PRENS EDWARD adası

Tarih 09 Haziran 2009

PRENS EDWARD adası, ing. Prince Edward İsland, Kanada’da, Saînt-Laurent körfezinin güney kıyısı yakınında ada ve il, Amerika kıtasından Northumberland boğazıyle ayrılır; 5 656 km2; 107 000 nüf. Mer­kezi, Charlottetown. Kıyı eyaletlerinden bi­ri olan ada, aralarına derin koylar soku­lan ince toprak şeritleriyle birbirine bağlı üç yarımadadan meydana gelir. Geniş bir çöküntünün’ (deniz havzası) bir kısmını ör­ten alçak bir bölgedir. İklim, okyanus ik­limidir. Prens Edward, Kanada eyaletleri­nin en küçüğü fakat en yoğun nüfuslusudur. Tarım, ada üretiminin yüzde 60′ını karşılar. Topraklar tahıl (yulaf), yemlik bitki, pata­tes ve meyve ağaçları yetiştiriciliğine ayrıl­mıştır. Hayvancılığın (sığır, domuz, kümes hayvanı, gümüşü tilki) çok önemli olduğu adada büyük ölçüde süt üretilir. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir. Adanın kuzeyinde bir millî park vardır.
— Tar. Champlain’in Saint-Jean adası adı­nı verdiği adaya, Utrecht antlaşmasından sonra ingiliz hâkimiyetinden kurtulmak is­teyen Acadie’liler yerleşti. Luisbourg’un tes­lim olmasından sonra (1758), İngilizler ta­rafından işgal edilen ada, 1763′te Nova Scotia’ya bağlandı; 1769′da aynlarak özel bir hükümet meydana getirdi ve 1873′te Kana­da konfederasyonuna katıldı. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS EDWARD adası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prater

Tarih 08 Haziran 2009

Prater, Viyana’da millî park, lunaparkıyle tanınır. XV. yy.da Sarayın hayvanat bahçesiydi. 1776′da halkın istifadesine açıldı. Prater, Tuna boyunca uzanan yeşil saha­larla parklardan meydana gelir. Lunapark kesimi Volksprater, Wurstlprater adlarını taşır. (M)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prater hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÖSİLOGiNi

Tarih 08 Haziran 2009

PÖSİLOGiNi i. (fr. poecilogynie’den). Di­şi hayvanlarda görülen ve esas itibariyle ikincil cinsiyet karakterlerine dayanan çok-şekillilik.
— ANSiKL. Dytiscus’un erkeğinde elitralar düz, dişisinde oluk çizgilidir. Böcek topluluğu normal erkek ve dişilerin karışı­mından oluşmakla beraber topluluk içinde tıpkı erkeklerinkine benzer düz elitralı di­şiler de bulunur. Pösilogini’ye genellikle kelebeklerde ve yarımkanatlılarda rastla­nır. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖSİLOGiNi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POUPELET (Jane)

Tarih 08 Haziran 2009

POUPELET (Jane). fransız kadın heykel­tıraş (Saint-Paul-Lizonne, Dordogne 1878-ay.y. 1932). Lucien Schnegg ve Rodin’in öğrencisiydi. Kadın ve özellikle hayvan fi­gürleri yaptı, üniversiteli Kadınlar Millet­lerarası federasyonunun başkanı oldu. Art Moderne’de (Süslenen Kadın, 1906), Ceza­yir, Prag ve A.B.D.’nin birçok önemli şe­hir müzesinde eserleri vardır. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUPELET (Jane) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİRE

Tarih 08 Haziran 2009

PİRE i. (esk. türk. bürge’den). İnsanda ve memelilerde asalak yaşayan böcek. (Pireler takımının pulîcidae familyasından.)
Bu­zul piresi, çok yüksek yerlerde buzlar arasında yaşayan isotoma saltans’m adı.
Deniz piresi, kumsallarda sıçrayarak hare­ket ettiği görülen kabuklu küçük hayvan.
Kum piresi, sıcak bölgelerde bulunan pire türü. (İlmî adı termatophylus veya sareopsylla). Bk. ANSiKL.

—■ ÇEŞ. DEY. Pire gibi, çevik, çok hareketli, yerinde duramayan (kimse).
Pire için yor­gan yakmak (veya pireye kızıp yorgan yak­mak), kendisine yapılan önemsiz bir kötü­lüğün öcünü almak uğruna büyük zarara uğramayı göze almak: Ona «bir pire için yorgan yakan» derlerdi (Ömer Seyfeddin). j Pireyi deve yapmak, önemsiz bir şeyi pek fazla büyütmek, aşırı şekilde abartmak: Pi­reyi deve yapan, deveyi ne yapmaz? (F. R. Atay).

Pireyi gözünden vurmak. Halk di­li. Keskin nişancı olmak, bir silâhı çok iyi kullanmak: Pireyi gözünden vurur ki, kafatasını az biraz zedelerse para almaz! (Ke­mal Tahir). Mec. Elinden bir şey kurtulma­mak, pek becerikli olmak.
Pireyi gözün­den, çakalı dizinden vurur. Halk dili. Kes­kin nişancı olan, iyi silâh atan kimseler için kullanılır.
Pireyi nallamak, olmayacak ve fayda sağlamayacak bir işe girişmek.
— Bot. Pire kapan (veya pire otu). Bk. PiREKAPAN.
— ANSiKL. Pire’nin ağzı, üzerinde yaşadığı hayvanın derisini delmek için, hançer gibi keskin ve incedir; gövdesi yassı ve kanat­sız, derisi meşin gibi sert, bacakları sıçra­mağa elverişli, ayakları tutucudur; bütün bu özellikler pirenin asalak yaşamağa mükemmelen uymasını sağlar. Solucanımsı uzun kurtçukları meskûn yerlerde, tozlu kö­şelerde, döşemelerin yarıklarında ipeğimsi bir kundak içinde yaşar (sirke). Dişiler dai­ma erkeklerden daha iridir. Kırmızımsı kah­verenginde olan insan piresinin (Pulex irritans) boyu 4 mm’yi bulur. Kedi ve köpek piresi (P. felis ve canis) daha küçüktür; ve­bayı bulaştırabilir; salgın tifüs mikrobunun taşıyıcılarındandır; diğer pireler tavşan, yediuyuklayan, bahçeuyuklayanı, tarla sıçanı (Nosopyllus fasciatus), kuşlar (Ceratophyllus hirundinis) v.b. üzerinde yaşar. Bu tür­lerin çoğu şimdi özel cinslerin tipleri sayıl­maktadır. Bazı pire türleri, özellikle sıçan piresi (Xenopsylla eheopis) kabarcıklı veba­nın bulaşmasını sağlar.
Tavşan piresinin dişisi, doğurmadan az ön­ce gebe taşvan üzerinde, sonra sekiz gün­lükten küçük yavrular üzerinde yaşamadan cinsî olgunluğa erişemez ve dolayısıyle çiftleşemez. Çiftleşip döllendikten sonra gene süt emziren ana tavşana döner. Dişi tavşan­da ve yavrularında bulunan hipofiz ön lobuna ait hormonları onların kanıyle birlikte alan pirede, bu hormonların pire cinsiyet hormonlarının oluşumuna yol açtığı sanıl­maktadır. Bu durum, hayvanlar âleminde görülen kendine has biricik olaydır.
• Kum piresi’nin dişisi insanların ve hay­vanların derisinin altına girer, orada kan emerek şişer, karın kısmı bezelye iriliğini bulur; oysa serbestken aynı pirenin uzun­luğu hiç bir zaman 1 mm’yi geçmez. Pire özellikle ayak parmaklarına yerleşir. Hiç bir temizlik tedbiri bunu önleyemez, fakat çıkarılması kolaydır, pek sivri olmayan bir iğneyle bile çıkarılabilir. Pire çıkarıldıktan sonra yara yeri antiseptik bir maddeyle yakılır. Esas tedbir bunların çok olmaması­na dikkat etmektir, çünkü aynı parmağa birçok pire girerse meydana gelen iltihap, asalakların tesadüfen ölmesi veya tahribi tetanosa, bazen kangrene yol açar, parma­ğın kesilmesi gerekebilir. Bu böcek gittikçe dünynın her tarafına yayılmaktadır.
♦Pireli sıf. Üzerinde pire bulunan.
Mec. Kuruntulu, kuşkulu, işkilli. (LM)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTAMOGALE

Tarih 06 Haziran 2009

POTAMOGALE i. Suda yaşayan, böcekçil, kazıcı, memeli hayvan; Batı Afrika’da yaşar. (Potamogalidae familyasının örnek tipi.)(M)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTAMOGALE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSTA

Tarih 06 Haziran 2009

POSTA i. (ital. k.). Bir yerden gönderilen veya bir yere gelen para, mektup v.b. emanetlerin tümü: Sabah postası geldi, fa­kat akşam postası henüz gelmedi. (Bk. ANSİKL. Ulaştırma bölümü.) || Bu emanet­leri toplayıp dağıtan teşkilât ve bu teşkilâ­tın bulunduğu yer:
— Benim seni postaya yolladığımı kimseye söyleme; adresi postahanenin içinde yırt at
(H.E. Adıvar). || Be­lirli zamanlarda sefer yapan ve genellikle posta ulaştırılmasında kullanılan taşıt: Dün de bizim vapur Bandırma postaları gibi ağzına, hattâ burnuna kadar dolu idi
(B. Felek). Pos­ta vapuru. Posta treni. || Takım, kol, sı­ra: // Gidip gelme, sefer: Araba şu kadar eşyayı üç postada taşıdı. || Posta arabası, posta ile gönderilen nesneleri taşıyan ara­ba: İki gün evvel buradan geçen bir posta arabası benim için dört mektup bırakmış (R. N. Güntejcin). // Posta havalesi, posta ile gönderilen havale, para. || Posta kutusu. Bk. KUTU. || Posta polisi, nöbet tutan veya nöbette olan polis. // Posta pulu, para kar­şılığında posta ile gönderilen şeylerin üze­rine yapıştırılan pul.
— CEŞ. DEY. (Birini) Posta etmek, bir kim­seyi karakola götürmek. // (Birine) Posta koymak (veya atmak), birini korkutmak, teh­dit etmek. || (Bir yere) Posta yapmak, bir yere sefer yapmak, gidip gelmek. || Postayı kesmek, bir kimseyle ilgisini kesmek veya bir şeyi yapmaktan vaz geçmek.
— Ask. Hedef postası, hedefli atış talimi sırasında hedefleri gözetleyen ve atışlardaki isabet derecesiyle ilgili işlemlerin ve ka­yıtların tutulmasına yardım eden personel.

— Avc. Avlanacak hayvanı beklemek için yerleşilen yer.
— Dy. Posta treni, posta ve yolcu vagon­larından meydana gelen süratli tren. || Pos­ta vagonu, yalnız posta hizmetine ayrılan vagon. || Cer postası, buhar lokomotifinin sevk ve idaresini sağlayan, bir makinistle bir ateşçiden meydana gelen, çoğu kere sürekli birlikte görev yapan ekip. (Başka tip lokomotiflerde çalışan makinist ve yar­dımcısının meydana getirdiği posta, özel bir ekip değildir.)
— Denize. Gemi teknesinin enlemesine olan tutucu parçalarından her biri, bunla­rın tümü gemi gövdesini (iskeletini) mey­dana getirir. (Bk. ANSİKL.) || Posta yolcu vapuru, posta seferi yapan ticaret gemisi. || Dobil bltum postası, dip su sarnıçlarına (Water-ballast) giriş çıkışı sağlayan delik­ler bulunan posta. || Döşekbaşı postası, ağaç gemi inşaatında döşek postalarını di­key postalara bağlayan dışarıya kıvrık pos­ta. || Karkas döşek postası, L veya U bi­çiminde köşebentlerden yapılmış, dikey ve düzey, uçları parçalarla pekleştirilmiş dö­şek postası. // Kepçe döşekbaşı postası, çe­likten yapılan savaş gemilerinde teknenin sağlam bir parçası. (Bu posta, bodoslama­nın hemen hemen düzey olarak uzatılması­dır. Kıç tarafta [kepçe] su hattının ve zırh güvertenin altındaki bütün çıkıntıları bir­birine bağlar ve onlara dayaklık, yataklık eder.) // Sintine döşek postası, bir postanın (kuburga, eğri, iskarmoz) alt kısmını mey­dana getiren iki kenarlı parça. || Yukarı (üst) posta, diğer döşek postalarından da­ha yukarıda bulunan, geminin baş ve kıç taraflarına yakın postalar; tekneyi takviye etmeğe yarar.

— Huk. Posta çekleri. Bk. ANSiKL. || Pos­ta gizliliği. Bk. ANSİKL. || Posta idaresi, tüzel kişiliği olan T. C. Posta Telgraf ve Telefon işletmesine verilen ad. (Bk. P.T.T.) || Posta kolileri.
Bk. ANSİKL. || Posta mas­rafı. Bk. ANSİKL.
— Sanay. 24 Saatlik çalışma gününün ça­lışma bölümlerinden her biri: Gece posta­sı.
(Eşanl. VARDİYA.) || Bir sanayi veya ti­caret işletmesinde aynı zamanda çalışan iş­çilerin tümü.// Çalışma postası, bir çalış­mada bir bölümün yapıldığı yer; açıkça be­lirli bir iş yapımına gerekli her şeyi (maki­ne, âletler, malzeme v.b.) kapsayan çalış­ma merkezi: Çalışma postasının düzeni ve donatımı, çalışanın verimi ve yorgunluğu üstünde büyük etki yapar.
— Teşk. tar. Posta tatarı. Bk. TATAR.
— Zool. Posta güvercini, özel surette ye­tiştirilen, küçük kâğıtlara yazılmış haberle­ri bir yerden bir yere iletmek için kullanı­lan güvercin.
— ANSİKL. Ulaştırma. Eskiden mektup ve yolcu ulaşımı için belli yerlere atlar «yerleştirilir», bunlar hazır beklerdi. Oysa posta bugünkü medeniyetin en önemli ku­rumlarından biri haline gelmiştir. Jül Sezar zamanında Roma imparatorluğu sınırları içinde kuryeler son derece düzenli işliyor­du. Sezar’ın İngiltere’den Roma’daki Cicero’ya yolladığı iki mektup, biri 26, biri 28 günde, yani iki gün ara ile Roma’ya ulaş­mıştı. Mektup yollamak İsteyen özel kişiler ise mektuplarını ya köleleriyle göndermek, ya da aynı yönde giden ve mektubu götür­meyi kabul eden birine vermek zorunday­dılar. Özel kişiler için çalışan bir posta sistemini ilk kuran imparator Diocletianus oldu (III. yy. sonu). Daha sonraki tarih­lerde Büyük Theodorius, Charlemagne gibi kralların ülkesinin her yeriyle haberleşme­lerini sağlayan düzenli posta servisleri vardı.

• Resmî Posta Servisinin başlangıcı. En eski posta sistemi Fransa’da Paris üniver­sitesi tarafından kuruldu. XIII. yy.ın so­nunda bu kuruma bağlı kuryeler belli dö­nemlerde yola çıkarlar ve Paris’te toplu bulunan öğrenciler için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden para ve mektup toplarlardı. XI. Louis kendisi için atlı haberciler kul­landığı gibi, 19 haziran 1464′teki fermanıyla Fransa’nın bellibaşiı yollarında posta istasyonları kurdu. Bu sistem daha sonraki krallar zamanında da devam etti; sonunda özel kişiler de kendi mektupları için kral­lığa bağlı kuryeleri kullanmağa başladılar. XIII. Louis zamanında genel bir posta de­netimi merkezinin kurulmasıyle fransız pos­tası daha düzenli bir hal aldı.

• Almanya’da ilk posta Tirol’de XV. yy.­ın ikinci yarısında Thurn, Taxis ve Valsassina kontu Roger I tarafından kuruldu. Roger I’in oğlu imparator Maximilian I’in isteği üzerine 1516′da Viyana’dan Brük­sel’e uzanan bir posta servisi sağladı. 1522′de Viyana ile Nürnberg arasında bir pos­ta servisi açıldı; çok geniş topraklara sa­hip olan Kari V, ülkenin her köşesinden çabuk haber almak istediği için Taxis ve Thurn prensi Leonhard’a Hollanda’dan İtalya’ya bir posta servisi kurdurdu. Bu ser­vis Liege, Trier, Speyer, Rheinhausen, Württemberg, Augsburg ve Tirol’den geçiyordu. İtalya’da ilk posta Piemonte’de başladı. 1561′e kadar mektupların ulaşımı şirketlerin ve özel kişilerin elindeydi. Devlet bunlara hizmetleri karşılığında değişik şartlara uy­gun olarak belli bir miktarda para almak hakkını tanımıştı. 1561′de Savoia dükü Emanuele Philiberto bütün postaları bir pos­ta genel müdürüne bağladı. Bu durum 1697′ye kadar sürdü. 1697′de dük Vittorio II Amadeo postanın gelirlerini devlet gelir­leri arasına kattı ve posta genel müdürü­ne aylık bağladı. 1710′dan sonra posta doğ­rudan doğruya devlet tarafından yönetil­meğe başlandı.

• ingiliz postası. İngiltere’de Edward III zamanında özel postalar kurulmuştu. 1635′te Londra ile Edinburgh arasında resmî bir posta servisi kuruldu. 1644′te o sırada Avam kamarası üyesi olan Edmund Prideaux posta genel müdürlüğüne tayin edildi. Prideaux ilk iş olarak haftada bir, ülkenin her tarafına posta kuryeleri yol­lamağa başladı. 1683′te başkentte bir «penny» postası kuruldu. William III zamanın­da parlamentodan İskoçya’daki posta siste­mini düzenlemek üzere birçok kanun çıktı. Kraliçe Anne’in çıkardığı dokuzuncu fer­manla ingiltere’deki posta sistemi o zaman için modern bir şekilde teşkilâtlandırıldı. Londra’da Britanya ülkeleri için genel bir posta merkezi açıldı.
Bu merkezin Edinburgh, Dublin ve diğer bazı şehirlerde şubeleri vardı. Bütün sis­temin başında bir genel müdür bulunuyor­du. Bu genel müdürün başlıca şubelerin müdürlerini tayin etme yetkisi vardı. Bu sırada 15 millik bir yere gidecek bir mek­tubun ücreti 8 sentti, 300 mil içinse 25 sent ödeniyordu. 1837′de sir Rowland Hilî Posta servisinde reform yapılması için ha­rekete geçti. 1839′da «penny» usulü kabul edildi. 6 Mayıs 1840′ta W. Mulready ta­rafından çizilen ilk posta pulu kullanıldı. Aynı yıl kayıt ve posta ile para yollama usulleri kabul edildi. 1855′te posta kutuları ortaya çıktı. Londra, şehir içi mek­tup dağıtımında kolaylık sağlanması için 10 bölgeye ayrıldı, ingiltere postahane sis­temi hızla gelişti, paket postası, para de­ğiştirme ve telgrafçılık yerleşti, ingiliz Pos­ta servisinin başında posta genel müdürü bulunur. Yardımcısı Londra postahanesinin genel sekreteridir. Büyük şehirlerde de genel müdürler vardır. Posta genel müdürü danıştay üyeleri arasından seçilir: ayrıca ka­bine üyesi de olabilir.

• Neale’in amerikan postası. Amerika’da posta 17 şubat 1691′de posta patentinin Thomas Neale’e verilmesiyle başlar. 4 Ni­sanda Neale ve krallık posta genel mü­dürü Andrew, Hamilton’u amerikan posta genel müdürlüğüne seçtiler. Hamilton ko­loniler arasında bir posta servisi kurmak gibi zor bir işe girişti. Bütün kolonileri dolaştı ve herkesi yeteneğine ve bu işin başarılacağına inandırdı. Virginia dışında bütün koloniler işbirliği yapmayı kabul et­ti, 1 mayıs 1693′te servisler başladı. Posta, Portmouth – New Haven, Boston, Saybrook, New York, Philadelphia ve Maryland ile Virginia’daki bazı noktalar arasında işli­yordu. Haftada bir posta vardı, beş atlı bu istasyonlardan haftada iki kere geçmiş oluyordu. Kışın servis 15 günde bir yapı­lıyordu.

A.B.D. postası. 26 Temmuz 1775′te Phila-delphia’da toplanan kongre bir postahane sistemi kurdu ve başına yılda 1 000 dolar ücretle Benjamin Franklin’i getirdi. 1782′de Kongre, posta genel müdürüne New Hampshire ve Georgia arasında ve Kong-re’nin uygun göreceği diğer yerlerde posta yolu ve servisleri açma yetkisini verdi. İ799′da posta kanunları yeniden düzenlendi, posta soyguncularına ölüm cezası ge­tirildi. Daha sonra ölüm cezası kaldırıldı. 1813′te posta ilk defa buharlı gemiyle bir şehirden bir şehire götürüldü. 1845′te 30 milden uzağa gitmeyecek bir sayfalık mek­tuptan 6 sent, 80 mile kadar 10 sent, 150 mile kadar 12,5 sent, 400 mile kadar 18,75 sent, daha uzak mesafeler için 25 sent alınıyordu.
İngiltere’de pul sisteminin başarıya ulaş­masından sonra, pul A.B.D.’de de kulla­nılmağa başlandı. 1847′de 5 ve 10 sentlik, 1851′de 1 ve 3 sentlik pullar çıktı, tik dam­galı zarflar 1853′te kullanıldı. Başkan Lin­coln zamanında mektuplar bedava teslim edilmeğe başlandı. Daha sonra mektubu alandan 2 sent alındı. 1863′te bu 2 sentten yeniden vaz geçildi. İlk posta kartı da 1873′te ortaya çıktı.

