PRAGA (Emilio)

Tarih 08 Haziran 2009

PRAGA (Emilio), italyan şairi (Gorla, Lombardia 1839-Milano 1875). önce ressam­lık yaptı, sonra şiir yazmağa başladı; Hugo, Musset, Heine, Baudelairc ve özellikle italyan romantiklerden ilham alarak şiir­ler yazdı: Tavolozza (Palet) [1862], Penombre (Alaca Karanlık) [1864], Fiabe e Leggende (Masallar ve Efsaneler) [1867]. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAGA (Emilio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRAG çekçe Praha

Tarih 08 Haziran 2009

PRAG çekçe Praha, Çekoslovakya’nınbaşkenti, Bohemya’nın merkez kesiminde, Vltava kıyısında, ırmağın Elbe (Labe) ile kavuştuğu yerin yukarısında; 1 030 330 nüf. Üniversite.
• Coğrafya ve güzel sanatlar. Prag, Vltava vadisindeki küçük bir çanakta, ırmağın Polabi ve asıl Labe’ye ulaşmak için boğaz­lara girmeden önce menderesler çizerek akışının ağırlaştığı yerde kuruldu. Kraliyet şeh­ri olarak, Vltava’nın sol kıyısında, bir çeşit resmî şehir olan ve içinde surla çev­rili büyük bir katedral (XIV. yy.da Aras’lı Mathien ve P. Parler tarafından inşa edildi; Aziz Jan Nepomuklu’nun mezarı), saray ve saraya ait askerî ve idarî yapılar bulunan Hradçany’den itibaren geliş­ti. Aşağıda set set kiliseler ve genellik­le italyan mimarlarının eserleri olan Mala Strana semtinin sarayları sıralanır. Mala Strana, azizlerin heykelleriyle süslü Karel köprüsüyle (XIV. yy.) eski tacirler şeh­rine bağlanır; burada eskiden çeklerin tüc­car mahalleleri, alman semti Havel ve getto yer alırdı. Şehrin ırmağın sağ kı­yısındaki bu kısmı, Stare Mesto («eski şehir») adını taşır. Gerçekten sivil ve di­nî anıtları, dar sokakları ve sık mesken adalarıyle eski bir şehrin bütün özellik­lerine sahiptir. Başlıca anıtları İkinci Dün­ya savaşında kısmen yıkılan Belediye sa­rayı (mekanik saat), Havel kilisesi, Tynsky kilisesi ve eski kervansaraydır. Modern çağ­da dev kapılar açılan surlar eskiden Hrad-çany, Mala Strana ve Stare Mesto’nun meydana getirdiği bütünü çevrelerdi. Şehrin bu eski sınırı bugün kolayca göz önüne ge­tirilebilir: nitekim Na Prikope ve Narodni Trida ana caddelerini takip eder. XVIII. yy.da, Stare Mesto’nın ötesinde, başlangıç­ta bir çeşit geniş panayır yeri olan büyük Vaclavkse namesti’nin (Vaclavkse meydanı) çevresinde yeni semtler kuruldu. Böylece Kari IV’ün XIV. yy.da inşa ettirdiği Nove Mesto («yeni şehir») gelişti. Ama bu geniş­lemelere rağmen Prag’ın nüfusu 1850′de an­cak 150 000 kişiydi. İlk sanayi tesislerinin kurulması ortaya yoksul ve kasvetli semt­lerin çıkmasına yol açtı: özellikle Vlatava’nın büyük menderesinin sağ kıyısında Karlin semtinde kısa süre içinde un fabrikaları, se­pi yerleri, bira ve içki fabrikaları, iplikhane ve dokumahaneler, küçük makine ateîyeleri, mobilya fabrikaları kuruldu. Aynı dönemde şehrin yukarısında, ırmağın sol kıyısında Smichov sanayi semti gelişti. Bu arada, ırmağın sağ kıyısına hâkim olan yumuşak eğimli yamaçta, Çesky Brod ve Brno yol­ları boyunca mesken semtleri kuruluyor­du.
XX. yy. başında ve ilk Çekoslovak cumhu­riyeti döneminde şehir büyük ölçüde gelişti. Gerçekten o tarihte Prag çok büyük bir sa­nayi şehri haline geldi: yeni kurulan fab­rikalar ilk sanayi tesisleriyle oranlanamayacak kadar büyüktü. Eski şehrin aşağı kesi­minde, ırmağın menderesinin içbükey kısmını kapsayan büyük bir batı-doğu çöküntüsündeki serbest alanlara el atıldı: burada
Bubeneç ve Holeşovice semtleri kuruldu; Vlatava’nın küçük bir kolu olan ve büyük ölçüde çamurla dolan Rokytka’nın vadisinde Vysoçany ve Hloubetin semtleri inşa edildi, Bir yan kanalla Vltava ve Labe’ye bağlanan bir ırmak limanı (Bubeneç menderesinin alçak taraçalannın iç kısmında) düzenle­nerek sanayi bögesinin ulaşım imkânları genişletildi. Sanayi bölgesi Karlin semtini genişletip, şehrin Prag çanağını sınırlayan yamaçların eteğindeki kuzey kısmını da içine alarak, büyük bir bütün meydana getirdi. Bu bölgede önemli metalürji tesisleri; vagon ve sanayi makineleri fabrikaları, otomobil ve motor fabrikaları toplandı. Bubeneç’in menderesinde ve Holeşovice’de ise kimya ve besin sanayii tesisleri yer aldı. 1921′de şehrin yeniden bağımsız bir devletin başkenti olması ve sanayinin gelişmesi nüfus artışını hızlandırdı. Nüfus 1913′e doğru yarım mil­yondan azken, 1936′da bir milyona yaklaştı. Bunun üzerine şehrin bütünü için bir plan yapılmaksızın, semtler çevresinde en çeşitli şehircilik ve inşaat denemelerine girişildi. Şehrin doğusu özellikle büyük yapılarla do­lu semtlerden meydana gelir; bu semtler gü­neye doğru, Karel üniversitesinin enstitü ve laboratuvarları çevresindeki Vyşehrad’da da uzanır. Sol kıyıda, Hradçany’nin kuzeyinde XX. yy. başında yeni sanayiciler ve tacirler sınıfının oturduğu özenle yapılmış binalar­dan meydana gelen bir semt kuruldu; ku­zeydoğuya doğru bu semtten, meşhur Prag fuarı çevresindeki orta sınıfların oturduğu semte geçilir.

Şehir büyümeğe devam etmektedir: eski şeh­rin batısındaki Beyaz dağa (Bila Hora) ka­dar tırmanan karayolları boyunca genişle­mektedir. Başkent, Kobylisy’ye doğru Prag çanağının kuzey yamaçlarına da tırmanır; güneyde eski banliyöleri Libus ve Kunratice’ye ulaşır. Bugün başlıca hedefi şehir merkezinin düzenlenmesi olan bir şehir pla­nı uygulanmaktadır.

• Tarih. Ticarî olduğu kadar stratejik ko­numu da önemli olan Prag, Prensmyl’lerin iki şatosu (Hradçany ve Vyşehrad) çevresin­de, ırmağın her iki kıyısında gelişti; ırma­ğın geçit veren yerleri yakınında birçok ta­cir ve zanatçı (yahudi, italyan, fransız, ama özellikle alman) yerleşti. Bunlar daha X. yy.dan itibaren nispî muhtariyetler elde etti­ler; ama Prag’ın şehir derecesine yükseltil­mesini ancak şehre Nürnberg hakkını tanı­yan (1232-1235) Venceslav (Vaclav) I zama­nında sağlayabildiler. Bu eski şehir (Stare Mesto), Venceslav (Vaclav) I’in şansölyesi Eberhard tarafından inşa ettirilen yeni bir merkezle birleşti ve surlarla çevrildi (1253). 1257′de eski şehir halkıyle devam eden çatış­maların önünü alabilmek için Ottokar II yalnız alman kolonlar için yeni bir merkez (Mala Strana veya «küçük şehir») kurdu; kolonlara Magdeburg hakkı tanmdı ve muh­tar bir komün haline gelmeleri onaylandı (1338). XIV. yy.da birçok manastır kurulan ve çok zenginleşen Prag’ı Kari IV (1336-1378) imparatorluğun başkenti haline ge­tirdi (1344) ve çek milliyetçiliğinin mer­kezi olan üniversiteyi kurdu (1348). Vyşeh­rad çevresindeki köylerin birleştirilmesiy­le kurulan, çeklerin yerleştirildiği üçün­cü bir yeni şehir de (Nove Mesto) mil­liyetçiliği destekliyordu. Bir süre için Çek­lerin ülkeye kesinlikle hâkim olmasını sağ­layan Jan Hus taraftarlarının savaşı sı­rasında kızışan milliyet çatışmaları, Jîrji Podebrady zamanında yeniden başladı. Bu­nunla birlikte 1518′de tek bir komün ha­linde birleşen şehir, Habsburg’lar zamanın­da, Ferdinand I’in otoritesine karşı patlak veren isyandan sonra (1547) başkentini Viyana’ya nakletmesiyle önemini kaybetti, öm­rünü Prag’da geçiren Rudolf II’nin (1583-1610) büyük ilgisi sayesinde şehir yeni­den milletlerarası önemini kazandıysa da, yeni bir almanlaştırma denemesi açık bir is­yana yol açtı (23 mayıs 1618). Bila Hora sa­vaşını takip eden sert bastırma hareketiyle Prag, bir il haline getirildi. Dinî baskıdan kaçan iki bin burjuva ailesi göçtü; birçok defa yabancılar tarafından işgal edilen şe­hir (Saksonlar, 1631-1632; İsveçliler 1634, 1639 ve 1648), ancak XVII. yy. sonunda ve XVIII. yy.da
(barok çağ) yeniden canlan­dı. 1558′den beri krallık şehri olan Hrad­çany, öbür üç siteyle eşit haklara sahip olan dördüncü bir site haline getirildi (1756). Ama Josef II, dört siteyi tek bir komün ha­linde birleştirdi (1784). XIX. yy.da çek köy­lülerinin büyük ölçüde şehre göçmesine yol açan sanayileşmenin yanı sıra Bohemya soylularının mahallî fikir hayatına gösterdik­leri büyük ilgi sayesinde milliyetçi hareket yeniden canlandı. Windischgraetz’in 1548′de şiddetli bir şekilde bastırdığı milliyetçi hareketin (islav birliği toplantısından sonra ayaklanmalar) 1861 seçimlerinde, başarı gös­termesi, kısa süre sonra tamamıyle Çekle­rin elinde olan bir idare ve öğretim kurulmasına imkân verdi. Prusyalılar tarafından kuşatılan (1866) ve kendi adını taşıyan ba­rıştan sonra (ağustos 1866) Prag, modern­leşmeğe, sanayileşmeğe ve XX. yy.da çek milliyetçiliğini yönetmeğe devam etti. Çe­koslovakya’nın bağımsızlığı burada ilân edildi (28 ekim 1918) ve 14 kasım 1918′de Habsburg’ların tanınmadığını bildiren ve Tomaş Masaryk’i Çekoslovak cumhuriyeti­nin başkanı ilân eden devrimci millet mec­lisi burada toplandı. Birinci Dünya savaşından sonra kurulan Çekoslovakya’nın başkenti olan, fikir ve sanat merkezi haline gelen şehri, Hitler’in Çekoslovakya’yı par­çalamasından sonra 14 mart 1939′da Wehrmacht işgal etti. İkinci Dünya savaşı so­nunda Patton kumandasındaki A.B.D. bir­likleri hükümetlerinin emri üzerine şehre 90 km uzakta olan Plzen bölgesinde durdu­lar. Konyev kumandasında Dresden’den ve Malinovskiy kumandasında Viyana’dan ge­len sovyet birlikleri 6 mayıs 1945′te Prag’­da birleşti. (Bk. ALMANYA-RUSYA SAVAŞI.) 1948 Şubatında Prag’da yapılan hükümet darbesiyle idareyi bir komünist hükümet ele geçirdi. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAG çekçe Praha hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRAETORİUS (Michael)

Tarih 08 Haziran 2009

PRAETORİUS (Michael), alman bestecisi ve müzik nazariyecisi (Creuzburg 1571 -Wolfenbüttel 1621). Bir protestan rahibinin oğluydu. 1585′te Frankfurt üniversitesine de­vam etti. Bu şehirdeki Marienkirehe’nin orgcusu oldu. 1589′dan sonra Braunschweig dükünün kapellasında görev aldı, Wolfenbüttel’deki kilisenin müzik yöneticisi oldu. Beste ve müzik kuralları alanında 1605′ten 1623′e kadar birçok eser yayımladı. Mü­zikte, Luther Ortodoksluğunu temsil eden besteleri, XVII. yy. Almanya’sının en önemli eserleri sayılır ve italyan müziğinin çeşitli akımlarını yansıtır. Praetorius, ilk motet’lerinde Lassus’un, sonra Viadana’nın, G. Gabrieli’nin tekniğini benimsedi. Bütün eserlerinde Liedmotete’ye, yani ruhanî ilâhi­lere ve sağlam bir kontrapunto yazı tarzı­na bağlı kaldı. Tümü yirmi cildi bulan eserlerinin arasında en önemli olanları şun­lardır: Musae Sioniae, Musarum Sioniarum Motectae et Psalmi Latini, Missodia Sionia, Hymnodia Sionia, Eulagodia Sionia, Terpsichore, Concert-Gesang, Polyhymnia Exercitatrix, Puericinium v.b. Dinî beste­lerinin başına koyduğu nazarî giriş (Leiturgodia Sionia Latind), eski müzikle kilise müziği üstüne yazdığı tarihî nitelikteki Syntagma Musicum (1614-1615) adlı inceleme­nin hareket noktasıdır. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAETORİUS (Michael) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prado müzesi

Tarih 08 Haziran 2009

Prado müzesi, Madrid’de müze. Bina, mi­mar Juan de Villanueva’nın eseridir. 1819′da açıldı. Müzede en geniş yeri ispanyol ressamlarının eserleri tutar: primitiflerden Bermejo, Gallego, Berruguete; rönesans sa­natçılarından Morales, Pantoja de la Cruz, Coello ve özellikle El Greco, Velazquez ve Goya’nın eserler vardır. Müzede El Greco’nun, Elini Göğsüne Koymuş Şövalye ve Don Rodrigo Vasquez ile büyük bir mistikliğin izlerini taşıyan Teslis, İsa’nın Vaftizi, Hamsin Yortusu adlarındaki dinî kompo­zisyonları yer alır. Velazquez’in ise en ünlü eserleri olan Vulcanus’un Ocakları, Breda’nın Teslimi, İplik Eğiren Kadınlar, Las Meninas ve bir dizi portre vardır: Felipe IV’ün çeşitli zamanlarda yapılmış portreleri, Kra­liçe Mariana, Veliaht Don Fernando ve Don Carlos, infanta Margarita, saray cüceleri ve soytarıları. Müze, Goya’nın şaheserleri ba­kımından da aynı derecede zengindir: Fran­cisco Bayeu’nün, Carlos IV’ün ve ailesinin portreleri; iki Maya, manzaralar (La San isidro Kırları), tarihî tablolar
(2 ve 3 mayıs 1808 kurşuna dizme olayları) ve halılar. Prado, italyan okulunun ressamlarına da geniş yer verir: Giorgione, Tintoretto, Veronese, Tiziano, Venüs’e Sungu, Bacchus Şenliği, Danae ve çeşitli portreler. Flaman ressamlarından Memling, Matsys, Bosch, Jan Bruegel ve Rubens’in de eserleri var­dır. Rubens’in eserleri Tiziano’nunkilerden daha büyük bir yer tutar (Paris’in Yargısı, Adem ile Havya, Katolik Kilisesinin Zaferi, Samanyolu, Diana ve Callistous, Aşk Bah­çesi). Ayrıca, Dürer’in kendi yaptığı port­resi ile Watteau’nun bir manzarasını ve bir şenlik resmini de anmak gerekir. Heykel bö­lümü ise, yunan, roma ve iberik kısımların­dan meydana gelir. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prado müzesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POZZO (Andrea)

Tarih 08 Haziran 2009

POZZO (Andrea), italyan din adamı ve ressam (Trento 1642 – Viyana 1709). Cizvit tarikatına girdi ve kendini daha çok bu ta­rikata bağlı kiliselerin süslemesine verdi. Lombardia’da yetişti ve 1681′de Roma’ya gitti. Göz aldatmacalı dekorlar çizdi. Bu gerçekdışı ve ustalıklı eserlerin en mü­kemmeli Aziz ignatius’un Ululuğu’dur (1685; Roma’da Sant’İgnazio kilisesi). Badia D’Arezzo’nun kubbesini de (1703) süs­ledi. Modena, Torino, Mondovi ve Napoli’­de çalıştı. Kuzey barokunun temsilcilerini çok etkileyen Prospectiva Pictorum et Architectorum’u (Resim ve Heykelde Perspek­tif) [1693] yazdı. Lichtenstein sarayını süs­lemek üzere Viyana’ya gitti ve orada üni­versite kilisesini kurdu. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZZO (Andrea) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POZZA (Orsato)

Tarih 08 Haziran 2009

POZZA (Orsato), sırp-hırvat dilinde Medo Pucic, dalmaçyalı yazar
(Ragusa 1821 -ay.y. 1882). Eski ve soylu bir ailedendi; İtalyanca öğrendi ve A. Mickievvicz’in Büyükbabalar’ını İtalyancaya çevirdi (1842). Sırp-hırvat dilindeki manzum eserleri (ba­zılarında italyan etkisi açıkça görülür: Talijanke [İtalyan Tarzı Şiirler], 1849) arasın­da bölgesel romantizmin tipik bir örneği olan Cvijeta (Çiçek) [1865] sayılabilir. (M)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZZA (Orsato) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POURBUS (Pieter)

Tarih 08 Haziran 2009

POURBUS (Pieter), flaman resamı (Gouda 1510′a doğr. – Brugge 1584). Daha 1540′ta Brugge’de tanınmağa başlandı. Lancelot Blondeel’in kızıyle evlendi. Brugge sanat çevresine italyan üslûbunu getirdi. Kıyamet Günü (Brugge Belediye müzesi) ad­lı tablosunda, antik mermer motiflerinden ve italyan maniyerizminden ilham aldı; ama flaman tekniğinden ayrılmadı. Bir Park’ta Hoş Bir Toplantı (Wallace koleksiyonu, Londra) adlı tablosunda il Primatice’nin ka­dın tiplerine benzer tipler yarattı. Pieter Pourbus, önemli bir portre ressamıydı (baş­lıca eserleri Brugge ve Brüksel müzelerindedir). [L]

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POURBUS (Pieter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİRANESİ (Giovan Battista)

Tarih 07 Haziran 2009

PİRANESİ (Giovan Battista), italyan gravürcüsü ve mimarı (Mogliano di Mestre 1720-Roma 1778). Dayısı mühendis Lucehesi’nin yanında yetişti, sonra Roma’ya gitti (1740), Giuseppe Vasi’den ofort tek­niğini öğrendi. 1743′te Venedik’e dönün­ce, ofortla çalışmağa başladı ve yaptığı eserlerle bu alanda en büyük ustalar ara­sında yer aldı.
Büyük boy 2 000′den fazla eserinin yalnız 1 000′e yakını imzasını taşır. 1745′te Roma’ya yerleşen sanatçı, 1745 ile 1764 arasında Hapishaneler ve Eski Roma Manzaraları adlı ünlü gravür dizilerini yaptı. Mimar olarak, Roma’da barok üs­lûptaki Santa Maria del Priorato’nun ona­rımına katıldı (1764-1765). Dekoratif de­ğer taşıyan gravürlerinin, 1768′den itiba­ren, yeni-klasik zevkin bütün Avrupa’da yayılmasında büyük rolü oldu. Daha son­raları, eskiz defterlerinde Mısır sanatından ilham aldı. Bu eskizler, sonradan ampir üslûbunun temeli oldu. 1778′de Paestum Manzaralarım yaptı. Başlangıçta kullan­dığı açık renklere zamanla kattığı belirli ve keskin siyah renkler, çok etkileyici bir karşıtlık meydana getirdi. Çizdiği manzaralardaki şiir havası, hayal gücü kadar ar­keolojiden de ilham alır. Piranesi, eserle­rinin bir kenarda saklanmasını değil, du­varlara asılmasını öngörürdü. Fransız Ro­mantik çağında, Piranesi’nin harabe man­zaraları çok beğenilirdi. Fakat sonraları sanatçı yavaş yavaş unutuldu, ancak XX. yy. başlarında yeniden hatırlandı. Eserleri­nin katalogu 1918′de yayımlandı. Piranesi’­nin, çalışmalarında kendisine yardım eden üç çocuğu vardı: lAURA (Roma 1755-Paris? 1785), FRANCESCO (Roma 1758 – Paris 1810), PiETRO (?). Çocuklarının üçü de Fran­sa’ya yerleşti (1799). Güzel Sanatlar Yük­sek Okulu kütüphanesinde, Piranesi’nin de­senleri vardır. Fransa’da Cabinet des Estampes arşivinde albümlerinden bir kolek­siyon bulunur. Roma Kalkografi arşivinde ise çok sayıda bakır levhası vardır. Ayrıca, bunların XVIII. yy.da yapılan baskıları değerli sayılır. (L)

07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRANESİ (Giovan Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSSEVİNO (Antonio)

Tarih 06 Haziran 2009

POSSEVİNO (Antonio), italyan rahibi (Mantova 1533′e doğr. – Ferrara 1611). 1559′da cizvit tarikatına girdi, bu tarikatın Savoia ve Fransa’da yayılmasına çalıştı, 1572′de Lyon’da rektör, 1573-1577 arasında da cizvit tarikatı başrahibinin sekreteri ol­du ve İsveç’e gönderildi, kral Johan III Vasa’ya Hıristiyanlığı kabul ettirmeğe ça­lıştı. Yeni bir görevle Polonya’ya Istvan Bathori’nin (1581), daha sonra da Rusya’ya Korkunç İvan’ın (1581) yanına gönderildi. Çarla ilahiyat konusunda tartışmalara gi­rişti, fakat Roma kilisesi için hiç bir yarar sağlayamadı. 1582′den 1585′e kadar, Viyana ile Varşova arasında aracılık yapmağa zor­landı, daha sonra Papalık tartından Orta Avrupa’ya gönderilerek orada birçok ko­lej kurdu. Padova’da profesör oldu, Fransa kralı Henri IV ile Roma’nın arasını bul­mağa çalıştı ve bu arada fransız cizvitlerinin imtiyazlarını yeniden elde etmelerini sağladı. Protestan ve Ortodokslarla dinî tartışmalar üstüne birçok kitap, Moskova, Moldavya ve Transilvanya ile ilgili tarihî incelemeler, ayrıca Biblotheca Selecta (Seç­me Eserler Kütüphanesi) ve Apparatus Sacer adlı iki bilimsel eser yazdı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSSEVİNO (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POKZİO (Simone)

Tarih 06 Haziran 2009

POKZİO (Simone) [lat. Portius], italyan filozofu (Napoli 1496 – ay.y. 1554). Pomponazzi’nin öğrencisiydi. 1540-1552 Arasın­da Pisa’da ders verdi. Daha sonra Napo­li’ye çekildi.
Eserleri: De Bonitate Açıla­nım (Suyun Yararları Üstüne) [1545], ru­hun ölümsüzlüğüne karşı ileri sürülebile­cek bütün itirazları kapsayan De Humana Menle Disputatio (İnsan Ruhu Üstüne Ko­nuşma) [1551], De Rerum Naturalium Principiis Libri II (Eşyanın özünün İlkeleri Üstüne Kitap II) [1553]. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POKZİO (Simone) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTUGAL

Tarih 06 Haziran 2009

PORTUGAL (Marcos Antonio DA FONSE-CA, daha çok Marcos — diye tanınır), portekizi besteci (Lizbon 1762 – Rio de Janeiro 1830). italyan operasının büyüsüne kapılarak 1792′de Napoli’ye gitti ve ora­da çalışmağa başladı, 1793′ten sonra bir­çok opera besteledi: Cinna (Floransa, 1793), La Spazzacamino Principe (Venedik, 1794), La Vedova Raggiratrice (Floransa, 1794), Demofoonte (Milano, 1794), L’Avventuriere (Venedik, 1795), Zulima (Floransa, 1796), L’İnganno Poco Dura (Napoli, 1796), La Donna di Genio Volubile (Venedik, 1796), Le Donne Cambiate, Fernando nel Messici, İl Filosofo Sedcente (1798), Alceste, Le Nozze di Figaro (1799). Portekiz’e döndük­ten sonra, Lizbon’daki Sao Carlos tiyatrosu için operalar besteledi: L’Adrasto (1800), Semiramide, Zaira, Sofonisba, il Ritorno di Serse, L’Oro non Compra Amore (1803), Merope, İl Duca di Foix, La Morte di Mitridate, Artaxerse (1806). 1811′de, kral Joao VI’nın maiyetinde Brezilya’ya gitti. 1813′te Vera Cruz konservatuvarının mü­dürlüğüne getirildi. Operalardan başka, di­nî müzik alanında da eser verdi. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTUGAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTRE

Tarih 06 Haziran 2009

PORTRE i. (fr. portrait). Bir kimsenin re­sim, fotoğraf v.b. ile yapılan tasviri: Du­vara dayalı yağlı boya ile kadın portresine dalgın dalgın baktı (Kemal Tahir).
— Ed. İnsanların görünüşlerini ve kişilikle­rini tanıtan yazı türü.
— ANSiKL. G. santl. Mısırlı heykeltıraşlar Eski İmparatorluk’tan itibaren portre ala­nında hayranlık uyandıran bir ustalığa erişmişlerdi (Ankhaf’ın büstü, Boston). Fi­ravun Amenofis IV’ün portreleri özellikle nesnelliğiyle dikkati çeker. Sümer sanatında da aynı özellikler görülür (Gudea’nın baş resimleri). Yunanistan’da ise, tersine, ki­şi portreleri çok yavaş ortaya çıktı ve baş­langıçta yalnız mezar heykelciliğinde gö­rüldü. Kişiye tapma eğiliminin ağır bastı­ğı İskender devrinde, kişisel portreler bü­yük önem kazandı. Bu devirden ve Iskender’in yerine geçen diadokhos’lardan kalan para resimlerinde (Makedonya, Bergama, Bithynia, Pontos, Suriye ve Mısır kralları­nın portreleri; Baktriana kralı Eukratides’in madalyonundaki portresi) kahramanlık havası ağır basar. Portreler Roma’da Etrüsklerin etkisiyle özellikle Etruria’da elve­rişli bir ortam buldu ve roma gerçekçiliği­nin temel taşlarından biri oldu. Bu gerçek­çilik, Cumhuriyet ve daha sonra İmpara­torluk devirlerinde yüksek mevki sahibi ve­ya halktan kişilerin sayısız heykellerinde, büstlerde ve paralarda kendini gösterdi (Cato, Caecilius Jucundus, Sezar, Pompeius, Augustus ve diğer imparatorlarla bun­ların aileleri). İmparatorluğun uzak eya­letlerinde portre özellikle Palmyra’da (me­zarlarda) ve Mısır’da (Fayyum’daki geniş anlatım gücüne sahip renkli portrelerde) görüldü.
Konstantinos devrinde, resmî port­reler tek kişinin resmi olma özelliğini kay­betti. Bizans sanatı bu tasvirlerden, hüküm­darlarla çevrelerinin şatafatını gösteren, incelik dolu çeşitlemeler meydana getirdi. Portre Batı’da uzun süre ortaya çıkmadı, mezar heykelciliğiyle eski çağlarda da bi­linen balmumu kalıp çıkarma usulü, port­renin Batı’da da zamanla yaygınlaşmasına yol açtı. Saint – Denis’de Philippe II’nin mezar heykeli ve Maineville’de kral Saint Louis’nin heykeli, kişisel özellik taşıyan ilk eserler sayılır. XIV. yy.da eserle modeli arasında yüz benzerliği sağlandı: Jean II’nin (Louvre) portresi ve Charles V’in tas­virleri (Louvre’daki baş heykeli, Saint-Denis’deki yatık mezar heykeli, yine Louvre müzesindeki Narbonne mihrap örtüsü) bu­nu açıkça gösterir. Ayrıca, Charles V’in ço­cuklarının (Berry dükü, Anjou dükü, Phi­lippe II, Bourgogne dükü) tasvirlerinde de aynı özellik göze çarpar. İtalya’da (Siena) Simone Martini (1328′e doğr.), kumandan Guıdorıccio da Fogliano’nun atlı heykeli­ni, 1407′de de İacopo Della Quercia, İllria del Carretto’nun (Lucca) güzelliğiyle ünlü yatık mezar heykelini yaptı. Verona’daki Scaligero’ların mezarları Gattamelata’ya ve Bartolomeo Colleoni’nin heykel­lerine örnek oldu. XV. yy.da batı sana­tında portrenin yaygınlaştığı ve büyük önem kazandığı görülür. Van Eyck (Niccolo Albergati, Viyana; Piskopos Van der Paele, Brugge), Van der Weyden (Meltadusa d’Este, New York), Memling (Marta Moreel, Brugge) veya Van Wassenhove (Juste de Gand) gibi flaman sanatçıları eserle­rinde şaşmaz bir gerçekçiliğe ve anatomik bir kesinliğe ulaştılar. Fransız portre sa­natı Jean Fouquet (Charles VII ve Juvenal’ des Ursins’in portreleri) ve Moulins Ustası (Bourbon’ların portreleri) gibi ün­lü sanatçılar yetiştirdi.

