PÖLLNiTZ (Kari Ludwig, – baronu)
Tarih 08 Haziran 2009
PÖLLNiTZ (Kari Ludwig, – baronu), alman yazan (İssum, Prusya 1692-Berlin 1775). Soylu bir ailedendi, fakat meslek olarak askerliği seçti, avusturya, papalık ve ispanya ordularında hizmet gördü. Büyük Friedrich’in desteğini kazandı, Friedrich onu sarayında törenleri düzenlemekle görevlendirdi. Ardından Berlin tiyatrosunun yöneticisi oldu. Baron Pölinitz hayatında iki defa Calvin’ciliği yaymağa çalıştıysa da ölmeden önce Roma Katolik kilisesine döndü. Eserleri nükteli ve eğlendiricidir.. Bunlar arasında Etat Abrege de la Cour de Saxe (Saksonya Sarayının Kısa Hikâyesi) [1734] ve Lettres et Memoires (Mektuplar ve Hatıralar) [1738-1740] sayılabilir. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖLLNiTZ (Kari Ludwig, – baronu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZZO (Andrea)
Tarih 08 Haziran 2009
POZZO (Andrea), italyan din adamı ve ressam (Trento 1642 – Viyana 1709). Cizvit tarikatına girdi ve kendini daha çok bu tarikata bağlı kiliselerin süslemesine verdi. Lombardia’da yetişti ve 1681′de Roma’ya gitti. Göz aldatmacalı dekorlar çizdi. Bu gerçekdışı ve ustalıklı eserlerin en mükemmeli Aziz ignatius’un Ululuğu’dur (1685; Roma’da Sant’İgnazio kilisesi). Badia D’Arezzo’nun kubbesini de (1703) süsledi. Modena, Torino, Mondovi ve Napoli’de çalıştı. Kuzey barokunun temsilcilerini çok etkileyen Prospectiva Pictorum et Architectorum’u (Resim ve Heykelde Perspektif) [1693] yazdı. Lichtenstein sarayını süslemek üzere Viyana’ya gitti ve orada üniversite kilisesini kurdu. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZZO (Andrea) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZNAN eyaleti
Tarih 08 Haziran 2009
POZNAN eyaleti, eski Prusya’da (Almanya) eyalet, doğuda eskiden parçası olduğu Polonya ile sınırlıdır.
Büyük Polonya’nın temeli olan Poznan’a XVIII. yy.dan sonra alınanların kütle halinde göçmesi eyaletin iktisadi gelişmesinde büyük rol oynadı. Polonya’nın parçalanmaları sırasında eyalet yavaş yavaş Prusya’ya bağlandı (1772-1793-1795). Tilsit antlaşmasından sonra Napolyon eyaletin büyük kısmını Varşova büyük düklüğüne kattı (1807). Viyana kongresiyle Poznan’ı geri alan Prusya, Posen büyük düklüğü haline getirdi (1815). Askerî vali prens Radziwill’in yönetimi sırasında Poznan oldukça muhtariyet kazandı. Yönetim ve eğitimi germenleştirme siyasetinin yanı sıra, 1830 ayaklanmasından sonra eyalet başkanı Flottwell alman kolonlar yerleştirmeğe başladı. 1843′te Posen’de, Fransa’ya göçen Polonyalılarla bağlantılı olarak Prusya Polonyası’nı ayaklandırmak ve isyanı bütün krallığa yaymak amacını güden gizli bir Merkezî komite kuruldu.
Hareketin başına Mieroslavski geçti (1846); ama tutuklandı (1846) ve ölüm cezasına çarpıldı (aralık 1847); ancak hüküm infaz edilmedi. .Berlin devrimi sonucunda serbest bırakılınca
(mart 1848), Poznan’daki Polonya Bağımsızlık hareketinin yönetimini üstüne aldı ve bir Millî Polonya komitesi kurdu; düklüğe bağlı almanlar bu gelişmeden yana olduklarını açıkladılar
(Emil Brachvogel’in bildirisi, 22 mart); ama Berlin hükümeti Prusya’da düzeni yeniden sağladıktan sonra hareketi ezdi (mayıs 1848). Polonyalı milletvekillerinin itirazlarına rağmen Posen büyük düklüğünü Kuzey Almanya konfederasyonuna katan Bismarck, Almancayı okullarda bile mecburî dil haline getirerek ve kiliseyle uzlaşması sonucunda Ledochowiski’nin yerine Poznan başpiskoposluğuna bir alman kardinali tayin ettirerek (1886) Kulturkampf çerçevesi içinde Prusya siyasetini almanlaştırma hareketini yeniden ele aldı. Polonya topraklarını ele geçirmeyi de denedi (Kolonileştirme komisyonu, 1886), ama başarı sağlayamadı; Polonyalılar bu denemeye Toprak bankasını kurarak (1888) ve Almanların Polonyalılardan satın aldığı topraklardan çok daha fazlasını alman kolonlardan satın alan kredi şirketleri yaratarak karşılık verdiler. Doğu Marklıkları şirketi XX. yy.da toprak satın alışlarına yeniden başladı; Bülow ise Almancayı okullarda mecburî dil haline getiren (1901), Polonyalıların toprak satın almasını yasaklayan (1904) ve toprak sahiplerinin mülklerine elkonmasına izin veren (1908) kanunlar çıkarttı. Bu polonyalı aleyhtarı siyaseti bir yandan kilise ve soyluların, öte yandan köylülerin ve şehirlerde meydana gelen orta sınıfın el ele vermesi başarısızlığa uğrattı; toprakların satın alınması için şirketler kuruldu, öğrencilerin grevi gibi (1906) gösteriler yapıldı. 1918′de Poznan eyaleti silâhlı bir ayaklanma hazırladı. Poznan şehrinde toplanan diyetin seçtiği
«Yüksek Halk kongresi» adı verilen geçici hükümet 27 aralıkta Almanları Poznan’dan kovdu. Haziran 1919 Versailles antlaşmasıyle batıda dar bir arazi şeridi dışında Poznan büyük düklüğü Polonya’ya verildi. 1939′da tekrar Almanlar tarafından işgal edilen eyalet, 1945′te Oder-Neisse hattına kadar Polonya’ya geri verildi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZNAN eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTENZA
Tarih 06 Haziran 2009
POTENZA, İtalya’da şehir, il idare merkezi, Basilicata’da. Basento’ya hâkim bir tepede; 43 500 nüf. XII. ve XIII. yy.dan kalma Saint-Michel kilisesi. Bugün bir idare ve ticaret merkezi olan Potenza M.ö. 267′de kurulan Potentia şehridir.
—Potenza ili, 444 200 nüf. Ofanto’dan Pollino dağına kadar uzanır ve Maratea’da Tiren denizine ulaşır. Genellikle dağlık olan eyalet toprakları pek verimli değildir: küçük arazilerde üzüm ve zeytin yetiştirilir. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSTNİK veya POSNİK YAKOVLEV
Tarih 06 Haziran 2009
POSTNİK veya POSNİK YAKOVLEV, pskov asıllı rus mimarı (XVI. yy.). Barma ile birlikte Moskova’da Vasiliy Blajennıy kilisesini (1555-1560) ve Kazan’da Svyatoy Nikolay kilisesini, Voznesenskiy Sobor katedralini (Svyajskiy manastırı) ve Svyatıye Kozma i Demyan kilisesini (Murom’da) yaptı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTNİK veya POSNİK YAKOVLEV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSSEVİNO (Antonio)
Tarih 06 Haziran 2009
POSSEVİNO (Antonio), italyan rahibi (Mantova 1533′e doğr. – Ferrara 1611). 1559′da cizvit tarikatına girdi, bu tarikatın Savoia ve Fransa’da yayılmasına çalıştı, 1572′de Lyon’da rektör, 1573-1577 arasında da cizvit tarikatı başrahibinin sekreteri oldu ve İsveç’e gönderildi, kral Johan III Vasa’ya Hıristiyanlığı kabul ettirmeğe çalıştı. Yeni bir görevle Polonya’ya Istvan Bathori’nin (1581), daha sonra da Rusya’ya Korkunç İvan’ın (1581) yanına gönderildi. Çarla ilahiyat konusunda tartışmalara girişti, fakat Roma kilisesi için hiç bir yarar sağlayamadı. 1582′den 1585′e kadar, Viyana ile Varşova arasında aracılık yapmağa zorlandı, daha sonra Papalık tartından Orta Avrupa’ya gönderilerek orada birçok kolej kurdu. Padova’da profesör oldu, Fransa kralı Henri IV ile Roma’nın arasını bulmağa çalıştı ve bu arada fransız cizvitlerinin imtiyazlarını yeniden elde etmelerini sağladı. Protestan ve Ortodokslarla dinî tartışmalar üstüne birçok kitap, Moskova, Moldavya ve Transilvanya ile ilgili tarihî incelemeler, ayrıca Biblotheca Selecta (Seçme Eserler Kütüphanesi) ve Apparatus Sacer adlı iki bilimsel eser yazdı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSSEVİNO (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTSMOUTH
Tarih 06 Haziran 2009
PORTSMOUTH, İngitere’de (Hampshire) liman şehri, Spithead kanalının kıyısında, Wight adasının karşısında; 215 200 nüf. Portsmouth, Henry VIII zamanında bir üs haline geldi ve askerî önemi o günden sonra devamlı olarak arttı, ikinci Dünya savaşında bombardımanlardan zarar gördü. 1944 Haziranında Fransa seferine katılan birliklerin gemilere bindiği başlıca limanlardan biriydi. Porstmouth aslında dört merkezden meydana gelir: Portsmouth Harbour kıyısındaki Portsea, tersaneler dışında, büyük dokların bulunduğu Royal Dockyard’ı, askerî tersaneyi, deniz kolejini, bir deniz müzesini içine alır; daha güneyde, Spithead kıyısında, Portsmouth Harbour’un ağzındaki Old Portsmouth’ta. XII. yy.dan kalma bir kilise ve XIII. yy.dan kalma Royal Garnison Church vardır; doğuya doğru varlıklı sınıfın oturduğu Southsea’de güzel bir kumsal uzanır; kuzeye doğru Landport yer alır. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTSMOUTH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Port-Royal
Tarih 06 Haziran 2009
Port-Royal, 1204′te Chevreuse vadisinde (Fransa) ormanlık ve ıssız bir bölgede kurulmuş ve 1225′te citeaux tarikatına geçmiş rahibeler manastın. XVII. yy. başına kadar adından pek söz edilmedi. Zamanla manastırın gelişmesi ve çevre şartlarının sağlığa uygun olmaması dolayısıyle, buradaki 80 rahibe 1625-1626′da Paris’e yerleşti. Böylece manastırın yeni adı Paris Port-Royal’i oldu. 1648′de, manastırın eski yerindeki sağlık şartlarının düzelmesi üzerine, Paris Port-Royal’inin büyük bir kısmı Port-Royal manastırının eski yerine döndü. Cizvitlerle çıkan anlaşmazlıklar sonucunda bu manastırın kapatılması kararı alındı ve bu arada da Paris’teki manastır bağımsız oldu (1669). Bu durum eski manastırın sönmesi sonucunu doğurdu. Kralın da rızasıyle 1707′de afaroz edilen eski manastır rahibeleri 1708′de manastırlarının papa tarafından kapatılması üzerine taşra illerine dağılmak zorunda kaldılar. Paris Port-Royal’inin isteği üzerine 1710′da manastır, 1712′de kilise yıktırıldı ve mezarlık tahrip edildi. Bugün manastırdan ancak birkaç duvarla bir güvercinlik kalmıştır. 1891′de eski kilisenin bulunduğu yerde bir dua yeri ve müze yapıldı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Port-Royal hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTO
Tarih 06 Haziran 2009
PORTO, Portekiz’de şehir, idare bölümü merkezi, Duero’nun kuzey kıyısında, ırmağın ağzı yakınında; 310 500 nüf. Porto, ülkenin ikinci büyük şehri ve kuzey bölgelerinin gerçek başkentidir. Irmağa doğru inen dik yamaçlar üzerine kurulan eski şehrin özelliği, birbiriyle kesişen küçük ve dar sokaklarıdır. Daha düzenli bir plana göre kurulan modern şehir yaylada uzanır. Varoşlar Matasinhos’a doğru batı yönünde gelişmektedir. Duero’nun kumla dolarak limanı yer yer tıkaması, Leixoes sunî limanının yapılmasına yol açtı. Porto, Alto Duero’dan gelen ve ırmağın güney kıyısındaki Vila Nova da Gaia antrepolarında depolanan meşhur şarapların ticaret merkezidir. Sanayi hızla gelişmektedir; pamuk sanayii, dökümevi, konserve ve imalât sanayii. Şehirde eski anıtlar da vardır: XVII. ve XVIII. yy.da yeniden elden geçirilen XII.-XIII. yy.dan kalma katedral, roman üslûbunda Cedofeita kilisesi, XVII.-XVIII. yy. dan kalma birçok kilise (bu arada Nicola Nazoni’nin yaptığı barok üslûbundaki güzel kulesiyle dos Clerigos kilisesi [1748-1763]).
— Porto idare bölümü, 1 053 500 nüf.
— Tar. Eski çağdaki Portus Cale olan Porto’yu Araplar aldılar, ama uzun süre elde tutamadılar; Bourgogne sülâlesi prenslerine geçen şehirde çoğu malî sebeplere dayanan birçok halk ayaklanması oldu (başlıcası, 1756′da). 1807′de Fransızların eline geçen Porto, 1809′da Wellington tarafından alındı ve Brezilya’dan dönen dom Pedro’nun silâh deposu haline geldi.(1832-1833).
PORTO (Luigi DA). Bk. DA PORTO.
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUGHEON (Eugene Robert)
Tarih 06 Haziran 2009
POUGHEON (Eugene Robert), fransız ressamı (Paris 1886-ay.y. 1955). 1942′de Roma’daki Fransız akademisi müdürlüğüne getirildi, sonra Jacquemart-Andre müzesi müdürü oldu. Paris’teki Saint-Esprit kilisesiyle XIV. Bölge belediyesinin Tören salonunu fresklerle süsledi. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUGHEON (Eugene Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Louis de)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Louis de), belçikalı siyaset adamı (Brugge 1786-ay.y. 1859). Tarihçi ve liberal eğilimli gazeteciydi. Kiliseye karşı cephe aldı. Yazılarıyle Belçika ihtilâlinin hazırlanmasında katkısı oldu (1830). Geçici hükümette başbakanlığa getirildi ve Bağımsızlık bildirisini kaleme aldı. Cumhuriyetçiliği uygulayamayınca siyasetten çekildi. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Louis de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Edward Tuckerman)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Edward Tuckerman), amerikalı mimar (Schenectady, New York 1831-New York City 1904), protestan piskoposu Alonzo Potter’in oğlu. 1853′te Union college’i bitirdikten sonra New York City’de mimarlık öğrenimi ve tatbikatı yaptı, özellikle üniversite binalarında ve kilise mimarîsinde (daha sonraki yılarda bu dalda sivrildi) uzmanlaştı. New York City’de Heavenly Rest («cennet uykusu») kilisesi, Hartford’daki (Connecticut) Colt Memorial kilisesi, Schenectady’deki Good Shepherd kilisesiyle Memorial Hail binaları onun eserleridir. (m)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Edward Tuckerman) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTOCKİ
Tarih 06 Haziran 2009
POTOCKİ, polonyalı aile. Başlıca üyeleri: STANiSLAWREWERA (1579-1667), hükümdarın büyük hatmanıydı. Türklere, Tatarlara, Ruslara (Cunnow, 1660) ve isveçlilere karşı kazandığı zaferlerle tanındı;
— İGNACY (Rad zyn 1750-Viyana 1809), Litvanya büyük mareşali, 3 Mayıs 1791 anayasasını hazırladı. Kosciuszko’nun ayaklanmasına ve onun kurduğu hükümete katıldı (1794), Varşova’nın, Suvorov tarafından alınması sırasında esir edildi. 1796′da serbest bırakıldı;
— stanis-law SZCZESNY FELİKS (1752-1805), Rusya valisi (1782), tümgeneral (1784), topçu generali (1789) oldu. 3 Mayıs 1791 anayasasına karşıydı. S. Rzewuski ve K. Branicki ile birlikte Targowicka konfederasyonununu kurdu ve Katerina II tarafından mareşalliğe yükseltildi (1792);
—STANİSLAW KOSTKA (1752-1821), İgnacy’nin kardeşi, onun gibi birlikte Targowicka konfederasyonunu destekledi (1791). Daha sonra 1820′ye kadar millî eğitim ve Polonya krallığı kültler bakanlığında bulundu. Varşova üniversitesini kurdu (1816), ilköğretim ve ortaöğretimi düzenledi, Polonya kilisesini Papalık tarafından yeniden kurdurdu (Varşova başpiskoposluğu ve yedi psikoposluk olarak);
—JAN (Pikow, Podolya 1761-Uladowka 1815), arkeolog ve tarihçi, islav etnolojisininin kurucusu, fransızca fantastik bir roman yazdı: Manuscrit Trouve â Saragosse (Zaragoza’da Bulunmuş Elyazması) [1804-1805]. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTOCKİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ TARİH
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ TARİH
Portekiz milletinden önce
Ülkeye tarihin başlangıcında Kartacalılarla yakınlığı olan kabileler yerleşti (M.ö. III. yy.); bu kabilelerin başlıcası, II. yy. boyunca ve I. yy.ın ortasına kadar Romalılarla savaşan Lusitania’lılardır. Augustus’un kurduğu Lusitania eyaletinin sınırları Portekiz’in bugünkü sınırlarından oldukça farklıydı. Eyalet V. yy.da Alanlar ve Süevler, daha sonra da Vizigotlar tarafından işgal edildi. 711′de başlayan müslüman hâkimiyetini, Porto bölgesini işgal eden Asturia kralı Alfonso III (869-910) ve Duero ile Mondego arasındaki toprakları alan (1064) Castilla kralı Fernando I sarstılar.
ortekiz krallığının kuruluşu, Bourgogne hanedanı
Tajo’ya sefere çıkan Leon kralı Alfonso VI, Portekiz kontluğu’nu (Porto bölgesi) evlilik dışı kızı Teresa’nın kocası Bourgogne’lu Henri’ye verdi; böylece bu arazi aynı lehçenin konuşulduğu Galicia’dan ve yarımadanın geri kalan kısmından sunî olarak ayrıldı (1097); Henri, Braga’yı piskoposluk haline getirerek (1104), Portekiz’i dinî alanda Castilla’nın hâkimiyetinden kurtardı; ama müslümanların Lizbon ve Santarem’i işgal etmelerini engelleyemedi, ölümünde (1114) karısı Teresa iktidarı ele geçirdi ve üvey kızkardeşi Castilla kraliçesi Urraca ile savaştı. Castilla’da Urraca zamanındaki karışıklıklar, kontluğun Castilla’ya bağımlılık ilişkilerini gevşetti. Kraliçenin Galicia’lı kont Fernando Peres de Trava ile sevişmesine ve metbu olarak Castilla’lı Alfonso VII’ye başvurmasına kızan soylu sınıf, Henri’nin oğlu Alfonso I Henriques (1128-1185) yönetiminde ayaklandı. Alfonso I, Castilla’lıları Guimaraes yakınında, Sao Mamede’de ezdi (1128), Portekiz’i fiilî bağımsızlığa kavuşturdu, «Portekizliler kralı» unvanını aldı (1139) ve birkaç ay sonra müslümanları Ourique’de yendi (1139); 1143′te önce papanın, sonra imparator Alfonso VII’nin (Castilla kralı) metbuluğunu kabul ederek kendini Portekiz kralı olarak ilân ettirdi.
Portekiz, müslümanları çekilmeğe zorlayarak güneye doğru genişlemeğe devam etti. Coimbra’yı başkenti haline getiren, Mondego ve Tajo arasına templier ve hospitalier tarikatı şövalyelerini yerleştiren Alfonso I Henriques, 1147′de Sintra, Santa-rem ve Lizbon’u aldı, 1158-1166 arası Alentejo’yu işgal etti. Kısa süre içinde portekizlileşen ispanyol santiago ve calatrava tarikatlarına dayanan ve müslümanları güneyden uzaklaştırmak için Kudüs’e giden haçlıları yolundan saptıran halefleri, fetih seferlerine devam ettiler. Aslında, Alfonso II’nin (1211-1223) portekizli birliklerinin katıldığı Muvahhidîlerin Los Navas de Tolosa bozgunundan (1212) sonra hızlanan fetih, Alfonso III zamanında (1248-1279), Algarve’nin almmasıyle tamamlandı (1249). Müslümanların ve yahudilerin 1497′ye kadar yaşamağa devam ettiği fethedilen topraklar, yalnız kuzeyden gelen ve porto lehçesini yayan kolonlar tarafından değil, gerek laik, gerek din adamı yabancılar tarafından da değerlendirilmeğe başlandı, özellikle Sancho I zamanında (1185-1211) gelen birçok göçmen daha önceki derebeyliklere bağımlı olmayan merkezlerde toplandı ve hükümdardan imtiyaz fermanları elde etti.
Portekiz’in XII. yy. ortasında toprak bütünlüğünün tamamlanması anayasal kurumların tamamlanmasıyle aynı tarihte gerçekleşti; XI. yy.dan beri soydan geçen monarşi, iktidarın fiilî hâkimiydi; ama kralın Vizigotlar zamanındaki seçimle işbaşına gelme dönemini hatırlatan halkın onayı usulünün uygulanması, corteslerin kurulmasıyle sonuçlandı; bilinen ilk cortes’ler henüz sadece rahip ve soylu sınıfının temsil edildiği (1212) ve portekiz kanunlarının ilk unsurlarını hazırlayan Coimbra cortes’leridir. O tarihe kadar krallık otoritesi ancak çok zengin rahip sınıfının imtiyazlarıyle ve topraklarında yargılama yetkisini ve vergi toplama hakkını elde eden soylu sınıfın birkaç imtiyazıyle sınırlıydı; kralın yetkisi, en güçlü unsurları yıllık belirli bir askerlik hizmetiyle yükümlü olan ve savaş zamanında önceden tespit edilmiş miktarda asker vermek zorunda olan etkili bir derebeylik sisteminin kadroları arasına sızmıştı. Ama derebeyliğin ve rahip sınıfının gelişmesi Alfonso II’yi kaygılandırdı; Alfonso, babasının kançıları Juliao’nun yardımıyle bütün mülkiyet unvanlarını kontrol ettirerek (inquiroçoes) ve amortizaçao ile rahip sınıfının gayrimenkul sabihi olmasını yasaklayarak derebeyliğe ilk darbeyi vurdu. Fakat Sancho II’nin (1223-1248) yeteneksizliği ve bunun yol açtığı anarşi, rahiplerin ilerigelenlerinin papaya başvurarak Sancho’nun tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Alfonso III’ün getirilmesini istemelerine sebep oldu; Boulogne kontesiyle evli olan Alfonso III tahta çıkmasına karşılık kilisenin haklarına saygı göstermeğe söz verecekti (Paris antlaşması, 1245). ülkenin kuzeyine çekilen Sancho, Castilla’nın desteğine rağmen sonunda Toledo’ya sığınmak zorunda kaldı (1298).
Bunun üzerine Alfonso III Portekiz kralı ilân edildi; ama Paris antlaşmasının maddelerini uygulamayı reddetti ve rahip sınıfının haklarını daha da kısmakla kalmayarak Leiria cortes’inde (1254) ilk olarak şehirlerin temsil edilmesine izin verme yoluyle derebeylerin XIII. yy. başında kazandıkları imtiyazları kaldırmak için burjuvalara dayandı. Bu yeni sosyal sınıfın
«kraliyet curie’sine» (görevleri ayrılmağa başlamıştı ve en iyi öğrenim görmüş üyeleri
[kanun adamları] kralın imtiyazlılara karşı hazırlanan ordenoçoes’leri uygulamasına yardım ediyorlardı) girmesine imkân verdi. Coimbra üniversitesini kuran (1290-1308) ve porto lehçesini millî dil haline getiren Deniş zamanında (1279-1325), krallık yetkilerini artırma siyaseti burjuvazi tarafından desteklendi; buna karşılık burjuvazinin iktisadî faaliyetleri teşvik edildi. XII. yy.dan sonra portekizli tüccarlar, Brugge ve Londra’ya giderek, balık, tuz, şeker, yağ, deri sattılar. Denis’in vârisleri eserini devam ettirdiler. Alfonso IV (1325-1357) ve Pedro I, özellikle soylu sınıfın imtiyazlarını kısarak ve papalık kararnamelerinin kralın onaylaması olmadan yayımlanmasını yasaklayarak adaleti yeniden teşkilâtlandırdılar.
Ayrıca ülkenin denizaşırı genişleme siyaseti Fernando I (1367-1383) zamanında güçlendi; hükümdar XIV. yy.da, Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Portekiz’de de patlak veren iktisadî buhranı atlatmak için, armatörlere kraliyet ormanlarının kerestelerini bedelsiz vermeğe, ama sigorta sistemini beslemek için gemilerin yüklerinden vergi almağa karar verdi; ayrıca, işletilmeyen topraklara elkoyma kararını alarak mülk sahiplerini tarlalarını ekmeğe zorladı (1875) ve aylakları zorla çalıştırdı.
Aviz sülâlesi ve deniz hâkimiyeti
Fernando’nun ölümünde tek kızı Beatriz’-in Fransa’nın müttefiki Castilla’lı Juan I ile nişanlı olması, tehlikeli bir veraset buhranına yol açtı; bu buhran sırasında Castilla hanedanının tahta çıkmasına taraftar olan soylularla, millî bir prensin yetkisi altında Portekiz’in bağımsızlığını korumağa kararlı olan burjuvazi açıkça çatıştı (1383-1385). Yüzyıl savaşları Iberik yarımadasını da etkileyince, ingiltere, Portekiz tahtına Pedro I’in evlilik dışı oğlu ve Fernando’nun üvey kardeşi olan aviz tarikatı başkanı Juan’m geçmesini destekledi; Coimbra cortes’leri bu adaylığı onayladı (1385). Juan I ve başkumandanı Nuno Alvares Pereira, Castilla’lıları Aljubarrota’da ingiliz paralı askerlerinin yardımıyle yenerek (1385) Portekiz’in bağımsızlığını sağlamlaştırdılar; bağımsızlık 1411′de Castilla ile imzalanan barışla ve İngiltere ile yapılan ittifakla onaylandı;
Juan I’in 1387′de Lancaster’li Philippa ile evlenmesi İngiltere ile yapılan ittifakı daha da pekiştirdi.
Buhran yeni kralın, cortes’lerde ağır basmağa başlayan burjuvalara dayanarak soyluların isteklerini sınırlamasına imkân verdi. Cortes’in yetkileri XV. yy.da Alfonso V’in saltanatı başında naip Coimbra dükü Pedro’nun teklifi üzerine çıkarılan «Alfonso kararnameleri» ile belirlendi.
Portekizliler yeni topraklar keşfine ve işletilmesine Joao I zamanında (1385-1433) başladılar; ama bu işletmelerin tarihini milliyetçi efsaneler gölgelemiştir. Bütün bir milletin çabasını yansıtan XV. yy.daki tehlikeli yolculuklar uzun bir bilimsel araştırma (Alfonso X ile İber Yahudilerinin astronomi cetvelleri) dönemi ve gemi yapımının gelişmesi (kıç dümeni; 1439-1440′ta ilk kadırganın yapılması) sayesinde gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, önemi çağlara göre değişen birçok sebeple açıklanır: Portekiz’in nispî kalabalıklığı; kıtada güçlü Castilla’nın zararına bir genişleme siyaseti gütmenin imkânsızlığı; buğday, balık, deri ve boya maddesi sıkıntısının artması; şekerkamışı tarımına uygun yeni ülkelerin araştırılması; Algarve’de kurulan şeker değirmenleri için zenci köle ihtiyacı; batı ile mübadeleleri güçleştiren altın sıkıntısı.
Yönetici sınıflar çok değişik teşebbüslere girişmelerine rağmen başlangıçta anlaşmış gibi görünüyorlardı. İktisadî buhranın iflâs ettirdiği şövalyeler Fas’ta Septe limanını işgal ettiler (1415); burjuvalar Madera takımadalarının (1418′den sonra) ve Asor adalarının (1432′den sonra) sömürgeleştirilmesini ve altın ülkesine ulaşmak amacıyle Afrika kıyılarının keşfini teşkilâtlandırdılar; Bojador burnu aşıldı (1434)) ve Rio de Oro’ya ulaşıldı (1436). Kral Edoardo’nun güçsüzlüğünden (1433-1438) yararlanan soylular, Fas’a savaş açılmasını kabul ettirdiler. Tanca önündeki bozgun (1437) ve kral Alfonso V’in (1438-1481) henüz ergen olmaması Coimbra dükü Pedro’yu ön plana geçirdi; cortes, naipliği yengesi kraliçe Aragon’lu Eleonora yerine (1440) Pedro’ya verdi. Pedro, burjuvaların çok işine yarayan barış içinde genişleme siyasetini yönetti; Madera ve Asor adaları önce buğday tarlaları, sonra şekerkamışı işletmeleriyle örtüldü; gezginler Sahra kıyısını aştılar ve daha elverişli ticaret ilişkileri kurdukları zenciler ülkesine ulaştılar; 1447′de ilk portekiz altın lirası cruzado basıldı. Ama derebeylerin kışkırttığı genç kralın tutumu yüzünden naip isyan etti ve Alfarrobeira’-da öldürüldü (1449);
o tarihten sonra, o güne kadar yapılan işler, bu kavgaya karışmamak ihtiyatlılığını gösteren kardeşi Henrique’ye (Gemici denir) mal edildi. Fas’a karşı tekrar savaş açılarak Alcazarseguer (1438), Tanca ve Arzila (1471), Safi (1508), Azemmuz, Mazagan alındı; buna karşılık Castilla’lılar bu sefer Magrıp’a doğru değil doğuya doğru (Oran ve Tlemsen bölgesi) yayılmağa başladılar. Ama güneyle ticaret öyle kazançlıydı ki (altın, köle, fildişi, zamk), yalnız özel teşebbüsün bile sürdürülmesine yetiyordu. 1469′da bu ticaret Fernao Gomes’te yılda 200 000 reis ödenmesi ve her yıl kıyıda Sierra Leone’nin ötesinde 400 km’nin işletilmesi şartıyle sağlamlaştırıldı. 1474′te bu imtiyaz, tacın vârisi prens Joao’ya geçti. Krallığın artık iki hedefi vardı: Batı’daki toprakları ve adaları taramak; Afrika’nın güneyinden Hindistan’a bir denizyolu bulmak. Batı’da 1456′ya doğru bulunan Cabo Verde adaları ve Asor adaları Portekizlilerin Newfoundland ve Brezilya kıyılarına (bu yolculuklardan yararlanan Kolomb’dan önce) yaptıkları yolculukların hareket üssü oldu. Afrikada 1471′de yapılan yolculukla Sao Tome ve Annobon (Ano Bom) bulundu ve ekvator aşıldı.
Kendinden önceki krallar gibi, Castilla’nın güçlenmesinden çekinen kral Alfonso V, son yıllarında Henrique IV’ün (öl. 1474) gelecekteki vârisi Castilla’lı Juana ile evlenerek (1455) bu krallıkta söz sahibi olmağa çalıştı. Oğlu Joao II (1481-1495) soyluları sindirmeğe karar vererek Braganza (1483) ve Viseu (1484) düklerini idam ettirdi, keşif seferlerini ve bulunan toprakların işletilmesini teşkilâtlandırdı. Diego de Azembuja Gine’de (bugün Gana) sonraki seferlerin iskelesi haline gelen Sao Jorge de Mina kalesini kurdu (1482). 1482′den sonra Diego Cam, Zaire’ye (Kongo) ve Angola’da Santa Maria burnuna portekizli padroes’ler (topraklara elkonulduğunu gösteren kolonlar) yerleştirdi. Pero da Covilha, Hindistan’a çıktı ve Habeşistan’a gitti, Bartolemau Dias, Fırtınalar burnunu (bugün ümit burnu), Hint okyanusunu buldu (1487). Ama Portekiz kralının gemi vermeyi reddettiği Kolomb, Castilla kralı hesabına yaptığı ilk yolculuktan (1492-1493) dönerek Hindistan’a batı yolundan ulaştığını bildirdi. Joao II, doğu yolunun üstünlüğüne inanmağa devam ettiyse de papa Alexander 1493′te bir fermanla Portekiz’in denizlerde sefer hakkını Cabo Verde adalarının 400 km doğusundan geçen bir hatla sınırladı; ama esrarlı Batı adaları hayalinden vaz geçmeyen Portekiz, sınırı Cabo Verde adasının 1 480 km batısına naklettirdi (Tordesillas antlaşması, 1494). Talihli Manuel I zamanında (1495-1521), Vasco da Gama o tarihe kadar uzakdoğu ticaretini elinde tutan müslüman tacirlerin engellemelerine rağmen Hindistan’a ilk olarak denizden gitmeyi başardı.
Gemi ve toplarının üstünlüğünden yararlanan Portekizliler müslümanların ticaretini iflâs ettirdiler ve birkaç yıl içinde boğazlardaki kaleleri ele geçirerek Hint okyanusuna hâkim oldular: Vasco da Gama Kalküta’yı topa tuttu (1502); Koçin, Cannanore ve Quiloa genel valiliğine tayin edilen Francisco de Almeida, Afrika kıyısında kaleler inşa ettirdi, mısır donanmasını Diu’da batırdı (1508); Albuquerque 1507 -1515 arasında Socatora, Maskat, Goa, Malakka ve Hürmüz’ü ele geçirdi. 1509′da Malakka’ya varan Portekizliler baharatın daha doğudaki Molük adalarından geldiğini öğrenerek 1512′ye doğru orada bir ticaret acentası (Amboina) kurdular. Macellan’ın bütün çabalarına rağmen (1521), takımadaları Zaragoza antlaşmasından sonra Portekiz ele geçirdi (1529). Portekizliler Asya imparatorlukları ve pazarlarının keşfini Siyam, Kamboç, Day Viet ve Çin’e (1514 veya 1517) ayak basarak tamamladılar (Makao’nun Portekiz’e bırakılması 1557) ve Japonya’ya ulaştılar (1557). O tarihten sonra «kıta ve kıtaötesi Portekiz kralı, Afrika’da, Gine senyörü, Habeşistan, İran, Arabistan ticaretinin, fethinin ve seferinin hâkimi» unvanını taşıyan ve Goa’da bir genel valiyle temsil edilen hükümdar bu keşiflerin kârını kendine ayırmayı düşünüyordu; uzak deniz ticaretinin kontrolünü bir rejiye bıraktı: Casa da Guinea; reji 1452-1483 arası Casa da Guinea e Mina adını aldıktan sonra 1499′da Casa da İndia e da Guinea şirketine katıldı. Filolar halinde birleşen gemiler Lizbon’dan Paskalya yortusunda yola çıkıyor ve muson sayesinde eylül ayında Kaliküt, Koçin veya Goa’ya ulaşıyordu; bu limanlardan kalkan başka gemiler, Malakka ve Ternate’ye gidip baharat yüklüyor, sonra da başka gemiler bu baharatı Japonya, Çin ve iran’a götürüyor, o arada da avrupa tekniğinin son buluşlarını (saat, arkebüz, top), Lizbon’da kurulan metalürji sanayiinin ürünlerini o ülkelere taşıyorlardı. Filo geri dönüşte Portekiz kralına asya baharatını, adaların şekerini ve zenci köleler getiriyordu.
Portekiz’in denizler ötesinde kalelerden başka toprakları yoktu. Ama Portekizlilerin faaliyeti sadece ticarî değildi; cizvitlerin misyon faaliyeti ve yerlilerin zorla hıristiyanlaştırılması Uzakdoğu’da birçok hıristiyan topluluğunun kurulmasıyle sonuçlandı ve Çin ile Japonya’nın hıristiyanlaştırılmasını hazırladı; avrupa medeniyeti Portekizliler aracılığıyle Kongo krallığından Japon imparatorluğuna kadar, değişik çevrelere sızdı.
Yolculukların uzunluğu, deniz kazaları, donanmaların yarıya yakınını yok eden türklerin hücumları, asker ve tayfalara ödenen ücretler, gelen ürünlerin Avrupa’da yeniden dağıtımını yapan Anvers’lilerin ve hansalıların istekleri, Portekiz kralının kârını çok azaltıyordu. XVI. yy. başındaki ilk coşkunluk geçtikten sonra Lizbon sarayı Uzakdoğu ile ilgisini gevşetti, Fas’taki topraklarını bırakmağa (Tanca, Septe, Azemmur ve Mazagan dışında) başladı ve daha yakındaki Atlas okyanusuna döndü. Hemen hemen bir portekiz tekeli haline gelen şekerkamışını yetiştirmek için adalar (Madera, Asor, Cabo Verde, Sao Tome adaları) kâfi gelmiyordu; buna karşılık Pedro Alvares Cabral’in 1500′de Portekiz toprağı ilân ettiği «Brezilya ormanı» şekerkamışı tarımı için çok büyük imkânlar sağlayabilecekti. Brezilya’yı fransız korsanlarına kaptırmak istemeyen Joao III’ün emri üzerine Martim Afonso de Sousa, Sao Vicente’den başlayarak ülkeyi sömürgeleştirmeğe koyuldu (1532). Brezilya’daki plantasyonlar Gine’deki, sonra XVI. yy.ın ikinci yarısında Angola’daki köle ticaret acentalarına yeni imkânlar sağladı; köle ticareti yapan tek ülke olan Portekiz, kolonilerini ve İspanyol Amerikası’nı köleyle doldurarak uzakdoğu ticareti için gerekli parayı sağladı. Ekonominin yanı sıra hamle yapan fikir ve sanat hayatı Joao III (1521-1557) zamanında en parlak dönemini yaşadı; papadan, cizvitlerin Portekiz’e yerleşmesi (Evora’da üniversitelerini kurdular) iznini alan kral, Lizbon üniversitesini de Coimbra’ya nakletti (1537). Ressam Nuno Gonçalves’in koruyucusu hümanist Alfonso V (1438-1481) sayesinde kültür, afrika ve asya medeniyetinin etkisiyle gelişti (Manuel üslûbu). Camoes’in Os Lusiadas’ı Vasco da Gama’nın başarılarını dile getirir. Reform’un hemen hemen hiç etkisinde kalmayan fakat büyük bir papaz sıkıntısı çeken din, Cizvitler ve yahudilerle Hıristiyanlığı benimsemek istemeyen müslümanları yakmak isteyen Engizisyon ile hâkimiyetini sürdürüyordu.
ispanya ile birleşme (1580-1640)
öteden beri Castilla’nın genişlemesinden çekinen Portekiz kralları evlenmeler yoluyle iki sülâlenin kendi lehlerine birleşmesini hazırlamışlardı. Ama önce Aviz sülâlesi söndü: hâlâ haçlı seferlerine çıkmayı hayal eden kral Sebastiao (1557-1578), Alkaçar-Quivir’de Faslılar karşısında bozguna uğradıktan sonra ortadan kayboldu. Ailenin son temsilcisi olan halefi kardinal Henrique 1580 ocağında öldü. Crato başpiskoposu dom Antonio’nun hak iddiasına rağmen, portekizli prenseslerin oğlu ve torunu olan ispanya kralı Felipe II’nin ordusu Portekiz’i ele geçirdi ve Felipe II Santarem’de kral ilân edildi. Aslında iki taç sadece tek kralın şahsında birleştiğinden ilhak tam değildi ve Felipe II Portekiz’in hürriyetlerine saygı göstermeğe söz vermişti.
Daha sonra, ispanya’ya kin duyan Portekizliler bu 1580 yılını mutsuzluklarının başlangıcı ve ülkenin gerilemesinin onaylanması saydılar. Gerçekteyse, küçük krallıkta hayat eskisi gibi devam ediyordu; hattâ Portekiz halkı bu birleşme sayesinde ispanyol sömürgelerine sızıyor ve bu sömürgeleri kendi lehine işletebiliyordu. Ne var ki bir süre sonra şartlar değişti: Abbas zamanında İran’ın kalkınması, Hindistan’da moğol imparatorluğunun kurulması ve Japonya’da çoğunluğun yerleşmesi, Portekizlilerin bu ülkelere eskisi gibi söz geçirmelerine imkân bırakmadı. Felipe II, Lizbon baharat pazarını ayaklanan Hollandalılara, düşmanı İngilizlere kapatınca, uzakdoğu yolculuğuna çıkan kuzeyli gemiciler Portekizlilerin yanıbaşına yerleşerek baharat ticareti tekelini Portekizlilere bırakmadılar. Asyalı hükümdarlar, İngilizler ve özellikle Hollandalılar yavaş yavaş uzun bir hat boyunca birbirini takip eden Portekiz acentalarına bir bir elkoymağa başladılar; bununla beraber Portekizlilerin kaybı ancak 1640′tan sonra ispanyol donanmasının himayesi ortadan kalkınca çok büyük oldu. Birleşme döneminde Portekiz’in zararı sadece Doğu’da ancak Molük adalarındaki tekelinin bölüşülmesi, Amboina (1605) ile Hürmüz’ün (1622) kaybı ve Japonya pazarlarının kapatılmasıydı. 1642′ye kadar Makao-Manila-Acapulco-Veracruz-Sevilla yolu sayesinde Uzakdoğu ile ilişkilerini muhafaza edebildi.
Brezilya’nın sömürülmesi ve Portekiz
Hollandalılar Brezilya’ya (1630), Afrika köle acentalıklarına (Sao Tome, Sao Paolo de Luanda) [1641] yerleşince, Portekizliler bu durumun sorumluluğunu İspanya’ya yüklediler. Sonra da Katalonya’da patlak veren isyanı fırsat bilerek ve Fransa başbakanı Richelieu’nün dolaylı desteğinden yararlanarak 1640′ta ayaklandılar, bazı hükümet üyelerini (bu arada Vasconcelos) öldürdüler ve Braganza dükünü Joao IV adiyle (1640-1656) kral ilân ettiler. Hollandalıları önce Afrika’daki ticaret merkezlerinden (1643-1648), sonra Lizbon sarayı lehine ayaklanan Brezilya’dan (1657) çıkarmayı başardılar, buna karşılık Asya’daki birçok mevkii kaybettiler (Malakka [1641], Maskat [1650'ye doğr.]; Tidore [1657]; Koçin [1663]; Seylan [1638-1658].
Portekiz monarşisi Tanca, Azemmur ve Bombay’ı kendisini Hollandalılara karşı koruyan ingilizlere bıraktı. Uzun ve masraflı bir savaştan sonra portekiz soylularının önemli bir kesiminin desteğine rağmen ispanya, yeniden fethetmeyi başaramadığı, hattâ bazen ordularının istilâsı altında kaldığı komşu devletin bağımsızlığını Septe’nin kendine bırakılması karşılığında (Lizbon antlaşması, 1668′-de imzalandı) kabul etmek zorunda kaldı. Portekiz o tarihten sonra ispanyol kültüründen uzaklaştı: castilla-portekiz dillerinin birarada kullanılması ortadan kalktı; önce fransız edebiyatının, sonra fransız felsefesinin etkisi arttı. Tehlikeli bir monarşi buhranı (1667′de Alfonso VI’nın [1656-1683] Asor dağlarına sürülmesi; Pedro II’nin önce naiplik [1667-1683], sonra krallık dönemi [1683-1706]) ve bir Colbert’cilik denemesinden sonra Portekiz, iktisadî bakımdan ingiltere’ye bağlandı: İspanyol veraset savaşı dolayısıyle (Pedro II önce Anjou’lu Philippe, sonra arşidük Kari lehine savaşa müdahale etti ve Madrid’i bir süre işgal altında tuttu [1705]) imzalanan lord Methuen antlaşmasıyle (1703), madera ve porto şarapları ingiliz pazarına ayrıldı; buna karşılık ingiltere, artık sadece tek tip üzüm tarımıyle uğraşacak olan Portekiz’de, yünlü kumaş ve buğdaylarını serbestçe satabilecek ve Brezilya ticaretine iştirak edecekti.