• Türkiye’de. Osmanlı devletinde posta hiz­metleri Mahmud II zamanına kadar yalnız devlet haberleşmeleri için yapılıyordu. Koso-va (1389) ve Çaldıran (1514) seferleri sırasın­da halkın da resmî postadan yararlanması sağlandı. Fakat bu, bugünkü anlamda posta­cılığın başlangıcı niteliğinde değildi. Mah­mud II, halka ait mektupların İstanbul ile öteki vilâyetler arasında taşınmasını, bu işler­den gelir sağlanmasını, mektuplara fesat karıştırılmamasını ve mektup dağıtımında is­lâm, reaya ve yabancı ahaliye eşit muamele yapılmasını bir fermanla emretti (1838). Tan­zimat fermanıyle posta hizmetleri kamu hiz­metleri arasına alındı (1839). Konuyle ilgili hazırlıkları yapmakla görevlendirilen komisyonun kararına uyularak ilk Posta nezareti kuruldu (1840). Aynı yıl ilk pos­tahane istanbul’da, Yenicami avlusunda, Postahanei Amire adiyle açıldı. Bunu, Bağ­dat, Sivas, Musul ve Diyarbakır’da açılan postahaneler takip etti (1843). Posta idaresi­ne paralel, fakat ayrı bir kuruluş olarak ça­lışan Telgraf idaresi de nezaret durumuna getirildi (1855). Posta nazırı gazeteci Agâh Efendinin teklifiyle posta ücretinin pul olarak alınmasına başlandı (1863). Posta ve Telgraf nezaretleri tek bir nazırlık altında birleştirildi (1871). Sonra bu nazırlık kal­dırıldı ve son nazır vekili Mustafa Fuad Bey zamanında teşkilât, umum müdürlük seviyesine indirildi (1909); iki yıl sonra tekrar nazırlık oldu (1911). 1919′ra ise umum müdürlük kademesine dönülerek umum müdürlüğe de Refik>Halid Bey (Karay) tayin edildi. Bu arada Ankara’da T. B. M. M. Hükümeti Posta müdürlüğü kuruldu (1920); başına da önce Sırrı Bey (Bellioğlu), sonra da Refet Bey (Bele) getirildi. Ankara hükümetinin Posta müdürlüğü ay­nı yıl içinde genel müdürlük oldu. İlk ge­nel müdür olarak Sabri Bey (Toprak) görevlendirildi (1920). İstanbul’daki umum müdürlük de 1922′ye kadar çalıştı.

— Denize. Genel bir anlamda kullanılan posta terimiyle üç elemanın hepsi anlaşı­lır; asıl posta, sintine postası, döşek pos­tası. Asıl postalar üç tiptir: kompozayt posta (posta ve kontra) iki köşebendi bir­birine perçinlemekle yapılır, L biçiminde­dir; yekpare posta tek bir profilden yapılmış, L biçiminde, çıkık kenarlı L veya U posta biçimindedir. Son olarak bir ana be­denle onu bordaya bağlayan çift kenarlı posta çok yer tuttuğundan şileplerde kul­lanılmaz. Fakat tankerlerde, özellikle boy­lam yapım usulüyle yapılan tankerlerde her zaman kullanılır.
— Huk. Posta çekleri. Posta idaresi, adına bir çek hesabının açılmasını isteyen kim­selere, bu hesabın açılabilmesi için gerekli ön paranın verilmesi şartıyle posta çekleri verebilir. Posta çekleri düzenlendiği günle birlikte iki ay için geçerlidir. Bu süre bi­tince, kabulleri keşidecinin onamasına bağ­lıdır. P.T.T. idaresi, belli paraları gösteren yolculuk posta çekleri de çıkarabilir.

• Posta gizliliği. P.T.T.’de görevli memur­ların posta gizliliğine uymaları zorunludur. Posta kanununa göre, kendilerine posta servisinde bir iş verilmiş olanların, belli kişilerin posta ilişkilerini açığa vurmaları, kapalı mektupları açmaları, içlerinde ne olduğunu araştırmaları veya haberleşme ka­ğıtlarındaki yazılar hakkında üçüncü kişi­lere bilgi vermeleri yahut herhangi birinin bunlan yapmasına meydan bırakmaları ya­saktır.

• Posta kolileri, ayrıca ücret ödendiği tak­dirde, alıcının konutunda teslim edilebilir. Bunun dışında, posta kolileri Posta ida­resinden alınır. Ancak, idarenin gösterece­ği süre içinde kolilerini almayanlardan ta­rifesine göre ücret alınır.

• Posta masrafı. Davacı, dilekçesinin, da­valıya tebliğ edilmesi için gerekli olan pos­ta masrafını peşin olarak mahkeme kale­mine ödemekle yükümlüdür. Bunu yapma­ması halinde, mahkeme, kendisine bir me­hil verir. Bu mehil içinde davacı, posta masrafını ödemezse, tebligat yapılmasından vaz geçmiş olduğu kabul edilir. Aynı du­rum, mahkemenin vermiş olduğu kararın temyiz edilmesi halinde de söz konusudur. Temyiz eden, posta ücretini baştan ödemezse, kendisine ödemesi için bir süre verilir. Bu süre içinde de posta masrafını ödemeyecek olursa, temyiz isteminden vaz geçmiş sayılır. Temyiz isteminden posta ücretinin ödenmemesi sebebiyle vaz geçil­miş sayıldığına karar verecek merci, ma­hallî mahkemedir. (LM)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSOF

Tarih 06 Haziran 2009

POSOF, esk. Duğur, Doğu Anadolu böl­gesinde (Erzurum-Kars bölümü, Kars ili) ilçe merkezi; 2 164 nüf. (1970). Türkiye’nin kuzeydoğu ucunda, Sovyetler birliği sınırı­na çok yakın bir noktada; yüksl. 1 550 m. Posof’u Kars’a bağlayan yol, birçok ke­siminde keskin virajlıdır. — Posof ilçesi, 607 km2; 27 923 nüf. (1970). Merkez, Eminbey bucakları, 49 köy. Büyükbaş hayvancı­lık; tahıl tarımı. (M)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSOF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTHEUS

Tarih 06 Haziran 2009

PORTHEUS i. Tebeşir tabakalarında bu­lunan fosil kemikli balık.
(Uzunluğu 2 m’yi bulan boylu bir hayvandır.) [L]

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTHEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTTER (Paulus)

Tarih 06 Haziran 2009

POTTER (Paulus), hollandalı ressam ve gravürcü (Enkhuizen 1625-Amsterdam 1654), natürmort ressamı Pieter Poiter’in (Enk­huizen 1597′ye doğr.-Amsterdam 1652) oğ­lu ve öğrencisi. Hollanda okulunun en ün­lü hayvan ressamı olarak tanındı. Doğduğu köyün manzaralarında koyunları, atları, inekleri canlandırır: Boğa (La Haye, Mauritshuis müzesi), Çiftlik (Leningrad), Geviş Getiren inek (La Haye), Sığırtmaç (Kassel), Otlayan İnekler (Torino), Koca öküz (Louvre), inek Sağan Kadın (Leningrad). (M)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Paulus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORSUK

Tarih 05 Haziran 2009

PORSUK i. Sert kıllı, etçil, memeli hayvan. Avrupa’da ve Kuzey Asya’da yaşar.
— ANSiKL. Porsuk (meles) tabanına basa­rak yürüyen, kısa bacaklı, tıknaz, ağır göv­deli bir hayvandır; sadece bir türü (Meles taxus) Avrupa’da bulunur. Üzeri sarımtııak kül rengindedir; başı ve boynunun altı he­men hemen tüm beyazdır; başının her iki yanında siyah bir şerit bulunur; vücudunun alt tarafı siyahtır. Uzunluğu 0,75 m, yük­sekliği 0,30 m dir. İnini derin kazar; yalnız kuzeyde yaşayanlar kış uykusuna yatar, ılı­man bölgelerde yaşayanlar bütün yıl faal­dir. Bitki kökü, mantar, bal, yumuşakça, kurbağa, kuş, küçük hayvan yiyerek besle­nir; tarım ürünlerine (mısır, bağ) bazen cid­dî zararlar verir. Pis kokan bir hayvandır; köpeklerle kovalanıp inine kıstırıldıktan sonra orada yakalanır. Eti yenir; kılların­dan fırça yapılır. Bayağı porsuğa Avrupa’­nın her tarafında ve Kuzey Asya’dan Ti­bet’e kadar rastlanır. Sansargillerden sayı­lır; fakat ayıgillere de yakındır. (LM)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORSUK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POROCEPHALİDAE

Tarih 05 Haziran 2009

POROCEPHALİDAE çoğl. i. Timsahlarda, kaplumbağa ve yılanlarda, bazı memeli hay­vanlarda, hattâ bazen insanlarda asalak ya­şayan hayvan takımı. (Pentastomida grubun­dan.) [L]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POROCEPHALİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORCİEN (LE)

Tarih 05 Haziran 2009

PORCİEN (LE), Paris havzasının kuzey­doğusunda bölge; bol akarsularla yarılan 200-250 m yüksekliğinde yeşil tepelerden meydana gelir. Hayvancılık ve süt üretimi bakımından Thierache’a benzer; ama batı­ya doğru, Vermandois yakınlarında tahıl ve şeker pancarı yetiştirilen toprak balçık­lıdır. (L)
PORCİUS CATO. Bk. cato.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORCİEN (LE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPAYAN

Tarih 04 Haziran 2009

POPAYAN, Kolombiya’da şehir, Cauca idare bölgesinin merkezi, Cauca’nın yukarı­sında; 57 700 nüf. Şehir 1536′da, Sebastian de Benalcazar tarafından Cauca yüksek vadisinde, 1 700 m yükseltide kuruldu. Sö­mürge devrinde canlı bir site olan şehirde soylu sınıf, Cali ovasında yapılan hayvan­cılığı ve Choco ile Cauca’daki altın maden­lerinin işletilmesini elinde tutuyordu. Şehir­de hâlâ sömürge döneminden kalma evler, güzel çeşmeler ve barok üslûbunda kilise­ler (San Francisco katedrali) vardır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPAYAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PO ovası

Tarih 04 Haziran 2009

PO ovası, Kuzey İtalya’da Po ve kolları­nın akaçladığı ova. Alp yayı, Kuzey Apennin dağı ve Adriya denizi arasında yakla­şık olarak 46 000 km2′lik bir alanı içine alır, Piemonte, Lombardia, Emilia ve Veneto toprakları üzerinde uzanır. Tarım ve hayvancılığın zenginliği, sanayi faaliyetleri­nin çeşitliliği sayesinde Po ovası İtalya’nın en zengin bölgesi olmuş ve nüfusu 100 000-’den fazla olan şehirlerin yarısı bu bölgede toplanmıştır. Eski bir pliyosen körfezin ye­rinde bulunan bu ova, doldurulmuş alanlar, ırmak-buzul taraçaları ile daha yeni bir alüvyon ovasından meydana gelir, üçüncü zaman topraklarının kalınlığı 8 000 m’ye ulaşır. Irmak-buzul döküntülerinden meyda­na gelen yüksek taraçalar çakıltaşlı, ku­raktır ve ırmakların alçak killi taraçalarına hâkimdir. Bu iki taraça dizisi arasında ku­zeyde Cuneo’dan Gorizia’ya kadar çok dü­zenli, güneyde daha dağınık olan fontanili çizgisi uzanır.
Ovanın her yeri değerlendirilir. Tarım top­rakların cinsine göre değişir; yüksek kısım­larda tahıl, yemlik bitki ve meyve ağaçla­rı, alçak kısımlarda nemli çayırlar ve pi­rinç yetiştirilir. Delta daha Eskiçağda bü­yük çabalar harcanarak kurutulmuş ve akaçlanmıştır. Islah çalışmaları bugün 335 km2′lik bir alanı kapsar (bundan 450 000 ki­şi yararlanır). Comacchio denizkulakları ku­rutulmuş ve toprak dağıtımı yapılmıştır. Bu kesimde başlıca tarım, kenevir, şeker pan­carı (italya’daki şeker pancarı tarlalarının yüzde 80′i) ve meyve (elma ve erik) ağacı yetiştiriciliğidir. Sanayi kaynakları çeşitli­dir: bütün ovaya dağıtılan tabiî gazın çı­karılması (Cortemaggiore, Bordolano, Ripalta), Cortemaggiore’de, Rovigo ve Ravenna’da petrol rafinerileri. Bölgede her çeşit sanayi vardır, metalürji, kimya ve do­kuma sanayii şehirlerin çevresinde, besin sanayii (şeker fabrikaları, konservecilik) del­tada toplanmıştır. İlgili dört bölgenin sanayi kollarında iki milyon kişi çalışır. Şehirler özellikle ovanın çevresinde su baskınlarının erişmediği ve savunmanın daha kolay olduğu yerlerde kurulmuştur. Güneyde, hem idare hem de sanayi merkezleri olan Parma, Reggio, Modena, Bologna gibi şehirler güneyde Emilia yolu boyunca sıralanır. Ku­zeydeki şehirler ise yüksek taraçalarda asalp tepelerinin eteğinde kurulmuştur ve çoğu zaman ötekilerden daha hareketlidir: Bergamo, Brescia, Verona, Vicenza. Vene­dik ve özellikle limanı Mestre, ovanın Adriya denizine çıkış noktalarıdır. Batıda Torino ve Milano ikinci derecedeki Biella ve Novara şehirlerinin hayatına hâkimdir, iki otoban tarafından aşılan ve iki başka oto­banla İtalya’nın diğer kısımlarına bağlanan Po ovası Alp geçitleri ağızlarında yer al­dığı için Avrupa’nın çeşitli bölgeleriyle de­vamlı bağlantı halindedir. Tarih boyunca çeşitli çekişmelere yol açmış zengin Po ova­sı bugün italya’nın can damarıdır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PO ovası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTONİA

Tarih 04 Haziran 2009

PONTONİA i. Çok iri kıskaçlı kabuklu hayvan. (Onayaklı macrura takımının carididae familyasından.) [L]

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPON (François)

Tarih 04 Haziran 2009

POMPON (François), fransız heykeltıraşı (Saulieu 1855-Paris 1933). Sanat hayatına büstler yaparak başladı (1879 Sergisi), Rodin’in en iyi taslakçılarından biri oldu. İlk başarısını 1922′de Sonbahar sergisinde ser­gilediği Beyaz Ayı (Art Moderne müzesi) ile kazandı, bu heykel ona büyük ün sağ­ladı. Daha önce, 1907′den beri, çok sayı­da hayvan heykelciği yapmıştı; bu eser­lerdeki başlıca özellik ayrıntılardan kaçın­ma ve biçimlerdeki uyumdur. Pompon’un birçok eseri Paris Art Moderne müzesindedir. (Bizon’dan [1907] Geyik’e [1929] kadar), Boğa’sı (1933) ise, Saulieu’de şehir mey­danına dikilmiştir. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPON (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMORZE veya POMERANYA

Tarih 04 Haziran 2009

POMORZE veya POMERANYA, alm. Pommern, Polonya’da coğrafî bölge, Aşağı Odra koridoru ile Aşağı Vistül koridoru arasında. Pomorze, yüzey şekilleri karma­şık tepelerden meydana gelir; bu tepeler, güney yamaçta Vistül, Warta ve Odra’nın vadileri ile kuzey yamaçtaki Baltık denizi­ne doğrudan doğruya dökülen küçük akar­sular arasında suları ayıran bir eşiktir ve Kuzey Avrupa ovasının Dördüncü zaman­daki son kıta buzullaşmasının («Baltık göl sırtları») kalmtısıdır. Bölgede birçok göl vardır. Denizin yakın olmasına rağmen, ik­lim serttir: Szczecinek’te üç ayın sıcaklık ortalaması sıfırın altındadır. Yazlar serin ve çoğunlukla sisli geçer. Pomorze’de tarım oldukça verimsizdir: ça­yırlar ve otlaklar ekili topraklardan çoktur. Hayvancılık yapılır (at, sığır, domuz), bi­raz çavdar ve patates yetiştirilir, turba çıkarılır. Düzeltilmiş olan kıyı mahfuz de­ğildir, ancak birkaç balıkçı limanına rast­lanır (Kolobrzeg, Ustka, Leba). Doğuda Pomorze kıyısı, Gdansk ve Gdynia koyunu kuzey rüzgârlarından koruyan uzun bir kum şeridiyle devam eder. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMORZE veya POMERANYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMİANE (Edouard POZERSKİ DE)

Tarih 03 Haziran 2009

POMİANE (Edouard POZERSKİ DE), fransız yazarı ve gastronomu (Paris 1875 – ay.y. 1964). Tıp fakültesini bitirdi, Fen fakülte­sinde doktora yaptı, Pasteur enstitüsünde profesör oldu. İnsan, hayvan ve bitkilerin sindirim özsu ve fermentleri hakkında 200′den fazla yayını vardır. Pomiane, gastroteknik’in kurucusu sayılır. Besinlerin in­san tarafından sindiriminde pişirme tarzı­nın rolünü inceledi. (L)
POMERÎUM i. Bk. pomoerium.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMİANE (Edouard POZERSKİ DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA (Küçük)

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA (Küçük), polca Malopolska, Polonya’da coğrafî bölge, Krakow ile Var­şova arasında, Vistül’ün çizdiği büyük kıv­rımın iç kısmında. Küçük Polonya engebe­li bir bölgedir ve çoğu yeri ormanlarla kaplıdır; Swietokrzyskie («Kutsal haç») kütlesi denen (Lysica doruğunda 611 m) küçük bir hersinyen kütle ile, birbirine bağ­lanan bir yaylalar bütününü içine alır; yay­lalar Swietokrzyskie kütlesiyle Yukarı Silezya’daki hersinyen tümsek arasında tortul bir havza meydana getirir. Bu bölgede önemli maden kaynakları vardır: Swietokrzyskie kütlesi kenarında ve Czestochowa bölgesinde demir madeni; Yukarı Silezya’nın kömürlü topraklarına hâkim olan Krakow Jürası’nda çinko ve kurşun maden­leri. Yaylalardaki verimli topraklarda buğ­day, çavdar ve patates yetiştirilir. Hayvan­cılık gelişmiştir. Polonya’nın iç kısmında pek büyük şehirler yoktur: kalabalık şe­hirler kenar kesimlerde Lodz ve Krakow’dadır. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA (Küçük) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLENİA,POLLENSA, POLLEX,POLLİCiPES

Tarih 02 Haziran 2009

POLLENİA i. Yer solucanında asalak ya­şayan sinek. (L)
POLLENSA, Mallorca adasında (Balear takımadaları) şehir; 8 600 nüf. önemli köy pazarı. Turizm merkezi. Eskiçağda, Pollentia. (L)
POLLEX i. (lat. k.). Kuş piresi. (L)
POLLİCiPES çoğl. i. Cirripedia takımın­dan kabuklu hayvan. (Bunların, içinde yumurtalıkların yer aldığı ayak kısmı yenir.) (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLENİA,POLLENSA, POLLEX,POLLİCiPES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNNA

Tarih 02 Haziran 2009

PİNNA i. Sıcak ve ılık denizlerde yaşa­yan ikiçenetli yumuşakça. (Pinnidae fa­milyasının örnek tipi.)

— ANSiKL. Pinna’lar, karinalı veya bom­beli, üçgenimsi, uzunca kavkılı, sivri tepeli büyük yumuşakçalardır; bazı türlerinin (Pinna nobilis) [Akdeniz] uzunluğu 70 sm’-yi bulur. Çok ince ve bol olan bisüslerinden ipeğimsi kumaşlar dokunur; Sicilyalılar ve Kalabriyalılar bundan çorap ve eldiven yaparlar. Birçoğunun içinde pembe inciler vardır; oldukça ince olan iç sedefi çeşitli işlerde kullanılır. (L)

yumuşakçalar ın beş sınıfından en çok bilinenleri Salyangozlar ve midyelerdir.

