CNC (Computer Numerical Control) Makina
Tarih 03 Temmuz 2009
CNC
CNC (Computer Numerical Control), CNC ‘bilgisayar sayımlı idare’ anlamına gelir. NC tezgahlar, üzerine özel bir standarda göre delikler delinmiş bantlar ile “otomatik” olarak işleme yaparlar. CNC makineler, üzerine monteli bir bilgisayar aracılığı ile programlanarak “otomatik” olarak işleme yapan makinelerdir.
Bazı örnekler;
* CNC Torna Tezgahı
* CNC İşleme Merkezi
* CNC Freze
* CNC Ahşap İşleme Makinesi
* Punch Tezgahı
* Abkant
CNC makineleri kullanmak (programlamak) için G (hazırlık) kodları, M (yardımcı) kodları kullanılır. CNC makinelerin programlanmasında iki çeşit standart sözkonusu olmaktadır.
* 1-ISO (Uluslararası Standardizasyon Organizasyonu) standardı
* 2-DIN (Alman Normları Enstitüsü) standardı
Makine üreten firmalar bu standartlar çerçevesinde bu kod sistemlerini daha da geliştirmiş ve daha çeşitli hale getirmişlerdir.
Günümüzde CNC makinelerin daha verimli, daha hızlı ve hatasız programlanabilmesi için CAD (bilgisayar destekli dizayn) ve CAM (bilgisayar destekli üretim) programları kullanılmaktadır.
Bilgisayarlarda oluşturulan tasarımlarda yine bilgisayarlarla CNC makinalar için işleme aşamalarına karar verilip bunlar simulasyonla kontrol edilir ve işleme için G kodları oluşturulur.
CAD, CAM, CNC: En basit ifadeyle, mekanik işleme gerektiren bir çalışmayı (delme, kazıma, boyama vs.), bilgisayardan gelen komutlara göre otomatik olarak yapan makinelere CAD CAM CNC makineleri denir.
CAD, CAM ve CNC ile örneğin dikdörtgen şeklindeki bir tahta parçasını evdeki el aletlerini kullanarak daire şekline getirmek istersek, tahta üzerine pergelle istediğimiz çapta daire çizer, ardından testere ile daire dışında kalan fazlalıkları keseriz. Güzel bir daire olması için dairenin çevresi üzerinde bu kez törpü ve zımpara ile daha titiz çalışır ve nihayetinde tahtadan dairemizi yapmış oluruz. Eğer dekupaj testereniz varsa bu işi çok daha çabuk yapabilirsiniz. Ancak tam daire olması için yine törpü ve zımpara ile temiz çalışma gerekecektir.
computer numeric control
Mekatronik
Mekatronik biliminin diğer mühendislik bilimlerle ilişkisi.
Mekatronik; İngilizce mechanics ve electronics kelimelerinin uygun bir şekilde birleştirilmesinden oluşmuştur ve ilk kez Japonya’da kullanılmıştır. Mekatronik, makine, elektronik, yazılım ve kontrol sistemleri teknolojilerine dayanan yeni bir bilim dalıdır. Bu konuda çalışanlar, mekatronik mühendisi olarak adlandırılır.
Mekanik ve elektronik bileşenlerden oluşan, verileri algılayıcıları (sensörler) yardımıyla çevre ortamdan algılayan, toplamış olduğu bu verileri kontrol donanımları (mikroişlemciler v.s.) ve hafızasındaki yazılımlar marifetiyle yorumlayan ve gerekli kararları alabilen, tahrik elemanları (aktüatörler) ile de gerekli tepkileri veren tüm makineler, cihazlar ve sistemler birer mekatronik sistemlerdir.
Algılayabilen, ölçebilen, karar verebilen ve bu karar yönünde hareket edebilen otomatik makineler (yani mekatronik sistemler) savunma sanayiinde, güvenlik sistemlerinde, makine sanayinde, endüstriyel otomasyon sistemlerinde, tıpta, tarımda, bankacılıkta, madencilikte ve birçok alanda kullanılmakta ve her geçen gün kullanım alanı artmaktadır.
Günümüzde yaygın olarak kullanılan gece görüş sistemleri, mayın tarama robotları, otomatik stoklama sistemleri, fotoğraf makinaları, videolar, çamaşır-bulaşık makinaları, bankamatikler gibi sistemler ve ürünler birer mekatronik sistemlerdir.
DMU | CNC universal freze makineleri
Verimliliğe yelken açın – DMG, 5 eksenli frezelemeyi dünyaya tanıtacak bir performans sergiliyor. DMU 50 / 70 modelleri, high tech ekipmanları ve performans artırıcı opsiyonları ile özellikle geleceği düşünen başlangıç aşaması kullanıcıları ve kalıp imalatı operatörleri için yenilikçi universal frezeleme sektörüne giriş aşamasında ideal temel oluşturmaktadır. Ayrıca karmaşık parçaların işlenmesine de uygundurlar. Başlı başına bir sınıf: DMU monoBLOCK® serisi 5 eksenli simultane frezeleme kapasitesi ve döner eksenlerde %200 daha fazla dinamizm ile sunulmaktadır. Sınırsız ve ek fiyata tabi olmayan performans ve esneklik: DMU monoBLOCK® makineleri modüler olarak 3 ya da 5 eksene dönüştürülebilir ve çeşitli işmili opsiyonları ile donatılabilir. Böylece high-speed sınıfında verimli universal işleme gerçekleştirilir.
DMC V | Dik işleme merkezleri
Bu dik işleme merkezleri, küçük ve orta ölçekli seri imalat için başlangıç aşaması makinesinden takım ve kalıp imalatı için hightech makineye kadar tüm işleme ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edilmiştir. DECKEL MAHO’nun yeni kompakt dik işleme merkezleri olan DMC 635 / 835 / 1035 modelleri, 8.000 dev/dak’lık işmili, çift yakalayıcılı 20x takım magazini, yüksek seri hareket hızı ve 3D yazılım ile sunulan high tech kontrol üniteleri ile müşterilerimize rakipsiz bir fiyat-performans oranı ile çeşitli avantajlar sunmaktadır. Tüm eksenlerde lineer tahrik, en gelişmiş kontrol ünitesi teknolojisi ve uzun süreli hassasiyet için stabil dizayn öne çıkan özelliklerdir. DMC 75 / 105 V linear modelleri özellikle ileri takım ve kalıp imalatı sektörlerinde yeni standartlar ortaya koymaktadır.
HSC | High-speed cutting hassasiyet merkezleri
Takım ve kalıp imalatındaki gelişmiş uygulamalar hala HSC hassasiyet merkezi HSC 20 linear ve DMC 55 / 75 / 105 V linear modellerinin uzmanlık alanına girmekte olup, tüm eksenlerde lineer tahrik, 42.000 dev/dak’a varan işmili devri, son kontrol ünitesi teknolojisi ve uzun süreli hassasiyet sağlayan sağlam dizayn gibi özellikler dönüm noktası oluşturmaktadır. Bu modeller, konvansiyonel makinelere oranla 5 ile 10 kat daha yüksek kesme hızına sahiptir, kesme kuvveti ve düşük salgılı vibrasyonu azaltarak Ra 0.2 ?m hassasiyetinde daha iyi yüzey kalitesi elde etmenizi sağlar. 5 eksenli DMC 55 / 75 / 105 V linear modelleri işmili kafasında direct drive ve NC döner tabla ile 5 eksenli simultane işlemede maksimum performans sunar.
DMF | Hareketli kolonlu makineler
DMF linear serisi, değişik ebattaki makineleri ve modüler ek opsiyonları ile hareketli kolonlu makine pazarında rakibi olmayan ölçüde esneklik sunmaktadır. Uzun X ekseninde lineer tahrik ile DMF linear serisi, 0.5 g’ye varan ivmelenme ve 100 m/dak’a varan seri hareket ile işleme yapar. Masif, döküm makine gövdesi kaynakla birleştirilen dizaynlara kıyasla titreşimi azaltarak ve alçak ağırlık merkezi sayesinde müthiş bir sağlamlığa sahip olarak güçlü, titreşimsiz ve hassas işleme için gerekli şartları sağlar. Çeşitli işmili opsiyonları ve değişken işleme için çalışma alanı bölümü ile sunulan yeni DMF linear nesli hem modüler hem de esnek high tech üretim için uygundur.
DMU eVolution / DMU P | 5 yüzeyde / 5 eksenli işleme için CNC universal freze makineleri
Tek setupta komple işleme – DMU eVolution / DMU P serilerinin high tech universal freze makineleri 5 yüzeyde işleme, 5 eksenli pozisyonlama ya da 5 eksenli simultane kontür işlemede yeni ufuklar açar. DECKEL MAHO duoBLOCK® tasarımı hareketli kolonlu makine ile gantry dizaynın avantajlarını birleştirir. Termo simetrik yapı sayesinde maksimum hassasiyet, sağlamlık ve dinamizm sunulurken her türlü 5 eksenli iş için doğru çözüm olarak ortaya çıkar: havacılık, otomotiv, kalıp imalatı, komponent üretimi ve tıbbi gereç teknolojisi vs. DMU 50 eVo linear / DMU 70 eVo linear makineleri gelişmiş bir universal freze makinesinin esnekliği ile gelişmiş bir dik işleme merkezinin performans potansiyelini tek makinede toplar – 5 eksenli işlemeye yönelik en yüksek beklentileri bile karşılayabilmek için.
DMC U | 5 yüzeyde / 5 eksenli işleme için palet değiştiricili CNC universal freze makineleri
Kendini kanıtlamış duoBLOCK® dizayn ile – havacılık, otomotiv, kalıp imalatı, komponent üretimi ve tıbbi gereç teknolojisi sektörlerinde rakipsiz esneklik için. Her türlü 5 eksenli iş için doğru çözüm: kolay 5 yüzeyde işleme için dikey pozisyondan yatay pozisyona otomatik olarak geçen universal frezeleme kafası ile NC döner tabla. DMC U serisi, A ya da B ekseni olarak NC frezeleme kafası ile NC döner tabla, yüksek talaş kaldırma hacmi için 5X torqueMASTER® (B-ekseni) ile NC döner tabla, ya da opsiyonel bir 5 eksen çözümü olarak yatay frezeleme kafası ile NC döner tabla gibi 5 eksenli simultane işlemeye yönelik çeşitli opsiyonlar ile sunulmaktadır. duoBLOCK® serisi hızlı bir döner palet değiştirici ile donatılmıştır. Gantry serisi RS2’den (4 palet) RS10’a (sistemde 12 palet) uzanan ve makine tipine göre değişen lineer palet değiştirici ve döner magazin ile sunulmaktadır. Ayrıca 5 eksenli komple işlemeye yönelik Mega Frezeleme Merkezi 16 metreküp çalışma alanına ve maksimum 16 t parça ağırlığı kapasitesine sahiptir.
DMC H | Yatay işleme merkezleri
Karmaşık beklentileri olan kullanıcılar için yeni yatay makine serisi – DMC H serisi artık duoBLOCK® dizayn ile sunulmaktadır. DECKEL MAHO’nun bu yatay makine serisi, lineer tahrik ile performans frezelemeden yüksek hacimli işleme için maksimum ilerleme gücüne kadar müşteriye özel makine konfigürasyonuna imkan tanımaktadır.
DMC 635 V | Yeni kompakt dik işleme merkezi
Yeni dik işleme merkezimiz DMC 635 V, 10.000 dev/dak ile çalışan işmili, 20 takım kapasiteli magazini, yüksek seri hareket hızı ve son teknoloji ürünü kontrol ünitesi sayesinde müşterilerimizin her türlü ihtiyacını karşılamaktadır. Geniş hareket mesafesine rağmen az yer kaplayan boyutlar ve en düşük maliyetle en yüksek performans. 30 m/dak seri hareket ve çift yakalayıcıya sahip hızlı takım değiştirici mükemmel performansı yakalamanızı garanti eder. CNC kontrol ünitesi seçenekleri olarak sunulan Siemens, Heidenhain ve Fanuc kontrollerin tamamı kullanıcı dostu özelliklere sahiptir.
http://www.gildemeister.com
03 Temmuz 2009 tarihinden eklenen bu sayfa CNC (Computer Numerical Control) Makina hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMBRANDT
Tarih 29 Haziran 2009
REMBRANDT (Rembrandt Harmenszoon VAN RİJN, — denir), hollandalı ressam ve gravürcü (Leiden 1606-Amsterdam 1669).
Babası değirmenci, anası bir fırıncı kızıydı. Çok dindar olan ana, oğlunu her gün yüksek sesle incil’den parçalar okuyarak yetiştirdi. Rembrandt Latin okuluna gönderildi, 1620′de Leiden üniversitesine yazıldı; fakat küçük yaştan beri resme büyük bir eğilimi vardı. Zayıf bünyesi yüzünden babasının yerini alamayacağı anlaşılınca, ressam ve gravürcü olarak Leiden’de Jacob Van Swanenburg’un (1620-1623) sonra Amsterdam’da Pieter Lastman’ın (Caravaggio’ya hayrandı) [1623-1624] ve Jacop Pîjnas’ın yanına gönderildi.
1625′te Leiden’e dönerek tek başına çalışmağa başladı. Babasının ölümünden sonra (1630) kesin olarak Amsterdam’a yerleşti.
Rembrandt’ın ününü sağlayan ilk önemli Eseri Doktor Tulp’un Anatomi Dersi’dir (1632). Amsterdam’da, Van Uylenburgh adlı zengin bir tacirin evinde kalıyordu. Bu tacirin Friesland sarayında danışman olan babası Rembrandt’m estamplarından bir kısmını bastırmıştı. Van Uylenburgh’un Saskia adlı bir de kızkardeşi vardı. Yakınlarının karşı koymalarına rağmen Saskia 1634′te Rembrandt ile evlendi. Valinin himayesi altında geçen sekiz yıllık maddî ve manevî başarılar, parlak bir hayat ve mutlu bir evlilik süresince Saskia’nın güzelliği ve zerafeti ressamın başlıca tema’sı oldu (çeşitli desenler, gravürler, yağlıboyalar). Ama araya üzüntüler de girdi: 1636, 1638 ve 1640′ta ilk 3 çocuğunun ölümü; 1640′ta Rembrandt’ın annesinin ölümü, 1642′de Saskia da ölünce Rembrandt 1641′de doğan oğlu Titus ile yalnız kaldı.
O sırada çok para kazanıyordu. Jodenbreestraat’taki evi her çeşit değerli sanat eşyasıyle doluydu (Raffaello, Van Eyck ve Giorgione’den yağlıboya tablolar; antika mermerler; Dürer, Cranach, Callot, Rubens ve Mantegna’dan gravürler; Bruegel’den desenler, iran minyatürleri, Saskia’ya giydirmekten zevk aldığı için ipeklileri; mücevherler ve altın zincirler, porselenler, silâhlar, tabiî veya egzotik ilgi çekici eşya, değerli mobilyalar).
Rembrandt borsa oyunlarına giriyor ve hesapsız para harcıyordu. Saskia’nın Ölümü sırasında bitirdiği Gece Devriyesi adlı tablo ısmarlayanlar tarafından beğenilmedi; bu, portre geleneğinden kopan kolektif bir portreydi: ciddî bir poz alarak hareketsiz şekilde dizilmiş kişiler yerine etkili ve yaşanmış bir sokak sahnesi. Şaşkına dönen halk bile tabloyu beğenmedi. Satışlar seyrekleşti. İşsiz kalan Rembrandt tefecilere başvurmak zorunda kaldı. Hindistan’a deniz nakliyatı yapmayı denediyse de başarı sağlayamadı. Bu malî güçlüklere, Titus’un sütannesinin, aleyhine açtığı rezalet yaratan bir davanın sıkıntısı da eklendi.
1645′te Hendrickje Stoffels adlı yirmi beş yaşındaki bir köylü kızını hizmetçi olarak yanma aldı. Oğlunun geleceğini güvenlik altına almak isteyen Saskia’nın bıraktığı vasiyetin bazı önleyici maddeleri olmasaydı Rembrandt hiç kuşkusuz bu kızla evlenecekti. Zaten Menno Simonnis’in anabatist mezhebine girmesiyle bozulan ünü, bu kızı hayatına sokmasıyle daha da zarar gördü. Hendrickje Stoffels’i çıplak olarak gösteren Batşeba Yıkanırken adlı tablo ahlâksızlıkla suçlandı. Bu arada doğan Corneila adlı kızları 1654′te küçük yaşta öldü. Rembrandt’ın, devrin büyük kişileri yerine, model olarak ihtiyarları, yoksul insanları, komedi sanatçılarını ve hattâ zencileri alması da ayrıca hoş karşılanmıyordu. 1656′da ikinci Anatomi Dersi’ni yaptığında alacaklıları harekete geçti; 1657′de mallarının envanterini çıkarttılar; bu da iflâs ve bütün mallarının açık artırmaya çıkarılmasıyle sonuçlandı. Rembrandt bir han odasına sığındı. Sonra Hendrickje ve Titus ile beraber Amsterdam’da Portekizliler sinagogu yakınında Rozengracht yahudi mahallesine yerleşti.
Basit bir evde oturuyor, küçük çapta gravür, yağlıboya tablo ve enteresan eşya ticareti yapıyorlardı. Bu sırada ingiltere’de Yorkshire bölgesinde Hull’a birkaç aylık bir gezi yapan Rembrandt Amsterdam’a dönerek Kumaşçı Loncaları adlı tablosunu çizdi. Bu arada belediye binası için yaptığı Julius Civilis’e Suikast adlı tablosu reddedildi. 1662′de Hendrickje Stoffels’in ölümüyle kesin bir mutsuzluğa düştü; Hendrickje ressama resim sanatının yarattığı, gerçekten heyecan veren güzel kadın tiplerinden birini ilham etmiş ve ona muhtaç olduğu bağlılık ve iyilikle destek olmuştu. Onun ölümünden sonra yedi yıl daha yaşadı.
Birlikte çalıştığı Titus dışında herkes tarafından terk edilmişti. Ondan bir yıl önce de Titus öldü. Bütün dünya müzelerinde Rembrandt’ın yüzlerce tablosu muhafaza edilmektedir. Louvre’da yirmiden fazla resmi vardır.
Bunlar arasında en ünlüleri: Düşünen Filozof (1633), Kenarsız Bir Şapka ve Altın Bir Zincir Takmış Rembrandt’m Portresi (1634), Melek Rafael Tobiaş’tan Ayrılırken (1637), Kutsal Aile (1640), Emvas Hacıları ve İyi Yürekli Samiriyeli (1648), Hendrickje Stoffels’in Portresi (1652′ye doğr.), Batşeba Yıkanırken (1654), Derisi Yüzülmüş öküz (1655), Yaşlı Adam Portresi (1660), Aziz Matta (1661). Rembrandt’m öbür önemli e-serleri arasında, Amsterdam’da Rijksmuseum’daki (Gece Devriyesi, Kumaşçı Loncaları, Profesör Jean Dayman’ın Anatomi Dersi, Nişanlı Yahudi Kızı), Berlin müzesindeki (Altın Miğferli Adam), Dresden müzesindeki (Ressam, Karısı Saskia ile); La Haye’de Rijksmuseum’daki (Rembrandt’m Annesi, Doktor Tulp’un Anatomi Dersi), Ermitaj müzesindeki (ibrahim’in Oğlunu Kurban Edişi, Haçın İndirilişi, isa ile Samiriyeli Kadın), Londra National gaîlery’deki {ilerlemiş Yaşta Sanatçı) tabloları sayılabilir.
En son gravür katoloğunda (1955) 299′u gerçek, 98′i de şüpheli 397 eser vardır. Bu gravürlerin hemen hepsi Paris’te Bibliotheque Nationale’in Cabinet des Estampes bölümünde toplanmıştır. Rambrandt gelmiş geçmiş ofort’çulann en büyüğü sayılır. Leiden’de yirmi yaşından beri gravür yapıyordu. Resam asıl üslûbunu 1653′ten sonra buldu. Resim ve gravürleri, üslûp gelişmesi ve seçtiği konular . bakımından birbirine paraleldir. Burada, hayatındaki gibi dört dönem göze çarpar: gençlik; Saskia ile mutluluğu, acılarla dolu olgunluk; son.
Tevrat ve İncil’den ilham almadığı zaman (bütün kutsal tarih’i resimlediği söylenir) gerek çevresinden, gerek kendinden (kendi portrelerinden altmış ikisi bilinirse de bunların yüzü aştığı sanılır) yararlanarak insanı tasvir etmiş ve onun sırrını çözmeğe çalışmıştır, önceleri eşya ve canlıları bütün fizik gerçekleri içinde çizdi, daha sonra ışık-gölge oyunları ve eşsiz tekniği (özellikle desenleri şaşırtıcı bir modern anlayış içindedir) ile, iç dünya gerçeğini yansıtan görünüşü duygulu bir yoğunlulukla dile getirmeyi başardı. Rembrandt’ın Jodenbreestraat’taki evi 1906′da müze haline getirildi. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMBRANDT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENK veya RENG
Tarih 27 Haziran 2009
RENK veya RENG i. (fars. reng). Işığın, kendi öz yapısına veya cisimler tarafından yayılma şekline bağlı olarak göz üzerinde yaptığı etki: Hakikatte annecikler altın sarısı ve gök mavisinden başka renklerde de olabilirdi (R.N. Güntekin).
Sonra dizlerden aşağıya çizmelerin üstüne dökülen, açık gümüş renginde bir çerkes mantosu yaptırdım (Ş.S. Aydemir). Bak! Dünya renkler içinde! // Bu güzel dünya içinde (O. V. Kanık). // Mec. Görünüş, tarz, şekil: «Hüsn-ü Aşk» devrin edebi hayatına yeni bir renk, yeni bir çeşni getirmiştir (N. A-raz). Pek rengine aldanma felek eski felektir; // Zira feleğin meşreb-i nâsazı dönektir (Ziya Paşa). // Esk. Hile, oyun, düzen: Bülbül-i surideve güller acep renk ettiler (Baki).
— ÇEŞ. DEY. Renk almak, yeni bir renk kazanmak: Mavimsi bir renk aldı. // Renk cümbüşü, değişik renklerin oluşturduğu karışım: Yalnız renk cümbüşünü değil, siyah beyazı öyle hünerle kaynaştırır ki (Y. Z. Ortaç). || Renk vermek (veya katmak), neşeli ve canlı bir özellik kazandırmak: Onun gelişi bu toplantılara bir başka renk verdi. // Renk vermemek (veya rengini belli etmemek), duygu veya düşüncesini saklamak, açığa vurmamak: Çok korkmasına rağmen renk vermedi. || Rengi atmak (kaçmak veya uçmak), solmak: Elbisenin rengi attı. Korku, heyecan v.b. durumlarda benzi sararmak: Hatçe’nin rengi attı (Yaşar Kemal).
|| Rengi çalık, solmuş, solgun. || Rengi çalmak, renk bakımından benzemek: Rengi sarıya çalıyor. || Rengi değişmek, eski durumunu yitirip yeni bir nitelik ve anlam kazanmak: Sizi uzun, ince vücudunuzla, menekşe gözlerinizle karşımda görünce her şeyin vengi değişti
(R. N. Güntekin). || Rengi tutmak (veya uymak), renk tonları birbirine benzemek: Bu iki kumaşın rengi birbirini tutuyor. \\ Renkten renge girmek, çek utanarak kızarıp bozarmak, sıkılmak: Nuri efendi renkten renge girerek: — Ne oldu anne, çabuk söyle (H. R. Gürpınar).
— Esk. Reng-âmiz, renk renk, çeşitli renklerde: Ekseri rengâmiz şal ve harirden serbendler sarınıp… (Naima). || Reng-âver, hileci, düzenci, dalavereci.
— Bot. Bitkilerin renkleri. Bk. ANSiKL.
— Boyacılık. Çevre renkleri, belirli bir yerin değişik yüzeylerine görüş rahatlığını sağlamak amacıyle vurulan, genellikle boyalar aracılığıyle elde edilen renk. || Görevsel renkler, belirli bir çalışma yerinin değişik yüzeylerine, çalışanların görüş rahatlığını arttırmak, yorgunluklarının azalmasına katkıda bulunmak ve üretimlerinin verimini çoğaltmak amacıyle vurulan ve genellikle boyalar aracılığıyle elde edilen renk. // İşaret veya güvenlik renkleri, çalışma yerlerinde, değişik yüzeylere, çalışanların dikkatini belirli tehlikelere çekmek, gidiş-geliş yollarını göstermek ve özellikle güvenlik aracılığıyle elde edilen renk. Bk. ANSiKL.
— Ed. ve G. santl. Yerel renk, bir milletin, bir dönemin medeniyetini, orijinal niteliklerini hatırlatmağa yarayan kavramlar bütünü. Bk. ANSiKL.
— Kim. Renk giderici, bazı maddelerin rengini kaybetme özelliği taşıyan kimyasal madde. (Bu renk giderme, ya boyarmad-denin soğurulmasından [hayvanî kömür] ya da bir redoks tepkimesinden [renk giderici klorürler] ileri gelir.)
— Metalürji. Meneviş ve tav renkleri, ısıtma sırasında çelik parçaların aldığı değişik renk tonları. Bk. ANSiKL.
— Mus. Rengi dil, türk musikisinde bir makam. Bk. ANSiKL.
— Opt. Bk. ANSİKL.
— Oyun. İskambil kâğıtları üzerindeki dört değişik işaret; genel olarak iki renkten meydana gelir: kırmızı ve siyah (sinek, karo, kör, pik). i| Renge oynamak, rulette, kırmızı veya siyaha para basmak.
Petr. Bk. ANSiKL.
— Res. Renklerin bir tablo içindeki dağılımı, renk uyumu: Rubens’in, Tiziano’nun, Claude Lorraine’in rengi. Bk. ANSiKL.
— Sanay. Renk giderme, işlenmiş ürünü istenen renge getirebilmek için, bir üründeki tabiî pigmentlerin veya renkli ayrışma maddelerinin yok edilmesi. Bk. ANSiKL.
— Teknol. Ana renk, boyacılıkta, diğer renklerin tür ediği renkler.
— Tekst. Renk sağlamlığı, bir kumaş boyasının çeşitli etkinlere dayanma niteliği. (Tekstil boyalarının renk sağlamlıkları çeşitli usullerle denenmiş ve her boyanın ışığa, suya, asitlere, deterjanlara, dinklemeye deniz suyuna v.b.lerine karşı direnci ayrı rakamlarla belirtilmiştir.) || Sağlam renk, zamanla solmayan renk. || Zayıf renk, kumaş üzerinde iyi tutunmayan ve kullanıldıkça veya yıkandıkça solan renk.
— ANSiKL. Bot. Bitkilerin renkleri. Bitkilerde klorofilden ileri gelen yeşil renkten başka, en çok renkli olan kısımlar üreme organlarıdır (çiçek ve meyve).
Bununla beraber, yaprak ve sap gibi diğer organlarda ve asalaklı kısımlarda değişik renklere rastlanabilir (begonia rex, co-leus, firfiri kayın ve bazı mazılar).
Yaprak tamamen düşmeden önce klorofil kaybolur, sarı ve kırmızı gibi diğer boyalar ortaya çıkar ve ormanlara sonbahar rengini verir.
Suyosunlarının rengi doğrudan doğruya bunların su altında yaşadığı derinlikle ilgilidir ve sınıflandırılmalarına esas teşkil eder. Mantar sporlarının rengi çok önemli bir özelliktir. Sporlar beyaz, pembe, esmer ve siyah olur.
— Boyacılık, ön planda oynadığı estetik rol dolayısıyle, bir boya tabakasının rengi, kullanan için temel bir nitelik taşır. Buradan bir boya fabrikasında çalışan renk uzmanının yaptığı işin önemi anlaşılabilir. Bu kişinin görevi, firmanın imal ettiği temel renklerinden meydana gelen paleti ortaya çıkarmak ve sözü geçen renklere karşıt renkler bularak, bunları, mümkün olduğu kadar mükemmel bir yapım düzgünlüğü içinde, çeşitli hammaddeleri kesin sınırlarla tanımlanan oranlarda kullanarak, istek üzerine imal etmektir.
Bir kuru tabakanın rengi (az veya çok parıltılı), katı maddelerin (doku boyası ve yüküm maddeleri) ezilme inceliğine, katı maddelerin kendilerine has niteliklerine (boyama, kaplama), asıltı ortamının renk ve tabiatına bağlıdır. Renklerin nispî ölçüleri, laboratuvarlarda değişik modellerdeki renkölçerler yardımıyle yapılmaktadır.
— Ed. Resim terimlerinden olan yerel renk deyimi, ancak romantik devirde tiyatro üstüne, yapılan tartışmalar sırasında edebî bir anlam kazandı (1809′dan sonra B. Cons-tant’da: Reflexions Sur la Tragedie de Wallstein [Wallstein Trajedisi üstüne Düşünceler]). Saint-Evremond veya Racine’de (Bafazet’nin önsözü), daha sonra Volltaire’-de trajedilerin sahneye konuşu sırasında eski töreleri doğru olarak yansıtma kaygısı varsa da Chateaubriand’ın (Les Martyrs [Din Şehitleri]), W. Scott’un yazdığı romanların ve tarihçilerin yaptığı (A. Thierry, Michelet) çalışmaların etkileriyle medeniyetler veya tarih devirleri arasındaki farkların modern anlamda kesinlikle belirlenmesi için XIX. yy.ı beklemek gerekir. Romantik dramın tutkularından biri, geçmişin gerçeğe uygun bir tablosunu çizmekti; kişilerin psikolojisinde olduğu kadar töre veya dekorun çizilmesinde de (Cromwell’in önsözü) yerel renge uymak gerekirdi.
Bu tarihten sonra dramatik gerçeğin en eski şartlarından biri haline gelen yerel renk, aynı zamanda tarihî veya egzotik romanın ve tasvirî veya epik şiirin (Leconte de Lisle’in Poemes Antiques [Eskiçağ Şiirleri], V. Hugo’nun La Leğende des Siecles [Yüzyılların Efsanesi] adlı e-serleri) başlıca çekici yanı oldu. Günümüzde bir kavram, üstünde uzun süredir tartışılmasına rağmen edebiyat sanatının temel unsurlarından biri olarak ortaya çıkar; bu unsurlar, yazarlara göre, bazen insanın farklı yanlarını, bazen de tersine bütün insanlıkta ortak olan bazı özelliklerin, görüntülerin dışında süreliliğin değerini ortaya koyar.
— Metalürji. Bir fırında veya bir demirci ocağında, hava temasında tedricî olarak ısıtılan bir çelik veya demir lama, sıcaklık yükseldikçe, meneviş renkleri denilen aşağıdaki renk tonlarını alır: 260°C’ta açık saman sarısı; 280°C’ta saman sarısı; 300°C’ta kehribar rengi; 305°C’ta kahverengi; 310°C’ta güvercin boynu; 320°C’ta mavi; 336°C’ta gri-mavi; 350°C’ta yeşil;
360°C’ta gümüşî gri; 400°C’ta kurşunî. Bu meneviş renkleri donuktur.
Isıtmaya devam edilirse, bir süre sonra, tav renkleri denilen aşağıdaki renk tonları elde edilir: 570°C’ta koyu kırmızı; 635°C’ta koyu kiraz kırmızısı; 746°C’ta kiraz kırmızısı; 843°C’ta açık kiraz kırmızısı; 900°C’ta turuncu; 940°C’ta açık turuncu; 996°C’ta sarı; 1080°C’ta açık sarı; 1200°C’ta beyaz. Demirciler eskiden, çeliklerin sıcaklık derecesini anlamak için bu renk değişimlerinden yararlanırlardı. Bugün sanayide, yüksek sıcaklıklarn ölçülmesine yarayan çok hassas âletler vardır.
— Mus. Rengi dil, neveser birleşik makamının acemaşiran – fa perdesindeki şeddidir. Güçlüsü, beşinci derece olan çargâh -do perde sidir. Donanıma si ve mi koma ( d ), la ve re bakiye ( b ) bemolleri konulur. Seyri, inici çıkıcıdır. Dizisinde nisebi şerife sayısı 6 olduğu için gizli mütenafirdir. Orta sekizlideki sesleri peşten tize doğru, acemaşiran, rast, zengüle, segah, çargâh, hicaz, dikhisar ve acem tertibindedir. Bu makama örnek olarak Halis Beyin Yürük Semai’si, Sadettin Arel’in iki Saz Semai’si, iki Durak’ı ve iki Gazel’i gösterilebilir.