Ayrıca Hindistan’da, Doğu Afrika’da, Zan-zibar’da, Mombasa’da (1698) ticaret acentalarını (1698), Batı Afrika’da bazı adaları (Annabon, Fernando Poo, 1778) terkeden, Fas’ı elden çıkaran (Mazagan, 1769), millî ekonomiyi canlandırmaktan vaz geçen Portekiz monarşisi, Tordesillas antlaşması ile ispanya’ya verilen toprakları terkederek batıya uzanan Amerikan sömürgesini işletmeğe koyuldu. 1696′da Minas Gerais’te bulunan altın (XVIII. yy.da Portekiz’e 983 ton sevkedildi), elmas ticareti (1728′de Diamantina kuruldu) sağlayacağı gelir bakımından, Antiller’in gelişmesiyle Portekiz’in tekelini kaybettiği, ama hâlâ çok sayıda zenci köleye ihtiyaç duyan şeker, tütün ve kakao ticaretinden daha üstündü. Ayrıca Brezilya ispanyol sömürgeleriyle kaçakçılığa dayanan ticaretin sürdürülmesine imkân verdiği için Portekiz rio de la Plata bölgesindeki Sacramento bölgesini elden çıkarmamakta direniyordu. Bu kale sonunda 1778′de, XVIII. yy.da Portekiz’in istemeden sürüklendiği birçok ispanyol-ingiliz savaşından biri sırasında kaybedildi.
Joao V’in (1706-1750) oğlu Jose (1750-1797), 1770′te Pombal markiliğine yükseltilecek olan Carvalho e Melo’yu hükümetin başına getirdi. Sert bir polis rejimini uygulayan ve bir çeşit aydın zorbalık denemesine girişen Pombal, Kilisenin Portekiz üstündeki hâkimiyetini azalttı; derebeylerini sindirdi ve cizvitleri uzaklaştırdı, manastırları kapattı; Lizbon’un 1755 depreminden sonra yeniden kurulmasını sağlayan Brezilya’nın altını, Lizbon ile Brezilya arasında nakliyat yapan imtiyazlı şirketlerin kalkınması, Alto Duero Şarap şirketinin, dokuma sanayiinin v.b. kalkınmasına harcandı. Ama Pombal, Portekiz’i iktisadî bağımsızlığa kavuşturmayı başaramadı. Jose’nin kızı ve vârisi Maria I’in (1777-1816) tahta çıkar çıkmaz bakanı görevinden almasıyle birlikte reform anlayışı ve Fransa’nın edebî etkisi ortadan kalktı; 1792′de bunayan kraliçenin yerine oğlu (sonradan Joao VI adım aldı) geçti. Portekiz 1793′te Devrim Fransası’na savaş açtı.
Fransızların bütün ısrarlarına rağmen, ispanya, ingiliz ticaretinin üssü olduğu için, Portekiz’i işgale yanaşmadı. Bunun üzerine 1807′de fransız generali Junot, Lizbon’a girdi. O arada kral ailesi bir gemiyle Rio de Janeiro’ya kaçmıştı. Portekizliler mayıs-haziran 1808′de fransız işgalcilere karşı ayaklandılar. Portekiz’e ayak basan Wellesley (1 ağustos 1808), Junot’yu Sintra’da teslim aldı (30 ağustos 1808). Kadrosu ingiliz subaylarla takviye edilen portekiz ordusu güçlü Torres Vedras tabyalarının arkasında Fransa’ya karşı savaşa karıştı. Soult (1809) ve Massena’nın (1810-1811) hücumlarının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Portekiz Fransızlardan kesinlikle kurtuldu.
Portekiz’in gerilemesi
Bir krallık haline getirilen Brezilya’da kalmayı tercih eden Joao VI (1816-1826), Portekiz hükümetinin yönetimini naibe ve ordu kumandanı general Beresford’a bıraktı, ispanya’yı örnek alan Porto’da bir askerî ayaklanma mutlakıyetçi rejimi devirdi (ağustos 1820). 1821′de toplanan cortes’ler, Engizisyon’a son verdiler ve kralın ülkeye dönmesini istediler. Lizbon’a dönen ve liberal bir anayasa çıkaran (eylül 1822) Joao VI, liberallerin oyuncağı oldu. Cortes’lerin beceriksiz tutumundan yararlanan Joao VI’nın oğlu Pedro kendini Brezilya kralı ilân etti. Joao VI’nın ikinci oğlu Miguel, mutlakıyet idaresinin yeniden kurulmasında babasına yardımcı oldu; ama Joao VI, Canning’in öğüdü üzerine elde ettiği zaferden yararlanmağa kalkışmadı ve 1825′te Brezilya’nın bağımsızlığını kabul etti. Hükümdar ölünce, Brezilya kralı Pedro I (Portekiz kralı Pedro IV), yedi yaşındaki kızı Maria II’yi kraliçe ilân ederek dayısı Miguel’e nişanladı; sonra 1826 Anayasasıyle Portekiz’e iki meclisli bir rejim tanıdı. Canning’in himaye ettiği genç kraliçeyi uzaklaştıran (1828) Miguel, kendini kral ilân etti ve korkunç bir baskı rejimi kurdu, ama 1830 Devriminde taraftarlarının desteğini kaybetti. Pedro I, Brezilya’dan ayrıldı (1831), Miguel’e karşı ayaklanan Asor adalarına gitti, sonra Porto’ya geçti (1832); Lizbon’a dönünce (1833), Dörtlü ittifaka Miguel’in kovulmasını kabul ettirdi; Miguel, Evora Monte’de teslim oldu (1834). 1826 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, dinî tarikatlar kaldırıldı, siyasî hayat iki rakip parti etrafında düzenlendi: bir yanda ılımlı anayasacılar; öte yanda da 1822 Anayasasının uygulanmasını isteyen eylülcüler. Kamuoyu meseleyle ilgilenmeyince her grubun kendi tarafına çekmeğe çalıştığı ordu sık sık ayaklanmağa başladı, birçok hükümet darbesine yol açan siyasî çatışmayı yalnız ingiliz etkisi yumuşatabiliyordu. 1852′de çok az vergi verenlere de seçmenlik hakkı tanıyan tek dereceli bir seçim sisteminin kabul edilmesi Portekiz’de seçmenlerin sayısını yüzde 25′e yükseltti; oysa ülke halkının yüzde 80′i okuma yazma bilmiyordu. Parlamento rejimi bir gösterişten ibaretti: seçimleri, krallığı destekleyen ve yönetici sınıfları (yüksek din adamları, subaylar, büyük mülk sahipleri) hoşnut etmek zorunda olan hükümet hazırlıyordu.
Kamu yatırımlarının kötü yönetilmesi iktisadî gelişmeyi yavaşlattı. Kral Pedro V (1853-1861) ve Luis zamanında (1861-1869), birkaç reform yapıldı: kilise mallarının satışa çıkarılması; sömürgelerde köleliğin kaldırılması; Medenî kanunun kabulü (1867). Kamuoyu bütçeyi büyük ölçüde aksatmasına rağmen sömürgelere bağlı kaldı. Lizbon Coğrafya derneği, hükümeti Afrika’nın bölünmesinde Portekiz’in haklarını savunmağa davet etti. Serpa Pinto gibi değerli subaylar 1877′den sonra Angola ile Mozambik arasındaki bölgeleri keşfe çıktılar. Ama Portekiz, Leopoldo II’nin Kongo’da giriştiği harekâtla karşılaştı ve Berlin kongresinden de (1885) ancak sağ kıyıdaki iki kasabayı koparabildi. Bunun ardından Kap’tan Kahire’ye kadar ingiltere’ye bağlı bir hat kurmak isteyen Cecil Rhodes’un teşebbüsleri başladı ve Nyassa’daki bir isyan dolayısıyle İngiltere’nin verdiği ültimatom karşısında Portekiz, Afrika’daki iki sömürgesini birbirine bağlamaktan vaz geçmek zorunda kaldı (1891). Carlos I zamanında (1889-1908), monarşi bütçe sıkıntılarını artıran ve cumhuriyetçi propagandayı kolaylaştıran israfıyle halkın gözünden düştü. Memleketin geri kalmışlığı soyut ve kişisel siyasî ihtirasları daha da kamçılıyordu. Joao Franco’nun bir diktatörlük kurmasına (1906-1908) ses çıkarmayan kral, büyük oğlu ile birlikte sokak ortasında vuruldu. İkinci oğlu Manuel II (1908 -1910), otoriter rejimden vaz geçti ve bir hükümet darbesiyle devrildi; darbe, cumhuriyetçilerin işine yarayan papaz düşmanlığının patlak vermesine yol açtı; 4 ekim 1910′da ayaklanan cumhuriyetçiler 5 ekimde cumhuriyeti ilân ettiler. Devrimci eğilimli sendikalar ve çoğunluktaki kralcılar arasında sıkışıp kalan ve kamuoyu tarafından pek desteklenmeyen aydın cumhuriyetçiler kısa süre sonra otoriter metotlara başvurmak zorunda kaldılar. Bir kurucu meclis, tarikatları dağıttı, kilise ile devlet arasındaki bağları kopardı, askerlik yoklaması ve laik mecburî eğitim sistemlerini koydu, grev hakkını tanıdı. Tam mâ-nâsıyle demokratik olan 1911 Anayasası işleyemez hale gelmişti; kralcı ayaklanmalar (özellikle Porto’da 1919), askerî şiddet tedbirlerinin yanı sıra hükümet istikrarsızlığı, 1919-1926 arası 20 kadar ayaklanmaya ve 40 kadar hükümet değişikliğine yol açtı. Birinci Dünya savaşı sırasında, 1914 eylülünde portekiz sömürgelerine hücum eden Almanya 9 mart 1916′da Portekiz’e savaş ilân etti. Savaş sırasında, müttefiklerin safında yer alması Portekiz’e küçük Kionga idare bölümünden başka bir şey kazandırmadı.
Birlikçi korporatif cumhuriyet
1926 Mayısında general Gomes da Costa, Braga garnizonunu ayaklandırarak parlamento rejimini devirdi; kısa süre sonra Go-mes’in ayağını kaydıran general Oscar Car-mona, 1928 nisanında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, ölümüne kadar (1951′de) yedi yılda bir sürekli olarak tekrar seçildi. 1928′de başkan Carmona’nın maliye bakanlığına getirdiği profesör Salazar 1932′de meclis başkanı oldu.
Salazar, anayasası 1933′te yürürlüğe giren yeni rejimin en kuvvetli adamıydı. Millî İş kanunu (1933) işçileri millî sendikalara yazılmağa zorladı; işverenler gremıVlara (korporasyonlar) bağlandı. 1934′te grev yasaklandı. Para meseleleri uzmanı olan Salazar, bütün gücünü bütçeyi dengeleştirmeğe harcadı ve 1928′de bunu başardı. Portekiz ile Vatikan’ı barıştıran yeni devlet, dış siyasette ölçülü davranmağa dikkat etti. İspanya iç savaşında Franco’dan yana olduğunu belirtti, İkinci Dünya savaşının başında tarafsız kaldı, sonra da Büyük Britanya (1943) ve A.B.D.’nin (1944), Atlas okyanusunu denetlemek için Asor adalarından yararlanmalarına izin verdi. Savaş sonrasında huzursuzluk arttı. 1949′da hükümet serbest seçimlerin yapılacağını ilân etti, ama Carmona’ya karşı çıkarılan kukla bir aday önce büyük bir faaliyet gösterdi, fakat kampanyasının baltalandığını ileri sürerek seçimden önce çekildi. Aynı olay 1951′de, ölen Carmona’nın yerine general Francisco Higino Craveiro Lopes geçince tekrarlandı; resmî aday amiral Americo Tomas’m seçildiği 1958 seçimlerinde muhalefet adayı general Humberto Delgado oyların yüzde 25′ini topladı. Delgado 1959 ocağında Brezilya konsolosluğuna sığındı, sonra yurt dışına kaçtı. Porto piskoposu A. Ferreira Gomes’in Portekiz’e dönmesi yasaklandı (şubat 1960). O tarihte Delgado ile ilişki kuran yüzbaşı Galvao’nun Santa Maria gemisine elkoyması bütün dünyanın dikkatini Portekiz rejimine çekti. 13 Nisan 1961′de Salazar üç bakanın istifa ettiğini ve kurmay başkanı ile iki askerî bölge kumandanının görevlerinden alındığını açıkladı. 1 Ocak 1962′de Beja’da patlak veren bir ayaklanma hemen bastırıldı; 1962 mayısında yeni ayaklanmalar oldu.
Çok geniş sömürgeleri olan Portekiz bu yönde de güçlüklerle karşılaştı. Hindistan, Portekiz sömürgelerinin (Goa, Diu. Damao) kendisine iadesi için görüşme teklifinde bulundu, fakat Portekiz bu teklifi resmen reddetti (1953); 1955′te iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesildi. 17 Aralık 1961′de hint birlikleri Portekiz sömürgelerini işgal ettiler; direnme kısa süre içinde kesildi. 1955′ten beri Birleşmiş Milletler teşkilâtı üyesi olan Portekiz, 1961 şubatında ayaklanmalar olan Angola konusunda milletlerarası kurulun kendisine karşı karar almasını önleyemedi. Bugünkü siyasetin başlıca özelliği denizaşırı bölgelerdeki (Angola ve özellikle Mozambik) bağımsızlık hareketlerine karşı, Portekiz hükümetinin tutumunun sertleşmesidir. Bütçenin yüzde 40′ı, millî savunmaya ayrılır, öte yandan askerlik hizmeti süresi on sekiz aydan dört yıla çıkarılmıştır ve gençlerin yurt dışına göçmesi kontrola bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilâtının Güvenlik konseyi portekiz sömürgelerinin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkı üstünde dururken, Lizbon bu sömürgelerin birer «denizaşırı il» olduğu için doğrudan doğruya kendi yargı sistemine bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu tutum afrika devletlerinin çoğunu Portekiz aleyhine çevirdi.
içte, Salazar hükümeti korporasyoncu ve^ birlikçidir; özellikle her türlü komünist veya ilerici harekete karşı bir siyaset güder. Başkanlık seçimleri 25 temmuz 1965′te yapıldı. Tek aday bir önceki dönemin başkanı ve Uniao Nacional’in adayı amiral Americo Tomas idi. 13 Karşı oy ve 16 çekimser oya karşı 556 oyla yedi yıl için tekrar seçildi. Portekiz Millî Kurtuluş cephesi başkanı Humberto Delgado’nun öldürülmesi, siyasî atmosferi gerginleştirdi, öte yandan yeni Millet meclisi seçimleri (130 üye) yaklaşıyordu. Hıristiyan demokratların desteksizlik yüzünden seçim mücadelesine katılmaktan vaz geçmesine karşılık, başlıca muhalefet partisi olan Demokratik ve Sosyal Eylem partisi aday göstermeğe karar verdi. Ama hükümete seçim süresi boyunca basın sansürünün kaldırılmasını kabul ettiremeyince adaylarını çekti (18 ekim). 7 Kasımda 130 milletvekili tek listeden (Uniao Nacional adayları) seçildi; halkın yüzde 25′i sandık başına gitmedi. 28 Mayıs 1966′da başkan Salazar, hükümetten ayrılmama kararını açıkladı.
• Sel felâketi. 26 Kasım 1967′de Lizbon dolaylan büyük bir sel felâketine uğradı. 1775 Yılındaki depremden bu yana Portekiz’in uğradığı en büyük tabiî felâket sayılan sellerde 464 kişi öldü, binlerce insan da evsiz kaldı. Şiddetli yağmurların Tajo nehri ve kollarını taşırması sebebiyle meydana gelen sellerden en çok zarar gören bölge Lizbon’un 29 km kuzeyindeki Quintas köyü oldu.
• Salazar’ın hastalanması. 1932 Yılından beri başbakan olan Dr. Salazar, 6 eylül 1968′de beyinde bir kan pıhtılaşması sebebiyle hastahaneye kaldırıldı. O yaz Estoril’deki yazlık evinde koltuktan düşerek başını şiddetle yere çarpmış olan Salazar, bir süreden beri şiddetli baş ağrılarından rahatsızdı. Lizbon’daki Kızılhaç hastahanesinde bir ameliyat geçirdikten sonra sağlık durumu iyileşirken, 16 eylülde bir beyin kanamasıyle komaya girdi.
Salazar’ın komaya girmesi, Portekiz’de bir anayasa krizine sebep oldu. Portekiz anayasası başbakanın ancak ölüm, istifa veya azledilme halinde yenilenebileceği konusunda emredici bir hüküm taşıdığından, Salazar’m işbaşından uzaklaştırılması önemli bir mesele haline gelmişti. 13 Kişilik Devlet konseyi cumhurbaşkanı amiral Tomas’ın başkanlığında toplanarak durumu görüştü. Bu arada hastahaneden, Dr. Salazar’ın yarı felçli durumda bulunduğu ve şuuruna hemen de hiç malik olmadığı açıklandı. Ülkenin daha uzun bir süre başbakansız kalmaması gerekçesiyle amiral Tomas, asker ve sivil liderlerle yaptığı müzakerelerden sonra, anayasal yetkilerini kullanarak Dr. Salazar’ı görevden azletmek zorunda kaldığını açıkladı. Amiral Tomas, başbakanlığa prof. Marcelo Jose Das Neves Caetano’yu tayin ettiğini bildirdi. Prof. Caetano başkanlığında kurulan yeni hükümetin, Dr. Salazar yönetimine göre daha liberal bir siyaset güdeceği intibaını veren ilk kararlarından biri, muhalefet lideri Dr. Mario Soares’in serbest bırakılması oldu. Sosyalist ve demokrat muhalefetin lideri general Delgado’nun esrarengiz şartlar altında öldürülmesinden sonra, onun en yakın arkadaşı ve avukatı olan Dr. Soares, 15 mart 1968′de, kendisine hiç bir suç isnat edilmeden, bizzat Dr. Salazar’ın emriyle tutuklanmış ve Sao Tome adasına sürgüne gönderilmişti.
Yeni hükümet bir yıl sonra, 26 ekim 1969′-da Millet meclisi seçimlerinin yapılmasına da karar verdi. 1968′in yaz aylarında muhalefet, hükümetin izin verdiği ölçüde, faaliyet gösterdi.
16-18 Mayıs 1968′de Avei-ro’da toplanan İkinci Cumhuriyetçi kongre (ilki 1957′de) bir beyanname kabul etti. Sosyalistlerden ilerici katoliklere kadar demokrat muhalefete mensup çeşitli grupları temsil eden İkinci Cumhuriyetçi kongrenin beyannamesinde hükümetten, söz ve düşünce hürriyetinin tanınması, bütün siyasî mahkûmların affedilmesi, siyasî görüşlerinden dolayı işten atılanların görevlerine iadesi, toplanma hürriyetinin tanınması ve milletin temsilcilerini serbestçe seçebilmesini sağlayacak bir seçim kanununun hazırlanması istendi.
Vaat edilen tarihte yapılan Millet meclisi seçimlerini Dr. Caetano’nun iktidar partisi olan Uniao Nacional partisi, meclisteki 130 sandalyenin hepsini almak suretiyle kazandı. 1 Aralık 1969′da toplanan yeni meclisi açış konuşmasında devlet başkanı amiral Tomas, anayasanın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Böylece hükümetin, muhalefet tarafından öne sürülen istekleri olumsuz karşıladığı belirtilmiş oluyordu.
• Salazar’ın ölümü ve son gelişmeler. Portekiz eski başbakanı Dr. Antonio De Oliviera Salazar, 16 eylül 1968′den beri komada bulunduğu hastahanede öldü (27 temmuz 1970). Salazar’ın cenazesi Lizbon’da XV. yy.dan kalma Sao Jeronimo manastırında katafalka kondu; 30 temmuzda da doğduğu köy olan Santa Comba Dao’ya gömüldü.
1970 Ağustosunda hükümet muhalefete karşı yeniden sert bir tavır aldı. 1968′de Sao Tome adasındaki sürgünlük cezası kaldırılan Dr. Mario Soares, Avrupa ve A.B.D.’ye yaptığı geziler sırasında hükümeti tenkit ettiği gerekçesiyle, ülkeyi terk etmek veya tevkif edilmek şıklarından birini seçmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık bir süre sonra hükümet, anayasayı değiştiren bazı
önemli kanunlar çıkardı. Bunlardan biri, basın hürriyetinin kısıtlanması devam etmekle birlikte sansürün kaldırılmasıyle ilgiliydi, öte yandan 1971 ekiminde hükümet Ekonomik ve Sosyal Kalkınma cemiyeti adiyle kurulan cemiyetin faaliyet göstermesine izin verdi.
Bir muhalefet partisinin çekirdeğini meydana getirecek şekilde kurulmuş olan bu cemiyete izin verilmesi, hükümet siyasetinde yeni bir yumuşama belirtisi olarak yorumlandı.
1971 Sonu Portekiz’de meşru muhalefet imkânlarını araştıran demokrat aydın gruplarının dışında, silâhlı gerilla faaliyeti gösteren gruplar türedi. «Silâhlı Devrimci Eylem» adını taşıyan bu gizli teşkilât, Lizbon Merkez postahanesini bombalama, Lük-semburg’daki Portekiz büyükelçiliğini basarak pasaport ve resmî mühürleri çalma, Angola’ya silâh götüren gemi kargosunu tahrip gibi çeşitli tedhişçi faaliyete girişti. Bu gizli tedhiş teşkilâtı, amacının ülkedeki faşist diktatörlüğü devirmek, Angola ve Portekiz’in denizaşırı topraklarında yürütülen sömürgeci savaşa ve ülkedeki emperyalist hâkimiyete son vermek olduğunu belirtti; hükümet, olağanüstü durum ilân etti.
Osmanlı – Portekiz ilişkileri
XV. yy.ın ikinci yansında Memlûk sultanlığı, Mısır ve Suriye yoluyle Batı’ya gönderilen hint mallarından alınan vergileri ağırlaştırdı, yeni liman vergileri koydu, Portekiz’in ticaret hayatı bu yüzden büyük bir buhranla karşılaştı. Transit vergilerinin ağırlığı Portekizlileri Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu arama zorunda bıraktı. Portekiz denizcisi Vasco da Gama, arap denizcisi İbni Macid’in kılavuzluğuyle Hindistan’a giden denizyolunu buldu (1497). Portekizliler, Hindistan kıyılarına yerleştiler. Böylece, Memlûk sultanlığı, en önemli gelir kaynağından yoksun kaldı.
Portekizlilerin yeni hindistan donanması kumandanı Afonso Albuquerque, Maskat ve Horfe-kân’a saldırarak Hürmüz’ü aldı ve Fars körfezini kapattı. Portekiz kralı Manuel, Hindistan’daki müslümanlara baskı yapmağa başladı. Ticaret gemilerine güçlükler çıkardı. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Moha, Cidde, Kuseyr limanlarıyle ticarî ilişkileri olan Gucerat ve Kambay gibi hükümetler, Mısır Memlûk sultanından yardım istemek için Kahire’ye elçiler gönderdiler. Memlûk sultanı Kansu Gavri de, Mekke’nin limanı sayılan Benderi Cidde’yi sur ve burçlarla sağlamlaştırdı; müslümanların koruyucusu olarak deniz kumandanı Emîr Hüseyin ve magrıplı Hoca Nureddin emrinde bulunan bir memlûk donanmasını Portekizliler üstüne gönderdi. Gucerat’taki Diu valisi Melik İyaz’ın kürekli gemilerden kurulu donanmasıyle birleşen memlûk donanması, Albuquerque’in oğlu Lorenzo kumandasındaki portekiz donanmasını 1508′de Hindistan’ın Şaul limanında yendi; fakat hemen harekete geçen genel vali Albuquerque, 1509′da Diu limanında yatan memlûklu donanmasına baskın yaptı; Melik lyas savaştan çekildiği için onları yenilgiye uğrattı. Kuvvetli bir portekiz donanması Benderi Aden’i tehdit etmeğe başladı. Süveyş’te güçlü bir donanma kurmanın gereğine inanan Kansu Gavri, osmanlı padişahı Bayezid II’ye başvurarak ondan anadölu leventlerini Memlûk sultanlığının yardımına göndermesini, kereste, demîr, halat gibi gemi yapımı için gerekli malzeme ile top, barut gibi ateşli silâhlar istedi. Bayezid II yardım kafilesini yola çıkardı. Bu kafile Alaiye (Alanya) yöresinde Rodos (Saint – Jean de Hospitalier) şövalyelerinin baskınına uğradı; fakat anadölu leventleri Süveyş’e gitmeyi başardılar. Memlûklu yazarı ibni iyas, Selman Reis kumandasında Süveyş’e giden 1000 denizci türk ve Portekizlilere karşı girişilen hazırlıklar hakkında bilgi verir. Benderi Cidde beyi Emîr Hüseyin ve türk denizcilerinin çabalarıyle 20 gemilik bir donanma kuran Selman Reis, 1515′te Portekizlilere karşı sefere çıktı. Bu seferde yenilen Selman Reis ile Emîr Hüseyin, ertesi yıl 22 gurâb ve iki kalyondan kurulu bir donanma ile Benderi Aden’i kuşattılar, fakat başarı kazanamadılar ve Benderi Cidde’ye döndüler; gemilerinden bir kısmı Süveyş’e gönderildi. Bu sırada Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından alındığını Öğrenen Selman Reis, bu durumdan yararlanarak Benderi Cidde’ye saldıran Lopo Soares de Albergaria kumandasındaki portekiz donanmasını yenilgiye uğrattı. Sonra Kahire’ye giderek, burada bulunan Yavuz’un hizmetine girdi. Yavuz’un ölümünden sonra Benderi Cidde sancakbeyi Hüseyin el -Turkî ile birlikte Yemen’e gitti. Zebid’i ele geçirdikten sonra Kahire’de bulunan Makbul İbrahim Paşanın yanına gitti ve ona Hint seferinin yararlı olacağını bildirerek Hindistan’ın bellibaşlı merkezleriyle portekiz kuvvetlerinin durumunu gösteren bir lâyiha verdi.
Doğu ticaretinin önemiyle Osmanlı devletine sağladığı çıkarları değerlendiren İbrahim Paşa, bu lâyiha üzerine, eski memlûk donanmasının düzenlenmesi görevini Selman Reis’e verdi. Selman Reis denizci Hayreddin Beyle birlikte baharat ticaretinin merkezi olan Yemen’i aldı (1527). Osmanlılar böylece, Portekizlilerin Kızıldeniz’de ticaret merkezleri kurma çabalarını önlediler. 1524 Tarihli Mısır kanunnamesinden anlaşıldığına göre, baharat ticareti Osmanlılar çıkarına gelişiyordu. Ancak Selman Reis’in Hayreddin Bey tarafından öldürülmesi, bu çalışmayı aksattı; yeğeni Bayramoğlu Mustafa, Hayreddin Beyi öldürerek kendisine bağlı türk denizcileriyle birlikte Gucerat hükümetinin (hint kaynaklarına göre Rumî Nasır Han) hizmetine girdi ve Diu kalesinin Portekizlilere karşı savunulmasında başarı sağladı (1531).
• Hint seferi. Gucerat hükümdarı Bahadır Şah, 1535′te Delhi sultanı Hümayun Şah ile yaptığı savaşta yenilerek Diu kalesine sığındı. Hümayun Şaha karşı Goa’daki Portekiz valisiyle anlaştı. Portekizliler de Diu limanına hâkim tepede bir kale yaptırarak limanı denetimleri altına aldılar. Bunun üzerine hatasını anlayan Bahadır Şah, Portekizlileri Diu’dan çıkarmak amacıyle Kanunî Sultan Süleyman’a başvurdu ve bir ihtiyat tedbiri olmak üzere de hazinelerini Mekke’de güven altına aldırdı. Kanunî de Hindistan ile Akdeniz arasındaki güvenliği sağlamak amacıyle, doğu ticaretini ellerinde bulunduran ve Kızıldeniz’de serbestçe dolaşan Portekizlilere karşı harekete karar verdi. Doğu müslümanlarının koruyucusu olarak Mısır valisi Hadım Süleyman Paşaya Süveyş’te cenovalı mühendisler yönetiminde bir donanma yaptırmasını emretti. Bu hazırlık arasında Bahadır Şahın öldürüldüğü öğrenilince Mekke’de bulunan hazinesi İstanbul’a gönderildi. Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa, 13 haziran 1538′de 20 000 kişi ve 74 gemiden meydana gelen bir donanma ile Süveyş’ten yola çıktı. Kameran ve Babülmendeb’i geçerek Benderi Aden ö-nüne geldi; Portekizliler ile işbirliği yapan Âmir bin Davud’u astırdıktan sonra 4 eylül 1538′de Gucerat kıyılarına geldi. Gokalat (Benderi Türk) ve Kat adlarındaki iki kaleyi alarak eylül başlarında Diu kalesini kuşattı. 20 Gün süren kuşatma sırasında, Portekizliler bütün güçleriyle karşı koydular; osmanlı ordusunda kıtlık çıktı. Yeni Gucerat hükümdarı Mahmud III’ün Portekizliler tarafını tutarak Osmanlılara yiyecek sağlamaması, sıkıntının artmasına yol açtı. Asker, gemilerine çekildi. Bunun üzerine Hadım Süleyman Paşa kuşatmayı kaldırarak Yemen’e döndü. Ertesi yıl bir portekiz filosu, Kızıldeniz’e girdi ve Süveyş’e kadar ilerledi; fakat Osmanlıların karşı koyması ü-zerineı geri dönmek zorunda kaldı. Bundan sonra, Hindistan hedef tutularak, Portekizlilere karşı girişilen deniz seferleri, Batı’daki önemli olaylar yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Kitabı Bahriye yazarı ünlü denizci Pirî Reis’in 1552′de bir donanma ile Süveyş’ten hareket ederek önce Benderi Aden’i, sonra da Hürmüz kalesini Portekizlilerden almak üzere giriştiği hazırlık, Basra beylerbeyi Kubad Paşanın olumsuz tutumu yüzünden sonuç vermedi. Pirî Reis, üç gemiyle Süveyş’e kaçmak zorunda kaldı; merkezden gelen emir üzerine Mısır valisi tarafından öldürüldü (1552). Ertesi yıl Pirî Reis’in yerine hint donanması kumandanlığına getirilen Murad Reis de, Hürmüz boğazı yakınlarında Portekizlilerle yaptığı deniz savaşında yenilince Basra’ya çekildi (1553). Hint seferiyle görevlendirilen galatah kâtip Şeydi Ali Reis, 1554′te, 15 kadırgadan kurulu bir donanmayı Süveyş’e getirmek üzere harekete geçti; fakat 9 ağustosta Hcrfekân ve 25 ağustosta Maskat önünde portekiz donanma siyle yaptığı deniz savaşlarında yenildi; savaştan kalan kadırgalarla yoluna devam ederken fırtınaya tutuldu. Gucerat kıyılarına sürüklendi ve Demen limanı önüne geldiği sırada kadırgalarından üç tanesi karaya oturdu; geri kalan 6 kadırgayı Surat limanına götüren Şeydi Ali Reis, tayfalarından isteyenleri Gucerat hükümeti hizmetine girmekte serbest bırakarak, onunla birlikte gelen 50 kişiyle karadan yola çıktı ve dört yıllık bir yolculuktan sonra Türkiye’ye döndü (mayıs 1557). 1559′da Lahsa beylerbeyi Mustafa Paşanın Bahreyn adasına yaptığı bir sefer de, Portekizlilerin işe karışmaları yüzünden, başarısızlığa uğradı.
Osmanlı devleti, asya müslüman devletlerine karşı takip ettiği siyasete uygun olarak Portekizlilere karşı yardım isteyenlerin yanında yer aldı. Kanunî devrinde Osmanlı devletinden yardım isteyen Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’i desteklemek amacıyle İskenderiye kaptanı Kurdoğlu Hızır Bey kumandasında top ve tüfek gibi ateşli silâhlarla dolu 19 kadırgadan kurulu bir osmanlı donaması 1569′da Sumatra’ya gönderildi. Donanma ile giden türk topçu ustaları, Sumatralılara top dökmesini ve Portekizlilere karşı savaşma kurallarını öğrettiler. Bunların bir kısmı yerlilerle evlenerek Sumatra’da kaldı. Bu arada Portekizlilere karşı girişilen seferlerde uğranılan yenilgilerin sebeplerini araştıran Osmanlı devleti, Kızıldeniz’e uygun gemiler yaptırdı ve Akdeniz donamasının bu denize geçirilmesini sağlamak için Süveyş kanalının açılması görüşü üstünde durdu. Kanal için bir plan hazırlandı; fakat bu plan bir musevî tarafından çalınarak ispanya’ya kaçırıldı.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTATİF
Tarih 05 Haziran 2009
PORTATİF sıf. (potter, taşımak’tan fr. k.). Kolayca taşınabilen; katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen: Bugün de eksikliğini bildikleri bu dört portatif karyolayı yollamışlardı (Ş. S. Aydemir). Portatif radyo. | Sökülerek taşman ve başka yerde takılarak eski haline getirilebilen: Portatif ev.
— Ask. Portatif kazma, çıkarılabilen demir kısmı sapına dikey olan, bir tarafı kazma, öteki tarafı çapa teşkil eden, piyadenin portatif âleti olarak kullanılan kazma. || Portatif kürek, Birinci Dünya savaşından beri piyadenin kullandığı kısa saplı, kare biçiminde küçük kürek.
— Müz. Portatif org, XVI. yy.a kadar çok revaçta olan küçük çalgı; bir kayışla vücuda asılır, sol kalça üzerine oturtulurdu; bir yandan sol el çalgının arkasına yerleştirilmiş körüğü çalıştırırken sağ el klavyede parçayı çalardı, (önceleri bir, daha sonra iki takımborulu olan orglar XII. yy .dan sonra kilise şarkılarını desteklemeleri bakımından, XV. yy.dan itibaren de derebeylerin müzik ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyle çok aranılan bir çalgı olmuştu.) [LM]
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTATİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORPORA (Nicola Antonio)
Tarih 05 Haziran 2009
PORPORA (Nicola Antonio), italyan bestecisi (Napoli 1686-ay.y. 1768). 16%’da Poveri konservatuvarına kabul edildi, 1707′de, Napoli’de prens Philipp von Hessen-Darmstadt’ın özel kilisesinde kapella yöneticisi oldu; Napoli’de ve Roma’da operalarını temsil ettirdi. Sant’Onofrio konservatuvarında baş öğretmendi, eğitim görevinden ayrılarak, kendini besteye verdi, operaları Roma, Napoli ve Venedik’te (1726) oynandı. Dresden’e, sonra Londra’ya, gitti; orada Hândel’e karşı bir italyan opera tiyatrosu açtı. Londra’da, Adolf Hasse’nin yardımıyle, 1737′ye kadar eserlerini temsil ettirdi. On yıl Venedik, Roma ve Napoli arasında dolaşarak, opera ve opera-buffa’larını (Carlo il Calvo [Kel Charles], İl Barone di Zampano) oynattı. Napoli konservatuvarında öğretmenlik yaptı, fakat Dresden’de (1747), Viyana’da (1754) ders verdi; öğrencileri arasında J. Haydn’ın da bulunduğu söylenir. Maddî sıkıntılar yüzünden, 1760′ta yurduna dönmek zorunda kaldı. Orada başarı kazanamadı.
Hayatının sonuna kadar, Napoli katedrali kapellasının koro yöneticiliğini yaptı.
Başlıca operaları: Agrippina (Napoli, 1708), Basilio, İmparatore d Oriente (Doğu Roma İmparatoru Basilius) [1709], Berenice (Roma, 1710), Flâvio Anicio Olibrio (Napoli, 1711), Basilio re d’Oriente (1713), Faramondo (1719), Gli Orti Esperidi (1721), Eumene (Roma, 1721), Adelaide (Roma, 1723); Arianna e Tesseo (1726), Ezio (1728), la Semiramide Riconosciuta (1729), Annibale (1731) v.b. Londra’da Arianna in Nasso, Ene a nel Lazio (1733), Artaserse (1734), Polifemo (1734), David e Bersabea (Oratoryo, 1734), İfigenia in Aulide (1735); Fes ta d’İmeneo (serenad, 1736), Rosbale (1736), Londra’dan ayrıldıktan sonra da Lucio Pa-pirio dîttatore (Venedik, 1737), Carlo il Calvo (Roma, 1738), Filandro (Dresden, 1747) adlı eserleri temsil ettirdi. Ayrıca birçok kantat, oratoryo ve çalgı için eserler (Sin-fonie da camera a tre istromenti, Sonat, kral uvertürü, füg v.b.) yazdı ve ses için, arya, düet, ses solfeji gibi parçalar besteledi. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORPORA (Nicola Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POREÇ
Tarih 05 Haziran 2009
POREÇ, Yugoslavya’da (Hırvatistan) şehir, istria’nın batısında; 6 000 nüf. Balıkçı limanı ve turistik merkez. Bizanslılardan kalma küçük kilise (V. yy.dan kalma çiniler ve sütun başlıkları). XV. yy.dan kuleler. Eski evler. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POREÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORDENONE
Tarih 05 Haziran 2009
PORDENONE (Giovanni de SACCHîS, il— denir), italyan ressamı (Pordenone 1484′e doğr.- Ferrara 1539). Giovanni Bellini ve Giorgione’nin öğrencisi. Giorgione’nin etkisi Pordenone ve Ailesi (Borghese, galerisi, Roma) portresinde, Piacenza’daki Azize Catherina’nın Evlenmesi’nde ve ışık-gölge’nin güzel bir örneği olan Susegana Madonnası’nda (1516) görülür. 11 Pordenone, Trieste (1520), Cremona (1522), Piacenza (1528-1530) ve Venedik’te çalıştı. Sağlam ve coşkun üslûbuyle Tintoretto’yu etkiledi. 1530′da San Giovanni Elemosinario kilisesinin dekorasyonunu Tiziano ile birlikte tamamladı: Azize Catherina, Aziz Sebastianus ve Aziz Rocus. Bundan sonra, San Stefano manastırında, zamanla bozulmuş olan büyük freskler ve Madonna dell’Orto için Aziz Lorentius Azizlerin Ortasında’yı yaptı. Ferrara’da on iki halı örneği çizdi: Herkül’ün İşleri. Ayrıca, Vaftizci Yahya’nın Başını Taşıyan Salome (Roma, Doria sarayı), Venedik Vatandaşı Guinadi’nin Portresi (Viyana), isa İki Melek Arasında (Bordeaux), Madonna, Çocuk ve Birçok Aziz ile (Grenoble) adlı tabloları anılmağa değer.
— Yeğeni GiULîO (Venedik 1500 – Augsburg 1561), Venedik’te ve Roma’da dikkate değer freskler çizdi. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORDENONE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPP (Mihail)
Tarih 05 Haziran 2009
POPP (Mihail), Mişu Popp denir, romanyalı ressam (Braşov, Transilvanya 1827 – ay.y. 1892). Modern rumen resminin öncülerindendir. Viyana’da okudu (1845-1847), sonra Bükreş’e gitti (1847), özellikle dinî tablo ve duvar süslemeleri (birçok Transilvanya ve Eflak kilisesinde eserleri vardır) yaptı. (M)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPP (Mihail) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİOMBİNO
Tarih 05 Haziran 2009
PİOMBİNO, italya’da şehir, Toscana’da (Liverno ili), Piombino körfezi kıyısında; 35 500 nüf. XIV. yy.dan kalma kilise. Elbe (Elba) adasından çıkarılan demir filiziyle beslenen önemli demir sanayii. Limanından Elbe’ye düzenli vapur seferleri yapılır.
— Tar. Pisa başpiskoposlarının mülkü olan Piombino, Galeazzo Visconti tarafından Gherardo d’Appiani’ye bırakıldı (1399) ve imparator Rudolf II tarafından (1594) prenslik haline getirilerek lacopo VII Appiani’ye verildi; Ludovisi’lere (1634), sonra Boncompagni’lere (1706) geçti. Floransa antlaşmasıyle (28 mart 1801) Piombino prensliğini ele geçiren Iki Sicilya kralı, şehri Fransa’ya bıraktı; Fransa 26 ağustos 1802′de Piombino’ yu resmen ilhak etti. Napolyon, şehri Lucca prensliğiyle birlikte imparatorluk fief’i olarak kızkardeşi Felice Bacciochi’ye verdi (mart 1805). Toscana ile birleşmesinden sonra (mayıs 1808) Piombino, Toscana büyük düşesi olan Elisa’nın yönetimi altında Akdeniz idare bölgesine katıldı; Viyana kongresinde (1815) Toscana’nın avusturyalı büyük düküne geri verildi. (l)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİOMBİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PINTURİCCHİO (Bernardino di BETTO)
Tarih 05 Haziran 2009
PINTURİCCHİO (Bernardino di BETTO, il — denir), italyan ressamı (Perugia 1454 [?] – Siena 1513). Sistina şapelinde Perugino ile birlikte çalıştı (1481-1483). Innocentius VIII, «Belvedere» sarayının bir kısmını, Alessandro VI da Vatikan’daki Borgia dairelerinin altı salonunu ona süsletti (1493-1494). Sant’Angelo şatosunda da çalıştı ve Roma’da Aracoeli Santa Maria kilisesinde, en güzeli Aziz Bernardinus’un ölümü olan birçok fresk yaptı. 1502′de kardinal Piccolomini’den, Siena katedralinin kütüphanesini resimleme görevini aldı. Bu Biccolomini Kütüphanesi resimleri onun son önemli eserleridir. Yağlıboya resimleri: Vatikan’da, Meryem’in Taçlanması, dördü Floransa’da, üçü de Borghese galerisinde bulunan yedi tabloluk Yusuf’un Hikâyesi; Berlin’de, Kâhin Kralların Tapınması ve Tebşir; Louvre’da, Meryem. Bütün bu kompozisyonlardaki çekici renkler, yalın desen, kullandığı mermer harcı ve yaldızların süsleme etkileri, ressamın üstün değerini gösterir. (l)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINTURİCCHİO (Bernardino di BETTO) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ MÜZİK
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ MÜZİK
Portekiz’de ilk müzik belirtilerinde magrıp ve provence etkileri görülür. XII. yy.da müziğin, kilisede olduğu gibi sarayda ve halk arasında da değerli bir yeri vardır. Keşişlerin dualarına basit bir org eşlik ederdi. Odivelas ve Coimbra’daki Santa Cruz manastırlarının koroları Braga, Guimaraes, Santarem, Lizbon’daki kapella yöneticileri kadar ünlüydü. Guimaraes Sarayında, Egas Moniz ve Gonçalo gibi jonglör (ortaçağ halk şarkıcısı) ve trubadurlar çok beğeniliyordu. Halktan doğan din dışı şarkılar (villancico) kiliselerde âyin şarkılarıyle nöbetleşe okunurdu.