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİPLOİT

Tarih 01 Haziran 2009

POLİPLOİT i. ve sıf. (fr. polyploide’den). Biyol. Kromozom sayısı çok olan hücre, hayvan veya bitki. (Bu canlılarda diploit [2 n] tiplerin yanı sıra triploit [3 ,n] ve tetraploit [4 n] v.b. tiplere de rastlanır. Poliploit bitkiler, özellikle tarım bitkileri ara­sında çoktur: buğday, gül. Çoğu zaman poliploit bitkiler normal bitkilerden daha boy­lu olur.) [L]

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİPLOİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİFAJİ

Tarih 01 Haziran 2009

POLİFAJİ i. (fr. polyphagie). Biyol. Bir hayvan türünün değişik besinlerle beslen­me yeteneği. (Polifaji beslenme rejimini de­ğiştirmeğe ve boş alanların işgaline im­kân veren bir önuyumdur, bu bakımdan ya­şama tarzında büyük değişikliklere yol «açar. Polifajiye böceklerde çok sık rast­lanır.) Eşanl. ALOTROFî.
— Patol. Doyma duygusuyle sınırlanma­yan fazla yemek isteği. (Bazı hastalarda ve bazı ırklarda görülür; sadece ortam şart­larına değil, aynı zamanda doğuştan bu du­ruma elverişli olmaya da bağlıdır dene­bilir.) [L]

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİFAJİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTOU

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTOU, Fransa’da eski il; kuzeyde Bretagne, Anjou, Touraine, doğuda Berry ve la Marche, güneyde Saintonge ve Aunis arasında; toprakları Vienne, Deux-Sevres ve Vendee idare bölgelerini ve Haute-Vienne, Charente ve Charente-Maritime idare böl­gelerinin küçük bir kısmını içine alır.

• Coğrafya. Poitou coğrafî bakımdan çe­şitli bölgelere ayrılır: 1. Poitou eşiği, ikin­ci zaman topraklarından oluşan bir ova­dır; Paris havzasını Akitanya havzasına bağlar ve Armorik masifini Massif Cent­ral’dan ayırır. Touraine bağları ve Chrente bölgeleri arasında bir tahıl bölgesidir;
2. batıya doğru uzanan kalkerli Fonterayle-Comte ovası ve kıyıda Poitou bataklığı, alüvyonların doldurduğu bir üçüncü za­man körfezidir; bura’da sebze ve yemlik bitki yetiştirilir;
3. Armorik masifinin bir parçası olan Vendee’nin billûrlu toprakla­rı, kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uza­nır. Koruluk bir bölgedir, köy ekonomisine buğday ve sığır yetiştiriciliğiyle tereyağı kooperatifleri hâkimdir; kıyıda gerçek bir polder olan Breton bataklığı’nda tahıl ve sebze tarımı yapılır; hayvan yetiştirilir. Yumuşak iklimli Noirmoutier adası yoğun bir şekilde işletilir (km2′ye 130 nüf.).
— Poitou-Charentes bölgesel seçim çevresi, Charente, Charente-Maritime, Deux-Semes ve Vienne idare bölgelerini içine alır.

• Tarih. Bölgenin ilk halkı olan Pictav’-ar, M.Ö. 56′da Romalılara boyun eğdiler. V. yy.da Vizigotların işgal ettiği bölgeyi, Vouille savaşından (507) sonra Franklar aldı. Clavis vârisleri arasında bölüşülen Poitou, Birinci Akitanya düklüğü zamanın­da (VII. yy. sonu 768) birleştirildi ve Rannoux (839-867) Poitiers kontları sülâlesini kurdu. Poitou, 1137′de Fransa hanedanına geçti, 1152′de Henry II Plantagenet ile in­giliz hâkimiyetine girdi. Fransa kralı Louis VIII tarafından tekrar fethedilen bölgede XIII. yy.da ingiltere kralı Henry III’ün desteklediği mahallî soylular monarşiyle çatıştı; ama Henry III’ün yenilmesiyle kral­lık otoritesi tekrar sağlandı. Yüzyıl savaş­larından çok zarar gören Poitou, ingiltere’­ye bırakıldı (Bretigny antlaşması, 1360), sonra Fransızlar tarafından geri alındı (1369-1378) ve Charles VII zamanında Fran­sa tahtına bağlandı. XII. ve XIII. yy.dan sonra bataklık, fundalık ve ormanlarda bir­çok ıslah çalışması yapıldı ve topraklar soyluların elinde toplandı. XVI. yy.da fi­yatların yükselmesi, paranın satın alma gücünün azalması enflasyona yol açtı. La Rochelle limanında ticaretin çok canlı olmasına karşılık (XIII. yy.), sanayi çok geç bir ta­rihte kurulabildi.
— Leng. Poitou lehçesi, Poitou’da konu­şulan oil dili lehçesi. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTOU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİANA

Tarih 30 Mayıs 2009

POİANA i. Batı Afrika’da yaşayan etçil memeli hayvan. (Poiana Poensis orta boy­lu, ince uzun gövdeli, şişkin oval başlı, gelincik dişli bir hayvandır; sırtı siyah be­nekli soluk esmer, böğürleri yuvarlak le­kelidir. Kuyruğunun uzunluğu 1 m’yi bu­lur. Miskkedisigillerden.) [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİANA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POEBROTHERİUM

Tarih 30 Mayıs 2009

POEBROTHERİUM i. Paleobot. İlkel devegillerden toynaklı, memeli fosil hayvan; diş düzeni tam, bacakları ayrık iki par­maklıdır; Kuzey Amerika’da Oligosen ta­bakasında bulunur. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POEBROTHERİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCARDİE

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCARDİE, Fransa’nın kuzeyinde eski il; Somme ve Aisne idare bölgelerinin büyük kısmını, Pasde-Calais kıyı bölgesini ve gü­neyde Oise idare bölgesinin bir kısmını içine alırdı. (Aisne, Oise ve Somme idare bölgelerini kapsayan bölgesel bir seçim çev­resine adını verdi.)
• Coğrafya. Picardie yüzey şekilleri ve ekonomisi bakımından birbirinden farklı üç bölgeye ayrılır:

1. vadilerle yanlı bir yayla. Bu yayla büyük kısmı çakmaktaşlı kil tabakalarıyle örtülü tebeşir çağı tebeşirlerinden meydana gelir; çoğunlukla kalın bir balçık tabakasıyle kaplı olduğundan Fransa’nın tahıl ve şeker pancarı yetiştiren başlıca bölgelerinden bi­ridir. Daha Galya-Roma çağında, sonra da manastır rahiplerinin etkisiyle XI. ve XII. yy.da, geniş tarlalar açılmıştı. XIX. yy.dan beri Picardie’nin bu kısmında ince tarım uygulanır. Yemlik bitki tarımının genişle­mesi, hayvancılığın gelişmesine yol açmış, tarım büyük ölçüde makineleştirilmiştir. Bölgedeki tarım işletmeleri orta büyüklük­tedir (30-40 hektar);

2. yaylayı yaran Somme ırmağıyle kolları­nın vadileri. Başlıca şehirlerin kurulduğu vadiler, geniş, derin ve çok yağışlıdır. Ir­maklar ağır ve düzenli bir şekilde akar. Va­di tabanlarındaki eski ticaret merkezlerine (Amiens, Saint-Quentin) geleneksel dokuma sanayii yerleşmiştir;

3. kıyı bölgesi, kıyı şeritlerinin meydana gelmesi sonucunda dolan bir bölgedir. Pi­cardie, alçak alanların akaçlanmasından sonra genellikle çayırlar, hattâ buğday ve tahıl üretilen alanlar haline getirildi. Say­fiye merkezleri kuruldu (Berek, Le Touquet).

• Tarih. Roma çağında bölge, Gallia Belgica’nın bir parçasıydı. Daha Ortaçağda çoğu din adamları olan güçlü derebeylerineline geçti (Saint Riquier, Saint-Valery ve Corbio abeyi’leri). Bölgenin zenginliğine ko­şan birçok flaman kolon, özellikle Somme vadisinde önemli bir kumaş sanayiini kur­dular; bu durum zengin ve canlı bir burju­vazinin meydana gelmesine yol açtı. Burjuvazi XII. yy.da kurulan komünleri (Noyan, Saint-Quenti», Amiens, Ham, Corbie, Abbeville v.b.) büyük ölçüde zenginleştirdi. Philippe Auguste zamanında Picardie, Amiens ve Vermandois «baillie»lerine bölün­dü. XII. ve XIV. yy.da yavaş yavaş krallık topraklarına katılan bölge Yüzyıl savaşla­rında ingiltere ve Fransa kralları arasında çekişmelere yol açtı; ingilizler Somme şe­hirlerini Bourgogne düküne verdiler (1435 ve 1465). Atak Charles’ın ölümünde (1477), Louis XI’in işgal ettiği bölgeyi Maximilian, Arras antlaşmasıyle Fransa’ya bıraktı (1482). 1659′a kadar Picardie bir sınır böl­gesi olarak kaldı ve birçok defa (1557, 1595, 1636) ispanyollar tarafından istilâ edildi. XVI. yy. başında kurulan Picardie askerî valiliğinin sınırları, derebeylik dönemi Picardie’sinden daha küçüktü. İdarî ve ma­lî açıdan Picardie ikiye (Amiens ve Soissons) bölünmüştü. Stratejik önemi yüzünden Birinci ve İkinci Dünya savaşları zamanın­da tekrar bir savaş alanı haline geldi.

• Picardie lehçesi, Picardie ve Belçika Hainaut’sunun bir bölümünde konuşulan oîl dili lehçesi. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCARDİE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAUİ

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAUİ, Kuzeydoğu Brezilya’da eyalet; 251 683 km2; 1 263 400 nüf. Merkezi, Teresina. Eyaletin Atlas okyanusuna açılan dar bir cephesi vardır; Paranaibo ırmağının denize döküldüğü bu kısım, alçak bir ovadır. Gü­ney kısmı tortul yaylalar örter. Sıcak iklim, katinga alanı olan güneydoğu kesimde sık sık kuraklıklara yol açar. Ekonominin baş­lıca özelliği hayvancılığın ağır basmasıdır. Tabiî palmiye bahçelerinin değerlendirilme­si için bazı denemelere girişilmiştir. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAUİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİACENZA

Tarih 29 Mayıs 2009

PİACENZA, İtalya’da şehir, Emilia’da, Emilia yolu üzerinde, il idare merkezi, Trebbia ile Po’nun kavuştuğu yer yakının­da; 87 900 nüf. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: Farnese’lerin at üzerinde iki heyke­linin (XVII. yy.) bulunduğu dei Cavalli meydanında XIII. yy.dan kalma, gotik üs­lûbunda komün sarayı ve San Francesco kilisesi (roman ve gotik üslûbunda kubbe); Vignola’nın planlarına göre yapılan Farnese sarayı (XVI. yy.). Piacenza bir tarım ve sanayi merkezidir (şeker fabrikaları, plastik maddeler imalâtı). Yakınında önemli maden ve petrol yatakları. Piacenza ili, 291 110 nüf. Apennin’lerden Po’ya kadar Trebbia’nın her iki kıyısında uzanan Piacenza’da kır hayatı canlıdır (tahıl, üzüm, tütün, hayvancılık); petrol yatakları italya üretiminin önemli kısmını sağlar.

• Tarih. Romalıların kurduğu bir koloni olan (M. ö. 218) Placentia, Hannibal’e (M. ö. 218), sonra da Hasdrubal’e (207) karşı direndi, ama Keltler ve Ligürler (200) ta­rafından yıkıldı. Bir Roma municipium’u (M.ö. 90) olunca, imparatorluk zamanında tahkim edildi ve güzelleştirildi. Markomanlar Aurelianus’u burada yendiler (M.S. 271) ve şehir Totiia tarafından yıkıldı (546). Bourgogne’lu Rodolfo II, imparator Berengaro I’i burada yendi (923). Urbanus II, Henri IV ile savaşmak için (mart 1095) burada bir din meclisi topladı. Komün olan (XII. yy.), sonra Kızılsakal Friedrich’e boyun eğen (1161) Piacenza, Lombardia birliğine katıldı. Constance barışının ilk tasarılarıburada imzalandı (30 nisan 1183). İkinci Lombardia birliğine katılan (1226) Piacenza’da, İnnocentius IV bir üniversite kurdu (1248). Oberto Pallavicino şehri alarak (1245) Anjou’lu Charles’a bıraktı (1270). Alberto Scotti’nin yönetimine giren (1290) şehir, 1332′den itibaren birçok defa el de­ğiştirdi ve kısa süren bir cumhuriyet dev­rinden sonra (1447-1448) Milano’nun oldu (1448-1511). Louis XII (1499), sonra da Leon X (1512), tarafından alman Piacenza’yı papa Paulus III «Parma ve Piacenza düklü­ğü» haline getirerek oğlu Pier Luigi Farnese’ye verdi (1545). Antonio Farnese’nin ölümünden sonra düklük İspanya kralı Felipe V ile Elisabeth Farnese’nin oğlu Carlo I’e (Viyana antlaşması, 1731) geçti; ama Carlo I iki-Sicilya kralı olunca, 1738 antlaşmasıyle Avusturya’ya bırakıldı.
Aachen barışıyle Piacenza, Carlo I’in kardeşi Filippo’ye verildi (1748). Ferdinand I’in Bonaparte ile anlaşması sonucunda şehir Suvorov tarafından işgal edildi (mayıs 1799), sonra Murat tarafından geri alındı (mayıs 1800). Madrid antlaşmasıyle (1801), Piacen­za Fransa’ya katıldı ve Taro idare bölgesi­ne bağlı bir idare çevresi merkezi oldu; Napolyon, maliye nazırı Lebrun’e Piacenza dükü unvanını verdi (nisan 1808). imparatoriçe Marie-Louise 1815-1847 arası Parma ye Piacenza düşesi oldu. Bourbon’lara verilen düklük, 1848 kargaşalıklarından sonra yeniden kurulduysa da haziran 1859 millî ayaklanmasıyle son dük Robert, unvanın­dan vaz geçmek zorunda kaldı ve Piacenza mart 1860 referandumuyle Piemonte’ye ka­tıldı. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PITRAK

Tarih 29 Mayıs 2009

PITRAK i. (pot, kıvrım’dan pot-rak > pıtrak). İnsanların üzerine veya hayvanla­rın tüylerine takılan dikenli bitki tohumu.
— DEY. Pıtrak gibi, ağaç veya dal üzerin­de çok sayıda meyve bulunduğunu belirt­mek için kullanılır.
— Bot. San çiçekli, dikenli iri meyveli, bir yıllık otsu bitki; yıkıntılarda ve yol kenar­larında yetişir. (Bileşikgillerden.)
— Tekst. Pıtrak temizleme, taranmış yün iplikçiliğinde, yün içindeki yabancı madde­leri mekanik olarak temizleme işlemi. Bk.
ANSİKL.
— ansikl. Tekst. Çoğu ülkelerde, özel­likle Güney Amerika’da, koyunların otladığı bölgeler, yaprakları veya meyveleri dikenli çeşitli bitkilerle doludur. «Pıtrak» denen bu bitkiler, koyunların sırtındaki pos­ta takılır. Eğer iplik veya kumaş haline ge­tirilirken yün, bu parçacıklardan iyice ayıklanıp temizlenmezse, boyamada önemli ku­surlar meydana gelir. Eskiden pıtrak te­mizleme elle yapılırdı. Temizlenecek yün fazlaysa, pıtrak temizleyici takımları olan tarak makineleri kullanılır. Bu takımlar, çok hızlı dönen ve üzerinde kıvrık ince uç­lar bulunan silindirler yardımıyle pıtrakları tutar. Bu uçlara çarpan pıtraklar takılır ve âletin altındaki saç elekte toplanır. Yüne daha çok yapışan diğer dikenli bitkileri ayıklamak için başka tip takımlar kullanılır. Bu takımlarda yün, oluklu ve çok sıkı ma­denî silindirler arasından geçirilir ve için­deki yassı pıtraklar ezilerek tarama sıra­sında kolayca temizlenir. (LM)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PITRAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PINARBAŞI,

Tarih 29 Mayıs 2009

PINARBAŞI, esk. Aziziye, Iç Anadolu bölgesinde (Yukarı Kızılırmak bölümü, Kayseri ili) ilçe merkezi kasaba; 9 263 nüf. (1970). Maraş-Kayseri yolunun Malatya-Kayseri yoluyle birleştiği yerin yakınında; yüksl. 1 520 m. Kasabanın yükseltisi, Cum­huriyet meydanından güneye doğru hafif­çe artar ve güneydeki sırtlara tırmanan ma­hallelerde 1 600 m’ye ulaşır. Planlı olarak kurulan kasabanın cadde ve sokakları bir­birini çok yerde dik olarak keser. En önemli caddesi doğu-batı doğrultusunda uzanan çarşının bulunduğu Kayseri caddesidir. Kasaba bugünkü adını yakınındaki ta­biî kaynaktan alır.
—Pınarbaşı ilçesi, 3 328 km2; 51 619 nüf. (1970). Merkez, Kaynar, örenşehir (Viranşehir) ve Pazarören bucak­ları; 116 köy. Tahıl, iyi cins koşum hayvan­ları. (m)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINARBAŞI, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHRONIMA

Tarih 28 Mayıs 2009

PHRONIMA i. ömrünün bir kısmını sifonoforların ve gömleklilerin içinde geçiren kabuklu hayvan. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHRONIMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLEPİTTA,PHİLES (Manuel)

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLEPİTTA i. Madagaskar’da yaşayan, sarı benekli, esmer ve siyah tüylü kuş; ge­nellikle pitta’lara benzer, (Philebittidae fa­milyasının örnek tipi.) [L]
PHİLES (Manuel), bizanslı şair (Efes [Ephesos] 1275-İstanbul 1345). Saray şairi idi. Görevle uzaklara gönderildi; günlük konuları işleyen şiirler (övgü), öğretici manzume­ler, diyaloglar ve özellikle birçok epigram yazdı: Peri Zoon İdiotetos (Hayvanların özellikleri Üstüne), Peri Phyton (Bitkiler Üs­tüne). Philes’in eserlerinde, Palaiologos’ların yaşayışı üstüne ilgi çekici bilgiler var­dır. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLEPİTTA,PHİLES (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHENACODUS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHENACODUS i. Eyosende yaşamış ilkel şiş eklemliler grubundan toynaklı memeli hayvan. (En iyi bilinen türü Phenocodus primaevus Kuzey Amerika’da Wasatch’ta alt Eyosen tabakasında bulunmuştur; çe­şitli hayvan gruplarının özelliklerini taşır. Kafatası çok ilkel bir toynaklınınki gibi, beyni çok küçüktür. Diş düzeni, yuvarlak tümsekli azı dişlerine bakılırsa normaldir. Bacakları ise hem etçillerinkini, hem de çiftparmaklılarınkini andırır. Ayağı beş parmaklı, parmaklarının ucu ise toynaklıdır. Burnunun ucundan kuyruk sokumuna kadar boyu 1,50 m’dir.) [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHENACODUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHASCOLOTHGRİUM

Tarih 28 Mayıs 2009

PHASCOLOTHGRİUM i. Stonesfield’de (ingiltere) batoniyen tabakasında bulunan çeneleriyle bilinen fosil keseli hayvan. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHASCOLOTHGRİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHASAEL,PHASCO,PHASCOGALE,PHASCOLARCTOS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHASAEL, Büyük Herodes’in kardeşi. M. ö. 41 yılında, kardeşi gibi o da Yahudi’ye kralı oldu. Kardeşinin Kudüs’te yaptırdığı Sarayın üç kulesinden birine kendi adını ver­di. (L)
PHASCO—, yun. phaskolos veya phaskolon, kese’den alınan ve bazı kelimelerin bi­leşimine giren önek. (L)
PHASCOGALE i. Sincap büyüklüğünde böcekçil keseli hayvan; Avusturalya’da yaşar. (Keselisansargillerden.) [L]
PHASCOLARCTOS i. Zool. Bk. keseli ayı.

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHASAEL,PHASCO,PHASCOGALE,PHASCOLARCTOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİGMENT

Tarih 27 Mayıs 2009

PİGMENT i. (lat. pigmentum, boya maddesi’nden fr. k.). Biyokim. İçinde bulun­duğu dokuları renklendiren ve genellikle protit yapısında olan çeşitli maddelere ve­rilen ad. Bk. ANSiKL.
— Bot. Bitkisel pigmentler. Bk. ANSiKL.
— Res. Kullanılan asıltı ortamlarında eri­meyen veya boyayıcı nitelikleri ya da yük­sek örtme özelliği sebebiyle, korumak ve­ya süslemek amacıyle yapılan boya ve sı­vaları hazırlamakta kullanılan kuru, çoğu zaman ince toz halindeki madde.
Sert­leştirilmiş pigment, içine sertleştirici mad­de katılmış pigment.
Bileşik pigment, içine, sırf teknik sebeplerle bazı sertleştirici veya yardımcı maddeler eklenmiş pigment.
Madenî pigment, genellikle mekanik, çok nadir olarak da kimyasal bir usulle elde edilen ve koruma (aşınmaya, yenmeye karşı) veya süsleme (tunç rengi vermek) boyalarında kullanılan maden veya alaşım kaynaklı pigment.
Pigment macunu, pig­mentlerin bazı ezme sıvılarıyle karıştırıl­masından elde edilen macun.
— ANSİKL. Biyokim. Pigment’ler, bitki ve­ya hayvan dokularında erimiş halde, yahut billûrlaşmış veya şekilsiz tanecikler halin­de bulunur. Pigmentlerin biyolojik rolü ço­ğu zaman bilinmemektedir: meselâ deride ve saçlarda bulunan melanin, bitkilerin renkli kısımlarında bulunan antosiyanin bunlar arasındadır. Buna karşılık, bazı pig­mentlerin ne işe yaradığı bilinmektedir: meselâ bitkilerde yeşil pigment, yani klo­rofil, kandaki kırmızı pigment, yani he­moglobin ve türevleri, öd ve sidik pigment­leri bu arada sayılabilir. Pigmentlerin bir­çoğu solunum içinde, yani oksijen taşımada rol oynar; bu nitelik, moleküllerinde bir metalin bulunmasından ileri gelir: bu me­tal, hemoglobin için demir, klorofil için magnezyum, kabuklardaki hemosiyanini i-çin bakırdır v.b.