İtalya’da, mezar hey­kelciliği daha derin bir gerçekçiliğe yöne­lirken, Antonella da, Messina, Piero della Francesca, Botticelli, Giovanni Bellini ve madalya üzerine ilk olarak profil yapan (Konstantinos Palaiologos madalyası) Pisanello gibi sanatçlar, derin bir psikolojik kavrayışı dile getiren şaheserler yarattılar. Bunların arasında Portekizli Nuno Goncalves de sayılabilir.
XVI. yy.da portre batı sanatının en çok ilgi gören kollarından bi­ri oldu. Raffaello, Vinci, Tiziano, Lotto, Brenzino, Veronese, Tintoretto İtalya’da, DUrer, Cranach ve Holbein Almanya’da,
El Greco İspanya’da, resimlerini yaktıkla­rı modelleri ölümsüz bir üne kavuşturdu­lar. Fransa’da Clouet’lerin ve onların et­kisinde kalanların yaptığı «kara kalem» portreler özel bir ilgi gördü. XVII. yy.ın portre sanatçıları kibarların inceliğini (Beaubrun’ler, Mignard) veya toplumsal ayrıntıları canlandırmağa (Rigaud) yönelme­dikleri zaman, psikolojik gerçeğe önem verdiler (Philippe de Champaigne, François De Troy, Claude Lefebvre, Nanteuil, Le Brun). Van Dyck, Terborch ve Rubens, Rembrandt ve Frans Hals, Velasquez, gravürcülerden Mellau, Ausran veya Edelinck, büst ve mezar heykeli yapanlardan Sarazin, Girardon, Coysevox ve Anguier’ler mo­dellerinin kişisel özelliklerine büyük önem verdiler. Bunu izleyen dönemde yeni bir teknik olarak ortaya çıkan pastel, insan yüzündeki geçici ifadeleri canlandırmayı sağladı. Vivien, Latour, Perroneau, Rosal-ba Carriera ve daha sonra Ducreux ve Boze bu alanda Un kazandılar, öte yandan Fransızlardan Largilliere, Aved, Tocque, Natier, Greuze, Drouais, Mme Vigee-Lebrun, italyan Galgario, ingiliz Hogarth, Reynolds, Gainsborough, Romney, Lawrence, Raeburn gibi sanatçılar portre sa­natında yağlıboya kullandılar. Heykelcilik­te ise Lemoyne, Pigalle, Pajou, Falconet ve Houdon’un büstleri sayılabilir. Modellerine kimi zaman hain bir gözle, kimi zaman da derin bir sevgiyle bakma­yı bilen Goya, çağdaş portre sanatına ön­cülük etti. XIX. yy.da fransız portre sa­natı fizik ve manevî gerçekleri canlandı­ran şaheserler yarattı: David, Prud’hon, Gerard, Gros, Delacroix, Ingres, Chasseriau; Courbet. İzlenimciler ışığın yanardönerliğini cildin yüzeyine aktarmağa çalı­şarak portreyi manzara resmine yaklaştır­mayı denediler (Renoir). Degas, kendisin­den sonra Cezanne’ın da yaptığı gibi, ki­şiyi daha yalın anlatım imkânlarıyle canlandırmağa çalıştı. Van Gogh, sıcak renk­lerle dolu birkaç portre bıraktı. Kübistler art arda gelen düzeylerle insan yüzünü canlandırmağa çalıştılar (Picasso, Juan Gris, Gleizes). Bu sırada Helleu ve Boldini gibi kibar çevre ressamları aşırı özentili bir anlatımı benimsemişlerdi. Hey­kel dalında Dalou, Carpeaux, Rodin. Bourdelle Despiau, Wlerck, Gimond ve Belmondo’yu saymak gerekir.

— Ed. Eski türk edebiyatında ayrıntılı portrelere pek az rastlanır. Oğuz Kağan Destam’ında, Dede Korkut Kitabı’nda v.b., tabiat varlıklarına benzetmeler yapılarak çok kısa portrelere yer verilmiştir. Di­nî edebiyatın en tanınmış türlerinden olan hilye ve siyer gibi eserler Hz. Muhammed’in özellikle dış görünüşünü geniş öl­çüde tasvir eder. Kerbelâ olayını anlatan maktel’lerde, din ulularının biyografilerini toplayan tezkirelerde, mekanıbnamelerde çeşitli portreler yer alır. Yusuf ve Züleyha, Hüsrev ü Şirin, Leylâ ve Mecnun, Hüsn ü Aşk v.b. gibi mesnevilerde kahramanların portreleri çeşitli mazmunlar, benzetmeler kullanılarak gerçek dışı çizgilerle tanıtılır. Selâtinname, vakayiname gibi tarihlerde padişah ve devlet büyüklerinin genellikle dış görünüşlerini canlandıran portreler vardır. Divan nesrinde kahramanlar canlandırılırken kişiliklere de değinen işaretler ancak Naima ve Evliya Çelebi’nin eserlerinde görülür.

Tanzimat edebiyatından roman türünün ge­lişmesiyle birlikte dış görünüşler yanında kişilikleri de canlandıran portre yazıları gitgide ustalık kazandı. Namık Kemal, ro­manları dışında Evrak-ı Perişan adlı ese­rinde tarihî kişilerin portrelerini de başarıyle canlandırdı. Abdülhak Hâmid, bazı sanatçı ve bilim adamlarıyle tarihî kişile­rin manzum portrelerini yazdı. Edebiyatı cedide romanında Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmed Rauf edebî portrelerin­de ustalık gösterdi. Tevfik Fikret Aveng-i Tesavir’de bazı şairlerin manzum portre­lerini canlandırdı.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edib Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Re­fik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Abdülhak Şinasi Hisar, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Kemal Tahir v.b. eserlerinde şehir ve köy insanlarına ait çe­şitli ve ayrıntılı portrelere yer verdi. Yah­ya Kemal Beyatlı (Siyasî ve Edebi Port­reler), Halit Fahri Ozansoy (Edebiyatçılar Geçiyor), Samet Ağaoğlu (Babamın Arka­daşları), Oktay Akbal (Şair Dostlarım) v.d., sanat ve siyaset adamlarının portrelerini dış görünüşlerle birlikte kişiliklere de eği­lerek canlandırdılar.

— Nümism. Sikkeler üzerindeki en eski portre, pers satrabı Pisaternes’e aittir (M. ö. 412). Helenistik devirde, sikkelere kral portreleri konulması yaygınlaştı. Bu port­reler arkaik devirde olduğu gibi kralın kudretini gösteren birer sembol değildi. He­lenistik devir sikkelerindeki portreler kra­lın gerçek çehresini gösteriyordu. Roma’­da ilk defa Sezar’a Roma sınırları içinde para bastırmak ve sikkesi üzerine portre­sini koydurmak hakkı verildi. Roma’da cumhuriyet devrinde kumandanların olan bu hakkı, imparatorluk devrinde impara­torlar aldı. Böylece, imparatorun, senato­nun ve müttefik şehirlerin ayrı ayrı sikke­leri basıldı. İmparator ve senato sikkeleri imparatorun portresini taşıyordu. Şehirler, sikkelerin üzerine imparatorun portresini
koymak zorunda değillerdi; ancak, impa­ratora saygı için koyarlardı. İmparatorluk devrinde hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun portresi, arka yüzünde de onun yapmış olduğu işler; kalkındırdığı ül­keleri, gezmiş olduğu yerleri anlatan tas­virler bulunur. Bazı sikkelerde de saray mensubu veya ilerigelenlerin portreleri var­dı. Bizanslılarda hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun veya ailesinin port­resi, arka yüzde ise çoğunluk dinî tasvir veya yazılar vardı. Sasanî sikkelerinde de portreler görülür. Ortaçağda madenî para­larda portre kullanılmadı.

XV. yy.dan iti­baren italyan paraları örnek tutularak gü­müş paralarda portreye yeniden yer verildi. Madalyalar üzerine portre yapılmasına 1439′da Pisanella önayak oldu. İslâm sikke­lerinde din yasağı yüzünden portre kulla­nılmadı. Türkiye cumhuriyetinde paraların üzerinde Atatürk’ün portrelerine yer ve­rildi.

— Pulculuk. Üzerinde portre bulunan ilk türk pulu, 1914′te basılmış olan, Birinci Londra serisinden 200 kuruşluk puldur. Bu pulda Mehmed V’in portresi vardı. Cumhu­riyet devrinde, ilk olarak 1924′te bastırı­lan Sulh Hatıra serisinde, Atatürk’ün port­resine yer verildi. Atatürk’ün çeşitli port­releri daha sonra birçok pul serisinde yer aldı. Ayrıca Namık Kemal, Barbaros Hayreddin Paşa, Farabi, Midhat Paşa, Abdül­hak Hâmid Tarhan, Ziya Gökalp, Zübeyde Hanım, Mehmed Akif Ersoy, Mimar Sinan, Fuzuli, Mevlânâ, Kâtip Çelebi, Şi­nasi, Agâh Efendi, Fatin Gökmen, Alp­arslan, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şevket Dağ, Recaizade Mahmud Ekrem, Ahmed Rasim, Mustafa Reşid Paşa, Reşat Nuri Güntekin, Tevfik Fikret, Tamburi Cemil, Ahmed Vefik Paşa, Ömer Seyfeddin, Kemalettin Mimaroğlu, Halid Zıya Uşaklıgil, Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edib Adı­var, Abdurrahman Şeref, Naima, Kanunî Sultan Süleyman, Ahmed Midhat Efendi, Turgut Reis, Sokullu Mehmed Paşa, Ne­dim, Osman Hamdi Bey, Selim Sırrı Tar-can, Ahmed Cevat Paşanın portrelerini ta­şıyan pullar çıkarıldı. Yabancı devlet baş­kanlarından İran şehinşahı Ali Rıza, Fe­deral Almanya cumhurbaşkanı Theodor Heuss, Afganistan kralı Muhammed Zahir Şah, Suudî Arabistan kralı Faysal, Fransa cumhurbaşkanı general de Gaulle gibi dev­let başkanlarının portreleriyle pullar çıka­rıldı.
• Türklerde. Turfan, Hotan, Haço gibi Uy­gur şehirlerinde yapılan kazılarda bulunan fresklerde Buddha’nın ve hükümdarların portrelerine rastlanır. Hoça’da bulunan uygur yazmalarında da portreler vardır. Sel­çuklularda Nakkaşı Rum diye anılan Aynüddevle, Mevlânâ’nın portrelerini yaptı. Osmanlılarda Mehmed II’nin İtalya’dan ge­tirttiği Gentile Bellini, Mate di Pasti, Constanza da Ferrara, hükümdarın çeşitli port­relerini yaptılar. Bu dönemde italya’da Mastori Pavli’nin yanında çalışan Nakkaş Si­nan Bey, Mehmed II’yi gül koklarken gös­teren portreyi yaptı. Süleyman I devrinde Nigârî, bir portresinde Barbaros’un yaşlı­lık dönemini canlandırdı. Nakkaş Hasan’ın Eğri Fetthnamesi’nde Mehmed III’ün za­ferden sonra düşman kumandanının kabul edişini gösteren minyatürü, portre niteliği taşır. Bu eserde Nakkaş Hasan’ın kendi­sini ve eserin yazarıyle hattatım gösteren minyatürler de portre niteliğindedir. XVIII. yy.da Levnî, Ahmed III’ü Damat İbrahim Paşa ile birlikte gösteren portreyi yaptı. XVIII. yy.dan itibaren osmanlı sultanlarının portrelerini toplu olarak gösteren al­bümler hazırlandı. XIX. yy.da batı resmi­nin izlerini taşıyan portreler yapıldı. Bun­lardan birinde Selim III, Koca Yusuf Paşa ile birlikte gösterilir. Batı etkisindeki türk resminde portreler önemli bir yer tu­tar. Bu eserler arasında Şeker Ahmed Pa­şanın yaptığı Abdülaziz portresi, Osman Hamdi Beyin Osmanlı devletindeki mahallî yaşayışı ve türk-islâm dünyasını yansıtan portreleri, Şehit Hasan Rıza’nın Tül Şap­kalı Kadın portresi dikkati çeker. İbra­him Çallı, Feyhaman Duran, Avni Lifij gibi sanatçılar portre ressamı olarak ta­nındı. Cumhuriyet devrinde Ali Avni Çe­lebi, Zeki Kocamemi, Refik Epikman, Cevat Dereli, Hamit Görele, Turgut Zaim, Ercüment Kalmık, Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Abidin Dino, Cemal Tollu, Bed­ri Rahmi Eyüboğlu, Halil Dikmen, Eşref Üren, Sabri Berkel, Nuri İyem, Avni Arbaş, Ferruh Başağa v.d. portre türünde eserler verdiler. (ML)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTİNARİ (Cândido)

Tarih 06 Haziran 2009

PORTİNARİ (Cândido), brezilyalı ressam (Brodosqui, Sâo-Paulo eyaleti 1903-Rio de Janeiro 1962). Bir italyan göçmen ailesinin oğlu. Rio de Janeiro Güzel Sanatlar okulunda okudu, 1928′de bir burs kazandı ve 1930′a kadar Paris’te kaldı. 1936′da Fe­deral Eyalet üniversitesine profesör tayin edildi, önemli duvar resimleri yaptı: Bre­zilya Topraklarının işlenmesi, Çocuk Oyunları, Dört Unsur (Millî Eğitim bakan­lığı, 1936-1945), Zenci Müziği (Radio-Tupi de Rio de Janeiro, 1943), İncil Çevrimi (Radio-Tupi de Sao Paulo, 1944), Göçmen­ler, Hac Yolu (Belo Horizonte katedrali, 1945). Başlangıçta gerçekçi ve yumuşak olan üslûbu, 1940′tan sonra ekspresyonist bir özellik kazandı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTİNARİ (Cândido) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTEKİZ GÜZEL SANATLAR

Tarih 05 Haziran 2009

PORTEKİZ GÜZEL SANATLAR
Mimarî
Roma devrinin en önemli kalıntıları Evora’da bulunur. Vizigot tarzında Sao Pedro de Balsemao kilisesi, Braga yakınlarında, Bi­zans etkisindeki Sac Frutuoso kilisesi (VII. yy.ın ikinci yarısı) ve mustarip üslûpta Lourosa kilisesi o zamanın İberik yarımadası medeniyetinin tanıklarıdır.
Çizgilerinin yalınlığı ve fransız etkisindeki süsiemeleriyle belirgin roma anıtları arasın­da en dikkati çeken eser Coimbra’daki SeVelha veya Eski Katedral’dir. Komşu is­panyol eyaletlerinde bulunan kiliselere ben­zeyen birçok küçük kilise vardır. Avrupa’­nın en iyi korunmuş değirmi yapısı olan Tomar Şövalyeleri kilisesi, bunlar arasında apayrı bir yer tutar.

Portekiz’in ilk gotik anıtı, Alcobaça’daki Citeaux manastırıdır. Batalha manastırı, bundan iki yüzyıl sonra yapılan başka bir şaheserdir. Portekiz’de XV. yy.ın sonuna doğru, büyük deniz keşifleri sırasında çok yüksek bir oiijinallik ve zengin süsleme dü­zeyine ulaşan Manuel sanatının doğduğu görüldü. Bu sanatın şaheserleri arasında To­mar ve Batalha’da yapılan ilâvelerin dışında, Jeronimos manastırı ile Lizbon yakı­nındaki Belem kulesi sayılabilir. İtalyan et­kisindeki Rönesans ve Karşıreformun kla­sik sanatından sonra barok sanatı ortaya çıktı. Bu sanat, italyan ve milletlerarası kay­naklı bir baroktan başlayarak açıkça portekiz zevki taşıyan çok belirgin bir barok sa­natına dönüştü. 1755′te Lizbon’u yerle bir eden ve bu şehrin çağdaş bir şehircilik planına, göre yeniden düzenlenmesine yol açan deprem önemli bir olaydır. Bu devirde içbü­key ve dışbükey kemerlerle çin tarzında kal­kık alınlıklar bol bol görülür (Mafra ma­nastırı, Lizbon Topçu müzesi). XIX. yy.da Portekiz’de, özellikle yabancı sanatçılar yeni klasisizm mimarî üslûbunu uyguladılar. XX. yy.ın başında mimar Raul Lino, Lizbon’da hem millî hem de modern eğilimleri temsil etti.
Heykeltıraşlık
Vizigot veya mustarip tarzındaki heykel ka­lıntıları Portekiz’de çok azdır. Auvergne veya Galiçya etkisi taşıyan roma heykel­tıraşlık eserlerinin çoğu dekoratif ve geo­metriktir. Bu sanatta çok az olan ikona ör­nekleri kabalıkları ve sağlamlıklarıyle belir­lenir.
Portekiz heykeltıraşlığı. Evora ana kapı­sının yapıldığı gotik devirde Portekiz özel­likle mezar sanatında üstünlük kazandı. Bu alandaki şaheserler: Alcobaça’daki kral Pedro I ve İne» de Castro (1360′a doğr.) ile Coimbra’da Santa Clara manastırındaki Azize Isabelle’in mezarları (1614). Manuel devrinden sonra (Belem büyük kapıları), fransız Nicolas Chantereine Coimbra’ya İtalyan Rönesansının inceliğini taşıyan bir sanat getirdi. Houdart ve Jean de Rouen gibi başka Fransızlar da Portekiz’de çalış­tılar. Çok renkli tahta üstüne yapılan is­panyol tarzındaki XVII. ve XVIII. yy. ba­rok heykeltıraşlığının yanı sıra, bir yan­dan dinî heykeltıraşlıkla (Aziz Bernadus’un ölümü; Alcobaça’da, pişmiş boyalı topraktan yapılmış heykel grubu), öte yan­dan (Portekiz’de önemli örnekleri bulu­nan çok renkli ve yaldızlı tahta üzerine yapılan) mihrap arkalığı sanatını da ay­rıca belirtmek gerekir. Aynı zamanda, da­ha çok XVIII. yy.da, özellikle bahçelerin ve sarayların süslemeciliğinde kullanılan taş heykeltıraşlığındaki fransız veya italyan et­kisinin yanı sıra, mezar heykeltıraşlığı ile Joaquim Machado de Castro’nun (1732 -1822) pişmiş topraktan heykelcikleri de be­lirtilmelidir.
Resim
Portekiz resmi XV. yy.da Sao Vicente Po-liptiği’nm (Lizbon müzesi) yaratıcısı Nuno Gon Gonçalves ile başladı. Bu dâhi öncü­den sonra, portekiz resmi, önce Portekiz’e gelen flaman ustalarının etkisiyle, sonra Lizbon ve Viseu gibi gerçek okulların kurulmasıyle özellik kazandı. Bu okullarda özellikle, Francisca Henriques, Joge Afonso (Presentation au Tertiple, Viseu müzesi), Gregorio Lopes, Cristovao de Figueiredo, Garcia Fernandes ve Cristovao Lopes gibi sanatçılar yetişti. Rönesans ile birlikte dinî resim de italyan etkisi ağır bastı, fakat bü­yük portekiz geleneği portre sanatında genç kral Sebastiao’nun portresini yapan Cristo­vao da Morais (1570) ve 1557′de Valladolid’e, 1580′de Felipe II’nin ressamı olarak Madrid’e giden Sanchez Coello ile devam etti. Burada Valesquez’in portekiz etkisinde kaldığını belirtmek gerekir. İtalyan ve fran­sız etkisindeki XVIII. yy.da, özellikle tavan ressamı ile saray ressamı çok görülür.

Bu yüzyıla iki büyük sanatçı hâkim oldu: Fran­cisco Vieira Portuense (1765-1805) ve özel­likle orijinal ışık-gölge etkilerine yer veren portre ressamı Domingos de Sequeira (1768-1837). Romantik devirden itibaren, sanat faaliyetleri büyük avrupa akımlarını (özel­likle Fransa) yansıttı.
Bu devrin sanatçıları arasında, Angelc Lupi (1826-1883), Jose Julio de Sousa Pinto (1856-1939) ve Colombano adiyle tanınan portre ressamı Bordalo Pinheiro sayılabilir.

Süsleme sanatları
Portekiz süsleme sanatlannda ancak XVI. yy.ın ikinci yarısından sonra bir gelişme başladı. Arzila’nın Alınışı ve Tanca’nın İşgali’ni canlandıran halılar 1480′e doğru, muhtemelen Tournai’de, Nuno Gonçalves’in karton modellerine göre dokundu. Kuyumcu­lukta, som altından torques’ler (Saint-Ger-main müzesi, Fransa), Coimbra müzesinin Kutsal kâsesi (XII. yy.) ve Lizbon müzesi’nin âyin haçı (XIII. yy. başı) sayılabilir.
XV. yy. sonunda keşişler bütün Avrupa’nın mücevhercilerini, kuyumcularını ve değerli taş yontucularını Lizbon’a çekti. Portekiz,

XVI. yy. başlangıcıyle birlikte kısa bir süre içinde Lizbon’da da taklit edilen çin porse­lenlerinin büyük ithalâtçısı oldu. Rönesans devrinde parlak bir tezhipçilik okulu Leitura Nova harikalarını, dua kitaplarını (Pier-pont Morgan koleksiyonu ve Mayer Van der Bergh müzesi), atlasları ve deniz hari­talarını meydana getirdi. Portekiz sanat ta­rihinin ilgi çekici başka bir bölümü de, uzakdoğu (Japonya, Çin) ve afrika sanatları­nı etkilediği bölümdür.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ GÜZEL SANATLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTA (Carlo)

Tarih 05 Haziran 2009

PORTA (Carlo), italyan yazarı (Milano 1776-ay.y. 1821). Milano lehçesinde şiirler yazdı: Giovannin Bongee (1812, 1813-1814). Klasikler ile romantikler arasındaki mücadelede, romantikleri destekleyen birçok sone yayımladı. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTA (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORRO (İgnazio)

Tarih 05 Haziran 2009

PORRO (İgnazio), italyan topografı ve optikçisi (Pinerolo 1801-Milano 1875). önemli geodezi çalışmalarında bulundu, bir merid­yen yayının ölçülmesi ve Cenova bölgesinin düzeçlemesine katıldı, özellikle, 1850′de prizmalı doğrultma düzenini icat etti. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORRO (İgnazio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORRİNO (Ennio)

Tarih 05 Haziran 2009

PORRİNO (Ennio), italyan bestecisi (Cagliari 1910-Roma 1959). Respighi’nin öğren­cisiydi, Roma ve Napoli’de öğretmenlik yap­tı, Cagliari konservatuvarını yönetti. Lirik eserler (Orazi, 1941; Bambu Orgu, 1955), koro müziği, mezmurlar, senfonik parçalar (Sardegna, 1933; Sinfonietta dei fanciulli, 1947), oda müziği besteledi. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORRİNO (Ennio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORPORA (Nicola Antonio)

Tarih 05 Haziran 2009

PORPORA (Nicola Antonio), italyan bes­tecisi (Napoli 1686-ay.y. 1768). 16%’da Poveri konservatuvarına kabul edildi, 1707′de, Napoli’de prens Philipp von Hessen-Darmstadt’ın özel kilisesinde kapella yöneticisi ol­du; Napoli’de ve Roma’da operalarını tem­sil ettirdi. Sant’Onofrio konservatuvarında baş öğretmendi, eğitim görevinden ayrılarak, kendini besteye verdi, operaları Roma, Na­poli ve Venedik’te (1726) oynandı. Dresden’e, sonra Londra’ya, gitti; orada Hândel’e karşı bir italyan opera tiyatrosu açtı. Lond­ra’da, Adolf Hasse’nin yardımıyle, 1737′ye kadar eserlerini temsil ettirdi. On yıl Ve­nedik, Roma ve Napoli arasında dolaşarak, opera ve opera-buffa’larını (Carlo il Calvo [Kel Charles], İl Barone di Zampano) oynat­tı. Napoli konservatuvarında öğretmenlik yaptı, fakat Dresden’de (1747), Viyana’da (1754) ders verdi; öğrencileri arasında J. Haydn’ın da bulunduğu söylenir. Maddî sıkıntılar yüzünden, 1760′ta yurduna dönmek zorunda kaldı. Orada başarı kazanamadı.