XIII.-XIV. yy’larda trubadur kral Dionisio, Coimbra üniversitesinde bir müzik sınıfı kurdu. Cancioneiro da Ajuda’nı dışında hiç biri notalanmamış şarkı derlemeleri elyazması halinde günümüze kadar gelmiştir; bu derlemeler kendilerine yaylı çalgıyle eşlik eden penola jonglör’leri, üflemeli çalgı çalarak şarkı söyleyen boca jonglör’leri ve vurmalı çalgı çalarak şarkı söyleyen tam bores jonglör’leri için yazılmıştı. Jonglör Martin Codax’tan (XIII. yy.) Yedi Aşk Şarkısı günümüze kaldı. XV. yy.da krallar, Duarte ve Alfonso V özellikle müzik sanaüyle ilgilendiler. Alfonso V’in zamanında eşlikli ses üslûbu kendini iyiden iyiye duyurmağa başladı (Tristao da Silva, Los Amables de la Musica). İlk portekizli viyolacılar olan (vihuelistas) Madeira, Aguiar, Silva,Pero Vaz,Peixoto da Cunha Rodrigues da covilha,Coimbra dükü ve kral Felipe’ler devrinde kendilerini tanıttılar. XVI. yy.da Gil Vicente, dramlarında müzik unsuruna daha çok önem verdi; cantos, komedi, traji-komedi alanlarında yazdığı eserler yakında operanın geleceğini duyuruyordu.
Flandre bölgesinde uzun zaman kaldıktan sonra yurduna dönen Damiao de Gois, eşlikli veya eşliksiz 3 ve 4 sesli koro için şarkı ve motet modasını getirdi; böylece eşlikli şarkı üslûbuyle «kapella» üslûbu arasında bir geçiş sağlandı, bu çığır XVII. yy.da, Evora ve Villa Viçosa okullarıyle altın çağına ulaştı. Manuel Mendes çoksesli müziğin havarisi sayıldı; çömezleri rahip Duarte Lobo, Manuel Cardoso, Felipe de Magalhaes ustalarının eserini sürdürdüler. Bu polifonicilerin sonuncusu Dias Melgaço, yeni tonal siteme geçişi belirten biı tekniğin (baixo cifrado) kurucusudur. Değişik bir tekniği benimseyen Vila Viçosa okulunun en ünlü temsilcileri kral Joao IV ve Joao Soares Rebelo idi. Pedro de Cristo, Heliodoro de Paiva ve Francisco de Santa Maria gibi ünlü sanatçılar da Coimbra okuluna bağlanmışlardı. XVII. yy.da metotlar ve öğretim kitapları çoğaldı: Arte de Cantochao (Pedro Thalesio’nun, 1618), Flores de Musica (Manuel Rodrigues Coelho’nun, 1620), Arte de Musica (Antonio Fernandes’in, 1626), Lyra de Arco ou Arte de Tanger Rabeca (Frei Agostinho da Cruz’un, 1639).
XVIII. yy. italyan operası Portekiz’de 1708′e doğru ortaya çıktı. Joao V İtalya ile Portekiz arasındaki sanat alışverişini destekledi. Antonio Texeira ve Francisco Antonio de Almeida İtalya’ya gitti, napolili çembalocu Domenico Scarlatti, Krallık kapellası baş yöneticisi ve Joao V’in kızı prenses Maria Barbara’nın müzik hocası olarak Portekiz’e geldi. Scarlatti’nin, yedi yüzden fazla toc-cata’nm yazarı Carlos de Seixas üstündeki etkisi büyük oldu. Bir başka napolili, David PereS ise italyan estetiğinin etkisini güçlendirdi ve bu estetik Sao Carlos Krallık tiyatrosunun açılışına (1793) rastlayan opera temsillerinde doruğuna ulaştı. 1770′te portekizli bir kadın opera şarkıcısı, Luisa Rosa de Aguiar Todi Avrupa çapında bir üne erişti. Kral Joao V ve Jose tarafından İtalya’ya gönderilen Joao de Sousa Carvalho, dönüşünde Peres’in yerine geçti ve çevresinde birçok çömez topladı: Antonio Leal Moreira, Domingos Bontempo ve bu italyanlaşmış bestecilerin en parlağı, Marcos Portugal.
XIX. yy.da Napolyon’un işgali ve iç savaşlar Portekiz’in sanat hareketini bir süre için yavaşlattı. Joao Domingos Bontempo, Lusi-tania romantizminin en sivrilen temsilcisidir: piyanocu, besteci, orkestra yöneticisi ve Krallık Müzik konservatuvannm yönetmeni (1835) olan sanatçı, Lizbon’daki ilk Senfonik konserlerin de kurucusudur. XIX. yy. sonunda ve XX. yy.da besteciler millî bir müzik yaratma amacıyle folklora yöneldiler: Alfredo Keil’in Serrana operası (1889). Ayrıca Guimaraes, Arroio, operet bestecisi Joaquim Casimiro, Liszt ve Hans von Bü-low’un öğrencisi Jose Viana da Mota, piyanocu ve besteci, Vineent d’Indy’nin öğrencisi Francisco de Lacerda, Luis ve Pedro de Freitas Branco, Francisco ve Antonio de Andrade, Guilhermina Suggia, Oscar da Silva, Rui Coelho, Ivo Cruz. Operalar, senfonik orkestralar, korolar, oda müziği toplulukları, çeşit çeşit gösteriler Portekiz’de müzik hayatını ayakta tuttu.
Kökü cister’e dayanan ve parmakla çalınan guitarra (gitar) tipik bir portekiz çalgısıdır; bunun gibi birçok müzik âleti Portekiz’den çıktığı gibi bir halk romansı olan fado da portekiz folklorunun malıdır. Portekiz Millî marşını 1822′de kral Pedro IV besteledi. (LM)
PORTEKİZ BATI AFRİKASI. Bk. ANGOLA.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ MÜZİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPAYAN
Tarih 04 Haziran 2009
POPAYAN, Kolombiya’da şehir, Cauca idare bölgesinin merkezi, Cauca’nın yukarısında; 57 700 nüf. Şehir 1536′da, Sebastian de Benalcazar tarafından Cauca yüksek vadisinde, 1 700 m yükseltide kuruldu. Sömürge devrinde canlı bir site olan şehirde soylu sınıf, Cali ovasında yapılan hayvancılığı ve Choco ile Cauca’daki altın madenlerinin işletilmesini elinde tutuyordu. Şehirde hâlâ sömürge döneminden kalma evler, güzel çeşmeler ve barok üslûbunda kiliseler (San Francisco katedrali) vardır. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPAYAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONZİO (Flaminio),
Tarih 04 Haziran 2009
PONZİO (Flaminio), italyan mimarı (Milano 1560′a doğr. -Roma 1613). Ancak 1605′ten sonraki çalışmaları bilinmektedir. Papa Paulus V tarafından, Quirinale sarayını genişletmekle görevlendirildi. Revaklı avluyu tamamladı, çift trabzanlı merdiveni, kral odasını, küçük kiliseyi, Santa Maria Maggiore için Paolina şapelini yaptı. Borghese sarayına Ripetta caddesine bakan cepheyi ekledi. Sonra San Sebastiano Fuori Le Mura kilisesinin yapımıyle görevlendirildi (1608). Frascati’de Torlonia villası da onun eseridir. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONZİO (Flaminio), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTREMOLİ
Tarih 04 Haziran 2009
PONTREMOLİ, italya’da komün, Toscana’da (Massa Carrara ili), Magra ırmağı kıyısında; 12 600 nüf. XV. yy.dan kalma Annunziata kilisesi. Lunigiana’nın idare ve ticaret merkezi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTREMOLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTOPPİDAN (Henrik)
Tarih 04 Haziran 2009
PONTOPPİDAN (Henrik), danimarkalı yazar (Fredericia 1857-Kopenhag 1943), bir papazın oğlu. Mühendis oldu, kiliseye karşı savaştı; büyük üçlemesi Det Forjaettede Land’ı (Vaat Edilmiş Toprak) [1891-1895] yayımlamadan önce, bir romanlar ve hikâyeler dizisinde (Staekkede Vinger [Kesilmiş Kanatlar], 1881; Landsbybilleder [Kır Tabloları], 1883) halk hayatını anlattı. Bu köy tasvirleri dışında, yazdığı bir başka roman dizisinde de, burjuva yaşayışıyle alay etti: Mimoser (Mimozalar) [1886], Nattevagt (Gece Oturumu) [1894] ve özellikle şaheseri Lykke-Per (Talihli Per) [8 cilt, 1898-1904]. Ayrıca yergili romanlar da yazdı. Bu romanlarında, özellikle Birinci Dünya savaşından sonra aşırı bir şüphecilik ağır basar: De Dödes Rige (ölüler Krallığı) [5 cilt, 1912-1915], Mands Himmerige (insanlar Cenneti) [1927]. Danimarka natüralizminin başlıca temsilcisi olan Pontoppidan, ülkesinin yarım yüzyıllık tarihini yansıtan birçok eser verdi; 1917′de Kari Gjellerup ile Nobel ödülünü paylaştı. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTOPPİDAN (Henrik) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTOİSE
Tarih 04 Haziran 2009
PONTOİSE, Fransa’da (Seineet-Oise idare bölgesi) idare çevresi merkezi, Oise ile Viosne’un kavşağında, fransız Vexin’inin kıyısında; 17 947 nüf. İkinci Dünya savaşı sırasında hava bombardımanlarından büyük zarar görmesine rağmen şehirde ilgi çekici anıtlar kalmıştır: merkezde, koro yeri ve çapraz sahnı birinci gotik devrinden kalma güzel Saint-Maclou kilisesi (kubbe altı gotik dönem sonundan, renkli camlı pencereleri XVI. yy.dan kalmadır), Rönesans çağından kalma Notre-Dame kilisesinde Aziz Gautier’nin mezarı (XII. yy.). XV. yy.dan kalma Estouteville konağında Tavet-Delaccourt müzesi. Pontoise küçük bir sanayi merkezidir: elektrik malzemesi, basımevleri, testere fabrikası.
— İdare çevresi, 359 725 nüf. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTOİSE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTELLİ (Baccia)
Tarih 04 Haziran 2009
PONTELLİ (Baccia), italyan mimarı (Floransa 1450-Urbino 1492). Urbino’da, Studiolo atelyesini yönetti (1474). Geometrik süslemeli roma kiliselerinin (Santa-Maria del Popolo) ön cephelerini yaptığı ve San Fietro in Vincoli’yi onardığı sanılır. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTELLİ (Baccia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTE (Antonio DA)
Tarih 04 Haziran 2009
PONTE (Antonio DA), İtalyan mimarı (Venedik 1512′ye doğr.- ay.y. 1587′ye doğr.). 1572′ye doğru, Venedik’te Procuratie hastahanesinin ve kilisesinin onarımını yönetti, Dukalar sarayının onarımına katıldı (1574-1577). Sonra, Rialto köprüsünün yapımında çalıştı (1588-1591). 1589′dan sonra da Venedik cezaevlerinin inşaatını yönetti. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTE (Antonio DA) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTCHARTRAİN
Tarih 04 Haziran 2009
PONTCHARTRAİN (Louis PH£LYPEAUX,— kontu), fransız siyaset adamı (Paris 1643-Pontchartrain şatosu, Jouars-Pontchartrain 1727), Pontchartrain’in (Paul Phelypeaux) torunu. Paris parlementosunda danışman oldu (1661). Fouquet’nin yargılanmasına karşı çıktı. Bretagne parlementosuna başkanlık yaptı (1677), maliye genel müfettişliğine getirildi (1689-1699), bahriye nazırı ve saray nazırı oldu (1690-1699). Savaş masraflarını karşılamak için soyluluk unvanlarının satışını, iç borçlanmaları arttırdı ve «şahıs vergisi»ni koydu (1695). Pahalıya mal olan donanma savaşı yerine korsanlığa önem verdi (1691) ve idareye kuvvetli bir muhasebe usulü getirdi. Başbakan olunca (1699-1714), fransız kilisesinin hürriyetini savundu, Charles II’nin vasiyetnamesinin kabulünü sağladı ve 1709′dan başlayarak barışın kurulmasına çalıştı, 1714′te siyasetten çekildi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTCHARTRAİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPADOUR
Tarih 04 Haziran 2009
POMPADOUR (Jeanne Antoinette POiSSON DE, — markisi), Lcuis XV’in gözdesi (Paris 1721 – Versailles 1764). Bir maliyecinin kızı. Le Normant d’Etioles ile evlendi, evindeki edebî toplantılara Paris’in en ünlü kişilerini davet etti. Louis XV’e tanıştırıldı ve 1715′te kralın gözdesi oldu. 1751′den itibaren Versailles sarayında oturdu. Kral ile ilişkisi kesildikten sonra da onun dostu olarak kalmayı bildi ve Damiens suikastından sonra kendisine karşı cephe alanların bütün entrikalarına rağmen kralın yanındaki mevkiini muhafaza etmeyi bildi. Mme de Pompadour’un sanat ve siyaset üstündeki etkisi uzun tartışmalara yol açmıştı. Paris’teki Evreuv konağını ve Crecy, La Celle, Bellevue, Champs, Menars’taki evlerini süsletmek için devrin sanatçılarına büyük siparişler verdiği gibi kralı da Sevres imalâthanesini desteklemeğe teşvik etti ve kardeşi Abel’i de mimarî işlerinin başına getirtti. Mme de Pompadour’un bir hizmeti de edebiyatçıları, filozofları iktidara karşı korumasıydı. Adalet ve kilisenin fransız ansiklopedicilerine karşı giriştikleri baltalama hareketi kısmen onun sayesinde önlenebildi. Bernis, Choiseul gibi siyaset adamlarını koruması, siyasî inançlarından değil kendisine bağlı olan kimselere karşı duyduğu ilgidendi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPADOUR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMBAL
Tarih 03 Haziran 2009
POMBAL (Sebastiao Jose DE CARVALHO E MELO,— markisi), portekizli devlet adamı (Lizbon 1699-Pombal, Coimbra yakınları (1745) elçilik yaptı; dışişleri (1750), içişleri ve bahriye bakanı oldu; Jose I’in desteğiyle başbakanlığa geldi. Çok kültürlü, çalışkan ve hırslı olan Pombal, devleti zayıflatan geleneksel kuvvetlere karşı azimle, çok zaman da insafsızca mücadele ederek, Portekiz’de aydın despotluğu siyasetini uyguladı, krallığın nüfuzunu arttırdı: idarede veraseti kaldırdı ve yararsız memurları işten çıkardı (1761); deniz küvetlerini 19 savaş gemisiyle donatarak geliştirdi; kont Schaumburg-Lippe’yi görevlendirerek orduda prusya metotlarını uyguladı; polis kuvvetlerini güçlendirdi. Büyük bayındırlık işlerine girişerek millî ekonomiyi geliştirdi (1755 depreminden sonra Lizbon’un yeniden inşat, Oeiras kanalının açılması, Alentejo topraklarının tarıma açılması). Douro vadisinde bağcılığı geliştirdi ve sanayiyi yabancı rekabetine karşı korudu (imtiyazlı fabrikalar kurulması; hammadde ve değerli maden ihracının yasaklanması; ithalâtın yüksek gümrük tarif esiyle sınırlandırılması; şirketlerin, özellikle Pernambouc şirketinin, altın ve elmas madenlerinin veriminin yükseldiği Brezilya ile ticareti kolaylaştırmak üzere de Para ve Maranhao şirketlerinin kurulması).
Kilisenin nüfuzunu sınırlandırdı: 1751′den sonra hükümetin izni dışında adam yakılmasını yasakladı; sansürü laik yöneticilere bıraktı. Cizvitlerin ispanya tarafından Paraguay’daki yedi kızılderili bölgesinin bu ülkeye bırakılmasına karşı giriştiği muhalefet hareketini zor kullanarak bastırdı (1754 -1755), papa Benedictus XIV’e, cizvitlerin Brezilya’daki ticarî ve dinî işleri hakkında bir «muhtıra» gönderdi. Kardinal Saldanha’-nm yaptığı soruşturmadan sonra, papa cizvitlerin ticaretle uğraşmalarını, günah çıkartmalarını ve vaiz vermelerini önce Brezilya’da, sonra da Portekiz’de yasakladı (1758). Krala suikast yapılması (4 eylül 1758) Pombal’e, asilzadeleri ezme (Tavora’lar veya Aveiro dükü gibi büyük senyörlerin hapse atılması veya idamı), mallarına elkoyma fırsatını verdi; sonra da bunların suç ortağı olduğunu öne sürdüğü Portekiz’den Brezilya ve Doğu Hint adalarından kovulan cizvitlerin mülklerine elkoydurdu (1759), topraklarını da tarıma açtı. Brezilya’daki yerlilerle Portekizlilerin eşitliğini ilân etti, laik öğretimi kurdu (Lizbon’daki cizvit kolejinin yerini «Asiller koleji» denilen laik okulun alması, 837 ilk ve ortaokulun açılması, Coimbra üniversitesinde tabiat bilimleri öğretiminin yapılması). Ama Pombal’in otoriteye dayanan siyaseti geleneklerle çatışıyordu. Jose I’in ölümünden sonra, polis zulmünün kurbanları, imtiyazları ellerinden alınanlar, himayeciliğin ve güdümlü ekonominin kurbanı olan tacirler, ana kraliçenin de desteğiyle, Pombal’i görevden ayrılmak ve malikânesine çekilmek zorunda bıraktılar. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMBAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA TARİH
Tarih 02 Haziran 2009
POLONYA TARİH
Piast’lar döneminde Polonya
• İlk Polonya devletinin toprak bütünlüğünün kurulması (V.-X11. yy.). V. veya VI. yy. başından sonra geniş Odra havzasına ve Vistül havzasının bir kısmına batıdan gelen birkaç islav kabilesi yerleşti. Polonya milletinin meydana gelmesinde bu kabilelerin (Polanlar, Vislanlar, Pomeranyalılar v.b.) katkısı oldu. Bu topluluklar, yavaş yavaş ilk şehir çekirdekleri olan ve kısa süre sonra yanlarında zanaatçı varoşları kurulan tahkimli castra veya grody’lerin (Poznan, Kruszwica, Kalisz) etrafında toplandılar.
IX. yy.ın ortasından sonra Gniezno ve Poznan dolaylarında kurulan ilk Polonya devleti çevresinde yavaş yavaş Büyük Polonya, Küçük Polonya, Mazovya, Silezya ve Pomeranya biraraya geldiler. Piastlar hanedanının bilinen ilk atası Mieszko I (960′a doğru-992) bu devleti Polonya devleti haline getirdi: ırk birliği ekonomilerinin benzerliği, Büyük Polonya, Litvanya, Mazovya ve Podlakya ovalarının geniş bir orman kuşağıyle çevrili olması, batıda Germen imparatorluğu (963′te ilk askerî temaslar), güneyde Bohemya devletleri, doğuda Kiev (945′ten sonra), kuzeyde Veletlerin Polonya topraklarını çepeçevre kuşatmaları Polonya milliyetçiliğinin doğmasını kolaylaştırdı; Mieszko, bazı derebeyleri ve kilisenin yardımıyle (966′da Hıristiyanlığı kabul etti ve Poznan’da ilk piskoposluk kuruldu) geniş bir bölgede hâkimiyetini kurabilmek için bu milliyetçilik duygusundan yararlandı.
Mieszko I’in oğlu ve vârisi Boleslaw I (992-1025) kilisenin desteğiyle Otto III’ten Polonya kilisesinin imparatorluk kilisesinden ayrılmasına imkân veren Gniezno başpiskoposluğunu ve Krakow, Wroclaw ve Kolobrzeg piskoposluklarını kurdu; öte yandan geçici olarak batıda Odra’nın ağızlarını ve Lâusitz’i, güneyde Moravya’yı, Çekler ve Slovaklar ülkesini ilhak etti ve doğuda Kiev’e ulaştı. Başarıları Bautzen barışlanyle (1018) ve ilk Polonya kralı olarak taç giymesiyle onaylandı. Ama oğlu Mieszko II (1025-1034), doğudan rus prenslerinin, kuzeyden Danimarkalıların (Pomeranya’da), güneyden Çeklerin, batıda Polonyalıları Odra’nın doğusuna çekilmeğe zorlayan (1031-1032) imparator Franken’li Konrad II’nin hücumları karşısında topraklarının bütünlüğünü koruyamadı; iç kargaşalıklar ve kardeşlerinin taht üstünde hak iddia etmeleri yüzünden sınırları daralan devletini ancak imparatora bağımlılık yemini ederek kurtarabildi.
Başlıca olayları iç düzenin kısa süre içinde bozulması (halk ayaklanması ve Mazovya’nın ayrılma denemesi) ve Bohemya. Bratislava dükünün anî istilâsı (1036) olan bir döneminden sonra Yenilikçi Kazimierz I (1040′a doğru-1058) Kilisenin ve Devletin bütünlüğünü yeniden sağladı, başkenti Krakow’a nakletti. Ama kendisini tahta çıkaran aristokrasinin günden güne artan denetimini kabul etmek ve yardımı sayesinde Silezya’yı Çeklerden, Mazovya’yı da kontrolü ele geçirmiş olan Maslaw’dan kurtaran imparator Heinrich III’ün metbuluğunu kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu Atak Boleslaw II (1058-1079) bu iki vesayetten de kurtulmayı başardı: önce aristokrasinin denetiminden kurtuldu; sonra rus prenslikleri arasındaki anarşiden yararlanarak Kiev’de harekete geçti (1069) ve Çekleri Silezya üstündeki hak iddialarından vaz geçmeğe zorladı; Heinrich IV’e karşı ayaklanan Saksonların tarafını tutarak Berat kavgasından yararlandı ve papa Gregorius VII’den krallık tacını giymeyi başardı; böylece Polonya’nın imparatora hiç bir bağımlılığı kalmıyordu.
Ama imparatorun yardım ettiği muhalifleri destekleyen Krakow piskoposu Stanislaw’ın (Aziz Stanislas) idamı (veya öldürülmesi) derebeylerin ayaklanmasına yol açtı; derebeyler tahta kralın kardeşi Wladyslaw (veya Ladislas) Herman’ı çıkardılar. Boleslaw kral unvanını kaybetti (1079), kaçtı ve ülke Bohemya’ya yıllık bir haraç ödemek zorunda kaldı.
Polonya’nın soyluların temsilcisi voyvoda SieciechT tarafından yönetilmesini kabul etmek zorunda kalan Wladislaw I Herman’dan (1079-1102) sonra Polonya, Boleslaw III zamanında toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu. Kardeşi Zbignievv ile bölüştüğü Polonya topraklarını kendi çıkarına birleştirmeyi başaran Boleslaw III, germen himayesinden kurtuldu ve Baltık kıyısında geniş bir bölgeyi ele geçirdi (Pomeranya’nın Vistül ve Odra ırmakları arasındaki kısmının fethi); Macarlar ve Rutenyahlar ile ittifak yaparak imparatorun 1109 da giriştiği harekâtı durdurdu; sonra feth ettiği topraklardaki halkı hıristiyanlaştırdı, fakat ülkesini dört oğlu arasında bölmekle, elde ettiği parlak sonuçları tehlikeye düşürmüş oldu.
• Millî düklükler ve Polonya’da anarşi (1139-1305). En büyük oğlu dük Wladislaw II’nin (1139-1146) kardeşlerinin metbuu ilân edilmesi, onların siyaset alanında bağımsız davranmalarını ve ülkelerini kendi oğulları arasında bölüştürmelerini engelleyemedi; böylece 1250′den sonra her birinde bölgeciliğin ağır bastığı yirmi dört kadar düklük ortaya çıktı. Bunların hiç biri üstünlüğünü kabul ettirecek güçte olmadığından her birinin, özellikle de en büyüğün, bu yoldaki her denemesi bir iç savaş halini alıyordu; bunu fırsat bilen polonya aristokrasisi hükümdarı kendi tayin ederek monarşiyi kendi hâkimiyeti altına soktu. Meselâ Yaşlı Mieszko III’ün (1173-1177) tahttan indirilmesi ve yerine daha yumuşak başlı görünen genç kardeşi Âdil Kazimierz’in (1177-1194) geçirilmesi, Polonya’da seçime dayanan bir monarşinin kurulmasına yol açtı. İş başına getirilen kral, seçilmesinin karşılığında devletin yüksek otoritesini zedeleyen birtakım siyasî ve malî tavizlerde bulunmak zorunda kalıyordu (Leczyca meclisi, 1180).
Bu anarşi döneminde Hıristiyanlığı geniş halk tabakalarına yayan (XII.-XIII. yy.) Kilise, Polonya birliğinin hanedandan daha sağlam bir temsilcisiydi. Yüksek rahip sınıfı, üyeleri büyük toprak sahibi soylu ailelerden geldiği halde, zaman zaman yetkisini köylü sınıfını ezen soylulara karşı kullanıyordu (Papalık fermanı, 1233). Bu anarşi ortamında soylular sınıfı da ikiye ayrılmıştı:
prensliklerin yönetiminde görev alan ama krallık gücünün artmasına şiddetle karşı koyan magnat’lar (eski derebey aileleri); üyeleri prensler tarafından şövalye unvanıyle topraklara dağıtılan küçük soylular veya szlachta. Bu siyasî ve sosyal çözülmeden yararlanan Almanlar, Nordmark’tan başlayarak kuzeyden ve doğudan ilerlediler; Nordmark (geleceğin Brandenburg’u) 1134′te Ayı Albrecht’in payına düştü. 1138-1181 Arasında Baltık’ın Elbe ve Odra arasındaki kıyısı Ayı Albrecht ile Saksonya dükü Aslan Heinrich tarafından işgal edildi; Polonya Odra’nın batısındaki bütün toprakları, hattâ Aşağı Warta’yı kaybetti; Almanlar Aşağı Warta’da Yeni Uçilin’i (Neuemark) kurdular (1272); ayrıca Prusyalıların kuzeyden yaptığı tehlikeli baskıya tek başına karşı koyamayan Mazovya dükleri toton şövalyelerine başvurdular; ne var ki 1283′te Prusyalıları Neman’ın ötesine püskürten Tötonların püskürttükleri düşmandan daha belâlı oldukları çok geçmeden anlaşıldı.
Baltık ile ilişkisi kesilen, Litvanya devletinin kurulmasıyle (XIII. yy.ın ikinci yarısı) doğudan ve kuzeydoğudan tehdit edilen, üstelik de Silezya dükü Dindar Henryk’in 1241′de Legnica’da boş yere durdurmağa çalıştığı moğol istilâsıyle harebeye dönen Polonya artık Almanlar için kolaylıkla ele geçirilebilecek bir avdı. Almanların memlekete girmeleri birçok bakımdan olumlu oldu: XII. ve XIII. yy.da Avrupa’da genel nüfus artışına paralel olarak polonyalı kolonların ormanlarda tarla açma işi hızlandı; yeni kır toplulukları kuruldu; şehirlerde ticaret gelişti ve batıyı örnek alan Polonya prensleri, Özellikle Wroclaw (1242), Poznan (1253), Krakow’a (1257) tanınan Magdeburg yasasını benimseyerek şehirlere hürriyet «şartları» verdiler.
Buna karşılık, almanlar ticarî faaliyeti ele geçirerek imparatorluk ve Bohemya ile çeşitli alışverişe girdiler ve servetlerine dayanarak onlar sayesinde yeni bir aristokrasinin kurulmağa başladığı şehirlere hâkim oldular. Burjuvazi özellikle Silezya’da alman dilini ve geleneklerini yaydı.
İktisadî güçlerinden ve fikir üstünlüklerinden gurur duyan alman mülteciler, Polonya’ya istedikleri kralları kabul ettirdiler: önce gerçek bir Piast olan Silezya dükü Namuslu Henryk II (1288-1290); sonra Polonya kralı ilân edilen (1300) ve Piast’ların anarşi dolu kavgalarına karşı bir garanti gibi görünen Bohemya kralı (1291) Venceslav (Vaclav). Ama bir yabancının tahta çıkması, Piast ailesinden Wladislaw I Lokietek’e millî hoşnutsuzluğu istismar etme fırsatını verdi. Polonya’nın bir kısmını ayaklandıran Wladislaw I, Venceslav’ın ölümünde ülkeye hâkim olmayı başardı (1305) ve Krakovv’un alman belediye reisi Albrecht’in yönettiği şehir burjuvalarının
isyanını ezdikten sonra, 1320′de Polonya kralı olarak taç giydi: monarşiyle birlikte ülkenin bütünlüğü de yeniden sağlanmıştı. Bununla birlikte Wladislaw I’in devleti, çeklerin derece derece kendilerine bağladıkları Silezya’yı da, Pomeranya’yı da içine almıyordu.
• Polonya devletinin yeniden kurulması ve Piast’ların sonu (1305-1370). iyi hesaplanmış evliliklerle yararlı ittifaklar kuran Polonya kralı, Brandenburg’ların toprak genişlemesini durdurdu ve Pomeranya konusunda uzun ve boş bir çekişmeden sonra Tötonları Plowce’ta yenmeyi başardı (1331); fakat Kujawy’yi Tötonlara kaptırdı. Oğlu Büyük Kazimierz III (1333-1370), onun eserini tamamladı. Bohemya’nın Polonya tahtındaki hak iddialarını bertaraf ettikten sonra Pomeranya’yı belli bir süre için Tötonlara bırakarak (1343) onları yatıştırdı; Anjou’lu Luigi’yi vâris tanıyarak (1339), buna karşılık da Kızıl Rutenya’nın kesinlikle kendisine bırakılmasını sağlayarak macar tehlikesini ortadan kaldırdı.
Böylece batı dışında her yerde Polonya toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu: Kazimierz III, gelenekleri kanun halinde toplayarak yasama ve adalet birliği ilkesini gerçekleştirdi (Wislica yasası, 1347); köylülerin yükümlerini azalttı; kolonlar için yeni köyler kurdu; ticarî gelişmeyi destekledi (ambar, yol ve şehirler çevresinde müstahkem surlar inşası; yabancı ülkelerden kovulan yahudilere imtiyazlar tanınması); Polonya’nın Almanya ve Bohemya’ya karşı fikrî muhtariyetini sağlayan Krakow üniversitesini kurdu. Mazovya düküne metbuluğunu kabul ettirdi, küçük soyluların muhalefetini kırdı.
• Piast’lardan Jagellon’lara: Geçiş dönemi (1370-1384-1386). Piast’lar sülâlesi Kazimierz III ile sona erdi: çünkü Kazimierz tahtını uzak akrabalarından biri yerine, yeğeni Anjou sülâlesinden Macaristan kralı Lajos’a (1370-1382) bırakmayı tercih etmişti; Lajos’a, kalkınmış ama hiç deniz kıyısı olmayan ve dışta hep toton tarikatıyle gücü gittikçe artan Litvanya’nın tehdidi altında yaşayan, içte ise hep büyük soyluların bağımsızlığının tehdit ettiği bir Polonya’yı miras bıraktı. Vârisini tayin etmek için büyük soyluların fikrini almak zorunda kalması, Polonya kurumlarının seçimle iş başına gelecek bir monarşi kurulmasına doğru geliştiğini ortaya koydu.
Bu olay polonya tarihinde kesin bir dönemeçti; çünkü soylularla yapılan pazarlık sonucunda (soylulara ağır gelen bütün vergilerin kaldırılması: Koszyce imtiyazı, 1374) tahta yabancı bir sülâle çıkıyordu ve Macaristanlı Lajos’un saltanatı aslında Jagellon’lar devrine doğru bir geçiş dönemiydi.
Jagellon’lar Polonyası (1386-1572)
• Doğu Avrupa’da Polonya’nın gücünün artması (1386-1505). Yabancı bir prens olan ve hemen hep yurt dışında yaşayan Lajos’un ölümü, Polonya’da iç savaşı başlattı: Macaristan ile birlik bozuldu, laik ve dinî büyük soylular devletin önemli mevkilerini paylaştılar. Bu durumun yarattığı huzursuzluğu gidermek için Polonyalılar tekrar monarşiyi kurdular: Lajos Fin kızı Hedwige, Polonya kraliçesi oldu (1384-1399) ve Litvanya büyük dükü Jagellon ile evlenmece zorlandı; Wladislaw adiyle vaftiz olan ve şahsî topraklarını krallığa katmağa söz veren Jagellon ortak Polonya kralı seçildi (1386-1434). Bu seçimle Polonya aristokrasisi ülkeye anarşiye son verebilecek bir sülâle kazandırıyor, doğu ile yakınlık kuruyor ve ülkeyi toton şövalyelerinin tehlikeli baskısından kurtarıyordu; gerçekten Polonya-Litvanya koalisyonu birlikleri, Tötonları Grunwald’de ezdi (15 temmuz 1410).
Wladislaw II Jagellon Moldavya (1387), Eflak (1389) ve Besaıabya (1396) hükümdarlarının kendisine saygı yemini etmesini de sağladığından Polonya artık Baltık denizinden Karadeniz’e kadar uzanan ve bazı çatışmalara, özellikle Litvanya büyük dükü Witold’un sebep olduğu çatışmalara rağmen, iki ülkenin soyluları arasında imzalanan Horodlo birliğiyle bütünlüğü sağlanmış görünen bir devlet haline geldi: daha eski medeniyeti, toprak bütünlüğünün daha sağlam ve nüfusunun daha kalabalık olması dolayısıyle, kral olarak Litvanya’nın soydan geçen büyük düklerini seçmek (her ikisi de Wladislaw II’nin oğulları olan Wladislaw III [1439-1444] ve Kazimierz IV [1445-1491]) kurnazlığını gösteren Polonya, yavaş yavaş bu iki başlı devletin siyasî merkezi haline geldi: Macaristan tahtına Wladislaw (Laszlo) III’ün seçilmesiyle (1440), Krakow çok büyük bir katolik devletin coğrafî merkezi oldu; bu devlet germenciliği önlemekle ve kilisenin baskısıyle (kralın vasisi ve Krakovv piskoposu Olesnicki’nin büyük rolü) Ortodoksluğun ve Müslümanlığın yayılmasını, püskürtmeğe değilse bile durdurmağa (Wladislaw III’ün 1444′te Varna’da Osmanlılara yenilmesine rağmen) yönelmişti. Wladislaw III’ün vârisi Kazimierz IV ise Polonya-Litvanya devletinin güneydoğuya doğru genişletilmesi işini bir yana bırakarak kendini önce Polonya’da monarşinin kuvvetlenmesine adadı: bu iş için Nieszewa imtiyazlarını (1454) verdiği şövalyelerle, artık doğu topraklarının işletilmesine yönelen magnat’lar arasındaki geleneksel çelişkiden yararlandı.
Toton tarikatının rakipleriyle ittifak yaptı ve Onüç yıl savaşlarından sonra (1454-1466), toton tarikatına metbuluğunu kabul ettirerek Pomeranya ve Gdansk’ın kendisine bırakılmasını sağladı; böylece Polonya, buğdaylarının sevk edileceği bir deniz kapısı sağlıyordu (Torun barışı, 1466). Ayrıca Albrecht II’nin kızı Habsburg’lu Elisabeth ile evlenerek (1454), Bohemya tacı ve Macaristan üstünde haklar elde etti (bu haktan oğlu Wladislaw 1471′de Bohemya tacında, 1490′da Macaristan’da yararlandı). Polonya germenciliğe hücuma geçmişti; buna karşı koyabilmek için imparator Friedrich III, Litvanya’nın tabiî rakibi İvan III Vasiliyeviç ile ittifak yaptı; alman tehlikesi azalırken bu sefer de rus tehlikesi başlıyordu.
• Monarşi gücünün azalması ve szlachta’nın zaferi. XV, yy. sonunda, krallığın siyasî, iktisadî ve sosyal yapısı da değişti. Rahip ve magnat sınıfının hırslarını önlemek için szlachta’ya dayanan Jagellon’lar, szlachta üyelerinin her türlü yargıya karşı dokunulmazlıklarını kabul etmekle (Krakovv imtiyazı, 1433) kalmayarak, askerî ve malî yükümler yüklemeden önce mahallî szlachta meclislerinin fikrini almayı da kabul etti; ayrıca 1493′te Piotrkow’da genel bir diyet toplandı; bu, monarşi gücünün küçük soylular lehine azalmasının mantıkî bir sonucuydu. Her ikisi de Kazimierz IV’ün oğulları olan Jan I Adalbert (1492-1501) ve Alexsander I’in (1501-1506) saltanatlarının çok kısa sürmesi, Jan I’in Moldavya’nın bağımsızlığını engelleyememesi ve Bukovina’da ağır bir bozguna uğraması (1497) karşısında cüreti artan szlachta Aleksander I’e, milletin üç sınıfından oluşan genel diyeti kabul ettirerek, meşrutî bir krallık kurulmasını sağladı.
Kral, senatörler ve milletvekillerinden meydana gelen bu genel diyetin onayı, kanunların kabul edilmesi, vergilerin alınması ve seferberliğin ilân edilmesi için şarttı (Nihil Novi anayasası, 1505). Böylece çok kötü sonuçlar veren oybirliği sistemi ortaya çıkmış oldu ve XVII. yy.ın liberum veto’suna yol açtı. Szlachta, Baltık’a açılmanın kendisine sağlayacağı büyük kazancı anladı: Polonya’nın iktisadî (hattâ siyasî) ağırlık merkezi kuzeye doğru kaydı (kısa süre sonra Varşova’nın başkent olması) ve batıda daha elverişli bir yerde bulunan Poznan, Almanya ile Baltık denizi arasındaki mübadelelerin kontrolünü ele geçirdi, iktisadî değişiklikler ve özellikle tarım ürünleri fiyatlarının artması, szlachta’ya ait çiftliklerin yüzölçümünü ve önemini arttırdı.
Szlachta, hükümdara şehir halkının toprak sahibi olmasını yasaklayan, köylülerin yalnız derebeylik mahkemelerinde yargılanmasını ve aile başına bir erkek evlât dışında toprağa bağlanmalarını öngören bir kanunu kabul ettirdi (Piotrkow diyeti, 1496); 1520′de köylülere angarya yüklendi; genel-leşen bu sistem, XV. ve XVIII. yy.da daha da arttı.
• Son Jagellon’lar (1506-1572). Kazimierz IV’ün üçüncü oğlu ve üçüncü mirasçısı Zygmunt I (15044548), oğlu Zygmunt II August’u Litvanya büyük dükü olarak tanıtmayı ve Polonya kralı seçtirerek taç giydirmeyi (1530) başardı. Soydan geçen monarşinin kurulmuş gibi göründüğü bu dönemde Polonya, Jagellon’lar sülâlesinin Macaristan’ın kontrolünü kaybetmesine Lajoş II’nin Mohaç’ta ölümü [1526], Habsburg’lu Ferdinand I’in tahta çıkışı) ve Moskovalıların Smolensk’i ele geçirmelerine (1514) rağmen, en güçlü devresini yaşadı. Toton tarikatı başrahibi Brandenburglu Albrecht, tarikatı laikleştirince (1525) Zygmunt I, soydan geçen Prusya düklüğünün metbuluğunu kabul ettirdi; ayrıca Varşova düklüğünü kendine bağladı (1526); litvanya soylularına, polonya soylularının yararlanmakta olduğu imtiyazları tanımak (1556′da ilk Litvanya meclisinin toplanması) kurnazlığını gösteren Zygmunt II August, Litvanya’ya, «Lublin daimî birleşmesi»ni kabul ettirmeyi başardı; buna göre krallık ve büyük düklük artık tek bir meclis ve ortaklaşa seçilecek tek bir kral tarafından idare edilecekti (1569). Soylularla anlaşarak, içeride bir soylu «res publica»sı kurulmasıyle sonuçlanan reformlar yaptı.
Bir deniz siyaseti hazırladı ve donanmanın inşaını başlattı; Schwerttıâger tarikatı şövalyelerinin çözülmesinden yararlanarak Güney Livonya’yı ele geçirdi: Polonya, Krakow üniversitesi sayesinde XV. ve XVI. yy.da Avrupa’nın geri kalan kısmındaki kültür yenilenmesine katıldı; Krakow’lu dinbilimci Pawel Wlodkowic, toton tarikatının bağımsızlık isteklerine Konstanz konsilinde karşı çıktı; aynı üniversiteden başka dinbilimciler, soylular ve burjuvalar arasında taraftar bulmasına rağmen hus’çu sapkınlığı yendiler; ama aynı zamanda konsillerin papadan üstün olduğunu iddia ettiler. Polonya, bilginleri yeni düşüncelerle büyük ölçüde ilgilenen (De Revolutionibus Orbium Caelestium, Kopernik) canlı bir bilim ve edebiyat merkezi haline geldi; hattâ Reformu kabul etmeğe bile hazır görünüyordu.
Krallar Protestanlığın Prusya, Kurzeme ve Livonya’da yerleşmesini kabul ettiler. Katolik veya ortodoks magnatlar ve soylular kısa süre içinde Protestanlığı kabul ettiler, Soylular meclisinde çoğunluğu ele geçirdiler ve Zygmunt II’den Büyük Polonya’da luther’ci bir kilise, Küçük Polonya ve Litvanya’da da calvin’ci iki kilise kurma iznini aldılar (1552). 1573′te bu fiilî hoşgörü, Varşova konfederasyonunca da onaylandı. Aynı zamanda, hümanizm, italya ile ilişkiler, basımevlerinin gelişmesi ve din tartışmaları millî edebiyatın gelişmesine katkıda bulundu.
ilk gerilemeler ve Altın çağın sonu (1572-1648)
• Monarşide istikrarsızlık ve Karşı Reformun başarıları (1572-1587). 1572′de Zygmunt II August, vâris bırakmadan ölünce, artık hepsi yeni kralın seçimine katılan (Varşova diyetinin kararı, 1573) soylular, valois’lı Henri’yi kral seçmeğe karar verdiler (1573); ama aynı zamanda da krallık gücünü sınırlayan birçok şartı kabul ettirdiler (pacha conventa); Henri’nin Fransa’ya kaçmasından sonra Osmanlı devletinin de yardımıyle Erdel prensi Istvan Bathory’yi kral seçtiler (1576-1586); Bathoky, Gdansk isyanını ezdi ve savaşı başarıyle devam ettirerek Moskovalılardan Livonya’yı geri aldı, ataman Jan Zamoyski’nin desteğini sağlayarak onu kançılarlığa getirdi. Kiliseye Reformla mücadele imkânlarını sağladı (kardinal Hosius’un [Hozjusz] yazılarının yayılması; Wilna’da [Vilnius] Isa tarikatının bir üniversite kurması, 1578).
Bunun üzerine Calvin’cilik hızla geriledi ve Luther’cilik ancak krallık Prusya’sı topraklarında tutunabildi.
Annesi Jagellon sülâlesinden olan Zygmunt III Vasa’nın (1507-1632) tahta çıkmasından sonra, katolik tepki daha güçlü bir hal aldı ve Brzeşç birliği (Roma ile Kiev) metropoliti ve hemen bütün ortodoks piskoposlar tarafından kabul edildi; bununla birlikte her yerden kovulan teslis aleyhtarları 1638′e kadar Rakow’da bir okul ve bir basımevini yaşattılar, «polonyalı rahipler» veya «socini’ciler» adiyle Avrupa’nın her tarafına yayıldılar.