— Opt. Bazı eskiçağ düşünürlerinin sandıkları gibi renk, cisimlerin özgül ve maddesel özelliklerinden biri değildir. Cisimlerin kendilerini aydınlatan ışığa göre renk değiştirdiğini Epikuros daha o zamanlar fark etmiş ve buradan, cisimlerin kendiliklerinden renkli olmadıkları sonucuna varmıştı. Descartes ve Böyle da bu görüşe katılmışlar, fakat renk teorisi ilk defa Newton tarafından, Optik inceleme (Opticus) adlı kitabında açıklanmıştır. Güneş ışığı karmaşıktır; dalga boyları ve kırılma indisleri farklı sonsuz sayıda ışınımdan meydana gelir; bu durum, güneş ışığını bir prizmadan geçirerek elde edilen güneş tayfı’nın analizinde kolayca görülebilir. Newton güneş tayfında yedi renk ayırt etti: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu, kırmızı. Gerçekte, bir renkten öbürüne geçiş, ara ışınımlar sayesinde fark edilmez bile.
Demek ki, bu ışınımların tümünü alan bir yüzey hepsini olduğu gibi yansıtırsa, söz konusu yüzey beyaz’dır denir; fakat bir kısmını yutup, yalnız geri kalanları yansıtırsa, yansıyan ışınımların birleşmesinden doğan bir renklenme ortaya çıkar. Siyah cisimler ise, gelen ışığın hepsini yutar. Kırmızı bir cismin rengi kırmızılar hariç bütün ışınımları yutarak alıkoymasından veya hiç değilse, öbür ışınımları kırmızılardan daha büyük oranda yutmasından ileri gelir.
Eğer bütün ışınımlar eşit oranlarda yutu-lursa, cisim gri gözükür. Şu halde renk, maddenin ışık üzerine etkime tarzından başka bir şey değildir veya Tyndall’ın ifadesine göre ışığın uğradığı işlem’in sonucudur. Çeşitli ışık kaynakları farklı ışınımlar yaydığına göre bir cismin rengi kendisini aydınlatan ışık kayna-ğıyle değişir. Meselâ nesnelerin gün ışığında ve elektrik ışığında değişik renkte görünmesi bundan ileri gelir. Mavi bir nesne karanlık bir odada bir mum ışığıyle aydınlatılırsa, mavi olarak değil de solgun beyaz bir renkte gözükür. Sarı sodyum ışığı tutulan insan çehreleri, ölü yüzü gibi kirli-sarı bir renk alır. Saydam cisimlerin, sadece bazı ışınımları geçiren filtre rolü oynaması da. bu yüzdendir ve yayılan ışığın rengi, cisimden geçen ışınımlara bağlıdır.
Basit, bileşik, tamamlayıcı renkler. Basit renkler, her biri ayrı bir frekans veya ayrı bir dalga boyu ile belirlenen tayf ışınımlarıdır; bu ışınımların dalga boyu 0,4 mikron (mor) ile 0,8 mikron (kırmızı) arasında değişir. Basit renkler ikinci bir prizmadan geçerken yeniden ayrışmazlar. Birbirleriyle birleşerek, bileşik renkler denilen çeşitli renkleri verirler. Karıştıkları zaman beyaz hissini uyandıran renklere de tamamlayıcı renkler denir. Helmholtz, farklı ışınımlar aynı yerde kesişecek şekilde birçok tayfı üst üste getirerek, birçok rengin karışmasından elde edilen rengi incelemişti. Newton ise özel bir âlet kullanıyordu (renk çemberi), ikişer ikişer gruplaşmış tamamlayıcı basit renkler şunlardır: mor, yeşilimsi sarı; lâcivert, sarı; mavi, turuncu; yeşilimsi mavi, kırmızı.
Renk kontrastları. Yan yana gelmiş iki renk karşılıklı olarak birbirini etkiler. Chevreul, iki renkli bandı yan yana koyarak yaptığı deneylerden şu sonuçlara vardı:
1. renklerden her birinin tonu, öbürünün tamamlayıcı rengiyle karışarak değişir;
2. yan yana konan renkler tamamlayıcı renklerse, her biri daha canlı ve saf görünür;
3. bir renk beyazın veya siyahın yanına getirilirse, tamamlayıcı renginde bir haleyle çevriliymiş hissini verir ve daha canlı görünür;
4. iki renk arasında belli bir mesafe bulunsa bile, yine aynı etkiler az da olsa meydana gelir. Gölgelerin rengi bu yoldan açıklanabilir: bir mumun (alevi kırmızı-turuncudur) verdiği gölge maviye çalar.
Ressamların iyi bildiği bu özellikler, yeni-izlenimcilik a-kımına temel olmuştur. Kuvvetli bir ışıkla aydınlatılmış renkli bir nesneye dikkatle baktıktan sonra, bütün öbür nesnelerin belli bir süre, ilk nesnenin tamamlayıcı rengiyle değişikliğe uğramış renkte görülmesi olayına art arda kontrastlar denir. Renk gamı. Renklerin de tıpkı sesler gibi bir gamı, yani tabiatın verdiği bir bağıntı düzeni vardır. Bu gamda prizmanın yedi rengi yer alır: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı. Bu yedi renk arasında ana renk kabul edilebilecek üç renk vardır; bunlar sarı, kırmızı ve mavidir. Resim dilinde her renk bir ton olarak adlandırılır. Kendi temel tonunun çevresinde toplanmış tonların hepsine birden ton yelpazesi denir. Gam, müzikte neyse resimde de odur; yani yedi tonun kendilerine has bir sıra ve bağıntı içinde biraraya gelmesidir. Bu gam, kendi bileşim yönünden değilse bile, tonların açıklık-koyuluk dereceleri veya tonların yan yana getirilmesiyle elde edilebilen renk bileşimleri yönünden sonsuza kadar değişebilir. Girişim renkleri. Bk. GİRİŞİM.
— Petr. Renk, rafine edilmiş petrol ürünlerinin en önemli niteliklerinden biridir; ürünün içindeki yabancı maddelerin varlığı en kolay şekilde renginden anlaşılır. Nitekim özel benzinler, tıpta kullanılan yağlar ve bazı kerozenler «su beyazı» yani su gibi duru olmalıdır; dizel yağı uçuk sarı, yağlama yağları biraz daha koyu sarı renkte olursa kalitelidir. Buna karşılık, hidrokarbonlu yakıtların çoğu, kolayca tanmabilmesi için sunî olarak boyanır. Petrol ürünlerinin rengi, bir renkölçerle tespit edilir.
— Res. Renklerden yararlanabilmek için değişik renklere özgü ışıldama yeteneğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bu renklerden bazıları, bitişik tonlara bulaşacak bir ışın saçımı gücüne sahiptir. Mavi, diğer renklerden daha çok, komşu renklerle aynı titreşime girerek onların rengini bozar; kırmızının yanında ise bu rengi morlaştırır; sarının yanında ise yeşilleştirir; beyazın yanında renklenmesini sağlar. Gözümüz en fazla mavi karşısında hassastır. Göz, mavi ton serisi içinde 1/205′ten 1/288′e kadar varan bir ışık şiddeti farkını algılayabilir, oysa kırmızı için bu ışık şiddeti farkı, 1/16′dan 1/70′e kadardır. Bu durumda kırmızının derecelenmeleri, mavininkine oranla daha az görülebilir niteliktedir. Gerçekten de, aydınlığın artmasıyle meydana gelen göz kamaşması mavide, kırmızıdan daha çoktur. Şüphesiz bu renk özellikleri, bir hareketten edindiğimiz duyuma benzettiğimiz duyumların kaynağını meydana getirir. Renkler, bizde bir mekanizma etkisi yaratır; ilerler veya geriler. Soğuk renkler (maviden mora kadar olan seri) ilerler; sıcak renkler (kırmızıdan yeşile kadar olan seri) geriler. Pilinius, «neşeli» renkleri, «ağır başlı» renk gruplardan ayırıyordu. Goethe, renk gruplarını «olumlu» ve «olumsuz» olarak, Fechner «etken» ve «kabul eden» olarak sınıflamıştı. Renklerin bu mekanizması, gözde bir üçüncü boyut etkisi yaratacak kadar tesirlidir ve renkli bölümlerinin değiştirilmesiyle bir kompozisyonu değişikliğe uğratmak mümkündür.
Tonlar, aynı çarpma gücüne sahip değildir; etkilen niceliklerine bağlıdır. Eşdengede bir duyum yaratabilmek için, sarı bir yüzeyin, dengelemek istediği kırmızı yüzeyden üçte bir oranında daha fazla alan kaplaması gerekir. Charles Henry, sarının asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 27 katının duyumuna eşit bir duyum yaratmak için, mavinin asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 100 katının gerektiğini hesaplamıştır, öyleyse verici kaynağın boyutları, doygunluğun temel unsurudur. Başka bir deyimle, geniş bir mavi yüzey, aynı maviye sahip daha küçük bir yüzeyden daha mavidir. Aynı şekilde hava perspektifi meselesi de doygunluk meselesine bağlıdır.
Alacalı bir nesneden meselâ renkli bir örnek kartından yavaş yavaş uzaklaşılırsa, kartın üzerindeki lekeler, kimliklerini kaybedinceye kadar gittikçe ufalan görüntüler sunarak yavaş yavaş daralır ve birbirleri üstüne taşar. Oysa böyle bir örnek kartında, birçok unsurun tamamlayıcı renklere sahip olmaması imkânsızdır; öyleyse bunlar birbirini ortadan kaldıracaktır; başlangıçtaki alacalılık, tamamlayıcı renklere sahip olduğu oranda çeşitliliğinden kaybedecek ve lekeler ne kadar dara bu kayıp o kadar tam ve çabuk olacaktır. Buradan, dekoratörlerin sanatı bakımından önemli bir sonuç çıkarılabilir. Bu sonuç uzaktan kimliklerini ve tonlarını koruyan yüzeylerin, sadece tek renkli yüzeyler olduğudur. Ayrıca titreşimleri yayan yüzeyin düz ve parlak olması gerekir. Aksi halde ışık, maden, kil veya kumaş gibi çoktaneli bir yüzeye çarparsa, renkli ışımalar, düzensiz bir şekilde dizilmiş pek çok küçük yüzeyden önemli miktarda saptırılacak; istenilen tarafa değil, bu sayısız yansıtıcı tarafından her yöne gönderilecek ve yansıyan ışınlar, değerlerini düşüren küçük gölgeler yüzünden zayıflayacaktır. Gerçekte de, rengin değeri saf renge karıştırılmış beyaz ve siyah renk vasıtasıyle tedricen belirlenen sapmadır. Beyazın etkisi altında buna, «yıkanmış» veya «kopmuş», siyahın etkisi altında ise «indirilmiş» denir. Değer, bir renk karışımını ifade eden «nüans»tan farklıdır. Ancak, bu tanımlamalar renklerin temel fenomenolojilerine değil, kullanılmalarına aittir.
Bununla birlikte, bir cisim tarafından yansıtılan belli bir tayf parçası ve enerjinin geçici bir durumu olan ve insan gözleri gibi değişken organizmalar tarafından algılanan renk, hiç olmazsa yaklaşık olarak tanımlanabilir. Fizik analiz bile, fizikçiler ve kimyacılar tarafından olduğu kadar, ressamlar, boyamacılar ve boyacılar tarafından da kabul edilen (1671 Colbert yönetmeliği ve eski korporatif tüzükleri) genel terimlere dayanmaktadır. Bu genel kabullerin, bir temel renk üçlemesini (mavi, kırmızı ve sarı) varsaymaları dikkat çekicidir.
Bu renklerin iki, üç v.b. yanlı bileşimleri çok geniş bir ton türemesini sağlar. Renklerin kullanılmasını düzenleyen sistemler de aynı şekilde bir üçleme üzerine kurulmuşlardır. Delacroix kendine, her biri üç temel renkle ayrılmış, 120 derecelik üç kısma bölünen çember şeklinde bir kadran yapmıştı. Çemberin bu üç parçasından her biri iki yanlı bir tonla ikiye ayrılıyor ve böylece meydana gelen bölümler de bileşik tonlarla bölünüyordu, üstat bu yolla, tam karşıtlığı yani, tamamlayıcı renkleri bulmasını sağlayan güvenilir kılavuzlar elde etmiş oluyordu. Chevreul’ün Gobbelins halı yapım evleri için yaptığı renk çemberinde de aynı ilke uygulanıyordu; üç parçadan her biri, kavuniçi, erguvan ve yeşille ve üçüncü bileşimlerle 720 bölüme ayrılıyordu. Diğer yandan çember, siyahın on değeriyle art arda indirilmiş on eşmerkezli bölgeye ayrılıyordu. Bilgin bu yolla, 14 400 ton elde ediyordu. Ama bu rakamın sınırlı olmasından başka, Chevreul’ün sisteminde bazı renklere hiç yer de verilmemişti. Chevreul, bunları nitens diye adlandırmıştır. Charles Henry ise, bir tondan diğerine geçiş bölümlerinden meydana gelen bir renk çemberi üstünde kullanılabilir bir «estetik iletici» yaptı. Fakat bütün bu kullanma metotları boyayıcı maddeler’e uygulanmıştır ve renkli ışıklar fenomenolojisi ile ilgili değildir.
Gerçekte, ressamın üç temel rengi, fizikçinin temel renkleri değildir. Göz siniri, kırmızı, yeşil ve morun yani görüntünün temel bölümlerinin uyandırdığı duyumu iletir. Gerçekte, Young’ı ve sonra Helmholtz’u bu sonuca götüren analizler, daha sonra, morun yerine maviyi koyan Maxwell tarafından kabul edilmemiştir. Hering, kırmızı, yeşil, sarı ve maviden meydana gelen dört temel renk kabul etmekte ve böylelikle Leonarda da Vinci’nin optiğine katılmaktadır. Renk etkileri, insan ağtabakasının dört konisi tarafından alındığına göre, organın bazen bir alanı, bazen diğer bir alanı dış uyartıdan etkilenmektedir.
Işık şiddetinin en çok olduğu kadar en az bulunduğu sırada da gözün, bazı önemli farkları algılayamaması yaptığı değerlendirmelerin kesin olmayışını yeterince açıklamaktadır. Çok aydınlık olduğu zaman nesneler bize çok açık, buna karşılık, loş ışıkta nesneler en koyu olanlar kadar koyu gözükmektedir. Gözümüzde, doygunluk ışıklılığa bağlanmaktadır. Rengin bu gücü duyarlığımız üzerinde büyük etki yapmaktadır: renk canlı varlıkların fizyolojisini bile şartlandırır, insan, renklerin psiko-fizyolojik etkilerini duymaktadır: mavi bir ortam yatıştırıcı, kırmızı bir ortam dürtücüdür. Bazı çizgisel üstünlüklere sahip oldukları zaman renkler, yasaklayıcı veya güç arttırıcıdır. Charles Henry renklerin «zevk veya engelleme duygusu» uyandırdığını söylemektedir. Konuşma dili, renklerin bu özelliğini «kaçıcı» tonlar ve «çekici» tonlar ayırımını yaparak belirtir.
Bu deneysel görüşler üstüne bir doktrin kurmak mümkündür.
Goethe kendiliğinden, morla sevinç fikrini, kırmızıyle güç fikrini, koyu mavi ile sükûn ve soğukluk fikrini birleştirirken ve yeşile çekicilik fikrini, canlı sarıya gülünç fikrini, açık sarıya soyluluk fikrini bağladığı zaman gerçeği ortaya koyuyordu. Aynı şey çağlar boyunca ve yerlere göre, değişik renklere atfedilen ve genellikle çelişen anlamlar için de geçerlidir. Ortaçağda sarı lânetlilerin, yeşil âşıkların rengi değil midir? Rimbaud’nun sonesinde renklere bağlanmış seslilerin sembolizmi sadece edebî bir buluştur. Buna karşılık, tedavi ve koruma alanında gerçek bir renk kullanma tekniği uygulanmıştır. Daha 1913′te, bir fransız hekimleri meclisi, hastahane salonları duvarlarının, bölümlerine uygun olarak boyanmasını öğütlemekteydi: «coşkunlar için mor, umutsuzlar için kırmızı, ağır kanlılar için sarı»; aynı zamanda okulların yeşile, kışlaların kavuniçiye boyanmasını da tavsiye etmekteydi.
Sanayi bugün renklerin özelliklerinden, gerek işçilerin dikkatlerini kolaylaştırıp yorgunluklarını azaltmak, gerekse her türlü tehlikeyi işaret ederek kazaları önleyebilmek amacıyle yararlanmaktadır. Ford fabrikalarında önlerinden ateşler fırlayan madenî parçalar, yanan gazin mavisinin karşıtlık yapabilmesi için kavuniçiye boyanmıştır. Bazı renkler, bugün, işaret olarak evrensel bir uygulama görmektedir: sarı şeritler mekanik bir tehlikeyi, kavuniçi şeritler termik bir tehlikeyi belirtmekte; yeşil haç yardım istasyonunu, canlı kırmızı bir fon yangın malzemesini işaret etmekte, mavi şekiller dikkat çekmek için kullanılmaktadır. Renk kullanılmasının kurallara bağlanmasından bu yana, iş kazalarında hafif bir azalış ve verimde büyük bir artış kaydedilmiştir. Diğer yandan mimarî, kendi yönünden, renkleri sadece zevklerin tatmini için değil fakat aynı zamanda, psiko-teknik amaçla da kullanılmaktadır.
— Sanay. Yağlı maddelerin bileşiminde, üretim sırasında hammaddeye uygulanan aşırı ısıtmanın etkisiyle meydana gelen renkli maddeler bulunur. Renk giderme, ya renk açıcı topraklar veya etkinleştirilmiş kömür üzerine soğurma ya da kimyasal etki (karbonlaştırma, yükseltgeme veya
indirgeme) yoluyle uygulanır. Yemeklik yağlar için özellikle yüze soğurma metotlarından yararlanılır; katı ve sıvı sanayi yağları, özellikle donyağlar için sodyum klorit kullanılması hızla yayılmaktadır. Tekstil sanayiinde, gerek kumaşları beyazlatmak, gerek kendisi renksiz olduğu halde yabancı maddelerle kirlenmiş organik eriyikleri arıtmak için renk giderme etkenlerine başvurulur. Bk. BEYAZLATMA, RAFİNERİ.
Basmacılıkta, bazı desenler renk gidermeyle elde edilir; top halinde tek renk boyanmış bir kumaşa, buharlaşma sırasında elyafa zarar vermeden boyarmaddeyi yok eden renk sökücü bir karışımla desen verilir. Böylece renkli fon üzerinde beyaz bir desen elde edilir.
Renk sökücü olarak ya yükseltgen (potasyum veya sodyum klorat, hipokloritler, nitratlar v.b.) ya da indirgen maddeler (çinko klorür, glikoz, sodyum hidrosülfit) kullanılır. Işık da renk giderici olarak etki eder; özellikle anilin türünden boyarmaddelerle elde edilmiş renkler üstünde etkilidir. Sülfüröz asit de çok etkili bir renk gidericidir.
Petrol ürünlerinin rengini gidermekte, ya sülfürik asit, ya da genellikle emici topraklar (tabiî veya etkinleştirilmiş) kullanılır. Perkolasyon metodu, yağı bir kuleden geçirdikten sonra, tekrar kullanmak üzere emici toprağı silindir biçiminde bir döner fırında kavurmağa dayanır. Daha yeni o-lan temas metodunda ise, toprak ve yağ sıcakta karıştırılır, sonra döner bir tambur veya özel bir filtreyle süzülür.
♦ Renk renk sıf. Her renkten olan, çok renkli, çeşitli renklerde görünen (şey): Karalı ve denizli ve renk renk memleketli, i Mektep hatırası bir haritam vardı benim
(C.S. Tarancı). Renk renk çiçekler. (LM)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENK veya RENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Persian
Tarih 27 Haziran 2009
Persiankiwi: Twitter devrimcisi İranlı.
Persian Farsça Ad:
Kökeni İran olan kimse.
Farsça:
[1] İran’ın resmi dili.
[2] Hint-Avrupa dil ailesinin, Hint-İran dil grubuna ait İran Dilleri alt grubunda yer alan dil.
Persian (İran Kedisi)
Temel Özellikleri
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Yüzünün etkileyici geniş ve yuvarlak kafasının kemik yapısı tamamen yuvarlaktır. Belirgin bir girintisi olan basık burnu kısa ve kalkıktır. Gözler iri, yuvarlak ve kabarıktır.
Uçları yuvarlak hafifçe öne eğik kulakları ufaktır ve alt tarafları fazla geniş değildir. Kulaklarının alçak oturuşu kafasının yuvarlaklığını bozmaz.
Bedeni alçak ve güçlü, asla kaba sayılmayacak bir tıknazlıktadır. Kemikleri ve kütlesi ona bir armağan gibidir. Kasları neredeyse abartıya kaçacak bir biçimde yapılıdır.
Dört ayağı da kısa ve kalındır, ön ayakları düz iner. Sırtı muntazamdır, iri patileri yuvarlak ve sıkıdır. Parmakları birbirine yakındır. Kuyruk uzun olmamakla beraber gövdenin uzunluğuna uygundur. Uzun, sık ve canlı tüyleri gövdeden aşağıya akıyormuş gibi kabarık durur. Omuzlar dahil tüm beden boyunda yelelenen ve oradan aşağı göğsü ve ön ayakları kaplayan uzun kürk gibi tüylerle kaplıdır. Pati altlarında ve kulak içlerinde dolgun fırçaya benzeyen tüyler vardır.
Tüy Bakımı
Her gün muntazaman fırçalanması şarttır. çok fazla sindirilmemiş tüyler bağırsak problemlerine yol açabilir. Yumuşak bir fırçayla ve yumuşak hareketlerle fırçalanmalıdır. Eğer şartlar başka türlüsünü gerektirmiyorsa mümkün olduğunca kuru şampuan kullanılması gerekir.
Kökeni
İran kedilerinin uzun tüylü Türk Ankara kedilerinden geldiği sanılmaktadır. Her iki cins de doğulu kediler olarak tanınır. Eski İran kedilerinin Ankara kedileriyle daha yoğun ve yünsü tüylü olmalarının dışında çok az farklılıkları vardı.
İran kedileri Avrupalılar tarafından tüylerinden ötürü beğenilerek yetiştirildiler ve tüm uzun tüylü kedi yarışmalarının vazgeçilmez galipleri oldular. İran kedisinin süregelen ısrarlı yetiştirilmesi sonucunda sarsılmaz yerleri olan İngiliz ve Amerikan Shorthair’ler bile kendi ana vatanlarında tahtlarını kaybettiler.
Örnekler:
tırmık, 3 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian).
shagy, 4 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
lokum, 4 aylık, dişi, İran Kedisi (Persian)
süleyman 2 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
İran Kedisi (Persian)
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir..
… kedi almaya niyetlenenlerin ilk baktığı, ancak bedava bulmanın imkansıza yakın olduğu bir kedi türüdür. yavru olanlar pethoplarda 250 $- 400 $ arası fiyatlara alıcı bulur. saf bir ırk değildir, ankara kedisi ve himayala kedisinin çiftleşmesi ile ortaya çıkmıştır. dediğim gibi şirinlikleri ile kedi almaya niyet edenleri hemen cezbeder ancak bir tane edinmeden önce defalarca düşünülmelidir. zira iran kedileri bakımı en zor kedilerdendir. gözleri ve kulaklarında sorunlar yaşamakla birlikte, yoğun tüy bakımı isterler ve pek çoğunun mama seçtiği görünmüştür. ayrıca uzun tüylerinden dolayı kendini temizlemesi zordur ve tüylerine yapışan kakalar önemli bir problem olur. sağırlık tıpkı kökenleri olan ankara kedileri gibi yaygın olmayan bir hastalıktır. bilindiği gibi sağırlık daha çok çift göz renkli van kedilerinde görünür. nispeten sorunsuz bir türü olan chinchilla, nadir ve aşırı güzel bir kedidir. ..
…Total ve Shell petrol firmalarının LNG Persian ve Pars projelerinden çekildikleri takdirde İran Gaz Sıvılaştırma Firması`nın söz konusu projelerin uygulamasında yer alabileceğini ve bununla ilgili olarak tüm hazırlıkları tamamladığını ilan etti……
Persian Gulf(İran Körfezi)
….Geçen hafta kutlanan Persian Gulf (İran Körfezi) gününde konuşan İran lideri Ayetullah Ali Hamaney`in danışmanı Ali Akbar Velayeti, `Doğru duruşumuzda ısrar etmeliyiz. Bu oyunların iptal edilmesine yol açsa bile duruşumuzu değiştirmeyeceğiz.` dedi……
…İsim değişikliği talebinin bölge istikrarına zarar verdiğini söyleyen İran meclis başkanı Ali Laricani, `Araplar bu büyük Körfez`in adını değiştirerek kendileri için faydasız girişimlerde bulunuyorlar.` dedi…..
Persiankiwi
Twitter devrimcisi İranlı, Tüm dünya İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olanları canlı yayın gibi aktaran Twitter müptelası, kim ve ne olduğu bilinmeyen bilgisayar tutkunu.
İlgili Haberler:
Ben şu anda öldürülüyorum!
23.06.2009 / 13:43:35
Tüm dünya İran’da olanları an be an Twitter’dan öğreniyor. Peki Twitter ne biliyor musunuz?
İran´da seçimlerden sonra ülke karıştı. Hergün protesto gösterileri oluyor, onlarca kişi hayatını kaybediyor. Reforcular ayakta… Ancak İran hala eski İran; ülkede gazeteciler hala yoğun baskı altında. Yabancı gazetecilere boykot var. Seçimler biter bitmez İran´dan çıkarıldılar. Ülkede kalmayı
başaranlar da kelle koltukta, fısıltıyla haber yapabiliyorlar. Ama tüm dünya orada yaşananları anında öğreniyor. Peki bu nasıl oluyor?
Cevap Fransız Liberation Gazetesi´nin manşetinde gizli: İran´da; Twitter devrimi mi? Belki de dünyada ilk kez bir internet sitesi belki de bir ülkenin kaderini değiştirecek.
Peki nedir bu Twitter?
www.twitter.com aynı facebook gibi bir sosyal iletişim ağı. Ancak bu sayfada tek bir soruya cevap veriyorsunuz. “What are you doing? – Şu anda ne yapıyorsun?” Ve bu soruya sadece 140 karakterle cevap verme şansınız var.
İlk anda bu uygulama insana saçma geliyor. “Kim benim ne yapmak istediğimle ilgilenir ki? Ya da banane hiç tanımadığım birinin yaptıklarından?” diyebilirsiniz. Bunu dedirtecek mesajlar da az değil. Çünkü twitter başlarda “Şu anda yatıyorum, duruyorum, tuvalete gidiyorum gibi mesajlarla” doluydu.
ÜNLÜLER DE TWİTTER´DA
Ancak gün geçtikçe bu ilginç ağın kullanıcıları da değişti. Birçok şirket, web sitesi ve ünlüler burada o anda ne yaptıklarını milyonlara duyurdu. “A şirketi şu anda x ürününü piyasaya sundu” gibi iletilerde gözle görülür bir artış oldu. Beğendiğiniz müzisyenler yeni albümlerini, konserlerini ya da sahne programlarını ilk kez twitter´la duyurdular. Hatta Martha Stewart köpeğinin bir propan patlamasında öldüğünü yine Twitter´dan duyurdu.
Asthon Kutcher karısı Demi Moore´un bikinili fotoğraflarını yine Twitter´da yayınladı. Amerika´nın en ünlü talk showcusu Oprah Winfrey de ilk ´twit´ini canlı yayında yazdı. Türkiye´den de Sertap Erener ve Demir Demirkan twitter üyesi…
İRAN´DAN GELEN SON MESAJDA ÖLÜM VAR
Cep telefonuyla internete girmek yaygınlaştıkça Twitter´ın kullanımı da boyut değiştirdi. Moldova´da protestocular Twitter sayesinde bir araya gelip ülkeyi salladılar. Çin´deki depremi de ilk duyuran yine bir Twitter kullanıcısı oldu. Gazze savaşından Hollanda´daki THY uçağının düşüşüne kadar birçok olay ilk olarak Twitter´da yer aldı. Hem de resimleriyle… Yani twitter üyesi herkes bir nevi gönüllü muhabir diyebiliriz.
AHMEDİNEJAD TWİTTER´I ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR
Şimdi de aynı şey İran için geçerli. Musavi yanlıları seçimin başından beri Twitter sayesinde bir araya gelip örgütleniyorlar. Seçimden sonra da aynı örgütlülüğü böyle sürdürüyorlar. Tabii tüm dünya da bu şekilde İran´da olup bitenlerden anında haberdar oluyor. Öyle ki 16 Haziran´daki server bakımı İran´daki genel seçimle aynı güne denk gelince ABD dışişleri bakanlığının ricasıyla şirket bakımı erteledi.
Ahmedinejad yönetimi protestocuları meydanlarda durdurmaya çalışırken, bir yandan da Twitter´ı ´susturmak´ için internet bağlantılarını engellemeye çalışıyor.
İran´dan gelen mesajlarda özellikle tek bir kullanıcı dikkat çekiyor. Persiankiwi ülkedeki son durumu anında dünyaya geçen gönüllü bir muhabir gibi çalışıyor. Haberi hazırlarken bile onun girdiği mesajlara yetişemedik. Persiankiwi´nin mesajlarını http://twitter.com/persiankiwi adresinden okuyabilirsiniz. Veya buraya tıalayınız >Persiankiwi Twitter
İşte Persiankiwi ‘nin son mesajları: Haber: http://www.habercinim.com
Dışişleri bakanlığına giden bütün yollar ve ara sokaklar güvenlik güçlerince kapatıldı.
Tahran´daki durum bugün çok karışık. Yolların çoğu kapatılmış durumda.
(Etemad Melli gazetesine saldırıldı.)
(Hapishalerdeki birçok özgürlükçü liderin açlık grevine başladığı söyleniyor. )
(Hamaney bu cuma yeniden vaaz verecek)
(Nobel ödüllü avukat Şirin Ebadi ´protestocuları öldürenlerin hepsini dava edeceğim)
(Allahu Ekber ve Rahmetullah- Barış size bağlı, bize destek veren herkese teşekkürler. )
(Eğer sokaklara çıkıp protesto etmekten korkuyorsanız, kan verin! Bu bile çok büyük yardım olacak.)
(Eğer milislerden birini görürseniz onları öldürmeyin, onlara kardeşiniz gibi davranın. )
DSL bağlantısını şu anda kesmek zorundayız. Çünkü bilgisayarın sahipleri gelmek üzere. Ama her zaman bağlantı kuracak bir yol bulacağız.
İran halkı gün bugündür. Bu yeni bir başlangıçtır. Umut ediyoruz ve hazırlanıyoruz.
Hükümet güçleri protestolara cevap olarak elektriği kestiler. Şu anda yemek pişirmek için bile evlere gaz girişi yapılamıyor.
Yiyecek kıtlığı başlayacak. Nakliye durduruldu. Bankalarda para sıkıntısı var.
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Emre KIZILKAYA 26 Haziran 2009
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Hürriyet:
Hürriyet’in, basına sıkı bir sansür uygulanan Tahran’daki haber kaynaklarından biri de, “Persiankiwi” takma adıyla internetten “canlı yayın” yapan cesur bir İranlı’ydı. Dünya basınının da yakından takip ettiği Twitter devrimcisi, önceki akşam “Bir arkadaşımı aldılar, işkence yapacaklar” dediği son mesajlarından sonra kayboldu.
DÜNYANIN dört bir yanında, aralarında dev basın kuruluşlarının da bulunduğu 37 bin abonesi olan tek kişilik bir medya ordusu…
“Mikro-mesajlaşma” temalı sosyal internet sitesi Twitter’ın İranlı kullanıcısı “Persiankiwi” (İranlı Kivi), işte böyle biri. Persiankiwi, Tahran’daki sokak olaylarının 12 gün önce başlamasından, önceki gün hükümetin artan baskılarıyla büyük ölçüde bastırılmasına dek, siteye tam 823 kısa mesaj gönderdi.
