REPİNGTON (Charles A’Court)
Tarih 29 Haziran 2009
REPİNGTON (Charles A’Court), ingiliz subayı ve askerî yazarı (Londra 1858-Hove, Sussex 1925).
Afganistan ve Sudan’da hizmet gördükten sonra, 1902′de ordudan ayrıldı ve 1904′ten 1918′e kadar Times’ın sonra Morning Post’un askerî muhabirliğini yaptı. Birinci Dünya savaşı üstüne birçok eser yazdı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPİNGTON (Charles A’Court) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rendu – Osler hastalığı
Tarih 27 Haziran 2009
Rendu – Osler hastalığı, kan damarlarındaki bir anomaliye bağlı irsî hastalık; klinik olarak kanamalar (çoğunlukla burun kanamaları), anatomik olarak deri ve mukozalardaki kılcal damar ve damarcıkların genişlemesiyle (telanjiyektazi) belirir. (Hastalığın adı fransız hekimi Henri Rendu [1844-1902] ile ingiliz hekimi William Osler’den [1849-1919] gelir.) [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rendu – Osler hastalığı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENNİE (John)
Tarih 27 Haziran 2009
RENNİE (John), ingiliz mühendisi (Phantassie, East Lothian kontluğu 1761-Londra 1821).
Solway Firth ve East kontluklarında-ki bataklıkların suyunu giderip kuruttuktan sonra Waterloo, Southwark ve Londra köprülerini yaptı. Wick, Torquay, Grimsby, Holyhead, Howth, Kingston ve Hull doklarıyle Londra’da Thames üzerindeki Doğu Hindistan dokları da Rennie’nin eseridir. Portsmouth, Sheerness, Chatham rıhtımları ve dalgakıranının projesini hazırladığı Plymouth rıhtımlarının yapımında ingiltere hükümeti kendisine danıştı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENNİE (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENNELL (James)
Tarih 27 Haziran 2009
RENNELL (James), ingiliz coğrafyacısı (Chudleigh, Dcvonshire 1742-Londra 1830). Doğu Hint Adaları şirketinin birliklerinde istihkâm yüzbaşısı, sonra albay olarak hizmet etti.
Eserleri: Memoir of a Map of Hin-doostan (Hindistan Haritası Üstüne Bilgiler) [1782]; An investigation of the Currents of the Atlantic Ocean (Atlas Okyanusu Akıntıları üstüne Araştırmalar) [1832, atlasla birlikte]; Comparative Georgraphy of Wes-tern Asia (Batı Asya’nın Karşılaştırmalı Coğrafyası) [1831] v.b. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENNELL (James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REN nehri
Tarih 27 Haziran 2009
REN nehri, alm. Rhein, hollanda dilinde Rijn, Batı Avrupa’da nehir, Alpler’de doğar ve Kuzey Denizi’ne dökülür; 1 298 km.
• Coğrafya. Ren’in yatağı geç bir tarihte yerleşti: Pliyosen çağın sonunda havzasının Alpler’de bulunan kısmındaki sular hâlâ Sundgau aracılığıyle Saöne ovalarına akıyordu. Dördüncü zamanın başında bu sular Kuzey Denizi’ne yöneldi. Ren’in çok değişik bölgelerden geçmesi, rejimini ve nehirden yararlanma şekillerini etkiler. Ama çok eski çağlardan beri set çekilen ve düzeltilen çığırı, Avrupa’nın başlıca nehir yoludur. Konstanz gölüne kadar uzanan yukarı çığır’ı Alp semtlerinin örnek tipidir; ön Ren (Vorderrhein) ile Arka Ren’in (Hinterrhein) birleşmesiyle meydana gelir: suların yüksek dağlardan inmesi yağmur-kar tipinde bir beslenme sağlar; debinin en yüksek olduğu dönem yaz mevsimidir (hazirandaki debisi Konstanz gölüne girdiği yerde 524 m3/saniye, şubat ayında ise 71,2 m3/saniye).
Vadisi dördüncü zaman Ren buzulunda oyulmuş bir buzyalağıdır; dibi çakılla doludur ve eğimi diktir. Burası Graobonder boğazına giden, Ortaçağda çok kullanılan, bugün de özellikle turistlerin geçtiği büyük bir yoldur. Ayrıca önemi günden güne artan bir elektrik üretimi bölgesidir. Konstanz gölünden sonra Ren, jüra çağı kalkerleriyle oyulmuş oldukça dar bir vadiye girer (Schaffhousen’de Ren çağlayanı). Yağmur-kar tipindeki mahallî beslenmenin ilkbahara ve sonbahara doğru ikinci derecede maksimumlara yol açması ve Konstanz gölünün etkisi, yaz mevsimindeki kesin debiyi değiştirmemekle beraber debileri büyük ölçüde düzenler. Basel’in yakınlığı isviçre ve Almanya tarafından ortaklaşa işletilen bir hidroelektrik santralı kurulmasına yol açmıştır (Birsfalden, Rheinau, Reckingen) Burası isviçre elektro-kimyasının başlıca merkezlerinden biridir.
Ren ve büyük kolu Aare’yi bu kesimde sefere elverişli hale getirmek için bir proje hazırlanmıştır. Ren, Basel’de havzasının Alp kısmından (havzasının yüzölçümünün yüzde 22,5′i olmasına karşılık bu kısım suların yüzde 43′ünü [1 000 m3/saniyeden çok] sağlar) çıkarak hersinyen bölgeye girer ve Dördüncü zamanda Alp ırmak-buzul çakıllarıyle örttüğü Alsace ve Baden çöküntü hendeğini takip eder; Würmiyen çağından kalma tortullar verimsizdir ve tarım çok az gelişmiştir. Tabiî haliyle Ren. çökmekte olan bu bölgede eskiden birçok menderes çizerdi. XIX yy.ın ikinci yarısında Baden’li mühendis Tulla’nın planlarına göre sunî bir yatak açıldı (nehir bugün bentler arasına sıkışmıştır).
Sellerin yol açtığı zararların büyük kısmı önlendi; ama nehrin kısaltılması, aşındırıcı gücünü artırdığından, alüvyonların örttüğü kalker damarlarının açığa çıkmasına yol açtı (İstem); çalışmaların başka bir sonucu olarak yeraltı örtüsünün göçmesi, tarım için çok tehlikeli bir olaydır. Almanlar direkler dikerek nehri Mannheim’a kadar sefere elverişli hale getirdiler. 1918′den sonra Fransa, Ren üzerinde seferi önce Strasbourg’a, sonra da Aşağı İstein’ı kuşatan Kambs kanalının açılmasıyle Basel’e kadar ilerletti. Düzenlenmekte olan Büyük Alsace kanalı, Reims’e modern bir suyolu eklemekte ve büyük ölçüde elektrik sağlamaktadır.
Bu kesimde Ren’in rejimi özellikle güney almanya sularını getiren Neckar ve Main ile kavuştuğu yerlerin aşağısında önemli ölçüde değişir. Bu nehirlerin kesinlikle yağmur-kar tipinde olan rejimi. Ren’in kış minimumlarını azaltır. Mannheim’dan sonraki düzenleme, daha kolay olduğundan, XIX. yy. sonundan itibaren gerçekleştirilmiştir. Bingen’in ötesinde Ren, çöküntü hendeğinden çıkar ve «Kahramanlık gediği» yoluyle şistli Ren kütlesini aşmağa başlar: Dördüncü zamanda da devam eden yükselme hareketinden daha eski olan bu gedik, kenarları çok dik vadidir, özellikle Loch’taki kuvarsit damarları, seferi uzun süre engelledi ve ancak XIX. yy. sonunda yapılan çalışmalarla yarıldı. Alman romantik yazarlarını büyük ölçüde etkileyen bu güzel vâdi, bugün büyük bir turizm bölgesidir. Ren’in Koblenz’te aldığı kolu Moselle, Main ve Neckar gibi, nehrin rejiminin alp özelliğini hafifletir. Köln’de, şistli Ren kütlesinden çıktığı yerde, su kabarmaları daha yağındır. Kış mevsimindeki su azalmalarının yerini daha az ölçüde sonbahar azalmaları alır. Şartlar sefere son derece elverişlidir: debi, suların alçaklığı dönemde 1 120 m3/saniye, orta dönemde 1 750 M3/saniye, kabardığı dönemde 10 000 m3/saniye.
Irmak, Köln havzası çöküntü hendeğinde biçimsiz taraçaların ve linyitli üçüncü zaman topraklarının ortasında büyük menderesler çizer. Hollanda sınırının biraz aşağısında, delta başlar: nehrin çığırı kollara ayrılır; kolların çizdiği yollar bentler yapılmasından önce çok değişmiştir: ijsel, Kampen yakınında eski Zuiderzee’ye ulaşır; Eski Ren, Utrecht ve Leyde’den geçer, hattâ bir.kolu Amsterdam’a varır; başlıca kolu Waal, Mouse’a kavuşmadan Biesboch’ta bir delta meydana getirir; Lek Rotterdam’a yönelir. Bütün bu bölgede X. yy.da başlanan bent yapımı sayesinde, sulanabilen ovaların balçıkları üzerinde güzel polderler meydana getirilmiş ve nehir kollarının yatak değiştirmesi engellenerek tabiî şartlar tamamıyle değiştirilmişti. Köln’ün aşağısında havzanın yüzde 15′ini temsil eden bir kısım, Ren’e sularının ancak yüzde 8′ini sağlar, bu yüzden rejim hiç değişmez. Eğimin yumuşaklığı kabarmaları azaltarak rejimi düzenler.
• iktisadî rolü. Ren, Basel’den denize doğru giden ilgi çekici bir ulaşım yoludur ve Ortaçağdan beri kıyılarındaki şehirlerin zenginleşmesine yol açmıştır. Nehrin yakınlığı, üzüm yetiştirmeyi ve şehirlere gönderilen ekmeklik buğday tarımını geliştirerek köylerin iktisadî gelişmesini bile etkiledi. Nehrin iktisadî rolü, modern sanayinin gelişmesiyle daha da arttı. Ren üzerinde sefer kolaylığı Ruhr’un canlanmasında büyük rol oynadı ve bölgede kıyı şehirlerinin yararlandığı elverişli şartları sağladı. Ren aynı zamanda da Ruhr kömür ve çeliğinin Güney Almanya’ya ve İsviçre’ye doğru sevk edilmesine imkân verir ve kıyılarıyla kollarının kıyılarında yerleşen imalât sanayii merkezlerine ikmal yapar. Basel, nehir sayesinde, 5 milyon ton yük trafiğiyle İsviçre’nin başlıca pazarı haline gelmiştir. Strasbourg, 6 milyon tonla önemli bir limandır. Köln’ün aşağısında, Aşağı Ren 40 milyon ton trafikle dünyanın en işler nehirlerinden biridir. Ren üzerinde sefer, Versailles antlaşmasından beri milletlerarası bir rejime bağlıdır.
Başlıca önemli filolar, alman, hollanda, sonra da fransız, isviçre, ingiliz ve belçika filolarıdır. ikinci Dünya savaşı ertesinde yeniden düzenlenen Fransız parkı, tek bir konsorsiyumda toplandı. Nehrin düzenlenmesi, ren ticaret filosuna kendine has özellikler sağladı: 2 000 beygir kuvvetinde römorkörler ve yüklü ağırlığı 2 000 tonu geçen mavnalar suların kabarık olduğu zamanlarda Strasbourg’a kadar çıkabilir. Moselle’in kanallaştırılmasıyle, nehrin 1 000 tonluk mavnaların girmesine elverişli hale getirilmesi, bu sanayi bölgesinin denizden uzak olma sakıncasını azaltacaktır. 1966′da Emmerich’te alman-hollanda sınırında 88 Mt trafik kaydedilmiştir.
• Seyrüsefer talimatnamesi. Viyana kongresi (1815), Ren üzerinde güvenliği sağlamakla görevli bir Ren Seyrüseferi Merkez kurulu meydana getirdi (merkezi Mainz’teydi); açık denize kadar sefer serbestliğini Hollanda’nın kabul etmemesi üzerine, bu kurul işlemez hale geldi. 1831′de Mainz antlaşmasında ve 1868′de Mannheim antlaşmasında Hollanda’nın hak iddialarının tanınmamasına karşılık Ren kıyısındaki devletlere tanındı. Versailles antlaşmasıyle (1919), Ren ile kıyısı olmayan devletler de Merkez kuruluna alındı ve kurula Mannheim kurulunda değişiklik yapma hakkı tanındı. Almanya 14 kasımdan sonra Versailles antlaşmasının nehirle ilgili maddelerini tanımadığı için, Yeni Ren statüsü daha yaratılmadan işe yaramaz hale geldi (4 mayıs 1936). 1945′te Merkez kurulu, Köln’den Strasbourg’a taşındı; Almanya, kurula 1950′de girdi. Nehir üstündeki idare ve gümrük kontrolünü hafifletmek için çeşitli tedbirler alındı. 1951′de Almanlarla Hollandalılar arasındaki anlaşma Ren’in aşağı kolunda milletlerarası trafiği daha da kolaylaştırdı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REN nehri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ren muharebesi
Tarih 27 Haziran 2009
Ren muharebesi, İkinci Dünya savaşının son muharebesine verilen ad. Bu çarpışmada, müttefik birlikleri mart – nisan 1945′te Ren nehrini aşarak Almanya’nın içlerine girdiler.
Ren nehrinin sol kıyısına hâkim durumdaki (bk. SiEGFRİED hattı) müttefikler, 90 tümen
(61′ amerikan, 13′ü ingiliz, 5′i kanada, 10′u fransız, 1′i polonya tümeni) olan kuvvetleriyle, hiç ara vermeksizin, nehri geçme teşebbüslerine giriştiler. 23 Martta general Patton, Oppenheim’da nehri baskınla geçti ve hemen doğuya doğru i-lerleyerek Frankfurt ile Wiesbaden’i zaptetti
(29 mart). Bu iki köprübaşı tarafından desteklenen başkumandanlık, saldırısının ağırlık merkezini, alman ordusu tarafından henüz sağlam bir şekilde tutulmakta olan Aşağı Ren üstüne yöneltti.
Wesel’in doğusunda bir hava indirmesiyle desteklenen bu harekât, Montgomery’nin emri altında 21. Ordular grubu (I. Kanada, II. İngiliz, IX. Amerikan orduları) tarafından sevk ve idare edildi. Montgomery, 24 martta büyük bir başarı ile Duisburg yakınından saldırıya geçti ve kuzeyden Ruhr nehrini aştı (Münster’-in zaptı, 2 nisan). Ren nehrinin yukarı kısmını 26 martta Worms’ta general Patch, 31 martta da Karlsruhe’nin (4 nisanda Fransızlar tarafından ele geçirildi) batısında Philippsburg’da general de Lattre aştı; sonra da bu iki ordu Tuna’ya doğru yön değiştirdi.
Bu arada Hodges ile Patton da Mafburg’u geçiyor ve Kassel’e yaklaşıyorlardı. Eisenhower, düşmanı daha ilerilere kadar takip etmeden önce Ruhr’daki alman tümenlerini tasfiye etmek istedi; bu tümenler 2 nisanda Lippstadt’ta I. (Hodges) ve IX. (Simpson) Amerikan orduları tarafından çevrildi. 18 Nisanda sanayi bölgesindeki bütün mukavemet kırılmıştı. Almanya’nın içerilerine dalma görevi general Bradley’e verildi. IX., III. ve I. Amerikan ordularıyle Bradley, Le-ipzig istikametinde hemen saldırıya geçti. 4 Nisanda Kassel, 13 nisanda Jena zaptedildi; ayın 11′inde Simpson emrindeki kuvvetler Magdeburg yakınında Elbe nehrine ulaştı; 14 nisanda Patton’ın kıtaları Leipzig’i ele geçirdikten sonra, emir üzerine Muide hizasında durdu; 18 nisanda bu kuvvetler Prag’a 90 km mesafedeki Pîzen’e vardı, ama Sovyetlerle yapılan antlaşma sonunda geri çekildi. Sovyet birlikleri Patton kıtalarıyle 25 nisanda Elbe üzerinde Torgau’da birleşti.
Kuzeyde, Hollanda’daki alman kuvvetlerini (Blaskovitz) yok etmeyi Kanadalılara bırakan Montgomery, Bremer’i zaptetti ve 3 mayısta Wismar’da Sovyetlerle irtibat: kurdu. Hamburg 4 mayısta teslim oldu. Güneyde, alman mukavemeti daha kuvvetliydi. Bu direnmenin önce Pfarzheim-Würzburg hattı üzerinde Patch ve de Lattre kuvvetleri tarafından kırılması gerekiyordu. Patch 19 nisanda Nürnberg’e, 30 nisanda Münih’e girdi. Alman direnmesini Freudenstadt’ta bozan de Lattre, sol kanadını 22 nisanda düşen Stuttgart’a, sağ kanadını; da isviçre sınırına (Konstanz), Tuna’ya (Ulm, 24 nisan) ve Avusturya’ya (Vorarlberg) doğru saldırıya geçirdi. 4 Mayısta Brenner geçidini aşan Patch İtalya’daki müttefik kuvvetleriyle birleşti; general Leclerc de Berehtesgaden’i işgal etti. Aynı gün, Danimarka, Hollanda ve Westfalen’deki alman orduları Lüneburg sözleşmesiyle teslim oldu: bu durum, alman ordusunun 7 mayısta Reims’te ve 8 mayısta Berlin’de kayıtsız şartsız teslim olmasına yol açtı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren muharebesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENE I İyi
Tarih 27 Haziran 2009
RENE I İyi (Angers 1409 – Aixen-Provence 1480), Anjou dükü, Provence kontu (1434-1480), Bar’ın fiilî dükü (1430-1480), Lorraine dükü (1431-1453), Napoli’nin fiilî (1438-1442), Sicilya’nın resmî (1434-1480), Kudüs’ün itibarî kralı.
Sicilya kralı Luigi II ile Yolanda d’Aragon’un ikinci oğludur. 9 Yaşında öksüz kaldı. Lorraine dükü Charles II’nin kızı İsabelle ile evlendi (1420). Kardinal Louis de Bar ve Lor raine dükü tarafında büyütüldü, kardinalin (1430) ve dükün (1431) yerine tahta çıktı. Ama Lorraine’de tahta çıkışı erkek vâris Antoine de Vaudemont tarafından tanınmadı. Antoine, Bulgneville’de Rene’yi yendi (temmuz 1431). İyi Philippe’in esiri olan Rene, oğlu Jean ve Louis’nin rehine olarak gönderilmesi sayesinde, serbest bırakıldı (Louis on yedi yaşındayken öldü 1432).
İmparator Sigismund von Luxemburg, Ba-sel’de, Rene’nin Lorraine dükü unvanını tanıdı (1434), Bundan memnun kalmayan iyi Philippe, Rene’yi tekrar hapsetti (1435). Fidye karşılığında serbest bırakılan Rene (1437) Anjou ile Provence’ı ziyaret etti. Kardeşi Louis III’ün (öl. 1434) vârisi olarak Napoli’ye yerleşti (1438). Ama Alfonso de Aragon’un saldırısına uğradı; kendi başkentinde aylarca kuşatılmış olarak kaldı (1441), Napoli’yi düşmanına bıraktı, krallığından sadece unvanını muhafaza ederek Fransa’ya döndü. (1442).
Charles VII’nin dostu olan Rene, fransız-ingiliz ilişkilerinde etkili bir rol oynadı (Tours müzakereleri, kızı Marguerite’in İngiltere kralı Henry VI ile evlenmesi 1445); sonra, Fransa kralının yanında, kaybettiği eyaletlerin fethi harekâtına katıldı. İsabelle’in ölümünde Lorraine düklüğünü Giovanni de Calabria’ya devretti (1453) ve Bar düklüğünün yönetimini damadı
Ferry II de Lorraine-Vaudemont’a bıraktı (1456). ikinci evlenmesini Jeanne de Laval ile yaptı; siyaseti bırakarak kendini edebiyat ve sanat çalışmalarına verdi.
Didaktik veya ahlâkî nesir eserleri, mensur ve manzum romanlar ve şiirler yazdı. Bunlarda Ortaçağın aristokrat geleneği dile gelir. Kral Rene’nin sarayı sanatçı ve bilginlerle doluydu. 1471′de Provence’a yerleşti, bu kontluğun iktisadî gelişmesinden azamî fayda sağlamağa çalıştı. Louis XI, Bar ve Anjou düklüklerini zaptedince, Rene” I, ancak kendisine vâris olarak Lorraine dükü Rene II’yi değil de yeğeni charles du Maine’i seçerek buraları geri alabildi (1474). Talihsiz bir eylem adamı olan Rene d’Anjou babacan bir hükümdar («İyi Yürekli Kral Rene»), uyanık bir bilim ve sanat koruyucusu olarak ün kazandı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENE I İyi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Thomas MAYNE)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Thomas MAYNE), Yüzbaşı Mayne Reid diye tanınırdı, ingiliz romancısı (Bally-roney, Down 1818-Londra 1883).
Meksika’da, sonra A.B.D.’de Kızılderililerin bölgesinde avcılık yaptı. 1840′ta Texas seferine katıldı. 1843′ten 1846′ya kadar Philadelphia’da gazetecilik yaptı. 1845 Meksika savaşına gönüllü birliklerin kumandanı olarak katıldı. 1849′da ayaklanan Macarların yanında savaşmak için Avrupa’ya döndü. 1850′den sonra gençler için, Kızılderililerle ilgili serüven hikâyeleri yazdı:
The Rifles Rangers (Orman Bekçileri) [1850], The Scaîp Hun-ters (Kafatası Avcıları) [1851], The War Trail (Savaş izi) [1857], The White Chief (Beyaz Şef) [1859], The Headîess Horseman (Başsız Atlı) [1866], (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Thomas MAYNE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regeney
Tarih 26 Haziran 2009
Regeney, mimarîde bir üslûbu (1811-1830) belirtmek için kullanılan ingilizce kelime.
Bu üslûbun başlıca örnekleri, mimar John Nash’in eserleridir (Regent’s Park, Londra). Nash, bu eserlerinde en çok italyan kır evlerini örnek aldı ve yalancı mermer kullandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regeney hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Refah faciası
Tarih 26 Haziran 2009
Refah faciası, İkinci Dünya savaşı içinde İngiltere’ye sipariş edilmiş
4 denizaltıyı almağa giden Refah şilebinin Kıbrıs’ın 10 mil doğusunda torpillenerek batması olayına verilen ad (23 haziran 1941).
Şilebin batırılması sebebi ve kimlerin batırdığı kesinlikle bilinemedi. Türk hükümeti, savaştan önce, İngiltere hükümetine dört denizaltı sipariş etmiş, anlaşmaya göre, denizaltıların türk limanlarında ingilizler tarafından teslimi kararlaştırılmıştı. Son anda İngilizler, teslim işleminde güçlük çıkardılar. Recep Peker hükümeti, Danıştay’ın onayını beklemeden, denizaltıları teslim alıp getirme kararını aldı ve bu görev Refah şilebine verildi. Gidecek kafilenin kumandanlığına yarbay Zeki Esin, süvariliğine izzet Dalgakıran getirildi.
Subay ve öğrencilerden, seçkin bir görevliler kadrosu kuruldu. Bütün subay, er ve öğrencisiyle bu kadro 199 kişiydi. Gemide ayrıca, tankçı subayı olduğu bilinen bir ingiliz vardı. Refah, hareket ettiği gece (23 haziran) torpillendi. Gemideki 25′er kişilik iki filikadan biri parçalandı. Diğer filikaya 28 kişi binebildi. Bunlar 20 saat sonra Adana’nın ilçesi Karataş’a çıktılar.