• Kazakların isyanına kadar Vasa (Wasa) sülâlesi (1587-1648). Tahta Vasa (Wasa) sülâlesinden bir kralın çıkması ve eyaletlerini elinden almayı düşündüğü akrabası İsveç krallarıyle çatışması, Polonya’nın siyasetini Baltık’a yönelttiğini ortaya koydu: bu yönde Moskova ile ve özellikle İsveç ile çatışan Polonya, ülkenin üç defa bölüşülmesine yol açan bir döneme girmiş oldu. Bazı başarılar kazanılmasına (Smolensk’in Deulino antlaşmasında geri alınması, 1618) karşılık, krallık Livonya kıyılarını ve tazminat olarak Gustaf-Adolf’a bıraktığı Gdansk gümrüklerini kaybetti (Altmark mütarekesi, 1629). Zygmunt III Vasa’nın Habsburg’lara yardım etmesi, ancak güçlükle karşı konulabilen türk istilâlarına (1620-1621) yol açtı. Bununla birlikte Wladislaw IV (1632-1648), Otuzyıl savaşları sırasında, Fransa ve Habsburg’ların müdahale etmesini istemelerine rağmen tarafsız kaldı, Moskova ile savaşı başarılı bir şekilde bitirdi (Polanowa barışı, 1634) ve İsveç ile son çatışmaları halletti (Sztumska Wies mütarekesi, 1635), ama krallık gücünü artıramadı. Kazimierz IV (Jan II Kazimierz) [1648-1688], Litvanya birliğinden sonra Litvanya’nın Ukrayna’daki topraklarının (Kiev’in güneyinde) kötü işletilmesi tehlikeli iç meselelere yol açtı.
Tatar istilâlarına açık olmasına rağmen Ukrayna hem Kazakları, hem de onlardan sonra hürriyete ve kolayca işlenebilecek topraklara hasret kolonları çekmişti. Ama İstvan Bathory ve Zygmunt III, bu geniş ülkeyi büyük latifundialar haline getirip birkaç büyük magri at ailesine vererek kolonları düşman ettiler; bunun üzerine başlayan Kazak savaşlarında, Kazakların başına 1648′de isyan etmiş bir köylü olan Bogdan Hamelnitskiy geçti.
Polonya’nın gerilemesi (1648-1795)
• Vasa’ların sonu (1648-1688). 1370′ten teri yabancı prenslerin idaresinde’bulunan, soyluların özel çıkarını devletinkinden üstün tutan bir sistemle yönetilen Polonya’yı, Kazakların isyanı temelden sarstı; bu isyanı bahane ederek ülkeye müdahale eden Ruslar, Smolensk ve Vilnius’u (1654) ele geçirdi; isveçliler ise bir an için bütün ülkeyi işgal ettiler ama sonunda püskürtüldüler. Bununla birlikte hükümdar Jan II Kazimicrz. Prusya düklüğü üstündeki metbuluğunu kaldırmak (1657), Iç Livonya’yı isveç’e Oliva antlaşması, 1660), Dnieper’in doğusunda kalan Ukrayna topraklarını da Rusya’ ya bırakmak (Andrusova barışı, 1667) zorunda kaldı. Polonya bu buhrandan iflâs etmiş olarak çıktı: ürünler tahrip edilmiş, ticaret durmuş, nüfus azalmıştı. Hükümdar (Lubomirski’nin isyanı, 1665), liberumveto’nun (ilk olarak 1652′de kullanıldı) kaldırılmasını, daimî vergiler konmasını ve hükümdarlara vârislerini kendileri seçme hakkının tanınmasını kabul ettirmeğe uğraştı.
• Millî tepki (1669-1696). Olumlu bir sonuç elde edemeyince umutları kırılan çocuğu olmayan Jan II Kazimierz, tahta bir fransız prensini seçtirebilmek için tahttan feragati denedi (1668); fakat millî bir tepkiyle karşılaştığı için başarı sağlayamadı ve sonunda Polonyalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Michal Korybut
Wisniowiecki (1699-1673) kral seçildi, Wisniovviecki’nin ölümü (1673) ertesinde Sobieski Jan III adiyle (1674-1696) Polonya kralı oldu.
• Gerileme ve Polonya’nın bölünmesi 1697-1795). Podalya’nın ve Ukrayna’nın büyük kısmının Karlofça barışıyle (1699) geri alınmasına rağmen, Polonya kralın başarılarının kurbanı oldu. İflâs eden ve nüfusu azalan ülke gerilemeğe başladı. Iç işlerine yabancı devletlerin müdahalesi günden güne arttı ve özellikle kral seçimi sırasınız Fransa, Avusturya ve Rusya tahta kendi adaylarını çıkarmağa çalıştılar. Sonunda
Avusrurya ve Rusya, Polonya’ya kral olarak, Wettin sülâlesinden prensleri, Saksonya seçici prenslerini (August II [1697-1788] ve August III [1733-1763]) kabul ettirdiler. Polonya yabancı devletlerin rekabet alanı haline gelmişti. Yeni tebaalarının hürriyetçi geleneklerinden habersiz olan August II, çar Büyük Petro ve Danimarka kralıyle ittifak yaptı; isveç’in Baltık kıyısında ele geçirdiği (1648 Westfalen antlaşmaları ve 1660 Oliva antlaşması) mevzilere hücum etti.
Ama Karl XII’nin askerî dehası karşısında şaşkına dönen ve birlikleri bozguna uğrayan hükümdar, isveçlilere yenildi; İsveçliler Varşova’ya başka bir kralın seçilmesini kabul ettirdiler: Stanislaw I Leszczynski (1704). August II, Varşova’ya tocak Rusların Poltava zaferinden sonra 1709), Büyük Petro’nun yardımıyle dönebildi. Bu ikinci Kuzey savaşı Polonya için büyük felâketlerle sonuçlandı: 1710-1720 arası nüfus azalması en yüksek dereceye ulaştı. üstelik o tarihten sonra ülke Sandomierz konfederasyonunu kuran (1702) August II taraftarlarıyle, sakson mutlakıyetçiliğine karşı olan ve Tarnogrod konfederasyonunu kuran (1715) Stanislaw I taraftarları arasında ikiye bölündü. Bu iki reşkilât çarın müdahalesiyle dağıtıldı ve ma elçisi yeni bir anayasa hazırlanmasına yardım etti; bu anayasa ile yeni vergiler kondu, ordu 24 000 kişiye indirildi ve sakson birlikleri seçici prensliğe çekildi (1717 Dilsiz diyeti). Her türlü merkezî otoriteden yoksun olan, askerî ve malî sıkıntılar çeken Polonya, güçlü komşularının körüklediği bir anarşi içinde yaşıyordu.
Komşuları tacını önce oğluna (sonradan August III). sonra Rusların muhalefeti karşısında Stanislaw I Leszczynski’ye geçirmek isteyen (karşılığında Fransa’nın oğlunun Avusturya tacına adaylığını destekleyeceğini sandığından) August II’nin siyasetine karşı çıktılar. Avusturya durumdan kaygılanınca Prusya ve Rusya, Berlin antlaşmasını imzaladılar; antlaşma Polonya’yı anarşiden kurtarabilecek bir prens seçilmesini önlemek için bu üç devletin ortak çalışmasını öngörüyordu (1732).
Stanislaw I Leszczynski’nin Fransa ve Potocki’lerin desteğiyle kral seçilmesi bu anlaşma yüzünden Polonya Veraset savaşına ve Rusya’nın August III lehine duruma müdahale etmesine yol açtı. August III kurnazlık ederek Kurzeme düklüğünü çariçenin gözdesi Biron’a bıraktı; bu sırada Viyana barışıyle (1735 ön görüşmeleri, 1736 uzlaşması, 1738 barışı) Stanislaw I, Polonya’nın ismen kralı, Lorraine ve Bar dükü oldu. Ordusu 20 000 kişiye indirilen, liberum veto ile meclislerinin eli kolu bağlanan (1736′dan sonra hiç bir meclis normal süresini dolduramadı)
Polonya, Friedrich II’nin Silezya’yı işgal etmekle büyük bir çıkar sağlayacağını bildiği halde Avusturya Veraset savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. Yoksullaşan krallık geçirdiği buhrandan ağır ağır kurtulabildi. Toprakların yeniden işlenmesine özellikle Ukrayna’da başlandı, şehirler kendiliğinden kalabalıklaştı (Gdansk’ın nüfusu 50 000 kişiye, Varşova ‘nınki 40 000 kişiye ulaştı). Ama vatandaşlık duygusunun henüz gelişmemiş olması kalkınmayı frenledi. Bu büyük eksikliğe karşı savaşan Stanislaw Konarski, öğretimde reform yaptı, soylular kolejindeki (1740′ta Varşova’da kuruldu) genç magnatlar gibi öğrencilerine siyasî (liberum veto’nun kaldırılması), iktisadî (sanayi tesisleri kurulması) ve sosyal (angarya sisteminin bırakılması ve makûl bir kira karşılığı köylülere toprak verilmesi) reformlar yapılması gerektiğini öğretti.
Reformcu fikirler Czartoryski prens sülâlesi gibi bazı magnatlar arasında bile yayıldı. Czartoryski’ler, yeğenleri Stanislaw August Poniatowski’yi kral seçtirebilmek (1764-1795) için Rusya’ya başvurdular. Diyet’in kabul ettiği (1764) birtakım reformları kral daha da geliştirdi. Polonya ve Litvanya’da birer ordu ve hazine komisyonu kuruldu: orduya vatansever kadrolar sağlamak için bir kadet (subay) okulu açıldı; Taç Giydirme meclisi, konfederasyonun süresini uzattığından liberum veto geçici olarak kaldırıldı.
Durumdan hoşnut olmayan Friedrich II ve özellikle Katerina II müdahale ettiler; liberum veto’yu yeniden uygulatmayı başardılar (1766 diyeti), güçlü bir merkeziyetçi idareye karşı olanlardan meydana gelen Radom konfederasyonunu kurdular; Repnin diyeti denen olağanüstü bir diyeti, Polonya’yı güçsüz kalmağa mahkûm eden «temel yasalar»! (hükümdarın seçimle iş başına gelmesi; liberum veto; soyluluk imtiyazları) çıkarmağa zorladılar. Bu karara karşı olanlar Bar konfederasyonunu kurarak rus birlikleriyle çarpışmağa başladı (1768-1772).
Durumdan yararlanan Friedrich II ve Katerina II, görüşlerini Maria-Theresia’ya da benimseterek Polonya’yı ilk olarak paylaşmağa karar verdiler; Friedrich II, Gdansk ve Torun dışında krallık Prusya’sını, Katerina II, Duna’nın kuzeyindeki ve Yukarı Dnieper’in doğusundaki litvanya topraklarını, Maria-Theresia ise, Lwow (Lvov) ile birlikte Galiçya’yı ilhak etti. Polonya’yı gerçek bir himaye ülkesi haline getiren Rusya, ülkede daimî bir meclisi öngören yeni bir anayasa kabul ettirdi (1775). Bu himayeye rağmen Stanislaw II Poniatowski ülkede yapıcı bir idare uyguladı; İsa tarikatının kaldırılması sırasında bir millî eğitim kurumu kurdu; bu kurum özellikle vergi sisteminde reform yapma (topraklardan vergi alma) üstünde durarak Konarski’nin eserini devam ettirdi; Krakow (Kollataj’ın rolü) ve Wilno üniversiteleri ise aydın kadrolar yetiştirmeğe girişti. Rusya’nın hareket kabiliyetini ortadan kaldıran Türk-Rus savaşından yararlanan (1788-1792) Büyük meclis ordu mevcudunu artırdı (100 000 kişi) ve fransız devrimcilerini örnek alarak 3 Mayıs 1791 anayasasını oyladı:
Saksonya sülâlesine soydan geçecek monarşi, bakanların sorumluluğu, burjuvaziye bazı siyasî haklar tanınması. Durumdan hoşnut olmayan Rusya, ülkeye ordularını soktu; köylülere verilen bazı imtiyazlara kızan birkaç magnat’ın yardımıyle Targowica konfederasyonunu kurdu (mayıs 1792) ve reformları durdurdu. Grodno diyeti ikinci bir bölünmeyi imzalamak zorunda kaldı (1793); buna göre Rusya, Minsk, Volhinya ve Podolya’yı, Prusya ise Gdansk, Torun ve Büyük Polonya’yı alıyordu. Bu ağır şartlar, millî bir devrim hareketine yol açtı; devrimin siyasî yönetimini İgnacy Potocki ve Kollataj aldılar; ordunun başına geçen Kosciuszko ise Krakow’a girerek milleti Rusya ve Prusya’ya karşı savaşa çağırdı; Varşova (17 nisan) ve Wilno’dan (13 nisan) Ruslar kovuldu. Ama Krakow’u alan (15 haziran) Prusyalılar, Varşova’yı kuşattılar (haziran-eylül 1794). Kosciuszko sonunda yenildi ve Maciejowice’de Ruslara esir düştü (10 ekim); Ruslar Praga varoşunu yıktıktan (4 ekim) sonra Varşova’yı teslim aldılar. Galipler Polonya’dan artakalan kısmı paylaştı; Prusya, Varşova’yı ve Neman ile Bug’a kadar olan toprakları aldı; Rusya bu hattın doğusundaki toprakları, Avusturya ise Krkow’u, Sandomierz’i, Lublin’i ve Mazovya’nın bir kısmını ele geçirdi (24 ekim 1795 antlaşmaları). Ayrıca Stanislaw II Au-gust, tahttan çekilmek zorunda kaldı (27 kasım 1795) ve Polonya krallığı adının «ebediyen kullanılmamasına karar verildi.
• Yabancı işgali (1795-1807). üç devlet hemen ülkeyi sömürgeleştirmeğe giriştiler. Avusturya ve özellikle Prusya fethettikleri kısımları almanlaştırmağa başladı; Avusturya, soyluları köylülere karşı çıkarmayı denedi; Prusya rahip ve soylu sınıflarının mallarına el koydu ve bu mülkleri bölgeyi yönetmekle görevli bir Oberprasident aracılığıyle alman kolonlara dağıttı. Rusya ise, bir tek piskoposluk dışında bütün katolik piskoposlukları kaldırdı ve halkı Ortodoksluğu kabule zorladı. ‘ Milliyetçiliklerinden vaz geçmeyen burjuvazi ile soylular iki ayrı yönde destek aradılar: büyük kısmı Fransa’ya sığınan göçmenler Napolyon’a bağlandılar; Nâpolyon’un lejyonlar halinde teşkilâtlandırdığı bu göçmenler (Tuna Lejyonu, 1800), Luneville, barışından (1801) sonra dağıtılınca, çar Pavel I’in daha önce Kosciuszko ve birçok başka tutukluyu serbest bıraktığı Rusya’ya yöneldiler. Pavel’in yerine geçen Aleksandr I, Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirdiği (1804) dostu prens Adam Czartoryski’nin öğütleri üzerine Polonya’yı kendi lehine birleştirmeyi tasarladı. Çar, mahallî işlerin yönetimini soylulara bırakarak muhafazakârları kazandı. Ama Polonyalılar onu Prusyalıları desteklemekle suçladılar ve Jena’dan sonra prens Czartoryskî istifa etti (1806).
• Varşova Büyük düklüğü (1807-1814). Bunun üzerine Napolyon, yenilen Prusya’dan aldığı illerle (Tilsit, 7 temmuz 1807) Varşova Büyük düklüğü adı altında bir Polonya devletinin kurulmasını kabul ettirdi. Fransız anayasasını örnek alan bir anayasa hazırlandı; ama angarya sistemi devam ettiği ve köylüler sık sık çatıştıkları soylulara bağımlı olduğu için köleliğin kaldırılmasının toplum yapısında bir değişiklik yapmadığı yeni devletin hükümdarlığına Saksonyalı Friedrich-August getirildi. Jozef Poniatowski, Leipzig’de ölümüne kadar (1813), durup dinlenmeden savaşan ve sağ kalanları 1814′te çarı takip eden bir ordu kurdu. Avusturya’ya karşı kazanılan zafer Büyük düklüğün eline Krakow ve Lublin ile birlikte Galiçya’nın büyük kısmını geçirdi; ama düklük iki imparatorun rekabet mücadelesine hedef oldu.
• 1815-1830 Arası Polonya. Napolyon yenilince, Aleksandr I Viyana kongresinde isteğini gerçekleştirdi (1815). Avusturya’nın kendine düşen kısımla bir Galiçya ve Lodomiria krallığı kurmasına göz yumarak Poznanya’yı bir Posen Büyük düklüğü meydana getiren Prusya’ya bıraktı ve Krakow’u hür şehir ilân etti (Krakow cumhuriyeti); ayrıca Polonya’nın geri kalan kısmında kesinlikle Rusya ile birleştirilen bir Polonya krallığı kurdu. Anayasa hazırlandı, hükümet, idarî teşkilât ve millî bir ordu kuruldu; ama en yüksek görevler Rusların elindeydi: çarın kardeşi ve gelecekteki vârisi Konstantin önce ordunun başkumandanıydı, sonra krallığın yönetimini ve dışişlerini de ele aldı; Novosiltsov, Bakanlar kurulunca imparatorluk komiseri tayin edildi (1822).
Polonyalılar birleşmeyi ümit ediyorlardı; ama Aleksandr I, Litvanya ve Rutenya eyaletlerinin birleşmesini kabul etmekle birlikte Viyana anlaşmasına uymağa devam etti. Avantajlı gümrük uzlaşmalarından yararlanan krallığın ekonomisi hızla gelişiyordu (Gdansk’tan tarım ürünleri ihracatı, dokuma sanayii, Prusya rekabetinden korunan Varşova’da metalürji sanayii, Polonya bankasının kurulması), Galiçya’da eyalet meclisleri (yalnız soylular katılıyordu) Metternich tarafından yeniden kuruldu (1817). Poznanya’da toprak reformu, Polonya milletini yabancılara karşı ikiye bölen köylülerle mülk sahipleri arasındaki çatışmaya son verdi. Fikir hayatı Krakow, Varşova (1866′da Stanislaw Potocki kurdu), Wilno (Adam Czartoryski vasisiydi) üniversitelerinde yoğunlaştı.
Liberalizmin yuvası sayılan üniversiteler, mutlakıyetçilik taraftarlarının kurbanı oldu: Krakow (1820); mason Potocki’nin görevinden alındığı Varşova (1821); gizli teşkilâtların üyesi olan öğrencilerin 3 Mayıs 1791 anayasasının yıldönümünü kutladıkları için Rusya’ya gönderildikleri Wilno; bu arada Novosiltsov’un yerine Czartoryski getirildi.
• Ayaklanma yoluyle direnmeler ve başarısızlıkları: 1830, 1846, 1848, 1863. 29 Kasım 1830′da teğmen Wysocki’nin öğretmen okulunda kurduğu bir gizli dernek Konstantın’i öldürmeyi, rus birliklerini kovmayı ve Polonya alaylarıyle halkı ayaklandırmayı denedi. Büyük dük suikastten kurtuldu; ama savaşı önlemek için yayılan isyanı bastırmayı reddetti; general Chlopicki kendini diktatör ilân etti (5 aralık); Diyet, millî bir hükümet kurdu. Poznanya, Galiçya ve Krakow’dan gelen gönüllüler, Chlopicki’nin ordusuna katıldılar; Chlopicki, Avusturya ve Prusya sınırlarının kapatılmasına ve Louis Philippe’in yardım etmeyi reddetmesine rağmen, Rusları Varşova yakınında Grochovv’da yendi (25 şubat 1831); ama Ostroleka bozgunundan sonra Paskyeviç kumandasında Ruslar harekete geçtiler ve Varşova teslim oldu (8 eylül).
İsyanın bastırılmasından sonra çar Nikolay I eski anayasayı kaldırıp lağvedilmiş sayarak krallığa yeni bir anayasa hazırladı (26 şubat 1832); ordu ve Diyet dağıtıldı; Ruslara bırakılan idare, imparatorluk senatosuna bağlandı, üniversiteler (Varşova) kapatıldı; yabancı ülkelerde öğrenim yapma yasaklandı, ama Rusya’daki üniversitelere gideceklere burslar dağıtıldı; bütün Ortodoks olmayanlara baskı yapıldı, ülkeden göçenler Polonya’yı kurtarmak için direnmeye geçtiler (1833′te bastırılan ayaklanma denemesi). Paris’e kaçan Czartoryski bir avrupa savaşma, Demokratlar derneği ise bir iç köylü isyanına bel bağlamıştı. Krasinski, Slowacki, Adam Mickiewicz gibi şairler milliyetçilik duygusunu coşturdular. 1846′da bir ayaklanma patlak verdi; ama kısa süre içinde bastırıldı ve Krakow cumhuriyetini Avusturya’nın ilhak etmesine bahane oldu. 1848′de Berlin isyancıları 1846 ayaklanmasının önderlerinden Mieroslawski’yi serbest bıraktılar.
Friedrich-Wilhelm IV, Poznan Büyük düklüğüne muhtariyet vaat etti ye rus müdahalesinden çekindiği için bir ordu kurarak başına Mieroslawski’yi getirdi; ama rus tehlikesi savuşturulunca poznanlılar görevden alındı ve yeni Anayasa hiç bir muhtariyet getirmedi. Galiçya’daki Polonyalılar muhtariyet ve temsilî bir rejim istiyorlardı. Angarya kaldırıldı. Ama Polonyalıların macar isyancılarına yardım etmesi ve Viyanalıların onlar lehine ayaklanması (ekim 1848), başkentin düşmesinden sonra Galiçya’da sıkıyönetimin ilân edilmesiyle sonuçlandı.
Krallıkta sanayi Dabrowa maden kömürü ocakları sayesinde gelişti ve toprak sahipleriyle işadamlarını ve aydınları toplayan bir tarım derneği kuruldu; tarım derneği üyeleri iktisadî ve sosyal gelişme yolunda çalıştılar (angaryanın kaldırılması), italya birliği için savaş (1861) sonucunda Varşova’da çalkantı yeniden başladı. Vali Gorçakov’un yardım istediği Polonyalı Wielopolski bir idare (seçimle iş başına gelen meclisler) ve eğitim (ilkokul ve ortaokulların çoğalması) reformu yapmakla görevlendirildi: rus memurların yerine Polonyalı memurlar getirildi; Varşova üniversitesi yeniden açıldı, ama Tarım derneği kapatıldı (1861). Polonyalılar 17 ağustos 1861 gösterisi (Lublin birliğinin yıldönümü) sırasında ülkenin birleştirilmesini istediler. Varşova’da sıkıyönetim ilân edildi; hükümet birçok kişiyi tutuklattı: yetkilerini artırdı; ama beyazlar (ılımlı soylular) ve kızılların (devrimciler) mukavemetiyle karşılaştı.
Kızıllar rus nihilistlerinden ilham alarak gizli dernekler kurdular. Varşova üniversitesinden başlayarak işçiler ve zanaatçılar arasında bütün krallığa yayılan bir propaganda ağı kurdular, vatanseverlik gösterileri düzenlediler ve tedhişçiliği desteklediler (liberal düşüncelere epeyce yatkın olan ve Wielopolski’nin isteğiyle tayin edilen Konstantin’e karşı başarısızlıkla sonuçlanan suikastler [8 haziran 1862]). Konstantin şüpheli gençlerin çoğunu zorla askere alarak kızıllardan kurtulmak istedi; çoğu kaçmayı başaran kızıllar rus karakollarına hücum ettiler ama alamadılar (22 ocak). Bağımsızlık ve köylü hürriyeti parolalarıyle devrim patlak verdi. İlke olarak devrime karşı olmalarına rağmen beyazlar da harekete yardım ettiler: soylulardan ve rahiplerden partizanlara katılanlar oldu. Wielopolski istifa etti; ama köylülerin katılmaması hareketin başarısızlığa uğramasına yol açtı. Ukrayna ve Podolya’ya katılmış olan illerde de ayaklanma durdu; ama ormanlarda gerilla savaşı devam etti. Güçler bölünmüştü: Bismarck çara yardım teklif ederken Paris, Londra ve Viyana, Viyana antlaşmasını imzalayan devletlerin bir konferansta toplanmasını ileri sürdüler (haziran). Çar bu isteği reddetti ve Muravyov’u Litvanya’ya gönderdi: isyancıların diktatör ilân ettiği Traugutt, Litvanya’da yakalanıncaya kadar (nisan 1864) Muravyov’a direndi. Traugutt’un Varşova’da asılması çarpışmalara son verdi.
• Meşru direnme ve başarıları (1864-1914). Ülkeyi paylaşan devletlerin ortak bir siyaseti yoktu; Ruslar ve Prusyalılar, halka kendi kültürlerini benimsetmeğe çalışıyorlardı; Avusturyalılar muhtariyeti genişlettiler. Rus Polonyası’nda çar, köleliğin kaldırılması sırasında halkı bölmeyi denedi (1861); litvanya ve rutenya köylülerine öbür impratorluk eyaletlerindekinden daha düşük fiyatla ve daha geniş topraklar verdi; krallıkta kır komünlerine muhtariyet tanınırken, şehirlere tanınmadı ve seçimle iş başına gelen kurumlar kaldırıldı (jüri ve sulh hâhimleri dışında). 1832 yasasından beri kazanılan haklar yavaş yavaş kaldırıldı. Katolik kilisesiyle mücadele hızlandı (manastırların kapatılması, rahiplerin mallarına elkonması, 1864; dinî derneklerin kapatılması; Vatikan ile ilişkilerin yasaklanması, 1870). Varşova üniversitesi ve ikinci derecede kamu tesisleri ruslaştırıldı ve özel kolejlerde lehçe yasaklandı. Bununla birlikte ruslaştırma yüzeyde kaldı. Poznanya’da halk Bismarck’ın germenleştirme siyasetine başarıyle direndi; Bismarck okullarda ve idarî işlerde almancayı mecburî dil haline getirdi; Katolik kilisesiyle (başpiskopos Ledochowski tutuklandı) ve Polonya’da mülkiyetle mücadeleyi başlattı:
Polonyalıların topraklarını satın almak isteyen almanlara yardım etmekle görevli bir sömürgeleştirme komisyonu kurdu (1886). Ama iyi teşkilâtlanan Polonyalılar benzer şirketler kurdular; Poznan Malî bankasını yarattılar (1888) ve Almanlarla kendi usulleriyle mücadele ederek sonunda sattıklarından daha fazla toprak satın aldılar. Caprivi’nin iyimser yönetimi (1890-1894), Bülow’un iktidara gelmesinden önce Polonyalıların bu sonuçları sağlamlaştırmalarına imkân verdi. Buna karşılık Avusturya Galiçyası’nda Polonya ayrıcalığına saygı gösteren 1861 Anayasası iyi karşılandı; Almancanın yerini Lehçe aldı; memurlar Galiçyalılardan seçildi (1869). Ülke mareşalinin başkanlık ettiği Daimî Diyet meclisi ve Diyet, muhtariyeti sağladı. Eyalet, İmparatorluk meclisine göndereceği temsilcileri seçti ve o tarihten sonra başkanı zaman zaman bir polonyalı olan Avusturya kabinesinde hep galiçyalı temsilciler yer aldı. Diyet, bütçeyi çok zayıf olan iktisadî gelişmeye ve kamu eğitimine ayırdı.
Okula gitme oranı öyle yüksekti ki, Galiçya Polonya’nın yeni kadrolarını sağladı. 1870′ten beri polonyalılaştırılan üniversitesi ve 1873′te kurulan bilim ve edebiyat fakültüleriyle Krakow ve Lwow, prusya ve rusyalı öğrenci ve bilginlerin akın ettikleri birer fikir merkezi haline geldi. O tarihten sonra ayaklanmanın yerini meşru direnme aldı. Direnmeyi Varşova’da Mîllî Birlik dergisini (1886), sonra da Lwow’da Polonya Birliği dergisini (1895) çıkaran Jan Poplawski yönetti. Dmowski, amacı pangermanizm ve panislavizmle düzenli bir şekilde savaşmak ve ülke bütünlüğünü sağlamak olan Milliyetçi Demokrat partiyi kurdu (1897). Aynı zamanda işçi hareketi büyüdü (grevler, gizli dernekler kurulması).
Avusturya parlamentosundaki temsilcilerin artması (1897) milliyetçi demokratların Galiçya diyetinde de aynı hakkı istemelerine yol açtı (1902). Kızıllar Marks’çılığı ve Rosa Luxemburg’un yönettiği Polonya ve Litvanya Krallığı Sosyal Demokrat partisinin etkisiyle milletlerarası sosyalizmi benimserken, Limanowski Paris’te vatansever eğilimli Polonya Sosyalist partisini kurdu (1892). Bu partinin merkez komitesi üyesi Pilsudski önce Lodz’a yerleşerek gizli bir gazete (Ro-botnik [İşçi]) çıkardı; 1900′de tutuklanıp kaçmasından sonra da Galiçya’da yerleşti. Rus-Japon savaşı sırasında bir ayaklanma denemesi yaptı (13 kasım 1904), sonra savaş birlikleriyle karışıklıklar çıkarttı; bu sırada milliyetçi demokratlar düzeni sağlamak için kendi birliklerini teşkilâtlandırıyorlardı. Köylü birliği köylerde gizli olarak çalışıyor; Duma’nın en kuvvetli partisi olan Milliyetçi Demokrat parti, polonya kamuoyunu temsil ediyordu. Litvanyahlar, beyaz ruslar, Ukraynalılar ve yahudiler de milliyetçilik hareketine başladı ve ülkeyi paylaşan devletler bu azınlıkların Polonyalılarla anlaşmazlıklarından yararlandı. 1910′dan sonra «atış grupları» (avusturya yetkililerinin desteklediği sosyalist topluluklar) bir geçici Bağımsızlık Partileri komisyonu kurarak başkanlığına Pilsudski’yi getirdiler; bu partiler Ruslara karşı savaşa girişilmesi halinde iktidarı teşkilâtlandırmak için birleşmişti (1912). Ama muhafazakârların Habsburg’ları tutmasına karşılık milliyetçi demokratlar Rusya’ya bel bağlamışlardı.
• Polonya ve Birinci Dünya savaşı. Krakow’da toplanan «Avcılar»ın başına geçen Pilsudski, rus sınırını aştı; orada toplanan Yüce Millî meclis (N.K.N.) Polonya lejyonlarını kurdu (6 ağustos 1914); bu lejyonları Pilsudski’nin yanı sıra Wladislaw Sikorski gibi nizamî ordu subayları yönetiyordu. Ama genelkurmayın bu millî orduyu desteklemesine karşılık Avusturya hükümeti siyasî alanda herhangi bir vaadde bulunmadı.
Nikolay II’nin muhtariyet vaat ettiği krallık Polonyalıları, Millî meclise katılmadı: Lublin’i lejyonların almasından sonra Avusturyalılar, Varşova (ağustos 1915) ve Wilno’nun alınmasından sonra da Almanlar, krallığı iki bölgeye ayırdılar (Lublin çevresinde Avusturya bölgesi, Varşova’yı da içine alan Alman bölgesi); sonra bu iki bölgeyi meşrutî, bağımsız ve soydan geçen bir Polonya krallığı halino getirmeyi vaat ederek birleştirdiler (5 kasım 1916). [Bk. polonya seferleri.] Aslında söz konusu olan şey Verdun’deki kayıpları dolduracak bir polonya ordusu kurmaktı. Bu ordunun en seçme birlikleri olması gereken lejyonlar, avusturya ordusuna katıldı.
Bir almanın başkumandanlığa getirilmesine karşı çıkan Pilsudski, Magdeburg’a sürüldü (27 temmuz 1917). Kısa süre sonra geçici Devlet konseyi istifa etti. Merkez imparatorluklarının 12 eylül 1917′deki karar-larıyle bir naiplik konseyi, bir bakanlık kabinesi, bir devlet konseyi kuruldu; ama Brest-Litovsk anlaşmasından önce imparatorluklar Naiplik meclisine danışmadan Chelm bölgesini Yeni Ukrayna’ya verdiler (9 şubat 1918). Albay Haller’in lejyonerleri firar ettiyse de çoğu yakalandı (şubat). Rusya’da Dowbor Musnickfnin kumanda ettiği polonya birlikleri, bolşevikleri tanımadılar ve Polonya’ya dönmeğe çalıştılar; ama çoğu alman kuvvetleri tarafından silâhsızlandırıldı (mart).
Bununla birlikte 15 ağustos 1917′de Lozan’da kurulan ve Paris’e yerleşen Millî komiteyi batılılar «resmî Polonya teşkilâtı» olarak tanımışlardı; başkanlığını Dmowski’nin, başkan yardımcılığını Paderewski’nin yaptığı bu komite, bir gönüllüler ordusu toplayarak başkumandanlığına Haller’i getirdi ( 4 ekim). Wilson’un «deniz sınırı olan bağımsız ve birleşmiş bir Polonya devleti kurulması»yle ilgili on üçüncü maddesini (Paderewski’nin telkiniyle hazırlanmıştı), barış isteyen (5 ekim 1918) merkez imparatorlukları kabul etti.
Bağımsız Polonya (1918-1939)
• Polonya demokrasisinin kuruluşu. Avusturya-Macaristan ‘imparatorluğunun parçalanması ve Alman devrimi, Naiplik meclisinin Polonya devletinin kurulduğunu ilân etmesine (8 ekim 1918) ve Pilsudski’nin Varşova’ya geri dönmesine imkân verdi; Naiplik meclisinin başkumandan tayin ettiği Pilsudski, alman birliklerinin Almanya’ya dönmesini müzakereye koyuldu; sonra lublin sosyalistleri (11 kasım) ve naipler tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ama milliyetçi demokrat Paris komitesi ve sosyalist Varşova hükümeti, başkanlığını Paderewski’nin yaptığı bir birlik kabinesi kurmak için anlaştılar (16 ocak 1919).
Dmowski Barış konferansına delege gönderildi, genel oy sistemiyle yapılan ocak 1919 seçimlerinde Kongre krallığında ve Batı Galiçya’da seçilen Kurucu meclisin üçte biri milliyetçi demokratlar, onda biri sosyalistlerden meydana geliyordu; merkezdeki halkçılar ikiye bölündü, bir kısmı nasyonal demokratları, bir kısmı da sosyalistleri destekledi. Meclis Pilsudski’yi devlet başkanlığına seçti. Pilsudski, bakanlar gibi meclise karşı sorumluydu (20 şubat 1919 anayasası); ama aynı zamanda dâ başkumandan olduğundan bu sıfatla denetimsiz hareket ediyordu. Versailles antlaşmasıyle batı sınırı hemen hemen 1772 paylaşmasından önceki şekline sokuldu. Ama Danzig (Gdansk) hür şehir ilân edildi. Doğu Prusya’da (temmuz 1920) ve Yukarı Silezya’da (mart 1921) yapılan plebisitlerde halk Almanya’yı tuttu; Teschen (Cieszyn) Silezyası Çekoslovakya’ya verildi: böylece 400 000 Polonyalı’dan olan Polonya’ya, buna karşılık olarak 230 000 almanın bulunduğu Katowice bölgesi düştü.
Doğuda Ukraynalılar Lwow’dan çıkarıldı (kasım 1918); Pilsudski Kızılorduyu kuzeye doğru püskürttü ve Wilno’ya girdi (nisan 1919); Haller, Romanya sınırına dayandı. Ama Müttefiklerarası Yüce meclis Polonya- S.S.C.B. sınırı olaralc Bug’u kararlaştırması (Curzon hattı, aralık 1919) zaten iç meseleler arasında bunalan Padrewski’nin istifasına yol açtı.
Beyaz ve kızıl Rusların tehdidi altındaki Ukrayna cumhurbaşkanı Petlyura Polonya’ya kısa süre önce Ukrayna ile birleştirilen Doğu Galiçya’yı geri verdi ve Volhinya’nın yarısını bıraktı; mareşalliğe yükseltilen Pilsudski ile ittifak yaptı (22 nisan 1920) ve onunla birlikte Kiev’e girdi
(7 mayıs). [Bk. polonya-sovyet savaşi.] Tuhaçevskiy’in karşı hücumuyle polonya birlikleri Varşova, Torun ve Lwow’a kadar püskürtüldü (ağustos).
Milliyetçi tepki ve general Weygand’ın yardımı, Pilsudski’ye Kızılorduyu Varşova önünde durdurmak (14 ağustos) Sikorski’ye de bu orduyu Aşağı Vistül’e püskürtmek imkânını verdi. Ruslar önce Riga mütarekesini (12 ekim 1920), sonra barışı (18 mart 1921) imzaladılar: Polonya Curzon hattının 200 km ötesine kadar uzanan bir toprak şeridini geri aldı. İçte, Kurucu meclis bir ordu topladıktan ve toprakların yönetimini birleştirdikten sonra, bir toprak reformuna girişti. 1919′da kurulan ve 15 temmuz 1920 toprak kanunuyle büyük arazileri kamulaştırma yetkisini alan Toprak ofisi 1920-1925 arasında 936 000 hektar toprağı köylülere dağıttı. 17 Mart 1921 anayasasıyle genel oy sistemiyle seçilen iki meclis kuruldu: diyet ve senato.
Cumhurbaşkanı bu meclisler tarafından seçiliyor ve senatörlerin dörtte üç müspet oyu ile diyeti dağıtabiliyordu. Sağ kanat çoğunlukta olduğu bu meclisler yardımıyle Pilsudski’nin güçlü kişiliğini dengeleyebildi. Seçimlerde çoğunluk değişmedi (5 kasım 1922), fakat ortak liste çıkaran millî azınlıkların önemi ortaya çıktı. Pilsudski cumhurbaşkanlığını kabul etmeyince, sosyalistlerin yardımıyle Narutowicz seçildi (9 aralık 1922); Narutowicz’in öldürülmesinden (16 aralık) sonra da soyalist Wojciechowski cumhurbaşkanı oldu.
Sağ kanat polonya markının devalüasyonu ve Krakow’daki sosyal karışıklıklar (mayıs – aralık 1923) sonucu devrilen Witos kabinesini ve parayı yeniden değerlendiren (zloty’nin tedavüle çıkarılması) Grabski kabinesini destekledi. Cumhurbaşkanlığı dönemi sonunda genelkurmay başkanlığına getirilen Pilsudski, YVitos kabinesi kurulunca istifa etmişti.
• Pilsudski’nin diktatörlüğü (1926-1935). Pilsudski ile milliyetçi demokratlar arasındaki uzlaşma denemelerinin başarısızlığından sonra, bir rakibinin savaş bakanlığına getirilmesi (11 mayıs 1926) üzerine Pilsudski bir hükümet darbesi yaptı (12-14 mayıs 1926): başkanlığa Bartel’in, savaş bakanlığına Pilsudski’nin getirildiği yeni bir hükümet kuruldu; Pilsudski dostu Moscicki lehine cumhurbaşkanlığını kabul etmedi ve yürütme gücünü kuvvetlendirdi. Tam yetki alarak idare ve orduda temizlik yaptı ve kendisini her desteklemeyişinde diyetin toplantılarını erteledi. Kömür ihracatı ve amerikan yardımı sayesinde malî durum düzeldi. İkinci diyette (7 mart 1928′de seçildi), sağ ezildi ve parlamenter rejim taraftarlarıyle diktatörlük taraftarlarının çatıştığı hükümet bloku ağır bastı.
Pilsudski parlamenter rejim taraftarı Bartel’e işten el çektirdi ve albay Slawek askerlerin çoğunlukta olduğu bir kabine kurdu. Ama iktisadî buhran siyasî durumda büyük bir değişiklik yarattı; muhalifler artık sağda değil, merkezde ve soldaydı. Krakow kongresinde Pilsudski’nin diktatörlüğü aleyhine gösteri yapan ve istifa etmesini isteyen (29 haziran 1930) sol muhalifler, hükümet blokunun seçimleri kazanmasından sonra (16 kasım) tutuklandılar veya yurt dışına kaçtılar.
• Albaylar diktatörlüğü ve savaşa gidiş (1935-1939). Diktatörün ölümünden sonra (12 mayıs 1935), yardımcıları yeni anayasa (23 nisan) ve seçim reformu sayesinde iktidarı muhafaza ettiler; o tarihten sonra muhalefet seçimlere katılmama şeklinde işledi. Yetkileri artırılan cumhurbaşkanı Moscicki, askerlerle anlaşmazlık halindeydi; komünistlere maledilen karışıklıklardan (mart-nisan 1936) sonra askerler, mücadeleyi kazandılar; general Skladkowski-Slawoj kabineyi kurdu; önce genel ordu müfettişliğine, sonra mareşalliğe tayin edilen Rydz-Smigly hükümette çok önemli rol oynadı ve bir sertlik siyaseti uyguladı (köylü grevlerinin bastırılması, ağustos 1937).
Çekoslovakya’nın sınırlarını Almanya lehine değiştiren Münih konferansı (30 eylül 1938) üzerine dışişleri bakanı (1932-1939) ve S.S.C.B. (1932) ve Almanya ile (26 ocak 1934) saldırmazlık paktlarının imzalayıcısı albay Beck, Teschen’i (Cieszyn) [2 ekim] işgal etti. Danzig’i ve Polonya koridorunda bir geçit isteyen Hitler’in baskısı karşısında, Chamberlain bağımsızlığı tehdit edildiği takdirde, İngiltere’nin Polonya’yı destekleyeceğini açıkladı (31 mart 1939). Bunun üzerine Almanya ve S.S.C.B. Polonya’ya karşı ittifak yaparak (2 ağustos) bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar (23 ağustos).
Polonya’nın istilâsı ve işgal dönemi (1939-1945)
Alman birlikleri savaş ilân etmeksizin Polonya’yı istilâ ettiler (1 eylül). [Bk. polonya seferleri.] Sovyetler’in doğu illerine girdiği sırada sivil ve askerî yetkililer Romanya’ya geçtiler (17 eylül). Çarpışmalar Varşova’nın teslim olmasıyle (27 eylül) sona erdi. Ruslar ve Almanlar Polonya’yı paylaştılar: S.S.C.B. Batı Ukrayna’yı ve Bug hattına kadar Beyaz Rusya’yı işgal etti:
Almanya Varşova’ya kadar Batı Polonya’yı Reich’a kattı ve toprakların geri kalan kısmını bir genel valilik haline getirdi; her iki devlet ülke halkını çeşitli bölgelere sürmeğe başladı. Polonyalılar Fransa’da general Sikorski başkanlığında bir hükümet kurdular. Yeni kurulan bir ordu Fransa harekâtı sırasında (mayıs-haziran 1940) ve mütarekeden sonra Büyük Britanya saflarında çarpıştı. Hitler’in S.S. C.B.’ye hücumundan sonra, Sikorski, Rusya’da general Anders’in kumanda ettiği (1942 yazı) bir ordu kurulmasıyle sonuçlanan askerî bir antlaşma imzaladı; bu ordu kısa süre sonra Uzakdoğu yoluyle Kuzey Afrika’daki müttefik cephesine katıldı. Sikorski’nin ölümünden sonra, Polonya gizli Antant komitesinin onayıyle yerine geçen Mikolajczyk, direnmeyi teşkilâtlandırdı; ve Londra’dan verdiği direktiflerle bir yurt içi millî ordu kurdu (şubat 1942); bu arada Moskova «Tadeusz Kosciuszko» tümenini meydana getirerek (mayıs 1943); bir millî halk meclisi kurulmasını destekledi (31 aralık 1943); başkanı Osobka-Morawski olan bu meclis Polonya Millî Kurtuluş komitesini meydana getirdi ve Kosciuszko tümeninin Curzon hattını aşmasından sonra Lublin’e yerleşti.
