RESİM veya RESM
Tarih 29 Haziran 2009
RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görülen azizlerin resimlerine benzer bir hal aldı (H. R. Gürpınar).
Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yapmağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Güntekin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çizme, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Resim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.
— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanılır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anlamında kullanılır: Bir kere sevdaya tutulmaya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar edersen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.
— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.
— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsinden bir para: Gümrük resmi. Belediye resmi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. ansikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlananların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakılmaları durumu. (Bk. ansikl.) ||
— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtılması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memurlar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olmadığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapardı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kassam defteri vardı, ölenin terekesi kassam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, ölenin cenaze masraflarıyle kassamın alacağı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısmetin kimler tarafından tahsil edileceğini düzenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, hademeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılardan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayinlerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve salâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrasını taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Resmi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydettikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Kadıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlarlardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe arasında değişirdi. Buna sicil akçesi de denirdi.)
— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tahlif, devlet memurlarının işe başlarken yemin töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat yemini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)
— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa altmış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değirmen vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürürlükte olduğu dönemde ekili arazisi olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.
Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba bennâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işlenebilecek arazi demekti.
Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bırakarak başka iş yapanlardan alınan vergi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve ondan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alınırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, turfanda meyve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı verilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.
Gayrimüslimlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzimattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderlerdi.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraattan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az verimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi almamağa başlandı.)
— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giydiği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hırkayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şeyhinin huzuruna çıkınca giyer.)
— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yarayan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geometrik resim, bir nesnenin geometrik orantılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belirtildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vurulan veya suluboya ile renklendirilen resim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yarayan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (marangozluk, topografya v.b.) uygulanması.
|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. alarak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanmadan yapılan ve bir nesneyi gerçekte olduğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi meydana getiren bütün parçaların ölçüsünü veren ve bu parçaların nasıl biraraya getirileceklerini belirten resim. (Bu tür resimde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösterilir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, yatay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit denir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli birtakım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, makine resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Teknik resim, sanayide, makine veya her çeşit imalât parçasının tam ve hatasız olarak yapılabilmesi için, çizimi yapan mühendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlardan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)
— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim testi, dört tane renkli resimden meydana gelir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki insan görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördüncü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, bazı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmektedir. Teste tabi tutulan denek, bu dört resmi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorundadır. Denekten istenen şey, bu resimlere bakarak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin konusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.
Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, deneğin anlattığı konuya karşı takındığı tavrı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini bitimi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliyetini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.
— Folk. önceleri folklorun bir parçası sayılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okumamış veya az okumuş bir toplumun sanatıdır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rastlanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha fazla ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapılmış olan bu resimler, ilkel bir özellik taşır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışında kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından denizler ve içinde gemiler görülür.
Halk resimleri halk masallarına uygun, halkın anlayabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bunları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (çoğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resimler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.
1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gösterir. Osmanlılar döneminde memurların gittiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yansıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, Enver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine karışmış Namık Kemal, Fatih’in atını denize sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in palabıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğraları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıydı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin develeri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süslerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine göre gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı gemisi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda denizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tulumbacılar v.d.
Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.
2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hikâyeler olmak üzere tarihî ve dinî konulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.
3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı varlıklara yer verilmeyen Mekke, Medine resimleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok sayfası resimlidir. Başta islâm inançlarını özetleyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sırat, bunun altında cehennem, zakkum ağacı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar halinde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.
4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasakladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatının en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şekiller, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi büyü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiştir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli sayfası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tılsım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.
5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konulardadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minarelerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapılmış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.
6. Yazıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.
7. Cam altı resimleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bunlar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, araları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de olağanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parçalanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk resimlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.
8. Karagöz resimleri halk sanatının en zengin bölümünü meydana getirir. Oyuna başlamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bahçeler perdeye konur. Buna göstermelik denir. Resimler saydamlaştırılmış deve derisine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.
— G. santl. Altamira veya Lascaux mağaralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanılan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resimlerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı mavisi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel boyayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılından yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve ince alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resimlere rastlanır.
Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar birbiri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borçludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten farklıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kumdan meydana gelen taze sıva üzerine yumuşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek genişlikte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, kurudukça hafifleyen çok ince renk armonileri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın derinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.
Freskte genellikle şu renkler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık siyahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kullanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alışkanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazırlanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kullanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan boyalar genellikle eskislerde çok işe yarar.
Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim yapılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sakıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tuval, kenevir tuvalden üstündür; daha kabaca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.
Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, karıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.
Birçok ressam, tablonun genel tonunu daha çabuk elde edecek şekilde önceden boyanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kolalanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalışırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kullanırdı; resimlerin zamanla kararmış olması bu yüzdendir.
Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulunur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çırakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yumuşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntıları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir yana sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).
Bunlar bir boya çanağı içinde sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenmeden önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş verniğine başvurulur. Bu vernik, donuklukları giderir, birkaç dakikada kurur, ama dayanıklı değildir.
• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmıştı. Romalılar da kral Attalos’un satın almak istediği bir tabloyu bu yoldan elde ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler aldı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak halka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satışı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avusturya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar kuruldu. O devirde belçikalı birçok ressam yalnız ihracat için çalışıyordu.
Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin merkezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ticaret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özellikle anılmağa değer.
— Huk. Resim, idarenin gözetim ve denetimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hizmet dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerinden, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluşları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hizmetler dolayısıyle alındığından, hizmetler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alınan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: damga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal resmi, hayvan alım satım resmi, ilân resmi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma resmi, işgaliye resmi.
• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiştir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuruluşların da resim ve harçlardan muaf olduğunu belirten özel hükümler vardır. Meselâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alınmayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Çocuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.
XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emekliye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhülislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışanların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağlı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafından;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya daha fazla akçe gündelikle çalışanların resmi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm resmi kısmetleri ise kazasker kassamları tarafından tahsil edilirdi.
— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çizimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, karakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fırça, silgi v.b. kullanılır.
Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanmasını sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, ölçekler, güdülen amaca ve çizilecek nesnelerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlıklar tamamlanınca resim tüm ve doğru olarak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: kimi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resimlerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ayrıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.
Teknoloji alanında kullanılan resim teknikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizilen resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür resimlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tekniğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genellikle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gerekir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazinin genel görünümünü verebilir, düzeç eğrileri veya taramalarla toprağın engebelerini gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farklarından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uygun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sadece tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştırmalar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntüsü üzerinden kalemle geçmektir; başka birtakım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.
+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RE’S
Tarih 29 Haziran 2009
RE’S i. (ar. re>s). Esk. Baş, kafa: Ey re’s-i füruburde ki ak pak fakat iğrenç (Tevfik Fikret). || Başkan, reis. || Başlangıç. || Tepe, uç. || Koyun, keçi v.b. hayvan. || Re’s-i cebel, dağın en yüksek noktası. || Re’s-i kâr. Bk. RE’SİKÂR. || Re’s-ül-hikmeti mahafetullah (veya mahabbetullah), hikmetin başı Tanrı korkusu veya Tanrı sevgisidir. || Re’sülmal.
Bk. RE’SüLMAL. || Alerre’s, başüstüne. || Maskat-i-re’s, bir kimsenin doğduğu yer, vatan.
— Anat. Esk. Baş.
— Bot. Esk. Bitkilerin uç noktası.
— Coğ. Esk. Burun.
— Mat. Esk. Geometrik cisimlerin tepesi. // Re’s-i mahrut, piramitin tepesi.
— Takvim. Esk. Re’si seneî efrenciye («Avrupa yılının başı»), 1 Ocak. // Re’si senei hicriye («hicrî yılının başı»), 1 muharrem. || Re’si senei maliye («malî yıl başı»), 1 mart. || Re’si senei milâdieye («milâdî yılının başı»), 1 ocak veya 14 ocak. || Re’si senei rumiye («rumî yılının başı»), 1 ocak, 14 ocak veya 1 mart. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RE’S hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Renard serisi
Tarih 27 Haziran 2009
Renard serisi, 1 ile 10 sayıları arasında kurulan on terimlik yaklaşık geometrik dizi; bu seride, herhangi iki terim arasındaki farkın bu terimlerden en küçüğüne oranı yüzde 25, iki terimden en büyüğüne oranı yüzde 20′dir.
Farkları sabit olan bu yüzdeler, eğer taban terimleri arasına bir yarım terim katılırsa sırasıyle yüzde 12,5 ve 10′a kadar düşer, dörtte bir terimler kullanılırsa oran yüzde 6,25 ve 5′e iner.
Taban terimleri dizisini pratik yoldan elde etmek için, ilk üçünü akılda tutmak yeterlidir:
1,25 — 1,6 — 2; daha sonraki üç terimi bulmak için, bu terimlerden herbirinin iki katı alınır:
2,5 — 3,2 — 4; elde edilen bu terimlerin de iki katını alınca: 5 — 6,4 — 8 bellenmesi kolay olan şu dizi elde edilir: 1,25 — 1,6 — 2 — 2,5 — 3,2 — 4 — 5 — 6,4 — 8 — 10.
On taban terimli bu seriyi ilk defa 1879′da albay Renard, aerostatların yapımında kullanılan kabloları çaplarına göre sınıflandırmak için tasarladı. O günden bu yana Renard serisi, sanayide en çok kullanılan seri haline geldi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Renard serisi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGİUM veya REGİON
Tarih 26 Haziran 2009
REGİUM veya REGİON. Arkeol. İstanbul’un 15 km batısında (bugünkü Küçük Çekmece) şehir.
Region Eskiçağda Via Egnatia adı verilen Trakya, Makedonya ve İtalya’ya bağlanan yolun üzerindeydi. 1938′de Mamboury ve A. Ogan, 1942-1943′te A. Oğan ve A. M. Mansel tarafından kazılar yapıldı. Güneyde bir sur ve surun iç kısmında istinat duvarları bulundu. Bu surlar İstanbul kara ve Yenikapı surlarıyle benzerlik gösterir.
Surun dış kısmı dikdörtgen bloklardan kuruludur. İçte bir dehlize açılan toplantı yeri vardır; sütun başlıklarına göre Theodosios II devrinden daha sonra yapılmıştır. Dehlizin mozaik döşemesi VI. yy.a aittir. Güney surun doğusunda, ince uzun dikdörtgen planlı bir hamam bulundu. Kuzeyindeki revaktan soyunma yerine (apodyterium’a) girilir; zemini mozaik döşelidir. Bunun güneyinde açıkhava havuzu vardır.
Soyunma yerinden iki banyo odasına girilir. İkinci banyo odası hamamın en sıcak kısmı olan caldarium’a açılır. 1942 Kazılarında kumandanlık binasının kuzeyinde mihrabı doğuda, narteksi batıda olan bir kilise bulunur. Mihraplı salon geometrik desenli mermer levhalarla kaplıdır. Kilisenin güney duvarına bitişik üç oda oktogon (sekizgen) kapıyle kiliseye bağlıdır. Asıl kilisenin ahşap çatılı olduğu sanılıyor. Solda bir avlu, avlunun bir köşesinde mihrabı doğuya bakan bir şapel vardır. Şapelin kuzeyinde T şeklinde bir salon, salonun doğusunda da ortadan bir kapıyle geçilen bir oktogon ve dört tarafında zemini süslü niş bulunur. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGİUM veya REGİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAUSCHENBERG (Robert)
Tarih 24 Haziran 2009
RAUSCHENBERG (Robert), amerikalı ressam (Port Arthur 1925).
Kansas City Güzel sanatlar enstitüsüne girdi, sonra Paris’e gitti ve Julian akademisine devam etti; New York’ta geometrik soyutlama ile uğraştı. Kansas City’de vitrin süslemesinde çalışırken, gerçek eşyalarla kompozisyon yapmağa merak sardı.
İlk defa 1951′de New York’ta sergi açtı. Düzenlemelerinde, çok çeşitli unsurları (şişeler, oto lastikleri, hurdalar, samanla doldurulmuş hayvanlar, çalar saatler) biraraya getirir. Pop’art’ın en karakteristik temsilcisi olan Rauschenberg iki yılda bir yapılan Venedik yarışmasında büyük ödülü aldı (1964). Çağdaş sanat koleksiyonlarının çoğunda eserleri vardır. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUSCHENBERG (Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFAELLO
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFAELLO (SANTİ veya SANZİO, — denir), italyan ressamı ve mimarı (Urbino 1483 – Roma 1520). İlk resim derslerini babası Giovanni Santi’den aldı.
Babası ölünce (1494), o sıralar Fr. Francia ile birlikte çalışan Timoteo Viti’nin atelyesine girdi. Daha sonra, 1499′a kadar Perugia’da il Perugino’nun atelyesinde çalıştı. İl Perugino’nun hocalığı Raffaello’nun gelişmesinde başlıca etken oldu. Genç yaşına rağmen Raffaello, çıraktan çok bîr usta olarak kabul ediliyor, önemli iş teklifleri alıyordu; 1500′de Evangelista di Pian di Meleto ile birlikte Cittâ di Castello’da Sant’Agostinc kilisesinin mihrap arkalığını yaptı Bu eserin, aynı şehrin pinakotek’indeki bir kopyasıyla, ikisi Napoli’deki Capodimonte müzesinde, biri de Brescia’da Tosio Martinengo pinakotek’inde olmak üzere üç parçası günümüze kalmıştır.
