PRENS EDWARD adası
Tarih 09 Haziran 2009
PRENS EDWARD adası, ing. Prince Edward İsland, Kanada’da, Saînt-Laurent körfezinin güney kıyısı yakınında ada ve il, Amerika kıtasından Northumberland boğazıyle ayrılır; 5 656 km2; 107 000 nüf. Merkezi, Charlottetown. Kıyı eyaletlerinden biri olan ada, aralarına derin koylar sokulan ince toprak şeritleriyle birbirine bağlı üç yarımadadan meydana gelir. Geniş bir çöküntünün’ (deniz havzası) bir kısmını örten alçak bir bölgedir. İklim, okyanus iklimidir. Prens Edward, Kanada eyaletlerinin en küçüğü fakat en yoğun nüfuslusudur. Tarım, ada üretiminin yüzde 60′ını karşılar. Topraklar tahıl (yulaf), yemlik bitki, patates ve meyve ağaçları yetiştiriciliğine ayrılmıştır. Hayvancılığın (sığır, domuz, kümes hayvanı, gümüşü tilki) çok önemli olduğu adada büyük ölçüde süt üretilir. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir. Adanın kuzeyinde bir millî park vardır.
— Tar. Champlain’in Saint-Jean adası adını verdiği adaya, Utrecht antlaşmasından sonra ingiliz hâkimiyetinden kurtulmak isteyen Acadie’liler yerleşti. Luisbourg’un teslim olmasından sonra (1758), İngilizler tarafından işgal edilen ada, 1763′te Nova Scotia’ya bağlandı; 1769′da aynlarak özel bir hükümet meydana getirdi ve 1873′te Kanada konfederasyonuna katıldı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS EDWARD adası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prater
Tarih 08 Haziran 2009
Prater, Viyana’da millî park, lunaparkıyle tanınır. XV. yy.da Sarayın hayvanat bahçesiydi. 1776′da halkın istifadesine açıldı. Prater, Tuna boyunca uzanan yeşil sahalarla parklardan meydana gelir. Lunapark kesimi Volksprater, Wurstlprater adlarını taşır. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prater hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÖSİLOGiNi
Tarih 08 Haziran 2009
PÖSİLOGiNi i. (fr. poecilogynie’den). Dişi hayvanlarda görülen ve esas itibariyle ikincil cinsiyet karakterlerine dayanan çok-şekillilik.
— ANSiKL. Dytiscus’un erkeğinde elitralar düz, dişisinde oluk çizgilidir. Böcek topluluğu normal erkek ve dişilerin karışımından oluşmakla beraber topluluk içinde tıpkı erkeklerinkine benzer düz elitralı dişiler de bulunur. Pösilogini’ye genellikle kelebeklerde ve yarımkanatlılarda rastlanır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖSİLOGiNi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUPELET (Jane)
Tarih 08 Haziran 2009
POUPELET (Jane). fransız kadın heykeltıraş (Saint-Paul-Lizonne, Dordogne 1878-ay.y. 1932). Lucien Schnegg ve Rodin’in öğrencisiydi. Kadın ve özellikle hayvan figürleri yaptı, üniversiteli Kadınlar Milletlerarası federasyonunun başkanı oldu. Art Moderne’de (Süslenen Kadın, 1906), Cezayir, Prag ve A.B.D.’nin birçok önemli şehir müzesinde eserleri vardır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUPELET (Jane) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRE
Tarih 08 Haziran 2009
PİRE i. (esk. türk. bürge’den). İnsanda ve memelilerde asalak yaşayan böcek. (Pireler takımının pulîcidae familyasından.)
Buzul piresi, çok yüksek yerlerde buzlar arasında yaşayan isotoma saltans’m adı.
Deniz piresi, kumsallarda sıçrayarak hareket ettiği görülen kabuklu küçük hayvan.
Kum piresi, sıcak bölgelerde bulunan pire türü. (İlmî adı termatophylus veya sareopsylla). Bk. ANSiKL.
—■ ÇEŞ. DEY. Pire gibi, çevik, çok hareketli, yerinde duramayan (kimse).
Pire için yorgan yakmak (veya pireye kızıp yorgan yakmak), kendisine yapılan önemsiz bir kötülüğün öcünü almak uğruna büyük zarara uğramayı göze almak: Ona «bir pire için yorgan yakan» derlerdi (Ömer Seyfeddin). j Pireyi deve yapmak, önemsiz bir şeyi pek fazla büyütmek, aşırı şekilde abartmak: Pireyi deve yapan, deveyi ne yapmaz? (F. R. Atay).
Pireyi gözünden vurmak. Halk dili. Keskin nişancı olmak, bir silâhı çok iyi kullanmak: Pireyi gözünden vurur ki, kafatasını az biraz zedelerse para almaz! (Kemal Tahir). Mec. Elinden bir şey kurtulmamak, pek becerikli olmak.
Pireyi gözünden, çakalı dizinden vurur. Halk dili. Keskin nişancı olan, iyi silâh atan kimseler için kullanılır.
Pireyi nallamak, olmayacak ve fayda sağlamayacak bir işe girişmek.
— Bot. Pire kapan (veya pire otu). Bk. PiREKAPAN.
— ANSiKL. Pire’nin ağzı, üzerinde yaşadığı hayvanın derisini delmek için, hançer gibi keskin ve incedir; gövdesi yassı ve kanatsız, derisi meşin gibi sert, bacakları sıçramağa elverişli, ayakları tutucudur; bütün bu özellikler pirenin asalak yaşamağa mükemmelen uymasını sağlar. Solucanımsı uzun kurtçukları meskûn yerlerde, tozlu köşelerde, döşemelerin yarıklarında ipeğimsi bir kundak içinde yaşar (sirke). Dişiler daima erkeklerden daha iridir. Kırmızımsı kahverenginde olan insan piresinin (Pulex irritans) boyu 4 mm’yi bulur. Kedi ve köpek piresi (P. felis ve canis) daha küçüktür; vebayı bulaştırabilir; salgın tifüs mikrobunun taşıyıcılarındandır; diğer pireler tavşan, yediuyuklayan, bahçeuyuklayanı, tarla sıçanı (Nosopyllus fasciatus), kuşlar (Ceratophyllus hirundinis) v.b. üzerinde yaşar. Bu türlerin çoğu şimdi özel cinslerin tipleri sayılmaktadır. Bazı pire türleri, özellikle sıçan piresi (Xenopsylla eheopis) kabarcıklı vebanın bulaşmasını sağlar.
Tavşan piresinin dişisi, doğurmadan az önce gebe taşvan üzerinde, sonra sekiz günlükten küçük yavrular üzerinde yaşamadan cinsî olgunluğa erişemez ve dolayısıyle çiftleşemez. Çiftleşip döllendikten sonra gene süt emziren ana tavşana döner. Dişi tavşanda ve yavrularında bulunan hipofiz ön lobuna ait hormonları onların kanıyle birlikte alan pirede, bu hormonların pire cinsiyet hormonlarının oluşumuna yol açtığı sanılmaktadır. Bu durum, hayvanlar âleminde görülen kendine has biricik olaydır.
• Kum piresi’nin dişisi insanların ve hayvanların derisinin altına girer, orada kan emerek şişer, karın kısmı bezelye iriliğini bulur; oysa serbestken aynı pirenin uzunluğu hiç bir zaman 1 mm’yi geçmez. Pire özellikle ayak parmaklarına yerleşir. Hiç bir temizlik tedbiri bunu önleyemez, fakat çıkarılması kolaydır, pek sivri olmayan bir iğneyle bile çıkarılabilir. Pire çıkarıldıktan sonra yara yeri antiseptik bir maddeyle yakılır. Esas tedbir bunların çok olmamasına dikkat etmektir, çünkü aynı parmağa birçok pire girerse meydana gelen iltihap, asalakların tesadüfen ölmesi veya tahribi tetanosa, bazen kangrene yol açar, parmağın kesilmesi gerekebilir. Bu böcek gittikçe dünynın her tarafına yayılmaktadır.
♦Pireli sıf. Üzerinde pire bulunan.
Mec. Kuruntulu, kuşkulu, işkilli. (LM)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTAMOGALE
Tarih 06 Haziran 2009
POTAMOGALE i. Suda yaşayan, böcekçil, kazıcı, memeli hayvan; Batı Afrika’da yaşar. (Potamogalidae familyasının örnek tipi.)(M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTAMOGALE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSTA
Tarih 06 Haziran 2009
POSTA i. (ital. k.). Bir yerden gönderilen veya bir yere gelen para, mektup v.b. emanetlerin tümü: Sabah postası geldi, fakat akşam postası henüz gelmedi. (Bk. ANSİKL. Ulaştırma bölümü.) || Bu emanetleri toplayıp dağıtan teşkilât ve bu teşkilâtın bulunduğu yer:
— Benim seni postaya yolladığımı kimseye söyleme; adresi postahanenin içinde yırt at
(H.E. Adıvar). || Belirli zamanlarda sefer yapan ve genellikle posta ulaştırılmasında kullanılan taşıt: Dün de bizim vapur Bandırma postaları gibi ağzına, hattâ burnuna kadar dolu idi
(B. Felek). Posta vapuru. Posta treni. || Takım, kol, sıra: // Gidip gelme, sefer: Araba şu kadar eşyayı üç postada taşıdı. || Posta arabası, posta ile gönderilen nesneleri taşıyan araba: İki gün evvel buradan geçen bir posta arabası benim için dört mektup bırakmış (R. N. Güntejcin). // Posta havalesi, posta ile gönderilen havale, para. || Posta kutusu. Bk. KUTU. || Posta polisi, nöbet tutan veya nöbette olan polis. // Posta pulu, para karşılığında posta ile gönderilen şeylerin üzerine yapıştırılan pul.
— CEŞ. DEY. (Birini) Posta etmek, bir kimseyi karakola götürmek. // (Birine) Posta koymak (veya atmak), birini korkutmak, tehdit etmek. || (Bir yere) Posta yapmak, bir yere sefer yapmak, gidip gelmek. || Postayı kesmek, bir kimseyle ilgisini kesmek veya bir şeyi yapmaktan vaz geçmek.
— Ask. Hedef postası, hedefli atış talimi sırasında hedefleri gözetleyen ve atışlardaki isabet derecesiyle ilgili işlemlerin ve kayıtların tutulmasına yardım eden personel.
— Avc. Avlanacak hayvanı beklemek için yerleşilen yer.
— Dy. Posta treni, posta ve yolcu vagonlarından meydana gelen süratli tren. || Posta vagonu, yalnız posta hizmetine ayrılan vagon. || Cer postası, buhar lokomotifinin sevk ve idaresini sağlayan, bir makinistle bir ateşçiden meydana gelen, çoğu kere sürekli birlikte görev yapan ekip. (Başka tip lokomotiflerde çalışan makinist ve yardımcısının meydana getirdiği posta, özel bir ekip değildir.)
— Denize. Gemi teknesinin enlemesine olan tutucu parçalarından her biri, bunların tümü gemi gövdesini (iskeletini) meydana getirir. (Bk. ANSİKL.) || Posta yolcu vapuru, posta seferi yapan ticaret gemisi. || Dobil bltum postası, dip su sarnıçlarına (Water-ballast) giriş çıkışı sağlayan delikler bulunan posta. || Döşekbaşı postası, ağaç gemi inşaatında döşek postalarını dikey postalara bağlayan dışarıya kıvrık posta. || Karkas döşek postası, L veya U biçiminde köşebentlerden yapılmış, dikey ve düzey, uçları parçalarla pekleştirilmiş döşek postası. // Kepçe döşekbaşı postası, çelikten yapılan savaş gemilerinde teknenin sağlam bir parçası. (Bu posta, bodoslamanın hemen hemen düzey olarak uzatılmasıdır. Kıç tarafta [kepçe] su hattının ve zırh güvertenin altındaki bütün çıkıntıları birbirine bağlar ve onlara dayaklık, yataklık eder.) // Sintine döşek postası, bir postanın (kuburga, eğri, iskarmoz) alt kısmını meydana getiren iki kenarlı parça. || Yukarı (üst) posta, diğer döşek postalarından daha yukarıda bulunan, geminin baş ve kıç taraflarına yakın postalar; tekneyi takviye etmeğe yarar.
— Huk. Posta çekleri. Bk. ANSiKL. || Posta gizliliği. Bk. ANSİKL. || Posta idaresi, tüzel kişiliği olan T. C. Posta Telgraf ve Telefon işletmesine verilen ad. (Bk. P.T.T.) || Posta kolileri.
Bk. ANSİKL. || Posta masrafı. Bk. ANSİKL.
— Sanay. 24 Saatlik çalışma gününün çalışma bölümlerinden her biri: Gece postası.
(Eşanl. VARDİYA.) || Bir sanayi veya ticaret işletmesinde aynı zamanda çalışan işçilerin tümü.// Çalışma postası, bir çalışmada bir bölümün yapıldığı yer; açıkça belirli bir iş yapımına gerekli her şeyi (makine, âletler, malzeme v.b.) kapsayan çalışma merkezi: Çalışma postasının düzeni ve donatımı, çalışanın verimi ve yorgunluğu üstünde büyük etki yapar.
— Teşk. tar. Posta tatarı. Bk. TATAR.
— Zool. Posta güvercini, özel surette yetiştirilen, küçük kâğıtlara yazılmış haberleri bir yerden bir yere iletmek için kullanılan güvercin.
— ANSİKL. Ulaştırma. Eskiden mektup ve yolcu ulaşımı için belli yerlere atlar «yerleştirilir», bunlar hazır beklerdi. Oysa posta bugünkü medeniyetin en önemli kurumlarından biri haline gelmiştir. Jül Sezar zamanında Roma imparatorluğu sınırları içinde kuryeler son derece düzenli işliyordu. Sezar’ın İngiltere’den Roma’daki Cicero’ya yolladığı iki mektup, biri 26, biri 28 günde, yani iki gün ara ile Roma’ya ulaşmıştı. Mektup yollamak İsteyen özel kişiler ise mektuplarını ya köleleriyle göndermek, ya da aynı yönde giden ve mektubu götürmeyi kabul eden birine vermek zorundaydılar. Özel kişiler için çalışan bir posta sistemini ilk kuran imparator Diocletianus oldu (III. yy. sonu). Daha sonraki tarihlerde Büyük Theodorius, Charlemagne gibi kralların ülkesinin her yeriyle haberleşmelerini sağlayan düzenli posta servisleri vardı.
• Resmî Posta Servisinin başlangıcı. En eski posta sistemi Fransa’da Paris üniversitesi tarafından kuruldu. XIII. yy.ın sonunda bu kuruma bağlı kuryeler belli dönemlerde yola çıkarlar ve Paris’te toplu bulunan öğrenciler için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden para ve mektup toplarlardı. XI. Louis kendisi için atlı haberciler kullandığı gibi, 19 haziran 1464′teki fermanıyla Fransa’nın bellibaşiı yollarında posta istasyonları kurdu. Bu sistem daha sonraki krallar zamanında da devam etti; sonunda özel kişiler de kendi mektupları için krallığa bağlı kuryeleri kullanmağa başladılar. XIII. Louis zamanında genel bir posta denetimi merkezinin kurulmasıyle fransız postası daha düzenli bir hal aldı.
• Almanya’da ilk posta Tirol’de XV. yy.ın ikinci yarısında Thurn, Taxis ve Valsassina kontu Roger I tarafından kuruldu. Roger I’in oğlu imparator Maximilian I’in isteği üzerine 1516′da Viyana’dan Brüksel’e uzanan bir posta servisi sağladı. 1522′de Viyana ile Nürnberg arasında bir posta servisi açıldı; çok geniş topraklara sahip olan Kari V, ülkenin her köşesinden çabuk haber almak istediği için Taxis ve Thurn prensi Leonhard’a Hollanda’dan İtalya’ya bir posta servisi kurdurdu. Bu servis Liege, Trier, Speyer, Rheinhausen, Württemberg, Augsburg ve Tirol’den geçiyordu. İtalya’da ilk posta Piemonte’de başladı. 1561′e kadar mektupların ulaşımı şirketlerin ve özel kişilerin elindeydi. Devlet bunlara hizmetleri karşılığında değişik şartlara uygun olarak belli bir miktarda para almak hakkını tanımıştı. 1561′de Savoia dükü Emanuele Philiberto bütün postaları bir posta genel müdürüne bağladı. Bu durum 1697′ye kadar sürdü. 1697′de dük Vittorio II Amadeo postanın gelirlerini devlet gelirleri arasına kattı ve posta genel müdürüne aylık bağladı. 1710′dan sonra posta doğrudan doğruya devlet tarafından yönetilmeğe başlandı.
• ingiliz postası. İngiltere’de Edward III zamanında özel postalar kurulmuştu. 1635′te Londra ile Edinburgh arasında resmî bir posta servisi kuruldu. 1644′te o sırada Avam kamarası üyesi olan Edmund Prideaux posta genel müdürlüğüne tayin edildi. Prideaux ilk iş olarak haftada bir, ülkenin her tarafına posta kuryeleri yollamağa başladı. 1683′te başkentte bir «penny» postası kuruldu. William III zamanında parlamentodan İskoçya’daki posta sistemini düzenlemek üzere birçok kanun çıktı. Kraliçe Anne’in çıkardığı dokuzuncu fermanla ingiltere’deki posta sistemi o zaman için modern bir şekilde teşkilâtlandırıldı. Londra’da Britanya ülkeleri için genel bir posta merkezi açıldı.
Bu merkezin Edinburgh, Dublin ve diğer bazı şehirlerde şubeleri vardı. Bütün sistemin başında bir genel müdür bulunuyordu. Bu genel müdürün başlıca şubelerin müdürlerini tayin etme yetkisi vardı. Bu sırada 15 millik bir yere gidecek bir mektubun ücreti 8 sentti, 300 mil içinse 25 sent ödeniyordu. 1837′de sir Rowland Hilî Posta servisinde reform yapılması için harekete geçti. 1839′da «penny» usulü kabul edildi. 6 Mayıs 1840′ta W. Mulready tarafından çizilen ilk posta pulu kullanıldı. Aynı yıl kayıt ve posta ile para yollama usulleri kabul edildi. 1855′te posta kutuları ortaya çıktı. Londra, şehir içi mektup dağıtımında kolaylık sağlanması için 10 bölgeye ayrıldı, ingiltere postahane sistemi hızla gelişti, paket postası, para değiştirme ve telgrafçılık yerleşti, ingiliz Posta servisinin başında posta genel müdürü bulunur. Yardımcısı Londra postahanesinin genel sekreteridir. Büyük şehirlerde de genel müdürler vardır. Posta genel müdürü danıştay üyeleri arasından seçilir: ayrıca kabine üyesi de olabilir.
• Neale’in amerikan postası. Amerika’da posta 17 şubat 1691′de posta patentinin Thomas Neale’e verilmesiyle başlar. 4 Nisanda Neale ve krallık posta genel müdürü Andrew, Hamilton’u amerikan posta genel müdürlüğüne seçtiler. Hamilton koloniler arasında bir posta servisi kurmak gibi zor bir işe girişti. Bütün kolonileri dolaştı ve herkesi yeteneğine ve bu işin başarılacağına inandırdı. Virginia dışında bütün koloniler işbirliği yapmayı kabul etti, 1 mayıs 1693′te servisler başladı. Posta, Portmouth – New Haven, Boston, Saybrook, New York, Philadelphia ve Maryland ile Virginia’daki bazı noktalar arasında işliyordu. Haftada bir posta vardı, beş atlı bu istasyonlardan haftada iki kere geçmiş oluyordu. Kışın servis 15 günde bir yapılıyordu.
A.B.D. postası. 26 Temmuz 1775′te Phila-delphia’da toplanan kongre bir postahane sistemi kurdu ve başına yılda 1 000 dolar ücretle Benjamin Franklin’i getirdi. 1782′de Kongre, posta genel müdürüne New Hampshire ve Georgia arasında ve Kong-re’nin uygun göreceği diğer yerlerde posta yolu ve servisleri açma yetkisini verdi. İ799′da posta kanunları yeniden düzenlendi, posta soyguncularına ölüm cezası getirildi. Daha sonra ölüm cezası kaldırıldı. 1813′te posta ilk defa buharlı gemiyle bir şehirden bir şehire götürüldü. 1845′te 30 milden uzağa gitmeyecek bir sayfalık mektuptan 6 sent, 80 mile kadar 10 sent, 150 mile kadar 12,5 sent, 400 mile kadar 18,75 sent, daha uzak mesafeler için 25 sent alınıyordu.