— Bot. Bitkisel pigmentler. Bitkilerde, ce ğişik renkler veren pigmentler bulur Bunlar arasında baş yeri klorofil alır; üstü yapılı bitkilerin ve bunlar aracılığıyle ha] vanların beslenmesinde klorofil baş rolü oynar. Gene bitkilerde bulunan ksanto: bazı kuru yapraklara ve karotene sarı re» gi verir. Suyosunlarında klorofilin yanı sı­ra fikoeritrin (kırmızı suyosunlan), fikc • santin (esmer suyosunlan), fikosiyanin (rr vi suyosunlan) gibi pigmentler de bulunur; bu pigmentler, yeşil bitkinin faydalar dığı ışıktan farklı dalga uzunluğu olan di­ğer ışınlarla gelen ışık enerjisini soğurma imkânını verir. Çiçeklerin rengi ise kofa larda genellikle eriyik olarak bulunan pig­mentlerden (antosiyanin) ileri gelir ve ba­ların rengi ortamın asit derecesine göre değişir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGMENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCİDAE

Tarih 27 Mayıs 2009

PİCİDAE çoğl. i. Ağaçkakanları, cüce ağaçkakanları ve dönerboyunları kapsayan kuş familyası (ağaçkakangiller). [l]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEYNİR

Tarih 27 Mayıs 2009

PEYNİR i. (fars. penîr’dtn). Peynir maya­sı ile mayalanıp pıhtılaştırılan sütten elde edilen besin. (Bk. ANSîKL.) Peynir ma­yası, sütü çökelterek pıhtılaştıran diyastaz. (Bk. ANSiKL.) / Beyaz peynir, (mayalandı­rılmış) sütten yapılan, taze olarak veya sala­murada bekletilerek yenen beyaz renkli pey­nir. / Dil peyniri, kaşar hamurundan yapıl­mış tuzsuz, yağlı peynir. / Edirne peyniri, Trakya bölgesinde, genellikle koyun sütün­den yapılan yumuşak beyaz peynir. / Eritme peynir. Bk. eritme peyniri. / İman­sız peynir, yağı alınmış sütten yapılan tu­lum peyniri. / Kaşar peyniri. Bk. kaşar. / Kaşkaval peyniri. Bk. kaşkaval. / Lor peyniri. Bk. lor. / Mihalıç peyniri. Bk. kelle. / Tulum peyniri, yapıldıktan son­ra tuzlanarak tuluma doldurulan yağlı veya yağsız her şekil ve kıvamdaki peynirlerin genel adı.
— ANSİKL. Türkiye’de peynir en çok koyun sütünden yapılır; fakat inek, keçi ve man­da sütü de peynir yapımında kullanılır. Bazı ülkelerde daha başka hayvanların (deve, eşek, kısrak, ren geyiği v.b.) sütünden de bu amaçla yararlanılır.
XIX. yy.ın ortalarına kadar peynir yapımı ev ekonomisi çerçevesini aşmazdı; bu ta­rihten sonra özellikle batı ülkelerinde pey­nir üretimi sanayi halini aldı; şimdi birçok ülkede peynircilik önemli bir sanayi dalıdır. Bütün peynirler süte peynir mayası katı­lıp sütün kazeini ve yağı pıhtılaştırılarak yapılır. 10 Litre süt 1 gr peynir mayası ile mayalanır. Ortalama 5 kilo sütten 1 kg peynir elde edilir. Peynirin yağlı veya yağ­sız olması sütten alınacak yağın miktarı­na göre değişir. Süt önce birkaç kat bez­den süzülür. Sonra ısıtılmağa başlanır; 32-35° C’a geldiği zaman, süt miktarına göre ayrılan maya ılık su ile sulandırılarak azar azar süte katılır ve 5 dakika devamlı ka­rıştırılır. Süt pelteleşinceye kadar aynı sı­caklıkta olması gerekir. Süt kesilip pelteleşince peynir, cinsine göre özel muame­lelere tabi tutulur. Çünkü peynirin maya­lanma derecesi, pıhtılaşma süresi, baskılanmadı, süzülüp tuzlanması peynir çeşit­lerine göre değişir. Hemen yenecek pey­nir (teleme) tuzlanmaz; diğer çeşitleri tuz­lanır. Peynir mayasıyle yapılan peynirler üçe ayrılır: 1. yumuşak peynirler (taze peynir, çayır peyniri, kaşkaval, isviçre peyniri, dil peyniri, lor ve kaymak pey­niri); 2. olgunlaştırılan peynirler (salamura beyaz peyniri, kirli hanım, kamamber, tu­lum peyniri); 3. sert kabuklu peynirler; a.) küflü olanlar (rokfor); b) küf süz olanlar (kaşar peyniri, felemenk peyniri, mihalıç peyniri, gravyer). Süte maya katılmadan kendi halinde ekşimeye bırakılarak veya içine sirke ruhu karıştırılarak yapılan pey­nirler de vardır. Bu peynirler mayalı peynirlerden daha yağsızdır ve pek makbul sayılmaz.
*Türkiye’de, başlıca dört çeşit peynir üretilir: 1. beyaz peynir; 2. kaşar; 3. tulum peyniri; 4. mihalıç peyniri. Bunlara ek olarak mahallî adlar taşıyan ve üretim usul­ler indeki küçük farklarla bu ana gruplar­ca yer alan peynirler de vardır. Genel peyniı tüketiminde değişik türlerin dağılışı şöyledir: beyaz peynir yüzde 60, kaşar peyniri yüzde 17, tulum ve mihalıç peynirleri yüzde 12. ötekiler yüzde 11. Peynir üretimi 1962′de 108 374 ton olarak tespit edildi; bu miktar. birinci plan dönemi sonunda (1967), 151998 tona yükseldi ve 1972 üretiminin 203 405 ton olacağı tahmin edildi. Peynir üretimindeki temel işlemler şunlardır: sütün muayenesi ve süzülme, pişirilme (pastöri­zasyon), mayalama, pıhtılaşma, pıhtının iş­lenmesi, tuzlama, kalıplama, olgunlaştırma, Aynı cins ve karışımdaki sütten elde edilen peynirlerin randımanları, peynir cinslerine göre değişir: 1. ‘beyaz peynir için yağı alınmamış koyun sütünde randıman yüzde 42-43; yağı alınmış sütte yüzde 28-31; 2. kaşar peyniri için koyun sütünde randıman yüzde 17-19, koyun ve inek sütü karışı­mında yüzde 12, koyun ve keçi sütü karışımında yüzde 11; 3. tulum peyniri için, tam yağlı sütte randıman yüzde 13-14,5, yavan sütte yüzde 9; 4. mihalıç peyniri için, tam yağlı sütte randıman yüzde 22′ye kadar. (Bu peynir genellikle tam yağlı kı­vırcık koyunu sütünden yapılır.) Bu peynirlerin hepsinde genel yapım işlem­leri hemen hemen aynıdır. Kaşar peynirin­de ayrıca mayalanma kontrolü, tat muaye­nesi, yaprak açma muayenesi, sicim çekme muayenesi gibi özel işlemlere; tulum peyni­rinde ise tuluma basma işlemine başvurulur. Bölgelere göre özellikleri olan bu peynirde tuzluluk oranı yüzde 4-5′tir. 200 Yıllık geç­mişi olduğu bilinen mihalıç peynirinde yüz­de 15 tuzluluk derecesinde salamura kulla­nılır. İkinci safhada salamuranın tuzluluk oranı yüzde 15-17′ye yükseltilir. Bu peyni­rin olgunlaşması yaklaşık olarak üç ay sü­rer. Türkiye’deki peynir mandıralarında genel olarak ilkel metotlar uygulanmakla birlikte elde edilen ürün genellikle yeter­lidir. Avrupa ülkelerinde geliştirilmiş tip­lere uygun peynir türleri elde edilebilmesi amacıyle ikinci plan döneminde Konya’da Fransızlar ile işbirliği yapılarak bazı dene­melere girişilmiştir.
• Peynir mayası» normal olarak körpe hayvanların midesince salgılanan ve kazei­ni çökelten bir diyastazdır. Eskiden bu­zağı veya kuzu şirdeni kurutulduktan son­ra tuzlu suya bastırılmak suretiyle elde edilirdi. Daha sonra bu su yoğunlaştırılırdı. Peynir mayasının gücü, 1 sm3 mayanın be­lirli bir sürede (40 dakika) ve belirli bir sıcaklıkta (35° C) pıhtılaştırdığı süt miktarıyle ölçülür. Peynir mayası suda eri­yebilen toz halinde de olabilir. Fennî peynir mayası, mikrop kültürlerin­den özüt olarak elde edilen ve sütü pıhtılaştırabilen enzimdir. (Bütün süt üreten ülkelerde peynir yapımının büyük ölçüde artması peynir mayasına da büyük ölçüde ihtiyaç doğurdu. Dana veya kuzu şirdenin­den yapılan mayalar yetmediği için başka kaynaklar araştırıldı A.B.D.’de Endothia Parastica, Japonya’da Mucor Pusillus Lindt adlı küf mantarlarından fennî olarak pey­nir mayası elde edildi. Bu mayalar da ge­leneksel mayalar gibi sıvı veya toz şeklin­de piyasaya çıkarıldı. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYNİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEYER (Bernhard)

Tarih 27 Mayıs 2009

PEYER (Bernhard), isviçreli paleontoloji bilgini (Schaffhausen 1885 – Zürich 1963). Zürich üniversitesinde ders verdi. Fosil ba­lıklarla ilgili önemli bir eser yazdı. 1924′ten itibaren Lugano gölü kıyılarında fosil araştırmaları yaptı ve tam bir placodonta iskeleti, dinozorlardan kanat parmaklı bir hayvan iskeleti (tanystropheus) ve birçok deniz sürüngeni iskeleti buldu.(L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYER (Bernhard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Petronia (LEX)

Tarih 26 Mayıs 2009

Petronia (LEX). Rom. huk. Roma impa­ratorluğunun ilk devirlerinde, kölelerin, magistratusun izni olmadan hayvanlara a-tılmasmı önleyen kanun. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petronia (LEX) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Petrolün kaynağı

Tarih 26 Mayıs 2009

Petrolün kaynağı
Petrolün hammaddesinin, sularda yaşayan, denizlerde, denizkulaklarında veya ırmak ağızlarının kıyıya yakın kısımlarında çoğa­lan hayvansal veya bitkisel canlı organiz­ma (amipler, yosunlar, çok küçük hayvan­cıklar v.b.). artıklarından meydana geldiği sanılır; gerçekten de petrol ancak tortul arazilerde bulunur. Bu organik madde dibe çökeldikçe yavaş yavaş tortu tabakalarıyle kaplanır ve gittikçe daha derine gömülerek zamanla hidrokarbon haline dönüşür. En yeni teorilere göre bu dönüşüm, önceleri hava ile yaşar bakterilerin, sonra da daha uzun bir süre, havasız yaşar bakterilerin etkisiyle meydana gelmiştir. Dönüşüm sı­rasında, kükürt, oksijen ve azot, hidrokar­bonlar ve organik artıklarla karışmış uçu­cu bileşikler hailinde açığa çıkmıştır. Tortu tabaka ile karışan bu ürünler, taba­kanın ağırlığıyle katılaşan ve «ana kaya» denen bir olayla, kumtaşları ve kireçtaşları izleyen jeolojik devirde ise petrol, «göç» denen bir olayla, kumtaşları ve kireştaşları gibi daha gözenekli ve daha geçirgen ka­yalar ile kumlar tarafından emilerek yer değiştirmiş ve «depo kayalar» denilen bu­günkü petrol yataklarını oluşturmuştur (bk. şekil 1). Petrol göçünün sebepleri henüz ye­terince açıklanamamıştır; şistler içinde sı­vı hidrokarbonların bulunmasını, uzun süre, üst üste yığılan tortu tabakalarmın ağırlı­ğına bağlayarak açıklama yoluna gidildi; fakat bu mekanizma, hidrokarbonların bazı elektrolitik koloidal çözeltilerde erimesi ve belki de kil etkisiyle katalizi sonucunda fizikokimyasal bir olayla birlikte gelişebilir. Böylece petrol, erimiş ürünler halinde, yer­altı sularıyle gözenekli kayalara doğıu ile­tilir. Petrolde az miktarda bulunan kü­kürtten, azottan, vanadyumdan ve diğer başka madenlerden türeyen sayısız bileşi­ğin ve hatla asfalt gibi, damıtılamayan ağır petrol ürününün kaynağı hakkında ileri sü­rülen varsayımlar ne olursa olsun bir tah­minden ileri gitmez.

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petrolün kaynağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

inorganik petrokimya

Tarih 26 Mayıs 2009

inorganik petrokimya
Yakın zamanda petrokimya bu yeni alana doğru kaymış ve eski usulleri gölgede bı­rakacak kadar ilerlemiştir. Nitekim, kükürt gitgide, yeteri kadar kükürtlü hidrojen kap­sayan rafineri gazından veya tabiî gazdan üretilmektedir. Karbon siyahı tabiî gazdan yılda 1 milyon ton kadar çıkarılır; bunun yüzde 95′i kauçuk yapımında kullanılır. Günümüzde petrol rafinerilerinden katali­tik reforming ile önemli miktarda hidrojen üretilir ve bu hidrojenden çeşitli hidrojenleme işlemlerinde yararlanılır. Hidrojen, ayrıca, tabiî gazdan, su buharı eşliğinde veya doğrudan doğruya termik ayrışma ile elde edilir. Bu değerli element yeni mad­delerin senteziyle gitgide önem kazanmak­tadır: yıllık üretimi sadece A.B.D.’de 5 milyon tonu bulan amonyak, oksijen eşli­ğinden metanla birleşerek hidrojen siyanür verir; hidrojen siyanür, etilen veya aseti­lenle birleşerek akrilonitril üretiminde kullanılır; Fischer-Tropsch senteziyle (çinko oksitli bir katalizör eşliğinde, hidrojen ve karbon monoksit) veya tabiî gazın kısmî yükseltgenmesiyle metanol elde edilir; metanolden, çeşitli uygulamaları olan formal­dehit veya formol üretilir; nihayet «okso» sentezi (kobaltlı bir katalizör eşliğinde hid­rojen, karbon monoksit ve olefin) alkolleri, aldehitleri ve ketonları verir. Böylece petrokimya klasik organik kimya­ya bağlanır; aradaki fark, yeraltından pet­rol veya tabiî gaz şeklinde çıkarılan hidro­karbonun hammadde olarak kullanılması­dır.

— Sanay. Petrokimya, çok çeşitli madde­lerin üretimiyle ilgilenen çok önemli bir sa­nayi dalı olduğu için, büyük sanayi sektör­lerinin şüphesiz hiç birine nasip olmayan hızlı bir gelişme gösterdi, ilk zamanlar kim­ya sanayii, işlenmiş ürünler verebilmek için hayvansal ve bitkisel kaynaklı hammadde­lerden, daha sonra da maden cevherlerinden ve kömürden yararlandı. Sentez usullerinin, özellikle 1913′te amonyak sentezi usulünün Keşfedilmesinden sonra kimya, hidrokar­bonlarla ilgilenmeğe başladı. Bugün petrol, kimya maddeleri üretiminin ağırlık olarak üçte birini, değer olarak da üçte ikisini kar­şılamakta ve bu oranlar günden güne art­maktadır. Bu artışı açıklayabilmek için, bir­çok organik maddenin sentez yoluyle elde edilmesinde maliyet fiyatının, hayvansal ve­ya bitkisel kaynaklara dayanan klasik üre-imdekinden çok daha düşük olduğunu be­lirtmek yeter. Meselâ, birçok ülkede resmî makamlar tarımı korumak eğiliminde olma­saydı, âdi etil alkol veya etanol, artık uzun zamandan beri bitkisel alkollerin (pancar, şarap v.b.) damıtılmasıyle değil de petrol ürünlerinden elde edilecekti. Eğer petrokim­yanın, sülfürik asit sanayii gibi en önemli klasik kimya sanayiini besleyen kükürt üretimiyle birleştiğini, eskiden yalnız kokhanelerde alt ürün olarak elde edilen aromatik hidrokarbonların (benzen, tolüen, ksilen) bugün petrol rafinerilerinde hızlı bir tempo ile üretildiğini, yalnız kimya sanayii­nin petrolden çıkarılan temel ürünleri kul­lanmakla kalmayıp taşkömür sanayiinin de rafinerilerdeki usulleri uyguladığını, gazha­neler ve petrol işletmeleriyle birleşerek or­tak fabrikalar kurduğunu da eklersek, artık «karbon kimyası»nın karşısında olan bir petrokimyadan sözedilemez. Bugün petro­kimya terimi, yalnız yakıt değil kimya sa­nayiinde hammadde olarak kullanılan kim­yasal maddelerin de üretildiği petrol rafi­nerilerinde veya tabiî gaz işleyen fabrika­larda uygulanan kimyasal işlemler ile me­totlar için kullanılır. Petrokimyanın temel üretim maddeleri olefinler (etilen, propilen), aromatik hidrokarbonlar ve amonyak­tır.
• Türkiye’de. Türkiye’de petrokimya sana­yiiyle ilgili çalışmalar PETKîM tarafından yürütülür. Bk. PETKIM. (LM)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa inorganik petrokimya hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETROKİMYA

Tarih 26 Mayıs 2009

PETROKİMYA blş. i. (petrol ve kimya’dan). Petrolden türeyen kimyasal madde­lerle ilgilenen bilim, teknik ve sanayi dalı.
— ANSIKL. Tanımlamaya göre petrokimya, petrolden veya tabiî gazlardan çıkarılan hammaddelerden elde edilebilecek bütün basit veya karmaşık maddeleri üretir; bun­ların mekanik yoldan tüketim maddeleri ha­line (tekstil maddeleri, plastik maddeler, araba lastiği) dönüştürülmesi ise petrokimyanın çerçevesine girmez. Petrokimyanın do­ğuşu 1920 ile 1925 yılları arasına rastlar; rafinerilerdeki artık cracking gazlarını değerlendirmek için yeni bir pazar arama yo­luna gidilince bu sanayi kesimi kurulmuş oldu.
Gaz halindeki bu olefinlerin alkolle­re, glikollere ve ketonlara dönüştürülmesi, alifatik kimyaya yeni bir çığır açtı. Taşkömürden ve taşkömür katranlarından türeyen organik bileşikler sanayimden çok daha ye­ni olan petrokimya, çok çeşitli ve daha ucuz üretim sağladığı için, kısa bir süre son­ra, Almanya hariç hemen hemen bütün dün­yada bu sanayi dalını geride bıraktı. Gerçekten de kömür, organik sentezde an­cak hidrojen bakımından fakir olan = CH gruplarını, petrol ürünleri ise = CH2 yapı­sındaki kökleri verir. Birinci durumda, kö­ke hidrojen katmak veya karbonu ayırmak gerekir; ikinci durumda ise hidrojenin bir kısmını gidermek veya ornatmak yeterlidir. Petrokimyanın gerçek anlamda gelişmesi, İkinci Dünya savaşında, sentetik kauçuk ve patlayıcı madde ihtiyacının büyük ölçüde artmasıyla oldu.
Bugün A.B.D.’de petrokimya, organik kimyanın yüzde 80′ini, ağırlık olarak da yüzde 25′ini temsil eder; bütün kimya sa­nayiinde ise iktisadî gelirin yarıdan çoğu­nu sağlar, ancak bu oran yıldan yıla art­maktadır, üretimin sürekli artışı, pazarların çoğalmasına bağlıdır: kauçuk üretimi oto­mobil satışlarını yakından takip eder; amonyak tüketimi tarımın gelişmesiyle bir­likte artar; plastik maddeler ise çoktandır karoseri parçaları, borular ve inşaat mal­zemesi gibi yeni uygulama alanları bulmuş­tur.