Raffaello’nun ilk dönemi hakkında en iyi fikir verebilecek eserleri Şövalyenin Rüyası (National gallery, Londra) ile Üç Güzeller’dir (Conde” müzesi, Chantilly). Her ikisinde de sarı tonlar, sade, dengeli bir düzenleme ve geniş manzaralar hâkimdiı. Louvre müzesindeki, Aziz Mikael ve Aziz Georgius çift kanatlı tablosunda olduğu gibi, bu tablolarında da, Raffaello’nun sanatında gitgide daha belirgin bir hal alan mekânla kompozisyon arasındaki uyum göze çarpar. Raffaello Vatikan müzesindeki Taç Giyme tablosunda (basit geometrik figürlerde kolayca görüleceği gibi) kompozisyon üstünde titizlikle çalışarak renklere ışıklı bir yoğunluk ve ustasında olmayan bir canlılık getirerek İl Perugino’nun tekniğini aşar. Ayrıca Çarmıha Geriliş (National gallery, Londra); Meryem ve Azizler (Berlin) ve Kurtarıcı isa’da da (Brescia) İl Perugino’nun etkisi sezilirse de Raffaello’nun yeni belirmeğe başlayan kişiliğini gölgelemez.
Kutsal Bakire’nin Evlenmesi’nde (Brera, 1504) ise mekânın, kompozisyon ritmi .ve renk parlaklığıyle birleşmesi,İl Perugino’da rastlanılmayan bir özelliktir. Raffaello bu ünlü ve büyük tablosunu bitirdiğinde yirmi yaşındaydı. Hemen sonra Floransa’ya gitti (1504-1508). Bir yandan sanatını olgunlaştırıyor, öte yandan da floransa resim sanatının getirdiği yenilik ve heyecan dolu havayı tadıyor, Leonardo da Vinci’nin renk tekniğini inceliyordu. Leonardo’dan canlı varlıkları kendi düzenleri içinde duymağa ve bir kompozisyonda yalnız figürleri değil, aynı zamanda çevresinde havanın dolaştığı canlı varlıkların aralarındaki ilişkileri de incelemeyi öğrendi. Michelangelo da, dramatik üslûbu, yapıcı kuvveti, anlatım ve hareket yeteneği, eskiçağı canlandırma gücüyle Raffaello’yu büyüledi. Bu etkiler, özellikle Çarmıhtan İndiriliş’te
(Galleria Borghese, Roma, 1507) açıkça görülür. Floransa’da Raffaello’nun en yakın dostu sanatçı rahip Bartolomeo idi. Daha yaşlı olan Bartolomeo da, sanatta hızlı ve kesin değişikliklerin oluştuğu bu dönemde, klasik denge ülküsünün peşindeydi. Colonna mihrap arkalığı
(Metropolitan museum, New York), Ansidei mihrap arkalığı (National gallery, Londra), Madonna Northbrook (Londra) ve Aziz Georgius (Ermitaj) gitgide Floransa resim okuluna yaklaşan eserlerdir. Meselâ, Leonardo’nun etkisi, ilk Floransa dönemine ait bir dizi portrede (Urbino Dukalık sarayı) ve ünlü Madonna del Granduca’da (Galleria Fitti) daha gözle görülür bir hal alır; rahip Barlolomeo’nun üslûbuna yakın, piramit biçiminde düzenlenmiş eserlerin en gelişmiş örnekleri arasında Madonna del Belvedere (Kunsthistcrisches museum, Viyana), Madonna del Cardellîno (Uffizi), Güzel Bahçıvan (Louvre) v.b. sayılabilir. Açık havada resmettiği Meryemleriyle, Raffaello eski dinî temanın en tipik örneklerinden birini vererek yüzyıllar boyunca, gerek sanat gerek din yönünden kendini ideal olarak kabul ettirdi; figür gruplarının işlenişinde Michelangelo ile ortak noktaların bulunmasına ve kişilerin birbirleriyle bağlantılarında kısmen Leonardo’nun etkisi görülmesine rağmen, bu tablolar kişisel özellikten yoksun değildir: hepsinde de sakin, düşünceli bir hal, ilgi çekici ayrıntılar, yuvarlak biçimlerin huzuru hâkimdir. Raffaello’nun aynı dönemde yap-’ tığı öbür eserler şunlardır: Doni Çifti ve Hamile Kadın (Pitti), Orleans Bakiresi (Chantilly), Kutsal Aile (Bridgeater. Londra). Azize Caterina (National gallery, Londra), Madonna Esterhazy (Budapeşte), Madonna Canigiani (Münih), Meryem Tahtta (Pitti. Floransa) v.b. Tamamlanamayan bu sonuncu eserde Meryem ve Çocuk İsa, tabloda hareket halinde görülen diğer kişiler tarafından, azizlerle çevrili yüksek bir tahta çıkarılmıştır.
Azizlerin her biri kişiliği belirecek şekilde resmedilmiştir; tahtı taşıyan melekler heykelsi bir gölünüm içindedirler; sahneyi tamamlayan giriş kapısının yarım daire şeklindeki, kısmı da son derece gösterişlidir.
Raffaello, papa Julius II tarafından çağırılarak 1511′de Roma’ya gitti, papanın Vatikan’daki yeni dairelerine fresk yapmakla görevlendirildi. Böylelikle, Andrea Mantegna ile Piero della Francesca’nın eserlerinin bulunduğu (bugün kaybolmuştur) daha eski bölümler yıkılıyordu. Raffaello, 1511′de tamamladığı imza odasının (Stanza Della Segnatura) süslemeleriyle işe başladı: Kutsal Tartışma, Parnassos, Atina Okulu, Üç Erdem ve tavandaki bilim ve sanatları konu alan alegorik figürler. Geniş kompozisyonlu bu fresklerde Michelangelo’nun huzursuz ve acı çeken insanlarına karşıt, sakin ve rahat figürler yaptı. 1510′da Agostino Chigi tarafından, Farnesina sarayına Galatea efsanesini canlandıran freskler yapmakla görevlendirildi. Burada B. Peruzzi, Sodoma ve Sebastiano del Piombo ile tanıştı. Raffaello’nun, Galatea konusunda B. Castiglione’ye yazdığı mektup onun estetik idealleri üstüne önemli bir belgedir.
Sanatçı bu mektupta, gerçek bir modeli izlemediğini ve Praksiteles’in yaptığı gibi, çeşitli modellerden de ayrıntılar almadığını öne sürer ve önceden var olan bir güzellik idealine ulaşmak istediğini belirtir. Raffaello’nun renk ve ışık karşıtlığıyle iman gücü yönünden etkileyici olan Madonna di Foligno (Vatikan pinakotek’i) ve Madonna di Casa d’Alba (National gallery, Washington) adlı eserleri aşağı yukarı aynı döneme rastlar. İkinci Stanza’nın fresklerinde (Eliodoro’nun Kovulması, Bolsena Âyini, Aziz Petrus’un Kurtuluşu, Büyük Leo’nun Attilâ ile Karşılaşması) [1511-1514], Sebastiano del Piombo’nun etkisiyle Raffaello rengi ön plana aldı, mimarî tarzındaki süslemelerde ışık ve gölgelere geniş yer verdi (özellikle Aziz Petrus’un Kurtuluşu sahnesinde, ışığın üç kaynaktan gelmesi).
Çağdaşlarının portreleri de (Peçeli Kadın, Pitti; Baldassare Castiglione, Louvre) Raffaello’nun bir renk sanatçısı olduğunu ortaya koyar; Floransa dönemine kıyasla, portrelerin ağırlık noktası artık genel atmosfere değil, modelin derinleştirilmesine bağlıdır. Rafafello bu arada, Michelangelo’nun Sistina şapelindeki peygamberlerinden ilham alarak, Sant’Agostino kilisesindeki işaya freskini yaptı. Meryem Sandalyede, Hezekiyel’e Kutsal Hayalin Görünmesi (Floransa, Pitti) ve Julius II de (Uffizi) aynı döneme rastlar. Raffaello, Leo X’un papalığı sırasında yorulmak bilmeden çalıştı. 1514-1517 Arasında, Stanza’nın Borgo Yangını süslemesini yaptı.
Bu süslemede yardımcılarının geniş ölçüdeki müdahalelerini de belirtmek gerekir. Raffaello yoğun bir dramatik etki yaratma çabasmdaydı: Michelangelo ile rekabet edercesine heykelsi figürler üstünde çalışması, perspektifleri karmaşıklığa götürmesi, bugün manierismo dediğimiz tarzın bilincinde olduğunu gösterir. 1515′te Bologna’daki San Giovanni in Monte’ye Azize Cecilia mihrap arkalığını (bugün pinakotek) yaptı. Aynı yıl, Roma’daki Santa Maria del Popolo kilisesinin Chigi şapeline gezegenleri tasvir eden mozaikler yaptı. Raffaello burada resimlerinde olduğu kadar önemli yapılarında da göze çarpan düzenli ritmiyle dikkati çeker. Stanza’da Yangın’ı bitirdikten sonra, Farnesina sarayının bir salonunda Psykhe efsanesini canlandırdı (1517).
1518, Raffaello sanatının son dönemidir: öğrencileriyle birlikte Vatikan lojmanlarının süslemesine başladı. 1519′da tamamladığı bu süslemelerde «grotesk»lerin arkeolojik motiflerini yeniden yaşattı. 1518′de Leo X’u Ludovico de «Rossi ve Giulio de» Medici arasında gösteren portresi belki de son çağının en iyi eseridir. Villa Madama’nın yapımını üstüne aldı, ayrıca 1518′de başladığı, fakat tamamlayamadan öldüğü ölümünden Sonra İsa’nın Üç Havarisine Görünmesi adlı son eserini öğrencisi Giulio Romano bitirdi. Son devrinde, ritimlerindeki zariflik kayboldu.
Figür kitleleri yoğunlaştı, ışık – gölge oyunları ağırlaştı ve hareketler donuklaştı. Çağının bütün büyük sanatçıları gibi çok yönlü olan Raffaello önemli mimarî eserler de verdi. Bramante’nin ölümü üzerine 1514′te San Pietro’nun mimarlığına getirildi, Loggia galerisini tamamladı, Esquilino mağaralarında bulunan figürler ve Tekvin’i anlatan küçük panolarla burayı süsledi (bu seriye «Raffaello’nun Kutsal Kitabı» denir). 1509′da, merkezî planlı Sant’Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazırlamıştı. Santa Maria del Popolo’daki Chigi kilisesini de yunan haçı biçiminde tasarladı. XVII. yy.da yıkılan Branconio dell’Aquila sarayının balkon ve nişlerle süslü cephesi de başlı başına bir şaheserdir (bu saray hakkındaki bilgimizi Parmesan’ın bir desenine borçluyuz [Louvre]). Raffaello’nun öteki mimarî çalışmaları arasında, G. F. Da Sangallo tarafından gerçekleştirilen, Floransa’daki Pandolfini sarayının projesi ve Eskiçağın «domus aurea» mimarîsine dayanan Roma’daki Villa Madama sayılabilir. Raffaello’nun sanatı, hümanist Bibbiena, şair Tebaldeo ve Ariosto, sanat koruyucusu Agostino Chigi gibi çağının aydın amatörleri arasında büyük bir hayranlık uyandırdı, ölçülü bir zarafete ve sağlam bir dengeye dayanan dehası, bütün sanat dallarını yüzyıllardan beri etkilemektedir. (ML)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pulur veya Sakyol
Tarih 13 Haziran 2009
Pulur veya Sakyol. Arkeol. Tunceli’nin Çemişkezek ilçesine bağlı Pulur köyünün kuzeybatısında höyük. H.Z. Koşay başkanlığındaki heyet tarafından ilk araştırmalara 1968′de başlandı. Yüksekliği 11 m’dir; tabii bir tepeyle birlikte 16 m’ye varır. Höyükte tepeden itibaren 11 mimarî kat tespit edildi. I.-IV. Katlar çok harap olmuştur. V. Katta 14 odalı bir yapı ile bir silo (ekin kuyusu) çıkarıldı; VI – VII. katlarda da silolar bulundu. VIII. Yapı katında sağlam yapılarla birlikte mezara rastlandı. Yangın geçirmiş olan IX. katta idoller, X. katta bir ocak ve çevresinde öğütme taşları, hamur yaymağa yarayan leğenler v.b. eşya bulundu. Burası maden çağlarının ilk devirlerinde rastlanan bir çeşit mutfaktır. XI. Yapı katında araları bir kerpiç duvarla ayrılmış iki odada iki tapmak meydana çıkarıldı ve heykel olarak da keman biçiminde bereket tanrıçasını ve eşini temsil eden küçük idoller ele geçirildi. Bunların benzerlerine İğdır’ın kuzeyinde rastlandı. Tapınağın benzerine Beycesultan’da XIV., XV. ve XVI. katlarda rastlanıldığı için bu yapılar Eski Bronz II devrine (M.Ö. 3700-2900) ait olabilir. Pulur’da iki çeşit seramik görülür. I.-VIII. Katlarda beyaz hamurlu, üzeri koyu kahverengi, kırmızı geometrik çizgilerle süslenmiş, çift renkli çanak çömlek bulundu. Siyah astarlı, Karaz tipi çanak çömlekse bütün yapı katlarında vardır. Malatya Gelinciktepe’de benzerleri bulunan ve M.ö. 3000′e ait olan bej renkli seramiğin Keban’”a has yerli Hurri-Subartuların atalarına ait olup olmadığı kesin olarak bilinmez. 1969 ve 1970 yılları çalışmalarında höyüğün bütün yüzeyi ana kayaya kadar kazıdı. 1971 Çalışmalarında yine höyük alanında yer yer sondajlar yapıldı ve eski bronz çağ mezarlığı arandı. (M)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pulur veya Sakyol hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUL
Tarih 13 Haziran 2009
PUL i. Eskiden kullanılan akçeden küçük madenî para: Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul (N. F. Kısakürek). Gerçi ne parası, ne pulu, ne malı, ne mülkü var
(N. Araz).
— ÇEŞ.DEY. Bir pul etmemek, değersiz olmak. || Bir pula satmak, hiç önem vermemek, (birine karşı) sadakatsiz davranmak: Ben senin âşıkınım / Bir pula satma beni (Halk türküsü). || Para pul. Bk. PARA.
— Bot. üzerinde bulunduğu organa sımsıkı yapışık, şekil ve yapıca çok basit yaprakların her biri. Bk. ANSiKL.