Esrarengiz Musevici
Persiankiwi’nin olay yerinden attığı bu mesajlar, aralarında Hürriyet’in de bulunduğu abonelerine, SMS ve eposta yoluyla anında iletiliyordu. Dehşeti birinci ağzından anlatan mesajlardaki bilgiler, geç de olsa hep doğrulanıyordu. Ajanslar, Persiankiwi’nin aktardığı bilgileri saatler sonra, bazen aynen haberleştiriyorlardı. Oysa Persiankiwi’nin erkek mi, kadın mı olduğu bile bilinmiyor.
Öldü mü, saklanıyor mu
Protestoların göbeğindeki bu “yurttaş gazeteci”, önceki akşam sustu. Twitter’da endişeli bir bekleyiş var. “Tammnesia” adlı kullanıcı “Hayatından endişe ediyorum” diyor.
Son mesajları, tutuklanmış veya öldürülmüş olabileceği şüphesini doğursa da, “Şu anda Baharistan civarında saklanıyor ve internet bağlantısı yok” iddiası da mevcut.
Son mesajları:
’Şehitleri hatırlayın Allahüekber’
PERSIANKIWI’nin önceki gün yazdığı son mesajlar şöyle:
Saat 16.15: Az önce Baharistan Meydanı’ndaydım. Bugün durum felaket. İnsanları hayvan gibi dövüyorlar. Kolu bacağı kırılmış, kafası yarılmış çok kişi gördüm. Savaş gibi.
Saat 17.34: Bütün dükkanlar kapalı. Kaçacak yer yok. İnsanları her yerde helikopterle takip ediyorlar.
Saat 18.12: Telefon hatlarını kullanıp internet kullanıcılarını buldukları söyleniyor. Şimdi buradan gitmem lazım.
Saat 18.22: Lalezar Meydanı da Baharistan gibi. İnanılmaz. Her yerde ölüler var.
Saat 18:42: Şimdi gitmeliyiz. İnternete ne zaman ulaşırım bilmiyorum. Birimizi aldılar, işkence yapacaklar, isim söyletmeye çalışacaklar. Hızlı hareket etmemiz şart.
Saat 18:52: Allahım, sen herşeyin yaratıcısısın ve herşey sana dönecek. Allahüekber.
’En önemli’ gazeteciden Obama’ya soru
LOS Angeles Times’dan El Cezire’ye, AFP’den Sky News’e, Daily Telegraph’dan MSNBC’ye kadar sayısız medya kuruluşu, Persiankiwi’nin Tahran’dan verdiği haberlerden yararlandı. Amerikalı gazeteci Spencer Ackerman, “Persiankiwi şu anda dünyanın en önemli gazetecisi” diye yazdı.
İhanet olmaz mı
Meçhul Twitter’cı, dolaylı yoldan bile olsa ABD Başkanı Barack Obama’ya kadar ulaştı. Persiankiwi, Amerikalı blog yazarı aracılığıyla Obama’ya basın toplantısında “Ahmedinejad’ın zaferini tanımanız, İranlı protestoculara ihanet olmaz mı” diye sordu./_np/7263/8277263.jpg
Seçim bitti geçim mesajı
Seçim sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürerken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, dün Tahran’ın güneyinde petrokimya tesisi açtı.
İran’ın ÖSS’si
Türbanlarını gevşetme mücadelesi veren birçok genç kız, protestolara ara verip, haremlik-selamlık salonlarda üniversite giriş sınavına katıldı.
Tahran’dan son gelişmeler
Prof’lara büyük gözaltı
AKADEMİK GÖZDAĞI:
Seçimi kaybeden aday Mir Hüseyin Musevi ile önceki gece bir araya gelen 70 üniversite profesörünün birkaç saatliğine gözaltına alındığı iddia edildi. Hükümet iddiayı yalanladı. 100 milletvekili, son gelişmeler nedeniyle Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın zafer kutlamasına katılmayacaklarını açıkladı.
WSJ’DEN ANKARA’YA:
Wall Street Journal Gazetesi, “Mahmud’ un Arkadaşları” başlıklı makalede, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. “Kanaat” bölümündeki yazıda, Ankara hükümetinin İran’daki seçimin hemen ardından Ahmedinejad’ı kutlamasının büyük bir hata olduğu iddia edildi.
—–
Persiankiwi neden sustu
Dünya basınının yakından takip ettiği Twitter devrimcisi İranlı ortadan kayboldu.
İlgili Kelimeler: RAPAKİVİ i. (fr. rapakiwi)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Persian hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDRESÖR
Tarih 26 Haziran 2009
REDRESÖR i. (fr. redresseur, doğrultandan). Elektr. Alternatif akımı doğru akıma dönüştüren cihaz. (Eşanl. doğrultmaç.)
|| Mekanik redresör, bir devreye yerleştirilen ve her periyotta alternatif akımın iki al-teınasından birini yok edecek hareketli madenî kontakları bulunan cihaz. || Statik redresör, bir devreye sokulan ve alternatif a-kıma karşı, bir yönde öbür yönden çok daha fazla direnç gösteren cihaz. (Bk. ANSiKL.)
— Radyotek. Bk. doğrultmaç.
— Topogr. Düz bir arazinin eğik çekilmiş fotoğrafından, bu arazinin deforme olmamış görüntüsünü elde etmeğe yarayan özel fotoğraf makinesi.
— ANSîKL. Elektr. • Mekanik redresör’ler kontaklı ve alternatif hareketlidir. Titreşim meydana getiren veya tireşimleri sürdüren bir veya iki tane madenî lamları vardır.
• Statik redresör’ler üç tipe ayrılır:
1. arklı redresör’lcrin en yaygın tipi civa buharlı olanıdır. Tek veya çok anotlu olan bu âletler cam ampullüdür, en çok 600 A şiddetinde doğru akım ve 500 kW’lık bir güç sağlar. Eksitron ve ignitron gibi, madeni küvetli, hava akımlı ve vakumlu redresörler, metalürjide ve demiryollarında kullanılır; bu redresörlerle 3 000 A’îik bir şiddete ulaşır;
2. kuru redresör’ler yarı iletkenlerin özelliklerinden yararlanır. Bakır oksitli, selenyumlu, germanyumlu veya silisyumlu çeşitleri vardır. Silisyumlu redresörlere, sm2 başına 170 A gibi çok yüksek yoğunlukta akım verilebilir. 3 mm3′lük etken bir hacim için ortalama doğrultulmuş güç 20 kW’a ulaşır. Elektrolizde ve elektrometalürjide, silisyumdan yararlanarak 700 Vur altında 100 000 A’in.çok üstüne çıkılabilir;
3. termoelektronik redresör’ler arasında vakumlu ve gazlı lambalar sayılabilir. Diyot, vakumlu lambaların en basiti ve en eskisi-dir. Radyo alıcılarında ve amplifikatörlerde redresör olarak kullanılır. Yüksek gerilimli diyotlar veya kenotron’lardan ise, X ışınlı lambalara akım vermekte faydalanılır.
Gazlı lambaların çalışması ise, bir gazın atomlarının elektronların çarpmasıyle pozitif iyonlar haline dönüşmesine dayanır.
En çok kullanılanları fanatron ve tiratron olan bu cihazlar, çok iyi bir verimle yüksek güçlere kumanda eder. Daha büyük güçler için bunların yerini arklı ve silisyumlu redresörler alır.
Redresörlerin yaygın olarak kullanılmağa başlamasıyle, elektronik ve sanayi elektriğinde önemli gelişmeler yapılmıştır.
Düşük güçlü kuru redresörler, amplifikatörlerde, ölçü âletlerinde, telekomünikasyon alıcı ve vericilerinde kullanılır. Elektromıknatısların doğru akımla beslenmesi, tam bir güvenlik içinde sessiz bir çalışma imkânı verir. Eksitron ve ignitronlar sayesinde sanayide kullanılan frekansta tek fazlı akım, demiryolu taşıtlarının cer sistemlerinde çok yaygın bir enerji kaynağı olmuştur. Silisyumlu redresörler ise, elektrokimya, elektrometalürji ve kaynak yapımında önemli uygulama alanı bulmuştur. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDRESÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMAZZİNİ (Bernardino)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMAZZİNİ (Bernardino), italyan hekimi (Carpi 1633 – Padova 1714). Padova üniversitesinde profesördü; De Morbis Arti-ficum (1713) adlı eserinde, iş kazalarının önemini, alınacak bazı sağlık ve güvenlik tedbirlerini belirterek bu alanda öncülük yaptı. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMAZZİNİ (Bernardino) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFİNERİ
Tarih 18 Haziran 2009
RAFİNERİ i. (fr. raffinene). Bazı maddelerin rafine edildiği kuruluş.
— Petr. Ham petrolün işlenmiş ürün (benzinler, gazoiller, fuel-oiller, yağlar, bitümler, sıvılaştırılmış gazlar v.b.) haline dönüştürüldüğü fabrika Eşanl. tasfiyehane. Bk. ANSİKL.
– Şekercilik. Şeker fabrikaları tarafından üretilen ham şekerlerin saflaştırıldığı, yeniden eritildiği, durultulduğu, renk giderme işleminden geçirilip yeniden billurlaştırıldığı fabrika. (Elde edilen rafine şeker ya toz ya da kesme şeker halinde satılır.)
— ANSİKL. Petr. Bir rafinerinin ana bölümü, ayrımsal damıtma, dönüşüm işlemlerinin yapıldığı ve ürünlerin saflaştırıldığı rafinaj üniteleri’nden meydana gelir. Bu ünitelerin her biri birbirinden bağımsız olarak çalışır ve ayıı işlemler yapar: ana cihaz (reaktör veya tablalı sütun) çevresinde, fırınlar, isi değiştiriciler ve ürünlerin ayrıldığı çeşitli depolar toplanmıştır; bütün bu âletler borularla birbirine bağlanır, akışkan da, pompalar ve kompresörler yardımıyle borular içinde dolaşır.
Personel, kumanda cihazlarının ve otomatik âletlerin bulunduğu kontrol odasında çalışır.
Ham petrol rafinerilere, ya doğrudan doğruya üretim kuyularından ya da tankerlerin ürünlerini boşalttığı petrol limanlarından pipeline’larla getirilir. Bir rafineride, genellikle birkaç haftalık ihtiyacı kaşılayacak büyük kapasiteli stoklama depolarının bulunması gerekir; bu depolar sadece ham petrol için değil, işleme sırasında elde edilen ara ürünleri ve bekletilecek işlenmiş ürünleri stoklamak için de kullanılır. İşlenmiş ürünler, tankerler, sarnıçlı vagonlar ve pipe-line’lar aracılığıyle dağıtım depolarına ve ürünün akaryakıt gemilerine yüklendiği en yakın deniz ve nehir limanlarına gönderilir. Bir rafineride, bol miktarda elektrik (özellikle pompaları çalıştırmak için), buhar (ağdalı ürün depolarını ısıtmak için), soğutma suyu (kondansörler için), sıkıştırılmış hava (havalı cihazlar için) harcanır: bu akışkanlar genellikle fabrikanın enerji santralında üretilir, öte yandan, petrol ürünlerinin tutuşma ihtimali ve hidrokarbon yangınlarını söndürmekte çok güçlük çekilmesi, büyük ölçüde güvenlik tedbirlerinin alınmasını gerektirir.
Eskiden petrol alanları azdı ve rafinaj, üretim yerinde yapılıyordu (Pennsylvania, Kafkasya, Romanya, iran). Tüketimin gelişmesi ve dünyanın her tarafında petrol yataklarının bulunmasıyle birlikte, fabrikalar, inşaatın ve işletmenin çok kolay yapıldığı ve işlenmiş ürünlerin doğrudan doğruya dağıtıldığı sanayi ülkelerinde kurulmağa başlandı. 9 Türkiye’de ilk rafineri, Raman’da petrol bulunmasından sonra, deneme niteliğinde, Raman’ın Maymune boğazında kuruldu (1945).
Gemi kazanlarından yararlanılarak meydana getirilen tesisin kapasitesi 10 ton kadardı. Bölgenin başka yerlerinde de petrol bulununca tesisin kullanılabilir kısımları Batman’a nakledilerek istasyon karşısında, yılda 200 000 ton kapasiteli yeni bir rafineri kuruldu (1948). Bu tarihe kadar M.T.A.’ya ait olan petrol varlıklarıyle birlikte Batman rafinerisi de T.P.A.O.’ya devredildi (1954). Garzan’da petrol bulununca rafineri 330 000 ton/yıl kapasiteye yükseltildi (1955). Bu da ihtiyacı karşılamayınca tesis 0,58 milyon ton/yıl kapasiteye çıkartıldı (1961). Son olarak, kapasitesinin
1 milyon ton/yıla çıkarılması için çalışmalara başlandı ve bunun 1972′de tamamlanması programlandı. 1972′de çalışır durumda ve yapılmak üzere olan beş rafinerinin toplam arıtma gücü yaklaşık olarak 14,1 milyon ton/yıldı.
Bunlar: 1. Batman rafinerisi (kuruluşu 1955), 0,58 milyon ton/yıl kapasite. Kapasitenin yılda
1 milyon tona çıkarılması için çalışmalara başlandı ve işin 1972′de bitirilmesi öngörüldü
(sahibi T.P.A.O.);
2. İpraş rafinerisi (izmit Petrol Rafinerisi A.Ş.) [kuruluşu 1961], kuruluş kapasitesi 1 milyon ton/yıl, 1967′de 2,2 milyon ton/yıla, 1971′de 5,5 milyon ton/yıla çıkarıldı. Sahibi Caltex. Mart 1972′de T.P.A.O.’ya devri mukavelede öngörüldü ve bu tarihte devir hazırlıkları yapılarak
12 mart 1972′de devir işlemi tamamlandı;
3. Ataş (Anadolu Petrolleri A.Ş.) rafinerisi (kuruluşu 1962), kuruluş kapasitesi 3,2 milyon ton/yıl. Kapasite 1969′da 4,4 milyon ton/ yıl olarak arttırıldı. Yeri, Mersin. Sahibi Mobil (en büyük hissedar ve işletmeci), Shell ve British Petroleum;
4. izmir (Aliağa) rafinerisi (kuruluşu 1966), halen inşa halinde. Kuruluş kapasitesi 3 milyon ton/yıl (sahibi T.P.A.O.); 5. Ersan rafinerisi (kuruluşu 1968), halen inşa halinde. 1972′de tamamlanması öngörüldü. Kuruluş kapasitesi 200 bin ton/yıl. Tesis, ağır petrol işleyerek asfalt ve fuel-oil üretecek şekilde planlandı. (LM)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNERİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADKİEWCZ (Stanisiaw)
Tarih 17 Haziran 2009
RADKİEWCZ (Stanisiaw), polonyalı siyaset adamı (doğ. 1903). Bir çiftçi ailesinin çocuğuydu. İkinci Dünya savaşından önce S.S.C.B.’ye gitti; dönüşünde Lublin komitesinde millî güvenlik bakanı, sonraki kabinelerde de savunma bakanı oldu (1944). 1954′te Devlet Tarım kurumları bakanlığına getirildi. Nisan 1956′da meydana gelen siyasî olaylar üzerine istifa etti. Aralık 1954′e kadar Polonya Siyasî Polis teşkilâtının başında bulundu, binlerce kişiyi, bu arada da Gomulka’yı tutuklattı. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADKİEWCZ (Stanisiaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Richard),
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Richard), protestan rahibi ve ingiliz filozofu (Tynton, Galler ülkesi 1723 -Londra 1791). Vaızîar verdi ve gazetelerde yazılar yazdı, 1765′te, Londra’da Royal Society’ye girdi, iktisadî meselelerle ilgilendi ve sık sık lord Shelburne’ün, sonra Pitt’in malî danışmanlığını yaptı, ünlü taşlamalarında, Amerika’nın bağımsızlık davasını savundu. Ona göre, ahlâk bakımından iyi ile kötü, eşyanın tanımlanmaz birer niteliğidir, bunları ancak mantığa pek yakın özel bir «yetenek» sayesinde kavrayabiliriz.
Başlıca eserleri: Letters on Materialism and Philosophical Necessiîy (Materyalizm ve Felsefî Zorunluluğu) [1778], Observation on Civil Liberty and the Justice and Poiicy of the War With America (Amerika Savaşında Halk Hürriyeti, Adalet ve Güvenlik Teşkilâtı üstüne) [1776]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Richard), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTEZ (Henry),
Tarih 06 Haziran 2009
POTEZ (Henry), fransız mühendisi ve imalâtçısı (Meaulte, Somme 1891). Yaptığı uçaklarda, her şeyden önce güvenlik meselesi üstünde durdu. İkinci Dünya savaşından beri, uçak yapımına devam etmekle beraber, motor imalâtına da yer verdi. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTEZ (Henry), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ TARİH
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ TARİH
Portekiz milletinden önce
Ülkeye tarihin başlangıcında Kartacalılarla yakınlığı olan kabileler yerleşti (M.ö. III. yy.); bu kabilelerin başlıcası, II. yy. boyunca ve I. yy.ın ortasına kadar Romalılarla savaşan Lusitania’lılardır. Augustus’un kurduğu Lusitania eyaletinin sınırları Portekiz’in bugünkü sınırlarından oldukça farklıydı. Eyalet V. yy.da Alanlar ve Süevler, daha sonra da Vizigotlar tarafından işgal edildi. 711′de başlayan müslüman hâkimiyetini, Porto bölgesini işgal eden Asturia kralı Alfonso III (869-910) ve Duero ile Mondego arasındaki toprakları alan (1064) Castilla kralı Fernando I sarstılar.
ortekiz krallığının kuruluşu, Bourgogne hanedanı
Tajo’ya sefere çıkan Leon kralı Alfonso VI, Portekiz kontluğu’nu (Porto bölgesi) evlilik dışı kızı Teresa’nın kocası Bourgogne’lu Henri’ye verdi; böylece bu arazi aynı lehçenin konuşulduğu Galicia’dan ve yarımadanın geri kalan kısmından sunî olarak ayrıldı (1097); Henri, Braga’yı piskoposluk haline getirerek (1104), Portekiz’i dinî alanda Castilla’nın hâkimiyetinden kurtardı; ama müslümanların Lizbon ve Santarem’i işgal etmelerini engelleyemedi, ölümünde (1114) karısı Teresa iktidarı ele geçirdi ve üvey kızkardeşi Castilla kraliçesi Urraca ile savaştı. Castilla’da Urraca zamanındaki karışıklıklar, kontluğun Castilla’ya bağımlılık ilişkilerini gevşetti. Kraliçenin Galicia’lı kont Fernando Peres de Trava ile sevişmesine ve metbu olarak Castilla’lı Alfonso VII’ye başvurmasına kızan soylu sınıf, Henri’nin oğlu Alfonso I Henriques (1128-1185) yönetiminde ayaklandı. Alfonso I, Castilla’lıları Guimaraes yakınında, Sao Mamede’de ezdi (1128), Portekiz’i fiilî bağımsızlığa kavuşturdu, «Portekizliler kralı» unvanını aldı (1139) ve birkaç ay sonra müslümanları Ourique’de yendi (1139); 1143′te önce papanın, sonra imparator Alfonso VII’nin (Castilla kralı) metbuluğunu kabul ederek kendini Portekiz kralı olarak ilân ettirdi.
Portekiz, müslümanları çekilmeğe zorlayarak güneye doğru genişlemeğe devam etti. Coimbra’yı başkenti haline getiren, Mondego ve Tajo arasına templier ve hospitalier tarikatı şövalyelerini yerleştiren Alfonso I Henriques, 1147′de Sintra, Santa-rem ve Lizbon’u aldı, 1158-1166 arası Alentejo’yu işgal etti. Kısa süre içinde portekizlileşen ispanyol santiago ve calatrava tarikatlarına dayanan ve müslümanları güneyden uzaklaştırmak için Kudüs’e giden haçlıları yolundan saptıran halefleri, fetih seferlerine devam ettiler. Aslında, Alfonso II’nin (1211-1223) portekizli birliklerinin katıldığı Muvahhidîlerin Los Navas de Tolosa bozgunundan (1212) sonra hızlanan fetih, Alfonso III zamanında (1248-1279), Algarve’nin almmasıyle tamamlandı (1249). Müslümanların ve yahudilerin 1497′ye kadar yaşamağa devam ettiği fethedilen topraklar, yalnız kuzeyden gelen ve porto lehçesini yayan kolonlar tarafından değil, gerek laik, gerek din adamı yabancılar tarafından da değerlendirilmeğe başlandı, özellikle Sancho I zamanında (1185-1211) gelen birçok göçmen daha önceki derebeyliklere bağımlı olmayan merkezlerde toplandı ve hükümdardan imtiyaz fermanları elde etti.
Portekiz’in XII. yy. ortasında toprak bütünlüğünün tamamlanması anayasal kurumların tamamlanmasıyle aynı tarihte gerçekleşti; XI. yy.dan beri soydan geçen monarşi, iktidarın fiilî hâkimiydi; ama kralın Vizigotlar zamanındaki seçimle işbaşına gelme dönemini hatırlatan halkın onayı usulünün uygulanması, corteslerin kurulmasıyle sonuçlandı; bilinen ilk cortes’ler henüz sadece rahip ve soylu sınıfının temsil edildiği (1212) ve portekiz kanunlarının ilk unsurlarını hazırlayan Coimbra cortes’leridir. O tarihe kadar krallık otoritesi ancak çok zengin rahip sınıfının imtiyazlarıyle ve topraklarında yargılama yetkisini ve vergi toplama hakkını elde eden soylu sınıfın birkaç imtiyazıyle sınırlıydı; kralın yetkisi, en güçlü unsurları yıllık belirli bir askerlik hizmetiyle yükümlü olan ve savaş zamanında önceden tespit edilmiş miktarda asker vermek zorunda olan etkili bir derebeylik sisteminin kadroları arasına sızmıştı. Ama derebeyliğin ve rahip sınıfının gelişmesi Alfonso II’yi kaygılandırdı; Alfonso, babasının kançıları Juliao’nun yardımıyle bütün mülkiyet unvanlarını kontrol ettirerek (inquiroçoes) ve amortizaçao ile rahip sınıfının gayrimenkul sabihi olmasını yasaklayarak derebeyliğe ilk darbeyi vurdu. Fakat Sancho II’nin (1223-1248) yeteneksizliği ve bunun yol açtığı anarşi, rahiplerin ilerigelenlerinin papaya başvurarak Sancho’nun tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Alfonso III’ün getirilmesini istemelerine sebep oldu; Boulogne kontesiyle evli olan Alfonso III tahta çıkmasına karşılık kilisenin haklarına saygı göstermeğe söz verecekti (Paris antlaşması, 1245). ülkenin kuzeyine çekilen Sancho, Castilla’nın desteğine rağmen sonunda Toledo’ya sığınmak zorunda kaldı (1298).
Bunun üzerine Alfonso III Portekiz kralı ilân edildi; ama Paris antlaşmasının maddelerini uygulamayı reddetti ve rahip sınıfının haklarını daha da kısmakla kalmayarak Leiria cortes’inde (1254) ilk olarak şehirlerin temsil edilmesine izin verme yoluyle derebeylerin XIII. yy. başında kazandıkları imtiyazları kaldırmak için burjuvalara dayandı. Bu yeni sosyal sınıfın
«kraliyet curie’sine» (görevleri ayrılmağa başlamıştı ve en iyi öğrenim görmüş üyeleri
[kanun adamları] kralın imtiyazlılara karşı hazırlanan ordenoçoes’leri uygulamasına yardım ediyorlardı) girmesine imkân verdi. Coimbra üniversitesini kuran (1290-1308) ve porto lehçesini millî dil haline getiren Deniş zamanında (1279-1325), krallık yetkilerini artırma siyaseti burjuvazi tarafından desteklendi; buna karşılık burjuvazinin iktisadî faaliyetleri teşvik edildi. XII. yy.dan sonra portekizli tüccarlar, Brugge ve Londra’ya giderek, balık, tuz, şeker, yağ, deri sattılar. Denis’in vârisleri eserini devam ettirdiler. Alfonso IV (1325-1357) ve Pedro I, özellikle soylu sınıfın imtiyazlarını kısarak ve papalık kararnamelerinin kralın onaylaması olmadan yayımlanmasını yasaklayarak adaleti yeniden teşkilâtlandırdılar.
Ayrıca ülkenin denizaşırı genişleme siyaseti Fernando I (1367-1383) zamanında güçlendi; hükümdar XIV. yy.da, Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Portekiz’de de patlak veren iktisadî buhranı atlatmak için, armatörlere kraliyet ormanlarının kerestelerini bedelsiz vermeğe, ama sigorta sistemini beslemek için gemilerin yüklerinden vergi almağa karar verdi; ayrıca, işletilmeyen topraklara elkoyma kararını alarak mülk sahiplerini tarlalarını ekmeğe zorladı (1875) ve aylakları zorla çalıştırdı.
Aviz sülâlesi ve deniz hâkimiyeti
Fernando’nun ölümünde tek kızı Beatriz’-in Fransa’nın müttefiki Castilla’lı Juan I ile nişanlı olması, tehlikeli bir veraset buhranına yol açtı; bu buhran sırasında Castilla hanedanının tahta çıkmasına taraftar olan soylularla, millî bir prensin yetkisi altında Portekiz’in bağımsızlığını korumağa kararlı olan burjuvazi açıkça çatıştı (1383-1385). Yüzyıl savaşları Iberik yarımadasını da etkileyince, ingiltere, Portekiz tahtına Pedro I’in evlilik dışı oğlu ve Fernando’nun üvey kardeşi olan aviz tarikatı başkanı Juan’m geçmesini destekledi; Coimbra cortes’leri bu adaylığı onayladı (1385). Juan I ve başkumandanı Nuno Alvares Pereira, Castilla’lıları Aljubarrota’da ingiliz paralı askerlerinin yardımıyle yenerek (1385) Portekiz’in bağımsızlığını sağlamlaştırdılar; bağımsızlık 1411′de Castilla ile imzalanan barışla ve İngiltere ile yapılan ittifakla onaylandı;
Juan I’in 1387′de Lancaster’li Philippa ile evlenmesi İngiltere ile yapılan ittifakı daha da pekiştirdi.
Buhran yeni kralın, cortes’lerde ağır basmağa başlayan burjuvalara dayanarak soyluların isteklerini sınırlamasına imkân verdi. Cortes’in yetkileri XV. yy.da Alfonso V’in saltanatı başında naip Coimbra dükü Pedro’nun teklifi üzerine çıkarılan «Alfonso kararnameleri» ile belirlendi.
Portekizliler yeni topraklar keşfine ve işletilmesine Joao I zamanında (1385-1433) başladılar; ama bu işletmelerin tarihini milliyetçi efsaneler gölgelemiştir. Bütün bir milletin çabasını yansıtan XV. yy.daki tehlikeli yolculuklar uzun bir bilimsel araştırma (Alfonso X ile İber Yahudilerinin astronomi cetvelleri) dönemi ve gemi yapımının gelişmesi (kıç dümeni; 1439-1440′ta ilk kadırganın yapılması) sayesinde gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, önemi çağlara göre değişen birçok sebeple açıklanır: Portekiz’in nispî kalabalıklığı; kıtada güçlü Castilla’nın zararına bir genişleme siyaseti gütmenin imkânsızlığı; buğday, balık, deri ve boya maddesi sıkıntısının artması; şekerkamışı tarımına uygun yeni ülkelerin araştırılması; Algarve’de kurulan şeker değirmenleri için zenci köle ihtiyacı; batı ile mübadeleleri güçleştiren altın sıkıntısı.
Yönetici sınıflar çok değişik teşebbüslere girişmelerine rağmen başlangıçta anlaşmış gibi görünüyorlardı. İktisadî buhranın iflâs ettirdiği şövalyeler Fas’ta Septe limanını işgal ettiler (1415); burjuvalar Madera takımadalarının (1418′den sonra) ve Asor adalarının (1432′den sonra) sömürgeleştirilmesini ve altın ülkesine ulaşmak amacıyle Afrika kıyılarının keşfini teşkilâtlandırdılar; Bojador burnu aşıldı (1434)) ve Rio de Oro’ya ulaşıldı (1436). Kral Edoardo’nun güçsüzlüğünden (1433-1438) yararlanan soylular, Fas’a savaş açılmasını kabul ettirdiler. Tanca önündeki bozgun (1437) ve kral Alfonso V’in (1438-1481) henüz ergen olmaması Coimbra dükü Pedro’yu ön plana geçirdi; cortes, naipliği yengesi kraliçe Aragon’lu Eleonora yerine (1440) Pedro’ya verdi. Pedro, burjuvaların çok işine yarayan barış içinde genişleme siyasetini yönetti; Madera ve Asor adaları önce buğday tarlaları, sonra şekerkamışı işletmeleriyle örtüldü; gezginler Sahra kıyısını aştılar ve daha elverişli ticaret ilişkileri kurdukları zenciler ülkesine ulaştılar; 1447′de ilk portekiz altın lirası cruzado basıldı. Ama derebeylerin kışkırttığı genç kralın tutumu yüzünden naip isyan etti ve Alfarrobeira’-da öldürüldü (1449);
o tarihten sonra, o güne kadar yapılan işler, bu kavgaya karışmamak ihtiyatlılığını gösteren kardeşi Henrique’ye (Gemici denir) mal edildi. Fas’a karşı tekrar savaş açılarak Alcazarseguer (1438), Tanca ve Arzila (1471), Safi (1508), Azemmuz, Mazagan alındı; buna karşılık Castilla’lılar bu sefer Magrıp’a doğru değil doğuya doğru (Oran ve Tlemsen bölgesi) yayılmağa başladılar. Ama güneyle ticaret öyle kazançlıydı ki (altın, köle, fildişi, zamk), yalnız özel teşebbüsün bile sürdürülmesine yetiyordu. 1469′da bu ticaret Fernao Gomes’te yılda 200 000 reis ödenmesi ve her yıl kıyıda Sierra Leone’nin ötesinde 400 km’nin işletilmesi şartıyle sağlamlaştırıldı. 1474′te bu imtiyaz, tacın vârisi prens Joao’ya geçti. Krallığın artık iki hedefi vardı: Batı’daki toprakları ve adaları taramak; Afrika’nın güneyinden Hindistan’a bir denizyolu bulmak. Batı’da 1456′ya doğru bulunan Cabo Verde adaları ve Asor adaları Portekizlilerin Newfoundland ve Brezilya kıyılarına (bu yolculuklardan yararlanan Kolomb’dan önce) yaptıkları yolculukların hareket üssü oldu. Afrikada 1471′de yapılan yolculukla Sao Tome ve Annobon (Ano Bom) bulundu ve ekvator aşıldı.
Kendinden önceki krallar gibi, Castilla’nın güçlenmesinden çekinen kral Alfonso V, son yıllarında Henrique IV’ün (öl. 1474) gelecekteki vârisi Castilla’lı Juana ile evlenerek (1455) bu krallıkta söz sahibi olmağa çalıştı. Oğlu Joao II (1481-1495) soyluları sindirmeğe karar vererek Braganza (1483) ve Viseu (1484) düklerini idam ettirdi, keşif seferlerini ve bulunan toprakların işletilmesini teşkilâtlandırdı. Diego de Azembuja Gine’de (bugün Gana) sonraki seferlerin iskelesi haline gelen Sao Jorge de Mina kalesini kurdu (1482). 1482′den sonra Diego Cam, Zaire’ye (Kongo) ve Angola’da Santa Maria burnuna portekizli padroes’ler (topraklara elkonulduğunu gösteren kolonlar) yerleştirdi. Pero da Covilha, Hindistan’a çıktı ve Habeşistan’a gitti, Bartolemau Dias, Fırtınalar burnunu (bugün ümit burnu), Hint okyanusunu buldu (1487). Ama Portekiz kralının gemi vermeyi reddettiği Kolomb, Castilla kralı hesabına yaptığı ilk yolculuktan (1492-1493) dönerek Hindistan’a batı yolundan ulaştığını bildirdi. Joao II, doğu yolunun üstünlüğüne inanmağa devam ettiyse de papa Alexander 1493′te bir fermanla Portekiz’in denizlerde sefer hakkını Cabo Verde adalarının 400 km doğusundan geçen bir hatla sınırladı; ama esrarlı Batı adaları hayalinden vaz geçmeyen Portekiz, sınırı Cabo Verde adasının 1 480 km batısına naklettirdi (Tordesillas antlaşması, 1494). Talihli Manuel I zamanında (1495-1521), Vasco da Gama o tarihe kadar uzakdoğu ticaretini elinde tutan müslüman tacirlerin engellemelerine rağmen Hindistan’a ilk olarak denizden gitmeyi başardı.