Petrokimya’da uygulanan usuller, kullanı­lan hammaddenin cinsine göre başlıca üç büyük gruba ayrılır:

1. Alifatikler, yani petrol ürünlerinin veya tabiî gazın yüksek sıcaklıkta cracking’inden elde edilen, bütadien, bütilenler, propilen, propan, asetilen, etilen, etan gibi hammad­deler için uygulanan usuller;
2. Aromatikler, yani nafta’nın katalitik reformingiyle elde edilen naftalin, ksilenler, tolüen, benzen ve diğer doymamış siklik hidrokarbonlar gibi hammaddelere uygula­nan usuller;
3. inorganikler, yani kükürt, hayvanî kö­mür, hidrojen siyanür, amonyak gibi ham­maddeler için uygulanan usuller.

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETROKİMYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRODROMUS

Tarih 26 Mayıs 2009

PETRODROMUS i. Sıçrarhortumlugillerden böcekçil memeli hayvan. (Hortumlu sıçan da denir ve sıçrar sorekse benzer; Doğu ve Orta Afrika’da yaşar.) [L]

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRODROMUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHOCOCETES

Tarih 26 Mayıs 2009

PHOCOCETES i. (yun. phoke, fok, ketos, balina’dan). Bordeaux yakınlarında miyosen tabakasında bulunan fosil memeli hayvan. (Balinalar takımının zeuglodontidae famil­yasından.) [L]

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOCOCETES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETEKLİ KURBAĞA

Tarih 24 Mayıs 2009

PETEKLİ KURBAĞA blş. i. Yumurtala­rını sırtında kuluçkalayan güney amerika kurbağası. (Pipidae familyasının örnek ti­pi.) [Surinam kurbağası da denir.]
— ANSİKL. Petekli kurbağa‘nın (Pipa pi-pa) boyu 20 sm’yi bulur. Gövdesi kısa, ka­lın, yassı, zeytin siyahı veya esmer renkte, başı küçük, geniş ve üçgenimsidir. Derisi kabarcıklı ve siğilli olduğu için, zararsız ol­masına rağmen çok korkunç görünür. Pe­tekli kurbağa bataklıklarda yaşar, böcekler­le beslenir. Yumurtlama sırasında erkeği yumurtaları dişinin sırtına yerleştirerek iyi­ce bastırır. Her yumurta deriye gömülerek kistleşir, üzeri bir kabukla kaplanır; yu­murtadan çıkan yavru son başkalaşmasını tamamlayıncaya kadar bu kabuğun altında kalır. (L)

24 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETEKLİ KURBAĞA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETAUROİDES

Tarih 23 Mayıs 2009

PETAUROİDES i. Doğu Avustralya’da bu­lunan keseli memeli hayvan. (Kuskusgillerden.)
— ANSIKL. Petauroides volans veya P. volucella kızıla çalar sarı renkli, beyaz ka­rınlı gececi bir hayvandır. Geniş bir deri kıvrımıyle birbirine bitişen bacakları, sıçra­dığı zaman 50 m kadar uçmasına imkân ve­rir. (L)

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETAUROİDES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEŞENG

Tarih 23 Mayıs 2009

PEŞENG i. (fars. piş-âveng” den peşeng). Esk. Kervan ve kabilenin önünde giden, öncü.
Kervanın önünde gidip yol açma­ğa alışmış hayvan. (M)

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEŞENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEŞ

Tarih 23 Mayıs 2009

PEŞ i. (fars. pes’ten). Arka: Peşinde gangsterler mi var? Nedir bu hal? (R. H. Karay). Osman hep gözüne, gönlüne hoş gelen şeylerin peşinde (H. E. Adıvar).
Peş peşe, art arda.
— çeş. dey. Peşi sıra, arkasından, ardın­dan: Yetişir koştum aşkın peşi sıra I Bitirdi beni bu içki, bu kumar (C. S. Tarancı). Birtakım insanların peşi sıra mahalle içle­rinde bir sinemaya gitti (S. F. Abasıyanık).
[...] Peşinde, devamlı istenilen, takip edi­len şeyi belirtir: Beni kıskandılar. Zannet­tiler ki şöhret peşinde geziyorum (Ömer Seyfeddin). Müslüman Araplar arasında bir Arap halifeliği hükümeti peşinde olanlar vardı (F. R. Atay).
Peşinde dolaşmak (veya gezmek), bir kimsenin arkasını bı­rakmamak: Kitabım hakkında o kadar iyi şeyler yazan, beni dünyaya tanıtan, günlerce peşimde dolaşan Van Humbert’in … (A.H. Tanpınar).
Peşinde (veya peşinden) koş­mak, bir işi, bir şeyi veya bir kimseyi elde etmeğe çalışmak: Oyundan ve zevkten baş­ka bir şey peşinde koşanlardan değilim (F. R. Atay). Elle tutulmaz, gözle görülmez bir sevgilinin peşinden yıllarca koştu (Y. K. Karaosmanoğlu).
Peşinden gelmek, bir kimsenin arkası sıra gelmek: Gelin ey bü­tün çocuklar, peşimden I Geçelim karan­lıklarda şehri (C.S. Tarancı).

(Birinin) Peşinden gitmek, bir kimseyi takip etmek.
Peşinden sürüklemek, bir kimsenin ar­kasından gelmesini sağlamak; cezbetmek: Giyiniş, oturuş, yemek ve zevklerinde, in­gilizler yavaş’ yavaş bütün gemi halkını peşlerinden sürüklediler (F.R. Atay).

Pe­şinden yürümek, bir kimsenin ardı sıra git­mek, ona uymak: Bu ülkeler her zaman, hattâ kendi hayatlarına mal olsa da, kendi peşlerinden yürüyecek milyonları kolayca buluyorlar (Ş.S. Aydemir).
Peşine düş­mek, birini veya bir işi takip etmek: Fare sıçan peşine düşmekten eğleniyorsa keyfi bi­lir (N. Ataç).
Peşine takılmak, bir kim­senin ardından ayrılmamak: Akşamları kız gelsin, bana bir şeyler okusun. Sakın o so­lucan anası peşine takılmasın ha (H.E. Adı­var).
Peşine takmak, bir kimseyi ardından sürüklemek, beraberinde götürmek: Zurna­lar şehrin ahalisini takmış peşine … (M. Â. Ersoy). Sonra bir arabaya binerek tek başına iş adamına gitti ve onu da peşine takarak ‘ Beyoğlunun en iyi terzilerini zi­yaret etti (A.H. Tanpınar).
Peşini bırak­mak (bırakmamak), bir kimseyi veya şeyi takip etmekten vaz geçmek (vaz geçmemek): Haberin önemini kavrayan arkadaş, bunu duyunca peşini bırakır mı sanıyorsun (S.F. Abasıyanık). Beni o kadar sevdiler ki te­neffüste bile peşimi bırakmıyorlar (R. N. Güntekin). [M]

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEŞ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PESTİSİT

Tarih 23 Mayıs 2009

PESTİSİT i. (fr. pesticide’den). Tarım bit­kilerinde ve hayvanlarda asalak yaşayan canlıları öldürücü maddelere verilen ad.
— ANSiKL. Pestisit’leı birkaç çeşittir: bö­cek zehirleri böcekleri öldürür; böcekkaçıranlar böcekleri kaçırır; mantar öldüren­ler bitkilerdeki asalak mantarlara karşı sa­vaşta kullanılır.
Böcek zehirleri asalak hayvanların vücudu­na sindirim sistemi yoluyle veya doğrudan doğruya deri yahut solunum sistemi yoluy­le (buğu, gaz veya duman şeklinde) gire­rek etki gösterir; bitkilerde ise bitkinin her tarafına yayılarak besi özsuyuna karışır, de­lici böcekler veya bitkibitleri bitkiyi sokup özsuyunu emince hayvanın vücuduna geçer. Bitki hastalıklarına karşı en etkili savaş yolu pestisit kullanmaktır. Çoğu zaman bu iş önleyici olarak yapılır. Tedavi amacıyle kullanılması enderdir. İlaçlama yakından (püskürtme, badanalama, dumanlama, serp­me) veya uzaktan yapılabilir (el süzgeci yardımıyle veya mekanik süzgeçlerle sula­ma, saçma, dumanlama veya toprağa şı­rınga etme).
• Pestisitlerin tehlikesi. D.D.T. gibi böcek zehirleri zararlı böcekleri olduğu kadar koruyucu böcekleri de öldürür; öyle ki ilâcın uygulanması durdurulduğu anda asa­lak böcekler engelsiz olarak daha çok ço­ğalır (Konko’da kahve biti, Kaliforniya’da limon böceği için böyle olmuştur). D.D.T.’-nin kötü serpilmesi yüzünden A.B.D. ve Kanada’da bazı akarsuların balık favnası mahvoldu. Karaağaçlara D.D.T. saçılması veya karıncalara karşı bu ilâcın kullanıl­ması yüzünden karatavuklar ve diğer kuş­lar yok oldu. Ayrıca böcek miktarındaki aşırı azalma böcekçil kuşları açlığa sürükle­mekte ve bunların ortadan kalkmasına yol açmakta, buna karşılık ölmeyip kalan bazı böcekler birkaç yıl içinde çoğalarak zarar­lı asalak sayısı gene kabarmaktadır.

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESTİSİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERVARİ

Tarih 22 Mayıs 2009

PERVARİ, Doğu Anadolu bölgesinde (Si­irt ilinin Doğu Anadolu bölgesi sınırları içinde kalan kesimi) ilçe merkezi kasaba; 3 918 nüf. (1970). Botan çayının sol kıyısı yakınında; yüksl. 1 050 m. 11 merkezine 101 km’lik bir yolla bağlıdır. Bu yolun büyük bir kısmı henüz toprak yol halinde­dir.
Pervari ilçesi, 1 459 km2; 19 686 nüf. (1970). Merkez ve Doğanca bucakları; 37 köy. Hayvancılık; tahıl tarımı; az mik­tarda pamuk ve susam. Meyvecilik ve arı­cılık. (M)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERVARİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERVANEBALIĞI

Tarih 22 Mayıs 2009

PERVANEBALIĞI blş. i. Aybalığının baş­ka adı (Mola mola). [L]

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERVANEBALIĞI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERUGİA

Tarih 22 Mayıs 2009

PERUGİA, İtalya’da şehir, Umbria’da, il idare merkezi, Tiber ırmağıyle Trasimeno gölü yakınındaki sivri bir kaya üzerinde; 114 800 nüf.
1307′de kurulan Perugia üniversitesi, yaz aylarında yabancılara özel bir eğitim ya­par. Makine ve dokuma sanayii. İlâç fab­rikaları. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: etrüsk ve romalılardan kalma yıkıntılar (sur­lar, Augustus anıtı, mezarlar), saraylar (Collegio del Cambio ve XV. yy.dan kalma eski üniversite; XIII.-XV. yy.dan kalma belediye sarayı), gotik üslûbunda katedral, San Bernardino lisesi, San Domenico (1305, 1632′de yeniden inşa edildi), San Pietro (kısmen X. yy.dan) ve Santa Agata (XIV. yy.) kiliseleri v.b. Etrüsk ve Roma müze­si. —Perugia ili, 570 100 nüf. Bu dağlık il, Orta Apennin dağları üzerinde uzanır ve ekonomisi tarıma (tahıl, bağcılık, hayvan­cılık) dayanır.
— Tar. Umbria sınırlarında, Tiber’in sağ kıyısındaki bir tepenin üzerinde Etrüskler tarafından kurulan şehir M.ö. 310′da ve 295′te savaşı kazanmak üzere olan Roma’­ya karşı Samnium’lularla ittifak yaptı. M. ö. 41′de (Perugia savaşı) Octavius, Antonius’u burada kuşattı ve şehir yıkıldı. Municipium, Trebonianus Gallus zamanında koloni, sonra site (colonia Vibia Augusta) haline getirilen şehir, imparatorluk döne­minde zenginleşti; fakat Totila tarafından ikinci defa yıkıldı (M.S. 548). XI. yy.da komün haline getirildi. 1534′te Papalığın hâkimiyetini kabul etti. 1798-1799 Arası Trasimeno idare bölgesinin merkezi olan Perugia’da XV. yy.da önemli bir resim okulu kuruldu (Caporali, Bonfigli, Perugino, Pinturicchio). [L]

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUGİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTH

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTH, Avustıalya’da şehir, Batı Avustralya eyaletinin merkezi, Swan River’in halici kıyısında; 431 000 nüf. Şehir 1829′da. kurulan bir askerî karakol çevresinde gelişti. Başlangıçta, Doğu Avustralya’nın kalabalık bölgelerine binlerce kilometre uzakta olduğu için çok sıkıntı çeken şehir, XIX. yy .da altın bulunması ve Swanland’da tarım ve hayvancılığın gelişmesi sayesinde genişledi. Bugün Swan ırmağı boyunca uzanan parklarıyle güzel bir şehirdir. Ticaret gelişmiştir, ama sanayi özellikle Perth’in 20 km batısındaki Fremantle limanı yakınında toplanmıştır. Petrol rafinerisi. (L)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTEK

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTEK, Doğu Anadolu bölgesinde (Yukarı Fırat bölümü, Tunceli ili) ilçe merkezi kasaba; 3 690 nüf. (1970). Elazığ-Erzurum karayolu üzerinde, Elazığ’ın 33 km kuzeyindedir; yüksl. 1 025 m. Kasaba, Elazığ-Erzurum karayolu boyunda, bahçeler içinde yayılır. Bir tepe üzerinde eski bir kalesi vardır.

— Pertek ilçesi, 947 km2; 22 966 nüf. (1970). Merkez, Akdemir, Dere ve Pınarlar bucakları; 49 köy. Tahıl ziraatı ve hayvancılık. Hayvan ürünleri, özellikle Akdemir bucağında elde edilir. (M)

Pertek kalesi, Murat ırmağının kenarında, bir kayalığın üzerinde kale. Kalenin ilk yapım tarihi, M. S. 600 yıllarına rastlar. Yavuz Sultan Selim zamanında Türkler tarafından ele geçirildi. Güney cephesindeki yontma taşlar arasına kondurulmuş kırmızı ve sert tuğlalar ve mavi çiniler kalede türk- arap etkisini gösterir. Surlardaki arap etkisi, Halit bin Velid’in Diyarbakır ve Elazığ çevresini fethine bağlanır. Kalenin içinde bazı bina kalıntılarıyle büyük bir sarnıç vardır. (M)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERŞÖRON

Tarih 22 Mayıs 2009

PERŞÖRON i. (fr. percheron). Zootekn. Perche ilinde yetiştirilen koşum atı. (Boz veya siyah renkli, boylu, mükemmel bir koşum hayvanıdır; fransız koşum atlarının en eskisidir.) [L]

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERŞÖRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERRİER (Edmond)

Tarih 20 Mayıs 2009

PERRİER (Edmond), fransız tabiat bilgini (Tulle 1844-Paris 1921). önce Ecole Normale Superieure’de okudu, sonra Tabiî Bilimler müzesinde profesör (1876) ve müdür oldu (1900). özellikle omurgasızlar ve zooloji felsefesi üstünde çalıştı. Bir dizi ilgi çekici eser yazdı: Colonies Animales et la Formation des Organismes (Hayvan Toplulukları ve Organizmaların Oluşumu) [1881]: La Philosophie Zoologique Avant D ar w in (Darwin’den önce Zooloji Felsefesi) [1884]; Traite Zoologiçue (Zooloji Ders Kitabı) [kardeşi Remy tarafından tamamlandı] v.b. (L)

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRİER (Edmond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERRAULT (Claude)

Tarih 20 Mayıs 2009

PERRAULT (Claude), fransız hekimi, fizikçisi ve mimarı (Paris 1613-ay.y. 1688). Charles Perrault’nun kardeşi. Hekim olduktan sonra Vitruvius’un mimarlık üstüne yazdığı eserleri yayımladı. Louvre’un sütunları için açılan yarışmayı kazanan projenin ona ait olduğu ileri sürülür. Paris rasathanesini, Tröne zafer takını (yıkılmıştır), Colbert için Sceaux şatosunu (yıkılmıştır) yaptı. Eserleri: tabiat bilgisiyle ilgili kitaplar, Mecanigue des Animaux (Hayvanların Mekaniği) ve L’Ordonnance des Cinq Especes de Colonnes Selon la M etli o de des Anciens (Eskilerin Uyguladığı Metoda Göre Beş Çeşit Sütun Düzeni) [1683] adlı kitaplar. (L)

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRAULT (Claude) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERON (François)

Tarih 20 Mayıs 2009

PERON (François), fransız tabiat bilgini (Cerilly 1775 – ay.y. 1810). 1800′de Güney yarımkürede yapılacak bir bilimsel inceleme gezisiyle görevlendirildi. Kırk bir ay süren bu gezi sonunda 100 000′e yakın hayvan ve bitki topladı. Bunların arasında, o , güne kadar bilinmeyen 2 500′den fazla örnek vardı. Ayrıca bu konuda birçok eser yazdı. En tanınmış eseri, Darwin’in de yararlandığı Voyage aux Terres Australes’dir (Güney Topraklarına Gezi).

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERON (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEROMYSCUS

Tarih 20 Mayıs 2009

PEROMYSCUS i. Amerika’da yaşayan kemirgen memeli hayvan; doksan kadar türü bulunur; postu ipek gibi yumuşaktır; geceleyin ortaya çıkar ve bitkiyle beslenir. (Cırlaksıçangillerden.) [L]

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEROMYSCUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEROGNATHUS

Tarih 19 Mayıs 2009

PEROGNATHUS i. Kuzey ve Orta Amerika’da yaygın kemirgen memeli hayvan; araptavşanı gibi sıçrayarak hareket eder. (Heteromyidae familyasından.) [L]

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEROGNATHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERNAMBUCO

Tarih 19 Mayıs 2009

PERNAMBUCO, Kuzeydoğu Brezilya’da eyalet; 98 000 km2; 4 136 900 nüf. Merkezi Rejice (esk. Pernambucö). Eyalet iki iklim bölgesine ayı ılır: doğuda, eskiden sık ormanlarla örtülü olan sıcak ve yağışlı kesime bugün de Zona da Mata («orman kuşağı») adı verilir; batıda yarı kurak bir bölge olan «caatinga» uzamı; hidıografya ağı kesikli, bitki örtüsü aralıklıdır.

Yağışlı kuşak, büyük kısmı hindistancevizi ağaçlarıyla örtülü olan ve açığında kalkerli -kumtaşlı mercan adaları uzanan ince bir kumsal şeridinden meydana gelir; iç kısma doğru, alçak üçüncü zaman yayla! alan az verimli; ırmakların yardığı billûrlu tepeler şeridinin toprakları ise derin ve verimlidir. Kurak ülke, tepeler, küçük sıradağların veya billûrlu «inselberg»lerin (Bcrcorema, serra do Triunfo) bulunduğu büyük bir billûrlu alandır. Daha XVI. yy .da şekerkamışı tarımının geliştiği yağışlı billûrlu bölgede, bugün, ürünü modern fabrikalarda işlenen büyük çiftlikler uzanır; çiftliklerde eski afrikalı kölelerin soyundan gelenler çalışır. Eyaletin iç kısmındaki geniş alanda hayvancılık ve pamuk tarımı yapılır; bu yoksul bölgede yaşayan beyazlar ve kızıldeıili melezler çoğunlukla kuraklık yüzünden göçmekte, bu durum hazne-barajlar kurularak önlenmeğe çalışılmaktadır. Eyalet eski bir portekiz sömürgesi olmanın ve XVII. yy.da şeker ihracatından kazanılan servetin izlerini muhafaza eder (eski Olinda şehri). Merkezi Re cife, «Caatinga»dan göç edenlerle genişlemektedir. (L)

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERNAMBUCO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERMİYEN

Tarih 19 Mayıs 2009

PERMİYEN sıf. ve i. (Perm şehrinden fr. permien). Jeol1. Paleozoik çağın son dönemine denir.

— ANSiKL. Jeol. Permiyen, Karbon çağıyle Triyas çağı arasında yer alır ve 210 ile 190 milyon yıl arasında uzanır. Bu dönemde meydana gelen çok önemli buzullaşma izlerine Güney Amerika, Güney Afrika, Kongo, Madagaskar, Hindistan ve Avustralya’da rastlanır; favnaîar ve floralar karbon çağında olduğundan tür yönünden 5-10 defa daha fakirdir. Batı ve Orta Avrupa’da Permiyen çöl ve denizkulağı (kumtaşları ve şistler) fasiyesleri (bunlara «kırmızı kumtaşlar» adı verilir; kırmızı kumtaşlar, Almanya’da geniş yüzeyler kaplar ve tuz, alçıtaşı gibi buharlaşma ürünleriyle bir arada bulunur) kapsayan karasal oluşuklar tarafından temsil edilir. Permiyenin sonunda bir iç deniz kuzey Almanya ve İngiltere’yi kaplamıştı: dolomitti kireçtaşların nitelediği «Zechstein denizi». Gerçekten deniz kökenli permiyen oluşuklar Rusya’da gelişti. Permiyen sistem üç kata bölünür; aşağıdan yukarıya doğru otoniyen, saksoniyen ve tur enfiyen.