— Böcekbil. Çiftkanatlı böceklerde kaşıkçık. || Diviklerde düşen kanatın yerinde kalan çotuk. || Kelebeklerde ufacık bir sivri nokta ile kanatların derisine tutunan çok küçük plak. (Kelebeklerin kanadında sürekli olarak «toz» görünüşünde yer alan ve onlara gerek yansıma yoluyle [kimyasal renkler], gerek ışığın enterferans oyunlarıyle [fizik renkler] çeşitli renkler veren ve renklere parlaklık kazandıran kısımlar, bu pullardır.)
— Huk. Pul sahtekârlığı, devlet tarafından çıkartılan kıymetli evrakın bir türü olan pulun, yetkili olmayan kişilerce basılması. (Resmî evrakta sahtekârlık suçu sayılır. [Bk. sahtekârlık.])
— înş. Çatı kaplama işlerinde madenî örtü elemanıyle çivi başı arasına konan küçük boyutlu çinko veya bakır parçası.
— Mim. üst üste konmuş, düz veya hafif kabarık dairesel küçük plakalardan meydana gelen süsleme.
— Oyun. Tavla oyununda kullanılan yuvarlak küçük levha.
— Pulc. PTT idaresi tarafından, postanın alacağı ücretleri göstermek üzere çıkarılan basılı kâğıt. (POSTA pulu da denir.) [Bk. ANSiKL.] || Damga pulu. Bk. DAMGA.
— Saatçilik. Bir mihvere desteklik etmesi için, bir kol veya duvar saatinin platinine perçinlenmiş pirinç parça.
— Sürüngenler bilimi. Bazı deniz kaplumbağalarının bağasını kaplayan ve çeşitli eşya yapımında kullanılan madde.
— Süs. santl. Ortası delik maden levhacık. (Bk. ANSIKL.) || Pul iğnesi, pulun deliğinden geçecek kadar küçük ve ince iğne.
— Teknol. Vida, cıvata v.b. şeylerin boynuna geçirilen ortası delik madenî levha.
— Terz. Bir kumaşın üzerine süs olarak dikilen küçük, yuvarlak, ince ve delikli, maden, jelatin, sedef v.b. parçası. (Bk. ANSiKL.) || Pul işlemek, bir kadın elbisesinin üzerine pullar işleyerek süslemek.
— Zool. Balıkların, sürüngenlerin ve bir kısım kuşlarla memelilerin vücudunu kaplayan boynuzsu, sert levha. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Bot. Pul’lara köksaplarda, bazı asalak bitkilerin (canavarotu) yer üstü saplarında, soğanlarda, bileşikgillerin bürümlerinde rastlanır. Bunlar ya tomurcuklarda olduğu gibi koruyucu veya soğanlarda olduğu gibi besleyici bir görev yapabilir. Kozalaklıların meyve yapraklarına da pul denir.
— Pulc. Ortaçağdan beri, yolların güvensizliği yüzünden, ağırlık ve mesafeye göre hesaplanan gönderme ücretini mektubu alan kimsenin ödemesi âdet olmuştu. Ama bu ödeme şekli dağıtım işini güçleştiriyordu. Kendisine bir şey gönderilen kimseye kabul etmemek hakkının tanınması da mektuplaşanların birtakım hilelere başvurmalarına yol açıyordu (adres üzerinde belirli değişiklikler yaparak veya zarfın üzerine önceden kararlaştırılmış bazı işaretler koyarak parasız haberleşmeyi sağlamak gibi). Ayrıca, ücret tarifesinin yüksekliği dolayısıyle gizli yapılan mektup ulaştırma işleri de büyükçe bir para kaybına sebep oluyordu. Buna karşı ilk defa, 8 ağustos 1653′te Paris’te petite poste’un kuruluşu sırasında, Paris parlamentosu danışmanı Renouard de Villayer bir çare bularak taşıma ücretinin önceden ödenmesi usulünü getirdi. Bu usule göre, gönderilmek istenen mektubun gönderme ücreti mektubun varışında alıcıdan değil de, mektup gönderildiği zaman mektubu gönderen kimse tarafından ödeniyor ve bu durum da bugünkü posta pullarının yerini tutan bir belgeyle mektubun üzerinde belirtiliyordu. Ancak, mektup gönderen kimsenin bu önceden ödeme işini postahanede yapması zorunluluğu bu usulün yaygınlaşmasını önledi. Bu durumu önlemenin tek yolu, ücret tarifesini hafifletmek ve sadeleştirmek (ücret değişikliklerini mektubun ağırlığına göre değil de gideceği yere göre uygulamak), ayrıca ödeme muamelesini elden geldiğince basitleştirmekti. İsveç’te De Treffenberg (1823), İngiltere’de Charles Knight (1834) ve Charles Whiting (1837-1838), Fransa’da da Piron (1838) ile Grasset (1839) bunun için, basılı veya üzeri damgalı kâğıt veya zarflar kullanmayı tasarladılar. 1819-1836 Arasında, bu sistem özellikle, gönderme işlerini tekelinde bulunduran Sardunya krallığı tarafından bile kullanıldı. Bu ülkedeki posta idaresi, yazışmaların ulaşımını tekelinde bulundurarak, özel ulaklarla gönderdiği mektuplar için bir çeşit mektup kâğıdı satıyordu. İngiliz James Chalmers’ın denemeleri pula son biçimini verdi (1834-1838). Chalmers’ın bu buluşu, birçok tartışmadan sonra, Rowland Hill’in teklifi üzerine 1840′tan itibaren İngiltere’de kullanılmağa başlandı (10 ocakta bütün İngiltere toprakları üzerinde tek ücret uygulaması başladı; 6 mayısta da ilk posta pulu olan 1 penny’lik siyah pul çıkarıldı), ücretin peşin ödendiğini gösteren bir belge olduğu için de, 28 ağustos 1848′den itibaren, Posta idaresi genel müdürü Etienne Arago’nun isteği üzerine, posta pulu usulünü Fransa da kabul etti. Oysa Fransa’da bu yenilik, daha önceleri, ücret indirimleri dolayısıyle hazinenin zorunlu olarak kayba uğrayacağı gerekçesiye birkaç kere reddedilmişti. 1 Ocak 1849′da Fransa’da posta ücretleri yeniden düzenlendi.
Üzerlerinde çeşitli sayıda şekiller bulunan posta pulları, ülkeye ve çıkış tarihine göre değişen tabakalar halinde basılır. Bu pulların birbirinden kolayca ayrılmasını sağlamak için de iki pul arası dantel biçiminde delikli olur. Otomatik dağıtıcılar için tek pul dizisi veya birkaç pulluk tabakalar halinde satışa sunulan pullar da vardır. Genellikle dikdörtgen biçiminde olan posta pulu bazen kare, hattâ üçgen veya herhangi bir geometrik şekilde de yapılmış olabilir. Yüzeyi genellikle 4 ilâ 20 sm2 arasında değişir. Çok zaman, pulun değeriyle birlikte yüzeyi de büyür. Ayrıca bu yüzey, seçilen konuya göre de değişir. Bazı olağanüstü durumlarda, piyasaya gerekli sayıda pul çıkarmak konusundaki güçlükler dolayısıyle veya belirli bir yerde gerekli sayıda pul bulunmaması sebebiyle pulların ikiye bölünerek değerinin yarısı hesabiyle kullanıldığı da olmuştur. 1915′te Rusyada kalın kağıt üzerine basılan bazı zamksız pullar para yerine piyasaya sürülmüştü.Büyük parçalar halinde gönderilen matbu evrak önceden iptal edilmiş pullarla postaya verilir ve böylece de idarenin postaya verme işlemi sırasında pul iptal etme zorunluluğu önlenmiş olur. Bu konuda 1893′te yapılan denemeler kesin bir sonuç vermedi. Ama bu usul 1920′den beri yine kullanılmaktadır. Pulların kullanım süresi genellikle sınırlı değildir.
Kullanım bakımından kolaylıkları dolayısıyle posta idareleri çok zaman, telekomünikasyon idareleriyle işbirliği yaparak, mektupların üzerindeki pulların tarifenin gerektirdiğinden eksik olması halinde ödenecek fark ücretleri konusunda, taahhütlü, özel ulak mektuplar, posta paketleri, telgraf, telefon v.b. ücretleri için de pul kullanılması yoluna gitmiştir.
• Türkiye’de ilk posta pulu ince kâğıtlara basılmıştı ve üzerinde tuğra ile «Devleti Âliyyei Osmaniye» yazısı vardı. 1865′te pulun biçimi değiştirildi; tuğra çıkarıldı ve dikine bir oval zenmin üzerine ayyıldız yerleştirildi; ayrıca pulun üzerine «Postai Devleti Osmaniye» yazısı kondu. 1876′da yapılan değişiklikle de bu yazı, ayın ortasına yerleştirildi ve yıldız kaldırıldı. 1892′de pulun çevresi türk motifleriyle süslendi, ortaya osmanlı arması basıldı. 1898′de Osmanlı-Yunan savaşının başarıyle sonuçlanışını kutlamak üzere altı köşeli bir pul çıkarıldı. Bu pulun” üzerinde «Bilâdı Meftuha’dan Tisalya Kıt’ası Postasına Mahsustur» kaydı kondu ve tuğraya da yer verildi.
İkinci Meşrutiyetin ilânı (1908) üzerine çıkarılan pulda «Hatırai Meşrutiyet» yazısı yer aldı. Bundan sonraki dönemde Sultan Reşad’ın bazı vilâyetlere yaptığı ziyaretler de pullarda sürşarjla belirtildi. 1913′e kadar çıkarılan türk pullarında resim kullanılmadı. İlk resimli posta pulu Edirne’nin düşman işgalinden kurtarılışının hatırasına ve Edirne’deki Selimiye camii’nin resmiyle süslenerek Londra’da bastırıldı. Birinci Dünya savaşı sırasında eski pullar sürşarjlı olarak kullanıldı; savaşın sonuna doğru (1917) tedavüle çıkarılan pullar Viyana’da bastırıldı. 1920′de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafından daha önce Avrupa’da bastırılan pullar ikiye bölünerek kullanıldı; bu da ihtiyacı karşılamayınca mahakim ve devairi adliye, mahakimi şer’iye, kâtibi âdil, amele pasaportu, defteri hakanî, tiyatro, müze, Hicaz demiryolu, donanma ve maliye pullarından bir kısmı önce elle, daha sonra makineyle sürşarj edilerek posta pulu yerine kullanıldı; ihtiyaç bu yolla da karşılanamayınca İtalya’da, üzerinde «Kelimei Tevhid» yazısı bulunan pullar bastırıldı (1922). Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra 1 ocak’ 1924′te Lozan antlaşmasının hatırasına bastırılan ve satışa çıkarılan pullarda Atatürk’ün resmi ve «Hatırai Sulh» yazısı yer aldı. Dünyada ilk kabartma posta pulu Türkiye’de basıldı (1968). PTT idaresince, Ankara’daki Ajans Türk kurumuna bastırılan ve anma grubundan olan bu pullarda türk çinileri desen olarak kullanıldı.
Bu pullar üç türlüdür: 1. Yeşiltürbe kubbe tavan motifi;
2. İstanbul’daki Hürremsultan türbesinde bulunan kabartma bahar çiçeği motifi;
3. iznik çinisi.
Aynı kurum daha sonra İstiklâl mâdalyasıyle madalya ve beratını birarada veren iki kabartma pul daha bastı (1968). Gene Ajans Türk’e, 1971′-de Hava kuvvetlerinin 60. kuruluş yıldönümünü anma dolayısıyle pul bastırıldı.
• Pullar genel olarak üçe ayrılır: hazine pulları; posta pulları; yardım pulları.
Hazine pulları”nın hangi belgelere ne ölçüde yapıştırılacağı, ilgili kanunlarla belirtilir ve bedeli hazineye kalır. Türkiye’de hazine pullarının kullanılmasına Düyunu Umumiye tarafından ve damga resminin toplanması amacıyle 1880′de başlandı. Meşrutiyet döneminde Hicaz demiryolunun yapımına yardım için hazine pulu çıkarıldı, bunlar postada kullanılmadı. Postada kullanılan ve geliri hazineye kalan pullar: 1. evlâdı şüheda pulları (1915); 2. tayyare müdafaa pulları (1937); 3. millî müdafaa pullarıdır (1941).
Posta pulları. Türkiye’de posta pulu bastırma ve piyasaya sürme yetkisi 5584 Sayılı kn. md. 7 ile PTT Genel müdürlüğüne verildi. Genel müdürlük Postada Kullanılan Değerli Kâğıtlar yönetmeliğinde posta pullarıyle ilgili yıllık emisyon programlarının nasıl hazırlanacağını, pullara basılacak resimlerin nasıl sağlanacağını, pulların basımlarıyle ilgili kuralları, pulların teşkilâta dağıtımını, piyasaya çıkarılış zamanını satışta kalma ve geçerlik sürelerini belirtti. Aynı genel müdürlük 5584 Sayılı kn. md. 20′ye göre resmî daire ve kuruluşlarda, anma törenlerinde, bir yardım ve hizmet karşılığı görülen işlerde kullanılmak üzere üç ayrı türden pul çıkarmakla görevlendirildi. Bu pulların baskı sayısı, abonelerin ihtiyacı, serbest satış durumu, satısta kalma süreleri hesaplanarak 300 000 -600 000 arasında tespit edildi. PTT idaresinin üyesi bulunduğu Dünya Posta birliğinin (UPU) Dünya Posta sözleşmesinde ve tüzüğünün 7., 105., 173. ve 174. maddelerinde de posta pullarıyle ilgili hükümler vardır.
Yardım pulları, postada kullanılan fakat geliri ilgili derneklere giden, çeşitli tarihlerde çıkarılan pullardır.
Başlıcaları: muhacirun ianesi pulları (1890); Müdafaai Milliye cemiyeti pulları (1915); Osmanlı Donanma cemiyeti pulları (1918); Kızılay şefkat pullan (1910); Türk Hava kurumu pulları (1926); Çocuk Esirgeme kurumu şefkat pulları (1928).
