Resim ve Heykel müzesi

Tarih 29 Haziran 2009

Resim ve Heykel müzesi, İstanbul’da Dolmabahçe sarayının veliaht dairesinde müze (açılışı 1937).

Devlet Güzel Sanatlar Aka­demisi müdürlüğüne bağlı bir müdürlükle yönetilir. Sergilenen eserler resim ve hey­kel konularında iki ayrı bölüme ayrılmış ve sanat akımlarına uygun biçimde, tarih sırasına göre düzenlenmiştir. Müzede primitif sanatçıların (Osman Nuri, Salih Molla Aşkî, Şekûr, Ahmed Bedri, Servili Ahmed Emin, Mustâfa, Fahri Kaptan, Münip, Hü­seyin Giritli v.d.); «İkinci kuşak» da deni­len klasiklerin (Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi, Hüseyin Zekâyi Paşa, Ahmet Ziya Akbulut, Süleyman Seyit); izlenimcilerin (İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Ali Rıza, Nazmi Ziya, Ruhi Arel, Ahmed Ali, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij, Hikmet Onat v.d.);

1919′dan itibaren her yıl ağustos ayın­da Galatasaray lisesinde eserlerini sergileyen ressamların (Sami Yetik, Şevket Dağ, Meh-med Ali Lâga, Hasan Vecih Bereketoğlu, Ali Samı Boyar, Mihri Müşfik, Ömer Adil, İsmail Hakkı, Tahsin); kübistlerin (Ali Çe­lebi, Cemal Tollu, Cevat Dereli, Zeki Kocamemi v.d.); gerçekçilerin (Mahmut Cü­da, İlhami Demirci, Şeref Akdik, Ayetullah Sümer, Fahri Arkunlar, Ali Karsan, Yvonne Karsan); çağdaş ressamların (Fik­ret Mu alla, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Eşref Üren, Elif Naci, Abidin Dino, Zühtü Müridoğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Halil Dikmen, Arif Kaptan, Sab-ri Berkel, Hakkı Anlı, Eşref Üren v.d.); özgür ressamların (Ercüment Kalmık, Neşet Günal, Malik Aksel, İsmail Altınok, Fahrünnisa Zeyd, Aliye Berger, Salih Urallı, Nuri İyem, Selim Turan, Avni Arbaş, Ferruh Başağa, Fethi Karakaş, Hasan Kavruk, Nejat Devrim, Şükriye Dikmen, Selim Tu­ran v.d.); genç neslin (Fethi Kayaalp, Mus­tafa Aslıer, Orhan Peker, Gündüz Gölönü, Cihat Burak, Cemal Bingöl, Fahir Aksoy, Nedim Günsür, Orhan Tamer, Orhan Kılıç, Adnan Çöker, Devrim Erbil) eserleri vardır. Müzede bundan başka başlangıçtan bugüne kadar türk heykelciliğini temsil eden örnek­ler de sergilenmektedir (Yervant Oskan, Mehmed İhsan, Mahir Tomruk, Ratip Aşir, Kenan Yontuç, Nişat Sirel, Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Nusret Suman, Hüseyin Acar, Nermin Faruki, Zerrin Bölükbaşı, Tamer Başoğlu, Erdinç Bakla, Mehmet Ak­soy, Güdal Duyar, Ali Teoman Germaner, Gezer, Şadi Çalık, İlhan Koman, Kuzgun Sadi öziş, Saim Bugay, Gülten Devres, Alım Karamürsel, Ayla Bulut v.d.). Müzede ayrıca, Halk sanatları ve Seramik bölümleri vardır.

Ayrıca müzenin yabancı sanatçılar bölümün­de, Andre Derain, Leopold Levy, Pierre Bonnard, Muguet, Murice Utrillo, Picasso, Henry Matisse, Lurcat, Roul Dufy v.d.nin eserleri yer almaktadır. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Resim ve Heykel müzesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGALİA

Tarih 26 Haziran 2009

REGALİA i. (lat. k.). Taç giyme sırasında, ingiltere’de kullanılan kraliyet nişan ve alâmetleri (taçlar, küre ve asalar, kılıçlar, mahmuzlar v.b.). [L]

REGALLİANUS. Bk. REGiLLiANUS.

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGALİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAZİN

Tarih 24 Haziran 2009

RAZİN (Stepan Timofeyeviç, Stenka — denir), kazak şefi (Zimoveyskaya, Don kı­yısı 1630′a doğr.-Moskova 1671), Rusya’da 1667-1670 köylü isyanının kahramanı.

1667 ilkbaharında Volga ırmağına doğru kölelik­ten kaçan köylülerinin de katılmasıyle sayı­ları hızla artan Kazakların başına geçti, Volga’da seyreden gemileri ele geçirdi. Ha­zar denizinde korsanlık yaptı ve iran’a gi­den kervanları soydu. Razin’in halk tara­fından çok sevildiğini gören çar, ganimetle­rin bîr kısmını geri vermesi şartiyle onu af­fetti. Ama, gitgide büyüyen ordusunu meşgul etmek için Razin 1670′te yeni bir sefer açmak zorunda kaldı. Volga’yı aştı ve Tsaritsin, Astrahan ve Saratov’u aldı.