Hayatının sonuna kadar, Napoli katedrali kapellasının koro yöneticiliğini yaptı.
Başlıca operaları: Agrippina (Napoli, 1708), Basilio, İmparatore d Oriente (Doğu Roma İmparatoru Basilius) [1709], Berenice (Ro­ma, 1710), Flâvio Anicio Olibrio (Napoli, 1711), Basilio re d’Oriente (1713), Faramondo (1719), Gli Orti Esperidi (1721), Eumene (Roma, 1721), Adelaide (Roma, 1723); Arianna e Tesseo (1726), Ezio (1728), la Semiramide Riconosciuta (1729), Annibale (1731) v.b. Londra’da Arianna in Nasso, Ene a nel Lazio (1733), Artaserse (1734), Polifemo (1734), David e Bersabea (Orator­yo, 1734), İfigenia in Aulide (1735); Fes ta d’İmeneo (serenad, 1736), Rosbale (1736), Londra’dan ayrıldıktan sonra da Lucio Pa-pirio dîttatore (Venedik, 1737), Carlo il Cal­vo (Roma, 1738), Filandro (Dresden, 1747) adlı eserleri temsil ettirdi. Ayrıca birçok kantat, oratoryo ve çalgı için eserler (Sin-fonie da camera a tre istromenti, Sonat, kral uvertürü, füg v.b.) yazdı ve ses için, arya, düet, ses solfeji gibi parçalar bestele­di. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORPORA (Nicola Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORFİR

Tarih 05 Haziran 2009

PORFİR i. (yun. porphyrites, lâl rengi > fr. porphyre). Petrografi. Bir biçimli bir ta­ban üzerindeki büyük minerallerden (feldispat v.b.) veya çok ince tanelerden mey­dana gelen iç kaya. Bk. ansikl.
— Mad. oc. Porfir yatağı, kırılmış veya bo­zunmuş porfir kütleleri içinde veya benzer yapıdaki intrüzif kayalar ya da çevre kaya­lar içinde, emprenye etme yatakları ve stock werk bileşiminden meydana gelen dü­zensiz, düşük oranlı bakır yatağı. Bk. an­sikl.
— ansikl. Petrografi. Porfiirler iki zaman­da billurlaşır: önce büyük billurlar, daha sonra da, mikrolitlerden ve camdan meyda­na gelen diğer kısımlar. Kimyasal yapıları granit yapısı ile nefelinli siyenitlerin yapısı arasında, yoğunluğu ise 2,3 ile 2,8 arasında değişir.

Silisli porfir riyolit, kuvarslı porfir ise mikrogranittir. Mavi Esterel porfiri hornblendli ve kuvarslı mikrodiorittir. Kırmızı porfir oksitlenerek kırmızılaşmış andezittir. Yeşil porfir, bozunmuş labradorlu andezittir; se­ri sit, zoisit, epidot, klorit v.b. haline dö­nüşmüş büyük plajıyoklaz billûrlanyle ayırt edilir.
Porfirler tabiatta bol olarak bulunur; da­marlar ve çok önemli yatay yığınlar mey­dana getirir. Bu püskürük kayalar çok sert ve katıdır ve çok iyi parlar. «Porfir» adı, eskiden, özellikle Yukarı Mısır’da çıkarılan ve üzerinde beyaz lekeler bulunan koyu kırmızı renkte bir taşa veriliyordu. Bilinen en büyük porfir kütlesi Roma’daki Sixtus Quintus dikilitaşıdır. Porfirlerin büyük bil­lurları genellikle beyaz veya soluk renktedir; diğer kısımları ise genellikle koyu kırmızı, koyu yeşil, koyu mavi veya siyah renktedir. Porfirlerden, sütun, banyo küvetleri, masa, mezar yapımında yararlanılır; italyan anıt­larında çok yaygın olan koyu yeşil renkte­ki porfir, mozaik, döşeme taşı ve kaplama olarak kullanılır; mavi porfir Romalılar za­manında çok gözdeydi.
— Mad. oc. Bakır oranı yüzde 1 veya daha düşük olan porfir yatakları A.B.D.’de işle­tilir. Pirit ve kalkopirit halinde billûrlaşmış kütlenin yatay boyutları çok büyüktür ve düzensiz bir şekilde toprak yüzeyine kadar yayılır. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORFİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORDENONE

Tarih 05 Haziran 2009

PORDENONE (Giovanni de SACCHîS, il— denir), italyan ressamı (Pordenone 1484′e doğr.- Ferrara 1539). Giovanni Bel­lini ve Giorgione’nin öğrencisi. Giorgione’nin etkisi Pordenone ve Ailesi (Borghese, galerisi, Roma) portresinde, Piacenza’daki Azize Catherina’nın Evlenmesi’nde ve ışık-gölge’nin güzel bir örneği olan Susegana Madonnası’nda (1516) görülür. 11 Porde­none, Trieste (1520), Cremona (1522), Piacenza (1528-1530) ve Venedik’te çalıştı. Sağlam ve coşkun üslûbuyle Tintoretto’yu etkiledi. 1530′da San Giovanni Elemosinario kilisesinin dekorasyonunu Tiziano ile birlikte tamamladı: Azize Catherina, Aziz Sebastianus ve Aziz Rocus. Bundan sonra, San Stefano manastırında, zamanla bozul­muş olan büyük freskler ve Madonna dell’Orto için Aziz Lorentius Azizlerin Ortasında’yı yaptı. Ferrara’da on iki halı örneği çizdi: Herkül’ün İşleri. Ayrıca, Vaftizci Yahya’nın Başını Taşıyan Salome (Roma, Doria sarayı), Venedik Vatandaşı Guinadi’nin Portresi (Viyana), isa İki Melek Arasında (Bordeaux), Madonna, Çocuk ve Birçok Aziz ile (Grenoble) adlı tabloları anılmağa değer.
— Yeğeni GiULîO (Vene­dik 1500 – Augsburg 1561), Venedik’te ve Roma’da dikkate değer freskler çizdi. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORDENONE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIOVENE (Guido)

Tarih 05 Haziran 2009

PIOVENE (Guido), italyan yazarı (Vicenza 1907). 1934′ten 1935′e kadar Floransa’da Pan adlı edebiyat dergisinin başyazarı ve 1935′ten 1937′ye kadar Corriere della Sera’ nın Londra muhabirliğini yaptı, İtalya’ya dönüşünden 1942′ye kadar bu gazetenin edebiyat sayfasını yönetti. Lettere di Una Novizia (Bir Papaz Çömezinin Mektupla­rı) [1941] adlı romanı büyük başarı kazan­dı. Eserleri: La Gazzetta Nera (Siyah Ga­zete) [1943], Pieta Contro Pieta (Dindarlığa Karşı Dindarlık) [1946], 1 Falsi Redentorio (Yalancı Peygamberler) [1949], Vna Giornata di Visini (Hayaller Günü) [1962], La Furie (Büyük öfke) [1963]. Piovene, 1947-1957 arasında Corriere della Sera ve La Stampa gazetelerinde çıkan makalelerini Madame la Francia (Bayan Fransa) [1966] adiyle yayımladı. (l)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIOVENE (Guido) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİOLA (Caselli, Alessandro)

Tarih 05 Haziran 2009

PİOLA (Caselli, Alessandro), italyan tu­ğamirali (Alessandria 1825-Torino 1910). 1860′ta Cavour’un izniyle görevinden ayrıl­dı ve Garibaldi tarafından Sicilya Deniz kuvvetlerini yönetmekle görevlendirildi, ital­yan deniz kuvvetlerine dönünce tuğamiralli­ğe yükseltildi. 1848-1849 Seferine, Kırım (1855-1856) ve lıalya seferine (1860-1861 ve 1866) katıldı. (m)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİOLA (Caselli, Alessandro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTEKİZ MÜZİK

Tarih 05 Haziran 2009

PORTEKİZ MÜZİK
Portekiz’de ilk müzik belirtilerinde magrıp ve provence etkileri görülür. XII. yy.da mü­ziğin, kilisede olduğu gibi sarayda ve halk arasında da değerli bir yeri vardır. Keşiş­lerin dualarına basit bir org eşlik ederdi. Odivelas ve Coimbra’daki Santa Cruz ma­nastırlarının koroları Braga, Guimaraes, Santarem, Lizbon’daki kapella yöneticileri kadar ünlüydü. Guimaraes Sarayında, Egas Moniz ve Gonçalo gibi jonglör (ortaçağ halk şarkıcısı) ve trubadurlar çok beğenili­yordu. Halktan doğan din dışı şarkılar (villancico) kiliselerde âyin şarkılarıyle nöbet­leşe okunurdu.

XIII.-XIV. yy’larda truba­dur kral Dionisio, Coimbra üniversite­sinde bir müzik sınıfı kurdu. Cancioneiro da Ajuda’nı dışında hiç biri notalanmamış şarkı derlemeleri elyazması halinde günü­müze kadar gelmiştir; bu derlemeler kendi­lerine yaylı çalgıyle eşlik eden penola jong­lör’leri, üflemeli çalgı çalarak şarkı söyleyen boca jonglör’leri ve vurmalı çalgı çalarak şarkı söyleyen tam bores jonglör’leri için ya­zılmıştı. Jonglör Martin Codax’tan (XIII. yy.) Yedi Aşk Şarkısı günümüze kaldı. XV. yy.da krallar, Duarte ve Alfonso V özellik­le müzik sanaüyle ilgilendiler. Alfonso V’in zamanında eşlikli ses üslûbu kendini iyiden iyiye duyurmağa başladı (Tristao da Silva, Los Amables de la Musica). İlk portekizli viyolacılar olan (vihuelistas) Madeira, Aguiar, Silva,Pero Vaz,Peixoto da Cunha Rodrigues da covilha,Coimbra dükü ve kral Felipe’ler devrinde kendilerini tanıttılar. XVI. yy.da Gil Vicente, dramlarında müzik unsuruna daha çok önem verdi; cantos, komedi, traji-komedi alanlarında yazdığı eserler yakında operanın geleceğini duyuruyordu.

Flandre bölgesinde uzun zaman kal­dıktan sonra yurduna dönen Damiao de Gois, eşlikli veya eşliksiz 3 ve 4 sesli koro için şarkı ve motet modasını getirdi; böylece eşlikli şarkı üslûbuyle «kapella» üslûbu arasında bir geçiş sağlandı, bu çığır XVII. yy.da, Evora ve Villa Viçosa okullarıyle al­tın çağına ulaştı. Manuel Mendes çoksesli müziğin havarisi sayıldı; çömezleri rahip Duarte Lobo, Manuel Cardoso, Felipe de Magalhaes ustalarının eserini sürdürdüler. Bu polifonicilerin sonuncusu Dias Melgaço, yeni tonal siteme geçişi belirten biı tekniğin (baixo cifrado) kurucusudur. Değişik bir tekniği benimseyen Vila Viçosa okulunun en ünlü temsilcileri kral Joao IV ve Joao Soares Rebelo idi. Pedro de Cristo, Heliodoro de Paiva ve Francisco de Santa Maria gibi ünlü sanatçılar da Coimbra okuluna bağlan­mışlardı. XVII. yy.da metotlar ve öğretim kitapları çoğaldı: Arte de Cantochao (Ped­ro Thalesio’nun, 1618), Flores de Musica (Manuel Rodrigues Coelho’nun, 1620), Ar­te de Musica (Antonio Fernandes’in, 1626), Lyra de Arco ou Arte de Tanger Rabeca (Frei Agostinho da Cruz’un, 1639).

XVIII. yy. italyan operası Portekiz’de 1708′e doğru ortaya çıktı. Joao V İtalya ile Porte­kiz arasındaki sanat alışverişini destekledi. Antonio Texeira ve Francisco Antonio de Almeida İtalya’ya gitti, napolili çembalocu Domenico Scarlatti, Krallık kapellası baş yöneticisi ve Joao V’in kızı prenses Maria Barbara’nın müzik hocası olarak Portekiz’e geldi. Scarlatti’nin, yedi yüzden fazla toc-cata’nm yazarı Carlos de Seixas üstündeki etkisi büyük oldu. Bir başka napolili, David PereS ise italyan estetiğinin etkisini güçlen­dirdi ve bu estetik Sao Carlos Krallık tiyat­rosunun açılışına (1793) rastlayan opera tem­sillerinde doruğuna ulaştı. 1770′te portekizli bir kadın opera şarkıcısı, Luisa Rosa de Aguiar Todi Avrupa çapında bir üne erişti. Kral Joao V ve Jose tarafından İtalya’ya gönderilen Joao de Sousa Carvalho, dönü­şünde Peres’in yerine geçti ve çevresinde bir­çok çömez topladı: Antonio Leal Moreira, Domingos Bontempo ve bu italyanlaşmış bestecilerin en parlağı, Marcos Portugal.
XIX. yy.da Napolyon’un işgali ve iç savaş­lar Portekiz’in sanat hareketini bir süre için yavaşlattı. Joao Domingos Bontempo, Lusi-tania romantizminin en sivrilen temsilcisi­dir: piyanocu, besteci, orkestra yöneticisi ve Krallık Müzik konservatuvannm yönet­meni (1835) olan sanatçı, Lizbon’daki ilk Senfonik konserlerin de kurucusudur. XIX. yy. sonunda ve XX. yy.da besteciler millî bir müzik yaratma amacıyle folklora yönel­diler: Alfredo Keil’in Serrana operası (1889). Ayrıca Guimaraes, Arroio, operet bestecisi Joaquim Casimiro, Liszt ve Hans von Bü-low’un öğrencisi Jose Viana da Mota, pi­yanocu ve besteci, Vineent d’Indy’nin öğ­rencisi Francisco de Lacerda, Luis ve Pedro de Freitas Branco, Francisco ve Antonio de Andrade, Guilhermina Suggia, Oscar da Silva, Rui Coelho, Ivo Cruz. Operalar, sen­fonik orkestralar, korolar, oda müziği toplulukları, çeşit çeşit gösteriler Portekiz’de müzik hayatını ayakta tuttu.
Kökü cister’e dayanan ve parmakla çalınan guitarra (gitar) tipik bir portekiz çalgısıdır; bunun gibi birçok müzik âleti Portekiz’den çıktı­ğı gibi bir halk romansı olan fado da por­tekiz folklorunun malıdır. Portekiz Millî marşını 1822′de kral Pedro IV besteledi. (LM)
PORTEKİZ BATI AFRİKASI. Bk. AN­GOLA.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ MÜZİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONZİO (Flaminio),

Tarih 04 Haziran 2009

PONZİO (Flaminio), italyan mimarı (Mi­lano 1560′a doğr. -Roma 1613). Ancak 1605′ten sonraki çalışmaları bilinmektedir. Papa Paulus V tarafından, Quirinale sara­yını genişletmekle görevlendirildi. Revaklı avluyu tamamladı, çift trabzanlı merdiveni, kral odasını, küçük kiliseyi, Santa Maria Maggiore için Paolina şapelini yaptı. Borghese sarayına Ripetta caddesine bakan cep­heyi ekledi. Sonra San Sebastiano Fuori Le Mura kilisesinin yapımıyle görevlendirildi (1608). Frascati’de Torlonia villası da onun eseridir. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONZİO (Flaminio), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTORMO

Tarih 04 Haziran 2009

PONTORMO (lacopo carrucci, il — de­nir), italyan ressamı (Pontorme, Empoli ya­kınları 1494-Floransa 1556′ya doğr.). And-rea Del Sarto’nun öğrencisiydi. Onun ve Fra Bartclomeo’nun klasik üslûbundan kı­sa zamanda uzaklaştı, Michelangelo’nun sanatından ilham alarak, çevre çizgisini be­lirtmeğe elverişli açık tonlarla yapılan resim tekniğine yöneldi. Annunziata (Floransa) manastırındaki Ziyaret adlı tablodan sonra, Caiano’daki Poggic villasının büyük salonu­nu süslemekle görevlendirildi. Çalışmaları yönetti ve tonozlardan bir tanesinin üzerine Vertumne ile Pomona tema’sını işledi. Te­dirgin mizacı, onu yem deneylere sürükle­di: Galuzzo manastırında, bazen Dürer’in estamplarından ilham alan ama çok değişik üslûptaki Çile dizisi, isa’nın Çarmıhtan Indirilmesi’nde (Santa Felicita, 1526) açık ve soğuk tonlara yönelir. Âlessandro de Medici’nin Portresi’nde (Lucca, 1525) uzun, parlak ve birbirini izleyen bir dizi figür göze çarpar. Pontormo, 1545′ten sonra, San Lorenzo’nun koro yerini süslemekle görevlendirildi. Burada, iç içe geçen, şaşırtıcı kompozisyonlar üzerinde on yıl çalıştı, ama bu eserleri başarılı olmadı (Meleklerin Dü­şüşü, Tufan, Yeniden Diriliş). [L]

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTORMO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTİ

Tarih 04 Haziran 2009

PONTİ (Giovanni, Gio — denir), italyan mimarı (Milano 1891). özellikle, modern eşya desenleriyle ilgilendi. İtalyan iç süslemesindeki yeni estetiğin öncüsü sayılır.
Milano Politecnico okulunda mimarlık öğ­retmeni oldu. Milano Triennale’ini yönetti. Domus ve Stile dergilerini kurdu. Milano-da’ki Montecatini sarayından başka (1951), en tanınmış eseri, aynı şehirde 1959′da Pier Luigi Nervi ile birlikte yaptıkları 33 katlı gökdelendir (Pirelli kulesi). 1961′de, Mila­no’daki Museo Internationale di Architettura Moderna’ya başkan seçildi. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTELLİ (Baccia)

Tarih 04 Haziran 2009

PONTELLİ (Baccia), italyan mimarı (Flo­ransa 1450-Urbino 1492). Urbino’da, Studiolo atelyesini yönetti (1474). Geometrik süslemeli roma kiliselerinin (Santa-Maria del Popolo) ön cephelerini yaptığı ve San Fietro in Vincoli’yi onardığı sanılır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTELLİ (Baccia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTEDERİA

Tarih 04 Haziran 2009

PONTEDERİA i. (italyan botanikçisi Giulio Pontedera’nın [1688-1757] adından). Amerika’da bataklıklarda yetişen su bitkisi. (Pontederiaceae familyasının örnek tipi.)
— ANSiKL. Pontederia çokyılık otsu bir bitkidir; yaprakları yürek biçiminde ve uzun saplı, çiçekleri başak veya salkım du­rumunda ve mavi renklidir. Üst yaprakları dile benzeyen yürek yapraklı pontederia (Pontederia cordate) limonluklarda süs bit­kisi olarak yetiştirilir. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTEDERİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTANO (Giovanni veya Gioviano)

Tarih 04 Haziran 2009

PONTANO (Giovanni veya Gioviano), lat. Pontaııus, italyan siyaset adamı ve hüma­nisti (Cerreto, Umbria 1426-Napoli 1503). Aragon kralı Alfonso V’in hizmetinde ça­lıştı (1448), sonra Ferdinando I’in kâtibi ve oğlunun özel öğretmeni oldu. Kral 1486′da, onu siyasî görevlerle papa Innocentius VIII’in yanına gönderdi. Pontano başbakan olduğu sırada, italya’yı fetheden Fransa kralı Charles VIII’i karşılamakla görevlendirildi ve kralın Danışma kuruluna üye oldu (1495). Fakat Fransızlar gittikten sonra gözden düştü. 1501′de Fransa kralı Louis XIII’ün hizmetine girmeyi reddetti. Pon­tano, derin bilgi sahibi bir hümanistti. Na­poli akademisini kurdu. Bu akademi 1543′e kadar devam etti. Devrin âdetlerine uya­rak latince yazdı. Astronomi ve felsefe üs­tüne birçok eser verdi. Asinus ve Charon adlı sert ve iğneleyici diyalogları anılmağa değer. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTANO (Giovanni veya Gioviano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONCHİLLİ (Amilcare)

Tarih 04 Haziran 2009

PONCHİLLİ (Amilcare), italyan bestecisi (Paderno Fasolaro, Cremona 1834-Milano 1886). Bergamo’da kapella yöneticiliği, Mi­lano konservatuvarında öğretmenlik yaptı, Verdi üslûbunda birçok opera besteledi: Lituani (1874); La Gioconda (1876); Marion Delorme (1885). [L]

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONCHİLLİ (Amilcare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPONİUS LAETUS (Julius)

Tarih 04 Haziran 2009

POMPONİUS LAETUS (Julius), italyan hümanisti (Diano, Lucania 1428 – Roma 1497). Napoli Sanseverino’larının evlilik dışı çocuğuydu. Roma’ya gönderildi ve L. Valla yönetiminde, klasik eskiçağa merak sardı. Roma’da, üyeleri latince takma ad­lar alan (kendisi de yukarıdaki adı aldı) bir akademi kurdu ve verdiği derslerle çağdaşlarının hayranlığını kazandı. Paulus II, bu akademi topluluğunun dinsizliğin­den kuşkulanarak, Laetus’u Sant’Angelo şatosuna hapsettirdi (1468) ise de Lactus Sixtus IV tarafından serbest bıraktırıldı. Eserler 1521′de yayımlandı. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPONİUS LAETUS (Julius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPONAZZİ (Pietro)

Tarih 04 Haziran 2009

POMPONAZZİ (Pietro), italyan filozofu (Mantova 1462-Bologno 1525), Padova’da (1495), Ferrara’da (1510), Bologna’da (1512) öğretmenlik yaptı. Aristoteles uzmanıydı; felsefeyi dinden ayırmak düşünçesindeydi. Tractatus de İmmortalitate Animae (Ru­hun ölümsüzlüğü Üstüne İnceleme) [1516] adlı eseri yüzünden Engizisyonun şüphesi­ni çekti. Tümellerin varlığını, mucizeleri ve ruhun ölümsüzlüğünü kabul etmedi. Din, onca sadece bir inanç meselesiydi; felsefede bilgiye ulaştıracak tek aracın akıl olduğunu öne sürdü. İnanç için «doğ­ru» ama bilim için «yanlış» şeylerin vars olduğunu söyledi. Böylece inançla bilim arasında RönesanStan beri ortaya çıkan kopmayı kesinleştirdi. Ayrıca De Fato (Ke­hanet Üstüne) [1525] adlı bir inceleme yaz­dı. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPONAZZİ (Pietro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPEİ

Tarih 04 Haziran 2009

POMPEİ, lat. Pompeii, Napoli eyaleti Campania’da Vezüv’ün eteklerinde kurul­muş italyan şehri, 19 100 nüf. önemli bir zi­yaret yeri. Madonna del Rosario’nun tapı­nağı.

• Arkeol. M.ö. VI. yy.’da Osk’lar tarafın­dan kurulan şehir Yunanlıların etkisi altına girdi; birkaç yıl da Samnit’lerin işgali al­tında kaldı (M.ö. 425-420). 290′da Roma’nın mütefiki oldu, Sınıf kavgası sırasında ayak­landı. Sulla tarafından ele geçirilerek (M. ö. 89) sömürge oldu ve M.S. 62′de «Colonia Neroniana» adını aldı. Deniz kenarın­da (o zamandan beri, volkan küllerinin bi­rikmesi sonucunda kıyı yer değiştirmiştir) verimli toprakların üzerinde ve güzel bir ülkede kurulmuş olan Pompei, çevredeki Yu­nanlıların etkisiyle helenistik bir şehir gö­rünüşü aldı. M.S. I. yy.da Romalılar bura­ya akın edince şehri bir zevk ve eğlence ye­ri haline getirdiler. Bu yüzyılda (59), Pom­pei, Nucerini’lerle çıkan bir anlaşmazlık yü­zünden karıştı ve kan dökülmesine yol açan bu durum imparator tarafından şiddetle kı­nandı. Daha sonra 62′de bir deprem sonu­cunda yıkılan şehri kısmen yeniden inşa et­mek gerekti. Pompei, yüzyıllar boyunca top­rak altında kalmasına yol açan 79 felâketi sırasında, surlarla çevrili, elips şeklin­de 30 000 nüfuslu bir şehirdi. Liman çok faaldi, fakat birçok işsiz güçsüz de vardı. Çok yaygın olan latin dilinin yanı sıra yu­nan kültürü de etkisini sürdürüyordu. Daha o zamanlar bile şehirde birkaç hıristiyan vardı.

Volkanın püskürmesi çok anî oldu. Belediye seçimlerinin yapıldığı bir dönemdi. Tiyatro­da Plautus’un Casina adlı eseri oynuyordu. Küller ve yanardağ taşları yağmağa başla­dığı zaman halkın çoğu başlarında birer yastıkla kırlara kaçtı. Birçok kişi de evlerin­de her şeylerini olduğu gibi bırakarak ale­lacele çıktı, geç kalan ya da değerli eşya­larını almak için geri dönenler ise bunu hayatlarıyle ödediler. Kazı yapanlar, katılaş­mış kül yığınları içinde, cesetlerden arta ka­lan boşlukların alçıdan kalıplarını çıkararak bu kimselerin son andaki durumlarını tes­pit ettiler. Misena’da bulunan filonun ku­mandanı Büyük Plinius yanardağın püskür­mesini yakından görmek istedi ve boğularak öldü. (Yeğeni Küçük Plinius ise olayları anlatmıştır.) Şehir metrelerce kalınlıkta vol­kanik artıklarla örtüldü. Bazı kimseler de­ğerli eşyalarını almak için geri döndüler, ama bir süre sonra şehir kendi haline bı­rakıldı. 1600′e doğru bilgin Fontana bura­daki yıkıntılara dikkati çekti. 1748′de bir köylü bazı heykeller buldu; 1860′tan sonra da gittikçe artan bir hızla kazılara başlandı. Kazı tekniği geliştirildi ve çalışmalar ara­lıksız sürdürüldü. Bugün şehrin deniz ta­rafında bulunan, toprağın yüzeyine yakın ve açılması en kolay olan üçte biri, XX. yy.da çok dikkatle yapılan kazılar sonunda da, özellikle Strada dell’ Abbondanza (Bere­ket caddesi) ortaya çıkarılmıştır.
Şehrin kendine bas bir görünüşü vardır. Çok düzensiz bir şekilde döşenmiş ve kenar­larında yüksek yaya kaldırımları bulunan caddelerde yayaların geçmesini kolaylaştır­mak amacıyle yer yer çıkıntılar meydana getiren kaldırım taşı yığınları vardı. Çeş­melerin suyu bir kanalizasyon şebekesinden sağlanır. Dükkânlar pek çoktur: jüllonicae (kumaş boyama), thermopolia (kabareler). Bunların yol boyunca birer tezgâhları vardı. Arkada da, hiç bir özelliği olmayan basit birçok evle, yüksek burjuva sınıfının evleri (Casa) yer alır. Bunlardan bazıları freskleri ve heykelleriyle ünlüdür: Casa del Citharista, Casa dei Diadumeni, Casa del Criptoportico, Casa del Larario. Casa dei Menandro, Casa delle Nozze d’Argento, Ca­sa degli Amorini Dorati, Casa del Fauno ve eski sahiplerinin adlarıyle anılan Vettius’ların (Casa dei Vettii), Loreius Tibuatinus’un Casa de Loreia Tiburtino ve bankacı «Jucundus»un (Casa di Jucundo) evleri. Bunlar, bir atrium, arkada ise bir neustil çevresinde kurulan o devrin tipik ev planını çizmeğe imkân vermiştir.