— Süs. santl. Zanaatçıların en çok beğendiği pul, karet kaplumbağalarının kabuklarından elde edilir. Bu kabuklar, siyah renkli ve sarı veya açık kahverengi beneklidir. Pul elde etmek için kabuk ilkin kaynar suda yumuşatılır; ardından da bakır kalıplara dökülür. Pul yapımında, XIX. yy.ın ortasından beri, yüksek basınçta birbirine eklenen yumuşatılmış parçalar da kullanılmaktadır.
Eskiler hayvan kabuklarını ve kabuklardan elde edilen pulları çeşitli işlerde kullanırlardı. Meselâ lir’lerin. gövdesi içi boş bir kabuktu, Vergilius, Ovidius ve Juvânal üzeri hayvan kabuğu pullarıyle süslenmiş döşeme eşyasından söz ederler. Bu usulün Uzakdoğu’da da bilindiği Avrupa’da XV. yy.dan itibaren portekiz denizcilerinin tanıklıkları dolayısıyle öğrenildi. Bundan sonra da Rönesans döneminin ince marangozluğu artık tümüyle bu usulü benimsedi ve . tahtadan yapılmış döşeme eşyası, 1670′e doğru, pul veya (kalay ve bakır gibi) yumuşak bir madenden yapılmış gömme süslerle donatılmağa başlandı. Bu süsleme tarzı XVIII, yysın sonuna kadar (Jacob, Montigny, Levvaseur gibi) en ünlü ince marangozlar tarafından kullanıldı. Fransa’da İkinci imparatorluk döneminde aynı süsleme tarzı yeniden geçerli kılınmak istendi ama pulları meydana getiren ana maddelerin zamanla pulun biçiminin değişmesine yol açması ahşap üzerine yapılan süslemelerde artık bu maddenin kullanılmaması sonucunu doğurmuştu. Bundan dolayı da, Madagaskar’dan, Seychelles adalarından veya Venezüella’dan gelen kabukların kullanım alanı daraldı ve bu kabuklar yalnız küçük yüzeyler halinde, tütün takımı, fırça sapı, pudra kutusu kapağı, tarak ve yelpaze,yapımında kullanılmağa başlandı.
— Terz. Pullar, yuvarlak, dört köşe, uzun, sivri uçlu, düz, üzeri hafifçe kabarık, tek renkli veya ortası göz göz delik olabilir ve tek sıra halinde, bir desen meydana getirecek biçimde veya bir boncuğun çevresine işlenir.
— Zool. Zooloji bilginleri derideki yassı uzantıların her çeşidine pul adını verirler. Pullar çok değişik yapıda olduğu için daima homolog organlar olmayabilir. Balıkların pulları altderiden oluşan küçücük plaklardır; bunların oluşumunda üst derinin payı genellikle pek önemsizdir. Pulların yapısı türlere göre çok değişiktir. Köpekbalıklarında pullar plakoid şeklinde, yani diş yapısında ve biçimindedir. Mersin balıklarında pullar ganoyittir; yani üzerleri parlak bir mine ile kaplıdır. Kemikli balıklarda pullar ince ve esnek, kenarları ya dişli (taraksı pullar) veya değirmidir (değirmi pullar). Ayrıca balıkların pulları birbirinden bağımsız ve kiremit düzeninde dizilidir; bunların tedricî büyümelerine bakılarak balıkların yaşı tahmin edilebilir. Sürüngenlerde pullar balıklarınkinden çok farklıdır. Bunlarda pullar üstderiden oluşur ve kiremit düzeninde değildir; derinin üzerinde yüzeysel bir tabaka halinde yer alır ve zamanla birbirine bitişip kaynaşarak bir bütün olur.
Bunların hepsi birden bir çeşit kılıf meydana getirir. Hayvan büyüyebilmek için bu kılıfı zaman zaman atmak zorundadır (deri değiştirme). Kertenkelelerle yılanlarda pullar çok basittir. Timsahlarla kaplumbağalarda pulların altında ayrıca altderiden oluşan kemik plakalar bulunur. Böylece tam bir dış iskelet halini alan pullar kamlumbağalarda esas iskeletle birleşerek bağayı meydana getirir. Sürüngenlerinkine tıpatıp benzeyen pullara kuşların bacaklarında rastlanır ve bu iki sınıfın ortak bir soydan geldiğini gösterir. Bazı memelilerde (pangolin, tatu) görülen bağalar da tıpkı timsahlarınkini andırır. Kelebeklere verilen pulkanatlılar adı, kanatlarını ince bir toz tabakası gibi örten mikroskopik pullardan dolayı verilmiştir. Bir kısım kelebeklerin madenî ebrulu, kadifemsi, yanardöner güzelim renkleri kanat pulları üzerine düşen ışığın yansıma ve enterferasyonlarından ileri gelir.
♦ Sıf. Pula benzeyen, pulu andıran. | İnce bir tabaka halinde olan. || Pul şişe, yeşil camdan yapılan çok ince çeperli şişe.
— Jeol. Pul kaya, yaprak yaprak ayrılan taşların genel adı. Eşanl. ŞiST.
♦ Pul pul blş. sıf. Pullar, küçük parçalar halinde. (LM)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUEBLO’LAR
Tarih 13 Haziran 2009
PUEBLO’LAR, A.B.D.’nin güneybatısında (New-Mexico, Colorado ve Arizona) kızılderili halk; bağımsız köyler halinde bölünen başlıca kabileleri (Hopi’ler, Zuni’ler) iki bin yıla yakın süredir birbirinin üzerinde çekik katlar halinde yükselen taş evler yaparlar. Mısır yetiştirme bölgesinde yaşayan tarımcı topluluklardır; el tezgâhlarında pamuk dokur ve kıvrımlı elbiseler giyerler. Geometrik desenli çömlekleri ilgi çekicidir. Seçimle işbaşına gelen başkanlar tarafından rahip sınıfının yardımıyle yönetilen her köy, siyasî ve dinî bir birimdir. Pueblo toplumunda totemci klanlarla dinî tarikatlar birarada yaşar. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUEBLO’LAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROFİL
Tarih 10 Haziran 2009
PROFİL i. (fr. k.). Yandan görünüş. || İnsan yüzünün yandan görünüşü: Nevin dönüp kocasının pof iline baktı: Burnu dudaklarına sarkmıştı (S. F. Abasıyanık).
— Dy. Bir demiryolu hattının, bütün güzergâhı boyunca karşılaşılan iniş ve çıkışlarına bağlı karakteristiği.
— Elektroakust. Bir plağın iz profili, kayıt yapılmamış bir plakta, izin dik kesidinin geometrik şekli. (Bu dik kesit bir ikizkenar üçgen şeklindedir ve eşit kenarlara ait tepe ile izin dip tarafı hafifçe yuvarlaktır, izin başlıca elemanları, açıklık açısı, dip tarafın eğrilik yarıçapı, izin iki kenarı arasındaki genişlik veya derinliktir.)
— G. santl. Eksik profil veya kaçma profili, yüzden çok başın ön kısmını gösteren profil.
— Havc. Bir uçak kanadının boyuna kesiti. (Bir profilin bağıl kalınlığı, maksimum kalınlığının uzunluğuna oranıdır. Bu oran yüzde 12 veya daha fazlaysa, profil, dolayısıyle kanat kalındır. Yüzde 12 ile 9 arasında profil orta kalınlıkta, yüzde 9′dan küçükse incedir.) || Profil kaplaması, bir hava taşıtında, üzerinde hava akımı meydana gelen ve aerodinamik kuvvetlerin etkisinde kalan dış yapı kısmı.(Profil kaplaması vernikli bezden veya tahtadan olabileceği gibi, yapının genel direncine katılan cinsten de olabilir. Çok hızlı bazı uçaklarda kapla ma ve yapı bir bütün meydana getirdiği için, çok ince olan kanatlar yekpare bir madenden yapılır.)
— Hidrol. Irmak profili, bir akarsuyun yatağını niteleyen, topografya kesiti. Bk. ANSiKL.
— Jeofiz. Bir arazi kesiti meydana getirmek için, uzunluğunca bir seri deprem ölçmesi yapılan, hemen hemen doğrusal Çizgi.
— Jeomorfol. Boyuna profil, vâdi tabanı veya talveg boyunca uzanan profil. || Enine profil, vâdi eksenine veya ırmağın akış yönüne dikey uzanan profil.
— Marang. Profil açmak, bir rende yardımıyle ağaç parça üzerine kiniş açmak. (Bu işlem mekanik olarak tepsi freze tezgâhında yapılabilir.) || Ters profil vermek, bir parçayı, başka bir parçanın içine geçecek şekilde, ikincisine ters yönde yarmak.
— Mat. Profil doğrusu, bir profil düzleminde bulunan doğru. (yanay doğrusu da denir.) || Profil düzlemi, iki izdüşüm düzlemine, dolayısıyle yer çizgisine dik olan düzlem. Esanl. yanay düzlemi.
— Metalürji. Profil demir, çekme tezgâhında çekerek veya silindirli sıvama makinesinde şekil vererek elde edilen, özel profilli sabit bir kesiti olan uzun demir çubuk. (Bu terim genellikle, yüksekliği 80 ile 600 mm olan normal kirişler, yüksekliği 80 ile 400 mm arasında değişen U demirler, her boyuttan palplanşlar ve gerek doğrudan doğruya haddeden geçirerek gerek 100 mm’den büyük boyutlu I demirleri uzunlamasına yararak elde edilen T demirler için kullanılır. Anglosaksonlar, büyük köşebentleri de bu gruptan sayarlar.) [PROFİLE de denir.]
— Mim. Bir silme üzerinden alınan ve silmenin çeşitli kısımlarının birbirine göre girinti, çıkıntı ve eğikliğini gösteren enine kesit.
— Oto. İlerlemeye karşı en az direnç gösterecek şekilde düzenlenmiş özel karoseri şekli.
— Pedoloji. Toprak profili, toprağın bir kesitin cephesinde görünüşü: Toprak profili, toprağın tanımlanmasını ve sınıflanmasını sağlayan temel unsurdur. (Toprak suluklar» denen bazı «stratlar»dan oluşur; bunların profilde birbirini izleyişi ve fizyonomik görünüşü toprağı tanımlamayı sağlar. Toprağı tanımlamak için profilin tamamını bulmak gereklidir.)
— Teknol. Bir cismin, bir yapının veya bir zeminin düşey kesiti.
— Topogr. Profil çıkarma, bir arazinin profilini elde etmek için yapılan işlemler. II Bir arazinin düşey kesiti. || Boyuna profil veya boy kent, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın ekseni boyunca alınan kollanmış kesiti. || Enine profil veya enkesit, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın eksenine dik doğrultuda alınan kotlu kesiti.
— ANSiKL. Hidrol. Enine profil, bir ırmağın yatak kesitini gösterir. Kol sayısı, her kolun eni ve derinliği, bakışımsızlıkları, dip ve eşik tümsekleriyle nitelenir. Bu kesit alüvyon ovasına genişletilince, bir genel veya küçük yatak ile bir büyük yatak ayırt etmeğe imkân verir. Yatağın gömülmesine ve akarsuyun hızına göre, aşındırma veya alüvyon bırakma gücü değişir. Uzunlamasına profil, düşey düzlemde bir akarsuyun kaynak ve ağız arasındaki yolunu temsil eden eğriyi gösterir. Daha sert kayaçların yol açtığı çıkıntılar gösterebilir. Denge profili, debisi aşağı kesime doğru azalmayan ırmaklar için ideal bir uzunlamasına profildir. Kaynaktan temel seviyeye kadar devamlı olarak alçalan eğintiler, yani içbükeyliği yukarı kısma dönük parabol biçiminde bir yol çizer. Yukarı kesimdeki yükselme, düşük bir eğinti ve kaba gereçler hacmiyle orantılıdır; bu kaba gereçlerin boşaltılması için daha yüksek bir eğinti gereklidir; az bir eğinti, ince gereçlerin boşaltılmasına yettiği için aşağı kesimde debi yükten çok artar. Bu profil, ırmak yatağının en iyi şartlar altında ve en az güç sarfederek havzasının yüzeyine düşen suları akıtmasını ve aşındırmanın yarattığı gereçleri boşaltmasını sağlayacak eğintiyi gösterir.
Bir ırmağın kaynağa doğru debisi ne kadar yüksek olursa, aşındırma işine kayaçların yapısı ve cinsi o kadar çok yardım eder; talveg’i ağzından ne kadar uzakta ve derin kazılırsa ve eğinti aşağı kesime doğru ne kadar alçalırsa, denge profili o kadar iç bükey olur. Belirli şartlar (temel seviye, tektonik bozukluklar, iklim şartları) altında ırmağın oyması denge profilinden öteye geçmez. Bu kavram aslında dönencelerde yağışlı bölgelerdeki ırmaklara uyar. Dönencelerarası ırmaklar, katı yükler yataklarındaki dirençli kayaları yarmağa yetmediğinden bu kayaları çağlayanlarla aşar. Üstelik öbür bölgelerde iklim değişiklikleri ve deniz seviyesinin yeni glasyoöstatik değişmeleri denge profili kavramına tamamıyle teorik bir anlam verir. (LM) PROFİLAKSİ i. (fr. prophylaxe). Fizyol. ve Sağ. bil. Bk. KORUNMA.
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROFİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRES
Tarih 09 Haziran 2009
PRES i. (fr. presser, sıkıştırmak, bastır-mak’tan presse). Mekanik veya hidrolik bir kumanda ile birbirlerine yaklaşan ve aralarına konulmuş şeyleri sıkıştırmağa yarayan iki tabladan yapılmış makine. Bk. CENDERE.