9 Favna. Sürüngenlerde büyük bir gelişme dikkati çeker. Yeni Zelanda’da yaşayan bugünkü hatteria’nın ceddi palechatteria’-ya rastlanır. Autun şistlerinde soyu tükenmiş zırhlıbaşlıîar grubundan olan ikiyaşayışlılan protriton petrolei ve aetinodon temsil eder; aetinodon küçük bir timsaha benzer. Balık olarak özellikle heteroserk ganoyitler görülür. Böcekler boldur; trilobitler phillipsia cinsiyle son bulur. Kafadanbacaklılar boldur; gerçek ammonitler görülmeğe başlar.

• Flora. Belirli özelikleri olan permiyen florası Karbonifer florasından aynin ve triyasik florasına bağlanır. Eğreİtiotîarına (Permiyen’e özgü calipteris cinsi ile glossopteris cinsi), 1 epidode n c. ronl a r a, düz kabuklu sigillariaya rastlanır. Açıktohumlulardan, bugünkü araucariaların ceddi Walchia cinsi Permiyen’e özgü bitkidir. (L)

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERMİYEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERKİ

Tarih 18 Mayıs 2009

PERKİ i. (yun. k.). Tatlı su levreği (Perca fluviatilis). [L]

18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİTELUS

Tarih 18 Mayıs 2009

PERİTELUS i. Mermer damarı gibi gözüken beyazımsı pullarla kaplı külrengi böcek. (Peritelus sphaeroides meyve ağaçlarında yaşar. Bağlara saldırır, körpe sürgünleri kemirir. Kınkanatlıların curculionidae familyasından.) [L]

18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİTELUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERISTOM

Tarih 18 Mayıs 2009

PERISTOM i. (fr. peristome). Bot. Kara yosunu kapsülündeki deliği çevreleyen uzantıîarın tümü. (Kapsül olgunlaşmca bu uzantılar bir zemberek gibi gerilerek kapsül kapağını iter ve açılmasını sağlar.)

Yalancı peristom, karayosunlarında bulunan geçici dış peristom.

— Zol. Ağzı çevreleyen bölge, (özellikle birhücreliler, derisidikenlier v.b. gibi omurgasız hayvanlar için kullanılır.)

Karından-bacaklı yumuşakçalarda kavkı ağzının serbest kenarı. (L)

18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERISTOM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİSOREUS

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİSOREUS i. Esmer tüylü, alt tarafı açık renkli kuş; kestane kargasına yakın, fakat ondan daha küçüktür. (Kargagillerden.)

— ANSlKL. Perisoreus’lar kuzey yarımkürenin kuzey ormanlarında yaşar; iki türü vardır; bunlardan Eski Dünya’da bulunan perisoreus infaustus Sibirya’da yaygındır; Avrupa’da ancak İskandinavya ormanlarında bulunur. (L)

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİSOREUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİPLANETA

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİPLANETA i. Limanlardaki depolarda çok görülen gece böceği. (İlmî adı Periplaneta Americana. Dictyoptera takımının hamamböceğigiller familyasından,) [L]

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPLANETA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİPATOPSİS

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİPATOPSİS i. Sıcak bölgelerde yaşayan ilkel örümcek. Bk. ONYCHOPHORA. (L)

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPATOPSİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİOPHTHALMUS

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİOPHTHALMUS i. Hem suda, hem karada yaşayabilen balık; gözleri çekik ve her yönde hareketlidir. (Mezgitgillerden.)

— ANSİKL. Periophthalmus, sıcak denizlerin kıyılarındaki mangrovlarda yaşar. Deniz çekilince balçık üzerinde dolaşır, solungaç boşluklarında alıkonan su sayesinde solunum yapar. Havanın solungaçlarına girmesi engellenirse hayvan ölür. Göğüs yüzgeçleri bacak vazifesi görür; havada da sudaki kadar iyi görür. (L)

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİOPHTHALMUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİNGİA

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİNGİA i. önden solungaçlı karındanbacaklı yumuşakça. (Bythinidae familyasından.)

[Sabinea da denilen bu hayvan Avrupa'da deniz kıyılarındaki acı sularda yaşar. Kavkısı çok değişik biçimlerde olur. Bazı nadir türlerine Ain ve Jüra tuzlalarında rastlanmıştır.] (L)

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİNGİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİGORD

Tarih 15 Mayıs 2009

PERİGORD, Fransa’da eski bölge; Yuka­rı Perigord (başlıca şehri, Perigueux), Aşağı Perigord (başlıca şehri Şarlat) ve Bergerac derebeyliği olarak üçe bölünürdü. Coğrafî açıdan Perigord, Charente bölge­lerinin batıya doğru uzantısıdır.

Kuzey ve kuzeydoğuda Jüra topraklarından, güney ve güneybatıda Üçüncü zaman topraklarının altında uzanan tebeşirli topraklardan mey­dana gelir. Yer yer dalgalı olan bu top­raklar, zengin demir madenlerini kapsayan tabakayı veya kumlu killi tabakayı meyda­na getiren ve Massif Central’den gelen bi­rikintilerle kaplıdır. Toprakaltı genellikle çok geçirgendir ve bölgede birçok tabiî kuyu, uçurum, ırmak kaybolması ve yeniden yüze fışkırması görülür; mağaraların çoğu tarihöncesi devirde insanlara barınak ol­muştur (Les Eyzies, Lascaux v.b.) Peri­gord, ormanlık bir bölgedir (kestane, meşe, bazen de yeşil meşe, çam). Tarım, buğ­day, mısır ve tütün üretimine yönelmiştir. Vadilerde (Dordogne, Vezere, İsle) zengin meyve bahçeleri ve bağlar uzanır. Ayrıca hayvancılık da (koyun, sığır, kümes hay­vanları önemli bir gelir kaynağıdır.
— Leng. Perigord lehçesi, Perigord’da konu­şulan ve Limoge lehçesine benzeyen Oc dili lehçesi. (L)

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİGORD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİDERM

Tarih 15 Mayıs 2009

PERİDERM i. (fr. periderme). Bot. Sapları ve kökleri dıştan saran genellikle mantarlaşmış çevre dokusu.
— Zool. Aynı kolonide bulunan hayvan­ların barındığı odacıkların ortak çeperi. (l)

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİDERM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİCALLİA

Tarih 15 Mayıs 2009

PERİCALLİA i. Kızıl sarı ve siyahla karışık kırmızı gövdeli güzel kelebek.

(Pericallia matronula’nın tırtılı erik, hanımeli ve fındık üzerinde yaşar. Pulkanatlıların arctiidae familyasından.) (L)

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİCALLİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERHİZ

Tarih 15 Mayıs 2009

PERHİZ veya PEHRİZ i. (fars. perhiz). Bir kimsenin besin düzeninde tedavi veya sağlığı koruma amacıyle yapılan kısıtlama: Doğru çıktı dediği. Bir aylık perhizden ve tedaviden sonra evine daha yorgun, daha pe­rişan döndü. (Y.Z. Ortaç). Tedavi esnasında hasta sıkı bir perhize tabi tutuluyor, tuzsuz ekmek, hafif sebze yiyor (N. Araz).

Esk. Haramdan sakınma: O adamın perhizi yok­tur (Şemseddin Sami).
— DEY. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu, benimsediği bir tutumun tamamen aksine davranışta bulunan kimseler için kullanılır.
— Din. Nefsi körletmek amacıyle, belirli bir süre için yiyecek ve içeceklerde yapılan kısıtlama.
Büyük perhiz, katolik dininde Paskalya’ya kadar 46 gün süren perhiz sü­resi.
— Fizyol. Bk. ANSiKL.
— Ted. Bk. ANSiKL.
Perhiz etmek (veya yapmak), çeşitli sebeplerle yiyecek ve içe­cekleri sağlığa uygun olarak düzenlemek.
Sulu perhiz, sudan başka her şeyin yasak­landığı perhiz.
Kuru perhiz, içeceklerin tam veya kısmî olarak yasaklandığı perhiz.
— Vet. Bk. ANSiKL.
— ANSİKL. Ted. İki çeşit perhiz vardır: tamperhiz (veya oruç) ve hafif perhiz. Tam per­hiz veya oruç, günümüzde sadece bazı ateşli intanların had devresinde uygulanmaktadır; bu durumda bile, sulu içeceklere müsaade edilir; meselâ bir yaşından küçük çocuklar­da görülen gastroanteritlerde sulu perhiz uygulanır: süt kesilir, yerine kaynatılmış, içine şeker katılmış veya şekersiz su verilir. Hafif perhiz de iki esasa dayanır: 1. besin­lerin kısılması; 2. bazı besinlerin kaldırıl­ması. Meselâ sütlü perhizde, sütten başka bütün besinler yasaklanır; tuzsuz perhizde, tuzdan başka hemen hemen bütün besinlere müsaade vardır; diyabetiklerin perhizinde, glüsitler kısılır; azotemiklerde etler ve azot­ça zengin maddeler yasaktır. Bütün durum­larda perhizin gayesi, hastaya zararlı olma­yan besinleri vermek, ama vücudun enerji ve yapı ihtiyaçlarını karşılamağa yetecek ka­dar besin almasını da mümkün kılmaktır.
— Fizyol. Uzun süren bir perhizin hayvan­lardaki etkisi laboratuvar deneyleriyle in­celenmiştir; perhizin ilk günlerinde solunum co2 ın oranı Os oranı dengelidir, yani Os l’e eşittir (glüsid yedeklerinin kullanılması), sonra 0,7′ye iner (yağların kullanılması), daha sonra da 0,8′e yükselir (can çekişme­den önceki bu devrede hücre proteinleri kul­lanılır).
Uzun süren perhiz ağır besinsizliğe ve fizyo­lojik düşkünlüğe yol açabilir. Bk. îNANîZASYON.

Dinî perhiz’ler çoğu zaman sadece alman besinlerin miktarıyle değil, alınması yasak­lanan besinlerin cinsiyle de ilgilidir. Hintli çileciler, günde çok az bir miktar pirinç ve sebze ile uzun zaman yaşarlar; bazı sinir hastaları için de durum aynıdır. Dinî tarikatlarda beslenme, özellikle azotlu besinler bakımından fakir olan az miktarda yiyecekten ibarettir.
Tedavide, bazı diyatezik veya diskrazik has­talıklarla mücadele etmek için perhizden geniş ölçüde yararlanılır.
— Vet. Çoğu zaman hayvanlar hastalanınca içgüdüler sayesinde, kendiliklerinden hemen perhize girerler; iştahlarının yeniden açıl­ması ise iyiye işarettir, fakat birdenbire de­ğil, ihtiyatla yedirmek gerekir. Ancak öyle vakalar vardır ki (özellikle mide bağırsak hastalıkları), hayvan sahibinin müdahale ederek hayvanın günlük besin miktarını az çok kısması veya kalitesini değiştirmesi ge­rekir.

# Perhizli veya pehrizli sıf. Perhiz ya­pan (kimse). [LM]

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERHİZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEREZ

Tarih 14 Mayıs 2009

PEREZ (Antonio), ispanyol devlet adamı (Monreal de Ariza, Aragon 1539′a doğr. -Paris 1611). Dışişleri bakanıyken Felipe II’ nin danışmanı oldu. Don Juan’ın sekreteri Escobedo’nun entrikalarını meydana çıkardı ve onu öldürttü (31 mart 1578). Kendisi de ölüme mahkûm olunca Aragon’a sığındı; Engizisyonun hışmına uğrayınca Zaragoza halkına seslendi ve bir halk ayaklanmasına yol açtı (1591). Sonra Fransa’ya çekildi. (L)

PEREZ (Charles), fransız zooloji bilgini (Bordeaux 1873 – Paris 1952). 1921′de Paris Fen Fakültesi Zooloji kürsüsünde profesör oldu. Genel biyoloji kanunlarıyle ilgilendi, deniz favnası, asalaklık ve bazı hayvan gruplarıyle ilgili birçok olayı inceledi. (L)

PEREZ (Isaac Lebosh), Yiddişce ve İbranîce yazan hikayeci ve şair (Lublin yakınları, Polonya 1851-01. 1915). 1876′dan itibaren Varşova’da İbranîce çıkan başlıca dergilerde çalıştı. Eserlerinde orta avrupa yahudi geleneğinin kaynaklarından yararlandı. (L)

PEREZ (Jose Joaquin), şilili siyaset adamı (Santiago 1800-ay.y. 1889). Fransa’da (1829), Arjantin’de (1836), A.B.D.’de elçilik yaptı. Maliye (1845-1849), içişleri ve dışişleri bakanı (1849), Montt’dan sonra cumhurbaşkanı (1861-1871) oldu. Din alanında hoşgörü siyaseti takip etti, bir ticaret kanunu yayımlattı. (L)

PEREZ (Pedro), ispanyol mimarı (öl. Toledo 1291). Fransız asıllı olduğu sanılan mimar Martin’in tasarladığı ve 1227′de yayımına başlanan Toledo katedralinin mimarıdır (1234). [L]

PEREZ CAS AS (Bartolome), ispanyol bestecisi ve orkestra şefi (Lorca 1873 – Madrid 1946). İlk müzik eğitimini büyükbabası Ju-an de Casas’tan gördü. Madrid konservatuvarına devam’etti. 1909′da bir nefesli sazlar topluluğu, 1915′te de Madrid Filarmoni orkestrasını kurdu. 1936′ya kadar bu orkestranın şefliğini yaptı. Orkestra şefi olarak çağdaş ispanyol müziğini ve yabancı müziği tanıttı. En önemli eseri A mi Tierra (Toprağıma) [1898] adlı senfonik süitidir. (L)

PEREZ DE AYALA (Ramon), ispanyol yazarı (Oviedo 1880 – Madrid 1962). Bilgiç ve alaylı üslûbuyle dikkati çeken romanlar yazdı: La Pata de la Raposa (Tilki Pençesi) [1912], Belarmino y A polon io (Belarmino ve Apolonio) [1920], Luna de Miel, Luna de Hiel (Balayı, Keder Ayı). Yazarlığa bir şiir kitabiyle başlamıştı (La Paz del Sendero [Yoldaki Huzur], 1904); bunu El Sendero Andante (Yürüyen Yol), El Sendero innumerable (Anlatılamayan Yol) [1916] gibi başka şiir kitapları takip etti. 1942′de Arjantin cumhuriyetine yerleşti. (L)

PEREZ DE GUZMAN (Alonso), El Bueno denir, ispanyol savaşçısı (Leon 1256 -Sierra de Gaucin, Malağa 1309), Castilla valisi Pedro de Guzman’ın evlilik dışı oğlu. önce Fas’ta hizmet gördü, İspanya’ya döndükten sonra, kralın kardeşi Don Juan’ın ayaklandırdığı Magrıplılarla savaştı, Tarifa’da kuşatıldı, teslim olmağa yanaşmadı, Cebelitarık çevresindeki harekât sırasında yaralanarak öldü. (L)

PEREZ DE GUZMAN (Fernan), Batres senyörü, Castilla’lı tarihçi (1376 – 1458′e doğr.). Aragon’da elçilik (1421) yaptı, Magrıplılarla savaştı (1431), kralın önünde Merida kumandanı Juan de Vara ile kavga ettiği için tutuklandı. Batres’deki topraklarına çekildikten sonra Kral Juan 11 Tarihi adlı bir eserle manzum bir tarih yazdı: Loores de los Claros Varones de Espana (İspanya’nın Büyük Adamlarına övgüler). [L]

PEREZ DE HİTA (Gines), ispanyol yazarı I Mula 1545′e doğr. – Murcia 1619′a doğr.). Las Guerras Civiles de Granada (Granada îç Savaşları) adlı iki bölümlük (1595 ve 1604) bir eser yazdı. İlk bölüm Granada Magrıplılarının, Granada’ya hâkim oldukları Tarihten, başkentin hıristiyanlar tarafından fethedilmesine kadar (1492), kendi aralarındaki çekişmelerini ve içten içe bölünmelerini anlatır. Hita, tarihî konuya . kendi renkli ve hayal dolu romansı bir hava katar. İkinci bölüm, Felipe II devrinde Magrıplıların baş kaldırmasını anlatır. Bu savaşa katılan yazar, tarihî olayları birinci bölüme kıyasla çok daha yakından takip etmiştir. (L)

PEREZ DEL PULGAR (Hernan), El de Las Hazanas denir, ispanyol savaş adamı (Ciudad Real 1451-Granada 1531). Magrıplı-lara karşı kazandığı başarılar dolayısıyie kral tarafından şövalyeliğe yükseltildi. Kari V’in emriyle, 1527′de, Breve Parte de las Hazanas del Excelente Nombrado Gran Capitan (Gonzalvo de Cordoba’nın Yaptığı Başarılı Savaşlar) adlı eseri yazdı. (L)

PEREZ DE MONTALBAN (Juan), ispanyol yazarı (Madrid 1602 – ay.y. 1638). İlâhiyatçıydı. Engizisyon ile arası iyi olduğu için, Lope de Vega’nın etkisi altında yazdığı birçok tiyatro oyununu temsil ettirdi. Dramları: Autos Sacramentales (Dinî Oyunlar) ve özellikle La Monja Al) er ez ve Los Amantes de Temel (Teruel’in Sevgilileri) [1638]. Orfeo adlı şiiri yanlış olarak Lope de Vega’ya mal edildi. Para Todos (Herkes için) [1635] adlı eseri yüzünden Queve-do’nun hücumuna uğradı. (L)

PEREZ DE OLİVA (Fernan), ispanyol hümanisti (Cordoba 1494′e doğr. – ay.y. 1533). Paris’te (1523-1525), sonra Salamanca’da dersler verdi ve rektörlük yaptı. Sophokles, Euripides, Plautus tercümelerinden başka, Castilla nesrinin ilk örneklerinden biri olan Dialogo de la Dignidad del Hambre (İnsanın Değeri) adlı bir diyalog yazdı. (L)

PEREZ ESCRİCH (Enrique), ispanyol romancısı (Valencia 1829 – Madrid 1897). özellikle töre romanları yayımladı: Las Obras de Misericordia (Merhametin Ürünleri) [1864- 1865]; La Mujer Adultera (Kocasını Aldatan Kadın) [1864]; La Caridad Cristiana (Hıristiyan Yardımseverliği) [1879]. (L)

PEREZ GALDOS (Benito), ispanyol romancısı (Las Palmas, Kanarya adaları 1843 – Madrid 1920). 1870′te ilk (La Fontana de Oro [Altın Çeşme]), 1871′de ikinci (El Au-daz [Cesur Adam]) romanını yayımladı. Ama ancak 1876′da töre romanı Dona Perfecta ile ilk büyük başarısını kazandı. Sonra, birçok bakımdan Balzac’m Comedie Humaine’nine benzeyen büyük bir edebî anıtın üstünde yarım yüzyıl, ara vermeden çalıştı. Bu büyük eser her şeyden önce XIX. yy. ispanya’sının (Trafalgar’dan Canovas’a kadar) hareketli tarihini çizen romanlaştırılmış destan Episodios Nacionales’in (Millî Kahramanlıklar) 43 kitabını kapsar. Kitaplardan bazıları birer şaheserdir: Bailen (1873); Zaragoza (1874); Zumalacarregui (1898); Espana Sin Rey (Kralsız ispanya) [1908]. Perez Galdos’un birçok töre romanı vardır; en önemlileri: Gloria (Zafer) [1877]; La Familia de Leon Roch (Leon Roch Ailesi) [1887]; Fortunata y Jacinta (1887); Angel Guerra (Savaş Meleği) [1891] ve ö-zellikle Madrid’deki yoksul insanların etkileyici ve korkunç bir tablosu olan Misericordia (Acıma) [1897]. Galdos’un başlıca nitelikleri, hareket ve Dickens’ınkiyle karşılaştırılmasına yol açan nükte ile iyimserlik karışımıdır. Tiyatro eserleri de yazdı: Etectra (1900) ve Casandra (1905). [L]

PEREZ LUGİN (Alejandro), ispanyol yazarı (Madrid 1870 – El Burgo, La Çoruna 1926). «Don Pio» takma adiyle gazetelerde boğa güreşleri üstüne yazılar ve yorumlar yayımladı. 1915′te çıkan La Casa de la Troya (Troya’nın Evi) adlı romanı geniş ilgi uyandırdı. Bu roman Santiago de Compostella’da, öğrenci çevrelerinin gündelik yaşamasını dile getirir. Gurrito de la Cruz (1921) adlı eseri boğa güreşleriyle ilgilidir, öbür eserleri: La Corredoira y la Rua (Evin önü ve Sokak) [1923]; La Virgen del Rocio ya Entro en Triana (Rocio Bakiresi Triana’ya Girdi) [1929]. (L)

PEREZ PETİT (Victor), Uruguay’lı yazar (Montevideo 1871 – ay.y. 1947). Jose* Enrique Rodo, Carlos ve Daniel Martinez Vigil ile birlikte 1895′te Revista Nacional de Literatura’yı (Millî Edebiyat Dergisi) kurdu. Pek çok kitap yazdı. Bunların arasında parnassos’çulardan etkilendiği, Joyeles Barbaros (Vahşî Mücevherler) [1907]; hikâyelerini topladığı Gil (1905); Zola’mn etkisi açıkça görülen Entre los Pastos (Yiyecekler Arasında) adlı romanı ve Cobarde (Yüreksiz) [1894] adlı dramı sayılabilir. (M)

PEREZ PUJOL (Eduardo), ispanyol hukukçusu (Salamanca 1830 – Valencia 1894). Historia de las İnstituciones Sociales de la Espana Goda (Gotik Ispanya’daki Sosyal Kurumların Tarihi) [1896] adlı önemli bir eser yazdı. (l)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERENNİBRANCHİA

Tarih 14 Mayıs 2009

PERENNİBRANCHİA çoğl. i. Kuyruklu kurbağalar alttakımı.