Bahçeler kısmen yeniden düzenlenmiştir, özellikle mitolojik konulu ve balmumu yahut kazeinle yapıl­mış duvar resimleri, etkisi çok canlı olan bir dekor meydana getirir.
Bununla birlikte konular hep aynıdır ve seri halinde iş çıkaran sanatçılar tarafın­dan birbirinden kopya edilmiştir. Bu resim­lerden bazıları oldukları yerde, camların al­tında muhafaza edilmiş, bazıları da Napoli müzesine konmuştur. Bunlarda dört ayrı üs­lûp görülür: mermer panoları örnek olan samnit üslûbu (M. ö. 200-70), aldatıcı bir görünüşü olan perspektifleri kapsayan üslûp, Augustus devrinde değişik manzaralarla çeşitli mitoloji sahnelerini işleyen üslûp ve Neron devrinde barok tarzına doğru bir eği­lim gösteren üslûp. Süslemeler mozaik ve yalancı mermerle yapılmıştır. Ayrıca, bu­lunmuş olan çeşitli eşyalar da vardır: mut­fak eşyası, ne işe yaradığı pek anlaşıla­mayan kaplar, borular, tabletler (mumlu tahtadan yapılmış ve iyice kömürleşmiş olan bankacı Jucundus’un tabletlerinde bir dizi sözleşme metni) vardır. Resmî binalar oldukça eskidir. Etrüsk ve Samnit devrin­den kalma surlar içinde, M.ö. II.yy.dan kal­ma üç yanı kemeraltılı ve arabalarla yasak­lanmış olan bir forum görülür. Bu forum imparatorların ve ünlü kişilerin heykelle­riyle süslüdür. Kuzeyde Jüpiter tapınağı, doğuda da kapalıçarşı vardır. Çok klasik olan bazilika M.ö. II. yy.’dan kalmadır ve batıda bir Apollon tapmağının yanında yer alır.

Ayrıca burada «üç köşeli» adı ve­rilen, etrüsk devrinden kalma ikinci bir fo­rum, hamamlar (Stabiae hamamları), iki ti­yatro, bir basamaklı tiyatro (M.Ö. I. yy.), bir Pompei Venüsü tapınağı (Venüs’e hal­kın özel bir sevgisi vardı), bir gladyatör kışlası v.b. bulunur. Duvarların dışında anayollar boyunca mezarlar, daha ötede de birkaç villa yer alır. Bunlardan, bir tepe­nin yanında bulunan Diomedes’in villası ve bir tarım işletmesi merkezi olan Villa dei Misteri, muhtemelen Dionysos âyinlerine ait sahnelerin yer aldığı freskleriyle ünlüdür. Şehirde yapılan incelemeler, grafitti’ler sa­yesinde roma taşra hayatının bütün dekoruyle günlük yaşantısını ortaya çıkardı. Bu duvarlarda zamanın şairlerinin mısraları, küçük haberler, yergi yazıları ve tanrıya ya­karışlar görülür. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMARANCİO (Niccolo CiRCiGNANi)

Tarih 03 Haziran 2009

POMARANCİO (Niccolo CiRCiGNANi. il— denir), italyan ressamı (Volterra 1520 -Roma 1595′e doğr.)! Santi di Tito’nun öğ­rencisi olduğu sanılır. Sipariş üzerine Roma’da Santa Pudenziana’nın kubbesini re­simledi (Meleklerle Çevrili Tanrı) ve San Stefano Rotondo’da din kurbanları ile ilgi­li korkunç sahneler çizdi.
— Oğlu ANTONiO da (1580′e doğr. – 1640′a doğr.) dinî resimler yaptı. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMARANCİO (Niccolo CiRCiGNANi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMARANCIO

Tarih 03 Haziran 2009

POMARANCIO (Cristoforo RONCALLi, il— denir), italyan ressamı (Pomarancia 1552′ye doğr. – Roma 1626). Ustası Niccolo Circignani’nin takma adını («İl Pomarancio») aldı. Eserleri arduvaz üzerine yaptı­ğı Ananias ile Safira’nın Ölümü (Vatikan müzesi); Süleyman’ın Yargısı (Osimo’da Galli sarayı) ve Lorette bazilikasındaki gösterişli kompozisyonlar. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMARANCIO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA GÜZEL SANATLAR

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA GÜZEL SANATLAR
Başlangıç

İçinde yontulmuş ve oyulmuş taşlar bulu­nan Okiennik ve Maszyce mağaraları Paleolitik çağdan kalmadır. Neolitik çağla bir­likte tarımsal hayat başlar ve Polonya da­ha o zamandan büyük medeniyet göçlerinin bir çeşit kavşak noktası, haline gelir. İçin­de megalitik çağ vazoları (Borkow, Pienazkowa), silâhlar (üç-Haç tepesi), şerit biçimi süslemeli vazolar bulunan höyükler, Asya (Doğu) ve Vikingler (Kuzey) etkilerinin çakıstığını gösterir. Tunç çağında, bu sanat batıya geçer (Hallstatt medeniyeti); amber ticareti ülkeyi zenginleştirdi; süslü silâhlar, altından yapılmış eşya (Kobiernice’nin kılıcı), taçlar, kelt paraları (Oswiecim), toka­lar ve mücevherler bu zenginliği belirtir. Çağımızın başlangıcında İskitler ülkeye hayvan biçimli süslemeyi, IV. yy.da da Hunlar ve Sarmatlar bozkır sanatının üs­lûbunu ve geometrik süslemeleri getirdi­ler. Bu arada, Podolya’daki tunç bir el, Pomorze’deki taş figürü, Wroclaw’daki iş­lemeli gümüş vazo da akdeniz etkisini belirtir. Sarmat üslûbu zamanla helen ka­rakterini aldı. 1930′dan beri yapılan ka­zılar polonya protohistoryası konusunda bilgi edinmeyi sağladı: Pivvonice’de cam ku­palar (V. yy.), demir mahmuzlar (VI. yy.), vazolar, tornada çekildiği anlaşılan ve biraz doğu etkisini taşıyan çanaklar. Ahşap yapı­lar X. yy.dan kalmadır. XI. yy.da, bu yapı kirişlerinin birbirine demir kancalarla bağ­landığı görülür. Gniezno’da (800-950) subasmanlar taştandır.

Roman sanatı
Polonya 966′da Hıristiyanlığı kabul etti. Ro­man sanatı öncesi kapellaları (dairesel planlı, taştan) gitgide daha çok görülmeğe başladı. En ünlü kapelîa Krakovv’da Wawel’deki değirmi yapıdır (X. yy.). Bu yapı tipi, XIV. yy.a kadar sürdü. XII. yy.dan itibaren de tahkimli kiliseler ortaya çıktı. Bu kiliselerin planı, çapraz sahınlar, anakapılarda kare biçimli burçlar ve komşu şato ile bağlantılı balkonlarla zenginleşti. Wawel’deki Sw. Leonard yeraltı mezarı bir istisna’dir. Tahkimli kiliselerin arasında, XII. yüzyıldan, Opatow, Kruszvvica, Krakow’daki Sw. Andrej, İnowroclaw, Tum ve Plock kiliseleri sayılabilir. Ayrıca, yuvarlak kuleli küçük köy kiliseleri de vardır. Cîteaux tarikatının üyeleri üslûplarını Jedrzjov (XII. yy.), Sulejow (XIII. yy.) ve Wachock’a getirdiler. Merkezî bizans planı (Wislica) bazen roman planiyle birleşir (Strzelno, Halicz).

Heykelcilik fransız etkisinde kaldı: CzerwinSk, Tum, Wroclaw’daki Sw. Maria -Magdalena (XII. yy.) kiliselerinin ana ka­pıları, Stronsk kilisesinin alınlık tablasın­da canayarlar, Wysocice kilisesinde ise taht üzerinde bir İsa temsil edilmiştir. Heykel­ler âyin çerçevesinde gösterilir: Goslice (XIII. yy.). Mezar taşları, XIII. yy.’da geometrik süslemeli (Cîteaux tarikatının Wachock’taki kilisesi), XIV. yy.da da oyma şeklindedir. Plock ve Gniezno katedralle­rinin dikkate değer tunçtan kapıları vardı (Plock katedralininkiler bugün S.S.C.B.’de­dir.).

Resim yalnız minyatürlerle temsil edilir; is­lav tipi figürlerin batılı unsurlarla birarada işlenmiş olduğu görülür: Tyniec Âyin Dua­ları Kitabı (XI. yy.), benediktin rahibi Leopard’ın Âyin Duaları Kitabı (XII. yy.) (Plock sarayı), Azize Edwige Efsanesi (XIV. yy.). Ciltçilik sanatında, çok ince oymalı fildişi levhalar görülür (Lwow’daki İsa’­nın Çarmıha Gerilişi, XV. yy. başı). Ku­yumculuk da (altın, savatlı veya mineli gü­müş) önemlidir: bu alanda Kujawy (X. yy.) ile Mazovya’lı Konrad’ın kilise vazosu ve kutsal çanağı sayılabilir. Dinî süslemeler arasında, en çok beğenilen eser aziz Stanislaw’ın mitra’sıdır (XIII. yy.).

Gotik sanat

Tarikatların yayılmasıyle ülkeye sivri tonoz girdi (Sulejov/, 1232; Tyniec, 1250) ve gotik tarzın yayılması barok çağına kadar sürdü. Tuğla ve moloz taşının kullanılması da Krakow üslûbunu ortaya çıkardı: dayanma ke­merlerinin yerini içteki gömme ayakları destekleyen ve çatıda çıkıntı yapan dayan­ma ayakları aldı (Krakow’daki Bogurodzica, XIV. yy.). Ayrıca kiliselerde de çok zaman üç, bazen iki şahın (Wislica), kare biçimli bir koro yeri ve iki mihraplı bir çap­raz şahın vardır. XIV. yy., Wilno’daki (Vilnius) Azize Anna kilisesiyle alevli gotik tarzının tipik bir örneğini ortaya koyar. Kuzeyde, Malbork ve Torun’da toton şöval­yelerinin etkisi görülür.

Merkezi ayaklı kili­selere Krakow’da (Swietokrzyski kilisesi, XIV. yy.) rastlanır. Galiçya’da ahşap, melez ağacından) yapılar çoktur (Drohobycz, Osiek, Rabka, XV. yy.). Bu yapıların bazı­ları fresklerle süslüdür (Debno, Libusza). Ahşap meskenlerin her birinde bir peristilyum vardır. Krakow’lu Piotr ve Czypser’ler gibi bazı ustaların adları günümüze ka­dar gelmiştir, «inşaatçı kral» denen kral Büyük Kazimierz de birçok yapı ve tahki­mat yaptırmıştı. XIII. yy. heykeltıraşlığın­da, çiçek ve geometrik desen biçiminde ro­man üslûbu süslemeler muhafaza edildi. XIV. yy.da, Avignon ve Prag aracılığıyle italya etkisini duyurmağa başladı. Mezarlar gerçek birer anıt haline geldi (Gniezno ve Krakow’daki kral mezarları). Ayrıca Krakow’da birçok atelye açıldı ve sanatçı­lar Bakire Meryem’i tasvir etmeğe başladı­lar (Wislica, XIII. yy.; Kruzlowa, XIV. yy.); boyalı kabartmalı geleneksel ahşap oy­macılığı yeni bir gelişme gösterdi (Wawel’deki üç kanatlı Kutsal Teslis tablosu, XV. yy.). Wit Stwosz’un (1445′e doğr.-1533) Krakow Bogurodzica’sı (Meryem) bu sanatın bir doruğudur ve daha sonraki yüzyıllarda büyük etkisi olmuştur. Resimde Krakow okulu (XIV. yy.da Krakow’lu Mikolaj ta­rafından kurulmuş olan lonca) hâkimdir. Ardından, Wroclaw, Poznan ve daha son­ra Lwow’da, gerçekçilikle ruhanîlik karışı­mı tipik bir polonya sanatı gelişti.
XV. yy.a kadar, 8 ince çizgilerle yapılan ve hafifçe boyanan minyatür ön plandaki yerini mu­hafaza etti. Duvar resimciliği ise italyan etkisindeydi (Krakow katedrali, Gniezno’lu Sw. Jan, Czchow). Bu resim tarzının yanı şıra gerçekçi bir resim anlayışı da gelişti ve tarihî resmin ortaya çıkmasına yol açtı. Ayrıca, Rutenya yoluyle gelen bir bizans etkisi de vardı (Czesto-chowa Meryemi, Sandomierz katedralinin freskleri, Lublin’deki Kutsal Teslis kiliseciğinin freskleri). XV. yy.da italyan etkisi arttı (Krakow fraasiskenlerinin freskleri). XIV. yy.dan itiba­ren pano üzerine yapılan resimler (Modzentyn ve Olkusz’taki üç kanatlı tablolar), zemini önceleri yaldızlı (Tuchow, Tum Meryem’leri), sonra manzaralı olan zengin süslemeli gerçekçi figürlerle Krakovv üslû­bunu olgunlaştırdı. Ülkede ayrıca tahta veya bakır üstüne gravür, vitray sanatı, telkari altın işlemeciliği, minecilik ve kilise nakış­çılığı alanında başarılı eserler verildi.

Rönesans

Rönesans Macaristan yoluyle Polonya’ya ulaştı; 1518′de, Zygmunt I, italyan Bona Sforza ile evlendi. Ortaçağdan kalma Wawel şatosu (Krakow) Francesco da Firenze tarafından İtalyan tarzında yeniden inşa edildi; sonra, Bartolomeo Berecci, kated­rale, Rönesans’ın en değerli eserlerinden bi­ri olan ve içinde Zygmunt’ların mezarları bulunan kapellayı ekledi; bu üslûp başka şatolarda da (Baranow, Krasiczyn, Pieskowa, Skala ve Brzeg) taklit edilai. Berecci 1530′da Krakow katedralinde merkezî bir plan üstüne, kubbeli ve ışık bacali Zygmunt kapellasını inşa etti. Senyörler XVII. yy.a kadar bu kapellayı taklit ettirdiler. Eski yapılar modernleştirildi ve çatılarına dam katları eklendi. Polonya rönesansınm özel­liği olan bu değişiklik (Poznan, Zamosc, Tarnovv ve Sandomierz’in sıra kemerli be­lediye binaları, Krakow, Lwow, Jaroslaw, Kazimierznad-Wisla ve Gdansk’taki evler) Volhinya ve Litvanya’yı, Slovakya’yı, Ma­caristan’ı, hattâ isveç’i etkiledi. Bu arada Mazovya ve Podlahya da gotik tarza bağlı kaldılar. Dinî mimarî bizans üslûbuyle kaynaşan bu üsluptan yalnız özellikle süsle­meyle ilgili bazı unsurlar aldı.

Meselâ yunan-roma âyin usulünü uygulayan kiliseler­de italyan etkisi doğu tarzı kubbelerle birarada görülür. Heykelcilik ülkede geçici bir süre için bulunan italyan sanatçılarının etkisindeydi. Rönesans motifleri, Waweldeki kral mezarlarına işlendi (yüzyılın sonun­da bu motiflerde yapmacık hâkim olacak­tır). Bu arada ülkeye bir flaman etkisi gir­di. Millî özellik, ancak, gotik gelenekle Wit Stwosz etkisinin birleştiği şehir mezarların­da ve ağaç heykelciliğinde kaldı.

Resim ih­tiyacını lirizmle yergili natüralizmin (B. Behem’in Codex’i ve E. Ciolek’in Papalık Âyin Kitabı) birleştiği Krakow minyatürleri karşılaşıyordu. Duvar resimlerinde (Mogila’da Stanislaw Samostrzelnik’in eserleri) ve bazen zemini yine yaldızlı olan mihrap panolarında da aynı anlayış hâkimdi. Bu panoları, Zygmunt I, Albrecht’in erkek kar­deşi Hans Dürer’e yaptırmıştı. Bundan son­ra da millî nitelik kaybolmağa yüz tuttu. Portre sanatı, ağaç üzerine gravür veya oy­ma resim, Marcin Marciniec (kutsal kalın­tılar mahfazası, 1504) ya da Blanc kardeşle­rin kuyumculuk alanındaki bazı çalışmaları da bu devirde görülür. Heykeltıraşlar ara­sında, Urzedow’lu Jan Michalowicz, Santi Gucci ve J.M. Padovân sayılabilir. Poznan’lı Erazm Kamyn, Pierre Remy’nin Limoges’dan getirdiği mineyi arabesk desenlerle doldurarak süslemeler yaptı. Dökümcülük sanatının tenkitçileri Baldner ve Bochwicz’dır. Ayrıca birçok atelyede seramik (Slawkow) ve cam (Urzec) işleriyle gömme veya kakma süslemeli ev eşyaları yapıldı.

Barok ve rokoko

Barok üslûbu Polonya’nın imarında XVIII. yy .m yarısına kadar kendini kabul ettirdi. Bu dönemde, Hansa birliğine bağlı şehirle­rin germen sanatını benimseyen kuzey böl­gesinin dışında, bütün ülkede italyan etki­si hâkim oldu. Bundan dolayı da, bu dönem boyunca, latin haçı biçiminde ve kubbesi bu haçın iki kolunun kesiştiği noktada yük­selen kiliseler yapıldı (Krakow’da Sw. Piotri-Pawel). İsveç istilasından sonra Bernin’in ve Borromini’nin üslûpları ağır bastı. Taşrada üslûp sadeleşti; planları çokgen (Klimontow), elips veya daire biçimli, çift kuleli (Witt’li Jan’m yaptığı Lwow dominikenleri kilisesi ile Moszynski’nin eseri olan Tarnopol kilisesi) kiliseler yapıldı. Bu arada bazı saraylar ve şatolar da inşa edildi (Wilanow sarayı ve Varşova’da Kra-sinski’lerin sarayı). Sonunda da fransız et­kisinin izlerini taşıyan rokoko tarzı belirdi (1745′te Lwow’da yapılmış olan ortodoks kilisesi Sw. Jerzy, Varşova’da Bielinski’lerin Pod Blacha sarayı, Kielce piskoposluk sarayı).

italyan sanatçıları bu yapıları heykeller ve yalancı mermer süslemelerle doldurdular. Bu arada Georges Diberthoi adında bir fransız 1600′e doğru, eserleriyle dikkati çek­ti. Bu dönemin en ünlü sanatçıları Kielce’de A. Fraczkiewicz (XVI. yy. sonu), Lwow’da Polejowski, Krakow’da P. Kornecki ve Varşova’da da Brühl sarayının bazı figürle­rini yapmış olan Seibel’dir. XVII. Yüzyıl resminde iki akım görüldü: flaman etkisi Gdansk yoluyle girdi; italyan etkisi de (ital­yan Donebella polonyalı sanatçılar yetiştirdi) kendini kabul ettirdi. En iyi polonya okulu Boguszewski’nin temsil ettiği poznan resim okuluydu. Bazı polonyalı ressamlar da ülkelerinden ayrılarak çeşitli yerlere gitti­ler. Meselâ Martin Teofil Tirol’e, Lubienieccy kardeşler Hollanda’ya, gravürcü Ziarnko Paris’te yerleşti. Yüzyılın sonuna doğru Paris ve Hollanda’da kaldıktan son­ra yurduna dönen Aleksander Tretko (veya Trzycki) sarayın ressamı oldu.

Gravürcülük de, flaman tarzını (Hondfus) bırakarak millî ve tarihî bir üslûba yönel­di (Gdansk’lı Falck).

Polonya krallarının fransız kadınlarıyle ev­lenmesi fransız etkisini artırdı ve bu etki Dresden’de oturan sakson hanedanıyle ken­dini kabul ettirdi. Louis de Sylvestre Lwow’da ve doğu bölgelerinde çalışıyordu; Louis Marteau da tutulan bir portreciydi. Bu arada Szymon Czechovvicz (1689-1775) ve onun Smuglevvicz ve Golembiovvski gibi öğ­rencileri tarafından bir polonya okulu ku­ruldu. Tadeusz Konicz (1733-1793) din ko­nularını işleyen bir ressamdı ve Mengs’in çömeziydi. Marie-Antoinette’in resmini ya­pan Kucharski (1741-1820) ile Chodovviecki (1726-1801) adlı ressamlar meslek hayatla­rını Nürnberg, Paris ve Berlin’de sürdürür­ken, saraya italyan ressamları çağrıldı: Canaletto Polonya saraylarını süsledi. Mobil­yacılık XVII. yy.da Gdansk’ta, XVIII. yy.-da Kielce ve Kolbuszovva’da; çinicilik Telechow ve Lubartow’da; porselencilik Korzec, Baranovv ve Belwedere krallık akade­misinde gelişti.

XIX. yüzyıl
Polonya’nın paylaşılmasından önce, kral, Stanislaw-August sanatçıların koruyucusu olarak tanınmıştı. Adı da XVIII. yy. sonu mimarî üslubuna verildi. Kral, krallık sara­yının planlarını fransız Victor Louis’ye yap­tırdı ve sarayın yapımında Fontana’yı, Merlini’yi, Kamsetzer’i çalıştırdı. XV. yy. po­lonya ahşap mimarîsinde kullanılan peristilyum’a da yer verilerek Polonya’ya uyarlanmış bir fransız klasikçiliğine dönüşen bu tarz, ülkede bir süre tutundu (Varşova’da Lazienski, Behvedere ve Krolikarnia saray­ları). XVIII. yy.m sonuyle XIX. yy.ın başın­da Polonya’da klasik okulun başlıca temsil­cileri S.B. Zug (1733-1807), S. Zawadzki (1743-1806), W. Gucevvicz (1753-1798), J. Ku-bicki (1759-1833) ve A. Corazzi’dir (1792-1877). Ayrıca, yeni gotik bir seçmeciliğin yanı sıra rönesans tarzından da ilham alı­nıyordu. Yüzyılın sonunda, «Zakopane üs­lûbu» millî gelenekten yararlanmağa yönel­di. Yeni kral sarayını süslemek için heykeltıraş Andre Lebrun ile Regulski’ye, da­ha sonra da italyanlara baş vuruldu, ülkeye 1820′de gelen danimarkalı Thorvaldsen de klasikçiliği kabul ettirdi ve öğrenciler yetiş­tirdi: Tatarkiewicz (1798-1854), Sosnowski. Brodzki (1825-1904). Ülkede fransız (Guyski [1841-1893], Wladyslaw Oleszczynski [180S-1866], Pıoszynski [1860-1906]) ve italyan (Ceptowski [1801-1841]) etkileriyle millî ger­çekçilik (Gadomski [1834-1911], Rygter [1841 -1919], Welonski [1849-1931]), Nazaren oku­lu ve yeni Rönesans hareketi (Madeyski [1862-1939], Godebski [1835-1900] aynı zamanda yazıyor ve birbirlerini etkiliyordu. Ayaklanmalardan sonra da, Polonya dışın­da yeni bir millî sanat uyandı.

XVIII. yy .ın sonunda prens Adam Czartoryski, fransız Norblin de La Gourdaine’i ge­tirtti. Polonya’da otuz iki yıl kalan La Gourdaine Polonya resim okulunu kurdu. Bu okulun başlıca temsilcileri, Orlowski (1777-1834), Plonski (1783-1812), Brodovvski (1784-1832), Marcin Zaleski (1796-1877), Glovvacki ve Lowowlu gravürcü Piwarski (1795-1859) ve Piotr Michalovvski’dir (1801-1855) Bu arada, klasik, yeni-klasik ve nazaren akımları da ortaya çıktı. Paris’te çalışan polonyalı resamlar arasında, Wankowicz, Horace Vernet’nin öğrencisi Suchodolski (1795 -1875), Rodakowski (1829-1894) ve gravürcü Antoni Oleszczynski (1794-1879) sayılabilir. Germen etkisini reddederek milliyetçiliğe güç veren dönem XIX. yy.ın ikinci yarısı oldu. Bu dönemde başlıca iki okul vardır: en önemli sanatçıları Jan Matejko (1838-M893) ile Jacek Malczewski (1855-1929) ve ressam, desenci, süslemeci, cam ressamı, gravürcü ve şair Stanislavv Wyspianski’nin (1869-1907) temsil ettikleri Krakow okulu ile önceleri izlenimci olan Aleksander Gierymski (1850-1901), J. Chelmonski (1849-1914), Juliusz Kossak (1824-1899), S. Wit-kievvicz (1851-1915) ve J. Szermentowski’nin (1833-1876) temsil etikleri Varşova gerçekçi okulu.

XX. yüzyıl
Mimarî, Czeslaw Przybylski (1880-1936) ile yalın ve özentisiz bir üslûba kavuştu (Var­şova tiyatrosu [1913]); sonra Maczenski (1878-1961), Szyszko-Bohusz (1883 – 1948), Tobvinski (1888-1951) ile yine klasikçiliğe döndü. «Genç Polonya» topluluğu yabancı üslûplardan ilham aldı: Czajkovvski (1925 Paris Süsleme Sanatları sergisindeki Polon­ya pavyonu), Lagowski ve Golinski (Poznan, 1929), O. Sosnovvski (1880-1939), B. Pniewski (doğ. 1897), J. Ryniewiecki (doğ. 1908) ve M. Nowicki (1910-1950). Aynı eği­limler İkinci Dünya savaşından sonra da görüldü. Ama bir süre, S.S.C.B.’den gelen sosyalist gerçekçilik kendini kabul ettirdi. Sonra da bireycilik ve dışarıdan gelen etki­ler yeniden ağır bastı. 1956′da Varşova’da toplanan polonyalı mimarlar, hafif dolgu maddeleriyle yapılmış büyük mamul malze­me kullanmağa dayanan yeni bir inşaat usulünü benimsediler. Polonya devletinin bininci yıldönümünde bu metotla bin okul, hastahaneler, idare ve sanayi binaları inşa edildi, özellikle Szczecin, Gdynia, Gdansk,

Elblag, Nowa Huta, Lublin, Katowice,Wroclaw şehirlerinde aynı tarz meskenler yapıldı, acenteler kuruldu. Bu dönemin seçkin mimarları arasında B. Lisowski («Yüz balkonlu ev», Krakow’da), Z. Karpinski, S. Bienkunski (Büyük Varşova oteli), O. Hansen, K. L. Tomaszewski sayı­labilir.