— Ciltc. Kitabın iyice sıkıştırılmasını gerektiren ciltleme işlemleri (msl. sırt geçirme) sırasında, arasına kitabın yerleştirildiği cihaz veya âletlerin tümü. || Kenar kesme presi, bir veya iki vida ile kumandalı ikiz iki parçadan meydana gelen ve aralarına ciltler yerleştirildikten sonra, bir kundağa bağlı bıçakla kenarları tıraş etmeğe yarayan pres. || Renkli veya siyah baskı presi, kâğıt veya bez cilt kapaklarını süslemek için siyah veya renkli tipo mürekkebiyle baskı yapan pres. || Sıkıştırma presi, kâğıtlara forsa baskı yapmağa, bağlanmış ciltlerin kırışıklık ve forsalarını düzeltmeğe, kaplama ve kapak geçirme süresince ciltleri sıkıştırmağa yarayan, tablaları vida ve volanla kumandalı ahşap veya dökme demirden pres. (Sanayide bu preslerin yerine hidrolik veya pnömatik presler kullanılır.) ||Yaldız presi, cilt kapaklarına baskı yapmak ve yaldız vurmak için kullanılan pres. (Bazı yaldız preslerinde, yaldızlama demirlerini yeterli derecede ısıtmak için bir ısıtma düzeneği ve altın yaldız, bronz veya renkli mürekkep merdanelerinin otomatik olarak ilerlemesini sağlayan bir sistem bulunur.)
— Foto. Bk. ANSiKL.
— Kâğıtç. Basınç etkisiyle veya hem basınç, hem vakum etkisiyle kâğıdın suyunu almağa yarayan karton veya kâğıt makinesi elemanı. || Emici pres, biri yekpare, öbürü üstü kauçuk kaplı madenî bir kovan halindeki iki silindirden meydana gelen pres; içi boş silindirin bütün yüzeyini kaplayan delikler dışarının havasını emer: Emici pres, hem basınç hem de vakum etkisiyle suyu alır. || Keçeli pres, kâğıdın suyunu yalnız basınç yoluyle alan içi dolu iki silindirden yapılmış pres. || Ofset presi, kurutma tesisinin başlangıcına yerleştirilen ve kâğıdın yüzeyini yumuşatmağa yarayan iki silindirden yapılmış pres. || Platinli pres, kutu yapımında, karton veya kâğıdı yaprak yaprak kesmeğe yarayan pres. || Tutkal presi, kurutma tesisinin ortasına konan ve kâğıt veya kartona özel nitelikler vermek için yüzeylerini tutkallamağa yarayan iki silindirden yapılmış pres.
— Malzeme. Beton kalıbına basınçla (hidrolik pres), darbe veya titreşimle yığılan betonu tokmaklarla sıkıştırmağa yarayan makine.
— Marang. Kontrplak, kaplama veya formika gibi tabakaları iş yüzeyine tutkallamakta kullanılan baskı âleti. Bk. ansikl.
— Plast. mad. Plastik malzemeyle döküm yapan makine. || Bloklu pres, haddelenmiş bir levhadan kare şeklinde kesilen ve haddelemeden doğan anizotropiyi azaltmak için 90° çapraz olarak üst üste yerleştirilen plastik malzemeyi isiyle yapıştırmağa yarayan pres. || Çift pistonlu pres, sırasıyle püskürtme, aktarma ve sıkma kuvveti uygulayacak aynı türden (hidrolik veya mekanik) veya farklı türden iki ayrı sistemle donatılmış pres. || Püskürtme presi, püskürtme yoluyle döküm yapan pres. || Sıkıştırma presi, kalıbın alt matrisine yerleştirilen kalıplanacak madde üzerine gerekli basıncı kalıbın üst matrisinin uyguladığı basit düşey pres. || Yukarı basınçlı pres, ana pistonu hareketli alt tablanın altında bulunan ve bu tablanın çıkış hareketiyle basınç uygulayan hidrolik pres.
— Şekercilik. Pancar presi, pancar küspelerinde kalan bir miktar suyu basınçla gideren âlet.
— Teknol. Kumaşları, elbise veya astarlan apreleyerek güzel bir görünüş kazandırmak için, sıcakta basınç altında tutmağa yarayan ısıtıcı tablalı makine. || Çekme presi, madenleri art arda darbelerle veya kademeli basınçla çekmeğe yarayan pres.
— Tekst. Keten elyafının taranmasında, elyaf demetini sıkıştıran madenî plakalar. || Bazı tip trikotaj tezgâhlarında, tığ gagalarını, aşağıya inmeden önce kapatmağa yarayan mekanizma.
— Zır. sanay. Üzüm, elma, zeytin ve daha pek çok meyveyi sıkarak suyunu çıkarmağa yarayan cihaz. (Bk. ASNiKL.). || Ot presi. Bk. ansıkl. // Peynir presi, peynircilikte, kalıba konan pıhtılaşmış sütün baskı altında süzülmesini çabuklaştırmak için kullanılan peynir cenderesi.
— ansikl. Foto. Fotoğrafları sert bir süpor üzerine yapıştırmağa yarayan yapıştırma presi’nde, sıcakta eriyen yapıştırıcıları (gomalak) kullanabilmek için bir ısıtma tertibatı bulunur.
— Marang. Marangozlukta, geniş tabakaları sıcak veya soğuk olarak tutkallamak için çeşitli tip ve büyüklükte sıkıştırma âletleri kullanılır. Genel olarak bunlara kaplama pres’i denir. Presler üçe ayrılır: 1. ağaç presler; 2. demir presler; 3. hidrolik presler. Ağaç presler, gövde kısmı kalın ağaçtan yapılmış, çerçeve şeklinde basit tip preslerdir. Üstte bulunan sıkma vidaları bir anahtarla ve el kuvvetiyle sıkılır. Sıkma tablaları parçalı kalaslardan meydana gelir. Sıkma vidalarının altına dört köşe ve pres genişliğinde takozlar konur. Işin durumuna göre çerçeve araları açılarak, pres uzatılabilir. Demir presler’in gövde kısmı kalın putrel demirden, tablaları ağaçtandır. Yan yana tabla sayısı üçlü veya dörtlü olur. üst tablalar vida ile aşağı yukarı hareket eder. Sıkma işi bir vida düzeniyle ve elle yapılır. Hidrolik presler’in sıkıştırma tablaları fazladır; sıkma işi hidrolik tertibatlarla sağlanır. Tablaları buhar veya elektrik yardımıyle 150°C’a kadar ısıtılabilir.
— Zır. sanay. Ağır bir taştan yapılmış ilk pres’e kadar inmeksizin, bugünkü preslerin ilk örneklerini saymakla yetineceğiz, önceleri, sıkma işlemi, bir veya iki büyük kalastan meydana gelen preslerle yapılırdı; bu kalaslar bir uçtan sıkıca bağlanır, öteki ucunda dikey olarak çekilen bir ip veya kalasın kalınlığınca uzanan bir ağaç vida bulunurdu; ip veya vida kalasın aşağıya inmesini sağlardı. Sonraları, yatay sıkmalı ve düşey sıkmalı yeni presler yapıldı; bu ikinci tipte, elle çevrilen bir çark veya bir bucurgatla ip gerilir ve sıkma gerçekleşirdi. Günümüzdeki preslerin çalışması için büyük kuvvetlere ihtiyaç yoktur. Bunlar sürekli ve aralıklı çalışan presler olarak ikiye ayrılır. Aralıklı çalışanlar da vidalı presler, hidrolik presler ve pnömatik presler olmak üzere üç çeşittir. Küçük tesislerde çok kullanılan düşey vidalı presler, sıkılacak meyvelerin konduğu «tekne» denen bir gövde, düşey bir kalbur, meyveleri ezen bir tabla ve basıncı ileten bir koldan meydana gelir. Bunların meydana getirdiği bütünün üzerinde bulunan bir somun, motris gücü basınç haline dönüştürür.
Yatay vidalı preslerde iki dip tablası bulunur, ikisi de bir vidanın etrafında hareket eder ve birbirine zincirlerle bağlıdır. Tabanlardan biri tekne, ikincisi ise basınç tablası görevini yapar; bu parçalardan meydana gelen bütün, yatay bir kafes ile çevrilmiştir; küspeler buna boşaltılır. Tablalar gevşetilince, posayı dağıtan zincirler yardımıyle posa otomatik olarak bu kafesin içine dökülür. Hidrolik presem teknesi hareketli (en yaygın tip) veya sabit olabilir; sabit olanı daha az kullanışlıdır, çünkü işin sürekliliğini sağlamak için birçok (genellikle üç) tekneye ihtiyaç gösterir. Pnömatik pres’te geniş çaplı, dayanıklı bir lastik boru bulunur; bu boru basınçlı (santimetre kare başına 7 kg) hava ile şişirilir; böylece etrafındaki ürünü, ağır ağır paslanmaz çelikten kafesin iç çeperine doğru iter ve sıkıştırır.
Yatay tekneli preslerde, tekneler iki türlüdür: üzüm sıkmak için yuvarlak ahşap tekne kullanılır; elma veya zeytin preslerinde ise küspe, ahşap kalburlarla ayrılmış bez veya kıl torbalar içerisine konulur.
Aralıklı çalışan preslerde, sıkma işlemini ağır ağır yapmak ve birçok defa tekrarlamak şartıyle, bulanık olmayan, kaliteli meyve suları çıkarılır. Sürekli presler ise daha az insan gücü gerektirir ve daha verimlidir, fakat elde edilen meyve suyunun kalitesi düşük olur. Bu preslerin çoğunda, sonsuz bir vida veya delikli bir madenî gömlek içinde uç uca yerleştirilmiş ve ters yönlerde dönen iki vida bulunur. Bir huniyle boşaltılan meyveler bir uca gelir ve döner kanatların yardımıyle, ağır bir kapı veya ayarlanabilen koni biçiminde bir kapakla kısmen kapatılmış öbür uca doğru itilir.
• Ot presi, depo edilmesi veya nakledilmesi gereken kuru otların hacmini asgarîye indirmeğe, onlara düzgün bir geometrik şekil vermeğe yarar; sıkıştırılmış ot tabiî özelliğini daha iyi korur, nemi azalır, daha zor ateş alır hale gelir. Presler sabit olarak (harman makinesinin arkasına takılmak suretiyle) veya tarlalarda (toplama makinesiyle) kullanılır. Saman veya kuru ot gelişigüzel demetler halinde presin sıkıştırma kanalının ağzına yığılır. Dönen veya gidip gelen bir piston bu maddeleri sıkıştırma kanalında balya haline getirir ve otomatik bir bağlama sistemini harekete geçirerek balyanın iple veya demir telle bağlanmasını sağlar, üç tip pres vardır: düşük veya orta yoğunlukta balya yapan presler balyayı bir veya iki yerinden bağlar (ip veya demir tel); yüksek yoğunlukta balya yapan presler balyayı iki yerinden bağlar (demir tel veya özel ip). Bu üç tip makineye göre balyaların yoğunluğu şöyledir: düşük yoğunlukta balya 50-75 kg/m3, orta yoğunlukta balya: 75-150 kg/m3, yüksek yoğunlukta balya 150 – 250 kg/m3. (LM)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRAMİT
Tarih 07 Haziran 2009
PİRAMİT i. (yun. pyramis, ehram’dan fr. pyramide). Mat. «Piramidin tabanı» denilen bir düzlem çokgenle sınırlanan, «yanal yüzler» denilen bütün öbür yüzleri de, bu çokgenin çeşitli kenarlarmı taban olarak alan ve «piramidin tepesi» denilen ortak bir tepe noktasında birleşen üçgenlerden oluşan çokyüzlü: üçgen piramit. (Bk. ANStKL.).Geometrik şekil.
Bir düzgün piramidin apotemi, piramidin tepesinden, taban kenarlarından birine indirilen dikme.
Bir piramidin taban ayrıtı, taban çokgeninin kenarlarından herhangi biri.
Bir piramidin yüksekliği, tepeden taban düzlemine indirilen dikme.
Düzgün piramit, tabanı düzgün bir çokgen olan ve yüksekliğinin ayağı taban çokgeninin merkezinde bulunan piramit.
Düzgün kesik piramit, bir düzgün piramitten elde edilen, paralel tabanlı kesik piramit.
Kesik piramit, piramidin tabanı ile bütün yanal ayrıtları kesen bir düzlemin meydana getirdiği kesit arasında kalan piramit parçası.
Paralel tabanlı kesik piramit, tabanı ve kesiti birbirine paralel olan kesik piramit. (Bu durumda kesite, «kesik piramidin küçük tabanı» denir.)
Yanal ayrıt, piramidin tepesini, taban çokgeninin köşelerinden birine birleştiren doğru parçalarından herhangi biri.
— Anat. Birçok anatomik elemana verilen ad.
Piramit hücre, beyin kabuğunun bazı tabakalarında bulunan sinir hücresi tipi.
Piramit kemik, bilek kemiklerinin birinci dizisinin üçüncü kemiği.
Piramit sinir demetleri, beyin kabuğunun hareket bölgesinden gelen sinir telleri kümesi.
Karın piramit kası, karındaki büyük doğru kasın bir dalı; çatı kemiğinden göbekaltma kadar uzar.
Kulak zarı piramidi, kulak da-vulcuğunun küçük çıkıntısı; içinde üzengi kası bulunur.
Lalouette piramidi, tiroit bezi kıstağının üst kenarının meydana getirdiği uzantı; her zaman bulunmayabilir.
Malpighi ve Ferrecin piramitleri, böbrek özekdokusunun kesitinde görülen üçgen şeklindeki bölge.
ön pramit, soğaniliğin ön yüzünde, orta çizginin uzunlamasına iki tarafında bulunan çok belirgin kabarıklık, (ön piramitler, beyin kabuğundan omurgaya giden hareket yolundan meydana gelir; piramit yolu adı bundan gelir.)
Uyluk piramit kası, kuyruk sokumu kemiğinin dış kısmından büyük trokanterin iç yüzüne eğrilemesine uzanan kas.
— Demogr. Yaş piramidi. Bk. YAŞ.
— Meyve. Piramit şekli, bazı meyve ağaçlarına (armut, elma) verilen şekil. Bk. AN-
S1KL.