Bu arada alman işgal kuvvetleri toplama kampları kurmuş (Auschwitz [Oswiecim], Maydanek v.b.), milliyetçilere karşı misilleme hareketlerine girişmiş, sürgün ve idamlarını artırmış, polonya milletini yok etmek için var gücüyle çalışmağa koyulmuştu. 1943 Nisan-mayısında Varşova gettosunun isyanı burada toplanan yahudilerin hepsinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Direnmeciler Almanlara karşı mücadeleye devam ettiler: sabotajlar, suikastler (msl. general Kutschera’ya karşı), partizan çarpışmaları birbirini takibediyordu. İç ordunun başkumandanı general Bor-Komorowski yönetiminde ayaklanan Varşova (1 ağustos 1944), kahramanca bir direnişten sonra Vistül’ün sağ kıyısındaki rus birliklerinin müdahale etmemesi üzerine teslim olmak «zorunda kaldı; şehir yıkıldı, halkı sürgün edildi. Varşova’nın sovyet ve Polonya birlikleri tarafından kurtarılmasından (17 ocak 1945) sonra, Lublin hükümeti «Geçici hükümet» adiyle şehre yerleşti. (Bk. polonya seferleri.)
Polonya Halk cumhuriyeti
Yalta konferansında (11 şubat 1945), Polonya’nın sınırları doğuda Curzon hattı, batıda Oder-Neisse (Odra-Nysa) olarak tespit edildi ve hükümetin daha geniş bir demokrasi temeline dayandırılması ileri sürüldü. İlk millî birlik hükümeti başbakan Osobka-Morawski Gomulka (Polonya İşçi partisinin komünist genel sekreteri) ve Mikolajczyk (Polonya Köylü partisi başkanı) tarafından kuruldu. Komünist Bierut cumhurbaşkanlığına getirildi. Sınır düzenlemeleri ve azınlıklar meselesi nüfus aktarmalarıyle çözüldü: bir buçuk milyon polonyalı S.S.C.B.’den memleketin doğusuna getirildi, buna karşılık 400 000 Ukraynalı Chelim bölgesinden ayrıldı; batıdaki halk Odra’nın ötesine nakledildi veya Polonya uyrukluğuna alındı (1 milyon kişi).
Hükümetin görevi serbest seçimleri hazırlamaktı. Bakanlıkların çoğunu elde tutan Hükümet bloku (Polonya İşçi partisi, Polonya Sosyalist partisi, Köylü partisi, Demokrat parti), tek bir liste hazırladı; buna karşı çıkan Mikolajczyk ise ayrı bir liste hazırlamıştı. Blok, oyların yüzde 90′ını aldı (ocak 1947). Seçimler ertesinde Millî Birlik hükümeti parçalandı ve Mikolajczyk gizlice yurt dışına kaçtı (ekim 1947); Cyrankiewicz’in başkanlık ettiği hükümet koalisyonu 19 Şubat 1947 anayasasını oylattı. İşçi partisi bir iç buhranı çözdükten sonra (Gomulka’nın partiden çıkarılması, 1949) birleşik bir işçi partisi kurdu (sosyalistlerle komünistlerin birleşmesi) ve bu partinin genel sekreterliğe getirilen Bierut (22 aralık 1948), partinin bütün kilit noktaların ele geçirdi. Varşova doğumlu rus mareşali Rokosovskiy savaş bakanı ve ordu genel müfettişi oldu (kasım 1949). 22 Temmuz 1952′de çıkarılan yeni bir anayasa ile cumhurbaşkanının yerini bir devlet konseyi aldı.
30 Hektardan büyük topraklara elkonması ve bu toprakların parsellenmesi, elli kişiden çok işçi çalışan işletmelerin devletleştirilmesi ve ekonominin planlanması (üç, sonra altı yıllık planlar), varlıklı sınıfları sarsarken, ne köylüleri hoşnut edebildi (kolektif işletmeler lehine baskı), ne de işçileri (üretimi artırmak için büyük çabalar istenmesi).
Bilimler akademisinin fikir hareketini marks’çı çizgiye yöneltmesine karşılık, hükümet, etkisi hâlâ büyük olan kiliseyle uğraşmak zorunda kaldı; kilise devletle bir modus vivendi (1950) kurmayı başardıysa da kardinal Wyszynski’nin görevinden alınmasıyle (eylül 1953) uzlaşma imkânı ortadan kalktı.
Bununla birlikte kilise gücünü katbetmedi (Varşova Katolik İlahiyat kademisinin kurulması 1954); işçi ve köylü çevrelerinin iktidardakilerin temsil ettiği komünizme ve sovyet etkisine karşı muhalefetleri günden güne arttı. Poznan’da ayaklanmalar patlak verdi (28 haziran 1956). Natolin grubu bu sıkıntıları emniyet teşkilâtını kuvvetlendirerek çözmeyi önerirken; merkez komitesindeki muhalif kanat bu teşkilâtın hükümetin denetimi altında olmasını, adlî sisteme bağımsızlık tanınmasını, kolektifleştirme ve planlamanın yumuşatılmasını, bürokratik merkeziyetçiliğin azaltılmasını ve işletmelere ve müdürlerine daha fazla sorumluluk tanınmasını istiyordu. Bu eğilim sonunda başarı kazandı; programı hazırlamış olan Gomulka, Ochab ve Cyrankiewicz’in (1954′ten beri hükümet başkanı) desteğiyle partiye geri alındı.
21 Ekimde iktidara geldi ve mareşal Rokosovskiy politbürodan atıldı. Bunun üzerine Gomulka arkadaşlarıyle birlikte hazırladığı siyasî programı uygulamağa başladı. S.S.C.B. ile ilişkiler yeniden gözden geçirildi, devlet kiliseye karşı daha yumuşak bir tutum benimsedi: kardinal Wyszynski’ye görevi iade edildi (ekim 1956), yeni bir modus vivendi hazırlandı (aralık 1956) ve Wyszynski, devlet ve kilisenin barış içinde işbirliği lehinde bir bildiri yayımladı. 1956 «Polonya ekim»inden beri Polonya Birleşmiş işçi partisinin genel sekreteri olan Wladislaw Gomulka, 1959 parti kongrelerinde tekrar seçildi. Resmî tatil sayılan, bununla birlikte doğum kontrolü (ocak-mart 1960) ve dinî bayramları kaldıran (kasım 1960) kanunlar çatışmalara yol açtı.
1961′deki Millet meclisi (Sejm) seçimleri sonucunda Millî Cephe içinde 17 yeni milletvekili kazanan (1957′deki 236′ya oranla 255 milletvekili) Polonya Birleşik İşçi partisinin durumu daha da sağlamlaştı; Birleşik Köylü partisi, 1 milletvekili fazla çıkardı (116 yerine 117); Demokrat partinin 39 milletvekili yeniden seçildi, öbür partiler ise (bu arada Polonya Katolik partisi) 20 milletvekilliği kaybettiler. 1964′te Gomulka, tekrar parti genel sekreteri seçildi; Ochab meclis başkanı oldu. 30 Mayıs 1965 seçimlerinde millet meclisinde durum değişmedi. Bu dönem boyunca hükümet aynı kaldı. 1954′ten beri başbakan olan Jozef Cyrankiewicz 1961 ve 1965 seçimlerinden sonra da görevine devam etti. 1952′den beri devlet başkanı olan (Devlet konseyi başkanı) Aleksander Zawadzki, 1961′de tekrar seçildi ve 7 ağustos 1964′te ölümü üzerine meclis, Komünist partisinin siyasî büro üyesi Edward Ochab’ı seçti (24 haziran 1965); Ochab 24 temmuz 1965′te tekrar seçildi. Fakat 1968′de istifa etti. Birleşik İşçi partisinin (1 ocak 1959′da 1 072 000 üye) üçüncü kongresinde (mart 1959) «dogmacılar» (stalin’ciler) tasfiye edildi.
Partinin 1 640 000 üyesini temsil eden 1 630 delege ile toplanan dördüncü kongrede (15-20 haziran 1964) 1961-1965 planına oranla, yatırımları yüzde 38 artırmayı öngören yeni bir beş yıllık plan (1966-1970) kabul edildi. Polonya İşçi partisi, bütün çabasını iktisadî durumu düzeltmeğe verdi; bütçenin yarısından çoğu millî ekonomiye ayrıldı. Rejim, bu çabasından dolayı halkı hoşnut etmesine rağmen aydınların ve kilisenin muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Parti ile aydınlar arasında bir anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlık özellikle «revizyonist» aydınlar grubunun önderi olan, Varşova üniversitesi felsefe profesörü Leszek Kolakowski’nin partiden ihraç edilmesiyle (ekim 1966) su yüzüne çıktı; ayrıca batılı Marx uzmanlarına benzer oportünist teorilerinden dolayı suçlanan filozof Adam Schaff ile hükümet arasındaki ilişkiler de gergindir. Halkın büyük kısmının bağlı olduğu katolik kilisesiyle muhalefet de öteden beri devam etmektedir; ancak devlet ile kilise (Polonya başpiskoposu kardinal Wyszynski temsil eder) arasındaki ilişkiler karşılıklı olarak birbirlerinin gücünü kabul etmeğe ve ciddî bir mücadelenin gereksizliğine dayanır. Polonya’nın dış siyasetinin temeli Sovyet Rusya ile dostluk ve ittifaka ve Oder-Neisse sınırının dokunulmazlığına dayanmağa devam eder.
Polonyalıların Almanlara karşı duydukları güvensizlik ve kin ise hiç azalmamıştır. 8 Nisan 1965′te yirmi yıllık bir Polonya-Rusya yardımlaşma anlaşması imzalandı. 11 Haziran 1966′da Polonya ile Rusya arasındaki bilimsel ve teknik işbirliği anlaşması yenilendi. Büyük komşusunun çizgisinden ayrılmayan Polonya, öteden beri çin idarecilerinin «bölücü siyasetçine karşı çıkmaktadır. Bununla beraber, şubat 1966′da Arnavutluk ile siyasî i-lişkilerini tekrar kurdu ve bu tarihte Tiran’daki Polonya maslahatgüzarı elçiliğe yükseltildi. Polonya ile Doğu Almanya arasında 15 mart 1967′de, Polonya ile Bulgaristan arasında da 6 nisanda birer ittifak ve yardımlaşma anlaşması imzalandı. Bütün sosyalist cumhuriyetler gibi, Polonya da, teknik ve kültürel alanda büyük batı devletleriyle işbirliği anlaşmaları yaptı.
Bunların başlıcaları, 25 mart 1965 İtalya-Polonya anlaşması ve 20 mayıs 1966 Fransız-Polonya anlaşmasıdır.
1968′de Polonya’da büyük karışıklıklar oldu. İlk önemli huzursuzluk, üniversite öğrencilerinin ayaklanmalarıyle ortaya çıktı. 8 Mart günü Varşova üniversitesi öğrencileri, Polonya Kültür bakanlığının bir piyesi yasaklamasını protesto eden iki arkadaşlarının üniversiteden atılması üzerine gösterilere başladı; yüzlerce polis ve milis, üniversite içinde 3 000-4 000 kadar öğrenciyle çarpıştı. 11 Martta öğrenciler Kültür bakanlığına ait bir binayı tahrip etti; öğrenci olmayan kalabalık gruplar tarafından da desteklenen ayaklanmalar bir hafta içinde büyük sokak çarpışmaları halini aldı. Polonya Birleşik İşçi partisi (Komünist parti) organı Tryhuna Ludu gazetesinin, öğrencilerin siyonistlerce kışkırtıldıklarını öne sürmesi yahudi aleyhtarı bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Varşova’da patlak veren ayaklanmalar, Krakow, Lublin, Poznan, Gdansk (eski Danzig) şehirlerine de yayıldı.
19 Martta bir parti toplantısında konuşan Gomulka öğrencilerin «sosyalizme ^ düşman kuvvetler tarafından aldatıldıklarını» öne sürerek, öğrenci önderlerini «pis provokaskon metotlarına baş vurmakla» suçladı. Gomulka, ayaklanan öğrencilerin «kahrolsun komünizm», «kahrolsun Rusya» gibi sloganlar kullandıklarını da sözlerine ekledi. 8-15 Mart arasında 1 208 kişinin tevkif edildiğini belirten Gomulka, sözlerini olaylarda en faal rol oynayanların yahudiler olduğunu öne sürerek bitirdi. Gomulka’nın demeci üstünden henüz 24 saat bile geçmemişken Varşova Politeknik öğrencileri oturma grevine başladı. Olaylar gelişirken Polonya Katolik kilisesinin başı kardinal Wyszinski, bir mesaj yayımlayarak dolaylı yoldan hükümeti kınadı. 25 Martta aralarında Prof. Leszek Kolakowski gibi ünlü bir filozofun da bulunduğu 6 üniversite öğretim üyesinin «revizyonist» oldukları gerekçesiyle işlerine son verildi.
30 Martta hükümet üniversitenin birçok bölümünü kapattı. 8 Nisan 1968′de Devlet konseyi başkanı (cumhurbaşkanı) Edward Ochab istifa etti; Polonya parlamentosu (Sejm) bir gün sonra toplanarak Komünist partisi adayı mareşal Marian Spychaîski’yi Devlet konseyi başkanlığına getirdi.
Yahudilerin parti ve devlet teşkilâtlarından «temizlenmesi» kampanyası daha da şiddetlendi: Varşova’da yayımlanan Zycie Warszawi gazetesi Komünist partisinden 6 951 kişinin ihraç edildiğini açıkladı.
Polonya’daki karışıklıklar Komünist partisi içinde önemli bir bunalıma yol açtı. «Partizanlar» adiyle bilinen aşırı milliyetçi komünistlerin önderi içişleri bakanı general Mieczislaw Moczar’ın parti yönetimine hâkim duruma gelmesi, yahudilere karşı uygulanan baskıların artmasına sebep oldu; bu yüzden binlerce yahudi Polonya’dan göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya olayları, Polonya’daki bunalımı daha da yoğunlaştırdı. 11 Kasım 1968′de toplanan Komünist Partisi kongresinde Gomulka, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini savundu.
Bununla birlikte 1969 sınır direklerini başından sonra durumda bir yumuşama görüldü.Gomulka yahudi aleyhtarı kampanyaya son verilmesini istedi; İçişleri bakanlığına bağlı olarak kurulmuş olan Yahudi dairesi Gomulka’nın emriyle feshedildi. İç Siyaset alanındaki bu yumuşamanın etkileri, Polonya’nın dış ilişkilerinde de yansıdı.
Mayıs ortalarında Gomulka, Oder-Neisse hattının iki ülke arasında kesin ve değişmez bir sınır olarak kabul edilmesi halinde Federal Alman hükümetiyle bir anlaşma yapmağa hazır olduklarını söyledi. Gomulka böylece, o yıl Federal Almanya şansölyeliğine seçilmiş olan Willy Brandt’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi konusundaki teşebbüslerini olumlu karşılamış oluyordu. Bununla birlikte, iç siyaset alanındaki nispî huzur ve yumuşama uzun sürmedi. 1969 Yazının özellikle kurak geçmesi ve kötü hasat şartları, küçük tarım işletmelerine dayanan polonya tarımını alt üst etti. İktisadî durumun kötüleşmeğe yüztutması üzerine, hükümet 1970 yılı sonlarında yiyecek (özellikle et, süt, peynir v.b.), kömür ve akaryakıt fiyatlarını büyük ölçüde yükseltmek zorunda kaldı. Bu artış, özellikle, işçi sınıfını etkiledi; bunun üzerine önce Baltık kıyılarındaki Gdansk, Gdynia, ve Szczecin’de (esk. Stettin) liman ve dok işçileri genel greve başladı; bu grev kısa zamanda büyük gösteriler halini aldı. Gdansk’ta dok işçileri limandaki bir sovyet ticaret gemisini ateşe verdi; Szczecin’de de işçiler Komünist partisi binasını tahrip etti; hükümet ayaklanan işçilerin üstüne tanklar ve askerî birlikler sevk etti.
20 Aralık 1970′te Gomulka, Polonya Komünist partisi birinci sekreterliği görevinden istifa etti. Parti Merkez komitesi toplanarak bu göreve Edward Gierek’i getirdi, önderler kademesindeki değişiklik bununla kalmadı: 23 aralıkta Polonya parlamentosunun olağanüstü toplantısında Devlet konseyi başkanı mareşal Spychalski ile başbakan Cyrankiewicz de istifa ettiklerini açıkladılar. Partinin yeni sekreteri Gierek’in teklifi üzerine Cyrankiewicz Devlet konseyi başkan Jaroszewicz de başbakan seçildi.
Polonya – Osmanlı ilişkileri
Türkler Vilâyet-i Leh ve Lehistan adını verdikleri Polonya ile, Jagellon’lar zamanında ilişki kurdular. Wladislaw (Vladislav) [1386-1434], Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Niğbolu savaşına kuvvet göndererek macar kralı Zsigmond’u destekledi; 1441′de Ma-carlara karşı Murad II’nin ileri sürdüğü birleşmeyi kabul etmedi. Torunu Wladislaw III, 1444′te Segedin antlaşmasını bozan Macarlarla anlaştı, fakat Varna sayasında Türklere yenildi. Kazimierz IV Jagellon ve Albrecht II, Eflak’a yapılan Osmanlı saldırıları sırasında Vlad III Drakul’u destekledi.
Bayezid II, 1485′te Kili ve Akkerman’ı alarak Lehistan’a karşı girişeceği seferler için üs yaptı. Boğdan beyi Büyük Ştefan IV bu iki şehri geri almak için Lehistan kralı Kazimierz IV’ten yardım istedi (1485); fakat kral bu isteği cevapsız bıraktı; Lehistan kralı Jan I Adalbert, Türkler üzerine yürümek bahanesiyle Boğdan’ı istilâ ve tahrip etti. Bayezid II ile Polonya kralı Kazimierz IV Jagellon arasında ilk antlaşma 1490′da yapıldı. Bu ilk antlaşma Boğdan meselesinin çözümlenmesi bakımından önemlidir. 1495′te, bir haçlı seferi düzenlemek isteyen Fransa kralı Charles VIII’e Polonyalılar yardım edeceklerine söz verdiler; ayrıca Almanya imparatoru Maximilian’ın Osmanlı imparatorluğuna karşı yapılmasını düşündüğü haçlı seferi projesine de katıldılar. Papa Alexander VI Borgia da Polonya’nın Türklerle barış anlaşmaları yapmasını önlemeğe çalıştı. Bunun üzerine Polonya kralr Jan I Adalbert 1497′de antlaşmayı bozarak Boğdan’a saldırdı, fakat yenilerek geri çekildi; Polonyalıların 1490 antlaşmasını bozmaları üzerine, 1498′de Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey, Bayezid II’nin emriyle 40 000 kişilik bir kuvvetle Polonya’ya akın yaptı; Dniester ırmağını geçerek Polonya’ya girdi ve Czarnkow, Gologory ve Glemiany kalelerini aldı; Lwow (Leopol) ve Sandomierz (Sandomir) şehirlerini yağma, Brzeziny ve Varşova şehirlerini tahrip ederek Polonyalıların Vistül ırmağı çevresindeki tahkimatını yardı, Polonya kuvvetlerini yendi; 10 000 esir ve birçok ganimetle Akkerman’a döndü. Bali Bey aynı yıl bir sefer daha düzenleyerek Halicz, Zydaczew, Samber ve Droholiyez şehirlerini yağma etti; kış bastırınca geri dönmek zorunda kaldı.
Bu durum üzerine Jan I Adalbert, macar kralı Wladislaw (Ladislas) ve Litvanya büyük dukası Alexandjce ile Türklere karşı bir antlaşma yaptı; Boğdan voyvodası Ştefan da müttefikler tarafını tuttu. Bu sırada yapılan Türkiye-Polonya antlaşması savaşı önledi. Polonyalılar Mohaç savaşına yardımcı kuvvetler göndererek macar kralı Lajos II’yi desteklediler, fakat Macar krallığının yıkılması üzerine Polonya kralı Zygmunt I, 1532′de Piotr Opalinski’yi elçi olarak İstanbul’a gönderdi ve 1499′da yapılan antlaşmayı genişleterek yeniledi. Bu yeni antlaşma esaslarına göre Osmanlı devleti Kırım hanlığı ile Boğdan voyvodalığı tarafından Polonya sınırlarına saldırmamayı, savaş halinde Polonya’ya yardım etmeyi kabul ediyor, buna karşılık Polonya krallığı da Türkiye’nin düşmanlarıyle bir-leşmeyeceğine ve onlara yardım etmeyeceğine söz veriyordu. Polonya kralı Zygmunt I’in kızı, macar kralı Zapolya Janos’un karısı ve Zsigmond Janos’un da annesiydi.
Sonradan Erdel ban’ı olan Zsigmond Janos Polonya – Türkiye ilişkilerinde önemli rol oynadı, Osmanlılar Selim II ve Murad III devirlerinde Lehistan’in iç işleriyle yakından ilgilendiler. Sokullu Mehmed Paşa, İvan III ve Habsburgları tehdit ederek, Polonya krallarını bu devletin nüfuzunda olmayan Polonya asilzadelerinden seçilmelerini istedi; Fransa ile işbirliği yaparak 1 mayıs 1573′te Polonya krallığına seçilen Charles IX’un kardeşi Henri de Valois’yı tuttu; fakat bu prensin Henri III adiyle Fransa’ya dönmesi üzerine (1574), kendi adamı olan Erdel voyvodası İstvan Bathory’yi Polonya krallığına seçtirdi (1575).
Bathory, Osmanlılarla 24 maddelik bir antlaşma imzalayarak Kırım hanlığıyle Polonya arasındaki ilişkileri düzeltti. Türklere olan bağlılığını kuvvetlendirdi. Kazak, Kırım ve Boğdan meselelerinden dolayı bozulan Osmanlı-Polonya ilişkileri 1617′de yapılan yeni bir antlaşma ile düzenlendi. Polonya başkumandanı Stanislaw Zolkiewski’nin ordusuyle savaşmak için Dniester ırmağı boylarına giden Bosna valisi iskender Paşa, antlaşmadan sonra geri döndü. 1620′de aynı meseleler yüzünden İskender Paşa, Stanislaw Zolkiewski’yi Yaş yakınında yendi; Polonyalılar ağır kayıplar verdiler; Dniester (Turla) ırmağını geçmeğe çalışanlar yok edildi (1621). Bunun üzerine Osman II, Seferi Hotin (Chocim) diye anılan Polonya seferine çıktı (bk. osman II).
Osmanlılar, Polonyalıların isteklerine uyarak antlaşma yaptılar (6 ekim 1621). Ancak Ukrayna Kazakları hatmant Doroşenko’yu Polonya kralına karşı korumak zorunda kalan Mehmed IV, 1672′de Polonya seferine çıktı;
Podolya eyaletinin merkezi olan Kamaniçe’yi kuşattı. 27 Ağustos 1672′de Kamaniçe teslim oldu, 18 eskimde Bucaş antlaşması yapıldı; fakat antlaşmanın Polonya Diyet meclisi tarafından reddi ve başkumandan Jan Sobieski’nin de türk ordusu çekildikten sonra Lwow (Leopol) ve Lublin kalelerini geri alması üzerine 1673′te Mehmed IV, İkinci Lehistan seferine çıktı; Osmanlı ordusu Hotin önünde yenildi; bunun üzerine Mehmed IV, Kazakları desteklemek ve Ruslara da bir darbe vurmak amacıyle Ukrayna üstüne yürüdü. Bu sırada Polonya kralı Michal Korybut Wisnowiecki ölmüş, yerine başkumandan Jan Sobieski geçmişti. Yeni kralın barış isteği reddedildi; 1677′de osmanlı orduları başkumandanı İbrahim Paşa ordusunu Zurawno’da toplayan Polonya kralı Jan Sobieski’yi sıkıştırdı; kral barış istemek zorunda kaldı.
Antlaşma uyarınca Podolya ile Ukrayna Osmanlı devletine bırakıldı. Ancak, Polonya kralı Jan Sobieski 1683′te Viyana’yı kuşatan osmanlı ordusuna saldırarak barışı bozdu. 1683 – 1699 Arasında yapılan Osmanlı – Polonya savaşlarında Osmanlılar üstün gelmekle beraber Karlofça antlaşması uyarınca Kamaniçe kalesiyle Ukrayna ve Podolya eyaletleri Polonya’ya geri verildi. Katerine II Polonya kralı Friedrich-Augusta III ölünce (1763) Polonya’ya asker göndererek, Prusya kralı büyük Friedrich ile anlaştı, 1764′te kont Stanislaw-August Poniatowski’yi Polonya Diyet meclisine baskı yaparak kral seçtirdi. 1768′de polonyalı milliyetçiler rus saldırılarına karşı ayaklandılar; Bar şehrinde toplanarak osmanlı hükümdarı Mustafa III’ten yardım istediler; Osmanlılar Ruslara savaş açtılar, fakat yenilerek toprak kaybettiler. Osmanlı – Rus savaşları devam ederken Polonya, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı (1772). 1848 Mülteciler meselesinde Osmanlılar Polonyalıları tuttu. (Bk. mülteciler meselesi.)
Askerî tarih
Polonya ordularının tarihi, hudutları ikide bir değişen bu devletin kuvvetli komşularıyle (Türkler, Almanlar, isveçliler ve Ruslar) yaptıkları savaşlarla karışır. Bu tarihin en meşhur dönemlerinden biri WIadislaw Jagellon emrindeki birliklerin Tannenberg’de (Grünwald) toton şövalyelerine karşı kazandığı zaferdir (1410). XVI.-XVIII. yy. arası polonya kuvvetleri, gerçekte biri krallıkta, öteki Litvanya büyük düklüğünde iki ordudan meydana geliyordu; bunların her birine, kaydı hayat şartıyle tayin edilen ve yalnız meclise karşı sorumlu olan bir ataman kumanda ederdi. Soylu sınıf yalnız süvari kuvvetlerinde hizmet etmeyi kabul ettiğinden, piyade kuvvetleri ancak birkaç bin kişiydi; topçu kuvveti ise yok denecek kadar azdı. İstilâ halinde Polonya, toptan seferberlik (pospoiita) usulüne göre askere alınan soylu sınıfa güvenirdi.
Kosciuszko kumandasındaki âsilerin rusya, avusturya ve prusya kuvvetleri karşısında kahramanca direnerek (1794) Fransız devrimi ordularının zaferine yardım etmesine rağmen, Polonya devletinin parçalanması sırasında (1772-1795) ortadan kalkan bu ordu, Dabrowski’nin polonya lejyonlarıyle İtalya’da (1797) ve Napolyon ordusundaki polonya alaylarıyle Fransa’da yaşamağa devam etti. 1807′de Varşova büyük düklüğü harbiye nazırı prens Jozef Poniatowski’nin kurduğu 3 tümenlik polonya ordusu 1809′dan sonra Napolyon’un bütün savaşlarında yararlık gösterdi. Polonya millî kuvvetleri yeniden ancak Birinci Dünya savaşında Pilsudski kumandasındaki polonya; lejyonları (Avusturya-Macâristan’da) ve Haller’in ordusuyle (Fransa’da) kurulabildi. 1918′den sonra bir frangız askerî heyeti yeni polonya ordusunu teşkilâtlandırdı; bu ordu 1920′de Sovyet istilâsını başarıyle püskürttü. (Bk. polonya-sovyet savaşi.)
Batı orduları örnek alınarak (mecburî askerlik hizmeti) kurulan ve on askerî bölgeye ayrılan polonya kuvvetleri, 1939′da 39 piyade tümenini, 11 süvari tugayını ve 2 motorize tugayı kapsıyordu ve barıştaki mevcudu 270 000 kişiydi.
Eylül 1939 seferi sırasında alman ordusunun yok ettiği polonya ordusu, önce Fransa’da yeniden kuruldu; bu ordunun üç tümeni ve birçok havacısı Fransa’da mayıs -haziran 1940 harekâtına katıldı. Polonyalıların Büyük Britanya’ya, Lübnan’a ve S.S. C.B.’ye dağılmaları, sığındıkları ülkenin ordularını örnek alan, hür Polonya Silâhlı kuvvetlerinin kurulmasına yol açtı. Kuzey Afrika’nın, italya’nın, Fransa’nın ve Polonya’nın kurtarılmasına katılan bu birliklerin mevcudu 1945′te Batı Avrupa’da 215 000 kişi (general Anders ordusu) ve Alman-Sovyet cephesinde 400 000 kişiyi (iki ordu meydana getiren 10 tümen) bulmuştu. 1944-1945′te bu çeşitli unsurlara ve direnme topluluklarına dayanılarak yeniden kurulan polonya ordusu, 1949-1956 arası sovyet mareşali Rokosovskiy’in emrine verildi.
S.S.C. B.’nin bu sıkı kontrolü (silâhları, teşkilâtı ve yüksek rütbelileri S.S.C.B.’den) ekim 1956 buhranından sonra gevşedi; bu buhran Rokosovskiy’in istifası ve sovyet subaylarının ülkeden ayrılmasıyle ordunun yeniden polonyalılaştırılmasına yol açtı; kumanda heyeti, iç hizmetler ve üniformalar değiştirildi. Askerî birliklere benzer dernekler (Gençlik, Polonya Askerinin Dostları birliği), Gomulka’nm yeni halk rejimi anlayışına uygun düşen askerî ve millî bir propagandanın yayılmasına yardım etti.
Bununla birlikte sovyet kuvvetleri, Varşova paktı antlaşmaları gereğince polonya topraklarında kalmağa devam eder. 1963′te yeniden düzenlenen askerlik hizmeti, sınıflara göre iki-üç yıldır. Polonya’da üç askerî bölge vardır: Varşova, Silezya, Pomeranya. Subaylarının yüzde 70′i Komünist partisi üyesi olan kara ordusu, 1%5′te sovyet malzemesiyle donatıldı ve tamamıyle makineleştirilmiş 14 tümeni kapsıyordu.
• Hava ordusu. 1919′da kurulan ve 1939′da yok edilen hava ordusu, 1942′de yeniden kuruldu; 8′i av filosu olmak üzere 13 filoyu kapsayan bu kuvvetler ingiltere’de üslenerek 1944-1945′te ingiliz Hava kuvvetleri safında başarıyle çarpıştı. S.S.C.B.’nin kontrolü altında yeniden teşkilâtlandırılan Polonya Hava kuvvetleri 1966′da yaklaşık olarak 50 000 kişiyi ve bin kadar sovyet yapısı (Av: 17, 19 ve 21 Mig: bombardıman: ilyuşin v.b.) veya sovyet lisansı altında Polonya’da yapılmış uçak ve helikopteri kapsıyordu. Ayrıca kara – hava füzeleriyle donatılmış uçaksavar birlikleri önemlidir. Polonya’da yüz kadar havaalanı vardır, önemli üslerin çoğunu 1939-1945′te Alman Hava kuvvetleri kurmuştur.
• Polonya Deniz kuvvetleri, 1919′da fransız donanması örnek alınarak kuruldu. 1940′ta ingiltere (on birlik), sonra 1945′te birçok gemi veren S.S.C.B. tarafından genişletilen deniz kuvvetleri 1966′da 3 refakat gemisini, 9 denizaîtıyı ve otuz kadar küçük birliği (20 000 kişi) ve 40 mayın tarama ve sahil muhafaza birliğini kapsıyordu; 40 kadar da avcı uçağına sahipti. Başlıca üssü Gdynia’dır. Bu silâhlı kuvvetler (yaklaşık olarak 500 000 kişi) dışında Polonya’da, bütün halk demokrasilerinde olduğu gibi, içişleri bakanlığına bağlı önemli birlikler de vardır: güvenlik birlikleri, sınır muhafızları, polis. Millî savunma bütçesi millî bütçenin yaklaşık olarak yüzde 10′unu teşkil eder.
öbür halk demokrasilerinin orduları gibi, polonya orduları da Varşova paktı sistemi içinde kalmağa devam eder; ama 1962′den Sonra alman yeni kararlarla birtakım gelişmeler sağlandı.
1963′te askere müracat edenlerin ihtiyaçtan çok fazla olması, askerlik hizmetinde değişiklikler yapılmasına yol açtı.
Askerlik hizmeti genel ve mecburî olmağa devam etti ama üç şekilde yapılma imkânı tanındı: sınıfına göre 2 veya 3 senelik normal hizmet; üç yıla dağıtılmış devrelerde yapılmak üzere toplam olarak 18 aylık çalışma hizmeti; kadro fazlalarına kara birlikleri emrinde ve günlük mesai satleri dışında askerî eğitim yaptırılması, içişleri bakanlığı emrindeki Iç Emniyet teşkilâtı (yaklş. 35 000 kişi) ve sınır muhafızları (yaklş. 10 000 kişi) 1965′te silâhlı kuvvetlere bağlandı.
Ayrıca, Rusya’nın yardımları sayesinde, Polonya’nın Silâh sanayii günden güne kendi kuvvetlerinin ihtiyacını sovyet modeli silâh ve donatımla karşılayacak hale geldi. Böylece kara küvetleri tamamıyle motorize kıtalar haline getirildi.
1966′da kara kuvvetleri (emniyet kuvvetleri ve sınır muhafızları dışında yaklş. 190 000 kişi) 5 zırhlı tümen, 8 motorize piyade tümeni, 1 havadan indirme tümeni, 1 sahil muhafaza tümenini kapsıyordu. Tankların hepsi hem karada, hem suda gider ve atom etkisine karşı korunmuştur. Ordunun karadan karaya füze ihtiyaçlarını Ruslar karşılar.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLLAROLO (Carlo Francesco)
Tarih 02 Haziran 2009
POLLAROLO (Carlo Francesco), italyan bestecisi (Brescia 1653-Venedik 1722). Legrenzi’nin öğrencisiydi. Şarkıcı olarak Venedik’te San Marco kapellasına girdi. 1690′da, aynı kilisede orgcu, sonra ikinci kapella yöneticisi oldu. Yetmiş opera, iki oratoryo, bir pastoral ve değişik dinî parçalar besteledi. — Oğlu antonio (Venedik 1680′e doğr. – ay.y. 1746), San Marco’nun kapella yardımcısı, sonra kapela yöneticisi oldu. Tiyatro ve kilise için eserler besteledi. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAROLO (Carlo Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLLAİOLO veya POLLAİUOLO
Tarih 02 Haziran 2009
POLLAİOLO veya POLLAİUOLO (Piero benci, Piero del — denir), italyan ressamı ve heykeltıraşı (Floransa 1441-Roma 1496). Kardeşi Antonio ile birlikte çalıştı ve Medici’ler için yapılan Herkül’ün işleri adındaki tablo dizisinin hazırlanmasında ona yardımcı oldu. 1469′da, Mercanzia mahkemesi için yedi Erdem siparişi aldı. Daha sonra Boticelli bu resimlerden Kuvvet’i yapmakla görevlendirildi ve Pollaiolo’nun oldukça kasvetli kompozisyonlarından çok daha üstün bir eser ortaya koydu. Pollaiolo portrelerinde daha başarılıdır. Bu eserlerinde parlak zemin üzerine belirli profiller çizmeye dayanan Floransa üslûbunu başarıyle uyguladı. San Miniato kilisesinin mihrap arkalığı (1467) ile San Giminiano’daki Meryem’in Taç Giymesi (1483) adlı tablo da Pollaiolo’nun eserleridir. (L)
POLLAİOLO (Simone del). Bk. cronaca
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAİOLO veya POLLAİUOLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLLAİOLO veya POLLAİUOLO
Tarih 02 Haziran 2009
POLLAİOLO veya POLLAİUOLO (Anto-nio BENCf, Antonio del — denir), italyan ressamı, heykeltıraşı, gravürcüsü ve kuyumcusu (Floransa 1432′ye doğr. – Roma 1498). Ghiberti’nin öğrencisiydi. Floransa vaftiz kilisesinin kapı süslemesinde onunla birlikte çalıştı, önce kuyumcu olarak tanındı, vaftiz yerinin sunağı için üç gümüş kabartma yaptı: Herodias’ın Raksı, Herodes’in Yemeği ve Vaftizci Aziz Yahya. Castagno ve Donatello’nun etkisinde kalan Pollaiolo, çizgide büyük bir ustalığa vardı, anatomi bilgisini de derinleştirdi. 1460′ta kardeşi Piero ile birlikte Medici sarayı için Herkül’ün Çalışmaları dizisi ile figür ve manzara’nın flaman üslûbunda kaynaştığı kompozisyonlar çizdi: Aziz Sebastianus (Londra), Deianira’nın Kaçırılması (Newhaven, A.B.D.). 1469-1480 Arasında Floransa katedrali için Vaftizci Aziz Yahya’nın Hayatı ile bir dizi işlemeli pano çizdi. Natüralist üslûpta bronzdan yapılmış Herkül ile Antaeus grubu gibi küçük heykelleri de vardır. Roma’da Sixtus IV’ün Mezarı’nı yaptı (1484-1493); bu eser, yapılışındaki netlik, kabartma anlayışındaki yenilik ayrıntılarının bolluğu ve çeşitliliğiyle ayrı bir özellik taşır. Daha sonra Innocentius VIII’in Mezarı’nı (1493-1497) yaptı. Pollaiolo aynı zamanda önernli bir gravürcüydü. Çıplak Adamların Dövüşü gibi tanınmış eserleri Mantegna’yı ve onun aracılığıyle Dürer’i etkiledi. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAİOLO veya POLLAİUOLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNSARD (Pierre)
Tarih 02 Haziran 2009
PİNSARD (Pierre), fransız mimarı (Paris 1906). Dinî mimarîde uzmanlaştı (Lüle de Dominiken manastırı, Ars yeraltı mezarlığı, Brest’te, Douai’de ve Cambrai’de kiliseleri). En ünlü eseri Pierre Vago, Le Donne ve mühendis Freyssinet ile beraber yaptıkları, Lourdes’daki Saint-Pie-X yeraltı bazilikasıdır (1958). [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNSARD (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNGUSSON (Georges)
Tarih 02 Haziran 2009
PİNGUSSON (Georges), fransız mimarı (Clermont-Ferrand 1894). Yeniliğe yönelen eserlerinin başlıcaları: Saar sınırındaki Waldwisse belediyesi bölgesinin düzenlenmesi ve yeniden yapımı, Saarbrücken’de Fransız elçiliği binası, Cornysur-Moselle (Moselle) kilisesi ve Lorraine kömür ocakları havzası meskenleri. 1961′de Paris’teki L’île de la CitĞ’nin doğu ucunda Sürgünler anıtını (Memorial de la Deportation) yapmak görevi de kendisine verilmiştir. (L) P
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNGUSSON (Georges) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİGNAC ailesi,
Tarih 01 Haziran 2009
POLİGNAC ailesi, Velay’li fransız ailesi, Yukarı Ortaçağdan beri tanınmış olmakla beraber, MELCHiOR’un (Le Puy 1661-Paris 1742) rahipliğe kabul edildikten sonra Roma’ya giderek (1689) Papalık hükümetiyle Fransa’nın uzlaşmasına yardım etmesiyle, XVIII. yy.dan itibaren ün kazandı; Melchior Polonya’ya elçi olarak gönderildi, Conti prensi François Joseph’i Jan III Sobieski’nin ölümünden (1696) sonra kral seçtirtti. Conti prensi krallığına çok geç sahip olmuştu, Louis XIV’ün bu başarısızlığı Melchior’a yüklemesi onu gözden düşürdü. Kralın danışmanı olarak (1706), Hollanda ve ingiltere ile yapılan görüşmelerde Fransa’yı temsil etti (1710-1713), kardinalliğe yükseldi (1712), Naiplik devrinde Maine dükü ile çevirdiği entrikalar yüzünden yeniden gözden düştü; Auch başpiskoposu oldu. Anti-Eucrkce (Lucretius’a Karşı) adlı büyük şiirini bitiremedi. — JULES FRANÇOİS (Claye 1743-Petersburg 1817), Melchior’un yeğeninin oğlu, irsî dük unvanı elde etti ve birçok önemli görevde bulundu.
—YOLANDE MARTİNE GABRiELLE (1749-Viyana 1793), Jules François’nın karısı Polastron’dan dünyaya geldi, Marie Antoinette’ten ailesi için birçok olağanüstü çıkar elde etti; bu durum Polignac’ların 1789′da halkın gözünden düşmesine yol açtı. Çabucak Fransa’dan göç etmek zorunda kaldılar. —ARMAND jULES MARİE HERACLİUS (Paris 1771-Saint Ger-mainen-Laye 1847), Jules François ile Po-lastron’un oğlu; babasıyle birlikte Rusya’ya gitti, Fransa’ya dönerek Cadoudal ile birlikte hükümete karşı bir komplo hazırlarken tutuklanarak ölüm cezasına çarptırıldı (1804). Cezası müebbet hapse çevrildi, sonra kaçmayı başardı (1813). Artois kontunun emir subaylığını yaptı, yaveri seçildi (1815) ve babası ölünce dük ve ayan üyesi oldu. Louis-Philippe’e bağlı kalacağına yemin etmediği için Ayan meclisinden atıldı.
— JULES AUGUSTE ARMAND MARİE (Versailles 1780-Paris 1847); öncekinin kardeşi. Cadoudal komplosuna katıldı; iki yıla mahkûm edildiği halde, kardeşiyle daha uzun süre hapis yattı ve onunla birlikte kaçtı. Artois kontu ile Paris’e döndü (1814), Bourbons’larla birlikte Gand’a gitti (1815). Louis XVIII zamanında (Mersan köşkünde) Artois dükünün etrafında toplanarak krallığın ve kilise nüfuzunun yeniden kurulmasını isteyenlere katıldı. Ayan üyesi olduktan sonra önce Charte’a bağlı kalacağına yemin etmek istemedi, ona göre bunda, dine karşı saygısızlık niteliğinde maddeler vardı. Katolikliğe aşırı bağlılığı kendisine Vatikan tarafından prenslik verilmesini sağladı (1820). Londra elçisi oldu (1823-1829), 6 temmuz 1827 tarihli antlaşmayı imzaladı; bu antlaşma gereğince İngiltere, Rusya ve Fransa, Osmanlılarla Yunanlılar arasında arabuluculuklarını kabul ettirerek Yunanistan’ın muhtariyetini sağlıyorlardı. Dışişleri bakanlığına (8 ağustos 1829), sonra başbakanlığa (17 kasım) getirildi ve liberal düşüncenin kendisini İngiltere’ye ve kiliseye boyun eğmekle suçlaması üzerine halkın gözünden düştü. Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasından sonra, Avrupa siyasî haritasının yeniden düzenlenmesi için bir tasarı ileri sürdü; Prusya’nın muhalefeti üzerine kesin olarak kenara itildikten sonra prens Polignac, Cezayir seferlerini hazırladı ve bu yüzden hükümeti, İngilizlerin dostluğunu kaybetti.