Heykelcilikte Dunikowski (doğ. 1875) dev­rinin en başta gelen sanatçısıdır. Wittig (1879-1941) klasik geleneği temsil eder. Zamoyski (doğ. 1893) kübizmden ilham aldı. Szczepkowski (doğ. 1878) köylü sanatına ve ağaç heykeltıraşlığına dönüşün temsilcisi­dir. Sembolizmin başlıca temsilcisi Biegas, soyut sanatmki de Alina Slesinska’dır. Hey­kelciler, A. Slesinska (doğ. 1926) anlatımcı­lık ve gerçeküstücülük geleneklerini bağdaş­tırır; A. Szapocznikow (doğ. 1926), kimi zaman Rodin’in, kimi zaman da dadacılığın etkisindedir; T. 0lszewski (doğ. 1918), S. Lisowski (doğ. 1918) ve T. Lodzian (doğ. 1920) soyut çalışırlar.

Resimde, 1897′de orijinal bir izlenimcilik, Falat (1853-1929), Wyczolkowski (1852-1936), Mehoffer (1869-1946), Tetmajer (1862-1923) ve Pankiewicz’in (1867-1940) katıldıkları «Sztuka» (Sanat) grubunun kurulmasına yol açtı. Cezanne’ın, daha sonra da Renoir’ın yolunu izleyen bu topluluk Kisling, Mondza’in, Rubczak, Zawadowski gibi ressamları Paris’e çekti ve 1925′te Paris’te «Polonya Villa Medicis’i»nin kurulmasına yol açtı. Gottlieb, Makowski ve Marcoussis de bu topluluğa katıldılar, 1917′de «Sztuka» top­luluğuna tepki olarak «Şekilciler», ardından da, 1922′ye doğru, halk temalarına bağlı olan «Rytm» derneği kuruldu. Bu derneğin üyeleri arasında ressam Eugeniusz Zak (1884 -1926), gravürcü Wladyslaw Skoczylas (1883-1934) ve heykeltıraş Henryk Kuna (1879 -1945) vardı. 1924′e doğru da kübistler ve aşırı eğilimlerin taraftarları «Blok» derne­ğinde biraraya geldi.

İkinci Dünya savaşın­dan sonra resmî sanat sosyalist gerçekçi eğilimlerin hâkimiyeti altına girdi. 1955′ten beri, Wladyslaw Strzeminski’nin (1893-1952) öncüsü olduğu soyut sanat, Kantor, Jarema Gierowski, Stazewski, Nowosielski gibi bir­çok sanatçının ilgisini çekti. Ama Majewski, Aryka Madeyska, Tchorzewski, Kurka gibi başkaları gerçekle ilişkilerini muhafaza et­tiler. Ressamlar, soyut sanattan gerçeküstü­cülüğe kadar çeşitli akımlardan yararlandı­lar. Bunlar arasında T. Kantor (doğ. 1915), T. Brzozowski (doğ. 1918), J. Lebenstein (doğ. 1930), K. Mikulski (doğ. 1918), S. Gierowski (doğ. 1925) gibi değişik eğilimli ressamlar vardır.

Küçük sanatlarda, folklor özelliğindeki «Zakopane» üslûbu bütün teknikleri etkiledi. Bazı okullar, süsleme sanatları ve bölgesel sanat müzeleri çoğaldı ve buralarda gele­neksel geometrik unsurlar, giyecekler, dö­şeme eşyaları, çanak ve çömlekler veya cam eşyalar çoğaltılarak halkın ilham kaynak­ları biraraya getirildi.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA GÜZEL SANATLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA EDEBİYAT

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA EDEBİYAT

• Ortaçağ ve XVI. yy. Edebiyatını XII. yy.dan XV. yy.a kadar özellikle Gallus Anonymus, Kadlubek (1160-1223) ve J. Dlugosz’un (1415-1480) latin kronikleri temsil eder; bununla ‘beraber XII. yy.dan itiba­ren halk diliyle yazılmış bazı değerli dinî şiirlerle karşılaşıyoruz. En eski polonya şii­ri Bogurodzica (Meryem) adlı dinî şarkı (XII. yy.) ve en eski nesir Kazanla Swietokrzyskie (Kutsal Haç Masalları) [XIV. yy. başı] adlı vaaz derlemesidir. Hümanizm, re­form ve rönesans ile fikrî faaliyet canlandı. 1364′te Büyük Kazimierz tarafından kurulan, Sonra 1400′de kraliçe Hedwige’in bağışları sayesinde yeniden teşkilâtlandırılan Krakow üniversitesi, iki yüzyıl boyunca Avrupa’nın ünlü bir bilim merkezi olarak kaldı.

Kopernik bu üniversitede okudu. Konstanz ve Basel konsillerinden gelen polonyalı hu­kukçular ve kilise hukukçuları, polonya’nm italyan üniversitelerine yolladığı öğrenciler, piskoposlarla aydın soyluların himaye et­tiği italyan veya alman asıllı bilginler, eski­çağ bilimini yaydılar, önce bir latin hüma­nist şair nesli ortaya çıktı: Sanok’lu Grzegorz (1406′ya doğr.-1477), Jan Ostrorog (1436-1501), Andrzej Krzycki (1482′y% döğr.-1537), J. Dantyszek (1485-1548) ve K. Janicki (1516-1543). Ama, tarihçi ve yayımcıların uzun süre kullandığı Latince, Protestanlı­ğın yayılmasıyle edebiyattaki üstünlüğünü kaybetti: Protestanlık elli yıl içinde yöne­tici sınıf arasında yayıldı, öte yandan, soy­lu demokrasisinin siyasî hayatında halk dili kendini kabul ettiriyordu. Doğu eyaletleri halkı latin geleneklerine yabancıydı.

1513′te, ilk lehçe (veya polca) kitap yayım­landı: Lublin’li Biernat’nm Raj Duszy (Ruh­lar Cenneti). 1543′te Mikolaj Rej (1505 -1569) millî bir edebiyatın temelini attı. Ta­biat güzelliklerine tutkun bir taşra soylusu, ateşli calvin’ci, mizaçça kavgacı ve alaycı olan Mikolaj, dinî, öğretici ve ahlâkî konu­larda birçok manzum ve mensur yazı yazdı. Eserlerinde Ortaçağ etkisi ağır basmakla beraber Rönesans’ın etkisi de kendini gös­termektedir. Mikolaj Rej’den az sonra, Jan Kochanowski (1530-1584), lirik ve içli şiir­lerinde estetik güzellikle Hıristiyanlığı bağ­daştırdı. Bu dönemde bolluk içinde ve güç­lü olan Polonya, tehlikeli komşularına da söz geçirerek «altınçağ»ını yaşamaktaydı. 1614′te Szymon Szymonowic (1558-1629), idillerinde helenizmin bütün güzelliklerinden yararlandığı günlerde, altın çağ henüz sona ermemişti. Nesir, Lukasz Gornicki (1527-1603) ile vaiz P. Skarga’nın (1536-1612) di­linde mükemmelliğe ulaştı. Tarih ve coğraf­ya alanındaki bilgiler yayılmağa başladı. Marcin Bielski (1495-1575), dünyadaki yeni buluşlara da yer veren bir dünya tarihi de­nemesine girişti; S. Klonowic (1545-1602) burjuva ve halk sınıfının törelerini dile ge­tirdi. Doktrin tartışmaları sayesinde, düşün­ce hayatı olgunlaştı. Batı mutlakıyetçiliği ve Moskova despotluğu ilkelerinin Polonya’da ağır basmak üzere olduğu bir sırada, hu­kukçu ve ilâhiyatçılar (Modrzewski-Frycz [1503-1572], S. Orzechowski [1513-1566] si­yasî hürriyeti ve milletlerarasında barışı öv­mekteydiler.

• XVII. ve XVIII. yy. XVII. yy .da Polon­ya devleti, «birçok el tarafından sarsılan ve birçok darbe yiyen bu ağaç», çökmeğe başladı. Ama art arda gelen istilâlar sıra­sında kahramanlık duygusu kamçılandı. Bü­yük ataman’ların savaşçı Polonya’sı bir ef­sane havası içinde yaşamağa başladı. 1618′de P. Kochanowski (1566-1620), Tasso’nun Gerusalemme Liberatta’&mm (Kurtarılmış Kudüs) eşsiz bir tercümesini polonya şairle­rine model olarak sundu. Türklerle yapılan savaşlar, doğu dünyasını ve medeniyetini Polonyalılara tanıttı. Mitoloji motifleri bu dekorla kaynaşarak bazen çekici, bazen tu­haf bir süsleme halini aldı. Bu barok Sa­nat, düzensiz bir şekilde alabildiğine geliş­ti. Hiç bir edebiyat okulunun kurulmasına yol açmadı ve büyük sayıda yazarı bilinme­yen metinlerin (özellikle gezgin sanatçıların yazdığı komediler) ortaya çıkmasına imkân verdi. Bundan sonra italyan edebiyatı, po­lonya edebiyatını fransız edebiyatına oranla daha fazla etkilemeğe başladı. Bununla bir­likte iki fransız kraliçe elli yıl boyunca Polonya tahtını paylaştı.

Gonzaga’lı Luisa -Maria’nın yalnız bir tek saray şairi vardı: Andrzej Morsztyn (1613-1693). Maria-Kazimierza’nın kocası J. Sobieski (1624-1696), Astree’yz duyduğu hayranlık dolayısıyle sa­rayına «francuski (fransız) havası» verdi. (Jan Sobieski, aynı zamanda ülkesinin mek­tup tarzını kullanan en büyük yazarlarından biridir.) Mistik hayal ürünü olan birçok messias dışında, barok eserler, gerçekçilik ve mahallî renkleriyle ağır basar. Polon­ya romantizmi bunları benimseyecektir. Gü­nümüzde, J. C. Pasek’in (1636′ya doğr.-1701) Pamietnikİ’si (Hatıralar) çok okunmakta­dır. Coşkun, ama saf ve kahraman ruhlu bir şair olan W. Potocki, epik ve dinî şiir alanında ön safta yer alır. Wespazjan Kochowski de (1633′e doğr. – 1700) dinî eserler verir.
S. Twardowski’nin (1600′e doğr.-1661) usta tasvirleri, Zimorowic kardeşlerin (Jozef [1597-1677] ve Szymon’un [1608-1629]) bükolik yumuşaklığı, L. Opalinski’nin (1612-1662) sert yergileri bugün hâlâ okunur. Bu arada cizvit Maciej Kazimierz Sarbievski’nin (1595-1640) eserini de saymak gerekir. Sakson kralı devrindeki düşünce durgunlu­ğunu, XVIII. yy .m ikinci yarısında tarihin en güzel rönesanslarından biri takip etti. Jean Fabre, «yirmi yıllık kültür, Polonya’ya, yüzyıllık bilgiççe çabaların Almanya’ya ver­diğinden çok daha fazla eser kazandırdı» der. Bu mucize, devlet idaresinde o kadar ba­şarılı olamayan bir hükümdarın zekâsı ve diplomasisi sayesinde gerçekleşti: Stanislaw August Poniatowski (1732-1798) eğitimini yeniden teşkilâtlandırmakla başladı ve bu alanda ilk reformu yapan pedagog S. Konarski’nin eserini tamamladı; 1773′te, bir eğitim komisyonu, Avrupa’da ilk defa olarak bir millî eğitim bakanlığı projesi hazırladı. Ansiklopedi ile fizyokratların nazariyeleri, Condillac’ın felsefesi ve yüzyılın bütün bil­gileri, polonya düşünce dünyasının verimini arttırdı, insancı düşüncelere tutkun olmakla beraber, millî kalkınmaya büyük önem veren akılcı bir neslin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu neslin edebiyatı her şeyden önce öğretici ve millî bir edebiyattır. Bu zihni­yet, yalnız siyasî yazarlarda (H. Kollataj [1750-1812], S. Staszic [1755-1826], J. U. Niemcewicz [1757-1841]) değil, bütün öteki ya­zar ve şairlerde açıkça görülür. Başta, ese­rinin niteliği, kapsamı ve değeriyle ismi yüz­yıllar boyunca unutulmayan Warmie pisko­posu ve çağdaş edebiyatm prensi I. Krasicki (1735-1801) gelir. Onun yanında A. Naruszevvicz (1738-1796), S. Trembecki (1739-1812), Tomasz Kajetan Wegierski (1755-1787) gibi isimler yer alır. XVIII. yy.ın sonlarında, F. Karpinski (1741-1825) ve F.D. Kniaznin’in (1750-1807) temsil ettikleri duygusalcılığın etkisi kendini göstermeğe başladı. Stanislaw devrinin en iyi eserleri (masal, yergi, manzum mektup), klasik bir mükem­melliğe varmıştır. Körü körüne taklide kaçmaksızın, fransız edebiyatının iki yüzyılını örnek alan bu edebiyat, inceliği, sevimliliği, alaycılığıyle dikkati çeker. Fransız eserle­ri örnek alınarak (F. Bohommolec [1720 -1784], F. Zablocki [1754-1821]) yazılan tö­re komedileri yanı sıra, vatan temalarını işleyen tiyatro eserlerinin (J. U. Niemcewicz, W. Boguslawski’nin [1754-1821] eser­leri) oynadığı önemli rolü de unutmamak gerekir.

• XIX. ve XX. yy. 1795-1822 Arasında, sı­ra ile Pulawy’deki Czartoryski’lerin prens­lik saraymca tutulan ağlamaklı bir önromantizm, yankılar yapan bir mücadeleden sonra yerini romantizme bırakan sahte bir varşova klasisizmi (K. Kozmian [1771-1856] ve A. Felinski [1771-1820]) hüküm sürdü. Polonya şiiri bu devirde en üstün seviye­sine ulaştı. Ama, artık yalnız anılar ve umutlarla yaşama zorunda olan bu boyunduruk altındaki ülkede birbirini takip eden ta­rihî olaylar romantik akıma olağanüstü bir nitelik kazandırdı. Coşkun bireycilik, Polon­ya’ca yurtseverlik ateşine ve fedakârlık tut­kusuna dönüştü. Mutlu bir çağın geleceğine olan inanç, Polonya’yı dünyada kahraman­lığın örneğini sunan bir millet haline ge­tirdi. Şairler, tutsak millete manevî ön­derlik ve kılavuzluk yaptılar. A. Mickiewicz (1798-1855) bu konuda akla gelen en büyük isim, ülkesi için efsanenin, de öte­sinde bir semboldür. Modern çağın tek des­tanı olan Pan Tadeusz, onun ününü bütün Avrupa’ya yaydı. Yetenekleri ve inancı ile, 1848 Jiberal Fransa’sını, Risorgimento İtal­ya’sını, islav milletlerini ve doğu ülkelerini etkiledi. A. Mickiewicz’in yanı sıra, ancak öldükten sonra üne kavuşan J. Slowacki (1809-1849), büyüleyici hayalgücü, büyük ustalığı, şiirleri ve dramlarıyle polonya dü­şünce hazinesine paha biçilmez eserler kat­tı. Z. Krasinski’ye (1812-1859), gelince onun düşünürlük yönü sanatçı ve şair yönünden üstündür.

Romantizmin öbür üç temsilcisi olan Malczewski (1793-1826), S. Goszczynski (1801-1876) ve J. B. Zaleski (1802-1886) ukrayna tarihî ve manzaralarından ilham al­dılar. Sembolizmin öncüsü C. Norvvid (1821-1883) İlk şiirlerini 1840′ta yayımladı. Bu dönemin başlıca eserleri göç sırasında ya­zıldı. Aynı döneme doğru Polonya’da A. Fredro (1793-1876) komediyi avrupaî bir se­viyeye çıkardı; J.İ. Kraszevvski de (1812-1887) roman türünü geliştirdi. Bu büyük ismlerin yanı sıra, romantizmin en iyi tem­silcileri arasında şu şairler sayılabilir: Wincenty Pol (1802-1872), Teofil Lenartowicz (1822-1893) ve Wladyslaw Syrokomla (1823-1862). 1863′ten ve başarısızlığa uğrayan ikin­ci ayaklanmadan sonra «pozitivizm» adı ve­rilen yeni bir çağ açıldı. Yayımcıların ve sosyoloji bilginlerinin (özellikle A. Swietochovvski [1849-1938]) desteğiyle romantiz­min ülke siyasetine yapmış olduğu etkiye karşı bir tepki başladı. Gerçekçi eğilimler ve toplumsal değişiklikler birçok romancı­nın yetişmesine yol açtı. Bunların en ünlüsü tarih (Ogniem i Mieczem [Meçle ve Ateşle], Krzyzrary [Toton Şövalyeleri], Quo Vadis) ve töre romanları (Bez Dogmatu [Dogmasız], Rodzina Polanieckich [Polaniecki Ai­lesi]) yazan H. Sienkievvicz’tir (1846-1916) [1905 Nobel edebiyat ödülü]. Ayrıca Eliza Orzeszkovva (1841-1910) ile halka (Bebek) ve Faraon (Firavun) adlı eserlerin yazarı Boleslaw Prus (1847 – 1912) çok ünlüdür. XIX. yy. sonunda gerçekçi nesir fransız natüralizminin ve özellikle Zola’nın etkisin­de kaldı (Adolf Dygasinski [1839-1902 ve tiyatro eserleriyle de ün kazanan Gabriela Zapolska [1860-1921]). A. Asnyk (1838-1897), Maria Konopnicka (1840-1910) lirik şiirin temsilcileridir.
1890′dan 1910′a kadar, S. Przybyszewski (1868-1927), J. Kasprowicz (1860-1926) ve Miriam (1861-1944), K. Tetmajer (1865-1940), L. Staff (1878-1957) tarafından başlatılan es­tetik «Genç Polonya» hareketi ince bir sana­tın doğmasına yol açtı. Patetik gücü eşsiz S. Zeromski (1864-1925), Nobel ödülünü alarak ününü dünyaya yayan W.S. Reymont ve Wladyslaw Orkan (1875-1930), biçim anlayışlarındaki modemizmle bu akıma girer­ler. Ama işledikleri temalar, zamanlarının sorunlarına bağlı kalmıştır, öte yandan bü­yük dramaturg S. Wyspianski (1869-1907) milliyetçilik meseleleri üstünde büyük bir titizlikle durdu. İki savaş arasında şiir, L. Staff (1878-1957), B. Lesmian (1879-1937) ve Skamander dergisi çevresinde toplanan genç şairler grubu tarafından temsil edil­mekte idi: J. Tuwim (1894-1953), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), J. Lechon (1899-1956). öncü şiirin temsilci­leri: J. Przybos (doğ. 1901), J.Czechowicz (1903-1939) ve A. Wazyk’dir (doğ. 1905). W. Broniewski (1897-1962), devrimci Marks’çılığın şairidir ve ancak 1945′ten sonra ünü gitgide artmıştır. Romancılardan F. Sieros-zewski (1858-1945), J. Weyssenhoff (1860-1932), A. Strug (1871-1937), W. Berent (1873-1941), J. Kaden-Bandrowski (1885-1944), Zofia Nalkowska (1885-1954), Maria Dabrowska (doğ. 1889), J. İwaszkiewicz (doğ. 1894); denemeci J. Parandowski (doğ. 1895); tenkit­çilerden T. Boy-Zelenski (1874-1941) ve K. İrzykowski (1873-1944); dramaturglardan K. H. Rostworowski (1877-1938) ve J. Szaniawski (doğ. 1887) o sıralarda ünlerinin zirvesindeydi. S.İ. Witkiewicz (1885-1939), B. Schulz (1892-1942), W. Gombrowicz (doğ. 1905) öncü yazarların en ilgi çekenleridir. İkinci Dünya savaşından sonra, polonya edebiyatının gelişiminde üç ayrı evreye rast­lanır. Birinci evre 1945-1956 yıllarını kap­sar.

Bu dönemde, isteyerek benimsenen ve­ya zorla kabul ettirilen bir gerçekçilik, ba­zen kabaya kaçan öğreticilik ağır basmak­ta ve genellikle sosyalizmin kuruluşu mese­lesiyle ilgili günlük olaylardan alman te­malar işlenmektedir. İkinci evre, Stalin dö­neminin düşüncelerine sınırlı da olsa, baş­kaldırma dönemidir. Yazarlar, bireyle top­lum, hayatın amaçîarıyle sanatın gerekleri arasındaki çelişmeyi ortaya koymakta, edebiyata yüklenen öğretici görevleri alaya almakta ve sanatta yeni ifadeler getirmeğe çalışılmaktadır. 1960 veya 1961 yıllarında başlayan üçüncü evre, ilk iki evrede görü­len eğilimlerin uzlaşma dönemidir. Açıkça itiraf edilmemesine rağmen bu evrede ede­biyat bir ölçüde, eğitme, ahlâkî düşünce ve değerleri yayma aracı oldu. Bu üç evreden hiç birinde, sembol haline gelen bir yazara rastlanmaz. Roman türü, özellikle Z. Kossak-Szczucka (doğ. 1890), T. Breza (doğ. 1905), J. Stryjkowski (doğ. 1905), T. Parnicki (doğ. 1908), J. Andrzejemski (doğ. 1909), J. Putrament (doğ. 1910), A. Malewska (doğ. 1911), A. Rudnicki (doğ. 1912), S. Dygat (doğ. 1914), K. Brandys (doğ. 1916), W. Mach (1917-1966) tarafından işlendi. Bu­nunla birlikte, Z. Nowakowski (1891-1963), J. Wittlin (doğ. 1896), C. Straszewicz (1904-1963), W. Gombrowicz (doğ. 1905), G. Herling-Grudzinski (doğ. 1919), M. Hlasko (doğ. 1923) gibi, yabancı ülkelerde yaşayan romancıların eserleri, Polonya’da ki çalkan­tıların dışında kaldı.

Bir ölçüde romanın evrimine benzeyen bir evrim geçiren şiirde üç ayrı akım görülür. T. Rozevvicz (doğ. 1921), A. Miedzyrzecki (doğ. 1922), Z. Herbert (doğ. 1924) ve W. Woroszylski’nin (doğ. 1927) temsil ettiği birinci ve en başarılı akım, şairanelikten arınmış şiiri, kesinliği, süssüz ve yapmacık­sız eserleri benimseyen şairleri biraraya ge­tirdi.

Daha savaş öncesinde isimlerini duyuran K. İllakowicz (doğ. 1892), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), A. Stern (doğ. 1899) K.î. Galczynski (1905-1953), C. Milosz (doğ. 1911) gibi şairleri kapsayan ikinci grup, genellikle «yeni-klasik» grup diye anılır, öncü adı verilen üçüncü grup ise, T. Peiper (doğ. 1891), J. Kürek (doğ. 1904), P. Piechal (doğ. 1905) ile eski fütürizmi andırır. Eserlerinde zarif bir anlatım çabası ve derin bir metafizik bunalım görülen M. Jastrun, edebiyatta ayrı bîr yer tutar. Dram yazarları arasında, L. Kruczkowski (1900-1962), T. Zawieyski (doğ. 1902), özellikle de, yergili ve parodili piyesleri birçok ülkede büyük başarı kazanan S. Mrozek (doğ. 1929) anılmağa değer.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA EDEBİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLAROLO (Carlo Francesco)

Tarih 02 Haziran 2009

POLLAROLO (Carlo Francesco), italyan bestecisi (Brescia 1653-Venedik 1722). Legrenzi’nin öğrencisiydi. Şarkıcı olarak Ve­nedik’te San Marco kapellasına girdi. 1690′da, aynı kilisede orgcu, sonra ikinci kapella yöneticisi oldu. Yetmiş opera, iki oratoryo, bir pastoral ve değişik dinî parçalar beste­ledi. — Oğlu antonio (Venedik 1680′e doğr. – ay.y. 1746), San Marco’nun kapella yardımcısı, sonra kapela yöneticisi oldu. Tiyatro ve kilise için eserler besteledi. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAROLO (Carlo Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO

Tarih 02 Haziran 2009

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO (Piero benci, Piero del — denir), italyan ressamı ve heykeltıraşı (Floransa 1441-Roma 1496). Kardeşi Antonio ile birlikte çalıştı ve Medici’ler için yapılan Herkül’ün işleri adındaki tablo dizisinin hazırlanmasında ona yardım­cı oldu. 1469′da, Mercanzia mahkemesi için yedi Erdem siparişi aldı. Daha sonra Boticelli bu resimlerden Kuvvet’i yapmakla görevlendirildi ve Pollaiolo’nun oldukça kasvetli kompozisyonlarından çok daha üs­tün bir eser ortaya koydu. Pollaiolo portre­lerinde daha başarılıdır. Bu eserlerinde parlak zemin üzerine belirli profiller çizme­ye dayanan Floransa üslûbunu başarıyle uyguladı. San Miniato kilisesinin mihrap arkalığı (1467) ile San Giminiano’daki Mer­yem’in Taç Giymesi (1483) adlı tablo da Pollaiolo’nun eserleridir. (L)
POLLAİOLO (Simone del). Bk. cronaca

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAİOLO veya POLLAİUOLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO

Tarih 02 Haziran 2009

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO (Anto-nio BENCf, Antonio del — denir), italyan ressamı, heykeltıraşı, gravürcüsü ve kuyum­cusu (Floransa 1432′ye doğr. – Roma 1498). Ghiberti’nin öğrencisiydi. Floransa vaftiz kilisesinin kapı süslemesinde onunla birlik­te çalıştı, önce kuyumcu olarak tanındı, vaftiz yerinin sunağı için üç gümüş kabart­ma yaptı: Herodias’ın Raksı, Herodes’in Yemeği ve Vaftizci Aziz Yahya. Castagno ve Donatello’nun etkisinde kalan Pollaiolo, çizgide büyük bir ustalığa vardı, anatomi bilgisini de derinleştirdi. 1460′ta kardeşi Piero ile birlikte Medici sarayı için Herkül’ün Çalışmaları dizisi ile figür ve manzara’nın flaman üslûbunda kaynaştığı kompozisyon­lar çizdi: Aziz Sebastianus (Londra), Deianira’nın Kaçırılması (Newhaven, A.B.D.). 1469-1480 Arasında Floransa katedrali için Vaftizci Aziz Yahya’nın Hayatı ile bir dizi işlemeli pano çizdi. Natüralist üslûpta bronzdan yapılmış Herkül ile Antaeus grubu gibi küçük heykelleri de vardır. Roma’da Sixtus IV’ün Mezarı’nı yaptı (1484-1493); bu eser, yapılışındaki netlik, kabart­ma anlayışındaki yenilik ayrıntılarının bol­luğu ve çeşitliliğiyle ayrı bir özellik taşır. Daha sonra Innocentius VIII’in Mezarı’nı (1493-1497) yaptı. Pollaiolo aynı zamanda önernli bir gravürcüydü. Çıplak Adamların Dövüşü gibi tanınmış eserleri Mantegna’yı ve onun aracılığıyle Dürer’i etkiledi. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAİOLO veya POLLAİUOLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİZİANO (Agnolo AMBROGİNi),POLİZOMİ

Tarih 02 Haziran 2009

POLİZİANO (Agnolo AMBROGİNi), italyan şair ve hümanisti (Montepulciano 1454 -Floransa 1494). Marsilio Ficino ile loannes Argyropulos’dan ders gördü. Floransa’da öğretmenlik yaptı ve Lorenzo de’Medici’nin çocuklarına eğitmen oldu. Klasik kültürünü ortaya koyan birçok yunanca ve latince şiir yazdı. Ama bugün, özellikle toscana lehçe­siyle yazdığı eserlerine değer verilmektedir. Lorenzo de’Medici’nin, kardeşi Giuliano’nun kazandığı (1475) bir yarışmayı öven bir şiir yazmasını isteyince La Giostra’yı (Tur­nuva) [1478] yazmağa başladı. Pazzi’nin hazırladığı komplo (1478) sırasında Giuliano’nun öldürülmesiyle yarıda kalan şiirde, eskiçağ anıları ile toscana halk şiiri geleneği kaynaşır. Favola di Orfeo (Orpheus’un Ma­salı) [1480] adlı dramatik şiiri, mitolojiyi ve pastoral türü ustalıkla bağdaştırır. Monteverdi, Orfeo adlı eserinde bu şiirden ilham aldı. Poliziano’nun öbür eserleri: Pazzi’lerin hazırladığı Komployu anlatan bir hikâ­ye ve bir derleme (Miscellanea, 1489). [L]
POLİZOMİ i. (fr. polysomie). Biyol. Bk. çok kromozomîuluk.