İngiltere’de pul sisteminin başarıya ulaşmasından sonra, pul A.B.D.’de de kullanılmağa başlandı. 1847′de 5 ve 10 sentlik, 1851′de 1 ve 3 sentlik pullar çıktı, tik damgalı zarflar 1853′te kullanıldı. Başkan Lincoln zamanında mektuplar bedava teslim edilmeğe başlandı. Daha sonra mektubu alandan 2 sent alındı. 1863′te bu 2 sentten yeniden vaz geçildi. İlk posta kartı da 1873′te ortaya çıktı.
• Türkiye’de. Osmanlı devletinde posta hizmetleri Mahmud II zamanına kadar yalnız devlet haberleşmeleri için yapılıyordu. Koso-va (1389) ve Çaldıran (1514) seferleri sırasında halkın da resmî postadan yararlanması sağlandı. Fakat bu, bugünkü anlamda postacılığın başlangıcı niteliğinde değildi. Mahmud II, halka ait mektupların İstanbul ile öteki vilâyetler arasında taşınmasını, bu işlerden gelir sağlanmasını, mektuplara fesat karıştırılmamasını ve mektup dağıtımında islâm, reaya ve yabancı ahaliye eşit muamele yapılmasını bir fermanla emretti (1838). Tanzimat fermanıyle posta hizmetleri kamu hizmetleri arasına alındı (1839). Konuyle ilgili hazırlıkları yapmakla görevlendirilen komisyonun kararına uyularak ilk Posta nezareti kuruldu (1840). Aynı yıl ilk postahane istanbul’da, Yenicami avlusunda, Postahanei Amire adiyle açıldı. Bunu, Bağdat, Sivas, Musul ve Diyarbakır’da açılan postahaneler takip etti (1843). Posta idaresine paralel, fakat ayrı bir kuruluş olarak çalışan Telgraf idaresi de nezaret durumuna getirildi (1855). Posta nazırı gazeteci Agâh Efendinin teklifiyle posta ücretinin pul olarak alınmasına başlandı (1863). Posta ve Telgraf nezaretleri tek bir nazırlık altında birleştirildi (1871). Sonra bu nazırlık kaldırıldı ve son nazır vekili Mustafa Fuad Bey zamanında teşkilât, umum müdürlük seviyesine indirildi (1909); iki yıl sonra tekrar nazırlık oldu (1911). 1919′ra ise umum müdürlük kademesine dönülerek umum müdürlüğe de Refik>Halid Bey (Karay) tayin edildi. Bu arada Ankara’da T. B. M. M. Hükümeti Posta müdürlüğü kuruldu (1920); başına da önce Sırrı Bey (Bellioğlu), sonra da Refet Bey (Bele) getirildi. Ankara hükümetinin Posta müdürlüğü aynı yıl içinde genel müdürlük oldu. İlk genel müdür olarak Sabri Bey (Toprak) görevlendirildi (1920). İstanbul’daki umum müdürlük de 1922′ye kadar çalıştı.
— Denize. Genel bir anlamda kullanılan posta terimiyle üç elemanın hepsi anlaşılır; asıl posta, sintine postası, döşek postası. Asıl postalar üç tiptir: kompozayt posta (posta ve kontra) iki köşebendi birbirine perçinlemekle yapılır, L biçimindedir; yekpare posta tek bir profilden yapılmış, L biçiminde, çıkık kenarlı L veya U posta biçimindedir. Son olarak bir ana bedenle onu bordaya bağlayan çift kenarlı posta çok yer tuttuğundan şileplerde kullanılmaz. Fakat tankerlerde, özellikle boylam yapım usulüyle yapılan tankerlerde her zaman kullanılır.
— Huk. Posta çekleri. Posta idaresi, adına bir çek hesabının açılmasını isteyen kimselere, bu hesabın açılabilmesi için gerekli ön paranın verilmesi şartıyle posta çekleri verebilir. Posta çekleri düzenlendiği günle birlikte iki ay için geçerlidir. Bu süre bitince, kabulleri keşidecinin onamasına bağlıdır. P.T.T. idaresi, belli paraları gösteren yolculuk posta çekleri de çıkarabilir.
• Posta gizliliği. P.T.T.’de görevli memurların posta gizliliğine uymaları zorunludur. Posta kanununa göre, kendilerine posta servisinde bir iş verilmiş olanların, belli kişilerin posta ilişkilerini açığa vurmaları, kapalı mektupları açmaları, içlerinde ne olduğunu araştırmaları veya haberleşme kağıtlarındaki yazılar hakkında üçüncü kişilere bilgi vermeleri yahut herhangi birinin bunlan yapmasına meydan bırakmaları yasaktır.
• Posta kolileri, ayrıca ücret ödendiği takdirde, alıcının konutunda teslim edilebilir. Bunun dışında, posta kolileri Posta idaresinden alınır. Ancak, idarenin göstereceği süre içinde kolilerini almayanlardan tarifesine göre ücret alınır.
• Posta masrafı. Davacı, dilekçesinin, davalıya tebliğ edilmesi için gerekli olan posta masrafını peşin olarak mahkeme kalemine ödemekle yükümlüdür. Bunu yapmaması halinde, mahkeme, kendisine bir mehil verir. Bu mehil içinde davacı, posta masrafını ödemezse, tebligat yapılmasından vaz geçmiş olduğu kabul edilir. Aynı durum, mahkemenin vermiş olduğu kararın temyiz edilmesi halinde de söz konusudur. Temyiz eden, posta ücretini baştan ödemezse, kendisine ödemesi için bir süre verilir. Bu süre içinde de posta masrafını ödemeyecek olursa, temyiz isteminden vaz geçmiş sayılır. Temyiz isteminden posta ücretinin ödenmemesi sebebiyle vaz geçilmiş sayıldığına karar verecek merci, mahallî mahkemedir. (LM)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSOF
Tarih 06 Haziran 2009
POSOF, esk. Duğur, Doğu Anadolu bölgesinde (Erzurum-Kars bölümü, Kars ili) ilçe merkezi; 2 164 nüf. (1970). Türkiye’nin kuzeydoğu ucunda, Sovyetler birliği sınırına çok yakın bir noktada; yüksl. 1 550 m. Posof’u Kars’a bağlayan yol, birçok kesiminde keskin virajlıdır. — Posof ilçesi, 607 km2; 27 923 nüf. (1970). Merkez, Eminbey bucakları, 49 köy. Büyükbaş hayvancılık; tahıl tarımı. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSOF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTHEUS
Tarih 06 Haziran 2009
PORTHEUS i. Tebeşir tabakalarında bulunan fosil kemikli balık.
(Uzunluğu 2 m’yi bulan boylu bir hayvandır.) [L]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTHEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Paulus)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Paulus), hollandalı ressam ve gravürcü (Enkhuizen 1625-Amsterdam 1654), natürmort ressamı Pieter Poiter’in (Enkhuizen 1597′ye doğr.-Amsterdam 1652) oğlu ve öğrencisi. Hollanda okulunun en ünlü hayvan ressamı olarak tanındı. Doğduğu köyün manzaralarında koyunları, atları, inekleri canlandırır: Boğa (La Haye, Mauritshuis müzesi), Çiftlik (Leningrad), Geviş Getiren inek (La Haye), Sığırtmaç (Kassel), Otlayan İnekler (Torino), Koca öküz (Louvre), inek Sağan Kadın (Leningrad). (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Paulus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORSUK
Tarih 05 Haziran 2009
PORSUK i. Sert kıllı, etçil, memeli hayvan. Avrupa’da ve Kuzey Asya’da yaşar.
— ANSiKL. Porsuk (meles) tabanına basarak yürüyen, kısa bacaklı, tıknaz, ağır gövdeli bir hayvandır; sadece bir türü (Meles taxus) Avrupa’da bulunur. Üzeri sarımtııak kül rengindedir; başı ve boynunun altı hemen hemen tüm beyazdır; başının her iki yanında siyah bir şerit bulunur; vücudunun alt tarafı siyahtır. Uzunluğu 0,75 m, yüksekliği 0,30 m dir. İnini derin kazar; yalnız kuzeyde yaşayanlar kış uykusuna yatar, ılıman bölgelerde yaşayanlar bütün yıl faaldir. Bitki kökü, mantar, bal, yumuşakça, kurbağa, kuş, küçük hayvan yiyerek beslenir; tarım ürünlerine (mısır, bağ) bazen ciddî zararlar verir. Pis kokan bir hayvandır; köpeklerle kovalanıp inine kıstırıldıktan sonra orada yakalanır. Eti yenir; kıllarından fırça yapılır. Bayağı porsuğa Avrupa’nın her tarafında ve Kuzey Asya’dan Tibet’e kadar rastlanır. Sansargillerden sayılır; fakat ayıgillere de yakındır. (LM)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORSUK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POROCEPHALİDAE
Tarih 05 Haziran 2009
POROCEPHALİDAE çoğl. i. Timsahlarda, kaplumbağa ve yılanlarda, bazı memeli hayvanlarda, hattâ bazen insanlarda asalak yaşayan hayvan takımı. (Pentastomida grubundan.) [L]
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POROCEPHALİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORCİEN (LE)
Tarih 05 Haziran 2009
PORCİEN (LE), Paris havzasının kuzeydoğusunda bölge; bol akarsularla yarılan 200-250 m yüksekliğinde yeşil tepelerden meydana gelir. Hayvancılık ve süt üretimi bakımından Thierache’a benzer; ama batıya doğru, Vermandois yakınlarında tahıl ve şeker pancarı yetiştirilen toprak balçıklıdır. (L)
PORCİUS CATO. Bk. cato.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORCİEN (LE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPAYAN
Tarih 04 Haziran 2009
POPAYAN, Kolombiya’da şehir, Cauca idare bölgesinin merkezi, Cauca’nın yukarısında; 57 700 nüf. Şehir 1536′da, Sebastian de Benalcazar tarafından Cauca yüksek vadisinde, 1 700 m yükseltide kuruldu. Sömürge devrinde canlı bir site olan şehirde soylu sınıf, Cali ovasında yapılan hayvancılığı ve Choco ile Cauca’daki altın madenlerinin işletilmesini elinde tutuyordu. Şehirde hâlâ sömürge döneminden kalma evler, güzel çeşmeler ve barok üslûbunda kiliseler (San Francisco katedrali) vardır. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPAYAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PO ovası
Tarih 04 Haziran 2009
PO ovası, Kuzey İtalya’da Po ve kollarının akaçladığı ova. Alp yayı, Kuzey Apennin dağı ve Adriya denizi arasında yaklaşık olarak 46 000 km2′lik bir alanı içine alır, Piemonte, Lombardia, Emilia ve Veneto toprakları üzerinde uzanır. Tarım ve hayvancılığın zenginliği, sanayi faaliyetlerinin çeşitliliği sayesinde Po ovası İtalya’nın en zengin bölgesi olmuş ve nüfusu 100 000-’den fazla olan şehirlerin yarısı bu bölgede toplanmıştır. Eski bir pliyosen körfezin yerinde bulunan bu ova, doldurulmuş alanlar, ırmak-buzul taraçaları ile daha yeni bir alüvyon ovasından meydana gelir, üçüncü zaman topraklarının kalınlığı 8 000 m’ye ulaşır. Irmak-buzul döküntülerinden meydana gelen yüksek taraçalar çakıltaşlı, kuraktır ve ırmakların alçak killi taraçalarına hâkimdir. Bu iki taraça dizisi arasında kuzeyde Cuneo’dan Gorizia’ya kadar çok düzenli, güneyde daha dağınık olan fontanili çizgisi uzanır.
Ovanın her yeri değerlendirilir. Tarım toprakların cinsine göre değişir; yüksek kısımlarda tahıl, yemlik bitki ve meyve ağaçları, alçak kısımlarda nemli çayırlar ve pirinç yetiştirilir. Delta daha Eskiçağda büyük çabalar harcanarak kurutulmuş ve akaçlanmıştır. Islah çalışmaları bugün 335 km2′lik bir alanı kapsar (bundan 450 000 kişi yararlanır). Comacchio denizkulakları kurutulmuş ve toprak dağıtımı yapılmıştır. Bu kesimde başlıca tarım, kenevir, şeker pancarı (italya’daki şeker pancarı tarlalarının yüzde 80′i) ve meyve (elma ve erik) ağacı yetiştiriciliğidir. Sanayi kaynakları çeşitlidir: bütün ovaya dağıtılan tabiî gazın çıkarılması (Cortemaggiore, Bordolano, Ripalta), Cortemaggiore’de, Rovigo ve Ravenna’da petrol rafinerileri. Bölgede her çeşit sanayi vardır, metalürji, kimya ve dokuma sanayii şehirlerin çevresinde, besin sanayii (şeker fabrikaları, konservecilik) deltada toplanmıştır. İlgili dört bölgenin sanayi kollarında iki milyon kişi çalışır. Şehirler özellikle ovanın çevresinde su baskınlarının erişmediği ve savunmanın daha kolay olduğu yerlerde kurulmuştur. Güneyde, hem idare hem de sanayi merkezleri olan Parma, Reggio, Modena, Bologna gibi şehirler güneyde Emilia yolu boyunca sıralanır. Kuzeydeki şehirler ise yüksek taraçalarda asalp tepelerinin eteğinde kurulmuştur ve çoğu zaman ötekilerden daha hareketlidir: Bergamo, Brescia, Verona, Vicenza. Venedik ve özellikle limanı Mestre, ovanın Adriya denizine çıkış noktalarıdır. Batıda Torino ve Milano ikinci derecedeki Biella ve Novara şehirlerinin hayatına hâkimdir, iki otoban tarafından aşılan ve iki başka otobanla İtalya’nın diğer kısımlarına bağlanan Po ovası Alp geçitleri ağızlarında yer aldığı için Avrupa’nın çeşitli bölgeleriyle devamlı bağlantı halindedir. Tarih boyunca çeşitli çekişmelere yol açmış zengin Po ovası bugün italya’nın can damarıdır. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PO ovası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTONİA
Tarih 04 Haziran 2009
PONTONİA i. Çok iri kıskaçlı kabuklu hayvan. (Onayaklı macrura takımının carididae familyasından.) [L]
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPON (François)
Tarih 04 Haziran 2009
POMPON (François), fransız heykeltıraşı (Saulieu 1855-Paris 1933). Sanat hayatına büstler yaparak başladı (1879 Sergisi), Rodin’in en iyi taslakçılarından biri oldu. İlk başarısını 1922′de Sonbahar sergisinde sergilediği Beyaz Ayı (Art Moderne müzesi) ile kazandı, bu heykel ona büyük ün sağladı. Daha önce, 1907′den beri, çok sayıda hayvan heykelciği yapmıştı; bu eserlerdeki başlıca özellik ayrıntılardan kaçınma ve biçimlerdeki uyumdur. Pompon’un birçok eseri Paris Art Moderne müzesindedir. (Bizon’dan [1907] Geyik’e [1929] kadar), Boğa’sı (1933) ise, Saulieu’de şehir meydanına dikilmiştir. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPON (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMORZE veya POMERANYA
Tarih 04 Haziran 2009
POMORZE veya POMERANYA, alm. Pommern, Polonya’da coğrafî bölge, Aşağı Odra koridoru ile Aşağı Vistül koridoru arasında. Pomorze, yüzey şekilleri karmaşık tepelerden meydana gelir; bu tepeler, güney yamaçta Vistül, Warta ve Odra’nın vadileri ile kuzey yamaçtaki Baltık denizine doğrudan doğruya dökülen küçük akarsular arasında suları ayıran bir eşiktir ve Kuzey Avrupa ovasının Dördüncü zamandaki son kıta buzullaşmasının («Baltık göl sırtları») kalmtısıdır. Bölgede birçok göl vardır. Denizin yakın olmasına rağmen, iklim serttir: Szczecinek’te üç ayın sıcaklık ortalaması sıfırın altındadır. Yazlar serin ve çoğunlukla sisli geçer. Pomorze’de tarım oldukça verimsizdir: çayırlar ve otlaklar ekili topraklardan çoktur. Hayvancılık yapılır (at, sığır, domuz), biraz çavdar ve patates yetiştirilir, turba çıkarılır. Düzeltilmiş olan kıyı mahfuz değildir, ancak birkaç balıkçı limanına rastlanır (Kolobrzeg, Ustka, Leba). Doğuda Pomorze kıyısı, Gdansk ve Gdynia koyunu kuzey rüzgârlarından koruyan uzun bir kum şeridiyle devam eder. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMORZE veya POMERANYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMİANE (Edouard POZERSKİ DE)
Tarih 03 Haziran 2009
POMİANE (Edouard POZERSKİ DE), fransız yazarı ve gastronomu (Paris 1875 – ay.y. 1964). Tıp fakültesini bitirdi, Fen fakültesinde doktora yaptı, Pasteur enstitüsünde profesör oldu. İnsan, hayvan ve bitkilerin sindirim özsu ve fermentleri hakkında 200′den fazla yayını vardır. Pomiane, gastroteknik’in kurucusu sayılır. Besinlerin insan tarafından sindiriminde pişirme tarzının rolünü inceledi. (L)
POMERÎUM i. Bk. pomoerium.
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMİANE (Edouard POZERSKİ DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA (Küçük)
Tarih 03 Haziran 2009
POLONYA (Küçük), polca Malopolska, Polonya’da coğrafî bölge, Krakow ile Varşova arasında, Vistül’ün çizdiği büyük kıvrımın iç kısmında. Küçük Polonya engebeli bir bölgedir ve çoğu yeri ormanlarla kaplıdır; Swietokrzyskie («Kutsal haç») kütlesi denen (Lysica doruğunda 611 m) küçük bir hersinyen kütle ile, birbirine bağlanan bir yaylalar bütününü içine alır; yaylalar Swietokrzyskie kütlesiyle Yukarı Silezya’daki hersinyen tümsek arasında tortul bir havza meydana getirir. Bu bölgede önemli maden kaynakları vardır: Swietokrzyskie kütlesi kenarında ve Czestochowa bölgesinde demir madeni; Yukarı Silezya’nın kömürlü topraklarına hâkim olan Krakow Jürası’nda çinko ve kurşun madenleri. Yaylalardaki verimli topraklarda buğday, çavdar ve patates yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Polonya’nın iç kısmında pek büyük şehirler yoktur: kalabalık şehirler kenar kesimlerde Lodz ve Krakow’dadır. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA (Küçük) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLLENİA,POLLENSA, POLLEX,POLLİCiPES
Tarih 02 Haziran 2009
POLLENİA i. Yer solucanında asalak yaşayan sinek. (L)
POLLENSA, Mallorca adasında (Balear takımadaları) şehir; 8 600 nüf. önemli köy pazarı. Turizm merkezi. Eskiçağda, Pollentia. (L)
POLLEX i. (lat. k.). Kuş piresi. (L)
POLLİCiPES çoğl. i. Cirripedia takımından kabuklu hayvan. (Bunların, içinde yumurtalıkların yer aldığı ayak kısmı yenir.) (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLENİA,POLLENSA, POLLEX,POLLİCiPES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNNA
Tarih 02 Haziran 2009
PİNNA i. Sıcak ve ılık denizlerde yaşayan ikiçenetli yumuşakça. (Pinnidae familyasının örnek tipi.)
— ANSiKL. Pinna’lar, karinalı veya bombeli, üçgenimsi, uzunca kavkılı, sivri tepeli büyük yumuşakçalardır; bazı türlerinin (Pinna nobilis) [Akdeniz] uzunluğu 70 sm’-yi bulur. Çok ince ve bol olan bisüslerinden ipeğimsi kumaşlar dokunur; Sicilyalılar ve Kalabriyalılar bundan çorap ve eldiven yaparlar. Birçoğunun içinde pembe inciler vardır; oldukça ince olan iç sedefi çeşitli işlerde kullanılır. (L)
yumuşakçalar ın beş sınıfından en çok bilinenleri Salyangozlar ve midyelerdir.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİPLOİT
Tarih 01 Haziran 2009
POLİPLOİT i. ve sıf. (fr. polyploide’den). Biyol. Kromozom sayısı çok olan hücre, hayvan veya bitki. (Bu canlılarda diploit [2 n] tiplerin yanı sıra triploit [3 ,n] ve tetraploit [4 n] v.b. tiplere de rastlanır. Poliploit bitkiler, özellikle tarım bitkileri arasında çoktur: buğday, gül. Çoğu zaman poliploit bitkiler normal bitkilerden daha boylu olur.) [L]
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİPLOİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİFAJİ
Tarih 01 Haziran 2009
POLİFAJİ i. (fr. polyphagie). Biyol. Bir hayvan türünün değişik besinlerle beslenme yeteneği. (Polifaji beslenme rejimini değiştirmeğe ve boş alanların işgaline imkân veren bir önuyumdur, bu bakımdan yaşama tarzında büyük değişikliklere yol «açar. Polifajiye böceklerde çok sık rastlanır.) Eşanl. ALOTROFî.