Yaklaş­tığı her yerde, halk devlete karşı ayaklanı­yordu. Köylüler mal sahiplerini kılıçtan ge­çirdiler. Razin, Moskova bölgesini tehdit etti, ama Simbirsk önünde yenildi, Don kı­yısına kaçtı. «Eski Kazak» soyluları tara­fından ele verildi ve paramparça edildi. Ra­zin birçok rus halk şarkısına ilham kayna­ğı olmuştur. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RASATHANE veya RASADHANE

Tarih 23 Haziran 2009

RASATHANE veya RASADHANE blş. i. (ar. raşad, gözleme ve fars. hane, ev’den raşâd-hâne).

Esk. Astronomi veya meteororoloji gözlemlerine uygun şekilde tasarlan­mış ve donatılmış yapı: Rasathaneler nasıl gökleri ve yıldızları temaşa için havaya uzanmış bir fen gözü ise…
(H.R. Gürpınar). Rasathaneler de her gün haber veriyorlar (B. Felek).
Eşanl. GÖZLEMEVİ.

— ANSiKL. Astron. Gök olaylarını incele­mek için ayrılan rasathane’lerin eski çağlar­da kurulduğu sanılır: Babil’deki Belus kule­si, Mısır’daki Osimandias mezarı. Eratosthenes’in kurduğu İskenderiye rasathanesi V. yy.a kadar çalışıyordu. Araplar, Hintliler ve Çinliler de erken çağlarda bu tür binalar yapmışlardı.
Avrupa’da, bir prens tarafından kurulan ilk rasathane Kassel’de Hessen landgrafı Wilhelm IV tarafından yaptırıldı (1561) ve 1593′te kapatıldı. 1576′da, Tycho-Brahe, Elseneur ile Kopenhag arasındaki Hven adasında Uranienborg rasathanesini kurdu. Bu tarihten itibaren de Avrupa’nın bütün bellibaşlı şe­hirlerinde rasathaneler yapılmağa başladı. Astronomi incelemeleri Almanya, İngiltere, Rusya, İtalya’da ve özellikle de özel bağış­lar sayesinde A.B.D.’de büyük bir önem kazandı.
Bütün büyük devletlerin resmî rasat­haneleri vardır. Ayrıca çok sayıda özel ra­sathane de bulunur. Çağımızda gök incele­meleri fotoğrafçılık ve tayf ölçümünün bü­yük çapta uygulanması yüzünden rasathane kurulacak yerlerde atmosfer şartlarının ve hava berraklığının çok iyi olmasına dikkat edilir. En gelişmiş ve güçlü donatım A.B.D. rasathanelerindedir. Kaliforniya’daki Mont-Wilson rasathanesinde teleskop ayna­sının çapı 2,50 m’dir; Chicago’da Yerkes rasathanesindeki dürbünün objektifi 1 metre çapındadır.

Rasathane çalışmaları. Yıldızların gök koor­dinatlarının kesin olarak belirlenmesi, bü­yük rasathanelerin günlük işlerindendir. Bu gözlemler için özellikle meridyen âletleri de­nen, bir tek dönme eksenli ve mümkün ol­duğu kadar dengeli âletlerden yararlanılır; meridyen âletleri, dürbünün dereceli bir da­ireyi harekete geçirmesiyle iki koordinatı aynı zamanda verir. Bu tür gözlemler, çoğu zaman «meridyen servisi» denen bir servis tarafından yapılır. Bundan başka, her büyük rasathanede, astronomi saatleri ve radyo­telgraf alıcı cihazlarıyle donatılmış bir saat servisi, gökyüzünün fotoğraf haritasını ha­zırlamak üzere bir fotoğraf servisi (1880′de yapılmağa başlanan bu harita milletlerarası bir teşebbüstür ve sık sık gözden geçirilerek düzeltilir) ve nihayet önemi son otuz yılda gitgide daha çok artan bir astrofizik ser­visi vardır. Bazı rasathaneler, Güneş göz­lemlerinde veya. gezegen ve kuyrukluyıldız gözlemlerinde uzmanlaşmıştır. Meteroloji gözlemleri astronomi servislerin­den bağımsız rasathanelerde yapılır.

• İslâm dünyasında kısa süreli bazı özel çalışmalar için geçici rasat (gözlem) yer­leri kuruldu; ayrıca, zamanı belirtmeğe ya­rayan muvakkıthaneler de vardı. Bu bakım­dan ilk yüzyıllarda rasathane ile geçici rasat yerleri arasında kesin bir ayırım yapmak güçtür. Her rasathanenin, bilimsel ve yöne­tim işlerine bakan görevlileri, gözlem araç­ları ve kütüphanesi vardı. Bu bakımdan rasathaneler, akademik niteliği olan birer öğretim kurumu sayılırdı, islâm rasathane­leri hükümdarların veya devlet adamlarının desteğiyle kurulan devlet kurumlarıdır.
Her rasathanenin çalışma programı otuz yıllık bir süre içindi; âletlerin saklanması ve ba­kımları için sınırlamalar ve hükümdarla­rın her zaman rasathaneye karşı ilgi duy­mamaları islâm rasathanelerinin gelişmesi­ni kısıtlardı, özel rasathaneler daha uzun ömürlü ve verimli oldu.