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİZİANO (Agnolo AMBROGİNi),POLİZOMİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNELLİ (Ettoıe)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNELLİ (Ettoıe), italyan müzikçisi (Ro­ma 1843-ay.y. 1915). Amcası T. Ramacciotti ve J. Joachim’den keman dersi aldı. De­ğerli bir müzikçiydi. Ayrıca, sonradan konservatuvar haline getirilen Santa Cecilia okulu ile Roma Orkestra derneğini kurdu (1874-1898). Bir senfoni, bir italyan Rapso­disi, bir dörtlü ve çeşitli klasik parçalar besteledi. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNELLİ (Ettoıe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PINDEMONTE (Giovanni)

Tarih 02 Haziran 2009

PINDEMONTE (Giovanni), italyan yazarı (Verona 1751-ay.y. 1812). Vicenza podesta’-sı oldu, bir süre Fransa’da yaşadı, 1802′den itibaren italyan Cumhuriyeti parlamentosu­na girdi. Yurtseverlik şiirleri ve Shakespeare’in etkisini taşıyan trajediler yazdı. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINDEMONTE (Giovanni) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNCHERLE (Salvatore)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNCHERLE (Salvatore), italyan matema­tikçisi (Trieste 1853-Polonya 1936). Kısa bir süre Palermo üniversitesinde görev aldık­tan sonra (1880-1881), Bplonya üniversite­sine tayin edildi, orada İ912′ye kadar Ce­bir ve Analitik Geometri kürsüsünde, da­ha sonra 1928′e kadar Sonsuzküçükler He­sabı kürsüsünde ders verdi. Araştırmaları cebirin ve analizin en değişik alanlarına kadar uzanır. Weierstrass’m sadık bir öğ­rencisi olan Pincherle, onun fikirlerini ve metotlarını yaymakta büyük rol oynadı. Kendisini modern fonksiyonel hesabın ku­rucuları ve başlatıcıları arasına sokan da­ğılımlı fonksiyonel işlemler teorisini orta­ya koydu. Herhangi bir fonksiyona uygu­lanan bütün dağılımlı işlemler için, Taylor serisine benzer bir dizi açılımına götüren fonksiyonel bir türev kavramını ve fonk­siyonel uzay gibi düşünülen analitik fonk­siyonlar cümlesinin sistematik bir incele­mesini de Pincherle’ye borçluyuz. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNCHERLE (Salvatore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİMER

Tarih 01 Haziran 2009

POLİMER sıf. ve i. (fr. polymere). Kim. Molekül yapısı, diğer başka bir maddenin birçok molekülünün birleşmesinden mey­dana gelen bir madde için kullanılır. (Msl. polioksimetilen formaldehit polimeridir. Polimerler arasında, iki molekülden meyda­na gelen dimerler, üç molekülden meydana gelen trimerler v.b. ayırt edilir.) || Yük­sek polimer, özelliği molekülünde aynı mo­tifin tekrarlanmasıyle olan büyük moleküllü bileşik: Selüloz bir yüksek polimerdir. Bk. ansikl.
— ansikl. Kim. Yüksek polimer. Titan tetraklorür ve trietilalüminyum temel maddeli bir katalizör kullanarak alman Ziegler, çok yüksek basınç altında üretilen polietilenlerdeki gibi dallı zincirler değil de düz zincirli büyük moleküller elde ederek, etileni atmosfer basıncı altında polimerleştirmeyi başardı. Bu metot italyan Natta ta­rafından propilen’e uygulandı ve düzgün geometrik yapılı yüksek polimerlerin doğ­masına yol açtı. Bu sonuçlar, eskiden elde edilenlerden daha dayanıklı olan ve özel­likleri çok daha iyi tanımlanan plastik mad­delerin üretiminde kullanıldı. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİMER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİDORO (CALDARA) da Caravaggio,

Tarih 01 Haziran 2009

POLİDORO (CALDARA) da Caravaggio,
italyan ressamı (Caravaggio 1495′e doğr. Messina 1546). Raffaello’nun öğrencisi ve Maturino Piorentino’nun ortağıydı. Roma’da tek renkli kabartma taklidi dekorlarda uzmanlaştı. Birçok sarayın cephesini, mito­lojik veya tarihî sahneler, alegorileri v.b. gösteren freskleriyle (Niobe’nin Hikâyesi, Milesi sarayı) süsledi. 1525′te Maturino Fiorentino ile birlikte Quirinale San Silvestro’sunda ilk dekoratif klasik manzara ör­neklerini verdi. 1527′de Roma’dan ayrılarak Napoli ve Sicilya’ya gitti. Oradaki eserleri Roma’da yaptıkları kadar değerli değildir.(L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİDORO (CALDARA) da Caravaggio, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLiAKOFF veya POLYAKOV (Sergey)

Tarih 01 Haziran 2009

POLiAKOFF veya POLYAKOV (Sergey), rus asıllı fransız ressamı (Moskova 1906). 1923′te Paris’e yerleşti, özel akademilere devam ettikten sonra, Londra’daki Slade school’a öğrenci oldu (1936-1937); italyan primitifleriyle ilgilendi ve British museum’da mısır resmini inceledi. Paris’e dönüşün­de tanıştığı Kandinski, Otto Freundlich ve Robert Delaunay’ın etkisiyle soyut resme yöneldi. Eserlerini 1938′den 1945′e kadar Salon des independants’da (bağımsızlar sa­lonu), sonra Salon de Mai’de (Mayıs salo­nu), Salon des Realites Nouvelles’de (Yeni Gerçekler salonu) sergiledi. 1947′de Kan­dinski ödülünü kazanınca ikinci mesleği olan müzisyenliği bıraktı. Kopenhag’da, Brük­sel’de, New York’ta, Brüksel Güzel Sanat­lar sarayında (1953) sergiler açtı ve milletler­arası büyük sanat gösterilerine katıldı. 1956′da Lissone, 1965′te Tokyo Biennal’inin büyük birinci ödülünü, 1966′da Menton Bien­nal’inin büyük ödülünü kazandı. O zamana kadar yaptığı bütün eserleri 1966′da Saint-Gall müzesinde sergilendi. Tabloları Paris’teki Art Moderne müzesinde ve bazı resmî koleksiyonlardadır. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLiAKOFF veya POLYAKOV (Sergey) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLETTİ (Luigi)

Tarih 01 Haziran 2009

POLETTİ (Luigi), italyan mimarı (Modena 1792 – Milano 1869). 1823 Yangınından sonra Santo-Paolo-Fuori-Le-Mura bazilika­sını onardı. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLETTİ (Luigi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLENTA (da)

Tarih 01 Haziran 2009

POLENTA (da), italyan ailesi. Adını Romagna’da, Bertinoro yakınlarındaki Polenta şatosundan almıştır. — GUiDO Minöre (öl. 1310), XII. yy.da Ravenna’da iktidarı ele geçirdi. — Oğlu guido Novello (öl. Bologna 1330); Ravenna senyörüydü (1316). Ravenna’yı barış içinde yönetti. 1332′de Bologna’da halk yöneticisi oldu. 1321′de Dante’yi misafir etti, sonra da ona büyük bir cenaze töreni yaptırdı. — francesca (öl. 1283 – 1286 sıraları), Guido Minore’nin kızı. 1275′te Rimini senyörü Giovanni Malatesta ile evlendi ve kıskançlık yüzünden kocası tarafından öldürüldü. Bu trajik ola­yı Dante Cehennem’inde dile getirdi. Fran­cesca da Rimini teması birçok yazar, özel­likle S. Pellico (1818) ve G. D’Annunzio (1902) tarafından işlendi. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLENTA (da) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Polacca,POLACCO (Vittorio)

Tarih 30 Mayıs 2009

Polacca (alla). Müz. Bk. alla polacca.
POLACCO (Vittorio), italyan hukukçusu (Padova 1859-Roma 1926). Modena (1887-1888), Padova (1888-1918) ve Roma (1918′den sonra) üniversitelerinde medenî hukuk dersleri verdi; krallık senatörü oldu. Eser­leri, araştırma titizliği, düşünce sağlamlığı ve tarafsız lenkitleriyle dikkati çeker. Se­natör olarak, hukuk reformunda (yurttaş­lık, hakları, savaş zararlarının tazmini ve, evlât edinme) önemli rol oynadı.
Başlıca eserleri: Trattato delle Obbligazioni (Borç­lar Hukuku inceleme Kitabı) [1898]; Delle Successioni (Miras Hakkında) [1923-1924]; Transazione (Borç Akdi) [1921]; Possesso (Mülkiyet) [1922]. (M)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polacca,POLACCO (Vittorio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POGGİO

Tarih 30 Mayıs 2009

POGGİO (Gian Francesco BRACCİOLİNİ), italyan hümanisti (Terranuova, Floransa 1380-Floransa 1459). Çeşitli papaların sek­reteri oldu, Konstanz konsiline Johannes XXIII ile birlikte gitti; 1453′te Floransa cumhuriyeti kumandanlığına tayin edildi. Poggio birçok eskiçağ eserini buldu: Cicero’nun nutuk ve incelemeleri (Brutus), Plautus’un on bir komedisi, Lucretius’un De Natura Rerum’u (Eşyanın Tabiatı Üstüne), Quintilianus, Statius, Silius, İtalicus, Valerius Flaccus, Columellus, Celsius, Frontinus’un eserleri. Eserlerinin hepsini latince yazdı: 1350-1445 arasındaki yılları kapsa­yan Historia Florentina (Floransa Tarihi); kiliseyi yeren De Hypocrisia (ikiyüzlülük Üstüne) [1679'da basıldı]; De Varietate Fortunae (Alınyazısının Değişmesi) [1431-1448] ve Liber Facetiarum (Şaklabanlıklar Kita­bı) [1438-1452] adlı masal kitabı. Oğlu iACOPO (1441 – Floransa 1478), Petrarca’nın Trionfi (Zaferler) adlı eseri üstüne bir açık­lama yazdı. Pazzi komplosuna katıldığı için idam edildi. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGGİO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLATİ (Mario)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİLATİ (Mario), italyan müzikçisi (Napo­li 1903-ay.y. 1938). Napoli konservatuvarında beste öğretmeni oldu. Ses ve çalgı için eserler besteledi. Bunlar arasında piyano ve orkestra için bir Süit ile yaylı sazlar ve pi­yano için bir beşli yer alır. (M)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLATİ (Mario) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POGGİO

Tarih 30 Mayıs 2009

POGGİO, italyan asıllı rus dekabristleri, novaralı hekim Vittorio’nun oğulları. GiUSEPPE(Odessa 1792-İrkutsk 1848) ve ALESSANDRO (Odessa 1798-Voronki, Çernigov hükümeti 1873) orduya girerek Napolyon’a karşı açılan seferlerde Preobrajenskiy ala­yında dövüştüler. Liberal düşünceli olduk­larından Güney Rusya’da meydana gelen dekabrist ayaklanmasına (aralık 1825) ka­tıldılar ve tutuklandılar, önce, Alessandro kürek cezasına, Giusseppe 12 yıla mah­kûm edildi, ama sonra Alessandro’nun ce­zası 20 yıla, Ciuseppe’ninki de 8 yıla indi­rildi ve iki kardeş Sibirya’ya müebbet sür­güne gönderildi. Alessandro 1856′da aftan yararlandı ve Sibirya’dan ayrıldı. Batı’ya (İsviçre, İtalya) yolculuklar yaptı, sonra Rusya’ya döndü. İlgi çekici hatıralar yazdı (Zapiski [Hatıralar], 1913′te ve 1930′da ya­yımlandı). [M]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGGİO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POGGİ (Giuseppe)

Tarih 30 Mayıs 2009

POGGİ (Giuseppe), italyan mimarı ve şehircisi (Floransa 1811-ay.y. 1901). Floransa’da San Niccolo kapısının üstündeki ram­paları yaparak San Miniato tepesini dü­zenledi; Viale dei Colli çevre bulvarını, Michelangelo meydanının loggia’sını ve belvedere’sini düzenledi. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGGİ (Giuseppe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PODRECCA (Vittorio),

Tarih 30 Mayıs 2009

PODRECCA (Vittorio), italyan gazete ya­zarı ve Teatro dei Piccoli’nin kurucusu (Cividale dei Friuli 1883). 1914′te, Odescalchi sarayında (Roma) İ Piccoli di Podrecca (Podrecca’nın Küçükleri) adlı kukla top­luluğunu kurarak bütün dünyayı dolaştı. Kuklalarından yararlanarak Shakespeare, C. Gozzi ve modern yazarlardan aldığı ko­nularla gerçek sanat gösterileri düzenledi ve eski kukla geleneğine ince bir duygu getirmeyi başardı. Temsillerinde Rossini, Mozart ve Paisiello’nun müziğinden fayda­lanarak sevimli tipler yarattı. (M)
PODSOL i. Jeol. Bk. PODZOL

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODRECCA (Vittorio), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Po Değirmeni

Tarih 30 Mayıs 2009

Po Değirmeni (İl Mulino del Po), Riccardo Bacchelli’nin 1938-1940 arasında ya­yınlanan üç bölümlük (Dio ti Salvi [Tanrı Seni Kurtarsın], La Miseria Viene in Barca [Yoksulluk Gemiyle Gelir], Mondo Vecciho sempre Nuovo [Her Zaman Yeni, Es­ki Dünya]) tarihî romanı. Bacchelli, Ferraralı bir değirmenci ailesinin serüvenlerini Napolyon’un Rusya seferinden İkinci Dün­yasına kadar izleyerek italyan tari­hinin bir yüzyıla yakın süresini yeniden yaşatır. Olayların genişliği ve anlatım zenginliği yönünden Po Değirmeni, Nievo’nun Confessioni d’Un italiano’su (Bir İtalyanın İtirafları), Rovani’nin Cento Annisi (Yüz Yıl), Bacchelli’nin örneksediği Promessi Sposi (Nişanlılar) ve Tolstoy’un Harp ve Sulh’u ile karşılaştırılabilir. Romanın ikinci kısmı, 1949′da A. Lattuada’nın yö­netiminde, C. Del Poggio ile J. Sernas’nın başrollerini paylaştığı bir filme konu oldu.(L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Po Değirmeni hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POCCETTİ

Tarih 30 Mayıs 2009

POCCETTİ (Bernardino BARBATELLI, il — denir), italyan ressamı (Floransa 1548-ay.y. 1612). Vasari ile Ghirlandaio’dan ders gör­dü, kendisine BERNARDİNO Dİ GROTTESCHi takma adını kazandıran hayalî kom­pozisyonlarla resme başladı. Floransa’daki Annunziata manastırında aralarında Di­rilen Boğulmuş Adam mucizesinin de bu­lunduğu bazı freskler yaptı. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POCCETTİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCOLOMİNİ d’Aragona

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCCOLOMİNİ d’Aragona (Francescc Valle prensi), italyan generali (öl. 1688 Philippsburg kuşatmasına katıldı (1676); Nimegue barışından (1676) sonra Avusturya ya geçti ve Bohemya’daki ayaklanmayı bas­tırmakla görevlendirildi (1681). Türklere karşı Viyana savunmasında (1683) ve Estergon ile Mohaç’ın fethinde yararlıklar gösterdi. Piccolomini Budapeşte kuşatmasında öldü. (M)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCOLOMİNİ d’Aragona hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCOLOMİNİ (Silvio)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCCOLOMİNİ (Silvio), italyan general (doğ. Siena XVII. yy.). Ottavio Picolomini’nin kardeşi. Türklere karşı savaştı. 1607′de Magosa harekâtında ve Bon bur­nu seferinde görev aldı. Almanya’ya gitt Otuzyıl savaşlarına katıldı, Lützen’de (1632) ve kardeşi ile birlikte Nördlingen de (1634) savaştı. (M)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCOLOMİNİ (Silvio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCOLOMİNİ (Francesco)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCCOLOMİNİ (Francesco), italyan filozo­fu (Siena 1520-ay.y. 1604). Doğduğu şe­hirde, Macerata’da, Perugia’da, Padova’da profesörlük yaptı ve 1601′de emekliye ayrıldı. Eflatun ile Aristoteles’in sistemlerini bağdaştırmağa çalıştı.
Eserleri: Universa Philosophia de Morihus (Genel Ahlâk Fel­sefesi) [1594]; Libri de Scientiae Natura (Bilimin özü Üstüne Kitap) [1596]; Comes Politicus (Siyasî Dernek) [1601]; Breve Discorso della îstutizione di un Principe (Bir İlkenin Yapısı üstüne Kısa Tartışma) [1858]. (L)
PİCCOLOMİNİ (Francesco TODESCHiNI). Bk. PİUS III.

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCOLOMİNİ (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCOLOMİNİ (Alessandro),

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCCOLOMİNİ (Alessandro), italyan ya­zarı ve rahibi (Siene 1508-ay.y. 1578). Dü­zensiz bir hayat sürdü, açık saçık La Rafaella (1539) adlı bir eser yazdı, sonra ra­hip oldu. Patras piskoposluğuna, sonra da Siena başpiskoposluğuna (1574) getirildi. Derin bilgili kitaplar, özellikle bir açımla­ma eklediği Aristoteles’in Poetika’sını İtalyancaya çevirdi. Della Sfera del Mondo (Yer Yuvarlağı Üstüne) [1540] adlı bir ast­ronomi eseri yazdı. (L)
Piccolomini (DiE), Schiller’in dramı. Bk.WALLENSTEİN.
PİCCOLOMİNİ (Enea Silvio). Bk. PtusII.

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCOLOMİNİ (Alessandro), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCOLOMİNİ

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCCOLOMİNİ, roma asıllı, italyan aile­si. XIII. yy.da Siena’ya gitti, orada bankacılıkla zengin oldu ve gösterişli bir saray yaptırdı. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCOLOMİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCİOLİ (Giuseppe)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCCİOLİ (Giuseppe), italyan müzikçisi (doğ. Bologna 1905). Bologna Müzik oku­lunun Piyano bölümünü bitirdi (1921). 1932′de aynı okulda piyano dersleri vermeğe baş­ladı. Birçok ses ve çalgı eseri besteledi. Ayrıca eskiçağ müziği üstüne araştırmalar yaptı ve öğretici eserler yayımladı. (M)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCİOLİ (Giuseppe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCİNİNO (Niccolo)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCCİNİNO (Niccolo), italyan kondotiyeresi (Callisciana, Perugia 1380′e doğr.- Cusago, Milano 1444). Mantova’nın, Floransa’nın ve Milano dukası Filippo Maria Visconti’nin (1425) hizmetinde çalıştı, Visconti hesabına Floransalıları ve Venediklileri yendi (1430-1432), Bologna’yı aldı (1434). Francesco Sforza ile çatıştı; duka Filippo Maria’dan Piacenza senyörlüğünü istediyse de (1441) dileği reddedildi, yine onun hiz­metinde çalıştı ve Monteluro’da Sforza’ya yenildi (1443). [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCİNİNO (Niccolo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCİNİNO (lacopo)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCCİNİNO (lacopo), italyan kondotiyeresi (Perugia 1423-Napoli 1465), Niccolo Piccinino’nun oğlu. Ambrosia cumhuriyetine, sonra Venedik’e (1450-1454) hizmet etti. Kendi çıkarı uğruna Siena’ya saldırdı, fakat yenilgiye uğradı, sonra sırasiyle Alfonso V’in (Soylu) [1456], Jean d’Anjou’nun (1460), Aragon kralı Fernando’nun (1463) hizmetinde çalıştı. Fernando, kendisine bü­yük itibar gösterdikten sonra, çevirdiği ent­rikaları öğrenince onu boğdurttu.(L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCİNİNO (lacopo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCiNiNi (Alessandro)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCCiNiNi (Alessandro), italyan müzikçisi (Bologna 1566-ay.y. 1638). Ferrara dukası, Urbino düşesi ve kardinal Pietro Aldobran-dini’nin yanında lavta çalgıcısı olarak çalış­tı. Çeşitli lavtalar icat etti. Lavta için par­çalar besteledi. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCiNiNi (Alessandro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCİNİ’LER

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCCİNİ’LER, italyan asıllı müzikçi aile­si. NiCCOLO, İtalyan bestecisi (Bari 1728-Paris 1800), Napoli’de Leo ve Durante’nin öğrencisiydi (1742). Bu şehirde Le Donne Dispettose’yi (Sıkıcı Kadınlar) temsil et­tirdi. Bu opera-buffa, uzun bir diziyi mey­dana getiren eserlerin ilkidir (adları bilinen 132 opera-buffa’sı vardır). 1776′da kraliçe Marie-Antoinette’in davetlisi olarak Paris’e gitti, Quinault ve Marmontel’in metinleri üstüne dramatik eserler besteledi. Roland adlı eserinin başarısı, Gluck taraftarlarını Niccolo’nun karşısına çıkardı.

Besteci Opera’da fransız topluluğu ile nöbetleşe tem­siller veren italyan topluluğunun basma geçti ve eserlerini temsil ettirdi: Le Finte Gemelle (Sahte İkizler), Cecchina, il Vago Disprezzato (İstenmeyen Serseri) [1779], Atys (1780). Birbirleriyle çekişmelerinden yarar­lanan Opera, her iki topluluğa da birer iphigenia Tauris’te ısmarladı (1781); Piccinni’nin operası büyük bir başarı sağlayama­dı, buna karşılık Adete de Ponthieu (1781), Dido (1783), Le Dormeur Eveille (Uya­nan Uykucu), Le Faux Lord (Sahte Lord) adlı eserleriyle Sacchini’ye baskın çıktıysa da, Lucette, Diane ve Endymion, Penelope, Le Mensonge Officieux (1787) opera-buffaları pek beğenilmedi. Devrim yüzünden malını ve işini kaybeden Niccolo, Napo­li’ye dönerek 1798′e kadar orada kaldı. Sonra tekrar Paris’e gitti, konservatuvar müfettişliğine tayin edildikten az sonra öl­dü. Dramatik sahneler yaratmakta usta olan Niccolo tiyatro eserlerinden başka bir­kaç oratoryo ve dinî müzik de yazdı.
— Oğlu LUİGİ, italyan bestecisi (Napoli 1766-Paris 1827), ömrünü Paris ile Napoli arasında geçirdi, bir süre Stockholm’de ka­larak İsveç kralının özel kilisesinin müziği­ni yönetti. 1801′de Paris’e yerleşti. Opera-Comique’te Le Sigisbee ou le Fat Puni (Şö­valye veya Cezalandırılan Budala) [1804], L’Ainee et la Cadette (Abla ile Kızkardeş) [1808]; Amour et Mauvaise Tete (Aşk ve Asık Surat) [1808] adlı eserlerini temsil ettirdi. Son dramatik eseri olan Hippomenes ile Atalanta ise 1810′da Paris ope­rasında oynandı.
— LOUİS ALEXANDRE, fransız bestecisi (Paris 1779-ay.y. 1850), Nic­colo’nun torunu; aşağı yukarı iki yüzü bu­lan opera ve opera komikleri bugün büsbü­tün unutulmuştur. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCİNİ’LER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCİNİ (Augusto)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCCİNİ (Augusto), italyan kimyacısı (S. Miniato 1854-Floransa 1905). Catania (1885-1887), Roma (1887-1892) ve Floransa (1892′-de) üniversitelerinde ders verdi. Organik kimya (vanadyum, talyum, radyum, titan­yum bileşikleri v.b.) alanında araştırmalar yaptı Piccini reaktifi diye bilinen solüs­yon (bu eriyik sodyum ve potasyumu çökeltir), piridin’in bir türevinden oluşur. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCİNİ (Augusto) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAZZİ (Giuseppe)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAZZİ (Giuseppe), italyan astronomu (Ponte in Valtellina 1746 – Napoli 1826). önce Malta’da, sonra 1780′e kadar Paler­mo’da öğretmenlik yaptı. Orada Sonsuz Küçükler Hesabı kürsüsüne profesör oldu. Uzun bir yurt dışı gezisinde (1786-1789). Paris ve Londra’daki büyük bilginlerle ta­nıştı. Krallık sarayının kulesinde Palermo rasathanesini kurdu (1791) ve yıldızların durumuyle ilgili Pıaecipuarum Stellarum İnerrantium Positiones Mediae İneunte Saeculo XIX adlı büyük katalogunu hazırlamağa başladı. Burada, 1792-1813 arasında yaptığı gözlemleri tasnif etti. Bu çalışmaları sıra­sında, ilk olarak 1 ocak 1801′de, Mars ile Jüpiter arasında bulunan ve Güneş çevre sinde dönen küçük gezegenlerden Ceres’i keşfetti. Hastalık yüzünden gözlemlerine bir süre devam edemedi; yeniden çalışmağa başladığı zaman bu küçük gezegen güneşe çok yaklaştığı için gözlenemez olmuştu. Cari Gaus daha sonra, Ceres gezegeninin yörünge elemanlarını hesapladı ve bulunma­sı gereken konumları gösteren bir gök günlüğü yayımladı. 1802′de Olbers, bundan ya­rarlanarak, gezegeni keşfedilişinden tam bir yıl sonra yeniden buldu. P. Piazzi, 1817′de Capodimonte rasathanesi inşaatını idare et­mek için Napoli’ye çağırıldı. Daha sonra İki-Sicilya Krallık rasathaneleri müdürlü­ğüne tayin edildi. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAZZİ (Giuseppe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAZZETTA (Giovanni Battista)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAZZETTA (Giovanni Battista), italyan ressamı (Venedik 1682 – ay.y. 1754). Bologna’da G. M. Crespi’nin yanında yetişti. 1750′de Venedik akademisi müdürü oldu. Eserlerinde ışık-gölge oyunlarına önem ver­di ve halkın günlük hayatını işledi. G. B. Tiepolo’yu etkiledi.
Başlıca eserleri; Rebeka ile Eleazar (Brera, Milano), Deniz Kıyısında Aşk (Köln), Falcı Kadın (Academia, Venedik), Meryem’in Uruc’u (Louvre). Kömür kalemi ve tebeşirle desenler de yaptı (Venedik akademisi). [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAZZETTA (Giovanni Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAVE

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAVE, İtalya’da ırmak, Veneto’da; Adriya denizine dökülür; 220 km. Monte Peralba’nın eteğinde, Avusturya sınırında do­ğan Piave, kuzeyden güneye doğru Cadore’yi akaçlar, Belluno havzasından geçer. Venedik Alpleri’ni boğazlarla aşar, sonra ovada birçok menderes çizer; aşağı çığırının bir kolu kanal haline getirilmiştir. Taşkın­ları şiddetlidir.
— Ask. tar. 1914-1918′de Piave ırmağı kıyı­larında birçok çarpışma oldu. 1917′de Caparetto’ya püskürtülen italyan kuvvetleri burada toparlandı. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAVE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİATTOLİ (Scipione)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİATTOLİ (Scipione), italyan yazarı ve siyaset adamı (Floransa 1749 – Löbichau 1809). Papazdı, Modena üniversitesinde ders verirken (1772-1782) kiliselere ölü gömülme­sine karşı yazdığı bir yazı dolayısıyle göre­vinden uzaklaştırıldı. Prens Lubomirski tarafından Polonya kralı Stanislaw’a tanıştırıldı ve kralın güvenilir adamı oldu (1879); kral ile Polonya Vatanseverler partisi ara­sındaki ilişkilerde önemli rol oynadı ve 1791 Anayasasının tamamlanmasını sağladı. Gö­revle Dresden’e gönderildi (1792) ve Avus­turyalılar tarafından tutuklandı (1794). 1800′de serbest bırakılınca Petersburg’da eski öğrencisi Adam Czartoryskiy ile buluş­tu; bu buluşmadan Rusların Avrupa’ya ye­ni düzen verme planlan doğdu. Piattoli, bu planı özellikle fransızca yazdığı Sur le Systeme Politique que Devrait Suivre la Russie (Rusya’nın izlemesi Gereken Siyasî Sis­tem Üstüne) adlı kitabında açıkladı. Büyük ölçüde değiştirilen (1805) bu plan, Pitt ta­rafından Tilsit antlaşmasından sonra bir ke­nara bırakıldı ve ancak Viyana kongresinde (o da kısmen) yeniden ele alındı. Tolstoy Harp ve Sulh adlı romanında rahip Mario tipiyle Piattoli’yi canlandırdı. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİATTOLİ (Scipione) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PiANORİ (Giovanni)

Tarih 29 Mayıs 2009

PiANORİ (Giovanni), italyan devrimcisi (Faenza 1827 – Paris 1855). Roma’da Garibaldi ile çalıştı (1849). Champs – Elysees’den at üzerinde geçen Napolyon III’e ateş etti (28 nisan 1855) ve idam edildi. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PiANORİ (Giovanni) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİANO DEİ ÇARPINI (Giovanni DAL)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİANO DEİ ÇARPINI (Giovanni DAL), italyan fransisken rahibi (Pian del Carpino, Umbria 1182′ye doğr. – Antivari 1252).
Aziz Francesco’nun ilk çömezlerinden biriy­di. 1228′de Germania’da, 1230′da İspanya’­da bu tarikatın başrahibi oldu. Papa innocentius IV tarafından 1245-1246 arasında tatar hanına elçi olarak gönderildi. Mis­yonu ile birlikte Bohemya ve Volga’yı ge­çerek, 22 temmuz 1246′da Karakurum’da hanın yanına ulaştı. Kiev üzerinden batıya döndü. Elçiliği siyasî alanda pek başarılı olmadı, çünkü han, dinî alanda da üstün­lüğünün kabul edilmesini şart koşmuştu. Piano dei Carpini’nin seyahatnamesi orta asya tarihi ve coğrafyasıyle ilgili en eski eserdir; etnoloji ve din bakımından değer­li bilgilerle doludur (1923-1933′te Sinica Franciscana’da yayımlandı). Piano dei Carpini, Antivari başpiskoposuyken öldü. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİANO DEİ ÇARPINI (Giovanni DAL) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAGGİA (Carlo)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAGGİA (Carlo), italyan gezgini (Badia di Cantignano, Lucca 1827-Bahr el-Azrak 1882). Mısır’a göç etti, sonra Hartum’a geç­ti. Yukarı Nil’e doğru geziye çıktı, Gondokoro’ya kadar gitti (1856-1857). Sonra O. Antinori ile Gazzelle ırmağı boyunca do­laştı (1860-1861). 1863-1866 Arasında tek başına düşman Niam-Niam’ların ülkesine girmeyi başardı, coğrafya ve etnoloji bel­geleri derledi. A. Raffray ile birlikte Ha­beşistan’da Massaua’dan Tana gölüne kadar uzanan bölgeyi gezdi (1874-1875) ve Har­tum’a döndü. Ertesi yıl Nil’in biraz daha yukarı kesimine çıktı ve bugün Kioga adı verilen Copechi gölünü keşfetti (1876). Kısa bir süre İtalya’da kaldıktan sonra tekrar Sudan’a dönmek istedi ve buradan Bahr el-Azrak boyunca yeni gezilere çıktı. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAGGİA (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİACENTİNİ (Settimo)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİACENTİNİ (Settimo), italyan generali (Rieti 1859-S. Paolo di Stimigliano, Orte 1921). Savaş bakanlığında genel müdürlük, sonra kralın savaş danışmanlığını yaptı. Bi­rinci Dünya savaşı sırasında kolordu, daha sonra ordu kumandanı olarak Giulio cep­hesinde çarpıştı ve başarı kazandı. M. Faiti ve Vodice’nin fethinde görev aldı. 1918-191′9′da Balkanlar’daki italyan kuvvetlerine başkumandan oldu. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENTİNİ (Settimo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİGORİNİ (Luigi)

Tarih 28 Mayıs 2009

PİGORİNİ (Luigi), italyan arkeologu (Pontanellato, Parma 1842 – Padova 1925). İtal­ya’nın ilkel medeniyet kalıntılarını araştır­makla uğraştı. Çok sayıda terramare keş­fetti ve bunlar hakkında bilgi verdi. Bu ba­kımdan, krallar devri Roma’sındaki kurum­ların, tunç devri kurumlarının devamı ol­duğunu ileri süren doktrinin kurucuların­dandır. Bullettino di Paletnologia İtaliana’ yı (İtalyan Paletnoloji Bülteni) [1875] ve Roma Etnografya (1876 ve Prehistorya mü­zesini kurdu. (m)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGORİNİ (Luigi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri,

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLADELPHİA, A.B.D.’de (Pennsylvania) şehir, 2 002 500 nüf. Philadelphia, Schuylkill ile Delavvare’in kavuşmasıyle olu­şan yarımada üzerinde kuruldu; ırmak de­rinliğinin fazla olması, denizden uzaklığına rağmen (160 km) büyük bir liman kurulma­sına yol açtı. 41 Milyon tonajla Houston ve New York’tan sonra A.B.D.’nin üçüncü limanı olan bu limandan maden filizi, pet­rol, şeker, yün, yağ bitkileri ithal edilir, kömür, tahıl, sanayi ürünleri (rafine şeker, makine eşyaları) satılır. Ağır sanayi yakın bir tarihte büyük ölçüde gelişti; petrol tas­fiyesi, demir sanayii, kimyasal ürünler. En önemli sanayiler imalât sanayileri ve tüke­tim sanayiidir: dokumacılık, konfeksiyon, makine (otomobil, vagon, lokomotif) sana­yii, gemi yapımı, ecza malzemeleri. Bu ik­tisadî gücü sayesinde şehir A.B.D.’nin üçün­cü malî merkezi haline geldi. Planlarını Penn’in çizdiği eski şehir çekirdeği bugün de iş merkezidir. Doğuda, Delaware boyunca, liman yakınında ve batıda Schuylkill bo­yunca sanayi ve işçi semtleri uzanır. İlk hücreyi meydana getiren yarımadanın öte­sinde de sanayi ve konut semtleri vardır: bunlar Delaware boyunca (West Philadel­phia, Manayunk, German-town) ve ırmağın doğusunda (Camden) uzanan şehre bağlı es­ki köylerdir.
• Tarih. Philadelphia, William Penn tara­fından (1682) kuruldu ve düzenlendi. Quaker’lerin yerleştiği modern bir şehir oldu. Şehre Alman ve İskoçlar da yerleştiler. XVIII. yy.da büyük ölçüde genişleyen ve sömürgenin fikir merkezi haline gelen şe­hirde ilk dergi 1741′de, ilk gazete de 1784′te yayımlandı. Phiiadelphia’da o zamandan kalma birçok anıt ve güzel konak vardır. Şehir başkaldırma hareketinde önemli rol oynadı ve 1774 ile 1775′teki ilk kongreler burada toplandı; Bağımsızlık bildirisi (4 temmuz 1776) burada imzalandı. 1790-1800 Arası A.B.D.’nin başkenti olan Philadelp­hia, XIX. yy.da köleciliğe karşı, puritan ve muhafazakâr bir şehir haline geldi. (L)
Philadelphia konvansiyonu, on üç A.B.D. eyaletinin meclislerini temsil eden ve 65 temsilciden meydana gelen kurucu meclis; oturumlara 55 temsilci katıldı. Başkanı George Washington, sekreteri Jackson olan ve üyeleri arasında Franklin, Madison ve Robert Morris bulunan konvansiyon, 27 eylül 1787′de A.B.D. anayasasını hazırladı; ancak 41 temsilcinin onayladığı bu anayasa 4 mart 1789′da New York kongresinde im­zalandı. Uzak görüşlü olan meclis, küçük eyaletlerin çıkarlarına saygı gösteren (her birinin iki senatörü olacaktı) uzlaştırıcı bir anayasa hazırlamayı başardı. Ayrıca kuzey ve güney eyaletlerine denge sağlayıcı bazı üstünlükler tanındı: güney eyaletleri mec­liste zencilerin sayısının üçte ikisi göz önün­de tutularak temsil edilecekti, iktisadî alanda da buna benzer bir dengeleme uygu­landı: kuzey eyaletleri köleliğin kaldırılma­sını, güney eyaletleri ise ticaret ve sanayiyi talimata bağlayan seyrüsefer kanunlarının kaldırılmasını istemekten vaz geçecekti. (L)
Philadelphia müzeleri, PENNSYLVANiA GÜZEL SANATLAR AKADEMİSl’nde yüz yılı aşkın bir zamandır beîîibaşîı amerikalı res­samların eserleri sergilenir. Oldukça zengin Olan PHİLADELPHİA SANAT MÜZESİ’nde sayısız roman ve gotik eser (Fransa, İtal­ya), seramik koleksiyonlar, demir eşya, in­ce marangozluk işleri, ısfahan fayansları ve halıları, çin yeşim taşları bulunmaktadır. Resim galerilerinde ilk italyan ressamlarının eserlerinden XIX. yy. ressamlarının eserle­rine kadar çeşitli tablolar sergilenir (Giot-lo. Botticelli, Bosch, Van Eyck, Van der Weyden, Rubens, Rembrandt, Poussin, Delacroix, Corot, Daumier, Courbet, Cezanne). PENNSYLVANİA ÜNİVERSİTESİ MÜZESİ, Mısır, Filistin, Yunanistan, Roma, Af­rika ve Meksika heykel ve eşyalarıyle Sa­rat müzesini tamamlar. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİFFERO

Tarih 27 Mayıs 2009

PİFFERO i. (ital. k.). Bir çeşit küçük italyan flütü.
Yan tarafında dokuz deliği olan ve birinci deliği açık duran italyan obuası. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİFFERO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİETRO Capua’lı

Tarih 27 Mayıs 2009

PİETRO Capua’lı, italyan rahibi (Amalfi 1160′a doğr.-Roma 1242). Papa Clemens III tarafından Lombardia ruhban sınıfına çe­kidüzen vermekle görevlendirildi. Bazı mis­yonlarla Polonya’ya gönderildi. 1193′te kar­dinalliğe yükseldi ve kral Philippe Auguste’ü ayrıldığı eşi Isambour ile yeniden bir­leştirmek için, papanın elçisi olarak Fran­sa’ya gitti; kralın reddetmesi üzerine Fran­sa’yı afaroz ettirdi. 1203′te Dördüncü Haç­lı seferine katıldı ve 1211′de istanbul pis­koposu oldu. (l)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİETRO Capua’lı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCONE (Mauro)

Tarih 27 Mayıs 2009

PİCONE (Mauro), italyan matematikçisi (Palermo 1885). Cagliari (1920), Catania (1921), Pisa (1924) ve Napoli (1925) üni­versitelerinde matematik profesörlüğü yap­tı. 1932′de Roma üniversitesine tayin edildi. Burada 1941′e kadar yüksek analiz okuttu. 1929′da Napoli’de hesap uygulamaları için Millî enstitüyü kurdu; bu enstitüsü 1932′-de Roma’ya nakledildi. Matematik metot­ları kullanarak sanayinin gelişimine pek çok katkıda bulunan enstitü, saf matema­tik alanında önemli bir araştırma merkezi olarak tanındı. Picone, çeşitli analiz prob­lemleriyle, diferansiyel ve integral denk­lemlerle, seriler halinde açılımlarla, variyasyon hesabiyle, esnekliğin matematik teorisiyle, balistikle v.b. ilgilendi. (l)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCONE (Mauro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCO DELLA MİRANDOLA (Giovanni)

Tarih 27 Mayıs 2009

PİCO DELLA MİRANDOLA (Giovanni), italyan düşünürü (Mirandola 1463-Floransa 1494). Kondotiyere Gian Francesco ile Tasso’nun teyzesi Jilia Boiardo’nun en küçük oğlu. öğrenimini Bolognada (1476), sonra İtalya ile Fransa’nın bellibaşlı üni­versitelerinde yaptı. Zekâsı çok erken yaşta gelişti, efsaneleşmiş bir hafızaya sahipti, geniş bir kültür edindi. 1484′te, Floransa’-ya, Lorenzo de Medici’nin yanına yerleşti ve Marsilio Ficino’nun eflatun’cu akademi­sine devam etti. F. Mitridate ve Elia del Medigo ile beraber İbranîce ve Arapça öğ­rendi, kabala’ya merak sardı. Roma’da 1486′da, halk önünde savunmak istediği do­kuz yüz tezi veya Conclusiones Philisophicae Cabalisticae et Theologicae’yi (Felsefe, Kabala ve İlahiyat Üstüne Tezler) yayım­ladı. Bütün medeniyetlerin felsefî, dinî ve ahlâkî gelenekleri üstüne derin bir bilgiye dayanan bu eser, Hıristiyanlığın daha ön­ceki bütün düşünce biçimlerinin kavşak noktası olduğunu göstermek amacını güdü­yordu. Bu cüretli görüş Roma Ruhanî mec­lisi tarafından mahkûm edildi. Dine say­gısızlık suçuyle hakkında kovuşturma açı­lınca (1478), Pico Fransa’ya kaçtı ve üç hafta Vincennes kulesine hapsedildi (1488). Floransa’ya dönüşünde, Savonarola ile dost oldu ve onu derinden etkiledi. 1489′da Heptaplus’unu veya Tekvin’in başlangıcıyle il­gili yorumunu yayımladığı ve hususî astro­loji konusundaki eserini tamamladığı sıra­da, sekreteri Cristoforo Di Casalmaggiore tarafından zehirlendi, ölümünden kısa süre önce dominiken tarikatına girmiş olan dü­şünürün latince eserleri yeğeni tarafından yayımlandı (1496); italyanca Sonetti inediti (Yayımlanmamış Soneler) ise ancak 1894′te basıldı. La Mirandola’nm eseri daha o çağ­da, inancı inkâr etmeksizin, insan aklını her türlü bilimin kaynağı olarak kabul eden bir hümanizma anlayışını dile getiri­yordu. —Yeğeni GiovANNt francesco (Mirandola 1469 -ay.y. 1533), amcasının hayatını (Vita), Savonarola’nın hayatını, ilâhiyat-felsefe konusunda incelemeler ve Hymni Heroici’yi (Kahramanlık İlâhileri) [1507-1531] yazdı. (l)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCO DELLA MİRANDOLA (Giovanni) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRU CERCEL

Tarih 27 Mayıs 2009

PETRU CERCEL (öl. 1590), Eflak voyvo­dası (1583-1585). Voyvoda olmadan önce İstanbul’da Fransa elçisinin yanında çalıştı. Fransız elçisinin aracıhğryle osmanlı hazi­nesine dörtte biri peşin olmak üzere 80 000 altın vermeyi vaat ederek voyvoda oldu. Uzun süre italya’da yaşadı ve orada hüma­nistlerle dostluk kurdu, italyanca şiirler yazdı. Fransa’ya gitti. Eflak boyarlarıyle anlaşamadığından Eflak hazinesinden 400 000 altın alarak Lehistan’a kaçtı. İstanbul’a dönüşünde Yedikule’de boğduruldu. (LM)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRU CERCEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRUCCİ (Ottaviano)

Tarih 27 Mayıs 2009

PETRUCCİ (Ottaviano), italyan basımcısı (Fossombrone, Urbino 1466 -Venedik 1539). Elhurufatı sayesinde «ölçülü müziğin» ba­sılmasını sağlayan sistemi icat etti ve ilk müzik basımcısı oldu. Urbino dukasının himayesindeydi, Venedik’e yerleşti (1498) ve orada en ünlü fransız ve flaman ustalarının şarkılarını Harmonicae Musices Odhecaton’da (1501) derledi. Odhecaton’dan başka bastığı eserler arasında, iki kitaplık Canti (Şarkılar) [1502-1504], dört kitap motet (1502-1505), Josquin Des Pres missalarından üç kitap (1502-1514), on bir kitap Frottole (1504-1514), iki kitap Lamentationas ieremie (Yeremya’nın Mersiyeleri) [1506], dört kitap lavta tablaturası (1507-1508), iki kitap Laude (1508), dört kitap Mottetti della Corona (1514-1519), nihayet Obrecht’in, Brumel’in, Ghiselin’in, La Rue’nün, Agricola’nın, Orto’nun, Isaac’ın, Gaspard’ın, Mouton’un, Fevin’in ayrı ayrı missa kitaplarıyle, Bernardo Pisano’nun beş sesli missa ve motet derlemeleri yer alır. Petrucci’nin bü­tün yayımları fasiküller halindedir ve hiç bir zaman bir bütün halinde çıkmamıştır. Bu, Angelo Gardano’nun 1577′de ortaya attığı bir yeniliktir. Petrucci 1511′de Vene­dik’ten ayrılarak Fossombrone’ye döndü ve orada bir kâğıtçı dükkânı açtı. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRUCCİ (Ottaviano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERMARiNi (Gluseppe)

Tarih 26 Mayıs 2009

PİERMARiNi (Gluseppe), italyan mimarı (Foligno 1734-ay.y. 1808). Milano’da Scala tiyatrosunu (1776-1778), Orientale kapısını, * Greppi ve Morigia saraylarını, Monza İm­paratorluk villasını (1777) ve Cassano’da Adda villasını yaptı. 1776′da kurulan Mi­marlık akademisine profesör oldu, yetiştir­diği mimarlar fransız işgali sırasında başa­rılı eserler meydana getirdiler (1796-1814).

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERMARiNi (Gluseppe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERİNO da Vinci

Tarih 26 Mayıs 2009

PİERİNO da Vinci, italyan heykeltıraşı (Vinci 1530′a doğr. – Pisa 1553), Leonardo da Vinci’nin kardeşi Bartolomeo’nun oğlu. Bandinelli’nin öğrencisiydi, sonra birlikte çalıştığı Tribolo’nun etkisinde kaldı (Castel-lo çeşmesinin havuzu için yaptığı küçük çocuk heykellerinde [1546] bu açıkça görü­lür). Michelangelo’nun eserlerini inceledi­ği ve klasik eserleri onardığı Roma’da, da­ha zengin bir kompozisyona ulaştı. Başlıca eserleri: Vatikan’da bir alçak kabartma {Cosimo I Pisayı Kurtarırken)’, Bargello’-da Kutsal Aile; Bereket (Pisa, Mercato); Palazzo Vecchio’nun avlusundaki Samson ve Filistinliler. (M)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERİNO da Vinci hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERİ (Mario)

Tarih 26 Mayıs 2009

PİERİ (Mario), italyan matematikçisi (Luoca 1860-Pieve di Compito, Lucca 1913). To­rino Askerî akademisinde, Catania ve Parma üniversitelerinde geometri dersleri verdi Geometriyle ilgili birkaç araştırmadan son ra, G. Peano ve okulunun etkisiyle mate­matiğin temelleri üstüne tenkit araştırmalar yaptı ve birçok değerli inceleme yazısı ya­yımladı. (M)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERİ (Mario) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRONE

Tarih 26 Mayıs 2009

PETRONE (İgino), italyan filozofu ve hukukçusu (Limosano, Molise 1870 – S. Giorgio, Cremano 1913). 1897-1900 Arasında Modena üniversitesinde hukuk felsefesi 1900′den ölümüne kadar da Napoli ünivers tesinde ahlâk felsefesi dersleri verdi, ilk çalışmalarında hukuk felsefesini, poziti­vizm, sosyolojizm ve historizmin etkisin­den kurtararak, bu felsefeye metafizik ilke­ler getirmeğe çalıştı; fakat sonraları biçim­sel hukuk felsefesi üstünde durunca, yen: oluşan idealizmin etkisinde kaldı ve vic­danda hukuk sezgisinin toplumsal değerim ortaya koydu. Ahlâk felsefesi alanında ise. Aristoteles nesnelciliğiyle Kant’ın biçimsel öznelciliğini bağdaştırmağa çalışırken, A. Rosmini felsefesinden fransız determinizmi­ne kadar birçok akımın etkisinde kaldı. Baş­lıca eserleri: La Fase Recentissima della Filosofia del Diritto in Germania (Alman­ya’da Hukuk Felsefesinin ilk Evreleri i [1895]; LoStato Mercantile di Fichte e la Premessa Teorica del Socialismo (Fichte’nin Ticaret Devleti ve Sosyalizmin Nazari Öncüleri) [1904]; İl Diritto nel Mondo dello Spirito (Zihin Dünyasında Hukuk) [1910]: i Limiti del Determinismo Scientifico (Bi­limsel Determinizmin Sınırları) [1910]; Etica (Ahlâk) [ölümünden sonra yayımlandı. 1917] ve çeşitli inceleme ve makalelerini biraraya toplayan Problemi del Mondo Mo­rale Meditati da un idealista (Bir idealistin Kafasındaki Ahlâk Dünyası Meseleleri» [1905]. (M)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRONE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRINİ (Antonio)

Tarih 26 Mayıs 2009

PETRINİ (Antonio), italyan asıllı mimar (Trento 1624 – Würzburg 1701). 1650′den sonra Würzburg’a yerleşti, piskopos-prenslerin saray mimarı oldu. Mainz’de, Bamberg’de Paderborn’da barok üslûpta birçok kilise yaptı. En önemli eseri Würzburg’daki benediktin manastırıdır. Askerî mimariyle de ilgilendi; bu alanda Vauban’ı örnek aldı. Würzburg’daki piskoposluk sarayı (tadilât­tan önceki), Seehof, Veitshöchheim ve Weinheim (Pfalz) şatoları da onun eseridir. Ayrıca Heidelberg şatosunu onarttı. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRINİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPS (Peter)

Tarih 25 Mayıs 2009

PHİLİPS (Peter), ingiliz bestecisi (1561-; Brüksel 1633 ile 1640 arası). Bir süre … ya’da kaldığı sanılıyor. Anvers’e ye:. gelerek arşidük Albrecht ve arşidüşes Isabc ■ daha sonra Brüksel’de krallık kapellası orgcusu oldu. 1580-1605 Arasında bestelediği on iki parça Fitzwilliam Virglr.z.Book’ta yer alır. Elyazması olarak, Francis Tregian antolojisinde de ses ve çalgı için yazdığı birkaç parçası bulunur (British museum). italyan etkisini yansıtan bir madrigal antolojisi (Melodia Olympica [Anvers, 1591, 1594, 1611], 6-8 sesli birçok madrigal derlemesi (Phalese, Anvers) ve dinî müzik alanında, 5 sesli Cantiones Sacrae (Kutsal Şarkılar) [1612], 4-9 sesli ve sürekli başlı Litanies’i vardır. Philips italyan ve Hollan­da müziğinin etkisinde kaldı. (l)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPS (Peter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRASSİ (Goffredo)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETRASSİ (Goffredo), italyan bestecisi (Zagarolo, Palestrina yakınları 1904). Or­kestralama ustalığı, yeni-klasik biçim zevki ve müzik dili bakımından, Partita (1933), çalgı ve keman için, Entrodüksiyon ve Al­legro (1933), orkestra için konçerto (1934) gibi eserlerinde Hindemith, Casella ve Stravinskiy’e yaklaşır; IX. Mezmur (1936), Magnificat (1940), Coro di Morti (ölüler Korosu) [1941] adlı eserlerinde Honegger ve Bloch’un etkisi sezilir. Baleler ve tiyatro müziği (La Follia d’Orlando [Orlando'nun Çılgınlığı], 1934; Ritratto di Don Chisciotte [Don Kişot'un Portresi], 1945), bir per­delik operalar (İl Cordovano [1949]; Morte dell’Aria [Aria'nın ölümü], 1950) bestele­dikten sonra orkestra için yazdığı dört yeni konçertoda (1951, 1953, 1954, 1957), solo sesler, koro ve orkestra için bestelediği Noche Oscura (Karanlık Gece) [1951] adlı kantat’ta ve küçük oda müziği topluluğu için Serenata’sında (1960) son derece berrak, saf bir yazı üslûbuna erişti. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRASSİ (Goffredo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRARCA’CILIK

Tarih 25 Mayıs 2009

PETRARCA’CILIK i. {Petrarca’nın adından petrarca’cı ( Petrarca’cılık). Petrar­ca tarzının taklidi.
— ANSiKL. Daha XV. yy.ın sonunda Pet­rarca’nın Canzoniere’si (Şarkılar) Lorenzo de Medici’nin bilgiç sone’lerine ve Boiardo’nun Amorum Libti’sine (Aşk Kitabı) ilham kaynağı olmuştu. Devrin bütün aşk şiirlerin­de Canzoniere’nın temaları bol bol kulla­nıldı. Ama Petrarca’cılık doruğuna ancak İtalya’da XVI. yy.ın başında ulaştı: en iyi temsilcisi Bembo idi. Asolani’lerinde, petrarca’cı aşkı Marsilio Ficino’nun yeni-eflatun’cu felsefesine dayandırdı. Bembo XVI. yy.da birçok italyan şairi (Tbaldes, Panfilo Sassi, Carites v.b.) tarafından taklit edildi, ispanya’da, bu yeni anlayış Garcilaso ile arkadaşı Boscan’ın eserleriyle tanındı; daha sonraki nesilde Luis de Leon, Francisco de la Torre, Gregorio Silvestre, Fernando de Herrera v.b. ile gelişen Petrarca’cılık son aşamasına Gongora ile ulaştı. Fransa’da Petraıca’yı ilk tanıtanlar Lyon’lu şairler topluluğudur: Mautice Sceye, Antoine Heroet ve Louise Labe aşkın bü­tün inceliklerini çözmeyi Petrarca’dan öğ­rendiler. Pleiade okulu da Perrarca’cılığın etkisinde kaldı: Ronsard’ın Amours’u (1552), Du Bellay’ın Olive’i (1549), Desportes, Sassi ve Cariteo gibi italyan petrarca’cılarından başka, Petrarca’yı örnek alan ispanyol yazarlarından da yararlandı.
Sir Thomas Wyatt, 1530-1540 arasında sone türünü ingiltere’de tanıttı, Surrey kontu da, Petrarca’nın laura’sını andıran hayalî sev­gilisi Geraldine’e duyduğu aşkı anlatmak için bu türe baş vurdu; Petrarca’cılık Phi­lip Sidney ve Edmund Spenser ile gelişti, Shakespeare ile de en olgun şeklini buldu. Petrarca’cılık, her şeyden önce, aşkın be­lirli bir biçimde ele alınmasıdır. Güzel ve ulaşılmaz bir kadına duyulan sevgi, sevinç ve acının çeşitli aşamalarından geçerek so­nunda umutsuz ve zarif bir hüzünde karar kılar. Petrarca’nın eserinde Laura’nın ölü­mü, şairin aşkını son şehvet kalıntılarından da sıyırarak yüceleştirir. Laura artık bir dişi değil, şefaatine sığınılan bir melek­tir. Floransa okulunun Yeni-Eflatun’culu-ğu, idealar teorisiyle, bu mistisizmi fel­sefî bir öğretiye oturtmuştur. Şiirlerdeki temalar hep aynıdır: sevgilinin portresi, güzelliğinin, manevî niteliklerinin övülme­si, sevgilisini gören veya hayal eden âşı­ğın geçirdiği fizik sarsıntılar, duyduğu he­yecanlar, çektiği acılar, ormanlarda, kır­larda hayallere dalıp gitmeler.
Petrarca’cılık, bütün bunların yanı sıra ve öncelikle bir edebî sanatlar bütünüdür: alışılmadık ve birbirine bağlanan benzetme­ler, ustaca ortaya atılan antitezler, yücelt­meler, kelime oyunları v.b. Bu aşırı incelik ve marifet gösterme merakı Petrarca taklit­çilerinin eserlerini çoğu zaman bozmuştur. (M)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRARCA’CILIK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRARCA (Francesco)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETRARCA (Francesco), italyan şairi ve hümanisti (Arezzo 1304-Arquana 1374). Ba­bası Albizzo Franzesi ile aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden 1304′te Floransa’dan sürüldü. Francesco, Arezzo’da dünyaya geldi, çocukluğa Incisa’da (yaklaşık olarak 1310′a kadar) ve baba dostu Dante Alighieri ile tanıştığı Pisa’da geçti (bu tanışma­nın Cenova’da olduğu da ileri sürülür). 1311′de Petrarca ailesi (ailenin öbür oğlu Gherardo’nun 1307′de doğduğu sanılır) Avignon’a yerleşti, kadınlar ve çocuklar Carpentras’a gönderildi.

Petrarca Carpentras’ta dört yıl boyunca Convenevole da Prato’dan ders aldı. 1316′da hukuk öğreni­mi için Montpellier’ye gitti. Bugün elde bulunan en eski eserlerini latince olarak 1318 veya 1319′da kaybettiği annesinin acısıyle yazdı. 1320′den sonra hiç istememe­sine rağmen hukuk öğrenimine kardeşiy­le birlikte Bologna’da devam etti; ama 1326′da bu öğrenimi yarıda bıraktı. Pet­rarca’nın halk diliyle ilk mısraları Bolog­na’da yazdığı sanılır. Avignon’a döndük­ten kısa süre sonra, kilisenin desteğini sağ­lamak için tarikata girdi; bu olay, şairin hayatında çok önemli bir yer tutar. Petrar­ca’nın Laura’ya olan aşkı kesinlikle bilinir; ama şairin bu isim altında anlattığı ka­dının kimliği üstüne hiç bilgi yoktur. Pet­rarca’nın hayatı göz önüne alındığı zaman bir hikâyeden başka bir şey olmadığı anla­şılan bu aşkı, şiirlerinin başlıca konusu haline getirmiştir. Kendi anlattığına göre, 6 nisan 1327′de Laura’ya, Avignon’daki Sainte Claire kilisesinde ilk gördüğü anda âşık oldu. Bu aşk, 21 yıl boyunca sürdü ve Laura’nın 6 nisan 1348′de ölümünden sonra da devam etti. 1330′da Petrarca, Guascogna’daki Dombez piskoposluğuna getirilen Giacomo Colanna ile birlikte yola çıktı; Lombez’den, Avignon’a Giacomo’nun kar­deşi kardinal Giovanni’nin sarayına gitti. 1333′te Kuzey Fransa’ya (Flandre, Brabant) uzun bir seyahat yaptı. Liege’de, birçok metnin yanı sıra Cicero’nun söylevini (Pro Archia [Archias Davası]) buldu; bu buluş hümanist keşiflerinin ilkidir. Ama aynı dö­nemde, kutsal metinleri ve daha önceleri hor görülen eski hıristiyan yazarların eser­lerini okumağa başladı. 1336 Sonlarına doğ­ru italya’ya ve Orso dell’Anguillara’ya ko­nuk olduğu Capranica’ya döndü. 1337′de Sorga kaynağı yakınındaki Valchiusa’ya yerleşti, aşkına sahne olarak burasını seçti ve eserinin büyük kısmını burada ta­sarladı.

1 Eylül 1340′ta en büyük şair ta­cını giyme töreni için Paris ve Roma’dan davetlileri geldi; ama taç giyme olayını yü­celtmek amacıyle Petrarca önce Napoli kra­lı Roberto’nun sınavından geçmek istedi. Tören 8 nisan 1341′de Campidoglio’da ya­pıldı ve tacı senatör Orso dell’Anguillara giydirdi; Petrarca, Campidoglio’dan San Pietro’ya gitti ve tacını mihrap üzerine bı­raktı. Roma’dan Parma’ya geçti, Azzo da Correggio’ya misafir oldu; sonra, Parma yakınında Selvapiana’ya (burası Petrarca’­nm herkesten uzak yaşamak için italya’da seçtiği yerdir) yerleşti. 1342′de Avignon’a döndü ve Roma’dan elçi olarak gönderilen Cola di Rienzo ile tanıştı. 1343′te kızı Francesca doğdu; bu sırada erkek kardeşi Gherardo’nun Montreux’deki Chartreux ma­nastırına rahip olması (paskalya 1343) Pet­rarca’yı önemli ölçüde etkiledi ve şairde büyük sarsıntılara yol açtı. Petrarca Secretum’u (sır) ve kesinlikle bilinmemekle bera­ber Salmi Penitenziali’yi (Mezmurlar) bu buhranlı dönemde yazdı. 1343 Yılı ekim ayın­da kardinal Colonna’dan aldığı bir görevle Napoli’ye döndü; Napoli’den Parma’ya geç­ti; Parma’yı ele geçirmek isteyenler arasın­da çıkan savaşa katıldı ve serüven dolu bir yolculukla Bologna’ya, sonra Verona’ya kaçtı. Genel kanıya göre, Cicero’nun Ad Atticum (Attike’ye), Ad Quintum (Quintus’a) ve Ad Brutum (Brutus’a) adlı mek­tuplarını Verona kapitolü kütüphanesinde buldu. 1345 Yılı sonlarına doğru Avignon’a döndü ve birçok yazısını bu sırada yazdı. Ama, mart 1347′de Roma’da Cola di Rien­zo ayaklanması patlak verince Petrarca bu olaydan büyük ölçüde duygulandı, büyük bir heyecanla ayaklanmayı destekledi ve Cola’-nın yanında fiilî mücadeleye giremediği için yakındı. Petrarca kasım ayında Cola’mn gizlice yanına gitmek amacıyle Provence’tan ayrıldı; ama Cenova’da, Cola’mn yıldızının sönmeğe başladığını ve Colonna taraftarla­rının yeniden şehre girdiğini haber aldı. Petrarca’nm bu olayda Cola’yı tutması kar­dinal Colonna ile ilişkilerini kesmesine yol açmamışsa da oldukça nazik hale getirmiş­tir.
Cenova’dan Verona’ya ve buradan da Parma’ya gitti; mayıs 1348′den sonra iki yıl boyunca sık sık yer değiştirdi (siyasî görevler aldı). 1350′de Roma’ya giderken doğduğu şehir Floransa’dan geçti; Floransa’da Petrarca’nın dostları, hayranları var­dı ve hepsinden önemlisi Boccaccio ile ilk defa bu şehirde karşılaştı. Bu karşılaşma hümanizm tarihi ve Petrarca’yı örnek ala­rak edebî faaliyetini kökünden hümanist bir yöne çeviren Boccaccio için çok önem­lidir. Ertesi yıl Boccaccio, Petrarca’yı da­vet eden Floransa senyörlüğünün elçisi ola­rak Petrarca’yı görmek için Padova’ya git­ti: şair daveti ret etmedi, geleceğini söy­ledi ama sonra hiç bir harekette bulunma­dı. Bu sırada, Petrarca Avignon’a döndü, dağınık durumdaki büyük eserini düzenle­mek için yoğun bir çalışmaya girişti. 1352 Yılı aralık ayında papa Clemens VI öldü ve yerine Innocentius VI geçti; Innocentius Vl’dan yardım göremeyeceğini bilen Pet­rarca nisan 1353′te erkek kardeşini ziyaret ettikten sonra kesinlikle italya’ya döndü. Nereye yerleşeceğini kestiremeyen Petrar­ca’yı başpiskopos Giovanni Visconti Mila­no’da alıkoydu ve himaye etti; dostlarının tenkitlerine rağmen Petrarca önemli siyasî hizmetler görerek ve Visconti’lerin siyase­tini savunarak sekiz yıl Milano’da kaldı.
Yoğun siyasî çalışmalarına rağmen Mila­no’da oturduğu dönem Petrarca’nın edebi­yat alanındaki en verimli çağıdır. 1362′de oğlu Giovanni ve dostu Ludovico di Campinia vebadan öldü; Petrarca Padova’ya ve buradan da Venedik’e gitti; Venedik cum­huriyeti Petrarca’ya Schiavoni ırmağı kıyı­sında bir ev verdi. Petrarca, kızı Frances­ca ile damadı Francescuolo da Brossano’yu da Venedik’e getirtti, 1370′te kızı ve damadıyle birlikte Arqua’da Euganei tepeleri eteğinde küçük bir şehire yerleşti (biri iki yaşında ölen, öbürüne Petrarca’nm anne­sinin ismi [Eletta] verilen iki torunu oldu). Bu yıllarda Ferrara’da geçirdiği bir buhranı atlattıktan sonra ölünceye kadar siyasî gö­revler almağa ve özellikle bıkıp usanmadan yazmağa devam etti.

Çağdaşları ve bütün XIV. yy., Petrarca’ya bin yıllık bir aradan sonra, klasik latin yazarlarının izinde yü­rüyerek ve onlarla boy ölçüşecek parlak­lıkta latince bir edebiyatı İtalya ve hattâ Avrupa’da yeniden canlandıran çok zarif bir yazar olarak hayranlık duydu; Petrar­ca, daha sonra hümanizm adı verilen dü­şünce ve kültür hareketinin öncüsü olarak sevildi ve kabul edildi, yaşadığı yüzyılda, uzun süre, halk diliyle yazdıklarından üstün tutulan latince eserleriyle Avrupa’da hâkim oldu. Çağdaşları, Petrarca’nm Eskiçağ epik şiir biçimlerini kendi dünya ve sanat görü­şü ve Hıristiyanlıkla bağdaşacak şekilde ye­niden canladırmasma hayranlık duyamadı­lar; çünkü bu maksatla yazdığı Afrika’­yı (1338-1341); 1343′ten sonra yeniden sık sık elden geçirmiş ve eser ancak 1396′da yayımlanabilmişti. Buna karşılık latince yazdığı eserlerden Epistolae Metricae (66 manzum mektup; 1333-1354 arasında ya­zılan bu mektuplardan yalnız annesinin ölümü üzerine yazılanların tarihi bilinir; mektupların derlenmesi ve yeniden elden geçirilmesi üç evrede yapıldı: 1350, 1357, 1363) ve Bucolicum Carmen (Çoban Şiirleri) [12 eglog; 1346-1348; daha sonra birçok de­ğişiklik ve düzeltme yaptı] hayranlık uyan­dırdı. Bu eserlerde birçok mektup yer alır; büyük bir özenle yazılmış bu mektuplara Petrarca’nm hayranları tarafından sahiple­rine ulaşamadan el konduğu sanılır. Pet­rarca, fazla gördüğü veya çok kişisel bul­duğu mektupları atarak, sürekli olarak sağ­lam bir edebiyat örneği ve soylu bir eği­tim aracı meydana getirebilecek ve Roma’nın sayılı kişilerinin biyograflarına benze­yecek şekilde kendi hayatını aktaran bir derleme hazırlamak istedi. Familiarium Rerum Libri XXIV, 350 mektuptan meydana gelir (bu mektuplardan tarihlendirilebilen en eskisi 1325 yılında yazılmıştır); mektupları seçme ve uyarlama işlemi 1349 (bazılarına göre 1345)-1360 arasında çeşitli evrelerde yapıldı. Birkaç istisna dışında derleme Pet­rarca’nm 1361′e kadar yazdığı mektupları kapsar; çünkü bu tarihte Petrarca ikinci bir derlemeye başlamıştır: Seniles (Yaşlı­lık Mektupları) [17 kitap içinde 125 mek­tup]. Bu ikinci derleme tamamlanmamış bir otobiyografya (şairin 1351 yılına kadarki hayatını anlatır) olan, gelecek kuşaklara ya­zılmış bir mektupla biter: Posteritati. Kü­çük Sine Nomine (Adsız) şiddetli yergileri kapsayan 19 mektuptan meydana gelir (1342-1358). Petrarca’nın yazdığı başka mektuplar ise derlemelerde yer almadı.
Düşünce tarzı­nı yansıtan çok önemli bir belge olan Secretum’u Petrarca 1342 – 1343 arasında yaz­dı. 1353′te yeniden elden geçirdi ama başlığını yalancı çıkarmamak için eseri or­taya çıkarmadı (bu eserin gerçek başlığı Secretum Meıım’dm [Sırlarım]). Petrar­ca, bu eserde sık sık ve açık bir şekilde kendini tahlil eder.
iki incelemesi De Vita Solitaria (Yalnız Hayat üstüne) [1346'da yazdı, daha sonra genişletti] ve De Otio Religioso’dai (Dinî Tembellik) [1347'de yazdı, sonra birçok de­fa gözden geçirdi] Petrarca’nın birçok kitap ve birkaç seçme dost veya Tanrı ile başbaşa kalma isteğini ortaya koyar; ama onun bu isteği tembellik yapmak değil de tutkuların verdiği yorgunluktan kaçmaktır. Bu ahlâkî-dinî yazılar dizisine yazıldığı tarih belirsiz olan yedi Psalmi Poenitentiales, bir İtinerarium Breve de ianua Usque ad lerusalem et Terram Sanctam (daha çok İtinerarium Syriacum [1358] adiyle ünlüdür: Italya’da kutsal topraklara ulaşmak için aşılacak ülkeleri anlatır) sayılabilir. Tarihî yazıları da çok ünlüdür: De Viris lllustribus (Ünlü Kişiler) ve Rerum Memorandarum (Unutulmayan Şeyler) [her ikisi de yarım kalmıştır]. Petrarca’nın, önce 1338 veya 1339′da başladığı, 1343′te yarıda kes­tiği De Viris adlı eseri romalı ünlü ki­şileri veya Roma tarihi aracılığıyle bili­nen kişileri kapsar; Petrarca esere 1315-1353 arasında devam etti ve sınırlarını ge­nişleterek Âdem’den çağına gelinceye ka­dar her yüzyıldan ünlü kişilere kitabında yer verdi (eser, paganlık ve Hıristiyanlığın hayat anlayışını bağdaştırmak ve kaynaştır­mak amacını güder). Bağımsız bir eser olan De Gestis Caesaris (Sezar’ın Hayatı) daha sonra De Viris’in içinde yer aldı. 1343-1345 Arasında yazılan Rerum Memorandarum’un kitaplarından 4′ü ile öbür kitap­lardan bazı parçalar günümüze kadar ula­şabildi. De Remediis Utriusque Fortunae (Alınyazısma Karşı İlâçlar) [1356'da başla­dı, 1366'da tamamladı ve yayımladı] ahlâ­kî bir eserdir.
Petrarca’nın bazı polemik eserleri çok canlıdır: kendisini «namuslu ama bilgisiz bir adam» olarak niteleyen dört Venedikli Ibni Rüşt’çü bilgine karşı yaz­dığı De Sui İpsius et Multorum Ignorantia (Kendi Bilgisizliğim ile Başkalarının Bilgisiz­likleri üstüne) [1367]; «mekanik sanatlara» karşı şiiri savunduğu 4 kitap (Invectivarum Contra Medicum Quendam [1352-1355]; aleyhine konuşan kardial Giovanni de Caraman’a karşı yazdığı tnvectiva Contra Quendam Magni Status Hominem sed Nullius Scientie Aut Virtutis [1355'ten sonra yazıldığı sanılır]; papalık merkezinin Avignon’dan Roma’ya taşınması konusunda fransız tezini savunan Giovanni di Hes-din’e karşı yazdığı tnvectiva Contra Eum Qui Maîedixit İtaliae [İtalya'yı Lanetleyen Kimseye Sövgü], 1373). Petrarca’nın hüma­nist eserlerinin önemi, şairin birçok eski metni keşfetmesinden değil, kendisinden ön­ceki hümanistlere oranla Latinceyi çok da­ha iyi bilmesinden ileri gelir; Latince öğ­renmenin önemini ilk kavrayanlardan biri Petrarca’dır: Petrarca, Roma Eskiçağını dolaysız ve doğru bir şekilde öğrenebilmek için klasik latin yazarlarına baş vurmak ve bu yazarların eserlerini karşılaştırarak kont­rol etmek gerektiğini savundu. XV.yy.da en parlak dönemine ulaşan filoloji alanın­daki hümanizm çalışmalarının temelini atan Petrarca’dır.
Bu yüzyılda, klasik latin yazarlarının eser­leri üstüne bilgiler çoğaldıkça Petrarca’nın ünü azaldı; katı gramer ve üslûp kuralları bir yana bırakıldı, Petrarca’nın tanıyamadı­ğı yunan dünyası tanınmağa başlandı. Ama hümanist Petrarca’nın yıldızı sönerken, halk diliyle yazan şair Petrarca’nın ünü ulaşıl­mayacak ölçüde genişledi: XV. yy .m ikinci yarısında Petrarca İtalya içinde ve dışında en büyük lirik şair olarak kabul edildi. Petrarca’cılık, XVI. yy.da, bir yazma tar­zından çok şiir anlayışını ve şairlerin ya­şayışını etkileyen bir yaşama şekli olarak kabul edildi. Canzoniere (Mısralar) ve Trionfi’de (Zaferler) aşk daha çok bir edebî hayal, şairin çelişkilerle dolu kararsız ruh hallerini yönelttiği olağanüstü bir merkez­dir. (M)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRARCA (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETİPA (Marius)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETİPA (Marius), fransız dansçısı ve ko­reografı (Marsilya 1822-Petersburg 1910), Jo­seph Lucien Petipa’nın kardeşi. Bordeaux tiyatrosunda, daha sonra Madrid’de Teatro del Circo’da birinci dansçı oldu, 1847′de, Petersburg İmparatorluk tiyatrosu birinci dansçılığına çağırıldı, öğretmenliğe, daha sonra bale yöneticiliğine getirilen (1858) Petipa, yarım yüzyıl boyunca İmparatorluk balesini tam yetkiyle yönetti. İlk büyük ba­şarısını Firavunun Kızı balesiyle 1862′de kazandı, sonra 1878′de Roxane veya Montenegro’lu Güzel balesini düzenledi. Çeşitle­me, dans, ikili dans düzenlemelerinde eşsiz sayılabilecek Petipa, yıldızların teknik imkânlarını sonuna kadar kullanmada ve ku­sursuz dans etmede çok ustaydı. Anlatımlı pandomima yapmağa alışkın italyan yıldız­larından yararlanarak akademik bale este­tiğini değiştirdi. Bundan sonra hazırladığı Kralın Emriyle (1886), Vesta Rahibesi (1888) ve Külkedisi balelerinde fransız incelik ve zarafetiyle italyan sıcaklığını bağdaştırdı. Bu kaynaşma ve Çaykovski ile işbirliğinden birçok şaheser doğdu: Uyuyan Güzel (1890), Fındıkkıran (1892), Kuğu Gölü (1895). Ha­yatının son yıllarında büyük ustanın iki yar­dımcısı vardı: Leon ivanov ve Enrico Cecchetti; ama o hâlâ şaheserler vermeğe devam ediyordu: Mavi Sakal (1896), Arlequin’in Milyonları (1900). Gorski, Legat, Fokine, Nijinski, Karsavina ve Pavlova gibi yeni ye­tişen koreograflar tarafından modası geç­miş sayılan Petipa, 1904′te emekliye ayrıldı, 1906′da hatıralarını (Memoires) yayımladı. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETİPA (Marius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PESELLİNO

Tarih 23 Mayıs 2009

PESELLİNO (Francesco di stefano, il — denir), italyan ressamı (Floransa 1422′ye doğr. – ay.y. 1457). Filippo Lippi ve Fra Angelico’yu örnek alarak yarattığı zarif ve renkli bir üslûpla panolar, konusunu dinî ve günlük hayattan alan tablolar yaptı (Bergamo, Chantilly, Le Mans, Milano mü­zeleri). [l]

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESELLİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERUZZt (Baldassare)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERUZZt (Baldassare), italyan ressamı, mimar ve mühendisi (Siena 1481 – Roma 1536). önce Siena katedralinde çalıştı, son­ra 1504′te Roma’ya gitti, Bramante ve Raf-faello ile tanıştı. Şaheseri olan Farnesina villası (1508-1511), o çağda kullanılan süs­leme sanatının tam bir özeti ve Roma in­celiğinin son örneğidir. Roma 527′de yağ­malanarak halkı kılıçtan geçirilirken varı­nı yoğunu kaybetti ve Siena’ya sığındı. Orada, 532′ye kadar belediye binası inşaa­tını yönetti, villa planları çizdi ve Belcaro şatosunu yaptı. Sonra Roma’ya döndü, Massimo sarayını yaptı. Sagra ile Carpi katedrali de onun eseridir. 1536′da, Roma’­da, San Pietro kilisesinin ikinci mimarlığı­na getirildi. (l)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUZZt (Baldassare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTİLE (Aureliano)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTİLE (Aureliano), italyan tenoru (Montagnana, Padova 1885 – Milano 1952). V. Orefice ve M. Bavagnoli’den ders aldı. ilk defa Vicenza’da sahneye çıktı (1911). Daha sonra Avrupa ve Amerika’nın önemli tiyatrolarında tenor olarak çalıştı, repertuvarında özellikle italyanca eserlere yer verdi. (M)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTİLE (Aureliano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTİLE (Antonio)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTİLE (Antonio), italyan hukuk tarihçisi (Agordo 1830 – Padova 1895). 1857′den sonra Padova’da ders verdi. A. Del Giudice’nin desteğiyle yazdığı Storia del Diritto italiano della Caduta dell’lmpero Romano alla Codificazione (Roma İmparatorluğunun Çöküşünden İtalyanın Birleşmesine kadar İtalyan Hukuku Tarihi) [6 cilt, 1871 -1872] adlı eserle tanındı ve bu kitapla italyan hukuku bilimsel tarihinin temellerini attı, İtalyan hukuk tarihinin gelişimini ilk defa organik ve sistematik bir biçimde ele aldı. Bu kitap, metodunun eskimiş olmasına rağmen tükenmez bir belge ve bilgi kaynağıdır. (M)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTİLE (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTİ (Giacomo Antonio)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTİ (Giacomo Antonio), italyan bestecisi (Bologna 1661 – ay.y. 1756). öğretmenlerinden G. Corso ile bir süre Parma’da kaldıktan sonra, San Pietro kilisesinde kapella yöneticiliği göreviyle Bologna’ya döndü (1696). Tiyatro ve kilise için bol bol eser besteledi, bir okul açarak Aldrovandini, Laurenti, Pistocchi ve Torelîi gibi ünlü sanatçıları yetiştirdi. Bestelediği yirmi operadan elde pek azı kalmıştır. Ayrıca yirmi oratoryo, bir cantate Morali e Spirituali (1688), çalgılı ve korolu, 4 sesli missalar ve mezmurlar besteledi (1735). [L]

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTİ (Giacomo Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERRONCİTO (Edoardo)

Tarih 21 Mayıs 2009

PERRONCİTO (Edoardo), italyan asalak bilimcisi (Viale d’Asti, Piemonte 1847-Pa-via 1936). Torino Tıp fakültesinde profesör (1888) oldu. Sankt Gothard tünelini açan işçilerin tutulduğu kansızlığın sebebini ortaya koydu ve basit sağlık kurallarına uymak suretiyle hastalığın önlenebileceğini ispatladı. Asalakbilimi (parazitoloji) konusunda önemli eserler verdi. Pasteur aşısının yayılmasına çalıştı. İpek böceği ve anlar üstünde önemli araştırmalar yaptı. (L)

21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRONCİTO (Edoardo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

« Önceki sayfaSonraki sayfa »