğr.-Paris 1619). Mary of Lorraine ile Fransa’­ya gitti, Henry III’ün ressamı oldu; yağlı­boya ve karakalem portreleri yaptı: La Force Dükü, Gabrielle d’Estrees, Anne de Thou (Versailles); — NICOOLAS I (öl.Paris 1632), François’nın kardeşi. Sarayın portre ressamı oldu. Bir Paris Planı yaptı. Eserleri Versailles’da ve Mans müzesindedir. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUESNEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUERCY

Tarih 16 Haziran 2009

QUERCY, Fransa’da Akitanya havzasında bölge, Massif Central’ın kenarında. Quercy Causse’lar ve Aşağı Quercy diye ikiye ay­rılır.
Causse’lar, Massif Central kenarın­da uzanan çöküntülerin yukarısında yük­selen çok az nüfuslu, çorak, kalkerli yayla­lardır: Lot’nun kuzeyinde Limargue’a hâ­kim olan Gramat Causse’u, güneyde Villefranche-de-Rouergue çöküntüsü kenarın­da Limogne Causse’u. Cılız otlaklar ve seyrek ormanlarla (meşe) kaplı olan yayla­ların karstlı yüzey şekillerine has çöküntü­lerinde birçok turistik yer vardır (Padirac mağarası Rocamadour v.b.). Güneybatıda, Aveyron ile Tarın’ın alt çığırına doğru Aşağı Quercy, birbirine paralel vadilerle, aşağı kesimine doğru da tepelerle ayrılan dar yaylalardan meydana gelir. Burası çe­şitli tarım (buğday, mısır) ülkesidir; bağcı­lık önemli rol oynar. Hayvancılık da gün­den güne gelişmektedir.
— Tar. Halkının (cadurci) direnmesine rağmen Sezar tarafından fethedilen bölge, 507′de Clovis’in eline geçti. Fransa ve İn­giltere arasında çekişmeye yol açan Quercy, XV. yy.da Fransa tahtına bağlandı. Şehir XVI. yy.da katoliklerle Protestanlar arasındaki savaştan çok zarar gördü.
— Leng. Ouercy lehçesi, Fransa’da Lot, Tarnet-Garonne idare bölgelerinde ve Lot-etGaronne’un bir bölümünde konuşulan oc dili lehçesi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUERCY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quentin Durward

Tarih 16 Haziran 2009

Quentin Durward, Walter Scott’un roma­nı (1823). Bourgogne’lu zengin bir ailenin vârisi olan isabelle de Croye, istemediği biriyle evlenmekten kurtulmak için, Korku­suz Charles’ın sarayından kaçar.
Fransa kralı Louis XI onu yanına alır, entrika­larına âlet eder ve «Ardenne’lerin yaban domuzu» lakabını taşıyan yırtıcı müttefiki La Marck’a peşkeş çeker, iskoçyalı muha­fız Quentin Durward bu planları başarı­sızlığa uğratır. İsabelle Korkusuz Charles’ın sarayına döner. Charles onu, La Marck’ı öldürecek olanla evlendirmeğe karar verir. Quentin’in amcalarından biri La Marck’ı öldürür ve isabelle ile evlenme hakkını ye­ğenine bırakır. Roman bütünüyle olayın geçtiği devrin sadık bir portresidir. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quentin Durward hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYOTR III Fyodoroviç