Gemi ve toplarının üstünlüğünden yararlanan Portekizliler müslümanların ticaretini iflâs ettirdiler ve birkaç yıl içinde boğazlardaki kaleleri ele geçirerek Hint okyanusuna hâkim oldular: Vasco da Gama Kalküta’yı topa tuttu (1502); Koçin, Cannanore ve Quiloa genel valiliğine tayin edilen Francisco de Almeida, Afrika kıyısında kaleler inşa ettirdi, mısır donanmasını Diu’da batırdı (1508); Albuquerque 1507 -1515 arasında Socatora, Maskat, Goa, Malakka ve Hürmüz’ü ele geçirdi. 1509′da Malakka’ya varan Portekizliler baharatın daha doğudaki Molük adalarından geldiğini öğrenerek 1512′ye doğru orada bir ticaret acentası (Amboina) kurdular. Macellan’ın bütün çabalarına rağmen (1521), takımadaları Zaragoza antlaşmasından sonra Portekiz ele geçirdi (1529). Portekizliler Asya imparatorlukları ve pazarlarının keşfini Siyam, Kamboç, Day Viet ve Çin’e (1514 veya 1517) ayak basarak tamamladılar (Makao’nun Portekiz’e bırakılması 1557) ve Japonya’ya ulaştılar (1557). O tarihten sonra «kıta ve kıtaötesi Portekiz kralı, Afrika’da, Gine senyörü, Habeşistan, İran, Arabistan ticaretinin, fethinin ve seferinin hâkimi» unvanını taşıyan ve Goa’da bir genel valiyle temsil edilen hükümdar bu keşiflerin kârını kendine ayırmayı düşünüyordu; uzak deniz ticaretinin kontrolünü bir rejiye bıraktı: Casa da Guinea; reji 1452-1483 arası Casa da Guinea e Mina adını aldıktan sonra 1499′da Casa da İndia e da Guinea şirketine katıldı. Filolar halinde birleşen gemiler Lizbon’dan Paskalya yortusunda yola çıkıyor ve muson sayesinde eylül ayında Kaliküt, Koçin veya Goa’ya ulaşıyordu; bu limanlardan kalkan başka gemiler, Malakka ve Ternate’ye gidip baharat yüklüyor, sonra da başka gemiler bu baharatı Japonya, Çin ve iran’a götürüyor, o arada da avrupa tekniğinin son buluşlarını (saat, arkebüz, top), Lizbon’da kurulan metalürji sanayiinin ürünlerini o ülkelere taşıyorlardı. Filo geri dönüşte Portekiz kralına asya baharatını, adaların şekerini ve zenci köleler getiriyordu.
Portekiz’in denizler ötesinde kalelerden başka toprakları yoktu. Ama Portekizlilerin faaliyeti sadece ticarî değildi; cizvitlerin misyon faaliyeti ve yerlilerin zorla hıristiyanlaştırılması Uzakdoğu’da birçok hıristiyan topluluğunun kurulmasıyle sonuçlandı ve Çin ile Japonya’nın hıristiyanlaştırılmasını hazırladı; avrupa medeniyeti Portekizliler aracılığıyle Kongo krallığından Japon imparatorluğuna kadar, değişik çevrelere sızdı.
Yolculukların uzunluğu, deniz kazaları, donanmaların yarıya yakınını yok eden türklerin hücumları, asker ve tayfalara ödenen ücretler, gelen ürünlerin Avrupa’da yeniden dağıtımını yapan Anvers’lilerin ve hansalıların istekleri, Portekiz kralının kârını çok azaltıyordu. XVI. yy. başındaki ilk coşkunluk geçtikten sonra Lizbon sarayı Uzakdoğu ile ilgisini gevşetti, Fas’taki topraklarını bırakmağa (Tanca, Septe, Azemmur ve Mazagan dışında) başladı ve daha yakındaki Atlas okyanusuna döndü. Hemen hemen bir portekiz tekeli haline gelen şekerkamışını yetiştirmek için adalar (Madera, Asor, Cabo Verde, Sao Tome adaları) kâfi gelmiyordu; buna karşılık Pedro Alvares Cabral’in 1500′de Portekiz toprağı ilân ettiği «Brezilya ormanı» şekerkamışı tarımı için çok büyük imkânlar sağlayabilecekti. Brezilya’yı fransız korsanlarına kaptırmak istemeyen Joao III’ün emri üzerine Martim Afonso de Sousa, Sao Vicente’den başlayarak ülkeyi sömürgeleştirmeğe koyuldu (1532). Brezilya’daki plantasyonlar Gine’deki, sonra XVI. yy.ın ikinci yarısında Angola’daki köle ticaret acentalarına yeni imkânlar sağladı; köle ticareti yapan tek ülke olan Portekiz, kolonilerini ve İspanyol Amerikası’nı köleyle doldurarak uzakdoğu ticareti için gerekli parayı sağladı. Ekonominin yanı sıra hamle yapan fikir ve sanat hayatı Joao III (1521-1557) zamanında en parlak dönemini yaşadı; papadan, cizvitlerin Portekiz’e yerleşmesi (Evora’da üniversitelerini kurdular) iznini alan kral, Lizbon üniversitesini de Coimbra’ya nakletti (1537). Ressam Nuno Gonçalves’in koruyucusu hümanist Alfonso V (1438-1481) sayesinde kültür, afrika ve asya medeniyetinin etkisiyle gelişti (Manuel üslûbu). Camoes’in Os Lusiadas’ı Vasco da Gama’nın başarılarını dile getirir. Reform’un hemen hemen hiç etkisinde kalmayan fakat büyük bir papaz sıkıntısı çeken din, Cizvitler ve yahudilerle Hıristiyanlığı benimsemek istemeyen müslümanları yakmak isteyen Engizisyon ile hâkimiyetini sürdürüyordu.
ispanya ile birleşme (1580-1640)
öteden beri Castilla’nın genişlemesinden çekinen Portekiz kralları evlenmeler yoluyle iki sülâlenin kendi lehlerine birleşmesini hazırlamışlardı. Ama önce Aviz sülâlesi söndü: hâlâ haçlı seferlerine çıkmayı hayal eden kral Sebastiao (1557-1578), Alkaçar-Quivir’de Faslılar karşısında bozguna uğradıktan sonra ortadan kayboldu. Ailenin son temsilcisi olan halefi kardinal Henrique 1580 ocağında öldü. Crato başpiskoposu dom Antonio’nun hak iddiasına rağmen, portekizli prenseslerin oğlu ve torunu olan ispanya kralı Felipe II’nin ordusu Portekiz’i ele geçirdi ve Felipe II Santarem’de kral ilân edildi. Aslında iki taç sadece tek kralın şahsında birleştiğinden ilhak tam değildi ve Felipe II Portekiz’in hürriyetlerine saygı göstermeğe söz vermişti.
Daha sonra, ispanya’ya kin duyan Portekizliler bu 1580 yılını mutsuzluklarının başlangıcı ve ülkenin gerilemesinin onaylanması saydılar. Gerçekteyse, küçük krallıkta hayat eskisi gibi devam ediyordu; hattâ Portekiz halkı bu birleşme sayesinde ispanyol sömürgelerine sızıyor ve bu sömürgeleri kendi lehine işletebiliyordu. Ne var ki bir süre sonra şartlar değişti: Abbas zamanında İran’ın kalkınması, Hindistan’da moğol imparatorluğunun kurulması ve Japonya’da çoğunluğun yerleşmesi, Portekizlilerin bu ülkelere eskisi gibi söz geçirmelerine imkân bırakmadı. Felipe II, Lizbon baharat pazarını ayaklanan Hollandalılara, düşmanı İngilizlere kapatınca, uzakdoğu yolculuğuna çıkan kuzeyli gemiciler Portekizlilerin yanıbaşına yerleşerek baharat ticareti tekelini Portekizlilere bırakmadılar. Asyalı hükümdarlar, İngilizler ve özellikle Hollandalılar yavaş yavaş uzun bir hat boyunca birbirini takip eden Portekiz acentalarına bir bir elkoymağa başladılar; bununla beraber Portekizlilerin kaybı ancak 1640′tan sonra ispanyol donanmasının himayesi ortadan kalkınca çok büyük oldu. Birleşme döneminde Portekiz’in zararı sadece Doğu’da ancak Molük adalarındaki tekelinin bölüşülmesi, Amboina (1605) ile Hürmüz’ün (1622) kaybı ve Japonya pazarlarının kapatılmasıydı. 1642′ye kadar Makao-Manila-Acapulco-Veracruz-Sevilla yolu sayesinde Uzakdoğu ile ilişkilerini muhafaza edebildi.
Brezilya’nın sömürülmesi ve Portekiz
Hollandalılar Brezilya’ya (1630), Afrika köle acentalıklarına (Sao Tome, Sao Paolo de Luanda) [1641] yerleşince, Portekizliler bu durumun sorumluluğunu İspanya’ya yüklediler. Sonra da Katalonya’da patlak veren isyanı fırsat bilerek ve Fransa başbakanı Richelieu’nün dolaylı desteğinden yararlanarak 1640′ta ayaklandılar, bazı hükümet üyelerini (bu arada Vasconcelos) öldürdüler ve Braganza dükünü Joao IV adiyle (1640-1656) kral ilân ettiler. Hollandalıları önce Afrika’daki ticaret merkezlerinden (1643-1648), sonra Lizbon sarayı lehine ayaklanan Brezilya’dan (1657) çıkarmayı başardılar, buna karşılık Asya’daki birçok mevkii kaybettiler (Malakka [1641], Maskat [1650'ye doğr.]; Tidore [1657]; Koçin [1663]; Seylan [1638-1658].
Portekiz monarşisi Tanca, Azemmur ve Bombay’ı kendisini Hollandalılara karşı koruyan ingilizlere bıraktı. Uzun ve masraflı bir savaştan sonra portekiz soylularının önemli bir kesiminin desteğine rağmen ispanya, yeniden fethetmeyi başaramadığı, hattâ bazen ordularının istilâsı altında kaldığı komşu devletin bağımsızlığını Septe’nin kendine bırakılması karşılığında (Lizbon antlaşması, 1668′-de imzalandı) kabul etmek zorunda kaldı. Portekiz o tarihten sonra ispanyol kültüründen uzaklaştı: castilla-portekiz dillerinin birarada kullanılması ortadan kalktı; önce fransız edebiyatının, sonra fransız felsefesinin etkisi arttı. Tehlikeli bir monarşi buhranı (1667′de Alfonso VI’nın [1656-1683] Asor dağlarına sürülmesi; Pedro II’nin önce naiplik [1667-1683], sonra krallık dönemi [1683-1706]) ve bir Colbert’cilik denemesinden sonra Portekiz, iktisadî bakımdan ingiltere’ye bağlandı: İspanyol veraset savaşı dolayısıyle (Pedro II önce Anjou’lu Philippe, sonra arşidük Kari lehine savaşa müdahale etti ve Madrid’i bir süre işgal altında tuttu [1705]) imzalanan lord Methuen antlaşmasıyle (1703), madera ve porto şarapları ingiliz pazarına ayrıldı; buna karşılık ingiltere, artık sadece tek tip üzüm tarımıyle uğraşacak olan Portekiz’de, yünlü kumaş ve buğdaylarını serbestçe satabilecek ve Brezilya ticaretine iştirak edecekti.
Ayrıca Hindistan’da, Doğu Afrika’da, Zan-zibar’da, Mombasa’da (1698) ticaret acentalarını (1698), Batı Afrika’da bazı adaları (Annabon, Fernando Poo, 1778) terkeden, Fas’ı elden çıkaran (Mazagan, 1769), millî ekonomiyi canlandırmaktan vaz geçen Portekiz monarşisi, Tordesillas antlaşması ile ispanya’ya verilen toprakları terkederek batıya uzanan Amerikan sömürgesini işletmeğe koyuldu. 1696′da Minas Gerais’te bulunan altın (XVIII. yy.da Portekiz’e 983 ton sevkedildi), elmas ticareti (1728′de Diamantina kuruldu) sağlayacağı gelir bakımından, Antiller’in gelişmesiyle Portekiz’in tekelini kaybettiği, ama hâlâ çok sayıda zenci köleye ihtiyaç duyan şeker, tütün ve kakao ticaretinden daha üstündü. Ayrıca Brezilya ispanyol sömürgeleriyle kaçakçılığa dayanan ticaretin sürdürülmesine imkân verdiği için Portekiz rio de la Plata bölgesindeki Sacramento bölgesini elden çıkarmamakta direniyordu. Bu kale sonunda 1778′de, XVIII. yy.da Portekiz’in istemeden sürüklendiği birçok ispanyol-ingiliz savaşından biri sırasında kaybedildi.
Joao V’in (1706-1750) oğlu Jose (1750-1797), 1770′te Pombal markiliğine yükseltilecek olan Carvalho e Melo’yu hükümetin başına getirdi. Sert bir polis rejimini uygulayan ve bir çeşit aydın zorbalık denemesine girişen Pombal, Kilisenin Portekiz üstündeki hâkimiyetini azalttı; derebeylerini sindirdi ve cizvitleri uzaklaştırdı, manastırları kapattı; Lizbon’un 1755 depreminden sonra yeniden kurulmasını sağlayan Brezilya’nın altını, Lizbon ile Brezilya arasında nakliyat yapan imtiyazlı şirketlerin kalkınması, Alto Duero Şarap şirketinin, dokuma sanayiinin v.b. kalkınmasına harcandı. Ama Pombal, Portekiz’i iktisadî bağımsızlığa kavuşturmayı başaramadı. Jose’nin kızı ve vârisi Maria I’in (1777-1816) tahta çıkar çıkmaz bakanı görevinden almasıyle birlikte reform anlayışı ve Fransa’nın edebî etkisi ortadan kalktı; 1792′de bunayan kraliçenin yerine oğlu (sonradan Joao VI adım aldı) geçti. Portekiz 1793′te Devrim Fransası’na savaş açtı.
Fransızların bütün ısrarlarına rağmen, ispanya, ingiliz ticaretinin üssü olduğu için, Portekiz’i işgale yanaşmadı. Bunun üzerine 1807′de fransız generali Junot, Lizbon’a girdi. O arada kral ailesi bir gemiyle Rio de Janeiro’ya kaçmıştı. Portekizliler mayıs-haziran 1808′de fransız işgalcilere karşı ayaklandılar. Portekiz’e ayak basan Wellesley (1 ağustos 1808), Junot’yu Sintra’da teslim aldı (30 ağustos 1808). Kadrosu ingiliz subaylarla takviye edilen portekiz ordusu güçlü Torres Vedras tabyalarının arkasında Fransa’ya karşı savaşa karıştı. Soult (1809) ve Massena’nın (1810-1811) hücumlarının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Portekiz Fransızlardan kesinlikle kurtuldu.
Portekiz’in gerilemesi
Bir krallık haline getirilen Brezilya’da kalmayı tercih eden Joao VI (1816-1826), Portekiz hükümetinin yönetimini naibe ve ordu kumandanı general Beresford’a bıraktı, ispanya’yı örnek alan Porto’da bir askerî ayaklanma mutlakıyetçi rejimi devirdi (ağustos 1820). 1821′de toplanan cortes’ler, Engizisyon’a son verdiler ve kralın ülkeye dönmesini istediler. Lizbon’a dönen ve liberal bir anayasa çıkaran (eylül 1822) Joao VI, liberallerin oyuncağı oldu. Cortes’lerin beceriksiz tutumundan yararlanan Joao VI’nın oğlu Pedro kendini Brezilya kralı ilân etti. Joao VI’nın ikinci oğlu Miguel, mutlakıyet idaresinin yeniden kurulmasında babasına yardımcı oldu; ama Joao VI, Canning’in öğüdü üzerine elde ettiği zaferden yararlanmağa kalkışmadı ve 1825′te Brezilya’nın bağımsızlığını kabul etti. Hükümdar ölünce, Brezilya kralı Pedro I (Portekiz kralı Pedro IV), yedi yaşındaki kızı Maria II’yi kraliçe ilân ederek dayısı Miguel’e nişanladı; sonra 1826 Anayasasıyle Portekiz’e iki meclisli bir rejim tanıdı. Canning’in himaye ettiği genç kraliçeyi uzaklaştıran (1828) Miguel, kendini kral ilân etti ve korkunç bir baskı rejimi kurdu, ama 1830 Devriminde taraftarlarının desteğini kaybetti. Pedro I, Brezilya’dan ayrıldı (1831), Miguel’e karşı ayaklanan Asor adalarına gitti, sonra Porto’ya geçti (1832); Lizbon’a dönünce (1833), Dörtlü ittifaka Miguel’in kovulmasını kabul ettirdi; Miguel, Evora Monte’de teslim oldu (1834). 1826 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, dinî tarikatlar kaldırıldı, siyasî hayat iki rakip parti etrafında düzenlendi: bir yanda ılımlı anayasacılar; öte yanda da 1822 Anayasasının uygulanmasını isteyen eylülcüler. Kamuoyu meseleyle ilgilenmeyince her grubun kendi tarafına çekmeğe çalıştığı ordu sık sık ayaklanmağa başladı, birçok hükümet darbesine yol açan siyasî çatışmayı yalnız ingiliz etkisi yumuşatabiliyordu. 1852′de çok az vergi verenlere de seçmenlik hakkı tanıyan tek dereceli bir seçim sisteminin kabul edilmesi Portekiz’de seçmenlerin sayısını yüzde 25′e yükseltti; oysa ülke halkının yüzde 80′i okuma yazma bilmiyordu. Parlamento rejimi bir gösterişten ibaretti: seçimleri, krallığı destekleyen ve yönetici sınıfları (yüksek din adamları, subaylar, büyük mülk sahipleri) hoşnut etmek zorunda olan hükümet hazırlıyordu.
Kamu yatırımlarının kötü yönetilmesi iktisadî gelişmeyi yavaşlattı. Kral Pedro V (1853-1861) ve Luis zamanında (1861-1869), birkaç reform yapıldı: kilise mallarının satışa çıkarılması; sömürgelerde köleliğin kaldırılması; Medenî kanunun kabulü (1867). Kamuoyu bütçeyi büyük ölçüde aksatmasına rağmen sömürgelere bağlı kaldı. Lizbon Coğrafya derneği, hükümeti Afrika’nın bölünmesinde Portekiz’in haklarını savunmağa davet etti. Serpa Pinto gibi değerli subaylar 1877′den sonra Angola ile Mozambik arasındaki bölgeleri keşfe çıktılar. Ama Portekiz, Leopoldo II’nin Kongo’da giriştiği harekâtla karşılaştı ve Berlin kongresinden de (1885) ancak sağ kıyıdaki iki kasabayı koparabildi. Bunun ardından Kap’tan Kahire’ye kadar ingiltere’ye bağlı bir hat kurmak isteyen Cecil Rhodes’un teşebbüsleri başladı ve Nyassa’daki bir isyan dolayısıyle İngiltere’nin verdiği ültimatom karşısında Portekiz, Afrika’daki iki sömürgesini birbirine bağlamaktan vaz geçmek zorunda kaldı (1891). Carlos I zamanında (1889-1908), monarşi bütçe sıkıntılarını artıran ve cumhuriyetçi propagandayı kolaylaştıran israfıyle halkın gözünden düştü. Memleketin geri kalmışlığı soyut ve kişisel siyasî ihtirasları daha da kamçılıyordu. Joao Franco’nun bir diktatörlük kurmasına (1906-1908) ses çıkarmayan kral, büyük oğlu ile birlikte sokak ortasında vuruldu. İkinci oğlu Manuel II (1908 -1910), otoriter rejimden vaz geçti ve bir hükümet darbesiyle devrildi; darbe, cumhuriyetçilerin işine yarayan papaz düşmanlığının patlak vermesine yol açtı; 4 ekim 1910′da ayaklanan cumhuriyetçiler 5 ekimde cumhuriyeti ilân ettiler. Devrimci eğilimli sendikalar ve çoğunluktaki kralcılar arasında sıkışıp kalan ve kamuoyu tarafından pek desteklenmeyen aydın cumhuriyetçiler kısa süre sonra otoriter metotlara başvurmak zorunda kaldılar. Bir kurucu meclis, tarikatları dağıttı, kilise ile devlet arasındaki bağları kopardı, askerlik yoklaması ve laik mecburî eğitim sistemlerini koydu, grev hakkını tanıdı. Tam mâ-nâsıyle demokratik olan 1911 Anayasası işleyemez hale gelmişti; kralcı ayaklanmalar (özellikle Porto’da 1919), askerî şiddet tedbirlerinin yanı sıra hükümet istikrarsızlığı, 1919-1926 arası 20 kadar ayaklanmaya ve 40 kadar hükümet değişikliğine yol açtı. Birinci Dünya savaşı sırasında, 1914 eylülünde portekiz sömürgelerine hücum eden Almanya 9 mart 1916′da Portekiz’e savaş ilân etti. Savaş sırasında, müttefiklerin safında yer alması Portekiz’e küçük Kionga idare bölümünden başka bir şey kazandırmadı.
Birlikçi korporatif cumhuriyet
1926 Mayısında general Gomes da Costa, Braga garnizonunu ayaklandırarak parlamento rejimini devirdi; kısa süre sonra Go-mes’in ayağını kaydıran general Oscar Car-mona, 1928 nisanında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, ölümüne kadar (1951′de) yedi yılda bir sürekli olarak tekrar seçildi. 1928′de başkan Carmona’nın maliye bakanlığına getirdiği profesör Salazar 1932′de meclis başkanı oldu.
Salazar, anayasası 1933′te yürürlüğe giren yeni rejimin en kuvvetli adamıydı. Millî İş kanunu (1933) işçileri millî sendikalara yazılmağa zorladı; işverenler gremıVlara (korporasyonlar) bağlandı. 1934′te grev yasaklandı. Para meseleleri uzmanı olan Salazar, bütün gücünü bütçeyi dengeleştirmeğe harcadı ve 1928′de bunu başardı. Portekiz ile Vatikan’ı barıştıran yeni devlet, dış siyasette ölçülü davranmağa dikkat etti. İspanya iç savaşında Franco’dan yana olduğunu belirtti, İkinci Dünya savaşının başında tarafsız kaldı, sonra da Büyük Britanya (1943) ve A.B.D.’nin (1944), Atlas okyanusunu denetlemek için Asor adalarından yararlanmalarına izin verdi. Savaş sonrasında huzursuzluk arttı. 1949′da hükümet serbest seçimlerin yapılacağını ilân etti, ama Carmona’ya karşı çıkarılan kukla bir aday önce büyük bir faaliyet gösterdi, fakat kampanyasının baltalandığını ileri sürerek seçimden önce çekildi. Aynı olay 1951′de, ölen Carmona’nın yerine general Francisco Higino Craveiro Lopes geçince tekrarlandı; resmî aday amiral Americo Tomas’m seçildiği 1958 seçimlerinde muhalefet adayı general Humberto Delgado oyların yüzde 25′ini topladı. Delgado 1959 ocağında Brezilya konsolosluğuna sığındı, sonra yurt dışına kaçtı. Porto piskoposu A. Ferreira Gomes’in Portekiz’e dönmesi yasaklandı (şubat 1960). O tarihte Delgado ile ilişki kuran yüzbaşı Galvao’nun Santa Maria gemisine elkoyması bütün dünyanın dikkatini Portekiz rejimine çekti. 13 Nisan 1961′de Salazar üç bakanın istifa ettiğini ve kurmay başkanı ile iki askerî bölge kumandanının görevlerinden alındığını açıkladı. 1 Ocak 1962′de Beja’da patlak veren bir ayaklanma hemen bastırıldı; 1962 mayısında yeni ayaklanmalar oldu.
Çok geniş sömürgeleri olan Portekiz bu yönde de güçlüklerle karşılaştı. Hindistan, Portekiz sömürgelerinin (Goa, Diu. Damao) kendisine iadesi için görüşme teklifinde bulundu, fakat Portekiz bu teklifi resmen reddetti (1953); 1955′te iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesildi. 17 Aralık 1961′de hint birlikleri Portekiz sömürgelerini işgal ettiler; direnme kısa süre içinde kesildi. 1955′ten beri Birleşmiş Milletler teşkilâtı üyesi olan Portekiz, 1961 şubatında ayaklanmalar olan Angola konusunda milletlerarası kurulun kendisine karşı karar almasını önleyemedi. Bugünkü siyasetin başlıca özelliği denizaşırı bölgelerdeki (Angola ve özellikle Mozambik) bağımsızlık hareketlerine karşı, Portekiz hükümetinin tutumunun sertleşmesidir. Bütçenin yüzde 40′ı, millî savunmaya ayrılır, öte yandan askerlik hizmeti süresi on sekiz aydan dört yıla çıkarılmıştır ve gençlerin yurt dışına göçmesi kontrola bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilâtının Güvenlik konseyi portekiz sömürgelerinin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkı üstünde dururken, Lizbon bu sömürgelerin birer «denizaşırı il» olduğu için doğrudan doğruya kendi yargı sistemine bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu tutum afrika devletlerinin çoğunu Portekiz aleyhine çevirdi.
içte, Salazar hükümeti korporasyoncu ve^ birlikçidir; özellikle her türlü komünist veya ilerici harekete karşı bir siyaset güder. Başkanlık seçimleri 25 temmuz 1965′te yapıldı. Tek aday bir önceki dönemin başkanı ve Uniao Nacional’in adayı amiral Americo Tomas idi. 13 Karşı oy ve 16 çekimser oya karşı 556 oyla yedi yıl için tekrar seçildi. Portekiz Millî Kurtuluş cephesi başkanı Humberto Delgado’nun öldürülmesi, siyasî atmosferi gerginleştirdi, öte yandan yeni Millet meclisi seçimleri (130 üye) yaklaşıyordu. Hıristiyan demokratların desteksizlik yüzünden seçim mücadelesine katılmaktan vaz geçmesine karşılık, başlıca muhalefet partisi olan Demokratik ve Sosyal Eylem partisi aday göstermeğe karar verdi. Ama hükümete seçim süresi boyunca basın sansürünün kaldırılmasını kabul ettiremeyince adaylarını çekti (18 ekim). 7 Kasımda 130 milletvekili tek listeden (Uniao Nacional adayları) seçildi; halkın yüzde 25′i sandık başına gitmedi. 28 Mayıs 1966′da başkan Salazar, hükümetten ayrılmama kararını açıkladı.
• Sel felâketi. 26 Kasım 1967′de Lizbon dolaylan büyük bir sel felâketine uğradı. 1775 Yılındaki depremden bu yana Portekiz’in uğradığı en büyük tabiî felâket sayılan sellerde 464 kişi öldü, binlerce insan da evsiz kaldı. Şiddetli yağmurların Tajo nehri ve kollarını taşırması sebebiyle meydana gelen sellerden en çok zarar gören bölge Lizbon’un 29 km kuzeyindeki Quintas köyü oldu.
• Salazar’ın hastalanması. 1932 Yılından beri başbakan olan Dr. Salazar, 6 eylül 1968′de beyinde bir kan pıhtılaşması sebebiyle hastahaneye kaldırıldı. O yaz Estoril’deki yazlık evinde koltuktan düşerek başını şiddetle yere çarpmış olan Salazar, bir süreden beri şiddetli baş ağrılarından rahatsızdı. Lizbon’daki Kızılhaç hastahanesinde bir ameliyat geçirdikten sonra sağlık durumu iyileşirken, 16 eylülde bir beyin kanamasıyle komaya girdi.
Salazar’ın komaya girmesi, Portekiz’de bir anayasa krizine sebep oldu. Portekiz anayasası başbakanın ancak ölüm, istifa veya azledilme halinde yenilenebileceği konusunda emredici bir hüküm taşıdığından, Salazar’m işbaşından uzaklaştırılması önemli bir mesele haline gelmişti. 13 Kişilik Devlet konseyi cumhurbaşkanı amiral Tomas’ın başkanlığında toplanarak durumu görüştü. Bu arada hastahaneden, Dr. Salazar’ın yarı felçli durumda bulunduğu ve şuuruna hemen de hiç malik olmadığı açıklandı. Ülkenin daha uzun bir süre başbakansız kalmaması gerekçesiyle amiral Tomas, asker ve sivil liderlerle yaptığı müzakerelerden sonra, anayasal yetkilerini kullanarak Dr. Salazar’ı görevden azletmek zorunda kaldığını açıkladı. Amiral Tomas, başbakanlığa prof. Marcelo Jose Das Neves Caetano’yu tayin ettiğini bildirdi. Prof. Caetano başkanlığında kurulan yeni hükümetin, Dr. Salazar yönetimine göre daha liberal bir siyaset güdeceği intibaını veren ilk kararlarından biri, muhalefet lideri Dr. Mario Soares’in serbest bırakılması oldu. Sosyalist ve demokrat muhalefetin lideri general Delgado’nun esrarengiz şartlar altında öldürülmesinden sonra, onun en yakın arkadaşı ve avukatı olan Dr. Soares, 15 mart 1968′de, kendisine hiç bir suç isnat edilmeden, bizzat Dr. Salazar’ın emriyle tutuklanmış ve Sao Tome adasına sürgüne gönderilmişti.
Yeni hükümet bir yıl sonra, 26 ekim 1969′-da Millet meclisi seçimlerinin yapılmasına da karar verdi. 1968′in yaz aylarında muhalefet, hükümetin izin verdiği ölçüde, faaliyet gösterdi.
16-18 Mayıs 1968′de Avei-ro’da toplanan İkinci Cumhuriyetçi kongre (ilki 1957′de) bir beyanname kabul etti. Sosyalistlerden ilerici katoliklere kadar demokrat muhalefete mensup çeşitli grupları temsil eden İkinci Cumhuriyetçi kongrenin beyannamesinde hükümetten, söz ve düşünce hürriyetinin tanınması, bütün siyasî mahkûmların affedilmesi, siyasî görüşlerinden dolayı işten atılanların görevlerine iadesi, toplanma hürriyetinin tanınması ve milletin temsilcilerini serbestçe seçebilmesini sağlayacak bir seçim kanununun hazırlanması istendi.
Vaat edilen tarihte yapılan Millet meclisi seçimlerini Dr. Caetano’nun iktidar partisi olan Uniao Nacional partisi, meclisteki 130 sandalyenin hepsini almak suretiyle kazandı. 1 Aralık 1969′da toplanan yeni meclisi açış konuşmasında devlet başkanı amiral Tomas, anayasanın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Böylece hükümetin, muhalefet tarafından öne sürülen istekleri olumsuz karşıladığı belirtilmiş oluyordu.
• Salazar’ın ölümü ve son gelişmeler. Portekiz eski başbakanı Dr. Antonio De Oliviera Salazar, 16 eylül 1968′den beri komada bulunduğu hastahanede öldü (27 temmuz 1970). Salazar’ın cenazesi Lizbon’da XV. yy.dan kalma Sao Jeronimo manastırında katafalka kondu; 30 temmuzda da doğduğu köy olan Santa Comba Dao’ya gömüldü.
1970 Ağustosunda hükümet muhalefete karşı yeniden sert bir tavır aldı. 1968′de Sao Tome adasındaki sürgünlük cezası kaldırılan Dr. Mario Soares, Avrupa ve A.B.D.’ye yaptığı geziler sırasında hükümeti tenkit ettiği gerekçesiyle, ülkeyi terk etmek veya tevkif edilmek şıklarından birini seçmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık bir süre sonra hükümet, anayasayı değiştiren bazı
önemli kanunlar çıkardı. Bunlardan biri, basın hürriyetinin kısıtlanması devam etmekle birlikte sansürün kaldırılmasıyle ilgiliydi, öte yandan 1971 ekiminde hükümet Ekonomik ve Sosyal Kalkınma cemiyeti adiyle kurulan cemiyetin faaliyet göstermesine izin verdi.