Geminin ahşap parçalarına tutunup 72 saat ölümle pençeleşen kazazedeler telsizle kaza yerine gitme emri alan Doğan gemisi tarafından kurtarıldı. Bunlar dört kişiydi. Böylece 167 görevli boğulmuş oluyordu. Açılan tahkikatta, önce sekiz, sonra iki (kaptan ve süvari) kişi sorumlu bulundu. Bunlar ölenler arasındaydı. Kazazedelerin ailelerine kaza sebebi meçhul olarak bildirildi ve ölenlere şehit işlemi uygulanmadı. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Refah faciası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REEVES (John Sims)
Tarih 26 Haziran 2009
REEVES (John Sims), ingiliz tenoru (Woolwich, Kent 1818 – Worthing, Sussex 1900).
1832′de Kent’teki North Cray kilisesinde orgculuk yaptı, ilk olarak 1839′da Newcastle tiyatrosunda şarkı söyledi. 1842′de Londra’da şarkıcılık yaptı. Milano’daki La Scala tiyatrosunda, Donizetti’nin Lucia di Lammermoor operasında Egardo rolüyle opera sanatçısı olarak ilk defa sahneye çıktı.
1888′de Life and Recollectionsh (Hayat ve Hatıralar), 1889′da, hatıralarını fıkralar halinde anlattığı My Jubilee’yı (Jübilem) yayımladı. (M)
REEVİ sıf. Bk. RİEVİ.
REEVİYE sıf. Bk. RiEViYE.
REF i. (ar. reff). Esk. Raf. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REEVES (John Sims) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REED (sir Carol)
Tarih 26 Haziran 2009
REED (sir Carol), ingiliz sinema yönetmeni (Londra 1906).
Bir süre oyunculuk yaptı. 1936′da Midshipman Easy ile yönetmenliğe başladı. İkinci Dünya savaşından önce Bank Holiday (Bayram) [1938], Penny Paradise (Ucuz Cennet) [1938], Stars Look Down (Yıldızların Altında) [1939] gibi filimleriyle tanındı.
Daha sonra belgeciler okulunun etkisinde kaldı, 1945′ten sonra en iyi ingiliz yönetmenlerinden biri oldu. önemli filimleri; ölümden Kuvvetli (Odd Man Out) 11947], The True Glory (Gerçek Zafer) [1945], Üçüncü Adam Kim? (The Third Man) [1949], Güreşçinin Sevgilisi (A Kid For Two Farthings) [1956], Trapez (Trapeze) [1956], Anahtar (The Key) [1958], Havana’daki Ajan (Our Man in Hawana) [1959], The Running Man (1962), Agony and Ecstasy (1965). Oliver Twist (1968) ile Oşcar kazandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REED (sir Carol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDWOOD (sir Boverton)
Tarih 26 Haziran 2009
REDWOOD (sir Boverton), ingiliz kimyacısı (Londra 1845 – öl. 1919). University College school’da okudu.
Sir Vivian Majendie ile, Avrupa, Kanada ve A.B.D.’nin petrol sahalarında inceleme gezilerine kaldı. İçişleri bakanlığında, Hindistan dairesinde ve Sömürgeler dairesinde petrol danışmanlığına getirildi.
Eserleri: Canlor Lectures on Petroleum and Us Products
Petrol ve Petrol ürünleri üstüne Konferanslar) [1886]; The Transport of Petroleum in Bulk (Petrolün Gemilerle Taşınması) [1894]; A Treatise on Petroleum
Petrol Üstüne Bir Deneme) [2 cilt, 1896; 4. baskı, 4 cilt, 1922]. Ortaklaşa yazdığı eserler: The Detection and Estimation of inflammable Gases and Vapors in the Air
Havadaki Yanıcı Gazlarla Buharların Keşfi ve Kullanılışı) [1896]; Handbook on Petroleum (Petrol Üstüne Elkitabı) [1901]; Petroleum Technologist’s Handbook (Petrol Teknologlarının Elkitabı) [1915] v.b. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDWOOD (sir Boverton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Red-Poll
Tarih 26 Haziran 2009
Red-Poll («kırmızı baş» anlamında ing. k.), kırmızı tüylü, boynuzsuz ingiliz sığır ırkı; et ve süt verimi bakımından mükemmel bir ırktır. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Red-Poll hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDMAN (Henry)
Tarih 25 Haziran 2009
REDMAN (Henry), ingiliz mimarı (öl. 1528). Tudor üslûbu yapılarında bol miktarda tuğla kullandı.
1495-1497 Arasında Westminster manastırı, 1511′de Windsorda Saint – George kilisesi yapım işlerinde çalıştı. 1523′ten sonra Oxford’da Eton ve Christ Church kolejlerinin, Hampton Court ve Windsor şatolarının yapımında görev aldı. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDMAN (Henry) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDLİCH (Josef)
Tarih 25 Haziran 2009
REDLİCH (Josef), avusturyalı tarihçi, hukukçu ve siyaset adamı (Hodonin, Moravya 1869 – Viyana 1936).
Bilimsel çalışmalarına, ingiliz mahallî yönetimi ve ingiliz parlamentosundaki yargılama usulüyle ilgili eserler yazarak başladı: Englische Lokalverwaltung (İngiliz Mahallî Yönetimi) [1901], Recht und Technik des Eng-lischen Parlamentarismus (İngiliz Parlamentosunda Hukuk ve Teknik) [1905]. A-vusturya parlamentosuna seçildi (1907-1918) ve alman Liberal partisinin etkili bir üyesi oldu.
Son Lammasch kabinesinden maliye bakanlığı yaptı (ekim 1918), ilk Buresch kabinesinde de aynı göreve getirildi (1931). Savaştan sonra Das österreichische Staatsund Reichsproblem (Avusturya’da Devlet ve imparatorluk Meselesi) [2 cilt, 1920-1926] adlı önemli eserini yazdı. Redlich, 1926-1931 arasında Harvard üniversitesinde karşılaştırmalı hukuk dersleri verdi. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDLİCH (Josef) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDLİCH (Hans Ferdinand)
Tarih 25 Haziran 2009
REDLİCH (Hans Ferdinand), alman müzikologu (Viyana 1903). öğrenimini Münih ve Frankfurt üniversitelerinde yaptı.
1930′da ingiltere’ye göç etti ve ingiliz uyrukluğuna girdi. Monteverdi üstünde çalıştı ve bu besteciyle ilgili monografiler yayımladı, eserlerinin modern baskılarını yaptı. Ayrıca, Wagner, Mahler ve Bruckner üstüne incelemeleri vardır. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDLİCH (Hans Ferdinand) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDİNGOT
Tarih 25 Haziran 2009
REDİNGOT i. (ing. riding, at üstünde gitme ve coat, giyecek > ridingcoat’tan). Kruvaze, bele oturan, bol ve geniş etekli arkası yırtmaçlı uzun erkek ceketi: Maarif Müdürü, redingotunu ilikleyerek kapıdan fırladı (R.N. Güntekin).
— ANSiKL. Kıyf. Redingot, siyah veya gri şayaktan yapılır. Yaka, klasik biçimdedir. Göğüs iki düğmeyle iliklenir. Sağ ve sol tarafta, iki süs düğmesi vardır. Aynı kumaştan pantolonla giyilir. Yelek, beyaz veya devetüyü rengindedir. Frenk gömleğinin yaka ve göğsü kolalıdır. Plastron veya tek düğümlü kravat takılır. Kravata genellikle mücevherli bir kravat iğnesi iliştirilir.
— Tar. XVII. yy.ın sonuna doğru bazı ingiliz centilmenleri, ata binmek için, önden düğmeli, yakalı, arkasında ve yanlarında yırtmaçları olan bol bir palto giymeğe başladılar. Redingot adı verilen bu giyecek 1725′e doğru ingiltere’den kıta Avrupa’sına geçerek özellikle buzlu ve yağmurlu havalarda giyildi. Yine aynı devirde redingot subay kaputu olarak da kullanılmağa başlandı. Fransa’da Restorasyon devrinde krallık muhafızları da redingot giyerdi. Redingot, birçok değişiklik geçirdikten sonra, yeniden, kruvaze, uzun etekli ve yakalı bir sivil elbise oldu ve XX. yy.ın ilk otuz yılı içinde kullanıldı.
Türkiye’de Abdülhamid II devrinden (1876 -1909) sonra, istanbulin yerine giyilmeğe başlandı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında modaydı. Bir ara resmî tören elbisesi olarak kabul edildi. Kısa bir süre sonra bırakıldı. (LM)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDİNGOT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDHOUSE (sir James William)
Tarih 25 Haziran 2009
REDHOUSE (sir James William), ingiliz şarkiyatçısı (Londra 1811-ay.y. 1892). İstanbul’a gelerek desinatörlük yaptı (1826).
Türkçe öğrenerek Türkçe-lngilizce bir sözlük hazırlamağa başladı. Londra’ya döndü (1834). Türkçe – Fransızca – İngilizce sözlük haline getirdiği eserin, Bianchi’nin Türkçe-Fransızca sözlüğünün yayımlanması üzerine bastırmaktan vaz geçti. Sadaret tercümanı oldu; Hariciye nazırlığında tercümanlık yaptı (1840).
İngiliz sefarethanesiyle Osmanlı devleti arasında irtibat tercümanı olarak çalıştı (1848). Türkiye ile İran arasındaki barış antlaşmalarına katıldı (1847). 1853′te Londra’ya döndü. Osmanlıca Konuşma Dili Cep Kılavuzu (Vade Mecum of The Ottoman Colloquiae Language) [1855] adlı türkçe el kitabiyle tngilizce-Türkçe Sözlük (English-Turkish Dictionary) yayımladı (1861). 1878′de Osmanlıcaya geçmiş arapça ve farsça kelimeleri de kapsayan Kitab-ı Maani-i Leh-çeli-James Redhouse el-ingilizi (Turkish and English Lexicon Shewing the English Significations of the Turkish Terms) [1. kısım 1884; 2. kısım 1890] yazdı. 1840′ta Sultan Abdülmecid tarafından kendisine Ni-şan-ı iftihar verildi.
1847′de İran’ın Arslan ve güneş nişanını aldı. 1884′te Cambridge üniversitesinin fahrî edebiyat doktoru unvanını, 1888′de şövalye payesini aldı. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDHOUSE (sir James William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Red cap
Tarih 25 Haziran 2009
Red cap, ingiliz tavuk ırkı. (Küçücük narin başlı, kıpkırmızı kocaman ibiklidir; ibiğin üzerinde diken gibi ince, uzun ve sivri çıkıntılar bulunur.
İbiğinden dolayı [red cap: kırmızı şapka] bu adı alır.) [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Red cap hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Redan (BÜYÜK)
Tarih 25 Haziran 2009
Redan (BÜYÜK), 1855′te Malahov kurganının kuzeydoğusunu desteklemek için yapılmış tahkimli mevki.
18 Temmuz 1855′te ingilizlerin başarısız saldırıları sırasında ün kazandı. Bk. SİVASTOPOL kuşatması (1854-1855). [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Redan (BÜYÜK) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECORDE (Robert)
Tarih 25 Haziran 2009
RECORDE (Robert), ingiliz matematikçisi (Tenby 1510′a doğr. – Londra 1558). Oxford’da, daha sonra Londra’da profesörlük yaptı.
Başlıca eserleri: The Ground of Artes (Sanatların Temeli) [1540], Pathwaye to Knowledge (Bilime Giden Dar Yol) [1551], The Whetstone of Witte (Bilginin Bileytaşı) [1557].
Bir cebir kitabı olan bu sonuncu eserde, kök alma, oran dışı sayılarla hesap öğretilmekte,
+ ve — işaretleri kullanılmakta, ayrıca, basılı bir eserde ilk defa olarak, eşitliği göstermek için
= işaretinden yararlanılmaktadır. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECORDE (Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REAYA
Tarih 25 Haziran 2009
REAYA i. (ar. ra’yye’den re<âyâ, otlatılan hayvan sürüsü).
Esk. Bir hükümdarın yönetimi altında bulunan halk: Gadrede reayasına vali-i eyalet // Dünyada ve ukbada ne zillet, ne rezalet! (Ziya Paşa). Padişah Allah'ın vekili olarak bu toprakları reayasına kiracı gibi vermiştir (Kemal Tahir). // Osmanlı imparatorluğunda müslüman olmayan tebaa: Hıristiyanlar Osmanlı devrinde gerçi reaya muamelesi görmekten şikâyetçidirler (F.R. Atay). // Teşm. yol. Hıristiyan (Zt. BERAYA.) || Terfih-i reaya, tebaanın refahını sağlama.
— ANSİKL. Teşk. tar. Başlangıçta, Osmanlı devletinin yönetimi altında bulunan müslüman ve hıristiyan, bütün halk topluluklarına, yönetilen, hükümete bağlı olan topluluk anlamında reaya deniyordu. Sonraları halk, müslim ve gayrı müslim diye ayrılınca, gayri müslim adı altında toplanan bütün tebaaya reaya adı verildi, islâm dininin doğuşundan bir süre sonra, cizye denen özel bir vergi vermekle görevli olan ve islâm dininden başka bir dine bağlı bulunanlara ehli zimmet veya zimmi denmeğe başlandı.'
Gayri müslim olan bu topluluğun verdiği vergiye karşılık bütün haklarının, can, mal ve mesken güvenliğinin sağlanması devlete bırakılıyordu. Devlet ödedikleri vergiden dolayı, yönetimi altında bulunan bütün gayri müslimlerin hayatını korumakla görevliydi, islâm devletinin yönetimi altında bulunan gayri müslimlerle cizye karşılığı ilk anlaşmayı Hz. Muhammed yaptı. Bu anlaşma gereğince devlet, reayanın (gayri müslimlerin) bütün haklarını koruyacak; onların can, mal, ırz ve mesken güvenliğini sağlayacak; inançlarında, ibadetlerinde onları serbest bırakacak; buna karşılık onlar da devlete cizye vereceklerdi. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra, Dört Halife ve daha sonra Halid bin Velid devrinde, gayri müslimlerle (reaya) yeni anlaşmalar yapıldı.
Hz. Muhammed'in koyduğu anlaşma hükümleri yürürlükte kaldı ve duruma göre bunlara bazı yeni maddeler eklendi. Yeni alınan ülkelerdeki gayri müs-limlere ve onların rahiplerine iyi davranıldı; inançlarına, geleneklerine, ibadetlerine, sanat, ticaret yapmalarına engel olunmadı; yalnız, verecekleri cizyenin zamanı, miktarı belirtildi, bununla ilgili anlaşmalar yapıldı. Savaşla girilen bir gayri müslim ülkesindeki halk barış isterse onlarla anlaşma yapılır, alınacak vergi (cizye) bir hükme bağlandıktan sonra gayri müslimler devletin yönetimi altına girerdi.
Vergiler, reayanın sayısına ve malî durumuna göre düzenlenirdi. Vergiyle ilgili anlaşmalarda gayri müslimlerin devlet tarafından her türlü saldırı ve haksızlığa karşı korunma gerekçesi özel bir madde olarak yer alırdı. Cizyeyi vermeyen gayri müslimler, islâm devleti tarafından korunmaz, hayat ve malları güven altına alınmazdı. Hz. Muhammed'in kurduğu bir gelenek gereğince yeni ele geçirilen bir gayri müslim ülkesinde halka, önce anlaşma yapmak için üç şart gösterilirdi.
Bunlar: Müslümanlığı, savaşı veya cizyeyi kabul etmekti. Müslümanlığı kabul edenler cizye vermezlerdi. Savaşı kabul edenler savaş kurallarına göre işlem görürdü. Cizye denen özel vergi ödemeyi kabullenenler de devletin yönetimi altına girer, reaya sayılırdı. Cizye vermeyen gayri müslimlerin hayatları, mal ve mesken güvenliği devlet tarafından sağlanmazdı. Buna karşılık, müslümanlar yapılan anlaşmaların gereğini yerine getirmezlerse reaya da vergi vermezdi. Halife Ömer devrinde, reayadan alınan vergi belli bir düzene konuldu, bazı kurallara bağlandı.
Buna göre, zenginler her yıl 48, orta durumda olanlar 24, yoksullar ise 12 dirhem gümüş cizye vermekle yükümlüydü. Ancak, bu miktarlar da dondurulmadı; devrin şartlarına göre, karşılıklı anlaşmalarla değiştirildi. Halifelik Emevilere geçtikten sonra, devletle reaya arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü. Ancak, devlet giderlerinin çokluğu ileri sürülerek, bazen cizyenin artırıldığı, ağırlaştırıldığı oldu. Bunun üzerine, reaya ile devlet yöneticileri ve hâkim sınıflar arasında bazı geçimsizlikler ortaya çıktı. Reaya, emevî halifelerinin aşırı masraflarından, gereksiz giderlerinden yakınmağa, Hz» Muhammed ve Dört Halifenin yolundan gidilmediğini ileri sürmeğe başladı. Bütün bunlara karşılık, önemli ve devlet düzenini sarsıcı bir olay çıkarmadıkları sürece reayaya fazla baskı yapılmadı.
Emevîler, reayadan yalnız cizye almakla yetinmediler; onlara devlet işlerinde resmî görevler de verdiler. Hesap ve yazı işleri bilen gayri müslimler Divanda görev alırlardı. Bu durum, devletle reaya, özellikle müslümaniarla gayri müslimler arasında bir yakınlaşmanın, devlet düzeninde eşit işlem görmenin açık bir belirtisi sayılıyordu. Bu yüzden, devlet dairelerinde görev almak için, reaya çocukları arasında hesap, yazı ve tercüme işlerini görebilecek nitelikte bir eğitim ve öğretim düzeni uygulanıyordu. Bunun sonucu, Emevîler devrinde birçok gayri müslim yazar, bilgin, hekim yetişti. Abbasîler devrinde de reaya ve müslümanlar arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü, Hz. Muhammed ve Dört Halife devrinde kurulan geleneğe uyuldu, Cizye, onların düzenlediği şartlar altında toplandı.
Bazen, devletin giderlerindeki durum gereğince, cizyenin miktarında değişiklikler yapıldı. Abbasîler devrinde ve onlardan sonra gelişen müslüman fetihleri sonucu reayanın sayısı çoğaldı. Alınan uzak ülkelerde reaya ile, müslümanlar, özellikle devlet yöneticileri arasında yeni yeni cizye anlaşmaları yapıldı, iran, Mısır, Kuzey Afrika, ispanya gibi ülkelerde kurulan islâm devletleri bu vergi usulünü sürdürdü; reaya ve müslüman halk ilişkilerini devrin ihtiyaçlarına göre düzenledi.
Anadolu, Selçuklular tarafından alındıktan sonra islâm devletlerinde uygulanan vergi usulü aşağı yukarı olduğu gibi benimsendi. Reaya, vergisini ödediği sürece, bütün din ve dünya işlerinde bağımsız bırakıldı. Onların özel yaşayışlarına, öğretim ve eğitimlerine, ibadetlerine, gelenek ve göreneklerine dokunulmadı.
Osmanlı devletinde de, cizye usulü olduğu gibi bırakıldı. Yeni alman ülkelerde islâm dinini kabul etmeyenler vergiye bağlanarak yerlerinde bırakıldı. Bunların mal, can ve mesken dokunulmazlıkları, inanç ve ibadet bağımsızlıkları devlet tarafından güven altına alındı. Osmanlı devletinin tebaası durumunda olan reaya askere alınmıyordu. Reaya ile müslümanlar arasında, hukuk yönünden ayrılık yoktu. Bütün ayrılık, reayadan alınan cizye idi. Osmanlı devletinde, zaman zaman, reayadan avarız akçesi denen özel bir vergi daha alınırdı, öşür, değirmen vergisi, ağnam v.b. vergiler konusunda müslümanîarla reaya sınıfı eşit işlem görürdü. Reayadan alınan cizye, Halife Ömer devrinde olduğu gibi, edna (düşük), evsat (orta), ala (yüksek), diye üçe ayrılırdı.
Edna, yoksullardan, evsat, malî durumu orta derecede olanlardan, ala ise zenginlerden alınırdı. Osmanlı devletinde, bazı padişahlar, zaman zaman bazı yeni vergiler koydular. Savaş sırasında, savaş giderlerinin, ordu masraflarının çoğalması üzerine Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman avarız akçesi toplamayı belli bir kurala bağladılar, önceleri geçici nitelikte olan bu vergi sonraları emlâk vergilerine eklenerek sabit bir vergi durumuna getirildi. Reayadan, yapım işlerinde çalıştırmak yoluyle yararlanıldığı gibi, Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek amacıyle özel bir eğitim ve öğretimden geçirilmek üzere çocuklar da alınırdı. Ayrıca, bunlar arasından isteyerek sipahi olanlar, köprü yapımında çalıştırılanlar, ordunun ulaştırma işlerinde görev alanlar davardı.
Yeniçeri ocağına alman reaya çocukları islâm dini kurallarına göre eğitim ve Öğretim görür; içlerinden yetenekli olanlar devlet ve ordu görevlerinde en yüksek basamaklara kadar çıkarlardı. Ayrıca kürekçilik, yol onarımı gibi işlerde çalışanlar vergi ödemekten kurtulur, gündelik de alırlardı. Divanda saklanan reaya defterleri otuz yılda bir «tahrir» yapılarak tutulur, sonra hükümet merkezine gönderilirdi. Bir süre, Yavuz Sultan Selim, reayadan «peksimet bahası» olarak avarız akçesi topladı. Bunu toplarken de, vergi ö-demekle görevli kimselerin malî durumlarının göz önünde tutulmasını, ödeyemeyecekleri bir miktarın toplanması yoluna gidilmemesini buyurdu.
Osmanlı devletinde, reayadan hizmeti görülenlere tımar verilir, bu tımarı kazanmak isteyenler sipahi yazılır, böylece vergiden kurtulurlardı. Yalnız, reayadan olan herkes, istediği zaman sipahi olamaz, tımar alamazdı. Bu konuda uygulanan bazı kurallar vardı. Atadan, babadan devlete hizmeti geçmiş olanlar seçilirdi. Bu usul, vergi vermekten kurtulmak için, herkesin sipahi yazılması sonucu devlet hazinesinin gelir kaynaklarından yoksun kalmasını önlemek içindi. Kanunî Sultan Süleyman, özel bir kanunla reayadan alınması gereken vergileri sınıflandırdı. Sonra Ahmed I tarafından yeniden düzenlenen ve uygulanan Reaya kanunu uzun zaman yürürlükte kaldı.
Osmanlı devletinin iç kurumlarında, yönetim düzeninde görülen sarsıntılar sonucu, reaya ile olan ilişkilerde de bazı aksaklıklar ortaya çıktı. Reayadan vergi toplamakla görevli kimseler, bazen aşırı davranışlarda bulundular; reayadan fazla vergi alma yoluna giderek, devletle reaya arasındaki bağların gevşemesine, birtakım geçimsizliklerin doğmasına yol açtılar, özellikle Murad III devrinde içkilerden vergi alınma yoluna gidilince reaya, durumundan yakınmağa başladı. Çünkü Osmanlı devletinde, içkiyi yapan ve satanlar, daha çok reayadan olan gayri müslimlerdi.