Tarih 15 Haziran 2009

PYOTR III Fyodoroviç (Kiei 1728 – Peterhof [bugün Petrodvorets] yakınlarında Ropşa sarayı 1762), Rusya imparatoru (ocak-haziran 1762), Karl-Friedrich von Holstein-Gottorp ile Büyük Petro’nun torunu Anna Petrovna’nın oğlu. 4 Mart 1762′de ölen teyzesi çariçe Yelizaveta’nın yerine tah­ta çıktı.
Pek zeki olmayan ve şöyle böyle bir eğitim görmüş bulunan bu alman pren­si, rus geleneklerini az çok küçümsüyor ve Friedrich II’nin aydın istibdadına ve ma­nevralarına yersiz bir hayranlık duyuyordu. Tahta çıkışının hemen ertesinde, Prusya’nın büyük bir bölümü rus ordularının işgali al­tındayken, askerlerini Silezya’dan geri çek­ti, sonra da Doğu Prusya ile Pomeranya’yı karşılıksız olarak Friedrich II’ye geri verdi (5 mayıs 1762 barışı); ayrıca askerî yardım­da bulunacağını da vaat etti. Böylece itti­fakların birdenbire Avusturya ile Fransa aleyhine dönmesine yol açtı. Bu devletler de çok geçmeden barış yapmak zorunda kaldı.
İç siyaset alanında ise, Münnich gibi sür­günde bulunan devlet adamlarını geri ça­ğırdı, gizli şansölyeliği lâğvetti; ayrıca, Or­todoks kilisesi aleyhine çalışan mezheple­ri destekledi, şapelleri kapattırdı, ikonala­rı kırdırttı ve toprak sahibi soyluları des­teklemek amacıyle kilisenin mallarına el-koydurttu; ayrıca soyluları devlet hizme­tinden bağışık tuttu (17 ocak 1762 tarihli ferman) ve alkollü içki yapımı tekelini on­lara verdi. Bu siyaset, kiliseden başka, se­natoyu, sarayı ve İmparatorluk Muhafız birliğini de memnun etmemişti. Haris bir kimse olan karısı Sophie (Sofiya) von Anhalt-Zerbst (Yekaterina II), Pyotr III ile anlaşamıyordu (birbirlerini karşılıklı ola­rak aldatıyorlardı).
Çar kendisini bir ma­nastıra kapatmadan önce, Sofiya onu or­tadan kaldırmak amacıyle muhalifleriyle bir­leşti; Orlov kardeşler ile birlik olarak mu­hafız alaylarını çara karşı başkaldırmağa şevketti. Tahttan çekilmek zorunda bıra­kılan (28 haziran – 10 temmuz 1762) çar, tutuklandı ve sonunda Aleksey Orlov tara­fından öldürüldü (24 temmuz). Ne gibi şartlar altında ortadan kalktığının rus halkın­dan gizlenmiş olması, Pugaçov’un Pyotr III adı ile ayaklanabilmesini açıklamakta­dır. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYOTR III Fyodoroviç hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYAT (Felix)

Tarih 15 Haziran 2009

PYAT (Felix) fransız yazarı ve siyaset adamı (Vierzon 1810 – Saint-Gratien, Seine-et-Oise 1889). Avukat oldu (1831), ama, barodan ayrıldı ve edebiyat hayatına atıldı.

Edebiyatçılar derneğinin kurucuları ara­sına girdi. Kralcı gericilerin eseri saydığı romantizmle mücadele etti. Dramlar yazdı: Les Deux Serruriers (İki Çilingir) [1841]; Le Chiffonnier de Paris (Paris Eskicisi) [1847]. Louis Blanc’ın dostuydu. 1848 ve 1849′da montanyar milletvekili seçildi; sos­yalizmin liderlerinden biri olarak kabul edildi, fakat zengin bir aileden geldiği için, Proudhon’un dediği gibi «demokrasinin aristokratı» sıfatından kurtulamadı. 13 Ha­ziran 1849 olayına karıştığı için isviçre’ye, sonra İngiltere’ye kaçtı. 1869′da af edildi. Combat gazetesini kurdu (1870) ve Seine’den milletvekili seçildi (1871); komün üye­si oldu (26 mart). Hayatını kurtarmak için İngiltere’ye kaçtı. Tekrar Fransa’ya dön­dükten sonra (1880), La Commune gazete­sini çıkardı. Marsilya’dan milletvekili seçil­di (1888). [L]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYAT (Felix) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜSKÜRTME

Tarih 15 Haziran 2009

PÜSKÜRTME i. (püskürtmek’ten püskürt­me). Püskürtmek işi.
— Elektr. Katodik püskürtme, seyreltilmiş bir gazdan elektrik akımı geçirmeğe da­yanan maden kaplama metodu. Eşanl. İYONOPLASTİ. Bk. ansikl.
— Metalürji. Püskürtme döküm, ergimiş madenî kalıp içine püskürterek yapılan dö­küm. || Tabanca ile püskürtme, bir parça yüzeyinin, tabancayle ergimiş maden veya alaşım (çinko, alüminyum v.b.) püskürtü­lerek korunması tekniği.
— Oto. Bir motorun yanma odasına, yan­mağa elverişli bir karışım meydana geti­rebilmek için belli oranda hava ile ka­rıştırılmış yakıtın basınç altında gönderil­mesi. (Eşanl. enjeksiyon.)
[Bk. ANSİKL] || Direk püskürtme, yakıtı doğrudan doğruya motorun yanma odasına püskürtme. (iç püskürtme de denir.) [Bk. ANSiKL] || Endirek püskürtme, yakıtın, motorun emme borularına püskürtülmesi. (Diş püskürt­me de denir.) Bk. ANSiKL.
— Zır. Püskürtme makinesi, bitkiler üze­rine böcek ve mantar öldürücü toz püs­kürtmeğe yarayan makine. || İlâç püskürt­me, hastalıklara karşı veya zararlı böcek­leri yok etmek için bitkilere toz ilâç saç­ma işlemi (msl. kükürt).
— Ansikl. Elektr. Fransa’da Houllevigue tarafından incelenen katodik püskürtme, ku­ru yoldan yapılan bir çeşit galvanoplasti-dir. içindeki gaz basıncı yüzde birkaç mi­limetre civa basıncına kadar düşürülmüş bir cam tüpün iki elektrodu vardır, in­dükleme bobini yardımıyle, bu iki elektrot arasında yüksek bir gerilim meydana geti­rilir. Tüpün içinde, katot ışınları halinde elektrik akımı meydana geldiği anda, tü­pün katot karşısına düşen iç çeperinin ya­vaş yavaş bir maden tabakasıyle kaplan­dığı görülür. Püskürtülen bu katot ışın­larının önüne bir cisim yerleştirilirse, bunun üzerinde oldukça ince ve düz bir ma­den tabakası birikir. Bu usuller, girişim­ölçerlerde kullanılan yarı sırlı cam levha­lar, fotoseller için tabakalar, çok yüksek değerli dirençler, koloidal maden eriyik­leri hazırlanır.
— Oto. Emme zamanında silindire gele­cek yakıt karışımını hazırlamakla görevli olan karbüratör, sayısız gelişimler geçir­diği halde birçok yönden hâlâ eksiklikleri vardır. Buharlaşma ile çalıştığı için, mo­tor rejim sıcaklığına ulaşmadıkça verimi düşük olmaktadır. Emme borusunun so­ğuk havalarda ısıtılmasına rağmen, karı­şım genellikle homogen değildir. Çalışması, pistonun inişiyle silindir içinde meydana gelen basınç düşmesinin değerine bağlıdır. Bu basınç düşmesi motorun dönme hızına göre değiştiğinden, hiç bir düzenek, re­jim ne olursa olsun hava ve yakıt oranı tam bir karışım sağlamağa yeterli değil­dir. Buharlaşma ile karbürasyon yerine, ya motorun yanma odasına, ya da emme su­pabı yakınında emme borusuna yakıt püs­kürtme yoluna gidilir. Böylece benzin ta­neciklerinin hava içinde asıltı halinde bu­lunduğu bir aerosol elde edilir; yoğunlaş­ma elektrik olaylarıyle önlendiği için bu karışım uzun süre kararlı kalır. Soğuk kar­bürasyon yerine sıcak karbürasyon uygu­lanırsa yakıt karışımı daha yoğun olur; bu da hem özgül gücün arttırılmasını, hem de, vuruntu tehlikesi yaratmadan sıkıştırma oranının yükseltilmesini sağlar.
Silindirler de daha iyi dolar; çünkü karbüratör memesi ortadan kalkmıştır. Püskürtülen yakıt miktarı yakıt pompasının ayarına bağlıdır; ya­kıt karışımı rejim ne olursa olsun sabit­tir.
• Direk püskürtme, dizel motorlarında uygulanan sistemden farklıdır. Püskürtme, sıkıştırma zamanında meydana gelir; pom­panın basıncı daha düşüktür (50 bar seviyesinde); fakat belli bir sürede verilen benzin miktarı çok daha azdır; bundan dolayı, pompa ve enjektör parçalarının ya­pımında aranan hassasiyet maliyet fiya­tının artmasına yol açar. üstelik, pompa ve enjektör bir kurutucu etkisi yapan ya­kıtla süpürüldüğü için bu organların yağlanması da önemli bir meseledir.
* Endirek püskürtme için direk püskürt­meden daha basit bir sistem yeterlidir; ay­rıca, direk püskürtmenin avantajlarından başka, yanma odasına girmeden önce gazların çalkalanması gibi bir üstünlük taşır, bu da yakıt karışımının homogenliğini arttırır. Karışımın oranı, motorun rejimine ve yüküne bağlıdır. Kalkış sırasında yakıt karışımını zenginleştirmek ve bazen yük­seltiye göre oranı ayarlamak iyi sonuç ve­rir. Yakıt beslenecek silindirlerin sayısı ka­dar enjektörle ve yalnız birkaç barlık bir basınçla basılır. Bu enjektörlerden her biri bir emme supabının yanına yerleştirilir; gaz karışımı, emme sırasmda, homogenliği­ni arttıran bir ön karışmaya uğrar.