Bir muhalefet partisinin çekirdeğini meydana getirecek şekilde kurulmuş olan bu cemiyete izin verilmesi, hükümet siyasetinde yeni bir yumuşama belirtisi olarak yorumlandı.
1971 Sonu Portekiz’de meşru muhalefet imkânlarını araştıran demokrat aydın gruplarının dışında, silâhlı gerilla faaliyeti gösteren gruplar türedi. «Silâhlı Devrimci Eylem» adını taşıyan bu gizli teşkilât, Lizbon Merkez postahanesini bombalama, Lük-semburg’daki Portekiz büyükelçiliğini basarak pasaport ve resmî mühürleri çalma, Angola’ya silâh götüren gemi kargosunu tahrip gibi çeşitli tedhişçi faaliyete girişti. Bu gizli tedhiş teşkilâtı, amacının ülkedeki faşist diktatörlüğü devirmek, Angola ve Portekiz’in denizaşırı topraklarında yürütülen sömürgeci savaşa ve ülkedeki emperyalist hâkimiyete son vermek olduğunu belirtti; hükümet, olağanüstü durum ilân etti.
Osmanlı – Portekiz ilişkileri
XV. yy.ın ikinci yansında Memlûk sultanlığı, Mısır ve Suriye yoluyle Batı’ya gönderilen hint mallarından alınan vergileri ağırlaştırdı, yeni liman vergileri koydu, Portekiz’in ticaret hayatı bu yüzden büyük bir buhranla karşılaştı. Transit vergilerinin ağırlığı Portekizlileri Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu arama zorunda bıraktı. Portekiz denizcisi Vasco da Gama, arap denizcisi İbni Macid’in kılavuzluğuyle Hindistan’a giden denizyolunu buldu (1497). Portekizliler, Hindistan kıyılarına yerleştiler. Böylece, Memlûk sultanlığı, en önemli gelir kaynağından yoksun kaldı.
Portekizlilerin yeni hindistan donanması kumandanı Afonso Albuquerque, Maskat ve Horfe-kân’a saldırarak Hürmüz’ü aldı ve Fars körfezini kapattı. Portekiz kralı Manuel, Hindistan’daki müslümanlara baskı yapmağa başladı. Ticaret gemilerine güçlükler çıkardı. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Moha, Cidde, Kuseyr limanlarıyle ticarî ilişkileri olan Gucerat ve Kambay gibi hükümetler, Mısır Memlûk sultanından yardım istemek için Kahire’ye elçiler gönderdiler. Memlûk sultanı Kansu Gavri de, Mekke’nin limanı sayılan Benderi Cidde’yi sur ve burçlarla sağlamlaştırdı; müslümanların koruyucusu olarak deniz kumandanı Emîr Hüseyin ve magrıplı Hoca Nureddin emrinde bulunan bir memlûk donanmasını Portekizliler üstüne gönderdi. Gucerat’taki Diu valisi Melik İyaz’ın kürekli gemilerden kurulu donanmasıyle birleşen memlûk donanması, Albuquerque’in oğlu Lorenzo kumandasındaki portekiz donanmasını 1508′de Hindistan’ın Şaul limanında yendi; fakat hemen harekete geçen genel vali Albuquerque, 1509′da Diu limanında yatan memlûklu donanmasına baskın yaptı; Melik lyas savaştan çekildiği için onları yenilgiye uğrattı. Kuvvetli bir portekiz donanması Benderi Aden’i tehdit etmeğe başladı. Süveyş’te güçlü bir donanma kurmanın gereğine inanan Kansu Gavri, osmanlı padişahı Bayezid II’ye başvurarak ondan anadölu leventlerini Memlûk sultanlığının yardımına göndermesini, kereste, demîr, halat gibi gemi yapımı için gerekli malzeme ile top, barut gibi ateşli silâhlar istedi. Bayezid II yardım kafilesini yola çıkardı. Bu kafile Alaiye (Alanya) yöresinde Rodos (Saint – Jean de Hospitalier) şövalyelerinin baskınına uğradı; fakat anadölu leventleri Süveyş’e gitmeyi başardılar. Memlûklu yazarı ibni iyas, Selman Reis kumandasında Süveyş’e giden 1000 denizci türk ve Portekizlilere karşı girişilen hazırlıklar hakkında bilgi verir. Benderi Cidde beyi Emîr Hüseyin ve türk denizcilerinin çabalarıyle 20 gemilik bir donanma kuran Selman Reis, 1515′te Portekizlilere karşı sefere çıktı. Bu seferde yenilen Selman Reis ile Emîr Hüseyin, ertesi yıl 22 gurâb ve iki kalyondan kurulu bir donanma ile Benderi Aden’i kuşattılar, fakat başarı kazanamadılar ve Benderi Cidde’ye döndüler; gemilerinden bir kısmı Süveyş’e gönderildi. Bu sırada Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından alındığını Öğrenen Selman Reis, bu durumdan yararlanarak Benderi Cidde’ye saldıran Lopo Soares de Albergaria kumandasındaki portekiz donanmasını yenilgiye uğrattı. Sonra Kahire’ye giderek, burada bulunan Yavuz’un hizmetine girdi. Yavuz’un ölümünden sonra Benderi Cidde sancakbeyi Hüseyin el -Turkî ile birlikte Yemen’e gitti. Zebid’i ele geçirdikten sonra Kahire’de bulunan Makbul İbrahim Paşanın yanına gitti ve ona Hint seferinin yararlı olacağını bildirerek Hindistan’ın bellibaşlı merkezleriyle portekiz kuvvetlerinin durumunu gösteren bir lâyiha verdi.
Doğu ticaretinin önemiyle Osmanlı devletine sağladığı çıkarları değerlendiren İbrahim Paşa, bu lâyiha üzerine, eski memlûk donanmasının düzenlenmesi görevini Selman Reis’e verdi. Selman Reis denizci Hayreddin Beyle birlikte baharat ticaretinin merkezi olan Yemen’i aldı (1527). Osmanlılar böylece, Portekizlilerin Kızıldeniz’de ticaret merkezleri kurma çabalarını önlediler. 1524 Tarihli Mısır kanunnamesinden anlaşıldığına göre, baharat ticareti Osmanlılar çıkarına gelişiyordu. Ancak Selman Reis’in Hayreddin Bey tarafından öldürülmesi, bu çalışmayı aksattı; yeğeni Bayramoğlu Mustafa, Hayreddin Beyi öldürerek kendisine bağlı türk denizcileriyle birlikte Gucerat hükümetinin (hint kaynaklarına göre Rumî Nasır Han) hizmetine girdi ve Diu kalesinin Portekizlilere karşı savunulmasında başarı sağladı (1531).
• Hint seferi. Gucerat hükümdarı Bahadır Şah, 1535′te Delhi sultanı Hümayun Şah ile yaptığı savaşta yenilerek Diu kalesine sığındı. Hümayun Şaha karşı Goa’daki Portekiz valisiyle anlaştı. Portekizliler de Diu limanına hâkim tepede bir kale yaptırarak limanı denetimleri altına aldılar. Bunun üzerine hatasını anlayan Bahadır Şah, Portekizlileri Diu’dan çıkarmak amacıyle Kanunî Sultan Süleyman’a başvurdu ve bir ihtiyat tedbiri olmak üzere de hazinelerini Mekke’de güven altına aldırdı. Kanunî de Hindistan ile Akdeniz arasındaki güvenliği sağlamak amacıyle, doğu ticaretini ellerinde bulunduran ve Kızıldeniz’de serbestçe dolaşan Portekizlilere karşı harekete karar verdi. Doğu müslümanlarının koruyucusu olarak Mısır valisi Hadım Süleyman Paşaya Süveyş’te cenovalı mühendisler yönetiminde bir donanma yaptırmasını emretti. Bu hazırlık arasında Bahadır Şahın öldürüldüğü öğrenilince Mekke’de bulunan hazinesi İstanbul’a gönderildi. Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa, 13 haziran 1538′de 20 000 kişi ve 74 gemiden meydana gelen bir donanma ile Süveyş’ten yola çıktı. Kameran ve Babülmendeb’i geçerek Benderi Aden ö-nüne geldi; Portekizliler ile işbirliği yapan Âmir bin Davud’u astırdıktan sonra 4 eylül 1538′de Gucerat kıyılarına geldi. Gokalat (Benderi Türk) ve Kat adlarındaki iki kaleyi alarak eylül başlarında Diu kalesini kuşattı. 20 Gün süren kuşatma sırasında, Portekizliler bütün güçleriyle karşı koydular; osmanlı ordusunda kıtlık çıktı. Yeni Gucerat hükümdarı Mahmud III’ün Portekizliler tarafını tutarak Osmanlılara yiyecek sağlamaması, sıkıntının artmasına yol açtı. Asker, gemilerine çekildi. Bunun üzerine Hadım Süleyman Paşa kuşatmayı kaldırarak Yemen’e döndü. Ertesi yıl bir portekiz filosu, Kızıldeniz’e girdi ve Süveyş’e kadar ilerledi; fakat Osmanlıların karşı koyması ü-zerineı geri dönmek zorunda kaldı. Bundan sonra, Hindistan hedef tutularak, Portekizlilere karşı girişilen deniz seferleri, Batı’daki önemli olaylar yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Kitabı Bahriye yazarı ünlü denizci Pirî Reis’in 1552′de bir donanma ile Süveyş’ten hareket ederek önce Benderi Aden’i, sonra da Hürmüz kalesini Portekizlilerden almak üzere giriştiği hazırlık, Basra beylerbeyi Kubad Paşanın olumsuz tutumu yüzünden sonuç vermedi. Pirî Reis, üç gemiyle Süveyş’e kaçmak zorunda kaldı; merkezden gelen emir üzerine Mısır valisi tarafından öldürüldü (1552). Ertesi yıl Pirî Reis’in yerine hint donanması kumandanlığına getirilen Murad Reis de, Hürmüz boğazı yakınlarında Portekizlilerle yaptığı deniz savaşında yenilince Basra’ya çekildi (1553). Hint seferiyle görevlendirilen galatah kâtip Şeydi Ali Reis, 1554′te, 15 kadırgadan kurulu bir donanmayı Süveyş’e getirmek üzere harekete geçti; fakat 9 ağustosta Hcrfekân ve 25 ağustosta Maskat önünde portekiz donanma siyle yaptığı deniz savaşlarında yenildi; savaştan kalan kadırgalarla yoluna devam ederken fırtınaya tutuldu. Gucerat kıyılarına sürüklendi ve Demen limanı önüne geldiği sırada kadırgalarından üç tanesi karaya oturdu; geri kalan 6 kadırgayı Surat limanına götüren Şeydi Ali Reis, tayfalarından isteyenleri Gucerat hükümeti hizmetine girmekte serbest bırakarak, onunla birlikte gelen 50 kişiyle karadan yola çıktı ve dört yıllık bir yolculuktan sonra Türkiye’ye döndü (mayıs 1557). 1559′da Lahsa beylerbeyi Mustafa Paşanın Bahreyn adasına yaptığı bir sefer de, Portekizlilerin işe karışmaları yüzünden, başarısızlığa uğradı.
Osmanlı devleti, asya müslüman devletlerine karşı takip ettiği siyasete uygun olarak Portekizlilere karşı yardım isteyenlerin yanında yer aldı. Kanunî devrinde Osmanlı devletinden yardım isteyen Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’i desteklemek amacıyle İskenderiye kaptanı Kurdoğlu Hızır Bey kumandasında top ve tüfek gibi ateşli silâhlarla dolu 19 kadırgadan kurulu bir osmanlı donaması 1569′da Sumatra’ya gönderildi. Donanma ile giden türk topçu ustaları, Sumatralılara top dökmesini ve Portekizlilere karşı savaşma kurallarını öğrettiler. Bunların bir kısmı yerlilerle evlenerek Sumatra’da kaldı. Bu arada Portekizlilere karşı girişilen seferlerde uğranılan yenilgilerin sebeplerini araştıran Osmanlı devleti, Kızıldeniz’e uygun gemiler yaptırdı ve Akdeniz donamasının bu denize geçirilmesini sağlamak için Süveyş kanalının açılması görüşü üstünde durdu. Kanal için bir plan hazırlandı; fakat bu plan bir musevî tarafından çalınarak ispanya’ya kaçırıldı.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİS,Polislik
Tarih 01 Haziran 2009
POLİS i. (yun. politeia > lat. politia’dan fr. poliçe). Şehirde kamu düzeni, huzur ve güvenliğini sağlayan teşkilât, kolluk: Meseleyi polise aksettirdiğime üzülüyorum (R.H. Karay). || Bu teşkilâtın görevli memuru, kollukçu: Genç bir polis isimlerimizi yazdı (F. R. Atay). Karşısında duran polise de: — Hanımları yerlerine götür… (Ahmed Rasim). || Polis hafiyesi, suç sayılan işi veya bu işi yapan kimseyi araştırıp meydana çıkarmakla görevlendirilmiş kimse, detektif.
— Ask. Askerî polis, ordu mallarını korumak, suçları önlemek, düzen ve asayişi sağlamak, suçluları tutuklamakla görevli askerlere verilen ad. (Askerî polis, daha çok, başta A.B.D. olmak üzere, bazı yabancı ordularda bulunur. Türk Silâhlı kuvvetlerinde bu görevi Askeri inzibat teşkilâtı görür.)
— Denize. Gemi polisi, gemi mürettebatının disiplinini sağlamakla görevli polis âmiri. (Türk Deniz kuvvetlerinde bu görevden gemi ikinci kumandanı sorumludur; subay, assubay ve erlerden bu göreve ayrılanlarla bu işi yürütür.)
— Ed. Polis romanı (veya oyunu), bir suçluyu bulmak veya tespit etmek amacıyle yapılan soruçturmayı konu alan roman, oyun. Bk. ANSiKL.
— İda. huk. Bir ülkenin sükûn, güvenlik, sağlık ve düzenini sağlamak ve korumak amacıyle idare tarafından alman ve yürütülüp gerçekleştirilmesi birtakım müeyyidelerle sağlanan genel ve kişisel tedbirlerin ve bu amaçla yerine getirilen hizmetlerin tümünü ifade eden terim.
(Bk. ANSiKL.) || Genel zabıta memuru. Bk. ANSiKL. || Polis âmiri. Bk. EMNİYET âmiri. \\ Polis komiseri.
Bk. KOMiSER. || Polis nezareti altına alma. Bk. EMNİYET {Emniyeti Umumiye Nezareti).
— Tar. Bk. ANSîKL.
— ANSiKL. Ed. Tarihçiler, geçmişte birçok polis romanı örneği bulurlar: bedevî evsanelerinde ve birçok ülkenin folklorunda, bir suçluyu bulmak için ustaca ve kurnazca yollara baş vurulduğu görülür. Sophokles’in Kral Oidipus’u bir cinayetin soruşturmasıdır. Gerçekte polis romanı, ancak roman, modern batı edebî türü olarak kendini kabul ettirdiği ve toplumun karmaşıklığı en az onun kadar karmaşık bir güvenlik teşkilâtının kurulmasını gerektirdiği zaman ortaya çıktı.
Gerçek «polis romanı» Edgar A. Poe ile başladı, işitilmedik Hikâyelerim (The Tale of Grotesque) birçoğunda bu türün bazı kuralları görülür: The Mystery of Marie Roget (Marie Röget’nin Esrarı); Morg Sokağı Cinayeti (The Murders in the Rue Morgue). Polis romanı önceleri klasik bir soruşturma romanıydı: bir cinayet işlenmiştir, bir polis hafiyesi oıtaya çıkar ve ipuçlarını yorumlayarak, cinayetin nasıl işlendiğini tasarlayarak suçluyu bulur. Edgar A. Poe’dan hemen sonra akla gelen ilk isim Sherlcck Hclmes’in yaratıcısı Conan Doyle’dur. Ayrıca, çeşitli ülkelerden, Van Dine, Ellery Queen, Carter Dickson (John Dickson Carr da denir), Helen Mac Cloy; Agatha Christie ve Gaston Leroux gibi yazarlar sayılabilir. Şunu da belirtelim ki polis romanı hiç bir zaman basit bir soruşturma olarak kalmamış, başka unsurlara da yer vermiştir: meselâ Conan Doyle’un Kızıl Leke’smde (A Stody in Scarlet), kitabın hemen hemen yarısı Holmes ortaya çıkıncaya kadar sadece basit bir macera romanıdır.
Maurice Leblanc (Arşene Lupin’in yaratıcısı), Marcel Allain ile Pierre Souvestıe (Fan-tomas), Edgar Wallace, Leslie Charteris (le Saint), E.S. Gardner adiyle de bilinen A.A. Fair (detektif avukat Perry Mason tipinin yaratıcısı), Jacques Decrest, Boileau ile Narcejac ve Q. Patrick’in eserleri ve sayısız kahramanlara yer veren (Fu-Mançu, Charlie Chan, Misler Moto) bölümlü anglosakson romanları, klasik macera romanlarına daha yakın eserlerdir. Bu eserlerde gene de soruşturmaya yer verilmiştir, fakat asıl büyük yeri macera ve yabancı ülkelerin tasviri tutar; bazen de roman her şeyden önce psikolojiye dayanır. Bu roman türünün macera romanına yakın bir başka çeşidi de casusluk romanıdır (Eric Ambler, Peter Gheyney, Pierre Nord, Jean Bruce, A.L. Dominique). Polis romanının gelişmesi, aynı örnek üstüne kurulmuş entikaların anlatımına büyük bir kuruluk getirdi ve polis romanı yenileşmek için sağduyunun kolay kolay kabul edemeyeceği durumları ele almağa başladı. Mahut «kapalı yer meselesi»ni (sımsıkı kapalı bir odada öldürülen bir adam) çözümleme yolları belirli ve sınırlıdır ve bir yazarın yeni çözüm yolları araştırayım derken saçmalığa düşmesi işten bile değildir. Bu konuda yapılan en verimli yenilik, dehşet ve olağanüstü olayların polis romanına katılmasıdır: bu alanda Maurice Renard’ı, Frederic Brown’u, Richard Matheson’ı, Carter Dickson’ı ve Helen Mac Cloy u sayabiliriz. Leo Malet, Mickey Spilîane, William İrish, Raymon Marshall da (James Hadley Chase de denir) bu kategoriye sokulabilir.
Yavaş yavaş polis romanı iyi yürekli hafiye ve kötü ruhlu cani kalıbından sıyrıldı. Cinayeti ve polis soruşturmasını günlük gerçek çerçevesine alarak olağanüstülükten kurtardı ve soyal tasviri ön plana aldı. Bunun ahlâka aykırı bir yanı olduğunu söylemek doğru değildir: hafiyeler artık birer melek olmasalar bile (o sıralar amerikan romanının genel tutumu olan tarafsız tasvir), yazarın toplum karşısındaki ahlâkçı tutumunu ortaya koyar. Bu türde en güçlü eserleri verenler Dashieli Hammett, Raymond Chardler, R. Burnett, James Cain, Horace Mac Coy, Chester Himes gibi amerikalı yazarlardır.
öte yandan, polis romanı türünün bir başka çeşidi de, hafif ve mizahî polis romanıdır. Ama bu alanda başarılı eserler (P. G. Woodhouse, Carter Brown, Linda Grier-son, bazı eserlerinde Craig Rise, hattâ bazen de Carter Dickson) çok azdır.
Çok satılan polis romanlarının sosyolojik önemi tartışma götürmez. Fakat bu romanların edebî değeri de küçümsenemez: «resmî» tenkit bu tür kitaplarla ilgilenmediği için, yayımlanan bir sürü eser arasında en kalitelilerini bulup çıkarmak okuyucuya düşer. Böylelikle okuyucu Peter Cheyney’in büyük başarı kazanan çok sayıdaki eseri arasında bazı ince, fantastik ve nükteli hikâyelere rastlamak mümkündür.
Polis romanının, gelişmesi sırasında, «edebî» denilen bazı unsurlarla zenginleşmesine karşılık bazı büyük yazarların da polis romanları yazdıklarını unutmamak gerekir. Gerçi bazı amerikalı yazarlar (Vera Caspary, O. Henry, Ben Hecht ya da James Cain v.b.) için bu çok olağan bir şeydir, ama Dostoyevski (Suç ve Ceza), G. K. Chesterton (Father Brown [Brown Baba]), G. Bernanos (Bir Cinayet [Un Crime]), A. Arnoux (Reveries d’un Policier Amateur [Amatör Bir Polisin Hayalleri]), Graham Greene (Brighton Rock [Brighton Kayası]), W. Faulkner (Kutsal Sığmak [Sanctuary]), J.L. Borges (La Muerle y la Brujuala [ölüm ve Pusula]), A. Robbe Grillet’nin de (Les Gömme s) polis romanı yazdıkları söylenebilir. Bu tür edebiyatta gerek polis romanlarından uyarlama, gerek orijinal konulara dayanan tiyatro eserleri de vardır (J. B. Priestley’in Bir Komiser Geldi’si [An tnspecıor Calls]). Birçok polis romanı sinemaya da aktarıldı. Hattâ yazılan orijnal senaryolara dayanan filimler de vardır. Bu konuda, gerilim ustası A.Hitchcock’un filimleriyle H. G. Clouzot’nun bazı filimleri sayılabilir.
— İda. huk. Polis, kökü Yunanca olan bir terimdir. Site devletlerin bütün kamu hizmetlerini ifade ederken zamanla anlamı daralmış ve maddî düzenin sağlanmasına indirgenmiştir. Bu anlamıyle polis, zabıta ile eşanlamdadır. (Bk. idarî zabıta.) Ancak günümüzde zabıtanın özel şekillerinin de ortaya çıkması, iktisadî ve hattâ estetik konularda da zabıta faaliyetlerine girişilmesi karşısında polis kavramının tekrar genişlemeğe başladığı söylenebilir. Bk. EMNİYET.
• Polis terimi Türkiye’de ve genellikle halk arasında, fonksiyonel değil organik bir anlam taşımaktadır, özellikle genel kolluk, yani zabıta görevi yapan kişilere polis denir. Trafik polisi, sivil polis deyimleriyle genel zabıta memurları ifade edilir. Polis Vazife ve Selâhiyetleri Hakkındaki kanuna göre, polis şu durumlarda silâh kullanır: 1. kendini savunmak için; 2. başkasına yapılan ve başka türlü önlenmesi mümkün olmayan tecavüzlerde; 3. yakalanmış olan zanlı veya bir yere şevki polise bırakılmış zanlı yahut mahkûmun kaçması veya polise saldırması halinde; 4. korumağa memur edildiği yer veya kişilere yahut karakola yapılan ve başka türlü önlenemeyen tecavüzlerde; 5. ağır bir suç için arama yapılan yerden çıkıp kaçan ve dur emrine uymayan kimselere karşı; 6. ağır bir suçtan dolayı aranan zanlının yakalanması için başka imkân yoksa; 7. görevi sırasında silâhlı karşı koyma halinde; 8. toplu karşı koyma halinde; 9. devlet faaliyetlerine silâhlı karşı koyma halinde.
— Tar. Bir insan topluluğunun varlığı ve bu topluluk için çıkarılan kanunlar, asayişin muhafazasını ve kanunlara saygı gösterilmesini sağlamakla görevli bir zabıta kuvvetinin meydana getirilmesini zorunlu kılar. Bu, bütün medeniyetlerde böyle olmuştur. Yine bütün medeniyetlerde de, yürütme, yasama ve yargılama gücü başlangıçta aynı yüksek görevlinin kişiliğinde toplanmış ve zabıta, önceleri sadece yargılama gücünün bir alt bölümünü meydana getirmiştir.
Meselâ Firavunlar devrinde Mısır’da da, ülkedeki 42 bölgenin başında hem yönetici, hem de hâkim olarak bulunan 42 nomarkhos’un her birinin yanında, güvenlik görevlisi, sorgu hâkimi ve cellât olarak görev yapan bir çeşit polis şefi vardı. Sınırlarda askerî karakollar jandarma görevi yapardı. Aynı devirde, Çin’de büyük şehirlerde her sokak için ayrı bir güvenlik görevlisi vardı. Bu görevli, bölgesinin sınırları için’ de oturanların listesini çıkarmak, bu kimselere kanunların gereklerini hatırlatmak ve şüpheli kişileri gözetlemekle yükümlüydü, inka imparatorluğunda, on ailelik her topluluk bir mayok’un sürekli gözetimi altında bulundurulur ve bu denetim herkesin işini düzgün bir biçimde yapmasından başlayarak bir evdeki doğum olaylarının sıklık derecesine kadar uzanan geniş bir alanı kapsardı. Bu kimselerin görevlerini iyi yapmaları bazı denetimciler tarafından gözaltında tutulur, ayrıca o denetimciler de, bu uygulama konusundaki düşünceleri, görevlilerin yeterince çaba, gösterip göstermediklerini ve bu konuda verilen hükümleri öğrenmeğe çalışan, gezici ve en beklenmedik zamanlarda ansızın ortaya çıkan gizli görevliler tarafından denetlenirdi.
Eski Yunanlılar, her ay kura ile ve bir aylık süre için görev yapmak üzere, güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını sağlamakla yükümlü bir poliarkhos seçerlerdi. Poliarkhosların yardımcıları da, sürekli olarak o görevde bulunan, gelenek ve göreneklere uyulmasını, kamu güvenliğinin bozulmamasını sağlamak, çarşı ve pazarları denetlemek ve buralarda kullanılan tartıların doğruluğunu araştırmakla görevli nomophylakhos’lardı (kanun koruyucu). Nomophylakhos’ların küçük suçlar işleyenleri falakaya çekmek veya para cezasına çarptırmak için halkan vardı. Ama büyük suç işleyenleri âmirlerine teslim etmek zorundaydılar. Roma’da kral Numa, düzenin sağlanmasını, trafiğin güvenliğini, yangın söndürme işleri ve yolların bakımını aedilislere vermişti. Bu kurum daha sonra Latium’a, oradan da Roma eyalet şehirlerine geçti. Fakat seçimle iş başına getirildikleri için yetkilerini rahatlıkla kullanmaktan çekinen bu memurların yetersizliğine bir çare bulmak için imparator Auguslus bunların sayısını azalttığı gibi yetkilerini de kıstı ve Roma’da ve 35 fersahlık çevresinde bütün emniyet yetkilerine sahip olan bir şehir emniyet müdürlüğü (praefectus Urbis) kurdu. Bu sorumlunun yanına da, başkentin 14 mahallesinin her biri için bir tane olmak üzere 14 yardımcı (curatores Urbis) verdi. Hâkim cübbesi giyen bu curator’lar yardımcılarıyla birlikte kendi bölgelerine göz kulak olur, meyhaneleri denetler, suçluları kovuşturur, dükkânları teftiş eder ve bir felâket sırasında gerekli yardım teşkilâtını düzenlerdi.
Sokak güvenliği, gündüz 424 stationarii (her biri bir bina blokundan sorumlu olan polis memurları) tarafından sağlamdı; geceleri ise yedi kola ayrılan 1 000 vigilia çeşitli saatlerde devriye gezer, yangınları haber verir ve gereğinde, düzeni bozmağa kalkışanları yola getirirdi, imparatorluğun başlıca şehirlerinde kurulan bu teşkilât (Lutetia’da daha 270′te bir emniyet müdürü vardı), bu düzeni uygulamak şöyle dursun anlamaktan bile âciz olan barbarların doluşmasıyle işleyemez hale geldi. Dolayısıyle anarşi alabildiğine arttı, devlet otoritesi dağıldı ve eski usule uyularak idare, yargılama ve yürütme güçleri tekrar bir tek kişide toplandı.
• Osmanlılarda ilk zabıta teşkilâtı yeniçeri teşkilâtıyle birlikte kuruldu (1360). Bu teşkilât, yeniçeri ağasının ermindeydi ve başlıca görevi de hükümet merkezinin güvenliğini ve asayişini sağlamaktı. Teşkilâtın, salma çuhadarı, salma neferleri (sivil memurlar), subaşı, kolbaşı, vezir baştebdili> kullukçu zabiti, kullukçu çavuşu gibi bölümleri ve kademeleri vardı. Bu kuruluş Yeniçeri teşkilâtıyle birlikte ortadan kaldırıldı (1826). Yerine İstanbul’da Asakiri Muntazamai Mansure ve Asakiri Muntazamai Hassa teşkilâtı görevlendirildi (1826).Hizmet, Ihtisap nezaretince yürütülüyor, eyaletlerde de sipahiler aynı görevi yapıyordu. Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde güvenliğin sağlanması işi bir süre Asakiri Redife’ye verildi (1834). İlk defa ayrıntılı bir nizamname hazırlanarak Zaptiye teşkilâtı meydana, getirildi (1845). Ertesi yıl bu kuruluş Zaptiye müşiriyeti seviyesine çıkarıldı (1846). Aynı yıl güvenlik işleri yeniden düzenlendi ve polis teşkilâtı yeni kurulan Zaptiye nezaretine bağlandı. Zaptiye müşiriyeti emrindeki Asakiri Zaptiye kuvvetleri de jandarma görevi yapmak üzere seraskerliğin bir bölümü durumuna getirildi. 1907′de 167 maddelik bir polis nizamnamesi çıkarıldı. 1913′te yürürlüğe konulan ikinci bir nizamnameyle polisin görev, yetki ve teşkilâtında ıslahat yapıldı. 22. VII. 1909′da uygulanmağa başlanan istanbul Vilâyeti ve Emniyeti Umumiye Teşkilâtına Dair kanun ileı Zaptiye nezaretinin görevleri bu yeni umum müdürlüğe verildi. istanbul Emniyeti Umumiye müdürlüğü 1923′e kadar işbaşında kaldı.
Kurtuluş savaşından sonra istanbul’daki bu umum müdürlük kaldırılarak, Ankara’da Emniyet Umum müdürlüğüne bağlı vilâyet polis müdürlükleri kuruldu (24. III. 1923). Teşkilâta ve mesleğe yeni bir düzen verilmesi düşüncesiyle 2049 Sayılı kanun çıkarıldı (30. VI. 1932). Bu kanunla polis, üniformalı ve üniformasız olarak ikiye ayrıldı, üniformalı polis atlı ve piyade bölümlerinde toplandı. Görev ve yetkilerin yeniden düzenlenmesi amacıyle 2559 Sayılı kanun çıkarıldı (4. VI. 1934). Teşkilât 3201 Sayılı ve 1937 tarihli Emniyet Teşkilâtı kanunuyle yeniden düzenlendi ve Emniyet Genel müdürlüğü kuruldu.
Bk. Emniyet Genel Müdürlüğü.
♦ Polislik i. Polisin görevi. || Polis gibi davranan. (LM)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİS,Polislik hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFLİMLİN (Pierre)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFLİMLİN (Pierre), fransız siyaset adamı (Roubaix 1907).
Strasbourg’da avukatlık yaptı (1933), Bas-Rhin milletvekili (1946), tarım bakanı (1948-1951), ticaret bakanı (1951-1952), maliye bakanı (1955-1956 ve 1957-1958) oldu. Gaillard kabinesinin düşmesinden sonra başbakanlığa (14 mayıs 1958) getirildi, fakat Cezayir Güvenlik komitesinin ve emniyet komitelerinin protestolarıyle karşılaştı.
Yürütme organını güçlendirmek amacıyle anayasada değişiklik yapılması için bir tasarı hazırladı, ama general de Gaulle ile uzlaşmak gerektiğini anlayarak, Saint-Cloud’da onunla görüştü (26 mayıs), sonra istifa etti (28 mayıs) ve devlet bakanı olarak de Gaulle hükümetinde görev aldı (1 haziran 1958-8 ocak 1959). Avrupa konseyinde Fransa temsilcisi ve Strasbourg belediye başkanı (1959) oldu, 1956-1959 arasında Cumhuriyetçi halk hareketini yönetti. 15 Nisan-16 mayıs 1962 arasında Pompidou hükümetinde çalıştı. 1962′de yeniden Bas-Rhin milletvekilliğine seçildi. 1967 Seçimlerine katılmadı. 1963 Mayısından. 1966 mayısına kadar Avrupa Konseyi Danışma meclisine başkanlık etti. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFLİMLİN (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERSONALES
Tarih 21 Mayıs 2009
PERSONALES veya PERSONATAE çoğl.
i. Bot. Bk. MASKELİLER. PERSONEL i. (fr. personnel). Bir hizmet veya kuruluşun görevlileri; bir işyerinde çalışanların tümü.