(Yetişkin iken hem akciğeri, hem dış solungacı bulunan türleri kapsar. (Bunların kurtçukken var olan solungaçları kaybolmaz. Alttakımın iki familyası vardır: mağarasemenderigiller ve denizkızısemenderigiller.) [L]

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERENNİBRANCHİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEREİRA

Tarih 14 Mayıs 2009

PEREİRA, Kolombiya’da (Caldas idare bölgesi) şehir, Manizales’in güneybatısında; 76 300 nüf. Bir kahve yetiştiriciliği bölgesinin ticaret merkezi. Besin sanayii. (L)

PEREİRA (Gomez), ispanyol hekimi ve filozofu (Medina del Campo 1500′e doğr.).  Şöhretini duyan Felipe II tarafından don Carlos’un özel doktorluğuna getirildi. Antoniana Margarita adlı eserinde hayvanların makineden başka bir şey olmadığını ispatlamağa çalıştı. Descartes, makine hayvan nazariyesini ilk defa kendisinin ortaya koyduğunu söyleyebilmek için bu eserin nüshalarını yok etmekle suçlandı. (L)

PEREİRA (Manuel), portekizli heykeltıraş (Porto 1600-Madrid 1667). Başlıca Eserleri: Christ del Perdon (Rosario Dominiken manastırı, Madrid), Aziz Bruno’nun çok renkli, parlak ve büyük bir heykeli (Miraflores manastırında) ve gene Aziz Bruno’nun başka bir heykeli (Madrid San Fernando akademisi). Bu sonuncu heykel, sanatçının şaheseri sayılır. (L)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREİRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERDELİ

Tarih 14 Mayıs 2009

PERDELİ sıf. (perde’den perde-li). Per­desi olan, perde ile örtülü bulunan: Kır­mızı perdeli bölmeden çıkışım da bir türlü unutamıyordum (Ahmed Rasim).
Perde gibi bir şeyle örtülü olan: Benim yaşlarla perdeli gözlerimin bir vehmi mi olduğunu söyleyemiyeceğim (R. N. Güntekin).
— dey. Gözleri perdeli olmak, gerçekleri görememek.
— Kuşbil. Tam perdeli, parmaklarının ucu­na kadar, daha doğrusu dört parmağının da arası tamamen perdeyle kaplı bulunan kuşlara (karabatak, pelikan v.b.) denir.
Yarım perdeli, parmakları arasındaki perde ancak parmakların yarısına kadar olan kuş­lara denir.
— Tıp. Yüzü perdeli doğma, çocuğun, yü­züne amniyos kesesinden bir parça yapışık olduğu halde doğması. (İçinde bulunduğu amniyos kese sindeki suyun boşalmasıyle bu keseden bir parça çocuğun yüzüne yapışır. Halk arasında buna duvaklı doğum da de­nir.)
— Zool. Perdeli antilop, boynuzlarında per­de şeklinde yassı uzantılar bulunan anti­lop. (ML)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDELİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERDEAYAKLILAR

Tarih 13 Mayıs 2009

PERDEAYAKLILAR blş. çoğl. i. Eski sınıflandırmada ördek, martı gibi, parmakları bir perdeyle bitişik olan kuşları kapsayan kuş takımı. (Sadece suda yaşamaya ilişkin bir özellik olan perdeayaklılığa göre ayrılan bu takım, çok değişik karakterli kuşları biraraya getirdiği için modern sınıflandırmada artık terkedilmiştir.) Bk. PENGUENLER, GÜVERCİNLER. KAZSILAR, MARTILAR. (L)

13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDEAYAKLILAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERDE

Tarih 13 Mayıs 2009

PERDE i. (fars. k.). Bir açıklığın önüne, görüşü veya ışığı engellemek veya bir şeyi gizlemek için gerilen örtü: Gözleri yemek masasından yarı inik perdelere kaydı (S.F. Abasıyanık). Neler saklıyor perdeleri I Garip ve çiçeklerle süslenmiş (F. H. Dağlarca). Salonu bir perde ikiye bölüyordu. (Bk. ANSiKL. Mobl. bölümü.)

Mec. Bir şeyi görmeye engel olan veya iki şeyi birbirinden ayıran engel: Işığın eşya üzerinde bir örtü olduğunu, eşya ile bizim aramızda bir perde olduğunu sanıyoruz (N. Ataç).

— çeş. dey. Perde arkası, bir şeyin görünürde olmayan, gizli yanları,
Perde arkasına (veya arkasında) gizlenmek, başkalarını öne sürüp gizlice onları yönetmek, ortaya çıkmamak: Çünkü, efendileri ortalıkta yok. Perde arkasına gizleniyorlar (S. Kocagöz).

Perde çekmek, (bir şeyin önüne) perde germek. Gizlemek, örtmek: Perde çek çehreme hicran günü ey kanlu sirişk I Ki gözüm görmeye ol mehlikadan gayrı (Fuzuli).

Perdelerini açmak, bir tiyatronun yeni mevsimde temsillere başladığını belirtir.

Perde ve sahne, sinema ve tiyatro,

Perdesi yırtık (veya sıyrık), utanmazca davranışlar yapan kimse,

Beyaz perde, sinema.

Demir perde. Bk. demirperde.

Gözlerinden perde kalkmak, gerçekleri görmeğe başlamak.

— Esk. Namus, iffet. \\ Perde-i iffet, [özellikle kadınlar için] namus.

Perde-i namus, şeref, itibar. ||. Perde-i nilgûn, gökyüzü.

Perde-ber-endaz, utanmayı bırakan. Perde-berendaz

Perde-gî («iyice örtünmüş»), namuslu kadın. Perdegi.

Perde-gîyan, namuslu kadınlar. Perdegiyen

Perde-kâr, perde ile örtülen yer. Perdekar.

Perde-keş, perde çeken. Engel olan. Perdekeş

Perde-nişin, inzivaya çekilerek yaşayan. Evinden dışarıya çıkmayan namuslu kadın. Perdenişin.

Perde-puş, perdeyi çeken. Sır saklayan,.Perdepuş,

Perde-şinas, şarkı söyleyen.Perdeşinas.

— Ask. Kıtalarının büyük kısmına veya başka manevralara ait hareketleri maskelemek üzere kumandanlık tarafından meydana getirilen hafif ve devingen savunma hattı: Bir yöne karşı bir kıta perdesi meydana getirmek.

— Bot. Körpe iken bazı mantarların sapını ve şapkasını saran zarsı örtü. (Şapka genişleyip sap uzayınca bu perde yırtılır, sapın dibini bir çeşit kın gibi sarar; bazı mantarlarda da şapkanın üzerinde pul pul kalır.)

Konuk orkidelerde köklerin dışını saran, yağmur ve sisten su almasını sağlayan, içi hava ile dolu, gümüşî kül renginde dış doku.

Perde metodu. (Bk. ANSiKL.)

Bakteri perdesi, bazı bakterilerin dışını saran ve sıvıların yüzeyinde sürekli bir örtü meydana getiren jelatinsi kılıf.

— Denize. Gemilerin ana güvertesi altındaki kısmı enine ve boyuna bölmelere ayıran düşey bölme. (Bk. BÖLME.) \\ Perde güvertesi, su geçirmez perdelerin son bulduğu en üst devamlı güverte. (Su geçmez bölmeler teknenin dibiyle bu güverte arasındadır.)

Perde kapısı, su geçirmez perde üzerine açılmış su geçmez kapı.

Perde kaplaması, gemilerde taşınan yüklerin saçla temasını önlemek için perdelerin ambarlara bakan yüzüne yapılan ağaç kaplama. (Perde tirizi de denir.)

Perde takviyesi, su geçirmez perdeleri takviye etmek için perde saçları üzerine belirli aralıklarla tespit edilen çelik profiller.
Arzani perde, geminin enine doğrultusunda yapılan perde.

Glend perdesi, şaftın gemi bünyesinden çıktığı sınırda yatak içine alındığı kovanın ön kısmının bağlandığı perde.

Kazan perdesi, kazan dairesini sınırlayan baş ve kıç perdelerden biri.

Kıç perde, bir bölmede geminin geri yönündeki perde.

Makine perdesi, makine dairesini komşu bölmelerden ayıran baş veya kıç perdelerden biri. (Genellikle baş taraftakine makine ön perdesi, kıç taraftakine makine arka perdesi denir.)

Oluklu perde, oluklandırılmış çelik levhalardan yapılmış perde.

— Dil bil. Bk. TİTREM.

— Ed. Esk. Gökyüzü.

— Fizyoî. Perde yüksekliği, seslerin sıklığına, frekansına bağlı olan işitme niteliği.

— Havc. Hız yüzünden ortaya çıkan fizyolojik bozuklukların bütünü. Bk. ANS1KL.

— İnş. Tahta perde, tahtaların yan yana çakılmasıyle yapılan bölme.
Perde duvar, çelik veya betonarme karkas bir yapıda döşemeleri taşımayan dış duvar. (Perde duvarın görevi içeri ve dışarıyı ayırmak, bazen de ışığın geçişine engel olmaktır. Perde duvarlar, döşemelerin ayrık istinat noktalarına dayandığı binalarda kullanılır. Karkas üzerine uygulanan, hafif ve yalıtkan olan perde duvarlar genellikle prefabrikedir. Bu duvarlarda malzeme olarak cam, çelik, alüminyum, ahşap, plastik maddeler v.b. kullanılır.). İnşaat tabiri.

— Kıyf. Esk. Yüze örtülen şey, peçe.

— Metalürji. Alev perdesi, kontrollü kavisi olan bir metalürji fırınının giriş kısmında meydana gelen alevli gaz ağı. (Alev perdesi, koruyucu bir ekran meydana getirerek kontrollü havada çalışan bir fırının içine hava girişini önler.)

— Mus. Makam.

Tambur, lavta, bağlama, mandolin gibi bazı mızraplı sazların saplarına, belirli sesleri vermek ve işaret etmek üzere bağlanan bağlar. || Sesin tizlik ve pestliği: Yüksek perdeden veya alçak perdeden söylemek. Yüksek veya alçak perdeden başlamak. || Ses: Dügâh perdesi, segah perdesi, neva perdesi. Bk. ANSîKL.

— Oto. Tekerlek perdesi, tekerleği yan taraftan örterek çamurun girmesini önleyen ve taşıta süs olarak takılan saç parçası.

— Patol. Perde inmek (veya gelmek). Halk dili. Gözde katarakt olmak.

— Plast. malzeme. Dökümden sonra eşek-senli iki mil veya iki levhayı ya da bir levha ile kalıbın buna karşı gelen çeperini ayıran ve sonra bir delik veya bir kanal açmak için kesilen genellikle ince (milimetrenin onda biri) zar.

— Sine. ve Foto. Perdeye aktarmak, bir e-seri filme almak. || Peyaz perde. Bk. BEYAZ perde.

Büyük perde. Bk. ANSİKL.

- Elektrolüminesan perde, büyük televizyon görüntülerini verebilen perde; bundan sinema salonlarında televizyon göstermede yararlanılır.
Portre perdesi, uygun tir çerçeveye yerleştirilen siyah veya beyaz renkte bezden disk. (Bu disk çekim sırasında ışık etkilerini ayarlamak amacıyle ışık kaynağıyle nesne arasına uygun bir şekilde yerleştirilir.)

— Temş. santl. Karagöz oyununda görüntülerin yansıtıldığı ince kumaştan beyaz yüzey.

Perde kurmak, karagöz oyununa başlamak. .

— Teşk. tar. Perde çavuşu, bazı devlet dairelerinin kapısında duran görevli asker. (Resmî dairelerin kapısına perde asılırdı. Buradaki görevli, çavuş rütbesinde olurdu. Bu yüzden, bunlara perde çavuşu denirdi. Perde çavuşu daireye görüşmeğe gelenlerle devlet görevlilerine [daha çok vali ve kumandan] aracılık yapardı.)

— Tiyat. Sahneyi seyirciye açan ve kapayan örtü,

Bir oyunun, perdenin açılmasıyle başlayıp, kapanmasiyle biten bölümlerinden her biri. (Bk. ANSİKL.)

Teşm. yol. Bir perde, iki perde v.b., bir perdelik oyun, iki perdelik oyun v.b.

— Zır. Ağaç perdesi, süs amacıyle veya tarımsal faydası düşünülerek, sunî olarak meydana getirilen değişik uzunlukta ve dar (birkaç metre ile 200 m) ağaç dizisi. Bk. ANSİKL.

— Zool. Parmaklan birbirine bitiştiren zar. (Hayvan ve canlılar için kullanılır. Örnek ördeklerde parmak araları perdelidir.

— ANSİKL. Bot. Perde metodu. Renkli perdeler, bazı ışın gruplarını geçirmediğinden çeşitli ışık ışınımlarının rolünü anlamak için fotosentez incelemelerinde kullanılır. Bu çeşit perdeler ya renkli camlarla, ya da çift katlı bir camın iki çeperi arasına renkli bir sıvı konarak elde edilir. Bk. KLOROFİL.

— Havc. Perde ikiye ayrılır: siyah perde ve kırmızı perde. Başkoltuk yönünde 4 g’-den büyük bir ivmeden sonra beyni beslemeğe yeterli gücü bulamaz ve bu yüzden beyne giden kan yavaş yavaş azalır. Pilotun gözlerine, kansızlık sebebiyle görüşü azaltan siyah bir perde iner. Bu bozukluk geçicidir ve ivmenin azalmasıyle hemen kaybolur. Kırmızı peıde, baş-koltuk yönünde çok büyük bir ivmeyle karşılaşan pilotun gözlerine iner. Siyah perdenin aksine kırmızı perde, kanın beyin bölgesine hücum etmesinden ileri gelir. Bu bozukluk siyah perdeye oranla çok daha ağır sonuçlar doğurur; çünkü kanın beyne hücumu beyin damarlarında patlamaya yol açabilir. Bundan dolayı bu etki ivme ile birlikte kaybolmaz. Bu kötü etkileri önlemek için «g elbise» adı verilen uçuş elbisesi geliştirilmiştir.

— Mobl. Pencere perdelerinin kullanılışı Eskiçağa kadar çıkar. Perdeler, kapı ve pencere kasalarının kötü kapanışlarını gizlemek amacıyle kullanılırdı. Günümüzde saydam tüller ve pencereyi kaplayan az veya çok geniş kumaşlar perde adını taşır. Perdeler genellikle devingendir; asılı veya takılı olduğu ip, ray v.b.nin üzerinde kayarak yer değiştirir. Bazı perdeler ise sabittir. Ama bir açıklığı tam olarak kapamayan bu perdeler daha çok ev dekorasyonu için estetik görüntü ve süs amacıyle kullanılır. Dekorasyon aksesuarı olarak perde yüzyıllar boyunca değişik şekil ve niteliklerde dekor olmuşlardır.

Türkler, uzun süre pencerelere tahta kafesler koyarak hem ışık ayarlamasını, hem evlerin içinin görünmemesini sağladılar. Kafesli pencerelerin içine konan perdeler sadece süs amacıyle yapılıyordu. Bu perdeler el tezgâhlarında ince bezden dokunurdu. Büyük evlerde pencere kenarlarından yere kadar inen ince, çatma perdeler geçerliydi. Kadife, hereke ipeklileri ve ağır yünlü kumaşlardan içi astarlı kalın perdeler kullanılırdı. Türk evlerinde, kapı perdeleri de, pencere perdeleri kadar önemliydi. Bu perdeler daha çok odaların sıcak tutulması amacıyle asılır; kilimden, keçeden bazen de deriden olurdu.

— Mus. 24 Eşit olmayan aralıklı türk dizisinde bulunan ve üst üste 12 tam dörtlü ile 11 tam beşli alınmak suretiyle doğrudan doğruya tabiattan elde edilen perdeler şunlardır:

— Sine. Büyük perde. Sinema, televizyonun küçük görüntülerine karşı mücadele edebilmek için tabanı 22 m genişliğinde olan büyük veya geniş perde sistemini benimsedi. Bu konuda çeşitli usuller uygulayan birçok grup vardır; bunlardan biri de hıristiyan anamorfozuyle ilgili incelemeler üstüne kurulmuş olan ve sinemaskopu, sinepanoramik’i ve diyaliskopu kapsayan gruptur. Bir başka grup da (vistavizyon) yatay şekilde geçen 35 mm’lik negatif standart filim kullanmaktadır. Nihayet Todd-AO perde sisteminde de saniyede 30 kere geçen 65 mm’lik filim kullanılır.

— Tiyat. Eski Yunanlılarda oyun perdelere bölünmezdi ve çeşitli olaylar araya girer, bunlar da koro ile birbirine bağlanırdı.

Perde önce, Romalılarda bir sahne oyununun tamamı ve Yunanlıların «drama» kelimesinin karşılığı anlamında kullanıldı; daha sonra da bugünkü anlamını kazandı. Klasik oyunlarda genellikle 5 perde vardı. Komedilerle dramlarda perde sayısı değişirdi. Bazı oyunlar «gün»lere, bazıları da «tablo» denen daha küçük bölümlere, ayrıca her perde de «sahne»lere bölünürdü.

— Zır. Ağaç perdesi, kurutucu rüzgârlara karşı bir engeldir; dik yamaçlarda sel yarıntıları açılmasını azaltır; ağaçların terlemesi havanın nem oranını yükseltir; nemin artması ağaçlardaki buharlaşmayı azaltır. 1948′den beri. Don steplerinde ve Aşağı Volga’da sistemli şekilde ağaç perdeleri meydana getirilmekte ve bu kurak bölgeler verimli topraklar haline dönüştürülmektedir.

♦ Perde perde zf. Azar azar: Şahinde’nin perde perde yükselen sesinin yanında… (Sabahattin Ali). Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta ! Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta… (Ahmet Hâşim). [LM]

13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERDAH

Tarih 13 Mayıs 2009

PERDAH i. (fars. perdâhten’den perdaht > perdah). Parlatma, parlaklık verme. || ■nâain hemen üstüne yapılan ikinci sakal Perdah etmek (veya vurmak), cilalamak patlatmak. Sakalı ikinci defa tıraş etmek: Saçını boyasa da, sinek kaydı traş etse de bel bükük, boyun bükük.

Perdah makinesi, büyük baş hayvan ve özellikle küçük baş hayvan derilerine bir cilâ veya bir parlaklık vermek için kullanılan makine.

— Etnogr. ve Tarihöncesi. Perdah taşı, genellikle sert veya yumuşak, çoğu zaman da yontma taştan yapılmış bir âletin pürüzlü yüzünü düzeltmeğe yarayan taş. (Perdah taşı sert ve pür.tüklü taştan olabilir; yumuşak taştan olursa bunun üzerine perdah taşı işini gören çakıllı kum yapıştırılır. Avrupa’da perdah taşının ortaya çıkması Paleoiitik dönemden Neolitik döneme geçişi gösterir.)

— Kuyumcu. Perdah tornası, elması yuvarlaklaştırmağa yarayan küçük yatay torna.

— Malzeme. Parlak perdah, yontma taş veya mermere, gözle görülebilir çizgileri olmayan ayna gibi parlak bir yüzey verme işlemi, (Parlak perdah, taş veya mermeri, mat perdahtan sonra kalay tozu, su veya çok ince bir aşındırıcı maddeyle ovarak yapılır.)

Mat perdah, yontulmuş bir taşa (sert taş veya mermer), gözle görünür çizgisi olmayan ve ışığı hafifçe yansıtan bir yüzey kazandırma. (Mat perdah, taş veya mermeri, kaba yontmadan sonra zımpara, su veya çok ince bir aşındırıcı ile ovarak yapılır.)

— Metalürji. Perdah takımı, kalıp kumunu perdahlamak için kullanılan kalıpçı â-leti. (Değişik yüzeyleri perdahlayabilmek için perdah takımları çeşitli biçimlerde yapılır.)

— Seramik. Genellikle pişmiş mine üzerine uygulanan, çok ince, parlak ve menevişli tabaka: Oksitleyici bir ateşte pişirilen perdahlar madenî pırıltılara benzeyen pırıltılar saçar. || Burgos perdahı, çok sulandırılmış parlak altın eriyiği.

— Tekst. Perdah makinesi, kumaşın aprelendikten sonra parlatılmasına yarayan makine.