Reaya, Murad III'ün içkiden ayrı bir vergi alınmamasını ve bunun cizyeye eklenmesini istedi. Bunun üzerine yeni bir kanunla reayaya uygulanan vergi, zenginden 45, orta durumda olanlardan 30, yoksullardan 15 akçe olarak düzenlendi. Bu yeni vergi, bölgelerin durumuna göre de değişiyordu. Reayadan alınan bu cizye, sonraları bedeli askerî adını aldı. Tanzimat döneminde de reaya, eski durumunu korudu. Müslümanlarla reaya arasındaki ayrılıklar devletin koyduğu bazı kanunlarla sürdürüldü. Ancak, İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra, reayadan da asker alınmağa başlandı.
Bunun sonucu olarak bedeli askerî adı verilen cizye de kaldırıldı. Reaya ile müslüman halk arasında ayrılık zaman zaman yumuşadı; bütün devlet dairelerinde, okullarda, askerlikte reayadan olanlarla müslümanlara eşit işlem yapılma gereği konuldu.
Fatih Sultan Mehmed tarafından, Osmanlı devleti sınırları içinde reayaya tanınan bütün haklar İkinci Meşrutiyete kadar sürdü. Bu uzun dönem içinde reaya, din, eğitim, öğretim, ibadet ve geleneklerinde serbest bırakıldı. Osmanlı bilim kurumlarının yanı sıra, reayanın da geliştirdiği özel öğretim ve eğitim kuruluşları vardı. Buralarda da deneysel bilimler alanında, özellikle tıp, kimya ve matematikten birçok bilgin araştırıcı yetişti.
Sanatlarda, özellikle mimarîde başarılı sanatçılar yetişti. Tanzimat'tan sonra açılan osmanlı öğretim kurumlarının çoğunda reaya çocukları, daha çok yabancı dil ve deneysel bilimlerle ilgili derslerde öğretmenlik görevlerine getirildi. Bunlara elçiliklerde, saraylarda tercümanlık, yabancı devletler nezdinde elçilik görevleri verildi. Askerlik alanında yapılan yeniliklerde reayadan yetişen uzmanlardan da faydalanıldı. Reaya, başlangıçtan beri kendisine tanınan haklara dayanarak, Osmanlı devleti sınırları içinde özel din okulları, öğretim kurumları, ibadethaneler açtı.
Tanzimat'tan sonra azınlıklar kendi dillerinde öğretim ve eğitim yapan, ilkokuldan liseye kadar, özel okullar açtılar. Bunlar arasında fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, rumca, ibranîce, ermenice öğretim yapan özel okullar vardır. Reaya, devletle olan ilişkilerinde, kamu düzeninde genel yasalara, din ve inançlarıyle ilgili konularda ise bağlı bulundukları din kurumlarının koyduğu özel kanunlara uymak zorundaydı. Tanzimat'tan sonra reayaya tanınan yeni haklar, İkinci Meşrutiyette genişletildi ve bu haklara yenileri eklendi. Bu yeni haklar, 1912'de reaya tarafından kötüye kullanıldı.
Osmanlı devletinin paylaşılmasını öngören bazı avrupa devletleri ve onların Türkiye'deki temsilcileri, reayanın haksızlıklara uğradığını, haklarının avrupa devletlerince korunması gereğini ileri sürdüler. Bu sebeple Osmanlı devletinin iç işlerine karışmağa başladılar. Birinci Dünya savaşında reaya, Osmanlı devleti içinde daha geniş ölçüde bölücü çalışmalara girişti; devletin genel düzenini sarsıcı, bölücü birtakım haklar istedi.
Savaş yılları süresince de Osmanlılar aleyhinde çalıştı. İzmir ve istanbul illerinde, Karadeniz kıyılarında devletin bütünlüğünü yıkıcı eylemlere girişti. Reaya arasında bağımsızlık isteyenler, Osmanlı devleti toprakları üstünde, özellikle Anadolu'da ayrı birer devlet kurmak için gizli gizli çalışanlar oldu. Birinci Dünya savaşından sonra Türkiye cumhuriyeti kurulunca (1923) Türkiye toprakları üzerinde bulunan bütün insanlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul edildi.
Osmanlı imparatorluğunun baştan beri, kendi toprakları üstünde ayrı bir topluluk olarak koruduğu reaya ile müslümanlar arasındaki ayrılık ortadan kaldırıldı. Türkiye cumhuriyeti uyrukluğunda olan bütün yurttaşlar kanun karşısında, vergi düzeninde, öğretim, eğitim ve din kurumlarında, askerlik alanında, adliye işlerinde eşitliğe kavuşturuldu; özel imtiyazlar ortadan kaldırıldı. (-> Bibliyo.) [M]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READİNG
Tarih 25 Haziran 2009
READİNG (Rufus İSAACS, birinci — markisi), ingiliz siyaset adamı
(Londra 1860 -ay.y. 1935). Hindistan genel valiliğinde bulundu (1921-1926).
Bu dönem, Ali kardeşlerin, özellikle de Gandi’nin canlandırdığı hint milliyetçiliğinin ortaya çıktığı karışık bir dönemdir. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READE (Charles)
Tarih 25 Haziran 2009
READE (Charles), ingiliz yazarı (İpsden, Oxfordshire 1814 – Londra 1884). Avukattı; Tom Taylor ile birlikte oyunlar yazdı, özellikle Masks and Faces (Maskeler ve Yüzler) [1852] ile ilgi çekti.
Bir süre Strand Theatre’ı yönetti, sonra edebiyata yöneldi, romanlar ve hikâyeler yayımladı: cezaların infaz usullerini tenkit eden İt’s Never Too Late to Mend (Zararın Neresinden Dönülse Kârdır) [1856], tarihî roman The Cloister and the Hearth (Manastır ve Yürek) [1861], Hard Cash (Peşin Para) [1863], Griffith Gaunt (1866), A Terrible Temptation (1871). Sistemli bir gerçekçiydi ve Zola gibi belge toplardı (Zola’nın L’Assommoir’ını 1879′da ingiliz sahnesine uyguladı). Bu çalışmaları için özellikle gazetelerden ve mahkeme kayıtlarından yararlandı. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READE (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYLEİGH
Tarih 24 Haziran 2009
RAYLEİGH (John William STRUTT, üçüncü —baronu), ingiliz fizikçisi (Langford Grove 1842-Witham, Essex 1919).
Cambridge üniversitesinde okudu. 1879′da, Maxwell’den sonra aynı üniversitenin fizik profesörü oldu ve 1887′ye kadar bu görevde kaldı. O tarihte, Tyndall’den boşalan Tabiat Felsefesi kürsüsünü yönetmek için Londra Krallık enstitüsüne çağrıldı. 1905′te Royal Society başkanlığına, 1908′de Cambridge üniversitesi şansölyeliğine, 1910′da da Paris Bilimler akademisi yabancı üyeliğine seçildi.
Lord Rayleigh, fiziğin bütün dallarında ilgi çekici eserler verdi. Tek moleküllü ince elektron tabakalarını inceleyerek, bazı moleküllerin boyutlarını belirledi ve Avogadro sayısının değerini hesapladı (1892). Sıvıların yüzeyindeki duraklı dalgaları, ince lamların titreşimini, kılcallık olayını ve yüzey gerilimlerini inceledi. Gazların yoğunluklarını kesinlikle belirledikten sonra, Ramsay ile birlikte argon’u keşfetti. Işığın dağılması ve gökyüzünün rengi üstüne yaptığı ünlü araştırmaları da anılmağa değer. Lord Rayleigh’ın kaleme aldığı monografiler, Cambridge üniversitesinin yayımladığı «Scientific Papers»ta çıktı (1904 Nobel Fizik ödülü). [L]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYLEİGH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAY veya WRAY
Tarih 24 Haziran 2009
RAY veya WRAY, lat. Raius, ingiliz tabiat bilgini (Black-Notley, Essex 1627-ay. y. 1705). Babası demirciydi.
Yirmi üç yaşında yunanca profesörü olan Ray, bir yandan da botanik öğrenimine devam etti. 1660′ta bir bitki katalogu yayımladı: Catalogus Plantarum circa Cantabrigiarn Nascentium. Anglikan papazı oldu. Sonra Willoughby ile birlikte Avrupa’da ve Akdeniz kıyılarında bilimsel inceleme gezilerine çıktı. Büyük eseri Methodus Plantarum Nova (1682) için malzeme topladı.
Bu eserinde bir çeneklilerle iki çeneklileri kesinlikle birbirinden ayırdı. Historia Platarum (Bitkilerin Tarihi) adlı eseri de (1686-1704) amîmağa değer. Ray, Willoughby’ın adiyle yayımlanan Synopsis Methodica Animalium Quadrupedum et Serpentini Generis (1693) ve Synopsis Methodica Avium et Piscium adlı iki eseriyle ingiliz zooloji biliminin kurucularından sayılır.
Coğrafya alanında, akarsuların toprağı aşındırmasını ve denizlerin karalara doğru yürümesini inceledikten sonra dünyanın eninde sonunda eriyeceği görüşünü savundu; bu bakımdan kötümser eğilimin öncülerindendir. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAY veya WRAY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWSTHORNE (Alan)
Tarih 24 Haziran 2009
RAWSTHORNE (Alan), ingiliz bestecisi (Haslindgen 1905).
Başlıca eserleri: iki piyano Konçerto’su (1939-1942), orkestra için Senfonik Etütler (1938), piyano için Bagatel’ler, yaylılar için bir Konçerto (1949), bir Senfoni (1950), bir viyolonsel konçertosu, yaylı çalgılar için bir Tema ve Çeşitlemeler, bir oda kantatı (1953), melodiler. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWSTHORNE (Alan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWLİNSON OF TRENT
Tarih 24 Haziran 2009
RAWLİNSON OF TRENT (Henry SEY-MOUR, — baronu), ingiliz generali (Knoyle 1864-Delhi 1925).
Birmanya (1886), Mısır (1898) ve Boer (1899) savaşlarına katıldı. 1910′dan 1914′e kadar Kurmay okulunu yönetti. 1916-1918 arasında IV. İngiliz ordusunun kumandanlığını yaptı. Bu arada Plumer’den sonra kısa bir süre (1917′de) II. Ordunun başına geçti. Müttefik Yüksek Harp konseyi ingiliz temsilciliğine getirildi.
Ağustos 1918′de Foch’un yaptığı karşı saldırılar sırasında önemli bir rol oynadı. Arhangelsk ve Murmansk’a görevle gittikten sonra, Hindistan ordusu başkumandanlığına getirildi (1920-1925). [L]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWLİNSON OF TRENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWDON-HASTiNGS (Francis)
Tarih 24 Haziran 2009
RAWDON-HASTiNGS (Francis), birinci Hastings markisi ve ikinci Moira kontu, ingiliz generali ve sömürge yöneticisi (County Down, İrlanda 1754-Napoli 1826).
Amerikan bağımsızlık savaşma katıldıktan sonra yurda döndü ve Galler prensinin güvenilir adamı oldu, sonra, Hindistan’a genel vali tayin edildi (1813-1823). Orada Gurkha’lara (1814-1816) ve Mahrat’lara karşı (1817-1818) başarı ile savaştı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWDON-HASTiNGS (Francis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATTİGAN (Terence Mervyn)
Tarih 24 Haziran 2009
RATTİGAN (Terence Mervyn), ingiliz oyun yazarı (Londra 1911). Oxford’da okudu, sonra Londra’ya gitti, French Without Tears (Gözleri Yaşsız Fransızlar) [1936] adlı farsıyle büyük başarı kazandı.
İkinci Dünya savaşında yazdığı romantik savaş dramı Flare Path (Işıklı Yol) [1942] ve While the Sun Shines (Güneş Işıldarken) [1943] adlı komedisi Londra’da büyük ilgi gördü, öbür eserleri: Love in tdleness (Aylaklıkta Aşk) [1944], Sonuna Kadar (The Winslow Boy) [1946], The Browning Version (Browning Tercümesi) [1948], Derin Mavi Deniz (The Deep Blue Sea) [1952], Ayrı Masalar (Se-parate Tables) [1954], Uyuyan Prens (The Sleeping Prince) [1954]. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATTİGAN (Terence Mervyn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READ (sir Herbert Edward)
Tarih 24 Haziran 2009
READ (sir Herbert Edward), ingiliz tenkitçisi ve şairi (Muscoates Grange, Kirbymooreside, Yorkshire 1893-Molton yakınları, Yorkshire 1968).
Leeds üniversitesinde okudu ama Birinci Dünya savaşı çıkınca öğrenimi yanda kaldı. Yorkshire alayında yüzbaşı rütbesiyle hizmet gördü. Read, Naked Warriors (Silâhsız Savaşçılar) [1919] adlı şiirlerinde modern savaşın korkunç yanla-nnı gözler önüne serer. 1933-1939 Arasında Burlington Magazine’i yayımladı. Çağdaş şiir anlatımının tek samimî ve elverişli biçimi saydığı serbest vezinden yanaydı. Kendi tenkitçi görüşünü klasisizmle romantizmin hümanizmde uzlaşması şeklinde tanımladı.
Son eserlerinden bazıları: The Philosophy of Modern Art (Modern Sanat Felsefesi) [1952]; Tenth Muse (Onuncu Musa) [1959]; Third Realm of Education (E-ğitimin Üçüncü ülkesi) [1900] ve A Letter To A Young Artist (Genç Bir Sanatçıya Mektup) [1962]. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (sir Herbert Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAŞİT PAŞA İştraker
Tarih 23 Haziran 2009
RAŞİT PAŞA İştraker, türk kumandanı (Prusya 1831 – İstanbul 1889).
Prusya asıllıdır. Kırım savaşları sırasında ingiliz ordusuyla birlikte Türkiye’ye geldi. Kırım savaşı bitince ülkesine dönmedi; binbaşı rütbesiyle topçu muallimi olarak Türkiye’de kaldı. Ferik rütbesine kadar yükseldi. (M)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAŞİT PAŞA İştraker hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASPE (Rudolf Erich)
Tarih 23 Haziran 2009
RASPE (Rudolf Erich), alman yazarı (Hannover 1737-Muckross, İrlanda 1794).
Arkeolog ve gazeteciydi. Zimmetine para geçirmekle suçlanınca İngiltere’ye sığınmak zorunda kaldı, özellikle, Münchhausen baronu için ingilizce yazdığı küçük fıkralarla tanındı (1785). Almancaya da çevrilen bu küçük kitap, Münchhausen baronu efsanesini halka tanıtmakla büyük rol oynadı. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASPE (Rudolf Erich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rapallo konferansı
Tarih 23 Haziran 2009
Rapallo konferansı, Caporetto bozgunundan sonra fransız, ingiliz ve italyan generalleri ve bakanları arasında 6 ve 7 kasım 1917′de Rapello’da toplanan konferans. Temsilciler tek sorumlu olarak kalan başkumandanların tasarılarını bağdaştırmak için Versailles’da toplanacak bir yüksek savaş konseyi kurdular. Her ülkeden iki üyenin katıldığı bu konseye bir kurmay heyeti yardımcı oluyordu. Konferansı ayın 8′inde yapılan Peschiera konferansı izledi. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rapallo konferansı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR)
Tarih 22 Haziran 2009
Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR), ingiliz sinema sanayiinin yandan çoğunu ve hemen bütün donatımını kontrol eden derneklerin tümü. öğretici filimlerden sonra (Manorfield investments Ltd.), J. Artlıur Rank (doğ. 1888), 1935′te büyük prodüksiyonlar yapmağa başladı ve General Film Distributors Ltd.’i (G.F.D.), daha sonra General Cinema Finance corporation’u kurdu.
Ayrıca Amerikan Üniversal şirketinin yüzde otuzunu satın alarak, bu şirketin filimlerini İngiltere’de dağıttı. 1937′de Gaumont British Pictures corporation’un dağıtımını ele geçirdi. 1940′ta 700 sinema salonuna sahipti; teknik yönden bağımsız, fakat malî yönden bağımlı filim yapımcılarını toplayarak İndependent Producers Ltd.’i kurdu. 1945′ten beri ingiliz filimciliğinin yatırımları, Production Facilities Films Ltd. sayesinde yüzde yüz Rank topluluğu tarafından yapılır. Rank, bu yatırımlar dışında, filim yapımı için gerekli araçların yüzde doksanını ve ingiltere’deki sinema salonlarının donatımını sağlamaktadır. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rank (GROUPE JOSEPH ARTHUR) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANGOON
Tarih 22 Haziran 2009
RANGOON, Birmanya’nın başkenti ve Pegu idare bölümünün merkezi, Rangoon ırmağı kıyısında, Martaban körfezine 34 km uzaklıkta; 737 000 nüf. Ülkenin en büyük şehri ve başlıca limanı olan Rangoon, Birmanya demiryolu ağının merkezidir. Tersaneler; bıçkıhaneler; çeltik fabrikaları.
• Tarih. Modern şehrin gerisinde pirinç tarlaları ve mangrov bataklıklarıyle örtülü geniş deltanın tek tepesi yükselir. Daha Tarih öncesinde yerleşilen şehirde M.S. ilk yüzyıllarda önemli bir buddha tapınağı (bugün Şve Dagon pagodası) kuruldu, O tarihte çok küçük olan şehrin adı Asitnagora Paukkaravati idi; Ortaçağda, Aşağı Birmanya’ya hâkim oîan Mon kralları zamanında Okkala adını aldı. Şehrin geçmişiyle ilgili ük tarihî kayıt 1372′de Hanthavaddi kralı Binya U’nun ziyaretini anlatır.
Yavaş yavaş güneye doğru inen birmanyalı fatih Alompra (Alaungpaya) Mon hanedanınım yendi ve 1755′te ele geçirdiği Okkala’ya (Dagon) «savaşın sonu» anlamına gelen «Yangon» adını verdi. Eski pagoda’nın yanında gelişen şehir, kral Bagyidav zamanında (1819-1837) kıyıya doğru kaydı, çevresi tahkim edildi. 1824′te İngilizler tarafından işgal edilen şehir iki yıl sonra Birmanyalılara geçti. Fakat İngilizler 1852′de burayı yeniden ele geçirdiler ve 90 yıl süreyle hâkimiyetleri altında tuttular.
Rangoon’daki bütün eski evler bambudandı; İngilizler Asya’da hiç rastlanmayan, düzgün planlı, sokakları birbirini dik açılarla kesen modern bir şehir kurdular; büyük blok apartmanlar inşa ettiler; anacaddeleri Şule Pagoda’sına bağladılar. Ticarî bir antrepo ve ingiliz idaresinin merkezi haline gelen yeni şehir hızla gelişti: 1871′de Birmanya kralı Mandalay’dan Şve Dgon Pagoda’sına altın bir hti (şemsiye-taç) yolladı. 1882′den sonra Belediye meclisinin üçte ikisi seçimle işbaşına gelmeğe başladı. 1922′de çıkan Belediye kanunu ile Ragoon muhtar bir şehir haline geldi.
XIX. yy.in sonuna doğru Rangoon’un etnik yapısında büyük bir değişiklik oldu.
Hint sermayelerinin ve işçilerinin şehre akın etmesiyle yerli halk ancak varoşlarda tutunabildi. Zenginlik ve bereket yılları olan 1920′lerde hintli akını en yüksek noktasına ulaştı. 1931 Sayımına göre 400 415 kişi olan toplam nüfusun (şehir sınırları içinde) 212 929′u hintliydi. Bu arada şehirde çeşitli kurumlar gelişti. 1920′de kurulan Rangoon üniversitesine inya yakınındaki kırlık bölgede 1 600 km2′lik bir alan eklendi, önce üniversite koleji ile Judson koleji sonra mühendislik, tıp ve öğretmen okulları inşa edildi.
Gelişme dönemini bir durgunluk ve sanayide huzursuzluk dönemi izledi. 1931′de hint aleyhtarı birçok kanlı ayaklanma patlak verdi. 1942 Martında Rangoon Japonların eline geçince hintlilerin çoğu kaçtı ve geri dönmedi, ikinci Dünya savaşında müttefikler tarafından bombalanan şehrin deniz cephesinde büyük yıkıntılar oldu. 3 Mayıs 1945′te geri dönen ingiliz-hint birlikleri harap bir şehirle karşılaştılar: yıkılan dokları eski haline getirmek için büyük çaba sarfedildi. 1947′de savaş öncesinde yüklenen mal oranının ancak yüzde 40′ına ulaşılabildi.
• Bağımsızlık sonrası. 1948′de Birmanya’nın bağımsızlığa kavuşmasından sonra ülkede birçok ayaklanma oldu; hattâ Rangoon bir süre için hükümet denetimindeki tek şehirdi. 1950′ye kadar gerilemeğe devam eden ticaret o tarihten sonra kalkındıysa da şehir eski ticarî önemini kazanamadı. Bunun sebeplerinden biri kıyı sularının taraklanmaması ve ırmakların bakımsızlığıdır. Nitekim büyük gemiler Rangoon ırmağına giremez.
Hükümet sosyalist ilkelere uygun millî bir kalkınma siyaseti uygulamaktadır; bu kalkınma programı başkent çevresinde yoğunlaşmıştır. Devlet yatırımıyle kurulan iki dokuma, bir çelik, bir de ecza fabrikası henüz masrafını çıkarmamıştır. Bu arada yakılıp yıkılan bölgeden göçenler, şehir nüfusunu büyük ölçüde artırdı. 1958 Eylül-ekiminde yapılan hükümet darbesiyle Birmanya’da ordu yönetime elkoydu. Avnı yılın aralığında şehir muhtariyetine son verildi ve albay Tun Şeyn şehir yöneticiliğine tayin edildi. Tun Şeyn’in başkanlığında şehri temizlemek ve göçmenleri şehir sınırları dışındaki yeni yerleşme bölgelerine aktarmak için büyük çabalar harcandı. 1962′de ordu yeniden yönetime elkoyunca, tek protesto üniversite öğrencilerinden geldi, öğrenci gösterileri, aynı yılın temmuz ayında 17 öğrencinin vurulması ve öğrenciler Birliği binasının yıkılmasıyle bastırıldı. Şehirde 1967 haziranında çin aleyhtarı kanlı gösteriler yapıldı; birçok çinli öldürüldü. Çin elçiliğine ve çinlilere ait evler ve dükkânlara saldırılar oldu. (M)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANGOON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANAVALONA I
Tarih 22 Haziran 2009
RANAVALONA I (1790′a doğr. – Tananarive 1861), Madagaskar kraliçesi (1828-1861). Radama I’in karısıydı; ondan sonra tahta çıktı, başbakan Rainiharo ile evlendi.