Bakanlarından Peyronnet ile yazdığı temmuz 1830 emirnameleri yüzünden iktidardan çekilmek zorunda kaldı (29 temmuz), ingiltere’ye kaçmağa çalıştığı bir sırada Granville’de tutuklandı (15 ağustos), Ayan meclisinin önünde yargılandı ve müebbet hapse mahkûm edildi, ayrıca unvanları ve medenî hakları da elinden alındı (21 aralık 1830). Ham kalesine kapatıldı; fakat 1836′da cezası affedildi.
—CHARLES MARİE (Londra 1827-Bouzarea 1904), Heraclius’un oğlu, ficole Polytechnique’i bitirdi; Cezayir Arap bürolarında subay olarak çalıştı (1857). 1862′de Cezayirli tuareg kabileleriyle, Fransa’nın Sudan’a girmesini kolaylaştıran bir antlaşmanın görüşmelerini yaptı. Tunus seferine katıldıktan (1881) sonra, Fransa’nın güney topraklarına sızma hareketlerinin gelişmesine çalıştığı Cezayir’de emekli oldu. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİGNAC ailesi, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLON (Germain)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLON (Germain), fransız heykeltıraşı (Paris 1537′ye doğr. – ay.y. 1590). Babası heykeltıraştı. Yirmi yaşındayken sarayda görev aldı; Saint-Denis’de François I’in mezarını süsledi.
1561′de Henri II’nin yüreğini taşıyan Üç Güzel adındaki heykel topluluğunu yaptı (Louvre). 1565′ten 1570′e kadar Saint-Denis’de ünlü heykeltıraş Francesco Primaticcio’nun yönetiminde Valois’ların yeni kilisesindeki heykellerin yapımında çalıştı. Burada isa’nın Mezardan Çıkışı’m (Louvre), dua eder durumda heykeller ve yatar durumda iki mermer heykel yaptı. Bu resmî heykeltıraşlık görevinin yanı sıra (1568′den beri kralın heykeltıraşıydı), portreci olarak da çalıştı. Bu türdeki şaheseri Birague’du (1583-1585) [Louvre]. Bundan başka Valentine Balbiani (Louvre) anıtıyle, Jean de Morvillier’nm (Orl6ans müzesi) büstü anılabilir. Ayrıca, Assisi’li Aziz Francesco’nun Vücudu Dağlanırken (Saint-Jean-Saint-François kilisesi, Paris) ve Le Mans’daki Notre-Dame-de-la-Couture’de bulunan Meryem adlı heykelleri de yaptı. Azize Genevieve’in kemiklerinin bulunduğu sandukanın altındaki Erdemler (Louvre) adlı eserin de onun olduğu sanılır. 1572′de Darphane genel denetçiliğine tayin edilen Pilon, 1575′e doğru çok güzel bir dizi bronz madalyon yaptı. Pilon en büyük fransız heykeltıraşlarından biri olarak kabul edilir. (L)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLON (Germain) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pilgrim Fathers
Tarih 31 Mayıs 2009
Pilgrim Fathers, 1620′de Amerika’da Plymouth’a (Massachusetts) yerleşen ilk kolonlara verilen ad. Küçük bir kısmı Leiden (Hollanda) kilisesine, büyük bir kısmı ise İngiltere kilisesine bağlıydı, önceleri Saints veya For e fathers diye adlandırılan bu kolonlara 1793′te Pilgrims, sonra 1820′de Pilgrim Fathers adı verildi. (L)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pilgrim Fathers hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLGRAM
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLGRAM (Anton), alman mimarı ve heykeltıraşı (Brünn 1460-Viyana 1515). Geç Gotik çağ ile Rönesans arasındaki geçiş döneminin sanatçısıdır. Brünn’de, bugün kaybolmuş olan yahudi kapısını yaptı (1508); Münih’te Nazionalmuseum’daki Çarmıhtan indirilme adlı grubu (1496) ve Viyana’daki Sankt Stephan kilisesi vaiz kürsüsü (1515) için yaptığı çok zengin plastik süslemeleri önemlidir. (M)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLGRAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLATUS (Pontius)
Tarih 30 Mayıs 2009
PİLATUS (Pontius), romalı genel vali (M. S. I. yy.), 26 – 36 arasında Suriye valiliği denetiminde Filistin genel valiliği yaptı. Yahudi Philo’ya göre gaddar bir kimseydi, özellikle isa’nın yargılanmasındaki rolüyle tanınır. Vicdan azabı ile imparatorun gözünden düşme korkusu arasında bocalayarak bu görevi Celile eyaleti genel valisi Herodes’e yüklemeğe çalıştı. Ama sonra isa’yı kırbaçlatıp başına dikenli taç giydirerek halkın karşısına çıkarttı. Halk isa’nın öldürülmesini isteyince, Pilatus sorumlu olmayacağını belirtmek için ellerini yıkadı ve kendi karısının araya girmesine rağmen, isa’ya işkence ettirdi. Hıristiyan din yazarları bu kadını «Claudia Procula» diye anarlar.
Pilatus’un ölümü hakkında çeşitli söylentiler vardır: Roma’da feci bir şekilde öldürüldüğü, gözden düşeıek Galya’daki Vienne’e sürgün edildiği (öl. 39′-larda), Hıristiyanlığı kabul ettiği ve Neron zamanında işkenceyle öldürüldüğü söylenir (Kıptî kilisesi Pilatus’u aziz sayar). Nikodemos’un doğruluğu şüpheli İncil’in© Açta Pilati (Pilatus Beratı) adı verilir. Bu incil, Pilatus’un Küfürlü Beratım karşılık olarak yazıldığı için bu şekilde adlandırılmış olabilir. Küfürlü berat ise, Eusebius’a göre IV. yy. başlarında yayımlanmıştır. Açta PilatVmrı birinci bölümü, isa’nm hâkimi olan Pilatus’u temize çıkarmağa yönelmiştir. Bazı elyazmalarında buna İsa’nın ölümü üstüne Tiberius’un, Herodes’in ve Pilatus’un yazdığı mektuplar da eklenmiştir.
— ikonogı. Pilatus’un ellerini yıkama sahnesi, Junius Bassus’uıı lahti üzerinde (Vatikan), Sant Apollinare Nuovo’daki (Ravenna) bir mozaikte, Naumburg’daki kabartmalı mimberde (XIII. yy.), Duccio’nun yaptığı Siena Maestâ’sı üzerinde ve Honthorst (Londra) ile Rembrandt’ın (Londra) resimlerinde canlandırılmıştır. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLATUS (Pontius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLATTE (Leon)
Tarih 30 Mayıs 2009
PİLATTE (Leon), fransız protestan rahibi ve gazetecisi (Vendöme 1822-Nice 1893). Protestanlığa geçerek hür kiliseler vaizi ve pastörü oldu. Nice’de Le Phare du Littoral (Kıyı Feneri) ve L’independant des Alpes Maritimes (Alpes Maritimes Bağımsız Dergisi) gazeteleriyle, hiç bir kiliseye bağlı olmayan, yalnız incil’den ilham aldığını ileri süren bir Protestanlığı savunan UEglise Libre (Hür Kilise) dergisinin kurucusudur. Calvin’in başlıca eserlerini yeniden yayımladı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLATTE (Leon) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLANCO kardeşler
Tarih 30 Mayıs 2009
POLANCO kardeşler, XVII. yy.da yaşamış, adları FRANCİSCO (öl. 1651) ve MiGUEL olan iki ispanyol ressamı. Zurbaran’ın öğrencisiydiler, ustalarının üslûbunu benimsediler ve birçoğu Sevilla’da bulunan dinî eserler yaptılar (Angel de la Guarda kilisesinde, Azize Theresa Vecit Halinde; San Esteban kilisesinde, Aziz Stephanus’un Şehit Olması; müzede muhafaza edilen Havariler). [L]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLANCO kardeşler hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTİERS
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTİERS, Fransa’da, Vienne idare bölgesinin merkezi, Yukarı Poitou’da, Paris’e 340 km uzaklıkta; 66 222 nüf. Üniversite. Şehir Clain ırmağının bir menderesi ve Boivre ırmağının vadisiyle sınırlı olan sarp bir burunda kurulmuştur; burun dar bir şeritle (la Tranchee) yaylaya bağlıdır. Sanayi gelişmiştir: metalürji (dökümevi, kazancılık, makine yapımı), basımevi, elekrik malzemesi yapımı, yağlıboya fabrikası, kahve kavurma, tuhafiyecilik, işlemecilik, ayakkabı yapımı deri sanayii, bıçkıhane, parke fabrikası. — idare çevresi. 140 000 nüf.
• Tarih. Aziz Hilarius (öl. 367′ye doğr.) ve Fortunatus’un (öl. 600′e doğr.) piskoposluk yaptıkları önemli bir piskoposluğun merkezi olan şehir, manastırları (Saint-Hilaire; Azize Radegonde’un kurduğu Sainte-Croix) ve kiliseleri (Saint-Jean) sayesinde Galya’nın büyük din merkezlerinden biri haline geldi. 732′de Arapların hücum ettiği Poitiers’yi Norman’lar birçok defa yağmaladılar (IX. yy.). Kontla piskopos arasında çekişmelere yol açan şehre Henri II Plantagenât, 1173-1178 arasında Rouen yasasını örnek alan bir «komün şart»ı tanıdı, önce roman, sonra gotik üslûbunda kiliselerle donatılan şehirde Berry dükü de birçok anıt yaptırdı. 1360′ta İngiltere’ye bırakılan, Guesclin tarafmdan geri alman (1372) şehir, Yüzyıl savaşının sonunda veliaht Charles’ın merkezi oldu: Charles burada meclisini (1423-1426) toplayarak Jean d’Arc’ı yargılattı. 1431′de de bir üniversite inşa ettirdi. Coligny kumandasında Protestanların kuşattıkları (1569) ama alamadıkları Poitiers, Poitou krallık müfettişliğinin merkezi oldu (1654-1789) ve o tarihten sonra, üç idare bölgesine parçalanarak yönetim görevlerinden bir kısmının alındığı Fransız devrimine kadar, taşranın başkenti oldu.
Bk. POİTOU. zanmasma katkıda bulundu. (L)
• Güzel sanatlar. Köklü bir şekilde romalılaştırılan (Güzel Sanatlar müzesinde Minerva heykeli) ve çok erken bir tarihte Hıristiyanlığı benimseyen Poitiers’de romaöncesi sanattan iki önemli örnek vardır: Saint-Jean vaftiz yeri ile Dunes yeraltı mezarlığı (IV. – VII. yy.). Bir kontluk, piskoposluk ve manastır şehri olan Poitiers’de, roman üslûbunda pek çok anıt yer alır: Saint-Hilairele-Grand (XI.-XII. yy.), Notre-Damela-Grande (XII. yy.dan kalma cephe), Sainte Rodegonde (XI.-XIII. yy.) ve Saint-Jean de Montierneuf (XI.-XIV. yy.) kiliseleri. Gotik üslûbunda kontlar sarayının büyük salonu (divanhane) ve Saint-Pierre katedrali (XII. ve XIII. yy.dan vitraylar), anjou tarzına yakındır. Jean de Berry’nin ve burjuvazinin sanatseverliği XIV., XV. ve XVI, yy.larda sivil mimarîde güzel eserlerin yaratılmasına imkân verdi; Klasik dönem şehirde karşı reform sanatı (lisenin iç kilisesi) ve kraliyet müfettişi Blossac’ın şehircilik çalışmalarıyle (Blossac parkı, XVIII. yy.) temsil edilir. (L)
POİTİERS (Diane DE). Bk. DİANE
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTİERS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTEVİN (Guillaume),
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTEVİN (Guillaume), fransız bestecisi (Arles 1630′a doğr. – Aixen-Provence 1706). Otuz beş yıl boyunca Aix’teki Saint-Sauveur kilisesinin korosunda çalıştı. Campra, Gilles, Gabassol, Pellegrin, Belissen ve Blanchard’ı yetiştirdi. Poitevin’in bestelediği mîssaların ancak birkaç bölümü bugüne kadar gelebilmiştir. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTEVİN (Guillaume), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POGOST
Tarih 30 Mayıs 2009
POGOST i. (rusça k.). Tar. Rusya’nın kuzeybatısında bir köy topluluğu biçimi. || Mülkî ve idarî birlik. || XIX. yy.da, bir kilisenin yakınında bulunan mezarlık. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGOST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POELAERT (Joseph)
Tarih 30 Mayıs 2009
POELAERT (Joseph), belçikalı mimar (Brüksel 1817 – ay.y. 1879). Brüksel Adalet sarayını (1866-1883), Monnaie tiyatrosunu, Kongre sütununu, Laeken ve SainteCatherine kiliselerini yaparak Belçika başkentinin bugünkü görünüşünü kazanmasına katkıda bulundu. (L)
POELENBURG (Cornelis van). Bk. VAN POELENBURG.
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POELAERT (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PODCZASZYNSKİ (Karol)
Tarih 30 Mayıs 2009
PODCZASZYNSKİ (Karol), polonyalı mimar (Zyrmany 1790-öl. 1860). Paris’te Rondelet’nin öğrencisi oldu (1817). Yeni klasik Jaszuny sarayını (1824), Vilnius’ta calvin’cilerin kilisesini ve üniversitenin aula’sını yaptı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODCZASZYNSKİ (Karol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POBYEDONOSTSEV
Tarih 30 Mayıs 2009
POBYEDONOSTSEV (Konstantin Petroviç), rus siyaset adamı (Moskova 1827-Petersburg 1907). Moskova üniversitesinde medenî hukuk profesörüydü (1859), taht vârisinin özel öğretmeni olarak Petersburg’a çağrıldı (1865); senatör (1868), İmparatorluk konseyi üyesi (1872) seçildi. Svyatoy-Sinod başsavcılığına getirildi (1880). öğrencisi, Aleksandr III adiyle imparator olunca (1881) Pobyedonostsev’in rus siyasetinde kuvvetli etkisi görüldü; mutlakıyeti, bütün yabancı fikirlerle mücadeleyi (sansür), azınlıkların ruslaştırılmasını, ortodoks olmayanlara (katolikler ve luther’ciler) karşı kıyımı ve yahudi düşmanlığını savundu. Nikolay II’yi liberal reformlar yapmağa zorlayan Japonya’ya karşı yenilgiyle sonuçlanan savaştan sonra etkisi azaldı. 1905′te, kurulması için mücadele ettiği birinci Duma’nın ilk toplantısından önce başsavcılık görevini bıraktı. Pobyedonostsev, Moskova Derlemesi’nde (1896) düşüncesini açıkladı. Bu kitapta batı medeniyetini şiddetle tenkit eder, liberalizm ile rasyonalizmi mahkûm eder ve rus geleneklerini, Ortodoks kilisesiyle otokrasiyi yüceltir. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POBYEDONOSTSEV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCCİNİ’LER
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCCİNİ’LER, italyan asıllı müzikçi ailesi. NiCCOLO, İtalyan bestecisi (Bari 1728-Paris 1800), Napoli’de Leo ve Durante’nin öğrencisiydi (1742). Bu şehirde Le Donne Dispettose’yi (Sıkıcı Kadınlar) temsil ettirdi. Bu opera-buffa, uzun bir diziyi meydana getiren eserlerin ilkidir (adları bilinen 132 opera-buffa’sı vardır). 1776′da kraliçe Marie-Antoinette’in davetlisi olarak Paris’e gitti, Quinault ve Marmontel’in metinleri üstüne dramatik eserler besteledi. Roland adlı eserinin başarısı, Gluck taraftarlarını Niccolo’nun karşısına çıkardı.
Besteci Opera’da fransız topluluğu ile nöbetleşe temsiller veren italyan topluluğunun basma geçti ve eserlerini temsil ettirdi: Le Finte Gemelle (Sahte İkizler), Cecchina, il Vago Disprezzato (İstenmeyen Serseri) [1779], Atys (1780). Birbirleriyle çekişmelerinden yararlanan Opera, her iki topluluğa da birer iphigenia Tauris’te ısmarladı (1781); Piccinni’nin operası büyük bir başarı sağlayamadı, buna karşılık Adete de Ponthieu (1781), Dido (1783), Le Dormeur Eveille (Uyanan Uykucu), Le Faux Lord (Sahte Lord) adlı eserleriyle Sacchini’ye baskın çıktıysa da, Lucette, Diane ve Endymion, Penelope, Le Mensonge Officieux (1787) opera-buffaları pek beğenilmedi. Devrim yüzünden malını ve işini kaybeden Niccolo, Napoli’ye dönerek 1798′e kadar orada kaldı. Sonra tekrar Paris’e gitti, konservatuvar müfettişliğine tayin edildikten az sonra öldü. Dramatik sahneler yaratmakta usta olan Niccolo tiyatro eserlerinden başka birkaç oratoryo ve dinî müzik de yazdı.
— Oğlu LUİGİ, italyan bestecisi (Napoli 1766-Paris 1827), ömrünü Paris ile Napoli arasında geçirdi, bir süre Stockholm’de kalarak İsveç kralının özel kilisesinin müziğini yönetti. 1801′de Paris’e yerleşti. Opera-Comique’te Le Sigisbee ou le Fat Puni (Şövalye veya Cezalandırılan Budala) [1804], L’Ainee et la Cadette (Abla ile Kızkardeş) [1808]; Amour et Mauvaise Tete (Aşk ve Asık Surat) [1808] adlı eserlerini temsil ettirdi. Son dramatik eseri olan Hippomenes ile Atalanta ise 1810′da Paris operasında oynandı.
— LOUİS ALEXANDRE, fransız bestecisi (Paris 1779-ay.y. 1850), Niccolo’nun torunu; aşağı yukarı iki yüzü bulan opera ve opera komikleri bugün büsbütün unutulmuştur. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCİNİ’LER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİATTOLİ (Scipione)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİATTOLİ (Scipione), italyan yazarı ve siyaset adamı (Floransa 1749 – Löbichau 1809). Papazdı, Modena üniversitesinde ders verirken (1772-1782) kiliselere ölü gömülmesine karşı yazdığı bir yazı dolayısıyle görevinden uzaklaştırıldı. Prens Lubomirski tarafından Polonya kralı Stanislaw’a tanıştırıldı ve kralın güvenilir adamı oldu (1879); kral ile Polonya Vatanseverler partisi arasındaki ilişkilerde önemli rol oynadı ve 1791 Anayasasının tamamlanmasını sağladı. Görevle Dresden’e gönderildi (1792) ve Avusturyalılar tarafından tutuklandı (1794). 1800′de serbest bırakılınca Petersburg’da eski öğrencisi Adam Czartoryskiy ile buluştu; bu buluşmadan Rusların Avrupa’ya yeni düzen verme planlan doğdu. Piattoli, bu planı özellikle fransızca yazdığı Sur le Systeme Politique que Devrait Suivre la Russie (Rusya’nın izlemesi Gereken Siyasî Sistem Üstüne) adlı kitabında açıkladı. Büyük ölçüde değiştirilen (1805) bu plan, Pitt tarafından Tilsit antlaşmasından sonra bir kenara bırakıldı ve ancak Viyana kongresinde (o da kısmen) yeniden ele alındı. Tolstoy Harp ve Sulh adlı romanında rahip Mario tipiyle Piattoli’yi canlandırdı. (M)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİATTOLİ (Scipione) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİAST
Tarih 29 Mayıs 2009
PİAST, ilk Polonya devletini kuran ve bu ülkeyi 1370′e kadar yöneten hanedan. MİESZKO I (1960′a doğr. – öl. 992), ilk Polonya devletinin temellerini attı ve Hıristiyanlığı kabul etti. – BOLES LAW I Yiğit (992-1025). Otto III’ü ikna ederek imparatorluğun elinde bulunan kilise imtiyazlarının kendisine verilmesini sağladı (Gniezno konuşması, 1000). Bu imtiyazlar krallık sıfatının bağışlanmasıyle tamamlandı ve taç giyme töreniyle kesinleşti.
Törenin tarihi tartışma konsudur: 1000, 1024 veya 1025. Piast’lar iktidarlarını ve yayılmalarını ticaret yollarının denetimine ve başlıca merkezi Gniezno piskoposluğu olan Kilisenin gittikçe artan nüfuzuna borçluydular. İmparatora karşı bağımsızlıklarını sağlamlaştırmak için krallık unvanını papadan almağa çalışıyorlardı. — BOLESLAW II Gözüpek (1058-1080 veya 1081). Heinrich IV’ün düşmanıydı; krallık tacını papa Gregorius VIII’nin elinden giydi. XII. yy. sonunda ve XIII. yy.da Piast hanedanının karşısına hâkimiyeti altındaki devletlerin parçalanmasını kolaylaştıran kuvvetler çıktı. Krallığın parçalanması, Polonya’nın, BOLESLAW III Çarpık Ağızlı’nın dört oğlu arasında paylaşılmasıyle daha da hızlandı (1138). Bu sülâle XIV. yy.da krallık iktidarını yeniden kuran WLADİSLAW I Lokietek aracılığıyle yeniden güç kazandıysa da (1305), oğlu KAZiMİERZ III Büyük (1333-1370), Piast’ların son temsilcisi oldu. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİACENZA
Tarih 29 Mayıs 2009
PİACENZA, İtalya’da şehir, Emilia’da, Emilia yolu üzerinde, il idare merkezi, Trebbia ile Po’nun kavuştuğu yer yakınında; 87 900 nüf. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: Farnese’lerin at üzerinde iki heykelinin (XVII. yy.) bulunduğu dei Cavalli meydanında XIII. yy.dan kalma, gotik üslûbunda komün sarayı ve San Francesco kilisesi (roman ve gotik üslûbunda kubbe); Vignola’nın planlarına göre yapılan Farnese sarayı (XVI. yy.). Piacenza bir tarım ve sanayi merkezidir (şeker fabrikaları, plastik maddeler imalâtı). Yakınında önemli maden ve petrol yatakları. Piacenza ili, 291 110 nüf. Apennin’lerden Po’ya kadar Trebbia’nın her iki kıyısında uzanan Piacenza’da kır hayatı canlıdır (tahıl, üzüm, tütün, hayvancılık); petrol yatakları italya üretiminin önemli kısmını sağlar.
• Tarih. Romalıların kurduğu bir koloni olan (M. ö. 218) Placentia, Hannibal’e (M. ö. 218), sonra da Hasdrubal’e (207) karşı direndi, ama Keltler ve Ligürler (200) tarafından yıkıldı. Bir Roma municipium’u (M.ö. 90) olunca, imparatorluk zamanında tahkim edildi ve güzelleştirildi. Markomanlar Aurelianus’u burada yendiler (M.S. 271) ve şehir Totiia tarafından yıkıldı (546). Bourgogne’lu Rodolfo II, imparator Berengaro I’i burada yendi (923). Urbanus II, Henri IV ile savaşmak için (mart 1095) burada bir din meclisi topladı. Komün olan (XII. yy.), sonra Kızılsakal Friedrich’e boyun eğen (1161) Piacenza, Lombardia birliğine katıldı. Constance barışının ilk tasarılarıburada imzalandı (30 nisan 1183). İkinci Lombardia birliğine katılan (1226) Piacenza’da, İnnocentius IV bir üniversite kurdu (1248). Oberto Pallavicino şehri alarak (1245) Anjou’lu Charles’a bıraktı (1270). Alberto Scotti’nin yönetimine giren (1290) şehir, 1332′den itibaren birçok defa el değiştirdi ve kısa süren bir cumhuriyet devrinden sonra (1447-1448) Milano’nun oldu (1448-1511). Louis XII (1499), sonra da Leon X (1512), tarafından alman Piacenza’yı papa Paulus III «Parma ve Piacenza düklüğü» haline getirerek oğlu Pier Luigi Farnese’ye verdi (1545). Antonio Farnese’nin ölümünden sonra düklük İspanya kralı Felipe V ile Elisabeth Farnese’nin oğlu Carlo I’e (Viyana antlaşması, 1731) geçti; ama Carlo I iki-Sicilya kralı olunca, 1738 antlaşmasıyle Avusturya’ya bırakıldı.
Aachen barışıyle Piacenza, Carlo I’in kardeşi Filippo’ye verildi (1748). Ferdinand I’in Bonaparte ile anlaşması sonucunda şehir Suvorov tarafından işgal edildi (mayıs 1799), sonra Murat tarafından geri alındı (mayıs 1800). Madrid antlaşmasıyle (1801), Piacenza Fransa’ya katıldı ve Taro idare bölgesine bağlı bir idare çevresi merkezi oldu; Napolyon, maliye nazırı Lebrun’e Piacenza dükü unvanını verdi (nisan 1808). imparatoriçe Marie-Louise 1815-1847 arası Parma ye Piacenza düşesi oldu. Bourbon’lara verilen düklük, 1848 kargaşalıklarından sonra yeniden kurulduysa da haziran 1859 millî ayaklanmasıyle son dük Robert, unvanından vaz geçmek zorunda kaldı ve Piacenza mart 1860 referandumuyle Piemonte’ye katıldı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHOTİOS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHOTİOS, bizansh ilâhiyatçı (İstanbul 820′ye doğr. – 895′e doğr.), istanbul patriği (858-867 ve 877-886). İmparatorun akrabası olan büyük bir bizans ailesindendir. önce dersler verdi, sonra kâtip olarak Mikhael III’ün sarayına girdi ve sarayın en önemli kişilerinden biri oldu. 858′de istanbul bölgesinde, görevinden uzaklaştırılan İgnatios’un yerine patrik seçildi; Papalık temsilcileri İstanbul konsilinde (861) bu tayini onayladılar. Ama karan reddeden papa Nicolaus I, Roma konsilinde (863) Photios’u görevinden uzaklaştırdı; fakat basileus, Photios’tan yana çıktı. Nicolaus I, Bulgaristan’a misyonerler göndererek buna karşılık verdi. Böyle bir davranış İstanbul patriğini hiçe saymak demekti (866). Mahkûmiyet mektuplarını getiren papalık elçileri, bulgar bizans sınırında tutuklandılar (866); Photios, Roma’ya karşı daha sonraki bütün iddiaların kaynağı olan emirnameyi yayımladı (867). Bütün yunan piskoposlarının tuttuğu patrik, istanbul’da toplanan bir konsilde (867) papanın aforoz ve azledilmesi kararını onaylattı. Nicolaus ölünce Basileios I, Photios’u azletti, yerine İgnatios’u geçirdi. Roma ile Bizans arasında birlik yeniden kuruldu; bu arada Bulgarlar da İgnatios’a yaklaşmışlardı; onun Bulgaristan’a bir piskopos tayin etmesi üzerine papa şiddetle tepki göstererek İstanbul’a yeni elçiler gönderdi. Bu arada yeniden göze giren Photios, 877′de ölen İgnatios’un yerine ikinci defa getirildi. İoannes VIII bu tayini tanıdı (879). Ayrıca, Photios’un İstanbul’da topladığı bir konsilin kararlarını da kabul etti. Fakat yeni basileus Leon VI, Photios’u kesinlikle azletti (886), Photios’un Roma ile çekişmeleri Doğu mezhep ayrılığının sadece bir bölümüdür. Ama eski güvensizliklerin canlanmasına yol açmaktan da geri kalmamıştır. Photios ilk olarak, Romanın karşısına Ortodoksluğun savunucusu olarak dikildi, Yunan kilisesi de giderek «Ortodoks kilisesi» olarak davranmağa, filioçue de tam bir Roma sapkınlığı gibi görünmeğe başladı. Photios’un yazılan, mezhep ayrılığı taraftarlarına bellibaşlı dayanak noktası oldu. Photios, geniş bir bilgiye dayanan eserler (bunlar arasında, çoğunlukla kaybolmuş kitapları inceleyen ve büyük değer taşıyan To Myriobiblon e Bibliotheke’yi [Pek Çok Kitap veya Kütüphane] ve ayrıca Lekseon Synagoge’yi [Kelimeler Derlemesi] saymak gerekir); ilahiyat incelemeleri (Kapıdağı [Kyrilos] piskoposu Amphilokhos’a hitap eden Ta Amphilokhia [867-874], Peri tes ton Manikhaion Anablasteseos [Manicilerin Yeniden Ortaya Çıkmaları üstüne], Logos Peri tes tu Hagiu Pneumatos Mys taggogias [Ruhül Kudüs Âyini Üstüne Nutuk]); hitabet eserleri ve mektuplar bırakmıştır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOTİOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPE I
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİPPE I (1052-Melun 1108), Fransa kralı (1060-1108), Henri I ile Anne de Kiev’in oğlu. Babasının sağlığında Reims’de tac giydi (28 mayıs 1059); 1060′ta onun yerine geçti, fakat önceleri naipliği annesine, amcası Flandre kontu Baudouin Ve ve Reims başpiskoposu Gervais’ye (1060-1066) bırakmak zorunda kaldı. Ergin yaşa varınca, görevinin krallık topraklarına yeniden sahip olmak olduğunu kavradı. Bunun için. ingiltere’nin fethinden (1066) sonra gücü tehlikeli bir şekilde artan Normandiya dükü Guillaume’un rakipleri Anjou ve Flandre kontlarıyle ittifak yapması gerektiğini düşündü. Capet’ler arasmda bu işi kendine görev bilen ilk kral olduğu sanılıyor. Philippe I bu amaçla, Vermandois, Gâtinais (1068), Fransız Vexin’i (1077), Bourges vikontluğunun ve son olarak da Dun-le-Roi’nın bir kısmını ele geçirdi (1101). Aynı zamanda, Robert I’e karşı Arnoul III’ün adaylığını destekleyerek Flandre’ın iç işlerine müdahale etti. Robert I, Philippe’i Kassel’de yendi (1071); fakat Philippe onunla ittifak kurmayı başardı ve 1072-1073′e doğru yeğeni Bertha ile evlendi. Kilisenin mallarını zorla ele geçiren ve haksız kazanç sağlayan Philippe, Hollandalı Bertha’yı boşayarak Bertrade de Montfort ile evlenince papa Urbanus II tarafından afaroz edildi (1095); bu yüzden Birinci Haçlı seferine katılamadı. Sonunda Kilise ile uzlaştı (1104), fakat bu o-laylar, Anglonormanlar arasındaki bölünmelerden yararlanacağı sırada, krallığın itibarını sarstı ve krallığı etkili bir yönetimden yoksun bıraktı. Buna rağmen Anglonormanların tabiî düşmanları olan Anjou ve Flandre kontlarına dayanarak, çok kısa bir zamanda aralarındaki gerginliklerden yararlandı. 1078′de Robert Curthose’u, önce babası fatih William’a (1066-1087), daha sonra da, elinde yalnız ingiltere krallığı kalmış olan kardeşi William II’ye karşı ayaklandırdı (1087-1100). William I tarafından istilâ edilen (1087) Fransız Vexin’ini kurtarınca, yönetimi, danışmanı Suger olan (ikinci Vexin savaşı, 1097-1098) oğluna, yani geleceğin Louis Vl’sına bıraktı ve onu tahta ortak etti. Philippe l’in hükümdarlığı sırasında, merkezî yönetim, derebeylerin zararına olarak güçlendi. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPP I
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİPP I (Marburg 1504-Massel 1567). Hessen landgrafı (1509-1567), landgraf Wilhelm’in oğlu ve halefi. 1518 de Reform hareketini benimsedi (1524), köylü ayaklanmalarını bastırdı (1524), Saksonya Seçici prensi Johann ile Gotha savunma antlaşmasını imzaladı (mart 1526) ve imparatordan dinî hürriyet hakkını elde etti (Speyer diyeti, 1526). Marburg’da ilk protestan üniversitesini kurdu (1527) ve Kari V’in 1526 imtiyazlarını lağvetmesi (Speyer diyeti, 1529) üzerine alman ve isviçreli Protestanları birleştirmeğe çalıştı ise de (Marburg kolokyumu, 1529) başaramadı, Melanchthon’un katolik kilisesine verdiği tavizlere karşı koydu (Augsburg diyeti, 1530). Bavyera’dan (ekim 1531) ve François I’den (mart 1532) yardım gören Smalkalde birliğini kurdu (aralık 1530-mart 1531). Reforma katılan din bilginlerinin onayıyle, iki kişiyle evlenmesi (1540) skandal yarattı ve Kari V’in baskısı na yol açtı. Yenilen ve imparator tarafından Mühlberg’e hapsettirilen (1547) Philipp. ancak 1552′de Saksonya prensi Moritz saye sinde (Passau barışı) serbest bırakıldı. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPP I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİGALLE (Jean-Baptiste)
Tarih 27 Mayıs 2009
xfn25gyxvx
PİGALLE (Jean-Baptiste), fransız heykeltıraşı (Paris 1714 – ay.y. 1785). Robert le Lorrain’in ve Lemonyne’ın öğrencisiydi. Yaya olarak İtalya’yı dolaştı ve büyük güçlüklerle karşılaştı. Aşık Atan Kız adlı eserinin bir kopyesini Fransız elçisine sattı. Paris’e dönünce yaptığı Mercurius Kanatlarını Bağlarken adlı küçük sevimli heykelle (1744, Louvre) akademiye kabul edildi. Kralın siparişi üzerine bunun bir devamı olan Venüs’ü (1748) yaptı. Madame de Pompadour’un himayesi sayesinde birçok sipariş aldı: Enfants-Trouves kilisesinin ana kapısı (1747, yıkıldı), Invalides’deki Meryem (1748, bugün Saint – Eustache’te). Madame de Pompadour ona ayrıca Bellevue’de Louis XV’in atlı bir heykeliyle (yıkıldı), Aşk ve Dostluk (Louvre), Aşk Eğitimi (bitmemiştir) gibi heykeller ısmarladı. Pigalle, Madame de Pompadour’u Dostluk adlı alegorik heykelinde canlandırdı. Strasbourg’da Mauritz von Sachsen’ın anıt mezarını, mareşal d’Harcourt’un mezarını (Nötre dame) yaptı. Anıt mezarların kompozisyonu ve alegorik figülerin çokluğu Pigalle’in tiyatro zevkini açığa vuruyorsa da, Voltaire heykelinde (1770-1776) güçlü bir gerçekçilik göze çarpar. Çocuk heykelciklerinde ise Pigalle barok sanat anlayışıyle klasik gelenek arasında tam bir denge kurar: Kafesli Çocuk (1750), Kuşlu Kız Narcisse. Başlıca büstleri arasında Diderot (Cluny müzesi), Zenci Paul (Orleans müzesi), Madame de Pompadour, Crebillon, Piron (Versailles müzesi) sayılabilir. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGALLE (Jean-Baptiste) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİESZKO
Tarih 27 Mayıs 2009
PİESZKO, Magister Pesco murator denir, muhtemelen polonya asıllı XVI. yy. mimarı. Wroclaw’ın en önemli dinî binalarını yaptı: katedralde Meryem şapeli, Sw. Maria – Magdalena kilisesinin koro yeri [1359], ölümünden sonra bitirilen Meryem kilisesi. (L)
PİEŞTYANİ. Bk. PİEST’ANY.
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİESZKO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERRE Blois
Tarih 27 Mayıs 2009
PİERRE Blois’h. fransız kilise yazarı (Blois 1135′e doğr.-1204′e doğr.). Paris’te John of Salisbury’nin Öğrencisi oldu; sonra Bologna’da tıp okudu. Sicilya kralı Guglieîmo II’nin eğitmeniydi (1167-1169). Bir süre Paris’te ders verdi, sonra ingiltere’ye gitti. Canterbury piskoposunun mühürdarı, Henry Il’den dul kalan Alienor’un (1191-1195) sekreteri ve Londra başdiyakozu oldu. İnzivaya çekildikten sonra öldü. Mektupları (234 tane), zamanındaki toplumun ilgi çekici bir tablosunu çizer. (l)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERRE Blois hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHALLOS
Tarih 27 Mayıs 2009
PHALLOS i. (yun. k.). İlkçağ. Erkeklik organının, dinî sembol olarak somut bir şekilde canlandırılması.
— ansikl. İlkçağ. Tabiatın dölleyici güçlerinin sembolü olarak phallos’a tapınma (bu tapınmanın müstehcen bir yanı yoktur), ilkçağ dinlerinin birçoğunda ve günümüzde çeşitli ilkel halklarda rastlanan bir davranıştır. Eski Anadolu, Mısır, Yunanistan ve Hindistan’da önemli bir yeri olan phallos, kimi zaman bir tanrı (Roma’da Fascinus Deus), kimi zaman, Dionysos ve Siva (linga) kültlerinde olduğu gibi bir tanrı sembolü, kimi zaman tanrıları tasvir etmek için kullanılan bir unsur (Min, Priapos), bazen de maden veya deriden yapılmış bir muska veya nazarlıktır. Romalılar, phallos şeklinde bardaklar kullanırlardı. Dionysos kültü törenlerinde (phallopheria) düzenlenen alaylara katılanlar, ellerinde phallos’lar taşırdı. Koruyucu bir sembol olarak phallos’a eskiçağ evlerinin ön yüzlerinde rastlanıyordu. Bugün de, bazı ortaçağ kiliselerinin cephelerinde bu çeşit kabartma ve heykellerin yer aldığı görülür. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHALLOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFORZHEİM
Tarih 27 Mayıs 2009
PFORZHEİM, Almanya’da (Batı Almanya, Baden-Württemberg) şehir, Karaorman’ların kuzeyinde; 81 400 nüf. Ren vadisini Franken Jürası’na bağlayan karayolu üzerinde eski ticaret yeri. Roman ve gotik üslûbunda kiliseler. Meşhur kuyumculuk merkezi. Makine yapımı. Saatçilik. Optik. Bira fabrikası. Kimyasal maddeler, önemli botanik bahçesi. Fransızlar Württemberg dükünü 1692′de burada yendiler. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFORZHEİM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFEFFERKORN (Johannes)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFEFFERKORN (Johannes), alman yazarı (Nürnberg 1469-1524′e doğr.) Musevîydi, Köln’de Hıristiyanlığı kabul etti (1505) ve uzun süre bu şehirde yaşadı. Yahudiler aleyhine birçok yazı yazdı: Der Judenspiegel (Yahudi Aynası) [1507]; Der Judenbeichte (Yahudilerde Günah Çıkartma) [1508]; Das Osternbuch (Paskalya Kitabı) [1508]. Bu yazılarda bütün musevilerin din değiştirmeğe zorlanmasını istiyordu. J. Reuchlin’e karşı giriştiği polemikte, Beschyrmung (Savunma) [1516] ve Ein Mitleydliche Claeg (1521) adlı eserlerle kendini savundu. (Polemik, Roma kilisesinin Reuchlin’i mahkûm etmesiyle sonuçlandı.) [m]
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFEFFERKORN (Johannes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFAFFİNGER (Joseph Anton)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFAFFİNGER (Joseph Anton), alman heykeltıraşı (Laufen, Salzburg 1684-Salzburg 1758). Çalışmalarına 1718′de Salzburg’da başladı. Kilise ve saraylar için birçok heykel yaptı. Salzburg’da, Krensmünster’de, Seitenstetten’de v.b. eserleri bulunmaktadır. (M)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFAFFİNGER (Joseph Anton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEVERNAGE (Andre)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEVERNAGE (Andre), flaman bestecisi (Harelbeke 1543 – Anvers 1591). Brugge’deki St.Salvatorskerk (1563), Courtrai (1564-1585) ve Anvers’deki Notre-Dame kiliselerinde koro şefliği yaptı. Başarılı eserleri arasında Cantiones Sacrae (Kutsal Şarkılar), dört kitap şarkı, bir kitap missa ve kolektif derlemelerde yer alan Laudes Vespertinae (Sabah Duaları) sayılabilir. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEVERNAGE (Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRUS Aziz
Tarih 27 Mayıs 2009
PETRUS Aziz (Caramca Kepha’nın yun. transkripsiyonu Kephas’dan taş anlamında lat. k.). [Latince tercüme Petrus buradan gelmiştir], isa’nın havarisi (Beytsayda, Celile-öl. Roma M.S. 64). İsa tarafından havarilerin başı olarak seçildi. Babası Yuhanna, gerçek adı da Simun’dur. Petrus, takma adı, Simun’un Hıristiyanlıkta oynayacağı sağlam temel rolü belirtmek için isa tarafından özellikle seçilmiştir. «Sen Petrus’sun (taş’sın) ve ben kilisemi bu taş üzerine kuracağım» (Matta, XVI, 18). Simun’un Andreas adında bir kardeşi vardı. Herhalde evliydi, çünkü İncil kaynanasından söz eder. Kefernahum’da yaşar ve balıkçılıkla geçinirdi. Hıristiyanların inancına göre, İsa’nın başlıca mucizelerine görgü tanığı olmuştu. Çile’den az önce Isa tarafından, dindaşlarının imanını güçlendirmekle görevlendirildi. Tam bir bağlılık sözü vermesine rağmen, isa, Gethsemani’de tutuklanacağı sırada Petrus onu terk etti ve üç defa inkâr etti. Hıristiyanlar İsa’nın dirilip Petrus’a göründüğüne ve ona kiliseyi emanet ettiğine inanırlar. Petrus o zamanlardan beri ilk papa sayılır. Hamsin günü Petrus, İsa’nın dirildiğini yahudilere açıkça bildirdi ve İsa dinini ilkkabul edenleri vaftiz etti. Yahudi ihtiyarlar meclisinin emri üzerine önce Yuhanna ile, sonra bütün öteki havarilerle birlikte tutuklandı. Her iki defasında da serbest bırakıldı. Daha sonra Samiriye’de ve Akdeniz kıyısında kurulan ilk hıristiyan cemaatlerini ziyaret etti. Bu vesileyle yüzbaşı Cornelius’un şahsında, ilk paganları Kiliseye kabul etmeğe başladı. Herodes Ag-rippa’nın giriştiği hıristiyan kıyımı sırasında Kudüs’ten ayrılarak Antakya’ya gitti, orada Paulus ile karşılaştı ve «Galatialılara Mektup»ta yer alan anlaşmazlık ortaya çıktı. Petrus daha sonra Roma’ya giderek bir süre orada kaldı. Kudüs «konsil»inde (48) Yakub ile birlikte Hıristiyanlığı kabul eden paganların Musa töresinden kurtulmalarını sağlamıştı. Eski bir geleneğe göre Neron çağında Mamertinus kalesine hapsedildi ve her halde bu imparatorun bahçelerinde 64′te öldürüldü. Son kazılardan anlaşıldığına göre Vatikan tepesinde bir yere gömüldü. İlk Vatikan kilisesi Constantinus tarafından bu tepede inşa ettirilmişti. Bu kilisenin yerini bugün Roma’da Vatikan’daki San Pietro kilisesi aldı.
— İkonogr. Aziz Petrus, Batı’da genellikle dazlak kafalı ve kısa kıvırcık sakallı olarak gösterilir, üzerinde ya havarilerin «toga»sı ya papaların «pallium» ve «tiara»ı, elinde de İsa’nın kendisine verdiği yetkinin sembolü olarak anahtarlar vardır. Heykel alanında başlıca şu eserler sayılabilir: Vatikan kilisesindeki bronz heykel (V. yy.a ait bir mer mer heykelden reprodüksiyon); Moissact ve Arles kabartmaları; Aziz Lazarus’un mezarından kalan bir baş (Louvre); Chartres, Petersborough, Bamberg, Evora, Begensburg, Halberstadt katedralleriyle Nürnberg’te Sebalduskirche ve Solesmes’de Saint-Pierre kilisesinin heykelleri; G. Sagreras (Palma de Mallorca), Della Porta (Roma’da Trajanus sütunu üstündeki heykel), Peter Vischer (Nürnbergte Aziz Sebaldus’un kabri), Duquesnoy (Brüksel) ve Puget’nin (Avignon katedrali) yontmaları. Aziz Petrus ayrıca, Laterano’da Triclinium mozaiğinde (800), Maztre de Moulins’in tablolarında (Moulins triptik kanadı), Grao Vasco (Viseu), A. Dürer (Döri Havari, Münih), Jacopo Bassano (Aziz Petrus ve Aziz Paulus, Modena), Herrera (Dresden), Ribera (Madrid), Lanfranco (Louvre), Jouvenet (Rouen), El Graco’nun Toledo Katedrali, Escorial) tablolarında temsil edildi. El Greco, Aziz Petrus’u Aziz Paulus ile birlikte de göstermiştir (Leningrad, Stockholm).
Azizin hayatından alınmış sahneler Ripoll, Nantes, Paris (Saint-Pierre de Chaillot, heykeltıraş H. Bouchard) kabartmalarında, Montreale mozaiklerinde, Cimabue (Assisi), Masolino, Masaccio, Filippo Lippi’nin (Floransa’da Carmine kilisesi) fresklerinde, Vatikan’da Lanfranco’nun resimlerinde, Konrad Witz (Cenevre) ve Zurbaran’ın (Sevilla) sunak duvarlarında, Bourges, Lyon, Tours, Ferrieresen Gatinais’deki vitraylarda, XV. yy.da yapılmış veya Sistina şapeli için Raffaello tarafından hazırlanan krokilerinden ilham alan duvar halılarında yer alır.
İsa’nın hayatından sahneleri canlandıran birçok resimde de Aziz Petrus temsil edilmiştir. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRUS Aziz hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERO DELLA FRANCESCA
Tarih 26 Mayıs 2009
PİERO DELLA FRANCESCA, italyan ressamı (Borgo San Sepolcro, 1410-1420 sıraları – ay.y. 1492). Floransa’da Domenico Ve-neziano’nun öğrencisiydi. Bugün harap o-lan Sant’Egidio (1439-1440) fresklerinde o% nunla birlikte çalıştı. Sanat hayatının daha sonraki bölümü’ Ferrara, Urbino ve Rimini prenslik sarayları ile Apeninler’de Borgo San Sepolcro ve Arezzo kasabalarında geçti. Fakat Delîa Francesca’nın dehası taşra çerçevesini aşar; üslûbu, XV. yy. ortalarında sanatçıları ilgilendiren mekân ve renk meselelerinin en başarılı çözüm ve sentezlerinden biridir. İsa’nın Vaftizi (Londra), Kırbaçlama (Urbino) veya Masaccio tarzında ulu ve ciddî yüzlü insanlarıyle dikkati çeken Borgo San Sepolcro’daki Aziz Augistinııs Çok Kanatlı Tablosu (bugün dağılmıştır) gibi eserlerinde, geometrik sezgi ve renk yoğunluğunun yarattığı etki en yüksek düzeye ulaşmıştır. Arezzo’da, San Francesco kilisesindeki ünlü Haçın Tarihi serisinde, şekillerin sağlamlığıyle tiplerin büyüklüğü şaşırtıcı bir çeşitlilik içinde gelişir. Piero Della Francesca 1465′te yaptığı bir çift kanatlı tabloda (Uffizi), Battista Sforza ile resmettiği Federico da Montefeltro için flaman resminin izlerini taşıyan Seni-gallia Madonna’smı çizdi. 1475′e doğru yaptığı Meryem Azizlerin Arasında (Brera) tablosunda diz çökmüş bir halde Urbino dükü de görülür. Della Francesca’nın sanatı, Melozzo da Forli ile Signorelli’ye öncülük etti; ne var ki büyüklüğü çabuk unutuldu ve ancak XX. yy.ın başında yeniden keşfedildi.
Sanatçının, perspektif üstüne bir kitabı ve öğrencisi Luca Pasioli’nin yararlanması için yazılmış «saf cisimler» konulu bir incelemesi vardır. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERO DELLA FRANCESCA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERNE (Gabriel)
Tarih 26 Mayıs 2009
PİERNE (Gabriel), fransız bestecisi ve orkestra yöneticisi (Metz 1863-Ploujean 1937). Paris konservatuvarında Lavignac, Massenet ve Franck’m öğrencisiydi. Edith adlı kantatı ile Roma Büyük ödülünü kazandı (1882). Cesar Franck ölünce, Sainte-Clotil-de kilisesinin orgçuluğuna getirildi (1890). 1903-1910 Arasında Colonne’un yedeğiydi, sonra orkestranın birinci yöneticisi olarak onun yerine geçti (1910-1934). Her türden ve her tarzdan birçok eser verdi. Sonatiri-den sonra Roma’da bestelediği eserleri, bir orkestra süiti, bir senfonik uvertür; ayrfca tarih sırasıyle: Le Collier de Saphir (Safir Kolye) [1891] adlı bir pandomima; J. Lorra-ine’in Yanthis’i ve E. Rostand’ın La Prin-cesse Lointaine’i (Uzaktaki Prenses) için sahne müzikleri; La Coupe Enchantee (Sihirli Çanak) [operakomik, 1895]; Vendee operası (Lyon, 1897); Loti’nin Ramuntcho’-sundan aktarılan bir oyun için sahne müziği (Od6on, 1906); ilk temsilleri OpSra-Co-miquet’te verilen lirik komediler: La Fille de Tabarin (Tabarin’in Kızı) [1901]; On ne Badine pas avec VAmour (Aşk Şakaya Gelmez) [1910]; Sophie Arnould (1927); 1934′te Porte-Saint-Martin’de oynanan Fragonard. Op6ra’da temsil edilen birçok bale besteledi: Cydalise et le Chevrepied (1923); İmpressions de Musichall (Müzikhol’den İzlenimler) [1927); îmages (1935) ve Giration. Pierne* sanatının ilk yıllarından itibaren oratoryo ve lirik şiirle ilgilendi: La Nuit de Noel (Noel Gecesi) [1895] (1870 savaşından bölümler); L’An Mille (Bin Yılı) [1898]; La Croisade des Enfants (Çocukların Haçlı Seferi) [1902]; Les Enfants â Bethleem (Beytüllahm’daki Çocuklar); Saint François d’Assise (Assisili Aziz Francesco) [1912]. Senfonik parçaları: Paysages Franciscains, Variations sur un Theme Pastoral (Bir Kır Temi Üstüne Çeşitlemeler), Concerto, Fan-taisie-ballet ve piyano ve orkestra için Poeme Symphonique (Senfonik Şiir) [1901]; arp ve orkestra için Konzertstück (1901), keman ve orkestra için Fantaisie Basque (1931). Çok sayıda oda müziği eseri vardır: keman ve piyano için bir sonat (1900), piyano ve yaylılar için bir beşli, piyano ve yaylılar için bir üçlü, piyano ve viyolonsel için bir sonat, flüt, viyolonsel ve piyano için bir sonat da camera, çalgı beşlisi için Serbest Çeşitlemeler, bir yaylı çalgılar üçlüsü, saksofonlar için bir dörtlü. Ayrıca piyano parçaları (Passacaille, Variation en ut Mineur [Do Minör Çeşitlemeler]), J. Lorrain, Catulle Mend6s, Paul Fort’un metinleri üzerine melodiler besteledi.
— Yeğeni PAUL (Metz 1874-Paris 1952), Paris Saint-Paul-Saint-Louis kilisesinin orgcusuydu; iki opera, bir bale, iki senfoni, bir missa, melodiler ve bir senfonik şiir besteledi. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERNE (Gabriel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRINİ (Antonio)
Tarih 26 Mayıs 2009
PETRINİ (Antonio), italyan asıllı mimar (Trento 1624 – Würzburg 1701). 1650′den sonra Würzburg’a yerleşti, piskopos-prenslerin saray mimarı oldu. Mainz’de, Bamberg’de Paderborn’da barok üslûpta birçok kilise yaptı. En önemli eseri Würzburg’daki benediktin manastırıdır. Askerî mimariyle de ilgilendi; bu alanda Vauban’ı örnek aldı. Würzburg’daki piskoposluk sarayı (tadilâttan önceki), Seehof, Veitshöchheim ve Weinheim (Pfalz) şatoları da onun eseridir. Ayrıca Heidelberg şatosunu onarttı. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRINİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLOTHEOS KOKKİNOS
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLOTHEOS KOKKİNOS (öl. 1380′e doğr.), İstanbul patriği (1353-1354, 1364-1376). Aynaroz (Hagion Oros) rahibi iken Hesykhia (veya Hesykhasmos) inancını savundu. 1347′de Ereğli (Herakleia) piskoposu oldu ve koruyucusu loannes Kantakuzenos sayesinde İstanbul patrikliğine getirildi. Kantakuzenos’un düşmesiyle görevinden alındıysa da, 1364′te tekrar Bizans kilisesinin başına geçti. Roma’ya karşı doktrin savaşına girişti ve Palamas’çılığı savundu. Keşişlik ve ilahiyat üstüne çok sayıda eser yazdı. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLOTHEOS KOKKİNOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLON Yahudi
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLON Yahudi, yahudi asıllı yunan filozofu (iskenderiye M.ö. 13′e doğr.- M.S. 54′e doğr.). Yahudi ve pagan çevrelerini geniş ölçüde etkileyen zengin bir burjuva ailesindendi; hem yunan, hem de ibranî kültürü aldı. İskenderiye yahudi topluluğunun özel temsilcisi olarak imparator Caligula’ya gönderilen Philon, ondan dindaşlarının imparator heykeline tapmaktan affedilmesini rica etti (40-41). Bazı dindaşlarının yunan felsefesi doktrinlerine kaymaları karşısında, onları atalarının geleneksel inanışlarına yaklaştırmak için bir savunma eseri kaleme aldı ve Tevrat ile helenizm arasında bir çelişki olmadığını kanıtlamağa çalıştı. Birçok eserinden bazıları günümüze kadar gelmiştir. Bunlar özellikle din, Yahudilik propagandası ve felsefe eserleridir. Ayrıca ermenice tercümelerinden ele geçmiş iki eseri daha vardır. Philon’un doktrini Tevrat ile Eflatun karışımı bir temele dayanır. Yeni-Eflatun’culuk ve Kilise Babaları üstünde etkili olmuştur. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLON Yahudi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPOS Aziz
Tarih 25 Mayıs 2009
PHİLİPPOS Aziz, İsa’nın havarilerinden (I. yy.). Celile’de Beytsayda’da doğdu ve isa’nın çağrısına uyan ilk çömezlerden biri oldu. Pentekoste’den (Hamsin bayramı) sonra iskit ülkesine ve Frigya’ya gitti. Bu bölgelerde Hıristiyanlığı yaydığı söylenir. Hierapolis’te çarmıha gerilerek öldürüldüğü sanılmaktadır.
— İkonogr. Aziz Philippos, genellikle üzerinde kurban edildiği çarmıhla tasvir edilir. Albrecht Dür er (Floransa), Ribera (Madrid), Philippe de Champaigne’nın (Louvre) tablolarında, Nanni di Banco (Firenze, Orsammichele), Peter Vischer (Nürnberg’de Aziz Sebaid lahti), Bouchardon (Paris, Saint-Sulpice kilisesi), Giovanni Bandini (Floransa katedrali), Thorvaldsen’-in (Kopenhag katedrali) heykellerinde temsil edilmiştir. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPOS Aziz hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPE IV
Tarih 25 Mayıs 2009
PHİLİPPE IV Güzel (Fontainebleau 1268 – ay.y. 1314), Fransa kralı (1285-1314), Philippe III ile Isabelle d’Aragon’un oğlu. Günümüzün tarihçileri tarafından büyük siyaset yeteneği olan, gerçekçi, kurnaz ve çok değerli bir devlet adamı olarak kabul edilmektedir. Çevresinde, devlet gücünün her şeye yeter bir kuruluş olduğuna inanan zeki danışmanlar ve çoğu roma hukukuyle yetişmiş hukukçular vardı. Bunların en ünlüleri adalet bakanlığı yapan Pierre Flote ile Guillaume de Nogarat ve Engu-errand de Marigny’dir. Kral, dışişlerinde, önce babasının Napoli’deki Anjou’luları desteklemek için Aragon’a karşı açtığı savaştan ustalıkla sıyrıldı (1291). Arkasından Flandre ile ilgilendi. Burada İngiltere kralıyle birleşmekten yana olan kont Gui de Dampierre’e karşı çıktı; şehirleri yönetmek isteyen soyluları destekledi. 1297′de krallık ordusunu başlıca flaman şehirlerini işgal etmeğe gönderdi. 1300′de, İngiltere ile Fransa arasında Guyenne’de çıkan anlaşmazlığı (1294) giderdi. Bu durumda yalnız kalan, İngiltere’nin desteğini kaybeden Flandre kontu için, teslim olmaktan başka çare kalmamıştı. Bu olay, konta karşı savaşırken kralın boyunduruğu altına düşen şehirlerin şiddetli tepkisine yol açtı. Mayıs 1302′de bazı fran-sız s.ubayları öldürüldü. İntikam almağa gönderilen ordu Courtrai’de şehir milisleri tarafından bozguna uğratıldı (11 temmuz). Fakat kral tarafından Monsen-P6v61e’de yenilen Flamanlar (18 ağustos 1304), kontluğu Gui’nin oğlu Robert de B6thune’e veren, başlıca şehirlerde surların yıkılmasını, birçok yerin işgalini ve ağır tazminat ödenmesini öngören Athissur-Orge antlaşmasını (23 haziran 1304) imzaladılar. Bu sertlik Flandre’da Capet hanedanı aleyhtarlığını şiddetlendirdi. Kralın, Robert de Bethune ile oğlu Louis de Nevers’in aralarını bulamaması da bu gerginliği daha da arttırdı. Sonunda Enguerrand de Ma-rigny, kont Robert de Bithune’ü, Lille, Douai ve Belhune’ün gelirlerini toplamaktan vaz geçmeğe razı etti (1312-1311). Buna paralel olarak Güzel Philippe krallığını doğuya doğru genişletti; Barrois’daki bazı toprakları, Lyon şehrini (1274′ten 1307 ve 1312′ye kadar yavaş yavaş alındı) ve Viviers piskoposluk bölgesini hâkimiyeti altına aldı, fakat kardeşi Charles de Valois’yı imparator seçtiremedi (27 kasım 1308). Hükümdarlığının en ilgi çekici olayları Papalıkla olan ilişkilerinde ortaya çıktı. İlk anlaşmazlık 1296′da kralın fransız ruhban sınıfından almak istediği aşar konusunda patlak verdi. Durmadan vergi ödemekten bıkan ruhban sınıfı buna itiraz etti. Papanın krallar üstündeki büyük etki gücüne inanan papa Bonicaius VIII, rahiplerin Roma kilisesinin kesin izni olmadan vergi vermesini yasakladı (Clericis laicos, şubat 1296). Bunun üzerine kral Papalığı sıkıntıya düşürmek için krallıktan altın ve gümüş çıkışını yasakladı (17 ağustos 1296). Papa yasağı protesto etti (ineffabiîis Amoris emirnamesi, 20 eylül 1296), ama anlaşmazlık 1297′de Bonifacius VlII’in Louis IX’u aziz mertebesine çıkarmasıyle yatıştı. Fakat 1301′de kral, tahta hakaret etmek ve Aragon ile bir olup entrika çevirmekle suçlanan Pamiers piskoposu Bernard Saisset’yi tevkif ettirince çok daha ağır bir anlaşmazlık patlak verdi. Papa, kralı bir piskoposu yargılayıp tevkif ettirmekle suçladı (Ausculta, fili, aralık 1301) ve gerekli kararları almak üzere bir din meclisi toplamak istedi. Bunun üzerine Philippe de, baronlar, yüksek rütbeli papazlar ve şehir temsilcilerinden meydana gelen bir meclis topladı (10 nisan 1302). Burada, piskoposların dinî meclise gitmelerini yasaklattı. Bonifacius, Unam Sanctam (kasım 1302) Emirnamesiyle yüksek yetkisini hatırlattıktan sonra hükümdarı afaroz etmeğe hazırlanırken, Anagni’de, Guillaume de Nogaret’nin ve papaya düşman bir aile olan Colonna’ların hizmetindeki adamların baskınına uğradı (eylül 1303). Halk tarafından kurtarıldı, fakat bir ay sonra Roma’da öldü. Yerine geçen Benedictus XI ile Philippe IV’ün müdahalesiyle seçilen Clemens V, kralın, Bonifacius davasını tekrar ele almasından korkarak uysal davrandılar ve kralın suçsuzluğunu ilân ettiler. Philippe, Papalığı hükmü altına alınca Clemens V’in 1305′ten sonra birçok fransız kardinal tayin etmesini, papanın Fransa’ya yerleşmesini (yerleşme yerini kesinlikle Avignon olarak belirledi, 1309) ve Bonifacius VlII’in Fransa kralı aleyhine çıkarttığı bütün kararları bozmasını sağladı (1311). Bu çatışmalar, Güzel Philippe ile danışmanlarının krallığı etkili bir biçimde yönetme azminde olduklarını gösterir. Devlete bağlı yargıçların derebeylik bölgelerindeki faaliyetlerini arttırmaları, ilgili davaları krallık mahkemesine getirmeleri ve merkez kurumlarının gelişmesi de bu azmi gösteriyordu. Krallık meclisi teşkilâtlandırıldı. Soyluların, kilisenin ve şehirlerin temsilcilerini biraraya getiren meclisler birkaç defa toplandı. Bunlar «fitats g€neraux» meclislerinin çekirdeği sayılır. Parlamento çalışmasında uzmanlaşma ortaya çıktı (1291 ve 1307 emirnameleri). Mühürdarlık gittikçe büyüyen bir önem kazandı. Maliye yönünden Philippe IV, Ma rigny’nin yardımıyle hazineyi yeniden düzenledi, bir bütçe hazırlamayı bile düşündü (14 ocak 1314 emirnamesi) ve vergilerin düzenli olarak ödenmesine nezaret etti. Yahudilere (1306′-da sürüldüler ve malları ellerinden alındı) ve Lombardiyahlara ağır vergiler yükledi. Hattâ bazı yıllar bir «ocak vergisi» ödetmeyi denedi; ayrıca çeşitli para işlemlerine girişti. Ekim 1307′de Tampliye tarikatı ilerigelenlerini tutuklatmasına sonu gelmeyen para ihtiyacının yol açmış olduğu söylenebilir. Bu keşişler son derece zengin o-larak bilinirdi; fakat tutuklama için başka sebepler gösterildi. Kralın isteği üzerine papa Clemens V bîr soruşturma yapılmasını emretti ve mahpusların kiliseye teslim edilmesini istedi. Kral, bunu kabul etti (Poitiers Kardinaller meclisi, 29 mayıs 1308), Philippe IV daha sonra, ustalıklı bir propaganda ile papayı sıkıştırdı. Kilisenin yargısıyle bir grup tarikat üyesi yakılarak idam edildi (1309). Papalık 1312′de tarikatı kaldırdı; Philippe mayıs 1314′te Tampliye tarikatının yüksek rütbeli üyelerini dininden sapmış kişiler sayarak yaktırdı. Hükümdarlığının Son yıllarına gölge düşüren tek olay bu değildir. Rezalete yol açan başka bir durum Philippe’in gelinlerini zina suçuyle Kral mahkemesinde yargılatmasıdır. Enguerrand de Marigny, krallığa eski itibarını kazandırmak için hazinenin yeniden teşkilâtlandırılması (14 ocak 1314 emirnamesi) ve yeni bir vergi konması (satış vergisi) konusunda (Paris meclisi, 1 nisan 1314) kralı ikna ederek malî durumu düzeltmeğe çalıştı. Güçlü ve düzenli bir monarşinin kurulmasında çok büyük rol oynayan Philippe IV öldüğü zaman (29 kasım 1314) Marigny son bir para reformu daha hazırlıyordu. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE IV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRARCA (Francesco)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETRARCA (Francesco), italyan şairi ve hümanisti (Arezzo 1304-Arquana 1374). Babası Albizzo Franzesi ile aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden 1304′te Floransa’dan sürüldü. Francesco, Arezzo’da dünyaya geldi, çocukluğa Incisa’da (yaklaşık olarak 1310′a kadar) ve baba dostu Dante Alighieri ile tanıştığı Pisa’da geçti (bu tanışmanın Cenova’da olduğu da ileri sürülür). 1311′de Petrarca ailesi (ailenin öbür oğlu Gherardo’nun 1307′de doğduğu sanılır) Avignon’a yerleşti, kadınlar ve çocuklar Carpentras’a gönderildi.
Petrarca Carpentras’ta dört yıl boyunca Convenevole da Prato’dan ders aldı. 1316′da hukuk öğrenimi için Montpellier’ye gitti. Bugün elde bulunan en eski eserlerini latince olarak 1318 veya 1319′da kaybettiği annesinin acısıyle yazdı. 1320′den sonra hiç istememesine rağmen hukuk öğrenimine kardeşiyle birlikte Bologna’da devam etti; ama 1326′da bu öğrenimi yarıda bıraktı. Petrarca’nın halk diliyle ilk mısraları Bologna’da yazdığı sanılır. Avignon’a döndükten kısa süre sonra, kilisenin desteğini sağlamak için tarikata girdi; bu olay, şairin hayatında çok önemli bir yer tutar. Petrarca’nın Laura’ya olan aşkı kesinlikle bilinir; ama şairin bu isim altında anlattığı kadının kimliği üstüne hiç bilgi yoktur. Petrarca’nın hayatı göz önüne alındığı zaman bir hikâyeden başka bir şey olmadığı anlaşılan bu aşkı, şiirlerinin başlıca konusu haline getirmiştir. Kendi anlattığına göre, 6 nisan 1327′de Laura’ya, Avignon’daki Sainte Claire kilisesinde ilk gördüğü anda âşık oldu. Bu aşk, 21 yıl boyunca sürdü ve Laura’nın 6 nisan 1348′de ölümünden sonra da devam etti. 1330′da Petrarca, Guascogna’daki Dombez piskoposluğuna getirilen Giacomo Colanna ile birlikte yola çıktı; Lombez’den, Avignon’a Giacomo’nun kardeşi kardinal Giovanni’nin sarayına gitti. 1333′te Kuzey Fransa’ya (Flandre, Brabant) uzun bir seyahat yaptı. Liege’de, birçok metnin yanı sıra Cicero’nun söylevini (Pro Archia [Archias Davası]) buldu; bu buluş hümanist keşiflerinin ilkidir. Ama aynı dönemde, kutsal metinleri ve daha önceleri hor görülen eski hıristiyan yazarların eserlerini okumağa başladı. 1336 Sonlarına doğru italya’ya ve Orso dell’Anguillara’ya konuk olduğu Capranica’ya döndü. 1337′de Sorga kaynağı yakınındaki Valchiusa’ya yerleşti, aşkına sahne olarak burasını seçti ve eserinin büyük kısmını burada tasarladı.
1 Eylül 1340′ta en büyük şair tacını giyme töreni için Paris ve Roma’dan davetlileri geldi; ama taç giyme olayını yüceltmek amacıyle Petrarca önce Napoli kralı Roberto’nun sınavından geçmek istedi. Tören 8 nisan 1341′de Campidoglio’da yapıldı ve tacı senatör Orso dell’Anguillara giydirdi; Petrarca, Campidoglio’dan San Pietro’ya gitti ve tacını mihrap üzerine bıraktı. Roma’dan Parma’ya geçti, Azzo da Correggio’ya misafir oldu; sonra, Parma yakınında Selvapiana’ya (burası Petrarca’nm herkesten uzak yaşamak için italya’da seçtiği yerdir) yerleşti. 1342′de Avignon’a döndü ve Roma’dan elçi olarak gönderilen Cola di Rienzo ile tanıştı. 1343′te kızı Francesca doğdu; bu sırada erkek kardeşi Gherardo’nun Montreux’deki Chartreux manastırına rahip olması (paskalya 1343) Petrarca’yı önemli ölçüde etkiledi ve şairde büyük sarsıntılara yol açtı. Petrarca Secretum’u (sır) ve kesinlikle bilinmemekle beraber Salmi Penitenziali’yi (Mezmurlar) bu buhranlı dönemde yazdı. 1343 Yılı ekim ayında kardinal Colonna’dan aldığı bir görevle Napoli’ye döndü; Napoli’den Parma’ya geçti; Parma’yı ele geçirmek isteyenler arasında çıkan savaşa katıldı ve serüven dolu bir yolculukla Bologna’ya, sonra Verona’ya kaçtı. Genel kanıya göre, Cicero’nun Ad Atticum (Attike’ye), Ad Quintum (Quintus’a) ve Ad Brutum (Brutus’a) adlı mektuplarını Verona kapitolü kütüphanesinde buldu. 1345 Yılı sonlarına doğru Avignon’a döndü ve birçok yazısını bu sırada yazdı. Ama, mart 1347′de Roma’da Cola di Rienzo ayaklanması patlak verince Petrarca bu olaydan büyük ölçüde duygulandı, büyük bir heyecanla ayaklanmayı destekledi ve Cola’-nın yanında fiilî mücadeleye giremediği için yakındı. Petrarca kasım ayında Cola’mn gizlice yanına gitmek amacıyle Provence’tan ayrıldı; ama Cenova’da, Cola’mn yıldızının sönmeğe başladığını ve Colonna taraftarlarının yeniden şehre girdiğini haber aldı. Petrarca’nm bu olayda Cola’yı tutması kardinal Colonna ile ilişkilerini kesmesine yol açmamışsa da oldukça nazik hale getirmiştir.
Cenova’dan Verona’ya ve buradan da Parma’ya gitti; mayıs 1348′den sonra iki yıl boyunca sık sık yer değiştirdi (siyasî görevler aldı). 1350′de Roma’ya giderken doğduğu şehir Floransa’dan geçti; Floransa’da Petrarca’nın dostları, hayranları vardı ve hepsinden önemlisi Boccaccio ile ilk defa bu şehirde karşılaştı. Bu karşılaşma hümanizm tarihi ve Petrarca’yı örnek alarak edebî faaliyetini kökünden hümanist bir yöne çeviren Boccaccio için çok önemlidir. Ertesi yıl Boccaccio, Petrarca’yı davet eden Floransa senyörlüğünün elçisi olarak Petrarca’yı görmek için Padova’ya gitti: şair daveti ret etmedi, geleceğini söyledi ama sonra hiç bir harekette bulunmadı. Bu sırada, Petrarca Avignon’a döndü, dağınık durumdaki büyük eserini düzenlemek için yoğun bir çalışmaya girişti. 1352 Yılı aralık ayında papa Clemens VI öldü ve yerine Innocentius VI geçti; Innocentius Vl’dan yardım göremeyeceğini bilen Petrarca nisan 1353′te erkek kardeşini ziyaret ettikten sonra kesinlikle italya’ya döndü. Nereye yerleşeceğini kestiremeyen Petrarca’yı başpiskopos Giovanni Visconti Milano’da alıkoydu ve himaye etti; dostlarının tenkitlerine rağmen Petrarca önemli siyasî hizmetler görerek ve Visconti’lerin siyasetini savunarak sekiz yıl Milano’da kaldı.
Yoğun siyasî çalışmalarına rağmen Milano’da oturduğu dönem Petrarca’nın edebiyat alanındaki en verimli çağıdır. 1362′de oğlu Giovanni ve dostu Ludovico di Campinia vebadan öldü; Petrarca Padova’ya ve buradan da Venedik’e gitti; Venedik cumhuriyeti Petrarca’ya Schiavoni ırmağı kıyısında bir ev verdi. Petrarca, kızı Francesca ile damadı Francescuolo da Brossano’yu da Venedik’e getirtti, 1370′te kızı ve damadıyle birlikte Arqua’da Euganei tepeleri eteğinde küçük bir şehire yerleşti (biri iki yaşında ölen, öbürüne Petrarca’nm annesinin ismi [Eletta] verilen iki torunu oldu). Bu yıllarda Ferrara’da geçirdiği bir buhranı atlattıktan sonra ölünceye kadar siyasî görevler almağa ve özellikle bıkıp usanmadan yazmağa devam etti.
Çağdaşları ve bütün XIV. yy., Petrarca’ya bin yıllık bir aradan sonra, klasik latin yazarlarının izinde yürüyerek ve onlarla boy ölçüşecek parlaklıkta latince bir edebiyatı İtalya ve hattâ Avrupa’da yeniden canlandıran çok zarif bir yazar olarak hayranlık duydu; Petrarca, daha sonra hümanizm adı verilen düşünce ve kültür hareketinin öncüsü olarak sevildi ve kabul edildi, yaşadığı yüzyılda, uzun süre, halk diliyle yazdıklarından üstün tutulan latince eserleriyle Avrupa’da hâkim oldu. Çağdaşları, Petrarca’nm Eskiçağ epik şiir biçimlerini kendi dünya ve sanat görüşü ve Hıristiyanlıkla bağdaşacak şekilde yeniden canladırmasma hayranlık duyamadılar; çünkü bu maksatla yazdığı Afrika’yı (1338-1341); 1343′ten sonra yeniden sık sık elden geçirmiş ve eser ancak 1396′da yayımlanabilmişti. Buna karşılık latince yazdığı eserlerden Epistolae Metricae (66 manzum mektup; 1333-1354 arasında yazılan bu mektuplardan yalnız annesinin ölümü üzerine yazılanların tarihi bilinir; mektupların derlenmesi ve yeniden elden geçirilmesi üç evrede yapıldı: 1350, 1357, 1363) ve Bucolicum Carmen (Çoban Şiirleri) [12 eglog; 1346-1348; daha sonra birçok değişiklik ve düzeltme yaptı] hayranlık uyandırdı. Bu eserlerde birçok mektup yer alır; büyük bir özenle yazılmış bu mektuplara Petrarca’nm hayranları tarafından sahiplerine ulaşamadan el konduğu sanılır. Petrarca, fazla gördüğü veya çok kişisel bulduğu mektupları atarak, sürekli olarak sağlam bir edebiyat örneği ve soylu bir eğitim aracı meydana getirebilecek ve Roma’nın sayılı kişilerinin biyograflarına benzeyecek şekilde kendi hayatını aktaran bir derleme hazırlamak istedi. Familiarium Rerum Libri XXIV, 350 mektuptan meydana gelir (bu mektuplardan tarihlendirilebilen en eskisi 1325 yılında yazılmıştır); mektupları seçme ve uyarlama işlemi 1349 (bazılarına göre 1345)-1360 arasında çeşitli evrelerde yapıldı. Birkaç istisna dışında derleme Petrarca’nm 1361′e kadar yazdığı mektupları kapsar; çünkü bu tarihte Petrarca ikinci bir derlemeye başlamıştır: Seniles (Yaşlılık Mektupları) [17 kitap içinde 125 mektup]. Bu ikinci derleme tamamlanmamış bir otobiyografya (şairin 1351 yılına kadarki hayatını anlatır) olan, gelecek kuşaklara yazılmış bir mektupla biter: Posteritati. Küçük Sine Nomine (Adsız) şiddetli yergileri kapsayan 19 mektuptan meydana gelir (1342-1358). Petrarca’nın yazdığı başka mektuplar ise derlemelerde yer almadı.
Düşünce tarzını yansıtan çok önemli bir belge olan Secretum’u Petrarca 1342 – 1343 arasında yazdı. 1353′te yeniden elden geçirdi ama başlığını yalancı çıkarmamak için eseri ortaya çıkarmadı (bu eserin gerçek başlığı Secretum Meıım’dm [Sırlarım]). Petrarca, bu eserde sık sık ve açık bir şekilde kendini tahlil eder.
iki incelemesi De Vita Solitaria (Yalnız Hayat üstüne) [1346'da yazdı, daha sonra genişletti] ve De Otio Religioso’dai (Dinî Tembellik) [1347'de yazdı, sonra birçok defa gözden geçirdi] Petrarca’nın birçok kitap ve birkaç seçme dost veya Tanrı ile başbaşa kalma isteğini ortaya koyar; ama onun bu isteği tembellik yapmak değil de tutkuların verdiği yorgunluktan kaçmaktır. Bu ahlâkî-dinî yazılar dizisine yazıldığı tarih belirsiz olan yedi Psalmi Poenitentiales, bir İtinerarium Breve de ianua Usque ad lerusalem et Terram Sanctam (daha çok İtinerarium Syriacum [1358] adiyle ünlüdür: Italya’da kutsal topraklara ulaşmak için aşılacak ülkeleri anlatır) sayılabilir. Tarihî yazıları da çok ünlüdür: De Viris lllustribus (Ünlü Kişiler) ve Rerum Memorandarum (Unutulmayan Şeyler) [her ikisi de yarım kalmıştır]. Petrarca’nın, önce 1338 veya 1339′da başladığı, 1343′te yarıda kestiği De Viris adlı eseri romalı ünlü kişileri veya Roma tarihi aracılığıyle bilinen kişileri kapsar; Petrarca esere 1315-1353 arasında devam etti ve sınırlarını genişleterek Âdem’den çağına gelinceye kadar her yüzyıldan ünlü kişilere kitabında yer verdi (eser, paganlık ve Hıristiyanlığın hayat anlayışını bağdaştırmak ve kaynaştırmak amacını güder). Bağımsız bir eser olan De Gestis Caesaris (Sezar’ın Hayatı) daha sonra De Viris’in içinde yer aldı. 1343-1345 Arasında yazılan Rerum Memorandarum’un kitaplarından 4′ü ile öbür kitaplardan bazı parçalar günümüze kadar ulaşabildi. De Remediis Utriusque Fortunae (Alınyazısma Karşı İlâçlar) [1356'da başladı, 1366'da tamamladı ve yayımladı] ahlâkî bir eserdir.
Petrarca’nın bazı polemik eserleri çok canlıdır: kendisini «namuslu ama bilgisiz bir adam» olarak niteleyen dört Venedikli Ibni Rüşt’çü bilgine karşı yazdığı De Sui İpsius et Multorum Ignorantia (Kendi Bilgisizliğim ile Başkalarının Bilgisizlikleri üstüne) [1367]; «mekanik sanatlara» karşı şiiri savunduğu 4 kitap (Invectivarum Contra Medicum Quendam [1352-1355]; aleyhine konuşan kardial Giovanni de Caraman’a karşı yazdığı tnvectiva Contra Quendam Magni Status Hominem sed Nullius Scientie Aut Virtutis [1355'ten sonra yazıldığı sanılır]; papalık merkezinin Avignon’dan Roma’ya taşınması konusunda fransız tezini savunan Giovanni di Hes-din’e karşı yazdığı tnvectiva Contra Eum Qui Maîedixit İtaliae [İtalya'yı Lanetleyen Kimseye Sövgü], 1373). Petrarca’nın hümanist eserlerinin önemi, şairin birçok eski metni keşfetmesinden değil, kendisinden önceki hümanistlere oranla Latinceyi çok daha iyi bilmesinden ileri gelir; Latince öğrenmenin önemini ilk kavrayanlardan biri Petrarca’dır: Petrarca, Roma Eskiçağını dolaysız ve doğru bir şekilde öğrenebilmek için klasik latin yazarlarına baş vurmak ve bu yazarların eserlerini karşılaştırarak kontrol etmek gerektiğini savundu. XV.yy.da en parlak dönemine ulaşan filoloji alanındaki hümanizm çalışmalarının temelini atan Petrarca’dır.
Bu yüzyılda, klasik latin yazarlarının eserleri üstüne bilgiler çoğaldıkça Petrarca’nın ünü azaldı; katı gramer ve üslûp kuralları bir yana bırakıldı, Petrarca’nın tanıyamadığı yunan dünyası tanınmağa başlandı. Ama hümanist Petrarca’nın yıldızı sönerken, halk diliyle yazan şair Petrarca’nın ünü ulaşılmayacak ölçüde genişledi: XV. yy .m ikinci yarısında Petrarca İtalya içinde ve dışında en büyük lirik şair olarak kabul edildi. Petrarca’cılık, XVI. yy.da, bir yazma tarzından çok şiir anlayışını ve şairlerin yaşayışını etkileyen bir yaşama şekli olarak kabul edildi. Canzoniere (Mısralar) ve Trionfi’de (Zaferler) aşk daha çok bir edebî hayal, şairin çelişkilerle dolu kararsız ruh hallerini yönelttiği olağanüstü bir merkezdir. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRARCA (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETİT-QUEViLLY (LE)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETİT-QUEViLLY (LE), Fransa’da Seine Maritime idare bölgesinde (Rouen idare çevresi) komün, Rouen’ın batı banliyösünde, Sen kıyısında; 21191 nüf. XVI. yy.dan kalma kilise. Saint-Julien kilisesi; 1160′ta Plantagenet sülâlesinden Henri II tarafından kurulan bir miskinler tekkesinin kalıntıları (XIII. yy.dan kalma resimler). Sanayi merkezi: kimyasal ürünler (petrol türevleri, sıkıştırılmış gaz, gübre, boya, kauçuk), metalürji (dökümevi, kazancılık, tersane), dokuma (pamuklu kumaş, konfeksiyon, boyacılık) sanayii, elektrik malzemesi v.b. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETİT-QUEViLLY (LE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETERSSEN (Eilif)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETERSSEN (Eilif), norveçli ressam (Chris-tiania 1852 – Lysaker 1928). önce Kopenhag’ta okudu, sonra Münih’te W. Diez’den ders gördü; konusunu tarihten alan Christian II’nin, Torben Oxe’nin Mahkûmiyetini İmzalaması (Breslau müzesi) adlı tablo ile tanındı, italya’da (1880′e doğr.) genellikle konusunu Roma imparatorluğundan alan resimler yaptı. Eserleri (özellikle manzara ve portreler) Oslo galerisinde, dinî resimleri ise Oslo’da ve Bergen kilisesindedir. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETERSSEN (Eilif) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERUZZt (Baldassare)
Tarih 22 Mayıs 2009
PERUZZt (Baldassare), italyan ressamı, mimar ve mühendisi (Siena 1481 – Roma 1536). önce Siena katedralinde çalıştı, sonra 1504′te Roma’ya gitti, Bramante ve Raf-faello ile tanıştı. Şaheseri olan Farnesina villası (1508-1511), o çağda kullanılan süsleme sanatının tam bir özeti ve Roma inceliğinin son örneğidir. Roma 527′de yağmalanarak halkı kılıçtan geçirilirken varını yoğunu kaybetti ve Siena’ya sığındı. Orada, 532′ye kadar belediye binası inşaatını yönetti, villa planları çizdi ve Belcaro şatosunu yaptı. Sonra Roma’ya döndü, Massimo sarayını yaptı. Sagra ile Carpi katedrali de onun eseridir. 1536′da, Roma’da, San Pietro kilisesinin ikinci mimarlığına getirildi. (l)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUZZt (Baldassare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERUGİNO
Tarih 22 Mayıs 2009
PERUGİNO (Pietro di Cristoforo vannuc-ct, il — denir), italyan ressamı (Citta della Pieve, Perugia 1445-Fontignano, Perugia1523). Floransa’da Verrocchîo’nun öğrencisiydi. Pierro Della Francesca’dan etkilenerek rahat ve ahenkli bir üslûp edindi. Sistina kilisesindeki fresklerde {Anahtarların Aziz Petrus’a Teslimi, 1481) görülen bu anlayış, 1504′te Perugia katedralindeki San Giuseppe kapellası için yapılan Bakire’nin Evlenmesi (Caen müzesi) adlı tabloda büyük bir incelik ve çekiciliğe ulaşır. Perugino 1496-1500 arasında Perugia’daki Collegio del Cambio’da büyük bir tarihî dizi meydana getirdi; Sibyllaların ve kahramanların bulunduğu bu diziyi bir isa’nın Doğumu ve bir Başkalaşım tablosu tamamlar. Perugino 1505′te isabella d’Este’nin hizmetine girdi ve onun Mantova’daki Studiolo’ su için Aşkla îffet’in Savaşı’ını (Louvre) yaptı. Perugino, tiplerde ve yüzlerde yumuşaklığı, manzaralarda hafifliği ve ahengi arar. (l)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUGİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERUGİA
Tarih 22 Mayıs 2009
PERUGİA, İtalya’da şehir, Umbria’da, il idare merkezi, Tiber ırmağıyle Trasimeno gölü yakınındaki sivri bir kaya üzerinde; 114 800 nüf.
1307′de kurulan Perugia üniversitesi, yaz aylarında yabancılara özel bir eğitim yapar. Makine ve dokuma sanayii. İlâç fabrikaları. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: etrüsk ve romalılardan kalma yıkıntılar (surlar, Augustus anıtı, mezarlar), saraylar (Collegio del Cambio ve XV. yy.dan kalma eski üniversite; XIII.-XV. yy.dan kalma belediye sarayı), gotik üslûbunda katedral, San Bernardino lisesi, San Domenico (1305, 1632′de yeniden inşa edildi), San Pietro (kısmen X. yy.dan) ve Santa Agata (XIV. yy.) kiliseleri v.b. Etrüsk ve Roma müzesi. —Perugia ili, 570 100 nüf. Bu dağlık il, Orta Apennin dağları üzerinde uzanır ve ekonomisi tarıma (tahıl, bağcılık, hayvancılık) dayanır.
— Tar. Umbria sınırlarında, Tiber’in sağ kıyısındaki bir tepenin üzerinde Etrüskler tarafından kurulan şehir M.ö. 310′da ve 295′te savaşı kazanmak üzere olan Roma’ya karşı Samnium’lularla ittifak yaptı. M. ö. 41′de (Perugia savaşı) Octavius, Antonius’u burada kuşattı ve şehir yıkıldı. Municipium, Trebonianus Gallus zamanında koloni, sonra site (colonia Vibia Augusta) haline getirilen şehir, imparatorluk döneminde zenginleşti; fakat Totila tarafından ikinci defa yıkıldı (M.S. 548). XI. yy.da komün haline getirildi. 1534′te Papalığın hâkimiyetini kabul etti. 1798-1799 Arası Trasimeno idare bölgesinin merkezi olan Perugia’da XV. yy.da önemli bir resim okulu kuruldu (Caporali, Bonfigli, Perugino, Pinturicchio). [L]
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUGİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERU
Tarih 22 Mayıs 2009
PERU i. Bk. pero.
PERU, Güney Amerika’da devlet, Büyük Büyük Okyanus kıyısında; 1 285 215 km2; 12 012 000 nüf. Başkenti, Lima (1 716 000 nüf.). Başlıca şehirleri: Calloa (161 300 nüf.); Arequipa (156 700 nüf.); Trujillo (100 100 nüf.), Chiclayo (86 900 nüf.); Cuzco (78 300 nüf.); İquitos (58 200 nüf.).
COĞRAFYA Fizikî coğrafya
• Yüzey şekilleri. Peru’nun yüzey şekilleri üç büyük bölgeye ayrılır: Andîar, Amazon bölgesi, kıyı bölgesi.
1. Merkezde Andlar, arazinin üçte birini içine alır. Hemen her yerinde başlıca üç unsura rastlanır: 4 000 m yükseltiye doğru puna veya pampa denen yüksek alanlar, 5 000 m’den yukarıda çoğu 6 000 m’yi aşan ve eskiden sanıldığı gibi düğümler değil, basamaklar meydana getirerek kuzeybatıdan güneydoğuya uzanan kalıntı engebeleri, Amazon şebekesine bağlı akarsular (Urubamba, Apurimac, Mantaro, Huallaga, Maranon) tarafından aşıldığı halde başları çoğunlukla Büyük Okyanus’a yakın olan dar ve derin vadiler.