♦ Sıf, Püskürtme yoluyle yapılmış: Püs­kürtme boya.
— İnş. Püskürtme hava ile ısıtma, bir ter­mik santraldan elde edilen sıcak havayı bir körük sistemiyle binaların içine gön­dererek ısıtma tekniği. (Borular içinden geçen sıcak hava, özel ağızlardan bina­nın bütün odalarına püskürtülür.) [LM]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜSKÜRTME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜLSOREAKTÖR

Tarih 15 Haziran 2009

PÜLSOREAKTÖR i. (fr. pulsoreacteur). Kesikli çalışan tepkili motor; sistemdeki tek hareketli parça klapelerdir: Almanların V 1 uçan bombası bir pülsoreaktörle dona­tılmıştı.

— ANSlKL. Pülsoreaktör, önü kapalı, ar­kası açık bir tüpten meydana gelir, ön yü­zünde yalnız birkaç klape motora taze hava girmesi için açılabilir; bu klapeler, bir en­jektörle gönderilen yakıtın tüp içinde yan­masından meydana gelen basınçla otomatik olarak kapanır. Basıncın etkisi altında gazlar, geriye dağru püskürtülür ve bir itme kuvveti meydana gelir. Bu püskürtme tüp içinde bir basınç düşmesi yaratarak emme klapelerinin açılmasını sağlar ve yeni bir çalışma çevrimi başlar. Bu çalışma bir gaz türbinindeki gibi sürekli değildir. Bu yüz­den, bu tip uçak iticileri iki zamanlı motor­lara has bir gürültüyle çalışır. İkinci Dünya savaşından sonra Fransa’da S.N.E.C.M.A., pülsoreaktör problemiyle il­gilenerek bu türden çeşitli iticiler yapma­yı başardı. Bunlarda bir tek hareketli par­ça yoktur ve çalışma ilkesi, havanın tüp için­deki harmonik itmeli titreşimlerine dayanır. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜLSOREAKTÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »