Restorasyon
Tarih 29 Haziran 2009
Restorasyon, Avrupa tarihinde, Viyana kongresi (1815) ile 1830-1831 devrim olayları (Fransa’da temmuz devrimi, Belçika ve Polonya devrimleri, Orta italya’da 1831 şubat devrimleri) arasındaki döneme verilen genel ad.
Başlangıçta sadece Fransa için kullanılan bu terim, daha sonra eski rejimlere geçişi belirtmek için bütün Avrupa’ya uygulanmıştır. (Fakat bu geçiş tam anlamıyle eski rejimlerin ihyası demek değildi; devrim rejimlerinin getirdiği hukukî, idarî ve sosyal değişiklikler ve hesaba katılmıştı.) Restorasyon devri monarşilerinde soylu sınıfın ve ruhban sınıfının hukukî ayrıcalıkları kaldırılmış ve bazı yerlerde de meselâ Fransa’da bu rejim ingiltere tipinde anayasal bir rejimin kurulmasına önayak olmuştur.
• Fransa’da Restorasyon. Birinci Restorasyon, Fransa’da Birinci imparatorluğun yıkılmasından sonra monarşinin Bourbon’lar lehine (Louis XVIII) yeniden kurulduğu dönem (6/24 nisan 1814-20 mart 1815). İmparatorluk senatosu 6 nisan 1814′te «Louis Stanislas Xavier de France»ı tahta çağıran bir anayasayı kabul etti. 13 Mayıs 1814′te, hükümdar, geçici hükümetin üyeleri Du-pont, Malouet ve Louis, eski Bonaparte’çılardan Talleyrand ve Reugnot, kralcılardan Montesquiou, Ferrand, Dambray ve Blacas ile ilk hükümeti kurdu. Bu hükümet 30 mayıs 1814′te birinci Paris antlaşmasını imzalayarak Fransa’yı barışı kavuşturdu ve vaadedilmiş olan anayasayı hazırlayarak aynı yılın 4 haziranında çıkardı.
Krallığın yeniden kurulması herhangi bir olaya yol açmamış, imparatorluk döneminin devlet memurları yeni yönetimi tutmuştu. Devlette en başta gelen yeri almayı uman din adamları, ayrıcalıklarına ve mallarına kavuşmayı kuran soylular sınıfı, krallık yönetiminde mülkiyet hakkının ve huzurun teminatını gören burjuvazi, yeni kurulan yönetimi destekliyordu. Ama kral, ihtilâl ve imparatorluk devirlerinin siyasî veya sosyal bakımlardan getirdiği yenilik ve kazançları kabul ettikçe bir eski devir kralı haline geliyordu.
Sonunda, Bassano dükü Maret, kraliçe Hortense, Drouet d’Erlon ve birçok subay tarafından, Napolyon’un iktidara dönmesini sağlamak amacıyle bir komplo hazırlandı ve 1 mart 1815 günü Napolyon Frejus yakınlarında karaya çıktı. İlkin tehlikenin büyüklüğünü pek iyi anlayamamış olan Louis XVIII, 19 mart günü acele Tuileries sarayından kaçmak zorunda kaldı ve 20 martta Lille’e, oradan da Gand’a geçti.
İkinci Restorasyon, Fransa’da Louis XVIII ile Charles X’un saltanatları sırasında yürürlükte olan siyasî rejimin adı (1815 -1830). İkinci Restorasyon, 18 haziran 1815′teki Waterloo yenilgisi ve Napolyon’un Yüzgün’ün sonunda ikinci defa’ işbaşından ayrılması sonucunda kuruldu. Bundan dolayı, Bourbon’ların yeniden tahta dönüşü, Paris’e giren ve Fransa topraklarında üç yıl kalan dört büyük müttefik devletin (İngiltere, Prusya, Avusturya ve Rusya) işgal bölgeleri kurmasıyle aynı zamana rastladı. Bu dört devlet, Bourbon’ları ikinci defa tahta getirmekte tereddüt ediyorlar, Yüzgün’ün onların beceriksizliğinden meydana geldiğine inanıyorlardı. Ama Birinci Restorasyonun hatalarını kabul etmek akıllılığını göstermiş ve Napolyon’un en yakın yardımcılarının dışında herkesi salıvermeyi öngören geniş bir genel af çıkarmayı vaadetmiş olan Louis XVIII, 8 temmuzda Paris’e dönerek kendini bütün Avrupa’ya kabul ettirdi. Ne var ki, Yüzgün döneminin etkisiyle, milletlerarası durum eskisinden daha kötüydü.
Müttefikler 20 kasım 1815 günü, Louis XVIII’e birincisinden daha ağır şartlar getiren ikinci Paris antlaşmasını imzalattılar. Bu arada içerideki durum da hiç parlak değildi. Louis XVIII’in 16 eylül 1824 günü ölmesi üzerine yerine Charles X adiyle kardeşi Artois kontu geçti. Ama iç siyasetteki çatışma ve çekişmelerin arkası kesilmedi. Bu duruma bir darbeyle son vermek isteyen Charles X, 25 temmuz 1830 günü, meşrutiyet yönetimini ve basın hürriyetini kaldırdı. Paris halkı bu davranışa sert bir tepki gösterdi. Kralın kararını takip eden 27, 28 ve 29 temmuz günleri şehirde çıkan ayaklanma sonucunda Charles X tahtından indirildi.
• İtalya’da Restorasyon. Viyana kongresinde kararlaştırılan sınırlar, Avusturya’nın hâkimiyetine imkân vermiş, dolayisiyle de bu hâkimiyet bağımsız ve birleşmiş bir italyan hükümetinin kurulmasına başlıca engel olmuştu. İtalyan yarımadasında, Restorasyon gergin bir siyasî hava yaratmıştı; buna sebep çeşitli italyan devletlerinde iktidara karşı cephe alan muhafazakâr grupların yaptığı baskıydı. Bu yüzden siyaset ve kültür alanında hükümetler, çok sert tedbirler almak zorunda kalıyorlardı (Milano’da çıkan Con-ciliatore dergisinin kapatılması [1819]; İki Sicilya imparatoru Ferdinando I’in bakanı prens Canosa’nın siyasî faaliyetleri).
İktisat alanında ise hükümetler genellikle himayeci ve güdücü bir tutum benimsemişlerdi. Bu baskı siyaseti Napoli ve Piemonte’de patlak veren 1820-1821 ayaklanmalarından sonra daha da artmış ve Restorasyon rejiminin ne kadar sınırlı bir temele dayandığını ortaya koymuştur. Bu arada, tek istisna olarak Toscana’da kurulan rejim gösterilebilir; büyük duka Lorena’lı Ferdinando IV ile bakanı V. Fossombroni ihtiyatlı ve dengeli birer siyasetçi olarak XVIII. yy.ın reformcu geleneklerini sürdürmüşler ve ülkenin fikir hareketlerini liberalizme doğru yönelten ölçülü ve toleranslı bir idare şekli kurabilmişlerdi.
• ingiltere’de Restorasyon, ingiltere tarihinde monarşinin yeniden kurulduğu ve kralın 1660′ta otoritesini yeniden sağladığı dönem. (Daha geniş anlamıyle bu ad 1660-1702 arasındaki döneme verilir.) Cromwell yönetimini izleyen uzun anarşi döneminden onra, Charles Stuart taraftarı «Pervasızlar» ile presbiteryenlerin koalisyonu sonucunda krallık yeniden kuruldu. Londra’da kral ilân edilen Charles II, vicdan hürriyetine saygı göstereceğini ve genel af çıkaracağını vaadettikten sonra Dover’e çıktı ve orada Monk tarafından karşılandı (1660).
Fakat halkın coşkunlukla karşıladığı kralın yeteneksizliği kısa zamanda büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Buna rağmen lord Clarendon’un yönetimi altında, Restorasyon sadece krallığın yeniden kurulmasıyla kalmadı; parlamentonun ve anglikan kilisesinin gücünü kesinlikle ortaya koymağa ve soyluların eski yerlerini kazanmalarına imkân verdi. Clarendon, krala düzenli bir gelir sağladı.
Ayrıca, parlamento yeniden düzenlendi ve milletvekillerine başlangıçtaki görevleri iade edildi (Long Parlament, 1660). Korporasyonlar kanunu, milletvekillerini Covenant’tan ve bazı durumlarda tebaanın, hükümdarlarına karşı kuvvete başvurma hakkı fikrinden vaz geçmek zorunda bıraktı. Ayrıca, bütün puriten eğilimleri ortadan kaldırıldı ve Common Prayer Book’u onaylamayan rahipler görevden uzaklaştırıldı. Restorasyondan sonra fikir ve sanat hareketleri büyük ölçüde gelişti ve bu dönem Büyük Britanya tarihinde bir dönüm noktası oldu. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Restorasyon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Restitutionsedikt
Tarih 29 Haziran 2009
Restitutionsedikt, imparator Ferdinand II’nin 6 mart 1629′da çıkardığı ferman.
Ferdinand II, bu fermanla, Danimarka’ya ve Almanya’nın protestan prenslerine karşı kazanılan zaferlerden sonra, Karşı-Reformun savunucusu olarak, biri Magdeburg, diğeri de Bremen’deki iki başpiskoposluğun, on iki piskoposluğun ve yüz yirmiyi aşkın manastırın Protestanlar tarafından geri verilmesini istiyordu.
Fermanın uygulanmasını da ordusuyle Wallenstein sağlayacaktı. Bu işe büyük bir istekle girişildi; ama Otuzyıl savaşının gelişmeleri ve imparatorun uğradığı başarısızlıklar işin tamamıyle gerçekleştirilmesini önledi. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Restitutionsedikt hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİM veya RESM
Tarih 29 Haziran 2009
RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görülen azizlerin resimlerine benzer bir hal aldı (H. R. Gürpınar).
Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yapmağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Güntekin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çizme, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Resim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.
— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanılır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anlamında kullanılır: Bir kere sevdaya tutulmaya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar edersen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.
— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.
— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsinden bir para: Gümrük resmi. Belediye resmi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. ansikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlananların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakılmaları durumu. (Bk. ansikl.) ||
— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtılması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memurlar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olmadığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapardı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kassam defteri vardı, ölenin terekesi kassam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, ölenin cenaze masraflarıyle kassamın alacağı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısmetin kimler tarafından tahsil edileceğini düzenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, hademeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılardan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayinlerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve salâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrasını taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Resmi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydettikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Kadıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlarlardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe arasında değişirdi. Buna sicil akçesi de denirdi.)
— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tahlif, devlet memurlarının işe başlarken yemin töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat yemini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)
— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa altmış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değirmen vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürürlükte olduğu dönemde ekili arazisi olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.
Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba bennâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işlenebilecek arazi demekti.
Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bırakarak başka iş yapanlardan alınan vergi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve ondan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alınırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, turfanda meyve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı verilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.
Gayrimüslimlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzimattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderlerdi.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraattan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az verimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi almamağa başlandı.)
— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giydiği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hırkayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şeyhinin huzuruna çıkınca giyer.)
— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yarayan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geometrik resim, bir nesnenin geometrik orantılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belirtildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vurulan veya suluboya ile renklendirilen resim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yarayan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (marangozluk, topografya v.b.) uygulanması.
|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. alarak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanmadan yapılan ve bir nesneyi gerçekte olduğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi meydana getiren bütün parçaların ölçüsünü veren ve bu parçaların nasıl biraraya getirileceklerini belirten resim. (Bu tür resimde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösterilir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, yatay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit denir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli birtakım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, makine resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Teknik resim, sanayide, makine veya her çeşit imalât parçasının tam ve hatasız olarak yapılabilmesi için, çizimi yapan mühendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlardan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)
— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim testi, dört tane renkli resimden meydana gelir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki insan görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördüncü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, bazı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmektedir. Teste tabi tutulan denek, bu dört resmi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorundadır. Denekten istenen şey, bu resimlere bakarak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin konusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.
Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, deneğin anlattığı konuya karşı takındığı tavrı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini bitimi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliyetini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.
— Folk. önceleri folklorun bir parçası sayılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okumamış veya az okumuş bir toplumun sanatıdır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rastlanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha fazla ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapılmış olan bu resimler, ilkel bir özellik taşır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışında kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından denizler ve içinde gemiler görülür.
Halk resimleri halk masallarına uygun, halkın anlayabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bunları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (çoğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resimler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.
1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gösterir. Osmanlılar döneminde memurların gittiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yansıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, Enver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine karışmış Namık Kemal, Fatih’in atını denize sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in palabıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğraları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıydı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin develeri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süslerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine göre gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı gemisi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda denizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tulumbacılar v.d.
Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.
2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hikâyeler olmak üzere tarihî ve dinî konulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.
3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı varlıklara yer verilmeyen Mekke, Medine resimleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok sayfası resimlidir. Başta islâm inançlarını özetleyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sırat, bunun altında cehennem, zakkum ağacı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar halinde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.
4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasakladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatının en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şekiller, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi büyü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiştir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli sayfası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tılsım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.
5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konulardadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minarelerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapılmış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.
6. Yazıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.
7. Cam altı resimleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bunlar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, araları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de olağanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parçalanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk resimlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.
8. Karagöz resimleri halk sanatının en zengin bölümünü meydana getirir. Oyuna başlamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bahçeler perdeye konur. Buna göstermelik denir. Resimler saydamlaştırılmış deve derisine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.
— G. santl. Altamira veya Lascaux mağaralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanılan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resimlerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı mavisi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel boyayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılından yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve ince alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resimlere rastlanır.
Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar birbiri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borçludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten farklıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kumdan meydana gelen taze sıva üzerine yumuşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek genişlikte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, kurudukça hafifleyen çok ince renk armonileri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın derinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.
Freskte genellikle şu renkler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık siyahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kullanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alışkanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazırlanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kullanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan boyalar genellikle eskislerde çok işe yarar.
Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim yapılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sakıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tuval, kenevir tuvalden üstündür; daha kabaca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.
Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, karıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.
Birçok ressam, tablonun genel tonunu daha çabuk elde edecek şekilde önceden boyanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kolalanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalışırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kullanırdı; resimlerin zamanla kararmış olması bu yüzdendir.
Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulunur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çırakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yumuşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntıları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir yana sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).
Bunlar bir boya çanağı içinde sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenmeden önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş verniğine başvurulur. Bu vernik, donuklukları giderir, birkaç dakikada kurur, ama dayanıklı değildir.
• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmıştı. Romalılar da kral Attalos’un satın almak istediği bir tabloyu bu yoldan elde ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler aldı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak halka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satışı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avusturya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar kuruldu. O devirde belçikalı birçok ressam yalnız ihracat için çalışıyordu.
Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin merkezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ticaret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özellikle anılmağa değer.
— Huk. Resim, idarenin gözetim ve denetimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hizmet dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerinden, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluşları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hizmetler dolayısıyle alındığından, hizmetler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alınan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: damga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal resmi, hayvan alım satım resmi, ilân resmi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma resmi, işgaliye resmi.
• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiştir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuruluşların da resim ve harçlardan muaf olduğunu belirten özel hükümler vardır. Meselâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alınmayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Çocuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.
XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emekliye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhülislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışanların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağlı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafından;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya daha fazla akçe gündelikle çalışanların resmi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm resmi kısmetleri ise kazasker kassamları tarafından tahsil edilirdi.
— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çizimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, karakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fırça, silgi v.b. kullanılır.
Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanmasını sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, ölçekler, güdülen amaca ve çizilecek nesnelerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlıklar tamamlanınca resim tüm ve doğru olarak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: kimi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resimlerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ayrıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.
Teknoloji alanında kullanılan resim teknikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizilen resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür resimlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tekniğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genellikle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gerekir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazinin genel görünümünü verebilir, düzeç eğrileri veya taramalarla toprağın engebelerini gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farklarından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uygun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sadece tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştırmalar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntüsü üzerinden kalemle geçmektir; başka birtakım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.
+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESCRİPTUM
Tarih 29 Haziran 2009
RESCRİPTUM i. (rescribere, yazmak’tan lat. k.). Bir Roma imparatorunun, hukuk meseleleri konusunda kendisine danışan yüksek memur veya eyalet valilerine verdiği cevap.
— ANSİKL. Rom. huk. Rescriptum’lar, Roma imparatorlarının, sonra da papaların çıkardığı emirnamelerin ve kararnamelerin bir çeşidiydi. İmparator Hadrianus’a kadar, bunun pek az örneğine rastlanmıştır. Bir özel kişiye hitap eden rescriptumlar, sorunun altına, subscriptio şeklinde yazılırdı: bir magistratus için ise ayrı bir mektup şeklinde (epistola) kaleme alınırdı.
Başlangıçta ancak belirli bir olay için geçerli olan rescriptumlar, II. yy.da hukukî bir değer kazandı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESCRİPTUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ren birliği
Tarih 27 Haziran 2009
Ren birliği, 1658′de Mazarin’in Almanya’da ispanyol etkisini önlemek için kurduğu birlik.
Mazarin alman prenslerini bir araya toplamak için Mainz seçicisi Johann Philipp von Schönborn’un çabalarını destekledi. Böylece Mainz’te Vestfalya anlaşmalarına uyulmasını öngören üç yıllık bir savunma antlaşması, üç dinî seçici, Hessen-Kassel ve İsveç kralı arasında Fransa’nın garantisiyle imzalandı. Bu birlik yenilenerek (1661 ve 1663) Pireneler’de barışın sağlanmasına büyük ölçüde katkıda bulundu ve Louis XIV’ü alman prenslerinin koruyucusu ve Rheinland’ın hâkimi durumuna getirdi. Birliğe Brandenbourg seçicisi de katıldı (1664); onu Danimarka, Saksonya ve Mecklemburg izledi.
Fransa’nın ileri sürdüğü isteklerin uyandırdığı korku yüzünden birlik yenilenmedi (1667) ve Johann Philipp von Schönborn sadece seçicilerle imparator arasında bir birlik kurmak istedi; ama Louis XIV, 1670′te önce Brandenburg seçicisi,. sonra da Bavyera seçicisiyle gizli bir antlaşma imzalayarak bu tasarıyı bozdu. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren birliği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REKÜPERASYON
Tarih 27 Haziran 2009
REKÜPERASYON i. (fr. recuperation geri alma, yeniden toplama). Biyol. ve Tar. Reküperasyon kanunu, yaşama güçlüğü arttığı zaman canlılarda üremenin arttığını gösteren biyoloji kanunu.
— ANSÎKL. Biyel. Reküperasyon kanunu. Eski tabiat bilginlerinin, özellikle Buffon ve Lamarck’ın öngördüğü bu kanun, ilk defa 1844′te A. Bordier tarafından öne sürüldü: «Bir hayvan veya bitki türü soğuk, kuraklık, nemlilik, mikroplu hastalık, şiddetli kıyım v.b. soyu tüketici bir sebeple karşı karşıya bulunduğu zaman, yaşayanların döl veriminde önemli dercede artış görülür; öyle ki canlı varlık bununla eski miktarını dengede tutar».
Bu kanun bitkilere, hayvanlara, hattâ insanlara uygulanabilir. Meselâ Otuzyıl savaşlarından sonra Almanya’daki, Bağımsızlık savaşlarından sonra diğer ülkelerdeki, ihtilâl ve imparatorluk, 1870-1871, 1914 – 1918, 1939 – 1945 savaşlarından sonra Fransa’daki nüfus artışı bu kanunu doğrulayan olaylardır. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKÜPERASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reisebilder (Yolculuk Resimleri)
Tarih 27 Haziran 2009
Reisebilder (Yolculuk Resimleri), Heinrich Heine’nin eseri
(1. kısım 1826; 2. kısım 1827; 3. kısım 1830). Heine, bu eserini meydana getirirken, kendi mizacına en uygun edebî anlatım biçimini bulmuştur.
Die Harzreise (Harz’ta Seyahat) adlı eserinde taslağı üstünkörü kurulmuş bir duygusal serüveni anlatır ve yücelerin temiz havasında üniversite hayatının yavanlıklarını unutmağa çalışır. Das Buch Legrand bölümünde, davulunu çalarak bütün Napolyon destanını canlandıran eski bir imparatorluk askerini dinletir; Die Bader von Lucca (Lucca Banyoları) ile Die Stadt Lucca’da (Lucca’ Şehri) acı alaylarını şair August von Platen’e yöneltir ve çeşitli hıristiyan kiliseleri arasında eğlenceli bir karşılaştırma yapar.
İzlediği tarz, gezdiği yerlerden çok hayal gücüyle yaptığı ideal yolculuğun tasvirine dayanır. Reisebilder’âe, bize sunulan şey, «görülmüş şeyler»den çok bir seyircinin,’ yani Heine’nin, ruhudur. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reisebilder (Yolculuk Resimleri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİLLE (Honore Charles, — kontu)
Tarih 27 Haziran 2009
REİLLE (Honore Charles, — kontu), Fransa mareşali (Antibes 1775-Paris 1860). 1803′te general, 1807′de imparatorun yaveri, 1808′de Toscana komiseri ve kont oldu.
Wagram’da yararlık gösterdi ve Bernadotte’u gözaltında tutmak üzere Anvers’e gönderildi (ağustos-kasım 1809). 1810′da Navarra, 1812′de Aragon valisi oldu. Portekiz ordusunun başına getirildi (kasım 1812). Daha sonra Soult’un emrine geçti ve Vittoria’da başarı kazandı
(haziran 1813), Waterloo’da bir piyade kolordusuna kumanda etti.
1819′da Fransa Yüksek meclis üyesi, 1820′de Kral meclis üyesi oldu, Louis-Philippe tarafından mareşalliğe yükseltildi (1847). 1851 Hükümet darbesine katıldı ve 1852′de senatör oldu. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİLLE (Honore Charles, — kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reichstag
Tarih 26 Haziran 2009
Reichstag, alman yasama meclisi (1867-1945). Kutsal İmparatorluğun Diyet meclisi olan ilk Reichstag 1663′ten itibaren, Regensburg’da temsilcilerden kurulu bir daimî kongre oldu ve imparatorlukla birlikte dağıldı (1806).
Kuzey Almanya Konfederasyonu anayasasıyle Reichstag Bundesrat’tan (Federal meclis) ayrı olarak temsilcileri halktan seçilen bir yasama organı olarak kuruldu. Reichstag milletvekilleri tek dereceli seçimle 100 000 kişiye bir milletvekili olmak üzere seçilirlerdi; ancak vergi mükelleflerinin oyu ile seçilen dolayısıyle de daha muhafazakâr olan Prusya Landtag’ına göre bu meclis hiç değilse görünüşte, daha demokratik sayılabilirdi.
Bütçe ve kanunlar Reichstag’dan geçerdi, fakat yürürlüğe girmesi için Bundesrat tarafından onaylanmaları şarttı. 16 Nisan 1871 imparatorluk anayasası Reichstag’ın bünyesinde herhangi bir değişiklik yapmadı. 1874′te Alsace-Lorraine’in katılmasıy-le milletvekillerinin sayısı 397′yi buldu; üç yıllık mazbata süresi beş yıla çıkarıldı (1885). Milletvekilleri parlamento ödeneği almazlardı. İsteklerini bildirmek ve soru sormak hakları vardı, fakat ancak imparatora karşı sorumlu olan başbakana güvensizlik oyu veremezler ve onu deviremezlerdi.
Buna karşılık başbakanın, Bundesrat’ın kararını alarak Reichstag’ı feshetmek yetkisi vardı, Bismarck ve ondan sonra gelenler, istedikleri çoğunluğu sağlamak için bu usulden yararlanmışlardı. Bismarck Kultur-kampf’ta milliyetçi literalerden faydalanmış, sonra, devlet soyalizmi siyasetim uygulamak için merkez muhafazakârları ile birleşmişti. Wilhelm II ve başbakanları muhafazakârlarla milliyetçi liberallerin koalisyonuna dayanarak hükümeti idare ettiler.
Weimar anayasasında da (1919 temmuz) Reichstag, seçimle işbaşına gelen ve alman milletini temsil eden bir yasama meclisi olarak kaldı. Fakat milletin hâkimiyetini temsil etmesi dolayısıyle devletin en üstün gücü sayılıyordu. Buna karşılık Bundesrat’ın yerine geçen Reichsrat’ın ancak erteleyici bir veto hakkı olduğundan, kanunları onaylamak sadece Reichstag’ın yetkisindeydi; ayrıca bütçeyi tespit eden, antlaşmaları onaylayan, savaşa veya barışa karar veren de oydu. Ertelenmesi ve dağıtılması söz konusu olamıyacağı için hükümeti de doğrudan doğruya kontrolü altına almıştı. III. Reich, Reichstag’ı temsilci meclis olarak muhafaza etti, fakat 15 mart 1933 seçimleri, Nasyonal-Sosyalist parti dışındaki bütün partilerin lağv edilmesinden sonra yapıldığı için nasyonal-sosyalist milletvekillerinden başka kimsenin bulunmadığı Reichstag’ın, hükümetin açıklamalarını dinlemek, Hitler’in nutuklarını alkışlamaktan başka bir görevi kalmadı.
27 Şubat 1933′te naziler tarafından düzenlenen ama komünistlere mal edilen Reichstag sarayı yangını, komünistlere karşı bir baskı siyaseti uygulamak için vesile oldu. Reichstag yangını davası (eylül -aralık 1933) hollandalı komünist Van der Lubbe’nin ölüme mahkûm edilmesi ve baş lıca suçluların (Torgler, Dimitrov) delil yetersizliğinden beraat etmeleriyle sonuçlandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reichstag hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reichstadt antlaşması
Tarih 26 Haziran 2009
Reichstadt antlaşması. Avusturya-Macaristan imparatorluğuyle Rusya arasında yapılan antlaşma (8 temmuz 1876).
Osmanlı-Sırp-Karadağ savaşlarının başlamasından sonra (1 Temmuz 1876) Avusturya -Macaristan imparatoru ve başvekiliyle rus çarı ve başvekili Reichstadt’da buluşarak Balkanlar’ın durumunu gözden geçirdiler ve bir prensip anlaşmasına vardılar (8 temmuz 1876). O zaman gizli tutulan bu antlaşmaya göre:
1- savaşlar Osmanlı devletinin başarısıyle son bulursa iki devlet Balkanlar’da statükonun değişmesi için çalışacaklar;
2- Osmanlı devletinin yenilmesi halinde Bosna-Hersek, Avusturya-Macaristan, Sırbistan ve Karadağ arasında paylaşılacak, Rusya ise Balkanlar’da Besarabya’yı, doğuda da Batum’u alacaktı;
3- savaşlar Osmanlı devletinin tamamıyle yıkılmasıyle neticelenirse Balkanlar’da üç yeni devlet kurulacak, Tesalya ve Epir Yunanistan’a verilecek, İstanbul ise serbest şehir olacaktı. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reichstadt antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCHSRİTTER
Tarih 26 Haziran 2009
REİCHSRİTTER i. Eski Germen Roma imparatorluğunda şövalye. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHSRİTTER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reichsrat
Tarih 26 Haziran 2009
Reichsrat, İmparatorluk meclisine (1840 -1861), sonra Avusturya parlamentosuna verilen almanca ad (1861-1918). Kaunitz’in teşebbüsüyle Avusturya imparaloriçesi Maria Theresia, 1760′ta bir Devlet şûrası (Staatsrat) kurdu.
Devlet bakam unvanı olan üç senyör ile altı devlet müşavirinden meydana gelen bu heyet, devletin çeşitli hizmetleri a-rasındaki uyuşmazlıkları giderirdi. Staatsrat, genel idarenin önemli işlerinde hükümdara tavsiyelerde bulunmak ve devletin çeşitli hizmetleri arasında koordinasyonu sağlamakla görevliydi. 1801′de bu kuruluş yerini Devlet ve «Konferans» bakanlığına bıraktı. Ama 1808′de tekrar kurulan ve 1814′te bir konferans meclisiyle takviye edilen devlet şûrası görevine devam etti. 1848 Devriminde, devlet şûrasının yerini Reichsrat’a Fransız devlet şûrasına benzer yönetim ve yasama yetkisi veriyordu; fakat 20 nisan 1851 emirnamesi şûranın bütün önemli görevlerini elinden aldı.
Solferino bozgunu ve Bach sisteminin başarısızlığı üzerine (1859) şûra, 1860′ta imparatorun hayat kaydıyle seçtiği 47 olağanüstü üye ile takviye edildi. Avusturya kurumlarını denetlemekle görevlendirilince, merkezciler ve federalistler diye ikiye ayrıldı; Macarlar, toplantılara katılmayı ancak şûraya yasama yetkisinin verilmemesi şartıyle kabul etmişti. 20 Ekim 1860′ta yapılan tek toplantı, federalistlerce verilen bir önergenin oylanmasıyle sonuçlandı. Bu karara uygun olarak imparatorun 20 ekim 1860 tarihli fermanıyle, bir eşraf reichstrat’ı kuruldu; taşra diyetlerinden 100 delegenin katıldığı bu federal kurulun eyaletlerin ortak meselelerini ele almak ve çözümlemek yetkisine sahipti. Fakat, fermana açıklık kazandırmak bahanesiyle 26 şubat 1861 tarihli bir ek fermanla merkeziyetçi ve parlamento sisteminde iki meclisli yeni bir Reichsrat kuruldu.
Bu meclislerden biri üyeleri ya tayinle işbaşına gelen veya doğrudan doğruya imparator tarafından tayin edilen senyörier meclisiydi (Herrenhaus). öteki ise eyalet diyetleri tarafından seçilen 343 üyelik temsilciler meclisiydi (Abgeordnetenhaus). Fakat alman azınlığına sunî bir çoğunluk sağlayan seçim sistemi karşısında Venezia, Macaristan, Hırvatistan ve Transilvanya Reichsrat’a temsilci yollamaktan vaz geçtiler; Bohemya da çekildi. Avusturya-Macaristan anlaşmasına uygun olarak 21 aralık 1867 Anayasasıyle Reichs-rat bir Cisleithania parlamentosu haline geldi. Senyörier meclisi (aşağı yukarı 180 üyeli) bir aristokratlar kuruluşu olarak kaldı. Temsilciler meclisindeki 203 milletvekili (1873′te 353, 1896′da 425) diyet meclisleri tarafından altı yıl için seçilirdi.
Sonraları (1873) seçim dört seçici kurul tarafından yapılmağa başladı. Bunların ilk üçü için (büyük emlâk sahipleri 85 milletvekili; şehirler 97, ticaret odaları 40), tek dereceli seçim yapılırdı. Köy komünleri için (130 milletvekili) iki dereceli seçim yapılırdı. Her yıl toplanan Reichsrat’ın kararları yalnız Cisleithania için geçerliydi. Fakat aralarından seçtikleri 60 üyeden meydana gelen bir heyet (20’si senyörier meclisinden, 40′ı temsilcilerden) imparatorluğun işlerini Macaristan Diyeti heyetiyle birlikte görüşürdü. 1918 Devriminde Reichstrat ortadan kalktı.
• Almanya’da, «Reichsrat» adı aynı şekilde, Bundesrat’ın yerine Weimar Anayasasıyle (1919) kurulan yasama organına da verilir. Alman eyaletlerinin kendi hükümetlerinin talimatına bağlı
66 üyesinden meydana gelen federal meclisin, yasama yetkisi konusunda, ancak erteleyici bir veto hakkı vardı, bu da Reichstag’ın ikinci bir vetosu ile geri çevrilebilirdi. Reichsrat, nasyonal sosyalistlerin 14 şubat 1934 kararnamesiyle ortadan kalktı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reichsrat hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCHSKAMMERGERİCHT
Tarih 26 Haziran 2009
REİCHSKAMMERGERİCHT i. («imparatorluk adalet divanı» anlamında alm. k.). 1495′te Maximilian I tarafından kurulan imparatorluk mahkemesi. (Roma hukukuna ve kilise hukukuna dayanan bu mahkeme, sözü geçen hukukların Almanya’da yayılmasında önemli rol oynadı; 2 başkanı, 16 başkan yardımcısı, 30 vekili ve 12 avukatı vardı. Frankfurt-am-Main’da, sonra Speyer’de [1527] ve Wetzlar’da [1693] toplandı.) [L]
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHSKAMMERGERİCHT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regia (LEX)
Tarih 26 Haziran 2009
Regia (LEX). Rom. tar. «krallık kanunu» anlamına gelen ve krallık çağına ait bir kanunu belirten lat. kelimeler.
Krallar tarafından comices curiates’lere teklif edilen bir kanunlar bütününe lex regia adı verilir. Krallar devrinin son bulmasından az sonra büyük papa Papirius tarafından yayımlanan bu kanunlar Jus Papirianum adını alır.
— Lex regia terimi, imparatorun yetkilerini belirten lex de imperio principis için de kullanılır. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regia (LEX) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGENT
Tarih 26 Haziran 2009
REGENT i. (fr. regent). 137 Kıratlık çok saf elmas. (Louvre, Apollon galerisi.) [XVII. yy. sonunda Hindistan'da bulundu; 1702'de ona kendi adını veren Thomas Pitt tarafından satın alındı.
Büyük Pitt, Philippe d'Orleans tarafından krallık tacı için satın alınınca (1717) adı regent olarak değiştirildi. Louis XV'in tacına, Napolyon'un kılıcının sapına, Charles X'un ve imparatoriçe Eugenie'nin tacına takıldı. 1792'de çalındı, fakat hırsıza yataklık yapan kişinin evinde yeniden ele geçti.] (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regensburg diyeti kararı
Tarih 26 Haziran 2009
Regensburg diyeti kararı, Kutsal Roma Germen imparatorluğunun parçalanmasına yol açan karar (1803).
Luneville antlaşması (1801), Ren’in sol kıyısında mallarını kaybetmiş alman prenslerine tazminat vermeyi öngörüyordu. Müzakereler Paris’te Napolyon ile ilgililerce satın alınan Talleyrand tarafından yürütüldü. Fransa’da hazırlanan karar, 24 mart 1803′te Regensburg diyeti tarafından onaylandı ve 27 nisanda imparator Franz II de bunu imzaladı.
Bu karar katolik prenslerini Protestanların yararına olarak zayıflatıyordu. Alman devletlerinin sayısı iyice azalmıştı. Serbest şehirlerin sayısı 51′den 6′ya (Bremen, Hamburg, Lübeck, Nürnberg, Augsburg ve Frankfurt) indirildi ve yüz yıllık kilise prenslikleri laikleştirildi. Artık yalnız bir tek kilise seçicisi vardı, o da Regensburg’a nakledilen Mainz seçicisiydi. «İmparatorluk başşansölyesi» ve «Diyet başkanı», unvanlarını taşıyordu. (Bk. DALBERG.)
Bu karardan en çok yararlanan Paderborn, Hildesheim, Erfurt ve kısmen de Münster piskoposluklarıyle genişleyen Prusya> Jülich, Zweibrücken ve Rheinland – Pfaiz’a karşılık Freising piskoposluğu ile Passau piskoposluğunun bir kısmını alan Bavyera; Ren’in sağ kıyısında Basel, Strasburg Speyer piskoposluklarıyle serbest Mannheim ve Heidelberg şehirlerini alan Baden prensliği idi. Toscana dukası Salzburg ve Eichstatt piskoposluklarını, Hanover’li Georg III Osnabrück’ü, Avusturya, Trento, Brixen piskoposluklarını ve Passau piskoposluğunun bir kısmını aldı.
Baden-Württemberg ve Hessen-Kassel’in protestan prensleri için yeni seçicilikler kuruldu ve bu da Seçiciler meclisinde beş katoliğe karşı Protestanların sayısını altıya çıkardı; böylece Prensler meclisinde Protestanların oy sayısı 54′e karşı 70′e çıktı. Böylece, Almanya’da Avusturya etkisi Fransa’nın yararına olarak geriliyordu. Regensburg kararı, fiilen Kutsal imparatorluğun sonunu gösteriyordu. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regensburg diyeti kararı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regensburg diyeti
Tarih 26 Haziran 2009
Regensburg diyeti, 1630′da haziran ekim ayları arasında Regensburg’da toplanan imparatorluk diyeti, fransız temsilcisi rahip Joseph seçici prenslerin Ferdinand II’ye güvenini sarstı, Ferdinand II de oğlunu Roma kralı seçtirmedi.
Fransa, Mantova dukalıklarını Nevers düküne verdirdi. Rahip Joseph imparatorla barış imzaladı. Bu diyetle Fransa Avrupa’da üstünlük kurmağa başladı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regensburg diyeti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGENSBURG
Tarih 26 Haziran 2009
REGENSBURG, Almanya’da (Batı Almanya, Bavyera) şehir, Yukarı Pfalz’ın merkezi, Tuna’nın sağ kıyısında, ırmağın Regen ile kavuştuğu yerin karşısında; 123 500 nüf.
Eski bir kelt sömürgesi olan ve Romalılar zamanında Almanlarla yapılan ticaretin merkezi haline gelen şehir, Ortaçağda ve Yeniçağda önemli rol oynadı. Ticaret, vatansever bir burjuvazinin gelişmesine ve büyük anıtlar yapılmasına imkân verdi: kiliseler (XIII.-XVI. yy. Sankt-Peter katedrali, Sankt-Emmeram manastırının XVIII. yy .da yenilenen roman üslûbunda kilisesi, gotik üslûbunda belediye saray] [XI. yy.]), saraylar, Tuna’nın iki kıyısını bağlayan meşhur taş köprü (1135), eski evler ve sokaklar. Bir üniversite şehri olan Regensburg’da birçok müze ve kütüphane vardır.
Şehir aynı zamanda bir sanayi merkezidir: mavna ve makine yapımı, kimya, besin ve elektrik sanayii, deri işçiliği. — Yakınındaki Walhalla, dor uslubunda bir tapınaktır; 1830-1842 arası Lee von Klenze tarafından Parthenon örnek alınarak yapıldı ve kral Ludwig I tarafından Almanya’nın en büyük adamlarına adandı.
• Tarih. Germenlerin Radasbona, Tornalıların Castra Regina adını verdikleri şehir, limes’in destek noktası ve Markoman’lara karşı seferinde Marcus Aurelius’un genel karargâhıydı. Aziz Emmeram, VIII. yy.başında şehirde Hıristiyanlığı yaydı. Bavyera dükünün eline geçen Regensburg’a bir burggraf tayin edildi (IX. yy.); bu görev sonradan düklere geçti (1205). 1207′de bir «şart» tanınan Regensburg, imparatorluk serbest şehri haline geldi (1245) ve ırmak ticareti gelişti.
Reform sırasında katoliklerle Protestanları yaklaştırmak amacıyla burada toplanan Diyet, Melanchton ve Bucher’in uzlaşmaya yanaşmamaları yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı
(şubat – haziran 1541). Şehir Reform’u benimsedi (1542). Maximilian II, protestan prenslerle, Rudolf’u Romalılar kralı seçtirmek için «seçim kapitülasyonu»nu ve 1555 Augsburg barışı şartlarının muhafazasını burada görüştü (1575). P. Joseph burada Ferdinand ile barış imzaladı
(ekim 1630).
Saksonya Weimar’lı Bernard’ın eline geçen, imparatorluk kuvvetleri tarafından geri alınan (1634) şehir, 1663′ten sonra Kutsal İmparatorluk diyetinin merkezi oldu. Yirmi yıl için imzalanan Regensburg mütarekesi (15 ağustos 1684), Regensburg’u ve ağustos 1681′den önce birleştirmiş olduğu şehirleri, Strasbourg’lu Ludwig XIV’e bıraktı. Doğrudan doğruya imparatorluğa bağlanan Regensburg, Mainz başpiskoposu Dalberg’e verildi, 1810′da da Bavyera’ya katıldı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGENSBURG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reform
Tarih 26 Haziran 2009
Reform, XVI. y.da Avrupa’nın büyük bir bölümünü papaların hâkimiyetinden çıkaran ve protestan kiliselerinin kurulmasına yol açan dinî hareket.
XV. yy.ın sonunda, hıristiyan kiliselerince istenen dinî ve ahlâkî reform, birtakım vaizler tarafından başlatılmıştı. Ne var ki Roma, dünyevî nüfuz siyasetinden caymadığı gibi yüksek kilise makamlarına tayin yapma sistemini de düzeltmeğe yanaşmıyordu. Halk derin bir huzursuzluk içindeydi ve bütün aydınlar bu duruma bir çözüm yolu bulunmasını istiyorlardı. Erasmus’un eserleriyle, Kutsal Kitap üstünde filoloji incelemeleri başlamış, dinî inanç ve kurumların tenkidine girişilmişti.
10 Kasım 1483′te Saksonya’nın Eisleben şehrinde doğan Augustinus rahibi Martin Luther, uzun süren bir vicdan bunalımından sonra, Aziz Paulus’un «Romalılara Mektup»unda, insanın manevî kurtuluşunu doğrudan doğruya iman’a bağlayan bir metin buldu. Bu metin bütün protestan kiliseleri için bir ilahiyat, bir ahlâk ve bir mistisizm kaynağı olacaktı. Johannes Tetzel’in yönetimindeki Dominiken rahipleri Saksonya’da gürültülü bir kampanya ile, papa Leo X’un San Pietro kilisesinin yeniden yapılması için gereken maddî imkânları sağlamak amacıyle satışa çıkardığı endüljans’lara müşteri toplamağa çalışırlarken, Luther, Wittenberg üniversitesinde kendi iman doktrinini okutmağa başlamıştı bile. 31 Ekim 1517′de, endüljans’ların dayandığı ülkeye ve fiilî uygulamaya karşı doksan beş tez ilân etti.
Ama henüz papaya başkaldırmış değildi. Bu tutumundan doğacak devrimci sonuçları, iki yıl içinde, yavaş yavaş geliştirecekti. Sonunda, haziran 1519′da, Leipzig’de ilâhiyatçı Johann Eck’e karşı, Kutsal Kitap araştırmalarında tek otoritenin, serbestçe kullanılan kişisel yargı olduğunu açıkladı.
Luther’in protestosu katolik dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştı. İbranî dili uzmanı Johann Reuchlin’in yeğeni Melan-chthon gibi birçok genç ilâhiyatçı Luther’i destekliyordu; Ulrich von Hutten ona Rheinland ve Schwaben şövalyelerinin desteğini vaat etti. Erasmus da, Saksonya seçicisinin himayesini sağlamıştı. Bunun üzerine Luther 1520 haziranıyle eylülü arasında yayımladığı üç başlıca eserinde doktrinini açıkladı.
Doktrinin anahatları şunlardı: evrensel ruhanîlik ilkesi, kutsal sırların üçe indirilmesi, kişi vicdanının hürriyete kavuşması ve aynı zamanda din bütünlüğü, kilise ve siyasî disiplin zorunluğu. Luther, aralık 1520′de, kendisini afaroz eden Leo X’un kararnamesini Wittenberg’de alenen yaktı. Ocak 1521′de imparator tarafından Worms diyetine çağrıldı ve fikirlerini cesaretle savundu. Saksonya seçicisi kendisine Wartburg’da inzivaya çekilebileceği bir yer sağladı. Luther orada «Reform»un eline bir silâh vermek için Kutsal Kitap’ı Almancaya çevirmeğe koyuldu.
Luther’in Wittenberg’deki en ateşli taraftarı olan Andreas Karlstadt, bunun üzerine rahiplerin yemin mecburiyetini kaldırdı, din adamlarının da evlenebileceğini ilân etti ve kutsal resimlere tapınmaya son verdi. Missa âyini bir «kurban» olmaktan çıktı ve bir anma töreni haline geldi. Wartburg’dan dönen Luther bu oldubittileri onayladı. Daha o zamandan, doktrinlere sansür koyma fikrini benimsemeğe başlamıştı; nitekim fazla radikal bulduğu Karlstadt’ı Saksonya’dan çıkarttı; eyalet içinde, tapınma âyinleri ve papazları olmayan dinî topluluklar kurmağa kalkışan Thomas Münzer Mülhausen’e sığınmak zorunda kaldı.
1524′ten beri, Güney Almanya’da, Münzer tarafından kışkırtılan bir köylü ihtilâli gelişiyordu. Luther, prensleri bu ihtilâli bastırmağa teşvik etti; o sıralarda bir «Devlet kilisesi» fikrini benimsemeğe başlamıştı. İmparator ve katoliklerle mücadelesinde prenslerin yardımına muhtaçtı. 1528′den beri devlet adına kiliseleri denetleyen «ziyaretçiler» de çok geçmeden bir çeşit yeni piskoposluk kurdular. Karlstadt’ın görüşü, İsviçre’de ve Ren havzasında kabul edilmeğe başlanmıştı. Antik hümanizme bağlı olan ve isviçre’den paralı asker alınmasına karşı gelmesiyle tanınan Uhich Zwingli, Luther’in çağrısına uydu ve tasarladığı reformlar gereğince 1525′te Zürich’te, 1528′de Bern’de Kutsal sırları reddetti ve litürjiyi çok sadeleştirdi. 1529′da Basel’de Oecoîampade, katoliklere ve hattâ Roma’ya sadık kalan Erasmus’a karşı Zvvingli mezhebini yaydı.
Bu mezhebi, Strassburg’ta da, 1524′te Martin Bucer kabul ettirmişti.
Kilise mülkünün el değiştirmesinde çıkar gören alman prensleri Luther reformunu destekliyordu. 1525′te katolikler Dessau’da bir savunma birliği kurunca, Saksonya seçicisi ile Hessen İandgrafı Philipp, buna karşılık, Gotha’da bir «İncil birliği»nin başına geçtiler (1526). Güney almanya şehirlerindeki Zvvingli taraftarları ise bu birliğin dışında bırakıldı. Avrupa siyasetinin papadan uzaklaştırdığı imparator, 1526′da devletlere kendi sınırları içinde din meselesini istedikleri gibi çözümlemek yetkisini vermişti; ama papayı yendikten sonra bu tavizlerini inkâr etti (1529).
Reform taraftarları bu tutumu «protesto» ettikleri için, bağlı oldukları kiliselere «protestan» adı verildi. 1529′da Marburg’da Luther ile Zvvingli arasında yapılan uzlaşma teşebbüsü sonuç vermedi. Ama imparator, fransız ve türk tehlikesi karşısında, 21 haziran 1530′da topladığı Augsburg diyetinde, Reform taraftarlarıyle Roma taraftarlarını birleştirmeğe çalıştı. Melalanchthon çok önemli tavizler verdi; ama ne zwingli’ciler ne de katolikler anlaşmaya hazır değildi. Sonunda Luther’in sabrı taştı ve gürültülü tartışmaların ardından ilişkiler kesildi.
Mart 1531′de, Luther’in reformunu kabul eden prensler ve şehirler Smalkalde birliğini kurdu. Zwingli’nin ölümünden sonra (11 ekim 1531), taraftarları 25 mayıs 1536′da Luther ile Witenberg uzlaşmasını yaptılar. 1532′de Smalkalde birliğinin Fransa ile yaptığı ittifak karşısında imparator daha ılımlı bir siyaset benimsemek zorunda kaldı. 1525 Köylü ihtilâlinin bir devamı olan ayaklanma, yani Strassburg’tan Amsterdam ve Münster’e kadar papazsız ve prenssiz bir toplum kurmak ve yetişkinlerin vaftiz edilmesini’ öngören bir kilise meydana getirmek amacında birleşen anabatistlerin ayaklanması karşısında, reformcularla katolikler bir an için birleştiler.
Bir prenslik ordusu Münster’e girerek korkunç misilleme hareketlerinde bulundu. Ancak imparatorun Luther ve Zwingli taraftarlarını Roma ile uzlaştırmak için harcadığı bütün çabalar (Hagenau ve Worms görüşmeleri ve 1541 Regensburg diyeti) ilâhiyatçıların inatçı tutumu yüzünden sonuç vermedi.
• Reform imparatorluk sınırlarını aşmağa başlıyordu. Anvers’te, Luther’in ilk yazılan 1518′den itibaren okunmağa başlanmıştı. Brüksel’de Marguerite d’Autriche’in hükümeti danışma için Erasmus’u ve bazı erasmus’çulan çağırdı. Ama 1520 ile 1531 arasında imparator emirnameleri, Kiliseden ayrılanların ölüm cezasına çarptırılacağını ilân ederek hiç olmazsa görünüşte başarı sağladı. Ne var ki, yine de anabatist propagandasının önü alınamamıştı. O sırada İsveç’te kral Gustaf I Vasa, İsveç’i Danimarka boyunduruğundan kurtarıyor (1523), itibarını kaybetmiş bir papaz sınıfının mülklerini kamulaştırıyor ve 1529′dan itibaren de millî monarşiye sıkıca bağımılı resmî bir luther’ci kilise kurmağa çalışıyordu.
Danimarka’da kral Christian II bir ihtilâlle devrilmiş, Friedrich I, Luther’ciliği resmî din haline getirmişti. Kısa bir süre sonra, Friedrich Iin tahtta hak iddia eden bir katoliği yenmesi Norveç’in protestan olmasına yol açtı (1537). İngiltere’de, kral Henry VIII, nazır Thomas Wolsey’in yardımıyle, aslında Luther’ciliğe kesinlikle karşı çıkan bir disiplin reformuna girişmişti. Ama Henry VIII, Kari V’in teyzesi olan karısı Catherine of Aragon ile evliliğinin bozulmasını istiyordu. Papa ise, imparatorun etkisi dolayısıyle, bu evliliği bozmadı. Bunun üzerine, kralın danışmanı Cromwell, 11 şubat 1531′de, kiliseyi tahta bağımlı kılan bir tasarıyı parlamentodan geçirdi. Oysa nazır Thomas Mora sapkınlığı ezmeğe devam ediyordu.
Cambridge’li bir ilâhiyatçı olan Thomas Cranmer, kralı papaya rağmen boşanmağa teşvik etti. Sonunda, Henry VIII, 11 temmuz 1533′te Anne Boleyn ile evlenince papa tarafından afaroz edildi. Ocak 1534′te de anglikan sapkınlığının yerleşmesine yol açan eylemler başladı. Katolik birliğini savunanlar, en ünlüleri Thomas More olan birçok kurban verdi. 1537′de ilân edilen Book of Ârticles, içinde yine de birçok katoliklik unsuru bulunan bir Protestanlık ortaya koyuyordu. İskandinavya’da olduğu gibi, İngiliz Protestanlığında da, kilise yöneticilerinin kademeleşmesi muhafaza edildi. Kilise mülkleri satışa çıkarıldı ve 1539′da ilân edilen 6 maddelik kararnameyle, sapkınlıkların kovuşturulması için engizisyon usullerinin uygulanması öngörüldü.
Bu arada, Fransa kilisesinde de derin değişiklikler başlıyordu. Jacques Lefevre d’Etaples, 1521′de, Meaux piskoposu Guillaume tarafından bölgesindeki reform çalışmalarına katılmağa çağrıldı ve ilk iş olarak da Yeni Ahit’i Fransızcaya çevirmeğe başladı. Bu arada tapınma usullerinde de sadeleşmeye gidiliyordu.
Lyon ve Meaux’da, reform propagandası sosyal bir nitelik kazanmağa başlamıştı. 1525 Pavia yenilgisinde kralın esir düşmesinden sonra naip Luisa di Savoia bir süre sapkınlığı bastırma siyaseti güttü. Lefevre d’Etaples, Strassburg’a sığınmak zorunda kaldı. Dört yıl sonra, Louis de Berquin’in ölüme mahkûm edilmesi Luther ve Zwingli propagandasını durdurdu. Kral François I, siyaset gereği papa. Clemens VII’ye yaklaşmıştı. 1534′te reform taraftarları propaganda afişleri asmağa başlayınca, Fransa hükümeti kıyıma geçti.
• Lefevre’in öğrencisi olan ve İsviçre’ye sığınan Guillaume Farel, Neuchâteld’e bir zwingli kilisesi ve faal bir propaganda merkezi kurmayı başarmıştı. 1535′te ise, Savoia dükünün ve piskoposunun boyunduruğundan kurtulan Cenevre’ye reform hareketini getirdi. Bu arada,
1 kasım 1533′te fakültelerin açılışı dolayısıyle rektör Nicolas Cop’u reformcu bir konuşma yapmağa teşvik eden Jean Calvin Basel’e sığınarak orada Oecolampade’ın doktrinini benimsedikten sonra 1536 martında İnstitution de la Religion Chretienne (Hıristiyan Dinî Kurumu) adlı kitabını yayımladı.
Calvin’in otoritesi, 1536 sonundan beri Farel’in ısrarı üzerine kaldığı Cenevre’de yayılıyordu. Calvin, Saint-Pierre vaizi olarak, institution Chretienne’i fransızca bir ilmihal biçiminde özetledi. 10 Kasım 1536′da Farel, her yurttaş için zorunlu olan iman düsturunu açıkladı. Ama bu çeşit bir kısıtlamayı ne liberal burjuva sınıfı, ne cumhuriyet topraklarına sığınmış anabatistler, ne de Kutsal Kitap’ın serbest yorumu sonucunda Arianus’çuluğa ve tabiî dine varan rasyonalist ilâhiyatçılar kabul ediyordu. Güçlü bir muhalefet, 23 nisan 1537′de alınan ve 26 mayıs 1538′de onaylanan bir kararla Farel ile.
Calvin’in sürgün edilmelerine yol açtı. Calvin, Strassburg’da Fransız Mültecileri kilisesini yeniden kurdu ve Hagenau’da, Worrns’ta, Regensburg’ta, iuther’cilerin Roma ile uzlaşmaması için mücadele etti. 1540 Seçimlerinde Protestanların kazanması Calvin’in 13 eylül 1541′de muzaffer olarak dönmesini sağladı. 20 Kasım 1541′de yayımlanan Orâonnances Ecclesiatiqueslerle hıristiyan reformu kesinleşti. Bu reforma uygun olarak kilise, kişilerin ve devlet memurlarının tutumunu denetleyen bir kurul tarafından yönetiliyordu. Muhalefet liderleri sürüldü veya ölümle cezalandırıldı. Aragon’lu bir doktor olan ve Teslis’i inkâr ederek bütün hıristiyan kiliselerini öfkelendiren Miguel Servet (Christianismi Restitutio, 1553) Calvin tarafından katolik engizisyonuna ihbar edildi.
Hapisten kaçarak Cenevre’ye sığman Servet tutuklandı ve 28 ekim 1553′te yakıldı. Bu gaddarlığın uyandırdığı kızgınlık uzun süre yatışmadı. Ama Calvin konseylerde, fransız mültecilerinden de destek gören sağlam bir çoğunluğa dayanıyordu. 1559′da Cenevre’de kurulan ve Theodore Beze’in yönetiminde bulunan Cenevre akademisi, Avrupa’nın en yüksek protestan okulu oldu. Wittenberg’in yapamadığını şimdi Cenevre başarıyordu. Yani şehir, militan Protestanlığın merkezi olmuştu. Kari V’in baskı siyaseti sonucunda Hollanda ve özellikle de Anvers’te gerileyen Protestanlığı Calvin’cilik yeniden canlandırdı.
İngiltere’de ise Henry VIII’in 28 ocak 1547′de ölmesinden sonra Calvin’cilik ikinci bir reformun ilham kaynağı oldu. Edward VI’nın henüz bir çocuk olmasından istifade eden Somerset ve daha sonra da Warwick, Cranmer’in yardımıyle, papazların evlenmemesini öngören hükmü ve kilise sunaklarını kaldırdılar ve sadece dinî görevlerde bir kademeleşmeyi kabul ettiler. Prayer Book’un (Dua Kitabı) 1549 ve 1552′de yayımlanan iki ayrı metni dua ve tapınmada birlik kurulmasını sağladı. Kral François I’in saltanatının son yıllarındaki kovuşturmalara ve sert kararnamelere rağmen Calvin’cilik krallığın hemen hemen bütün eyaletlerinde protestan kiliseleri kuruyordu. Ayrıca, Calvin’in üç delegesinin huzurunda mayıs 1559′da Paris’te ilk Sinod toplandı.
Bu arada, daha sonraları Karşı Reform adıyle anılacak olan hareket de teşkilâtlanıyordu. Bu hareket, gücünü, bazı küçük sapkın topluluklarının kolayca yok edildiği İspanya’dan ve İtalya’dan alıyordu. Ama Roma başlangıçta bazı hayal kırıklıklarına uğradı. 1545-1548 Arasında, Trento konsilinin ilk toplantıları Papalık kurumunda derin değişiklikler yapılması konusunu pek önemsememişti. Ayrıca, ne imparator ne de Fransa kralı, konsilin kararlarını kabul etmemişti. Protestan kiliseleri temsilcilerinin istemeyerek ve çok geç çağrıldıkları yeni görüşmelerse 1551′de başladı ve 28 nisan 1552′de savaşın taşlamasıyle yarıda kaldı.
18 Şubat 1546′da Luther öldüğü zaman. Karşı Reform, Lutherci’liğin yok olacağı umuduna kapıldı. Saksonya dükü Moritz’in yenilgisinden sonra Mühiberg’de galip gelen Kari V, 19 mayıs 1547′de Wittenberg’e girmişti. Ama imparator, Roma’nın beklediği tavizleri vermek istemedi. Augsburg’da yapılan bir antlaşma Protestanların temel hürriyetlerini ortadan kaldırmakla birlikte Trento konsilinin kararlarını da uygulatmadı. 1552′de Saksonyalı Moritz imparatorluk davasını terk etti ve savaş yeniden başladı. 3 Ekim 1555′te imzalanan Augsburg antlaşmasıyle de imparatorluğun sınırları içinde protestan kilise ve devletlerin varlığı resmen kabul ediliyor ve her yurttaşın kendi devletinin dinini kabul etmek zorunda olduğu belirtiliyordu. O sırada Protestanlık Almanya’nın üçte ikisine hâkim olmuş, Bohemya’yı ele geçirmiş ve etkisini kısmen Avusturya, Macaristan ve Polonya’ya da yaymıştı.
Reformun henüz iyice yaygın bir duruma gelmediği ingiltere’de katolikler, 3 ağustos 1553′te Henry VlII’in büyük kızı Mary Tudor’un tahta çıkışını sevinç gösterileriyle karşıladılar. Mary Tudor, kardinal Pole ile anlaşarak, İngiltere krallığını Papalık ile uzlaştırmak için çaba göstermeğe başladı. Oğlu Philipp’i kraliçeyle evlendirmiş olan imparatorun aracılığıyle, papa Julius III, kilisenin kamulaştırılmış malları üstünde hak iddiasından vaz geçti ve parlamento 30 kasım 1554′te ingiltere’nin yeniden katolik kilisesine döndüğünü ilân etti. Bundan sonra girişilen kıyımda, Anglikan kilisesi, başta Cramer olmak üzere 277 kurban verdi. Ama 17 kasım 1558′de Mary Tudor ve kardinal Pole öldüler.
Henry VIII ile Anne Boleyn’in kızı Elizabeth, ingiltere kraliçesi oldu. Katoliklikten nefret eden Elizabeth için din bir hükümet aracından başka şey değildi. Babasının reformunu Edward VI’nın reformuna tercih ediyor ve Calvin’ciliğin getirdiği cumhuriyetçi kurumlardan da hoşlanmıyordu. Üç karanameyle, tahtın kilise üstündeki hâkimiyetini yeniden kurdu. 1552 Tarihli Prayer Book (Dua Kitabı) bazı değişikliklerle yeniden yürürlüğe girdi, ingiltere’de «Tanrı çocuklarının katkısız serbestliğini» arayan küçük topluluklar belirmeğe başlamıştı.
Roma, Elizabeth’e karşı İskoçya’nın yardımına güvenebilirdi. Ama John Knox’un ateşli dinî konuşmaları, kişizadelerin düşmanlığı ve halkın hoşnutsuzluğu çok geçmeden kuzeyde de tamamıyle cumhuriyetçi ve piskopossuz bir kilisenin gelişmesine yol açtı.
Fransız Protestanları arasında, krala bağlı subaylar, İtalya ve Fransa’da savaşmış kimseler ve en yüksek ailelerden bazı kişiler yer almağa başlamıştı. O zamana kadar sadece dinî nitelik taşıyan bu topluluk askerî bir kimlik kazanıyordu. Mayıs 1558′de, Preaux-Clercs’de 4 000 kişi, silâhlı kimselerin refakatinde, ilâhiler okuyarak Sen nehri boyunca yürüyüşe geçti. Kral Henri II durumdan kuşkulandı. Guise düklerinin kardeşi olan Lorraine kardinali 1550′den beri Cizvitleri Paris’e kabul etmişti. 1555 Aralık ayında Roma’da papa Paulus IV ile yaptığı görüşmeler sırasında Calvin’cilikle derhal mücadeleye girişmeğe söz vermiş, Roma engizisyonunun Fransa’ya yerleşmesini de memnuniyetle kabul etmişti. 3 Nisan 1559′da imzalanan Cateau-Cambresis antlaşmasiyle, altmış beş yıldan beri süregelen İtalya savaşları ispanya lehine sonuca bağlandı ve iki krallık din sapkınlarına karşı uzlaşmaya vardı.
Henri II Cenevre veya ingiltere’ye karşı bir haçlı seferi düzenlemek istiyordu. 2 Haziran 1559′da Ecouen’da imzalanan yeni bir kararname, Protestanlara kaçmak veya ayaklanmaktan başka bir çare bırakmadı. Paris parlamentosundan dört danışman Bastille’e hapsedilmişti. 10 Temmuzda kralın bir kaza sonucu ölümü, Fransa’da din savaşlarının başlamasını ancak üç yıl geciktirebildi. Bk. PROTESTANLIK. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reform hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCH
Tarih 26 Haziran 2009
REİCH i. Eskiden, genel olarak «devlet» anlamına gelen almanca kelime; günümüzde, Germen imparatorluğunu veya Alman devletinin öbür adlarını belirtmek için kullanılır.
— Ansikl. • İlk Reich veya Kutsal Roma-German imparatorluğu (962-1806). Milletler-üstü bir karakteri olan bu imparatorluk Ortaçağda kendini manevî gücüyle kabul ettirdi; fakat millî ve egemen bir devlet olmağa kalkışınca Otuzyıl savaşlarına sürüklendi ve Vestfalya antlaşmasryle bölündü (1648). Pressburg barışı (1805), Ren Konfederasyonu anayasası (12 temmuz 1806) ve özellikle hükümdar Franz von Habsburg’un Kutsal İmparatorluk tahtından çekilmesiyle
(6 Ağustos 1806) imparatorluk kesinlikle dağıldı.
• ikinci Reich (1871-1918). Bismarck, Prusya kontluğu yerine, egemen bir alman imparatorluğu kurma fikrini yeniden ele aldı ve bunu Versailles’da gerçekleştirdi (1871).
II. Reich, gücünü askerî kuvvet ve iktisadî genişlemeden alan, federatif ve emperyalist bir devlet oldu. 1918 Devrimi imparatorluk rejimine son verdi ama Weimar cumhuriyeti devrinde Reich’ın yapısı hiç değişmedi.
• Üçüncü Reich (1933-1945). Hitler, birleştirilmiş bir Almanya temeli üstüne totaliter
III. Reich’ı kurdu (1933). Hitler’in ırkçı ve ilhakçı siyaseti, Almanya’yı 1945 felâketine sürükledi. (Bk. hitler, nasyonal sosyalizm.) Frankfurt parlamentosu tarafından 27 mart 1849′da ilân edilen rejime de Reich denildi. Ama Friedrich-Wilhelm IV’ün imparatorluk tacını almayı reddetmesi üzerine bu rejim başarısızlığa uğradı. Weimar cumhuriyeti tarafından (1919-1933) kurulan rejime de aynı ad verildi. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDLİCH (Josef)
Tarih 25 Haziran 2009
REDLİCH (Josef), avusturyalı tarihçi, hukukçu ve siyaset adamı (Hodonin, Moravya 1869 – Viyana 1936).
Bilimsel çalışmalarına, ingiliz mahallî yönetimi ve ingiliz parlamentosundaki yargılama usulüyle ilgili eserler yazarak başladı: Englische Lokalverwaltung (İngiliz Mahallî Yönetimi) [1901], Recht und Technik des Eng-lischen Parlamentarismus (İngiliz Parlamentosunda Hukuk ve Teknik) [1905]. A-vusturya parlamentosuna seçildi (1907-1918) ve alman Liberal partisinin etkili bir üyesi oldu.
Son Lammasch kabinesinden maliye bakanlığı yaptı (ekim 1918), ilk Buresch kabinesinde de aynı göreve getirildi (1931). Savaştan sonra Das österreichische Staatsund Reichsproblem (Avusturya’da Devlet ve imparatorluk Meselesi) [2 cilt, 1920-1926] adlı önemli eserini yazdı. Redlich, 1926-1931 arasında Harvard üniversitesinde karşılaştırmalı hukuk dersleri verdi. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDLİCH (Josef) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont)
Tarih 25 Haziran 2009
RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont), avusturyalı diplomat (Regensburg 1806-Kettenhof, Viyana yakınları 1899).
Metternich tarafından Stockholm (1841) ve Rio de Janeiro’ya (1843) gönderildi. İstanbul’da geçici elçi (1851), Milano’da Radetzky’nin yardımcısı (1853), Frankfurt diyetinde delege (1855) oldu ve Bismarck ile anlaşmazlığa düştü.
Buol-Schauenstein’ın yerine mayıs 1859′da dışişleri bakanı oldu, bu görevi 1859-1860 arasında fiilen yürüttü, imparatoru Fransa ile barışa teşvik etti, Bach’ın yerine Goluchowski’yi getirdi ve şubat 1861′de Macarlarla müzakerelere girişti. Düklükler savaşı sırasında Prusya ile anlaşmayı kabul etti. Fakat Bismarck ile bir ticaret antlaşması yapamadığı için yerine Mensdorff getirildi (ekim 1864). [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECAREDO I
Tarih 25 Haziran 2009
RECAREDO I (öl. Toledo 601), vizigot kralı (586-601).
Babası Leovigildo’nun yerine geçti. Sevilla başpiskoposu Aziz Leandro’nun etkisiyle Arianus’çuluktan vazgeçerek katolik oldu (Toledo konsili, 589). Arianus’çuların ve asillerin isyanlarını bastırdı. Vaskon istilâsını püskürttü, Carcassonne’u geri aldı ve Bizans imparatorluğuyle bir anlaşma yaptı. (L)
RECEB i. Bk. RECEP.
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAREDO I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECAMiER (Julie BERNARD, Madame—)
Tarih 25 Haziran 2009
RECAMiER (Julie BERNARD, Madame—), fransız soylu kadını
(Lyon 1777-Paris 1849).
Lyon’da bankacı olan babası, 1784′te bakan Calonne’un himayesiyle Paris’e yerleşti. Madame Recamier 1793′te kendinden çok yaşlı olan bankacı Recamier ile evlendi. Kocası 1798′de Necker konağını satın alınca, Madame Recamier, Madame de Stael ile tanıştı.
Konsüllük devrinde çevresinde sayıları gitgide artan bir hayranlar topluluğu meydana geldi. Bu topluluğun en önemli kişileri, Adrien ve Mathieu de Montmorency, Lucien Bonaparte, Moreau ve Bernadotte’tu. Çok güzel bir kadın olan Madame Recamier, kendisine âşık etiği kimselerin fazla ileri gitmelerine izin vermez, ama cesaretlerini de büsbütün kırmazdı. Kocasının işleri ters gidince Coppet’ye, Madame de Stael’in yanına çekildi.
Orada tanıştığı Prusya prensi August’u elde etmeyi başardı. Boşanmağa kalktı, kocası önce razı oldu, sonra vaz geçti. Kendisini muhaliflere yakın olmakla suçlayan imparator tarafından Paris’ten sürülünce, kocasının ailesine sığındı. 1814-1815′te Benjamin Constant ile yakınlık kurdu. Res-torasyon’un başlarında kocası ikinci defa büyük para kaybına uğradı; bunun üzerine Madame Recamier Abbayeaux-Bois’ya çekildi (1819) ve Chateaubriand ile ilişki kurdu. Ballanche ve Jean-Jacques Ampere gibi yakın dostlarının devam ettiği salonunu Chateaubriand’a tapılan, bir mabet haline getirdi. Souvenirs (Hatıralar) ve Correspon-dances’ını (Yazışmalar) yeğeni Amelie Cyyoct (Madame Charles Lenormant) yayımladı (1859). [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAMiER (Julie BERNARD, Madame—) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REAYA
Tarih 25 Haziran 2009
REAYA i. (ar. ra’yye’den re<âyâ, otlatılan hayvan sürüsü).
Esk. Bir hükümdarın yönetimi altında bulunan halk: Gadrede reayasına vali-i eyalet // Dünyada ve ukbada ne zillet, ne rezalet! (Ziya Paşa). Padişah Allah'ın vekili olarak bu toprakları reayasına kiracı gibi vermiştir (Kemal Tahir). // Osmanlı imparatorluğunda müslüman olmayan tebaa: Hıristiyanlar Osmanlı devrinde gerçi reaya muamelesi görmekten şikâyetçidirler (F.R. Atay). // Teşm. yol. Hıristiyan (Zt. BERAYA.) || Terfih-i reaya, tebaanın refahını sağlama.
— ANSİKL. Teşk. tar. Başlangıçta, Osmanlı devletinin yönetimi altında bulunan müslüman ve hıristiyan, bütün halk topluluklarına, yönetilen, hükümete bağlı olan topluluk anlamında reaya deniyordu. Sonraları halk, müslim ve gayrı müslim diye ayrılınca, gayri müslim adı altında toplanan bütün tebaaya reaya adı verildi, islâm dininin doğuşundan bir süre sonra, cizye denen özel bir vergi vermekle görevli olan ve islâm dininden başka bir dine bağlı bulunanlara ehli zimmet veya zimmi denmeğe başlandı.'
Gayri müslim olan bu topluluğun verdiği vergiye karşılık bütün haklarının, can, mal ve mesken güvenliğinin sağlanması devlete bırakılıyordu. Devlet ödedikleri vergiden dolayı, yönetimi altında bulunan bütün gayri müslimlerin hayatını korumakla görevliydi, islâm devletinin yönetimi altında bulunan gayri müslimlerle cizye karşılığı ilk anlaşmayı Hz. Muhammed yaptı. Bu anlaşma gereğince devlet, reayanın (gayri müslimlerin) bütün haklarını koruyacak; onların can, mal, ırz ve mesken güvenliğini sağlayacak; inançlarında, ibadetlerinde onları serbest bırakacak; buna karşılık onlar da devlete cizye vereceklerdi. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra, Dört Halife ve daha sonra Halid bin Velid devrinde, gayri müslimlerle (reaya) yeni anlaşmalar yapıldı.
Hz. Muhammed'in koyduğu anlaşma hükümleri yürürlükte kaldı ve duruma göre bunlara bazı yeni maddeler eklendi. Yeni alınan ülkelerdeki gayri müs-limlere ve onların rahiplerine iyi davranıldı; inançlarına, geleneklerine, ibadetlerine, sanat, ticaret yapmalarına engel olunmadı; yalnız, verecekleri cizyenin zamanı, miktarı belirtildi, bununla ilgili anlaşmalar yapıldı. Savaşla girilen bir gayri müslim ülkesindeki halk barış isterse onlarla anlaşma yapılır, alınacak vergi (cizye) bir hükme bağlandıktan sonra gayri müslimler devletin yönetimi altına girerdi.
Vergiler, reayanın sayısına ve malî durumuna göre düzenlenirdi. Vergiyle ilgili anlaşmalarda gayri müslimlerin devlet tarafından her türlü saldırı ve haksızlığa karşı korunma gerekçesi özel bir madde olarak yer alırdı. Cizyeyi vermeyen gayri müslimler, islâm devleti tarafından korunmaz, hayat ve malları güven altına alınmazdı. Hz. Muhammed'in kurduğu bir gelenek gereğince yeni ele geçirilen bir gayri müslim ülkesinde halka, önce anlaşma yapmak için üç şart gösterilirdi.
Bunlar: Müslümanlığı, savaşı veya cizyeyi kabul etmekti. Müslümanlığı kabul edenler cizye vermezlerdi. Savaşı kabul edenler savaş kurallarına göre işlem görürdü. Cizye denen özel vergi ödemeyi kabullenenler de devletin yönetimi altına girer, reaya sayılırdı. Cizye vermeyen gayri müslimlerin hayatları, mal ve mesken güvenliği devlet tarafından sağlanmazdı. Buna karşılık, müslümanlar yapılan anlaşmaların gereğini yerine getirmezlerse reaya da vergi vermezdi. Halife Ömer devrinde, reayadan alınan vergi belli bir düzene konuldu, bazı kurallara bağlandı.
Buna göre, zenginler her yıl 48, orta durumda olanlar 24, yoksullar ise 12 dirhem gümüş cizye vermekle yükümlüydü. Ancak, bu miktarlar da dondurulmadı; devrin şartlarına göre, karşılıklı anlaşmalarla değiştirildi. Halifelik Emevilere geçtikten sonra, devletle reaya arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü. Ancak, devlet giderlerinin çokluğu ileri sürülerek, bazen cizyenin artırıldığı, ağırlaştırıldığı oldu. Bunun üzerine, reaya ile devlet yöneticileri ve hâkim sınıflar arasında bazı geçimsizlikler ortaya çıktı. Reaya, emevî halifelerinin aşırı masraflarından, gereksiz giderlerinden yakınmağa, Hz» Muhammed ve Dört Halifenin yolundan gidilmediğini ileri sürmeğe başladı. Bütün bunlara karşılık, önemli ve devlet düzenini sarsıcı bir olay çıkarmadıkları sürece reayaya fazla baskı yapılmadı.
Emevîler, reayadan yalnız cizye almakla yetinmediler; onlara devlet işlerinde resmî görevler de verdiler. Hesap ve yazı işleri bilen gayri müslimler Divanda görev alırlardı. Bu durum, devletle reaya, özellikle müslümaniarla gayri müslimler arasında bir yakınlaşmanın, devlet düzeninde eşit işlem görmenin açık bir belirtisi sayılıyordu. Bu yüzden, devlet dairelerinde görev almak için, reaya çocukları arasında hesap, yazı ve tercüme işlerini görebilecek nitelikte bir eğitim ve öğretim düzeni uygulanıyordu. Bunun sonucu, Emevîler devrinde birçok gayri müslim yazar, bilgin, hekim yetişti. Abbasîler devrinde de reaya ve müslümanlar arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü, Hz. Muhammed ve Dört Halife devrinde kurulan geleneğe uyuldu, Cizye, onların düzenlediği şartlar altında toplandı.
Bazen, devletin giderlerindeki durum gereğince, cizyenin miktarında değişiklikler yapıldı. Abbasîler devrinde ve onlardan sonra gelişen müslüman fetihleri sonucu reayanın sayısı çoğaldı. Alınan uzak ülkelerde reaya ile, müslümanlar, özellikle devlet yöneticileri arasında yeni yeni cizye anlaşmaları yapıldı, iran, Mısır, Kuzey Afrika, ispanya gibi ülkelerde kurulan islâm devletleri bu vergi usulünü sürdürdü; reaya ve müslüman halk ilişkilerini devrin ihtiyaçlarına göre düzenledi.
Anadolu, Selçuklular tarafından alındıktan sonra islâm devletlerinde uygulanan vergi usulü aşağı yukarı olduğu gibi benimsendi. Reaya, vergisini ödediği sürece, bütün din ve dünya işlerinde bağımsız bırakıldı. Onların özel yaşayışlarına, öğretim ve eğitimlerine, ibadetlerine, gelenek ve göreneklerine dokunulmadı.
Osmanlı devletinde de, cizye usulü olduğu gibi bırakıldı. Yeni alman ülkelerde islâm dinini kabul etmeyenler vergiye bağlanarak yerlerinde bırakıldı. Bunların mal, can ve mesken dokunulmazlıkları, inanç ve ibadet bağımsızlıkları devlet tarafından güven altına alındı. Osmanlı devletinin tebaası durumunda olan reaya askere alınmıyordu. Reaya ile müslümanlar arasında, hukuk yönünden ayrılık yoktu. Bütün ayrılık, reayadan alınan cizye idi. Osmanlı devletinde, zaman zaman, reayadan avarız akçesi denen özel bir vergi daha alınırdı, öşür, değirmen vergisi, ağnam v.b. vergiler konusunda müslümanîarla reaya sınıfı eşit işlem görürdü. Reayadan alınan cizye, Halife Ömer devrinde olduğu gibi, edna (düşük), evsat (orta), ala (yüksek), diye üçe ayrılırdı.
Edna, yoksullardan, evsat, malî durumu orta derecede olanlardan, ala ise zenginlerden alınırdı. Osmanlı devletinde, bazı padişahlar, zaman zaman bazı yeni vergiler koydular. Savaş sırasında, savaş giderlerinin, ordu masraflarının çoğalması üzerine Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman avarız akçesi toplamayı belli bir kurala bağladılar, önceleri geçici nitelikte olan bu vergi sonraları emlâk vergilerine eklenerek sabit bir vergi durumuna getirildi. Reayadan, yapım işlerinde çalıştırmak yoluyle yararlanıldığı gibi, Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek amacıyle özel bir eğitim ve öğretimden geçirilmek üzere çocuklar da alınırdı. Ayrıca, bunlar arasından isteyerek sipahi olanlar, köprü yapımında çalıştırılanlar, ordunun ulaştırma işlerinde görev alanlar davardı.
Yeniçeri ocağına alman reaya çocukları islâm dini kurallarına göre eğitim ve Öğretim görür; içlerinden yetenekli olanlar devlet ve ordu görevlerinde en yüksek basamaklara kadar çıkarlardı. Ayrıca kürekçilik, yol onarımı gibi işlerde çalışanlar vergi ödemekten kurtulur, gündelik de alırlardı. Divanda saklanan reaya defterleri otuz yılda bir «tahrir» yapılarak tutulur, sonra hükümet merkezine gönderilirdi. Bir süre, Yavuz Sultan Selim, reayadan «peksimet bahası» olarak avarız akçesi topladı. Bunu toplarken de, vergi ö-demekle görevli kimselerin malî durumlarının göz önünde tutulmasını, ödeyemeyecekleri bir miktarın toplanması yoluna gidilmemesini buyurdu.
Osmanlı devletinde, reayadan hizmeti görülenlere tımar verilir, bu tımarı kazanmak isteyenler sipahi yazılır, böylece vergiden kurtulurlardı. Yalnız, reayadan olan herkes, istediği zaman sipahi olamaz, tımar alamazdı. Bu konuda uygulanan bazı kurallar vardı. Atadan, babadan devlete hizmeti geçmiş olanlar seçilirdi. Bu usul, vergi vermekten kurtulmak için, herkesin sipahi yazılması sonucu devlet hazinesinin gelir kaynaklarından yoksun kalmasını önlemek içindi. Kanunî Sultan Süleyman, özel bir kanunla reayadan alınması gereken vergileri sınıflandırdı. Sonra Ahmed I tarafından yeniden düzenlenen ve uygulanan Reaya kanunu uzun zaman yürürlükte kaldı.
Osmanlı devletinin iç kurumlarında, yönetim düzeninde görülen sarsıntılar sonucu, reaya ile olan ilişkilerde de bazı aksaklıklar ortaya çıktı. Reayadan vergi toplamakla görevli kimseler, bazen aşırı davranışlarda bulundular; reayadan fazla vergi alma yoluna giderek, devletle reaya arasındaki bağların gevşemesine, birtakım geçimsizliklerin doğmasına yol açtılar, özellikle Murad III devrinde içkilerden vergi alınma yoluna gidilince reaya, durumundan yakınmağa başladı. Çünkü Osmanlı devletinde, içkiyi yapan ve satanlar, daha çok reayadan olan gayri müslimlerdi.
Reaya, Murad III'ün içkiden ayrı bir vergi alınmamasını ve bunun cizyeye eklenmesini istedi. Bunun üzerine yeni bir kanunla reayaya uygulanan vergi, zenginden 45, orta durumda olanlardan 30, yoksullardan 15 akçe olarak düzenlendi. Bu yeni vergi, bölgelerin durumuna göre de değişiyordu. Reayadan alınan bu cizye, sonraları bedeli askerî adını aldı. Tanzimat döneminde de reaya, eski durumunu korudu. Müslümanlarla reaya arasındaki ayrılıklar devletin koyduğu bazı kanunlarla sürdürüldü. Ancak, İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra, reayadan da asker alınmağa başlandı.
Bunun sonucu olarak bedeli askerî adı verilen cizye de kaldırıldı. Reaya ile müslüman halk arasında ayrılık zaman zaman yumuşadı; bütün devlet dairelerinde, okullarda, askerlikte reayadan olanlarla müslümanlara eşit işlem yapılma gereği konuldu.
Fatih Sultan Mehmed tarafından, Osmanlı devleti sınırları içinde reayaya tanınan bütün haklar İkinci Meşrutiyete kadar sürdü. Bu uzun dönem içinde reaya, din, eğitim, öğretim, ibadet ve geleneklerinde serbest bırakıldı. Osmanlı bilim kurumlarının yanı sıra, reayanın da geliştirdiği özel öğretim ve eğitim kuruluşları vardı. Buralarda da deneysel bilimler alanında, özellikle tıp, kimya ve matematikten birçok bilgin araştırıcı yetişti.
Sanatlarda, özellikle mimarîde başarılı sanatçılar yetişti. Tanzimat'tan sonra açılan osmanlı öğretim kurumlarının çoğunda reaya çocukları, daha çok yabancı dil ve deneysel bilimlerle ilgili derslerde öğretmenlik görevlerine getirildi. Bunlara elçiliklerde, saraylarda tercümanlık, yabancı devletler nezdinde elçilik görevleri verildi. Askerlik alanında yapılan yeniliklerde reayadan yetişen uzmanlardan da faydalanıldı. Reaya, başlangıçtan beri kendisine tanınan haklara dayanarak, Osmanlı devleti sınırları içinde özel din okulları, öğretim kurumları, ibadethaneler açtı.
Tanzimat'tan sonra azınlıklar kendi dillerinde öğretim ve eğitim yapan, ilkokuldan liseye kadar, özel okullar açtılar. Bunlar arasında fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, rumca, ibranîce, ermenice öğretim yapan özel okullar vardır. Reaya, devletle olan ilişkilerinde, kamu düzeninde genel yasalara, din ve inançlarıyle ilgili konularda ise bağlı bulundukları din kurumlarının koyduğu özel kanunlara uymak zorundaydı. Tanzimat'tan sonra reayaya tanınan yeni haklar, İkinci Meşrutiyette genişletildi ve bu haklara yenileri eklendi. Bu yeni haklar, 1912'de reaya tarafından kötüye kullanıldı.
Osmanlı devletinin paylaşılmasını öngören bazı avrupa devletleri ve onların Türkiye'deki temsilcileri, reayanın haksızlıklara uğradığını, haklarının avrupa devletlerince korunması gereğini ileri sürdüler. Bu sebeple Osmanlı devletinin iç işlerine karışmağa başladılar. Birinci Dünya savaşında reaya, Osmanlı devleti içinde daha geniş ölçüde bölücü çalışmalara girişti; devletin genel düzenini sarsıcı, bölücü birtakım haklar istedi.
Savaş yılları süresince de Osmanlılar aleyhinde çalıştı. İzmir ve istanbul illerinde, Karadeniz kıyılarında devletin bütünlüğünü yıkıcı eylemlere girişti. Reaya arasında bağımsızlık isteyenler, Osmanlı devleti toprakları üstünde, özellikle Anadolu'da ayrı birer devlet kurmak için gizli gizli çalışanlar oldu. Birinci Dünya savaşından sonra Türkiye cumhuriyeti kurulunca (1923) Türkiye toprakları üzerinde bulunan bütün insanlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul edildi.
Osmanlı imparatorluğunun baştan beri, kendi toprakları üstünde ayrı bir topluluk olarak koruduğu reaya ile müslümanlar arasındaki ayrılık ortadan kaldırıldı. Türkiye cumhuriyeti uyrukluğunda olan bütün yurttaşlar kanun karşısında, vergi düzeninde, öğretim, eğitim ve din kurumlarında, askerlik alanında, adliye işlerinde eşitliğe kavuşturuldu; özel imtiyazlar ortadan kaldırıldı. (-> Bibliyo.) [M]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVENSBURG
Tarih 24 Haziran 2009
RAVENSBURG, Almanya’da (Batı Almanya, Baden Württemberg) şehir, Konstanz gölünün kuzeyinde; 29 300 nüf.
Dokuma sanayii (pamuk, konfeksiyon); metalürji (makine); besin sanayii. Ortaçağda imparatorluk şehri olan Ravensburg’da, o dönemden kalma kuleler ve kapılar vardır. Pfarrkirche Unserer Lieben Frau kilisesinde meşhur Madonna. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENSBURG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ravenna eksarklığı
Tarih 24 Haziran 2009
Ravenna eksarklığı. Tar. coğ. Bizans İtalyası’nda eyalet. Lombard istilâsının (Spoleto dukası Faroald, 579′da Cîassis’i işgal etti)
İtalya ve Ravenna’yı tehdit etmesi üzerine, imparator Maurikios askerî kuvvetlerini ve sivil güçleri, temsilcisi olan ek-sark veya «patricius et exarchus İtaliae»’nin yönetimi altında imparatorluğun eski başkentinde toplamağa karar verdi (584). Franklardan kısmen gereksiz yardımlar isteyen (584, 585, 588 ve 590 saldırıları), Doğu’dan gelen takviyeleri ise daha başarılı şekilde kullanan eksarklar (Smaragdos [585-589] ve Romanos [589-593], Classis’i geri alarak (589) ve Roma yolunu (via Flaminia) temizleyerk Ravenna üstündeki tehdidi kaldırdılar; fakat Lombard’ların istria ile kıyı bağlantılarını kesmelerine engel olamadılar. Gerek malî (ücretleri ödenmeyen askerler 615′e doğru eksark İoannes’i öldürdüler), gerek kişisel (619′da eksark Eleutherios’un imparatora karşı başlattığı ayaklanmayı bizanslı kuvvetler bastırdı; manastır sicilleri muhafızı Maurikios’un isyanını 642 yılında eksark İsaakios Roma’da bastırdı) iç karışıklıklar eksarklığı zaten zayıflatmıştı. Fakat en ciddî meseleler dinî meselelerdi: monotelizm’i suçlayan papa Martinus I’i, imparator tutuklatmak istedi, eksark Olympos bu emre karşı geldi, hattâ bağımsızlığını ilân etti (649-651), fakat Sicilya’da Sarazenler tarafından öldürüldü. Yeni eksark Theodoros Kaîliopas 653′te Roma’ya gönderildi ve monotelizm aleyhinde olan Maksimos Homologetes’i, kaçmış bulunduğu Roma’dan İstanbul’a getirdi. Lombard tehlikesine karşı papa ile eksarkın işbirliği yapmalarını engelleyen bu kavgaları Ravenna’nın, kendisine tanınan hakların İstanbul patriğine de tanınmasını kabul etmeyen papa Sergius I’i desteklemesi daha da şiddetlendirdi. Şehrin bir gasıbı on yıl süreyle (695-705) tanımasına da kızan imparator İustinianos II misillemeler yaptı (709 veya 710); bunun üzerine eksarklığın isyanı (710-712), imparator Philippikos Bardanes’i şehir milislerinin dağıtılmamasını kabul etmek zorunda bıraktı, imparatorun ikonalar aleyhindeki kararnamelerinin yol açtığı ayaklanma sonunda (727), imparator Leon III İsauria’lı, eksarklık sınırlarını Apenninler’in kuzeyindeki bölgeye geriletti (731-732); fakat eksarklık ansızın Liutprand’a teslim olan başkentini ve Lombard kralı Aistolf’un işgaliyle bağımsızlığını kaybetti (751). Durumu tehlikeye düşen papa Stephanus II’nin, Kısa Pepin’den yardım istemesi (754, Ponthion görüşmesi), üzerine Pepin, Aistolf’u eksarklığı geri vermek zorunda bıraktı (756) ve imparatorun itirazlarına rağmen yönetimi papaya verdi; Roma kilisesinin toprak gücünün temeli olan bu bağış, Charlemagne tarafından da onaylandı (774). Fakat Ravenna eksarklığı papaya resmen ancak 1278′de imparator Habsburg’lu Rodolph tarafından bırakıldı. (ML). 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ravenna eksarklığı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAVENNA, İtalya’da şehir, Emilia’da, il idare merkezi, Adriya denizi yakınında; 115 500 nüf. Eskiden zengin bir deniz ticaret merkezi olan Ravenna, denize uzaklığı yüzünden önemini kaybetti. Şeker rafinerileri. Dokumacılık (jüt). Petrol rafinerileri; kimya sanayii (gübre). Tabiî gaz işletmesi. Corsini kanal-limanı oldukça canlıdır. • Tarih. Umbria’lıların kurduğu Ravenna, III. yy.da Roma ile ittifak yaptı; Romalılar Ariminum yolu üzerindeki şehrin stratejik konumundan yararlandılar. Rubico ırmağının aşılmasından önce Sezar’ın genel karargâhı (M.ö. 53-50) olan şehrin bir ön limanı vardı: Roma imparatorluğunun iki büyük donanmasından birinin demirli olduğu Classis (Fossa Augıtsta). Şehir M.S. II. yy.da Flaminia’nın, IV. yy.da da Emilia’nın başkenti oldu. 402′de imparator Honorius, Ravenna’yı bataklıklarla çevrili olması ve Doğu ile deniz bağlantılarının kolaylığı sebebiyle Batı Roma imparatorluğunun merkezi haline getirdi; Stilicho’yu bu şehirde idam ettirdi (408). Çok uzun bir kuşatmadan sonra Odoaker şehri Ostrogot kralı Theodorich’e teslim etti (şubat 493) ve bir ziyafet sırasında burada onun tarafından öldürtüldü (mart 493). Ostrogotlar devrinde hükümdarın ikamet merkezi olan şehir Belisarius’un bizans orduları tarafından işgal edildi (mayıs 540) ve İtalya eyaletinin başkenti haline getirildi. İmparatorluk başkenti olduğu için papanın otoritesinden kurtulduğunu iddia eden ve «Trescapitali» kavgasına katılan Ravenna, Lombardia’nın tehdidi karşısında Roma’nın hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı (568), fakat, 595′e kadar pallium’dan geniş ölçüde yararlanmak istedi; Bizans imparatoru Mauricius şehrin savunmasını 584′ten sonra devamlı olarak şehirde oturan bir eksark’a (patricius et exarchus) verdi. Eksarklığı içten ve dıştan kemiren karışıklıklardan yararlanan Ravenna piskoposu, imparator Konstantos’tan hürriyet fermanı aldı (663); ama fermanı Konstantinos’un yerine geçen Konstantinos IV iptal etti (681). Şehir sonradan İstanbul patriğinin eşitlik iddialarına karşı papa Sergius I’i desteklediği için (şehir milislerinin ayaklanması; VII. yy. sonu), özelikle de bir gasıpı tanıdığı (695-705) için lustinianos’un emriyle Sicilya kumandanı tarafından yağmalandı (709 veya 710); bunun üzerine yeni eksark loannes Rizokopos, 710) öldürüldü ve şehir bağımsız bir devlet halinde teşkilâtlandı; imparator Philippikos Vartan’a boyun eğdikten sonra (712) bile milis kuvvetini muhafaza etti. Classis’in Liutprando tarafından geçici olarak işgaliyle bir başına kalan Ravenna’yı bu Lombard kralı üç yıl süreyle kuşattı ve halefi Aistolf aldı (751). Bunun üzerine Kısa Pepin, şehri papaya vermeyi kararlaştırarak (754 ve 756) Aistolf’u şehri ve eksarklığı terk etmek zorunda bıraktı. Bologna’nın gelişmesinden önce roma hukuku eğitim merkezi olan Ravenna, İtalya krallığına geçti (889). Uzun süre, şehirde Germania krallarına sadık kaldıktan sonra aristokratik bir şehir haline geldi (XII. yy.) ve imparatorluklara karşı Romagna ve Marche şehirleri birliğini kurdu (1198). Friedrich II tarafından işgal edildikten (1240) sonra Polenta’ların derebeylik yönetimine boyun eğdi (1275-1441). Kanalların kumla dolması limanının gerilemesine yol açtı. XIII. yy.da Venediklilerin iktisadî kontrolü altına giren şehir, 1449-1509 arası Venedikliler tarafından işgal edildi, sonra Papalığa geri verildi. 1512 Savaşı sırasında yağmalanan şehir, sıtma salgını sonucunda ıssızlaştı. Fransızların 1797′de papadan aldıkları Ravenna, Csalpina cumhuriyetine (1792), İtalya cumhuriyetine (1802) ve İtalya krallığına (1805) katıldı, 1815′te papaya geri verildi. 1859 Haziranında ayaklandı ve bir referandum sonucunda Piemonte’ye katıldı (mart 1860). 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAZUMOVSKİY (Aleksey Grigoryeviç), rus saray adamı (Çernigov, Ukrayna 1709-Petersburg 1771). imparatorluk şapelinde kantordu, Büyük Petro’nun kızı Yelizaveta’nın dikkatini çekti. Razumovskiy Yeli-zaveta’ya çariçe olması için yardım etti. Mabeyinci, kont ve tümgeneral olan Razumovskiy siyasete karışmak istemedi. — Erkek kardeşi KİRiLL (1728-Baturin 1803), Yelizaveta’nın yeğenlerinden biriyle evlendi, kont unvanını aldı, yirmi iki yaşında Petersburg Bilimler akademisi başkanlığına getirildi; son Ukrayna atamanı oldu (1750 -1764). [L] 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZUMOVSKİY (Aleksey Grigoryeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 Rastatt antlaşması, 6 mart 1714′te prens Egon ile Villars arasında imzalanan antlaşma. Bu antlaşma ile Alsace bölgesi Strasbourg ve Landau ile birlikte Louis XIV’e bırakıldı. İmparator Charles VI, Fransa’nın müttefiki olan prenslere devletlerini ve unvanlarını geri verdi; Napoli’yi, Milanese’yi, İspanyol Felemenki’ni, Menin, İeper ve Furnes’i aldı; Utrecht antlaşmasıyle Bavyera seçici prensine vaat edilmiş olmasına rağmen Sardinya’yı muhafaza etti. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rastatt antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASPUTİN (Grigoriy Yefimoviç), rus maceracısı (Pokrovskoye, Tobolsk yakınları 1872- Petrograd 1916). Okuma yazma bilmeyen bu köylü asıllı keşiş, keramet sahibi olarak tanınması ve çevirdiği entrikalar sayesinde, 1905′ten itibaren çariçe Aleksandra Fyodorovna’nın güvenini kazandı. Daha 1907′de, çariçenin etkisi altında olan güçsüz Nikolay II, bu sefih adama körükörüne bağlandı. Gerek Nikolay, gerek çariçe, Rasputin’e, hemofiliye yakalanan çareviç Aleksey’in kurtarıcısı gözüyle bakıyorlardı. Bu durumdan yararlanan Rasputin, kendine düşman olanları saraydan attırmak ve onların yerine para karşılığında himayesi altına aldığı kimseleri getirmek için hükümdarların halkla bütün ilişkilerini kesti. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASPUTİN (Grigoriy Yefimoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 Raşitefendi kütüphanesi, Kayseri’de Reisülküttap Raşid Efendi tarafından kurulan (1796) kütüphane. Ulucami’nin batı duvarına bitişik küçük bir yapıdır. Üç basamakla çıkılan giriş kapısı, üzeri beşik tonozla örtülü uzunca bir koridora açılır. Okuma salonu kubbeyle örtülüdür. Giriş koridorunun sonuna doğru yer alan sağdaki kapı camiye, soldaki kapı okuma salonuna açılır. Pencere aralarında tahtadan gömme dolaplar yer alır. Bunların ve pencerelerin üzerine gelen kısımlar renkli duvar nakışlarıyle süslüdür. Dış cephe kesme taştandır. Osmanlı imparatorluğu devrinde Anadolu’da açılan kütüphanelerin en büyük ve en önemlilerinden biridir. (M) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Raşitefendi kütüphanesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASTRELLİ (Bartolomeo Carlo, — kontu), italyan heykeltıraşı (Floransa 1675′e doğr. – Petersburg 1744). 1700′e doğru Paris’e yerleşti, 1716′da Petersburg’a davet edildi ve Büyük Petro’nun emrinde çalıştı. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASTRELLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANCİT SİNGH, Sikh imparatorluğunun kurucusu (Pencap 1780 – öl. 1839). Babası Maha Singh’in ölümünden sonra (1792) Sikh konfederasyonuna bağlı bir kolun basına geçti; Lahor (1799) ve Amritsar’ı ilhak etti (1802). Güneydeki Sutlec arazisini işgal etmeğe kalkınca İngiltere’nin bu bölgedeki hak iddialarıyle karşılaştı ve teşebbüsünden vaz geçti 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANCİT SİNGH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMSES veya RAMESES, XIX. ve XX. hanedanlardan on bir firavuna verilen eski mısır dilindeki Ramassu («tanrı Re tarafından yaratıldı») adının yunanca yazılışı, — Ramses I (M.ö. 1314-1312), önce kral Horemheb’in bakanıydı; onun yerini alarak XIX. hanedanı kurdu. —Ramses II Meimun (M.ö. 1301′e doğr. – 1235′e doğr.), Ramses I’in torunu, iktidara kendisini ortak eden Sethi I’in (yun. Sethon) oğludur. Pek çok karısı, oğlu ve kızı vardı. Hititlerden Suriye’yi almağa çalıştı; savaş birkaç defa lehine ve aleyhine döndü. Ramses yararlık gösterdiği Kadeş savaşı sayesinde, mısır edebiyatının en güzel eserlerinden biri olan Kadeş Şiiri’nde, halkın koruyucusu olan kutsal kralın gerekliliğini resmen hatırlatmak imkânını buldu. Savaştan sonra, Hattuşili ile imzalanan antlaşma gereğince daha önceki duruma dönüldü. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSES veya RAMESES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMPUR, Hindistan’da (Uttar Pradeş) şehir, Delhi’nin doğusunda; 135 600 nüf. Pamuk, kimyasal madde ve elektrik malzemesi fabrikaları. Bir süre sonra affedilerek ülkesine döndü (1748). ölümünden sonra oğulları küçük oldukları için devletin yönetimi, Hafız Rahmet Han ile Dundi Han adlı iki kumandanın eline geçti. Onların zamanında çıkan karışıklıklar devletin durumunu sarstı. Rohilkhand’a saldıran (1771) Maratalara karşılık Üz nevvabı (vezir) Şücaüddevle’den yardım isteyen Hafız Rahmet Han, bu yardıma karşılık ona 40 lak (4 milyon) rupi vermeyi kabul etti; fakat parayı ödemedi. Şücaüd-devle, Hindistan valisi ingiliz Warren Hastings’ten yardım alarak Rohillalar üstüne yürüdü ve onları yenerek, Rampur’u ele geçirdi. Bu savaşta Hafız Rahmet Han öldü. Rohillaların başına geçen Ali Muhammed Hanın oğlu Feyzullah Han, Şücaüd-devle ile yaptığı anlaşmaya göre Rampur ve öteki bölgeleri içine alan bir dirlik elde etti. Şücaüddevle’nin ölümünden (1775) sonra yerine oğlu Asavüddevle geldi. Rohilkhand 1801′de ingilizlerin eline geçti. (M) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPUR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMON BERENGUER IV (1115′e doğr.— Borgo San Dalmazzo, Piemonte 1162), Barcelona kontu (1131-1162), Aragon prensi (1137-1162) ve Provence’ın vasi kontu (1144-1162). Ramiro II’nin kızı Petronila de Aragon ile evlenerek (1137′den beri tasarlanan bu evlilik ancak 1151′de gerçekleşti) Aragon ile Katalonya’yı birleştirdi. Kardeşi Berenguer Ra-mon’un ölümü (1144) üstüne Provence’ı Raimond Berenger II (1144-1162) adiyle ve Toulouse kontları ile Baux senyörlerinin (1142-1162) hak iddialarına karşı yeğeni Raimond Berenger III’ün vasisi olarak yönetti, imparator Friedrich I Barbarossa’nın kontluk üstündeki metbuluğunu kabul etti, ama kontluğun ailesinde kalmasını şart koştu. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMON BERENGUER IV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMON BERENGUER III (1082ye doğr.- 1131), Barcelona Kontu (1096-1131) ve Provence kontu (Raimond Berenger I) [1112 /1113-1131] oldu. Amcası Berenguer Ramon II’nin vârisiydi (1096), Murabıtları uzaklaştırmayı (1114′te Barcelona kapılarında durdurulan saldırı) ve Torragona din merkezini kurarak babasının fethettiği yerleri, yeniden iskân etmeyi başardı. Kuzey İspanya’da huzuru ve Akdeniz’deki ticaretin güvenliğini sağlamak için islâm denizcilerinin üssü olan İbiza (1114) ve Mallorca (1115-1116) adalarını işgal etti. Ayrıca İtalyan devletlerini müslüman aleyhtarı bir koalisyona sürüklemeğe de teşebbüs etti (Cenova ile Pisa’yı ziyaret, papaya büyükelçi gönderme [11171). Puglia dükü Puggero II ve Cenova ile ittifak antlaşmaları (1127) yaptı. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMON BERENGUER III hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAMAZAN bayramı, müslümanlarm oruç ayı olan ramazanın bitiminde 3 gün kutlanan bayram. 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMAZAN bayramı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAMAZAN i. (ar. ramazân). Arabî ayların dokuzuncusu, oruç tutulan ay; «üç aylar»dan sonuncusu: Bu sene Ramazan ayında oruç tutmak farz oldu ve hilâli Ramazanda Bedir gazası vuku buldu (Cevdet Paşa). Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi (A. H. Tanpınar). || Erkek adı. — Folk. Eskiden ramazan arefesinde İstanbul’un yüksek yerlerinde, minare şerefelerinde ramazan hilâlinin doğması beklenirdi. (Bk. Ramazan HİLALİ) Hilâli görenlerden iki kişi, aralarında varlığını farz ettikleri bir alacak davasını kadıya arz ederlerdi. Alacaklı, kadıya: «Efendim bu adam geçen yıl benden su kadar kuruş borç almıştı ve gelecek sene ramazan hilâli görülür görülmez ödeyeceğine söz vermişti» derdi. Kadı da borçlu olduğu farz edilen kimseye bunun doğru olup olmadığını sorar, borçlu «Evet efendim doğrudur, yalnız ramazan hilâlinin görüldüğünü ispat etsin» deyince kadı, alacaklıdan şahitlerini getirmesini isterdi. O da ramazan hilâlini görenleri kadının huzuruna çıkartıp, hilâli gördüklerini söylemelerini isterdi. Şahitler hilâli gördüklerini bildirince ramazan ayının girdiği ispat edilmiş olurdu. Ramazanın girdiğini ispat edenlere belirli bir ücret verilirdi. Ramazanın geldiği halka davullar çalınarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulurdu. Ramazanın ilk günü devlet daireleri tatil olur, diğer günlerde de iş saatleri azaltılırdı. 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMAZAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKKA, Esk. Kallinikon, Suriye’de (Hasek ili) şehir, Fırat yakınında ırmağın Balık ile kavuştuğu yerin yukarısında; 7 100 nüf. önemli yıkıntılar (IX. yy.dan kalma saray). Yakınında petrol yatakları. 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKKA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAJAÇIÇ (Yosip), sırp patriği (Lucani,Hırvatistan 1785 – Karlofça 1861). 1810′da keşiş, 1829′da Dalmaçya piskoposu, 1834′te Vrsac piskoposu, 1842′de Karlofça metropoliti oldu. 1848 Devriminde 12 mayısta Millî sabor’u topladı. Bu mecliste Rajaçıç’a «Sırp patriği ve bütün Ilirya patriği» unvanı verildi ve Macaristanda Sırp Voyvodalığı kurulması kararlaştırıldı. Bu kararlar, 15 aralıkta Franz Joseph tarafından onaylandı. Hareket Macar isyancılarının direnişi ile karşılaştı fakat imparator voyvodalığı 1861′e kadar devam ettirdi. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAJAÇIÇ (Yosip) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKOÇİ Ferene II, macarca Rakoczy, Erdel kralı (Borsi 1676 – Rodosçuk, Tekirdağ 1735). Ferene I Rakoçi’nin oğlu. üvey babası kont İmre Thököly tarafından yetiştirildi. Rehin olarak gönderildiği Avusturya’da cizvitlerin öğrencisi oldu. 1697′de kendisine imparatorluk prensi unvanı verildi. Villars ile görüşmelere giriştiği (1700) sırada ihanete uğrayarak Wiener-Neustadt’ta hapsedildi (1701). Polonya’ya kaçtıktan sonra, ayaklanan macarlarm çağrısına uydu (1703), memleketin büyük kısmını zaptetti ve macar tarikatları konfederasyonu prensliğine seçildi (1705). Habsburg’ların hükümdarlığına son verildiğini ve Macaristan’ın bağımsızlığını ilân etti (1707). Fransa ve Rusya ile ittifak kurdu, Osmanlı devletinden yardım istedi. 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOÇİ Ferene II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİNALD Dassel’li, alman yüksek rahibi ve siyaset adamı (1120′ye doğr. – Roma yakınları 1167). Hildesheim(1148) ve Münster (1154) kumandanı oldu, 1156′da imparatorluk şansölyeliğine, 1159′da Köln başpiskoposluğuna getirildi. Kiliseden çok orduya bağlıydı, ruhban sınıfı ile imparatorluk arasındaki kavgaya Friederich Barba-rossa’nın danışmanı olarak katıldı. Besançon diyetinde çıkan şiddetli bir anlaşmazlık (1157) onu kardinal Roland (müstalcbel Alexander III) ile karşı karşıya getirdi. Rainald Roncaglia diyetini (1158) hazırladı. 1163′te afaroz edilince Kuzey ve Orta İtalya’ya imparatorluk casusları yerleştirerek Alexander III’e karşı İngiltere kralı Henry II’yi ve imparatoru kışkırtmağa çalıştı. Victor IV’ün ölümü üzerine antipapa Paschalis III’ü seçtirdi, 1167′de Friedrich Barbarossa ile İtalya’ya gitti ve Monte Porzio’da Romalıları yenilgiye uğratan (1167) birliklerin basma geçti, az sonra öldü. (L) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNALD Dassel’li hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMOND IV, Raimond de Saint-Gilles denir Raimond de Saint-Gilles, Askalon önünde G. de Bouillon’a yardım ettikten sonra, İstanbul’a gitti ve Lombard’-îardan kurulu yardımcı kuvvetlerin basma geçti, fakat Ankara (Ankyra) ile Amasya arasında yenildi (temmuz-ağustos 1101). Tancrede’in esiri oldu (1102), kaçtı ve Cenova filolarının desteğiyle Tarsus’u (nisan 1102) ve Gibelet’yi (1104) aldı, fakat Trablus kuşatmasında (1105) öldü. Ama ölmeden önce, evlilik dışı oğlu Bertrand’ın gelecekte kesinlikle kuracağı (1109-1112) Trablus kontluğunun temellerini atmış bulunuyordu. (L) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMOND IV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMOND I DE POİTİERS (1099-1100′e doğr.-Fons: Murez 1149), Antakya prensi (1136-1149), Akitanya dükü Guillaume IX’un ikinci oğlu. 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMOND I DE POİTİERS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADZİWİLL, litvanya asıllı polonyalı aile. Başlıca üyeleri: MiKOLAJ (öl. 1466), Litvanya büyük dükü Wladislaw ile birlikte vaftiz edildi (1386). Grodno starostu idi. Grunwald’de töton şövalyelerine karşı savaştı (temmuz 1410); —MiKOLAJ, Amor Poloniae denir (1470-1522), Wilno pfaltz’ı ve Litvanya şansölyesi, Kutsal İmparatorluk prensi (1515). —jerzy, litvanya atamanı (1480-1541), Ruslara karşı giriştiği hareketler üzerine mareşalliğe yükseltildi; —barbara (1520-1551), öncekinin kızı, voyvoda Gasztold’un dul karısı. Polonya kralı Zygmunt August ile evlendi (1547); —mikolaj Rudy («kızıl») [1512-1588], Protestanlığı kabul etti. Moskovalıları yenilgiye uğrattı; —MiKOLAJ Czarny («kara») [1515-1565], imparator tarafından Nieswiez prensliğine tayin edildi, İncil’i Lehçeye çevirtti; —MİKOLAJ KRZYSZTOF (1549-1816), öncekinin oğlu. Katolikliğe döndü. Kutsal toprakları ziyaret etti. Kudüs Yolculuğu adlı Latince bir eser yazdı (1601), Henri de Valois’yı destekledi. Fransa’ya giderek onunla buluştu (1573); —janusz (1579-1620), 1606 Ayaklanmasında Zebrzydowski ile birlikte Zygmunt III’e karşı geldi; —MiCHAL HiERONİM (1778-1850), Kosciuszko ayaklanmasına katıldı, Ruslara karşı çarpışan po-lonya kuvvetlerine kumanda etti (1830-1831); —FERDYNAND (1834-1926), Prusya Senyörler meclisi üyesi ve Reichstag’da Polonya grubu başkanıydı (1874-1918); —janusz KSAWERY (1880-Varşova 1967), öncekinin oğlu, alman taraftarı Steczkowski kabinesinde dışişleri bakanı (1917-1918) ve Muhafazakâr partiden milletvekili oldu (1926). Pilsudski ile ittifak yaptı. İkinci Dünya savaşında Rusya’ya sürüldü. 1946′da yurduna geri döndü. (L) 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADZİWİLL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RACİBORZ, esk. alm. Ratibor, Polonya’da şehir, Yukarı Silezya’da (Opole voyvodalığı), Oder ırmağı kıyısında; ırmak üzerinde seferin başlangıç noktasıdır; 37 000 nüf. Metalürji; demiryolu malzemesi; kimyasal ürünler; deri işçiliği; kâğıt fabrikaları; besin sanayii. 1283-1532 Arasında şehir Bohemya imparatorluğuna bağlı Raciborz prensliği’nin başkenti oldu. 1532′de Avusturya’ya bağlandı; 1742′de Prusya, sonra Almanya topraklarına katıldı, Versailles antlaşmasıyle (1919) Çekoslovakya’ya geçti: 1921′de Yukarı Silezya’nın yaptığı bir plebisit sonucu Polonya’ya bırakıldı. (LM) 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACİBORZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RACARACA, Çola hükümdarı (985-1014), Çola krallığını büyük bir imparatorluk haline getirdi. Pandya ülkesini, Seylan (1005′e doğr.) ve Çalukya imparatorluğunun güneyini topraklarına kattı. (L) 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACARACA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RACA i. (sanskritçe k.). Kral. (Veda geleneğine göre, soylu bir kişi ya da tam bir kshatriya’dır ve racasuya âyininde kutsandı. Askerî ve dinî önderdir. Dinî kişiliği dolayısıyle tanrıların kralı İndra’nın eşiti veya cisimleşmiş karşılığı sayılır. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RABAH, afrikalı hükümdar, Kara Sultan denir (1846′ya doğr.- Kusseri 1900), Bahral-Gazel paşası Zübeyir’in çocuğu, Süleyman’ın sütannesinin oğlu. Bağımsızlığını elde etti ve Çad’a kadar, başlangıçta göçebe olan bir imparatorluk kurdu, ülkesine Bagirmi (1892) ile Bornu’yu (1893) kattı. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABAH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 QUiTO, Ekvador’un başkenti ve Pichincha ilinin idare merkezi; 355 200 nüf. üniversite. Şehir Andlar arası bir havzada, 2 850 m yükseltide Pichincha yanardağının eteğinde yer alır. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUiTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADU Şerban, Eflak voyvodası (1602-1610 ve 1611). Avusturyalıların yardımıyİe Simion Movilla’nın yerine voyvoda oldu. önce Habsburg’ların taraftarı olarak Mihaiu Viteazul’ün (1593-1601) siyasetini sürdürdü; bir Boğdan voyvodasıyle gelen Kırımlıları yendi. Avusturya imparatorluğu adma Erdel’e (Transilvanya) girdi ve iki galibiyet kazandı. Türklerin desteğini sağladı ve türk yönetimini kabul etti. Fakat Erdel prensi Bathory, Radu’yu Eflak’tan kovdu (1610). Şerban daha sonra yeniden voyvodalığın başına geçtiyse de Bathory’nin Türklerin ve Tatarların ortak kuvvetlerinin yardımıyİe Eflak’tan çıkarıldı, Polonya’ya, sonra da Viyana’ya sığındı (1611). [M] 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADU Şerban hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADOSLAVOV (Vasil), bulgar siyaset adamı (Lofça 1854-Berlin 1929). Liberal milletvekili (1880), adalet bakanı (1884 -1886), başbakan (1886), içişleri bakanı (1899 -1900) oldu, Nasyonal-Liberal partiyi kurdu. Bükreş barışının ertesinde (10 ağustos 1913) Danev’in yerine başbakanlığa getirildi, merkezî imparatorluklara yaklaştı. Büyük bir alman dostuydu. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADOSLAVOV (Vasil) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUAESTOR i. (lat. k.). Rom. tar. özellikle malî görevlerle yükümlü magistratus. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAESTOR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius), Roma imparatoru (öl. Aquileia 270). Kardeşi Claudius II’nin ölümü üzerine, askerleri tarafından imparator ilân edildi. Kendisine karşı Aurelianus imparator ilân edilince, Quintillus birkaç gün hüküm sürdükten sonra intihar etti. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius), romalı hatip (Calagurris Nassica [bugün Calahorra] 30′a doğr. – öl. 100′e doğr.), Babasının hatiplik yaptığı şehir Roma’da okudu. Sonra her halde Galba ile birlikte ispanya’ya döndü. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİETUS (T. Fulvius), «otuz tiranlar» diye anılan Roma imparatorlarından (öl. Emesus 261). İmparator ilân edilen babası Macrianus, onu ve kardeşini imparatorluğa ortak etti (260). Quietus, imparatorluğu Perslere karşı savunmakla görevlendirildi. Palmyra prensi Odenatus tarafından esir edildi ve öldürüldü. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİETUS (T. Fulvius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUERETERO Meksika’da şehir, eyalet merkezi, Mexico’nun güneybatısında; 74 000 nüf. XVI. yy.dan kalma katedral, önemli pamuk iplikhaneleri. Otomi’lerin uğraştığı opal zanaatçılığı. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUERETERO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUELLİNUS veya QUELLİN, flaman sanatçı ailesi, üyeleri arasında başlıca sanatçılar şunlardır: erasmus II, ressam (Anvers 1607-ay.y. 1678). Rubens’in yönetimi altında Anvers şehrinin süslenmesine katkıda bulundu (1635). Ustasının ölümü üzerine Anvers şehir ressamı sıfatıyle onun yerini aldı ve onun tarzında çalıştı. Kiliselerde, manastırlarda (Anvers, Brugge, Mechelen) ve müzelerde (Aachen, Anvers, Bonn, Brüksel, Caen, La Haye, Toulouse, Valen-ciennes, Leningrad [Ermitaj], Madrid [Pra-do]) birçok resmi vardır. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUELLİNUS veya QUELLİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PYOTR III Fyodoroviç (Kiei 1728 – Peterhof [bugün Petrodvorets] yakınlarında Ropşa sarayı 1762), Rusya imparatoru (ocak-haziran 1762), Karl-Friedrich von Holstein-Gottorp ile Büyük Petro’nun torunu Anna Petrovna’nın oğlu. 4 Mart 1762′de ölen teyzesi çariçe Yelizaveta’nın yerine tahta çıktı. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYOTR III Fyodoroviç hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PYOTR II Alekseyeviç (Petersburg 1715 -ay.y. 1730), Rusya imparatoru (1727-1730), Büyük Petro’nun torunu ve çareviç Aleksey Petroviç’in oğlu. Çariçe Katerina I’in yerine geçti. Hasta ve kararsız bir çocuktu, ömrü, yönetime ağırlıklarını koymak isteyen büyük ailelerin çekişmeleri içinde geçti, ölümü bile, yerine geçmek isteyen bazı soylularca istismar edildi. (L) 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYOTR II Alekseyeviç hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PU Yİ, Çin’in ve daha sonra Mançurya’nın imparatoru (Pekin 1906-ayy. 1967). Babasının naipliği altında, Hsiûen-Tung adiyle, amcası Kuangsiu’dan sonra tahta çıktı. Yuan Çe-k’ai’nin zoruyle tahttan vaz geçtikten (12 şubat 1912) sonra 1924′e kadar Pekin sarayında yaşadı. Japonlar onu, önce Mançurya naibi (mart 1932) daha sonra KANG-TEH adiyle aynı ülkenin imparatoru ilân ettiler (mart 1934). Puyi, 1945′te Sovyet kuvvetleri tarafından yakalanarak, Çin hükümetine teslim edildi. 1949-1959 Arasında Fuçuen’de tutuklu kaldı. Aralık 1959′da serbest bırakıldı; Pekin Botanik bahçesinde memur oldu, daha sonra, Kültür İşleri bürosunda çalıştı; tarihî araştırmalara girişti ve otobiyografisini yayımladı (1965). [L] 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PU Yİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PUY, Fransada komün, Haute-Loire idare bölgesinin merkezi, Velay’de, Loire’ın kolu olan Borne ırmağr kıyısında; 28 007 nüf. Velay’in eski başkenti olan Puy, verimli bir çöküntünün ortasında yer alan Puy havzasında volkanik asıllı Corneille kayasının eteğinde kurulmuştur; kuzeyde Aiguilhe tepesi (Saint-Michel kilisesi) yükselir. Bir sanayi merkezi olan komün, aynı zamanda da Ortaçağdan beri Fransa’nın başlıca dantelcilik merkezidir. Konfeksiyon ve tuhafiyecilik. Karosercilik. Besin sanayii. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PUPiENUS (Marcus Clodius — Maxi-mus) [öl. 238], Roma imparatoru. Orta halli bir ailedendi. Çeşitli eyaletlerde valilik yaptı. Gordianus I ve Gordianus II’nin ölümünden sonra, Maximilianus’a karşı, senato tarafından Balbinius ile birlikte imparator ilân edildi. Maximilianus askerler tarafından öldürüldü ama az sonra Pupienus ile Balbinius da imparatorluk muhafız erleri tarafından vuruldular. (L) 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUPiENUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PULKHERİA Azize, Bizans imparatoriçesi (İstanbul 399-453). Arkadios’un büyük kızı olduğu için 414-416 yıllarında kaidesi Theodosios II’nin naibesi olarak ülkeyi yönetti. Kardeşine zevce olarak seçtiği Eudoksia, kendisine rakip oldu ve imparator üstündeki nüfuzunu elinden almağa çalıştı. İmparator 450′de ölünce Pulkheria iktidarı ihtiyar bir senatör olan Markianos ile paylaştı; bu senatörle evlendi ve ona imparator unvanını verdi (450). Pulkheria dindar bir insan olarak yaşadı ve dinî sapkınlıklara karşı mücadele etti. (L) 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULKHERİA Azize hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PUL i. Eskiden kullanılan akçeden küçük madenî para: Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul (N. F. Kısakürek). Gerçi ne parası, ne pulu, ne malı, ne mülkü var Üzerlerinde çeşitli sayıda şekiller bulunan posta pulları, ülkeye ve çıkış tarihine göre değişen tabakalar halinde basılır. Bu pulların birbirinden kolayca ayrılmasını sağlamak için de iki pul arası dantel biçiminde delikli olur. Otomatik dağıtıcılar için tek pul dizisi veya birkaç pulluk tabakalar halinde satışa sunulan pullar da vardır. Genellikle dikdörtgen biçiminde olan posta pulu bazen kare, hattâ üçgen veya herhangi bir geometrik şekilde de yapılmış olabilir. Yüzeyi genellikle 4 ilâ 20 sm2 arasında değişir. Çok zaman, pulun değeriyle birlikte yüzeyi de büyür. Ayrıca bu yüzey, seçilen konuya göre de değişir. Bazı olağanüstü durumlarda, piyasaya gerekli sayıda pul çıkarmak konusundaki güçlükler dolayısıyle veya belirli bir yerde gerekli sayıda pul bulunmaması sebebiyle pulların ikiye bölünerek değerinin yarısı hesabiyle kullanıldığı da olmuştur. 1915′te Rusyada kalın kağıt üzerine basılan bazı zamksız pullar para yerine piyasaya sürülmüştü.Büyük parçalar halinde gönderilen matbu evrak önceden iptal edilmiş pullarla postaya verilir ve böylece de idarenin postaya verme işlemi sırasında pul iptal etme zorunluluğu önlenmiş olur. Bu konuda 1893′te yapılan denemeler kesin bir sonuç vermedi. Ama bu usul 1920′den beri yine kullanılmaktadır. Pulların kullanım süresi genellikle sınırlı değildir. Kullanım bakımından kolaylıkları dolayısıyle posta idareleri çok zaman, telekomünikasyon idareleriyle işbirliği yaparak, mektupların üzerindeki pulların tarifenin gerektirdiğinden eksik olması halinde ödenecek fark ücretleri konusunda, taahhütlü, özel ulak mektuplar, posta paketleri, telgraf, telefon v.b. ücretleri için de pul kullanılması yoluna gitmiştir. • Türkiye’de ilk posta pulu ince kâğıtlara basılmıştı ve üzerinde tuğra ile «Devleti Âliyyei Osmaniye» yazısı vardı. 1865′te pulun biçimi değiştirildi; tuğra çıkarıldı ve dikine bir oval zenmin üzerine ayyıldız yerleştirildi; ayrıca pulun üzerine «Postai Devleti Osmaniye» yazısı kondu. 1876′da yapılan değişiklikle de bu yazı, ayın ortasına yerleştirildi ve yıldız kaldırıldı. 1892′de pulun çevresi türk motifleriyle süslendi, ortaya osmanlı arması basıldı. 1898′de Osmanlı-Yunan savaşının başarıyle sonuçlanışını kutlamak üzere altı köşeli bir pul çıkarıldı. Bu pulun” üzerinde «Bilâdı Meftuha’dan Tisalya Kıt’ası Postasına Mahsustur» kaydı kondu ve tuğraya da yer verildi. İkinci Meşrutiyetin ilânı (1908) üzerine çıkarılan pulda «Hatırai Meşrutiyet» yazısı yer aldı. Bundan sonraki dönemde Sultan Reşad’ın bazı vilâyetlere yaptığı ziyaretler de pullarda sürşarjla belirtildi. 1913′e kadar çıkarılan türk pullarında resim kullanılmadı. İlk resimli posta pulu Edirne’nin düşman işgalinden kurtarılışının hatırasına ve Edirne’deki Selimiye camii’nin resmiyle süslenerek Londra’da bastırıldı. Birinci Dünya savaşı sırasında eski pullar sürşarjlı olarak kullanıldı; savaşın sonuna doğru (1917) tedavüle çıkarılan pullar Viyana’da bastırıldı. 1920′de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafından daha önce Avrupa’da bastırılan pullar ikiye bölünerek kullanıldı; bu da ihtiyacı karşılamayınca mahakim ve devairi adliye, mahakimi şer’iye, kâtibi âdil, amele pasaportu, defteri hakanî, tiyatro, müze, Hicaz demiryolu, donanma ve maliye pullarından bir kısmı önce elle, daha sonra makineyle sürşarj edilerek posta pulu yerine kullanıldı; ihtiyaç bu yolla da karşılanamayınca İtalya’da, üzerinde «Kelimei Tevhid» yazısı bulunan pullar bastırıldı (1922). Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra 1 ocak’ 1924′te Lozan antlaşmasının hatırasına bastırılan ve satışa çıkarılan pullarda Atatürk’ün resmi ve «Hatırai Sulh» yazısı yer aldı. Dünyada ilk kabartma posta pulu Türkiye’de basıldı (1968). PTT idaresince, Ankara’daki Ajans Türk kurumuna bastırılan ve anma grubundan olan bu pullarda türk çinileri desen olarak kullanıldı. Bu pullar üç türlüdür: 1. Yeşiltürbe kubbe tavan motifi; Posta pulları. Türkiye’de posta pulu bastırma ve piyasaya sürme yetkisi 5584 Sayılı kn. md. 7 ile PTT Genel müdürlüğüne verildi. Genel müdürlük Postada Kullanılan Değerli Kâğıtlar yönetmeliğinde posta pullarıyle ilgili yıllık emisyon programlarının nasıl hazırlanacağını, pullara basılacak resimlerin nasıl sağlanacağını, pulların basımlarıyle ilgili kuralları, pulların teşkilâta dağıtımını, piyasaya çıkarılış zamanını satışta kalma ve geçerlik sürelerini belirtti. Aynı genel müdürlük 5584 Sayılı kn. md. 20′ye göre resmî daire ve kuruluşlarda, anma törenlerinde, bir yardım ve hizmet karşılığı görülen işlerde kullanılmak üzere üç ayrı türden pul çıkarmakla görevlendirildi. Bu pulların baskı sayısı, abonelerin ihtiyacı, serbest satış durumu, satısta kalma süreleri hesaplanarak 300 000 -600 000 arasında tespit edildi. PTT idaresinin üyesi bulunduğu Dünya Posta birliğinin (UPU) Dünya Posta sözleşmesinde ve tüzüğünün 7., 105., 173. ve 174. maddelerinde de posta pullarıyle ilgili hükümler vardır. Yardım pulları, postada kullanılan fakat geliri ilgili derneklere giden, çeşitli tarihlerde çıkarılan pullardır. — Süs. santl. Zanaatçıların en çok beğendiği pul, karet kaplumbağalarının kabuklarından elde edilir. Bu kabuklar, siyah renkli ve sarı veya açık kahverengi beneklidir. Pul elde etmek için kabuk ilkin kaynar suda yumuşatılır; ardından da bakır kalıplara dökülür. Pul yapımında, XIX. yy.ın ortasından beri, yüksek basınçta birbirine eklenen yumuşatılmış parçalar da kullanılmaktadır. Eskiler hayvan kabuklarını ve kabuklardan elde edilen pulları çeşitli işlerde kullanırlardı. Meselâ lir’lerin. gövdesi içi boş bir kabuktu, Vergilius, Ovidius ve Juvânal üzeri hayvan kabuğu pullarıyle süslenmiş döşeme eşyasından söz ederler. Bu usulün Uzakdoğu’da da bilindiği Avrupa’da XV. yy.dan itibaren portekiz denizcilerinin tanıklıkları dolayısıyle öğrenildi. Bundan sonra da Rönesans döneminin ince marangozluğu artık tümüyle bu usulü benimsedi ve . tahtadan yapılmış döşeme eşyası, 1670′e doğru, pul veya (kalay ve bakır gibi) yumuşak bir madenden yapılmış gömme süslerle donatılmağa başlandı. Bu süsleme tarzı XVIII, yysın sonuna kadar (Jacob, Montigny, Levvaseur gibi) en ünlü ince marangozlar tarafından kullanıldı. Fransa’da İkinci imparatorluk döneminde aynı süsleme tarzı yeniden geçerli kılınmak istendi ama pulları meydana getiren ana maddelerin zamanla pulun biçiminin değişmesine yol açması ahşap üzerine yapılan süslemelerde artık bu maddenin kullanılmaması sonucunu doğurmuştu. Bundan dolayı da, Madagaskar’dan, Seychelles adalarından veya Venezüella’dan gelen kabukların kullanım alanı daraldı ve bu kabuklar yalnız küçük yüzeyler halinde, tütün takımı, fırça sapı, pudra kutusu kapağı, tarak ve yelpaze,yapımında kullanılmağa başlandı. 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 Publicus (CURCUS), Roma’da imparatorluk posta idaresi. Devlet görevlilerini ve malzemesini taşımakla yükümlü bir kamu hizmetiydi. Cumhuriyet döneminde, roma yüksek görevlileri bir yere gidecekleri zaman ulaşım araçlarını devlet sağlardı. Ayrıca bu görevlilerin yol boyunca gerekli buldukları elkoyma işlemlerini yapmağa da hakları vardı. Augustus, imparatorluk sınırlan içinde emirlerin ulaştırılmasını ve edinilen bilgilerin Roma’da toplanmasını sağlamak amacıyle askerî yollar üzerinde ilkin haberciler, daha sonraları da arabalar için konak yerleri kurdu. Atlı haberciler (speculatores), yolları boyunca, kendileri için hazır at bulundurulan bu konaklara (mutationes) uğrayarak günde birkaç kere at değiştirirlerdi. Ayrıca, akşam menzile varınca, geceyi geçirmeleri için hazırlanmış bir barınakta (mansio) kalırlardı. İmparatorluk görevlilerinin (procuratores cursus publici) yönetiminde olan bu konak yerlerinde, çeşitli hizmetleri sağlamak amacıyle baytar, nalbant, sürücü, seyis v.b. gibi çevreden sağlanmış görevliler, hayvanların yem ihtiyacını karşılamak üzere samanlıklar bulunurdu. Her güzergâhın üzerindeki konaklama yerleri bîr praefectus vehicularum’a (ikinci sınıf yurttaş) verilmişti. Düzenli bir biçimde çalışması denetçiler tarafından sağlanan bu idarî teşkilâtın genel yönetimini önceleri vali, IV. yy.dan itibaren de imparatorluk sarayının başgörevlisi (magister of-ficiorum) sağlardı. Bütün bu hizmetlerin masrafları güzergâh üzerindeki bucaklar tarafından, karşılanırdı. Personeli, malzemeyi ve hayvanları sağlayan bu bucaklardı. Septimus Severus (193-211), belediye yüksek görevlilerinin böyle ağır bir yük altında kalmasını doğru bulmayarak onları bir süre bu işten bağışık tuttu ve cursus publicus masraflarının devlet tarafından karşılanmasına karar verdi. Bu hizmetten parasız olarak yararlanmak hakkı devlet memurlarına ve IV. yy.dan itibaren, ellerinde vali tarafından onaylanmış özel bir belge bulunan din adamlarına verilmişti. Ama gerçekte, resmî yasaklara ve öngörülmüş olan para veya hapis gibi cezalara rağmen, evectiones adındaki bu belgeler, çok zaman, resmî görevi olmayan kimselere verildi, öte yandan, bu yolcu taşıma hizmetine, kısa bir süre sonra, her biri iki çift öküzün çektiği (angariae) arabalarla yapılan bir mal taşıma (clabularis cursus) hizmeti de eklendi. (L) 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Publicus (CURCUS) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 12 Haziran 2009 PSELLOS (Mikhail), bizanslı devlet adamı ve yazar (istanbul 1018-ay.y. 1078). Konstantinos IX Monomakhos zamanında, felsefe profesörü ve bakan olarak büyük rol oynadı. 1054′te Olympos dağında bir manastıra kapandıysa da, İsaakios I Komnenos’un tahta çıkması üzerine (1057) tekrar siyasete döndü, imparatorun ve haleflerinin danışmanı oldu. Katı yürekli bir siyaset adamı, birnci sınıf bir bilgin ve yazardı. Çeşitli konularla ilgilendi, Eflatun felsefesine yeniden itbar kazandırdı. Hümanist, tarihçi ve polemikçi olarak 225 eser yazdı. Bunlar arasında, tarihçilerce Sık sık başvurulanlar 976-1077 yıllarını kapsayan Khronographia (Kronografi) adlı kroniği ile Mektuplaradır. (L) 12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSELLOS (Mikhail) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 12 Haziran 2009 PRYMNESSOS veya PRYMNESİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Frigya bölgesi) şehir. Afyon ili yakınlarında Sülün adlı yerdedir. Stephanos Byzantios, Hierokles ve Ptolemaios gibi eski yazarlar eserlerinde şehirden söz ederler. Şehrin varlığı ilk defa Sülün’de bulunan ve roma imparatoru Antoninus Pius’un şerefine düzenlenmiş bir yazıttan anlaşıldı. Şehir, 80 m yükseklikte küçük bir tepe üzerinde kurulmuştur. Tepenin doğu yamacında bulunan tiyatronun cavea’sı ile sahne kısmının 30 m kadar devam eden temelleri bugün de görülür. Esas şehrin yerleşme alanı olarak Akarçay’ın güneyindeki Afyon düzlüğü kabul edilir. Burada oldukça dik trakit bir tepe üzerinde bulunan kale, Bizans çağında yapılmıştır. Esas iskân yerinin tarihöncesi çağlara kadar gittiği tespit edildi. Akarçay’ın yakınında Tarihöncesine ait bir yerleşmeye rastlandı. Şehrin adındaki ss’li sonek de, Prymnessos’un M. ö. 3000′-de var olduğunu gösterir. Kalıntılarından büyük bir kısmının Afyon şehrinin yapımında kullanıldığı anlaşıldı. Eski yazarlara göre Prymnessos’lu Nikostratos adlı biri, çocukken kaçırılarak Kilikya bölgesinde yer alan Aigai şehrine satıldı; serbest bırakılınca, M. S. 37′de Olympia’daki yarışlara katıldı ve özellikle güreş yarışmalarındaki başarıları üzerine «Kilikyaîı» lakabını aldı. Roma imparatorluk çağında, Antoninus Pius, Commodus, Septimus Severus ve Cara-calla şehre geldiler. Septimus Severus, 195′te şehrin yöneticilerine ve halkına bir mektup yazdı, özellikle bu imparator ve Constantinus devrinde şehre giden yollar sürekli olarak onarıldı veya yenileri yapıldı. Prymnessos, Eskiçağda önemli yolların düğüm noktasında bulunuyordu. Ramsay, buradaki bizans kalesinin lustinianos devrinde yapıldığını ileri sürer. Yerleşmenin tarihi henüz kesinlikle tespit edilemedi; yalnız tiyatronun M. S. II. yy.a ait olduğu sanılıyor. (M) 12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRYMNESSOS veya PRYMNESİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 12 Haziran 2009 PRÜM, Almanya’da (Batı Almanya, Rheinland-Pfalz) kasaba, Eifel kütlesinde, Trier’in kuzeybatısında; 3 000 nüf. 721′de inşa edilen benediktin abeyi’sinin (imparator Lothar II, tahttan feragat ettikten sonra buraya çekildi ve 855′te burada öldü) okulu meşhurdu. (L) 12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRÜM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 12 Haziran 2009 Prut savaşı, Osmanlı devletinin Rusya’ya karşı yaptığı sefer (18 temmuz 1711). isveç kralı Demirbaş Kari, Ruslar ile yaptığı Poltava meydan savaşında (1709) yenilince Osmanlılara sığındı. Bu durum Osmanlı imparatorluğu ile Rusya arasında siyasî anlaşmazlığa ve savaşa sebep oldu. Çar Petro İsveçlileri yendikten sonra kendisine güveni arttığı için, daha önce yapılmış olan antlaşmanın şartlarına uymadı ve İsveç kralının takibini emretti. Rus birlikleri bu takip sırasında osmanlı sınırını geçerek Aksu kıyısında bulunan 300 kadar isveç askerini esir aldılar. Rus çarı, Kari XII’nin Osmanlı devletine sığmması üzerine gönderdiği elçi aracılığıyle, krala sığınma hakkının verilmemesini istediyse de bu teklifi kabul edilmedi. Ele geçirdiği fırsatları değerlendirmek isteyen Petro, Tolstoy adlı elçisiyle 1700′de yapılan antlaşmayı yenilettirdi ve elçisi aracılığıyle sadrazam Çorlulu Ali Paşaya rüşvet vererek antlaşmaya İsveç kralının rus topraklarından geçerek ülkesine gitmesi şartını koydurdu. Sadrazam, antlaşmada böyle bir maddenin yer almasına sebep olduğu için kısa bir süre sonra azledildi. Bütün hıristiyanların koruyucusu olduğunu ileri süren çar Petro Rus ve Rum halklarının kralı unvanını almış, para göndererek Balkanlardaki hıristiyanları ayaklandırma teşebbüslerine girişmişti. Rus çarının bu faaliyeti sonucu olarak Karadağ’da bir isyan patlak verdi. Rusların Osmanlı devleti aleyhine giriştikleri çalışmalar Eflak ve Boğdan voyvodalarının da gizlice onlarla birleşmesini sağladı. Aynı şekilde Sırbistan ve Arnavutluk’taki hıristiyan halk da Osmanlı devleti aleyhine döndü. Çar Petro’riun faaliyetlerini yakından takip eden Osmanlı devleti, Kari XII’nin geri verilmesi hakkında ültimatom alınca durumun ciddîliğini kavradı. 1710′da Ahmed III’ün de hazır bulunduğu bir toplantıda daha fazla zaman kaybedilirse Rusların saldırısına uğrama ihtimalinin olduğu belirtildi. Barış taraftarı olan Ahmed III bu durumdan sonra savaşa karar verdi. Eyaletlere savaş hazırlığına başlamaları emredilerek ordunun Edirne’de toplanacağı bildirildi. Osmanlı ordusu nisan 1711′de Edirne’den hareket etti. Sadrazam Baltacı Mehmed Paşa başkumandan tayin edilerek sancağı şerifi teslim aldı. Rus çarı Petro, Boğdan ve Lehistan sınırına kuvvet yığdıktan sonra Boğdan’a girerek Yaş yoluyle Tuna kıyılarına inmek istiyordu. Tuna’yı Osmanlılardan önce tutacak olursa Osmanlı devletine isyan edecek olan Boğdan ve Eflak kuvvetlerinden de yararlanacaktı. Ayrıca Rumeli’de isyana hazırladığı hıristiyanların ayaklanmalarıyle işi kolaylaşacaktı. Çünkü çar, savaş sebebinin Osmanlı ülkesindeki hıristiyanların kurtarılması olduğunu ilân etmişti. Bu isyanların gerçekleşmesi için de Tuna’ya inmek zorundaydı. Çar Petro, prens Golçin kumandasındaki bir orduyu Podolya’ya akın yapmaları muhtemel olan Tatarlar ile Orlik Kazaklarının saldırılarından korunmak için bu bölgeye gönderdi. Ayrıca Ukrayna’yı elde tutmak için prens Romurafski kumandasında bir birlik gönderdi; kendisi de Lehistan kralı Auguste II ile görüşmek üzere Yaroslav şehrine gitti. Rus çarı Petro, başkumandan Şeremetev’e osmanlı ordusu gelmeden önce Boğdan’a girmesini bildirdi. Çar kumandasındaki büyük rus ordusu da Prut ırmağını geçerek Yaş şehrine geldi (23 haziran 1711). Osmanlı ordusu hızla ilerlediği için Eflak’ta, Ruslar tarafından daha önce hazırlanan ayaklanma başarılamadı. Bu olay üzerine toplanan rus savaş meclisinde Petro’ya Dniester ırmağının sol yakasına geçmesi teklif edildi; fakat çar bu teklifi kabul etmedi. Rus ordusunun Prut ırmağı boyunca güneye, Falcı (Falciu) ve Kalas’a (Galati) doğru yürümesini emretti. Ruslar Falcı’yı Osmanlılardan önce ele geçirebilirlerse, bataklık olan bu geçit, rus ordusunun sol kolunu Tuna’ya kadar koruyacaktı. Fakat sadrazam Baltacı Mehmed Paşa, Prut ırmağının karşı kıyısına geçti. Rus öncü kuvvetleri kumandanı Yanoş’un çekilmesi üzerine serdar, osmanlı süvarilerini bunların peşinden gönderdi. öncü kuvvetlerinin geciktiğini gören Petro yardıma koştu; onları kurtardı. Osmanlı kuvvetleri Falcı’yı Ruslardan önce alınca çarın planı bozuldu. Ordusunda erzak sıkıntısı başladı. Yapılan toplantıda rus ordusunun geri çekilmesi teklif edildi. Çar ağırlıklarını toprak altına gömerek geri dönme emrini verdi. Osmanlı atlıları Rusları kovaladı; iki taraf arasında kanlı savaşlar oldu. Sonunda Rusların çekilme yolları tıkandı. Bunun üzerine Petro, hemen bir ordugâh kurdurdu. Novi Stanilişce’de Rusları yakalayan osmanlı ordusunda bulunan isveç generali Şepar ve elçi Poniatowski, Rusları iyice çevirerek, aç bıraktıktan sonra teslim olmağa zorlanmasını tavsiye ettiler. Fakat sadrazam Baltacı Mehmed Paşa bunu ka bul etmedi ve cepheden saldırı emrini verince şiddetli bir rus direnmesiyle karşılaştı. Üç saat savaştan sonra yeniçeriler geri çekildiler. Savaşın ikinci günü (19 temmuz 1711) yapılan yeni saldırıda da gene çok kayıp verildi. Rus askerleri de açlıktan ölmeğe başladı. Durumun kötüye gittiğini gören çar Petro; mareşal Şeremetyev aracılığıyle Baltacı Mehmed Paşaya barış teklif etti. Ancak bunu bir rus planı olarak düşünen sadrazam ateşi kesmedi. Mareşal Şeremetyev ikinci bir mektup yazarak barış isteğini tekrarladı. Bu arada, öldürüleceğini düşünen çar da rus senatosuna mektup yazarak durumunu anlattı. Mareşalin mektubunu alan Baltacı, devlet ilerigelenlerini çağırdı ve çarın teklifini görüştü. Sonra da olumlu cevap vererek ateş kestirdi ve barış görüşmelerine başladı. Bk. PRUT ANTLAŞMASI. (-> Bibliyo.) [M] 12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prut savaşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 12 Haziran 2009 PRUSYA Genel tarih • ilk yıllar. Vistül ile Neman arasındaki Prusya topraklarına ilkin bir baltık halkı olan Prusyalılar veya Boruslar yerleşti; bunları Oliva rahipleri (Oliva’lı Christian. 1215′te ilk Prusya piskoposu) ve Polonyalılar boş yere hıristiyanlaştırmağa uğraştılar. Yenilen Mazovyalı Konrad, töton şövalyelerinden yardım istedi (1225). İmparator ve papanın desteklediği, alman, polonyalı, çek v.d. haçlılardan da yardım gören Tötonlar, Kulm (Chelmno) bölgesinde üslenerek güç bir fethe başladılar (1228); Prusyalıları zorla hıristiyanlaştırdılar, çoğunu kılıçtan geçirdiler ve topraklarına elkoyarak alman kolonlara dağıttılar. 1260′a doğru Mazurya gölleri dışında ülkenin hemen her yerini ele geçiren toton şövalyeleri, 1265-1295 yıllarında Prusyalıların isyanlarını kesinlikle bastırdılar.Kolonlar tahıl üretimiyle zenginleştiler; bu tahılı Danzig (Gdansk), Elbing (Elblag), Torun v.b. şehirlerin tacirleri ihraç ediyordu; şehirlerin hepsi Hansa’ya katılmış ve Magdeburg ile Lübeck yasaları uyarınca kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmişti. Ama toton tarikatı şövalyeleriyle ilişkiler kısa süre içinde gerginleşti ve Totonların merkezi Marienburg’a nakledildi (1309). Köylüler, soylular ve özellikle alman tacirler tarikat başkanlarını ülkeyi mutlaka hükümdarlar gibi yönetmek ve sayılarını artırmak için günden güne daha çok yabancı asker çağırmakla suçluyorlardı. Zaten toton tarikatı Brandenburg’a yaklaşmak ve tehlikeli Polonya-Litvanya birleşmesine (1386) karşı denge unsuru olmak için Pomerelya ve Danzig’i ilhak ederek (Kalisz anlaşması 1343), ve Neumark’ı satın alarak (1402) hâkimiyetini yaymıştı. Tötonlar birliği kurmak için Polonya’ya savaş açtılar, fakat 1410′da Grunwald’de (Tannenborg), «Lucertole» birliğini kuran soylu ve burjuva tebaaları (sonradan Marienwerder birliğini kurdular [1440]) tarafından savaş Sırasında yüzüstü bırakılınca yenildiler. Tötonların isteğine uygun olarak imparator Friedrich, Marien-werder birliğini dağıttı (1453); bunun üzerine soylular ve şehirler, Polonya kralı Kazimierz IV’ün desteğiyle ayaklandı; Kazimierz bu ikinci savaştan sonra Doğu Prusya’nın kendisine bırakılmasını sağladı ve tarikata Polonya’nın metbuluğunu kabul ettirdi (Torun anlaşması, 1466). O tarihten sonra köylüler, şehir burjuvazisi ve toprak Sahibi soylular arasındaki dayanışma çözüldüğünden Tötonlar kesinlikle gerilemeğe başladılar. Hansa’nın gücünü kaybetmesinden (XV. yy.) ve tahıl fiyatlarının yükselmesinden (XVI. yy) yararlanan soylular önce XIV. yy.daki salgın ve kıtlıklar ile XV. yy. savaşları sonucunda boş kalan toprakları ele geçirdiler; Sonra köylülerin topraklarına el atarak köylüleri XVI. yy.da toprak kölesi haline getirdiler. O tarihten sonra bedava işçi çalıştıran toprak sahibi soylular tahıllarını çok düşük fiyatla, ama dolgun kârlarla Batı Avrupa’ya Sattılar; hattâ üretim ve kazancı çoğaltmak için ülkeye yeniden kolon yerleştirmeğe başladılar. • Prusya düklüğü. Üçüncü bir savaş (1519-1521) sonunda Toton tarikatı başkanı Brandenburg’lu Albrecht, Prusya’nın laik ve soydan geçen; bir düklük haline getirilmesini sağladı; düklük doğrudan doğruya Polonya tacına bağlı bir fief’ti (Krakow, 1525). Hohenzollern sülâlesinden Brandenburg’lu Albrecht, Prusya dükü oldu (1525-1568), Luther reformunu benimsedi, tarikat başkanı unvanından vaz geçti ve tarikatın mülklerini laikleştirdi. Albrecht devletini yeniden teşkilâtlandırmayı denedi; ama illerin yönetiminde Tötonların koyduğu taksimatı değiştirmedi. Ayrıca soylulara ve şehir burjuvazisine Lanstande’de (bu iki sosyal sınıfın denetlediği meclis) vergi miktarını tayin etmek hakkını tanıdı. Ama hükümette yabancılara önemli yerler vermesinden hoşnut olmayan soylu ve burjuvalar, Polonya kralına başvurdular; kralın yaptığı soruşturma sonucunda subayların sayısı sınırlandı. Albrecht Friedrich (1568-1618), Polonya ve Brandenburg seçici prensi Joachim II ile yaptığı görüşmeler Sonucunda hüküm süren sülâle söndüğü takdirde Prusya düklüğünün Joachim II’ye geçmesini kabul etti (1569). Joachim II (1573), Polonya düklüğünün yönetimini önce Ansbach markgrafı Georg-Friedrich’e (1577-1613), sonra Brandenburg maıkgraflarına verdi. Böylece seçici prens Johann Sigismund, Prusya dükü oldu (1618-1619). Düklük ve Seçici prenslik kurumları resmen muhafaza edildi ve Polonya’nın desteklediği il hükümetleri, boyun eğmeleri karşılığında, her hükümdar değişmesinde yeni yeni tavizler kopardılar; Hohenzollern’ler illeri Otuzyıl savaşına sürükleyince istekler daha da arttı. Aciz seçici prens Georg-Wilheln (1619-1640), ülkesi için isveç Vasa’ları (Gustaf II Adolf, 1611-1632) ve Polonya arasındaki (Zygmunt III, 1587-1632) çekişmelere seyirci kaldıktan sonra, isveç Vasa’larına katılmayı kabul etti. Bununla birlikte oğlu ve vârisi Friedrich-Wilhelm I (1640-1688), Doğu Pomeranya (Kamien piskoposluğu dahil) ile Minden, Halberstadt ve Magdeburg piskoposluklarının kendisine bırakılmasını sağladı (Vest-falya anlaşmaları, 1648); sonra Polonya-isveç savaşına (1655-1660) katılmasına karşılık, Prusya’yı Polonya metbuluğundan kurtardı (Wehlau, 1657) ve bu düklük üstünde kendi otoritesini kabul ettirdi (Oliva, 1660). Prusya o tarihten sonra Brandenburg devletine katıldı ve bu devlete bağlı eyaletler arasında Hohenzollern’lerin rakipsiz bir hâkimiyet kurdukları tek ülke oldu. • Prusya devletinin doğması. Bu başarılara rağmen yeni devletin durumu nazikti: Neman-Ren arasında çok dağınık, savaşlarla yakılıp yıkılmış ve ıssızlaşmış topraklar; Prusyalı luther’ciler ile Rheinland bölgesindeki katolikler ve calvin’ciler arasındaki çekişmeler; özellikle doğudaki Junker’lerle (soylu mülk sahipleri) toprak kölesi köylüler arasındaki Sosyal gerilim. İl meclislerinin (Landstande) düzenli vergiler ödemeyi reddettiği (1662 ve 1667) Prusya’da, imtiyazlar tehlikeli ve güçlüydü. Büyük seçici prens, siyasetini kabul ettirebilmek için asker göndermek (1662) ve il meclislerine ülkenin yönetiminde görev alacak Brandenburg’lu memurların bulunmasını kabul ettirmek zorunda kaldı. Bu sonuç ancak Friedrich – Wilhelm’in kurduğu modern ordunun desteğiyle sağlanabildi; bu ordunun bakımı; için de birçok vergi kondu, idarî reformun, memurlar kadrosunun, pazarcılığa yönelmiş bir ekonominin, yeni kurulan donanmalın (1688 de 12 gemi), Afrika Brandenburg şirketinin (merkezi Königsberg’de) ve çağrılan yabancı teknisyenlerin (1683′ten sonra fransız Protestanları) güçlü bir devlet haline getirdiği Brandenburg-Prusya, bu gücünü İsveçlileri Fehrbellin’de yenip (1675) Riga’ya kadar kovalayarak (1678 sonu) ortaya koydu. Louis XIV’ü büyük seçici prense yaklaşmağa yönelten (1681 gizli antlaşması) bu askerî güç, Friedrich III’te krallığını ilân etme isteği uyandırdı. Ama bunun için imparatorun ve büyük devletlerin onayı gerekiyordu. Prusya ordusu Louis XIV’e karşı Avusturya imparatorunun emrine verildi (1689 -> 1697) ve imparator, İspanya Veraset Savaşına katılmasını sağlamak için Prusya hükümran düklüğünü krallık haline getirmeğe karar verdi (1700). Friedrich Königsberg’de törenlerle taç giyerek (18 ocak 1701) Friedrich I adını aldı (1701-1713) ve Fransa’ya karşı savaşa katıldı; ama İsveç’e karşı savaşta önce tarafsız kaldı (1710). • Prusya askerî devletinin kurulması (1713-1740). «Çavuş-kral» denen Friedrich-Wilhelm I, isveç’in ön Pomeranya, Stettin (Szczecyn) ve Odra’nın ağızlarını kendisine bırakmasını sağladıktan (Stockholm antlaşması, 21 ocak 1720) sonra, bütün gücünü ordu ve idareye dayandırdı; orduyu devletin temel direği haline getirdi, hükümdarlığı boyunca bütün çabalarını ordu için harcadı ve ordunun bakımını şahsî gelirleriyle karşıladı. Yoksul toprak Sahibi soyluların ailelerinden gelen, Kadetler okulunda parasız yetiştirilen (Berlin, 1722) subaylar, devletin en yüksek sınıfı haline geldi. Ordunun yansı askerî kantonlardan (1665 kanton Sistemi) toplanıyor, yarısını ise paralı askerler meydana getiriyordu. Bu ordu mekanizmasının büyük harcamalar gerektirmesine rağmen sıkı bir tasarruf siyaseti ve sağlam bir vergi sistemi (imtiyaz ve muafiyetlerin kaldirılması) sayesinde tasarruf yapıldı. Buna paralel olarak kral ülke içi yerleşme harekeketine de hız verdi; 1709-1710 vebasının kırıp geçirdiği Prusya düklüğüne 17 000 Salz-burg’lu yerleştirdi (1732). Memurlarına namusluluk ve mutlak disiplin anlayışı kazandıran Friedrich-Wilhelm’in yönetimi kusursuzdu; ülkeyi maliye, Savaş ve topraklar yüce direktuvarının yardım ettiği kabinesi yardımıyle yönetiyordu ve bakanlar ancak birer yürütme görevlisiydi. • Prusya’nın büyük bir devlet haline gelmesi (1740-1786). Prusya ordusu Friedrich II’nin elinde eşsiz bir kudret aracı oldu. Avusturya’dan Silezya’nın alınması, Berlin antlaşmasında imzalandı (1742) ve Dresden’de onaylandı (1745). Fransa, Avusturya ve Rusya’ya karşı bir kuvvet denemesi olan Yediyi! savaşlarını Prusya büyük güçlüklere ve ağır kayıplara (kısa Süre içinde yeni kolonlar getirilmesiyle telâfi edildi) rağmen kazandı (Rossbach, kasım 1757; Leuthen aralık, 1757; Hubertsburg anlaşması, 1763). Friedrich, Avusturya ve Rusya’ya kabul ettirdiği Polonya’nın ilk bölüşülmesiyle Batı Prusya veya Polonya Prusyası’nı ele geçirerek (1772) ve Prusya ile Brandenburg’u toprak bakımından birleştirerek Junker’lere iktisadî menfaatler sağladı. O tarihten sonra devamlı olarak imparatora karşı Almanya’nın meselelerine müdahale etti; imparatorun Bavyera’yı ilhak etmesini engelledi (1778-1779) ve birleşmiş alman prenslerinin (Fürstenbund) yardımıyle Almanya’da Hohenzollern’lerin yerini almağa çalıştı (1765). O tarihte 160 000-200 000 kişilik daimî bir ordusu, 55 milyonluk hazinesi, 22 milyonluk geliri vardı; üstelik çoğu XIX. yy.da Hıristiyanlığı kabul eden saray yahudilerinden de (bankacı, ordu müteahhidi v.b.) malî yardım görüyordu (bu yardım Prusya’nın 1812′de yahudilere hürriyetler tanımasını kısmen açıklar). Ama köylerde toprak köleliği rejiminin devam etmesi, şehirlerdeki katı lonca rejimi ve Soyluların devlette önemli rol oynamaması sosyal gelişmeyi köstekliyordu. Friedrich II, babasının mutlakıyet idaresini daha da sağlamlaştırdı; ama rejiminin dış görünüşünü filozofça düşüncelerini uygulayarak yumuşattı: din hürriyeti, adlî reform, Prusya hukukunun derlenmesi (1774), idare ve adaletin ayrılması. Bütün dikkatini iktisadî gelişmeye toplayarak bataklıkların tarla haline getirilmesini ve iskânını, Emden ve Swinemünde limanlarının düzenlenmesini ve ticarî gelişmeyi (A.B.D. ile ticaret anlaşması, 1785) destekledi. • Prusya devletinin gerilemesi ve yeniden doğması (1786-1815). Friedrich II’nin eseri kısa süre içinde yeğeni Friedrich -Wilhelm II’nin (1786-1797) beceriksizliği yüzünden bozuldu. İdareyi bir gözdeler kabinesine bırakan Friedrich-Wilhelm II, din ve fikir hürriyetini kaldırdı, devlet hâzinesini saçıp Savurdu, prusya ordularını menfaat sağlamayan serüvenlere sürükledi (Felemenk 1787, Valmy 1792) ve Sonunda orduyu İngiltere’ye kiraladı. Gelir kaynakları tükenince, Fransa’ya Kuzey Almanya’nın tarafsızlaştırılmasını sağlayan Basel antlaşmasını (1795) imzaladı. O tarihten sonra eyaletlerini Polonya’nın zararına genişletmekle uğraştı (1793 ve 1795 bölüşmesi). Prusya’nın o tarihte yüzölçümü 300 000 km2′yi, nüfusu ise 8 700 000 kişiyi bulmuştu; ama ülke borç içindeydi, ordusu zayıflamıştı, idarî teşkilâtı bozulmuştu. Friedrich-Wilhelm III, gerilemenin önünü almağa çalıştı. Aşırılıkları azaltarak malî durumu düzeltti; ama yaşlı kadrolarını muhafaza ettiği orduda reform yapmadı. Fransa’ya karşı elverişli bir tutum takınması sayesinde Almanya’da birkaç toprak kazandı (1803); Napolyon, Kleve, Ansbach ve Neuchâtel’e karşılık Prusya’ya Hannover’i verdi (Schönbrunn, 15 aralık 1805) . Fakat Ren konfederasyonunun kurulması Prusya’yı Rusya ile ittifaka sürükledi; Napolyon’a bir ültimatom gönderen Prusya’nın ordusu ezildi (Jena, Auerstedt, 14 ekim 1806), Berlin işgal edildi Ama barış yapılır yapılmaz, kral reformlara girişti ve Fransız devriminin yaydığı hürriyetleri tanıdı: Stein toprak köleliğini kaldırdı (9 ekim 1807) ve köylüler kralın şahsî mülkü olarak işledikleri topraklara sahip oldular. Bu reformlar kamuoyunda önemli gelişmelere yol açtı ve 1810′da kurulan Berlin üniversitesi, Fichte’nin etkisiyle alman milliyetçiliğinin ocağı haline geldi. Scharahorst ve Gneisenau, kadroları tasfiye ederek, talimatnameleri yeniden hazırlayarak, ordu reformuna giriştiler. Ama Stein’ın entrikalarını haber alan Napolyon, onun görevden alınmasını sağladı (1808) ve ordu mevcudunu 42 000 kişi olarak sınırladı. Bununla birlikle 1810′da Hardenberg, Stein’ın eserini yeniden ele aldı; malî imtiyazları kaldırdı, kilisenin mallarına elkoydu, sanayi hürriyetini ilân etti, gençleri askerî eğitimden geçirerek (krümperler sistemi), orduyu çoğaltma yasağını işlemez hale soktu. Prusya, Almanya’nın ayaklanmasında kesin rol oynayacak hale gelmişti. General Yorck’un Tauroggen’de bozguna uğraması (30 aralık 1812) ayaklanmaya işaret oldu. Doğu Prusya ayaklandı; kral topyekûn seferberlik i-lân ederek Fransa’ya savaş açtı (17 mart 1813) . 278 000 kişilik ordusuyle Avusturya’yı koalisyona sürükledi. • Almanya’da Prusya hâkimiyeti (1815 -1870). 1814′te girişilen idarî reformla krallık illere bölündü; iller de idare bölümleri ve çevrelerine ayrılıyordu. Yönetim, devlet kançılarının başkanlık ettiği bir meclisteydi. Prusya’nın yönetimi altında Zollvere’in (1834), öbür kuzey alman devletleriyle birleşmeyi hazırladı. Bununla birlikte kralın vaat ettiği anayasa Kutsal İttifak’ın etkisiyle çıkarılmadı: üniversite derneklerine (Burschenschalten) kötü davranıldı. Eski prusya ailelerinden meydana gelen soylular, Friedrich II’den beri devleti yönetiyor ve yerlerini yüksaltmekte olan burjuvaziye çok ağır bırakıyorlardı; öyle ki, XX. yy. başında Prusya’nın gücünün iki temel direği olan ordu ve bürokrasinin kilit noktaları hâlâ soyluların elindeydi. Luther’ci kiliselerin birleşmesine ve devlet tarafından yönetilen bir kilise haline getirilmesine muhalefet eden Köln ve Poznan piskoposları tutuklandı. Daha liberal olan Friedrich Wilhelm IV (1840-1861), piskoposları serbest bıraktı ve genel af ilân etti (1844). Kamuoyunun baskısı karşısında temsilî meclise benzer bir meclis kurdu: Berlin «Birleşmiş Landtag’ı» (1847). Berlin’deki 1848 ayaklanmasından bunalınca, bir kurucu meclis topladı ve liberal bir anayasa çıkardı (1849). Ama Frankfurt parlamentosunda, Avusturya’nın dışta bırakılacağı bir Almanya’yı hâkimiyeti altına almağa cüret edemedi; Avusturya kendi ülkesinde düzeni sağladıktan sonra Friedrich’i bu yoldaki bütün denemelerinden vaz geçmek zorunda bıraktı (Olmütz, 1850). Bunun üzerine Muhafazakâr parti ile luther’ci kilisenin Prusya devletini yönetmeğe başlaması, Hıristiyanlığın halkın gözünden düşmesine ve alman birliğini gerçekleştirmeyi hedef alan Real Politik’in hazırlanmasına yol açtı. İki meclisten meydana gelen bir parlamento (senyörler meclisi [Herrenhaus] büyük mülk sahiplerini temsil ediyordu; ikinci meclis sınıflar Sistemine göre seçiliyordu) kuran 31 Ocak 1850 Anayasasını kabul ettikten sonra Friedrich -Wilhelm IV, Avusturya’nın tutumunun etkisi altında kalarak yeniden bir tepki siyasetine döndü; fakat bir delilik buhranı geçirerek naipliği kardeşine bıraktı; kardeşi Wilhelm I adiyle hüküm sürdü (1861-1888). Güçlü bir monarşi taraftarı olan yeni hükümdar, Roon’un 1860′ta sunduğu askerî reform projesini (üç yıl silâhlı hizmet; ihtiyat hizmeti süresinin artırılması, kadroların ve askerî bütçenin çoğaltılması) destekledi. Yeni kralın iktidara çağırdığı Bismarck, bütçenin parlamentoda oylanmasına son verdi ve dış siyaseti muhalefete aldırış etmeden yürüttü. Gücünü Düklükler savaşında denedikten sonra Avusturya’yı Sadowa’da ezdi ve 1866 seçimlerinde başarı kazandı. Prusya, Schleswig, Holstein, Hannover, Hessen Seçici prensliği, Hessen-Nassau ve Frankfurt’u ilhak etti. Kuzey Almanya konfederasyonuna giren öbür devletleri kontrolü altına aldı ve güney almanya devletlerini askerî ittifaklarla kendine bağladı. 1870 Savaşı Bismarck’a alman birliğini gerçekleştirmek imkânını verdi: Prusya kralı Versailles’da (1871), Almanya imparatoru ilân edilerek taç giydi. • Prusya’nın sonu. Prusya’nın son yılları krallığın askeri teşkilâtını aktardığı Almanya’nınkiyle karışır. Bismarck aynı zamanda hem imparatorluk kançıları, hem de Prusya başbakanıydı. Yeteneği ve otoritesi sayesinde, Reichstag (genel oyla Seçiliyordu ve nispeten soldaydı) ile Landtag’ın (sınıflar seçim sistemi gereğince kendiliğinden muhafazakârdı) birbirine ters kararlar almasının ortaya koyduğu nazik meseleleri çözebildi. Prusya’nın, imparatorluk işlerini yöneten prusyalı personele ve kilit bölgeleri Prusya’da olan iktisadî güce dayanan önceliği, Almanya’yı Birinci Dünya savaşına sürükledi. Bu yüzden bozgun ve 1918 Devrimi en çok Prusya’ya zarar verdi; Almanya’dan ayrılan toprakların hepsi prusya toprağıydı. Sosyalistlerin etkisiyle demokratik bir anayasa çıkarıldı; bu anayasaya göre güç, meclis başkanını (sosyal demokrat Braun [1920-1932]) seçen Landtag aracılığıyle halktaydı. 1933-1935 Birleşme kanunlarıyle nasyonal sosyalizm, millet hükümranlığını yavaş yavaş Reich’a aktardı. Prusya o tarihten sonra pratikte ortadan kalktı ve 1945 çözülmesiyle kesinlikle yok oldu. Gücünü sağlayan toprakların büyük kısmı, S.S.C.B. veya Polonya’ya verildi; gerisi Doğu ve Batı Almanya’yı meydana getiren çeşitli Lander’ler arasında bölüştürüldü (1947). Milletlerarası kontrol kurulu Prusya devletinin sembolik dağıtılmasını ilân eden bir kanun çıkarınca Prusya’nın adı bile haritalardan silindi. Osmanlı-Prusya ilişkileri Prusya ile Osmanlı devleti arasında diplomatik ilişkiler, XVIII. yy. başlarına kadar uzanır. 1718′de sadrazam Tevkiî Mehmed Paşa, Osmanlı devletinin Avusturya savaşla rıyle uğraştığı sırada, Prusya kralı Friedrich Wilhelm I’e bir dostluk mektubu gönderdi. 1720 Yılında Prusya kralı, Jurgowski adlı memurunu at satın almak için İstanbul’a gönderdi. 1739′da Friedrich Wilhelm, Mahmud I’e gönderdiği bir mektubunda Prusya’nın, imparatorun ordusuna asker toplamak mecburiyetinde olduğu halde iki yıldan beri bunu yapamadığını bildiriyor ve Osmanlı devletiyle Prusya arasında bir ticaret anlaşması imzalanmasını teklif ediyordu. Prusya’nın bu teklifinden bir sonuç çıkmamakla birlikte Osmanlı devletiyle Prusya krallığı arasındaki ilişkiler kesilmedi, özellikle Yediyıl savaşları (1756-1763) başladıktan sonra ilişkiler daha da sıklaştı. Prusya kralı Friedrich II, Rusya, Avusturya ve Fransa’nın saldırısına uğrayınca Osmanlı devletiyle askerî bir anlaşma yapmak istedi. Bu amaçla, Adolf von Rexin adındaki elçisini İstanbul’a gönderdi. Rus-Avusturya ittifakı karşısında yalnız kaldığını anlayan Prusya, hem bu iki devlete karşı kendi güvenliğini sağlamak, hem de Osmanlı devletinin kendisiyle yapacağı bir ittifakı bu iki devlete karşı bir tehdit vasıtası olarak kullanmak için, Osmanlı devletine Avusturya ve Rusya’ya karşı bir ittifak teklif etti. Bu teklif Osmanlı devleti tarafından kabul edildi. 5 Maddelik bir antlaşma meydana getirildi (1 şubat 1790). Bu antlaşma gereğince Avusturya ve Rusya, Tuna’yı geçerek nehrin güneyindeki osmanlı topraklarına saldırırsa, Prusya bu iki devlete savaş açacak, Osmanlı devleti çıkarlarına uygun bir barış yapana kadar savaşa devam edecekti. Buna karşılık Osmanlı devleti yapılacak barış antlaşmasında Avusturya’nın Lehistan’dan almış olduğu Galiçya’nın tekrar Lehlilere verilmesine çalışacaktı. Antlaşmanın ikinci maddesinde 1761 yılında imzalanmış olan ticaret anlaşmasının yürürlükte olduğu tasdik ediliyor; Osmanlı devleti, Akdeniz’de gidip gelen prusya ticaret gemilerinin kuzey afrika korsanlarına karşı korunmasını taahhüt ediyordu. Antlaşmanın üçüncü maddesi gereğince Osmanlı devleti Avusturya ve Rusya ile barış yapmadıkça Prusya da bu iki devletle barış yapmayacaktı. Buna karşılık Prusya, Lehistan ve İsveç; Rusya ve Avusturya ile barış yapmadıkça, Osmanlı devleti de bu iki devletle barış yapamayacaktı. Antlaşmanın dördüncü maddesinde barış antlaşmasından sonra Prusya, Osmanlı devletinin toprak bütünlüğüne kefil oluyor, barıştan sonra Rusya ve Avusturya, Osmanlı devletine savaş açarsa, bu iki devlete savaş açmayı taahhüt ediyordu. Yine bu maddede Fransa ve İngiltere’nin osmanlı toprakları üstünde sahip olduğu haklara Prusya’nın da sahip olması şart koşuluyordu. Prusya bu antlaşma gereğince Avusturya sınırına askerî kuvvetler gönderdi. Osmanlı devleti de Prusya’nın isteği üzerine kendisi için tehlikeli olan rus cephesine küçük birlikler göndererek asıl büyük ordusunu Avusturya sınırına şevketti. Antlaşmanın imzasından sonra Avusturya ve Prusya kralları Reichenbach’da buluşarak Avusturya ve Osmanlı devleti arasında savaştan önceki sınır üstünden barış yapılmasına karar verdiler (1790). Prusya, Osmanlı devletinin bu isteğine rağmen Rusya’ya savaş açmaktan çekindi. Selim III’ün Prusya’nın Rusya’ya savaş açmasını sağlamak amacıyle Berlin’e gönderdiği Ahmed Azmi Efendinin çalışmaları bir sonuç vermedi. Prusya, Osmanlı devletiyle olan antlaşmasını bir tehdit aracı olarak kullandı. 1793′te Avusturya ile Rusya’nın Lehistan’ı taksiminden kendisi için pay çıkardı. Baltık kıyısındaki Danzig ve Thorn limanları ile çevresindeki toprakları aldı. Selim III zamanında Osmanlı devleti Berlin’de devamlı elçilik kurdu (1793). Mahmud II yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra Prusya’dan başta Moltke olmak üzere pek çok uzman subayı yeni osmanlı ordusunun yetiştirilmesi için getirtti. Askeri tarih Prusya ordusunu, XVII. ve XVIII. yy.da devletlerini kurmanın tek şartı olarak gören Hohenzollern’ler meydana getirdiler. Ordunun yaratıcısı, oğluna 30 000 kişilik daimî bir ordu (alman devletleri arasında en kuvvetli ordu) miras bırakan Friedrich-Wilhelm idi (1640-1688). Ama bu orduya sonradan modern alman ordusunun benimsediği temel özellikleri, «çavuş-kral» Friedrich Wilhelm I (1713-1740) ve Friedrich II (1740-1786) kazandırdı. Friedrich I, 1733′te mecburî askerlik hizmeti (her alay belirli bir «kanton»dan toplanıyordu) koyarak ve birlikleri sert bir disiplin ve talime (drill) tabi tutarak ordunun temelini kurdu; bu arada da iktisat ve etkililik ilkeleri altında yönetimi kontrol eden sıkı bir idare (Heeresverwaltung) kuruldu. Ordu 1713′te 40 000 kişiyken, 1740′ta 83 000′e yükseldi. Bu yüksek nitelikli araca Friedrich II, aynı zamanda hem bir devlet doktrini hem bir savaş doktrini hazırlayarak bir düşünce kazandırdı; siyaset ve stratejiyi sıkıca birbirine bağlayan bu doktrinler, daha sonra haleflerini (Bismarck, Moltke, Schlieffen, Seeckt, Hitler) aynı zekâ yapısı ve tek bir eylem isteğinde birleştirdi. 200 000 Kişiyi bulan Friedrich II’nin ordusu, zaferleri ve metotlarının yaygınlaşması (eğik düzen; prusya tarzı eğitim) sayesinde Avrupa’nın başlıca askerî gücü haline geldi. Friedrich II’nin ölümünden sonra şaşkınlığa düşen ordu, gerileyerek Jena’da çöktü (1806) ve Tilsit barışıyle mevcudu 42 000 kişiye indirildi. Fakat bu felâket büyük bir gelişmenin başlangıcı oldu; 1807′de Ordu Reformu komisyonunun başına getirilen Scharnhorst’un hırslı yönetimi altında, bir vatansever subaylar grubu Napolyon’a karşı savaşı yeniden başlatmayı sağlayacak imkânları yaratmağa çalıştı. 1808′de Savaş bakanlığı ve Genelkurmay kuruldu; aktif birlikler altı bölgesel tümende toplanıyordu ve yedeklerin hızla silâh altına çağrılması (krümperler sistemi) sayesinde kolayca savaşa hazır hale geliyordu. Boyen’in (savaş bakanı, 1848) ve Gneisenau’nun yönetimi altında, prusya ordusu 1813-1814 kurtuluş savaşında büyük rol oynadı. 1815′ten sonra bu çabaya ara verilmeden devam edildi: eski tümenlerin yerini 8 bölgesel kolordu aldı; yalnız muhafız alayı askerleri bütün krallıktan toplanıyordu. Otuz yıla çıkarılan askerî hizmet dönemi, muvazzaf alaylar ve kolordulara tugaylar halinde dağıtılmış Landwehr ile orduyu kurmağa imkân verdi. Ama başlıca reform subayların ve kumanda heyetinin yetiştirilmesinde yapıldı. Ordu, devlet ve halk arasındaki birliği sağlam temellere dayandırmak isteyen Scharnhorst’un dileği uyarınca subaylar artık soylular arasından olduğu kadar, burjuvalardan da seçiliyordu. Okulların ve birliklerin verdiği bilgilerde Friedrich geleneği, çağın yeni değerleriyle birleştirildi ve Napolyon’un seferleri Fransa’da değil de Prusya’da inceden inceye öğrenildi. Yaratıcı düşüncenin bu yenilenmesinde başlıca ad Clausewitz’dir; Clausewitz, Vom Kriege (Savaş üstüne) [1832] adlı meşhur kitabiyle bütün çağdaş askerlik düşüncesini etkiledi. Ders verdiği Harp okulu ve Grol-man’ın «ordunun üst kademesinin yetiştirildiği okul» diye nitelediği Genelkurmay bu alanda kesin rol oynadı. Grolman’ın görevden ayrılmasından sonra sırasıyle Müffling (1820-1828), Grauseneck (1829-1848), Reyher (1848-1857) ve Moltke (1857-1888) tarafından yönetilen Genelkurmay ordunun fikrî hazırlanmasıyle ilgili her şeyi üstüne aldı; ordunun yönetimi Genelkurmaya (Generalstab) verildi. Doğrudan doğruya Genelkurmay başkanlığına bağlı olan üyeleri orduya tevazu (sloganları «Mehr sein als scheinen», «Göründüğünden fazla olmak» kaldı), teşebbüs ve sorumluluk anlayışından oluşan bir düşünce birliği kazandırdı; bu düşünce bütün savaşlarda kesinlikle ortaya kondu. Bismarck iktidara geldiğinde Friedrich II’nin siyasetini yeniden ele alınca, Moltke ona ender bulunur bir yardımcı oldu. Ordu yeniden geliştirildi; bu gelişmeyi bakan olan Roon, şansölye ile parlamento arasında ciddî bir mücadeleden sonra gerçekleştirdi (1882). 1830-1848 Arası beklenileni vermemiş olan Landwehr’in birlikleri yerine orduyu mütecanis ve iyi talimli dokuz kolordu haline getiren yeni birlikler kurdu; bu arada Dreyse tüfekleri ve namlu dibinden doldurulan yivli Krupp topları sayesinde donatım da modernleştirilmişti. Bismarck bu 350 000 kişilik ordu ile isteklerini Sadowa’da (1866) Avusturya’ya kabul ettirdi. Bundan sonraki ilhaklar sonunda Prusya, kuvvetlerine üç kolordu daha ekledi ve Bismarck ile Moltke’nin kurnazlığı sayesinde 1867′de gizli askerî antlaşmalarla bir yıl önce yendiği alman devletlerinin hemen hepsini kendine bağladı. Alman devletleri 1870′te Prusya’nın emrine üç kolordu (bir Saksonya, iki Bavyera’dan) ve üç tümen (bir Hessen, bir Württemberg, bir Baden’den) verdiler. Gerek askerî bakımdan (Moltke’nin Fransa’ya karşı 500 000′den çok askerli bir ordusu vardı), gerek Prusya kumandasının önceliğini onayladığı için siyasî bakımdan, bu yardım kesin sonuç verdi. Sefer başa-rıyle sonuçlanınca Prusya ve Moltke’nin hâkimiyeti altında ama müttefiklerin hâlâ canlı askerî geleneklerine de saygı gösterilerek II. Reich ordusu kuruldu. 1871′de kurulan bu ordu «alman ordusu» adlı ilk ordudur. Bk. ALMANYA Askeri tarih bölümü. (LM) 12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUSYA Genel tarih hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 12 Haziran 2009 PRUSYA, alm. Preussen, Kuzey Almanya’da eski devlet. Başkenti, Berlin. Prusya başlangıçta bir polonya düklüğüydü (1525); Hohenzollern’Ierin, Brandenburg seçici prenslerinin eline geçti (1618). Brandenburg prensleri «Prusya kralı» unvanını almca (1701), Prusya adı bütün eyaletleri ifade etti. Kutsal imparatorluğun kaldırılmasından (1806) honra, Prusya adı önce Germanya dışındaki topraklarına verildi, sonra bütün Prusya devleti için kullanıldı. II. Alman imparatorluğuna (Reich) katılan (1871) ve 1918′den sonra Weimar cumhuriyeti sınırları içinde tutulan bu siyasî birim, III. Reich’ın çökmesiyle (1945) kesinlikle ortadan kalktı. 12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUSYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 11 Haziran 2009 PROVINCİA i. (lat. k.). Esk. Rom. İtalya dışında ele geçirilen, roma kanunlarına bağlı olan ve bir romalı vali tarafından yönetilen ülke. provincia’lan iki kategoriye ayırdı: Alexandrus’un bir senato provincia’sında görev alarak konsül ve praetorların listesini bizzat kendi hazırlamağa başlayınca sona erdi. III. yy.da imparator, statüleri ne olursa olsun, bütün provincia’ların valilerini kendi seçmeğe başladı ve 261′de de imparatorluk provincia’larının idaresinden senatörleri büsbütün uzaklaştırdı. Diocletianus (284-305), İtalya’yı provincia’lara böldü; senato ve imparatorluk provincia’ları ayırımını ortadan kaldırdı ve her ikisine de eşit sayıda asker gönderdi. Ayrıca sayılarını artırdı (Trajanus zamanındaki kırk iki vilâyet yerine, III, yy. sonunda yüz kadar vilâyet vardı) ve on iki diyakosluk halinde teşkilâtlandırdı. Artık sadece sivil magistratuslar haline gelmiş olan valiler veya rectores şu şekilde sınıflandırıldı: spectabiles (prokonsül); clarissimi (consulares veya correetores) ve riri perfeetissimi (praesides). Askerî yetkiler ise, dux’lara verildi. Büyük İstilâlar devrinde (M.S. V. yy.) Roma provincia’sı ortadan kalktı. Bunun yerini kontluk, sınır vilâyeti veya dukalık aldı. Ne var ki bu terim, latin ülkelerinde Rönesans devrinde ortaya çıkacaktı. (L) 11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROVINCİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 11 Haziran 2009 PROVENCE Tarih Phokaia’lılar M. ö. VI. yy.da Massaliaryı (Marsilya) kurdukları sırada Ligürler de Rhöne’un doğusunda Akdeniz kıyısına yerleştiler; Massalia gerek doğrudan doğruya, gerek ticaret acenteleri aracılığıyle yerliler arasında yunan asıllı bir tarım (bağcılık, zeytinlikler) ve sanayiyi (çanak çömlek yapımı) yaydı. Keltler, Ligürlerle karıştılar (M.ö. IV.-III. yy.). Galya’da bir koalisyon kurulması (125-121), Romalıları ülkeyi işgal etmeğe teşvik etti (salyen kalesi Entromont’un yıkılması; Aix’in kurulması 122); bu işgalin hedefi, İspanya’ya geçişi kolaylaştırmaktı (via Domitia’nın inşası). İlk Alp ötesi eyalet (Provincia Romana) meydana geldi ve bölgeye adını verdi: XVIII. yy.da kral birliklerinin avusturyalı istilâcıları püskürttükleri (1707-1746) ve vebanın Provence’ı kırıp geçirdiği (1720) sırada, Provence’lı korsanlar bir yağma hareketine giriştiler. Paris parlamentosu gibi Aix parlamentosu da Jansenius’çuluk lehine mücadele etti ve civzitlerin suçlanarak sürgün edilmesinde önemli rol oynadı (1764). Maupeou tarafından kaldırılan (1771) Aix parlamentosu yeniden toplandıktan sonra (1775) siyasetle ancak ikinci derecede rol oynadı, imtiyazlılar 1770′ten itibaren Provence meclislerinin toplanmasını istediler; ama komünlerin genel meclislerine çoğunluk vermeyi ve vergilerde yeni bir dağılım yapmayı kabul etmediler. Bunun üzerine halk imtiyazlılara karşı şiddet hareketlerine girişince, imtiyazlılar muafiyetlerinden hemen vazgeçtiler. 1789 Etats generaux seçimlerinde seçilen iki Provence’lı-nın devrimin yönetiminde kesin etkisi oldu. Aix ve Marsilya’da Mirabeau; Paris’te, Sieyes. Provence üç idare bölgesine bölündü (26 şubat-4 mart 1790): Bouches-du-Rhöne, Var ve Basses-Alpes idare bölgeleri: bu bölünmeyle Provence’ın son siyasî imtiyazları da ortadan kalktı. — Leng. Provence dili teriminin dilbilimde iki kullanımı vardır: geniş anlamıyle oc dili lehçeleri bütününü ve özellikle eski provence dilini veya trubadurların dilini, dar anlamıyle de bugün Eski Provence, Nice kontluğu, Venaissin kontluğu, Dauphine’nin güneyi ve Nîmes ile Uzes idare çevrelerini kapsayan topraklar üzerinde konuşulan dili belirtir. Şüphesiz bu iki anlamlılık biraz rahatsız edicidir; bazı dilbilimciler, provence dili teriminin geniş anlamını belirtmek için Oc’tan türeyen Oksitan kelimesini kullandılar; ama bu kelime de iki anlamlıdır, çünkü günümüzde oc dili lehçelerinin tümü için ortak bir dil kurmak isteyen ve trubadurların imlâsını kullanan bir grup modern yazar (özellikle languedoc lehçesiyle yazanlar) tarafından Özel bir anlamda ele alınır. Dar anlamıyle provence dilinin en azından dört değişik biçimi vardır: Rhöne’un her iki kıyısında konuşulan rhâne lehçesi; Martigues ve Marsilya’dan Cannes’a ve Apt’tan Draguignan’a kadar uzanan kıyı lehçesi; nice lehçesi ve Forcalquer ile Castellane ve Sisteron ile Allos arasında oknuşulan gap lehçesi; buna Yukarı Alpler’de konuşulan alp provence lehçesi de eklenebilir; bir geçiş lehçesi sayılan bu lehçe, fransız-provence lehçesi özellikleri kapsayan gap lehçesinin değişik bir biçimidir. Bü lehçelerin her birinin değişik biçimleri vardır: lehçesel parçalanma çok yaygındır ama farklar yalnız fonetikte görülür; lehçelerin kelime hazinesi, morfolojisi ve sözdizimi ortaktır; yalnız, nice lehçesinin bu konuda ayrıcalık gösterdiği söylenebilir; çünkü 3388′de Provence’ın geri kalan bölümüyle bağlarını koparan ve bu yüzden özel bir evrim geçirerek birçok eski biçimi muhafaza eden bu lehçe, kendine has bir görünüm kazanmıştır. Bu lehçelerden rhâne lehçesi, Mistral ve çömezleri (Felibrige okulundan şairler) sayesinde edebiyat dili oldu ve çok zengin bir edebiyatın ifade aracı haline geldi. Mistral, Aubanel, Roumanille, 11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROVENCE Tarih hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 11 Haziran 2009 PROTECTORES çoğl. i. («koruyucular» anlamında lat. k.). Esk. Rom. Geç İmparatorluk devrinde imparatorun özel muhafız birliği. (III. yy.da ortaya çıkan ve genç soylularla eski subaylardan meydana gelen bu birlik praetorlar gibi siyasî eğilimler göstermedi. Süvarilerden kurulu bir kısım protectores’in domestici adını taşıdığı sanılır.) [L] 11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTECTORES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 11 Haziran 2009 PİRİNÇ i. (fars. birine’den). Eski Dünya’-nın sıcak bölgelerinde yetişen taneli bitki (ilmî adı Oryza sativa. Buğdaygillerden): Babasından kalan topraklara pirinç ekmeğe başlamıştı (R.N. Güntekin). || Aynı bitkinin tanesi: Kızım hastaydı, Yusuf Ağamız pirinçle yağ aldı, hatır sormaya geldi (Sabahattin Ali). Bir asker pirinç ayıklamakla meşguldü (Ş. S. Aydemir). — ÇEŞ. DEY. Pirinci su kaldırmamak, şakadan anlamamak; alıngan, çabuk darılır olmak. — Astron. Pirinç taneleri, Güneş’in ışık küresinin Yer’den görünen yüzeyindeki tanecikler. 11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRİNÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 10 Haziran 2009 PROCULUS (Titus İllius), romalı gasıp (Albenga-Galya 281). Lyon’lular tarafından imparator ilân edildi, Germenlerin desteğini kazanamadı ve Probus tarafından öldürüldü. (L) 10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCULUS (Titus İllius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 10 Haziran 2009 PROBUS (Marcus Aurelius) [Sirnium 232 -ay.y. 282], Roma imparatoru (276-282). Usta bir generaldi, Afrika’da ve Mısır’da çarpıştı. Tacitus ölünce başkumandanı olduğu Doğu ordusu tarafından imparator ilân edildi. Senatonun imtiyazlarına karşı oldukça saygılı davrandı. Barbar (Burgundlar, Vandallar, Gepidler, Gotlar, Franklar) istilâsına karşı koymak için, kimi zaman savaştı, kimi zaman da barbarları imparatorluk topraklarına yerleştirdi. Toprağın işletilmesini teşvik ederek, Galya ve ispanya’da bağcılık yapılmasına izin verdi. Disiplinin sıkılığından yakınan askerleri, bir doğu seferine hazırlandığı sırada ayaklanarak onu öldürdüler. Probus, Tetrachia tapınağında tanrılaştırıldı. (L) 10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROBUS (Marcus Aurelius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 10 Haziran 2009 PRİSKOS, yunan tarihçisi (Panion, Trakya-öl. M.S. 472′ye doğr.). İstanbul’da yaşadı. Theodosius II onu elçi olarak Atillâ’nın yanına gönderdi. Bizans imparatorluğu ve Attilâ Tarihi adlı bir kitap yazdı. Bu kitabın ancak birkaç parçası günümüze kalmıştır. (L) 10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİSKOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 Primrose birliği, ing. Primrose League, 1883′te sir Drummond Wolff ile lord Randolph Churchill tarafından kurulan ingiliz siyasî teşkilâtı; amacı. Muhafazakâr partinin prensiplerini ve imparatorluk idealini halk arasında yaymaktı. (L) 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Primrose birliğ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRİMİPİLARİS i. (primus, ilk, birinci ve pilum, mızrak’tan lat. k.). Esk. Rom. Hizmet süresi dolan primipilus. (Primipilaris’ler ayrı bir birlik [numerus] meydana getirirler, çoğu zaman da imparator tarafından yüksek bir göreve [valilik, procurator'luk gibi] tayin edilirlerdi.) [L] 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİMİPİLARİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRİMİCERİUS i. (lat. k.). Tar. Geç Roma imparatorluğu ile Bizans sarayında, en üst kademedeki bazı yüksek görevlilerin unvanı. (XI. yy.dan itibaren saray hizmetleri büyük primicerius,un emrindeydi.) [L] 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİMİCERİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRİESTLEY (John Boynton), ingiliz yazarı (Bradford, Yorkshire 1894). Kronikçi ve edebiyat tenkitçisiydi, önce denemeleriyle tanındı, sonra romanlar yazdı: Adam in Moonshine (Ay Işığında Âdem) [19281; The Good Companions (iyi Dostlar) [1929]; Angel Pavement (Melek Kaldırımı) [1930]; The Doomsday Men (Kıyamet Günü insanları) [1938]; Jenny Villiers (1947); The Magicians (Sihirbazlar) [1954]; The Thirt-first of June (Otuz Bir Haziran) [1961]. Ayrıca birçok tiyatro eseri yayımladı: J Have Been Here Be-fore (Daha önce Burada Bulundum) [1938]; Bir Komiser Geldi (An İnspector Câlis) [1947]; The tinden Tree (Ihlamur Ağacı) [1946]; Summerday’s Dream (Yaz Günü Rüyası) [1949]; Satürn över the Water (Satürn’ün Suda Yansısı) [1961]; The Shapes of Sleep (Uyku Biçimleri) [1962]; Sir Michael and Sir George (1964); Salt is Leaving (Salt Gidiyor) [1966]; İt’s an Old Country (Eski Bir Ülke Bu) [1967]. Bütün eserlerinde XX. yy. toplumunu oldukça sert ve alaylı yoldan tenkit eder. Ayrıca Charles Dickens (1961) adlı bir biyografi ile deneme ve hatıralar da yayımladı: Literatüre and Western Man (Edebiyat ve Batı insanı) [1960]; Lost Empires (Kayıp imparatorluklar) [1965]. (L) 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİESTLEY (John Boynton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRİENE, bugün. Güllübahçe. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) Samsun (Mykale) dağının güney yamacında şehir. Strabon’a göre öteki adı Kadme’dır. Teleoneia kalesinin bulunduğu dik bir kayalığın altında yer alır. Eski yazarlar Priene den, kara şehri olarak söz ederler. Bugün Eski Menderes tepesi adını taşıyan Akro-polis’in eteğinde akan Büyük Menderes (Maiandros) ırmağının kollarından bin, eski devirlerde Naulochos limanına kadar küçük kayıklar ve çatanalar için trafiğe elverişliydi. Priene adının Yunanöncesı devre kadar indiği ve Praisos Priansos gibi Girit adalarının, Priene ile ilişkili olduğu sanılıyor. Antik belgelere göre, Priene şehrinin kurucuları lon’lar ile karışmış Thebar’lılerdi ve başlarında Peneleos’un oğlu Phılotas ile Neleus’un oğlu Aipytos vardı. Şehrin kuruluşunun M.Ö. 2000′e kadar gittiği sanılır. Arkaik devre ait şehrin, bugünkü yerden daha içerilerde, Miletos’un yakınlarında kurulmuş olduğu sanılıyor. M.Ö. 645 yıllarında Lydia krallığının başkenti Sardeis’in düşüşünden sonra Priene, Trer’lerin ve Kimmer’lerin lideri Lygdamis tarafından ele geçirildi. Ancak bu sefer, geçici bir yağma niteliğinde olduğundan kısa süre sonra şehir, istilâdan kurtuldu; sonra da Lydia kralı Ardys tarafından ele geçirildi. Priene’deki Lydia hâkimiyetinin ne kadar sürdüğü bilinmiyor. Şehrin, Kroisos devrinde de Lydia krallığının hâkimiyetinde olduğu kesindir. Herodotos ve Pausanias’a göre, Keyhüsrev’in kumandanı Media’lı Mazares M.Ö. 545 veya 544 yıllarında şehri tahrip etti ve halkını köle yaptı, lonia şehirlerinin M.Ö. 499′da Perslere isyan etmesiyle başlayan lonia ihtilâline ve M.ö. 494′te lonia ihtilâline son veren Lade savaşına Priene de 12 gemiyle katıldı. Bu savaştan sonra Miletos, Priene ve birçok ion şehri, tapınaklar ve kutsal yerlerle birlikte yakılıp yıkıldı. M. ö. 353′te Karia satrapı Mausolos’un ölümünden sonra Priene’nin yeniden inşa edildiği M.ö. 334′te de Büyük İskender’in şehre geldiği sanılıyor. M.ö. 283 veya 282 yılında Sisam (Samos) ile Priene arasında bir sınır olayı sonucunda çıkan anlaşmazlıkta Lysimakhos araya girerek iki tarafı uzlaştırdı ve Dryussa’yı Priene’lilere, Batinetis’i ise Samos’lulara verdi. M.ö. 246′da Selefkilere ait olan şehir Laodikeia savaşı sonucunda Ptolemaios’ların eline geçtiyse de M.ö. 196′da tekrar selefki hâkimiyetine girdi. Kısa bir süre sonra, Priene ile Samos arasında yeni bir anlaşmazlık başgösterdi. Rodosluların hakemliğiyle Priene, Karion ile Dryussa’yı elinde tuttu. M.ö. 188′de Manlius Volso, Küçük Asya’daki ilişkileri düzenleyince, Priene ve Samos, Romalıların bağımsız müttefiki olmayı kabul etti. M.ö. 155′te Kappa-dokia kralı Ariarathes V ile Bergama kralı Attalos II, Priene’ye karşı savaş açtı. M.ö. 133′te Bergama kralı Attalos II ölünce topraklarını Roma’ya vasiyet etti ve Priene de roma hâkimiyeti altına girdi. Roma devrinde şehir sayısız savaş gördü, Augustus zamanında düzenli bir duruma geldi. Bu sıralarda Büyük Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonlarla, deniz devamlı olarak şehirden uzaklaştığı için Priene’nin önemi de gittikçe azalıyordu. Bizans devrinde Priene, Andronikos II Palaiologos’a kadar bir piskoposluk merkeziydi. Yazılı belgeler ve arkeolojik kalıntılar, şehirde, bizans yönetimi sırasında (XIII. yy.a kadar) yerleşme olduğunu ve bu tarihten sonra tamamen terk edildiğini gösterir. • Arkeolojik kazılar ve araştırmalar. Şehir ilk defa 1673′te İzmir’den gelen ingiliz tüccarları tarafından tespit edildi. 1894′te Berlin Müzeleri Eski Eserler bölümü müdürü R. Kekule” von Stradcnitz ve Kari Human şehri birlikte ziyaret ederek arkeolojik bir araştırma yapmağa karar verdiler. 1895′te K. Human ilk kazıya başladıysa da, anî ölümü sonucunda kazı başkanlığına Theoder Wiegand getirildi. Bu çalışmalar 1899′da sona erdi. Tapınak (Athena polias tapınağı). Şehrin en hâkim noktasında, kayalık bir teras üzerindedir. Vitruvius’a göre, ünlü mimarPyt-heus tarafından yapıldı (M.Ö. IV yy.). Şehrin en önemli ve aynı zamanda en eski yapısıdır. Tapınak doğu-batı yönünde inşa edilmiş olduğundan, şehir planının bu yapının çevresinde geliştirildiği sanılıyor. Her bakımdan klasik bir yapı elan Athena tapınağı küçük asya-ion düzeninde ve 6 X 11 sütunlu peripteros planlı bir yapıdır. Uzun ve kısa taraflarındaki sütun sayısının birbiriyle oranı, klasik dor tapmağı etkisini gösterir. Tapınağın yapımı sırasında kullanılan ve esas ölçü olan «ayak» 29,4 sm’lik attike ayağıdır. Tapınak, içindeki kült tasviri ve kaidesinde bulunan sikkelere göre, Kappado-kia kralı Orophernes tarafından adanmıştı. Pausanias da bu kült tasvirinden söz eder. Tespit edilen kalıntılara göre, Athena’nın heykelinin mermerden ve Nike’nin kanatlarının altın suyuna batırılmış tunçtan yapıldığı ve ünlü heykeltıraş Pheidias’ın Part-henon tapmağı için yaptığı Athena Parthenos heykelinin kopyası olduğu anlaşıldı. Athena tapmağının dışında bir de sunak vardır; Priene’nin yeniden kuruluşu sırasında yapıldığı ve büyük Bergama sunağı tipinde olduğu sanılıyor. Athena Polias tapmağında ve sunağın baş tabanı üzerinde, roma imparatoru Augustus devrine ait, Athena ve imparator için yazılmış bir adak yazıtı vardır. Zeus veya Asklepios kutsal alanı. Agoranın doğusunda, kare planlı, kuzey ve güneyi galerili bir alandır. Tapınak 8,50 X 13,50 m boyutlarındadır. Girişinde ion düzeninde 4 sütun vardır. Bunun dışında tapınak hakkında fazla bilgi yoktur; ilk defa M.Ö. 330′da yapımına başlandığı kabul edilir. Demeter kutsal alanı. Demeter tapmağının M.Ö. II.yy.dan önce, doğu ucundaki sunağın ise daha geç bir devirde yapıldığı sanılır. Mısır tanrıları kutsal alanı. Tiyatro ve Athena caddeleri arasında bir teras üzerindedir. Burada ele geçirilen III. yy.a ait yazıtlara göre alan Serapis, Osiris, isis, Anubis ve Harpokrates gibi mısır tanrılarına adanmıştır. Bu alanda uzunluğu 14,60 m, genişliği de bunun yarısı kadar olan büyük bir sunak vardır. Alanın kuzeybatı köşesindeki propylaion ile, batı duvarı kenarındaki galerinin, daha geç devirlerde yapıldığı sanılıyor. M. S. III. yy.di Böyle bir kutsal alanın yapılması, Ptölemaios III Euergetes’in Laodike-ia savaşından sonra mısır hâkimiyetini Ege bölgesine de yaymak istemesi ve bu yüzden Küçük Asya’nın batı kıyılarındaki stratejik mevkilerde yerleşmesiyle açıklanır. Meclis binası ve Prytaneion. Meclis, agoranın kuzeydoğu köşesindeki kutsal stoanın doğu uzantısında yer alır. 20,25 X 21,06 m boyutiarındadır. Priene’nin en iyi korunmuş yapılarındandır. Binanın içinde üç tarafında çatıya doğru gittikçe yükselen oturma sıraları, tam ortada da mermerden yapılmış ve çevresi kabartmalarla süslü, dört köşe bir sunak bulunur. Bu yapının bir «ekklesia» olması da mümkündür; fakat, Miletos’taki benzeri yapı ile karşılaştırılarak bu yapının bir «bulcuterion» olduğu genellikle kabul edilir. Prytaneion’un varlığı bir yazıttan öğrenildi. Bu yapı bir roma yapısının altında kalmıştır. Wiegand, bu evlerde megaron tipinin etkileri olduğunu ileri sürer. Mykenai tarihöncesi evleriyle priene evleri arasında ilişkilerin varlığı tespit edilmiştir. Şehirde bugün en iyi durumda bulunan ev, tiyatro caddesinin kenarında, Athena tapınağının yanındadır. Bu ev, megarotı tipi bir yapının daha geç tir devirde, peristilli bir ev olaıak değiştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Evin, yalnız kadınlara, hemen yakınındaki başka bir evin de erkeklere ait olduğu sanılıyor. Ortaya çıkarılan başka iki ev de aynı zamanda tapınak olarak kullanıldığı için ilgi çekicidir. Bu evlerden biri, ele geçirilen buluntulara göre tanrıça Kybele’ye adanmıştı, ötekinin de «Kutsal ev» adım taşıdığı tespit edidi. Evlerin yapı malzemesi ve tekniği çok basittir. Duvarları genellikle çamur harçla tutturulmuş kırma taslardan veya kerpiç tuğlalardan yapılmıştır. İç yüzleri alçıyle sıvanmıştır. Pencereler çok az ve belki de çok yüksektedir. Bizans yapıları,Andronikos ll Palaıologos devrine kadar bir piskoposluk meıkezi olan şehirde, İsaakios I Angelos ile Aleksios III Angelos devirlerinde selçuk ve osmanlı tehlikesine karşı bazı yapılar inşa edildi. Meselâ, Zeus tapınağının yanındaki küçük şatonun bu devirde yapıldığı kabul edilir. Başka bir bızans yapısı da, tiyatronun yakınındaki 600 kişilik piskopos kilisesidir; bunun, VI. yy.da yapıldığı sanılıyor. (-»Bibliyo.) [M] 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİENE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole), fransız siyaset adamı ve gazetecisi (Paris 1829 – Washington 1870). Aix fakültesinde profesörlük yaptı. Journal des Debats’nın, Courier du Dimanehe’m siyaset yazarı oldu. İğneliyici üslûbu ve fikir hürriyetini savunan yazıları sayesinde napolyon’cu rejime karşı olanlar arasında büyük ün kazandı. Napoleon III’ün düşmesinden az önce imparatorun safına geçti. A.B.D.’ye elçi olarak gitti (1870). imparatorun barışçı siyaseti konusunda teminat vermiş olduğu için, Prusya’ya savaş ilân edildiğini öğrenince intihar etti (temmuz). 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 Pressburg antlaşması, Napolyon ile imparator Franz II arasındaki mücadeleye son veren antlaşma (1805). Napolyon’un 2 aralık 1805′te Austerlitz’de kazandığı zaferden sonra, Talleyrand, Giulay ve Liechtenstein arasında barış görüşmeleri yapıldı ve 26 aralıkta da Almanya ve Avusturya imparatoru olarak Franz II tarafından Pressburg’da bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Franz II, italya krallığından ilhak edilmiş olan Veneto ve İstria ile Dalmaçya’nın bir kısmını Fransa’ya; Tirol, Vorarlberg ve Trentino’yu Bavyera’ya; Schwaben’deki avusturya topraklarını da Württemberg’e bırakıyordu. Franz II sadece Ferdinando di Toscana tarafından bırakılan Salzburg prensliğini; Ferdinando di Toscana da, Bavyera tarafından bırakılan Würzburg’u alıyordu. Yine aynı antlaşmaya göre, Bavyera seçicisi kral oluyor ve Württemberg dükü ile Baden büyük dükü gibi Viyana’ya bağımlılıktan kurtuluyordu. (L.) 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pressburg antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRESSBURG, Bratislava’nın almanca adı. 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESSBURG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRENS i. (lat. princeps, birinci’den fr. prince). Hükümdar veya hükümdar ailesinden olan erkek: Nermin Bey itiraz etti: — Nasıl prens oluyorsunuz? Ceddiniz lord imiş! (Ömer Seyfeddin). Oranın oteline her zaman [...] Avrupa aristokrasisinden, prenslerden, kont, marki ve baronlardan birkaçı davetlidirler (F. R. Atay). || Bazı ülkelerde en yüksek soyluluk unvanı. // Bir prensliğin başında bulunan kimse: Monaco prensi. — Tar. Bk. ANSiKL. || Eski Roma’da birinci ve ikinci yüzyıllarda imparatora verilen ad. — ANSiKL. Tar. Geç İmparatorluk sonunda kaybolan prens unvanı, Ortaçağda bir küçük devletin hükümdarını belirtmek için latinee şekliyle ortaya çıktı: 774′te Benevento’nun Lombardia’lı dukası Arici Pavia monarşisinin yıkılmasıyle bağımsızlığa kavuşur kavuşmaz princeps unvanını aldı. Ardından, Benevento prensliğinin parçalanması (IX. yy.) üzerine de, 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PREMYSL’LER veya PRJEMYSL’LER, ek boylarını birleştirerek devlet haline getiren efsanevî (bk. premysl) çek hanedanı. Macarlara karşı birlikte savaştıkları (Lechfeld, 955) germen imparatorlarının bağımlılığı altında bulunan Premysl’ler germen imparatorlarından ilkin kaydı hayat şartıyle (Vratislav II, 1085-1092), daha sonra da babadan oğula geçen (Ottokar I, 1198′de taç giydi) krallık unvanını aldılar. Orta Avrupa’ya bir süre hâkim olan Ottokar II (1253-1278) zamanında gücünün en yüksek derecesine çıkan hanedan, 1306′da Venceslac (Vaclav) III’ün öldürülmesiyle birlikte söndü. Hanedan tahtta kaldığı sürece, boşalan tahta kimin geçeceği hiç bir zaman düzene konamamış ve büyük derebeylerinin bağlılığı sağlanamamıştı. (L) 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREMYSL’LER veya PRJEMYSL’LER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRİNCİPATUS i. (lat. princeps, prens’-ten). Roma imparatorluğunun ilk iki yüz-yılındaki siyasî rejim. 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNCİPATUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRİNCEPS i. («birinci» anlamında lat. k.). Rom. tar. Kişiliği, askerî ve mülkî alanlardaki yararlıkları ve Roma şehrine yaptığı hizmetlerle Roma’nın siyasî hayatında büyük bir rol oynamış romalı devlet adamı. // Teşm. yol. Roma imparatoru (özellikle, M.S. I. ve II. yy.larda). 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNCEPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 PRATİHARA, VIII. yy.da bir imparatorluk kuran gurcara klanı. X. yy. başında en parlak devrini yaşadı, sınırları Sind’den Benares’e kadar uzanmaktaydı. Ama daha XI. yy.da mahallî kabile reislerinin ayaklanması üzerine parçalanmıştı. (L) 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATİHARA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 Pragmatische Sanktion von 1549 (1549 Dinî yönetmeliği), Augsburg diyetinden (1548) sonra Kari V tarafından (4 kasım 1549) çıkarılan irade. Bu irade ile Felemenk’in on yedi eyaleti (Bourgogne çevresi) tek şekilli bir veraset hakkına tabi kılınıyor ve fiili olarak imparatorluk kaza yetkisinin dışına çıkartılıyordu. (L) 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pragmatische Sanktion von 1549 hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 Pragmatique Sanction de 1713 (1713 Dinî yönetmeliği), 19 nisan 1713′te germen imparatorluğu (1711′den beri) ile İspanya krallığını (1714′e kadar) otoritesi altında birleştirmiş olan Kari VI tarafından yapıldı. Bu yönetmelikle, 1703 Leopold kararı’nı 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pragmatique Sanction de hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 Pragmaticus Sanctus İustiniani (iustitinianos’un Dini yönetmeliği) 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pragmaticus Sanctus İustiniani hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 Prag islav Birliği kongresi (2-26 haziran 1848), Palacky başkanlığında toplanan ve Habsburg imparatorluğu içinde veya dışında yaşayan islavların 343 delegesini biraraya getiren kongre: delegelerin büyük çoğunluğunu çekler ve Slovaklar (256) teşkil ediyordu; güney islavları, polonyalılar, ruslar (Bakunin) azınlıktaydı. Hâkimiyeti altında oldukları çeşitli hükümetlerin teklif ettiği şartları tartışan delegeler, özellikle Frankfurt parlamentosunun tutumunu (Büyük Almanya siyaseti) protesto ettiler; çünkü Avusturya monarşisinin İslavların çoğunlukta olacağı federal bir devlet haline getirilmesini, Almanlara oranla azınlıkta olacakları bir Büyük Almanya kurulmasına tercih ediyorlardı. Palacky’yi avrupa halkları için bir bildiri hazırlamakla görevlendirdiler, fakat şehirde patlak veren devrimci kargaşalıklar (16 haziran), kongrenin dağılmasına yol açtı. (L) 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prag islav Birliği kongresi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 PRAG çekçe Praha, Çekoslovakya’nınbaşkenti, Bohemya’nın merkez kesiminde, Vltava kıyısında, ırmağın Elbe (Labe) ile kavuştuğu yerin yukarısında; 1 030 330 nüf. Üniversite. Şehir büyümeğe devam etmektedir: eski şehrin batısındaki Beyaz dağa (Bila Hora) kadar tırmanan karayolları boyunca genişlemektedir. Başkent, Kobylisy’ye doğru Prag çanağının kuzey yamaçlarına da tırmanır; güneyde eski banliyöleri Libus ve Kunratice’ye ulaşır. Bugün başlıca hedefi şehir merkezinin düzenlenmesi olan bir şehir planı uygulanmaktadır. • Tarih. Ticarî olduğu kadar stratejik konumu da önemli olan Prag, Prensmyl’lerin iki şatosu (Hradçany ve Vyşehrad) çevresinde, ırmağın her iki kıyısında gelişti; ırmağın geçit veren yerleri yakınında birçok tacir ve zanatçı (yahudi, italyan, fransız, ama özellikle alman) yerleşti. Bunlar daha X. yy.dan itibaren nispî muhtariyetler elde ettiler; ama Prag’ın şehir derecesine yükseltilmesini ancak şehre Nürnberg hakkını tanıyan (1232-1235) Venceslav (Vaclav) I zamanında sağlayabildiler. Bu eski şehir (Stare Mesto), Venceslav (Vaclav) I’in şansölyesi Eberhard tarafından inşa ettirilen yeni bir merkezle birleşti ve surlarla çevrildi (1253). 1257′de eski şehir halkıyle devam eden çatışmaların önünü alabilmek için Ottokar II yalnız alman kolonlar için yeni bir merkez (Mala Strana veya «küçük şehir») kurdu; kolonlara Magdeburg hakkı tanmdı ve muhtar bir komün haline gelmeleri onaylandı (1338). XIV. yy.da birçok manastır kurulan ve çok zenginleşen Prag’ı Kari IV (1336-1378) imparatorluğun başkenti haline getirdi (1344) ve çek milliyetçiliğinin merkezi olan üniversiteyi kurdu (1348). Vyşehrad çevresindeki köylerin birleştirilmesiyle kurulan, çeklerin yerleştirildiği üçüncü bir yeni şehir de (Nove Mesto) milliyetçiliği destekliyordu. Bir süre için Çeklerin ülkeye kesinlikle hâkim olmasını sağlayan Jan Hus taraftarlarının savaşı sırasında kızışan milliyet çatışmaları, Jîrji Podebrady zamanında yeniden başladı. Bununla birlikte 1518′de tek bir komün halinde birleşen şehir, Habsburg’lar zamanında, Ferdinand I’in otoritesine karşı patlak veren isyandan sonra (1547) başkentini Viyana’ya nakletmesiyle önemini kaybetti, ömrünü Prag’da geçiren Rudolf II’nin (1583-1610) büyük ilgisi sayesinde şehir yeniden milletlerarası önemini kazandıysa da, yeni bir almanlaştırma denemesi açık bir isyana yol açtı (23 mayıs 1618). Bila Hora savaşını takip eden sert bastırma hareketiyle Prag, bir il haline getirildi. Dinî baskıdan kaçan iki bin burjuva ailesi göçtü; birçok defa yabancılar tarafından işgal edilen şehir (Saksonlar, 1631-1632; İsveçliler 1634, 1639 ve 1648), ancak XVII. yy. sonunda ve XVIII. yy.da 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAG çekçe Praha hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 PRAETORİUS (Johannes P.), avusturyalı matematikçi ve astronom (Joachimstal 1537 – Altdorf, Nürnberg 1616). Dudithius piskoposu ve imparator Maximilian II tarafından himaye edildi. Avusturya ve Polonya’ya birçok yolculuk yaptı, Wittenberg (1571) ve Altdorf (1576) üniversitelerinde profesör oldu. Deneysel alandaki çalışmalarına, astronomi âletlerinin yapımıyle başladı, bunlar üstüne yazıları vardır, öbür yazıları matematik 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAETORİUS (Johannes P.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| RAVENNA
— Yakınında, deniz kıyısında Marina di Ravenna şehrin sayfiye merkezidir; buraya Dante ve Byron’ın şiirlerinde dile getirdikleri San Vitale çam ormanından geçerek ulaşılır.
—Ravenna ili, 329 600 nüf. Lamone ırmağı boyunca, Apennin dağlarının kenarında ve Adriya denizi kıyısındaki alçak ovalarda uzanır. Gelir kaynakları tarıma dayanır: ovada tahıl ve kenevir; dağlık bölgede üzüm ve mısır. Sanayi faaliyeti tarıma bağlıdır (şeker rafinerileri, gübre fabrikaları). Tuzlu bataklıklar.
• Güzel sanatlar. Ravenna’da bir amfiteatr, surlar ve bir porta Aurea (Claudius zamanından) ve Trajanus zamanından kalma bir su kemeri vardır. Müzede birçok roma kabartması bulunur. Şehirde ayrıca Bizanslılardan kalma birçok anıt vardır: 424′te Gala Placidia tarafından yaptırılan ve XI., XIII. ve XIV. yy.da (Giotto’nun duvar resimleri) onarılan San Giovanni Evangelista kilisesi, Sant’Agorta Maggiore kilisesi (V. yy.), eski bir roma hamamı o-lan ve V. yy.da yenilenen San Giovanni in Fonte vaftiz yeri (X. yy.dan kalma silindir biçimi kule), VI. yy.dan kalma kabartma çinilerle kaplı sekizgen planlı bir yapı olan San Vitale bazilikası, Dello Spirito Santo kilisesi ve Ari’ler vaftiz yeri, IX. yy.dan kalma San Francesco çan kulesi ve eğik «torre del Publico».
Şehrin dışında da anıtlar vardır: Theodorich’in inşa ettirdiğ Sant’-Opollinare Nuovo (V. yy.dan kalma çiniler). «Palazzo teodorico» sarayı; yekpare taştan kubbesi olan «Rotonda» veya Theodorich’in mezarı (520), XI. yy.dan kalma Santa Maria in Porto Fuori (Giotto okulunun freskleri), 594′te inşa edilen, XII. yy. dan kalma birçok çini kapsayan üç sahınlı Sant’Apollinare in Classe kilisesi, Palazzo Comunale (XV. yy.), 1483′te Pietro Soîari’-nin tamamladığı Dante’nin mezarı, XVIII. yy.dan kalma katedral, Eski Eserler müzesi (Galla Placidia’nın mezarı). Güzel Sanatlar akademisi (Madonna’lar), Classense kütüphanesi. (L)RAZUMOVSKİY (Aleksey Grigoryeviç)
Rastatt antlaşması
Bu antlaşma, imparatorluğun geleneklerine göre latince değil, fransızca olarak kaleme alındı; böylece Fransızca diplomatik dil olarak yerleşti. Bk. ispanya veraset savaşi. (L)RASPUTİN (Grigoriy Yefimoviç)
Birinci Dünya savaşı başlarında Rusya’nın içine düştüğü nazik durum, şubat 1916′da Stürmer’i meclis başkanlığına zorla kabul ettiren Rasputin’in, hükümdarlar üstündeki vesayetini dayanılmaz hale soktu. Rasputin’in bu müdahalesi, Duma başkanı Rodzyanko, saray mareşali Voyeykov ve ana imparatoriçe tarafından resmen açıklandı. Nikolay II, Rasputin’e olan güvenini hâlâ kaybetmemişti. Rasputin çarın iki akrabası (prens Yusupov ve büyük dük Dmitriy) ve bir sağcı milletvekili (Purişkeviç) tarafından öldürüldü. (L)Raşitefendi kütüphanesi
RASTRELLİ
Başlıca eserleri: Leningrad’da Mühendisler meydanında Büyük Petro’nun atlı heykeli, imparatoriçe Anna İvanovna’nın heykeli, prens Meşikov’un (Rus müzesi) ve Büyük Petro’nun (Ermitaj) heykelleri. (L) RANCİT SİNGH
(Amritsar antlaşması. 1809). Avrupalı uzmanlardan yararlanarak modern bir ordu kurdu. Bu ordu sayesinde topraklarını, Keşmir’i de içine alacak şekilde genişletti (1823). Kendisini Afganlılara karşı koruyan İngiltere’ye yardım etti. (L)RAMSES veya RAMESES
Bayındırlık konusunda büyük faaliyet gösteren Ramses II, devâsâ heykellerin sayısını artırdı, Aşağı Nübye’de kaya içine oyulmuş Ebu Simbel’i ve diğer beş tapınağı; Teb’de Ramesseum veya Ramesseion ile Luksor’un ön avlusunu ve sayıları inanılmayacak kadar çok olan diğer tapınakları yaptırdı, yazıtlar hazırlattı. Bunlar özellikle, başkent «Pi-Ramses»in (bk. TANiS) bulunduğu Delta’dadır.
Krallar Vâdisi’nde bulunan ve yıkıntı haline gelmiş olan büyük mezarını ziyaret bugün yasaklanmıştır. Yunanlılar tarafından nakledilen eski söylentilerde OSYMANDYAS adı ile tanınır ve bazen Senusret III ile karıştırılır. Bazı tarihçiler «musevî göçü»nün (exodus) onun hükümdarlığı sırasında gerçekleştiğine inanırlar. —Ramses III (M. ö. 1198′e doğr. – 1166), Sethnakh’ın oğlu.
XX. hanedanın ikinci firavunudur. Libya boylarının ve «deniz halkları»nın istilâlarını durdurdu.
Bu «deniz halkları» arasında. Filistinlilerin dahil olduğu Anadolu ve Ege halkları da vardı. Ramses III, Filistin’de Mısır etkisini yeniden kurdu. Birçok komploya karşı koydu; öldürüldüğü sanılmaktadır.
Anıtlarının başlıcaları büyük Medinet Habu tapınağı ile Krallar Vâdisi’ndeki mezarıdır. — Son Ramses’ler, yani Ramses IV ile Ramses XI arasında yer alan hükümdarlar hakkında hemen hiç birşey bilinmez, Bunlar XX. hanedanın sonunu (M.ö. 1166′-dan 1085′e kadar) meydana getirirler. Bu kıralların devrinde Mısır’ın imparatorluk gücü yavaş yavaş geriledi; içeride siyasî ve sosyal bir anarşi başladı (Teb plebleri tarafından eski kral mezarlarının yağma edilmesi). Bu hükümdarlar, Krallar Vâdisi’nde kendilerine mezarlar yaptırdılar. Ramses IX’un mezarı, günümüze kadar iyi bir şekilde muhafaza edilmiştir. (L)RAMPUR
• Tarih. Hindistan’da müslüman hâkimiyetinin kurulmasından sonra Rohilkhand’a göç eden Afganlılar ile Patanlar, burada zamanla kuvvetlendiler. Kuzey Hindistan’da XV. yy.ın ikinci yarısında Lûdilerin Şir Şahlar devrinde de Surların yönetiminde hâkimiyet kurdular. Evrengzib’in ölümünden sonra dağılan Hint – Türk imparatorluğunun yerine birçok afgan idarî bölgesi kuruldu.
Bu sırada ünlü kumandanları Davud Han idi. Onun evlâtlığı Ali Muhammed Han, ücretli askerleriyle kuvvetini artırdı. Bir süre sonra da bağlı bulunduğu iran hükümdarı Nadir Şaha vergi ödememeğe başladı. Ali Muhammed’in kuvvetlenmesini kendisi için tehlikeli gören üz hâkimi Safder Ceng’in de kışkırttığı Nadir Şah, Rohilkhand üstüne yürüdü; Ali Muhammed esir alındı. RAMON BERENGUER IV
Ramiro II’nin çekilmesinden (1137) sonra, Aragon prensi unvanı ile Aragon kıratlığını yönetti ve rahip-kralın askerî tarikatlere tanıdığı kraliyet haklarını toprak bağışları yaparak geri aldı (1143). Castilla’lı Alfonso VII’yi Almeria fethinde (1147) destekleyerek Tortosa (1148) ve Lerida’yı (1149) geri aldı ve Katalan dağlarındaki son müslümanlan uzaklaştırdı (1154). RAMON BERENGUER III
Besalu (1111), Cerdana (1117), Ampurdan (1123), Provence, Gevaudan, Rou-ergue ve Millau kontluklarını ilhak ederek devletinin sınırlarını Pireneler’in iki yanma yaydı. Bu son fetihlerini, Provence ve Gevaudan kontesi Gerberge’in kızı Douce ile evlendikten sonra gerçekleştirdi (1112). 1125′te Provence-Barcelona (Batı’da Rhone, Kuzey’de Durance ile sınırlı) ve Provence-Toulouse kontluklarına ait toprakların bölünmesini kabul eden ye Avignon ile çevresine dokunmayan bir antlaşma imzaladı. Böylece birinci Katalân imparatorluğunun temellerini atmış oldu. (L)RAMAZAN bayramı
Ramazan bayramı, Hicretin ikinci yılından sonra kutlanmağa başlandı. Bu bayramda yapılması gereken bütün törenler ve ibadetler (bayram namazı) Hz. Muhammed tarafından düzenlendi. İlk Ramazan bayramiyle ilgili işlemler de onun tarafından yapıldı. Bayram, ramazan ayının son günü olan arefeden sonra başlar ve üç gün sürer. Bu süre içinde bütün resmî kurumlar tatile girer. Sabah ezanınından sonra bayram namazı kılınır. Bayram namazını yalnız erkekler kılar. Namazın bitmesiyle bayrama girilir.
Ramazan bayramının üç ayrı özelliği vardır:
1. müslümanlar zekât görevini bu bayramda yerine getirir;
2. müslümanlar arasında karşılıklı görüşme, barışma ve birbirini ziyaret etme ve hediyeleşme adettir;
3. müslümanlar bu bayramda, özellikle bayram namazından sonra yakınlarının kabirlerini ziyaret ederler.
Ramazan bayramı oruç süresinin bitmesi dolayisiyle yapılan bir tören niteliğindedir. Bu bayramda, ziyaretçilere şeker sunmak töresi yerleşmiş bir gelenek olduğu için bayrama, Şeker bayramı da denir. Ramazan ayında olduğu gibi, Ramazan bayramında das yoksullara yardım etmek; hastaları, kimsesizleri, çocukları sevindirmek; sadaka ve zekât vermek gereklidir. Bayramın önemli özelliklerinden biri de büyüklerin küçüklere hediyeler vermesi, hiç değilse bir mendil armağan ederek gönül almasıdır. Yaş bakımından küçük olanların, büyükleri ziyaret etmeleri gereklidir. Ramazan ayında geceleri aydınlatılan ibadet yerleri, bayram süresince de aydınlatılır. Ramazanın son haftasında bayrama hazırlık olarak evler temizlenir, bayramlık elbiseler dikilir.
Anadolu köylerinde, Ramazan bayramında şenlikler düzenlenir; davul, zurna, kemence gibi yerli çalgılar çalınır, halk oyunları oynanır. Bazı yerlerde bayramda yoksullara yemek yedirilir. Şehirlerde, özellikle askerî birliklerin bulunduğu bölgelerde bayramın gelişi topla bildirilir; bayram günlerinin belli saatlerinde (genellikle namaz vakitleri) top atılır. Bayram yerlerinde çocuklar için salıncaklar, atlıkarıncalar v.b. eğlenceleriyle lunaparklar kurulur. Bazı Anadolu kasabalarında, halk tarafından gece eğlenceleri, küçük fener alayları düzenlenir. Osmanlı imparatorluğunda, devlet düzeni, islâm dini kurallarına dayandığı için Ramazan bayramı da resmî bir bayram olarak kutlanırdı. Geceleri fener alayları, şenlikler düzenlenir, geçit törenleri yapılırdı. Devlet büyükleri rütbe sırasına göre padişahın huzuruna çıkar ve bayram tebriklerini bildirirlerdi. Cumhuriyetin ilânından sonra (1923) Ramazan bayramı resmî bayramlar arasına sokulmadı, ama bayram günleri resmî tatil olarak kabul edildi. Bir dinî bayram olarak kaldı. Bugün, şeriata göre yönetilen bazı islâm ülkelerinde Ramazan bayramı devletin resmî bayramı olarak kutlanır. (M)RAMAZAN
— DEY. Ramazan (veya oruç) keyfi, oruç tutulduğu zaman açlığın verdiği sinirlilik hali.
— Din. Bk. ansıkl.
— Folk. Bk. ANSiKL. || Ramazan mânileri, ramazanda genellikle mahalle bekçilerinin sahur vakti davulla evlerin önünde söyledikleri mâniler. (Ramazan geceleri evlerde düzenlenen toplantılarda da karşılıklı mâniler söylenirdi. Birer dörtlük niteliğinde olan bu mânilerin bazıları eğlenceli, bazıları da aşk konularıyle ilgili olurdu.)
— Mal, Esk. Ramazan tahvilâtı, Osmanlı imparatorluğu devrinde ramazan ayında çıkarıldığı için bu adla anılan bir devlet tahvili. Bk. ansikl.
— ansikl. Din. Genellikle şehr (ay) kelimesiyle birlikte şehr-i ramazan şeklinde kullanılır. Ramazan kelimesinin kök anlamı hakkında lûgat bilginleri çeşitli görüşler ileri sürerler; çok ısıtmak, çok sıcak olmak, yakmak v.d. Ramazan kelimesinin Allah’ın güzel isimlerinden (esma-ı hüsna) olduğu, «günahları yok edici» anlamına geldiği hakkında söylentiler de vardır. Ramazan Kur’an’da adı geçen tek kamerî aydır. Ramazan orucunun müslümanîara da farz kılındığını bildiren ayette Kur’an’ın ramazan ayında indirilmeğe başlandığı belirtilir (Bakara suresi, 185). Müslümanların kutsal saydıkları gecelerden Kadir gecesi de ramazan ayı içindedir. Bk. kadir gecesi.
Hicretin 2. yılında müslümanlara Bakara suresinin 183. ayetiyle ramazan süresince oruç tutmaları emredildi. Ramazan orucuna şaban ayının son günü, ramazan ayı hilâlinin görülmesiyle (rüyet-i hilâl) başlanır. Ramazanda oruç, belli bir sürenin sonunda açılır. Oruçtan sonraki yemeğe «iftar» adı verilir. (Bk. iftar.) Günlük namazların yanında Ramazan süresince yatsı namazından sonra 20 rekatlık (bk. rekât) teravih namazı kılınır. (Bk. teravih.) Ramazan ayı bazen 29 gün, bazen 30 gün olur ve şevval ayının hilâlinin görünmesiyle sona erer.
Ramazan süresince devlet ilerigelenlerinin, zenginlerin konaklarında herkese açık iftar sofraları kurulurdu.
Devlet büyükleri arasında da iftar davetleri olurdu. Bu iftarlarda yemekten sonra davetlilere kıymetli hediyeler veya para (diş kirası) verilirdi. Akraba ve dostlar arasında ramazanın ilk haftasında davetsiz iftara gitmek bir nezaket ve hürmet sayılırdı. İftardan sonra camilerde, zengin konaklarında teravih namazı kılınırdı. Teravihten çıkan halk, çeşitli eğlence yerlerine dağılırdı. Sohbet etmek isteyenler kahvelere, saz şairlerini dinlemek isteyenler İstanbul’da Çemberlitaş’ta Tavukpazarı yakınındaki semaî kahvelerine, kukla, karagöz, ortaoyunu seyretmek isteyenler de Şehzade-başı’nda Direklerarası’na giderlerdi. Bu eğlenceler sahur vakti yaklaşana kadar devam ederdi. Sahur vaktini de mahalle bekçileri, davul çalarak, çeşitli mâniler söyleyerek ilân ederdi. Ramazan süresince büyük camilerin minareleri arasına mahya* denilen ışıklı yazılar yazılırdı.
— Mal. Esk. Ramazan tahvilâtı. Osmanlı devletinde iç ve dış borçların faiz ve resülmal ödemeleri beş yıl süreyle yarıya indirildi, ikinci yarısının yüzde 5 faizli tahvillerle ödeneceği konusunda da ayrı bir karar alındı. 25 Milyon lira tutarındaki bu tahviller 30 ramazan 1292 (1875) tarihli bir kanunla çıkartıldı. Ramazan tahvilâtı, Osmanlı devletinin içte ve dışta malî itibarını sarstı ve Düyunı Umumiye idaresinin kurulmasına yol açtı. Bu yüzden kanunun çıktığı yıl sadrazam olan Mahmud Nedim Paşa ağır tenkitlere uğradı.
— Tar. Ramazan ayı içinde meydana gelen tarihî olaylar islâm tarihçilerine göre şunlardır:
6 Ramazan, halife Ali’nin oğlu Hüseyin’in doğumu; 10 Ramazan, Hz. Muhammed’in zevcesi Hatice’nin ölümü; 17 Ramazan, Bedir savaşı; 19 Ramazan, Mekke’nin fethi; 21 Ramazan, halife Ali’nin ve imam Ali Rıza’nın ölüm günü; 22 Ramazan, halife Ali’nin doğumu. (-» Bibîiyo.) [M]RAKKA
• Tarih. Rakka Selefkilerden Kallinikos II tarafından kuruldu, imparator Julianus zamanında önemli bir ticaret merkeziydi. Justinianus 529′da İranlılar ile ticaretin Nisibis Kallinikon Rakka ve Artaksata (Erivan yakınında) sınır şehirlerinden yapılmasını kararlaştırdı. Hüsrev I, Suriye’ye yaptığı üçüncü seferinde şehri aldı ve onardı. Rakka, 640′ta Sad bin ebi Vakkas’ın El-Cezire’nin fethiyle görevlendirdiği iyaz bin Ganm tarafından barış yoluyle alındı. Ali, Büyük Sıffın savaşına Rakka’dan hareket etti. Halife Mansur 772′de Rakka’nın yanında yeni bir şehir yaptırdı ve buraya Horasanlıları yerleştirdi. Şehrin onarım işini veliaht Mehdî’ye verdi. Mehdî, şehri bir at nalı biçiminde yaptırdı; su getirmek için iki büyük kanal açtırdı ve Refika adını verdi. Ancak yavaş yavaş terk edilen eski Rakka’nın adı buraya da verildi. Refika nın zamanla genişlemesi iki komşu şehri bir şehir haline getirdi ve her ikisine Rakkatan dendi. Memun zamanında her iki şehrin arasına sur yapıldı (816). Bir ara halife Harun-ür-Reşid’in başkenti oldu. Abbasîlerin zayıflama devrinde Suriye’de kurulan devletlerin eline geçti.
Moğol istilâsına uğradı. Büyük Selçukluların, sonra Suriye Selçukluları ve Memlûkluların eline geçti. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılar tarafından alındı (1517). Osmanlılar Rakka ve çevresini bir eyalet haline getirdiler. Rakka bu eyaletin merkez sancağı oldu. Tımar, zeamet ve has sistemi kuruldu. Zeamet ve tımar sahipleri 1 100 kılıçtı; sefer zamanında cebel’leriyle 2 500 kişilik bir kuvvet meydana getiriyorlardı. Sonra şehre Mısır valisi Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa hâkim oldu. Mısır kuvvetleri Suriye’yi terk edince Osmanlı devletine geçti. Tanzimat devrinde yapılan idarî düzenlemede Halep eyaletine bağlı bir sancak oldu. (M)RAJAÇIÇ (Yosip)
RAKOÇİ Ferene II
Ama köleleri azat edeceğine söz verdiği için kendisine düşman olan asiller tarafından yalnız bırakıldı. Trencsen’de (Ternçin) yenilgiye uğrayarak (1708), Büyük Petro’dan yardım istemek üzere Polonya’ya gitti (1711). Yokluğunda, generali Sandor Karolyi, imparatorla barış antlaşmasını imzaladı. Bunun ardından Ferene II’nin mülklerine elkondu. Bunun üzerine Ferene II Fransa’ya gitti (1713).
Osmanlı – Avusturya savaşı (1716-1718) başlayınca Türkiye’ye davet edildi ve kendisine Erdel krallığı verildi (1716). Pa-sarofça antlaşmasında Avusturyalılar Ferenç II’nin kendilerine teslim edilmesini istedilerse de Osmanlı devleti onların bu teklifini kabul etmedi, önceleri Boğaziçi’nde (Yeniköy), daha sonra da Tekirdağ’da (Rodosçuk) oturdu. Tercüman olarak İbrahim Müteferrika’nın hizmetine verildi.
— Oğlu JOZSEP RAKOÇİ (1700-1738), 1737′de Osmanlı devleti tarafından Erdel kralı ilân edildi. Osmanlılarla birlik olarak Avusturyalılara karşı savaştı (1736-1738). Savaş sırasında Rusçuk’un (bugün Ruse) Çernova (bugün Çervena Voda) köyünde kışladığı sırada öldü (1738). [M]RAİNALD Dassel’li
RAİMOND IV
(Toulouse 1042-Trablus 1105), Toulouse kontu (1093-1105). Daha Saint-Gilles kontu olduğu sıralarda ona, kuzini Berthe’ten Rouergue, Nîmes ve Narbonne kontluklarıyle Gothiya markiliği (1065) miras kaldı; topraklarına Gevaudan, Agde, Beziers’i ve U-zes ülkesini de kattı; kendi kızını Raimond’un lehine mirastan yoksun bırakan erkek kardeşi Guillaume IV ölünce Toulouse kontu oldu.
Toulouse devleti böylece kesin toprak bütünlüğünü kazandı. Fakat, ispanya’da müslümanlığa karşı yapılan bir sefere (Tudela önünde başarısızlığa uğradı, 1087) katıldıktan sonra, Urbanus II’nin çağırışına (Clermon konsili 1095) ilk cevap veren o oldu. Bir daha Batı’ya dönmemeğe ant içtiği için Toulouse kontluğunu oğlu Berttrand’a bıraktı. Güney Fransızları ordusunun kumandanı olan Raimond IV, Pr övence’tan ayrıldı (ekim 1096) ve papalık orta elçisi Ademar de Monteil ile birlikte Kuzey italya, Dalmaçya kıyısı ve Makedonya üzerinden istanbul’a geldi (nisan sonu, 1097). Haçlılar içinde yalnız Raimond, Aleksios I Komnenos’a vasallık yemininde bulunmayı reddetti. İznik (Nikaia) [haziran 1097], Eskişehir (Doryleion) [temmuz 1097] ve Antakya (An-tiokheia) [haziran 1098] kuşatmalarında ve çatışmalarında önemli payı oldu.
Antakya’da, Musul Atabeki tarafından öbür haçlılarla birlikte kuşatılan Raimond de Saint-Gilles, şehrin kurtuluşunda kesin bir rol oynamak ve şehri elde etmek için (1098), Provence’li bir köylü olan Pierre Barthelemy’nin «kutsal mızrak»! bulmasından yararlandı. Fakat, çetin bir tartışmadan sonra, Sicilyalı Bohemond bunu ele geçirdi. Buna kızan Raimond, Bizans imparatoruna yanaştı ve Kudüs’e yürümek isteyen haçlılar kitlesinin başına geçmeden önce, Trablus emirliğine karşı birçok sefere girişti (1098 sonu-1099 nisanı). Şehrin alınmasında yardımı dokundu (temmuz 1099), fakat Godefroi de Bouillon’un lehine, isa Peygamber’in mezar eminliğinden uzaklaştırıldı. RAİMOND I DE POİTİERS
Kudüs kralı (1131-1143) Foulques d’Anjou tarafından Antakya prensliğini savunmak üzere Suriye’ye çağrıldı, prensliğin vârisi Constance ile evlendi (1136), takat ölen prensten dul kalan Alix ile Raoul de Domfront’un muhalefetiyle karşılaştı, önce Ermeniyen kralı Levon I’in saldırılarına karşı mücadeleye girişti, Adana ve Misis şehirlerini geri aldı, fakat tehdit karşısında, Bizans imparatoru loannes II Komnenos’un metbuluğunu kabul etti ve onunla birlikte Türklere karşı açılan haçlı seferine katıldı (1138). Bozgunla sonuçlanan bu seferden dönünce İoannes II Raimond’dan bu defa da Antakya kalesinin teslimini istedi; bu sırada patlak veren bir ayaklanma, imparatorun projesini suya düşürdü, fakat Bizans’ın yeni bir saldırıya geçmesini de önleyemedi (1142). İoannes II’nin ölümünden sonra da bizans boyunduruğunu kıramayan Raimond,
Manuel I Komnenos’a boyun eğmek zorunda kaldı (1145).
Jocelin de Courtenay ile arası açıldığı için atabek Zengi’nin Edessa’yı (Urfa) almasına göz yummuştu (1144). Hatasını anlayınca, İkinci Haçlı seferinin başkumandanı olan yeğeni Louis VII.yi Halep müslüman devleti üzerine yürümeğe ikna etmek istedi, ama sözünü geçiremedi. Alienor d’Aquitaine’e karşı tutumu hükümdarların ayrılmalarına yol açtı. Nureddin, Raimond de Poitierş’yi Fons Murez’de yenerek öldürdü (1149). [L] RADZİWİLL
—janusz (1612-1655), Litvanya atamanı. Litvanya’nın muhtariyeti için İsveç kralı Karl-Gustaf ile mücadele etti; —boguslaw (1620-1669), Otuzyıl savaşlarına İsveçlilerin safında katıldı; —karol stanîslaw (1734-1790), Litvanya valisiydi. Poniatowski’lerle mücadele ettiği ve Stanislavv II’ye karşı Radom* konfederasyonunu hazırladığı için mallarına elkondu; —ANTONi henryk (1775-1883), Friedrich II’nin yeğeni. Hohenzollern’lerden bir kadınla evlendiği için Poznan valiliğine getirildi. RACİBORZ
RACARACA
RACASANAGARA. Bk. HAYAM VURUK. RACA
Tahta seçilmiş veya tahtın vârisi olarak adaletin yönetici-sidir.) || Moğol imparatorlarına bağımlı hükümdar. || Delhi hükümdarlarına bağımlı, tımar sahibi müslüman. || İngiliz işgali altındaki Hindistan’ın krala bağımlı büyük derebeyi. Bk. MİHRACE. (L)RABAH
1894′te Dikoa’yı başkent yaptı, esir ticaretiyle uğraştı. Fransızların ilerlemesine karşı koydu, fransız himayesini kabul eden Bagirmi sultanı Gaurang II’yi kovdu. Togbao’da, bu prensin yardımına gelen Bretonnet’yi öldürdü (1899) ve Behagle’i idam ettirdi. Gentil kuvvetleri Rabah’ı Kuno’da yendiler (ekim 1899), ama ülkesini boşalttılar. Rabah ancak Foureau-Lamy. Gentil ve Joalland-Meynier kuvvetlerinin birleşmesi sonunda yenilgiye uğratıldı. Bu birlikler Kusseri’de zafer kazandı, Kara Sultan öldürüldü (22 nisan 1900). Oğlu Fadl Allah da ele geçirilerek Gujba’da öldürüldü (13 ağustos 1901). [L] QUiTO
Ekvatora yakın bir enlemde olmasına rağmen yükselti iklimi yumuşatır (yıllık ortalama yaklaşık olarak 13°C’tır, yıl boyunca pek az değişir). Quito güzel bir şehirdir: Kurtuluş meydanı, çeşmeler, XVI., XVII., XVIII. yy.dan kalma kiliseler. Şehirde dokumacılık ve çeşitli hafif sanayi “de gelişmiştir; besin ürünleri, mobilya, ayakkabı, platstik maddeler v.b. — Quito havzası, sulanabildiği zamanlar verimli bir tarım bölgesidir: patates ve tahıl tarlaları, yoncalıklar, meyve bahçeleri v.b.
— Tar. Quito daha X. yy.da bir krallık merkeziydi; Tupac Yupanqui’nin XV. yy.da İnka imparatorluğuna kattığı bu krallığı, 1525′te Atahualpa yeniden kurdu. 1533′te Sebastian de Benalcazar şehri işgal etti ve 1563′te bir real audienica’nın merkezi olan şehir, 1830′da Ekvador’un başkenti oldu, üniversitesi 1788′de kurulmuştur. Şehir birçok defa depremlerle yıkıldı. (L)RADU Şerban
RADOSLAVOV (Vasil)
Mart 1914 seçimlerini kazandı ve Rusların baskısına rağmen, kral Ferdinand’ın desteğiyle iktidarda kaldı. Radoslavov, 1915′te merkezî imparatorluklarla ittifak yaptıysa da, onlarla Dobruca meselesinde anlaşmazlığa düşünce yerini Malinov’a bıraktı (haziran 1918), yenilgiden sonra Almanya’da yaşadı ve gıyaben müebbet hapse mahkûm oldu (1923). 1928′de cezası affedildi. (L)QUAESTOR
— ANSiKL. Başlangıçta sadece konsüllerin yardımcısı olan iki guaestor, konsüller tarafından, patrici sınıfından seçilirdi. Bunlar M.Ö. V. yy.da magistratus oldular ve comicia tributa’lar tarafından seçildiler. Sayıları dörde çıkarıldı ve pleb sınıfına da quaestorluğa seçilme hakkı tanındı. O tarihten sonra, suçların soruşturmasıyie ve amme hazinesinin yönetimiyle görevli iki şehir quaestoru ile, konsüllerle birlikte orduya katılan, orduda ödemeleri yapan, aylıkları dağıtan ve ganimetten amme hazinesinin payına düşen kısmın satışını yapan iki askerî quaestor ayırt edildi.
Askerî quaestor ayırt edildi. Askerî quaestor’lar, ordu kumandasında, konsüllerin yerini de tutabiliyorlardı. Yeni teşkilâtlandırılan roma deniz kuvvetlerinin yönetimi ve kıyı zabıta işleriyle yükümlü yeni donanma quaestorluğu’nun kurulması quaestor’ların sayısının sekize çıkmasına yol açtı (M.Ö. 267). Valiler nezdine, eyaletlerin malî durumunu yönetmek ve askerî quaestor’lar gibi şehir quaestor’larına hesap vermekle görevli quaestor’lar gönderilmesi kararlaştırılınca, bu görevlilerin sayısı yirmiyi buldu (M.Ö. 81). Quaestor sayısının artırılmasının bir sebebi de, bazı kimselerin senatoya girmelerini kolaylaştırmaktı; gerçekten de o tarihten itibaren quaestor’lar, cursus honorum’un gerektirdiği diğer görevlerde bulunmadan doğrudan doğruya senatoya geçebiliyorlardı. Sezar tarafından sayıları kırka yükseltilen (M.Ö. 45) quaestor’lar, Augustus tarafından tekrar yirmiye indirildi, imparatorluk devrinde, senato tarafından seçilen quaestor’lar yetkilerini, yavaş yavaş imparatorun seçtiği memurlara kaptırdılar. Bununla birlikte eskiden aedilislerin elinde olan oyunları düzenleme yetkisi onlara verildi. Constantius tarafından ihdas edilen (M.S. 372) saray quaestor’u, senatoda ve ruhban meclisinde imparatorun sözcüsüydü. (L)QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius)
QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius)
Galba imparator olunca, onunla birlikte tekrar Roma’ya gitti, avukat ve profesör olarak büyük ün kazandı. Yirmi yıl süreyle, Vespasianus tarafından kurulan resmî öğretim merkezlerinde profesörlük yaptı. Domitianus’un küçük yeğenlerini yerleştirmekle görevlendirildi, uğradığı felâketlere rağmen (karısının ve küçük yaşta iki oğlunun ölümü), bu görevde canla başla çalıştı. On iki ciltlik De İnstitutione Oratoria (Bir Hatibin Yetişmesi Üstüne) adlı eserinde, geleceğin hatibi için bebeklikten başlayan bir eğitim programı tasarladı.
Eser, edebî bakımdan olduğu kadar pedagoji bakımından da ilgi çekicidir. Quintilianus, Seneca’nın öncülüğünü yaptığı yeni edebî akımlara karşı tepki gösterdi. Uzun süredir modası geçmiş olan Cicero’yu övüyor ve ona gerçek değerini veriyordu. Fakat, Roma’daki sosyal ve siyasî gelişmelerden sonra, artık belagatın değeri kalmadığını ve belagat üzerine kurulu Cicero anlayışında bir eğitimin geçerli olamayacağını anlamıyor du. (L)QUİETUS (T. Fulvius)
QUERETERO
— Queretaro eyaleti, 379 200 nüf. Eyalet, özellikle kuzeyde, dağlık bölgelerde uzanır; ama güneye doğru sıcak ve verimli topraklarda tahıl ve şekerkamışı yetiştirilir. Maden kaynakları boldur; gümüş, bakır, altın, kurşun, antimon, civa v.b. Metalürji.
— Tar. Eski bir aztek şehri olan Queretaro, 1531′de ispanyollar tarafından alındı. 1810′da Hİdalgo, Dominguez ve Allende’nin ayaklanması burada hazırlandı. A. B.D. ile Guadeleoupe Hİdalgo antlaşmasının imzalandığı Meksika kongresi burada toplandı, imparator Maximilian, Miramon ve Mejia tarafından burada kuşatıldı ve ihanete uğraması üzerine teslim olunca kurşuna dizildi (19 haziran 1867). Şehirde Carranza’nın topladığı Konvansiyon meclisi şubat 1917 Anayasasını hazırladı. (L)QUELLİNUS veya QUELLİN
— Kardeşi artus, Büyük denir, heykeltıraş (Anvers 1609-1668). Roma’da François Duquesnoy’-nin öğrencisiydi. Amsterdam Belediye sarayının ve Anvers’teki birçok kilisenin dekorasyonunu yaptı. Brüksel müzesinde eserleri vardır. — Kuzeni ve öğrencisi artus Küçük denir, heykeltıraş (Saint – Trond 1625-Anvers 1700). Flandre kiliselerinde birçok mihrabın, günah çıkartma yerinin dekorasyonunu yaptı. — janerasmus, ressam (Anvers 1634-
Mechelen 1715). Erasmus II’nin oğludur; italya’da yaşadığı sanılır. Anvers’e dönüşünde birçok kilisede çalıştı, imparator Leopold I ile Joseph I’in ressamı oldu. Dinî tablolarından başka, portreler de yaptı. Anvers, Dunkerque, Brüksel, Lille, Nantes, Douen müzelerinde eserleri vardır. (L)PYOTR III Fyodoroviç
Pek zeki olmayan ve şöyle böyle bir eğitim görmüş bulunan bu alman prensi, rus geleneklerini az çok küçümsüyor ve Friedrich II’nin aydın istibdadına ve manevralarına yersiz bir hayranlık duyuyordu. Tahta çıkışının hemen ertesinde, Prusya’nın büyük bir bölümü rus ordularının işgali altındayken, askerlerini Silezya’dan geri çekti, sonra da Doğu Prusya ile Pomeranya’yı karşılıksız olarak Friedrich II’ye geri verdi (5 mayıs 1762 barışı); ayrıca askerî yardımda bulunacağını da vaat etti. Böylece ittifakların birdenbire Avusturya ile Fransa aleyhine dönmesine yol açtı. Bu devletler de çok geçmeden barış yapmak zorunda kaldı.
İç siyaset alanında ise, Münnich gibi sürgünde bulunan devlet adamlarını geri çağırdı, gizli şansölyeliği lâğvetti; ayrıca, Ortodoks kilisesi aleyhine çalışan mezhepleri destekledi, şapelleri kapattırdı, ikonaları kırdırttı ve toprak sahibi soyluları desteklemek amacıyle kilisenin mallarına el-koydurttu; ayrıca soyluları devlet hizmetinden bağışık tuttu (17 ocak 1762 tarihli ferman) ve alkollü içki yapımı tekelini onlara verdi. Bu siyaset, kiliseden başka, senatoyu, sarayı ve İmparatorluk Muhafız birliğini de memnun etmemişti. Haris bir kimse olan karısı Sophie (Sofiya) von Anhalt-Zerbst (Yekaterina II), Pyotr III ile anlaşamıyordu (birbirlerini karşılıklı olarak aldatıyorlardı).
Çar kendisini bir manastıra kapatmadan önce, Sofiya onu ortadan kaldırmak amacıyle muhalifleriyle birleşti; Orlov kardeşler ile birlik olarak muhafız alaylarını çara karşı başkaldırmağa şevketti. Tahttan çekilmek zorunda bırakılan (28 haziran – 10 temmuz 1762) çar, tutuklandı ve sonunda Aleksey Orlov tarafından öldürüldü (24 temmuz). Ne gibi şartlar altında ortadan kalktığının rus halkından gizlenmiş olması, Pugaçov’un Pyotr III adı ile ayaklanabilmesini açıklamaktadır. (L)PYOTR II Alekseyeviç
PU Yİ
PUY
— G. santl. Ortaçağda Puy’deki Kara Meryem’i birçok yabancı (özellikle ispanyol) ziyaret ederdi. Katedralin roman üslûbundaki cephesi çok renkli malzemeden yapılmıştır; orta şahın kubbelerle örtülüdür; duvarlarda roman üslûbunda freskler (imparator Elbisesi Giymiş Aziz Mîkhael) görülür. Şehirdeki eski anıtlar arasında XIII. yy.dan kalma bir konak ve XIV. yy.dan kalma Saint-Laurent kilisesi sayılabilir. (L)PUPiENUS
PULKHERİA Azize
PUL
(N. Araz).
— ÇEŞ.DEY. Bir pul etmemek, değersiz olmak. || Bir pula satmak, hiç önem vermemek, (birine karşı) sadakatsiz davranmak: Ben senin âşıkınım / Bir pula satma beni (Halk türküsü). || Para pul. Bk. PARA.
— Bot. üzerinde bulunduğu organa sımsıkı yapışık, şekil ve yapıca çok basit yaprakların her biri. Bk. ANSiKL.
— Böcekbil. Çiftkanatlı böceklerde kaşıkçık. || Diviklerde düşen kanatın yerinde kalan çotuk. || Kelebeklerde ufacık bir sivri nokta ile kanatların derisine tutunan çok küçük plak. (Kelebeklerin kanadında sürekli olarak «toz» görünüşünde yer alan ve onlara gerek yansıma yoluyle [kimyasal renkler], gerek ışığın enterferans oyunlarıyle [fizik renkler] çeşitli renkler veren ve renklere parlaklık kazandıran kısımlar, bu pullardır.)
— Huk. Pul sahtekârlığı, devlet tarafından çıkartılan kıymetli evrakın bir türü olan pulun, yetkili olmayan kişilerce basılması. (Resmî evrakta sahtekârlık suçu sayılır. [Bk. sahtekârlık.])
— înş. Çatı kaplama işlerinde madenî örtü elemanıyle çivi başı arasına konan küçük boyutlu çinko veya bakır parçası.
— Mim. üst üste konmuş, düz veya hafif kabarık dairesel küçük plakalardan meydana gelen süsleme.
— Oyun. Tavla oyununda kullanılan yuvarlak küçük levha.
— Pulc. PTT idaresi tarafından, postanın alacağı ücretleri göstermek üzere çıkarılan basılı kâğıt. (POSTA pulu da denir.) [Bk. ANSiKL.] || Damga pulu. Bk. DAMGA.
— Saatçilik. Bir mihvere desteklik etmesi için, bir kol veya duvar saatinin platinine perçinlenmiş pirinç parça.
— Sürüngenler bilimi. Bazı deniz kaplumbağalarının bağasını kaplayan ve çeşitli eşya yapımında kullanılan madde.
— Süs. santl. Ortası delik maden levhacık. (Bk. ANSIKL.) || Pul iğnesi, pulun deliğinden geçecek kadar küçük ve ince iğne.
— Teknol. Vida, cıvata v.b. şeylerin boynuna geçirilen ortası delik madenî levha.
— Terz. Bir kumaşın üzerine süs olarak dikilen küçük, yuvarlak, ince ve delikli, maden, jelatin, sedef v.b. parçası. (Bk. ANSiKL.) || Pul işlemek, bir kadın elbisesinin üzerine pullar işleyerek süslemek.
— Zool. Balıkların, sürüngenlerin ve bir kısım kuşlarla memelilerin vücudunu kaplayan boynuzsu, sert levha. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Bot. Pul’lara köksaplarda, bazı asalak bitkilerin (canavarotu) yer üstü saplarında, soğanlarda, bileşikgillerin bürümlerinde rastlanır. Bunlar ya tomurcuklarda olduğu gibi koruyucu veya soğanlarda olduğu gibi besleyici bir görev yapabilir. Kozalaklıların meyve yapraklarına da pul denir.
— Pulc. Ortaçağdan beri, yolların güvensizliği yüzünden, ağırlık ve mesafeye göre hesaplanan gönderme ücretini mektubu alan kimsenin ödemesi âdet olmuştu. Ama bu ödeme şekli dağıtım işini güçleştiriyordu. Kendisine bir şey gönderilen kimseye kabul etmemek hakkının tanınması da mektuplaşanların birtakım hilelere başvurmalarına yol açıyordu (adres üzerinde belirli değişiklikler yaparak veya zarfın üzerine önceden kararlaştırılmış bazı işaretler koyarak parasız haberleşmeyi sağlamak gibi). Ayrıca, ücret tarifesinin yüksekliği dolayısıyle gizli yapılan mektup ulaştırma işleri de büyükçe bir para kaybına sebep oluyordu. Buna karşı ilk defa, 8 ağustos 1653′te Paris’te petite poste’un kuruluşu sırasında, Paris parlamentosu danışmanı Renouard de Villayer bir çare bularak taşıma ücretinin önceden ödenmesi usulünü getirdi. Bu usule göre, gönderilmek istenen mektubun gönderme ücreti mektubun varışında alıcıdan değil de, mektup gönderildiği zaman mektubu gönderen kimse tarafından ödeniyor ve bu durum da bugünkü posta pullarının yerini tutan bir belgeyle mektubun üzerinde belirtiliyordu. Ancak, mektup gönderen kimsenin bu önceden ödeme işini postahanede yapması zorunluluğu bu usulün yaygınlaşmasını önledi. Bu durumu önlemenin tek yolu, ücret tarifesini hafifletmek ve sadeleştirmek (ücret değişikliklerini mektubun ağırlığına göre değil de gideceği yere göre uygulamak), ayrıca ödeme muamelesini elden geldiğince basitleştirmekti. İsveç’te De Treffenberg (1823), İngiltere’de Charles Knight (1834) ve Charles Whiting (1837-1838), Fransa’da da Piron (1838) ile Grasset (1839) bunun için, basılı veya üzeri damgalı kâğıt veya zarflar kullanmayı tasarladılar. 1819-1836 Arasında, bu sistem özellikle, gönderme işlerini tekelinde bulunduran Sardunya krallığı tarafından bile kullanıldı. Bu ülkedeki posta idaresi, yazışmaların ulaşımını tekelinde bulundurarak, özel ulaklarla gönderdiği mektuplar için bir çeşit mektup kâğıdı satıyordu. İngiliz James Chalmers’ın denemeleri pula son biçimini verdi (1834-1838). Chalmers’ın bu buluşu, birçok tartışmadan sonra, Rowland Hill’in teklifi üzerine 1840′tan itibaren İngiltere’de kullanılmağa başlandı (10 ocakta bütün İngiltere toprakları üzerinde tek ücret uygulaması başladı; 6 mayısta da ilk posta pulu olan 1 penny’lik siyah pul çıkarıldı), ücretin peşin ödendiğini gösteren bir belge olduğu için de, 28 ağustos 1848′den itibaren, Posta idaresi genel müdürü Etienne Arago’nun isteği üzerine, posta pulu usulünü Fransa da kabul etti. Oysa Fransa’da bu yenilik, daha önceleri, ücret indirimleri dolayısıyle hazinenin zorunlu olarak kayba uğrayacağı gerekçesiye birkaç kere reddedilmişti. 1 Ocak 1849′da Fransa’da posta ücretleri yeniden düzenlendi.
2. İstanbul’daki Hürremsultan türbesinde bulunan kabartma bahar çiçeği motifi;
3. iznik çinisi.
Aynı kurum daha sonra İstiklâl mâdalyasıyle madalya ve beratını birarada veren iki kabartma pul daha bastı (1968). Gene Ajans Türk’e, 1971′-de Hava kuvvetlerinin 60. kuruluş yıldönümünü anma dolayısıyle pul bastırıldı.
• Pullar genel olarak üçe ayrılır: hazine pulları; posta pulları; yardım pulları.
Hazine pulları”nın hangi belgelere ne ölçüde yapıştırılacağı, ilgili kanunlarla belirtilir ve bedeli hazineye kalır. Türkiye’de hazine pullarının kullanılmasına Düyunu Umumiye tarafından ve damga resminin toplanması amacıyle 1880′de başlandı. Meşrutiyet döneminde Hicaz demiryolunun yapımına yardım için hazine pulu çıkarıldı, bunlar postada kullanılmadı. Postada kullanılan ve geliri hazineye kalan pullar: 1. evlâdı şüheda pulları (1915); 2. tayyare müdafaa pulları (1937); 3. millî müdafaa pullarıdır (1941).
Başlıcaları: muhacirun ianesi pulları (1890); Müdafaai Milliye cemiyeti pulları (1915); Osmanlı Donanma cemiyeti pulları (1918); Kızılay şefkat pullan (1910); Türk Hava kurumu pulları (1926); Çocuk Esirgeme kurumu şefkat pulları (1928).
— Terz. Pullar, yuvarlak, dört köşe, uzun, sivri uçlu, düz, üzeri hafifçe kabarık, tek renkli veya ortası göz göz delik olabilir ve tek sıra halinde, bir desen meydana getirecek biçimde veya bir boncuğun çevresine işlenir.
— Zool. Zooloji bilginleri derideki yassı uzantıların her çeşidine pul adını verirler. Pullar çok değişik yapıda olduğu için daima homolog organlar olmayabilir. Balıkların pulları altderiden oluşan küçücük plaklardır; bunların oluşumunda üst derinin payı genellikle pek önemsizdir. Pulların yapısı türlere göre çok değişiktir. Köpekbalıklarında pullar plakoid şeklinde, yani diş yapısında ve biçimindedir. Mersin balıklarında pullar ganoyittir; yani üzerleri parlak bir mine ile kaplıdır. Kemikli balıklarda pullar ince ve esnek, kenarları ya dişli (taraksı pullar) veya değirmidir (değirmi pullar). Ayrıca balıkların pulları birbirinden bağımsız ve kiremit düzeninde dizilidir; bunların tedricî büyümelerine bakılarak balıkların yaşı tahmin edilebilir. Sürüngenlerde pullar balıklarınkinden çok farklıdır. Bunlarda pullar üstderiden oluşur ve kiremit düzeninde değildir; derinin üzerinde yüzeysel bir tabaka halinde yer alır ve zamanla birbirine bitişip kaynaşarak bir bütün olur.
Bunların hepsi birden bir çeşit kılıf meydana getirir. Hayvan büyüyebilmek için bu kılıfı zaman zaman atmak zorundadır (deri değiştirme). Kertenkelelerle yılanlarda pullar çok basittir. Timsahlarla kaplumbağalarda pulların altında ayrıca altderiden oluşan kemik plakalar bulunur. Böylece tam bir dış iskelet halini alan pullar kamlumbağalarda esas iskeletle birleşerek bağayı meydana getirir. Sürüngenlerinkine tıpatıp benzeyen pullara kuşların bacaklarında rastlanır ve bu iki sınıfın ortak bir soydan geldiğini gösterir. Bazı memelilerde (pangolin, tatu) görülen bağalar da tıpkı timsahlarınkini andırır. Kelebeklere verilen pulkanatlılar adı, kanatlarını ince bir toz tabakası gibi örten mikroskopik pullardan dolayı verilmiştir. Bir kısım kelebeklerin madenî ebrulu, kadifemsi, yanardöner güzelim renkleri kanat pulları üzerine düşen ışığın yansıma ve enterferasyonlarından ileri gelir.
♦ Sıf. Pula benzeyen, pulu andıran. | İnce bir tabaka halinde olan. || Pul şişe, yeşil camdan yapılan çok ince çeperli şişe.
— Jeol. Pul kaya, yaprak yaprak ayrılan taşların genel adı. Eşanl. ŞiST.
♦ Pul pul blş. sıf. Pullar, küçük parçalar halinde. (LM)Publicus (CURCUS)
PSELLOS (Mikhail)
PSEUDA. Bk. MUSURANA.PRYMNESSOS veya PRYMNESİA
PRÜM
PRÜSİK sıf. (fr. prussique). Kim. Esanl. HİDROSİYANİK.Prut savaşı
PRUSYA Genel tarih
(27 ekim 1806) , Tilsit antlaşmasıyle (1807) Prusya, topraklarının yarısını kaybetti; savaş tazminatlarını ödeyemeyen krallık işgal edildi ve Fransızların metbuu haline geldi.
Bu çaba ve fedakârlıklar Viyana kongresiyle mükâfatlandırıldı (1814-1815). Prusya yeniden kurularak Saksonya’nın kuzey yarısı, Westfalen ve Rheinland’ı aldı; bir german devleti haline gelmişti ve Almanya’nın en zengin bölgelerini içine alıyordu.
Prusya’nın teklifi sadrazam Ragıb Paşanın başkanlığında toplanan divan tarafından incelendi. Rusya ve Avusturya ile harbi gerektirecek bir durum olmadığı için kabul edilmedi; fakat bu ittifak teklifi kesin olarak da reddedilmedi. Elçiye verilen cevapta askerî ittifakın daha uygun bir zamana bırakılması, şimdilik bir ticaret anlaşmasıyle yetinilmesi gerektiği bildirildi. Prusya ile bir ticaret anlaşması imzalandı (1761) Friedrich 1762′de rus çarı olan Pet-ro III ile anlaşarak rus cephesindeki savaşlara son verdi ve Osmanlı devletiyle Avusturya’ya karşı bir anlaşma yapmak istedi. Kesin olarak barış taraftarı olan sadrazam Ragıb Paşa bunu da kabul etmedi. Ahmed Resmî Efendi bu sırada Berlin’e gönderildi (1764). Osmanlı – Avusturya – Rusya savaşları sırasında (1787-1792), Osmanlı-Prusya ittifakı için yeniden teşebbüse geçildi. PRUSYA
PROVINCİA
— ANSIKL. Esk. Rom. Provincia kelimesi önce bir savaşın yükümlülüğünü, yani bir askerî kumandanlık (imperium) görevini, sonra, bir magistratus’a verilen her türlü işi belirtir; nihayet italya dışında bulunan ve roma hâkimiyetine boyun eğen topraklar için kullanılır. İlk provinca’lar, Sicilya (227), Sardinya-Korsika (227), Aşağı ve Yukarı ispanya’dır (197). Ele geçirilmiş ülke olarak provincia, askerî hükümete bağlıdır: vali, jus gladii (hayat hakkı ve ölüm hakkı) ile birlikte imperium’u (iktidar) elde tutar. Lex Provinciae’yi (Provincia kanunu) muzaffer general, on senato temsilcisinin yardımıyle uygulatır ve gerekirse boşlukları valilik fermanları (edictum) ile doldurur. Kanun, valinin ikametgâhını, provincia’larm durumunu (hür siteler, municipes, bağlı siteler), malî yükümlülüklerini (municipes’ten toplanan gayrimenkul vergisi, stipendium [haraç] ve bağlı sitelerden toplanan salmalar) belirler. Bu siteler, stipendium’u toplamakla görevli vergi memurlarının ve valilerin fazla vergi istemelerine karşı tamamen savunmasızdır; valiler, görevlerini yürütmek için girdikleri masrafları provincia’lardan elde ederler. Başlangıçta, görevli (konsül, praetof) veya görevleri uzatılmış (prokonsül, propraetof) magistratus’lara, provincia’ları senato veriyordu. Magistratuslar da, bu provincia’ları ya uzlaşma, ya da kura yoluyle aralarında paylaşırlardı. Lex Sempronia de Provinciis Consularibus (123-122) konsüller arasındaki rekabeti önlemek için bunların seçiminden önce bu paylaştırma işinin yapılmasını zorunlu kılmıştı. Lex Cornelia de Provinciis Ordinandis (81) ile, Sulla, o güne kadar istisnaî olan görev uzatmasını, olağan bir tedbir haline getirdi. Bir askerî kumandanlığa ihtiyaç gösteren sınır provincia’larını konsüllere ayırdı, öteki provincia’ların, görev bitiminde sekiz praetor’a bölüştürülmesi işini de senatoya bıraktı. Bu praetorlar, bir yıl görevde kalırlardı. M.ö. I. yy .ın olağanüstü kumanda görevleriyle geçersiz hale gelen bu emirname, valileri tayin işini üstüne alan Sezar çağında ortadan kalktı (M.ö. 49). M.ö. 27′de, Octavianus (bk.AUGUSTUS),
1. senato provincia’lan, genellikle Akdeniz kıyısında bulunan, barışın sağlandığı, dolayısıyle de garnizon bulundurmağa lüzum kalmayan Akdeniz kıyısındaki provincia’lardı. Ancak bir sivil iktidar sahibi olan ve M.ö. 52′de konan Lex Pompeia uyarınca senato tarafından seçilen senato prokonsüVlzr’mce yönetilirlerdi. Lex Pompeia (M.ö. 52) bir magistratusluk (konsül’lük veya praetoriluk) göreviyle bir provincia valiliğinin verilmesi arasında en az beş yıllık bir süre geçmesini şart koşardı. Uygulamak istedikleri hukuk kurallarını (edictum proyinciale) tespit edenler, valilerdi; gerçekte, yalnız iki provincia (Afrika ile Asya) prokonsüTlerin yönetiminde, ötekiler ise sadece propraetoriann yönetimindeydi; bunların gelir kaynakları, senato aerarium’umı beslerdi;
2. imparatorluk provincia’ların, genellikle barışın tam olarak sağlanamadığı, düşman tehdidi altında bulunan ve askerî birliklerin bulundurulmasını gerektiren bölgelerdi. Yeni toprakların eklenmesi, bazı himaye bölgelerinin provincia haline yükseltilmesi, önceden var olan bir provincia’nın birkaç vilâyete bölünmesi sonucunda (197′de Yukarı Bre-tagne ve Aşağı Bretagne olarak ikiye ayrılan Bretagne gibi) asker sayısı yükselmişti, öte yandan, procurator provincia’lan da praetor (Marcus Aurelius zamanında Norique ile Retya) veya konsül (Vespasianus zamanında Kappadokia) provincia’lan haline gelebilirdi. İmparatorluk provincia’larını elinde tutan Augustus, onları, senato emrindeki legali Augusti pro praetore’ye veya şövalyelere (Mısır’da praefectus, küçük provincia’larda procuratores) vermişti; bunların tümü de imparator tarafından seçilir ve zora başvurmalarını önlemek için de sabit bir ücret alırlardı. Roma ve Augustus imparatorluk kültü provincia meclislerinin her yıl toplanmasını (consilia’lar) öngörüyor ve bu meclisler sayesinde hükümet, valileri daha iyi denetleyebiliyordu. Caracalla zamanında (212) bütün provincia’lara site hakkının tanınması, Pax Romana’dan yararlanan provincia’lar ile İtalya arasında hukukî bakımdan bir fark bırakmadı, öte yandan, senato provincia’lanyle imparatorluk provincia’lan arasında süregelen ayırım da imparatorun yani Severus PROVENCE Tarih
Provence. Sonradan Narbonnensis (Narbonne’un kurulması, 118) adını alan bu eyalete Tötonların yenilmesinden (Aix, 102) ve barışın sağlanmasından (90-83) sonra tüccarlar ve şövalyeler akın etti. Marsilya’ya boyun eğdirilmesinden sonra (49) Sezar emekli askerlerini Arles, Bezieıs ve Frejus’e yerleştirdi; Augustus da, Orange, Vienne, Avignon v.b. kolonilerini kurarak eyaletin yasasını tespit etti. Alp kesimi (Alp e s-M arıt ime s) imparatorun yetkisi altına verildi; bölgenin geri kalan kısmı senato eyaleti haline getirildi ve bir vali ile bir meclis (her ikisi de Narbonne’da [Narbonnensis]) tarafından yönetilmeğe başlandı. İlk barbar akınlarından sonra (M.S. 250′ye doğr.) Narbonnensis ikiye bölündü; Rhöne’un doğusundaki kısım (Alpes Maritimes buraya bağlıydı) Viennoise adını aldı (293-305). Yeni barbar akınları önce Viennoise’ın doğusunda ikinci bir Narbonnensis kurulmasını (381), sonra Galyalar valisinin Treves’den Arles’e çekilmesini gerektirdi. Arles, Batı imparatorluğunun devamı boyunca (395-476), Vizigotlara direndi. Batı Roma imparatorluğu yıkılınca bölgenin güneyini Vizigotlar, kuzeyini ise Burgondlar işgal ettiler. Vizigotların Vouills’de bozguna uğramasından (507) sonra yerlerini Ostrogotlar aldı; sonra Franklar Provence’ı krallıklarına kattılar (536). Bourgogne krallığına bağlanan Provence, muhtariyetini bir ölçüde korudu; ama Araplar Septimania bölgesini işgal edince (VIII. yy.) Charles Mart el Arapların tarafını tutan Provence’lılara boyun eğdirdi (736-739). Martel’in birliklerinin yakıp yıktığı Provence, Karolenjler zamanında büyük ölçüde geriledi. Verdun antlaşmasıyle (843) Lothar’a geçen eyalette, oğlu Kari ilk Provence krallığını (855-363) kurdu. Mirasçılar arasındaki on beş yıl süren mücadeleden sonra Kel Charles’ın kayınbiraderi Boson, Bourgogne ve Provence kralı seçildi (879); Boson’un ölümünden sonra birçok defa el değiştiren eyalette, 947′de Bourgogne-Provence krallığı kuruldu. Buranın hükümdarı Konrad, Arles, Apt ve Avignon’da üç kontluk kurarak yönetimi elinde topladı. Bu sayede Boson’un oğlu Guillaume, derebeylere hâkimiyetini kabul ettirerek, kıyıya yerleşmiş olan Arapları ülkeden çıkardı; şehirlerde ticaretin yeniden başlaması sayesinde burjuvazi gelişmeğe başladı. Bourgogne Provence krallığı imparatora geçene kadar (1032) Guillaume’un sülâlesi iktidarı elinde tuttu. Toprakların kadın vârisler elinde bölünmesini önlemek için 1112′de Gevaudan’lı Beauce ile evlenen Barcelona kontu Ramon Berenguer III ve Toulouse kontu Alphonse Jourdain 1125′te Provence’ı bölüştüler. Berenguer III, Rhöne, Durance, Alpler ve deniz arasında kalan toprakları (kontluk), Alphonse Jourdain ise Rhöne’un batısındaki kısmı (markilik) aldı. Baux derebeyleri (Baux savaşları, 1142-1162), Forcalquier kontları ve Toulouse kontlarıyle çatışan katalonyalı Provence kontları, din adamlarının desteğini sağladılar; savaşı kazanınca evlilik yoluyle Forcalquier kontluğunu ele geçirdiler (1196). Kontların Toulon’da ve Balear adalarında müslümanlarla savaştıkları sırada, doğu ticaretiyle zenginleşen burjuvalar birçok hürriyet elde ettiler. Tutumları kont Ramon Berenguer IV’ü (1209-1245) kontluğu yeniden teşkilâtlandırmağa şevketti. Berenguer IV, Provence’ı «baillie»liklere (adalet görevlisi) böldü; kendinden öncekilerin siyasetinden vaz geçti ve Fransa ile ilişki kurdu (1235′e doğr). ölümü üzerine yerine damadı Anjou’lu Charles geçti (1246-1285); sık sık yurt dışına çıkmak zorunda kalan Charles, Provence’ta katalan asıllı bir senechal tarafından yönetilen gerçek bir merkezî hükümet kurdu; senechal’e bir kurul yardım ediyordu; Charles iki yeni «baillie» kurdu ve Baux derebeylerinin desteklediği bir komün isyanından yararlanarak konsüllüklerin yerine «viguerie»leri (hâkim) getirdi (1251-1262). Ramon Berenguer IV-ün ustaca maliye siyasetiyle biriken bütçe fazlası, Charles I’in İtalya’da, özellikle Napoli’de (1266) bir ittifak ve fetih siyasetine girişmesine imkân verdi. Ama Sicilya katliamı (1282) ertesinde, Napoli Deniz savaşında Charles I’in bozguna uğramasından sonra, oğlu Charles II’nin (1285-1309) fidyesini ödemek için ilk Provence meclisleri toplandı (1286) ve vergi işleri düzenlendi. Provence’ın zenginliği, Sicilya’nın ve Akka’-yı müslümanların almasından (1291) sonra doğu ticaretinin kaybedilmesinden, Ara-gon’a karşı savaştan ve korsanlardan büyük zarar gördü. ülke o tarihte halkının üçte ikiye yakınını kaybetti. Kraliçe Jeanne I, Anjou’lunun (1343 – 1382) siyaseti, şirketlerin (1357-1358), Aragon çetelerinin (1361) ve fransız çetelerinin (1365-1369) akınları durumu daha da ağırlaştırdı. Jeanne I’in evlat edindiği (1380) Anjou’lu Louis I’in (1383-1384) ölümünden sonra dul karısı, Nice, Puget-Theniers, Lantosque vadisi ve Barcelonette’i Savoia’ya bıraktı. Vârisleri Louis II (1384-1417) ve Louis III (1417-1434), Napoli’yi yeniden ele geçirmek için giriştikleri seferler yüzünden hazineyi boşalttılar. Rene (1434-1450) Napoli’yi kesinlikle kaybetti ve barış yeniden sağlanınca Provence’ın iktisadî kalkınmasına katkıda bulundu. Yerine geçen yeğeni Maine’li Charles (öl. 1480) ölürken Provence’ı Fransa kralı Louis XI’e miras bıraktı. Fransa kralı bir barış ve birliği sağlama siyaseti güttü. Fransız-lspanyol savaşları sırasında François I’in isviçreli ve alman birlikleri, Provence’a («Valdo’culuğu» ve Luther’ciliği soktular (1545). Aix parlamentosu sapkınlığa savaş açtı ve «valdo’cular» ezildi (1545). Din savaşı sırasında katolikler «Ligue» (birlik) adı altında birleşirken Protestanlar krala ve «siyasetçilere» yanaştılar (1584). Ligue başkanı Cassaubc (1591-1596), Marsilya’da zorbalığını sürdürürken vali, Provence’ın ortasına ve güneyine hâkimdi. Aix parlamentosu, Henri IV’ün mezhep değiştirmesinden sonra tanıdı (1594). Her üç yılda bir toplanan meclisler vergi kanunları çıkarmada çekimser davrandığından, 1639′dan sonra toplanmağa çağrılmadılar; yerlerini kralın iktidarını destekleyen bir komünler genel meclisi aldı; bu mecliste Aix konsülleri, Provence’ın savunucusuydu. Bir dilekçe meclisi kurulması ve üyelerine parlamento başkanı ve danışmanı olma imkânı tanınması (1647) soyluların isyanına yol açtı; isyanı Mazarin’in Provence valiliğine tayin ettiği Merceur dükü bastırdı (1652-1653). Marsilya’ya boyun eğdirilme-sinden sonra (mart 1660), Provence’ı kraliyet idaresi yönetti.
J. d’Arbaud, V. Bernard’ın eserleri milletlerarası bir üne ulaştı. Provence dili, Mistral’den önce de sürekli ve çoğunlukla başarılı olarak yazılmıştı; XVI. yy.da Bellaud de la Bellaudiere, XVII. ve XVIII. yy.da Brueys, Zerbin, T. Gros, J.de Cabanes, XIX. yy.da marsilyalı şarkı yazarı Victor Gelu tarafından işlendi. (L)PROTECTORES
PİRİNÇ
Ayıkla pirincin taşını. Bk. AYIKLAMAK.
Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak. Bk. DİMYAT.
— Bitki hastalıkları. Pirinç yanığı, piricularia oryzae mantarının çeltikte yaptığı hastalık.
— Eczc. Pirinç suyu, pirincin kaynatılmasıyle elde edilen su. (İshal kesici olarak tanınır.)
Pirinç unu, pirincin öğütülmesiyle elde edilen bir tür un. (Süt çocuklarını sütten kesme zamanında besin olarak kullanılır.)
— El işleri. Pirinç örgü, elde ve iki şişle; birinci sırada, bir ters, bir yüz olarak, ikinci sırada, tersin üstüne yüz, yüzün üstüne ters ilmek atarak düzenlenen yün örgüsü.
— Kozmetoloji. Pirinç pudrası. Bk. PUDRA.
— Mutf. Bk. ANSiKL.
Pirinç lokması, sütle haşlanmış pirinçten yapılan bir çeşit tatlı. (Sütün içinde haşlanarak hamur haline getirilen pirinç, lokmalar halinde yuvarlandıktan sonra önce yumurtaya, sonra galeta ununa bulanır, yağda kızartılır ve soğuk şuruba atılır.)
Pirinç çorbası, pirinci, et suyu, tavuk suyu veya sade suda domates ve maydanozla haşlayarak yapılan çorba. (Terbiyelisi de olur. Genellikle kırık pirinçten yapılır, perhiz yemeği olarak geçerli bir çorbadır.)
— Şapkacılık. Pirinç sapı, şapka konfeksiyonunda kullanılır.
— Tasav. Pirinç meydanı, mevlevîlerin mutfakta hep birlikte pirinç ayıklamalarına verilen ad. (Lokma hazırlanırken matbah canları pirinç ayıklamağa yetişemezse dergâhta bulunanların hepsi toplanarak pirinç meydanı yaparlardı.)
— Zootekn. Hayvanların beslenmesinde pirincin değeri arpanınkine yakındır; çeltik fabrikalarında, elde edilen pirinç kepeğinin ve kaba pirinç ununun besin değeri ise çok değişiktir.
— ANSiKL. Bot. ve Coğ. Beş altı türü bulunan pirinç’m her başakçığında bir çiçek ve her çiçekte altı erkek organ bulunur. İyice gelişen iki iç kavuzcuk kenarlarından birbirine bitişerek ileride meyveyi tamamen sarar. Bu durumdaki pirince «çeltik» denir. Pirinç ekimi için en elverişli yer nemli topraktır. Samanı dayanıklı olmadığı için pirinç sapı ancak tazeyken hayvan yemi olarak kullanılır veya gübre olur. Pirinç doğu asya halklarının temel yiyeceğidir. Pirinç tarımı iki yüzyıldan beri Afrika ve Kuzey Amerika’da da yaygınlaştı. İspanya, İtalya, Mısır ve Türkiye’de de pirinç yetiştirilir. Pirinç çeşitleri pek çoktur ve hemen hepsi Oryza sativa türündendir. Tarım pirinçleri başlıca dört tipe ayrılır: Oryza sativa var. dura; O. sativa var. montana; O. sativa var. glutinosa; O. sativa var. fluitans. Afrika’da ayrı bir pirinç türü daha yetiştirilir (O. glaberrime).
Ova pirinçleri sulanmak ve kötü otlardan ayıklanmak ister. Tohum, yani çeltik tanesi yirmi dört saat suda bırakıldıktan sonra, iyi bir toprak kesimine serpme usulüyle ekilir; üç dört gün içinde çimlenir; bitkinin boyu 15-20 sm’yi bulunca oradan sökülerek tarlaya dikilir. Filizler dikildikten sonra tarlaya yavaş yavaş su verilir. Pirinç çiçek açıncaya kadar su verilmeğe devam edilir. Çiçekten sonra başakların olgunlaşması için sulama azaltılır. Bölgelere göre, ekimden dört beş ay sonra hasat yapılır; eğer ülkenin iklimi elverişliyse, aynı yere yeni ekim yapılarak yılda iki ürün alınabilir.
• Dünya üretimi. Dünyadaki pirinç üretimi yılda çeltik olarak 250 milyon tonu aşar. Bunun yüzde 90′dan fazlası Asya’nın musonlar bölgesinde üretilir; buralarda halkın temel yiyeceği pirinçtir; arazi her yıl yeniden hazırlanır, düzeltilir, su yolları onarılır, yeni arklar yapılır ve pirinç fideleri çoğu zaman su içinde dikilir. Sıcak bölgelerde, Asya’nın güneydoğu ülkelerindeki alüvyonlu alçak ovalarda yılda bazen iki üç defa hasat yapılır.
Yoğun bir çalışma sayesinde, bu ovaların kenarındaki yamaçlarda teraslar yapıp sulamak suretiyle de pirinç yetiştirilir. Nüfusu az olan ve düzenli bir şekilde bol yağmur alan bölgelerde ormandan açılan yerlerde «ray» veya «ladang» sistemiyle dağ pirinci yetiştirilir. Çok su ve sıcaklık isteyen pirinç, bilinen pek çok çeşidine rağmen, ancak sıcak bölgelerde yetişir. Ilıman iklim kuşağında, meselâ Akdeniz bölgesinde ve Japonya’da pirinç, yazları yeteri kadar uzun ve sıcak olan yerlerde bir yaz ürünü olarak kesilir, öte yandan pirinç çok bakım istediğinden uzun süre yalnız el emeğinin bol olduğu ülkelerde üretilebilirdi. Şimdi mekanik âletlerin kullanıldığı ülkelerde el emeği eksikliği giderildi. İkinci Dünya savaşından sonra pirinç üretimi, bütün dünyada, özellikle Asya dışında büyük bir gelişme gösterdi. Afrika ve Amerika’nın tropikal bölgelerinde yiyecek maddesi üretiminin azlığı, A.B.D., Avustralya ve Güney Amerika’nın bazı kesimlerinde (Brezilya, Arjantin, Şili) tarımının iyice makineleşmiş olması dolayısıyle pirinç üretimi hızlandı. Türkiye’de de bu devrede pirinç üretiminde büyük hamleler görüldü. Ekim tarzının çok değişik olması sebebiyle ortalama verim rakamları, bölgelere göre çok büyük değişiklik gösterir. Güneydoğu Asya’daki ince tarım yapılan ülkelerde, fide dikim usulüne ve çift ürün alınmasına rağmen verim çok düşüktür (Hindistan’da hektar başına 10-12 kental, Çin’de 30 kental). Japonya ve Mısır’da gübre kullanılması ve pirinç tohumunun ıslahı ile ortalama verim 48-50 kentale ulaşır. Yalnız İspanya ve İtalya’da verim 50 kentalin üstüne çıkar. Kaba tarım yapılan, yani fide dikimine gitmeden makineyle ekim yapılan ülkelerde, Avustralya hariç, verim daha da düşüktür. Bütün bu farklara rağmen 100 milyon ton üretimle Çin ve 45 milyon tonla Hindistan başta gelir; bunları hayli geriden Japonya ve Pakistan takip eder. Fakat bu ülkelerde pirinç halkın temel yiyeceği olduğundan ve nüfus çok kalabalık bulunduğundan tüketim çok fazla, ihraç edilen pirinç çok azdır. Ayrıca iklimdeki düzensizlikler de her yıl alınan ürün miktarının önemli derecede farklı olmasına sebep olur. Bu sebeplerle pirinç ticareti dünya pirinç üretiminin çok az bir kısmını kapsar (yaklaşık olarak yüzde 5). Pirinç ticareti İkinci Dünya savaşı öncesinden başlayarak büyük bir değişikliğe uğradı.
Birmanya ve Tayland, Uzakdoğu’da tüketim fazlası en çok olan pirinç satıcı ülkelerdir; fakat bunlar pirinci batı ülkelerine satacağına şimdi asya ülkelerine satmaktadırlar (yaklaşık olarak 1 milyon ton). Çünkü batı ülkeleri şimdi amerikan ve akdeniz bölgesi pirinçlerini ithal etmektedirler. Nüfus artışından dolayı en çok pirinç satın alan ülkeler ise Hindistan, indonezya, Seylan, Japonya, Malezya ve Pakistan’dır. Dünyada birinci üretici ve tüketici olan Çin öteden beri pirinç ithal ederken, şimdi yılma göre bazen 1 milyon tona yakın pirinç ihraç etmektedir. Her zaman pirinç ihracatı yapan diğer bellibaşlı ülkeler A.B.D., Formoza ve italya’dır. Mısır, Vietnam, Kamboç, Pakistan ve Madagaskar gibi bir kısım ülkeler de zaman zaman pirinç ihraç etmektedir.
• Türkiye’ye Uzakdoğu’dan getirilen pirinç, Adana, Adıyaman, Ankara, Artvin, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, içel, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Malatya, Maraş, Mardin, Rize, Sakarya, Samsun, Siirt, Sinop, Tekirdağ, Urfa illerinde üretilir. Çeltik tarımının gerektirdiği bol sulama, sıtmaya yol açtığından üretim işi kanunla düzenlenir. Osmanlı imparatorluğunda bu düzenleme 1908′e kadar nizamnamelerle yapıldı, ilk kanun 1910′da yayınlandı. Cumhuriyet döneminde 1936 tarihli 3039 sayılı kanunla çeltikçilik çalışmaları yeniden düzenlendi. Kanunda, çeltik ekimine izin verilmesi yetkisi illerde ve ilçelerde kurulacak çeltik kurullarına bırakıldı.
Türkiye’de üretilen pirinç çeşitleri çeltik özelliklerine göre şu adları alır: 1. kılçıksız; 2. sarı çeltik; 3. ak çeltik; 4. amberotu; 5. mısbak (ak çeltik); 6. kara kılçık; 7. kırmızı çeltik; 8. kasım beyazı; 9. japon pirinci; 10. viyolona siyahı; 11. pangina pirinci; 12. onsen pirinci.
Türkiye’de tüketim ihtiyacından daha fazla pirinç üretme gücü vardır. Ancak sınırlamada uygulanan siyaset yüzünden her zaman dışarıdan satın alınır. Çeltik kanununun yürürlüğe girdiği yıl (1936) çeltik ekilen arazi 40 000 hektar, elde edilen ürün de 74 000 tondu. 1940′ta ekim alanı 20 000 hektara, ürün ise 63 000 tona indi. 1945′te 18 000 hektardan 32 000 t pirinç alındı. Ziraat alanında ortaya çıkan gelişmelerin yardımıyle birim alanda verim yükseltilerek 1955′te 29 000 hektardan 61 000 t pirinç elde edildi. 1966′da ekilen alan 65 000 hektar, üretim de 150 000 t oldu. 1970′te 60 000 hektar araziden 160 000 t pirinç alındı.
— Mutf. Pirinç, nişasta bakımından çok zengin, kolay sindirilen bir besindir; kabızlık yaptığına inanılırsa da doğru değildir. Uzakdoğu halklarının çoğunun temel besinidir. Ülkemizde, pirinçten yapılan yemeklerin en yaygını pilav ve lapadır; dolmalara, bazı etli yemeklere, özellikle kıymaya katılır (sulu köfte); pirinç bazı tatlıların hazırlanmasında da kullanılır (sütlaç, zerde). Pirincin çeşitleri vardır ve her çeşidi ayrı bir yemek için kullanılır (pilavlık, lapalık pirinç v.b.); fakat her halde pişirmeden önce pirinci iyice yıkamak gerekir, ta ki süzülen su bulanık olmasın; böylece, pişirilen pirinç tane tane olur.
Pirinci pişirmenin başlıca üç usulü vardır: birincisinde, bol kaynar suda pişirildikten sonra pirinç soğuk sudan geçirilir; bu usulle pişen taneler hafif sert olur ve tek tek dişe gelir; doğu usulü pilavda pirinç hafifçe yağda kavrulur, sonra su veya et suyu katılıp pişirilir; üçüncüsü ise, sütle pişirme usulüdür, soğuk sudan geçirilmesi olumlu sonuç vermez; bu bakımdan, pirinç iki dakika süreyle kaynar suda tutulur, süzülür, sonra sütle pişirilir.
Batı usulü pirinç pişirmede, pirinç tanelerinin zarını yumuşatmak için önce kısa süre yarı kaynatılır yahut susuz tencerede hafifçe pembeleştirilir, bu işlem pilava ayrı bir koku verir. (ML)PROCULUS (Titus İllius)
PROBUS (Marcus Aurelius)
PROBUS (Marcus Valerius). Bk. VALE-RİUS.PRİSKOS
Primrose birliğ
PRİMİPİLARİS
PRİMİCERİUS
PRİESTLEY (John Boynton)
PRİENE
Şehir, Hippodamos planı veya «ızgara plan» adı verilen bir plana göre yapılmıştır; yollar ve caddeler düzgün ve dik bir şekilde birbirlerini keser. Athena tapınağı, agora ve resmî yapılar şehrin merkezinde yer alır. Doğu-batı yönünde uzanan 6 yol, şehri düzgün parçalara böler. Bu yollardan en önemlisi agoranın yanından geçen Batı Kapı yolu (şehrin batı surlarında bir kapıya ulaşır), kayalık bîr arazinin oyuimasıyle yapılmıştır. Tiyatro yolunun, doğu ve batıda yer alan iki kapıyı birbirine bağladığı doğudaki kapının da şehrin ana kapısı olduğu sanılıyor. Bu kapıdan çıkan bir yol da Magnisa’ya (Menderes Magnesia’sı), oradan da ülkenin içlerine kadar uzanıyordu. Kapının iç tarafında bulunan ve kenarları yuvarlak duvarlar tarafından kapatılmış olan avlu, kapıyı kırarak giren düşmanı yeniden geri püskürtmek için bir tuzak vazifesini görüyordu. Güneydeki Batı kapısı da ana kapı kadar önemliydi. Doğuda, Kaynaklar kapısı adı verilen önemli bir giriş daha vardır. Şehrin kuzey-güney yönünde uzanan eksenlerinde çok eğimli yollar yer alır. Büyük bir kısmı merdivenlerden meydana gelen bu yollar şehir ulaşımını büyük ölçüde etkiliyordu. Yatay ve dikey eksenler tarafından sınırlandırılmış olan ev bloklarının (insulae) boyutları 47,20 X 35,40 m idi; her birinin üzerinde genellikle 4 ev vardı. Şehir akropolisi ve aşağı şehir arasındaki surlar kesintilidir. Yüksekte kurulmuş olan akropolisin yeri savunmaya elverişlidir. Akropolis üzerinde 10 kulenin bulunmasına karşılık, çok daha uzun olan şehir surları üzerinde 16 kule vardır. Güneyde, stadionun yakınlarında testere biçiminde olan surlar, şehrin güneyinden gelen saldırılara karşı başarılı bir şekilde savunulmasını sağlıyordu. Surlarda özellikle Bizans çağında bazı değişiklikler ve onarımlar yapıldı. Şehrin nekropclis’leri hakkında fazla bilgi yoktur. Yalnız doğudaki nekropolis’in önemli olduğu tespit edilmiştir.
Agora ve kutsal stoa. Agora, kuzeyden kutsal stoa ile sınırlandııılmıştır ve şehrin merkezinde yer alır. Şehrin planlanmasında, çıkış noktası olarak agoranın alınmış olması da mümkündür. Pausanias’ın sözünü ettiği agora, tipik bir ion agorasını gösterir. Agorayı kuzeyden sınırlayan «kutsal stoa», agorayı çevreleyen galerilerin içinde en önemlisidir. M. Ö. III. yy .da daha eski bir yapının onarımı ve genişletilmesi sonucu meydana gelmiş olduğu sanılıyor. Bir teras üzerinde bulunan stoa 116 m uzunluğundadır ve 3 basamakla çıkılır. Mimarî bakımdan burada dor ve ion biçimlerinin birbiriyle karıştırıldığı görülür. Cephedeki 49 sütunun başlıkları dor düzenindedir ve gövdeleri üzerinde 20 adet yiv vardır. İç kısımda 24 adet ion sütunu yer alır. ön kısımdakilere göre daha aralıklı ve yüksek olan bu sütunların gövdelerinin alt kısımlarında yiv yoktur. Arkeologlara göre, sütunların üzerinds ahşap bir semeıdam vardır. «Kutsal stoa» adının ilk defa Mithridates zamanında verildiği sanılıyor.
Tiyatro. En önemli ve ilgi çekici yapıların taşında gelir. M.ö. 332-331 veya 331-330 yıllarına ait ve Apellis adına yazılmış şeref yazıtında, bir tiyatrodan söz edildiği için, Priene tiyatrosunun bu yıllar içinde yapıldığı sanılıyor. Çok düzgün bir şehir planının içine, 5 000 kişilik oturma yeri olan bir tiyatronun yerleştirilmesi vardır; fakat Priene’li mimarlar bu güçlüğü yenerek tiyatroyu agoranın kuzeyine yerleştirmişlerdir. Seyirci kademeleri bir yamacın içine oyularak yapılmıştır. Orkestra bölümü sıkıştırılmış topraktır.
Gymnasion’lar ve Stadion. Yukarı ve aşağı olmak üzere iki gymnasion vardır. Yukarı gymnasion, tiyatro ile meclis binası arasındadır. Buradaki araştırmalar yetersiz olduğundan bu yapılar hakkında fazla bilgi yoktur. Şehrin güneyindeki Aşağı gymnasion daha iyi bilinir. Aşağı gymnasionun sütunlu avlusu, doğu-batı uzantısında 34,35 m, kuzey-güney uzantısında
35,11 m uzunluğunda Stadion, Priene’deki öteki yapılar gibi yüzyıllar boyunca değişikliklere uğramıştır; 191 m uzunluğunda olduğu sanılıyor. Evler. Priene’deki tapınak, tiyatro, agora v.b. yapılar çok gelişmiş olduğu halde evler çok az gelişmiştir. Şehirde ancak geç devirlere ait 4 adet peristilli ev ortaya çıkarıldı. Priene’deki evlerde prostaslı oikos (girişi stoalı ev) tipi yaygındır. PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole)
Başlıca eserleri: Essais de Politique et de Litterature (Siyaset ve Edebiyat Denemeleri) [1859-1863], Etudes sur Les Moralistes Français (Fransız Ahlâkçıları üstüne inceleme) [1865], La France Nouvelle (Yeni Fransa) [1868]. (L)Pressburg antlaşması
PRESSBURG
— Tar. önce bir islav kolonisi (Brecislava), sonra bir Bavyera şehri (Brecislaburg) olan Pressburg, Macarlar tarafından alındı (907); Macarlar, şehri XIII. yy.dan sonra Pressburg adını veren alman tüccarların akın ettiği bir hisar haline getirdiler. Mohaç meydan savaşında Türklerin zaferinden sonra (1526), Ferdinand kendini burada macar kralı ilân etti; şehir, Yohann II’nin emriyle tacın Viyana’ya nakledilmesine (1784) kadar krallığın başkenti olarak kaldı. Bununla birlikte 1835′e kadar imparatorlar Bohemya ve Macaristan kralı tacını giymek için Pressburg’daki Sankt-Martin katedraline geldiler ve şehir 1848′e kadar Millet meclisinin merkezi olmağa devam etti.
Pressburg, 1939-1945 arası, Bratislava adiyle Slovakya’nın başkenti oldu. (L)PRENS
(Bk. PRİNCEPS.) || Derebeylik çağında yetkisini doğrudan doğruya imparatordan alan kimse. || XII. yy.dan sonra hükümdardan bu unvanı alan ve asker sınıfının bütün ayrıcalıklarından yararlanan kimse. (Bk. ANSiKL.) || Soydan prens, iktidardaki hanedandan olan prens. (Evlenebilmesi için ailenin başı sayılan hükümdardan izin alması gerekir.) || Vâris prens, tahtın intikal edeceği prens, veliaht. (Çeşitli ülkelerde ayrı ayrı terimlerle [meselâ Fransa'da Dauphin, Almanya'da Kronprinz, İngiltere'de Prince of Wales (Galler prensi), İspanya'da Asturia prensi] anılan vâris prenslere hukukî ve malî birçok imtiyaz tanınır.) // Konsor prensi. Bk. KONSOR. || Büyük prens, Ortaçağ Rusya’sında Riyurikoviç ailesinin yaşça en büyük olan prenslerinin unvanı. (Bk. ANSİKL.) || imparatorluk prensi, Eugene Louis Napoleon Bonaparte. // Meşrulaştırılmış prensler, Fransa krallarının,’ babaları tarafından evlât olarak tanınmış evlenme dışı çocukları (meselâ Louis XIV’ün Madame de Montespan’dan olan çocukları). II Kara Prens, İngiltere kralı Edward III’ün oğlu Galler prensi Edward’ın lakabı. // Prensler birliği.
Bk. FüRSTENBUND. || Ost prensi. Bk. OST.
XI. – XII. yy.larda Capua ve Salerno prenslikleri kuruldu ve bunlar da Roberto Guiscardo’nun norman hanedanı tarafından ilhak edildi. Hıristiyan doğuya bu unvanı götürenler her halde Normanlardı: Antakya (Antiokheia) prensliği (1098-1268), Celile veya Teberiye prenslikleri. İtalya’da Ortaçağın sonundan itibaren prenslik unvanları çoğalmağa başladı (Roma, Napoli ve Sicilya prensleri). Almanya’da prens (Fürst) önceleri; dük, markgraf, saray kontu unvanlarını alan bir görevliydi. Prenslik veraset hakkını ancak XII. yy.da kazandı. 1180′den sonra da, imparatorluk kançılarlığı, prens unvanını yalnız, doğrudan doğruya imparatora bağlı ve İmparatorluk Diyanet meclisinde (Reich-stag) hazır bulunmakla yükümlü derebeylik soyluları için tanıdı. Bu kimselerin sayısı gitgide arttı ve sonunda da Altın Mühürlü fermanla, içlerinden yalnız yedi tanesine imparatoru seçmek hakkı tanındı. Bunun üzerine, imparatorluğun basit prensleri Reichstag’da artık İkinci curia’nın (meclisin ikinci dereceden olan topluluğu) üyelerini meydana getirdiler. XVI. yy.ın başında otuz kadar kilise prensi (başpiskoposlar, piskoposlar, başrahipler ve tarikat başkanları) ve altmış kadar laik prens vardı. Zaten geniş olan prens muhtariyeti, Vestfalya antlaşmalarından da (1648) anlaşılacağı gibi XVII. yy.da daha da arttı.
1803 İmparatorluk fermanıyle bütün dinî prenslikler laikleştirildi, nihayet 1806′da imparatorluğun kalkmasıyle birlikte Almanya’da prenslik unvanı da kullanılmaz oldu. Fransa’da Charles V soydan prensler sınıfını ihdas etti. Devrimin 1790′da kaldırdığı bütün unvanları Napolyon 1808′de tekrar koydu. Bütün yüksek mevkilerde bulunanlara ve birkaç mareşale prens unvanı verdi ve prenslik unvanını soyluluk unvanlarının en büyüğü saydı. Rusya’da Kiev prensi Vladimir’in (1015) çocukları prens unvanını alarak, memleketi aralarında bölüştüler. İçlerinden birini de büyük prens unvanıyle başa geçirdiler. Bu durum ilkenin aşırı derecede parçalanmasına yol açtığından, Moskova büyük prensleri küçük prenslere metbuluklannı kabul ettirerek Rusya’yı eski birliğine kavuşturdular. Korkunç İvan ve Büyük Petro gibi otokrasi peşinde koşan çarların tutmadığı prensler yavaş yavaş bütün siyasî etkilerini kaybettiler. (LM)
Prens, Macchiavelli’nin eseri. Bk. PRiNCiPE (il).PREMYSL’LER veya PRJEMYSL’LER
PRİNCİPATUS
— ANSiKL. Bazı tarihçiler, Octavianus (bk. AUGUSTUS) tarafından konan devlet düzenine principatus demektedirler. Octavius, iktidarı senato ile paylaşarak ve cumhuriyet döneminin seçimle işbaşına gelen magistratus’larını görevde bırakarak, Roma dünyasına hâkim olmuştu. Böylece bu tarihçiler, ılımlı bir monarşiyi, dominatus adı verilen despotluk rejiminden ayırmaktadırlar. Ilımlı monarşide princeps’in elindeki iktidar, ona, tahta çıktığı zaman bir lex regia şeklinde verilmekteydi. Commodus’a (180-192) kadar Roma imparatorlarının çoğu bu iktidarı ellerinde tutmuşlardır. Dominatus’a gelince, o da, ordu gücüne dayanan ve III. yy.da kesin olarak yerleşen bir rejimdi. Başka tarihçiler bu ayrımı kabul etmemekte ve her imparatoru mutlak hâkim saymaktadırlar. (L) PRİNCEPS
[Bk. PRiNCIPATUS.] || Princeps juventutis («gençliğin hükümdarı»), imparatorun vârislerine verilen unvan, (ilk olarak, Agrippa’nın oğlu ve Augustus’un torunu Caius Sezar ile Lucius’a verildi.) || Princeps praetorii, legio mahkemesine bağlı olan ve idarî işlerle uğraşan centurio. || Princeps senatus, adı censor’lar tarafından senato albümü’nün başına yazılmış olan ve senato toplantılarında görüşünü birinci olarak açıklayan fildişi iskemlede oturmak hakkına sahip yüksek görevli. (L)PRATİHARA
Pragmatische Sanktion von 1549
Pragmatique Sanction de
(bk. leopold I) iptal etti; bununla güttüğü amaç, Avrupa’ya karşı, Habsburg ülkesinin bölünmezliğini ve verasetini, iktidardaki imparatorun sülâlesi («Karolin» kolu) lehine teminat altına almaktı; bu kol tamamıyle kadınlardan ibaret olduğu ve daha büyük olan kolun («Josephin» kolu) tamamıyle «kadınlardan» meydana gelmiş olmasına rağmen, bu dinî yönetmelik uygulandı. Tek oğlu arşidük Leopold’un ölümü (1716) ve Maria-Theresia’nın doğuşu (1717) üzerine Kari VI bu dinî yönetmeliği büyük kolun mirasçılarına evlenmeleri sırasında
(Mari – Josepha ve Maria – Amalia), Avusturya hanedanının çeşitli devletlerine (1720 ile 1723 arasında) kabul ettirdi; bu da 1724′te P. Sanction’u ilân etmesine imkân verdi; buna karşılık Kari VI büyük devletlerin muvafakatini elde edebilmek için, hükümdarlık döneminin büyük bir kısmını kaplayan ve pahalıya mal olan güç müzakerelere girişti (İspanya ile Viyana anatlaşmasıyle, 1731; İngiltere ile İkinci Viyana antlaşmasının, gizli maddeleriyle, 1731; Birleşik Eyaletler’le 1731′de; Ostende kumpanyasının terk edilmemesi için; 1732 ocak ayında Diyet’in oyu ile Kutsal imparatorlukla; Saksonya ile 1733 temmuz antlaşması; Fransa ile 1735 ve 1738 antlaşmaları ile yapılan müzakereler). Bununla birlikte yönetmelik ölümünden (1740) sonra bâtıl addedildi; bu davranışta bulunan yalnız Joseph I’in damatları (Saksonya seçicisi August III, 1721′den beri Maria-Josepha’nın kocası ve özellikle 1722′den beri Maria-Amalia’nın kocası olan ve kendisini imparator seçtiren [1742-1745] Bavyera seçicisi Karl-Albrecht) ve aynı zamanda Fransa (Belle-İsle’in savaşçı siyaseti, 1741′de Fleury’ninkine baskın çıktı) ile Prusya idi; bu yönetmelik Avusturya Hanedan savaşlarının başlıca sebeplerinden olmuştur; fakat sonunda Maria-Theresia’nın yararına olarak muhafaza edildi (1740-1780) ve 1919′a kadar Avusturya devletlerinin birliğini sağlayan yeni kamu hukukunun temelini teşkil etti. (L)Pragmaticus Sanctus İustiniani
[13 ağustos 554], İustinianos I’in İtalya’yı yeniden kuran fermanına verilen ad. Bu yirmi yedi maddelik dinî yönetmelik, Ostrogotlarla yapılan savaşlar sonunda yanıp yıkılan İtalya’ya düzen getirmek amacıyle hazırlanmıştı. Bu irade ile, zorbalara karşı, meşru mülk sahiplerine haklarını yeniden kazandırarak, ölçü ve ağırlık sistemini yenileştirerek, parayı sağlamlaştırarak, adaleti ve tahıl narhını düzene sokarak bütün Bizans devri boyunca imparatorluk idaresinin temelini atmış oluyordu. Bundan başka Papalığı, imparatorluğun iradesine boyun eğdirdi; papa Vigilius’a Üç Ruhanî Mecîis’i mahkûm ettirdi; bunun sonucu olarak bütün bir yüzyıl boyunca Milan ve Apulea piskoposluklarının katolik doktrininden ayrılmasının önüne gecikmedi. (L)Prag islav Birliği kongresi
PRAG çekçe Praha
• Coğrafya ve güzel sanatlar. Prag, Vltava vadisindeki küçük bir çanakta, ırmağın Polabi ve asıl Labe’ye ulaşmak için boğazlara girmeden önce menderesler çizerek akışının ağırlaştığı yerde kuruldu. Kraliyet şehri olarak, Vltava’nın sol kıyısında, bir çeşit resmî şehir olan ve içinde surla çevrili büyük bir katedral (XIV. yy.da Aras’lı Mathien ve P. Parler tarafından inşa edildi; Aziz Jan Nepomuklu’nun mezarı), saray ve saraya ait askerî ve idarî yapılar bulunan Hradçany’den itibaren gelişti. Aşağıda set set kiliseler ve genellikle italyan mimarlarının eserleri olan Mala Strana semtinin sarayları sıralanır. Mala Strana, azizlerin heykelleriyle süslü Karel köprüsüyle (XIV. yy.) eski tacirler şehrine bağlanır; burada eskiden çeklerin tüccar mahalleleri, alman semti Havel ve getto yer alırdı. Şehrin ırmağın sağ kıyısındaki bu kısmı, Stare Mesto («eski şehir») adını taşır. Gerçekten sivil ve dinî anıtları, dar sokakları ve sık mesken adalarıyle eski bir şehrin bütün özelliklerine sahiptir. Başlıca anıtları İkinci Dünya savaşında kısmen yıkılan Belediye sarayı (mekanik saat), Havel kilisesi, Tynsky kilisesi ve eski kervansaraydır. Modern çağda dev kapılar açılan surlar eskiden Hrad-çany, Mala Strana ve Stare Mesto’nun meydana getirdiği bütünü çevrelerdi. Şehrin bu eski sınırı bugün kolayca göz önüne getirilebilir: nitekim Na Prikope ve Narodni Trida ana caddelerini takip eder. XVIII. yy.da, Stare Mesto’nın ötesinde, başlangıçta bir çeşit geniş panayır yeri olan büyük Vaclavkse namesti’nin (Vaclavkse meydanı) çevresinde yeni semtler kuruldu. Böylece Kari IV’ün XIV. yy.da inşa ettirdiği Nove Mesto («yeni şehir») gelişti. Ama bu genişlemelere rağmen Prag’ın nüfusu 1850′de ancak 150 000 kişiydi. İlk sanayi tesislerinin kurulması ortaya yoksul ve kasvetli semtlerin çıkmasına yol açtı: özellikle Vlatava’nın büyük menderesinin sağ kıyısında Karlin semtinde kısa süre içinde un fabrikaları, sepi yerleri, bira ve içki fabrikaları, iplikhane ve dokumahaneler, küçük makine ateîyeleri, mobilya fabrikaları kuruldu. Aynı dönemde şehrin yukarısında, ırmağın sol kıyısında Smichov sanayi semti gelişti. Bu arada, ırmağın sağ kıyısına hâkim olan yumuşak eğimli yamaçta, Çesky Brod ve Brno yolları boyunca mesken semtleri kuruluyordu.
XX. yy. başında ve ilk Çekoslovak cumhuriyeti döneminde şehir büyük ölçüde gelişti. Gerçekten o tarihte Prag çok büyük bir sanayi şehri haline geldi: yeni kurulan fabrikalar ilk sanayi tesisleriyle oranlanamayacak kadar büyüktü. Eski şehrin aşağı kesiminde, ırmağın menderesinin içbükey kısmını kapsayan büyük bir batı-doğu çöküntüsündeki serbest alanlara el atıldı: burada
Bubeneç ve Holeşovice semtleri kuruldu; Vlatava’nın küçük bir kolu olan ve büyük ölçüde çamurla dolan Rokytka’nın vadisinde Vysoçany ve Hloubetin semtleri inşa edildi, Bir yan kanalla Vltava ve Labe’ye bağlanan bir ırmak limanı (Bubeneç menderesinin alçak taraçalannın iç kısmında) düzenlenerek sanayi bögesinin ulaşım imkânları genişletildi. Sanayi bölgesi Karlin semtini genişletip, şehrin Prag çanağını sınırlayan yamaçların eteğindeki kuzey kısmını da içine alarak, büyük bir bütün meydana getirdi. Bu bölgede önemli metalürji tesisleri; vagon ve sanayi makineleri fabrikaları, otomobil ve motor fabrikaları toplandı. Bubeneç’in menderesinde ve Holeşovice’de ise kimya ve besin sanayii tesisleri yer aldı. 1921′de şehrin yeniden bağımsız bir devletin başkenti olması ve sanayinin gelişmesi nüfus artışını hızlandırdı. Nüfus 1913′e doğru yarım milyondan azken, 1936′da bir milyona yaklaştı. Bunun üzerine şehrin bütünü için bir plan yapılmaksızın, semtler çevresinde en çeşitli şehircilik ve inşaat denemelerine girişildi. Şehrin doğusu özellikle büyük yapılarla dolu semtlerden meydana gelir; bu semtler güneye doğru, Karel üniversitesinin enstitü ve laboratuvarları çevresindeki Vyşehrad’da da uzanır. Sol kıyıda, Hradçany’nin kuzeyinde XX. yy. başında yeni sanayiciler ve tacirler sınıfının oturduğu özenle yapılmış binalardan meydana gelen bir semt kuruldu; kuzeydoğuya doğru bu semtten, meşhur Prag fuarı çevresindeki orta sınıfların oturduğu semte geçilir.
(barok çağ) yeniden canlandı. 1558′den beri krallık şehri olan Hradçany, öbür üç siteyle eşit haklara sahip olan dördüncü bir site haline getirildi (1756). Ama Josef II, dört siteyi tek bir komün halinde birleştirdi (1784). XIX. yy.da çek köylülerinin büyük ölçüde şehre göçmesine yol açan sanayileşmenin yanı sıra Bohemya soylularının mahallî fikir hayatına gösterdikleri büyük ilgi sayesinde milliyetçi hareket yeniden canlandı. Windischgraetz’in 1548′de şiddetli bir şekilde bastırdığı milliyetçi hareketin (islav birliği toplantısından sonra ayaklanmalar) 1861 seçimlerinde, başarı göstermesi, kısa süre sonra tamamıyle Çeklerin elinde olan bir idare ve öğretim kurulmasına imkân verdi. Prusyalılar tarafından kuşatılan (1866) ve kendi adını taşıyan barıştan sonra (ağustos 1866) Prag, modernleşmeğe, sanayileşmeğe ve XX. yy.da çek milliyetçiliğini yönetmeğe devam etti. Çekoslovakya’nın bağımsızlığı burada ilân edildi (28 ekim 1918) ve 14 kasım 1918′de Habsburg’ların tanınmadığını bildiren ve Tomaş Masaryk’i Çekoslovak cumhuriyetinin başkanı ilân eden devrimci millet meclisi burada toplandı. Birinci Dünya savaşından sonra kurulan Çekoslovakya’nın başkenti olan, fikir ve sanat merkezi haline gelen şehri, Hitler’in Çekoslovakya’yı parçalamasından sonra 14 mart 1939′da Wehrmacht işgal etti. İkinci Dünya savaşı sonunda Patton kumandasındaki A.B.D. birlikleri hükümetlerinin emri üzerine şehre 90 km uzakta olan Plzen bölgesinde durdular. Konyev kumandasında Dresden’den ve Malinovskiy kumandasında Viyana’dan gelen sovyet birlikleri 6 mayıs 1945′te Prag’da birleşti. (Bk. ALMANYA-RUSYA SAVAŞI.) 1948 Şubatında Prag’da yapılan hükümet darbesiyle idareyi bir komünist hükümet ele geçirdi. (L)PRAETORİUS (Johannes P.)
(cebir, trigonometri) ve astronomi (takvim, kuyrukluyıldızlar, T.Brahe tarafından Kassiopia v.b.de gözlenen bulutsu üstüne monografi) meseleleriyle ilgilidir. Praetorius cetveli adı verilen özel bir gonyometre icat etti. (M)