İslâm rasat­hanelerinin kuruluşunda, hükümdarların ast­rolojiye karşı ilgisinin ve günlük ve gelecekle ilgili tedbirlerin alınmasında yıldız­ların güvenilir birer kılavuz sayılmalarının da önemi vardı, islâm rasathaneleri gerçekte birer astrolojik çalışma kurumu de­ğil, bilimsel niteliği olan kuruluşlardı. Bu bilim dalının adı heyet’ti ve heyet (ast­ronomi) yardımıyle birtakım matematik hesaplara dayanan gök cetvelleri (zîc’ler) düzenlenir ve takvimler hazırlanır­dı. Çağma göre gelişmiş bir nitelik taşı­yan rasat araçlarıyle yapılan ilk gözlemler, IX. yy.ın başlangıç yıllarında Cündişapur’da (Güneybatı tran) yapıldı. Ahmed Niha­vendi, Zîc el-Muştemil (Gezegenlerin Hareketini Kapsayan Zayiçe) adlı eserini düzen­lerken bu rasatlardan yararlandı, islâm astronomisinin en parlak dönemi abbasî hali­fesi Memun (813-833) devridir.

Bağdat’ta Eş Şemmasiye mahallesinde bulunan rasathane­de halifenin astronomları, Yahya bin Ebi Mansur’un (öl. 830) emrinde, gökcisimleri­nin hareketlerini sürekli olarak gözetlerler­di. Bunlar, El Macisti’de belirtilen eğim, gece-gündüz eşitliği, şemsî yılın güneş sü­resi gibi konuları da incelediler. Şam’ın 3-4 km kuzeyinde Kasiyan dağı üzerinde, aynı halifenin başka bir rasathanesinde yapılan gözlemlerden de yararlanarak Zîc el-Mumtahan (Denenmiş Zayiçe) düzenlediler. 850′den 870′e kadar Musa bin Şakir’in oğulla­rından Muhammed ve Ahmed, Bağdat’ın Dicle üzerinde Babüttak’ta bulunan evlerin­de kurdukları rasathanede düzenli gözlemler yaptılar.
Ebu Hanife Ahmed Dinaverî (öl. 895), 850′de heyet rasatları yapmak için İsfahan’da oturdu; gözlemlerini Kitab-ür-Rasad adındaki eserinde topladı. Battâni 887-918 yıllarında Fırat üzerindeki Rakka’da çok önemli rasat çalışmaları yaptı. Sabit bin Kurra, Güneşin hareketlerini yeniden incelemek için eskilerin rasatlarından yarar­landı. Amâcûr ailesinden üç veya dört kişi­nin 885-933 yılları arasında rasat yaptıkları biliniyor. Büveyhîlerden Rüknüddevle adına Rey şehrinde Vezir Ebul Fazl bin el-Amid tarafından 950′de, tutulma yüzeyinin eğimi ölçtürüldü.

Ebul Fazl Herereî, Ebu Cafer Habini gibi astronomlar güneş tutulmasıyle ilgili gözlemler yaptılar. Yine Büveyhîler­den Adududevle için, Abdurrahman Sûfî ve başka astronomlar tarafından Şiraz’da rasatlar yapıldı. Ebul Vefa Buzcani, Bağdat’ta bir süre önemli rasatlar yaptı (975). ibnülalâm’ın 982′de yaptığı rasatlar Adududdevle tarafından desteklendi. Bağdat’ta büveyhî hükümdarı Şerefüddevle (982-989) adına bir rasathane kuruldu. Ebu Muhammed Hucendî 994′te Büveyhîlerden Fahrüddevle için Rey şehrinde süds-i fahri (sekstant) adlı bir âletin yardımıyle tutulma düzlemi eği­mini tayin etti. X. yy.ın sonunda büveyhî melikleri kendi saraylarında birer rasathane kurarak Abdurrahman Sûfî, ibnülalâm, Ebul Vefa gibi astronomları orada topladılar. İbni Sina, Alaüddevle adına Hemedan’da başka bir rasathane kurdu (1025).

Mısır’da astronomi gözlemleri fatımî halife­lerinden Aziz (öl. 996) devrinde başladı. Onun Kahire’de kurduğu rasathaneye halife Hakim de yardımda bulundu. İbni Yunus (öl. 1009) Zîc el-Hakimî (Hakimî’nin Zayiçesi) adlı eserme kaynak olan rasatlarını 977′den 1008′e kadar orada yaptı. Memun dev­ri rasathanelerinde, rasat âletleri, özel ça­lışma yeri ve bir bilimsel kurul vardı, islâm ülkelerinde, ramazan ayının başlangıç ve bi­timinin hesaplanmasında ilk hilâli gözleme­ye dayanan çalışmalar buralarda yapılırdı. Dinî günlerin ve namaz vakitlerinin tayinin­de, kıble yönünün tespitinde yararları dolayısıyle, astronomiye ayrı bir önem verildi.
Memun devrinde kurulan ilk rasathanelerin çalışma programları yalnız güneş ve ay ra­satlarını kapsıyordu. Şemmasiye’deki göz­lemlerden alınan olumlu sonuçlara dayanı­larak Kalsiyum rasathanesi kuruldu. Şe­refüddevle rasathanesinde bütün gezegen­lerin rasadını kapsayan geniş bir çalış­ma programı vardı. Burada çalışan ast­ronomlar arasında Ebu Sehl Kûhî, Ebül Vefa Buzcânî bulunuyordu. Hemedan’da İbni Sina tarafından kurulan rasathane­de ölçü duyarlığını sağlamak için mik­rometreye benzer bir aracın kullanıldığı biliniyor. 1075′te İsfahan’da kurulan Melikşah rasathanesinde çalışma programının 30 yıl sürmesi gerektiğini’ gösteren belge­ler vardır. Bütün gezegen gözlemlerinin rasathane çalışma programına alınması, ra­sathanenin çalışma süresini uzatmak bakı­mından bir aşamadır. Melikşah adına dü­zenlenen celâli takvimi’nin de bu rasat­hanede yapıldığı sanılıyor. Bu kurumda Ömer Hayyam, Ebu Muzaffer İsfizarî, Mey­imin bin Necile, Vasıtî gibi bilginler ça­lıştı.