— Patol. Doyma duygusuyle sınırlanmayan fazla yemek isteği. (Bazı hastalarda ve bazı ırklarda görülür; sadece ortam şartlarına değil, aynı zamanda doğuştan bu duruma elverişli olmaya da bağlıdır denebilir.) [L]
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİFAJİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTOU
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTOU, Fransa’da eski il; kuzeyde Bretagne, Anjou, Touraine, doğuda Berry ve la Marche, güneyde Saintonge ve Aunis arasında; toprakları Vienne, Deux-Sevres ve Vendee idare bölgelerini ve Haute-Vienne, Charente ve Charente-Maritime idare bölgelerinin küçük bir kısmını içine alır.
• Coğrafya. Poitou coğrafî bakımdan çeşitli bölgelere ayrılır: 1. Poitou eşiği, ikinci zaman topraklarından oluşan bir ovadır; Paris havzasını Akitanya havzasına bağlar ve Armorik masifini Massif Central’dan ayırır. Touraine bağları ve Chrente bölgeleri arasında bir tahıl bölgesidir;
2. batıya doğru uzanan kalkerli Fonterayle-Comte ovası ve kıyıda Poitou bataklığı, alüvyonların doldurduğu bir üçüncü zaman körfezidir; bura’da sebze ve yemlik bitki yetiştirilir;
3. Armorik masifinin bir parçası olan Vendee’nin billûrlu toprakları, kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uzanır. Koruluk bir bölgedir, köy ekonomisine buğday ve sığır yetiştiriciliğiyle tereyağı kooperatifleri hâkimdir; kıyıda gerçek bir polder olan Breton bataklığı’nda tahıl ve sebze tarımı yapılır; hayvan yetiştirilir. Yumuşak iklimli Noirmoutier adası yoğun bir şekilde işletilir (km2′ye 130 nüf.).
— Poitou-Charentes bölgesel seçim çevresi, Charente, Charente-Maritime, Deux-Semes ve Vienne idare bölgelerini içine alır.
• Tarih. Bölgenin ilk halkı olan Pictav’-ar, M.Ö. 56′da Romalılara boyun eğdiler. V. yy.da Vizigotların işgal ettiği bölgeyi, Vouille savaşından (507) sonra Franklar aldı. Clavis vârisleri arasında bölüşülen Poitou, Birinci Akitanya düklüğü zamanında (VII. yy. sonu 768) birleştirildi ve Rannoux (839-867) Poitiers kontları sülâlesini kurdu. Poitou, 1137′de Fransa hanedanına geçti, 1152′de Henry II Plantagenet ile ingiliz hâkimiyetine girdi. Fransa kralı Louis VIII tarafından tekrar fethedilen bölgede XIII. yy.da ingiltere kralı Henry III’ün desteklediği mahallî soylular monarşiyle çatıştı; ama Henry III’ün yenilmesiyle krallık otoritesi tekrar sağlandı. Yüzyıl savaşlarından çok zarar gören Poitou, ingiltere’ye bırakıldı (Bretigny antlaşması, 1360), sonra Fransızlar tarafından geri alındı (1369-1378) ve Charles VII zamanında Fransa tahtına bağlandı. XII. ve XIII. yy.dan sonra bataklık, fundalık ve ormanlarda birçok ıslah çalışması yapıldı ve topraklar soyluların elinde toplandı. XVI. yy.da fiyatların yükselmesi, paranın satın alma gücünün azalması enflasyona yol açtı. La Rochelle limanında ticaretin çok canlı olmasına karşılık (XIII. yy.), sanayi çok geç bir tarihte kurulabildi.
— Leng. Poitou lehçesi, Poitou’da konuşulan oil dili lehçesi. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTOU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİANA
Tarih 30 Mayıs 2009
POİANA i. Batı Afrika’da yaşayan etçil memeli hayvan. (Poiana Poensis orta boylu, ince uzun gövdeli, şişkin oval başlı, gelincik dişli bir hayvandır; sırtı siyah benekli soluk esmer, böğürleri yuvarlak lekelidir. Kuyruğunun uzunluğu 1 m’yi bulur. Miskkedisigillerden.) [L]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİANA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POEBROTHERİUM
Tarih 30 Mayıs 2009
POEBROTHERİUM i. Paleobot. İlkel devegillerden toynaklı, memeli fosil hayvan; diş düzeni tam, bacakları ayrık iki parmaklıdır; Kuzey Amerika’da Oligosen tabakasında bulunur. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POEBROTHERİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCARDİE
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCARDİE, Fransa’nın kuzeyinde eski il; Somme ve Aisne idare bölgelerinin büyük kısmını, Pasde-Calais kıyı bölgesini ve güneyde Oise idare bölgesinin bir kısmını içine alırdı. (Aisne, Oise ve Somme idare bölgelerini kapsayan bölgesel bir seçim çevresine adını verdi.)
• Coğrafya. Picardie yüzey şekilleri ve ekonomisi bakımından birbirinden farklı üç bölgeye ayrılır:
1. vadilerle yanlı bir yayla. Bu yayla büyük kısmı çakmaktaşlı kil tabakalarıyle örtülü tebeşir çağı tebeşirlerinden meydana gelir; çoğunlukla kalın bir balçık tabakasıyle kaplı olduğundan Fransa’nın tahıl ve şeker pancarı yetiştiren başlıca bölgelerinden biridir. Daha Galya-Roma çağında, sonra da manastır rahiplerinin etkisiyle XI. ve XII. yy.da, geniş tarlalar açılmıştı. XIX. yy.dan beri Picardie’nin bu kısmında ince tarım uygulanır. Yemlik bitki tarımının genişlemesi, hayvancılığın gelişmesine yol açmış, tarım büyük ölçüde makineleştirilmiştir. Bölgedeki tarım işletmeleri orta büyüklüktedir (30-40 hektar);
2. yaylayı yaran Somme ırmağıyle kollarının vadileri. Başlıca şehirlerin kurulduğu vadiler, geniş, derin ve çok yağışlıdır. Irmaklar ağır ve düzenli bir şekilde akar. Vadi tabanlarındaki eski ticaret merkezlerine (Amiens, Saint-Quentin) geleneksel dokuma sanayii yerleşmiştir;
3. kıyı bölgesi, kıyı şeritlerinin meydana gelmesi sonucunda dolan bir bölgedir. Picardie, alçak alanların akaçlanmasından sonra genellikle çayırlar, hattâ buğday ve tahıl üretilen alanlar haline getirildi. Sayfiye merkezleri kuruldu (Berek, Le Touquet).
• Tarih. Roma çağında bölge, Gallia Belgica’nın bir parçasıydı. Daha Ortaçağda çoğu din adamları olan güçlü derebeylerineline geçti (Saint Riquier, Saint-Valery ve Corbio abeyi’leri). Bölgenin zenginliğine koşan birçok flaman kolon, özellikle Somme vadisinde önemli bir kumaş sanayiini kurdular; bu durum zengin ve canlı bir burjuvazinin meydana gelmesine yol açtı. Burjuvazi XII. yy.da kurulan komünleri (Noyan, Saint-Quenti», Amiens, Ham, Corbie, Abbeville v.b.) büyük ölçüde zenginleştirdi. Philippe Auguste zamanında Picardie, Amiens ve Vermandois «baillie»lerine bölündü. XII. ve XIV. yy.da yavaş yavaş krallık topraklarına katılan bölge Yüzyıl savaşlarında ingiltere ve Fransa kralları arasında çekişmelere yol açtı; ingilizler Somme şehirlerini Bourgogne düküne verdiler (1435 ve 1465). Atak Charles’ın ölümünde (1477), Louis XI’in işgal ettiği bölgeyi Maximilian, Arras antlaşmasıyle Fransa’ya bıraktı (1482). 1659′a kadar Picardie bir sınır bölgesi olarak kaldı ve birçok defa (1557, 1595, 1636) ispanyollar tarafından istilâ edildi. XVI. yy. başında kurulan Picardie askerî valiliğinin sınırları, derebeylik dönemi Picardie’sinden daha küçüktü. İdarî ve malî açıdan Picardie ikiye (Amiens ve Soissons) bölünmüştü. Stratejik önemi yüzünden Birinci ve İkinci Dünya savaşları zamanında tekrar bir savaş alanı haline geldi.
• Picardie lehçesi, Picardie ve Belçika Hainaut’sunun bir bölümünde konuşulan oîl dili lehçesi. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCARDİE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİAUİ
Tarih 29 Mayıs 2009
PİAUİ, Kuzeydoğu Brezilya’da eyalet; 251 683 km2; 1 263 400 nüf. Merkezi, Teresina. Eyaletin Atlas okyanusuna açılan dar bir cephesi vardır; Paranaibo ırmağının denize döküldüğü bu kısım, alçak bir ovadır. Güney kısmı tortul yaylalar örter. Sıcak iklim, katinga alanı olan güneydoğu kesimde sık sık kuraklıklara yol açar. Ekonominin başlıca özelliği hayvancılığın ağır basmasıdır. Tabiî palmiye bahçelerinin değerlendirilmesi için bazı denemelere girişilmiştir. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAUİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİACENZA
Tarih 29 Mayıs 2009
PİACENZA, İtalya’da şehir, Emilia’da, Emilia yolu üzerinde, il idare merkezi, Trebbia ile Po’nun kavuştuğu yer yakınında; 87 900 nüf. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: Farnese’lerin at üzerinde iki heykelinin (XVII. yy.) bulunduğu dei Cavalli meydanında XIII. yy.dan kalma, gotik üslûbunda komün sarayı ve San Francesco kilisesi (roman ve gotik üslûbunda kubbe); Vignola’nın planlarına göre yapılan Farnese sarayı (XVI. yy.). Piacenza bir tarım ve sanayi merkezidir (şeker fabrikaları, plastik maddeler imalâtı). Yakınında önemli maden ve petrol yatakları. Piacenza ili, 291 110 nüf. Apennin’lerden Po’ya kadar Trebbia’nın her iki kıyısında uzanan Piacenza’da kır hayatı canlıdır (tahıl, üzüm, tütün, hayvancılık); petrol yatakları italya üretiminin önemli kısmını sağlar.
• Tarih. Romalıların kurduğu bir koloni olan (M. ö. 218) Placentia, Hannibal’e (M. ö. 218), sonra da Hasdrubal’e (207) karşı direndi, ama Keltler ve Ligürler (200) tarafından yıkıldı. Bir Roma municipium’u (M.ö. 90) olunca, imparatorluk zamanında tahkim edildi ve güzelleştirildi. Markomanlar Aurelianus’u burada yendiler (M.S. 271) ve şehir Totiia tarafından yıkıldı (546). Bourgogne’lu Rodolfo II, imparator Berengaro I’i burada yendi (923). Urbanus II, Henri IV ile savaşmak için (mart 1095) burada bir din meclisi topladı. Komün olan (XII. yy.), sonra Kızılsakal Friedrich’e boyun eğen (1161) Piacenza, Lombardia birliğine katıldı. Constance barışının ilk tasarılarıburada imzalandı (30 nisan 1183). İkinci Lombardia birliğine katılan (1226) Piacenza’da, İnnocentius IV bir üniversite kurdu (1248). Oberto Pallavicino şehri alarak (1245) Anjou’lu Charles’a bıraktı (1270). Alberto Scotti’nin yönetimine giren (1290) şehir, 1332′den itibaren birçok defa el değiştirdi ve kısa süren bir cumhuriyet devrinden sonra (1447-1448) Milano’nun oldu (1448-1511). Louis XII (1499), sonra da Leon X (1512), tarafından alman Piacenza’yı papa Paulus III «Parma ve Piacenza düklüğü» haline getirerek oğlu Pier Luigi Farnese’ye verdi (1545). Antonio Farnese’nin ölümünden sonra düklük İspanya kralı Felipe V ile Elisabeth Farnese’nin oğlu Carlo I’e (Viyana antlaşması, 1731) geçti; ama Carlo I iki-Sicilya kralı olunca, 1738 antlaşmasıyle Avusturya’ya bırakıldı.
Aachen barışıyle Piacenza, Carlo I’in kardeşi Filippo’ye verildi (1748). Ferdinand I’in Bonaparte ile anlaşması sonucunda şehir Suvorov tarafından işgal edildi (mayıs 1799), sonra Murat tarafından geri alındı (mayıs 1800). Madrid antlaşmasıyle (1801), Piacenza Fransa’ya katıldı ve Taro idare bölgesine bağlı bir idare çevresi merkezi oldu; Napolyon, maliye nazırı Lebrun’e Piacenza dükü unvanını verdi (nisan 1808). imparatoriçe Marie-Louise 1815-1847 arası Parma ye Piacenza düşesi oldu. Bourbon’lara verilen düklük, 1848 kargaşalıklarından sonra yeniden kurulduysa da haziran 1859 millî ayaklanmasıyle son dük Robert, unvanından vaz geçmek zorunda kaldı ve Piacenza mart 1860 referandumuyle Piemonte’ye katıldı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PITRAK
Tarih 29 Mayıs 2009
PITRAK i. (pot, kıvrım’dan pot-rak > pıtrak). İnsanların üzerine veya hayvanların tüylerine takılan dikenli bitki tohumu.
— DEY. Pıtrak gibi, ağaç veya dal üzerinde çok sayıda meyve bulunduğunu belirtmek için kullanılır.
— Bot. San çiçekli, dikenli iri meyveli, bir yıllık otsu bitki; yıkıntılarda ve yol kenarlarında yetişir. (Bileşikgillerden.)
— Tekst. Pıtrak temizleme, taranmış yün iplikçiliğinde, yün içindeki yabancı maddeleri mekanik olarak temizleme işlemi. Bk.
ANSİKL.
— ansikl. Tekst. Çoğu ülkelerde, özellikle Güney Amerika’da, koyunların otladığı bölgeler, yaprakları veya meyveleri dikenli çeşitli bitkilerle doludur. «Pıtrak» denen bu bitkiler, koyunların sırtındaki posta takılır. Eğer iplik veya kumaş haline getirilirken yün, bu parçacıklardan iyice ayıklanıp temizlenmezse, boyamada önemli kusurlar meydana gelir. Eskiden pıtrak temizleme elle yapılırdı. Temizlenecek yün fazlaysa, pıtrak temizleyici takımları olan tarak makineleri kullanılır. Bu takımlar, çok hızlı dönen ve üzerinde kıvrık ince uçlar bulunan silindirler yardımıyle pıtrakları tutar. Bu uçlara çarpan pıtraklar takılır ve âletin altındaki saç elekte toplanır. Yüne daha çok yapışan diğer dikenli bitkileri ayıklamak için başka tip takımlar kullanılır. Bu takımlarda yün, oluklu ve çok sıkı madenî silindirler arasından geçirilir ve içindeki yassı pıtraklar ezilerek tarama sırasında kolayca temizlenir. (LM)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PITRAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PINARBAŞI,
Tarih 29 Mayıs 2009
PINARBAŞI, esk. Aziziye, Iç Anadolu bölgesinde (Yukarı Kızılırmak bölümü, Kayseri ili) ilçe merkezi kasaba; 9 263 nüf. (1970). Maraş-Kayseri yolunun Malatya-Kayseri yoluyle birleştiği yerin yakınında; yüksl. 1 520 m. Kasabanın yükseltisi, Cumhuriyet meydanından güneye doğru hafifçe artar ve güneydeki sırtlara tırmanan mahallelerde 1 600 m’ye ulaşır. Planlı olarak kurulan kasabanın cadde ve sokakları birbirini çok yerde dik olarak keser. En önemli caddesi doğu-batı doğrultusunda uzanan çarşının bulunduğu Kayseri caddesidir. Kasaba bugünkü adını yakınındaki tabiî kaynaktan alır.
—Pınarbaşı ilçesi, 3 328 km2; 51 619 nüf. (1970). Merkez, Kaynar, örenşehir (Viranşehir) ve Pazarören bucakları; 116 köy. Tahıl, iyi cins koşum hayvanları. (m)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINARBAŞI, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHRONIMA
Tarih 28 Mayıs 2009
PHRONIMA i. ömrünün bir kısmını sifonoforların ve gömleklilerin içinde geçiren kabuklu hayvan. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHRONIMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLEPİTTA,PHİLES (Manuel)
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLEPİTTA i. Madagaskar’da yaşayan, sarı benekli, esmer ve siyah tüylü kuş; genellikle pitta’lara benzer, (Philebittidae familyasının örnek tipi.) [L]
PHİLES (Manuel), bizanslı şair (Efes [Ephesos] 1275-İstanbul 1345). Saray şairi idi. Görevle uzaklara gönderildi; günlük konuları işleyen şiirler (övgü), öğretici manzumeler, diyaloglar ve özellikle birçok epigram yazdı: Peri Zoon İdiotetos (Hayvanların özellikleri Üstüne), Peri Phyton (Bitkiler Üstüne). Philes’in eserlerinde, Palaiologos’ların yaşayışı üstüne ilgi çekici bilgiler vardır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLEPİTTA,PHİLES (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHENACODUS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHENACODUS i. Eyosende yaşamış ilkel şiş eklemliler grubundan toynaklı memeli hayvan. (En iyi bilinen türü Phenocodus primaevus Kuzey Amerika’da Wasatch’ta alt Eyosen tabakasında bulunmuştur; çeşitli hayvan gruplarının özelliklerini taşır. Kafatası çok ilkel bir toynaklınınki gibi, beyni çok küçüktür. Diş düzeni, yuvarlak tümsekli azı dişlerine bakılırsa normaldir. Bacakları ise hem etçillerinkini, hem de çiftparmaklılarınkini andırır. Ayağı beş parmaklı, parmaklarının ucu ise toynaklıdır. Burnunun ucundan kuyruk sokumuna kadar boyu 1,50 m’dir.) [L]
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHENACODUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHASCOLOTHGRİUM
Tarih 28 Mayıs 2009
PHASCOLOTHGRİUM i. Stonesfield’de (ingiltere) batoniyen tabakasında bulunan çeneleriyle bilinen fosil keseli hayvan. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHASCOLOTHGRİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHASAEL,PHASCO,PHASCOGALE,PHASCOLARCTOS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHASAEL, Büyük Herodes’in kardeşi. M. ö. 41 yılında, kardeşi gibi o da Yahudi’ye kralı oldu. Kardeşinin Kudüs’te yaptırdığı Sarayın üç kulesinden birine kendi adını verdi. (L)
PHASCO—, yun. phaskolos veya phaskolon, kese’den alınan ve bazı kelimelerin bileşimine giren önek. (L)
PHASCOGALE i. Sincap büyüklüğünde böcekçil keseli hayvan; Avusturalya’da yaşar. (Keselisansargillerden.) [L]
PHASCOLARCTOS i. Zool. Bk. keseli ayı.
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHASAEL,PHASCO,PHASCOGALE,PHASCOLARCTOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİGMENT
Tarih 27 Mayıs 2009
PİGMENT i. (lat. pigmentum, boya maddesi’nden fr. k.). Biyokim. İçinde bulunduğu dokuları renklendiren ve genellikle protit yapısında olan çeşitli maddelere verilen ad. Bk. ANSiKL.
— Bot. Bitkisel pigmentler. Bk. ANSiKL.
— Res. Kullanılan asıltı ortamlarında erimeyen veya boyayıcı nitelikleri ya da yüksek örtme özelliği sebebiyle, korumak veya süslemek amacıyle yapılan boya ve sıvaları hazırlamakta kullanılan kuru, çoğu zaman ince toz halindeki madde.
Sertleştirilmiş pigment, içine sertleştirici madde katılmış pigment.
Bileşik pigment, içine, sırf teknik sebeplerle bazı sertleştirici veya yardımcı maddeler eklenmiş pigment.
Madenî pigment, genellikle mekanik, çok nadir olarak da kimyasal bir usulle elde edilen ve koruma (aşınmaya, yenmeye karşı) veya süsleme (tunç rengi vermek) boyalarında kullanılan maden veya alaşım kaynaklı pigment.
Pigment macunu, pigmentlerin bazı ezme sıvılarıyle karıştırılmasından elde edilen macun.
— ANSİKL. Biyokim. Pigment’ler, bitki veya hayvan dokularında erimiş halde, yahut billûrlaşmış veya şekilsiz tanecikler halinde bulunur. Pigmentlerin biyolojik rolü çoğu zaman bilinmemektedir: meselâ deride ve saçlarda bulunan melanin, bitkilerin renkli kısımlarında bulunan antosiyanin bunlar arasındadır. Buna karşılık, bazı pigmentlerin ne işe yaradığı bilinmektedir: meselâ bitkilerde yeşil pigment, yani klorofil, kandaki kırmızı pigment, yani hemoglobin ve türevleri, öd ve sidik pigmentleri bu arada sayılabilir. Pigmentlerin birçoğu solunum içinde, yani oksijen taşımada rol oynar; bu nitelik, moleküllerinde bir metalin bulunmasından ileri gelir: bu metal, hemoglobin için demir, klorofil için magnezyum, kabuklardaki hemosiyanini i-çin bakırdır v.b.
— Bot. Bitkisel pigmentler. Bitkilerde, ce ğişik renkler veren pigmentler bulur Bunlar arasında baş yeri klorofil alır; üstü yapılı bitkilerin ve bunlar aracılığıyle ha] vanların beslenmesinde klorofil baş rolü oynar. Gene bitkilerde bulunan ksanto: bazı kuru yapraklara ve karotene sarı re» gi verir. Suyosunlarında klorofilin yanı sıra fikoeritrin (kırmızı suyosunlan), fikc • santin (esmer suyosunlan), fikosiyanin (rr vi suyosunlan) gibi pigmentler de bulunur; bu pigmentler, yeşil bitkinin faydalar dığı ışıktan farklı dalga uzunluğu olan diğer ışınlarla gelen ışık enerjisini soğurma imkânını verir. Çiçeklerin rengi ise kofa larda genellikle eriyik olarak bulunan pigmentlerden (antosiyanin) ileri gelir ve baların rengi ortamın asit derecesine göre değişir. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGMENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCİDAE
Tarih 27 Mayıs 2009
PİCİDAE çoğl. i. Ağaçkakanları, cüce ağaçkakanları ve dönerboyunları kapsayan kuş familyası (ağaçkakangiller). [l]
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYNİR
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYNİR i. (fars. penîr’dtn). Peynir mayası ile mayalanıp pıhtılaştırılan sütten elde edilen besin. (Bk. ANSîKL.) Peynir mayası, sütü çökelterek pıhtılaştıran diyastaz. (Bk. ANSiKL.) / Beyaz peynir, (mayalandırılmış) sütten yapılan, taze olarak veya salamurada bekletilerek yenen beyaz renkli peynir. / Dil peyniri, kaşar hamurundan yapılmış tuzsuz, yağlı peynir. / Edirne peyniri, Trakya bölgesinde, genellikle koyun sütünden yapılan yumuşak beyaz peynir. / Eritme peynir. Bk. eritme peyniri. / İmansız peynir, yağı alınmış sütten yapılan tulum peyniri. / Kaşar peyniri. Bk. kaşar. / Kaşkaval peyniri. Bk. kaşkaval. / Lor peyniri. Bk. lor. / Mihalıç peyniri. Bk. kelle. / Tulum peyniri, yapıldıktan sonra tuzlanarak tuluma doldurulan yağlı veya yağsız her şekil ve kıvamdaki peynirlerin genel adı.
— ANSİKL. Türkiye’de peynir en çok koyun sütünden yapılır; fakat inek, keçi ve manda sütü de peynir yapımında kullanılır. Bazı ülkelerde daha başka hayvanların (deve, eşek, kısrak, ren geyiği v.b.) sütünden de bu amaçla yararlanılır.
XIX. yy.ın ortalarına kadar peynir yapımı ev ekonomisi çerçevesini aşmazdı; bu tarihten sonra özellikle batı ülkelerinde peynir üretimi sanayi halini aldı; şimdi birçok ülkede peynircilik önemli bir sanayi dalıdır. Bütün peynirler süte peynir mayası katılıp sütün kazeini ve yağı pıhtılaştırılarak yapılır. 10 Litre süt 1 gr peynir mayası ile mayalanır. Ortalama 5 kilo sütten 1 kg peynir elde edilir. Peynirin yağlı veya yağsız olması sütten alınacak yağın miktarına göre değişir. Süt önce birkaç kat bezden süzülür. Sonra ısıtılmağa başlanır; 32-35° C’a geldiği zaman, süt miktarına göre ayrılan maya ılık su ile sulandırılarak azar azar süte katılır ve 5 dakika devamlı karıştırılır. Süt pelteleşinceye kadar aynı sıcaklıkta olması gerekir. Süt kesilip pelteleşince peynir, cinsine göre özel muamelelere tabi tutulur. Çünkü peynirin mayalanma derecesi, pıhtılaşma süresi, baskılanmadı, süzülüp tuzlanması peynir çeşitlerine göre değişir. Hemen yenecek peynir (teleme) tuzlanmaz; diğer çeşitleri tuzlanır. Peynir mayasıyle yapılan peynirler üçe ayrılır: 1. yumuşak peynirler (taze peynir, çayır peyniri, kaşkaval, isviçre peyniri, dil peyniri, lor ve kaymak peyniri); 2. olgunlaştırılan peynirler (salamura beyaz peyniri, kirli hanım, kamamber, tulum peyniri); 3. sert kabuklu peynirler; a.) küflü olanlar (rokfor); b) küf süz olanlar (kaşar peyniri, felemenk peyniri, mihalıç peyniri, gravyer). Süte maya katılmadan kendi halinde ekşimeye bırakılarak veya içine sirke ruhu karıştırılarak yapılan peynirler de vardır. Bu peynirler mayalı peynirlerden daha yağsızdır ve pek makbul sayılmaz.
*Türkiye’de, başlıca dört çeşit peynir üretilir: 1. beyaz peynir; 2. kaşar; 3. tulum peyniri; 4. mihalıç peyniri. Bunlara ek olarak mahallî adlar taşıyan ve üretim usuller indeki küçük farklarla bu ana gruplarca yer alan peynirler de vardır. Genel peyniı tüketiminde değişik türlerin dağılışı şöyledir: beyaz peynir yüzde 60, kaşar peyniri yüzde 17, tulum ve mihalıç peynirleri yüzde 12. ötekiler yüzde 11. Peynir üretimi 1962′de 108 374 ton olarak tespit edildi; bu miktar. birinci plan dönemi sonunda (1967), 151998 tona yükseldi ve 1972 üretiminin 203 405 ton olacağı tahmin edildi. Peynir üretimindeki temel işlemler şunlardır: sütün muayenesi ve süzülme, pişirilme (pastörizasyon), mayalama, pıhtılaşma, pıhtının işlenmesi, tuzlama, kalıplama, olgunlaştırma, Aynı cins ve karışımdaki sütten elde edilen peynirlerin randımanları, peynir cinslerine göre değişir: 1. ‘beyaz peynir için yağı alınmamış koyun sütünde randıman yüzde 42-43; yağı alınmış sütte yüzde 28-31; 2. kaşar peyniri için koyun sütünde randıman yüzde 17-19, koyun ve inek sütü karışımında yüzde 12, koyun ve keçi sütü karışımında yüzde 11; 3. tulum peyniri için, tam yağlı sütte randıman yüzde 13-14,5, yavan sütte yüzde 9; 4. mihalıç peyniri için, tam yağlı sütte randıman yüzde 22′ye kadar. (Bu peynir genellikle tam yağlı kıvırcık koyunu sütünden yapılır.) Bu peynirlerin hepsinde genel yapım işlemleri hemen hemen aynıdır. Kaşar peynirinde ayrıca mayalanma kontrolü, tat muayenesi, yaprak açma muayenesi, sicim çekme muayenesi gibi özel işlemlere; tulum peynirinde ise tuluma basma işlemine başvurulur. Bölgelere göre özellikleri olan bu peynirde tuzluluk oranı yüzde 4-5′tir. 200 Yıllık geçmişi olduğu bilinen mihalıç peynirinde yüzde 15 tuzluluk derecesinde salamura kullanılır. İkinci safhada salamuranın tuzluluk oranı yüzde 15-17′ye yükseltilir. Bu peynirin olgunlaşması yaklaşık olarak üç ay sürer. Türkiye’deki peynir mandıralarında genel olarak ilkel metotlar uygulanmakla birlikte elde edilen ürün genellikle yeterlidir. Avrupa ülkelerinde geliştirilmiş tiplere uygun peynir türleri elde edilebilmesi amacıyle ikinci plan döneminde Konya’da Fransızlar ile işbirliği yapılarak bazı denemelere girişilmiştir.
• Peynir mayası» normal olarak körpe hayvanların midesince salgılanan ve kazeini çökelten bir diyastazdır. Eskiden buzağı veya kuzu şirdeni kurutulduktan sonra tuzlu suya bastırılmak suretiyle elde edilirdi. Daha sonra bu su yoğunlaştırılırdı. Peynir mayasının gücü, 1 sm3 mayanın belirli bir sürede (40 dakika) ve belirli bir sıcaklıkta (35° C) pıhtılaştırdığı süt miktarıyle ölçülür. Peynir mayası suda eriyebilen toz halinde de olabilir. Fennî peynir mayası, mikrop kültürlerinden özüt olarak elde edilen ve sütü pıhtılaştırabilen enzimdir. (Bütün süt üreten ülkelerde peynir yapımının büyük ölçüde artması peynir mayasına da büyük ölçüde ihtiyaç doğurdu. Dana veya kuzu şirdeninden yapılan mayalar yetmediği için başka kaynaklar araştırıldı A.B.D.’de Endothia Parastica, Japonya’da Mucor Pusillus Lindt adlı küf mantarlarından fennî olarak peynir mayası elde edildi. Bu mayalar da geleneksel mayalar gibi sıvı veya toz şeklinde piyasaya çıkarıldı. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYNİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYER (Bernhard)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYER (Bernhard), isviçreli paleontoloji bilgini (Schaffhausen 1885 – Zürich 1963). Zürich üniversitesinde ders verdi. Fosil balıklarla ilgili önemli bir eser yazdı. 1924′ten itibaren Lugano gölü kıyılarında fosil araştırmaları yaptı ve tam bir placodonta iskeleti, dinozorlardan kanat parmaklı bir hayvan iskeleti (tanystropheus) ve birçok deniz sürüngeni iskeleti buldu.(L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYER (Bernhard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Petronia (LEX)
Tarih 26 Mayıs 2009
Petronia (LEX). Rom. huk. Roma imparatorluğunun ilk devirlerinde, kölelerin, magistratusun izni olmadan hayvanlara a-tılmasmı önleyen kanun. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petronia (LEX) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Petrolün kaynağı
Tarih 26 Mayıs 2009
Petrolün kaynağı
Petrolün hammaddesinin, sularda yaşayan, denizlerde, denizkulaklarında veya ırmak ağızlarının kıyıya yakın kısımlarında çoğalan hayvansal veya bitkisel canlı organizma (amipler, yosunlar, çok küçük hayvancıklar v.b.). artıklarından meydana geldiği sanılır; gerçekten de petrol ancak tortul arazilerde bulunur. Bu organik madde dibe çökeldikçe yavaş yavaş tortu tabakalarıyle kaplanır ve gittikçe daha derine gömülerek zamanla hidrokarbon haline dönüşür. En yeni teorilere göre bu dönüşüm, önceleri hava ile yaşar bakterilerin, sonra da daha uzun bir süre, havasız yaşar bakterilerin etkisiyle meydana gelmiştir. Dönüşüm sırasında, kükürt, oksijen ve azot, hidrokarbonlar ve organik artıklarla karışmış uçucu bileşikler hailinde açığa çıkmıştır. Tortu tabaka ile karışan bu ürünler, tabakanın ağırlığıyle katılaşan ve «ana kaya» denen bir olayla, kumtaşları ve kireçtaşları izleyen jeolojik devirde ise petrol, «göç» denen bir olayla, kumtaşları ve kireştaşları gibi daha gözenekli ve daha geçirgen kayalar ile kumlar tarafından emilerek yer değiştirmiş ve «depo kayalar» denilen bugünkü petrol yataklarını oluşturmuştur (bk. şekil 1). Petrol göçünün sebepleri henüz yeterince açıklanamamıştır; şistler içinde sıvı hidrokarbonların bulunmasını, uzun süre, üst üste yığılan tortu tabakalarmın ağırlığına bağlayarak açıklama yoluna gidildi; fakat bu mekanizma, hidrokarbonların bazı elektrolitik koloidal çözeltilerde erimesi ve belki de kil etkisiyle katalizi sonucunda fizikokimyasal bir olayla birlikte gelişebilir. Böylece petrol, erimiş ürünler halinde, yeraltı sularıyle gözenekli kayalara doğıu iletilir. Petrolde az miktarda bulunan kükürtten, azottan, vanadyumdan ve diğer başka madenlerden türeyen sayısız bileşiğin ve hatla asfalt gibi, damıtılamayan ağır petrol ürününün kaynağı hakkında ileri sürülen varsayımlar ne olursa olsun bir tahminden ileri gitmez.
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petrolün kaynağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
inorganik petrokimya
Tarih 26 Mayıs 2009
inorganik petrokimya
Yakın zamanda petrokimya bu yeni alana doğru kaymış ve eski usulleri gölgede bırakacak kadar ilerlemiştir. Nitekim, kükürt gitgide, yeteri kadar kükürtlü hidrojen kapsayan rafineri gazından veya tabiî gazdan üretilmektedir. Karbon siyahı tabiî gazdan yılda 1 milyon ton kadar çıkarılır; bunun yüzde 95′i kauçuk yapımında kullanılır. Günümüzde petrol rafinerilerinden katalitik reforming ile önemli miktarda hidrojen üretilir ve bu hidrojenden çeşitli hidrojenleme işlemlerinde yararlanılır. Hidrojen, ayrıca, tabiî gazdan, su buharı eşliğinde veya doğrudan doğruya termik ayrışma ile elde edilir. Bu değerli element yeni maddelerin senteziyle gitgide önem kazanmaktadır: yıllık üretimi sadece A.B.D.’de 5 milyon tonu bulan amonyak, oksijen eşliğinden metanla birleşerek hidrojen siyanür verir; hidrojen siyanür, etilen veya asetilenle birleşerek akrilonitril üretiminde kullanılır; Fischer-Tropsch senteziyle (çinko oksitli bir katalizör eşliğinde, hidrojen ve karbon monoksit) veya tabiî gazın kısmî yükseltgenmesiyle metanol elde edilir; metanolden, çeşitli uygulamaları olan formaldehit veya formol üretilir; nihayet «okso» sentezi (kobaltlı bir katalizör eşliğinde hidrojen, karbon monoksit ve olefin) alkolleri, aldehitleri ve ketonları verir. Böylece petrokimya klasik organik kimyaya bağlanır; aradaki fark, yeraltından petrol veya tabiî gaz şeklinde çıkarılan hidrokarbonun hammadde olarak kullanılmasıdır.
— Sanay. Petrokimya, çok çeşitli maddelerin üretimiyle ilgilenen çok önemli bir sanayi dalı olduğu için, büyük sanayi sektörlerinin şüphesiz hiç birine nasip olmayan hızlı bir gelişme gösterdi, ilk zamanlar kimya sanayii, işlenmiş ürünler verebilmek için hayvansal ve bitkisel kaynaklı hammaddelerden, daha sonra da maden cevherlerinden ve kömürden yararlandı. Sentez usullerinin, özellikle 1913′te amonyak sentezi usulünün Keşfedilmesinden sonra kimya, hidrokarbonlarla ilgilenmeğe başladı. Bugün petrol, kimya maddeleri üretiminin ağırlık olarak üçte birini, değer olarak da üçte ikisini karşılamakta ve bu oranlar günden güne artmaktadır. Bu artışı açıklayabilmek için, birçok organik maddenin sentez yoluyle elde edilmesinde maliyet fiyatının, hayvansal veya bitkisel kaynaklara dayanan klasik üre-imdekinden çok daha düşük olduğunu belirtmek yeter. Meselâ, birçok ülkede resmî makamlar tarımı korumak eğiliminde olmasaydı, âdi etil alkol veya etanol, artık uzun zamandan beri bitkisel alkollerin (pancar, şarap v.b.) damıtılmasıyle değil de petrol ürünlerinden elde edilecekti. Eğer petrokimyanın, sülfürik asit sanayii gibi en önemli klasik kimya sanayiini besleyen kükürt üretimiyle birleştiğini, eskiden yalnız kokhanelerde alt ürün olarak elde edilen aromatik hidrokarbonların (benzen, tolüen, ksilen) bugün petrol rafinerilerinde hızlı bir tempo ile üretildiğini, yalnız kimya sanayiinin petrolden çıkarılan temel ürünleri kullanmakla kalmayıp taşkömür sanayiinin de rafinerilerdeki usulleri uyguladığını, gazhaneler ve petrol işletmeleriyle birleşerek ortak fabrikalar kurduğunu da eklersek, artık «karbon kimyası»nın karşısında olan bir petrokimyadan sözedilemez. Bugün petrokimya terimi, yalnız yakıt değil kimya sanayiinde hammadde olarak kullanılan kimyasal maddelerin de üretildiği petrol rafinerilerinde veya tabiî gaz işleyen fabrikalarda uygulanan kimyasal işlemler ile metotlar için kullanılır. Petrokimyanın temel üretim maddeleri olefinler (etilen, propilen), aromatik hidrokarbonlar ve amonyaktır.
• Türkiye’de. Türkiye’de petrokimya sanayiiyle ilgili çalışmalar PETKîM tarafından yürütülür. Bk. PETKIM. (LM)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa inorganik petrokimya hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETROKİMYA
Tarih 26 Mayıs 2009
PETROKİMYA blş. i. (petrol ve kimya’dan). Petrolden türeyen kimyasal maddelerle ilgilenen bilim, teknik ve sanayi dalı.
— ANSIKL. Tanımlamaya göre petrokimya, petrolden veya tabiî gazlardan çıkarılan hammaddelerden elde edilebilecek bütün basit veya karmaşık maddeleri üretir; bunların mekanik yoldan tüketim maddeleri haline (tekstil maddeleri, plastik maddeler, araba lastiği) dönüştürülmesi ise petrokimyanın çerçevesine girmez. Petrokimyanın doğuşu 1920 ile 1925 yılları arasına rastlar; rafinerilerdeki artık cracking gazlarını değerlendirmek için yeni bir pazar arama yoluna gidilince bu sanayi kesimi kurulmuş oldu.
Gaz halindeki bu olefinlerin alkollere, glikollere ve ketonlara dönüştürülmesi, alifatik kimyaya yeni bir çığır açtı. Taşkömürden ve taşkömür katranlarından türeyen organik bileşikler sanayimden çok daha yeni olan petrokimya, çok çeşitli ve daha ucuz üretim sağladığı için, kısa bir süre sonra, Almanya hariç hemen hemen bütün dünyada bu sanayi dalını geride bıraktı. Gerçekten de kömür, organik sentezde ancak hidrojen bakımından fakir olan = CH gruplarını, petrol ürünleri ise = CH2 yapısındaki kökleri verir. Birinci durumda, köke hidrojen katmak veya karbonu ayırmak gerekir; ikinci durumda ise hidrojenin bir kısmını gidermek veya ornatmak yeterlidir. Petrokimyanın gerçek anlamda gelişmesi, İkinci Dünya savaşında, sentetik kauçuk ve patlayıcı madde ihtiyacının büyük ölçüde artmasıyla oldu.
Bugün A.B.D.’de petrokimya, organik kimyanın yüzde 80′ini, ağırlık olarak da yüzde 25′ini temsil eder; bütün kimya sanayiinde ise iktisadî gelirin yarıdan çoğunu sağlar, ancak bu oran yıldan yıla artmaktadır, üretimin sürekli artışı, pazarların çoğalmasına bağlıdır: kauçuk üretimi otomobil satışlarını yakından takip eder; amonyak tüketimi tarımın gelişmesiyle birlikte artar; plastik maddeler ise çoktandır karoseri parçaları, borular ve inşaat malzemesi gibi yeni uygulama alanları bulmuştur.
Petrokimya’da uygulanan usuller, kullanılan hammaddenin cinsine göre başlıca üç büyük gruba ayrılır:
1. Alifatikler, yani petrol ürünlerinin veya tabiî gazın yüksek sıcaklıkta cracking’inden elde edilen, bütadien, bütilenler, propilen, propan, asetilen, etilen, etan gibi hammaddeler için uygulanan usuller;
2. Aromatikler, yani nafta’nın katalitik reformingiyle elde edilen naftalin, ksilenler, tolüen, benzen ve diğer doymamış siklik hidrokarbonlar gibi hammaddelere uygulanan usuller;
3. inorganikler, yani kükürt, hayvanî kömür, hidrojen siyanür, amonyak gibi hammaddeler için uygulanan usuller.
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETROKİMYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRODROMUS
Tarih 26 Mayıs 2009
PETRODROMUS i. Sıçrarhortumlugillerden böcekçil memeli hayvan. (Hortumlu sıçan da denir ve sıçrar sorekse benzer; Doğu ve Orta Afrika’da yaşar.) [L]
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRODROMUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHOCOCETES
Tarih 26 Mayıs 2009
PHOCOCETES i. (yun. phoke, fok, ketos, balina’dan). Bordeaux yakınlarında miyosen tabakasında bulunan fosil memeli hayvan. (Balinalar takımının zeuglodontidae familyasından.) [L]
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOCOCETES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETEKLİ KURBAĞA
Tarih 24 Mayıs 2009
PETEKLİ KURBAĞA blş. i. Yumurtalarını sırtında kuluçkalayan güney amerika kurbağası. (Pipidae familyasının örnek tipi.) [Surinam kurbağası da denir.]
— ANSİKL. Petekli kurbağa‘nın (Pipa pi-pa) boyu 20 sm’yi bulur. Gövdesi kısa, kalın, yassı, zeytin siyahı veya esmer renkte, başı küçük, geniş ve üçgenimsidir. Derisi kabarcıklı ve siğilli olduğu için, zararsız olmasına rağmen çok korkunç görünür. Petekli kurbağa bataklıklarda yaşar, böceklerle beslenir. Yumurtlama sırasında erkeği yumurtaları dişinin sırtına yerleştirerek iyice bastırır. Her yumurta deriye gömülerek kistleşir, üzeri bir kabukla kaplanır; yumurtadan çıkan yavru son başkalaşmasını tamamlayıncaya kadar bu kabuğun altında kalır. (L)
24 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETEKLİ KURBAĞA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETAUROİDES
Tarih 23 Mayıs 2009
PETAUROİDES i. Doğu Avustralya’da bulunan keseli memeli hayvan. (Kuskusgillerden.)
— ANSIKL. Petauroides volans veya P. volucella kızıla çalar sarı renkli, beyaz karınlı gececi bir hayvandır. Geniş bir deri kıvrımıyle birbirine bitişen bacakları, sıçradığı zaman 50 m kadar uçmasına imkân verir. (L)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETAUROİDES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEŞENG
Tarih 23 Mayıs 2009
PEŞENG i. (fars. piş-âveng” den peşeng). Esk. Kervan ve kabilenin önünde giden, öncü.
Kervanın önünde gidip yol açmağa alışmış hayvan. (M)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEŞENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEŞ
Tarih 23 Mayıs 2009
PEŞ i. (fars. pes’ten). Arka: Peşinde gangsterler mi var? Nedir bu hal? (R. H. Karay). Osman hep gözüne, gönlüne hoş gelen şeylerin peşinde (H. E. Adıvar).
Peş peşe, art arda.
— çeş. dey. Peşi sıra, arkasından, ardından: Yetişir koştum aşkın peşi sıra I Bitirdi beni bu içki, bu kumar (C. S. Tarancı). Birtakım insanların peşi sıra mahalle içlerinde bir sinemaya gitti (S. F. Abasıyanık).
[...] Peşinde, devamlı istenilen, takip edilen şeyi belirtir: Beni kıskandılar. Zannettiler ki şöhret peşinde geziyorum (Ömer Seyfeddin). Müslüman Araplar arasında bir Arap halifeliği hükümeti peşinde olanlar vardı (F. R. Atay).
Peşinde dolaşmak (veya gezmek), bir kimsenin arkasını bırakmamak: Kitabım hakkında o kadar iyi şeyler yazan, beni dünyaya tanıtan, günlerce peşimde dolaşan Van Humbert’in … (A.H. Tanpınar).
Peşinde (veya peşinden) koşmak, bir işi, bir şeyi veya bir kimseyi elde etmeğe çalışmak: Oyundan ve zevkten başka bir şey peşinde koşanlardan değilim (F. R. Atay). Elle tutulmaz, gözle görülmez bir sevgilinin peşinden yıllarca koştu (Y. K. Karaosmanoğlu).
Peşinden gelmek, bir kimsenin arkası sıra gelmek: Gelin ey bütün çocuklar, peşimden I Geçelim karanlıklarda şehri (C.S. Tarancı).
(Birinin) Peşinden gitmek, bir kimseyi takip etmek.
Peşinden sürüklemek, bir kimsenin arkasından gelmesini sağlamak; cezbetmek: Giyiniş, oturuş, yemek ve zevklerinde, ingilizler yavaş’ yavaş bütün gemi halkını peşlerinden sürüklediler (F.R. Atay).
Peşinden yürümek, bir kimsenin ardı sıra gitmek, ona uymak: Bu ülkeler her zaman, hattâ kendi hayatlarına mal olsa da, kendi peşlerinden yürüyecek milyonları kolayca buluyorlar (Ş.S. Aydemir).
Peşine düşmek, birini veya bir işi takip etmek: Fare sıçan peşine düşmekten eğleniyorsa keyfi bilir (N. Ataç).
Peşine takılmak, bir kimsenin ardından ayrılmamak: Akşamları kız gelsin, bana bir şeyler okusun. Sakın o solucan anası peşine takılmasın ha (H.E. Adıvar).
Peşine takmak, bir kimseyi ardından sürüklemek, beraberinde götürmek: Zurnalar şehrin ahalisini takmış peşine … (M. Â. Ersoy). Sonra bir arabaya binerek tek başına iş adamına gitti ve onu da peşine takarak ‘ Beyoğlunun en iyi terzilerini ziyaret etti (A.H. Tanpınar).
Peşini bırakmak (bırakmamak), bir kimseyi veya şeyi takip etmekten vaz geçmek (vaz geçmemek): Haberin önemini kavrayan arkadaş, bunu duyunca peşini bırakır mı sanıyorsun (S.F. Abasıyanık). Beni o kadar sevdiler ki teneffüste bile peşimi bırakmıyorlar (R. N. Güntekin). [M]
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEŞ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PESTİSİT
Tarih 23 Mayıs 2009
PESTİSİT i. (fr. pesticide’den). Tarım bitkilerinde ve hayvanlarda asalak yaşayan canlıları öldürücü maddelere verilen ad.
— ANSiKL. Pestisit’leı birkaç çeşittir: böcek zehirleri böcekleri öldürür; böcekkaçıranlar böcekleri kaçırır; mantar öldürenler bitkilerdeki asalak mantarlara karşı savaşta kullanılır.
Böcek zehirleri asalak hayvanların vücuduna sindirim sistemi yoluyle veya doğrudan doğruya deri yahut solunum sistemi yoluyle (buğu, gaz veya duman şeklinde) girerek etki gösterir; bitkilerde ise bitkinin her tarafına yayılarak besi özsuyuna karışır, delici böcekler veya bitkibitleri bitkiyi sokup özsuyunu emince hayvanın vücuduna geçer. Bitki hastalıklarına karşı en etkili savaş yolu pestisit kullanmaktır. Çoğu zaman bu iş önleyici olarak yapılır. Tedavi amacıyle kullanılması enderdir. İlaçlama yakından (püskürtme, badanalama, dumanlama, serpme) veya uzaktan yapılabilir (el süzgeci yardımıyle veya mekanik süzgeçlerle sulama, saçma, dumanlama veya toprağa şırınga etme).
• Pestisitlerin tehlikesi. D.D.T. gibi böcek zehirleri zararlı böcekleri olduğu kadar koruyucu böcekleri de öldürür; öyle ki ilâcın uygulanması durdurulduğu anda asalak böcekler engelsiz olarak daha çok çoğalır (Konko’da kahve biti, Kaliforniya’da limon böceği için böyle olmuştur). D.D.T.’-nin kötü serpilmesi yüzünden A.B.D. ve Kanada’da bazı akarsuların balık favnası mahvoldu. Karaağaçlara D.D.T. saçılması veya karıncalara karşı bu ilâcın kullanılması yüzünden karatavuklar ve diğer kuşlar yok oldu. Ayrıca böcek miktarındaki aşırı azalma böcekçil kuşları açlığa sürüklemekte ve bunların ortadan kalkmasına yol açmakta, buna karşılık ölmeyip kalan bazı böcekler birkaç yıl içinde çoğalarak zararlı asalak sayısı gene kabarmaktadır.
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESTİSİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERVARİ
Tarih 22 Mayıs 2009
PERVARİ, Doğu Anadolu bölgesinde (Siirt ilinin Doğu Anadolu bölgesi sınırları içinde kalan kesimi) ilçe merkezi kasaba; 3 918 nüf. (1970). Botan çayının sol kıyısı yakınında; yüksl. 1 050 m. 11 merkezine 101 km’lik bir yolla bağlıdır. Bu yolun büyük bir kısmı henüz toprak yol halindedir.
— Pervari ilçesi, 1 459 km2; 19 686 nüf. (1970). Merkez ve Doğanca bucakları; 37 köy. Hayvancılık; tahıl tarımı; az miktarda pamuk ve susam. Meyvecilik ve arıcılık. (M)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERVARİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERVANEBALIĞI
Tarih 22 Mayıs 2009
PERVANEBALIĞI blş. i. Aybalığının başka adı (Mola mola). [L]
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERVANEBALIĞI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERUGİA
Tarih 22 Mayıs 2009
PERUGİA, İtalya’da şehir, Umbria’da, il idare merkezi, Tiber ırmağıyle Trasimeno gölü yakınındaki sivri bir kaya üzerinde; 114 800 nüf.
1307′de kurulan Perugia üniversitesi, yaz aylarında yabancılara özel bir eğitim yapar. Makine ve dokuma sanayii. İlâç fabrikaları. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: etrüsk ve romalılardan kalma yıkıntılar (surlar, Augustus anıtı, mezarlar), saraylar (Collegio del Cambio ve XV. yy.dan kalma eski üniversite; XIII.-XV. yy.dan kalma belediye sarayı), gotik üslûbunda katedral, San Bernardino lisesi, San Domenico (1305, 1632′de yeniden inşa edildi), San Pietro (kısmen X. yy.dan) ve Santa Agata (XIV. yy.) kiliseleri v.b. Etrüsk ve Roma müzesi. —Perugia ili, 570 100 nüf. Bu dağlık il, Orta Apennin dağları üzerinde uzanır ve ekonomisi tarıma (tahıl, bağcılık, hayvancılık) dayanır.
— Tar. Umbria sınırlarında, Tiber’in sağ kıyısındaki bir tepenin üzerinde Etrüskler tarafından kurulan şehir M.ö. 310′da ve 295′te savaşı kazanmak üzere olan Roma’ya karşı Samnium’lularla ittifak yaptı. M. ö. 41′de (Perugia savaşı) Octavius, Antonius’u burada kuşattı ve şehir yıkıldı. Municipium, Trebonianus Gallus zamanında koloni, sonra site (colonia Vibia Augusta) haline getirilen şehir, imparatorluk döneminde zenginleşti; fakat Totila tarafından ikinci defa yıkıldı (M.S. 548). XI. yy.da komün haline getirildi. 1534′te Papalığın hâkimiyetini kabul etti. 1798-1799 Arası Trasimeno idare bölgesinin merkezi olan Perugia’da XV. yy.da önemli bir resim okulu kuruldu (Caporali, Bonfigli, Perugino, Pinturicchio). [L]
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUGİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERTH
Tarih 22 Mayıs 2009
PERTH, Avustıalya’da şehir, Batı Avustralya eyaletinin merkezi, Swan River’in halici kıyısında; 431 000 nüf. Şehir 1829′da. kurulan bir askerî karakol çevresinde gelişti. Başlangıçta, Doğu Avustralya’nın kalabalık bölgelerine binlerce kilometre uzakta olduğu için çok sıkıntı çeken şehir, XIX. yy .da altın bulunması ve Swanland’da tarım ve hayvancılığın gelişmesi sayesinde genişledi. Bugün Swan ırmağı boyunca uzanan parklarıyle güzel bir şehirdir. Ticaret gelişmiştir, ama sanayi özellikle Perth’in 20 km batısındaki Fremantle limanı yakınında toplanmıştır. Petrol rafinerisi. (L)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERTEK
Tarih 22 Mayıs 2009
PERTEK, Doğu Anadolu bölgesinde (Yukarı Fırat bölümü, Tunceli ili) ilçe merkezi kasaba; 3 690 nüf. (1970). Elazığ-Erzurum karayolu üzerinde, Elazığ’ın 33 km kuzeyindedir; yüksl. 1 025 m. Kasaba, Elazığ-Erzurum karayolu boyunda, bahçeler içinde yayılır. Bir tepe üzerinde eski bir kalesi vardır.
— Pertek ilçesi, 947 km2; 22 966 nüf. (1970). Merkez, Akdemir, Dere ve Pınarlar bucakları; 49 köy. Tahıl ziraatı ve hayvancılık. Hayvan ürünleri, özellikle Akdemir bucağında elde edilir. (M)
Pertek kalesi, Murat ırmağının kenarında, bir kayalığın üzerinde kale. Kalenin ilk yapım tarihi, M. S. 600 yıllarına rastlar. Yavuz Sultan Selim zamanında Türkler tarafından ele geçirildi. Güney cephesindeki yontma taşlar arasına kondurulmuş kırmızı ve sert tuğlalar ve mavi çiniler kalede türk- arap etkisini gösterir. Surlardaki arap etkisi, Halit bin Velid’in Diyarbakır ve Elazığ çevresini fethine bağlanır. Kalenin içinde bazı bina kalıntılarıyle büyük bir sarnıç vardır. (M)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERŞÖRON
Tarih 22 Mayıs 2009
PERŞÖRON i. (fr. percheron). Zootekn. Perche ilinde yetiştirilen koşum atı. (Boz veya siyah renkli, boylu, mükemmel bir koşum hayvanıdır; fransız koşum atlarının en eskisidir.) [L]
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERŞÖRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRİER (Edmond)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERRİER (Edmond), fransız tabiat bilgini (Tulle 1844-Paris 1921). önce Ecole Normale Superieure’de okudu, sonra Tabiî Bilimler müzesinde profesör (1876) ve müdür oldu (1900). özellikle omurgasızlar ve zooloji felsefesi üstünde çalıştı. Bir dizi ilgi çekici eser yazdı: Colonies Animales et la Formation des Organismes (Hayvan Toplulukları ve Organizmaların Oluşumu) [1881]: La Philosophie Zoologique Avant D ar w in (Darwin’den önce Zooloji Felsefesi) [1884]; Traite Zoologiçue (Zooloji Ders Kitabı) [kardeşi Remy tarafından tamamlandı] v.b. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRİER (Edmond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRAULT (Claude)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERRAULT (Claude), fransız hekimi, fizikçisi ve mimarı (Paris 1613-ay.y. 1688). Charles Perrault’nun kardeşi. Hekim olduktan sonra Vitruvius’un mimarlık üstüne yazdığı eserleri yayımladı. Louvre’un sütunları için açılan yarışmayı kazanan projenin ona ait olduğu ileri sürülür. Paris rasathanesini, Tröne zafer takını (yıkılmıştır), Colbert için Sceaux şatosunu (yıkılmıştır) yaptı. Eserleri: tabiat bilgisiyle ilgili kitaplar, Mecanigue des Animaux (Hayvanların Mekaniği) ve L’Ordonnance des Cinq Especes de Colonnes Selon la M etli o de des Anciens (Eskilerin Uyguladığı Metoda Göre Beş Çeşit Sütun Düzeni) [1683] adlı kitaplar. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRAULT (Claude) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERON (François)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERON (François), fransız tabiat bilgini (Cerilly 1775 – ay.y. 1810). 1800′de Güney yarımkürede yapılacak bir bilimsel inceleme gezisiyle görevlendirildi. Kırk bir ay süren bu gezi sonunda 100 000′e yakın hayvan ve bitki topladı. Bunların arasında, o , güne kadar bilinmeyen 2 500′den fazla örnek vardı. Ayrıca bu konuda birçok eser yazdı. En tanınmış eseri, Darwin’in de yararlandığı Voyage aux Terres Australes’dir (Güney Topraklarına Gezi).
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERON (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEROMYSCUS
Tarih 20 Mayıs 2009
PEROMYSCUS i. Amerika’da yaşayan kemirgen memeli hayvan; doksan kadar türü bulunur; postu ipek gibi yumuşaktır; geceleyin ortaya çıkar ve bitkiyle beslenir. (Cırlaksıçangillerden.) [L]
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEROMYSCUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEROGNATHUS
Tarih 19 Mayıs 2009
PEROGNATHUS i. Kuzey ve Orta Amerika’da yaygın kemirgen memeli hayvan; araptavşanı gibi sıçrayarak hareket eder. (Heteromyidae familyasından.) [L]
19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEROGNATHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERNAMBUCO
Tarih 19 Mayıs 2009
PERNAMBUCO, Kuzeydoğu Brezilya’da eyalet; 98 000 km2; 4 136 900 nüf. Merkezi Rejice (esk. Pernambucö). Eyalet iki iklim bölgesine ayı ılır: doğuda, eskiden sık ormanlarla örtülü olan sıcak ve yağışlı kesime bugün de Zona da Mata («orman kuşağı») adı verilir; batıda yarı kurak bir bölge olan «caatinga» uzamı; hidıografya ağı kesikli, bitki örtüsü aralıklıdır.
Yağışlı kuşak, büyük kısmı hindistancevizi ağaçlarıyla örtülü olan ve açığında kalkerli -kumtaşlı mercan adaları uzanan ince bir kumsal şeridinden meydana gelir; iç kısma doğru, alçak üçüncü zaman yayla! alan az verimli; ırmakların yardığı billûrlu tepeler şeridinin toprakları ise derin ve verimlidir. Kurak ülke, tepeler, küçük sıradağların veya billûrlu «inselberg»lerin (Bcrcorema, serra do Triunfo) bulunduğu büyük bir billûrlu alandır. Daha XVI. yy .da şekerkamışı tarımının geliştiği yağışlı billûrlu bölgede, bugün, ürünü modern fabrikalarda işlenen büyük çiftlikler uzanır; çiftliklerde eski afrikalı kölelerin soyundan gelenler çalışır. Eyaletin iç kısmındaki geniş alanda hayvancılık ve pamuk tarımı yapılır; bu yoksul bölgede yaşayan beyazlar ve kızıldeıili melezler çoğunlukla kuraklık yüzünden göçmekte, bu durum hazne-barajlar kurularak önlenmeğe çalışılmaktadır. Eyalet eski bir portekiz sömürgesi olmanın ve XVII. yy.da şeker ihracatından kazanılan servetin izlerini muhafaza eder (eski Olinda şehri). Merkezi Re cife, «Caatinga»dan göç edenlerle genişlemektedir. (L)
19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERNAMBUCO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERMİYEN
Tarih 19 Mayıs 2009
PERMİYEN sıf. ve i. (Perm şehrinden fr. permien). Jeol1. Paleozoik çağın son dönemine denir.
— ANSiKL. Jeol. Permiyen, Karbon çağıyle Triyas çağı arasında yer alır ve 210 ile 190 milyon yıl arasında uzanır. Bu dönemde meydana gelen çok önemli buzullaşma izlerine Güney Amerika, Güney Afrika, Kongo, Madagaskar, Hindistan ve Avustralya’da rastlanır; favnaîar ve floralar karbon çağında olduğundan tür yönünden 5-10 defa daha fakirdir. Batı ve Orta Avrupa’da Permiyen çöl ve denizkulağı (kumtaşları ve şistler) fasiyesleri (bunlara «kırmızı kumtaşlar» adı verilir; kırmızı kumtaşlar, Almanya’da geniş yüzeyler kaplar ve tuz, alçıtaşı gibi buharlaşma ürünleriyle bir arada bulunur) kapsayan karasal oluşuklar tarafından temsil edilir. Permiyenin sonunda bir iç deniz kuzey Almanya ve İngiltere’yi kaplamıştı: dolomitti kireçtaşların nitelediği «Zechstein denizi». Gerçekten deniz kökenli permiyen oluşuklar Rusya’da gelişti. Permiyen sistem üç kata bölünür; aşağıdan yukarıya doğru otoniyen, saksoniyen ve tur enfiyen.
9 Favna. Sürüngenlerde büyük bir gelişme dikkati çeker. Yeni Zelanda’da yaşayan bugünkü hatteria’nın ceddi palechatteria’-ya rastlanır. Autun şistlerinde soyu tükenmiş zırhlıbaşlıîar grubundan olan ikiyaşayışlılan protriton petrolei ve aetinodon temsil eder; aetinodon küçük bir timsaha benzer. Balık olarak özellikle heteroserk ganoyitler görülür. Böcekler boldur; trilobitler phillipsia cinsiyle son bulur. Kafadanbacaklılar boldur; gerçek ammonitler görülmeğe başlar.