Yabancı nüfuzuna karşı savaş açtı, misyonerlere baskı yaptı; bu yüzden Fransa Tintingue’i işgal etti (1829) ve İngiltere ile Fransa Tamatave’ı bombaladı (1845). Ranavalona, Merina’ların adayı işgal etmesini ve etkin bir yönetimi kurmasını sağlamağa çalıştı. Rainiharo’nun ölümünden (1852) sonra oğlu Raharo misyonerlerin geri gelmesine izin verdi. Bunlar arasında bulunan ingiliz Ellis, kraliçeyi kışkırtarak fransız tacirlerinden Laborde ve Lastelle’e zorluk çıkarttı. Veliaht Rakoto (sonradan Radama II. adını aldı) ile Fransızların bir komplo hazırladıklarını Ellis’ten öğrenen Ranavalona I bütün Avrupalıları sınır dışı ederek (1857) bircok hıristiyanı öldürdü.(L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANAVALONA I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSEY (William of)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSEY (William of), ingiliz mimarı (öl. 1349). Londra’daki Saint Paul katedralinin büyük salonunu ve manastırını yaptı, Lichfield katedralinin koro yerini (1337) yaptı. Windsor’da Dizbağı tarikatı şapelinin ilk planı da muhtemelen onun eseridir. Düşey üslûbu ilk uygulayanlardandır. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSEY (William of) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSDEN (Jesse)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSDEN (Jesse), ingiliz mekanikçisi (Salterhebble, Yorkshire 1735-Brighton 1800). önce gravür üstünde çalıştı, daha sonra fizik ve optik âletlerin yapımıyle ilgilendi. 1768′de, cam tablalı bir elektrostatik makine tasarısı hazırladı; dürbünler, mikrometreler, dereceli daireler yaptı. Teodoliti ve dürbünlerin büyütme gücünü ölçmek için dinametreyi icat etti. Geodezi cetvellerini hazırlamak amacıyle madenlerin genleşmesi üstünde incelemeler yaptı. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSDEN (Jesse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSAY (sir William)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSAY (sir William), ingiliz kimyacısı (Glasgow 1852-Hingh Wyycombe, Bucks 1916).
Bristol (1880), daha sonra Londra üniversitesinde (1887) profesör oldu ve 1879′da Borwn hareketini moleküller arasındaki çarpışmalarla açıkladı. 1894′te lord Raleigh ile birlikte, havada argon ve 1895′te Cleve ile işbirliği yaparak kleveit’te helyum bulunduğunu keşfetti.
1898′de de Travers ile birlikte havadaki öbür nadir gazları buldu.
1904′te, Soddy ile beraber çalışarak, radyum’un parçalanma ürünleri olarak radon ve helyum’u elde etti. Aynı yıl Nobel Kimya ödülünü kazandı. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSAY (sir William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSAY (sir Bertram Home)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSAY (sir Bertram Home), ingiliz amirali (Middlesex, Hampton Court 1833 -Fransa 1945). Parlak bir meslek hayatından sonra 1938′de Anavatan donanması kurmay başkanıyken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
1939′da, savaşın başlamasından kısa bir süre önce yeniden hizmete çağırıldı; Dover boğazının savunmasıyle görevlendirildi ve Dunkerque’in tahliyesini yönetti. Müttefiklerin 1942 Kuzey Afrika çıkarması sırasında, akdeniz ingiliz donanması kumandanı amiral Cunningham’ın yardımcısıydı. Ertesi yıl Normandiya çıkarmasmı yapacak deniz kuvvetlerinin kumandanlığına tayin edildiyse de çok geçmeden bir uçak kazasında öldü. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSAY (sir Bertram Home) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSAY (Allan)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSAY (Allan), ingiliz ressamı (Edinburgh 1713-Dever 1784). George III’ün sarayında ressamdı; başarılı portreler yaptı: Jean-Jacques Rousseau (Edinburgh Millî galerisi), George III (Londra, National Portrait gallery), Kraliçe Charlotte (Louvre). [L]
RAMSAY (James), birinci Dalhousie markisi. Bk. DALHOUSİE.
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSAY (Allan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMPUR
Tarih 22 Haziran 2009
RAMPUR, Hindistan’da (Uttar Pradeş) şehir, Delhi’nin doğusunda; 135 600 nüf. Pamuk, kimyasal madde ve elektrik malzemesi fabrikaları.
• Tarih. Hindistan’da müslüman hâkimiyetinin kurulmasından sonra Rohilkhand’a göç eden Afganlılar ile Patanlar, burada zamanla kuvvetlendiler. Kuzey Hindistan’da XV. yy.ın ikinci yarısında Lûdilerin Şir Şahlar devrinde de Surların yönetiminde hâkimiyet kurdular. Evrengzib’in ölümünden sonra dağılan Hint – Türk imparatorluğunun yerine birçok afgan idarî bölgesi kuruldu.
Bu sırada ünlü kumandanları Davud Han idi. Onun evlâtlığı Ali Muhammed Han, ücretli askerleriyle kuvvetini artırdı. Bir süre sonra da bağlı bulunduğu iran hükümdarı Nadir Şaha vergi ödememeğe başladı. Ali Muhammed’in kuvvetlenmesini kendisi için tehlikeli gören üz hâkimi Safder Ceng’in de kışkırttığı Nadir Şah, Rohilkhand üstüne yürüdü; Ali Muhammed esir alındı.
Bir süre sonra affedilerek ülkesine döndü (1748). ölümünden sonra oğulları küçük oldukları için devletin yönetimi, Hafız Rahmet Han ile Dundi Han adlı iki kumandanın eline geçti. Onların zamanında çıkan karışıklıklar devletin durumunu sarstı. Rohilkhand’a saldıran (1771) Maratalara karşılık Üz nevvabı (vezir) Şücaüddevle’den yardım isteyen Hafız Rahmet Han, bu yardıma karşılık ona 40 lak (4 milyon) rupi vermeyi kabul etti; fakat parayı ödemedi. Şücaüd-devle, Hindistan valisi ingiliz Warren Hastings’ten yardım alarak Rohillalar üstüne yürüdü ve onları yenerek, Rampur’u ele geçirdi. Bu savaşta Hafız Rahmet Han öldü. Rohillaların başına geçen Ali Muhammed Hanın oğlu Feyzullah Han, Şücaüd-devle ile yaptığı anlaşmaya göre Rampur ve öteki bölgeleri içine alan bir dirlik elde etti. Şücaüddevle’nin ölümünden (1775) sonra yerine oğlu Asavüddevle geldi. Rohilkhand 1801′de ingilizlerin eline geçti. (M)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPUR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMBERT
Tarih 22 Haziran 2009
RAMBERT (Myriam RAMBERG, Marie — denir), polonya asıllı ingiliz kadın dansçı ve bale yöneticisi (Varşova 1888). Jaques-Dalcroze ile çalıştı. Helİerau’daki (Dresden yakını) enstitüsünde ders verdi. Paris’te Enrico Cecchetti ile klasik baleye çalıştı ve Bahar Âyini koreografisine emeği geçti. 1920′de Londra’da bir okul açtı; L. Massine, F. Ashton gibi sanatçılar bu okulda yetiştiler. 1930′da Ballet Club’ı, 1935′te Ramberf balesini kurdu. Sanat faaliyetinin merkezi Ninette De Valois’nın hazırladığı ilk balelerin oynatıldığı Londra’daki Mercury Theatre’dır. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMBERT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ramayana
Tarih 20 Haziran 2009
Ramayana, çeşitli devirlerde değişik dillerde yazılmış kutsal hint destanlarının genel adı.
Ortak konu, kardeşleri Lakşmana, Bharata ve Satrughna ile birlikte tanrı Vişnu’nun yedinci tenleşmesini temsil eden Ayudhya kralı Rama’nın hayatıdır. Belli başlı diğer kişiler, Toprak tanrıçanın kızı ve Rama’nın karısı Sita. maymun tanrı Hanumant, Lanka kralı ve Rama’nın düşmanı Ravana’dır. Rama, bir saray entrikası sonunda, babası Dasaratha tarafından sürgün edilmiştir. Sita ise Ravana tarafından baştan çıkarılır. Korkunç bir savaştan sonra, maymunlarla ayıların yardım ettiği Rama, Ravana’yı öldürür, Sita’yı geri alır ve Bharata’nın kendisine saygı ve sevgi ile muhafaza ettiği tahta yeniden çıkar. Bütün bu şiirlerin, tarihî, efsanevî, ahlâkî, dinî, kozmogonik, felsefî, metafizik ve yogilikle ilintili ve birbirine paralel birçok anlamı vardır.
Bunların çok azı batı dillerine çevrilmiştir: H. Fauche (1854-1858) ve A. Roussel, Valmiki’nin sanskritçesini (M.ö. V. yy.) fransızcaya çevirdiler (1903-1909). Tulsidas’-ın hinducası Kalyana Kalpataru’da (1949-1951) ingilizceye; yazan bilinmeyen sans-kritçe Adhyatma (XIV. yy.) L. B. Nath tarafından yine aynı dile çevrildi (1913). Çevrilmemiş olan diğerleri arasında Kamban’ın tamul dilindeki (XI. yy.), Kritti-baş’ın bengal dündeki (XIV. yy.), Elut-taçehan’ın malayalam dilindeki, Ekanath’ın marathi dilindeki (XV. yy.) ve Pampa’nın kanara dilindeki şiirleri sayılabilir. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ramayana hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RALEİGH (sir Walter)
Tarih 20 Haziran 2009
RALEİGH (sir Walter), ingiliz saray adamı, denizcisi ve yazarı (Hayes, Devon 1552′ye doğr. – Londra 1618).
Fransız carvin’cileriyle birlikte savaştı (1569), sonra üvey kardeşi Gilbert ile deniz serüvenlerine atıldı. 1580′de Leicester’in hizmetine girdi ve İrlanda’da çarpıştı. Sarayda, sevimliliği ve çekiciliğiyle kraliçenin gözüne girdi. Kraliçe, Raleigh’in büyük bir siyasî etki kazanmasına fırsat vermedi, ama ona birçok armağan bağışladı (kârlı ticaret tekelleri, İngiltere ve İrlanda’da geniş topraklar). Raleigh usta bir yönetici olduğunu ortaya koydu. 1584′te kuzey Amerika kıyılarını keşfetmek amacını güden bir deniz seferini malî bakımdan destekledi; 1585′te bir başka seferi yönetti ve Roanoke adasında bir ticaret kolonisi kurarak buraya «Virginia» adını verdi.
Koloni kurma denemesi başarıya ulaşmadı ama İngiltere’nin Kuzey Amerika’daki hâkimiyetinin başlangıcı oldu. Ayrıca Raleigh, bu adalardan yeni bitkiler (patates, tütün) getirdi.
1587′den itibaren rakibi Essex. yüzünden etkisini kaybeder gibi oldu ve saraydaki durumu sarsıldı. 1595′te denizcilik faaliyetlerine yeniden girişti; Guyano bölgesini inceledi (buranın Eldorado olduğunu sanıyordu) ve 1596′da Cadiz seferine katıldı. 1603′te İngiltere tahtına
James I’in çıkması, Raleigh’in gözden düşmesine yol açtı. Haksız yere krala karşı entrikalara girişmekle suçlandı; ölüm cezasına çarptırıldı, cezası müebbed hapse çevrildi ve 1616′ya kadar Londra kulesinde tutuklu kaldı. Bu tarihte, İspanya ile hiç bir çatışmaya yol açmamak şartıyle, Orinoco’ya yapılacak bir seferi yönetmesi için serbest bırakıldı. Ama sefer başarısızlıkla sonuçlandı; Raleigh elde edileceği umulan altını bulamadı ve ispanyol kolonlarıyle çatıştı. Bu yüzden İngiltere’ye dönünce tutuklandı, ispanyol elçisi Gondomar’ın ısrarı üzerine ve 1603 kararnamesi gereğince boynu vuruldu.
Kral ile İspanyolların bu düşmanlığı, o güne kadar küstahlığı ve zalimliği yüzünden sevilmeyen Raleigh’in halk tarafından tutulmasına yol açtı. Serüven düşkünü bir soylu, büyük bir senyör, değerli ve zeki bir yazar (seyahat notları History of the World [Dünya Tarihi], şiirler) olan bu garip, coşkun ve şüpheci şahsiyet, Elizabeth devri Rönesan-sının kusursuz bir örneğidir. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALEİGH (sir Walter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAKAPOŞİ
Tarih 20 Haziran 2009
RAKAPOŞİ, Karakurum’da doruk, îndus’un kıvrımının yanmasında; 7 790 m. Doruğa birçok denemeden sonra ilk olarak ancak 25 haziran 1958′de ingiliz-pakistan silâhlı kuvvetlerinden bir heyetin üyesi olan M.E.B. Banks ve T. Patey tırmandılar. (L)
RAKÇİN i. Bk. ARAKÇIN.
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKAPOŞİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rains Came (THE)
Tarih 20 Haziran 2009
Rains Came (THE) [Yağmurlar Gelince], Louis Bromfield’in romanı (1937). Yazar, bu eseri Hindistan’a yaptığı bir yolculuk sırasında tasarladı. Gerçekçilikle egzotizmi ustaca birleştirdiği bu romanda Rançipur şehrinin insanlarını ve özellikle de hint halkına karışmadan yaşayan ilgi çekici bir ingiliz topluluğunu anlatır. Bir barajın yıkılması ve bu arada çıkan bir salgın, şehri felâkete sürükler. Bütün bu olaylar basit görünüşlü insanların ne kadar büyük fedakârlıklara katlanabileceğim ortaya çıkarır. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rains Came (THE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİNİLAİARİVONY
Tarih 20 Haziran 2009
RAİNİLAİARİVONY, madagaskarlı siyaset adamı (1828 – Cezayir 1896), 1865′te kardeşi Raharo’nun yerine geçti ve birbiri ardı sıra evlendiği Rasoherina, Ranavalona II ve Ranavalona III adlarındaki kraliçelerin devirlerinde, Madagaskar devletini yönetti, önemli reformlar yaptı (1868 ve 1881 kanunları); Fransa ile ingiltere’yi birbirine düşürerek ülkesinin bağımsızlığını sağlamağa çalıştı, ingiliz misyonerlerine yaklaştı, Protestanlığı devletin resmî dini olarak kabul etti. Fransa’nın 1883-1885 seferi sonunda kabul ettirdiği himaye rejimine karşı koymağa çalıştı, fakat 1894-1895 seferinde Madagaskar fransız birliklerinin istilâsına uğrayınca Cezayir’e sürüldü. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNİLAİARİVONY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAHİP FREW
Tarih 19 Haziran 2009
RAHİP FREW, mütareke sırasında propaganda yapmak amacıyle istanbul’da bulunan ingiliz ajanı. istanbul’da kurulan İngiliz Muhipleri cemiyetinin işlerine ve faaliyetlerine katıldı; özellikle cemiyetin üyesi olan Said Molla, Kiraz Hamdi gibi kimselere para ve yardım sağlayarak ingiliz himayesi taraftarlığının yayılmasını sağladı.. Atatürk’ün Nutuk’unda belirttiği gibi cemiyetin reisiydi. (M)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHİP FREW hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAHARO
Tarih 19 Haziran 2009
RAHARO (öl. 1870′ten sonra), madagaskarlı bakan (1852-1865 arasında). Hovas eşrafının temsilcisiydi; ingiliz misyonerlerin ülkeye sızmasına göz yumdu; Radama II’nin öldürülmesine önayak olanlardandır. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHARO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGLAN
Tarih 19 Haziran 2009
RAGLAN (lord Fitzroy James Henry SOMERSET, — baronu), ingiliz feldmareşali (Badminton 1788-Sivastopol önünde 1855).
1804′te orduya girdi, 1804-1811 arasında Portekiz’de Wellesley’in yaverliğini yaptı. 1814′e kadar ispanya’da Wellington’ın yanında, 1815′te Waterloo’da savaştı, burada bir kolunu kaybetti.
Daha sonra Paris’te (1815-1818), Verona’da (1822), İspanya’da (1823) ve Petersburg’da (1826) çeşitli diplomatik görevlerde bulundu. Wellington’ın yerine geçti (1852), Kırım seferinde ingiliz kuvvetlerine kumanda etti (1854), koleradan öldü. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGLAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFLES (sir Thomas Stamford)
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFLES (sir Thomas Stamford), ingiliz yöneticisi (Port Morant açıkları, Jamaika, 1781-Londra yakınları 1826). Doğu Hindistan kumpanyasının sekreteriydi, Malakka sömürgesinin elde tutulması, 1811′de Cava’-nın ve 1819′da Singapur’un fethedilmesi onun etkisiyle olmuştur. Mükemmel bir yönetici olan Raffles aynı zamanda bir dilbilimciydi. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFLES (sir Thomas Stamford) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAEBURN (sir Henry)
Tarih 18 Haziran 2009
RAEBURN (sir Henry), ingiliz ressamı (Stockbridge, Edinburgh yakınları 1756-Edinburgh 1823). önce minyatür yapmayı ve kuyumculuğu öğrendi.
1778′de Londra’ya gitti ve J. Reynolds’m öğütlerine uyarak İtalya’ya geçti. Edinburgh’a dönünce (1787) kralın Iskoçya ressamı unvanını aldı. Birçok portre yaptı (Walter Scott, Henry Mackenzie, Dugald Stewart, müdür Robertson, Newton, Alexander Adam, Robert Hay of Spot), üslûbunun özellikleri, gölge-ışık karşıtlıkları, parlak kırmızı ve siyah tonlar ve vücutların genişliğidir; bu özellikleri daha çok sayısı pek fazla olan erkek figürlerinde göze çarpar. Eserlerinin tional Portrait gallery’dedir. Greenwich’te Sakat Bir Denizci ile Arına More adlı tabloları Louvre müzesindedir. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAEBURN (sir Henry) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald)
Tarih 17 Haziran 2009
RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald), ingiliz etnologu (Birmingham 1881-Londra 1955). önce Andaman adalarına (1906), sonra Batı Avustralya’ya (1910) bir inceleme gezisi yaptı.
1916′da Tonga’da eğitim işleriyle görevlendirildi. 1921′de Kap üniversitesinde bir sosyal antropoloji kürsüsünü, 1925′te de Sidney üniversitesinde bir etnoloji kürsüsüsünü yönetti. 1931-1937 Arasında Chicago üniversitesinde etnoloji kürsüsünde, 1937-1946 arasında ise Oxford’ta sosyal antropoloji kürsüsünde çalıştı. Arkaik toplumlardaki akrabalık incelemelerine yaptığı çok önemli katkı, akrabalık ilişkilerinin sistematik özelliğini gün ışığına çıkarmada yardımcı oldu. Bu ilişkileri tanımlamakla yetinmedi, aynı zamanda bunları tasnif ve tahlil etti; ayrıca bunların toplum düzeniyle sıkı bağıntısını da belirtti ve böylelikle o zamana kadar hüküm süren totemizm görüşü de alt üst oldu.
Başlıca eserleri: The Andaman islanders (Andaman Adasında Yaşayanlar) [1922]; Social Organisation of Australian Tribes (Avustralya Kabilelerinde Toplum Düzeni) [1931]; Structure and Function in Primitive Society (İlkel Toplumların Yapısı ve İşleyişi) [1957]; Method in Social Anthropology (Sosyal Antropolojide Metot) [1958]; son iki eser yazarın ölümünden sonra yayımlandı. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADCLİFFE
Tarih 17 Haziran 2009
RADCLİFFE (Ann WARD, Mrs. —), ingiliz kadın romancı (Londra 1764-ay.y. 1823). 1787′den William Radcliffe adlı bir gazeteciyle evlendi.
The Romance of the Forest (Ormanın Romanı) [1791] adlı kitabiyle usta bir yazar olarak tanındı. Bu eserinde korkunç ve şaşırtıcı bir olayı anlatır. Daha sonra büyük başarı kazanan cinayet romanları yazdı: The Mysteries of Udolpho (Udolpho’nun Esrarı) [1794]; The Îtalian (İtalyan) [1797]. Mrs. Radcliffe bu kitaplardan sonra roman yazmaktan vaz geçti, geri kalan ömrünü kendi köşesinde yaşayarak ve yolculuklara çıkarak geçirdi, ölümünden sonra Gaston de Blondeville (1826) adlı bir romanı ile Poems’i (Şiirler) [1834] yayımlandı. (L)
RADCLİFFE (James). Bk. DER WENTWATER.
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADCLİFFE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADAR
Tarih 17 Haziran 2009
RADAR i. (ing. RAdİO Detection And Ranging’in kısaltması). Elektron. Radyoelektrik dalgalarının bir engel üzerine çarpıp geri dönmesiyle o engelin konumunu ve uzaklığını belirleyen cihaz.
(Bk. ANSiKL.) || Gözetleme radarı, hava savunması için karaya yerleştirilmiş radar.
(Bk. ANSiKL.) || Topçu veya atış radarı, elektronik bir hesaplayıcı ile birleşmiş olan ve topçu atışlarını düzenlemeğe yarayan radar. Bk. ANSiKL,
— ANSiKL. • Tarihçe. Radar’ın ilkesini daha 1911′de amerikalı Hugo Gernsback Ralph 124 C 41 + adlı romanında anlatmıştı. 1928′de Pierre David, uçakların yerini bulmak için bir elektromagnetik sistem, projesi hazırladı ve bunu 1934′te Bourget’de başarıyle uyguladı. Bu âletler, 5 000 m yükseltiye kadar geçen bütün uçakları haber veriyordu. Başka bir fransız araştırmacısı, Maurice Ponte, 1930′da çok yüksek frekansta kuvvetli elektrik titreşimleri yayınlayan ve çok kısa dalga üreten, radarın ana parçası magnetron’u buldu.
Henri Gutton ile işbirliği yaparak, elektromagnetik deteksiyon cihazlarını geliştirdi; bu âletlerden biri, 1935′te, bir engelin yaklaştığını bildirerek çarpışmayı önlemek için Normandie gemisine yerleştirildi, İkinci Dünya savaşı başında Watson – Watt yönetiminde ingiliz teknisyenleri, radar tekniğini daha geliştirerek düşman uçaklarını tespit etme amacı güden birçok istasyon kurdular. Bu merkezler, İngiltere muharebesinde kesin bir rol oynadı. Savaştan sonra radar, denizcilik ve havacılık alanlarında yaygınlaştı.
• Tasvir. Radar, çok dar ve çok kısa süreli bir demet halinde yayınlanan radyoelektrik dalgaların engele çarptıktan sonra yansıyarak vericiye dönmesi ilkesine dayanır. Dalgaların gidiş geliş süresinin (ışık hızıyle) bilinmesi, engelin uzaklığını hesaplamak imkânı verir. Engelin yönü, dalgaların yayınlanmasına ve alınmasına yarayan antenin o andaki konumuyle anlaşılır. Bu cihaz, yön verilebilen ortak antenli bir alıcı ile bir verici ve genellikle katodik bir osiloskoptan meydana gelen ve sonuçları veren bir göstergeden başka bir şey değildir. İlk radarlar metre cinsinden dalgalar üstünden çalışırdı; sonra desimetre cinsinden dalgalara geçildi, şimdi ise çoğu zaman santimetre cinsinden dalgalar kullanılır. Dalgalar ne kadar kısa olursa dar bir demet haline getirilmesi o derece kolaylaşır ve dar bir yansıtma yüzü olan küçük engellerin bulunmasına daha elverişli olur. Dalgalar, çok kısa zamanlı (mikrosaniye-nin kesri) ve yüksek güçlü (birçok megawat) empülsiyonlar halinde yayınlanır. Yön verici bir anten (parabcloyit reflektör) dalgaları engele doğru gönderir. Aynı zamanda empülsiyon osiloskopun zaman ayarını, yani katot ışınının çıkışını sağlar, özel bir düzenek kısa’süreli yayın sırasında alıcının duyarlığını minimuma indirir; bunun amacı, aşırı bir enerji yüklenmesinden âleti korumaktır.
Engelden yansıyan dalgalar antene geldiği zaman alıcı, bu dalgaları maksimum duyarlıkla alır ve osiloskop ekranı üzerinde spotun sapması veya parlaklığın artışı şeklinde görülür. Ekranda taramayı başlatan yayın anı ile yankının alınma anı arasında spotun katettiği yol, engelin uzaklığını gösterir. Yansıyan dalgayı alan antenin yönü engelin doğrultusunu verir. Gözetleme radarlarında, ufkun bütün azimutlarını tarayan dönel antenler veya büyük açılı antenler kullanılır.