— Patol. Piramit sendromu, piramit demetlerinin hastalandığını gösteren sinir sendromu.
— Spor. insan piramidi, birçok akrobatın, hepsinin ağırlığını taşıyan bir veya birkaç kişinin omuzları üzerine çıkarak bir piramit şeklinde birbiri üzerinde yükselmeleri.
— Tar. Mısır piramitleri. Bk. EHRAMLAR.
— ANSIKL. Mat. Tabanları ve yükseklikleri eşit olan iki piramit birbirine eşittir; herhangi bir piramidin hacmi, taban alanıyle yüksekliği çarpımının üçte birine eşittir. Bir düzgün piramidin yanal alanı, taban çevresiyle apoteminin çarpımının yarısına eşittir. Paralel tabanlı bir kesik piramidin V hacmi, bu kesik piramidin h yüksekliğini ortak yükseklik olarak kabul eden ve biri B büyük tabanını, öbürü b küçük tabanını, üçüncüsü de bu tabanların ^Bb o-rantılı ortasını taban olarak alan üç piramidin hacimleri toplamına eşittir:
h _ V = — (B + fc + V Bb). 3 (Matematik Formüller Eksik ve Yanlış olabilir)
Düzgün bir kesik piramitte bütün yanal yüzler, birbirine eşit ikizkenar yamuklardır ve bunlardan birinin yüksekliği «kesik piramidin apotemi»dir. Düzgün bir kesik piramidin yanal alanı, taban çevrelerinin toplamanın yarısı ile apoteminin çarpımına eşittir.
— Meyve. Piramit şekli, ağaçlara budama yoluyle verilir; bunun için ağacın gövdesi dikine yükselen bir eksen halinde tutulur; bundan çıkan yan dallar en alttakiler en uzun olmak üzere kat kat ve düzgün bir şekilde budanır. Böylece ağaç piramit şeklini alır. Bk. BUDAMA. (L)
07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRAMİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTELLİ (Baccia)
Tarih 04 Haziran 2009
PONTELLİ (Baccia), italyan mimarı (Floransa 1450-Urbino 1492). Urbino’da, Studiolo atelyesini yönetti (1474). Geometrik süslemeli roma kiliselerinin (Santa-Maria del Popolo) ön cephelerini yaptığı ve San Fietro in Vincoli’yi onardığı sanılır. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTELLİ (Baccia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONCELET (Jean Victor)
Tarih 04 Haziran 2009
PONCELET (Jean Victor), fransız generali ve matematikçisi
(Metz 1788 – Paris 1867). Ecole Polytechnique’i bitirdi, istihkâm sınıfına ayrıldı, Vitebsk’te teğmen rütbesiyle Büyük Ordu’ya girdi ve Ney’in kumandasındaki Rusya seferine katıldı. 1812′de Dnieper’den geçerken esir düştü, Saratov’da göz altına alındı ve elinde bir tek kitap olmadığı halde, buradaki boş zamanlarında matematik çalışmalarına devam etti; böylece, Charles ile birlikte kurucularından sayıldığı, izdüşüm geometrisinin temellerini attı. Fransa’ya dönünce, bu çalışmalarını, izdüşüm geometrisinin doğuşunu müjdeleyen ve merkezî izdüşümün veya perspektifin getirdiği geometrik özellikleri inceleyen, ünlü Traite des Proprietes Profectives des Figures (Şekillerin İzdüşümsel özellikleri üstüne İnceleme) [1822] adlı eserinde açıkladı. Poncelet’nin temel metotları, perspektifin ve düzlem kesitlerin yaygın olarak kullanılması, çeşitli geometrik dönüşümlerin incelenmesi ve sonsuzdaki elemanlarla sanal elemanların sistemli şekilde uygulanmasıdır. Çevrimsel noktalar, yani bir düzlemin bütün dairelerinde ve göbek eğrisinde ortak olan sonsuzdaki sanal noktalar kavramını da geometriye sokan yine Poncelet’dir. Poncelet’nin tasarladığı karşıt kutup doğrulanyle dönüşüm, sonradan «korelasyon» adı altında genelleştirildi ve bu dönüşümün, keşiflere götüren bir yol olduğu anlaşıldı. Bazı özellikleri daha basit hallere indirgemek için sık sık geometrik dönüşümlere baş vurması, değişik dönüşüm tiplerinin incelenmesini hazırladı. Çok önemli bir mekanik kitabı yazan Poncelet, Gergonne’un Annales des Mathematiques adlı dergisinde, bir koniğin içine ve dışına çizili çokgenler üstüne bir dizi makale yayımladı, 1848′de Fen fakültesinde fiziksel ve deneysel mekanik kürsüsünü kurmakla görevlendirildi. 1844′te albay, 1848′de general oldu. 1848′den 1850′ye kadar Ecole Polytechnique’i yönetti ve kurucu mecliste halk temsilcisi olaıak bulundu. İkinci imparatorluk zamanında çalışmayı reddetti ve emekliye ayrıldı (1852). [L]
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONCELET (Jean Victor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA GÜZEL SANATLAR
Tarih 03 Haziran 2009
POLONYA GÜZEL SANATLAR
Başlangıç
İçinde yontulmuş ve oyulmuş taşlar bulunan Okiennik ve Maszyce mağaraları Paleolitik çağdan kalmadır. Neolitik çağla birlikte tarımsal hayat başlar ve Polonya daha o zamandan büyük medeniyet göçlerinin bir çeşit kavşak noktası, haline gelir. İçinde megalitik çağ vazoları (Borkow, Pienazkowa), silâhlar (üç-Haç tepesi), şerit biçimi süslemeli vazolar bulunan höyükler, Asya (Doğu) ve Vikingler (Kuzey) etkilerinin çakıstığını gösterir. Tunç çağında, bu sanat batıya geçer (Hallstatt medeniyeti); amber ticareti ülkeyi zenginleştirdi; süslü silâhlar, altından yapılmış eşya (Kobiernice’nin kılıcı), taçlar, kelt paraları (Oswiecim), tokalar ve mücevherler bu zenginliği belirtir. Çağımızın başlangıcında İskitler ülkeye hayvan biçimli süslemeyi, IV. yy.da da Hunlar ve Sarmatlar bozkır sanatının üslûbunu ve geometrik süslemeleri getirdiler. Bu arada, Podolya’daki tunç bir el, Pomorze’deki taş figürü, Wroclaw’daki işlemeli gümüş vazo da akdeniz etkisini belirtir. Sarmat üslûbu zamanla helen karakterini aldı. 1930′dan beri yapılan kazılar polonya protohistoryası konusunda bilgi edinmeyi sağladı: Pivvonice’de cam kupalar (V. yy.), demir mahmuzlar (VI. yy.), vazolar, tornada çekildiği anlaşılan ve biraz doğu etkisini taşıyan çanaklar. Ahşap yapılar X. yy.dan kalmadır. XI. yy.da, bu yapı kirişlerinin birbirine demir kancalarla bağlandığı görülür. Gniezno’da (800-950) subasmanlar taştandır.
Roman sanatı
Polonya 966′da Hıristiyanlığı kabul etti. Roman sanatı öncesi kapellaları (dairesel planlı, taştan) gitgide daha çok görülmeğe başladı. En ünlü kapelîa Krakovv’da Wawel’deki değirmi yapıdır (X. yy.). Bu yapı tipi, XIV. yy.a kadar sürdü. XII. yy.dan itibaren de tahkimli kiliseler ortaya çıktı. Bu kiliselerin planı, çapraz sahınlar, anakapılarda kare biçimli burçlar ve komşu şato ile bağlantılı balkonlarla zenginleşti. Wawel’deki Sw. Leonard yeraltı mezarı bir istisna’dir. Tahkimli kiliselerin arasında, XII. yüzyıldan, Opatow, Kruszvvica, Krakow’daki Sw. Andrej, İnowroclaw, Tum ve Plock kiliseleri sayılabilir. Ayrıca, yuvarlak kuleli küçük köy kiliseleri de vardır. Cîteaux tarikatının üyeleri üslûplarını Jedrzjov (XII. yy.), Sulejow (XIII. yy.) ve Wachock’a getirdiler. Merkezî bizans planı (Wislica) bazen roman planiyle birleşir (Strzelno, Halicz).
Heykelcilik fransız etkisinde kaldı: CzerwinSk, Tum, Wroclaw’daki Sw. Maria -Magdalena (XII. yy.) kiliselerinin ana kapıları, Stronsk kilisesinin alınlık tablasında canayarlar, Wysocice kilisesinde ise taht üzerinde bir İsa temsil edilmiştir. Heykeller âyin çerçevesinde gösterilir: Goslice (XIII. yy.). Mezar taşları, XIII. yy.’da geometrik süslemeli (Cîteaux tarikatının Wachock’taki kilisesi), XIV. yy.da da oyma şeklindedir. Plock ve Gniezno katedrallerinin dikkate değer tunçtan kapıları vardı (Plock katedralininkiler bugün S.S.C.B.’dedir.).
Resim yalnız minyatürlerle temsil edilir; islav tipi figürlerin batılı unsurlarla birarada işlenmiş olduğu görülür: Tyniec Âyin Duaları Kitabı (XI. yy.), benediktin rahibi Leopard’ın Âyin Duaları Kitabı (XII. yy.) (Plock sarayı), Azize Edwige Efsanesi (XIV. yy.). Ciltçilik sanatında, çok ince oymalı fildişi levhalar görülür (Lwow’daki İsa’nın Çarmıha Gerilişi, XV. yy. başı). Kuyumculuk da (altın, savatlı veya mineli gümüş) önemlidir: bu alanda Kujawy (X. yy.) ile Mazovya’lı Konrad’ın kilise vazosu ve kutsal çanağı sayılabilir. Dinî süslemeler arasında, en çok beğenilen eser aziz Stanislaw’ın mitra’sıdır (XIII. yy.).
Gotik sanat
Tarikatların yayılmasıyle ülkeye sivri tonoz girdi (Sulejov/, 1232; Tyniec, 1250) ve gotik tarzın yayılması barok çağına kadar sürdü. Tuğla ve moloz taşının kullanılması da Krakow üslûbunu ortaya çıkardı: dayanma kemerlerinin yerini içteki gömme ayakları destekleyen ve çatıda çıkıntı yapan dayanma ayakları aldı (Krakow’daki Bogurodzica, XIV. yy.). Ayrıca kiliselerde de çok zaman üç, bazen iki şahın (Wislica), kare biçimli bir koro yeri ve iki mihraplı bir çapraz şahın vardır. XIV. yy., Wilno’daki (Vilnius) Azize Anna kilisesiyle alevli gotik tarzının tipik bir örneğini ortaya koyar. Kuzeyde, Malbork ve Torun’da toton şövalyelerinin etkisi görülür.
Merkezi ayaklı kiliselere Krakow’da (Swietokrzyski kilisesi, XIV. yy.) rastlanır. Galiçya’da ahşap, melez ağacından) yapılar çoktur (Drohobycz, Osiek, Rabka, XV. yy.). Bu yapıların bazıları fresklerle süslüdür (Debno, Libusza). Ahşap meskenlerin her birinde bir peristilyum vardır. Krakow’lu Piotr ve Czypser’ler gibi bazı ustaların adları günümüze kadar gelmiştir, «inşaatçı kral» denen kral Büyük Kazimierz de birçok yapı ve tahkimat yaptırmıştı. XIII. yy. heykeltıraşlığında, çiçek ve geometrik desen biçiminde roman üslûbu süslemeler muhafaza edildi. XIV. yy.da, Avignon ve Prag aracılığıyle italya etkisini duyurmağa başladı. Mezarlar gerçek birer anıt haline geldi (Gniezno ve Krakow’daki kral mezarları). Ayrıca Krakow’da birçok atelye açıldı ve sanatçılar Bakire Meryem’i tasvir etmeğe başladılar (Wislica, XIII. yy.; Kruzlowa, XIV. yy.); boyalı kabartmalı geleneksel ahşap oymacılığı yeni bir gelişme gösterdi (Wawel’deki üç kanatlı Kutsal Teslis tablosu, XV. yy.). Wit Stwosz’un (1445′e doğr.-1533) Krakow Bogurodzica’sı (Meryem) bu sanatın bir doruğudur ve daha sonraki yüzyıllarda büyük etkisi olmuştur. Resimde Krakow okulu (XIV. yy.da Krakow’lu Mikolaj tarafından kurulmuş olan lonca) hâkimdir. Ardından, Wroclaw, Poznan ve daha sonra Lwow’da, gerçekçilikle ruhanîlik karışımı tipik bir polonya sanatı gelişti.
XV. yy.a kadar, 8 ince çizgilerle yapılan ve hafifçe boyanan minyatür ön plandaki yerini muhafaza etti. Duvar resimciliği ise italyan etkisindeydi (Krakow katedrali, Gniezno’lu Sw. Jan, Czchow). Bu resim tarzının yanı şıra gerçekçi bir resim anlayışı da gelişti ve tarihî resmin ortaya çıkmasına yol açtı. Ayrıca, Rutenya yoluyle gelen bir bizans etkisi de vardı (Czesto-chowa Meryemi, Sandomierz katedralinin freskleri, Lublin’deki Kutsal Teslis kiliseciğinin freskleri). XV. yy.da italyan etkisi arttı (Krakow fraasiskenlerinin freskleri). XIV. yy.dan itibaren pano üzerine yapılan resimler (Modzentyn ve Olkusz’taki üç kanatlı tablolar), zemini önceleri yaldızlı (Tuchow, Tum Meryem’leri), sonra manzaralı olan zengin süslemeli gerçekçi figürlerle Krakovv üslûbunu olgunlaştırdı. Ülkede ayrıca tahta veya bakır üstüne gravür, vitray sanatı, telkari altın işlemeciliği, minecilik ve kilise nakışçılığı alanında başarılı eserler verildi.