• Flora. Belirli özelikleri olan permiyen florası Karbonifer florasından aynin ve triyasik florasına bağlanır. Eğreİtiotîarına (Permiyen’e özgü calipteris cinsi ile glossopteris cinsi), 1 epidode n c. ronl a r a, düz kabuklu sigillariaya rastlanır. Açıktohumlulardan, bugünkü araucariaların ceddi Walchia cinsi Permiyen’e özgü bitkidir. (L)
19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERMİYEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERKİ
Tarih 18 Mayıs 2009
PERKİ i. (yun. k.). Tatlı su levreği (Perca fluviatilis). [L]
18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİTELUS
Tarih 18 Mayıs 2009
PERİTELUS i. Mermer damarı gibi gözüken beyazımsı pullarla kaplı külrengi böcek. (Peritelus sphaeroides meyve ağaçlarında yaşar. Bağlara saldırır, körpe sürgünleri kemirir. Kınkanatlıların curculionidae familyasından.) [L]
18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİTELUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERISTOM
Tarih 18 Mayıs 2009
PERISTOM i. (fr. peristome). Bot. Kara yosunu kapsülündeki deliği çevreleyen uzantıîarın tümü. (Kapsül olgunlaşmca bu uzantılar bir zemberek gibi gerilerek kapsül kapağını iter ve açılmasını sağlar.)
Yalancı peristom, karayosunlarında bulunan geçici dış peristom.
— Zol. Ağzı çevreleyen bölge, (özellikle birhücreliler, derisidikenlier v.b. gibi omurgasız hayvanlar için kullanılır.)
Karından-bacaklı yumuşakçalarda kavkı ağzının serbest kenarı. (L)
18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERISTOM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİSOREUS
Tarih 17 Mayıs 2009
PERİSOREUS i. Esmer tüylü, alt tarafı açık renkli kuş; kestane kargasına yakın, fakat ondan daha küçüktür. (Kargagillerden.)
— ANSlKL. Perisoreus’lar kuzey yarımkürenin kuzey ormanlarında yaşar; iki türü vardır; bunlardan Eski Dünya’da bulunan perisoreus infaustus Sibirya’da yaygındır; Avrupa’da ancak İskandinavya ormanlarında bulunur. (L)
17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİSOREUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİPLANETA
Tarih 17 Mayıs 2009
PERİPLANETA i. Limanlardaki depolarda çok görülen gece böceği. (İlmî adı Periplaneta Americana. Dictyoptera takımının hamamböceğigiller familyasından,) [L]
17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPLANETA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİPATOPSİS
Tarih 17 Mayıs 2009
PERİPATOPSİS i. Sıcak bölgelerde yaşayan ilkel örümcek. Bk. ONYCHOPHORA. (L)
17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPATOPSİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİOPHTHALMUS
Tarih 17 Mayıs 2009
PERİOPHTHALMUS i. Hem suda, hem karada yaşayabilen balık; gözleri çekik ve her yönde hareketlidir. (Mezgitgillerden.)
— ANSİKL. Periophthalmus, sıcak denizlerin kıyılarındaki mangrovlarda yaşar. Deniz çekilince balçık üzerinde dolaşır, solungaç boşluklarında alıkonan su sayesinde solunum yapar. Havanın solungaçlarına girmesi engellenirse hayvan ölür. Göğüs yüzgeçleri bacak vazifesi görür; havada da sudaki kadar iyi görür. (L)
17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİOPHTHALMUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİNGİA
Tarih 17 Mayıs 2009
PERİNGİA i. önden solungaçlı karındanbacaklı yumuşakça. (Bythinidae familyasından.)
[Sabinea da denilen bu hayvan Avrupa'da deniz kıyılarındaki acı sularda yaşar. Kavkısı çok değişik biçimlerde olur. Bazı nadir türlerine Ain ve Jüra tuzlalarında rastlanmıştır.] (L)
17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİNGİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİGORD
Tarih 15 Mayıs 2009
PERİGORD, Fransa’da eski bölge; Yukarı Perigord (başlıca şehri, Perigueux), Aşağı Perigord (başlıca şehri Şarlat) ve Bergerac derebeyliği olarak üçe bölünürdü. Coğrafî açıdan Perigord, Charente bölgelerinin batıya doğru uzantısıdır.
Kuzey ve kuzeydoğuda Jüra topraklarından, güney ve güneybatıda Üçüncü zaman topraklarının altında uzanan tebeşirli topraklardan meydana gelir. Yer yer dalgalı olan bu topraklar, zengin demir madenlerini kapsayan tabakayı veya kumlu killi tabakayı meydana getiren ve Massif Central’den gelen birikintilerle kaplıdır. Toprakaltı genellikle çok geçirgendir ve bölgede birçok tabiî kuyu, uçurum, ırmak kaybolması ve yeniden yüze fışkırması görülür; mağaraların çoğu tarihöncesi devirde insanlara barınak olmuştur (Les Eyzies, Lascaux v.b.) Perigord, ormanlık bir bölgedir (kestane, meşe, bazen de yeşil meşe, çam). Tarım, buğday, mısır ve tütün üretimine yönelmiştir. Vadilerde (Dordogne, Vezere, İsle) zengin meyve bahçeleri ve bağlar uzanır. Ayrıca hayvancılık da (koyun, sığır, kümes hayvanları önemli bir gelir kaynağıdır.
— Leng. Perigord lehçesi, Perigord’da konuşulan ve Limoge lehçesine benzeyen Oc dili lehçesi. (L)
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİGORD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİDERM
Tarih 15 Mayıs 2009
PERİDERM i. (fr. periderme). Bot. Sapları ve kökleri dıştan saran genellikle mantarlaşmış çevre dokusu.
— Zool. Aynı kolonide bulunan hayvanların barındığı odacıkların ortak çeperi. (l)
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİDERM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİCALLİA
Tarih 15 Mayıs 2009
PERİCALLİA i. Kızıl sarı ve siyahla karışık kırmızı gövdeli güzel kelebek.
(Pericallia matronula’nın tırtılı erik, hanımeli ve fındık üzerinde yaşar. Pulkanatlıların arctiidae familyasından.) (L)
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİCALLİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERHİZ
Tarih 15 Mayıs 2009
PERHİZ veya PEHRİZ i. (fars. perhiz). Bir kimsenin besin düzeninde tedavi veya sağlığı koruma amacıyle yapılan kısıtlama: Doğru çıktı dediği. Bir aylık perhizden ve tedaviden sonra evine daha yorgun, daha perişan döndü. (Y.Z. Ortaç). Tedavi esnasında hasta sıkı bir perhize tabi tutuluyor, tuzsuz ekmek, hafif sebze yiyor (N. Araz).
Esk. Haramdan sakınma: O adamın perhizi yoktur (Şemseddin Sami).
— DEY. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu, benimsediği bir tutumun tamamen aksine davranışta bulunan kimseler için kullanılır.
— Din. Nefsi körletmek amacıyle, belirli bir süre için yiyecek ve içeceklerde yapılan kısıtlama.
Büyük perhiz, katolik dininde Paskalya’ya kadar 46 gün süren perhiz süresi.
— Fizyol. Bk. ANSiKL.
— Ted. Bk. ANSiKL.
Perhiz etmek (veya yapmak), çeşitli sebeplerle yiyecek ve içecekleri sağlığa uygun olarak düzenlemek.
Sulu perhiz, sudan başka her şeyin yasaklandığı perhiz.
Kuru perhiz, içeceklerin tam veya kısmî olarak yasaklandığı perhiz.
— Vet. Bk. ANSiKL.
— ANSİKL. Ted. İki çeşit perhiz vardır: tamperhiz (veya oruç) ve hafif perhiz. Tam perhiz veya oruç, günümüzde sadece bazı ateşli intanların had devresinde uygulanmaktadır; bu durumda bile, sulu içeceklere müsaade edilir; meselâ bir yaşından küçük çocuklarda görülen gastroanteritlerde sulu perhiz uygulanır: süt kesilir, yerine kaynatılmış, içine şeker katılmış veya şekersiz su verilir. Hafif perhiz de iki esasa dayanır: 1. besinlerin kısılması; 2. bazı besinlerin kaldırılması. Meselâ sütlü perhizde, sütten başka bütün besinler yasaklanır; tuzsuz perhizde, tuzdan başka hemen hemen bütün besinlere müsaade vardır; diyabetiklerin perhizinde, glüsitler kısılır; azotemiklerde etler ve azotça zengin maddeler yasaktır. Bütün durumlarda perhizin gayesi, hastaya zararlı olmayan besinleri vermek, ama vücudun enerji ve yapı ihtiyaçlarını karşılamağa yetecek kadar besin almasını da mümkün kılmaktır.
— Fizyol. Uzun süren bir perhizin hayvanlardaki etkisi laboratuvar deneyleriyle incelenmiştir; perhizin ilk günlerinde solunum co2 ın oranı Os oranı dengelidir, yani Os l’e eşittir (glüsid yedeklerinin kullanılması), sonra 0,7′ye iner (yağların kullanılması), daha sonra da 0,8′e yükselir (can çekişmeden önceki bu devrede hücre proteinleri kullanılır).
Uzun süren perhiz ağır besinsizliğe ve fizyolojik düşkünlüğe yol açabilir. Bk. îNANîZASYON.
Dinî perhiz’ler çoğu zaman sadece alman besinlerin miktarıyle değil, alınması yasaklanan besinlerin cinsiyle de ilgilidir. Hintli çileciler, günde çok az bir miktar pirinç ve sebze ile uzun zaman yaşarlar; bazı sinir hastaları için de durum aynıdır. Dinî tarikatlarda beslenme, özellikle azotlu besinler bakımından fakir olan az miktarda yiyecekten ibarettir.
Tedavide, bazı diyatezik veya diskrazik hastalıklarla mücadele etmek için perhizden geniş ölçüde yararlanılır.
— Vet. Çoğu zaman hayvanlar hastalanınca içgüdüler sayesinde, kendiliklerinden hemen perhize girerler; iştahlarının yeniden açılması ise iyiye işarettir, fakat birdenbire değil, ihtiyatla yedirmek gerekir. Ancak öyle vakalar vardır ki (özellikle mide bağırsak hastalıkları), hayvan sahibinin müdahale ederek hayvanın günlük besin miktarını az çok kısması veya kalitesini değiştirmesi gerekir.
# Perhizli veya pehrizli sıf. Perhiz yapan (kimse). [LM]
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERHİZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEREZ
Tarih 14 Mayıs 2009
PEREZ (Antonio), ispanyol devlet adamı (Monreal de Ariza, Aragon 1539′a doğr. -Paris 1611). Dışişleri bakanıyken Felipe II’ nin danışmanı oldu. Don Juan’ın sekreteri Escobedo’nun entrikalarını meydana çıkardı ve onu öldürttü (31 mart 1578). Kendisi de ölüme mahkûm olunca Aragon’a sığındı; Engizisyonun hışmına uğrayınca Zaragoza halkına seslendi ve bir halk ayaklanmasına yol açtı (1591). Sonra Fransa’ya çekildi. (L)
PEREZ (Charles), fransız zooloji bilgini (Bordeaux 1873 – Paris 1952). 1921′de Paris Fen Fakültesi Zooloji kürsüsünde profesör oldu. Genel biyoloji kanunlarıyle ilgilendi, deniz favnası, asalaklık ve bazı hayvan gruplarıyle ilgili birçok olayı inceledi. (L)
PEREZ (Isaac Lebosh), Yiddişce ve İbranîce yazan hikayeci ve şair (Lublin yakınları, Polonya 1851-01. 1915). 1876′dan itibaren Varşova’da İbranîce çıkan başlıca dergilerde çalıştı. Eserlerinde orta avrupa yahudi geleneğinin kaynaklarından yararlandı. (L)
PEREZ (Jose Joaquin), şilili siyaset adamı (Santiago 1800-ay.y. 1889). Fransa’da (1829), Arjantin’de (1836), A.B.D.’de elçilik yaptı. Maliye (1845-1849), içişleri ve dışişleri bakanı (1849), Montt’dan sonra cumhurbaşkanı (1861-1871) oldu. Din alanında hoşgörü siyaseti takip etti, bir ticaret kanunu yayımlattı. (L)
PEREZ (Pedro), ispanyol mimarı (öl. Toledo 1291). Fransız asıllı olduğu sanılan mimar Martin’in tasarladığı ve 1227′de yayımına başlanan Toledo katedralinin mimarıdır (1234). [L]
PEREZ CAS AS (Bartolome), ispanyol bestecisi ve orkestra şefi (Lorca 1873 – Madrid 1946). İlk müzik eğitimini büyükbabası Ju-an de Casas’tan gördü. Madrid konservatuvarına devam’etti. 1909′da bir nefesli sazlar topluluğu, 1915′te de Madrid Filarmoni orkestrasını kurdu. 1936′ya kadar bu orkestranın şefliğini yaptı. Orkestra şefi olarak çağdaş ispanyol müziğini ve yabancı müziği tanıttı. En önemli eseri A mi Tierra (Toprağıma) [1898] adlı senfonik süitidir. (L)
PEREZ DE AYALA (Ramon), ispanyol yazarı (Oviedo 1880 – Madrid 1962). Bilgiç ve alaylı üslûbuyle dikkati çeken romanlar yazdı: La Pata de la Raposa (Tilki Pençesi) [1912], Belarmino y A polon io (Belarmino ve Apolonio) [1920], Luna de Miel, Luna de Hiel (Balayı, Keder Ayı). Yazarlığa bir şiir kitabiyle başlamıştı (La Paz del Sendero [Yoldaki Huzur], 1904); bunu El Sendero Andante (Yürüyen Yol), El Sendero innumerable (Anlatılamayan Yol) [1916] gibi başka şiir kitapları takip etti. 1942′de Arjantin cumhuriyetine yerleşti. (L)
PEREZ DE GUZMAN (Alonso), El Bueno denir, ispanyol savaşçısı (Leon 1256 -Sierra de Gaucin, Malağa 1309), Castilla valisi Pedro de Guzman’ın evlilik dışı oğlu. önce Fas’ta hizmet gördü, İspanya’ya döndükten sonra, kralın kardeşi Don Juan’ın ayaklandırdığı Magrıplılarla savaştı, Tarifa’da kuşatıldı, teslim olmağa yanaşmadı, Cebelitarık çevresindeki harekât sırasında yaralanarak öldü. (L)
PEREZ DE GUZMAN (Fernan), Batres senyörü, Castilla’lı tarihçi (1376 – 1458′e doğr.). Aragon’da elçilik (1421) yaptı, Magrıplılarla savaştı (1431), kralın önünde Merida kumandanı Juan de Vara ile kavga ettiği için tutuklandı. Batres’deki topraklarına çekildikten sonra Kral Juan 11 Tarihi adlı bir eserle manzum bir tarih yazdı: Loores de los Claros Varones de Espana (İspanya’nın Büyük Adamlarına övgüler). [L]
PEREZ DE HİTA (Gines), ispanyol yazarı I Mula 1545′e doğr. – Murcia 1619′a doğr.). Las Guerras Civiles de Granada (Granada îç Savaşları) adlı iki bölümlük (1595 ve 1604) bir eser yazdı. İlk bölüm Granada Magrıplılarının, Granada’ya hâkim oldukları Tarihten, başkentin hıristiyanlar tarafından fethedilmesine kadar (1492), kendi aralarındaki çekişmelerini ve içten içe bölünmelerini anlatır. Hita, tarihî konuya . kendi renkli ve hayal dolu romansı bir hava katar. İkinci bölüm, Felipe II devrinde Magrıplıların baş kaldırmasını anlatır. Bu savaşa katılan yazar, tarihî olayları birinci bölüme kıyasla çok daha yakından takip etmiştir. (L)
PEREZ DEL PULGAR (Hernan), El de Las Hazanas denir, ispanyol savaş adamı (Ciudad Real 1451-Granada 1531). Magrıplı-lara karşı kazandığı başarılar dolayısıyie kral tarafından şövalyeliğe yükseltildi. Kari V’in emriyle, 1527′de, Breve Parte de las Hazanas del Excelente Nombrado Gran Capitan (Gonzalvo de Cordoba’nın Yaptığı Başarılı Savaşlar) adlı eseri yazdı. (L)
PEREZ DE MONTALBAN (Juan), ispanyol yazarı (Madrid 1602 – ay.y. 1638). İlâhiyatçıydı. Engizisyon ile arası iyi olduğu için, Lope de Vega’nın etkisi altında yazdığı birçok tiyatro oyununu temsil ettirdi. Dramları: Autos Sacramentales (Dinî Oyunlar) ve özellikle La Monja Al) er ez ve Los Amantes de Temel (Teruel’in Sevgilileri) [1638]. Orfeo adlı şiiri yanlış olarak Lope de Vega’ya mal edildi. Para Todos (Herkes için) [1635] adlı eseri yüzünden Queve-do’nun hücumuna uğradı. (L)
PEREZ DE OLİVA (Fernan), ispanyol hümanisti (Cordoba 1494′e doğr. – ay.y. 1533). Paris’te (1523-1525), sonra Salamanca’da dersler verdi ve rektörlük yaptı. Sophokles, Euripides, Plautus tercümelerinden başka, Castilla nesrinin ilk örneklerinden biri olan Dialogo de la Dignidad del Hambre (İnsanın Değeri) adlı bir diyalog yazdı. (L)
PEREZ ESCRİCH (Enrique), ispanyol romancısı (Valencia 1829 – Madrid 1897). özellikle töre romanları yayımladı: Las Obras de Misericordia (Merhametin Ürünleri) [1864- 1865]; La Mujer Adultera (Kocasını Aldatan Kadın) [1864]; La Caridad Cristiana (Hıristiyan Yardımseverliği) [1879]. (L)
PEREZ GALDOS (Benito), ispanyol romancısı (Las Palmas, Kanarya adaları 1843 – Madrid 1920). 1870′te ilk (La Fontana de Oro [Altın Çeşme]), 1871′de ikinci (El Au-daz [Cesur Adam]) romanını yayımladı. Ama ancak 1876′da töre romanı Dona Perfecta ile ilk büyük başarısını kazandı. Sonra, birçok bakımdan Balzac’m Comedie Humaine’nine benzeyen büyük bir edebî anıtın üstünde yarım yüzyıl, ara vermeden çalıştı. Bu büyük eser her şeyden önce XIX. yy. ispanya’sının (Trafalgar’dan Canovas’a kadar) hareketli tarihini çizen romanlaştırılmış destan Episodios Nacionales’in (Millî Kahramanlıklar) 43 kitabını kapsar. Kitaplardan bazıları birer şaheserdir: Bailen (1873); Zaragoza (1874); Zumalacarregui (1898); Espana Sin Rey (Kralsız ispanya) [1908]. Perez Galdos’un birçok töre romanı vardır; en önemlileri: Gloria (Zafer) [1877]; La Familia de Leon Roch (Leon Roch Ailesi) [1887]; Fortunata y Jacinta (1887); Angel Guerra (Savaş Meleği) [1891] ve ö-zellikle Madrid’deki yoksul insanların etkileyici ve korkunç bir tablosu olan Misericordia (Acıma) [1897]. Galdos’un başlıca nitelikleri, hareket ve Dickens’ınkiyle karşılaştırılmasına yol açan nükte ile iyimserlik karışımıdır. Tiyatro eserleri de yazdı: Etectra (1900) ve Casandra (1905). [L]
PEREZ LUGİN (Alejandro), ispanyol yazarı (Madrid 1870 – El Burgo, La Çoruna 1926). «Don Pio» takma adiyle gazetelerde boğa güreşleri üstüne yazılar ve yorumlar yayımladı. 1915′te çıkan La Casa de la Troya (Troya’nın Evi) adlı romanı geniş ilgi uyandırdı. Bu roman Santiago de Compostella’da, öğrenci çevrelerinin gündelik yaşamasını dile getirir. Gurrito de la Cruz (1921) adlı eseri boğa güreşleriyle ilgilidir, öbür eserleri: La Corredoira y la Rua (Evin önü ve Sokak) [1923]; La Virgen del Rocio ya Entro en Triana (Rocio Bakiresi Triana’ya Girdi) [1929]. (L)
PEREZ PETİT (Victor), Uruguay’lı yazar (Montevideo 1871 – ay.y. 1947). Jose* Enrique Rodo, Carlos ve Daniel Martinez Vigil ile birlikte 1895′te Revista Nacional de Literatura’yı (Millî Edebiyat Dergisi) kurdu. Pek çok kitap yazdı. Bunların arasında parnassos’çulardan etkilendiği, Joyeles Barbaros (Vahşî Mücevherler) [1907]; hikâyelerini topladığı Gil (1905); Zola’mn etkisi açıkça görülen Entre los Pastos (Yiyecekler Arasında) adlı romanı ve Cobarde (Yüreksiz) [1894] adlı dramı sayılabilir. (M)
PEREZ PUJOL (Eduardo), ispanyol hukukçusu (Salamanca 1830 – Valencia 1894). Historia de las İnstituciones Sociales de la Espana Goda (Gotik Ispanya’daki Sosyal Kurumların Tarihi) [1896] adlı önemli bir eser yazdı. (l)
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERENNİBRANCHİA
Tarih 14 Mayıs 2009
PERENNİBRANCHİA çoğl. i. Kuyruklu kurbağalar alttakımı.
(Yetişkin iken hem akciğeri, hem dış solungacı bulunan türleri kapsar. (Bunların kurtçukken var olan solungaçları kaybolmaz. Alttakımın iki familyası vardır: mağarasemenderigiller ve denizkızısemenderigiller.) [L]
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERENNİBRANCHİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEREİRA
Tarih 14 Mayıs 2009
PEREİRA, Kolombiya’da (Caldas idare bölgesi) şehir, Manizales’in güneybatısında; 76 300 nüf. Bir kahve yetiştiriciliği bölgesinin ticaret merkezi. Besin sanayii. (L)
PEREİRA (Gomez), ispanyol hekimi ve filozofu (Medina del Campo 1500′e doğr.). Şöhretini duyan Felipe II tarafından don Carlos’un özel doktorluğuna getirildi. Antoniana Margarita adlı eserinde hayvanların makineden başka bir şey olmadığını ispatlamağa çalıştı. Descartes, makine hayvan nazariyesini ilk defa kendisinin ortaya koyduğunu söyleyebilmek için bu eserin nüshalarını yok etmekle suçlandı. (L)
PEREİRA (Manuel), portekizli heykeltıraş (Porto 1600-Madrid 1667). Başlıca Eserleri: Christ del Perdon (Rosario Dominiken manastırı, Madrid), Aziz Bruno’nun çok renkli, parlak ve büyük bir heykeli (Miraflores manastırında) ve gene Aziz Bruno’nun başka bir heykeli (Madrid San Fernando akademisi). Bu sonuncu heykel, sanatçının şaheseri sayılır. (L)
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREİRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERDELİ
Tarih 14 Mayıs 2009
PERDELİ sıf. (perde’den perde-li). Perdesi olan, perde ile örtülü bulunan: Kırmızı perdeli bölmeden çıkışım da bir türlü unutamıyordum (Ahmed Rasim).
Perde gibi bir şeyle örtülü olan: Benim yaşlarla perdeli gözlerimin bir vehmi mi olduğunu söyleyemiyeceğim (R. N. Güntekin).
— dey. Gözleri perdeli olmak, gerçekleri görememek.
— Kuşbil. Tam perdeli, parmaklarının ucuna kadar, daha doğrusu dört parmağının da arası tamamen perdeyle kaplı bulunan kuşlara (karabatak, pelikan v.b.) denir.
Yarım perdeli, parmakları arasındaki perde ancak parmakların yarısına kadar olan kuşlara denir.
— Tıp. Yüzü perdeli doğma, çocuğun, yüzüne amniyos kesesinden bir parça yapışık olduğu halde doğması. (İçinde bulunduğu amniyos kese sindeki suyun boşalmasıyle bu keseden bir parça çocuğun yüzüne yapışır. Halk arasında buna duvaklı doğum da denir.)
— Zool. Perdeli antilop, boynuzlarında perde şeklinde yassı uzantılar bulunan antilop. (ML)
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDELİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERDEAYAKLILAR
Tarih 13 Mayıs 2009
PERDEAYAKLILAR blş. çoğl. i. Eski sınıflandırmada ördek, martı gibi, parmakları bir perdeyle bitişik olan kuşları kapsayan kuş takımı. (Sadece suda yaşamaya ilişkin bir özellik olan perdeayaklılığa göre ayrılan bu takım, çok değişik karakterli kuşları biraraya getirdiği için modern sınıflandırmada artık terkedilmiştir.) Bk. PENGUENLER, GÜVERCİNLER. KAZSILAR, MARTILAR. (L)
13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDEAYAKLILAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERDE
Tarih 13 Mayıs 2009
PERDE i. (fars. k.). Bir açıklığın önüne, görüşü veya ışığı engellemek veya bir şeyi gizlemek için gerilen örtü: Gözleri yemek masasından yarı inik perdelere kaydı (S.F. Abasıyanık). Neler saklıyor perdeleri I Garip ve çiçeklerle süslenmiş (F. H. Dağlarca). Salonu bir perde ikiye bölüyordu. (Bk. ANSiKL. Mobl. bölümü.)
Mec. Bir şeyi görmeye engel olan veya iki şeyi birbirinden ayıran engel: Işığın eşya üzerinde bir örtü olduğunu, eşya ile bizim aramızda bir perde olduğunu sanıyoruz (N. Ataç).
— çeş. dey. Perde arkası, bir şeyin görünürde olmayan, gizli yanları,
Perde arkasına (veya arkasında) gizlenmek, başkalarını öne sürüp gizlice onları yönetmek, ortaya çıkmamak: Çünkü, efendileri ortalıkta yok. Perde arkasına gizleniyorlar (S. Kocagöz).
Perde çekmek, (bir şeyin önüne) perde germek. Gizlemek, örtmek: Perde çek çehreme hicran günü ey kanlu sirişk I Ki gözüm görmeye ol mehlikadan gayrı (Fuzuli).
Perdelerini açmak, bir tiyatronun yeni mevsimde temsillere başladığını belirtir.
Perde ve sahne, sinema ve tiyatro,
Perdesi yırtık (veya sıyrık), utanmazca davranışlar yapan kimse,
Beyaz perde, sinema.
Demir perde. Bk. demirperde.
Gözlerinden perde kalkmak, gerçekleri görmeğe başlamak.
— Esk. Namus, iffet. \\ Perde-i iffet, [özellikle kadınlar için] namus.
Perde-i namus, şeref, itibar. ||. Perde-i nilgûn, gökyüzü.
Perde-ber-endaz, utanmayı bırakan. Perde-berendaz
Perde-gî («iyice örtünmüş»), namuslu kadın. Perdegi.
Perde-gîyan, namuslu kadınlar. Perdegiyen
Perde-kâr, perde ile örtülen yer. Perdekar.
Perde-keş, perde çeken. Engel olan. Perdekeş
Perde-nişin, inzivaya çekilerek yaşayan. Evinden dışarıya çıkmayan namuslu kadın. Perdenişin.
Perde-puş, perdeyi çeken. Sır saklayan,.Perdepuş,
Perde-şinas, şarkı söyleyen.Perdeşinas.
— Ask. Kıtalarının büyük kısmına veya başka manevralara ait hareketleri maskelemek üzere kumandanlık tarafından meydana getirilen hafif ve devingen savunma hattı: Bir yöne karşı bir kıta perdesi meydana getirmek.
— Bot. Körpe iken bazı mantarların sapını ve şapkasını saran zarsı örtü. (Şapka genişleyip sap uzayınca bu perde yırtılır, sapın dibini bir çeşit kın gibi sarar; bazı mantarlarda da şapkanın üzerinde pul pul kalır.)
Konuk orkidelerde köklerin dışını saran, yağmur ve sisten su almasını sağlayan, içi hava ile dolu, gümüşî kül renginde dış doku.
Perde metodu. (Bk. ANSiKL.)
Bakteri perdesi, bazı bakterilerin dışını saran ve sıvıların yüzeyinde sürekli bir örtü meydana getiren jelatinsi kılıf.
— Denize. Gemilerin ana güvertesi altındaki kısmı enine ve boyuna bölmelere ayıran düşey bölme. (Bk. BÖLME.) \\ Perde güvertesi, su geçirmez perdelerin son bulduğu en üst devamlı güverte. (Su geçmez bölmeler teknenin dibiyle bu güverte arasındadır.)
Perde kapısı, su geçirmez perde üzerine açılmış su geçmez kapı.
Perde kaplaması, gemilerde taşınan yüklerin saçla temasını önlemek için perdelerin ambarlara bakan yüzüne yapılan ağaç kaplama. (Perde tirizi de denir.)
Perde takviyesi, su geçirmez perdeleri takviye etmek için perde saçları üzerine belirli aralıklarla tespit edilen çelik profiller.
Arzani perde, geminin enine doğrultusunda yapılan perde.
Glend perdesi, şaftın gemi bünyesinden çıktığı sınırda yatak içine alındığı kovanın ön kısmının bağlandığı perde.
Kazan perdesi, kazan dairesini sınırlayan baş ve kıç perdelerden biri.
Kıç perde, bir bölmede geminin geri yönündeki perde.
Makine perdesi, makine dairesini komşu bölmelerden ayıran baş veya kıç perdelerden biri. (Genellikle baş taraftakine makine ön perdesi, kıç taraftakine makine arka perdesi denir.)
Oluklu perde, oluklandırılmış çelik levhalardan yapılmış perde.
— Dil bil. Bk. TİTREM.
— Ed. Esk. Gökyüzü.
— Fizyoî. Perde yüksekliği, seslerin sıklığına, frekansına bağlı olan işitme niteliği.
— Havc. Hız yüzünden ortaya çıkan fizyolojik bozuklukların bütünü. Bk. ANS1KL.
— İnş. Tahta perde, tahtaların yan yana çakılmasıyle yapılan bölme.
Perde duvar, çelik veya betonarme karkas bir yapıda döşemeleri taşımayan dış duvar. (Perde duvarın görevi içeri ve dışarıyı ayırmak, bazen de ışığın geçişine engel olmaktır. Perde duvarlar, döşemelerin ayrık istinat noktalarına dayandığı binalarda kullanılır. Karkas üzerine uygulanan, hafif ve yalıtkan olan perde duvarlar genellikle prefabrikedir. Bu duvarlarda malzeme olarak cam, çelik, alüminyum, ahşap, plastik maddeler v.b. kullanılır.). İnşaat tabiri.
— Kıyf. Esk. Yüze örtülen şey, peçe.
— Metalürji. Alev perdesi, kontrollü kavisi olan bir metalürji fırınının giriş kısmında meydana gelen alevli gaz ağı. (Alev perdesi, koruyucu bir ekran meydana getirerek kontrollü havada çalışan bir fırının içine hava girişini önler.)
— Mus. Makam.
Tambur, lavta, bağlama, mandolin gibi bazı mızraplı sazların saplarına, belirli sesleri vermek ve işaret etmek üzere bağlanan bağlar. || Sesin tizlik ve pestliği: Yüksek perdeden veya alçak perdeden söylemek. Yüksek veya alçak perdeden başlamak. || Ses: Dügâh perdesi, segah perdesi, neva perdesi. Bk. ANSîKL.
— Oto. Tekerlek perdesi, tekerleği yan taraftan örterek çamurun girmesini önleyen ve taşıta süs olarak takılan saç parçası.
— Patol. Perde inmek (veya gelmek). Halk dili. Gözde katarakt olmak.
— Plast. malzeme. Dökümden sonra eşek-senli iki mil veya iki levhayı ya da bir levha ile kalıbın buna karşı gelen çeperini ayıran ve sonra bir delik veya bir kanal açmak için kesilen genellikle ince (milimetrenin onda biri) zar.
— Sine. ve Foto. Perdeye aktarmak, bir e-seri filme almak. || Peyaz perde. Bk. BEYAZ perde.
Büyük perde. Bk. ANSİKL.
- Elektrolüminesan perde, büyük televizyon görüntülerini verebilen perde; bundan sinema salonlarında televizyon göstermede yararlanılır.
Portre perdesi, uygun tir çerçeveye yerleştirilen siyah veya beyaz renkte bezden disk. (Bu disk çekim sırasında ışık etkilerini ayarlamak amacıyle ışık kaynağıyle nesne arasına uygun bir şekilde yerleştirilir.)
— Temş. santl. Karagöz oyununda görüntülerin yansıtıldığı ince kumaştan beyaz yüzey.
Perde kurmak, karagöz oyununa başlamak. .
— Teşk. tar. Perde çavuşu, bazı devlet dairelerinin kapısında duran görevli asker. (Resmî dairelerin kapısına perde asılırdı. Buradaki görevli, çavuş rütbesinde olurdu. Bu yüzden, bunlara perde çavuşu denirdi. Perde çavuşu daireye görüşmeğe gelenlerle devlet görevlilerine [daha çok vali ve kumandan] aracılık yapardı.)
— Tiyat. Sahneyi seyirciye açan ve kapayan örtü,
Bir oyunun, perdenin açılmasıyle başlayıp, kapanmasiyle biten bölümlerinden her biri. (Bk. ANSİKL.)
Teşm. yol. Bir perde, iki perde v.b., bir perdelik oyun, iki perdelik oyun v.b.
— Zır. Ağaç perdesi, süs amacıyle veya tarımsal faydası düşünülerek, sunî olarak meydana getirilen değişik uzunlukta ve dar (birkaç metre ile 200 m) ağaç dizisi. Bk. ANSİKL.
— Zool. Parmaklan birbirine bitiştiren zar. (Hayvan ve canlılar için kullanılır. Örnek ördeklerde parmak araları perdelidir.
— ANSİKL. Bot. Perde metodu. Renkli perdeler, bazı ışın gruplarını geçirmediğinden çeşitli ışık ışınımlarının rolünü anlamak için fotosentez incelemelerinde kullanılır. Bu çeşit perdeler ya renkli camlarla, ya da çift katlı bir camın iki çeperi arasına renkli bir sıvı konarak elde edilir. Bk. KLOROFİL.
— Havc. Perde ikiye ayrılır: siyah perde ve kırmızı perde. Başkoltuk yönünde 4 g’-den büyük bir ivmeden sonra beyni beslemeğe yeterli gücü bulamaz ve bu yüzden beyne giden kan yavaş yavaş azalır. Pilotun gözlerine, kansızlık sebebiyle görüşü azaltan siyah bir perde iner. Bu bozukluk geçicidir ve ivmenin azalmasıyle hemen kaybolur. Kırmızı peıde, baş-koltuk yönünde çok büyük bir ivmeyle karşılaşan pilotun gözlerine iner. Siyah perdenin aksine kırmızı perde, kanın beyin bölgesine hücum etmesinden ileri gelir. Bu bozukluk siyah perdeye oranla çok daha ağır sonuçlar doğurur; çünkü kanın beyne hücumu beyin damarlarında patlamaya yol açabilir. Bundan dolayı bu etki ivme ile birlikte kaybolmaz. Bu kötü etkileri önlemek için «g elbise» adı verilen uçuş elbisesi geliştirilmiştir.
— Mobl. Pencere perdelerinin kullanılışı Eskiçağa kadar çıkar. Perdeler, kapı ve pencere kasalarının kötü kapanışlarını gizlemek amacıyle kullanılırdı. Günümüzde saydam tüller ve pencereyi kaplayan az veya çok geniş kumaşlar perde adını taşır. Perdeler genellikle devingendir; asılı veya takılı olduğu ip, ray v.b.nin üzerinde kayarak yer değiştirir. Bazı perdeler ise sabittir. Ama bir açıklığı tam olarak kapamayan bu perdeler daha çok ev dekorasyonu için estetik görüntü ve süs amacıyle kullanılır. Dekorasyon aksesuarı olarak perde yüzyıllar boyunca değişik şekil ve niteliklerde dekor olmuşlardır.
Türkler, uzun süre pencerelere tahta kafesler koyarak hem ışık ayarlamasını, hem evlerin içinin görünmemesini sağladılar. Kafesli pencerelerin içine konan perdeler sadece süs amacıyle yapılıyordu. Bu perdeler el tezgâhlarında ince bezden dokunurdu. Büyük evlerde pencere kenarlarından yere kadar inen ince, çatma perdeler geçerliydi. Kadife, hereke ipeklileri ve ağır yünlü kumaşlardan içi astarlı kalın perdeler kullanılırdı. Türk evlerinde, kapı perdeleri de, pencere perdeleri kadar önemliydi. Bu perdeler daha çok odaların sıcak tutulması amacıyle asılır; kilimden, keçeden bazen de deriden olurdu.
— Mus. 24 Eşit olmayan aralıklı türk dizisinde bulunan ve üst üste 12 tam dörtlü ile 11 tam beşli alınmak suretiyle doğrudan doğruya tabiattan elde edilen perdeler şunlardır:
— Sine. Büyük perde. Sinema, televizyonun küçük görüntülerine karşı mücadele edebilmek için tabanı 22 m genişliğinde olan büyük veya geniş perde sistemini benimsedi. Bu konuda çeşitli usuller uygulayan birçok grup vardır; bunlardan biri de hıristiyan anamorfozuyle ilgili incelemeler üstüne kurulmuş olan ve sinemaskopu, sinepanoramik’i ve diyaliskopu kapsayan gruptur. Bir başka grup da (vistavizyon) yatay şekilde geçen 35 mm’lik negatif standart filim kullanmaktadır. Nihayet Todd-AO perde sisteminde de saniyede 30 kere geçen 65 mm’lik filim kullanılır.
— Tiyat. Eski Yunanlılarda oyun perdelere bölünmezdi ve çeşitli olaylar araya girer, bunlar da koro ile birbirine bağlanırdı.
Perde önce, Romalılarda bir sahne oyununun tamamı ve Yunanlıların «drama» kelimesinin karşılığı anlamında kullanıldı; daha sonra da bugünkü anlamını kazandı. Klasik oyunlarda genellikle 5 perde vardı. Komedilerle dramlarda perde sayısı değişirdi. Bazı oyunlar «gün»lere, bazıları da «tablo» denen daha küçük bölümlere, ayrıca her perde de «sahne»lere bölünürdü.
— Zır. Ağaç perdesi, kurutucu rüzgârlara karşı bir engeldir; dik yamaçlarda sel yarıntıları açılmasını azaltır; ağaçların terlemesi havanın nem oranını yükseltir; nemin artması ağaçlardaki buharlaşmayı azaltır. 1948′den beri. Don steplerinde ve Aşağı Volga’da sistemli şekilde ağaç perdeleri meydana getirilmekte ve bu kurak bölgeler verimli topraklar haline dönüştürülmektedir.
♦ Perde perde zf. Azar azar: Şahinde’nin perde perde yükselen sesinin yanında… (Sabahattin Ali). Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta ! Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta… (Ahmet Hâşim). [LM]
13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERDAH
Tarih 13 Mayıs 2009
PERDAH i. (fars. perdâhten’den perdaht > perdah). Parlatma, parlaklık verme. || ■nâain hemen üstüne yapılan ikinci sakal Perdah etmek (veya vurmak), cilalamak patlatmak. Sakalı ikinci defa tıraş etmek: Saçını boyasa da, sinek kaydı traş etse de bel bükük, boyun bükük.
Perdah makinesi, büyük baş hayvan ve özellikle küçük baş hayvan derilerine bir cilâ veya bir parlaklık vermek için kullanılan makine.
— Etnogr. ve Tarihöncesi. Perdah taşı, genellikle sert veya yumuşak, çoğu zaman da yontma taştan yapılmış bir âletin pürüzlü yüzünü düzeltmeğe yarayan taş. (Perdah taşı sert ve pür.tüklü taştan olabilir; yumuşak taştan olursa bunun üzerine perdah taşı işini gören çakıllı kum yapıştırılır. Avrupa’da perdah taşının ortaya çıkması Paleoiitik dönemden Neolitik döneme geçişi gösterir.)
— Kuyumcu. Perdah tornası, elması yuvarlaklaştırmağa yarayan küçük yatay torna.
— Malzeme. Parlak perdah, yontma taş veya mermere, gözle görülebilir çizgileri olmayan ayna gibi parlak bir yüzey verme işlemi, (Parlak perdah, taş veya mermeri, mat perdahtan sonra kalay tozu, su veya çok ince bir aşındırıcı maddeyle ovarak yapılır.)
Mat perdah, yontulmuş bir taşa (sert taş veya mermer), gözle görünür çizgisi olmayan ve ışığı hafifçe yansıtan bir yüzey kazandırma. (Mat perdah, taş veya mermeri, kaba yontmadan sonra zımpara, su veya çok ince bir aşındırıcı ile ovarak yapılır.)
— Metalürji. Perdah takımı, kalıp kumunu perdahlamak için kullanılan kalıpçı â-leti. (Değişik yüzeyleri perdahlayabilmek için perdah takımları çeşitli biçimlerde yapılır.)
— Seramik. Genellikle pişmiş mine üzerine uygulanan, çok ince, parlak ve menevişli tabaka: Oksitleyici bir ateşte pişirilen perdahlar madenî pırıltılara benzeyen pırıltılar saçar. || Burgos perdahı, çok sulandırılmış parlak altın eriyiği.
— Tekst. Perdah makinesi, kumaşın aprelendikten sonra parlatılmasına yarayan makine.