Devlet ve diğer kamu kuruluşlarında çalışan ve faaliyete çeşitli derecelerde katılan gerçek kişiler. Bk. ANSÎKL. Huk. ve İşletmec. bölümü.
— Ask. Personel hizmetleri, askerî birliklerde çeşitli konulardaki çalışmalarla ilgili hizmetler. Bk. ANSÎKL.
— Huk. Personel dairesi. Bk. Devlet PERSONEL DAiRESî.
Personel kanunu, görevlerinin özelliği olan bazı memurlar (hâkimler, silâhlı kuvvet mensupları gibi) dışında kalan bütün devlet memurlarının hukukî statüsünü düzenleyen kanuna verilen genel ad; resmî adiyle Devlet Memurları kanunu (sayı 657).
Personel reformu, personel rejiminin genel idarî reform açısından yeniden ele alınmasını, böylece kamu hizmetlerinin daha rasyonel ve etkili kılınmasını sağlayacak insan unsurunun, yeterli nitelik ve yaşama seviyesine kavuşturulmasını amaç edinen düzenleme çalışmaları.
Personel rejimi, başta devlet memurları olmak üzere, çeşitli kamu personelinin hukukî statülerini, malî, iktisadî ve sosyal haklarını, yükümlülüklerini ve diğer özlük işlerini düzenleyen hükümler. (Türkiye’de, üniversite öğretim üye ve yardımcıları, hâkimler ve askerler gibi, görevleri gereği ayrı bir personel rejimine bağlı memurlar da vardır. Bunların dışında, genel olarak personel rejimini, Devlet Memurları kanunu düzenler.)
— ANSÎKL. Ask. Personel hizmetleri, genellikle, personel muhasebesini yapmak, tayin ve nakil işleri, eğitim, kurs, personel kayıtlarının tutulması, personel raporlarının denetimi, birleştirilmesi ve ilgili makamlara ulaştırılması gibi görevlerdir. Personel hizmetlerinde ayrı bir önemi olan özlük işleri de emeklilik, istifa, ihraç, tart, tekrar askere alma, uzatma, ölüm, nişan ve taltifler, nakil, izin, kimlik kartları, güvenlik belgeleri v.b. işlemlerin düzenle yürütülmesidir. Bunlar dışında personel hizmetlerine, «özel hizmetler» olarak nitelendirilen şu hizmetler de katılır: askerî birlikler için yeterli eğlence, moral ve refah hizmetlerinin sağlanması, spor ve eğlenceyle ilgili programların hazırlanması; çeşitli eğlence çalışmalarının denetlenmesi, özel ihtiyaç maddelerinin sağlanması ve dağıtımının denetlenmesi; ordu dinlenme kampları ve bölgelerinin kurulması. Bunlardan başka, mahkeme hükümlerinin uygulanması, askerî personelin sivillerle ilişkilerini düzenlemek; savaş esirlerinin toplanması, korunması ve bunlardan faydalanma; disiplin ve tahliye işleri de personel hizmetlerinden sayılır.
—» Huk. Personel, genel olarak her kuruluş ve hizmette çalışanları kapsayan bir terimdir. Ancak, personel kanunu, personel rejimi, personel reformu gibi ifadelerde görüldüğü üzere bu terim yaygın olarak kamu personeli anlamıyle kullanılır, özel şeklinde çalışan kimselere.daha çok’işçi* ve müstahdem* denilmektedir. Bu anlamıyle personel, «çeşitli devlet faaliyetlerinin ve kamu hizmetlerinin gerektirdiği gerçek kişilerin tümü» demektir. Devlet ve öteki kamu kuruluşları aslında birer tüzel kişilik^ olduğundan, kararların alınması ve uygulanması gerçek kişiler eliyle yürütülür. Bu gerçek kişilerin tümüne personel adı verilmekle birlikte, hepsi aynı hukukî statü içinde değildir. Genel olarak kamu personeli dörde ayrılır: 1. kamu hizmetleri ve bu hizmetlerin kadrolarıyle kaynaşmış, aslî ve sürekli nitelikteki memurlar (bk. memur); 2. kanunların açık hükümlerine dayanılarak idarenin tek taraflı işlemleriyle ve gerekiyorsa zor kullanarak hizmete aldığı mükellefler (bk. mükellef); 3. kamu hizmetlerinin görülmesini sağlamak için, devamlı hizmet kadrolarına girmeden geçici ve arızî olarak, idare hesabına kişisel faaliyette bulunan ve yardımcı denilen kişiler; 4. özellikle il özel idareleri ve belediyelerde, seçim sonucu görev alan üyeler; bu genel ayrım, Devlet Memurları kanununa bağlı kurumlar bakı? mından değişmekte ve memur, sözleşmeli personel ve yevmiyeli personel şeklinde yeni bir kamu personeli ayrımı yapılmaktadır.
— İşletmec. İşletmede personel, işletmenin verimliliği, üretkenliği ve hizmetlerin gecikmeden yapılması bakımlarındna en önemli unsurdur. Bunun için, işletmenin genel amacma uygun personel seçimi, bu personelin âdil, ahenkli ve verimli bir şekilde çalıştırılması işletmecilik bakımından büyük önem taşır.
İşletmeler için personel seçimi genellikle personel servisince yapılır. İlke, işe en uygun kişiyi bulmaktır. Meslekî nitelik isteyen işlere, bu niteliği taşıyanlar seçilir. Belirli meslekî bilgiyi gerektirmeyen işler için seçim, iş arayanlar açısından bazı meseleler ortaya çıkarır; kişinin, kendisine uygun gelecek ve benimseyeceği meslek veya işte çalışmasını sağlamak yolları aranır. Buna «meslekî yöneltim» denir; bu yöneltim psikoteknik veya sanayi psikolojisi aracılığıyle gerçekleştirilir. Elle çalışma söz konusu ise, kişiyi işe alıştırmak veya kabiliyetlerini anlamak için, psikoteknik laboratuvarlarında uygulanan testlere baş vurulur. Diğer ülkelerde geniş uygulama alanı olan psikoteknik, Türkiye’de İ.E.T.T., T.C.D.D. işletmelerinde kullanılmaktadır. İşletmeler, bünyeleri için gerekli işleri, iş değerlendirmesi yaparak tespit ederler. İş değerlendirmesi görevlerin sınıflandırılmasıyle başlar. Her işin, bir diğer işe göre nispî değeri tespit edilir. Bu işlem yapılırken nicel, nicel olmayan ve her ikisini birleştiren metotlar kullanılır. Nicel olmayan metotların başında hiyerarşik sınıflandırma ve sıralama (Tranking sistem) metodu gelir. Bu metotta işler, önem sırasına göre sınıflandırılır. Görevler veya işler önceden yapılmış olan çözümlerden çıkan bilgilerin ışığı altında karşılaştırmaya tabi tutulur ve basit olarak tanımlanır. Uygulamada sıra sınıflandırılması işlerin ikili olarak karşılaştırılması gibi metotlar kullanılır. Bu değerlendirme basittir, ama belirli sonuç vermez ve daha çok öteki usullerle bulunan sonuçların kontroluna yarar. Nicel olmayan diğer bir metot, kategorilere göre sınıflandırmadır. Çeşitli görevleri içine alan belirli sayıda kategoriyi tanımlayan bu metot, sıralama metodu ilkelerini benimser.
Nicel olan ve etkenlere dayanan metotlar da iki türlüdür: etken karşılaştırma metodu (factor comparaison system) ve puan sistemi (points system). Puan sisteminde, işin gerektirdiği etkenler, ustalık (öğretim, tecrübe ve yaratıcılık), çaba (bedenî, zihnî), sorumluluk diye sıralanır. Bunlar önemlerine göre derecelendirilir. Her derecenin bir puanı olur ve her iş için gerekli yüzde puan cranı belirtilir. Puan sisteminin eksikliğini gidermek amacıyle, Eugene J. Benge’in geliştirdiği, etken karşılaştırma metodu uygulanır. Puan sisteminden farklı olarak burada anahtar işleri seçilir ve puan birimi yerine para birimi kullanılır. Her iki metodu içine alan metot ise temel istidat metodudur; göz önüne alınan işi düzenli ve doğru yapmak için gerekli istidat, yetenek ve temel bilgilerin değerlendirilmesi esasına dayanır. İşletme böyle bir değerlendirmeden soma çalıştırdığı personele vereceği ücretleri tayin eder. Görevi yapabilecek yetenekteki adaylar mülakat ve test ertesi işe alınır. Rahat bir atmosfer içinde yapılan mülakat, adaya işi tanıtma ve işletmeye de adayı tanıma fırsatını verir. Test de, gerek psikolojik, gerek psikoteknik usullerle yapılır ve personel olarak istihdam edilecekleri tanımağa ve onun özelliklerini ortaya çıkarmağa yarar. Kişi işe alındıktan sonra da, onun işletme amaçlarına uygun olaıak çalışması, etkin ve verimli olması için gerekli tedbirlerin alınması yöneticiye düşer. (M)
Personel dairesi (başbakanlık devlet), devlet kurumlarının personel rejimlerini ülkenin malî, iktisadî ve sosyal gereklerine göre düzenlemek, bu düzeni hukukî esaslar içinde yürütmek üzere kurulmuş, Başbakanlığa bağlı devlet dairesi (kuruluşu 1960). Görevleri: genel personel kayıtlarını tutmak; personel rejimiyle ilgili kanun, tüzük, yönetmelik tasarılarını hazırlamak; memur ve hizmetlilerin yükümlülüklerini tespit etmek, bunları gruplandırmak suretiyle aynı mahiyetteki işler için ücret eşitliği sağlamak; kadro unvanlarını standart duruma getirmek, memur ve hizmetli kadrolarının hizmet gereklerine uygun seviyede olmasını sağlamak; kurumlara personel alınması, bu personelin terfii konularında ehliyet şartlarını tespit etmek; maaş ve ücretlerde iktisadî ve sosyal şartların gerektirdiği düzenlemeleri hazırlamak, dış seyahat ve görevlerde uygulanacak ödemeleri tayin etmek; personelin yetiştirilmesi ve daha yüksek kadrolara hazırlanması için gerekli usul ve araçları tespit etmek; inzibatî ceza sisteminin dengeli ve eşitlik prensibi içinde işlemesini ve uygulanmasını takip etmee*. Teşkilâtın başkanı, Maliye, Millî Savunma, Millî Eğitim bakanlıklarıyle Yüksek , Denetleme kurulundan seçilmiş beş kişilik Devlet Personel heyeti’nin de başkanıdır. Esas birimler: teknik ve idarî kısımların âmiri olan genel sekreter; hizmetleri ve personeli sınıflandıran, personel ve kadro unvanlarını standartlaştırma işleriyle meşgul olan sınıflandırma şubesi; kadro isteklerini inceleyen, kadroların rasycnelleştirilmesini takip eden ve dairenin bütçe işlerine bakan Kadrolar ve Personel Sınıfları şubesi; personelin hizmet şartlanyie ilgili kanun, tüzük, yönetmelik, kararname çalışmalarını yapan Hukukî Statüler şubesi; hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim faaliyetini düzenleyen Eğitim şubesi; sosyal haklarla ilgili konuları inceleyen ve statüleri tespit eden Sosyal Haklar şubesi; çeşitli kurumlara alınacak personelin sınav şartlarını koyan ve dairece yapılması gerekli sınavları yapan Personel Tedariki İmtihanlar şubesi. Yardımcı birim idarî şubedir. (M)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSONALES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Malakka
Tarih 08 Mayıs 2009
Malakka’nın konumu
Malakka, (Malayca: Melaka) Malezya’da bir eyalettir. Malezya’nın güneyinde yer alır. Başkenti de Malakka şehridir. Kuzeyinde Negeri Sembilan, doğusunda ise Johor bölgeleri vardır.
Malezya’nın 3. en küçük eyaletidir. 1,650 km² alana sahip olan eyaletin, 2005 yılı tahmini nüfusu 713,000′dür.
Kardeş şehir: Kuala Lumpur Malezya 15 Nisan 1989
Malakka Boğazı
Malezya yarımadasını Endonezya Sumatra adasından ayıran Malakka boğazının haritası.
Malakka Boğazı, Malezya Yarımadası (Batı Malezya) ve Endonezya’ya bağlı Sumatra adası arasında 805 km uzunluğunda dar bir boğazdır.
Ekonomik önemi
Ekonomik ve stratejik açıdan bakıldığında Malakka Boğazı dünyanın en önemli deniz yollarından biri olup, Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı’nın bir eşdeğeridir.
Boğaz Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında ana denizyolu pasajını oluşturmakla, aynı anda dünyanın en kalabalık 3 ülkesi olan Hindistan, Endonezya ve Çin’i deniz yoluyla bağlılığını sağlamaktadır. Bununla kalmayıp yörenin en gelişmiş Ticaret Devlerini; Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ı uluslararası ticarete bağlar.
Malaccamax tankerlerin Orta Doğu Petrol yataklarından Çin’e giden deniz yolu.
Her sene yaklaşık 50.000 gemi bu boğazı kullanarak, 1/5 ile 1/4´lik oranla dünya deniz ticaretine katkı sağlar.[kaynak belirtilmeli] 2003 senesinde dünyada gemi ile nakliyat edilen bütün petrolun 1/4´i bu boğazdan geçmiştir.
Nakliyat 1995´de yaklaşık 7,8 milyon varil (7,8 MMbbl)[1], 2002´de 10,3 milyon varil (10,3 MMbbl)[2] ve 2002 sonrası 11 milyon varil (11 MMbbl) veya 1,700,000 m³´tür ve Çin ekonomisinin büyümesiyle bu oranın dahada büyümesi beklenmektedir.
Singapur yakınlarında bulunan Phillips Kanalı´nda boğaz sadece 2.8 km veya 1.5 deniz mili genişliğindedir ve dünyada önem taşıyan en dar geçitlerden birisidir.[3].
Boğazı geçebilecek gemilerin azami ebatları uluslararası tanımlanan standartlara göre Malaccamax sınıfına kısıtlıdır.
Denizcilikte yöresel tehlike
Maalesef bu ekonomikle son derece önemli yörenin birde perde arkası vardır. Özellikle bu bölgede her türlü ticari gemilere karşı düzenlenen Korsancılık´tır. Ufak ticari gemilerden, seyahat gemileri ve en büyük Petrol tankerlerine kadar hepsi bu tehlike ile gün ve gün karşıkarşıya kalırlar.
Boğazda Korsancılık oranı geçen senelerde artmaya devam etmiştir. 1994 senesinde 25 saldırı var iken, bu rakam 2000´de 220 olmuş ve 2003 senesinde 150´yi bulmuştur. Bu oran dünya genelinde var olan deniz korsancılığının 1/3´ini teşkil eder.[kaynak belirtilmeli]
2004 senesinin ilk yarısında gene artan rakamlardan dolayı Malezya, Endonezya ve Singapur Devlet Deniz Kuvverleri ve Sahil Güvenlik Kurumları bölgede deniz güvenliğini artırmak için, daha çok patrolye yapmaya başlamışlardır.
Bazı güvenlik uzmanlarına göre bir grup teröristin, boğazın fazla derin olmayan bölgelerinde büyük bir gemi batırıp, böylece boğazda trafik sıkışıklığına ve dünya ticaretine zarar uğratma imkânının olduğunu savunurken, diğerleri böyle büyük çapta bir saldırının olasılığını rededer.
Boğazda halen 34 adet batık gemi vardır ve bazıları 1880´lerden kalmadır. Bu batıklardan meydana gelen kaza tehlikesi halen mevcuttur.
Trafiği engelleyen yangın dumanları.
Boğazın diğer bir başka tehlikesi ise, Sumatra adasında tarım ve başka nedenler için kundaklanan orman yangınlarıdır. Bu yangınlardan oluşan duman, boğaz trafiğini olumsuz şekilde etkiler. Gemilerden görünüm sadece 200 metreye kadar düşebilir ve zaten oldukça dar ve yoğun olan trafiğe başka bir sorun daha yapar.
Boğazı rahatlatmak için öneriler
Tayland boğazın önemini azaltmak için birden fazla proje geliştirmiştir. Bunlardan bir tanesi, kendi topraklarında bulunan Isthmus of Kra ile bilinen bölgede bir kanal kazıp, böylelikle Afrika, Orta Doğu ve Pasifik arasındaki deniz ticaret yollarını 960 km veya 600 deniz mili daha kısaltmaktır. Lâkin böyle bir adım Tayland´ı fiziksel olarak ikiye böler. Buda zaten ülkede varolan ve Pattani bölgesinde çoğunluğu oluşturan müslüman kesimin bağımsızlık çabalarına anahtar rol olacağından gerçekleştirilmemiştir. 2004´de The Washington Times ´a sızdırılan bir rapora göre Çin Hükümeti bu inşaanın maali bedelini tamamen karşılayacağını bildirmiştir. Tayland Hükümeti şu an bu kanal projesini farklı nedenlerden dolayı rafa kaldırmıştır.
Ikinci bir alternatif ise, aynı bölgeye kanal yerine bir petrol hattı inşaa etme planıdır. Böylelikle boğazı kullanmadan, bölgenin batısından (Hint Okyanusunundan) doğusuna Çin, Güney Kore ve Tayvan´a petrol nakliyatında $0.50/barrel veya $3/m³ nakliyat bedelinin azalacağını öne sürer.
Bölgenin tarihi deniz yolu ticareti
Yüzyıllardır farklı uygarlıklar; Mısır, Roma, Arab uygarlıkları, Afrika, Osmanlı, Iran-Fars ve Hindistan bu yolları tercih etmiş ve Kedah´ya ulaşmayı aramışlardır. Buradan farklı istikametlere ayrılmışlardır. Kedah Malay Yarımadasının en batısı olup bir nevi bu bölgeye genel liman görevi yapmıştır.
Kaynak:
Malakka
Vikipedi, özgür ansiklopedi
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Malakka hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Halikarnassos
Tarih 08 Mayıs 2009
Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.
Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.
M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.
Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.
Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.
Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.
Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.
Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.
Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.
1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.
Edebi Hayatı
1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.
Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.
Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.
Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAY GONİ (Antonio)
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAUD (Alphonse)
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü.
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAS, PENATES
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m)
PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri.
— ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENARROYA-PUEBLONUEVO
Tarih 08 Mayıs 2009
PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENANG
Tarih 08 Mayıs 2009
PENANG, esk. Prince of Wales, Malezya’da (Petıang eyaleti) ads, Malakka boğazında; Malezya yarımadasından ve Penang eyaletinin karadaki kısmından Penang boğazı ile ayrılır; 227 km2; 262 700 nüf. Yükseltisi 900 m’yi bulan ve kauçuk ağacı çiftlikleri kurulmuş ormanlarla kaplı olan yüksek tepeler, adanın en canlı kısmı olan kıyı ovalarına hâkimdir; pirinç ve hindistancevizi tarımı, balıkçılık. Karabiber, karanfil ve hindistancevizi başlıca ticaret ürünleridir. Başlıca şehri, George Town. (L)
PENANG, Malezya’da eyalet, Malakka boğazı kıyısında; iki kısımdan meydana gelir. Penang adası ve ona bağlı küçük adalar; kuzeyde, doğuda ve güneyde Kedah eyaletiyle sınırlı olan kara parçası; 1036 km2; 642 200 nüf. Merkezi, George Town. Tepelerdeki büyük tarım işletmelerinde kauçuk üretimi, kıyı ovalarında pirinç ve hindistancevizi yetiştiriciliği başlıca tarım faaliyetidir. Sanayi Butterworth’da ve özellikle George Town’da toplanmıştır.
— Tar. 1786′da Kedah sultanının izniyle İngilizler tarafından işgal edilen Penang, 1800′de bir ingiliz himaye bölgesi haline getirildi; 1826′da Straits Settiements’e girdi. Straits Settlements’ın dağılmasından (1946) sonra Penang Malezya federasyonuna katıldı (1948). [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENANG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELSENEER (Paul)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOUSE, PELOUZE
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOUSE (Leon Germain), fransız ressamı (Pierrelaye, Seine-et-Oise 1838-ay.y. 1891). lle-de-France ve Normandiya manzaralarını canlandıran tablolarıyle tanınır {Orman içi, Louvre). [L]
PELOUZE (Theophile Jules), fransız kimyacısı ve fizikçisi (Valognes 1807-Paris 1867). 1836′da Almanya’ya gitti. Orada Liebig ile çalıştı. Daha sonra College de France’ta Thenard’m yerini aldı. Petrollerin bileşimini inceledi. Bütün organik asitlerin sentezini sağlayan genel bir tepkimeye dayanarak hidrosiyanik asitten formik asit elde etti. 1834′te nitrilleri buldu ve 1836′da gliserinin bir alkol olduğunu ispatladı. 1839′da, Geliş ile birlikte bütirik asit mayalanmasını keşfetti. Fremy ile birlikte Traite de Chimie Analytique (Analitik Kimya İncelemesi) [1847-1850] adlı bir eser yayımladı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOUSE, PELOUZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOR i. İskorpitgillerden kemikli balık; Hint okyanusunda bulunur. (L)
PELORİ i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorie). Bot. Normal yapısı birbakışımlı olan bir çiçek tacının aktinomorf olması. (Yüksükotu, nevruzotu gibi bitkilerde peloriye rastlanır.) [L]
PELORİA çoğl. i. (yun. k.). Esk. Yun. Zeus Pelorios (dev Zeus) onuruna yapılan Tesalya şenlikleri. (Şölen sırasında efendilerle köleler arasında fark gözetilmezdi.) [L]
PELORİTANİ, italya’da kütle. Sicilya’da, adanın kuzeybatısında, Akdeniz kıyısındaki Calava burnu ile Taormina yakınındaki Sant’Andrea burnu arasında. Billûrlu kayalardan meydana gelen ve kenar kısımları ikinci zaman kalkerleriyle örtülü olan kütle çok vahşî görünüşlüdür; geniş ve düz vadiler üzerinde yüzey şekilleri ansızın yükselir; yamaçlar hemen tamamıyle çıplaktır. (L)
PELORİZM i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorisme). Çiçekleri birbakışımlı olan bazı bitkilerde aktinomorf çiçeklerin belirmesi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOPS
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOPS. Yun. mit. Peloponnesos’a adını veren kahraman, Frigya kralı Tantalos’un oğlu. Babası onu parçalara bölerek bir ziyafette tanrılara sundu. Zeus Pelops’u diriltti ve Demeter’in yediği omuzunun yerine fudisinden bir omuz verdi; Pelbps Elis’ten Pisa’ya gitti. Burada, kral Oinomaos, kızı Hippodamea ile evlenmek isteyenleri araba yarışına çağırıyor ve yenerek öldürüyordu. Pelops, Poseidondan aldığı bir kanatlı at veya Oinomaos’un arabacısının yardımıyle yarışı kazandı, Hippodameia’nm babasını öldürerek onunla evlendi ve kral oldu. Manisa (Sipylos) dağının bir çukurunda Pelops’un tahtı, Elis Olympia’sındaki Altis adlı kutsal koruda da mezarının bulunduğu söyleniyordu. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİOT (Paul)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİOT (Paul), fransız sinoloğu (Paris 1878-ay.y. 1945). Hanoi’de, Uzakdoğu Fransız okulunda cince profesörlüğü yaptı (1901), Orta Asya’da arkeolojik keşiflerle görevlendirildi (1906-1909); VI. ve XI. yy.-dan kalma cince, tibetçe, türkçe, sogdca ve ibranice metinler buldu. College de France’ta profesör (1911) ve Societe Asiatique başkanı (1936) oldu. Başlıca eserleri: Les Grottes de Tuenhuang (Tuenhuang Mağaraları) [1920-1924], Jades Archaiques de la Chine (Çin’de Eski Yeşim Taşları) [1925], La Mission Pelliot en Asie Centrale (Orta Asya’da Pelliot Misyonu) [1924], Les Mongols et la Papaute (Moğollar ve Papalık) [1922-1923]. (L)
Soğdca:
Soğdca Orta Asya’da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil.
9′ncu yüzyıla kadar ipek yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuştur. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişlerdir.
Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistanın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil vardır. Afganistan ve Tacikistan’ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşamaktadır. Ancak 10.yy.’dan itibaren Anadolu’ya Türk ve Moğollar’ın önünden gelerek yerleşen Soğd kabilelerinden bazıları dillerini kısmen sürdürmektedirler. Kars, Ankara(Haymana), Adapazarı(Akyazı) Soğdca’nın yaşadığı bilinen son varislerinin yerleşim yerleridir.
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİOT (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİ dağı veya PİLLİ dağı, Van gölü gündeyinde Güneydoğu Toroslar’ın yüksek bir doruğu; yüksl. 3 060 m. (M)
PELLİONELLA i. Kurtçuk iken kürkleri ve postları kemiren güve. (ilmî adı Vinea pel-lionella. Güvegillerden.) [L]
PELLİONİA i. Guzelyapraklı sürüngen ot. (Isırgangillerden.)
— ANSiKL. Pellionia’mn çiçekleri iki evcikli, yaprakları kısa bir sapın ucunda çifttir. Asya’nın tropikal bölgelerinde yirmi beş kadar türü yetişir. Çinhindi’nde yetişen iki türü limonluklarda sarmaşık gibi yetiştirilir. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİCO (Silvio)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİCO (Silvio), italyan yazarı (Saluzzo 1789-Torino 1854). Oldukça sıkı bir din eğitimi gördü, fakat Lyon’da kaldığı sırada akılcı ve liberal fikirlere yöneldi. Milano’ya dönünce Monti ve Foscolo ile ilişki kurdu. Birkaç başarısız trajedi yazdı. Yurtseverlik duygularını işleyen Francesca da Rimini (1815) adlı eseriyle ün kazandı.
Zengin bir ailenin yanında eğitmen oldu. Madam de Stael, Schlegel, Thorvaldsen ve Francesca da Rimini’yi İngilizceye çeviren Byron ile tanıştı. Milano’da çıkan İl Conciliatore gazetesinde romantizm üstüne birkaç makale yazdı. Carbonaro olabilmek için hangi şartları yerine getirmek gerektiğini soran bir mektubu postaya vermek ihtiyatsızlığında bulundu. Bu yüzden tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı (1820). 1822′de cezası on beş yıl ağır hapse çevrildi. Bu cezayı Spielberg’teki Brno hapishanesinde çekti. 1830′da aftan yararlandı, Torino’ya yerleşti. Le Mie PrigionVyi (Hapisteki Hayatım) [1832] yayımladı. Hapiste çektiği acıları dile getiren eserde, gençliğindeki hıristiyan inançlarına döndüğünü açıklar. O zamandan sonra liberal hareketler ve yurtseverlik hareketlerine karışmadı. Hayatının son yıllarında, Torino’da marki Barolo’nun yanında kütüphane memuru olarak çalıştı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCO (Silvio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİCAN, PELLİCİER
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİCAN. Bk. KURSCNER (Conrad). PELLİCER (Carlos), meksikalı şair (Mexico 1899). özellikle Villa Hermosa’da Venta parkını kurarak önemli müze faaliyetlerinde bulundu. Gerçeküstücülüğün etkisiyle tropikal dünyaya, kolomböncesi efsanelere yöneldi (Colores en el Mar y Otros Poemas [Denizin üstündeki Renkler ve Başka Hikâyeler], 1921; Practica de Vuelo [Uçmağa Çalışmak], 1956; Con Palabras y Fuego [Kelimeler ve Ateşler], 1963). [L]
PELLİCİER veya PELLİSSİER (Guillau-me), fransız rahip ve diplomatı (Manguio 1490′a doğr. Montferrand, Montpellier 1568). Maguelonne piskoposu (1529) idi. François I tarafından önemli görüşmeleri yürütmekle görevlendirildi: Cambrai antlaşması (1529), geleceğin Henri H’sinin Catherine de M6dicis ile evlendirilmesi (1533). Venedik’te elçilik yaptı (1540-1542). Sonra piskoposluğuna döndü. Geniş kültürü, liberalizmi, dünya hayatına bağlılığı, Rabelais’yi koruması, Protestanlara karşı hoşgörülü davranmasıyla örnek bir hümanist din adamıydı
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCAN, PELLİCİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİA, PELLİBRANCHİATA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİA i. Ağaçların üzerinde çok görülen yapraklı ciğeryosunu. (L)
PELLİBRANCHİATA çoğl. i. Arttansolun gaçlı yumuşakçalar grubu; elysia’lar gibi sahici solungacı ve sırt kabarcığı bulunmayan, solunumunu bütün vücut yüzeyini saran kirpiklerle yapan yumuşakçaları kapsar. (Bu küçük grup böylece hem tectibranchiata, hem de nudibranchiata grubundan ayrılır.) [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİA, PELLİBRANCHİATA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEW (Edward)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEW (Edward), birinci Exmoueth kontu, ingiliz amirali (Dover 1757-Teign-mouth, Devonshire 1833). önce Amerika savaşında, sonra Devrim ve İmparatorluk Fransa’sı ile yapılan savaşlarda yararlık gösterdi. 1816′da Cezayir’e yapılan bir seferi başarıyle yönetti. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEW (Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLETİER
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLETİER (Bertrand), fransız kimyacı ve eczacısı (Bayonne 1761 – Paris 1797). 1795′-te £cole Polytechnique’te profesör oldu. Fosfor, metal fosfürleri, sabun yapımı v.b. konularda araştırmalar yaptı. (L)
PELLETİER (Pierre Joseph), fransız eczacısı (Paris 1788 – Clichy-la-Garenne, Seine 1842). Bertrand Pelletier’nin oğlu. Paris Yüksek Eczacılık okulunda tabiat tarihi profesörü (1825). önce reçineleri inceledi, 1817′de ipeka kökünden daha sonra «emetin» adiyle tanınan kusturucu maddeyi elde etti. Kolesterol üstündeki çalışmaları, Caventon ile verimli bir işbirîiğin başlangıcı oldu. Onunla birlikte striknin’i (1818), brusin’i (1819), veratrin’i, sevadik asiti ve kinin’i (1820) keşfetti. «Modern tedavinin en büyük keşfi» diye adlandırılan bü son keşfin ardından kinin sülfat’ın yapım usulünü buldu. 1832′de, J. Pelletier afyondan narsein ve tebain elde etti. (L)
PELLETİER (Wilfred), kanadalı orkestra yöneticisi (Montreal 1896). 1914′te Quebec eyaleti Avrupa ödülünü kazanarak Paris’e gitti. Burada İsidore Philipp, Marcel Ro-usseau, Charles Marie Widor ve Camille Bellaigue’den müzik dersi aldı. 1917′de Ne w York Metropolitan operasında yardımcı orkestra yöneticisi, 1932′de de yönetici oldu. özellikle fransız ve italyan eserleri üstünde uzmanlaştı. Ayrıca Metropolitan operasının Montreal, Chicago ve San Fran-cisco’da verdiği açıkhava konserlerini yönetti. (M)
PELLETİER – VOLMeRANGES (Benoit), fransız oyun yazarı (Orleans 1756-Paris 1824). önce aktörlük yaptı, sonra oyunlar yazdı: Le Devoir et la Nature (ödev ve Tabiat) [1797, dram]; Le Mariage du Capucin (Kapüsen’in Evlenmesi) [1798, komedi]; Clemence et JValdemar (1801, dram); Les Freres â l’Epreuve (Kardeşler Sınavda) [1806, komedi]; La Comtesse de Narbonne ou le Fils Vengeur (Narbonne Kontesi veya öç Alan Oğul) [1816, melodram]. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLETAN
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L)
PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLERİN,
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLERİN (Jean), fransız şairi (Pontc-harra, İşere 1895 – Le Châtetard 1921). Lirizmle alayı ustaca kaynaştıran şiirlerinin çoğu ölümünden sonra, Le Bouquet tnutile (Gereksiz Demet) [1933] adiyle yayımlandı. Fantezisi okulun başlıca temsilcilerindendir.