Rönesans
Rönesans Macaristan yoluyle Polonya’ya ulaştı; 1518′de, Zygmunt I, italyan Bona Sforza ile evlendi. Ortaçağdan kalma Wawel şatosu (Krakow) Francesco da Firenze tarafından İtalyan tarzında yeniden inşa edildi; sonra, Bartolomeo Berecci, katedrale, Rönesans’ın en değerli eserlerinden biri olan ve içinde Zygmunt’ların mezarları bulunan kapellayı ekledi; bu üslûp başka şatolarda da (Baranow, Krasiczyn, Pieskowa, Skala ve Brzeg) taklit edilai. Berecci 1530′da Krakow katedralinde merkezî bir plan üstüne, kubbeli ve ışık bacali Zygmunt kapellasını inşa etti. Senyörler XVII. yy.a kadar bu kapellayı taklit ettirdiler. Eski yapılar modernleştirildi ve çatılarına dam katları eklendi. Polonya rönesansınm özelliği olan bu değişiklik (Poznan, Zamosc, Tarnovv ve Sandomierz’in sıra kemerli belediye binaları, Krakow, Lwow, Jaroslaw, Kazimierznad-Wisla ve Gdansk’taki evler) Volhinya ve Litvanya’yı, Slovakya’yı, Macaristan’ı, hattâ isveç’i etkiledi. Bu arada Mazovya ve Podlahya da gotik tarza bağlı kaldılar. Dinî mimarî bizans üslûbuyle kaynaşan bu üsluptan yalnız özellikle süslemeyle ilgili bazı unsurlar aldı.
Meselâ yunan-roma âyin usulünü uygulayan kiliselerde italyan etkisi doğu tarzı kubbelerle birarada görülür. Heykelcilik ülkede geçici bir süre için bulunan italyan sanatçılarının etkisindeydi. Rönesans motifleri, Waweldeki kral mezarlarına işlendi (yüzyılın sonunda bu motiflerde yapmacık hâkim olacaktır). Bu arada ülkeye bir flaman etkisi girdi. Millî özellik, ancak, gotik gelenekle Wit Stwosz etkisinin birleştiği şehir mezarlarında ve ağaç heykelciliğinde kaldı.
Resim ihtiyacını lirizmle yergili natüralizmin (B. Behem’in Codex’i ve E. Ciolek’in Papalık Âyin Kitabı) birleştiği Krakow minyatürleri karşılaşıyordu. Duvar resimlerinde (Mogila’da Stanislaw Samostrzelnik’in eserleri) ve bazen zemini yine yaldızlı olan mihrap panolarında da aynı anlayış hâkimdi. Bu panoları, Zygmunt I, Albrecht’in erkek kardeşi Hans Dürer’e yaptırmıştı. Bundan sonra da millî nitelik kaybolmağa yüz tuttu. Portre sanatı, ağaç üzerine gravür veya oyma resim, Marcin Marciniec (kutsal kalıntılar mahfazası, 1504) ya da Blanc kardeşlerin kuyumculuk alanındaki bazı çalışmaları da bu devirde görülür. Heykeltıraşlar arasında, Urzedow’lu Jan Michalowicz, Santi Gucci ve J.M. Padovân sayılabilir. Poznan’lı Erazm Kamyn, Pierre Remy’nin Limoges’dan getirdiği mineyi arabesk desenlerle doldurarak süslemeler yaptı. Dökümcülük sanatının tenkitçileri Baldner ve Bochwicz’dır. Ayrıca birçok atelyede seramik (Slawkow) ve cam (Urzec) işleriyle gömme veya kakma süslemeli ev eşyaları yapıldı.
Barok ve rokoko
Barok üslûbu Polonya’nın imarında XVIII. yy .m yarısına kadar kendini kabul ettirdi. Bu dönemde, Hansa birliğine bağlı şehirlerin germen sanatını benimseyen kuzey bölgesinin dışında, bütün ülkede italyan etkisi hâkim oldu. Bundan dolayı da, bu dönem boyunca, latin haçı biçiminde ve kubbesi bu haçın iki kolunun kesiştiği noktada yükselen kiliseler yapıldı (Krakow’da Sw. Piotri-Pawel). İsveç istilasından sonra Bernin’in ve Borromini’nin üslûpları ağır bastı. Taşrada üslûp sadeleşti; planları çokgen (Klimontow), elips veya daire biçimli, çift kuleli (Witt’li Jan’m yaptığı Lwow dominikenleri kilisesi ile Moszynski’nin eseri olan Tarnopol kilisesi) kiliseler yapıldı. Bu arada bazı saraylar ve şatolar da inşa edildi (Wilanow sarayı ve Varşova’da Kra-sinski’lerin sarayı). Sonunda da fransız etkisinin izlerini taşıyan rokoko tarzı belirdi (1745′te Lwow’da yapılmış olan ortodoks kilisesi Sw. Jerzy, Varşova’da Bielinski’lerin Pod Blacha sarayı, Kielce piskoposluk sarayı).
italyan sanatçıları bu yapıları heykeller ve yalancı mermer süslemelerle doldurdular. Bu arada Georges Diberthoi adında bir fransız 1600′e doğru, eserleriyle dikkati çekti. Bu dönemin en ünlü sanatçıları Kielce’de A. Fraczkiewicz (XVI. yy. sonu), Lwow’da Polejowski, Krakow’da P. Kornecki ve Varşova’da da Brühl sarayının bazı figürlerini yapmış olan Seibel’dir. XVII. Yüzyıl resminde iki akım görüldü: flaman etkisi Gdansk yoluyle girdi; italyan etkisi de (italyan Donebella polonyalı sanatçılar yetiştirdi) kendini kabul ettirdi. En iyi polonya okulu Boguszewski’nin temsil ettiği poznan resim okuluydu. Bazı polonyalı ressamlar da ülkelerinden ayrılarak çeşitli yerlere gittiler. Meselâ Martin Teofil Tirol’e, Lubienieccy kardeşler Hollanda’ya, gravürcü Ziarnko Paris’te yerleşti. Yüzyılın sonuna doğru Paris ve Hollanda’da kaldıktan sonra yurduna dönen Aleksander Tretko (veya Trzycki) sarayın ressamı oldu.
Gravürcülük de, flaman tarzını (Hondfus) bırakarak millî ve tarihî bir üslûba yöneldi (Gdansk’lı Falck).
Polonya krallarının fransız kadınlarıyle evlenmesi fransız etkisini artırdı ve bu etki Dresden’de oturan sakson hanedanıyle kendini kabul ettirdi. Louis de Sylvestre Lwow’da ve doğu bölgelerinde çalışıyordu; Louis Marteau da tutulan bir portreciydi. Bu arada Szymon Czechovvicz (1689-1775) ve onun Smuglevvicz ve Golembiovvski gibi öğrencileri tarafından bir polonya okulu kuruldu. Tadeusz Konicz (1733-1793) din konularını işleyen bir ressamdı ve Mengs’in çömeziydi. Marie-Antoinette’in resmini yapan Kucharski (1741-1820) ile Chodovviecki (1726-1801) adlı ressamlar meslek hayatlarını Nürnberg, Paris ve Berlin’de sürdürürken, saraya italyan ressamları çağrıldı: Canaletto Polonya saraylarını süsledi. Mobilyacılık XVII. yy.da Gdansk’ta, XVIII. yy.-da Kielce ve Kolbuszovva’da; çinicilik Telechow ve Lubartow’da; porselencilik Korzec, Baranovv ve Belwedere krallık akademisinde gelişti.
XIX. yüzyıl
Polonya’nın paylaşılmasından önce, kral, Stanislaw-August sanatçıların koruyucusu olarak tanınmıştı. Adı da XVIII. yy. sonu mimarî üslubuna verildi. Kral, krallık sarayının planlarını fransız Victor Louis’ye yaptırdı ve sarayın yapımında Fontana’yı, Merlini’yi, Kamsetzer’i çalıştırdı. XV. yy. polonya ahşap mimarîsinde kullanılan peristilyum’a da yer verilerek Polonya’ya uyarlanmış bir fransız klasikçiliğine dönüşen bu tarz, ülkede bir süre tutundu (Varşova’da Lazienski, Behvedere ve Krolikarnia sarayları). XVIII. yy.m sonuyle XIX. yy.ın başında Polonya’da klasik okulun başlıca temsilcileri S.B. Zug (1733-1807), S. Zawadzki (1743-1806), W. Gucevvicz (1753-1798), J. Ku-bicki (1759-1833) ve A. Corazzi’dir (1792-1877). Ayrıca, yeni gotik bir seçmeciliğin yanı sıra rönesans tarzından da ilham alınıyordu. Yüzyılın sonunda, «Zakopane üslûbu» millî gelenekten yararlanmağa yöneldi. Yeni kral sarayını süslemek için heykeltıraş Andre Lebrun ile Regulski’ye, daha sonra da italyanlara baş vuruldu, ülkeye 1820′de gelen danimarkalı Thorvaldsen de klasikçiliği kabul ettirdi ve öğrenciler yetiştirdi: Tatarkiewicz (1798-1854), Sosnowski. Brodzki (1825-1904). Ülkede fransız (Guyski [1841-1893], Wladyslaw Oleszczynski [180S-1866], Pıoszynski [1860-1906]) ve italyan (Ceptowski [1801-1841]) etkileriyle millî gerçekçilik (Gadomski [1834-1911], Rygter [1841 -1919], Welonski [1849-1931]), Nazaren okulu ve yeni Rönesans hareketi (Madeyski [1862-1939], Godebski [1835-1900] aynı zamanda yazıyor ve birbirlerini etkiliyordu. Ayaklanmalardan sonra da, Polonya dışında yeni bir millî sanat uyandı.
XVIII. yy .ın sonunda prens Adam Czartoryski, fransız Norblin de La Gourdaine’i getirtti. Polonya’da otuz iki yıl kalan La Gourdaine Polonya resim okulunu kurdu. Bu okulun başlıca temsilcileri, Orlowski (1777-1834), Plonski (1783-1812), Brodovvski (1784-1832), Marcin Zaleski (1796-1877), Glovvacki ve Lowowlu gravürcü Piwarski (1795-1859) ve Piotr Michalovvski’dir (1801-1855) Bu arada, klasik, yeni-klasik ve nazaren akımları da ortaya çıktı. Paris’te çalışan polonyalı resamlar arasında, Wankowicz, Horace Vernet’nin öğrencisi Suchodolski (1795 -1875), Rodakowski (1829-1894) ve gravürcü Antoni Oleszczynski (1794-1879) sayılabilir. Germen etkisini reddederek milliyetçiliğe güç veren dönem XIX. yy.ın ikinci yarısı oldu. Bu dönemde başlıca iki okul vardır: en önemli sanatçıları Jan Matejko (1838-M893) ile Jacek Malczewski (1855-1929) ve ressam, desenci, süslemeci, cam ressamı, gravürcü ve şair Stanislavv Wyspianski’nin (1869-1907) temsil ettikleri Krakow okulu ile önceleri izlenimci olan Aleksander Gierymski (1850-1901), J. Chelmonski (1849-1914), Juliusz Kossak (1824-1899), S. Wit-kievvicz (1851-1915) ve J. Szermentowski’nin (1833-1876) temsil etikleri Varşova gerçekçi okulu.
XX. yüzyıl
Mimarî, Czeslaw Przybylski (1880-1936) ile yalın ve özentisiz bir üslûba kavuştu (Varşova tiyatrosu [1913]); sonra Maczenski (1878-1961), Szyszko-Bohusz (1883 – 1948), Tobvinski (1888-1951) ile yine klasikçiliğe döndü. «Genç Polonya» topluluğu yabancı üslûplardan ilham aldı: Czajkovvski (1925 Paris Süsleme Sanatları sergisindeki Polonya pavyonu), Lagowski ve Golinski (Poznan, 1929), O. Sosnovvski (1880-1939), B. Pniewski (doğ. 1897), J. Ryniewiecki (doğ. 1908) ve M. Nowicki (1910-1950). Aynı eğilimler İkinci Dünya savaşından sonra da görüldü. Ama bir süre, S.S.C.B.’den gelen sosyalist gerçekçilik kendini kabul ettirdi. Sonra da bireycilik ve dışarıdan gelen etkiler yeniden ağır bastı. 1956′da Varşova’da toplanan polonyalı mimarlar, hafif dolgu maddeleriyle yapılmış büyük mamul malzeme kullanmağa dayanan yeni bir inşaat usulünü benimsediler. Polonya devletinin bininci yıldönümünde bu metotla bin okul, hastahaneler, idare ve sanayi binaları inşa edildi, özellikle Szczecin, Gdynia, Gdansk,
Elblag, Nowa Huta, Lublin, Katowice,Wroclaw şehirlerinde aynı tarz meskenler yapıldı, acenteler kuruldu. Bu dönemin seçkin mimarları arasında B. Lisowski («Yüz balkonlu ev», Krakow’da), Z. Karpinski, S. Bienkunski (Büyük Varşova oteli), O. Hansen, K. L. Tomaszewski sayılabilir.
Heykelcilikte Dunikowski (doğ. 1875) devrinin en başta gelen sanatçısıdır. Wittig (1879-1941) klasik geleneği temsil eder. Zamoyski (doğ. 1893) kübizmden ilham aldı. Szczepkowski (doğ. 1878) köylü sanatına ve ağaç heykeltıraşlığına dönüşün temsilcisidir. Sembolizmin başlıca temsilcisi Biegas, soyut sanatmki de Alina Slesinska’dır. Heykelciler, A. Slesinska (doğ. 1926) anlatımcılık ve gerçeküstücülük geleneklerini bağdaştırır; A. Szapocznikow (doğ. 1926), kimi zaman Rodin’in, kimi zaman da dadacılığın etkisindedir; T. 0lszewski (doğ. 1918), S. Lisowski (doğ. 1918) ve T. Lodzian (doğ. 1920) soyut çalışırlar.