1118′den sonra astronom Hazinî, Sul­tan Sencer namına Zîc-es-Sencerî’yi (Sencer’in Zayiçesi) hazırladı. Bundan sonra Efdal ve Memun Bataihi adlı iki fatımî vezi­ri tarafından 1120-1125 yılları arasında Ka­hire’de bir rasathane kuruldu. Ebul Kasım Usturlabî 1130′da Bağdat’taki selçuklu sara­yında gözlemler yaptı. XI. yy.da Tuley-tule’de (Toledo) Ebu İbrahim Zerkal ile ar­kadaşlarının önemli rasatlar yaptıkları bili­niyor; bu rasatlar Seyid Endülusî’nin yaptığı rasatların bir devamı niteliğindedir. İbni Bacce de (öl, 1139) kendi evinin damında bazı rasatlar yaptı. 1325′te Yezd şehrinde Rükneddin Ahmed bin Nizamel-Huseynî adında biri tarafından Rasad-ı Vaktü’l-Hüseynî adı verilen rasathane kuruldu. XIV. yy.da İbnî Şatır’ın (öl. 1879) Şam’daki özel rasathanesi de önemlidir.
1272′de Kırşehir’de kurulan Cacabey medre­sesinde ve Kütahya’nın Vacidiye medrese­sinde özellikle XIV. yy.ın ilk yarısında göz­lemler yapıldığı veya astronomi dersleri ve­rildiği biliniyor. 1300′de Gazan Han, Teb­riz’de, 1420′de Uluğ Bey Semerkand’da birer rasathane kurdular: Uzakdoğu’da geliştiri­len astronomi çalışmaları Selçuklular tarafından islâm dünyasına aktarıldı. Uzakdoğu etkisi, selçuklu sanat eserlerinde görülen tu­tulma düzlemi burçlarının resimlerinde göze çarpar. Astronomi alanında en önemli aşa­ma İlhanlılar devrindedir. 1259′da kurulan Maraga rasathanesi islâm rasathanelerinin gelişmesinde etkili oldu. İlhanlı hükümdarı Hulâgu’nun yanında bulunan ünlü astronom Nasirüddin Tusî, yeni gözlemler yapılması gerektiğini hükümdara bildirdi. O zamanlar, bazı çevrelerde yıldızları gözleyerek gelecek­teki olayları önceden görme inancına dayanan astroloji (ilmi nücum) ile astronomi arasında benzerlikler bulunduğuna inanılıyordu. ilhanlı hükümdarı Hulâgu Han da astro­nomiyle astroloji arasında bir yakınlık bulunduğu kanısındaydı. Bu amaçla Nasırüddin Tusî’nin rasathanesi âletlerle donatıldı.

Burada, gözlem âletleri ve astronomiye ait her türlü araç, zayiçe, takvim, usturlap, yük­seklik ölçme âletleri, yıldızların ve burçların durumlarını gösteren âletler ve mücessem küre vardı. Bu kurum, gerek âletlerinin zen­ginliği, gerek içinde çalışan bilim adamları­nın sayısı ve seçkinliği bakımından, büyük önem taşırdı, ismaililerden kalan çok zen­gin bir kütüphanesi olan bu kurumun 45 yıl çalıştığı biliniyor. Nasrüddin bu ra­sathanede hükümdar adına Zîc-i Hâniyi (veya Zîc-i İlhanı) [ilhanlı Zayiçesi] dü­zenledi. Bu eserde Kûşiyâr, Fahir, Âlâî, Şâhî, Battânî zîclerinde bulunmayan bir­takım cetveller vardır. Ayrıca onların yan­lışlarını da düzeltmektedir. Hulâgu ölün­ce Zîc-i ilhanı, onun yerine geçen Abaka’ya adandı. Müeyyedüddin Urzî, Fahreddin Meragî, Fahreddin Ahlatı, Necmeddin Kazvinî gibi çağın tanımış matematik ve ast­ronomi bilginleri de rasat işlerinde Nasirüddin’e yardım ettiler. Onun ölümünden sonra yerine oğlu Asılüddin rasathane müdürlüğü­ne getirildi.
Bu rasathanede çalışan biri Çin­li olmak üzere 15 bilim adamı hakkında bil­giler vardır. Gazan Han tarafından Tebriz’­de Ebvabül-Birr (Güzellik Kapıları) adlı bir yerde ikinci bir rasathane kuruldu; fakat bu rasathanedeki çalışmalar hakkında fazla bilgi yoktur. Yalnız Ebvabül Birr’in vakfiye­sinde belirtildiğine göre, bu rasathanenin de vakıf gelirlerinden yararlandığı, bir rasat­haneden çok astronomiyle ilgili öğretim ya­pan bir kurum olduğu sanılıyor. Meraga ve Gazan Harı rasathaneleri aracılığıyle islâm dünyası ve Uzakdoğu arasında astronomi alanında yakınlaşmalar oldu.
XV. yy.da kurulan Semerkand rasathanesi de önemli bir kurumdur. Bu rasathane, özellikle, meridyen âletinin büyüklüğü, 30 yıl kadar süren çalış­maları ve Uluğ Beyin yönetimi altında bulunuşuyle tanınır.
Uluğ Bey, eski zayiçeleri düzeltmekle kalmadı; yıldızları doğrudan doğruya gözledi, önsözünü kendi yazdığı yeni bir zayiçe (Fihrist-i Kevakib [Yıldızlar Fihristi]) hazırlattı (1449). Bu rasathanede, Uluğ Beyden başka, Gıyaseddin Kâşî, Kadızade Rumî ve Ali Kuşçu gibi o çağın ünlü astronomları çalıştı. Baburname’de, bu rasathane binasının üç katlı olduğu belirtilir. Yıldızların hareketlerini gözlemek için kul­lanılan başlıca gözlem âletlerinin saklandıkları bölüm, yer altında bulunuyordu.
1575′te Murad III, Tophane tepesinde İstanbul rasathanesini yaptırdı. Başında astronom Takiyüddin Mehmed’in bulunduğu bu rasathanede 15 bilim adamı çalışıyordu.
Takiyüddin’in gözlemler yaparak, zayiçeier düzenlediği bu rasathane 1580 sonunda şeyhülislâmın işe karışmasıyle yıktırıldı. Şey­hülislâm Kadızade, Murad III’e bir mektup göndererek <