— ANSiKL. Malzeme. Perdah’ı, cilalama, glase, parlatma, düzleme, vernikleme ile karıştırmamak gerekir. Bu işlemler de perdah gibi bir yüzeyi pürüzsüz ve parlak hale getirmek amacı güder, fakat bu amaç dışında perdahla benzerlikleri yoktur. Perdah ancak her yanında homogenîik gösteren ve eskimenin ancak kaba gözenekleri ortaya çıkarabileceği cisimlere meselâ mermer, odun, fildişi, sedef, cam, değerli taş v.b.ye uygulanır. Değerli taş taklitlerinde, ön işlemlerle kaybettikleri saydamlıklarını kazandırmak için kristaller ve emay-lar perdahlanır.

♦ Perdahsız sıf. Perdah yapılmamış, parlatılmamış olan. (lm)

13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDAH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIRÇOMORPHA

Tarih 13 Mayıs 2009

PIRÇOMORPHA çoğl. i. Kemikli balıklar _a —:. (Döş yüzgeçleri göğüs yüzgeci yeli bulunan, kenarları tırtıklı pullu, yüzi sesi kapalı veya hiç olmayan, yüzgeçleri dikenli balıkları kapsar. Birçok familyaya ayrılır; bu familyaların bellibaşlıları şunlardır: levrekgiller [tatlısu levreği], hani-ler [hani], izmaritgiller [izmarit], uskumrular: [uskumru, tonbalığı], iskorpitgiller İskorpit]. kırlangıçbalığıgiller [kırlangıç].)

13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIRÇOMORPHA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERAN

Tarih 12 Mayıs 2009

PERAN sıf. Bk. PERKAN. PERANEMİDAE çoğl. i. İğ biçiminde veya silindirimsi bir hücreli kamçılı hayvan; iki kamçısı, bir yutağı vardır; kamçılardan arkadaki hareket etmesine yarar. (Başlıca cinsleri: peranema, urceolus.) [L]

PERARSENYAT i. (fr. perarseniate). Arsenyatlardan daha fazla oksijen kapsayan tuzların genel adı. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERACARİDAE

Tarih 12 Mayıs 2009

PERACARİDAE çoğl. i. Malacostraca takımından kabuklu hayvanlar grubu; bunlarda kabuk varsa, göğüs halkalarından en az dördü serbest olur. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERACARİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEPSİS, PEPTlDAZ

Tarih 12 Mayıs 2009

PEPSİS i. Parlak siyah, kadife mavisi veya fıstıkyeşili renginde çok büyük böcek (kalıklığı 10 sm kadar); en büyük örümceklere bile saldırır; ısırması çok acı verir. Bakınız pepsis ve tarantulalar(Afrika’da yaygın zarkanatlıların potnpi-.:±j.e familyasından.) [L]

PEPTlDAZ i. (fr. peptidase). Biyokim. Peptitler ve polipeptitler üstünde etki gösteriri fakat daha karmaşık proteitlere bileşik yapmayan proteoliz enzimi. (Peptidazır. sindirim sırasında pepsin ve tripsin’in etkisini uzatır.) [LJ

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEPSİS, PEPTlDAZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEPOSACA

Tarih 12 Mayıs 2009

PEPOSACA i. Siyah, gri ve beyaz renkli, iri pembe gagalı bir ördeğin özgül adı (Netta peposaca); Orta Amerika’da yaşar.

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEPOSACA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTOZİT, PENTRİL, PENTRİT, PENTOZÜRI

Tarih 12 Mayıs 2009

PENTOZİT i. (fr. pentoside’dtn). Kim. Pentozlarla (genellikle riboz, arabinoz ve ramnoz) üretilen ozitlerin genel adı. (L)

PENTOZÜRI i. (fr. pentosurie). Tıp. Sidikte pentoz bulunması; bazen sadece bitkiyle beslenenlerde görülür. (İçinde pentoz bulunan sidik, tıpkı glükoz gibi Fehling eriyiğini indirger, ama onun gibi kutuplanma düzlemini saptırmaz; biramayalarmın etkisiyle de mayalanmaz.) [L]

PENTREMİTES i. Blastoidea sınıfının fosil paleozoik takımından derisidikenli hayvan, (üst Silüryen, Devonyen ve Karbonifer’de çiçek tomurcuğuna benzer kanalcıkları bulunmuştur.) [L]

PENTRİL i. (yun. pente, beş’ten fr. pentryl). Molekülünde beş NO2 grubu bulunan patlayıcı madde. (L)

PENTRİT i. (pentaeritrovden türetilmiş k.). Pentaeritritol tetranitrattan C(CH2ON02)4 meydana gelen patlayıcı. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTOZİT, PENTRİL, PENTRİT, PENTOZÜRI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTHINA

Tarih 12 Mayıs 2009

PENTHINA i. Meyve ağaçlarına zararlı kelebek. (Pulkanatlıların tortricidae familyasından.) [TEMETOCERA ve SPİLONOTA adlarıyle de anılır.].Gündüz ve gece kelebekleri pulkanatlılar, Kelebekler camiasının değişik özellikli yaratıklarıdır.

— ANSIKL. Penthina’lar yaprak bükücü böceklerdir; kurtçukları genellikle ciddî zararlara yol açar. Penthina ocellana’nm tırtılı elma ağacına dadanır, çiçeklerini mahveder. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTHINA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTASTATERON, PENTASÜLFÜR, PENTATİYONAT,

Tarih 11 Mayıs 2009

PENTASTATERON i. (yun. k.). Lagos hanedanı zamanında Mısır’da basılan ve : lios Polydeukes tarafından sözü edilen stater değerinde madenî para. On drahmilik altın para anlamında dekadrak idadiyle de bilinir. (l)

PENTASTIL i. (fr. pentastyle). Mim. Ce: hesinde beş sütunlu bir dizi bulunan yunar tapınağı. (l)

PENTASTOMIDAE çoğl. i. Zool. Yılanlarda, bazı memelilerde ve kuşlarda asabi yaşayan ip gibi ince, silindirimsi gövdd omurgasız hayvanlar grubu. (İki takım 1 ayrılır: cephalobenida ve procephalidz Her iki takımda altmış kadar tür bulur Birçok özelliği bakımından eklembacaklı lara benzeyen bu hayvanların hangi şube bağlanacağı henüz belli değildir.) Efilinguatula. (l)

PENTASÜLFÜR i. (fr. pentasulfure). Kimya, Molekülünde beş kükürt atomu bulur: sülfür. (L) ^x

Pentateukhos i. Eski Ahit’in ilk beş I tabına, onları Yunancaya çevirenlerin verdikleri ad. Bu beş kitap, Tekvin, G:. Levi kabilesi, Kutsal sayılar ve eski mu s: vî fıkhının tekrarı olan Deuteronomion c (L)

PENTATİYONAT i. (fr. pentathionate Kim. Pentatiyonik asidin tuzu. (l)

PENTATIYON1K sıf. (fr. pentathioniqm Kim. Bk. t iyonik.

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTASTATERON, PENTASÜLFÜR, PENTATİYONAT, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTANDIOYIK, PENTAPHYLLUS

Tarih 11 Mayıs 2009

PENTANDIOYIK i. (fr. pentanedioigue). Kim. Eşanl. GLÜTARİK*ASİT.

PENTANDRİ i. (fr. pentandrie’den). Bot. Linnaeus’un, beş erkek organîı bitkiler için kabul ettiği bitki sınıfı. (L)

PENTANOİK i. (fr. pentandique). Kim. E-şanl. VALERİK ASİT.

PENTANOL i. (fr. pentanol). Kim. Eşanl. AMİL ALKOL. Bk. AMİL, AMİLİK.

PENTANON i. (fr. pentanone). Kim. Alifatik seıiden beş karbonlu (Cs) ketonların genel adı. (Bunlardan biri propiyondur.) [L]

PENTAPETES i. Bot. Kırmızı çiçekli güzel otsu bitki; Tropikal Asya’da yetişir; sıcak limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir. (Sterculiaceae familyasından.) [L]

PENTAPHYLLUS i. Çürük odunlarda yaşayan genellikle kızıl renkli küçük böcek. (Kınkanatlıların tenebrionidae familyasından.) [L]

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTANDIOYIK, PENTAPHYLLUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTAMETONYUM, PENTAMITES, PENTAN

Tarih 11 Mayıs 2009

PENTAMETONYUM i. (fr. pentametonium). Eczc. Pentametilen-bis-trimetil-amonyum’un kısa adı. (Yaşatkan sinir sisteminde sinirlerin birleşme yerlerinde sinir akımının geçmesini engelleyen bir ilâçtır. Anesteziyolojide, arteritlerin tedavisinde, bazı atardamar hipertansiyon vakalarında ve çevresel dolaşım bozukluklarında kullanılır.) [L]

PENTAMITES i. Birinci zamanda yaşamış blastoidea takımından fosil derisidikenli hayvan; çiçek tomurcuğu biçimindeki çanaklarına Üst silüryen, Devonyen ve özellikle Karboniferde rastlanır. (L)

PENTAN i. (fr. pentane). Kim. Formülü C5 H12 olan doymuş hidrokarbon.

— Petr. Pentan giderme, daha az uçucu hale getirmek için, bir petrol ürünündeki, ö-zellikle benzindeki pentanı ayırma.

— ANStKL. üç izomer pentan vardır: 36° C’ta kaynayan, CH3 (CH2)s CH3 formülündeki normal pentan; 29° C’ta kaynayan, C2 H5 CH(CH3)2 formülündeki izopentan veya dimetiletilmetan; gaz halinde olan ve 9° C’ta sıvılaştırılabilen C(CH3)* formülündeki tetrametilmetan. (L)

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTAMETONYUM, PENTAMITES, PENTAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENTAKOSIARKHOS, PENTAKOSİOMEDİMNOS, PENTALITRON

Tarih 11 Mayıs 2009

PENTAKOSIARKHOS i. (yun. pentako-sioi, beş yüz ve arkhos, şeften). Esk. Yun. Bir pentakosiarkhia’nın şefi. (L)

PENTAKOSİOMEDİMNOS i. (yun. pen-takosioi, beş yüz ve medimnos, yaklaşık o-larak elli litrelik ölçek’ten). Esk. yun. 500 Medimnos değerinde (yaklş. 260 hl.) .tahılı olan atinalı.

— ANStKL. Pentakosiomedimnos’lar, Atina’da, Solon anayasasına göre, şehirlilerin dört sınıfından ilkini meydana getirirler, a-ğır yükümlülükler taşır ve en yüksek görevlere tayin edilirlerdi. Şövalyeler gibi süvari olarak hizmet görür, ama atlarını kendileri sağlarlardı. Demokrasinin gelişmesiyle imtiyazları gitgide azaldı. (L)

PENTALITRON i. (yun. k.). Akragas’ta (Agrigento) basılan beş litra veya bir yunan drahmisi değerindeki eski para. (l)

PENT ALKOL i. Kim. Eşanl. PENTiLOL. PENTAMERUS. i. Kavkısı bölmeli ve iri çengelli kolsuayaklı hayvan; Üst silüryende bulunur. (Pentameridae familyasının örnek tipi.) [L]

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTAKOSIARKHOS, PENTAKOSİOMEDİMNOS, PENTALITRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENNATULA

Tarih 11 Mayıs 2009

PENNATULA i. Zool. Pennatulidae familyasından mercan; bütün sıcak ve ılık denizlerde yaygındır.

— ANSiKL. Pennatula’lar, polipsiz silindirimsi saplarıyle kuma saplanan, genellikle parlak kırmızı renkli, güzel hayvanlardır. Sapın serbest kısmında, bir teleğin ayasını andırır tarzda etli lamlar halinde dizili büyücek ve saydam polipler bulunur. Pennatula gayet kuvetli ışık çıkarır. Denizlerin çoğunda 200 m’den birkaç bin metre derinliğe kadar bulunur. (L)

PENNATULİDAE çoğl. i. Pennatula’larla benzerlerini kapsayan octocorallia familyası. (L)

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENNATULA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENELOPE

Tarih 11 Mayıs 2009

PENELOPE i. Az çok beyazla karışık parlak esmer yeşil, bazen siyah tüylü büyük kuş; bacakları uzun, kuyruğu uzun ve geniş, gagası çok küçüktür; tropikal amerika ormanlarında yaşar. (Penelopeler hok-kolara yakın, ama gövdesi onlara göre daha uzun kuşlardır. Tavuksular takımının ağaçta vuğugiller familyasından.) [L]

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENELOPE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEND Oreille, PENDNAME, PENEA, PENEİOS, PENELLA

Tarih 11 Mayıs 2009

PENDNAME blş._ i. (fars. pend, öğüt ve nâme’den pend-name). Ed. Esk. öğüt kitabı. (M)

PEND Oreille, A.B.D.’de (İdaho) göl, Kayalık Dağlar’daki bir vadide; 337 km. Sularının fazlasını Columbia ırmağının kolu olan Clark River ile akıtır. (L)

PENEA i. Mahmuzu testere dişli olan büyük karides (yenebilir); peneidae familyasının örnek tipi. (L)

PENEİOS, Elis’te (Peloponnesos) ırmak, ton denizine dökülür; 80 km. (L)

PENELLA (Manuel), ispanyol bestecisi (Valencia 1881 – Madrid 1938).  Çeşitli müzikli komediler yazdı: Dia de Rey es (Kralların Günü); La Espana de Pandereta (Tamburenli İspanya); Las Musas Latinas (Latin Musaları); El Gato Montes (Dağ Kedisi) v.b. Ayrıca Don Gil de Alcala (1932) adlı bir operakomiği vardır. (M)

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEND Oreille, PENDNAME, PENEA, PENEİOS, PENELLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENÇELEMEK

Tarih 11 Mayıs 2009

PENÇELEMEK geçi. f. (pençe’den pençe-le-mek). Pençesiyle vurmak. + Pençeleşmek ortakîş. f. Pençe pençeye dövüşmek: Onunla dövüşmek, arslanla pençeleşmek gibi olup buna ise fevkalâde cesaret ve cüret gerekti (Cevdet Paşa). || Mec. Uğraşmak, mü.cadele etmek: Dalgalarla pençeleşir (S. F. Abasıyanık). Günlerce ölümle pençeleşti. (M)

PENÇELİ sıf. (pence’den pençe-li). Pençesi olan (hayvan). ]j Esk. Padişah mührü ile damgalanmış. |] —Mec. Kuvvetli, tuttuğunu koparan. || Sataşan, sırnaşan.

— Ayakkabıcılık. Pençe vurulmuş (ayakkabı). [M]

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENÇELEMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENÇE

Tarih 11 Mayıs 2009

PENÇE i. (fars. pence’den). Yırtıcı hayvanların ön ayaklarının sivri ve aşağı doğru kıvrık tırnaklı uç kısmı; Sol kolu ile pençeyi çeler ve pençenin tırnakları arasında kçyun postunun yapağısı kalır (F.R. Atay). Paşanın kaplan pençesine benzeyen ince parmaklı elleri.. (H.E. Adıvar). [Bk. ANSİ KL. Zool. bölümü.] || Mec. Aman vermeyen, acımasız, zorlu ve büyük güç, kudret: içlerinden biri benimle alâkadar olmuştu. Artık ne yaparsam yapayım, şimdi onun pençesinde idim. Ondan kurtulamıyordum (A.H. Tanpmar). Azrail’in pençesi. Adaletin pençesi.

— CEŞ. DEY. Pençe atmak, kuvvetine güvenerek bir şeyi elde etmeğe çalışmak: Bilirim atarsın bana pençeni I Nefsine kahretmek istedikçe sen (F.N. Çamîıbel). || Pençe pençeye gelmek, boğaz boğaza, kıyasıya dövüşmek: Zavallı dimağında aşkın şiddeti ile gençliğin hayata olan kuvvetli bağı pençe pençeye gelmiş son şiddetle döğüşüyor-lardı (H.R. Gürpınar). || Çakır pençe. Bk. ÇAKIRPENÇE j| El pençe (divan) durmak. Bk. DİVAN.

— Ayakkabıcılık. Ayakkabının tabanındaki kösele. (Bk. ANS1KL.) || Pençe vurmak, ayakkabıya pençe geçirmek veya eskiyen pençeyi değiştirmek. || Gizli pençe, tamir yapıldığı belli olmayacak şekildeki pençe. || Yarım pençe, ayakkabı tabanının ön yarısı değiştirilerek yapılan pençe.

— Bot. Aslan pençesi. Bk. ASLANPENÇESi. || Ayı pençesi. Bk. AYITABANI. || Kurt pençesi. Bk. KURTPENÇES İ.

— Saraçl. Belli bir gerginlik vererek halıların yerleştirilmesine yarayan âlet. || Elle dikilmeden önce dikiş yerlerini işaretlemek için kullanılan dişli âlet. || Vurmalı pençe, bir tokmakla vurularak dikiş yerlerinin işaretlenmesine yarayan, bir tür çelik tarak. || Mahmuzlu pençe, üzerine basınç uygulayarak kullanılan uzun bir sapa tespit edilmiş dişli rulet.

—Tasav. ve G. santl. Esk. Pençe-i Âl-i Aba, Hz. Muhammed, Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin adlarının el pençesi biçiminde yazıldığı levhalar. (Bu türlü levhaların hakkedilerek yapılanları da vardı. Bektaşîlikte buna mühür de denir. Sağ elin başparmağından başlamak üzere Hz. Muhammed, Ali, Fatma, Hasan, Hüseyin olarak sıralanır. Bununla ilgili oldukça süslü yazı resimler yapılırdı.)

— Teşk. tar. Bir fermanın veya mektubun onaylandığını belli etmeğe yarayan işaret, tuğra. Bk. ANSiKL.

— ANSİKL. Ayakkabıcılık. Bir ayakkabı pençesi, yerle temas eden taban, ara kısım olan dolgu, ayakla temas eden üst pençe, ayak terini emebilen ve gerektiğinde yerinden çıkartılabilen astar v.b. gibi çeşitli kısımlardan meydana gelir.

— Teşk. tar. Osmanlı idaresinde, İstanbul’da sadrazam; eyaletlerde vezir, beylerbeyi ve sancakbeyleri resmî kâğıtlara imza yerine pençe basarlardı. Moğollarda kullanılan al-tamga teriminin pençeyle ilgisi olduğu sanılıyor. Timur da hâkimiyet sembolü olarak al-tamgayı kullandı. Osmanlılarda ilk pençe XV. yy.ın ortalarında görülür. Bir mühür niteliği taşıyan pençe, sağ elin parmak ve ayasına benzediği için bu adı aldı. Kâğıdın üst sol veya sağ köşesinde; ortada veya emirnamenin veya mektubun bitiminde yer alan pençelerin değişik biçimleri vardır. Vezir veya beylerbeyi pençesi tek kavisli tuğralara benzer. Tuğralardaki «daima» kelimesi yerine pençelerde, sadrazam tarafından konan şah, yani doğrudur işareti bulunur. Sadrazamın bu işareti koyması, yazılan şeyi emretmekte olduğunu ve o-

nayladığını göstermek içindi. «Muzaffer» kelimesinin son harfi olan r, yazının başındaki pençenin kenarından başlayarak mektup ve buyrultunun ortasına veya son satırına kadar inerdi. Sadrazamlar, Erdel, Eflak ve Boğdan voyvodalarıyle yabancı devlet kral ve başvekillerine yazdıkları mektuplarda pençelerinin keşidesinin (çekim) ortasına mühürlerini basarlardı. Fakat içişleri hakkında yazdıkları mektuplarla verdikleri e-mirlerin pençeleri mektupların altına çekilir ve keşidesiz olarak tuğra gibi toplu bir durumda bulunurdu. Kavisli ve kuyruksuz pençe örnekleri de vardır. XVII. ve XVIII. yy.larda beylerbeyi pençeleri vezirlerinkine göre daha ince bir kalemle çizilirdi. Sadrazamlar, devlet merkezlerinde bulundukları zaman, kendilerinden başka hiç kimse pençe çekemezdi. Sadrazamların, buyrultularında pençe kullanmaları Keçecizade Mehmet Fuad Paşanın sadrazamlığına kadar sürdü (1816). Bu tarihten sonra sadrazamlar kendilerine sadaret mührü kazdırdılar.

— Zool. Saldırma, savunma, tırmanma, yakalama işlerine yarayan pençelerin en mükemmel şekli, üstün yapılı etçillerde bulunur (kedigiller). Bunlarda tırnaklar içeri çekil-gendir, yani hayvan rahatken tüylerin arasına çekilir, böylece toprağa sür tünerek kö-relmekten kurtulur. Yarasalar ve tembel hayvanlar pençeleriyle bir yere tutunarak baş aşağı asılır. Köstebek, toprağı kazmak için pençesini kullanır. Yırtıcı kuşların pençesi de aynı işleri görür.

♦ Pençe pençe zf. ve şif. [Genellikle yanak için] Kırmızı lekelerle dolmuş, kızarmış: Utançtan yanakları pençe pençe olmak. (ML)

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENÇE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

« Önceki sayfaSonraki sayfa »