Eğer katodik tüpün taraması kutupsal koordinatlara göre oluyorsa, spotun art arda çizdiği yarıçaplar antenle aynı açı altında yöneldiğinden, ekran üzerinde, merkezde bulunan bir gözlemcinin görebileceği bütün engeller ortaya çıkar. Ekran merkezine göre uzaklıklar, engelin radara olan gerçek uzaklığına tekabül eder. Bu tür cihazlar havaalanlarında kullanılır.
• Bellibaşlı kullanımları: Radarlar en kesif siste bile gemilerin çarpışmalarını önler, doğrudan doğruya görüş olmadan, liman ve dar kanalların girişlerinde manevra yapma imkânı verir.
Radarlar aynı zamanda hava trafiğinin kontrol ve düzenlenmesinde kullanılan başlıca araçtır. Havaalanına yerleştirilen radarlar uçakları belli bir arazide yüzlerce kilometre uzaklıklara kadar (bölgesel kontrol) inişe geçerken veya kalkerken (yaklaşma kontrolü) kontrol eder. Radarların düz hat olarak ulaşabileceği yayın alanı çok büyüktür. Ay’ın ve sonra da Mars gezegeninin incelenmesinde başarıyle kullanıldı. Ancak bunun için, yayımda çok yüksek bir güç, zayıf yankıları alışta da büyük bir duyarlık gerekmiştir.
• Askerî uygulamalar. Radarın hava savunmasında kullanılması ikinci Dünya savaşında başladı. Bombardıman uçaklarının gittikçe artan hızı karşısında, alarm vermede geç kalmıyor ve hava savunması etkisini kaybediyordu; düşman uçakları sesle veya gözle keşfedildiği zaman genellikle iş işten geçmiş oluyor ve avcı uçakları ancak bombardıman bittikten sonra müdahale edebiliyordu. Havada düşman uçaklarını zamanında avlayabilmek için daha kesin ve uzaktayken keşfetmek gerekti. İngiltere’de radar adını alan elektromagnetik deteksiyonun, 1939-1940 arasında alarm süresini kısaltmada büyük yardımı oldu. Radarın, hava şartları ne olursa olsun daha iyi ve daha uzağı görebilmesi yüzünden eski hava gözetleme sistemleri çok değişti. Radarın gelişmesinde, askerî uygulamaların büyük payı olmuştur. Radara büyük bir hassasiyet sağlayan santimetre cinsinden dalgaların 1942′de bulunması, 1943′te Almanların Atlantik’teki denizaltı hücumunu Sonuçsuz bıraktı; çünkü periskop ve snorkeller artık görülebiliyordu.
Aynı dalga demetinin yankısındaki frekans farkının (Doppler-Fizeau etkisi) ölçülmesi sonucunda hareket eden bir cismin hızını tespit etme imkânı bulundu ve 1944′te V1′lere karşı başarılı bir savunma yapılabildi. Daha sonraları da, radar füzeleri hazırlanabildi ve radar dalgalarını bozan parazit yayınlarını önleme imkânı bulundu. Radarın gelişmesi o kadar geniş imkânlar sağladı ki, her belirli iş için ayrı bir radar tipi yapmak gerekti. Havacılıkta ana radar uzayın bir bölgesinin gerçek ve tam görüntüsünü verir, buna karşılık sekonder radar, ekranı üzerinde, İFF kumandalı (ingiliz İ.F.F. sistemi: İdentification Friend or Foe) uçakları gösterir ve böylece dost uçaklar izlenip ayırt edilebilir. Ayrıca askerî havacılık da, kendi ihtiyaçları için çeşitli tipte radarlar kullanır; yaklaştırıcı radarlar, inişi kolaylaştırmak için kullanılır; uçuş, bombardıman ve atış radarları, ister yerde, ister uçaklarda olsun mürettebata görmeden ve büyük bir kesinlikle görevlerini yerine getirme imkânı sağlar. Güdümlü mermi alanındaki bütün buluşlar bu yeni tekniğin gelişmesine dayanır. Kara ordusuna radar, yer gözetleme ve topçu radarlarının yapımıyle girmiştir; 1962′de yer gözetleme radarları, 30 ile 40 km arasında, hareketli engelleri (taşıt, insan topluluğu) tespit etme imkânı vermiştir.
Topçu radarları (tip AN/MPQ 10 veya Cotal) düşman topçusunun yerini tespit eder ve kendi topçusunun mermi yörüngelerini izleyerek atışları düzenler. Bununla birlikte, radarlar ancak 20°’lik bir atış açısından sonra etkili olabildiği için, daha çok merminin yükseliş yörüngesini tespit ederek havan toplarının mevzilerini bulmada kullanılır. Uçaksavar topçu radarları, hedefi, sürekli olarak nişangâhta tutup izler ve topçuya yalnız mermi sürüp ateşleme görevi kalır.
Radarın başarısı sürekli çalışmasına (her mevsimde gece ve gündüz) ve teorik. olarak etkili olduğu alanın sonsuzluğuna dayanır. Bununla birlikte bugüne kadar radarın engelleri aşmasına, yani dolaysız görüşten kurtulmasına imkân bulunamadığı için, radarın burada kullanım alanı çok dardır ve alçaktan uçan uçaklara karşı etkisi yoktur. Meselâ 1961′de bir amerikan F 104 avcı uçağı radarlar tarafından görülmeden Amerika’yı boydan boya geçebilmiştir. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACPUTLAR
Tarih 17 Haziran 2009
RACPUTLAR, Hindistan’da eski Kşatriya’lar soyundan geldiği ileri sürülen bir topluluk. Brahman dinine bağlı, soylu ve savaşçı bir sınıf meydana getiren Racputlar, yabancı (Çauhan, Çalukya, Gurcara v.d.) ve yerli (Raştrakuta, Racputana v.d.) gruplara ayrılır.
Destanlara göre Racputlar üç bölümden meydana gelir: Suracbansi (Güneş ırkı), Çandrabansi (Ay ırkı), Agni Kula (Ateş grubu). Agni Kula Racputlarının Güney Racputana’da, Ebu dağı çevresinde Ateş çukuru adı verilen bölgede meydana geldikleri kabul edilir. Yabancı Racputların Gurcara Pratihara yönetiminde Kanavc’ı ele geçirerek 800 yıllarında Kuzey Hindistan’a hâkim oldukları ileri sürülmektedir. Eski Hindistan’da Kşatriyaların ortadan kalkmasından sonra Orta Asya’dan gelen akınlar sonunda Yüehçi, Huna gibi yabancı topluluklar hindulaşarak Racput unvanıyle Kşatriyaların yerini aldı. Sonradan yerli kabilelerin başkanlarına da bu ad verildi.
Gurcara Pratiharaların Hindistan’da en büyük kuvveti meydana getirdiği dönem, Racput devletlerinin kendi aralarındaki şiddetli mücadelelerle geçti. Bu karışıklık müslümanların Hindistan’ı ele geçirmesini kolaylaştırdı. Muhammed Guri zamanında Racput sülâleleri etkisiz duruma getirildi. Delhi ve Kanavc’dan sürülen Racputlar, Racputana’da bir kuvvet meydana getirerek islâm akınlarına karşı mücadele ettiler. Fakat Delhi sultanlarıyle birlikte Gucerat ve Malva gibi bağımsız islâm devletlerinin baskısıyle karşılaştılar. Babur’un istilâsından (1527) önce Kuzey Hindistan’da bir Racput devleti kurulmuştu. Evrengzib zamanında hâkimiyetlerine tamamen son verilen Racputlar XIX. yy. başında ingiliz himayesine girdi. 1931′de sayıları
10 milyon kadardı. Bugün Hindistan’ın bazı kesimlerinde Müslümanlığı kabul etmişlerdir. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACPUTLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACPUTANA
Tarih 17 Haziran 2009
RACPUTANA, Hindistan’da Racputların oturduğu bölge. Bölgeye M.S. VII. yy.da yerleşen Racputları XI. -XVI. yy. arası müslümanlar ülkenin yüksek kısımlarına püskürttüler. XVIII. yy.da Mahratların istilâ ettiği Racputana, 1817′de bir ingiliz himayesi haline geldi.
Birçok devlete bölünen bölge, 1949′da bütünüyle Racastan’a katıldı. Racputana’nın uzun sanat geçmişi Paleolitik çağda başlar; bölge sanatı özellikle moğol üslûbunun, minyatür okullarının
(XVI. -XX. yy), özellikle de Racasthan (merkezi Caypur) ve «Dağlar» veya pahari üslûbunun (Kangra, Tehri-Garhval v.b.) etkisi altında kaldı. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACPUTANA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABAUD (Henri)
Tarih 17 Haziran 2009
RABAUD (Henri), fransız bestecisi (Paris 1873-ay.y. 1949). 1894′te Roma büyük ödülünü kazandı.
Roma’da bestelediği üç esere (ikinci mi minör senfoni; Lenau’nun Faustundan aldığı La Procession Nocturne [Gece Alayı], 1899; Eyyub oratoryosu), iki Rus Şarkısı Üstüne Divertimento’yu, Eyyub’un İkinci Kitabı Üstüne Şiir’i (1905) eklemek gerekir. Münih ve Bayreuth’e gitti, Wagner’den etkilenerek tiyatro için eserler yazmağa yöneldi: La Fille de Rolland (Rolland’ın kızı) [1904], Marouf, Savetier du Caire (Kahireli Kunduracı Maruf) [1914], L’Appel de la M er (Denizin Çağırışı) [1924], Rolande et le Mauvais Garçon (Rolande ve Bıçkın) [1949]. Ayrıca oda müziği, melodiler, bir XVI. yy. ingiliz Süiti, piyano ve orkestra için Prelüd ve Toccata v.b. besteledi. 1908-1918 Arasında Paris operasının orkestrasını yönetti. 1920-1941 Arasında da Paris konservatuvarında G. Faure’den boşalan müdürlük görevini üstüne aldı. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABAUD (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEBEC
Tarih 16 Haziran 2009
QUEBEC,fr. Kanada’da şehir,Quebec eyaletinin merkezi,Saint-Charles ile Saint-Laurent’ın kavşağında; 171 000 nüf.(banliyölerile birlikte 310 000 nüf,).
Laval üniversitesi Şehir, bu kesimde Diamant burnu ile (100 m yüksl.) Levis tepeleri arasında akan Saint-Laurent halicinin ağzında kuruldu. Hisarı ırmağa hâkimdir; kuzeyde Saint -Charles ırmağının kıvrımlar çizerek aktığı geniş bir çöküntü uzanır. Askerî ve idarî bir şehir olan Quebec, XVIII. yy. sonunda, limanı sayesinde bir ticaret merkezi haline geldi; ama XIX. yy.ın ikinci yarısında Montreal’in rekabetinden oldukça zarar gördü. Sanayi de aynı dönemde gelişti (dericilik, ayakkabı yapımı, konfeksiyon, kürk, makine yapımı, kâğıt fabrikaları). Limanı hâlâ canlı ve buğday trafiği önemlidir. Ama Quebec her şeyden önce bir idare, din ve fikir merkezidir. Her yıl birçok turist çeken şehir, Fransızlardan kalma anılarla doludur.
— Tar. Champlain’in, yerli köyü Stadacona’nın yerinde kurduğu yerleşme merkezi bugünkü Quebec’in çekirdeğidir. Kirke kumandasındaki İngilizlerin eline geçen Quebec (1629), 1632 antlaşmasıyle, Fransa’ya geri verildi. Bir cizvit okulu (1635) ve büyük bir papaz okulu inşa edildi (1663). 1674′te bir piskoposluk kurularak başına piskopos Laval getirildi. Quebec garnizonu’na hücum eden ingilizler (Phipps) püskürtüldüler (1690). 1759 Eylül’ünde Abraham ovalarında Montcalm’ın ölümünden sonra, garnizondaki 600 kişi (Ramezay’ın emrinde) teslim oldu.
Paris antlaşmasıyle (1763) İngiltere’ye bırakılan şehri, James Murray (1763-1766) ve Guy Carleton gibi valiler sertliğe kaçmadan yöneterek Londra’yı ingiliz hukukunu zorla uygulamak isteğinden vaz geçirdiler. 1791′de çıkarılan bir kanunla Aşağı Kanada, Yukarı Kanada’dan ayrıldı; Quebec, Yukarı Kanada’nın merkezi olarak kaldı. Papineau’nun ayaklanmasından sonra (1837) iki eyalet Birlik kanunuyle (temmuz 1840) yeniden birleştirildi ve Kingston merkez oldu. 1864′te Quebec’te Londra konferansının kararlarını hazırlayan (aralık 1866) bir konferans toplandı; Londra konferansında şartları tespit edilen Kanada federasyonu, 1867 Kuzey Amerika anlaşmasıyle kuruldu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quarterly Review (the)
Tarih 16 Haziran 2009
Quarterly Review (the), ingiliz siyaset ve edebiyat dergisi. 1809′da yayımcı Murray ve Walter Scott tarafından Edinburgh Review’e (whig) karşı tory görüşünü savunmak için kuruldu, üstün yetenekli bir kalem tartışmacısı olan William Gifford, dergiyi 1824′e kadar yönetti. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quarterly Review (the) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUANT (Mary)
Tarih 16 Haziran 2009
QUANT (Mary), ingiliz kadın terzi (Londra 1934). 1960 Yıllarının ingiliz modasını değiştirdi ve Courreges’den ilham alarak, mini eteği yarattı. Stili ingiliz gençlerinin gözünde hürlüğün sembolü oldu. Modellerini geniş ölçüde yaymayı başardı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUANT (Mary) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUAKER
Tarih 16 Haziran 2009
QUAKER (titreyen anlamında ing. k.). «Dostlar derneği» denen protestan mezhebi üyesi.
— ANSiKL. George Fox’un hâkim Bennet’i «Tanrı’ya saygı göstermeye ve Kelâmı önünde titremeye» (ingilizce to guake) davet eden sözlerinden kinaye ile «Dostlar derneği» üyelerine takılan alaylı lakap. Bu lakap, 1654′ten sonra kullanılmağa başlandı, XVII. yy. sonunda yerleşti. 1638′de Amerika’da Rhode İsland sömürgesini kuran ve insan vicdanının kutsal olduğunu ileri süren püriten Roger Williams, tarikatın öncülerindendir. Derneğin kurucusu, doktrinini ilk defa 1647′de vazeden kunduracı George Fox, kanunkoyucu William Penn ve tek ilâhiyatçısı da Robert Barclay’dir. «Dostlar»ın iman düsturları: hıristiyana, hayatının bütün hallerinde yol gösteren üstün otorite, kalbine hitap eden kutsal ruhtur (buna göre Kutsal Kitap dogma kıstası olmaktan çıkmaktadır); bütün kutsal sırlar ortadan kaldırılmıştır (communio manevî bir işlemdir); andîçme yasaklanmıştır; nefis müdafaası hakkı yoktur; teşkilâtlanmış bir papaz sınıfı gerekmez; evrensel papazlık kadınlara da açıktır; kült ihtiyarîdir, hiç bir dogma yoktur, insan tabiatının günah sonucu lekelendiği teorisini reddeden quaker’ler, Calvin’in takdiri ilâhi ile ilgili fikirlerini, lütuf nazariyesini, îman sayesinde bağışlanma nazariyelerine de karşı çıkıp, sadece ibadet âdetlerini muhafaza etmişlerdir. Quaker’ler birbirlerine «sen» diye hitap eder, üstlerine şapka çıkararak selâm vermeyi ve giyeceklerinde düğme taşımayı reddederlerdi.
Quaker’ler XVII. yy.da, özellikle 1650′den itibaren büyük gelişmeler gösterdiler, iskoçya’ya yayılarak Fox’un şahsında presbiteryen kilisesine karşı geldiler. 1654-1656 Arasında ilk misyonerlerini Amerika’ya göndererek kısa zamanda Rhode İsland, 1676′da Batı New Jersey, 1682′de Doğu New Jersey yönetimini ele geçirdiler. Pennsyîvania toprağı 1681 şartı ile W. Penn’in mülkiyetine verildi ve quakerlerin üssü haline geldi. Başlangıçta hem İngiltere’de, hem Amerika’da zulüm gördüler. İngiltere’de Restorasyon’dan sonra Charles II’nin Clarendon yasası ile kırbaç ve hapis cezasına çarptırıldılar. Kuzey Amerika’da boston püritenleri birçok quaker’i ölüme mahkûm ettiler (1660-1661 Boston infazları). Ancak bu zulüm çok geçmeden yatıştı. Birçok dinî okul açmalarına elverişli kültürleri, liberal anlayışları ve çalışma şevkleri sayesinde quaker’ler XVIII. yy.da refaha kavuştular, fakat barışçı olduklarından Yediyıl savaşında Fransa’ya karşı savaşmak için asker toplamayı reddettikleri gibi, Pennsylvania meclisinden de çekildiler ve böylece, bu sömürgedeki siyasî etkilerini kaybettiler. Aynı şekilde savaş aleyhtarı olduklarından 1776 Amerikan ayaklanmasında yurtseverlere katılmadılar. XVIII. yy.dan itibaren «Dostlar derneği» gerilemeğe başladı ve bu gerileme XIX. yy.’da devam etti. Quaker’ler kabuklarına çekilerek, dünyada saflıklarını savunmaya koyuldular. «Sekinci» denen bu dönem, aynı zamanda bir tasavvuf dönemidir.
Quaker’ler o zamanlar büyük toplum içinde küçük bir toplum halinde yaşamaktaydılar, giydikleri ve biraz da gülünç bir çeşit üniformayı terkettiler. XIX. yy.da quaker mezhebinde iki büyük skhisma meydana geldi: katıksız bir deizmi savunan Elis Hicks skhisması (1827-1828) ve muhafazakâr olan John Wilbur skhisması (1845-1854). Sonunda, mezhep dört gruba ayrıldı: Ortodoks Dostlar derneği (bunlar gerçek quaker’lerdir); Hicks’ci Dostlar derneği; Wilbur’cu Ortodoks Muhafazakâr Dostlar ve bunlardan ayrılan Philadelphia Dostları Dinî derneği. Bununla birlikte, XIX. yy. başından beri, quaker’lerin esirlikle savaşta, halk eğitiminde, hapishanelerin reformunda önemli payları oldu. Aslında anglosakson olan dernek, Birinci Dünya savaşından beri hemen hemen bütün dünyaya yayıldı ve «Milletlerarası Quaker Yardımı» teşkilâtını kurdu. 1947′de ingiliz ve amerikan quaker komiteleri Nobel Barış ödülünü kazandı.
Dünyada, gününmüzde bir dünya komitesi halinde teşkilâtlanmış bulunan 250 000′e yakın quaker vardır. Bunların büyük kısmı anglosakson ülkelerinde yaşamakla beraber, Avrupa, Asya ve Afrika’ya da yayılmışlardır. Fransa’da birkaç quaker grubu vardır. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAKER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNCY (Josiah)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNCY (Josiah), amerikalı yurtsever (Boston 1744 – denizde 1775). Avukattı, 1767′den sonra ingiliz hâkimiyetine karşı yazılar yazdı, Boston bill’i üstüne bir kitap yayımladı (Observations on the Act of Parliament, Commonly Called the Boston Port Bili) [Genellikle Boston Port Bili Denen Parlamento Kararı Üstüne Görüşler] ve whig üyeleriyle görüşmek üzere Londra’ya gönderildi. Dönerken bir deniz kazasında öldü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCY (Josiah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİN (James)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİN (James), ingiliz tiyatro oyuncusu (Londra 1693 – Bath 1766). 1715′lerde Drury Lane’de sahneye çıktı. İnn Fields ve Covent Garden’da önemli rollerde oynadı. Çağdaşlarının gözünde meslektaşı Garrick ile aynı değerdeydi. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİN (James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas), ingiliz romancısı ve edebiyat tenkitçisi (Fowey, Cornwall 1863 – ay.y. 1944). «Q» adı ile birçok bölgesel roman yazdı: Troy Town (Truva Kenti) [1888], The Splendid Spur (Şahane Mahmuz) [1888]. R. L. Stevenson’ın etkisi altında kaldı ve onun Saint İves (1899) adlı romanını tamamladı. Ayrıca tenkitler, ingiliz nesir ve nazım sanatı üstüne önemli antolojiler yayımladı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİCKSWOOD
Tarih 16 Haziran 2009
QUİCKSWOOD (Hugh GASCOYNE CECİL, birinci — baronu), ingiliz siyaset adamı (Londra 1869 – Bournemouth 1956). üçüncü Salisbury markisinin en küçük oğlu.
W. Churchill ile birlikte İrlanda’nın İngiltere ile birleşmesi için mücadele etti. Yeni muhafazakâr neslin en dinamik üyelerindendi. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİCKSWOOD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYM (John)
Tarih 15 Haziran 2009
PYM (John), ingiliz siyaset adamı (Brymore, Somersetshire 1584 – Londra 1643). 1621′de Parlamentoda Katolikliğe ve mutlakıyetçi krallığa karşı gösterdiği sert muhalefetiyle tanındı.
Buckingham ile mücadele etti. Petition of Right’ın hazırlanmasına önayak oldu (1628). Avam kamarasında ve Lordlar kamarasında muhalefetin bellibaşlı lideri oldu. Hatipliği ile Avam kamarasının milletvekillerini ve kamuoyunu arkasından sürükledi, Strafford’u ölüme mahkûm ettirdi (1641). Charles I, uzun tereddütlerden sonra onu tutuklatmak istedi (1642). Fakat Londra halkı Pym’ın tarafını tuttu. Kısa zamanda iç savaş patlak verdi. Pym, parlamento taraftarlarının yönetimini elinde tuttu; kral ile müzakereleri kısa kesti. Kralcıların başarısı üzerine iskoçyalılarla birlik kurdu (1643); bu birlik Presbiteryenliği kabul etmesiyle daha da kuvvetlendi. Bazen dolambaçlı yollara başvurarak sürdürdüğü zorba yönetimi yüzünden halkın sevgisini kaybettikten kısa bir süre sonra öldü. (L)
PYNACKER (Adam). Bk. punacker.
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYM (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÜRİTENLİK
Tarih 15 Haziran 2009
PÜRİTENLİK i. (püriten’den püriten-lik; ing. puritanism). Püritenlerin inancı, öğretisi. || Mec. Ahlâkî, siyasî konularda taassup.
— ANSİKL. Başlangıçta Püritenlik bir öğreti değildi, İngiltere’ye has, Kutsal Kitap’a aşırı ölçüde bağlı, alınyazısı kavramına saygılı bir inanç ve düşünüş tarzından ibaretti. XVI. ve XVII. yy.lar İngilteresi’nde halkın gerçekten benimsediği tek metin olan Kutsal Kitap’a bağlılık, onu düşüncelerinin kılavuzu sayan püriten için hayatın temel gerçeğiydi. Püriten’in dünya işlerine, sanata, tiyatroya (1642′de tiyatroları kapattırdılar) ve genellikle bütün eğlence şekillerine karşı duyduğu nefret buradan gelir; bu tutumlarının, Kutsal Kitap’ın etkisi yanında, kısmen Stuart’lara ve onların havailiğine karşı besledikleri hınçla da ilgili olduğu doğrudur. Bu duygu, püritenlerin alınyazısına verdikleri önem sonucu şiddetlendi ve kendilerini, günahkâr halk kütlelerinin üstünde, bir çeşit seçkinler zümresi olarak görmelerine kolaylıkla yol açtı.