PELLERİN (Jean – Victor), fransız yazarı (Paris 1889). Yazdığı birçok tiyatro eseri Gaston Baty tarafından sahneye kondu: T ete de Rechange (Yedek Kafa) [1926]; Cris des Coeurs (Gönül Çığlıkları) [1928]; Terrain Vague (Boş Arsa) [1931]. Ayrıca şiir kitapları yayımladı: Ailleurs (Başka Bir Yerde) [1959]; Miel et Fiel (Bal ve Zehir) [1962]; Pour et Contre (Lehte ve Aleyhte) [1967]. (L)
PELLERİN (Joseph), fransız nümismatı (Marly-le-Roi 1684 – Paris 1782). Sikkeler üstünde incelemeler yaptı ve 32 500 ender parça topladı. Koleksiyonunu Louis XVI’-ya sattı. Recueil des Medailles des Rois, Peuples et V ille s (Kral, Halk ve Şehir Madalyaları Koleksiyonu) [1762-1778] adiı bir eser yazdı. (l)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLERİN, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNO
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNO (MONTE), italya’da doruk, Sicilya’da, kuzeyde Palermo ovasına ve Palermc şehrine hâkimdir; yükseklik 606 m. (L)
PELLEGRİNO de’ Pellegrini. Bk. TİBALDl (Pellegrino ve Domenico).
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNİ
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNİ (Domenico), italyan müzik-çisi (XVII. yy.). Gitar virtüözüydü; bu çalgı için bir müzik kitabı yayımladı (1650); ses ve çalgı için parçalar besteledi. (M)
PELLEGRİNİ (Domenico), italyan ressamı (Galilere Veneta 1759 – Roma 1840). Venedik akademisinde L. Gallina’nın öğrencisiydi. Portrede A. Longhi’nin yolunda yürüdü. A. Canova tarafından himaye edilen Pellegrini, Roma’da D. Corri’nin yanında bilgini arttırdı. Birçok yolculuk yaptı: Paris’e, Londra’ya (1792-1803) gitti. Londra’da Fr. Bartolozzi tarafından himaye edildi ve ingiliz portre ressamlarının üslûbunda birçok portre yaptı. Daha sonra Lizbon, Venedik, Napoli ve 1820′den sonra da Roma’ya gitti. (M)
PELLEGRİNİ (Ferdinando), italyan müzikçisi (Napoli 1715′e doğr. – XVIII. yy. sonları). Klavsenciydi. 1750-1760 Arasında Paris ve Londra’da konserler verdi. Klavsen için, 1754-1768 arasında yayımlanan, birçok parça besteledi. (M)
PELLEGRİNİ (Giovanni Antonio), italyan ressamı (Venedik 1675 – ay.y. 1741). Venedik, Paris, Londra. Dresden ve Viyana’da yaşadı. Londra’da (1708-1712) Akademi Yönetim kuruluna katıldı. Dresden’de seçici prensin hizmetinde bulundu. Alegorik resim ve portreler (Augsburg müzesi) yaptı; öbür eserleri: Hamlet’in Annesi (Cenova); Hebe (Roma, San Luca akademisi). [L]
PELLEGRİNİ (Vincenzc), italyan müzikçisi (Pesaro XVI. yy.ın ikinci yarısı – Milano 1636). Milano katedralinde kapella yöneticiliği yaptı (1611-1631). Selefi Giulio Cesare Gabussi’nin bestelerini derledi, daha sonra buna kendi besteleri ile bazı mi-lanolu müzikçilerin eserlerini ekleyerek 4 kitap halinde yayımladı: Pontificalia Amb-rosianae Ecclesiae ad Vesperas. Ayrıca org için on üç şarkı fatte alla francese (1599), dinî eserler: 4 ve 5 sesli sekiz missa (1603), on Magnificat (1613), motetler ve Litaniae Ambrosianae et Romanae adı altında kilise duaları besteledi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİZZİ (Camillo)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİZZİ (Camillo), italyan edebiyatçısı sosyologu (doğ. Collegno 1896). Londra üniversitesinde 1920-1939 arasında ital-ır.ca profesörüydü, 1939-1943 arasında da Messina ve Floransa üniversitelerinde genel terlet doktrini (bu öğretiye sonradan faşizm gretisî adı verildi) dersleri verdi. 1948′de Frransa Üniversitesi Sosyoloji kürsüsüne çeçti. Ayrıca italyan ve ingiliz edebiyatiyle uğraştı. Başlıca eserleri: Le Lettere 1ta-iume del Nostro Secolo (Çağdaş İtalyan E-ftci /atı) [1929]; İl Teatro İnglese (İngiliz ratrosu) [1933]; Una Rivoluzione Manca-Başansız bir Devrim) [1948]; Simbolo e etâ (Sembol ve Toplum) [1950]; La De-crazia e la Politica di Massa (Demokra-re Kitle Siyaseti) [1952]; Discussion sans _ •; landage (Pazarlıksız Tartışma) [1956]; ::al;an Sociology in Our Century (Çağdaş riyam Sosyolojisi ,[1957]. (M)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİZZİ (Camillo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNİ (Carlos),
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNİ (Carlos), arjantinli siyaset adamı (Buenos Aires 1848 – ay.y. 1906). Bir italyan göçmeninin oğlu. Savaş bakanı (1880-1885). senatör (1881), başkan yardımcısı (1886), sonra cumhurbaşkanı oldu.(1890-1892). Maliyeyi sağlamlaştırdı ve Millî bankayı kurdu (1891).
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlos), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRİNİ (Carlo)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRİNİ (Carlo), ingiliz karikatürcüsü (Capua, İtalya 1839 – Londra 1889). Babasının Capua’da toprakları vardı, annesi Medici’lerdendi. Babasından kalan serveti tükettikten senra Garibaldi’nin ordusuna katıldı. Volturno ve Capua’da savaştı. 1864′te İngiltere’ye gitti ve karikatürcülüğe başladı. 1863 Ocağından ölümüne kadar, başta Disraeli’nin olmak üzere, yüzlerce kişinin karikatürünü Vanity Fair’ât «Singe» (daha sonra «Ape») imzasıyla yayımladı.
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLEGRA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLEGRA i. (lat. pellis, deri ve yun. agra, yakalama > fr. pellagre’dan). Tıp. Derinin açık kısımlarında eritemli döküntüler, sinir ve mide bağırsak bozukluklarıyle kendini belli eden ve vitaminsizlikten ileri gelen genel hastalık.
— ANSiK. Pellegra özellikle ilkbaharda ortaya çıkar. Yüzde, boyunda ve ellerde kaşıntılı eritemler görülür; eritemli plakalar su keseleriyle kaplanır, sonra kurur; deri pullanıp dökülür. Deri olaylarıyle beraber sindirim bozuklukları (kırmızı dil, aftlı stama-tit, gastrit belirtileri, ishal) ve akıl bozuklukları ortaya çıkar. Hastalık çok zaman müzmin bir gelişme ile ilkbaharda ve yazın artışlar gösterir (güneşle temasın rolü). Tek belirtili şekillerine çok rastlanır. Pellegra PP vitamini veya nikotinik amit yokluğuna bağlı bir hastalıktır; hayvansal protein azlığından ileri gelir. PP vitamini ile tedavi çok etkili sonuçlar verir. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLE (Maurice Cesar Joseph)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLE (Maurice Cesar Joseph), fransız generali (Douai 1863-Toulon 1924). Ecoie Polytechnique’in topçu bölümünü bitirdi. Berlin’de askerî ataşelik yaptı (1911). İdarî işler âmiri (1914) ve Joffre’un yanında yardımcı general (1915) oldu. 1917′de 15. kolorduya komuta etti. 1918 Martındaki alman saldırısında düşmana Oise yolunu kapayarak yararlık gösterdi. Savaştan sonra, Çekoslovakya’ya gönderilen fransız askerî kuruluna başkanlık etti (1919) ve İstanbul’da Fransa Yüksek komiserliği yaptı (1920). 23 Nisan 1923′te başlayan Lozan konferansının ikinci devresine fransız delegesi olarak katıldı. (L)
Pelleas et Melisande, beş perde ve on üç tabloluk müzikli dram. Librettosu Maeter-linck’in bir eserinden alınan bu dramı Debussy besteledi. İlk defa Messager yönetiminde Mary Garden, Jean Perier, H. Duf-rane ve F. Vieuille’ün katılmasıyle Opera Comiqu,e’te temsil edildi. Orta yaşlı senyör Golaud, zarif Melisande ile evlenir. Üvey kardeşi Pelleas genç kadına âşık olur. Kuşkulanan Golaud, kıskançlıktan Pelleas’ı öldürürken Melisande’m da ölümüne sebep olur. Olayın üstü kapalı bir biçimde gelişmesi, karşılıklı recitativo biçimindeki dramatik şarkının sürekli olarak duyulması, tek ve toplu söylenen şarkı bulunmayışı, senfonik unsurun silinmesi, orkestrada leitmotiv’in ve beş tonlu gamın kullanılması bu müzikli eserin başlıca özellikleridir. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLE (Maurice Cesar Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLAN (Alfred)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLAN (Alfred), kanadalı ressam (Quebec 1905). önceleri gerçekçiydi sonra gitgide kübizme ve gerçeküstücülüğe yöneldi. Montreal’e yerleşti, tiyatro dekorları ve döşemecilik maketleri yaptı. Parçalı şekillerin ve parlak renklerin bir fışkırması olatak nitelenen eserleri Quebec Eyalet müzesi, Ottavva Millî galerisi ve Paris Art Moderne müzesi koleksiyonlarında yer alır. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLAN (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELL A, PELLA, PELLAEA
Tarih 08 Mayıs 2009
PELL A i. (isp. k.). Metalürji Yapısında, ağırlığının üçte ikisi kadar civa bulunan gümüş malgaması. (L)
PELLA. Esk. coğ. Filistin’de (Peraia) şehir, M.ö. IV. yy.a doğru Petra yakınında kuruldu. Kudüslü hıristiyanlar M.ö. 70 kuşatmasından kısa süre önce buraya sığındılar. (L)
PELLA. Esk. coğ. Makedonya’da şehir, Emathia’da, M.ö. yaklaşık olarak 400′-den 168′e kadar Makedonya krallığının başkentiydi; senra bir roma kolonisi haline geldi. Birkaç yıkıntı. (L)
PELLA, Yunanistan’da il, Makedonya’da; 133 100 nüf. Merkezi Edessa. (L)
PELLAEA i. Orta ve Güney Amerika’da kuıak bölgelerde yetişen eğreltiotu. Birçok türü (Pellaea falcata, P. viridis, P. rotun-difolia) süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir. (Eğreltiotugillerden.) [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL A, PELLA, PELLAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELL (John)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü.
Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır.
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELİT
Tarih 08 Mayıs 2009
PELİT i. (yun. pelos, kil’den fr. pelite). Çok küçük taneli (çapı birkaç mikron) kırıntılı tortul kaya. (Organik çamur veya balçıktan meydana gelene tutturulmamış pelit denir; ayrıca tutturulmuş pelit veya asıl pelit de vardır. Bazı pelitler glokonilidir.) [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELISSİER (Aimable Jean Jacques)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELISSİER (Aimable Jean Jacques), Malakoff dükü, Fransa mareşali (Maromme 1794 – Cezayir 1864). 1815′te Ren ordusunda ilk defa savaşa katıldıktan sonra Cezayir’de hizmet gördü. Birinci Kabiliye sefer t ne kumanda etti. Bu seferde 1852′de Laghouat’yı zaptetti. Kırım savaşında I. Kolordu kumandanıydı. Mayıs 1855′te Canrobert’in yerine Kırım’daki fransız ordusunun başına geçti ve Malakoff tabyasını ele geçirmek başarısını gösterdi. Bu başarı, mareşalliğe yükselmesini ve dük unvanını almasını sağladı. 1858′de Londra büyükelçisi oldu. 1860′-ta Cezayir valiliğine tayin edildi, ölünceye kadar bu görevde kaldı. —Kardeşi PHiLiPPE (Vouges, Cöte-d’Or 1812-Paris 1887). 1861′de general oldu ve Paris kuşatmasında kuzey bölge topçusuna kumanda etti. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELISSİER (Aimable Jean Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELİNDABA, PELİON
Tarih 08 Mayıs 2009
PELİNDABA, Güney Afrika’da (Transvaal) yer, Pretoria yakınında, 1965′te hizmete giren nükleer reaktör. (L)
PELİON, yun. Peleion, yaygın şekliyle Pilio, Yunanistan’da kütle, Tesalya’nın güneydoğusunda, Volos körfeziyie Ege denizi arasında; 1 651 m. Doruklarından birinde Eskiçağda Zeus Akraios tapınağı vardı; altındaki mağara mitolojiye göre Kheiron’un inidir. Devler tanrılara karşı giriştikleri savaşta Olympos’a tırmanabilmek için Pelion’un üstüne Ossa’yı yerleştirdiler. Kentauroslar burada oturdu. Thetis ve Peleus burada evlendi ve Argonautlar buradan yola çıktılar. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİNDABA, PELİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELİKÜL, PELETİYERİN
Tarih 08 Mayıs 2009
PELETİYERİN i. (fr. pelletierine). Eczc. Tanret tarafından nar ağacının (Punica gra-natum) kök kabuğundan saf olarak elde edilen alkaloit.
— ANSİKL. Eczc. Peletiyerin sülfat, peletiyerin ve izopeletiyerin sülfatlarının karışımı.
anaları tarafından yarı sindirilmiş hazır besinlerle beslenir. (L)
PELİKÜL i. (fr. pellicule). Bk. FİLİM. PELİN i. Çok acı ve keskin kokulu otsu bitki; boş topraklarda, kumsallarda, kayalıklarda tabiî olarak yetişir; ayrıca bahçelerde ve saksılarda yetiştirilir, büyük pelin (Artemisia absinthum) ve küçük pelin (A. pontica) diye iki türü vardır. (Bileşikgillerden.) [M]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİKÜL, PELETİYERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELETIER
Tarih 08 Mayıs 2009
PELETİER (Jacques), fransız bilgini ve yazarı (Le Mans 1517 – Paris 1582). Mans piskoposu, Rene du Bellay’in sekreteriydi. Sonra Bayeux kolejinin yöneticiliğine getirildi, tıp okudu, hekimlik yaptı, öldüğünde Mans kolejinin yöneticisiydi. Dialogue de l’OrtograpHe’ta (İmlâ Diyalogu) fransız imlâsını fonetik imlâ olarak yenileştirmeğe çalıştı. Art Poctigue d’Horace’ı (Horatius’-un Şiir Sanatı) [1545] manzum olarak Fransızcaya çevirdi. Bunu Art Poetiçue Français (Fransız Şiir Sanatı) [1555] adlı eseri takip etti. Kolay anlaşılır bir şairdi, fakat fazla incelik taraf lısıydı. Yayımladığı eserler: Les Oeuvres Poetiçues (Şiirler) [1547] ince bir tabiat duygusuyle ilgi çeker; VAmour des Amours (Sevgilerin Sevgisi) [1555] ve devamı olan UUranie (Petrarca tarzı şiirlerle bilimsel şiirlerin karışımı); La Savoie (1572); Les Louanges (övgüler) [1581] ve matematik kitapları. 1547′de dü Bellay ve Ronsard ile tanıştı. Ronsard, önce G. Des Autels’e ayırdığı yeri J. Peletier’ye vererek, onu Pl&ade topluluğuna aldı (1555). [L]
Jacques Peletier (French poet)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELETIER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELESENK
Tarih 08 Mayıs 2009
PELESENK i. (ar. belesân’dan). Dalbergia*nın Amerika’da yetişen çeşitli türlerinden elde edilen değerli kereste. (Bk. ANSiKL.) |] Türlü bitkilerden çıkarılan kokulu reçine.
— DEY. (Bir şeyi) Diline pelesenk etmek, o şeyi sık sık söylemek.
— ANSiKL. Pelesenk’leı genel olarak brezilya pelesengi ve Honduras pelesengi diye ikiye ayrılır. Birincisi, Dalbergia nigra, D. Cubilquitzensis, D. Spruceana gibi türlerden elde edilir. Değişik renklerde (kahverengi, mor veya esmer, hattâ vişne çürüğü), ağır, sert, kaplamacılıkta çok makbul sayılan, mobilya, fırça, bıçak sapı yapımında ve tornacılıkta kullanılan bir kerestedir. Mobilyacılıkta XVIII. yy.dan itibaren kullanılmağa başlandı ve XIX. yy.ın bronz işlemeli mobilyalarında moda haline geldi. Honduras pelesengi, diğer adiyle rosewood Honduras veya nagaed wood (A.B.D.) D. Stewensonii’ûtn elde edilir. Oldukça kaba, fakat işlenince güzelleşen bir kerestedir; mobilyacılıkta ve lavtacılıkta kullanılır; ama ihracatı öbürüne göre çok düşüktür. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELESENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELERİN DE MARİCOURT
Tarih 08 Mayıs 2009
PELERİN DE MARİCOURT (Pierre EE), fransız filozofu (XIII. yy.da Maricourt’da doğdu). Paris’te Roger Baccn’un hocasıydı. Mıknatıs konusunda önemli bir mektubu (Epistola de Magnete) vardır. Sigu de Fousancourt adında birine yazdığı ve ilk olarak 1558′de yayımlanan bu mektupta, magnetizmanın ve deneysel metodun temellerini atar. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN DE MARİCOURT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELERİN
Tarih 08 Mayıs 2009
PELERİN i. (fr. pelerine’ten). Omuzlardan aşağıya doğru inen, geniş, kolsuz ve çoğunlukla kapüşonlu bir çeşit giyecek, üstlük: Ama bana da İSİ ermin’in resmin-deki gibi kukuletalı bir pelerin giydireceksiniz (Kemal Tahir). Çarşaflarının etekleri dar, pelerinleri kısa, inik peçeleri inceydi (H. E. Adıvar).
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ansiklopedi Başlıklar
Tarih 07 Mayıs 2009
İyibilen Ansiklopedisi iyi bilen yazarları tarafından çeşitli güvenilir kaynaklardan derlenerek hazırlanmaktadır. Özgür, bağımsız, ücretsiz, bir web ansiklopedisidir. Sürekli büyümekte yeni bilgiler, resim, video ve haritalar eklenmektedir. Lütfen telif hakları ve genel ahlak kurallarına aykırı bir durum gördüğünüzde bizimle irtibata geçiniz.
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ansiklopedi Başlıklar hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELENG
Tarih 07 Mayıs 2009
PELENG i. (fars. k.). Esk. Kaplan. || Peleng âheng, kaplan gibi.
♦ Pelengâne zf. Esk. Kaplan gibi: Sığmamış sadr-ı pelengânene kalb-i şirin i Yetmemiş kudretine şöhret-i âlem-gırin (Tevfik Fikret).
♦ Pelengî sıf. Esk. Çizgili ve benekli (şey). (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEMİR
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEMİR i. Tarlalarda yetişen, sarı, beyaz, mavi veya mor çiçekli büyük bitki. (İlmî adı Cephalaria syriaca. Tarakotugillerden.)
— ANSiKL. Pelemir’ler bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir; dayanıklı bir bitki olduğundan, bahçenin, devamlı bakım istemeyen köşelerine dikilir. (E)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEMANS (Willem)
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEMANS (Willem), belçikalı besteci (Anvers 1901). Lirik eserler (Le Petit Soldat de Plomb [Küçük Kurşun Asker], 1945; Le Combat de la Vierge et du Diahle [Bakire İle Şeytan'ın Çatışması], 1949; De Mannen van Smeerop, 1963), bir bale, yedi senfoni, iki piyano konçertosu (1945, 1950), bir keman konçertosu (1945), bir oratoryo (1929), oda müziği, on altı piyano sonatı besteledi. (E)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMANS (Willem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEİA, PELEİAS, Pelekamon
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) şehir. Eski yazarların verdikleri bilgilere göre, M.ö. 452-451 ve M.ö. 428-427 yılları arasında Attike – Delos Deniz birliği listelerinde adı geçtiğinden, bu birliğe üye olduğu kabul edilir. Paton ve Myres, Bodrum (HalikarnaSsos) şehrinin kuzeybatısında Türkmen dağı üzerinde yer alan küçük bir Lelegler (Leleges) yerleşmesinin yakınındaki Pelen adını taşıyan yeri eski Peleia olarak kabul ederler. (M)
PELEİAS’LAR çoğl. i. (yun. k.). Dodone’de Zeus kehanet yerindeki rahibelere verilen ad. (L)
Pelekamon (Maltepe) savaşı, bizans imparatoru Andronikos III Palaiologos ile Orhan Beyin kuvvetleri arasında yapılan (mayıs 1329) savaş. Andronikos, Orhan Gazi tarafından kuşatılan İznik (Nikaia) şehrini kurtarmak için Pelekamon’a gelerek, Orhan Bey’in kardeşi Pazarlu Bey kumandasındaki türk kuvvetleriyle savaştı; fakat yenilerek İstanbul’a döndü. Bizans ordusu paniğe kapılarak bozuldu; birçok rum soylusu öldü. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEİA, PELEİAS, Pelekamon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELEE dağı
Tarih 07 Mayıs 2009
PELEE dağı, Martinik’te volkanik doruk, adanın kuzey ucunda; 1 397 m. Pelee dağı 1792′de ve 1851-1852 yılları arasında birkaç defa püskürdü, nisan 1902′de yeniden canlandı ve 8 mayısta toprak üzerinde yuvarlanarak giden «kızgın bir bulut» Saint Piere’i yıktı. Hemen hemen katı haldeki lavların birikmesiyle doruk üzerinde meydana gelen sivri çıkıntılı kubbede kısa süre sonra çöktü. 1929-1932 Arası tekrar patlayan yanardağ gene kızgın bulutlar çıkardı ve eski doruktan 100 m kadar yüksek bir kubbe meydana geldi. Saint-Vincent kükürt ocağı ile Orta Amerika’daki bazı yanardağlarda da aynı zamanda püskürmeler kaydedildi.
— Jeolojik. Pelee tipi yanardağ püskürmesi, hemen hemen katı halde bulunan ve hızla katılaşma özelliği gösteren lavın yer kabuğu içine sokulmasıyle nitelenen, lav yığınları ve şiddetli patlamalarla kızgın bulutlar oluşturan yanardağ püskürme tiplerinden biri. (Buharlar saydamsız ve koyu renklidir; volkan aygıtında kratersiz bir lav yığını vardır; bazen, Pelee dağında olduğu gibi, sivri bir lav doruğu da oluşur.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEE dağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELE
Tarih 07 Mayıs 2009
PELE i. (fars. k.). Esk. Terazi kefesi. || Merdiven basamağı. || Çark dişi. (M)
PELE (Edson AranteS do nasçimento,demir)
PELE A i. Güney afrika antilobu. (Keçi antilop veya kaya antilobu da denen Pelea capreolus [Boer'ler rehbok derler] dağ keçisine benzeyen bir antiloptur; kılları boz ve yün gibi yumuşak, kulakları iridir. Dağlık bölgelerde yaşar.) [L]
PELECANOIDES i. Siyah ve beyaz tüylü, tıknaz gövdeli küçük dalgıç kuşu; güney denizlerinde yaşar. (Pelecanoides’ler kanatlan zayıf olduğu için az uçar, fakat kolayca suya dalabilir. Fırtınakuşları takımının pelecanoididae familyasından.) [L]
PELECiNUS i. Zoolv Tropikal Amerika’da yaşayan çok uzun karınlı ichneumon. (Zarkanatlıların ichneumonidae familyasından.) [E]
PELECYPHORA i. Mamillaria’ya yakın kaktüs cinsi. (Meksika asıllı Pelecyphora aselliphormis limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.) [E]
PELECYPODA çoğl. i. BAŞSIZLAR, IKl-ÇENETLİLER veya YASSISOLUNGAÇLILAR da denen yumuşakçalar sınıfı. (E)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELCL (Frantişek Martin)
Tarih 07 Mayıs 2009
PELCL (Frantişek Martin), bohemyalı tarihçi ve filolog (Ruchnov 1734 – Prag 1801). 1792′de Prag üniversitesinde çek dili ve edebiyatı profesörüydü. XVIII. yy.ın en önemli bohemyalı tarihçiler indendir. Kurzgefasste Geschichte der Böhmen (özetlenmiş Bohemya Tarihi) [1774] adlı eseri, Pa-lacky’ye kadar bohemya tarihi üstüne en iyi eser olarak kaldı. Karel IV (1783-1784) ve Venceslav (1788-1790) üstüne monografiler de yayımladı. J. Dobrovsky ile birlikte Scriptores Rerum Bohemicarum (Bohemya Krallığı Yazarları) [1783-1784] adlı tarihî kaynaklarla ilgili eserin yayımlanmasında çalıştı. Ayrıca, 1457-1798 arasında çıkan çekçe kitapların bir katalogunu ve Dobrovsky ile birlikte Bohemya Dili GramerVm (1795) hazırladı. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELCL (Frantişek Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELAYO
Tarih 07 Mayıs 2009
PELAYO I (öl. Cangas 737), Asturia kralı. Asturia’ya sığınan Vizigotlar tarafından kral Seçildi, Covadonga’da Arapları yendi (718). Bu olay, «Reconquista»nın (yeniden fetih) başlangıcı sayılır. Birçok ispanyol yazarı, özellikle Lope de Vega (El Ultimo Goto [Sonuncu Got]) ve G. M. de Jovel-lanos, Pelayo’nun zaferi üstüne eserler verdiler. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELAT
Tarih 07 Mayıs 2009
PELAT dağı, Fransa’da Güney Alpleri’nde (Basses-Alpes idare bölgesi) doruk, Allos geçiti ile Cayolle geçiti arasında; 3 053 m. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELAVICINO veya PALLAVICINO
Tarih 07 Mayıs 2009
PELAVICINO veya PALLAVICINO
(Oberto, — markisi), italyan savaş adamı (Piacenza – öl. Gisalecchio, Pontremoli 1269). 1236′da Piacenza’dan sürgün edildi, Lunigiana’ya imparator naibi tayin edildi, kendine bağlı bir ordu meydana getirdi ve Cremona’da başhâkim (1250), sonra Del-la Torre ile birlikte Milano ortak senyörü (1260) oldu. Ele geçirdiği birçok şehri ölümünden önce kaybetti. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAVICINO veya PALLAVICINO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELASGİOTİS, PELASGOS
Tarih 07 Mayıs 2009
PELASGİOTİS. Esk. coğ. Tesalya’da bölge, Peneios vadisinin güneyinde. (M) PELASGOS. Yun. mit. PelaSgos’lara adını veren kahraman. Arkadia’lılara göre Zeus ile Niobe’nin, Argos’lulara göre de Triopas ile Soisis’in oğlu. (L)
PELASGOS’LAR yun. Pelasgoi. Esk. coğ. Eskiçağ insanlarına göre, Yunanistan’da ve komşu ülkelerde (Karia, Girit, Sicilya, Güney İtalya, Etruria) Yunanlıların gelmesinden önce yaşayan ilkel halk. Terim uzun süre Yunanlılardan önceki halkları ve Ho-meros’tan önceki Yunan medeniyetini belirtmek için kullanıldı. Aslında Pelasgos’-ların, özellikle Tesalya’nın bir kısmında yaşayan halk olduğu sanılır.
— Leng. Pelasgos dili. Bazı çağdaş dilbilimciler (Georgiev, van VVindekens, Carnoy) tarafından, Ege bölgesinde helen devrinden önce konuşulan bir dile verilen isim. Yunanca’ya alt tabaka dili görevi yapan bu dil, yer isimlerinde ve mitolojideki özel isimlerde birçok iz bıraktı. (Pelasgoi, ön-hint-avrupa dili olarak kabul edilir; bu dil ile kelt ve italik dillerden önce konuşulan diller arasında bağlantı kurulmağa çalışıldı, özellikle özel, isimlerin etmoloji yorumlarına baş vuran bu sistem çok tartışılmıştır.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELASGİOTİS, PELASGOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELARGONİK
Tarih 07 Mayıs 2009
PELARGONİK sıf. (fr. pelargonigue). Kim. Pelargonium roseum’un yapraklarında bulunan, CH3 (CH2)7C02H formülündeki bir yağ asidi için kullanılır. Eşanh NORMAL NONîLÎK, NONANOYİK.
— ANSiKL. Pelargonik asit, hint yağının damıtma ürünü olan undesilenik asidin sodyum hidroksitle eritilmesinden veya oleik asidin permanganatla yükseltgenmesinden elde edilir.
Pelargonik asit 254° C’ta kaynar; 12,5° C’ta ergir ve billûrlaşabilir. Etil esteri, iyi cins konyaklara koku vermekte kullanılan ve 227° C’ta kaynayan bir sıvıdır. (L)
PELASGİA. Eski coğrafya. Kıta Yunanistanı’nın, Peloponneso’un ve Midilli adasının ilk adı; bu bölgelerde Pelasgoslar yaşardı. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELARGONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKKANEN (Toivo)
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKKANEN (Toivo), fince yazan finlandiyalı yazar (Kotka 1902-Kopenhag 1957). Metalürji işçisiydi; 1927′de roman yazmağa başladı ve 1932′de yayımladığı sosyal bir romanla ün kazandı: Tehtaan Varjossa (Fabrika Gölgesinde). O zamandan bu yana yazdıkları arasında Chmisten Kevat (Baharda İnsanlar) [1935], bir işçi grevinin romanı o-lan Muşta Hurmio (Finlandiya’nın Kıyılarında) [1938] anılmağa değer. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKKANEN (Toivo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİT i. (pekitmek’teri). Heyk. Ayrı bir parçayı gerek sürekli olarak, gerek heykel yerine yerleştirilinceye kadar desteklemek İçin bir eserde bırakılan mermer veya taş çıkıntısı. (M)
PEKİTME i. (pekitmekten pekit-me). Sağlamlaştırma, kuvvetlendirme.
— Mim. Pekitme ayağı, payanda, destek, dayak.(M)
PEKİTMEK geçi. f. (esk. türk. bekitmekten). Sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, sertleştirmek. Esk. Tekit etmek. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME,
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİŞMEK geçz. f. (esk. türk. bekişmek’ten). Sert ve katı hale gelmek, sertleşmek, sağlamlaşmak. |j Sıkışmak, tıkanmak.
Pekiştirmek geçi. f. Katılaştırmak, sertleştirmek. j| Sağlamlaştırmak. Esk. Tahkim etmek. (M)
PEKİŞTİRME i. (pekiştirmek’ten pekiştirme). Sağlamlaştırma, sertleştirme. |J Sıkıştırma, tıkama.
— Bayınd. Bk. ANS1KL.
— Dil bil. Pekiştirme ünlüsü, pekiştirmeli kelimelerde anlamı kuvvetlendirmek için ortaya çıkan ünlü. (Güp-e-gündüz örneğindeki e ünlüsü gibi.)
— ANSıKL. Bayınd. Ağırlık barajlarım, zemine derinlemesine gömülmüş Ön gerilmeli gergilerle pekiştirme tekniği, ilk defa Che-urfas barajında Andre Coyne tarafından uygulandı. Bu gergiler, barajda ve temel kayasında açılmış bir delik içine yerleştirilen, çok dayanıklı paralel çelik tellerden meydana gelmiştir. Gergiler, önce kaya içine enjekte edilen bir şerbetin donmasıyle kayaya bağlanır, sonra barajın tepe tacına dayanan hidrolik krikolarla gerilir. Daha sonra, kablonun başı tutturulur ve kablonun geçtiği delik katılaşan bir şerbetle doldurularak blokaj gerçekleştirilir. Korsika’daki Tol-la barajı gibi, önce çok ince olarak yapılan bazı kemer barajlar, sonradan mansap tarafından inşa edilen kalın bir kemerle pekiştirilmiştir. (ML)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİNUA
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİNUA i. (Pekin’den fr. pekinois). Zootekn. Cüce epanyöller grubundan süs köpeği. (Menşei çok eskilere varan Pekinua Î860′ta Çin’den İngiltere’ye getirildi; şimdi pek çok ülkeye yayılmış durumdadır. Başı iri, kafatası yassı, burnu çok kısa, gözleri çıkık, kulakları sarkık ve saçaklıdır; değişik renkte pek çok çeşidi vardır; bunlar evlerde beslenen sevimli köpeklerdir.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİNUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEKİN Ördeği
Tarih 07 Mayıs 2009
PEKİN Ördeği, çin asıllı ördek ırkı. (Başta Amerika olmak üzere her tarafta yaygındır. Amerika’da hem çiftliklerde, hem de özel yetiştirme yerlerinde büyük ölçüde yetiştirilir. Pekin ördeği kükürt sarısı renginde, dik duruşlu, dayanıklı, iri bir ördektir; eti’ ve yumurtası için yetiştirilir.) [L]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİN Ördeği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEK
Tarih 07 Mayıs 2009
PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).