— ANSiKL. Malzeme. Perdah’ı, cilalama, glase, parlatma, düzleme, vernikleme ile karıştırmamak gerekir. Bu işlemler de perdah gibi bir yüzeyi pürüzsüz ve parlak hale getirmek amacı güder, fakat bu amaç dışında perdahla benzerlikleri yoktur. Perdah ancak her yanında homogenîik gösteren ve eskimenin ancak kaba gözenekleri ortaya çıkarabileceği cisimlere meselâ mermer, odun, fildişi, sedef, cam, değerli taş v.b.ye uygulanır. Değerli taş taklitlerinde, ön işlemlerle kaybettikleri saydamlıklarını kazandırmak için kristaller ve emay-lar perdahlanır.
♦ Perdahsız sıf. Perdah yapılmamış, parlatılmamış olan. (lm)
13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERDAH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PIRÇOMORPHA
Tarih 13 Mayıs 2009
PIRÇOMORPHA çoğl. i. Kemikli balıklar _a —:. (Döş yüzgeçleri göğüs yüzgeci yeli bulunan, kenarları tırtıklı pullu, yüzi sesi kapalı veya hiç olmayan, yüzgeçleri dikenli balıkları kapsar. Birçok familyaya ayrılır; bu familyaların bellibaşlıları şunlardır: levrekgiller [tatlısu levreği], hani-ler [hani], izmaritgiller [izmarit], uskumrular: [uskumru, tonbalığı], iskorpitgiller İskorpit]. kırlangıçbalığıgiller [kırlangıç].)
13 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIRÇOMORPHA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERAN
Tarih 12 Mayıs 2009
PERAN sıf. Bk. PERKAN. PERANEMİDAE çoğl. i. İğ biçiminde veya silindirimsi bir hücreli kamçılı hayvan; iki kamçısı, bir yutağı vardır; kamçılardan arkadaki hareket etmesine yarar. (Başlıca cinsleri: peranema, urceolus.) [L]
PERARSENYAT i. (fr. perarseniate). Arsenyatlardan daha fazla oksijen kapsayan tuzların genel adı. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERACARİDAE
Tarih 12 Mayıs 2009
PERACARİDAE çoğl. i. Malacostraca takımından kabuklu hayvanlar grubu; bunlarda kabuk varsa, göğüs halkalarından en az dördü serbest olur. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERACARİDAE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEPSİS, PEPTlDAZ
Tarih 12 Mayıs 2009
PEPSİS i. Parlak siyah, kadife mavisi veya fıstıkyeşili renginde çok büyük böcek (kalıklığı 10 sm kadar); en büyük örümceklere bile saldırır; ısırması çok acı verir. Bakınız pepsis ve tarantulalar(Afrika’da yaygın zarkanatlıların potnpi-.:±j.e familyasından.) [L]
PEPTlDAZ i. (fr. peptidase). Biyokim. Peptitler ve polipeptitler üstünde etki gösteriri fakat daha karmaşık proteitlere bileşik yapmayan proteoliz enzimi. (Peptidazır. sindirim sırasında pepsin ve tripsin’in etkisini uzatır.) [LJ
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEPSİS, PEPTlDAZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEPOSACA
Tarih 12 Mayıs 2009
PEPOSACA i. Siyah, gri ve beyaz renkli, iri pembe gagalı bir ördeğin özgül adı (Netta peposaca); Orta Amerika’da yaşar.
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEPOSACA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTOZİT, PENTRİL, PENTRİT, PENTOZÜRI
Tarih 12 Mayıs 2009
PENTOZİT i. (fr. pentoside’dtn). Kim. Pentozlarla (genellikle riboz, arabinoz ve ramnoz) üretilen ozitlerin genel adı. (L)
PENTOZÜRI i. (fr. pentosurie). Tıp. Sidikte pentoz bulunması; bazen sadece bitkiyle beslenenlerde görülür. (İçinde pentoz bulunan sidik, tıpkı glükoz gibi Fehling eriyiğini indirger, ama onun gibi kutuplanma düzlemini saptırmaz; biramayalarmın etkisiyle de mayalanmaz.) [L]
PENTREMİTES i. Blastoidea sınıfının fosil paleozoik takımından derisidikenli hayvan, (üst Silüryen, Devonyen ve Karbonifer’de çiçek tomurcuğuna benzer kanalcıkları bulunmuştur.) [L]
PENTRİL i. (yun. pente, beş’ten fr. pentryl). Molekülünde beş NO2 grubu bulunan patlayıcı madde. (L)
PENTRİT i. (pentaeritrovden türetilmiş k.). Pentaeritritol tetranitrattan C(CH2ON02)4 meydana gelen patlayıcı. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTOZİT, PENTRİL, PENTRİT, PENTOZÜRI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTHINA
Tarih 12 Mayıs 2009
PENTHINA i. Meyve ağaçlarına zararlı kelebek. (Pulkanatlıların tortricidae familyasından.) [TEMETOCERA ve SPİLONOTA adlarıyle de anılır.].Gündüz ve gece kelebekleri pulkanatlılar, Kelebekler camiasının değişik özellikli yaratıklarıdır.
— ANSIKL. Penthina’lar yaprak bükücü böceklerdir; kurtçukları genellikle ciddî zararlara yol açar. Penthina ocellana’nm tırtılı elma ağacına dadanır, çiçeklerini mahveder. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTHINA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTASTATERON, PENTASÜLFÜR, PENTATİYONAT,
Tarih 11 Mayıs 2009
PENTASTATERON i. (yun. k.). Lagos hanedanı zamanında Mısır’da basılan ve : lios Polydeukes tarafından sözü edilen stater değerinde madenî para. On drahmilik altın para anlamında dekadrak idadiyle de bilinir. (l)
PENTASTIL i. (fr. pentastyle). Mim. Ce: hesinde beş sütunlu bir dizi bulunan yunar tapınağı. (l)
PENTASTOMIDAE çoğl. i. Zool. Yılanlarda, bazı memelilerde ve kuşlarda asabi yaşayan ip gibi ince, silindirimsi gövdd omurgasız hayvanlar grubu. (İki takım 1 ayrılır: cephalobenida ve procephalidz Her iki takımda altmış kadar tür bulur Birçok özelliği bakımından eklembacaklı lara benzeyen bu hayvanların hangi şube bağlanacağı henüz belli değildir.) Efilinguatula. (l)
PENTASÜLFÜR i. (fr. pentasulfure). Kimya, Molekülünde beş kükürt atomu bulur: sülfür. (L) ^x
Pentateukhos i. Eski Ahit’in ilk beş I tabına, onları Yunancaya çevirenlerin verdikleri ad. Bu beş kitap, Tekvin, G:. Levi kabilesi, Kutsal sayılar ve eski mu s: vî fıkhının tekrarı olan Deuteronomion c (L)
PENTATİYONAT i. (fr. pentathionate Kim. Pentatiyonik asidin tuzu. (l)
PENTATIYON1K sıf. (fr. pentathioniqm Kim. Bk. t iyonik.
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTASTATERON, PENTASÜLFÜR, PENTATİYONAT, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTANDIOYIK, PENTAPHYLLUS
Tarih 11 Mayıs 2009
PENTANDIOYIK i. (fr. pentanedioigue). Kim. Eşanl. GLÜTARİK*ASİT.
PENTANDRİ i. (fr. pentandrie’den). Bot. Linnaeus’un, beş erkek organîı bitkiler için kabul ettiği bitki sınıfı. (L)
PENTANOİK i. (fr. pentandique). Kim. E-şanl. VALERİK ASİT.
PENTANOL i. (fr. pentanol). Kim. Eşanl. AMİL ALKOL. Bk. AMİL, AMİLİK.
PENTANON i. (fr. pentanone). Kim. Alifatik seıiden beş karbonlu (Cs) ketonların genel adı. (Bunlardan biri propiyondur.) [L]
PENTAPETES i. Bot. Kırmızı çiçekli güzel otsu bitki; Tropikal Asya’da yetişir; sıcak limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir. (Sterculiaceae familyasından.) [L]
PENTAPHYLLUS i. Çürük odunlarda yaşayan genellikle kızıl renkli küçük böcek. (Kınkanatlıların tenebrionidae familyasından.) [L]
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTANDIOYIK, PENTAPHYLLUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTAMETONYUM, PENTAMITES, PENTAN
Tarih 11 Mayıs 2009
PENTAMETONYUM i. (fr. pentametonium). Eczc. Pentametilen-bis-trimetil-amonyum’un kısa adı. (Yaşatkan sinir sisteminde sinirlerin birleşme yerlerinde sinir akımının geçmesini engelleyen bir ilâçtır. Anesteziyolojide, arteritlerin tedavisinde, bazı atardamar hipertansiyon vakalarında ve çevresel dolaşım bozukluklarında kullanılır.) [L]
PENTAMITES i. Birinci zamanda yaşamış blastoidea takımından fosil derisidikenli hayvan; çiçek tomurcuğu biçimindeki çanaklarına Üst silüryen, Devonyen ve özellikle Karboniferde rastlanır. (L)
PENTAN i. (fr. pentane). Kim. Formülü C5 H12 olan doymuş hidrokarbon.
— Petr. Pentan giderme, daha az uçucu hale getirmek için, bir petrol ürünündeki, ö-zellikle benzindeki pentanı ayırma.
— ANStKL. üç izomer pentan vardır: 36° C’ta kaynayan, CH3 (CH2)s CH3 formülündeki normal pentan; 29° C’ta kaynayan, C2 H5 CH(CH3)2 formülündeki izopentan veya dimetiletilmetan; gaz halinde olan ve 9° C’ta sıvılaştırılabilen C(CH3)* formülündeki tetrametilmetan. (L)
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTAMETONYUM, PENTAMITES, PENTAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTAKOSIARKHOS, PENTAKOSİOMEDİMNOS, PENTALITRON
Tarih 11 Mayıs 2009
PENTAKOSIARKHOS i. (yun. pentako-sioi, beş yüz ve arkhos, şeften). Esk. Yun. Bir pentakosiarkhia’nın şefi. (L)
PENTAKOSİOMEDİMNOS i. (yun. pen-takosioi, beş yüz ve medimnos, yaklaşık o-larak elli litrelik ölçek’ten). Esk. yun. 500 Medimnos değerinde (yaklş. 260 hl.) .tahılı olan atinalı.
— ANStKL. Pentakosiomedimnos’lar, Atina’da, Solon anayasasına göre, şehirlilerin dört sınıfından ilkini meydana getirirler, a-ğır yükümlülükler taşır ve en yüksek görevlere tayin edilirlerdi. Şövalyeler gibi süvari olarak hizmet görür, ama atlarını kendileri sağlarlardı. Demokrasinin gelişmesiyle imtiyazları gitgide azaldı. (L)
PENTALITRON i. (yun. k.). Akragas’ta (Agrigento) basılan beş litra veya bir yunan drahmisi değerindeki eski para. (l)
PENT ALKOL i. Kim. Eşanl. PENTiLOL. PENTAMERUS. i. Kavkısı bölmeli ve iri çengelli kolsuayaklı hayvan; Üst silüryende bulunur. (Pentameridae familyasının örnek tipi.) [L]
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTAKOSIARKHOS, PENTAKOSİOMEDİMNOS, PENTALITRON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENNATULA
Tarih 11 Mayıs 2009
PENNATULA i. Zool. Pennatulidae familyasından mercan; bütün sıcak ve ılık denizlerde yaygındır.
— ANSiKL. Pennatula’lar, polipsiz silindirimsi saplarıyle kuma saplanan, genellikle parlak kırmızı renkli, güzel hayvanlardır. Sapın serbest kısmında, bir teleğin ayasını andırır tarzda etli lamlar halinde dizili büyücek ve saydam polipler bulunur. Pennatula gayet kuvetli ışık çıkarır. Denizlerin çoğunda 200 m’den birkaç bin metre derinliğe kadar bulunur. (L)
PENNATULİDAE çoğl. i. Pennatula’larla benzerlerini kapsayan octocorallia familyası. (L)
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENNATULA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENELOPE
Tarih 11 Mayıs 2009
PENELOPE i. Az çok beyazla karışık parlak esmer yeşil, bazen siyah tüylü büyük kuş; bacakları uzun, kuyruğu uzun ve geniş, gagası çok küçüktür; tropikal amerika ormanlarında yaşar. (Penelopeler hok-kolara yakın, ama gövdesi onlara göre daha uzun kuşlardır. Tavuksular takımının ağaçta vuğugiller familyasından.) [L]
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENELOPE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEND Oreille, PENDNAME, PENEA, PENEİOS, PENELLA
Tarih 11 Mayıs 2009
PENDNAME blş._ i. (fars. pend, öğüt ve nâme’den pend-name). Ed. Esk. öğüt kitabı. (M)
PEND Oreille, A.B.D.’de (İdaho) göl, Kayalık Dağlar’daki bir vadide; 337 km. Sularının fazlasını Columbia ırmağının kolu olan Clark River ile akıtır. (L)
PENEA i. Mahmuzu testere dişli olan büyük karides (yenebilir); peneidae familyasının örnek tipi. (L)
PENEİOS, Elis’te (Peloponnesos) ırmak, ton denizine dökülür; 80 km. (L)
PENELLA (Manuel), ispanyol bestecisi (Valencia 1881 – Madrid 1938). Çeşitli müzikli komediler yazdı: Dia de Rey es (Kralların Günü); La Espana de Pandereta (Tamburenli İspanya); Las Musas Latinas (Latin Musaları); El Gato Montes (Dağ Kedisi) v.b. Ayrıca Don Gil de Alcala (1932) adlı bir operakomiği vardır. (M)
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEND Oreille, PENDNAME, PENEA, PENEİOS, PENELLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENÇELEMEK
Tarih 11 Mayıs 2009
PENÇELEMEK geçi. f. (pençe’den pençe-le-mek). Pençesiyle vurmak. + Pençeleşmek ortakîş. f. Pençe pençeye dövüşmek: Onunla dövüşmek, arslanla pençeleşmek gibi olup buna ise fevkalâde cesaret ve cüret gerekti (Cevdet Paşa). || Mec. Uğraşmak, mü.cadele etmek: Dalgalarla pençeleşir (S. F. Abasıyanık). Günlerce ölümle pençeleşti. (M)
PENÇELİ sıf. (pence’den pençe-li). Pençesi olan (hayvan). ]j Esk. Padişah mührü ile damgalanmış. |] —Mec. Kuvvetli, tuttuğunu koparan. || Sataşan, sırnaşan.
— Ayakkabıcılık. Pençe vurulmuş (ayakkabı). [M]
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENÇELEMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENÇE
Tarih 11 Mayıs 2009
PENÇE i. (fars. pence’den). Yırtıcı hayvanların ön ayaklarının sivri ve aşağı doğru kıvrık tırnaklı uç kısmı; Sol kolu ile pençeyi çeler ve pençenin tırnakları arasında kçyun postunun yapağısı kalır (F.R. Atay). Paşanın kaplan pençesine benzeyen ince parmaklı elleri.. (H.E. Adıvar). [Bk. ANSİ KL. Zool. bölümü.] || Mec. Aman vermeyen, acımasız, zorlu ve büyük güç, kudret: içlerinden biri benimle alâkadar olmuştu. Artık ne yaparsam yapayım, şimdi onun pençesinde idim. Ondan kurtulamıyordum (A.H. Tanpmar). Azrail’in pençesi. Adaletin pençesi.
— CEŞ. DEY. Pençe atmak, kuvvetine güvenerek bir şeyi elde etmeğe çalışmak: Bilirim atarsın bana pençeni I Nefsine kahretmek istedikçe sen (F.N. Çamîıbel). || Pençe pençeye gelmek, boğaz boğaza, kıyasıya dövüşmek: Zavallı dimağında aşkın şiddeti ile gençliğin hayata olan kuvvetli bağı pençe pençeye gelmiş son şiddetle döğüşüyor-lardı (H.R. Gürpınar). || Çakır pençe. Bk. ÇAKIRPENÇE j| El pençe (divan) durmak. Bk. DİVAN.
— Ayakkabıcılık. Ayakkabının tabanındaki kösele. (Bk. ANS1KL.) || Pençe vurmak, ayakkabıya pençe geçirmek veya eskiyen pençeyi değiştirmek. || Gizli pençe, tamir yapıldığı belli olmayacak şekildeki pençe. || Yarım pençe, ayakkabı tabanının ön yarısı değiştirilerek yapılan pençe.
— Bot. Aslan pençesi. Bk. ASLANPENÇESi. || Ayı pençesi. Bk. AYITABANI. || Kurt pençesi. Bk. KURTPENÇES İ.
— Saraçl. Belli bir gerginlik vererek halıların yerleştirilmesine yarayan âlet. || Elle dikilmeden önce dikiş yerlerini işaretlemek için kullanılan dişli âlet. || Vurmalı pençe, bir tokmakla vurularak dikiş yerlerinin işaretlenmesine yarayan, bir tür çelik tarak. || Mahmuzlu pençe, üzerine basınç uygulayarak kullanılan uzun bir sapa tespit edilmiş dişli rulet.
—Tasav. ve G. santl. Esk. Pençe-i Âl-i Aba, Hz. Muhammed, Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin adlarının el pençesi biçiminde yazıldığı levhalar. (Bu türlü levhaların hakkedilerek yapılanları da vardı. Bektaşîlikte buna mühür de denir. Sağ elin başparmağından başlamak üzere Hz. Muhammed, Ali, Fatma, Hasan, Hüseyin olarak sıralanır. Bununla ilgili oldukça süslü yazı resimler yapılırdı.)
— Teşk. tar. Bir fermanın veya mektubun onaylandığını belli etmeğe yarayan işaret, tuğra. Bk. ANSiKL.
— ANSİKL. Ayakkabıcılık. Bir ayakkabı pençesi, yerle temas eden taban, ara kısım olan dolgu, ayakla temas eden üst pençe, ayak terini emebilen ve gerektiğinde yerinden çıkartılabilen astar v.b. gibi çeşitli kısımlardan meydana gelir.
— Teşk. tar. Osmanlı idaresinde, İstanbul’da sadrazam; eyaletlerde vezir, beylerbeyi ve sancakbeyleri resmî kâğıtlara imza yerine pençe basarlardı. Moğollarda kullanılan al-tamga teriminin pençeyle ilgisi olduğu sanılıyor. Timur da hâkimiyet sembolü olarak al-tamgayı kullandı. Osmanlılarda ilk pençe XV. yy.ın ortalarında görülür. Bir mühür niteliği taşıyan pençe, sağ elin parmak ve ayasına benzediği için bu adı aldı. Kâğıdın üst sol veya sağ köşesinde; ortada veya emirnamenin veya mektubun bitiminde yer alan pençelerin değişik biçimleri vardır. Vezir veya beylerbeyi pençesi tek kavisli tuğralara benzer. Tuğralardaki «daima» kelimesi yerine pençelerde, sadrazam tarafından konan şah, yani doğrudur işareti bulunur. Sadrazamın bu işareti koyması, yazılan şeyi emretmekte olduğunu ve o-

nayladığını göstermek içindi. «Muzaffer» kelimesinin son harfi olan r, yazının başındaki pençenin kenarından başlayarak mektup ve buyrultunun ortasına veya son satırına kadar inerdi. Sadrazamlar, Erdel, Eflak ve Boğdan voyvodalarıyle yabancı devlet kral ve başvekillerine yazdıkları mektuplarda pençelerinin keşidesinin (çekim) ortasına mühürlerini basarlardı. Fakat içişleri hakkında yazdıkları mektuplarla verdikleri e-mirlerin pençeleri mektupların altına çekilir ve keşidesiz olarak tuğra gibi toplu bir durumda bulunurdu. Kavisli ve kuyruksuz pençe örnekleri de vardır. XVII. ve XVIII. yy.larda beylerbeyi pençeleri vezirlerinkine göre daha ince bir kalemle çizilirdi. Sadrazamlar, devlet merkezlerinde bulundukları zaman, kendilerinden başka hiç kimse pençe çekemezdi. Sadrazamların, buyrultularında pençe kullanmaları Keçecizade Mehmet Fuad Paşanın sadrazamlığına kadar sürdü (1816). Bu tarihten sonra sadrazamlar kendilerine sadaret mührü kazdırdılar.
— Zool. Saldırma, savunma, tırmanma, yakalama işlerine yarayan pençelerin en mükemmel şekli, üstün yapılı etçillerde bulunur (kedigiller). Bunlarda tırnaklar içeri çekil-gendir, yani hayvan rahatken tüylerin arasına çekilir, böylece toprağa sür tünerek kö-relmekten kurtulur. Yarasalar ve tembel hayvanlar pençeleriyle bir yere tutunarak baş aşağı asılır. Köstebek, toprağı kazmak için pençesini kullanır. Yırtıcı kuşların pençesi de aynı işleri görür.
♦ Pençe pençe zf. ve şif. [Genellikle yanak için] Kırmızı lekelerle dolmuş, kızarmış: Utançtan yanakları pençe pençe olmak. (ML)
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENÇE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|