Püritenlik 1564′e doğru, Anglikan kilisesinin piskoposluğu tanımakta devam eden bazı mensuplarının, Prayer Book’ta. hâlâ muhafaza edilen katolik unsurlara baş kaldırmasıyle ortaya çıktı. Calvin ve Zwingli’den etkilenen püritenler, özellikle Cambridge üniversitesindeki mevkilerinden faydalanarak, Elizabeth I’in saltanatı boyunca büyük rol oynadılar; özellikle katoliklerden kalma âyin kıyafetlerinin kullanılışına karşı çıktılar ve böylece «kıyafet» kavgasını başlatmış oldular. 1583′te kurulan Kilise Yüksek komisyonunun zulmüne uğrayınca, büyük topluluklar halinde Hollanda’ya, sonra A.B.D.’ye göç ettiler (bk. PÜRİTEN); ama bu arada, ingiliz toplumunun en etkili sınıflarından bazı unsurları kendi saflarına kazandılar. Çoğunlukla presbiteryen çevrelere katılarak veya Presbiteryenliği tercih ederek, James I’in aşırı piskoposçu anlayışına no bishop, no king («ne piskopos, ne kral») avazeleriyle karşı çıktılar.
Püritenlik, İngiltere devriminde önemli rol oynayacak hale geldi. Böylece püritenlerin, fertleri, Kilise ile hiç bir bağı bulunmayan serbest topluluklar kurmakta serbest bırakma eğiliminde olan bir üçüncü grubu ortaya çıktı. Püritenîik, ağırbaşlılığa değer vererek, zenginliği bir seçkinlik belirtisi sayarak, İngiltere’de kapitalist burjuvazinin oluşmasına ve parlamento rejiminin gelişmesine katkıda bulundu, öte yandan, dinî hayatta ferdin rolüne önem vererek, alman piyetizm’i ile ingiliz metodizm’ine kaynaklık etti; sonradan, liberal Protestanlığın gelişmesinde de katkısı oldu; günümüzde Püritenlik Aşağı Kilise (Low Church) içinde varlığını kısmen sürdürmektedir. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRİTENLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÜRİTEN
Tarih 15 Haziran 2009
PÜRİTEN i. (ing. puritan > fr. puritain). Kutsal kitapları yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya büyük önem veren ve pek çoğu Amerika’ya göç eden katı bir presbiteryen tarikatının üyesi.
— ANSîKL. • ingiltere’de James I Stuart’ın Presbiteryenliğe katılmakla birlikte piskoposluğu kaldırmayı reddetmesi ve hükümdarın püritenler için hoşgörü isteyen Binler dilekçesini kabul etmemesi (Hampton Court konferansı, ocak 1604), 1610′a doğru, siyasî bir Püritenliğin doğmasına yol açtı. Bu Püritenlik, kralların tanrısal hakkına karşılık, milletin krala üstün olduğunu savunuyordu. Siyasî Püritenliğin ilahiyat alanındaki Püritenlikle birleşmesi ingiliz devrimini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. 1638′den itibaren püritenler, krallığın bütün kiliselerine din konusundaki her çeşit yeniliği reddetme andı olan National Covenant!ı habul ettirdiler.
Büyük bir çoğunluğu Cromwell gibi doğu kontluklarından gelen ve Charles I’e karşı parlamento ile birlikte mücadele’ eden püritenler, kralın bozguna uğramasında ve 1649′da idamında büyük rol oynadılar. Ayrıca, İngiltere kilisesini Iskoçya kilisesi örneğine göre yeniden düzenlemeyi de tasarladılar (Covenant, 1643). Cromwell’in iktidara gelişinden sonra hükümeti fiilen kontrollan altına aldılar (Barebone’s Parliament, 1653). Ama tecrübesiz oldukları için devleti yeniden teşkilâtlandırmayı başaramadılar; bölündüler ve 1660′ta Charles II’nin tahta geçmesiyle tekrar kurulan krallık yönetiminin baskısıyle siyaset alanından çekildiler. Ama yine de püritenlerin siyasî (parlamenter demokrasinin kurulması), toplumsal ve ahlâkî (azamî kazanç peşinde koşan kapitalist bir burjuvazinin yerleşmesi) bakımlardan İngiltere’de derin etkisi görüldü.
• Kuzey Amerika’da, Püritenlerin siyasî rolleri Kuzey Amerika’da çok daha uzun sürdü. Gerçekten, Anglikan kilisesinde yenilik yapmanın imkânsız olduğu kanısına varan bazı püritenler yurtlarından göç ederek yeni bir denizaşırı din topluluğu kurmayı tercih ettiler. Teorilerini uygulamak amacıyle Massachusetts kolonisini kuran bu kimselerin otuz beşi ayrı bir kilise olan Leiden kilisesindendi (Hollanda), altmış yedisi maceracıydı (Pilgrim Fathers). Okyanusu Mayflower gemisiyle geçtiler (6 eylül – 21 aralık 1520). Sonra da üstünde ileride Plymouth sömürgesinin kurulacağı bölgeye yerleşerek buradaki yerli halkla azizler azınlığı arasında kesin bir ayırım gözetmeğe çalışan bir topluluk kurdular. Bir vali, yedi yardımcısı ve bir meclisle kendi kendilerini yöneterek oy hakkını yalnız bir tarikatın üyelerine verdiler (Massachusetts halkının yüzde yirmi beşi). Bu hak da yalnız âyinde bulunanlara tanınmıştı.
Ayrıca, 1635 tarihli bir kanunla âyinde bulunmak da zorunlu kılındı. Ama gelenlerin sayısının gitgide artması (1630 -1640 arasında 20 000 kişi) ve bu püritenlerin daha önce yerleşmiş olan kolonilere zarar verecek biçimde batıya ve güneye doğru yayılmaları, din sapkını olduklarından kuşkulandıkları kimselere veya başka mezheplerden olanlara karşı hoşgörüyle davranmamaları, gitgide artan kazanç hırsı, aziz çocuklarını vaftizden muaf tutmak istememeleri, Charles II tarafından Massachusetts «şart»ının yürürlükten kaldırılması (1684) New-England’ın püriten rejimini sarstı. Bununla beraber, 1689′da çıkan Hoşgörü fermanına rağmen, püritenler dinî sapmaların peşini bırakmadıkları gibi katı ahlâk anlayışını da muhafaza ettiler. Bundan dolayı da biçimciliğe düştüler. Sonunda püritenlerin ve tarikatçıların, vaftiz edilmiş olanların hiç birini âyine kabul etmemeleri üzerine XVII. yy.ın sonunda New-England’ın dinî birliği bozuldu. Gelenekçiler, varlıklarını sürdürebilmek için, devletin belirli bir ölçüde laikleşmesini kabul etmek zorunda kaldılar.
Bu laikleşme, rahiplerin elinden siyasî otoritelerinin bir kısmını alıyordu. Nihayet, 1691′de püriten kolonisi de dağıldı. Ama ortak yasaya boyun eğen püritenler uzun süre dinî özelliklerini korumayı başardılar. Ne var ki bu durum onların ilahiyat alanında daha az dogmacı, bireysel bakımdan da daha beşerî bir anlayışa yönelmelerini önleyemedi. Fakat gene de, kongregasyonalist bir Kilise ve Devletin kongre anlayışına bağlı kaldılar ve 1750′den itibaren, Anglikan piskoposluğu ile İngiliz hükümetine karşı çıkmağa başladılar. Bu bakımdan da, Amerika’daki ingiliz sömürgelerini bağımsızlığa yönelten 1776 devriminin hazırlanmasında büyük bir rol oynadılar. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRİTEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUSULA veya PUSLA
Tarih 15 Haziran 2009
PUSULA veya PUSLA i. (ital. bussola, küçük kutu’dan). Magnetik. Mıknatıslanmayan bir maddeden yapılmış, ortasında, uçları daima Yer’in magnetik kutuplarına yönelerek kuzey doğrultusunu gösteren mıknatıslanmış bir ibre bulunan kutu; ibre, bir eksen üzerinde serbestçe döner veya hükümsüz bir ipliğin ucuna asılmıştır: Pusula, uzun deniz seferlerinin yapılabilmesine imkân verdi.
(Bk. ANSİKL.) || Eğitim pusulası, yatay bir eksen üzerine yerleştirilen ve magnetik eğilimi, yani bulunulan bölgedeki Yer magnetik alanının doğrultusuyle ufuk arasındaki açıyı ölçmeğe yarayan mıknatıslanmış ibre. || Magnetik değişim pusulası, bütün bir gün boyunca mıknatıslı ibrenin küçük oynamalarını gösteren âlet. (İbrenin oynamaları, magnetik çalkalanma günlerinde çok daha büyük olabilir.) || Sapma pusulası, herhangi bir yerdeki sapmayı, yani magnetik meridyenin coğrafî meridyenle yaptığı değişken açıyı ölçen klasik pusula.
— DEY. Pusulayı şaşırmak, güç bir durum karşısında ne yapacağını bilememek: —Peygamberimiz kimdir? deyince, onlar da pusulayı şaşırdılar (Ş. S. Aydemir).
— Denize, ve Havc. Bütün doğrultuları magnetik kuzey doğrultusuna göre değerlendirmeğe yarayan âlet. (Magnetik kuzey ile gerçek kuzey veya coğrafî kuzey arasında, sapma açısı denilen bir açı bulunur; harita üzerinde işaretlenen bu açı yardımıyle pilot veya kaptan, uçağının veya gemisinin gidiş yönünü tayin edebilir.)
[Bk. ANSİKL.] || Pusula dolabı veya sehpası, içine pusula, mıknatıs çubuklar ve pusulayı aydınlatan lambaların konulduğu silindir biçiminde dolap, (üzerinde pusulayı su, toz v.b.den korumağa yarayan meşin bir kılıf vardır.) || Pusula feneri, eski pusulalarda, pusula dolabının içindeki fener. || Pusula kartı, pusula kadranına yapıştırılan, yüzeyi otuz iki bölüme ayrılmış yuvarlak kart. (Pusula gülü de denir.) || Açıklık pusulası, magnetik güney açısını (açıklık) belirlemek için Güneş’in veya herhangi bir gökcisminin yerini tayin eden pusula.
(KERTERİZ PUSULASI da denir.) || Cayro pusula veya cayroskopik pusula. Bk. CAYROPUSULA. || Elektronik pusula, magnetik pusula ile otomatik pilot arasında röle görevi yapan elektronik donatım. || El pusulası, deniz gezintilerinde, amatör denizcilerin kerteriz yapmak için kullandığı kenarına bir sap takılmış pusula. || Sivili pusula, pusula kartının salınımlarını önlemek için, kabında su ve alkol karışımı bulunan pusula. Bk. ANSİKL.
— İda. Esk. Pusula odası, Şeyhülislâm dairesine bağlı Fetvahanedeki üç kalemden biri. (Burada fetva, isteyenlerin istekleri yazılırdı; müracaat edenler, bu yazıyle modaya giderek fetvayı yazılı veya ağızdan dinlerlerdi.)
— Ansikl. Magnetik. Pusula, Yer magnetik alanının doğrultusunu gösterecek şekilde yerleştirilmiş mıknatıslı bir ibreden başka bir şey değildir. Hareketli bir mıknatısla yapılmış elektromagnetik ölçü âletleri de bu adla anılır. Mıknatısın kutuplanma özelliğini ve Yer’in mıknatıs üstündeki yönlendirici etkisini ilk fark eden Çinliler oldu: M. ö. 120 yıllarına doğru yazılmış Cung Vey lügatinde bu olayların ifadesine rastlanır; cinli denizciler VII.-VIII. yy.larda mıknatıslı iğneyi kullandılar. Pusulanın kullanılışını Çinlilerden öğrenen Araplar da Avrupa’ya yaydılar. 1180 Yılına doğru yazılmış bir şiirde, «denizcilerin yoldaşı» çirkin kara bir taştan söz edilir. Yine o devirde yaşamış bir yazarın açıkladığına göre, bu «denizcilerin yoldaşı», yarısına kadar su dolu bir cam kap çine konmuş mıknatıslı bir iğnedir: iki saman çöpü üzerinde yüzen bu iğneye kalamit adı verilmiştir,
Gerçek pusulanın hikâyesi kesinlikle bilinmiyor; bununla birlikte 1294′te Saint-Nicolas gemisinin demirbaş defterinde calamita cum apparitibus suis ve bir bussula de ligno kaydına rastlanmıştır; bu da, pusula kelimesinin sicilya dilinden geldiğini gösterir. Rüzgârgülüyle birlikte, eksiksiz ilk pusulanın 1483′te portekizli Ferranda tarafından yapıldığı sanılır.
Eğilim pusulası. Mıknatıslanmış bir iğne, ağırlık merkezi çevresinde ve magnetik meridyen düzlemi içinde serbestçe hareket ederse, ufukla, eğilim açısı denilen bir açı yapacak şekilde bir doğrultu alır; bu açıyı ölçmeğe yarayan bütün âletlere eğilim pusulası denir. Eğilim açısını ilk gözleyen ingiliz fizikçisi Robert Norman’dır (XVI. yy.). Eğilim pusulasında mıknatıslanmış iğnenin ağırlık merkezinden bir eksen geçer; bu eksen, ayrıtları aynı yatay düzlem içinde olan iki prizma üzerine oturtulmuştur. Eğilim iğnesi magnetik meridyen düzleminin doğrultusunu verir; eğilim açısını hemen okuyabilmek için eğilim iğnesinin ekseni bu düzleme dik konuma getirilir. Fakat âlet kendi kendine yeterlidir: gerçekten, herhangi bir magnetik açıklıkta gözlemi yapılan görünür eğilim açısı i, yukarıkine dik magnetik açıklıkta okunan eğilim açısı i” ve gerçek eğilim açısı i ile gösterilirse,
cotg2 i = cotg2 + cotg2 i” bağıntısı elde edilir.
Sapma pusulası. Yatay bir düzlem içinde hareket eden mıknatıslanmış bir iğnenin kuzey-güney
doğrultusunu tam almadığını ilk defa sezen, belki de, Kristof Kolomb olmuştur. Bugünkü sapma pusulaları magnetik teodolit veya pusulalı teodolitler türüne girer. Bk. magnetometre. Topografya pusulası. Uçları taksimatlı bir çember üzerinde hareket eden mıknatıslanmış yatay iğne, dikdörtgen bir kutuya yerleştirilmiştir. Kutunun yan tarafında, taksimatlı çemberin bir çapma paralel bir dürbün veya iki düşey çizgi vardır; bu çaptan başlanarak taksimat okunur. Bu cihaz arazide köşesi ulaşılmayan bir noktada olduğu zaman bir BAC açısını ölçmeğe yarar.
Yandaki şekil, gözlemi yapılacak ve ölçülecek FO’G ile DOE açılarını göstermektedir: BAC açısı bunların farkına eşittir. Ha-ritacılıkta çok yararlı taşınabilir aletler yapılmıştır.
Elektromagnetik ölçü âletleri. Bazı elektromagnetik ölçü âletleri de pusula adı altında anılır. Bu âletlerde, akımın mıknatıslar üstündeki etkisi esas alınmıştır ve bu âletler özellikle akım şiddetini ölçer. Akım geçen yassı bir bobin halinde, düşey bir çerçeve düşünelim; merkezinde mıknatıslanmış yatay bir iğne bulunsun; bu çerçevenin düzlemi magnetik meridyen düzlemiyle çakışırsa, iğne denge halinde olur; fakat akım geçtiğinde, Yer’in magnetik alanına dik bir alan doğurur; birbirine dik bu iki alanın bileşke alanı etkisinde kalan iğne bir a açısı kadar sapar; a açısı ile i akım şiddeti arasında
Gi = Bo tga
bağıntısı vardır; Bo Yer magnetik alanının yatay bileşeninin değerini, G âletin bir sabitini gösterir. Çerçeve a yarıçapında, çember biçiminde, sarım sayısı n olan bir bobinse ve iğne bunun merkezine yerleştirilmişse, hesaplar bağıntısının bulunduğunu gösterir; bu bağıntıdan
i = _1o7 Boa_ tga
2x
çıkarılır.
i’nin değerini bulmak için a’nın ölçülmesi yeterlidir.
Tanjantlar pusulası, Pouillet tarafından bulunmuş ve Gaugain tarafından geliştirilmiştir. Bu âletle yukarıdaki formül doğrudan doğruya uygulanabilir. Hareketli mıknatıslı galvanometre, çok gelişmiş, bir tanjantlar pusulasıdır.
— Denize, ve Havc. Pusula, ahşap bir ayak içindeki kadrana asılı, üzeri camla kapatılmış bir kaptan meydana gelir. Bu kabın ortasında, düşey olarak yerleştirilmiş, sivri uçlu bir mil bulunur; bu milin üzerine de bir sapan oturtulmuştur. Sapan, alüminyumdan yapılmış hareketli bir halkayı taşır; halkanın üzerine bir pusula kartı yapıştırılmıştır; karta da, ipek ipliklerle, birbirine paralel birçok mıknatıslı iğneden meydana gelen magnetik bir düzenek asılır. Geminin yalpalaması ve baş vurması, pusula kartının sönümlenmesi uzun süren salmımlara sebep olur.
Sivili pusula, sözü edilen bu sakıncayı önler. Bu pusulanın magnetik düzeni, pusula kartının yapışık olduğu alüminyum bir diske bağlı iki büyük mıknatıstan meydana gelir. Şamandıralarla donatılan bu disk, normal pusuladaki gibi bir sapanla pusula kabının ortasındaki düşey mil üzerine yerleştirilmiştir; kabın içi, pusula kartının salı-nımlarını kısa sürede sönümleyen bir su ve alkol karışımıyle doldurulur. Şamandıraların görevi, mil üzerindeki sapanın mile sürtünmesini bir dereceye kadar önlemek için pusulanın ağırlığını hafifletmektir. Ahşap bir gemide bu tür pusulalar magnetik kuzeyi gösterir. Çelik gemiler Yer’in magnetik alanının şiddetini ve yönünü büyük ölçüde değiştirir; bu yüzden geminin bazı konumlarında pusulayı kullanılmaz hale getiren önemli sapmalar doğar. Onun için geminin demir kısımlarının etkisini, pusulanın çevresine uygun şekilde yerleştirilen kompansatörlerle giderme yolları aranır. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUSULA veya PUSLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURCHAS (Samuel)
Tarih 15 Haziran 2009
PURCHAS (Samuel), ingiliz yazarı (Thaxted, Essex 1575′e doğr.- öl. 1626). Canterbury başpiskopusunun kayyumluluğunu ve Ludgate’de Saint-Martin kilisesi papazlığını yaptı. İlgi çekici kitaplar yazdı: Purchas, His Pilgrimage; or, Relations of the World and the Religins Observed in Ali Ages (Purchas’ın Din Gezisi ve Her Çağda İncelediği Dinler) [1616]; Microcosmus or the History of Man (Microcosmus veya insan Tarihi) [1619]. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCHAS (Samuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURCELL
Tarih 15 Haziran 2009
PURCELL, ingiliz müzikçi ailesi. —henry (öl. Londra 1664), Krallık kilisesine bağlı soylu kişi ve Westminster kilisesinin koro yönetmeni. —Erkek kardeşi THOMAS (öl. Londra 1682) saray orkestrasında klavsen, lavta ve ses müziği bestecisi olarak görev aldı. —HENRY (Londra 1658 veya 1659-ay.y. 1695), ünlü besteci. Henry veya Thomas Purcell’in oğlu. Çok genç yaşta, Cooke. Pelham Humfrey, John Blow ve M. Locke’un yönetimi altındaki Krallık kilisesinin müzikçileri arasına katıldı; 1677′de Locke’un ölümünden sonra, kral orkestrasının besteciliğine, 1679′da da John Blow’dan boşalan Westminster kilisesi başorgculuğuna getirildi. 1680′de evlendiği Frances dul kaldıktan sonra bütün hayatını kocasının eserlerini değerlendirmeğe adadı. Genç yaşta ölen Purcell, hayatı boyunca kralın hizmetinde kalarak, saray için sahne eserleri, din ve çalgı müziği besteledi. Bunların arasında, opera ve sahne müziği olarak A Fool’s Preferment (Bir Çılgının Yükselişi) [1688], Dido and Aeneas (1689?), Dioclesian (1690), King Arthur (Kral Arthur) [1691], The Fairy Queen (Periler Kraliçesi) [1692], Timon of Athens (Atinalı Timon) [1694], The İndian Queen (Hintli Kraliçe) [1695], The Tempest (Fırtına) [1695], kral Charles II ile James II ve kraliçe Mary’ye ithaf ettiği Swifter isis (1681) adlı od ve kantatlar, Fly, Bold Rebellion (1683), From those Serrene (1684), Why Ar e ali the Muses Mute (Dilsiz Musa’lar) [1685], Sound the Trumpet (Davul Sesi) [1687], Now Does the Glorious Day Appear (Şanlı Gün Göründü) [1689], Arise my Muse (1690), Love’s Goddess (Aşk Tanrıçası) [1692], Celebrate This Festival (Festivali Kutlayalım) [1693], Azize Caecilia yortusu dolayısıyle yazdığı Welcome to ali Pleasures (bütün Haylazlara Merhaba) [1685], Hail Bright Cecilia (1692) özellikle anılmağa değer. Ayrıca, I was Glad, İn The Midst of Life (Hayatın Ortasında Sevinçliydim) [1682], Morning and Evening Service (si bemol) [Sabah ve Akşam Âyini] (1682-1683), My Heart is İnditing (Kalbimin Buyruğu) [1685], They That Go Down to The Sea (Denize Gidenler) [1685], T e Deum ve Jubilate (1694) gibi birçok anthem ve âyin müziği, dinî ve din dışı solo, ikili, üçlü şarkılar, «catches» lar, koro müzikleri, yaylı çalgılar için fantezi’ler, üç sesli on iki sonat, dört sesli on sonat, in Nomina adlı yedi sesli bir parça, bir «ehaconne» ve bir «pavan», klavsen için Musick’s Hand Maid, Choice Collection of Lessons for the Harpischord or Spinet adlarında iki parça ve org için de Voluntaries adlı bir eser besteledi. Kontrapunto tekniği ile yetişen Purcell’in özelliği millî folklara uygun bir melodi anlayışına varması ayrıca da tonal ve modal ıskalaları birlikte kullanmasıdır. Bazı ses uyuşum zorluklarını çözmeden askıda bırakması sık sık majörden minöre geçmesi eserlerine çağdaş müziğimizi andıran bir hava verir. —DANiEL, orgcu ve besteci (Londra 1660-ay.y. 1717), Henıy’nin kardeşi; The indian Queen operasının beşinci perdesi için bir «mask» yazdı ve pek önemli olmayan birçok eser besteledi. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUNÇ
Tarih 13 Haziran 2009
PUNÇ i. (bileşimine giren beş madde dolayisiyle, hindu dilinde panç, beş’ten ing. punch). Çay, şeker, tarçın, limon, rom v.b. damıtılmış bir alkollü içkiyle yapılan ve bu içkinin buharlaşan alkolü yakılarak kabın üstünde bir alev meydana getirildikten sonra içilen içki: — İçilecek sıcak ne var? — Birer punç yapayım mı?