— ÇEŞ. DEY. Pek başlı, inatçı. || Pek canlı, dayanıklı. || Pek gözlü, cesur, atılgan. |j Pek söylemek, yüksek sesle konuşmak. Kırıcı ve sert bir şekilde konuşmak. j| Pek tut-
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEJMÜRDE,PEJUH
Tarih 07 Mayıs 2009
PEJMÜRDE sıf. (fars. k.). Eski püskü, yırtık: ikinci defasında pejmürde kılıklı bir a-damcağız yanlarında idi (A.H, Tanpınar). || Perişan, dağınık: Beni kötrüm ve boş muhitimde I M er ar e timle unut; çünkü leng ü pejmürde I Nazarlarım seni maziye çekmek ister (Tevfik Fikret). || Solmuş: Pejmürde çiçeklere hitabeler (H. Z. Uşaklı-gil).
— Esk. Pejmürde-hal, üstü başı perişan olan. || Pejmürde-kıyafet, kıyafeti pejmürde olan. j| Pejmürderuy, solgun yüzlü. (M)
PEJORATİF sıf. ve i. (fr. pejoratif). Kendi anlamından ayrı olarak kötü bir anlamı da olan (kelime): Velet, ukalâ v.b. gibi. E-şanl. YERMELİ. (M)
PEJUH i. (fars. pejühiden, sormak’tan pe-jüh). Esk. Araştırma.
Pejuhende sıf. Esk. Gizli şeyleri araştırmayı seven. (M)
PEJVİN sıf. (fars. pejvîn). Esk. Çirkin. II Kirli, pis. (M)
PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEJMÜRDE,PEJUH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Peixoto
Tarih 07 Mayıs 2009
Peixoto, Brezilya’da (Minas Gerais) yer, Rio Grande kıyısında. 110 km uzunlukta bir alanı kaplayan ve 4 milyon metre küp-lük bir hazne meydana getiren önemli baraj. Hidroelektrik santral. (L)
PEİXOTO (Floriano), brezilyalı mareşal ve devlet başkanı (Maceio, Alagoas 1842— Rio de Janeiro 1895). 1889′da, Pedro II’-yi ülkeden uzaklaştıran devrim sırasında generaldi, sonra harbiye nazırı, Kurucu mecliste milletvekili ve cumhurbaşkanı yardımcısı oldu (1891). Fonseca’nın başarısız hükümet darbesi üzerine cumhurbaşkanı seçildi (1891), Î894′e kadar süren bu görev döneminde Sık sık patlak veren ayaklanmaları bastırmak zorunda kaldı. (L)
PEiXOTO (Julio Afranio), brezilyalı yazar (Lehzois, Bahia 1876 – Rio de Janeiro 1947). Bahia eyaletinin bölgesel romanasıydı; A Esfinge (1911), Bugrinha (1922) v.b. romanlarında modernizm’e karşı olduğu görülür. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peixoto hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİTHON
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİTHON, Büyük İskender’in generallerinden (öl. M.ö. 316). iskender’in ölümünden sonra Media’yı yönetti ve Antigonos tarafından öldürüldü. — Büyük iskender’in subaylarından (öl. Gara M.ö. 312). Hindistan satrabı oldu. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİTHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİSİSTRATOS
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİSİSTRATOS, atinalı tiran (M.ö. 600-527). Hayat hikâyesi efsanelerle karışıktır. Megarahları yendi ve Diakreia veya Diak-ria çoban ve oduncularının meydana getirdiği halkçı dağ partisinin başına geçti.
Diktatör olmasından korkan Solon’un muhalefetine rağmen kişisel bir muhafız birliği kurdu. Buna dayanarak 560′ta Akropo-lis’i ve iktidarı ele geçirmeyi başardı. Bir veya iki sürgün devresinin dışında iktidarı elinde tuttu ve siyasî düşmanlarının çokluğuna rağmen bu iktidarı gitgide sağlamlaştırmayı başardı. Solon’un sosyal reformlarını muhafaza etti, soylulardan müsadere edilen sürülmemiş topraklan dağıtarak araziyi parçalara ayırdı, zeytinciliği teşvik etti. Trakya ve Çanakkale’ye (Hellespontos) uzandı, Troas’ta Yenişehir’i (Sigeion) işgal etti ve öteki tiranları destekledi. Düşmanlarının geçimsizliklerinden yararlanmasını bildi ve hattâ evlenme yoiuyîe bir süre için Alkmeon’cularla uzlaştı. Kuvvet kullanarak çeşitli hizipleri ortadan kaldırdı ve Atina, onun uranlığı sırasında ilk vergi sistemi ve altın çağını yaşadı, başkent oldu, vergi sistemi ve sağlam maliyesi sayesinde çeşitli anıtlara (Enneakrunos, Hekatompedon, Olympieion, Eleusis Telesterion’a) kavuştu, ayrıca Peisistratos Homeros devrinin bütün eserlerini biraraya getirerek şehirde ilk genel kütüphaneyi açtı. Peisistratos zamanında bayramlar, şenlikler göz kamaştırıcı bir şekilde yapılırdı. Oğulları (Hippias ve Hip-parkhos) babalarının eserini devam ettiremediler. Peisistratos’un başlattığı kalkınmayı tamamlayan, VI, yy.ın sonunda Kleisthenes oldu. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİSİSTRATOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİRESKİOPSİS i. Yapraklarını dökmeyen kaktüs. (Meksika asıllı Peireskiopsis spathulata, peireskia gibi yetiştirilen bir ağaçcıktır.) [L]
PEİRİTHUS veya PEİRİTHOOS lat. Pirithous. Yun. mit. Tesalyalı kahraman, Zeus’un veya lksionos’un oğlu, Lapithes’lerin başlıca önderlerinden biri ve Theseus’un dostuydu. Kentauros’ların karşı koymasına rağmen, Hippodameia ile evlenmeyi başardı; ama. düğününde şiddetli bir çatışma Kentauros’larla Lapithes’leri karşı karşıya getirdi. Theseus ile birlikte Cehennem’e gitti. (L)
PEİSANDROS, rodoslu yunan destan şairi (M.ö. VII. veya VI. yy.). Herakles’in yaptıklarını anlatan büyük bir destan yazdı: Herakleia. Bu eserden bazı parçalar kalmıştır. (l)
PEİSİDİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Frigya-Pisidia sınır bölgesinde) şehir. Hoyran gölünün kuzeyindeki Gündanlı’da bulunan bir yazıtta adına rastlanır. Henüz bir araştırma yapılmamakla birlikte şehrin Hoyran gölünün batısındaki Pisa’da yer aldığı sanılıyor. (M)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de)
Tarih 07 Mayıs 2009
PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de), fransız bilgini (Belgentier, Provence 1580 -Aixen-Provence 1637). Astronomiyle ilgilendi, Orion bulutsusunu buldu ve Ay’ın haritasını yapmağa çalıştı. (L)
PEİRESKİA i. (Nicolas Claude Fabri de Peiresc’in adından). Güney Amerika’da ve Antiller’de yetişen kaktüs. (Peireskia acu-leata [Barbades frenküzümü] limonluklarda süs için yetiştirilir. Peireskiopsis gibi bunun da gerçek yaprakları vardır.) [l]
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Peirene çeşmesi
Tarih 07 Mayıs 2009
Peirene çeşmesi. Esk. Yun. Eskiden Akrokorinthos’un tepesinden fışkıran kaynak. Kayanın alt yanından da Aşağı Peirene a-kardı. Korinthosiular bu kaynağı Akhe-loos’un kızı ve bir tanrıça olarak kabul ettiler. Pegagos buradan su içmişti. Aşağıdaki kaynak Arkaik çağda Herodes Atticus tarafından düzenlendi ve superileri çeşmesiy-le süslendi. Bu kaynaktan bugün de su akmaktadır. (L)
07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peirene çeşmesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRE CARDENAL
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRE CARDENAL, trubadur (Le Puy 1210′a doğr. – öl. XIII. yy. sonlarına doğr.). Ortaçağın en aydın ahlâkçılarından ve en sert yergi şairlerinden biriydi. Günümüze kadar kalan yetmişe yakın sirventes’inde, fransız zulmüne ve ahlâksız din adamlarına şiddetle çatar. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRE CARDENAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (James Mills)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (James Mills), amerikalı matematikçi (Cambridge, Massachusetts 1834 – öl. 1906). 1853′te Harvard’ı bitirdi. 1861′de bu üniversitenin Matematik bölümünde yardımcı profesör olarak çalışmağa başladı. 1869′da profesör oldu. Başlıca eserleri: Texbook of Analytic Geometry (Analitik Geometri Dersleri) [1857], Three and Four Place Tables of Logarithmic and Trigono-metric Functions (Logaritmik ve Trigonometrik Fonksiyonların Üç ve Dört Haneli Cetvelleri) [1871]; The Element s of Loğa-, rithms (Logaritmanın Unsurları) [1874]; Mathematical Tables, Chiefly to Four Fi-gures (Dört Rakamlı Matematik Cetveller) [1879]. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (James Mills) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (George James)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (George James), amerikalı botanikçi (Manila, Filipin adaları 1868). 1890′-da Harvard’daki Lawrence Bilim okulunu bitirdi. 1897-1900 Arasında yardımcı profesör, 1900′den sonra da profesör oldu. 1910-1911 Arasında Adalet bakanlığının özel memuru olarak dumanın bitkiler üzerindeki etkisini araştırdı. Textbook of Plant Physi-ology (Bitki Fizyolojisi Ders Kitabı) [1903] ve Physiology of Plants (Bitki Fizyolojisi) [1925] gibi eserleri vardır. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (George James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (Charles Sanders)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (Charles Sanders), amerikan filozofu ve bilgini (Cambridge, Massachusetts 1839 – Milford, Pennsylvania 1914). özellikle kimya ve mekanik bilimlerle uğraştı. Harvard üniversitesinde (1903) ve Lowell enstitüsünde (1903-1904) öğretim görevlisi oldu. Babası Benjamin Peirce’in Linear Associative Algebra’sim (Katılmalı Çizgisel Cebir) büyük ölçüde genişleterek bastırdı (1882), John Hopkins üniversitesi üyelerinin Studies in Logis’ini (Mantık İncelemeleri) yayımladı (1889). Fikirlerimizi Nasıl Anlaşılır Hale Getirmeli? başlıklı bir makalesi (1878) pragmatizmin doğuşuna vol açtı. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Charles Sanders) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİRCE (Benjamin)
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİRCE (Benjamin), amerikalı matematikçi (Salem, Massachusetts 1809 – Cambridge, Massachusetts 1880). 1883′te matematik ve tabiat felsefesi profesörü oldu. 1842′-de Perkins kürsüsünde matematik ve astronomi dersleri vermeğe başladı, ölümüne kadar da bu görevde kaldı. 1867-1874. Arasında A.B.D. Kıyı Araştırmaları derneğinin başkanlığını yaptı; 1870′teki güneş tutulmasını incelemek üzere, Sicilya’ya bir inceleme gezisi düzenledi. 1855′te Albany’de, Dudley rasathanesinin kurulmasına yardım etti. Harvard’taki rasathane de onun ça-balarıyle kuruldu, üniversitelerde alışılmışın dışında birçok matematik kitabı hazırladı, öğretim metotlarını olumlu yönde etkiledi. Astronomi ve matematik konularındaki makaleleri bilim açısından son derece değerlidir: Analytic Mechanics (Analitik Mekanik) [1855]; Linear Associative Algebra (Katılmalı Çizgisel Cebir) [1870]. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Benjamin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİNE
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİNE, Almanya’da (Batı Almanya, Aşağı Saksonya) şehir, Hannover ile Braunsch-weig arasında, Mittellandkanaî kıyısında; 29 700 nüf. Bir demir madeni yatağı yakınında küçük demir sanayii merkezi. Ayakkabı sanayii. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEİPİNG
Tarih 06 Mayıs 2009
PEİPİNG veya PEYPİNG («kuzey barışı»), Guomingdang hükümetinin Çin’in başkentini Nankin’e naklettiği dönemde (1928 -1949) Pekin’e verdiği ad. (L) PEİRAİUS. Bk. PİRE.
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİPİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHRİZ
Tarih 06 Mayıs 2009
PEHRİZ i. Bk. PERHİZ. PEİGNfi (Paul), fransız generali (Paris 1841 – ay.y. 1919). fecole Polytechnique’i bitirdi. 1870-1871 Savaşlarına katıldı ve Metz’in teslimine karşı bir protesto hareketine önayak oldu. Saint-Cyr okulunda topografya öğretmenliği yaptı (1873-1876). Adını taşıyan portatif bir pusula icat etti. Sonra, topçuluk alanında çeşitli teknik ilerlemelere öncülük etti ve özellikle demiryolu topçu birliklerinin kurulmasında önemli rol oynadı. (L)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHRİZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHPEH, PEHPEHLEMEK
Tarih 06 Mayıs 2009
PEHPEH tini. (fars. pehpeh). Alay yollu kullanılan beğenme ve övgü sözü. (M)
PEHPEHLEMEK geçi. f. (pehpeh’den peh-peh-le-mek). Bir kimseyi yüzüne karşı övmek. Bk. POHPOHLAMAK. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHPEH, PEHPEHLEMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLÜ
Tarih 06 Mayıs 2009
PEHLÜ i. (fars. pehlü). Esk. Yan taraf: Mader vererek sana nevale ! Pehlûsunu etmiyor mu sana baliş (Muallim Naci). |j Pehlû-be-pehlû, yan yâna. j| Pehlû-büzürg, yanında çok kimseler bulunan, soylu kişi. |J Pehlû-dar, yardımcı. (M) PEHN veya PEHNA sıf. (fars, pehn, pehnâ). Esk. Enli, geniş: Uyur fikr-i beşer, tıfl-ı muazzeb I Uyur hatta şu pehna-yı mü-kevkeb (Tevfik Fikret). Bir resm ederdi teşkil gayet bülend ü pehna (Recaizade Ekrem). JJ i. Genişlik, enlilik. J| Pehna-ver, geniş. Soluk. (M)
06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLÜ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLİVAN
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLİVAN i. (fars. pehlevân’âan). Güreşçi: Daha ziyade güreş meydanından çekildikten sonra, kendini yemeğe içmeğe veren bir pehlivan eskisine benziyordu (H. E. A-dıvar). önce bir Yahya Efendiye, bir de pehlivana bakarak: «Hangi cüssen ile güreşeceksin”?» diye ima etmek istemiş (N. Araz). || Mec. Iriyarı ve güçlü kimse. |j Pehlivanlar kahvesi, eski güreşçilerin devam ettiği kahvelere verilen ad. || Pehlivan tekkesi, güreş talimhanesi. || Pehlivan yakısı, sert yakı.
— DEY. Yalancı pehlivan. Bk. YALANCI.
— Ask. Esk. Ok atmakta usta olan kemankeş. (Eskiden yapılan ok atımı eğitimlerinde başarı göstererek usta olanlara pehlivan denirdi.)
Pehlivanane zf. Esk. Pehlivan gibi. || Mec. Yiğitçesine.
Pehlivanı i. Esk. Pehlivanlık. (M)
PEHLİVAN (Nusrettin ebu Cafer Muhammed), azerbaycan atabeki (öl. Rey 1186). Atabek lldeniz’in oğlu. Üvey ağabeyi olan Arslan Şahın başa geçmesi sırasında çıkan mücadelelerde Selçuklu beylerini yenerek büyük ün kazandı (1160). Bir süre sonra Meraga emîri Arslan Aba’nın desteğiyle yeniden ayaklanan selçuklu beyleri Pehlivan’ ın kumandasındaki orduyu yendiler (1161). Fakat bu yenilgi Arslan Şahın ve Pehli-van’ın durumunu sarsmadı. Rey hâkimi İnanç Beyin harizmşah hükümdarı II Arslan’ın yanına kaçması üzerine Rey şehri Pehlivan’a verildi (1167). Bir yıl sonra Arslan Aba yeniden isyan etti; fakat Pehlivan’a gene yenildi. Gürcistan’a akınlarda bulunan Pehlivan, lldeniz’in ölümü üzerine Nahçivan’a giderek atabek oldu (1175). Arslan Şah onun atabekliğini kabul etmedi ve Arran ile Azerbaycan’ı onun elinden almak için harekete geçti. Fakat yolda hastalandı ve geri döndü. Kısa bir süre sonra öldü (1177). Pehlivan onun yerine oğlu Tuğrul’u tahta geçirdi. Arslan Şahın kardeşi Muhammed, Tuğrul üstüne yürüdü; fakat Pehlivan tarafından yenilgiye uğratıldı ve atabek Zengi’ye sığındı. Pehlivan, Zengi’ den Muhammed’in kendisine teslimini istedi. Zengi tek başına onunla savaşmayı göze alamadığı için Muhammed’i teslim etti. Muhammedi Sedcihan kalesine kapatıldı ve o-rada öldü. Bu sırada Cezire ve Kuzey Ana-dolu Saîâhaddin Eyyubî’nin eline geçti (1182). Pehlivan, onun bir gün seiçuklu ülkesine saldıracağını düşünerek savunma hazırlıklarına girişti. Bu sırada hastalanarak öldü, (M)
PEHLİVANİYE, Osmanlı devleti zamanında (XV. yy.) Niğde’ye verilen ad. Bk. niğde. [M]
PEHLİVANKÖY, Marmara bölgesinde (Ergene bölümü, Kırklareli ili) ilçe merkezi kasaba; 3 155 nüf. (1970). 11 merkezinin 64 km güneyinde, düz bir kesimde kurulmuştur. 1958′de üçe merkezi oldu. Yeni işletmeye açılan ve Yunanistan topraklarından geçmeden Edirne’ye ulaşan bir demiryolu Pehlivanköy’den geçer, — Pehlivanköy ilçesi, 8 198 nüf. (1970); 114 km2; tek bucak içinde 8 köy. Tahıl, şeker pancarı, ayçiçeği, kavun ve karpuz üretimi. (M)
PEHLİVANLIK i. (pehlivan’dan pehlivanlık). Pehlivan olma hali, güreşçilik, ij Mec. Güçlülük. (M)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLİVAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLEVI (Rıza Şah)
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLEVI (Rıza Şah), İran şahı (Savad Kûh, Mazenderan 1878-Johannesburg, Güney Afrika 1944). Babası subaydı. 23 Yaşında bir kazak tugayına katıldı. O zamanlar Rıza Han adiyle anılıyordu. Kısa zamanda yüksek rütbelere terfi etti. 1921′de bir kazak alayını İran hükümetine karşı ayaklandırdı ve başkent Tahran’ı ele geçirerek yeni kurulan hükümette savaş bakanı oldu. 1923′-te başbakanlığa getirildi, ama asıl yönetim de kendi elindeydi. Kaçar hanedanının son temsilcisi Ahmed Şahı (Ahmed Mirza) sürgüne yolladı. 16 Aralık 1925′te Rıza Han, Rıza Şah Pehlevi adiyle tahta çıktı. Bundan sonraki 16 yıl içinde İran’ı sanayileştirmek ve modernleştirmek için çok çalıştı. Ama toprak köylüsünü yoksul durumdan kurtaramadığı gibi, ülkesini de tam bir diktatör gibi yönetti. Kabile şeflerinin ayaklanmalarını bastırdı; laik kanunlar çıkardı; yıllık gelirini arttırdı; kadınların çeşitli haklar elde etmelerini ve daha ileri bir öğrenim görmelerini sağladı; Trans-lran demiryolunu yaptırdı. İkinci Dünya savaşında alman örneğine dayanan bir siyaset takip etmesi, sovyet ve ingiliz birliklerinin İran’ı işgal etmesine yol açtı. 16 Eylül 1941′de, oğlu Muhammed Rıza Şah Pehlevi lehine, tahtından feragat etmek zorunda bırakıldı. Sürgünde öldü. (M)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVI (Rıza Şah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah)
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah), İran şahı (Tahran 1919). Rıza Şah Pehlevi’nin en büyük oğlu. Asıl adı Şapur Muham-med’dir. İsviçre’de ve Tahran Subay kolejinde okudu. Ayrıca babası tarafından bir yönetici olarak yetiştirildi. 1941′de İran’ın Ruslar ve ingilizler tarafından işgali sonunda, Rıza Şah tahttan inmek zorunda bırakılınca, 21 yaşındaki Şapur Muhammed, aynı yılın 27 eylülünde Muhammed Rıza Şah adiyle tahta çıktı. İkinci Dünya savaşında müttefiklerin bazı konferanslarına katıldı. Savaştan sonraki dönemde sık sık batı ülkelerini ziyaret etti. Hür dünya düşüncesini savunuyordu ve komünizme karşıydı, 1946′da Tebriz’e iran birlikleri sokarak bölgede kurulan sovyet taraftan «muhtar» devletlerin yıkılmasına yol açtı. Rıza Şahın temelini attığı demokratik hükümet şekli de savaştan sonra yeniden canlandı. 1952′de başbakan Dr. Muhammed Musaddık yetkilerini genişletti ve şahı gözden düşürücü bazı eylemlere girişti, ülkenin siyasî ve iktisadî bir buhrana sürüklenmesi üzerine şah 13 ağustos 1953′te Musad-dık’ı azleden bir ferman çıkardı, kendisi de Roma’ya kaçtı. Monarşi taraftarları Musaddık rejimini devirdikten sonra yurda dönen şah (22 ağustos) büyük bir törenle karşılandı. Bundan sonra yönetime daha dolaysız bir biçimde katıldı. Bazı sosyal ve iktisadî reformlar yaptı. Topraksız köylülere hazine topraklarının bir kısmını dağıttı. İran geleneklerinin erkek vârise verdikleri önem, şahın özel hayatını etkiledi: 1948′de Mısır kralı Faruk’un kızkardeşi prenses Fevziye’den erkek çocuğu olmadığı için dokuz yıllık bir evlilikten sonra ayrıldı. (Fevziye’den yalnız bir kızı olmuştu.) Bundan sonra hem iran hem alman kanı taşıyan Süreyya isfendiyari ile evlendi (1951-1958), fakat çocukları olmadı. 1959′d a Şah, Farah Diba ile evlendi. Bu evlilikten 31 ekim 1960′ ta bir erkek çocuk dünyaya geldi. Daha sonra üç çocuğu daha oldu. Şah, 1960′tan bu yana birtakım iktisadî, sosyal reformlar ve eğitim reformları yaparak iktidarını sağlamlaştırdı (okuma-yazma siyaseti). 1965 Nisanında bir suikastten kurtuldu. Fransa ve sosyalist ülkelere yakınlaşmak suretiyle A.B.D.’ye karşı oldukça bağımsız bir siyaset takip etti. 1965 Eylülünde, Tahran’da cehalete karşı bir dünya konferansı düzenledi. 1967′de veliaht sahibi İran hükümdarlarına verilen şehinşah unvanını kazandı. 1971′de düzenlediği bir törenle İran devletinin kuruluşunun 2500. yıldönümü kutlandı. (ML)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHLEVİ
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHLEVİ i. (fars. pehlev, şehir’den peh-levî, şehirli). İran’da Isfahan ve dolayları halkına verilen ad. || Bu halkın konuştuğu dil.
— Leng. Pehlevi dili, aram alfabesinden alınan bir yarıyle yazılan, Orta Farsça veya Parthçaya verilen ad.
Leng. Pehlevi dili, hint-avrupa dillerindendir. Bugünkü Farsçanın ana kaynağıdır. Sasanîler zamanında bütün kâtipler bu dili kullanır, sikkelerin üzerine çekilen ibareler bu dille yazılırdı. Zerdüşt dininde yapılan bütün törenlerde bu dil konuşulurdu. Pehlevî dilini, eskiden parth denen İranlılar (Farslar, Parslar) bu dili konuştukları için buna parth dili de denirdi, islâm dininin iran’da yerleşmesinden sonra pehlevî dili birtakım değişikliklere uğradı. Zerdüşt dinine bağlı toplulukların bu dille yazılı edebiyat ürünleri vardır. Pehîevî yazısı çok belirsiz olduğundan Par-sîler kolaylık olması için genellikle pehlevî dilindeki metinleri daha açık yazılarla yeniden yazdılar: avesta yazısıyle yapılan transkripsiyona pazand veya pazend denir; iran alfabesiyle yazılan transkripsîyonuyse parsı diye nitelenir.
Sıf. İran’da Rıza Şah tarafından kurulmuş olan hanedanla ilgili. (LM)
PEHLEVI veya BENDER PEHLEVI, esk. Enzeli, İran’da (V. eyalet) liman şehri, Hazar denizi kıyısında; 37 500 nüf. Pehlevi hem bir deniz üssü, hem bir sayfiye yeri, hem de havyar elde edilen bir balıkçı merkezidir. Reşt’e bağlı olan ticareti S.S.C.B. ile yapılır. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEHENGIR
Tarih 05 Mayıs 2009
PEHENGIR i. (fars, pehngtr’dm) Marang. Tahtanın enini düzeltmeğe yarayan doğramacı âleti. (Ağacı inceltmede kullanılan çıkrıkçı aracına da bu ad verilir. Mehengir, pelengir de denir.) [M]
PEHLE i. (fars. pehlü’dan). Esk. Yan, yan taraf.
— Taşçılık. Mezar sandukalarının yan taraflarındaki taşlara verilen ad. (Mezarların üzerine konulan taşların ölçüsünde, kapak taşından daha büyük, yassı ve kalın taşlara da «pehle» denir.) [M]
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHENGIR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGU YOMA
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGU YOMA, Birmanya’da kütle, lıava-di ile Sittang arasında. Meşe ormanlarıyle kaplı olan Pegu Yoma, bugünkü görünüşünü bir kıvrılma ve daha sonraki bir tektonik gençleşme sonunda kazandı; gençleşme sonunda meydana gelen çoğu yanardağın (Popa dağı, yaklş. 1 500 m) kraterinde göller vardır. Kuzeybatıda petrol, Wuntha bölgesinde yeşim taşı çıkarılır. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGU YOMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGUY (Charles)
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGUY (Charles), fransız yazarı (Orleans 1873-Villeroy, Neufmontiersles-Meaux yakınları, Seine-et-Marne 1914), Bir marangozun oğluydu. Babasını çok küçükken kaybetti. İlkokulda öğretmenlerin dikkatini çekti. Orlöans lisesinde burslu olarak okudu. Yüksek öğretmen okulunda (ficole Normale Superieure) Bergson’un derslerini izledi. Jaures’e cephe aldı, Cahiers de la Quinzaine’i kurdu ve bu dergide bilimsel sosyalizme, Jaures’in «politik acı» sosyalizmine ve özellikle de Sorbonne üniversitesinde hâkim olan pozitivist ve laik düşünceye karşı savaş açtı. 1905 Olayları ve Almanlarla Fransızlar arasında gittikçe artan çatışma ihtimali karşısında Barres’inkini hatırlatan bir milliyetçiliği benimsedi. Bir yandan da Bergson’un etkisiyle kalıplaşmış düşüncelere karşı mücadele ediyordu. Yaradılıştan mistik olan PĞguy, 1908′de Katolikliği kabul etti. 5 Eylül 1914′te Marne karşı saldırısının başlarında vurularak öldü. Eserleri sistematik bir tahlilden çok sürekli şekilde tekrarlanan bir düşünceye dayanır; XX. yy.ın ilk yıllarında fransız spi-ritüalizminin yeniden doğuşunu temsil eder. Bazen yanlış yansıtılan etkisi ölümünden sonra daha sürekli bir biçimde kendini duyurdu; özellikle Emmanuel Mounier’yi etkiledi. Eserlerinin tümü önce Cahiers de la Quinzaine’de yayımlandı. Politik ve sosyal konulara değinen Siîuations (Durumlar) [1906-1907] ve ölümünden sonra yayımlanan Clio’da. yazar aydın çevreye çatar. Dreyfus’çülükten Hıristiyanlığa geçişini Nötre Jeunesse (Gençliğimiz) [1910] ve Victor Marie, Comte Fugo’da. (1911) ele alır ve savunur. Hayatının son döneminde yazdığı en anlamlı eserler Note sur M. Bergson et la Philosophie Bergsonienne (Bergson ve Bergson Felsefesi Üstüne Notlar) [1914], Note Conjointe sur Af. Descartes et La Philosophie C’artesienne’dir (Descartes ve Felsefesi Üstüne Tek Not). 1909-1913 Arasında yazdığı manzum eserleri Le Porche du Myst&re de la Deuxieme Vertu (İkinci Erdemin Sır Kapısı) [1911], Le Mystere des Saints tnnocents (Aziz Innocentius’lar Mis-teri) [1912], La Tapisserie de Sainte Ge-nevikve et de Jeanne d’Arc (Azize Genevie-ve ve Jeanne d’Arc Duvar Halısı) [1912], La Tapisserie De Notre-Dame (Notre-Da-me Duvar Halısı) [1913], Eve’dh (Havva) [1913]. Le Mystere De La Charite De Jeanne d’Arc (Jeanne d’Arc’ın iyilikseverliğinin Sırrı) [1910] adlı manzum dramı, ilk dramı olan Jeanne d’Arc ile, Peguy’nin mistisizminin en geçerli örnekleridir. Hümanist kültürle yetişmiş bir polemikçi olan Peguy’nin üslûbu latin yazarlığının dengeli üslûbunu, Corneille ve Hugo’nun uyumlu mısralarını hatırlatır. (LM)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGUY (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGOUD (Adolphe)
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGOUD (Adolphe), fransız pilotu (Mont-ferrat, İşere 1889 – Petit – Croix, Belfort yakınları 1915). 19 Ağustos 1913′te, uçağını terk ederek paraşütle Versailles yakınındaki Chateaufort havaalanına indi. Aynı yılın 1 eylülünde uçağı ile ilk «luping» hareketini yaptı ve ertesi gün Buc’te bunu herkesin önünde tekrarladı. 1914 Savaşma istihkâm pilotu olarak katıldı. Bir hava çarpışmasında öldü. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGOUD (Adolphe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGU
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGU, İndonezya’da eski bağımsız devlet, Aşağı Birmanya’da; merkezi Pegu (esk. sanskritçe adı Hamsavati) şehriydi. VI. yy.da kurulan şehir, Mon krallığının başkentiydi; krallığı 1057′de Pagan’dan gelen Birmanya kralı Anoratha işgal etti; XIII. yy. sonundan 1539′a kadar ülke Tayland’ın hâkimiyeti altında kaldı. XVI. yy.dan sonra Avrupalıların (Portekizliler) keşfettiği Pegu, XVIII. yy.a kadar birmanyalı Tau-gu hanedanının (Aîompra tarafından yıkıldı, 1757) merkezi oldu. Birmanyalılara karşı her an ayaklanmaya hazır bir mon kültür merkezi olarak kalan Pegu, 1852′de ingiliz hâkimiyetini kabul etti. (L)
PEGU, Birmanya’da şehir, Pegu ırmağı kıyısında; 21 700 nüf. Pegu, buddha’cıların önemli bir hac yeridir. Şehirdeki birçok pagodadan, tepesinde Ti denen bir çeşit yaldızlı şemsiye bulunan piramit biçimindeki Şvemavdav pagodasına büyük önem verilir. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGOMYİA
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGOMYİA i. Kurtçuk iken yaprakları oyan sinek. (Pegomyia bicolor kuzukulağına zarar verir; P. Hyoscyaml pancara saldırır. Kısaduyargalı siklorof sineklerin muscidae familyasından.) [L]
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGOMYİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGNITZ
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGNITZ, Güney Almanya’da ırmak, Franken Jüra’sından doğar, Nürnberg’i sular ve Fürth’te Rednitz ile karışır; oradan, Regnitz adını alarak Main’e kavuşur (sol kıyı); 85 km. Bu durum yeni bir kapmanın sonucudur, çünkü eskiden Regnitz Main’e kavuşmayarak Altmühl’e ve Tuna’ya doğru akardı. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGNITZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEGMA
Tarih 05 Mayıs 2009
PEGMA i. (yun. k.). Eski Yunan’da, atrium’da ata resimlerinin konduğu duvar oyuğu. (L)
05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|