İslâm geleneğinin devamı olarak Mihrace Cay Sing tarafından 1728 – 1734 yılları ara­sında Caybur, Delhi, Benares, Ocayın ve Mathura şehirlerinde Muhammed Şah adına rasathaneler kuruldu. Bunların kuruluşun­da eski hint ve avrupa etkisi açıkça görülür. Türkiye’de modern rasathane Fatin Hoca (Gökmen) tarafından kuruldu (1911). Kandilli’de olan bu rasathane bugün de Tür­kiye’nin tam teşekküllü rasathanesidir (bk.KANDİLLİ RASATHANESİ.)
Cumhuriyet’in ilânından sonra üniversitelerin açılmasıyle İstanbul, Ankara ve izmir’de fen fakültelerine bağlı rasathaneler kuruldu. Erzu­rum üniversitesinde de fen fakültesine bağ­lı bir rasathanenin açılması için çalışmalar yapılmaktadır. (ML)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASATHANE veya RASADHANE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMA

Tarih 20 Haziran 2009

RAMA. Hint mit. Tanrı Vişnu’nun ye­dinci cisimleşmesi (avatara) ve Ramayana kahramanı. Dindar ve cesur bir savaşçı olan Rama, elinde yay, ok, sadak ve kılıç olarak tasvir edilir. Yanında, karısı Sita, kardeşi Lakşmana ve maymun Hanumant vardır. Rama kültü bütün brahma Hindis­tan’ında çok yaygındır. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKKA

Tarih 20 Haziran 2009

RAKKA, Esk. Kallinikon, Suriye’de (Hasek ili) şehir, Fırat yakınında ırmağın Ba­lık ile kavuştuğu yerin yukarısında; 7 100 nüf. önemli yıkıntılar (IX. yy.dan kalma saray). Yakınında petrol yatakları.
• Tarih. Rakka Selefkilerden Kallinikos II tarafından kuruldu, imparator Julianus za­manında önemli bir ticaret merkeziydi. Justinianus 529′da İranlılar ile ticaretin Nisibis Kallinikon Rakka ve Artaksata (Erivan ya­kınında) sınır şehirlerinden yapılmasını ka­rarlaştırdı. Hüsrev I, Suriye’ye yaptığı üçüncü seferinde şehri aldı ve onardı. Rak­ka, 640′ta Sad bin ebi Vakkas’ın El-Cezire’nin fethiyle görevlendirdiği iyaz bin Ganm tarafından barış yoluyle alındı. Ali, Büyük Sıffın savaşına Rakka’dan hareket etti. Hali­fe Mansur 772′de Rakka’nın yanında yeni bir şehir yaptırdı ve buraya Horasanlıları yerleştirdi. Şehrin onarım işini veliaht Mehdî’ye verdi. Mehdî, şehri bir at nalı biçiminde yaptırdı; su getirmek için iki bü­yük kanal açtırdı ve Refika adını ver­di. Ancak yavaş yavaş terk edilen eski Rakka’nın adı buraya da verildi. Refika nın zamanla genişlemesi iki komşu şehri bir şehir haline getirdi ve her ikisine Rakkatan dendi. Memun zamanında her iki şehrin arasına sur yapıldı (816). Bir ara ha­life Harun-ür-Reşid’in başkenti oldu. Abbasîlerin zayıflama devrinde Suriye’de kurulan devletlerin eline geçti.
Moğol istilâsına uğ­radı. Büyük Selçukluların, sonra Suriye Selçukluları ve Memlûkluların eline geçti. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılar tarafından alındı (1517). Osmanlılar Rakka ve çevresini bir eyalet haline getirdiler. Rak­ka bu eyaletin merkez sancağı oldu. Tımar, zeamet ve has sistemi kuruldu. Zeamet ve tımar sahipleri 1 100 kılıçtı; sefer zama­nında cebel’leriyle 2 500 kişilik bir kuvvet meydana getiriyorlardı. Sonra şehre Mısır valisi Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa hâkim oldu. Mısır kuvvetleri Suriye’yi terk edince Osmanlı devletine geçti. Tanzi­mat devrinde yapılan idarî düzenlemede Ha­lep eyaletine bağlı bir sancak oldu. (M)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKKA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABİA

Tarih 17 Haziran 2009

RABİA sıf. (râbit’den rabKa). Esk. Dör­düncü.
♦ İ. Esk. Salisenin altmışta biri: Devrinin en mühim saatçisi. Hattâ Graham’dan ev­vel rabia hesaplarını bulmuş diyorlar (A. H. Tanpınar). || Kadın adı.
— Teşk, tar. Tanzimattan sonraki sivil rüt­belerden yukarıdan aşağıya dördüncüsü.
— ANSİKL. Teşk. tar. Rabia, «dördüncü rütbe» anlamma gelir ve «rabia rütbesi» şeklinde kullanılıp söylenirdi. Hâmise rüt­besinden büyük, saliseden küçüktü. Askerî rütbelerden yüzbaşının karşılığıydı, öteki rütbelerle birlikte ihdas edildi. Sonradan me­muriyetle ilgisi kaldırılarak yalnız rütbe olarak verilmeğe başlandı; özel nişanı da sahiplerinden geri alındı (1851). Bu rütbe­den olanlar resmî günlerde özel, sırmalı bir elbise giyer, kılıç takarlardı. Ancak, protokola girmezlerdi. Kendileri için «fütüvvetlû» lakabı kullanılır, okumuşlarına «efen­di», okumamışlarına «ağa» diye hitap edi­lirdi. İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra öteki rütbelerle birlikte rabia da kaldırıldı. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pydna savaşı

Tarih 15 Haziran 2009

Pydna savaşı, romalı konsül Paulus Aemilius’un Makedonya kralı Perseus’a karşı ka­zandığı zafer (M.ö. 168) [22 haziran]. Bu zaferle, üçüncü Makedonya savaşı kesinlik­le sona erdi.
On beş günlük kısa bir harekât sonucun­da, Paulus Aemilius, Perseus’u Pydna kalesinin güneyinde kurulan mevzilere çe­kilmeğe zorladı. 22 Haziran günü akşam­üstü, romalı konsül, arızalı arazide sı­kışık düzeni bir an bozulan Makedonya ala­yının (phalanks) safları arasına, daha ha­reketli olan kendi birliklerini sokmayı ba­şardı. Saflarının arası açılan Makedonya alayı bozguna uğradı ve makedonya süvari­sinin yetişmesine vakit kalmadan kılıçtan geçirildi. Muhafızlarının çoğu ölen Perseus Semendirek’e (Samorthrake) kadar tek ba­şına kaçmak zorunda kaldı. Pydna savaşı­nın önemli sonuçları oldu. Phalanks tarihe karıştı, yerini taktik üstünlüğü artık tartış­masız kabul edilen legio aldı; Antigonos’lar hanedanı ortadan kalktı (Perseus tutsak ola­rak Roma’da öldü); bağımsızlığını kaybe­den Makedonya dört ayrı yönetim bölge­sine ayrıldı: bütün Doğu Roma’ya terkedil­miş oldu. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pydna savaşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUSATÇI

Tarih 15 Haziran 2009

PUSATÇI i. (pusat’tan pusat-çi). Esk. Ortaoyununda tahta kılıç, şakşak v.b. kul­lanan oyuncu.
— Tar. Cenge giden askerlerin önünde raks ederek onları eğlendiren kimse. (M)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUSATÇI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTOSPATHARİOS

Tarih 11 Haziran 2009

PROTOSPATHARİOS i. (protos, birinci ve spathe, kılıç’tan yun. k.). Bizans’ta Herakleios’tan bu yana saray hiyerarşisinde yük­sek mevki. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOSPATHARİOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPEDİUS SİLO (Ouintus)

Tarih 04 Haziran 2009

POMPEDİUS SİLO (Ouintus), Mars’ların önderi (öl. M. ö. 89). Müttefiklerarası savaşı başlatanlardan biriydi; Marcus Livius Drusus’u desteklemek için Roma üstü­ne yürüdü (M. ö. 91), sonra Konfederasyon ordusunun bir kısmına kumanda etti. Servilius Cepio’yu ve ordusunu tuzağa düşüre­rek kılıçtan geçirdi (90), fakat Marius’a saldırmak cesaretini gösteremedi ve Metellus tarafından öldürüldü. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEDİUS SİLO (Ouintus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIRAZVANA veya PARAZVANA

Tarih 29 Mayıs 2009

PIRAZVANA veya PARAZVANA i. (fars. birazban’dan). Bıçak, kılıç v.b.de kabzanın içinde kalan kısım.
— Denize. Esk. Gemilerin sancak direkle­rine çekilen «Kur’an»ın konduğu ceviz ka­buğu biçimindeki gümüş kutunun kapağına yerleştirilen altın çember.
— G. santl. Esk. Kalemtıraşlarda madenî bölümle sapı birleştiren madenî parça. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIRAZVANA veya PARAZVANA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PILIR

Tarih 29 Mayıs 2009

PILIR. Arkeol. Sivas’a bağlı Hafik gölü yakınında höyük. 1944′te I. Kılıç Kökten tarafından bulundu ve araştırıldı. Yapılan sondajlarda bakır çağı ve kalkolitik yerleş­mesi gösterdiği anlaşıldı. Çok derinde ka­ba, kalın kumlu, gri, kırmızımtrak renkli ve dalgalı, taş idol ve obsidien âletler ele ge­çirilmişse de, bunların hangi evreye ait ol­duğu kesinlikle bilinmiyor. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PILIR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHARNAKES

Tarih 28 Mayıs 2009

PHARNAKES, Bosporcs kralı (M.ö. 97-M.ö. 47), Mithridates Eupator’un oğlu. M.ö. 63′te tahta çıktı; krallığı en geniş sınırlarına ulaştırdı.

M.Ö. 48′de kuvvetli bir orduyle Anadolu’ya girdi, Kolkhis Ar­mania ve Samsun’u (Amisos) ele geçirdi, halkını kılıçtan geçirdi. Bu Sırada kendi kumandanlarından Asandros’un isyanıyle göç duruma düştü; fakat Sezar’a karşı bazı başarılar elde etti.

Zile (Zela) savaşında Sezar tarafından bozguna uğratılınca 1000 kadar atlısıyle Sinop’a (Sinope) kaçmak zorunda kaldı. Askerlerinin karşı gelmesine rağmen, atları öldürterek deniz yoluyle Taurike’ye (Kırım) geçti; bu arada Sarmat ve iskitlerin yardımıyle Pantikapaion (Kerç) ve Theodosia (Kafkas) şehirlerini ele geçir­di. Bu başarısına rağmen kumandanının is­yanına engel olamadı ve Asandros ile yap­tığı bir meydan savaşı sırasında öldürüldü. (M)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHARNAKES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHALANKS

Tarih 27 Mayıs 2009

PHALANKS i. (yun. k.). Yunanlılarda mu­harebe birliği. / Makedonyalılarda, düş­manın en şiddetli darbelerine karşı koy­mak amacıyle kurulmuş muharebe birliği. Bk. ansikl.
— Esk. Yun. Yunan phaianks’ı, cepheden hücum ettikleri için ağır silâhlarla dona­tılmış hoplites’lerden meydana gelen, de­rinlemesine birçok saftan kurulu büyük as­kerî birliktir. Çok iyi yetiştirilmiş olan İs­parta phaianks’ı Leuktra muharebesine (M. Ö. 371) kadar yenilmezliğini korumuş, ama bu savaşta Epamenondas’ın uyguladığı us­taca taktik yüzünden dağılmıştır. Make­donya phaianks’ı, kısa bir kılıç ve 12-16 arış (5,32 m-7,10 m arası) uzunlukta bir kargı taşıyan Pezetairos’lardan (Pezetairoi) [sadece hür makedonyalılar arasından seçi­len, kralın piyade muhafızları] kuruluydu. Saflar arasındaki uzaklığın, yürüyüş veya taarruz durumunda bir metre, savunma du­rumunda ise 50 sm olması Phalanks’a güç­lü bir bütünlük kazandırırdı. Phalanks, tak-seis, khiliarkhia ve dizi şeklindeki kuruluşu sayesinde, süvari ve hafif piyadeyle ilişki­sini muhafaza edebilecek bir esneklik ka­zandı. Philippos Il’nin ve İskender’in za­ferlerinde büyük payı olan phalanks’lar (İs­kender’in phalanks’lan, genel olarak, se­kiz saf halinde düzenlenmişti), diadokhos’lar döneminde savaş alanlarında sürekli olarak başarı kazandı; buna karşılık engebeli ara­zide bütünlüğünü koruyamadığı için Pydna’da, Roma lejyonu karşısında yenilgiye uğradı (M.ö. 168). [L]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHALANKS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEYROU (Manuel)

Tarih 27 Mayıs 2009

PEYROU (Manuel), arjantinli yazar (San Nicolas de los Arroyos 1902). Polis roma­nı türünü bir fikir romanı seviyesine yük­seltti. Eserlerinin konusunu Buenos Aires hayatından aldı. Eserleri arasında El Estruendo de las Rosas (Güllerin Görkemi) [1948], Les Ley es del Juego (Oyunun Ku­ralları) [1959] adlı romanlarıyle La Espada Dormida (Uyuyan Kılıç) [1944] ve La Noche Repetida (Tekrarlanan Gece) [1953] ad­lı hikâye kitapları sayılmağa değer. (M)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYROU (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEYREV,Peyrevlik,

Tarih 27 Mayıs 2009

PEYREV blş. sıf. ve i. (fars. pey, arka ve reften -rev, giden’den pey-rev). Esk. Bi­rinin ardı sıra giden, birini taklit eden (kim­se); Peyrevleri olmaz ana emsal / Taklid olunur mu kıyl ile kaal (Ziya Paşa). / Pey-rev olmak, arkasından gitmek: Kumandan­lık dahi Ferit Paşa kabinesi ile resmî münasebatını kat’ederek milletin hareketine peyrev olacaktır (Atatürk). Hz. Ali dahi ona peyrev olarak önüne gelen müşrikleri kılıçla ikiye biçerdi (Cevdet Paşa).
♦ Peyrevî i. Esk. Peyrevlik.
♦ Peyrevlik i. Esk. Birine uyma, onun ardı sıra gitme: Nazire veyahut peyrevlikte bütün bütün senin yoluna gitmedim. Sen nağme’lerini on iki mısra itibariyle yapmış­sın (Namık Kemal). [M]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYREV,Peyrevlik, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLOTİS

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİLOTİS, romalı kadın köle (öl. M. ö. 441). Romalılar Latinlerle savaş halindeydi. Philotis, kendisi gibi köle kadınları topla­yarak düşman ordugâhına gitti ve Latin as­kerlerini baştan çıkardı. Eğlencenin tam or­tasında, bir huruç harekati yapan Romalı­lar sarhoş düşman askerlerini kılıçtan ge­çirdiler. Bu olayı anmak üzere Nonas Caprotines şölenlerini düzenlemek bir âdet ha­lini almıştı. Bu şölenlerde köle kızlar bü­yük bir serbestlikle hareket ederlerdi. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLOTİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERUZZt (Baldassare)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERUZZt (Baldassare), italyan ressamı, mimar ve mühendisi (Siena 1481 – Roma 1536). önce Siena katedralinde çalıştı, son­ra 1504′te Roma’ya gitti, Bramante ve Raf-faello ile tanıştı. Şaheseri olan Farnesina villası (1508-1511), o çağda kullanılan süs­leme sanatının tam bir özeti ve Roma in­celiğinin son örneğidir. Roma 527′de yağ­malanarak halkı kılıçtan geçirilirken varı­nı yoğunu kaybetti ve Siena’ya sığındı. Orada, 532′ye kadar belediye binası inşaa­tını yönetti, villa planları çizdi ve Belcaro şatosunu yaptı. Sonra Roma’ya döndü, Massimo sarayını yaptı. Sagra ile Carpi katedrali de onun eseridir. 1536′da, Roma’­da, San Pietro kilisesinin ikinci mimarlığı­na getirildi. (l)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUZZt (Baldassare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTEV PASA (Mehmed Said)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTEV PASA (Mehmed Said), türk devlet adamı (Darıca 1785 – Edirne 1837). Mehmet Ataullah Efendiden ders gördü ve icazet aldı. önce Divanı Hümayun rüus kale mine, sonra Divan kalemine girdi. Pertev mahlası kendisine burada verildi. Divan kaleminden Sadaret Mektubî odasına geçti Burada reisülküttap Galib Efendi tarafından korundu. Bükreş barış görüşmelerine katıldı. Bükreş antlaşmasından sonra âme dî beylikçi ve reisülküttap oldu (1827).

Pertev Paşanın reisülküttaplığı Rum isyanına ve ingiltere, Fransa ve Rusya’nın muhtar bir yunan devletinin kurulması iç ir Osmanlı devletine baskı yaptığı bir döneme rastlar. Pertev Paşa bu üç devletin Osmanlı devletinin içişlerine karışmasını hoş karşılamadı, ingiltere, Fransa ve Rusya’nın muhtar bir yunan devletinin kurulmasın: kararlaştırdığı Petersburg protokolünü da (4 nisan 1826) kabul etmedi. Rusların Osmanlı sınırlarına saldırması üzerine Rusya ya savaş açılmasını destekledi. Fakat savaşın Osmanlı devleti aleyhine sonuçlanması, imzalanan Edirne barışının (1829) çok ağır hükümler taşıması ve bağımsız bir yunan devletinin kurulmasını öngören Londra protokolünün kabul edilmesi üzerine rei-sülküttaphktan azledildi (1830). Aynı yıl. Mehmed Ali Paşanın Girit isyanlarının bastırılmasına yardım etmesi, Rusya’ya ö-denecek savaş tazminatına Mısır’ın da katılması ve Mısır’ın Osmanlı devletine ödediği yıllık verginin arttırılması gibi meseleleri görüşmek için Kahire’ye gitti. Mehmet Ali Paşadan Haremi Hümayun hazinesi için 20 000; ordu masrafları için de 5 000 kese fazla gönderileceği vaadini alarak İstanbul’a döndü. Bu başarılarından dolayı Mahmud II ona bir kılıç verdi. Bir süre sonra da sadaret kethüdası oldu. Sadaret kethüdalığı Umun Mülkiye nazırlığına çevrilince vezirlik ve müşirlik rütbesi ve sivil paşa unvanıyle umun mülkiye nazırı oldu (1836). Bir yıl sonra rakibi Âkif Paşanın etkisiyle azledilerek Edirne’de oturmağa memur edildi (1837) ve burada boğduruldu. Pertev Paşanın bir Divan’ı vardır. (M)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTEV PASA (Mehmed Said) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEREN, PEREND

Tarih 14 Mayıs 2009

PEREN i. (fars. k.). Astron. Esk. Ülker yıldızı: Göremez birbirini haşre kadar çeşm-i peren (İzzet Molla). Eşanl. PERViN, SÜREYYA. (M)

PEREND i. (fars. k.). Esk. İpekten dokunmuş nakışsız kumaş, atlas: Güya bir tak-i mercan-rivaka perend-i müşkfamdan bir perde-i duhanî keşide kılınmıştı (Veysî).

Kılıç veya hançer cevheri.

Perendâver, çok keskin ve parıltılı kılıç, hançer, pala. (M)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREN, PEREND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Halikarnassos

Tarih 08 Mayıs 2009

Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.

Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.

M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.

Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.

Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.

Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.

Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.

Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.

Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.

1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.

Edebi Hayatı

1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|