— Hay Allah razı olsun… çabuk… (Ahmed Rasim). Adamcağızın birisi bir yere davetli imiş. Kış mevsiminde olacak ki kendisine sıcak bir sey ikram etmişler, punç… (B. Felek).
— ANSiKL. ingiliz punç’u, kabuklu limon dilimlerinin üzerine bir ölçü rom, dört ölçü çok sıcak ve şekerli çay dökülerek hazırlanan punç çeşididir. Fransız punçu da, limon dilimleri ve çayın üzerine bir tabaka meydana getirecek biçimde ağır ağır dökülen rom veya iyi konyakla yapılır (bu rom veya konyak ateşlenir). Çaysız yapılan fransız punçu da vardır. (LM)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUNÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Punch (THE) veya The London Charivari
Tarih 13 Haziran 2009
Punch (THE) veya The London Charivari
Pulcinella veya Londra Maskarası), Mayhew ile Mark Lemon’un 1841′de kurdukları haftalık ingiliz mizah dergisi. Resim ve karikatüre de yer veren bu dergi, toplumsal düzensizliklere ve imtiyazlı durumlara karşı çıkmak amacını güdüyordu. Sonraları muhafazakâr bir eğilime yöneldi. Kadrosundaki başlıca kişiler arasında, sir John Tenniel, Richard Doyle, John Leech, Charles Keene ve Thackeray vardı. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Punch (THE) veya The London Charivari hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUDİNG
Tarih 13 Haziran 2009
PUDİNG i. (ing. pudding). Mutf. Pirinçli, meyveli veya bisküvili çeşitleri olan ingiliz tatlısı.
— Jeol. Yuvarlak bir biçim almış veya köşeli yerleri yuvarlaklaşmış yassı çakıl taşlarının tabiî bir çimento ile biraraya gelmesinden oluşmuş kaya. | Lal renkli pudding, Breton silüryeninin en alt tabakasında bulunan şarap tortusu rengindeki yığışım. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUDİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİLANDER
Tarih 12 Haziran 2009
PSİLANDER (Gustaf VON, — baronu), isveçli amiral (Stockholm 1669-Karlskrona 1738). Kumandanı bulunduğu öland gemisiyle, sekiz ingiliz kalyonuna karşı kahramanca çarpıştı, esir düştü, ingilizler tarafından büyük bir saygıyle karşılandı (1704). Serbest bırakıldı, 1715′te amiral, 1716′da Gotland valisi oldu. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİLANDER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİKOTEKNİK
Tarih 12 Haziran 2009
PSİKOTEKNİK i. (fr. psychotechnique). Kişilerin psikolojik ve fizyolojik tepkilerini değerlendirmeğe yarayan bilimsel metotların tümü.
— ANSİKL. Psikoteknik, herhangi bir kimsenin bir mesleğe yöneltilmesinde veya telli bir iş için başvuran adayların seçilmesinde kullanılır. Bir yandan testler metoduna, öte yandan da karakter ve davranışın incelenmesine dayanan bu bilim dalı, hem psikofizyolojinin hem de deneysel psikolojinin sonuçlarından faydalanır. Psikoteknik, önceleri, kişilerin sadece el ile yapılan zanaatlardaki kabiliyetleri hakkında hüküm vermeğe yarıyordu; sonraları, zihnî kabiliyetlerin incelenmesine de uygulandı.
— Ask. Psikotekniğin askerî alandaki uygulamaları. Muvazzaf ve yedek personel kaynaklarını orduların ihtiyacına göre kısa zamanda hazırlamak için, bilimsel psikoloji metotlarını askerlik alanında ilk uygulama deneyleri, 1917′de A.B.D.’de yapıldı. Bu deneyler, aynı zamanda hem sivil ve askerî uzmanlıkların karşılaştırmalı incelenmesini, hem uzmanların meslekî niteliklerinin testlerle ortaya çıkarılmasını sağlamak, hem de askerî yetenek seviyelerini tespit etmek ve özellikle, assubayları, subayları, havacıları v.b. seçmek için, bir buçuk milyon kura erine, yetişme derecelerini değerlendiren testler uygulamayı hedef tutuyordu. Almanya’da yapılan ve savaşın çeşitli durumlarında askerin psikolojik tepkilerini incelemeyi öngören yeni deneylerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, İkinci Dünya savaşı, özellikle amerikan ve ingiliz ordularında, askerî psikoteknik servislere, büyük bir gelişme sağladı. İncelenen meseleler hemen hemen 1917′dekinin aynı oldu; ama alanları, eğitim metotlarını, daha iyi bir verim için malzemenin insana göre hazırlanmasını, savaşan taraftaki asker ve sivillerin moralinin korunmasını (Amerika’da Gaîîup tipi kamuoyu yoklamalanyle) kapsayacak kadar genişledi.
• Türkiye’de psikoteknik çalışmaları 1945-1950 yıllan arasında İ.E.T.T. işletmesinde küçük bir laboratuvarda başlatıldı. Daha sonra hastahane ve dispanserlerde (ilk defa Gureba hastahanesinde Psikiyatri kliniğine bağlı olarak) tatbik edildi. Milli Eğitim bakanlığında öğrenim psikoîojisiyle ilgili olarak test ve araştırma yapan bir labora-tuvar kuruldu. (LM)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKOTEKNİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSİKOKRİTİK
Tarih 12 Haziran 2009
PSİKOKRİTİK i. (fr. psychocritique). Ed. Yazarın biiinçdışı kişiliğinden doğduğu kabul edilen olguları ve bağıntıları, metinleri inceleyerek ortaya çıkaran edebî inceleme metodu. || Bu metodu kullanan tenkitçi.
— ANSiKL. ingiliz tenkitçisi Roger Fry’in tezleri üstünde Charles Mauron’un yürüttüğü düşüncelerden doğan bu metodun temeli, bir edebî eserin ortaya çıkış şartlan üstünde etkin olan şu üç değişken grubunun ayırt edilmesine dayanır: çevre, yazarın kişiliği, dili. Psikokritik, ikinci değişken grubunu, yani yazarın kişiliğini tüm olarak değil kısmen ele alır. Başka bir deyişle, yazarın sadece biiinçdışı kişiliğini inceler. Demek ki, psikokritik, tanımı gereği, tüm bir tenkit kurmak iddiasında olmayan kısmî bir analizdir. Psikokritik, her şeyden önce, metindeki bilinçli düzenlemeler altında yer alan irade dışı fikir çağrışımlarını araştıran bir tekniktir.
Bu amacı gerçekleştirmek için, tenkitçi, aynı yazarın metinlerini, tıpkı Galton’un fotoğrafları gibi «üst üste koyar» ve böylece, çağrışım şebekelerini, benzetme gruplaşmalarını, sık sık tekrarlanan mecazlar’ı ortaya çıkarır. Bundan sonra, aynı yazarın eseri boyunca, bu ilk işlemle bulunan kalıpların nasıl tekrarlanıp çeşitli değişmelere uğradığını araştırır. Böylece, yazarın kişisel bir iç dünyası, bir masal ve mit dünyası ortaya çıkar. Bu dünya, yazarın bilinçdışı kişiliğinin ifadesi olarak yorumlanır ve eserin incelenmesinden elde edilen sonuçlar, yazarın hayatından elde edilen verilerle karşılaştırılır. Psikanalizin serbest çağrışımlar metodundan ilham almasına rağmen psikokritik, tıbbî psikanalizle bir değildir. Çünkü psikokritik metodu kullanan tenkitçi, bir tedavici sayılamaz; incelediği kişilik her şeyden önce, metinler arasından kavradığı edebî bir kişiliktir. Psikokritik metot, aynı zamanda, klasik tenkitten de farklıdır; çünkü klasik tenkit, ancak ve yalnız, eserin bilinçli özünü dikkate alır. Psikokritik metot ile «tematik» denen tenkit arasında da fark vardır. Tematik tenkitte, yazarın derin kişiliği değil de, ancak kültürüne ilişkin birtakım konular ele alınır. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSİKOKRİTİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prut antlaşması
Tarih 12 Haziran 2009
Prut antlaşması, Osmanlı devleti ile Rusya arasında, Prut savaşından sonra imzalanan antlaşma (22 temmuz 1711). Rus ordusu Prut bataklıklarında kötü duruma düşünce, rus çarı Petro, mareşal Şeremetyev’in vasıtasıyle barış istedi. Baltacı Mehmed Paşa, barış yapılmasını istemeyen Kırım hanı Devlet Giray ile orduda bulunan isveç elçisi general Poniatowski’nin görüşlerine katılmadı ve çara barış görüşmelerine başlamak istediğini bildirdi. Rus delegesi Pyotr Şafirov, Baltacı Mehmed Paşanın öne sürdüğü barış şartlarını kabul ederek antlaşmayı imzaladı.
Bu antlaşmaya göre: 1. Azak kalesi 1699 Karlofça antlaşmasının şartlarına uygun olarak Osmanlı devletine teslim edilecek;
2. Karlofça antlaşmasına aykırı olarak yapılan Taygan (Taganrog), Kamanke (Kammennıy Zaton), Şamara (Yenikale) [bugün Kuybişev] kaleleri yıkılacak; bu yerlere yeniden kale yapılmayacak ve Kamanke’deki bütün savaş araç ve gereçleri Osmanlılara bırakılacak;
3. Rusya, Lehistan işlerine karışmayacak;
4. Barabaş, Potkalı ve Kırım hanına bağlı Kazakların işlerine Ruslar müdahale etmeyecek (bu madde, antlaşmanın Rusça metninde yoktur);
5. Osmanlı devletinin konuğu olan tsveç kralı Kari XII’nin ülkesine dönmesine Ruslar karışmayacak ve isterlerse isveç ile barış yapabilecekler;
6. Rusların, Osmanlı devletinde tacirlerinden başka temsilcileri bulunmayacak;
7. Osmanlı hükümeti rus reayasını ve Ruslar da osmanlı reayasını kışkırtmayacaklar;
8. müslüman esirler Osmanlı hükümetine geri verilecek;
9. Rusya eskiden olduğu gibi Kırım hanına vergi verecek. Çar Petro, bu antlaşmaya uyacağını göstermek için 23 temmuzda, Pyotr Şafirov ile mareşal Şeremetyev’in oğlu Mihail Petroviç’i rehine olarak verdi. Baltacı Mehmed Paşa da antlaşmadan sonra çar Petro’ya özel olarak pirinç, kahve, ekmek ve bazı yiyecekler gönderdi.
Prut antlaşması, Ruslar için çok uygundu; oysa savaş sırasında rus ordusu yaprak ve kabuk yiyecek derecede erzaksız kalmıştı. Ayrıca Kırım hanı Devlet Giray ve İsveç elçisi Poniatovski, savaşa devam edilmesini, böylece rus ordusunun tamamen yok edilebileceğini belirtmişlerdi. Baltacı Mehmed Paşanın antlaşmayı kabul etmesi hakkında çeşitli görüşler ileri sürülür. Rus çarı Petro kuşatmadan kurtulunca antlaşma şartlarına uymadı. Antlaşmaya göre daha önce Rusların eline geçen kalelerin Osmanlı devletine geri verilmesi işi üç ay i-çinde yapılacaktı. Azak kalesinin teslim alınması için Kaptan Paşa gönderildi. Ruslar Azak kalesini teslim etmedikleri gibi Taygan’ı da yıkmadılar. Ayrıca Lehistan ve kazak işlerine müdahaleden geri durmadılar. Gönderilen memurlar, Rusların savaş hazırlığı yaptığını bildirdiler. Padişahın da hazır bulunduğu bir toplantıda ilkbaharda savaş ilânına karar verildi ve eyaletlere hazırlık emri gönderildi. Ahmed III de Edirne’ye hareket etti. Durumun ciddileştiğini gören rus rehinelerinin (Yedikule’de hapiste bulunan Şafirof ve Şerenetiyef’in oğlu Mihail) osmanlı devletinin dostu olan ingiliz ve felemenk elçilerine başvurdular. Elçilerin aracılığıyle rehineler Edirne’ye getirildi. Yapılan görüşmeden sonra bunların Moskova’ya gönderdikleri adamları, durumu çara bildirdiler. Sonunda Ruslar, antlaşma gereğince Azak kalesini teslim ettikleri ve Taygan ile Komanke kalelerini de yıktıkları için seferden vazgeçildi (12 nisan 1712). Böylece Prut antlaşması, imzalanmasından ancak dokuz ay sonra yürürlüğe girdi. (M)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prut antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROUT (William)
Tarih 11 Haziran 2009
PROUT (William), ingiliz kimyacısı ve hekimi (Horton 1785-Londra 1850). Fizyolojik kimya ve özellikle mide usaresinde bulunan klorhidrik asitle ilgilendi. Daha çok 1815′te ortaya attığı ünlü varsayımıyle tanındı: elementlerin atom ağırlıklarının aşağı yukarı tam sayılar olduğunu görerek bütün kimyasal elementlerin yoğunlaşmış hidrojenden ibaret olduklarını ileri sürdü. Bu varsayım, modern atom kimyasıyle bir ölçüde doğrulanmıştır. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROUT (William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROCTOR (Richard Anthony)
Tarih 10 Haziran 2009
PROCTOR (Richard Anthony), ingiliz astronomu (Chelsea 1837 – New York 1888). Bir süre Londra Astronomi kurumu Proceeding’leıim kaleme aldı. Sonra AB.D.’ye gitti. Orada verdiği konferanslarla tanındı. Birçok astronomi kitabı yazdı. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCTOR (Richard Anthony) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROCTER (Henry Richard)
Tarih 10 Haziran 2009
PROCTER (Henry Richard), ingiliz Sanayicisi (Lcvvlight 1848-Newlyn, Cornwall 1927). Sepileme, özellikle kromla sepileme üstünde çok çalıştı. Kromlu sepi eriyiklerinin bazlık kavramını açıklayarak bu eriyiklerin bazlık derecesini belirlemeğe yarayan metotları kurdu. Sepiciliğe, etkin asitlik kavramını ve pH ölçümünü getirdi; sonradan bu iki kavrama dayanarak çok önemli pratik Sonuçlara varıldı, öte yandan zarların denge teorisini, jelatinin ve alt deri liflerindeki kolajen’in durumuna uygulayarak, sepileme sırasında derinin şişmesini açıklayan geçerli bir çözüm yolu buldu. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCTER (Henry Richard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROCTER (Bryan Waller)
Tarih 10 Haziran 2009
PROCTER (Bryan Waller), daha çok Barry Cornwall adiyle tanınır, ingiliz şairi (LeedS 1787-Londra 1874). Literary Gazette’it çalıştı. 1832′de English Songs (ingiliz şarkıları) adlı bir kitap yayımladı. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCTER (Bryan Waller) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİOR (Matthew)
Tarih 10 Haziran 2009
PRİOR (Matthew), ingiliz şairi ve diplomatı (Wimborne MinSter, East Dorset 1664-Wimpole, Cambridgeshire 1721). Babası marangozdu, buna rağmen Cambridge üniversitesinde okuyabildi. Lord Dorset ve Charles Montagu’nun desteğiyle Hollanda elçiliğinde bir sekreterlik görevi elde etti (1690). Ryswick görüşmelerinde büyük rol oynadı. Sonra sırasıyle İrlanda işleri devlet bakanı, Paris elçiliği sekreteri oldu (1698). 1701′de parlamentoya girdi; gümrük işlerinde çalıştı (1711), Utrecht antlaşmasında tam yetkili temsilcilerdendi (1712). Kraliçe Anne ölünce Robert Walpole kendisini Saint George şövalyesiyle gizlice anlaşmaya girişmekle suçladı ve hapsettirdi. Prior sevimli ve nükteli bir şairdi;
başlıca eserleri: Dryden’in The Hind and the Panther (Dişi Geyik ve Pars) hikâyesine karşılık olarak yazdığı The Story of the Country Mouse and the City Mouse (Şehir Faresi ile Köy Faresinin Hikâyesi) [1687]; Hymn to the Sun (Güneş Âyini) [1644]; Carmen Saeculare (1700) ve açık saçık sayılabilecek masallar. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİOR (Matthew) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Primrose birliğ
Tarih 09 Haziran 2009
Primrose birliği, ing. Primrose League, 1883′te sir Drummond Wolff ile lord Randolph Churchill tarafından kurulan ingiliz siyasî teşkilâtı; amacı. Muhafazakâr partinin prensiplerini ve imparatorluk idealini halk arasında yaymaktı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Primrose birliğ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİMROSE (William)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİMROSE (William), ingiliz viyolacısı (Glasgow 1904). E. Ysaye’den ders gördü, virtüozluğunu bütün dünyaya kabul ettirdi. Toscani’nin yönetimindeki Amerikan Radyo orkestrasının solo viyolacılığına getirildi. Bartok’un kendisine ithaf ettiği viyola konçertosunu yorumladı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİMROSE (William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİESTLEY (Joseph)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİESTLEY (Joseph), ingiliz kimyacısı, filozofu ve ilâhiyatçısı (Fieldhead, Leeds yakınları 1733 – Northumberland 18G4). Bir çuha imalatçısının oğludur, institutes of Natural and Revealed Religion (Tabiî ve Vahiyle Gelen Dinin İlkeleri) adlı eserini bir papaz okulunda yazmağa başladı. Needham Market’e (Suffolk) [1755], daha sonra Nantwich’e vaiz tayin edildi ve çocuklara fizik ve kimya öğretti. Kısa bir süre sonra, dil öğretimi için Warrington akademisine çağrıldı. Londra’da tanıştığı Franklin, 1766′da Royal socity’e girmesini sağlayan History of Electricity (Elektriğin Tarihi) adlı eserini yayımlaması için Priestley’i teşvik etti. Bir süre sonra Priestley Leeds’te yerleşti ve Lansdovvne markisinin kütüphane memuru oldu. önce calvin’ciydi; daha sonra Arminius’çuluğa yöneldi; ondan sonra Arius’çus luğa döndü ve sonunda üniteryen veya socianus’çu oldu. Ama yine de zulüm gören katoliklerin en etkili sözcüsüydü. 1789 Devrimini coşkunlukla karşıladı ve fransız yurttaşlığına kabul edildi. Millî meclis üyesi oldu. Hükümetin baskısına maruz kalınca 1794′te Amerika’ya göç etti ve Philadelphia’da büyük saygıyle karşılandı. Son günlerini, Jefferson’nın himayesi altında, herkesten uzak, küçük bir çiftlikte geçirdi. Priestley her şeyden önce büyük bir kimyacıydı. Experiments and Observations on Dif-ferent Kinds Of Air (Havanın Çeşitli Türleri üstüne Gözlemler ve Deneyler) adlı eserini 1772′de yayımladı. Gazları civa kabında toplayarak (1773), pek çoğunu, özellikle kükürt dioksit, amonyak, karbon dioksit, silisyum flüorür gibi suda çözünenlerini ayırdı. Ayrıca kükürtlü hidrojeni, azot monoksidi ve 1783′te alkolün sıcak kil etkisiyle ayrışmasından elde edilen etileni buldu. Karbon dioksidi («sabit hava») inceledi, bitkilerin solunumunu keşfetti ve farelerin solunumuyle kirlenen havanın, bir süre yeşil bitkilerle temas edince yeniden solunuma elverişli duruma geldiğini gördü. En önemli keşfi, 1774′te bir büyüteç yardımıyla kırmızı civa oksidi veya sülüğeni güneş ışınlarıyle ısıtarak oksijeni elde etmesidir. Henry Cavendish ile birlikte hidrojeni («yanıcı hava») yakarak suyun sentezini yaptı ve böylece suyun bir bileşik olduğunu ispatladı. Ne yazık ki Lavoisier gibi, bütün bu gözlemler arasında bir ilişki kurmayı başaramadı.
Elektrostatik alanında, iletkenlerin yüzeysel olarak elektriklendiğini doğruladı (1767) ve bundan, elektrik yükleri arasındaki etki kanununun yerçekimi kanunuyle aynı olduğu sonucuna vardı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİESTLEY (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİENE
Tarih 09 Haziran 2009
PRİENE, bugün. Güllübahçe. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) Samsun (Mykale) dağının güney yamacında şehir. Strabon’a göre öteki adı Kadme’dır. Teleoneia kalesinin bulunduğu dik bir kayalığın altında yer alır. Eski yazarlar Priene den, kara şehri olarak söz ederler. Bugün Eski Menderes tepesi adını taşıyan Akro-polis’in eteğinde akan Büyük Menderes (Maiandros) ırmağının kollarından bin, eski devirlerde Naulochos limanına kadar küçük kayıklar ve çatanalar için trafiğe elverişliydi. Priene adının Yunanöncesı devre kadar indiği ve Praisos Priansos gibi Girit adalarının, Priene ile ilişkili olduğu sanılıyor. Antik belgelere göre, Priene şehrinin kurucuları lon’lar ile karışmış Thebar’lılerdi ve başlarında Peneleos’un oğlu Phılotas ile Neleus’un oğlu Aipytos vardı. Şehrin kuruluşunun M.Ö. 2000′e kadar gittiği sanılır. Arkaik devre ait şehrin, bugünkü yerden daha içerilerde, Miletos’un yakınlarında kurulmuş olduğu sanılıyor. M.Ö. 645 yıllarında Lydia krallığının başkenti Sardeis’in düşüşünden sonra Priene, Trer’lerin ve Kimmer’lerin lideri Lygdamis tarafından ele geçirildi. Ancak bu sefer, geçici bir yağma niteliğinde olduğundan kısa süre sonra şehir, istilâdan kurtuldu; sonra da Lydia kralı Ardys tarafından ele geçirildi. Priene’deki Lydia hâkimiyetinin ne kadar sürdüğü bilinmiyor.
Şehrin, Kroisos devrinde de Lydia krallığının hâkimiyetinde olduğu kesindir. Herodotos ve Pausanias’a göre, Keyhüsrev’in kumandanı Media’lı Mazares M.Ö. 545 veya 544 yıllarında şehri tahrip etti ve halkını köle yaptı, lonia şehirlerinin M.Ö. 499′da Perslere isyan etmesiyle başlayan lonia ihtilâline ve M.ö. 494′te lonia ihtilâline son veren Lade savaşına Priene de 12 gemiyle katıldı. Bu savaştan sonra Miletos, Priene ve birçok ion şehri, tapınaklar ve kutsal yerlerle birlikte yakılıp yıkıldı. M. ö. 353′te Karia satrapı Mausolos’un ölümünden sonra Priene’nin yeniden inşa edildiği M.ö. 334′te de Büyük İskender’in şehre geldiği sanılıyor. M.ö. 283 veya 282 yılında Sisam (Samos) ile Priene arasında bir sınır olayı sonucunda çıkan anlaşmazlıkta Lysimakhos araya girerek iki tarafı uzlaştırdı ve Dryussa’yı Priene’lilere, Batinetis’i ise Samos’lulara verdi. M.ö. 246′da Selefkilere ait olan şehir Laodikeia savaşı sonucunda Ptolemaios’ların eline geçtiyse de M.ö. 196′da tekrar selefki hâkimiyetine girdi. Kısa bir süre sonra, Priene ile Samos arasında yeni bir anlaşmazlık başgösterdi. Rodosluların hakemliğiyle Priene, Karion ile Dryussa’yı elinde tuttu. M.ö. 188′de Manlius Volso, Küçük Asya’daki ilişkileri düzenleyince, Priene ve Samos, Romalıların bağımsız müttefiki olmayı kabul etti.