Resimde, 1897′de orijinal bir izlenimcilik, Falat (1853-1929), Wyczolkowski (1852-1936), Mehoffer (1869-1946), Tetmajer (1862-1923) ve Pankiewicz’in (1867-1940) katıldıkları «Sztuka» (Sanat) grubunun kurulmasına yol açtı. Cezanne’ın, daha sonra da Renoir’ın yolunu izleyen bu topluluk Kisling, Mondza’in, Rubczak, Zawadowski gibi ressamları Paris’e çekti ve 1925′te Paris’te «Polonya Villa Medicis’i»nin kurulmasına yol açtı. Gottlieb, Makowski ve Marcoussis de bu topluluğa katıldılar, 1917′de «Sztuka» topluluğuna tepki olarak «Şekilciler», ardından da, 1922′ye doğru, halk temalarına bağlı olan «Rytm» derneği kuruldu. Bu derneğin üyeleri arasında ressam Eugeniusz Zak (1884 -1926), gravürcü Wladyslaw Skoczylas (1883-1934) ve heykeltıraş Henryk Kuna (1879 -1945) vardı. 1924′e doğru da kübistler ve aşırı eğilimlerin taraftarları «Blok» derneğinde biraraya geldi.
İkinci Dünya savaşından sonra resmî sanat sosyalist gerçekçi eğilimlerin hâkimiyeti altına girdi. 1955′ten beri, Wladyslaw Strzeminski’nin (1893-1952) öncüsü olduğu soyut sanat, Kantor, Jarema Gierowski, Stazewski, Nowosielski gibi birçok sanatçının ilgisini çekti. Ama Majewski, Aryka Madeyska, Tchorzewski, Kurka gibi başkaları gerçekle ilişkilerini muhafaza ettiler. Ressamlar, soyut sanattan gerçeküstücülüğe kadar çeşitli akımlardan yararlandılar. Bunlar arasında T. Kantor (doğ. 1915), T. Brzozowski (doğ. 1918), J. Lebenstein (doğ. 1930), K. Mikulski (doğ. 1918), S. Gierowski (doğ. 1925) gibi değişik eğilimli ressamlar vardır.
Küçük sanatlarda, folklor özelliğindeki «Zakopane» üslûbu bütün teknikleri etkiledi. Bazı okullar, süsleme sanatları ve bölgesel sanat müzeleri çoğaldı ve buralarda geleneksel geometrik unsurlar, giyecekler, döşeme eşyaları, çanak ve çömlekler veya cam eşyalar çoğaltılarak halkın ilham kaynakları biraraya getirildi.
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA GÜZEL SANATLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİNEZYA
Tarih 01 Haziran 2009
POLİNEZYA (önek poli, çok sayıda ve yun. mesos, ada’dan), Avustralya, Melanezya ve Mikronezya’nın doğusundaki adalar topluluğu: Okyanusya’nın dört büyük bölümünden biridir.
• Coğrafya. Polinezya’yı meydana getiren çeşitli takımadalar geniş deniz alanlarıyle ayrılmıştır; bunlar Yeni Zelanda (268 655 km2), Büyük Britanya’ya bağlı olan Tonga, Cook, Ellice, Phoenix ve Sporades adaları (Batı Samoa’lar, Commonvvealth üyesi bir devlettir), Fransız Polinezyası’na bağlı olan Cemiyet, Australes, Tuamotu, Gambier, Marquises adaları, fransız sömürgesi Wallis ve Futuna adaları, A.B.D.’nin denizaşırı toprakları olan Hawaii adaları ve Doğu Samoalar ve Şili’nin olan Paskalya adasıdır.
Yeni Zelanda dışında Polinezya takımadalarının yüzölçümü yaklaşık olarak 26 500 km2′dir. Başlıca adaları volkanik asıllıdır (Hawaii, Savaii, Tahiti, Rarotonga v.b.), yanardağların bazıları da çok yüksektir (Havvaii’de Mauna-Kea 4 210 m). Bazıları faaldir (Hawaii’de Mauna-Loa), fakat çoğu sönmüş ve aşınma ile yıkılmıştır (Tahiti). Volkanik adaların çevresinde mercanlar, çoğunlukla mercan setleri meydana getirir, aynı şekilde okyanusun sığ yellerinde birbirinden ayrı binlerce mercan adasına ve kayasına rastlanır (Tuamotu, Phoenix v.b.). Bütün Polinezya adalarında tropikal iklim hüküm sürer; rüzgârlara açık yamaçlar sıcak ve yağışlı, alçak adalar oldukça kuraktır; ılıman okyanus ikliminin hüküm sürdüğü Yeni Zelanda adası bir istisnadır. Bitki örtüsü çoğunlukla cılız, flora oldukça yoksuldur. Büyük bir gelir kaynağı olan hindistancevizi ağaçlarını bile insanlar yaymıştır.
Denizciliğe yatkınlıkları sayesinde Polinezyalılar yavaş yavaş en ıssız takımadalara (Hawaii, Yeni Zelanda, Paskalya adası) yerleştiler. Takımadaların birçoğu daha XVI. yy.d a bulundu, fakat Polinezya adalarının gerçek coğrafî sayımı ancak XVIII. yy. sonunda yapıldı (Cook, Bougainville v.b.). Avrupalılar XIX. yy.da iskeleler, ikmal noktaları kurarak ve dinî heyetler yerleştirerek çeşitli takımadaları aralarında bölüştüler. Fakat getirdikleri hastalıklar çok sayıda polinezyalının ölümüne sebep oldu ve geleneksel yaşayış bozuldu: XIX. yy. başında Polinezyalılar en az bir milyon kişiydiler; yüzyıl sonra ise ancak 200 000 kişi kalmışlardı; fakat otuz yıldan beri nüfusları yeniden artmaktadır (bugün 410 000 kişi). Yeni Zelanda’da ingiliz asıllılar yerli Maori’lerden kalabalıktır (1 900 000 avıupa asıllı yeni Zelandalıya karşı 130 000 maori). Havvaii’lerde, takımadaların iktisadî kalkınması Avrupa ve Asya’dan büyük göçmen dalgalarının gelmesine sebep oldu ve Polinezyalıların çoğu melezleşti. öbür takımadalarda polinezya ırkı daha iyi korundu; en önemli adalarda (Tahiti, Upoîu) melez toplulukları bulunmasına karşılık ıssız topraklarda safkan Polinezyalılar vardır. Bunlar gelirlerini geleneksel tarım (yumrulular), hindistancevizi yetiştiriciliği ve balıkçılıktan sağlayarak sakin yaşayışlarına devam ederler.
Tarih. Bk. Okyanusya.
• Güzel sanatlar. İndonezya’ya yakın olan Gilbert, Tonga, Samoa, Futuna v.b. adalarda bu yakınlığa rağmen aşırılığı olmayan, nispeten sade bir sanat gelişti, insan şekilli eserler bulunması bu sanatın başlıca özelliğidir; bu sanatın en iyi örnekleri kabuk lifleriyle yapılan, siyah ve kırmızının bütün tonları kullanılarak geometrik şekiller veya küçük hayvan şekilleriyle süslenen tapa’lardır. Geometrik süslemelerle donatılmış silâhlara da rastlanır.
— Leng. Polinezya dili, malaya-polinezya dillerinin doğu öbeğine girer (bk. melanezya dili)’, polinezya dili iki öbeğe ayrılabilir; batı ve doğu öbeği. Batı öbeği esas olarak tonga ve samoa dillerini kapsar; bu iki dilin lehçeleri Wallis, Futuna, Uvea (Yeni Kaledonya yakınları), Aniwa’da ve Yeni Hebrides’lerde, Vate’de, Rennell’de ve Bellona’da, Salomon adalarının çeşitli atollerinde ve Carolines adalarının güneyinde Nukuoro ve Kapingamarangi’de konuşulur. Doğu polinezya dili, Cemiyet adalarından, kuzeye doğru Hawaii adalarına, kuzeydoğuda Narquises adalarına, doğuda Paskalya adasına ve güneybatıda Yeni Zelanda’ya kadar yayılır.
Batı polinezya diline oranla polinezya dili daha az tutucu ve daha gelişmiştir. Meselâ tonga dillerinde fafine («kadın»), Tahiti’de vahine; hingoa, «isim» ise i’oa olur. Ama iki öbekte de benzer değişikliklere rastlanır: k, Tonga ve Yeni Zelanda’da muhafaza edilmiş ve Tahiti, Hawaii ve Samona’larda bir mizmar darbesi haline gelmiştir. Ng de değişikliğe uğramıştır: meselâ, Tonga, Samoa ve Yeni Zelanda’da adam’ı belirten tangata terimi, Tahiti’de ta’ata ve Hawaii adalarında kanaka olur. Bu fonetik değişikliklere ve eklerdeki bazı farklara rağmen polinezya lehçelerinin kelime hazinesi ve gramer yapısında büyük benzerlikler görülür. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİNEZYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİMER
Tarih 01 Haziran 2009
POLİMER sıf. ve i. (fr. polymere). Kim. Molekül yapısı, diğer başka bir maddenin birçok molekülünün birleşmesinden meydana gelen bir madde için kullanılır. (Msl. polioksimetilen formaldehit polimeridir. Polimerler arasında, iki molekülden meydana gelen dimerler, üç molekülden meydana gelen trimerler v.b. ayırt edilir.) || Yüksek polimer, özelliği molekülünde aynı motifin tekrarlanmasıyle olan büyük moleküllü bileşik: Selüloz bir yüksek polimerdir. Bk. ansikl.
— ansikl. Kim. Yüksek polimer. Titan tetraklorür ve trietilalüminyum temel maddeli bir katalizör kullanarak alman Ziegler, çok yüksek basınç altında üretilen polietilenlerdeki gibi dallı zincirler değil de düz zincirli büyük moleküller elde ederek, etileni atmosfer basıncı altında polimerleştirmeyi başardı. Bu metot italyan Natta tarafından propilen’e uygulandı ve düzgün geometrik yapılı yüksek polimerlerin doğmasına yol açtı. Bu sonuçlar, eskiden elde edilenlerden daha dayanıklı olan ve özellikleri çok daha iyi tanımlanan plastik maddelerin üretiminde kullanıldı. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİMER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİNSOT (Louis)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİNSOT (Louis), fransız matematikçisi (Paris 1777-ay.y. 1859). Edebiyat öğreniminden sonra bir rastlantı sonucu o zamanki adı Bayındırlık Merkez okulu olan, Ecole Polytechnique’in kurulduğunu öğrendi ve bu okula girmek için hazırlıklara başladı. On dokuz yaşında okulu bitirdi, köprü ve yol teşkilâtına verildi. Fakat Bonaparte lisesinde matematik dersleri vermek için bu görevi bıraktı. Ecole Polytechnique’te öğretmen oldu. 1813′te üniversite genel müfettişi tayin edildi. 1840′ta Millî Eğitim Yüksek konsey üyeliği yaptı. 1846′da Fransa Yüksek meclis üyesi ve 1852′de senatör oldu. İlk incelemesi, yıldız biçimli düzgün çokgenler konusundaydı. Ama en verimli araştırmaları mekanik üstünedir. Kuvvet çiftlerinin bir teorisi ve özellikle bir katı cismin sabit bir nokta etrafında hareketi üstünde son derece önemli çalışmaları vardır (1834). Cismin eylemsizlik elipsoidinin sabit bir düzlem üzerinde yuvarlanmasından yararlanarak bu hareketin çok ilgi çekici bir geometrik tanımını yapan Poinsot, ağırlık merkezinden asılan «sürekli dönme eksenleri» denilen bazı özel eksenler etrafında dönen her katı cismin kendisine verilen bu dönme hareketini koruyacağını ispatladı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNSOT (Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Poggendorff yanılsaması
Tarih 30 Mayıs 2009
Poggendorff yanılsaması. Deneysel psikol. Görsel-geometrik bir yanılsamadır ve B1B2 gibi eğik bir çizginin kırık bir çizgi olarak algılanmasına yol açar. Bu çizgi, kendisini kısmen örten V1V2 gibi iki paralel dikeyi bölmektedir (bk. şekil 1), Poggendorff yanılsaması, bir alan etkisinden ileri gelir; bu da, algısal alanın iki parçaya bölünmesinin sonucudur. Bu parçalardan her biri, bir yandan dikeyden, öte yandan da, kendisine değen eğik bölümden ibarettir. Bu durumda, açılarla ilgili yanılsama (dar açılar fazla değerlendirilir) meydana gelebilir ve eğik çizgi, kırılmış gibi görünür. Poggendorff yanılsaması, geometrik şekliyle, E.Vurpillot (1957) tarafından incelendi (şekil 1), yanılsamanın niceliksel tutarı, 5 ilâ 7 yaş arasında artar, sonra, belirli tarzda azalır. Demek ki bu, bir ilkel yanılsamadır. E. Vurpillot, daha sonra, Poggendorff yanılsamasının anlamlı bir örneğini verdi (şekil 2). Bu örnekte, bir adam, dikey bir sütun tarafından kısmen örtülmüş bulunan eğik bir ip veya halat vasıtasıyle, bir torbayı yukarıya çekmektedir. Bu durumda yanılsama devam etmekte ama azalmaktadır. Bu örnekte, alan, iki algısal altgrup halinde düzenlenmiş bulunur. Bunlar, halatın her iki yanından, sütunun bölümlerini meydana getirir. Bu durum, açılar yanılsamasına karşıttır (dar açıların fazla değerlendirilmesi, yalnız geometrik şekilde kendini gösterir). Bu ise, yanılsamanın, anlamlı durumda daha az kuvvetli olmasını açıklar. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Poggendorff yanılsaması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PODER
Tarih 30 Mayıs 2009
PODER sıf. (yun. pous, ayak’tan fr. podaire). Mat. Poder yüzey, bir yüzeye teğet oIan bütün düzlemlere uzayın bir noktasından indirilen dikme ayaklarının geometrik
yeri.
1. Mat. Bir eğrinin bütün teğetlerine sabit bir noktadan inilen dikme ayaklarının geometrik yeri. (Çemberin poderleri Pascal salyangozlarıdır.) [L]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|