M.ö. 155′te Kappa-dokia kralı Ariarathes V ile Bergama kralı Attalos II, Priene’ye karşı savaş açtı. M.ö. 133′te Bergama kralı Attalos II ölünce topraklarını Roma’ya vasiyet etti ve Priene de roma hâkimiyeti altına girdi. Roma devrinde şehir sayısız savaş gördü, Augustus zamanında düzenli bir duruma geldi. Bu sıralarda Büyük Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonlarla, deniz devamlı olarak şehirden uzaklaştığı için Priene’nin önemi de gittikçe azalıyordu. Bizans devrinde Priene, Andronikos II Palaiologos’a kadar bir piskoposluk merkeziydi. Yazılı belgeler ve arkeolojik kalıntılar, şehirde, bizans yönetimi sırasında (XIII. yy.a kadar) yerleşme olduğunu ve bu tarihten sonra tamamen terk edildiğini gösterir.
• Arkeolojik kazılar ve araştırmalar. Şehir ilk defa 1673′te İzmir’den gelen ingiliz tüccarları tarafından tespit edildi. 1894′te Berlin Müzeleri Eski Eserler bölümü müdürü R. Kekule” von Stradcnitz ve Kari Human şehri birlikte ziyaret ederek arkeolojik bir araştırma yapmağa karar verdiler. 1895′te K. Human ilk kazıya başladıysa da, anî ölümü sonucunda kazı başkanlığına Theoder Wiegand getirildi. Bu çalışmalar 1899′da sona erdi.
Şehir, Hippodamos planı veya «ızgara plan» adı verilen bir plana göre yapılmıştır; yollar ve caddeler düzgün ve dik bir şekilde birbirlerini keser. Athena tapınağı, agora ve resmî yapılar şehrin merkezinde yer alır. Doğu-batı yönünde uzanan 6 yol, şehri düzgün parçalara böler. Bu yollardan en önemlisi agoranın yanından geçen Batı Kapı yolu (şehrin batı surlarında bir kapıya ulaşır), kayalık bîr arazinin oyuimasıyle yapılmıştır. Tiyatro yolunun, doğu ve batıda yer alan iki kapıyı birbirine bağladığı doğudaki kapının da şehrin ana kapısı olduğu sanılıyor. Bu kapıdan çıkan bir yol da Magnisa’ya (Menderes Magnesia’sı), oradan da ülkenin içlerine kadar uzanıyordu. Kapının iç tarafında bulunan ve kenarları yuvarlak duvarlar tarafından kapatılmış olan avlu, kapıyı kırarak giren düşmanı yeniden geri püskürtmek için bir tuzak vazifesini görüyordu. Güneydeki Batı kapısı da ana kapı kadar önemliydi. Doğuda, Kaynaklar kapısı adı verilen önemli bir giriş daha vardır. Şehrin kuzey-güney yönünde uzanan eksenlerinde çok eğimli yollar yer alır. Büyük bir kısmı merdivenlerden meydana gelen bu yollar şehir ulaşımını büyük ölçüde etkiliyordu. Yatay ve dikey eksenler tarafından sınırlandırılmış olan ev bloklarının (insulae) boyutları 47,20 X 35,40 m idi; her birinin üzerinde genellikle 4 ev vardı. Şehir akropolisi ve aşağı şehir arasındaki surlar kesintilidir. Yüksekte kurulmuş olan akropolisin yeri savunmaya elverişlidir. Akropolis üzerinde 10 kulenin bulunmasına karşılık, çok daha uzun olan şehir surları üzerinde 16 kule vardır. Güneyde, stadionun yakınlarında testere biçiminde olan surlar, şehrin güneyinden gelen saldırılara karşı başarılı bir şekilde savunulmasını sağlıyordu. Surlarda özellikle Bizans çağında bazı değişiklikler ve onarımlar yapıldı. Şehrin nekropclis’leri hakkında fazla bilgi yoktur. Yalnız doğudaki nekropolis’in önemli olduğu tespit edilmiştir.
Tapınak (Athena polias tapınağı). Şehrin en hâkim noktasında, kayalık bir teras üzerindedir. Vitruvius’a göre, ünlü mimarPyt-heus tarafından yapıldı (M.Ö. IV yy.). Şehrin en önemli ve aynı zamanda en eski yapısıdır. Tapınak doğu-batı yönünde inşa edilmiş olduğundan, şehir planının bu yapının çevresinde geliştirildiği sanılıyor. Her bakımdan klasik bir yapı elan Athena tapınağı küçük asya-ion düzeninde ve 6 X 11 sütunlu peripteros planlı bir yapıdır. Uzun ve kısa taraflarındaki sütun sayısının birbiriyle oranı, klasik dor tapmağı etkisini gösterir. Tapınağın yapımı sırasında kullanılan ve esas ölçü olan «ayak» 29,4 sm’lik attike ayağıdır. Tapınak, içindeki kült tasviri ve kaidesinde bulunan sikkelere göre, Kappado-kia kralı Orophernes tarafından adanmıştı. Pausanias da bu kült tasvirinden söz eder. Tespit edilen kalıntılara göre, Athena’nın heykelinin mermerden ve Nike’nin kanatlarının altın suyuna batırılmış tunçtan yapıldığı ve ünlü heykeltıraş Pheidias’ın Part-henon tapmağı için yaptığı Athena Parthenos heykelinin kopyası olduğu anlaşıldı. Athena tapmağının dışında bir de sunak vardır; Priene’nin yeniden kuruluşu sırasında yapıldığı ve büyük Bergama sunağı tipinde olduğu sanılıyor. Athena Polias tapmağında ve sunağın baş tabanı üzerinde, roma imparatoru Augustus devrine ait, Athena ve imparator için yazılmış bir adak yazıtı vardır.
Zeus veya Asklepios kutsal alanı. Agoranın doğusunda, kare planlı, kuzey ve güneyi galerili bir alandır. Tapınak 8,50 X 13,50 m boyutlarındadır. Girişinde ion düzeninde 4 sütun vardır. Bunun dışında tapınak hakkında fazla bilgi yoktur; ilk defa M.Ö. 330′da yapımına başlandığı kabul edilir. Demeter kutsal alanı. Demeter tapmağının M.Ö. II.yy.dan önce, doğu ucundaki sunağın ise daha geç bir devirde yapıldığı sanılır.
Mısır tanrıları kutsal alanı. Tiyatro ve Athena caddeleri arasında bir teras üzerindedir. Burada ele geçirilen III. yy.a ait yazıtlara göre alan Serapis, Osiris, isis, Anubis ve Harpokrates gibi mısır tanrılarına adanmıştır. Bu alanda uzunluğu 14,60 m, genişliği de bunun yarısı kadar olan büyük bir sunak vardır. Alanın kuzeybatı köşesindeki propylaion ile, batı duvarı kenarındaki galerinin, daha geç devirlerde yapıldığı sanılıyor. M. S. III. yy.di Böyle bir kutsal alanın yapılması, Ptölemaios III Euergetes’in Laodike-ia savaşından sonra mısır hâkimiyetini Ege bölgesine de yaymak istemesi ve bu yüzden Küçük Asya’nın batı kıyılarındaki stratejik mevkilerde yerleşmesiyle açıklanır. Meclis binası ve Prytaneion. Meclis, agoranın kuzeydoğu köşesindeki kutsal stoanın doğu uzantısında yer alır. 20,25 X 21,06 m boyutiarındadır. Priene’nin en iyi korunmuş yapılarındandır. Binanın içinde üç tarafında çatıya doğru gittikçe yükselen oturma sıraları, tam ortada da mermerden yapılmış ve çevresi kabartmalarla süslü, dört köşe bir sunak bulunur. Bu yapının bir «ekklesia» olması da mümkündür; fakat, Miletos’taki benzeri yapı ile karşılaştırılarak bu yapının bir «bulcuterion» olduğu genellikle kabul edilir. Prytaneion’un varlığı bir yazıttan öğrenildi. Bu yapı bir roma yapısının altında kalmıştır.
Agora ve kutsal stoa. Agora, kuzeyden kutsal stoa ile sınırlandııılmıştır ve şehrin merkezinde yer alır. Şehrin planlanmasında, çıkış noktası olarak agoranın alınmış olması da mümkündür. Pausanias’ın sözünü ettiği agora, tipik bir ion agorasını gösterir. Agorayı kuzeyden sınırlayan «kutsal stoa», agorayı çevreleyen galerilerin içinde en önemlisidir. M. Ö. III. yy .da daha eski bir yapının onarımı ve genişletilmesi sonucu meydana gelmiş olduğu sanılıyor. Bir teras üzerinde bulunan stoa 116 m uzunluğundadır ve 3 basamakla çıkılır. Mimarî bakımdan burada dor ve ion biçimlerinin birbiriyle karıştırıldığı görülür. Cephedeki 49 sütunun başlıkları dor düzenindedir ve gövdeleri üzerinde 20 adet yiv vardır. İç kısımda 24 adet ion sütunu yer alır. ön kısımdakilere göre daha aralıklı ve yüksek olan bu sütunların gövdelerinin alt kısımlarında yiv yoktur. Arkeologlara göre, sütunların üzerinds ahşap bir semeıdam vardır. «Kutsal stoa» adının ilk defa Mithridates zamanında verildiği sanılıyor.
Tiyatro. En önemli ve ilgi çekici yapıların taşında gelir. M.ö. 332-331 veya 331-330 yıllarına ait ve Apellis adına yazılmış şeref yazıtında, bir tiyatrodan söz edildiği için, Priene tiyatrosunun bu yıllar içinde yapıldığı sanılıyor. Çok düzgün bir şehir planının içine, 5 000 kişilik oturma yeri olan bir tiyatronun yerleştirilmesi vardır; fakat Priene’li mimarlar bu güçlüğü yenerek tiyatroyu agoranın kuzeyine yerleştirmişlerdir. Seyirci kademeleri bir yamacın içine oyularak yapılmıştır. Orkestra bölümü sıkıştırılmış topraktır.
Gymnasion’lar ve Stadion. Yukarı ve aşağı olmak üzere iki gymnasion vardır. Yukarı gymnasion, tiyatro ile meclis binası arasındadır. Buradaki araştırmalar yetersiz olduğundan bu yapılar hakkında fazla bilgi yoktur. Şehrin güneyindeki Aşağı gymnasion daha iyi bilinir. Aşağı gymnasionun sütunlu avlusu, doğu-batı uzantısında 34,35 m, kuzey-güney uzantısında
35,11 m uzunluğunda Stadion, Priene’deki öteki yapılar gibi yüzyıllar boyunca değişikliklere uğramıştır; 191 m uzunluğunda olduğu sanılıyor. Evler. Priene’deki tapınak, tiyatro, agora v.b. yapılar çok gelişmiş olduğu halde evler çok az gelişmiştir. Şehirde ancak geç devirlere ait 4 adet peristilli ev ortaya çıkarıldı. Priene’deki evlerde prostaslı oikos (girişi stoalı ev) tipi yaygındır.
Wiegand, bu evlerde megaron tipinin etkileri olduğunu ileri sürer. Mykenai tarihöncesi evleriyle priene evleri arasında ilişkilerin varlığı tespit edilmiştir. Şehirde bugün en iyi durumda bulunan ev, tiyatro caddesinin kenarında, Athena tapınağının yanındadır. Bu ev, megarotı tipi bir yapının daha geç tir devirde, peristilli bir ev olaıak değiştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Evin, yalnız kadınlara, hemen yakınındaki başka bir evin de erkeklere ait olduğu sanılıyor. Ortaya çıkarılan başka iki ev de aynı zamanda tapınak olarak kullanıldığı için ilgi çekicidir. Bu evlerden biri, ele geçirilen buluntulara göre tanrıça Kybele’ye adanmıştı, ötekinin de «Kutsal ev» adım taşıdığı tespit edidi. Evlerin yapı malzemesi ve tekniği çok basittir. Duvarları genellikle çamur harçla tutturulmuş kırma taslardan veya kerpiç tuğlalardan yapılmıştır. İç yüzleri alçıyle sıvanmıştır. Pencereler çok az ve belki de çok yüksektedir.
Bizans yapıları,Andronikos ll Palaıologos devrine kadar bir piskoposluk meıkezi olan şehirde, İsaakios I Angelos ile Aleksios III Angelos devirlerinde selçuk ve osmanlı tehlikesine karşı bazı yapılar inşa edildi. Meselâ, Zeus tapınağının yanındaki küçük şatonun bu devirde yapıldığı kabul edilir. Başka bir bızans yapısı da, tiyatronun yakınındaki 600 kişilik piskopos kilisesidir; bunun, VI. yy.da yapıldığı sanılıyor. (-»Bibliyo.) [M]
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİENE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİDE (Thomas)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİDE (Thomas), ingiliz generali ve parlamento üyesi (öl. Nonsuch House, Surrey 1658). Cromwell ve Fairfax gibi bağımsızdı; elindeki alay ile Londra’nın işgaline katıldı (aralık 1648) ve Ordu konseyinin emri üzerine parlamentoda girişilen ünlü tasfiye hareketini yönetti. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİDE (Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Julius Mendes)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Julius Mendes), ingiliz gezgini (Londra-ay.y. 1924). Brüksel’de ve Paris’te Güzel Sanatlar okulunda öğrenim gördü. Sonra gazeteciliğe başladı, İllustrated London News’ta özel muhabirlik yaptı. 1884-1885′te Güney Afrika’daki Bechuanaland seferini gazeteci olarak izlemek için orduya yazıldı. Daha sonra Karadeniz, Sibirya’nın kuzey kutbu kıyıları ve Yenisey ırmağından geçerek Sibirya içlerine ulaşacak olan Nordenskjold yolunun keşfi için yapılan geziye katıldı. 1897′de Yunanlıların safında Türk-Yunan savaşına katıldı. 1900-1901′de Çin’e gitti. Rus-Japon savaşı sırasında (1904-1905) Daily Telegraph’ın savaş muhabirliğini yaptı. Birinci Dünya savaşı sırasında (1917) İtalyan hükümetinin resmî savaş muhabiriydi. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Julius Mendes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Bonamy)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Bonamy), ingiliz iktisatçısı (St. Peter’s Port, Guernsey 1807 – Londra 1888). Oxford’ta Worcester kolejinde okudu. 1830-1850 Arasında Rugby’de yardımcı müdür olarak çalıştı. Daha sonra Londra’da ticaret ve edebiyatla uğraştı. 1868′de Oxford’da iktisat profesörü oldu. Serbest ticareti savundu.
Başlıca eserleri: The Principîes of Currency (Tedavüldeki Paranın İlkeleri) [1869]; Curency and Banking (Tedavüldeki Para ve Bankacılık) [1876] ve Chapters on Practical Political Economy (Pratik İktisat üstüne Görüşler) [1878]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Bonamy) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREVOST DE SANSAC
Tarih 09 Haziran 2009
PREVOST DE SANSAC, Angoumois’lı aile (XI. yy.). Ailenin en büyük dalı fransızdır ve özellikle Sansac baronu ve Fransa mareşali Louis Prevost (Cognac 1496 -ıj y. 1576) ile tanınır.
Ailenin ingiliz dalı Nantes fermanı yürürlükten kaldırıldığı sırada ortaya çıktı. Bu dal özellikle Kanada valisi (1811-1815) sir George Prevost (New York 1767 – Londra 1816) tarafından temsil edilir.
Ailenin rus dalı Traversay markisi Jean Baptiste Prevost de Sansac (Martinik 1754 – 1834) tarafından kuruldu (1784). İsviçre’ye göç etti (1791). Katerina’nın isteğini kabul ederek Rusya’ya gitti. Rus denizciliğinin gerçek kurucusudur. Aleksandr I ve Nikolay I devrinde bahriye nazırı oldu. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVOST DE SANSAC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESTWİCH (sir Joseph)
Tarih 09 Haziran 2009
PRESTWİCH (sir Joseph), ingiliz jeologu (Clapham, Surrey 1812 – Shoreham, Kent 1896). Londra’da şarap tüccarıyken jeolojiyle ilgilenmeğe başladı, üçüncü zaman kalıntıları üstüne önemli çalışmalarda bulundu. Ayrıca tarihöncesi insanlara ait kalıntılar ortaya çıkardı (bu konu o zamanlar henüz tam bir açıklığa kavuşmuş değildi). Yeraltı suyundan, şehirlere dağıtılmak üzere, daha iyi bir su elde etme meselesi üstünde de önemle durdu. 1853′te Royal society’ye üye seçildi. 1872′de bu kuruldan çekildikten sonra Oxford üniversitesi Jeoloji kürsüsünde profesör olmayı kabul etti (1874) ve 1888′e kadar bu görevde kaldı. En önemli eseri Geology, Chemical, Physical and StratigraphicaV dır (Kimyasal, Fiziksel ve Stratigrafik Jeoloji)
[9 cilt, 1886-1888]. ölümünden kısa bir süre önce (1896) «sir» unvanını aldı. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESTWİCH (sir Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESBİTERYENLİK
Tarih 09 Haziran 2009
PRESBİTERYENLİK i. (presbiteryen’den Presbiteryen-lik), ing. Presbyterianism. Calvin tarafından öngörülen ve Kilisenin yönetimini protestan papazlarıyle laik kişilerden meydana gelen presbiterium adındaki karma bir kurula, vermeyi öngören düzen.
— ANSiKL. Kelimenin dar anlamında, presbitery enlik kelimesi, calvin’ci ingiliz kiliseleriyle, Brezilya presbiteryen kilisesi gibi bazı yeni kiliseler için kullanılırdı. Bu terim, bazı mahallî farklarla ve çok zaman şiddetli olan bir muhalefete rağmen, Fransa, Hollanda, Iskoçya ve Kuzey Amerika kiliseleri tarafından benimsendi. İngiltere’de Presbiteryenlik Cromwell zamanına kadar muhalefetteydi. Bugün İngiliz Presbiteryen kilisesinin ancak 100 000 kadar taraftarı vardır. Buna karşılık A. B.D.’de presbiteryenlerin sayısı 4 milyonu aşar. 1877′de Presbiteryen birliği adiyle presbiteryen bir kiliseler birliği kuruldu. Bu birlik, 1921′de, Dünya Reform Kiliseleri birliği halini aldı. Ama sayısı 40 milyonu aşan üyelerinin hepsi de calvin’ci anlayışa tam olarak bağlı değildir. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESBİTERYENLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRENS EDWARD adası
Tarih 09 Haziran 2009
PRENS EDWARD adası, ing. Prince Edward İsland, Kanada’da, Saînt-Laurent körfezinin güney kıyısı yakınında ada ve il, Amerika kıtasından Northumberland boğazıyle ayrılır; 5 656 km2; 107 000 nüf. Merkezi, Charlottetown. Kıyı eyaletlerinden biri olan ada, aralarına derin koylar sokulan ince toprak şeritleriyle birbirine bağlı üç yarımadadan meydana gelir. Geniş bir çöküntünün’ (deniz havzası) bir kısmını örten alçak bir bölgedir. İklim, okyanus iklimidir. Prens Edward, Kanada eyaletlerinin en küçüğü fakat en yoğun nüfuslusudur. Tarım, ada üretiminin yüzde 60′ını karşılar. Topraklar tahıl (yulaf), yemlik bitki, patates ve meyve ağaçları yetiştiriciliğine ayrılmıştır. Hayvancılığın (sığır, domuz, kümes hayvanı, gümüşü tilki) çok önemli olduğu adada büyük ölçüde süt üretilir. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir. Adanın kuzeyinde bir millî park vardır.
— Tar. Champlain’in Saint-Jean adası adını verdiği adaya, Utrecht antlaşmasından sonra ingiliz hâkimiyetinden kurtulmak isteyen Acadie’liler yerleşti. Luisbourg’un teslim olmasından sonra (1758), İngilizler tarafından işgal edilen ada, 1763′te Nova Scotia’ya bağlandı; 1769′da aynlarak özel bir hükümet meydana getirdi ve 1873′te Kanada konfederasyonuna katıldı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS EDWARD adası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREECE (sir William Henry)
Tarih 09 Haziran 2009
PREECE (sir William Henry), ingiliz elektrik mühendisi (Bryn Helen, Carnarvon, Galler 1834 – Penrhos, Carnarvon 1913). Royal institution’da Michael Faraday’dan mezun oldu. 1853′te Elektrik ve Milletlerarası Telgraf şirketinde çalışmağa başladı, telgrafla haberleşme çalışmalarına önemli katkılarda bulundu. 1892′de bir telsiz telgraf sistemi kurdu. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREECE (sir William Henry) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Preciosite
Tarih 09 Haziran 2009
Preciosite, XVII. yy .ın ilk yarısında Fransa’da bazı kibar çevrelerde, duyguların dile getirilişinde ve edebî anlatımda kendini gösteren aşırı incelik hevesi.
Kelimenin tam anlamıyle preciosite, Fransa’da 1650′den sonra, edebî bir akım olmaktan çok, feminist hareketin bir özlemi olarak ortaya çıktı. Evlilik hayatında kadının baskı altında tutulmasına karşı çıkan preciosite, toplumsal kısıtlamalardan bağımsız, son derece güçlü ve ideal bir aşk anlayışını geliştirdi. Bu anlayış aşırı bir duygu inceliğinin ve kibarlar âleminde kadının hâkimiyetinin onaylanışı olarak kabul ediliyordu. Aynı incelik çabası, çeşitli salonlarda, nezaket kuralları ve konuşma tarzında da kendini gösterdi. Kişisel orijinallik, kelimeleri bu anlayışa uygun anlamlar vererek kullanmak, ince istiareler yapmak gibi önceleri hiç de gülünç olmayan bir tarz haline geldi. Zaten precieuses kelimesi de, ilk olarak 1653′te, kibar edebiyatına, romanesk tarza ve aşk şiirlerine karşı çıkan kimseler tarafından, evlerinde edebiyatçıların katıldığı toplantılar düzenleyen kadınlar ve Özellikle de Mile de Scudery için kullanılmıştır.
Urfe” ile Rambouillet konağı şairleri Voituıe, Maileville, Godeau’nun eserlerinden kaynak alan preciosite’ edebiyatı, bu kimselerin eserlerinde, italyan concetti’lerindeki sıkıcılığın, ispanyol Gongora’cılığının ve ingiliz eupheus’çuluğunun izlerini taşıyordu. Başlıca temsilcileri de, Benserade, Segrais, Sarasin, Pellisson, Menage, Gomberville, La Calprenede ve özellikle de Mile de Scudery’ydi (Le Grand Cyrus, 1650; Clelie, 1654-1660). Preciosite edebiyatı çok zaman, aşırı incelik, yapmacıklı bir biçimde derinleştirilmiş bir havaîlik ve anlaşılmazlığa kadar varan bir anlatım özentisine düştü. Bütün bu özelliklerine rağmen, âşıkane duyguların açıklanmasındaki özenli ve ayrıntılı açıklamalarıyle başarılı da oldu. «Precieux»lerden ve «preciosite»den 1660′a kadar söz edilmiştir. Bundan sonraki tarihlerde terim çok daha az kullanıldı. Ama preciosite’ye has davranışlar ortadan kalkmadı, öyle ki, yüzyıl sonundaki kibar çevreleri, 1655-1660 sırasının kibar çevrelerinden pek de farklı olmadı. Preciosite denince her şeyden önce bu aşırı incelik ve yapmacık dolu üslûp akla geldiği için, bazı modern yazarların (E. Rostand, J. Giraudoux) preciositesinden de söz edilebilir. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Preciosite hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|