And dağlarının en geniş kısmı Güney Peru’dadır. Bu bölgede üç kısım ayırt edilir:
Huancayo Andları’nı, Abancay’ı Cuzco ve Carabaya’yı kapsayan doğu cordillera; Titicaca gölüne doğru çoğunlukla bazaltlar ve volkan külleriyle örtülü olan (Bolivya sınırı dışında) ve büyük ölçüde yarılan punalar; Chachani (6 035 m), Misti (5 842 m), Tutucapa (5 780 m) gibi yanardağların bulunduğu batı cordillerası. Orta ve Kuzey Peru’da, Andlar kıyı bölgesinden uzaklaşır; kütle özelliği taşıyan dağlar kalıntı engebeleridir: Huayhuash cordilleralan; Huascaran dağında yükseltisi 6 768 m’yi bulan ve güzel buzulların yer aldığı cordillera filanca, Serra Negra (5 000 m). Ekvador sınırına yaklaştıkça Cajamarca Andları’nda genel yükselti azalır ve boğazların yüksekliği 2 500 m’yi aşmaz. Puna alanlarının yerini Mantaro’nun doğduğu Junin pampası ve Rio Santo’nun başladığı Conocacha pampası gibi yüksek bataklık ovalar alır.
2. Andların doğusunda Peru Amazon bölgesi (Amazonas) uzanır; Rio dağeteğiyle bir alüvyon ovasından meydana gelen bu geniş bölgedeki ırmakların başlıcaları (Ucayali, Maranon ve Rio Napo) önandlar’dan çıktıkları boğazlar ve çağlayanlardan sonra (Maranon kıyısında, 150 m yükseltide Pongo de Manseriche) genişler. Peru Amazon bölgesi, ülke topraklarının yarısını içine alır. Bk. AMAZON.
3. Kıyı bölgesi, bir dolma ovasında veya Chincha ile Canete arasında yükseltisi 170 m’yi bulan konglomera yarlarından meydana gelir, Batı Andlar ile temas bölgesi, ancak Pisco ile Narca arasında yüksektir.
• Peru İklim ve bitki örtüsü. Başlıca iklim olayı kıyı ile Amazon bölgesi arasındaki bakışımsızlıktır. Dünyanın en kurak bölgelerinden biri olan kıyıda sıcaklık farkları çok düşüktür: Lima’da on dokuz yılda yıllık yağış ortalaması 37 mm’dir. Bu çok az yağışlar gökyüzünü kışın örten buharların (garva) yoğunlaşmasının sonucu olan ince yağmurlar halinde düşer; bununla birlikte yükseltisi 500 m’yi geçen tepelerde (paranalar) seyrek otların yetişmesine imkân verir. Kıyı bölgesi, Batı Andlar’dan inen sel sularının ağzındaki vahalarla yer yer kesilen bir taş ve kum çölüdür. Buna karşılık Peru Amazon bölgesi bol yağış alır (ovada 3 m’den çok): bu yağışlar ve ekvator bölgesinin aşırı sıcaklığı montana denen ve yapraklarını dökmeyen sık bir ormanın yetişmesine imkân vermiştir. Montana adı, teşmil yoluyle bütün bölgeyi de ifade eder. Doğu Andlar’ın yamaçlarında orman seyrekleşir: burası otlu bozkırlar ve çalılarla örtülü ceja da montana bölgesidir. Doğu sierralarda yükselti sıcaklığın düşmesine yol açar. Cuzco’da yıllık sıcaklık ortalaması 20°C, en yüksek sıcaklık 26°C ve en düşük sıcaklık —5°C’tır. Mayıs Kasım aylarında yağış düşmez ve yağışlar aralık-nisan ayları arasında toplanır. Yağışlar yükseltiyle birlikte azalır: kuzeyde yıllık yağış ortalaması 900 mm, güneyde ise 300 mm’dir; ancak sert ve ender bir otun yetiştiği punalar çöllerle örtülüdür. Ağaçlar yalnız vadilerde ortaya çıkar (salkım söğüde benzeyen molle ahlat ağacı). Dikenli ağaçsılar ve cereus katlarıyle (3 800 – 1 500 m yükselti arasında) Batı And punalarından kıyı çöllerine geçilir. Buzullar ve daimî karlar yüksek kalıntı engebelerinde toplanmıştır ve 4 500 m’nin altına pek ender iner. Cordillera Blanca’nın adını buzullardan almasına karşılık, Misti’-de, yükseltisine rağmen, daimî karlar yoktur.
PERU Beşeri coğrafya
Peru, eski kızılderili medeniyetlerinin ülkesidir. Halkın çoğu hâlâ quechua ve aymara dillerini konuşur. Nüfusta kızılderililerin oranı yüksektir: bütün ülkede yüzde 47, Sierra’da yüzde 80. Melezlerin sayısı da hemen hemen aynıdır ve şehirlerde özellikle Lima’da yaşayan safkan beyazların sayısı ancak 600 000′dir. ülkede hâlâ 40 000 asyalı (özellikle cinli) ve 30 000′den az zenci yaşar. Hızla çoğalan nüfus son kırk yılda iki kat kadar artmıştır. Doğum oranının binde 30′dan çok, ölüm oranının ise binde 8,2′den az olduğu sanılır. Ortalama nüfus yoğunluğu km2′de 8,1 kişidir. Ama, Sierra’-daki yoğun nüfuslu vadilerle Puna’nın ve Amazon ormanmdaki birbirine uzak toplulukların nüfusu çok farklıdır. Peru’nun öteden beri bir köylü ülkesi olmasına karşılık şehir nüfusu zaman zaman tehlikeli bir ritimle artar. Bunun sebebi, Kızılderililerin yoksulluk yüzünden dağlardan kaçmasıdır: 1925′te 250 000 kişi olan Lima’nın nüfusu bugün Calles limanıyle birlikte bir milyonu aşar. öbür Peru şehirleri çoğunlukla sanayinin az ölçüde geliştiği büyük tarım pazarlarıdır: şekerkamışı ve pirinç tarlalarıyle Trujillo ve Chiclayo, vahasıyle Arequipa, pamuk tarlalarıyle Ica ve Piura, güzel tarlalarıyle Cuzco. Bununla birlikte yeraltı kaynaklarının işletilmesi Andlar’da, Cerro de Pasco ve La Oroya, Tacna (bakır), Chimbote (çelik fabrikası) gibi şehir çekirdeklerinin kurulmasına yol açmıştır. Büyük Okyanus kıyısında Bolivya’nın limanı olan Mollendo, Peru’nun Amazon kıyısındaki limanı tquitos ve Titicaca gölünün limanı Puno’da ulaşım sayesinde sanayi gelişmiştir.
Peru iktisadî coğrafya
• Tarım ve balıkçılık. Tabiî bölgelerin çeşitliliği üretimin ve kır faaliyetlerinin büyük ölçüde çeşitlenmesine imkân verdi: Amazon bölgesinde kerestecilik, tropikal ürünler tarımı (pirinç, mısır, manyoka, yerfıstığı, şekerkamışı, pamuk, kahve, kakao, çay), akdeniz ve ılıman iklim bitkileri (buğday, arpa, asma, zeytin, mercimek, bakla, fasulye), patatesin ağır bastığı And bitkileri tarımı. Ama çoraklık sulamayı gerektirir ve tarımı devamlı olarak kuraklık tehdit eder. Amazon ırmaklarının sularını kıyıya ulaştırmak için büyük çalışmalar tasarlanmıştır. Sömürgecilerden kalma büyük mülkler veya tersine bazı sulak bölgelerde toprakların aşırı derecede parçalanmış olması genellikle çok yoksul olan kızılderili köylülerin hayat seviyesinin yükselmesini engeller. Dağlardaki geniş alanların teknik bakımdan çoğunlukla geri olmasına karşılık, kıyılardaki daha modern büyük çiftliklerde şekerkamışı ve pamuk yetiştirilir; kimyevî gübre ile tohum seçimi Mısır elyafına benzer bir pamuk üretilmesine imkân vermiştir. İhracat bitkileri tarımının gelişmesi, besin tarımıyle atbaşı yürümez: oysa beslenecek insan sayısı günden güne artmaktadır. Et üretimi ülke ihtiyacını karşılamağa yetmez. Bununla birlikte And sürüleri (koyun, lama, vicuro, alpaka) yün ihracatına imkân verir. Peru doğudaki sıcak ve yağışlı bölgelerin değerlendirilmesini (Tingo Mario yerleşme merkezi) desteklemektedir. Ayrıca Büyük Okyanus’un soğuk sularında büyük ölçüde balıkçılık yapılır. Ton balığı avcılığının teşkilâtlandırılması, hamsi setlerinin yakın bir tarihten beri büyük ölçüde işletilmesi ve büyük tesisler inşa edilmesi Peru’nun birkaç yıl içinde yabancı sermaye ve teknisyenler yardımıyle dünyada balıkçılığının en gelişmiş olduğu devletlerden biri haline gelmesine imkân verdi. 1960-1965 Arası gayrısafi millî hasıla, yılda yüzde 6 oranında arttı; ama hızlı nüfus artışı bu oranı yaklaşık olarak yüzde 3,5′e düşürdü. Bu ilerlemenin başlıca sebebi, Jbalık unu sanayiinin gelişmesidir. 1960-1964 Arasında, tutulan balık miktarı 3,6′dan 9,1 Mt’a çıktı ve Peru dünyada birinci sıraya yükseldi (1966′da 8,8 Mt). Bir toprak reformu başlatılarak 60 000′den çok köylüye toprak verildi.
• Madenler. Yeraltı kaynaklarının işletilmesi Peru ekonomisinin sağlam olmayan dengesini sağlar. Sömürge dönemindeki altın ve gümüş, özellikle XIX. yy .da işletilen guano, bugün ikinci plana düşmesine rağmen hâlâ önemlidir. Peru dünyanın dördüncü gümüş üreticisidir; guano hâlâ kıyıdaki çorak adalarda elde edilir. Demirsiz madenler üretimi önemlidir: kurşun, bakır (La Oroya’da işlenir), Cerro de Pasco bölgesinde çinko daha az ölçüde çıkarılır ama ticarî önemi büyük olan vanadyum, bizmut, antimon, tungster, molibden, kadmiyum, uranyum, manganez. Demir filizi üretimi hızla gelişmektedir: 1953′ten beri işletilen Marcona yatağı; Lima’nın güneyinde Acari madenleri; zengin filizlerin bulunduğu ve Japonların ilgilendiği güneydeki Chala limanı yakınında yataklar. Peru Maden bankası yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesini destekler ve yabancı şirketlere (başlıcaları amerikan şirketleri) arama ve işletme imtiyazları verir. Madenlerin dağlarda, çoğunlukla 3 500 m’den yüksekte olması, bunların işletilmesini güçleştirir ve masrafları artırır.
• Enerji kaynakları. Peru enerji” sıkıntısı çeker: Ancak idare bölgesinde, Santa vadisinde ve Arequipa ile Tuna arasında, maden kömürü üretimi 160 000 tonu pek az geçer; hidroelektrik üretimi çorak iklim, akarsuların sel rejimi ve Andlar’ın yüksek eğimi yüzünden sınırlıdır; bununla birlikte petrolün katkısı önemlidir: en verimli yataklar kıyı bölgesinin kuzeyindedir: Lobitos ve Negritos (bir ingiliz şirketi tarafından işletilir), Talara (Standart Oil’un kolu olan bir şirket), Zorritos (devlet şirketi) petrol merkezleri. Amazon yamacında Amerikan-Peru şirketinin üretimi artmaktadır. Aynı zamanda And dağeteğinde araştırmalar yoğunlaşmakta ve Manaus’ta (Brezilya) inşa edilecek rafineriye ham petrol sevkıyatı tasarlanmaktadır.
PERU için Machupiccu’da harabeleri önem arzetmektedir. Andların en yüksek zirvelerinden Salcantay ‘dır.
• Sanayi. Peru’da sanayi son yıllarda gelişti. Geleneksel besin ve dokuma sanayii (Lima, Cuzco, Arequipa) dökümcülük, çinko, bakır ve kurşun tasfiyesinin yanı sıra modern sanayiye ve temel donatıma yönelmiştir (Chimbote Çelik fabrikası). Gelişen kimya sanayii, gübre, patlayıcı madde, ecza ve antikriptogam malzemesi, sunî dokuma üretir. Ayrıca seramik, sıcağa dayanıklı maddeler oto lastiği fabrikaları kurulmuştur.
Peru’da sanayide en büyük gelişme, üretimi üçte iki artan demir çıkarımında oldu (1966′da 5,3 Mt); petrol üretimi daha ağır gelişmesine rağmen 1966′da 3 Mt’u geçti. Bakır, kurşun, çinko, değerli madenler, 1960′-tan sonra en yüksek seviyesine ulaştı; kurşun, özellikle de çinko üretiminin bir kısmı yerinde değerlendirilmeğe başladı.
• Ulaşım. Hükümetin sürekli çabalarına rağmen ulaşım yolları ağı henüz yetersizdir. 4 000 km’yi aşan demiryollarının çoğu özel şirketlerindir (başlıcası bir kanada şirketi); hatların çoğu 1951′den sonra And şehirleriyle maden merkezlerini kıyı limanlarına bağlamak için inşa edildi ve inşaat sırasında dünyanın en yüksek seviye farklarıyle karşılaşıldı. Başlıca hatlar Lima’yı Cerro de Pasco ve Huancayo’ya bağlar; Çuzco, Puna, Arequipa ye Mollendo’ya bağlanmıştır. En iyi karayolu, Büyük Okyanus kıyısını takip eden Panamerika karayoludur. Devam eden inşaatlarla karayolları And yamacına doğru uzatılmaktadır; And yamacında ırmak ulaşımı da düzenlenmektedir (tquitos limanı). Ayrıca hava ulaşımı hem milletlerarası (Lima havalimanının donatılması), hem de mahallî rol oynar. Başlıca limanlar Talara (petrol ihracatı), Paita ve Pisco (pamuk), San Juan (Marcona’nm demiri), Bolivya dış ticaretine katkıda bulunan Chimbote, Mollendo ve Matarani, donatımı çok modern olan ve çeşitli malların mübadelesi yapılan Callao’dur.
• Dış ticaret. Peru’nun dış ticareti, hâlâ hammadde ihracatıyle sanayi ürünleri ithalâtına dayanır. Maden filizi, maden ve tropikal ürünlere (pamuk, şekerkamışı) yönelen ihracat oldukça çeşitlidir. Besin ürünleri ve yeni sanayiler için gerekli donatım mallarını ithal etme zorunluğu ticaret ?çığını artırmış, peru parasını zayıflatmıştır. Latin Amerika’da Peru’nun özelliği serbest mübadeleci siyaseti ve dış yatırımları geniş ölçüde kabul etmesidir.
Genellikle tek tip üretime dayanan nispî refahın sağlam temellere oturtulmadığı 1965′te balık unu ihracatındaki gerilemeyle ortaya kondu; pamuk ve şeker fiyatlarının düşmesi durumu daha da ciddîleştirdi. Balıkçılığın gelişmesi 1960′tan sonra, eskiden beri hep açık veren ticaret bilançosunu dengelemeğe imkân vermişti. Bu sanayinin gerilemesi ihracatta duraklamaya yol açtı; oysa ithalat artmağa devam ediyordu. Ticarî bilanço 1965′te yeniden açık verdi, aynı yıl altın ve döviz rezervlerinin yarısı eridi. Durum güç çözülür bir hal aldı; çünkü ihracatta beklenen yeni gelişme 1959-1964 dönemindeki kadar hızlı olmadı (o dönemdeki olağanüstü artış henüz dizginlenemeyen bir enflasyona yol açmıştı). Latin Amerika serbest mübadele bölgesinin kurulması (1960-1961) 1960-1964 arası öteki tiye devletlerle ticareti iki kat. artırchysa da, 1966′da A.B.D. hâlâ Peru’nun ticaret yaptığı başlıca ülkeydi (ithalâtın yüzde 37’si, ihracatın yüzde 35′i).
TARİH
ilk medeniyetler
En eski medeniyetin kuzey kıyıdaki Huaca Prieta medeniyeti olduğu (M.ö. 1500′e doğru) sanılır: M.ö. 1000′e doğru ortaya çıkan mısır ve seramik, kıyıda Viru ve Chavin (yaklaşık olarak M.S. 300′den 600′e), Mochicas (Moche anıtları) ve Nozca (M.S. 500′e doğru) kültürlerinin gelişmesine yardım etti. Sonra büyük siteler çağı başladı: yaylada Aymaraların Tiahuanaco sitesi, kıyıda Chimaların başkenti Chanchan (M.S. 1200′e doğru). Bütün bu medeniyetlerin ortak özelliği mısır ve patates tarımı, lama yetiştiriciliği, bakır, tunç ve altın metalürjisidir: ayrıca hepsi yazıları olmadığından hatıra bırakmak için quipu kullanırlardı. 1200′e doğru tnkalar Güneş sülâlesi Cuzco vadisi Quechua’larında hüküm sürmeğe başladı: XV. yy.da Viracocha İnka, Pachacutec, Tunas, Yupanqui ve Huayna Capac zamanında 5° kuzey enlemi ile 37° güney enlemi arasındaki And yayları ve kıyı halklarının hepsine hâkimiyetini kabul ettirdi, özellikle mimarîsi (bk. cuzco, machupicchu) ve idarî kurumlarıyle ilgi çeken inka medeniyeti boyun eğdirdiği bütün halklara silinmez damgasını vurdu.
ispanyol fethi ve hâkimiyeti
Devletini iki oğlu Atahualpa (Quito) ve Huascar (Cazco) arasında bölüştüren Huayna Capac’ın ölümünde (1525′e doğru), iç savaş İnka imparatorluğuna büyük zarar verdi. Panama İspanyolları, Balboa’dan beri, daha güneyde altın bakımından zengin bir ülke bulunduğunu biliyorlardı ve bazıları kıyı bölgesini keşfe gitmişlerdi. Bu serüvencilerden Francisco Pizarro, Kari V tarafından henüz fethedilmemiş olan Yeni Castilla’nın genel valiliği ve başkumandanlığına tayin edildi (1529). Atahualpa’nın kardeşini öldürttüğü (1532) sırada inka topraklarına ayak basmıştı (1531). Pizarro birkaç asker ile İnka’yı tutukladı ve boğdurdu (1533 ağustosu); İspanyollar Cuzco’yu ve hazinelerini ele geçirirken ülkeyi Pizarro’dan sonra onun tayin ettiği kukla valiler yönetti. İnka Manco Capac II ayaklandı, genel valinin kardeşini büyük şehirde kuşattı (1533-1536) sonra ormanlara çekildi. İnka imparatorluğunun candamarını Cajamarca ortadan kaldırdı ve yenilenler ya kendilerini öldürerek veya İspanyolları çekmiş olan hazineleri tahrip ederek direndiler. Birbirlerine düşman olan Pizarro ve arkadaşları (bk. almagro) 1538-1542 arası ortadan kalktılar.
1542′de Kari V «Yeni yasalara çıkarttı ve bunların uygulanması için Peru Kral naipliğini kurdu; sınırsız bir arazi olan bu naiplik Güney Amerika’da devam eden fethin hareket üssü olarak yararlanıldı: ilk genel vali Blasco Nunez Vela, 1543′te, kıyı yakınında Pizarro tarafından kurulan (1535) ve 1542′de bfr audiencia merkezi olan Lima’ya yerleşti. Genel valiye bir meclis (Real acuerdo) ve yerlerini 1582′de sekiz mültezimin aldığı il valileri (corregidoreler) yardım ediyordu. Canete markisi genel vali (1556-1561) Andres Hurtado de Mendora’nın hazırladığı sömürge sistemini Francisco de Toledo (1563-1581) inka örneğini kopya ederek teşkilâtlandırdı: bu sistem tarım toplulukları halinde biraraya toplanmış olan kızılderililerin sömürülmesine dayanıyordu: toplulukların bazıları kendilerini sömüren bir ispanyol yöneticinin vesayeti altındaydı (encomienda’laı); öbürleri kabilenin kamu yetkisine ve mita’ya (Inkaların kurduğu angarya sistemi) karşı borçluydular (çoğu bu yüzden Lima’ya ve kıyı bölgelerine kaçtı). Kızılderilileri paganlıktan kurtararak hıristiyan kültürüne bağlamak (Juli cizvit misyonu) ve orijinalliklerini muhafaza etmek için (Kari II’nin Recopilacion de las Ley es do indias’ı çıkarması [1680]) rahipler büyük çaba harcadılar, inka kralı Tupac Amaru I’in (öl. 1571) ve 1780′de Tupac Amaru II’nin (öl. 1781) isyanlarının da gösterdiği gibi inka klanı toplum yapısında ağırlığını uzun Süre muhafaza etti. İspanyol kolonları And yaylalarında zeytin, buğday ve üzüm yetiştirmeğe başladılar; kıyıda kurdukları şekerkamışı işletmelerinde çalıştırmak için zenci köleler getirdiler: boyalar, mobilyalar, dinî süslemeler, meksika dokumaları v.b. satın aldılar. Ama Peru’nun başlıca zenginliği yeraltı kaynaklarıydı. Huancavelica civa madeni sayesinde Meksika’da (1567), sonra Peru’da (1572′de veya en geç (1585′te) gümüş malgamasına başlandı. 1545′te bulunan Potosi gümüş madeni XVIII.yy.a kadar dünya üretimine hâkim oldu ve Callao de Lima’dan Panama (başlıca yol) ve Tehuantepec kıstaklarına (Huatulca, XVI.yy.dan sonra da Novidad limanlan) doğru giden ticarî akınların büyük kısmını besledi. İspanya’nın ve bütün Avrupa’nın ekonomisini bozan bu para, sömürge toplumunu zenginleştirdi: Peru’da şehirler, barok üslûbunda kiliseler ve bir üniversite (1551′de Lima’da San Marcos üniversitesi) inşa edildi; ayrıca ülkenin lüks eşya ithalâtı günden güne artıyordu.
Ama bu refah dönemi uzun sürmedi; Potosi’nin gümüş üretimi, 1610-1630 arası en yüksek seviyesine eriştikten sonra, işletmenin teknik yetersizliği ve kızılderili halkın mita’nın uygulanmadığı kıyıya, tarım işletmeler ine ve şehirlere (özellikle Lima) kaçması yüzünden çöktü: ücretli işçi sınıfının doğması bu süreci engellemedi; zaten nüfus da XVII. yy., sonuna kadar büyük ölçüde azaldı. XVIII. yy.da nüfus yeniden artmağa başladı, ama Potosi tekrar kalkmamadır bunda, ispanya ile Büyük Okyanus ve Panama kıstağı aracılığıyle kurulan ilişkilerin kesilmesi ve ispanya ile tek bağlantının uzun ve tehlikeli Buenos Aires yolundan başka bir bağlantının bulunmaması büyük bir rol oynadı. Avrupa ile bağlantıları kesilen, birbirinden iyice uzak ve her birinde ayrı bir hayat tarzı gelişen coğrafî birimlerden kurulur ve aslında bütün Güney Amerika’yı içine alan yedi audencia’ya (Panama, Santa Fe de Bogota, Quita, Lima, Charcas, Şili ve Buenos Aires) bölünmüş büyük Peru Genel valiliği yavaş yavaş bugünkü sınırlarına yerleşti. Tierra Firma veya Yeni Granada (1718) Genel valiliği 1739′da kesinlikle teşkilâtlanarak Peru’dan bugünkü Venezuela, Kolombiya ve Ekvador’u aldı; 1776′da La Plata Genel valiliğin (Arjantin, Uruguay, Paraguay) kurulmasıyle Peru Charcas audienca’sım (Yukarı Peru, bugünkü Bolivya) bile kaybetti. Ayrıca 1778′de kurulan Şili Genel valiliği Lima’ya karşı oldukça muhtardı ve ticaret serbestisinin ilânı (1778) ispanyol sınırlarını tehlikeye düşürerek bağımsızlığı hazırladı.
Peru’ nun Kurtuluşu ve Siyasî bağımsızlık
Kral naibi J.F. Abascal (1804-1816), Kreollere ispanyol hâkimiyetini kolaylıkla kabul ettirdi ve isyan eden arjantin ordusunu püskürttü. Ama Cadiz ayaklanmasından (1820) sonra, San Martin, Arjantinli ve Şilililerin başında hücuma geçti, ayaklanan Lima’ya girdi, Peru’nun bağımsızlığını ilân ederek «Koruyucu» unvanını aldı (28 temmuz 1821); ama Bolivar ile Guayakuil’de görüştükten (temmuz 1822) sonra 1822 eylülünde bu unvandan vaz geçti. Kurtarıcı adı verilen Bolivar ordusu (eylül 1823) ispanyol ordusunu kesinlikle yok etti (Junin ve Ayacucho 1824): son ispanyol garnizonu (Callao garnizonu) 1826 ocağında teslim oldu. Ama topluma hâlâ beyaz azınlık, büyük mülk sahipleri ve kilise hâkimdi. Daha o tarih: e siyasî kargaşa başladı; Bolivar’m ülke; kaderine terk etmesinden (eylül 1826) erce iki yıl içinde iki cumhurbaşkanı değişi: Peru’da birçok pronunciamento ve Anayasa değişikliği olurken XIX. yy. Avrupa siyasî belâgatinin altında CaudillolariK şahsî rekabetleri gizleniyordu.
Aşağı ve Yukarı Peru arasındaki geleneksel bağlar, mareşal Santa Cruz’un bir Peru-Bolivya konfederasyonu kurmasına (1836 imkân verdi: bu birliği şili ordusu dağıttı (1839). iki defa cumhurbaşkanı seçilen Ramon Castilla (1845-1851 ve 1855-1862), diktatörlüğünü kabul ettirdi, kızılderililerder. vergi alınmasını ve zencilerin köleliğini kaldırdı, millî ekonomiyi geliştirdi: avrupa sermayelerinin guano ve güherçile işletmeleriyle ilgilenmesi, ülkeye çok kötü şartlar altında yaşayan cinli işçiler getirilmesin: başlattı (1849′dan sonra). Bir borç meselesi ispanyol donanmasının guano bakımından zengin olan Chinehar adalarını işgal etmesine (1864), sonra Callao’yu topa tutmasına yol açtı (1866); sonunda ispanya sömürgeyi yeniden fethetme hevesinden vaz geçmek zorunda kaldı. Tarapuca güherçilelerinin yol açtığı Pasifik savaşında, Şili, Bolivya (1879-1881) ve Peru’yu (1879-1883) yendi. Peru, Tarapaca ilini Şili’ye bıraktı. Şili Tacna ve Arica’nın öbür illerini de işgal ederek, plebisit yapılıncaya kadar on yn elinde tuttu. Aslında mesele ancak 1929′ d a Şili’nin Tacna’yı iade etmesi ve Arica’y: muhafaza etmesiyle çözüldü. Brezilya (1909 ve Kolombiya ile daha az önemli sınır çatışmaları çözüldü (Leticia trapeze’nin bırakılması, 1934); buna karşılık, Ekvador ile anlaşmazlık (Maranon’un kuzeyindeki bölge) Peru’nun anlaşmazlık konusu amazon arazilerinin büyük kısmında hâkimiyetin: onaylayan Rio de Janeiro antlaşmasına (1942) rağmen henüz gerçekten çözümlenememiştir.
Pasifik savaşı ve Şili işgali yüzünden iflâs eden Peru, devletin yönetimini askerlere (general Iglesias, sonra Caceres [1886-1890 ve 1894-1895]), maliye ve ekonominin yönetimini ise bir avrupa konsorsiyumuna (Peruvian Corporation) bıraktı. Maden işletmesi (altın, gümüş, bakır, çinko, petrol), XX. yy. başında yeniden gelişti. 1908-1912, sonra 1919-1930 arası cumhurbaşkanı seçilen A.B. Leguia, Birinci Dünya savaşından sonra şiddet yerine rüşveti tercih eden ve büyük iktisadî buhran sırasında ortadan kalkan bir diktatörlük kurdu. V.R. Haya de la Torre tarafından 1924′te Paris’te kurulan ve 1933′te kanun dışı ilân edilen marksist eğilimli ve A.B.D. düşmanı A.P.R.A. (Alienza Popular Revolucionaria Americana [Amerikan Devrimci Halk birliği]) ülkede yeni bir siyasî kuvvet oldu. Manuel Prado Ugarteche’nin (1939-1945) başkanlığı sırasında temel hürriyetler yeniden ortaya çıktı. L. Bustamente y Rivero’nun cumhurbaşkanlığı sırasında (1945-1948) A. P.R.A.’nm siyasete katılmasını ve bir hükümet darbesi denemesini (1948), iktidarı general M.A. Odria’ya veren bir Pronun-ciamiento takip etti; M.A. Odria, A.P.R. A.’yı ve Komünist partisini kanun dışı ilân etti (1948) ve cumhurbaşkanı seçildi (1950-1956). 1956 Seçimlerinin serbestçe yapılması «apriste»lerin ve liberallerin M. Prado Ugartache’yi yeniden cumhurbaşkanı seçmelerine (şubat 1960) imkân verdi. Haziran 1962′de, başkanlık seçimleri sonuçları, A. P.R.A. Kurucusu Haya de la Torre lehine gibi göründü. Günden güne basit bir «reformizm»e yönelen Torre’nin durumunun devamlı olarak gerilemesine rağmen, ordu vadenin yaklaşmasından kaygılandı ve darbeye baş vurdu: general Ricardo Perez Godoy seçimleri iptal etti ve geçici bir askeri hükümet kurdu. Haziran 1963′te, yeni seçimler sonucunda Halk Hareketi partisinin adayı olan ve hıristiyan demokratlara dayanan liberal Belaunde Terry başkan seçildi. Fakat sosyal reformlar sınırlı kaldı. Yönetici çevrelerin dağlı köylülerle pek ilgilenmemesi, Castro’yu örnek tutarak silâhlı mücadeleyi genişletmeğe çabalayan ger iller o hareketlerinin gelişmesine yol açtı, özellikle, M.I.R. (Movimiento de la îzquierda Revolucionaria [Devrimci Sol hareketi]), 1965′ten sonra birçok çete kurdu: hareketin kurucularından avukat Luis de la Puente Uceda, aynı yıl savaşırken öldü ve hükümet çevreleri âsilerin yok edildiğini açıkladı.
Gerilla faaliyetinin önlenmesi üzerine hükümetçe temmuz 1965′te kaldırılan anayasal haklar iade edildi (1966). 3 Ekim 1968′de başkan Belaımde Terry bir askerî hükümet darbesiyle devrilerek Buenos Aires’e sürüldü. Darbeyi takip eden günlerde birtakım öğrenci hareketleri patlak verdi. Askerî darbe hareketini yöneten genelkurmay başkanı general Juan Velasco Alvarado, başkan, general Ernesto Montagne ise başbakan oldu; askerlerden meydana gelen 12 kişilik bir hükümet kuruldu. Yeni hükümet, önceki anlaşmaları iptal ederek ülke petrolleri ve şeker plantasyonları devletleştirdi. Toprak reformunun gerçekleştirilmesi doğrultusundan köklü tedbirler alındı. Petrol şirketlerinin devletleştirilmesi, dolayısıyle A.B.D.’-nin Peru ile olan anlaşmazlığı devam ederken, Peru hükümetinin ülke karasularını 200 mile çıkarma konusundaki kararını uygulaması iki ülke arasındaki ilişkileri büsbütün gerginleştirdi. Peru askerî hükümeti sanayi kesiminde de köklü reform ve devletleştirme tedbirlerine girişti. Peru’da 31 mayıs 1970′te meydana gelen büyük deprem 50 000 kişinin ölümüyle sonuçlandı; 800 000 kişi açıkta kaldı.
Pizarro ile Atahualpa’nın Cajamarca’da karşılanması (1532) The de Bry’ın gravürü Cabinet des Estampes, Paris.
AN AY AS A
1933 Anayasasında birçok defa değişiklik yapıldı. Okuma yazma bilen erkek ve kadınlar (1956′dan beri) seçmendir (21-60 yaş arası oy kullanma mecburîdir). Cumhurbaşkanı, iki başkan yardımcısıyle birlikte altı yıl için seçilir, yürütme gücünü elinde tutar; meclislere karşı sorumlu olan on iki bakan vardır. Devlet güvenliği gerektirdiğinde cumhurbaşkanı hürriyetlerin tamamını veya bir kısmını kaldırabilir ve sınırı kanunla tespit edilen olağanüstü yetkiler alır. Yasama gücü tek dereceli genel oy sistemiyle altı yıl için seçilen senato (53 üyeli) ve millet meclisindedir (182 üye). Ülke bir vali tarafından idare edilen 24 idare bölgesi ile illere (onlar da idare bölgelerine) bölünmüştür, ilke olarak belediye meclisleri seçimle iş başına gelir. Kızılderili topluluklarına kanunî haklar tanınmıştır.
GÜZEL SANATLAR
Kolomböncesi eski peru sanatı Güney Amerika’nın en önemli sanatıdır ve Inka imparatorluğunun bütünlüğü sağlamasından önce çeşitli bölgelerde gelişen farklı medeniyetlerin sonucudur. (Bk. KOLOMBÖNCESİ.) Fetihten sonra Peru, ispanyol barok sanatının bir eyaleti haline geldi: ama yerli sanatçıların etkisi ve katkısı, bu sanata eski sanatları hatırlatan hayalî süsleme temalarıyle orijinal bir görünüş kazandırdı. Başlıca anıtlar Cuzco katedrali ve Pamata kilise sidir. XVI. ve XVII. yy .da Cuzco’da gelişen bir resim okulundan inka ilerigelenlerinin portreleri, dinî tablolar ve inka sembollerinin hıristiyan temalarına karıştığı eserler kalmıştır. XVII. ve XVIII. yy.da bol altın kullanan şatafatlı süsleme sanatı oymalarla süslü koltuklar, kumaşlar, çerçeveler bıraktı. Halk sanatı, seramiklerde, giyeceklerde ve dinî eşyalarda ispanyol sanatı ile kolomböncesi sanatı kaynaştırır. XIX.yy. ressamlarından Jose Gilde Casho portreler, F. Laso, L. Merino ve F. Fierro halk hayatından sahneler bıraktılar.
EDEBİYAT
Kolomböncesi edebiyat için bk. İNKA İMPARATORLUĞU; sömürge döneminin edebî faaliyeti için bk. İSPANYOLCA.
• Şiir. XVIII. yy.ın mirasçısı olan hiciv şairleri Felipe Pardo y Aliağa (1806-1868) ve Manuel Asensio Segura’dan (1805-1871) sonra, romantik nesli şu şairler temsil eder: Lamartine hayranı Jose Arnaldo Marquez (1830-1904): ağıtlar yazan Carlos Augusto Saloverri (1831-1890); V. Hugo’nun etkisinde kalan Clemente Althaus (1835-1881); daha çek nesirleriyle tanınan Ricardo Palma (1833-1919), millî edebiyatı ispanyol geleneklerinden kur!atmağa çalışan Manuel Gonzalez Prada (1844-1918). Ama Peru’da modernciliğin gerçek önderi, Ruben Dario’ nun çömezinden çok rakibi olan epik ve romantik şair Jose Santos Chocano’dur (1875-1934): has Santas (Kutsal öfkeler), Alma America, Epopeya de los Libertadores (Kurtarıcıların Destanı) güçlü ve coşkun bir lirizmle kaleme alınmıştır. Aynı nesilde ı Jose Maria Eguren (1882-1942) daha ahenkli bir şiirin yaratıcısıdır. Bu iki ustanın açtığı yolu şu şairler takip etti: şehvetli ve umutsuz şair Victor Vallejo (1895-1938); fütürizmden geçtikten sonra yumuşayan ama hâlâ Güney Amerika’da edebî bağımsızlık hareketinin başlıca temsilcilerinden olan Alberto Hidalgo (doğ. 1893). Çağdaş Peru edebiyatının başlıca özelliği halk ruhunu ve modern iktisadî gelişmenin ortaya koyduğu toplum meselelerini anlatma kaygısmdadır.
ispanyol tç savaşının yürekten sarstığı Cesar Valleionun (1892-1938) ölümünden sonra Cesar Mor o (1904-1956), Xavier Abril idce. 1905). Enrique Pena Barrenchea (doğ. 1905), Emilic Adolfo Westphalen (doğ. 1911), Martın Adan (doğ. 1918) sayesinde şairler avrupa edebiyat okul ve araştırmalarını yakından takip ettiler. Ama Julio Garrido Malaver (doğ. 1909), Felipe Arias Larreta (1910-1955) ve Mario Florian’ın (doğ. 1917) sanatı, siyasî amaçlarla dolu militan bir lirizmdir. Jorge Eduardo Eielson (doğ. 1922), Javier Sologuren (doğ. 1922), Sebastian Salazar Bondy (1924-1965), Washington Delgado (doğ. 1926), Leopoldo Chariarse (doğ. 1928), Alberto Escobar (doğ. 1929) ve Pablo Guevara (doğ. 1930) ile, yeni neslin bir kısmı yalnız estetik amaçlara yönelirken, Gustavo Valcarceî (doğ. 1921), Alejandro Romualdo Valle (doğ. 1926), Juan Gonzalo Rose (doğ. 1928) ve Manuel Scorza (doğ. 1929) geleneksel yoldan ayrılmadılar.
• Roman. Romances Historicos del Peru’nun ve Helenc’in Dostları romanının yazarı Fernando Casos’tan (1828-1882) sonra ispanyol-amerika edebiyatının en iyi hikayecilerinden biri olan Ricardo Palma (1833-1919) gelir; Peru Gelenekleri adlı eserinde fıkralar ve efsanelerle ülkesinin bütün geçmişini canlandırır. Paralvillo ve Sisebuto yazarı Guiterrez de Quintarilla (1858-1935) ve iki kadın romancı onu örnek almıştır: çok güzel bir psikolojik roman (Blanco Sol) yaza a Mercedes Cabello de Corbonero (1852-1909) kızılderili meselesini ilk olarak ele alan Yuvasız Kuşlar romanının yazarı Clorinda Mateo de Turner (1854-1909).
• Tugsten adlı romanında ülkesinin sosyal meseleleriyle uğraşan Victor Vallejo ve Abraham Valdelomar (1887-1919) ile peru romanı yeni bir çığıra girdi. Enrique Lopez Albujar’m (doğ. 1872) çok iyi bir hikayeci olmasına rağmen, peru hikâyesi en mükemmel şeklini Ventura Garcia Calderon ile (1887-1959) buldu: Akbabanın İntikamı, ölüm Tehlikesi, Kan Rengi’nde, kızılderililer ve melezler büyük bir ustalık ve trajik bir anlayışla canlandırılmıştır. Aynı zamanda çok zarif şiirler de (Cantilenas) yazan Ventura Garcia Calderon’u, Lois Valcarceî (doğ. 1891), Aurora Caceres (doğ. 1880) ve Tanrısız Halk romanında kızılderili meselesine eğilen Cesar Falcon örnek aldılar. Ama kızıldenülerin en ateşli savunucusu Ciro Alegria’dır (doğ. 1909).
Yerli edebiyat geleneğinde, çağdaş romancı Ciro Alegria (1909-1967) ve Jose Maria Arguedas’ın (doğ. 1911) eserleri hâkimdir. Bu yazarların etkisi, Arturic Demetrio Hernandez (doğ. 1903), Jose Diez Canseco (1904-1949), Francisco Vega Seminario (doğ. 1903) Fernando Romero (doğ. 1908) ve Francisco lzquierdo Rios’un (doğ. 1910), hikâye ve anlatılarında görülür. Eleodero Vaıgas Vicuna (doğ. 1924), Carlos Zavaleta (doğ. 1928), Julio Ramon Riberro (doğ. 1929), Enrique Congrains Martin (doğ. 1932), Mario Vargas Lİosa (doğ. 1936) gibi genç romancılar daha çok gerçekçi konulara yönelmekte ve ingiliz-amerikan anlatım tekniklerinden ilham almaktadır.
• Deneme. Şair Manuel Gonzalez Prada aynı zamanda da bağımsız düşünceli atak bir polemikçidir: Serbest Sayfalar ve Savaş Saatleri adlı denemeleri yüce bir düşünceyi yansıtır. Hikayeci Ventura’nın kardeşi Francisco Garcia Calderon (1833-1953), Latin Amerika Demokrasileri, Kaygılı Avrupa ve Yeni Almanya Anlayışı adlı eserleriyle Latin Amerika’da siyasî düşüncenin temsilcisidir. Luis Alberto Sanchez (doğ. 1900), ispanyol-amerika düşünce hareketinde kitaplarıyle önemli rol oynadı:
Amerika’da Kültür Hayatı ve Tutkusu, Latin Amerika Yaşıyor mu? Bu son eserde bütün kıtanın etnik meselelerini inceler ve bu meselelerin çeşitli ırkların kaynaşmasıyle çözüleceğini söyler.
• Tiyatro. XIX. yy.dâki gelişmeden sonra peru tiyatrosunda sadece Juan Rio s (doğ. 1914) ve Enrique Solari Sfayne’dan (doğ. 1918) söz edilebilir.
Edebî tenkit alanında, E. Nunez (doğ. 1908), Alberto Tauro (doğ. 1914), Augusto Tamayo Vargas (doğ. 1914): Jorge Puccinelîi (doğ. 1920), Manuel Suarez Miravaî (doğ. 1922) ile çok başarılı eserler verilmektedir. (l)
PERU akıntısı. Bk. humboldt akıntısı.
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERTİ (Giacomo Antonio)
Tarih 22 Mayıs 2009
PERTİ (Giacomo Antonio), italyan bestecisi (Bologna 1661 – ay.y. 1756). öğretmenlerinden G. Corso ile bir süre Parma’da kaldıktan sonra, San Pietro kilisesinde kapella yöneticiliği göreviyle Bologna’ya döndü (1696). Tiyatro ve kilise için bol bol eser besteledi, bir okul açarak Aldrovandini, Laurenti, Pistocchi ve Torelîi gibi ünlü sanatçıları yetiştirdi. Bestelediği yirmi operadan elde pek azı kalmıştır. Ayrıca yirmi oratoryo, bir cantate Morali e Spirituali (1688), çalgılı ve korolu, 4 sesli missalar ve mezmurlar besteledi (1735). [L]
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTİ (Giacomo Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERTH
Tarih 22 Mayıs 2009
PERTH, Büyük Britanya’da şehir, İskoçya’da, Perthshire’ın idare merkezi, Tay kıyısında, Dundee’nin yukarısında; 41 200 nüf. Saint John kilisesinde XV. yy.dan kalma bölümler. Eski evler. Sanat ve arkeoloji müzesi.
— Tar. Şehrin küçük bir roma ordugâhı (Victoria) çevresinde geliştiği sanılır. Aziz Columba zamanında hıristiyanlaştırılan şehirde, Aziz John’a adanan bir kilise kuruldu (XVII. yy.a kadar Perth’in yanı sıra kullanılan Saint John adı bu kiliseden gelir). Aslan William’ın 1210′da bir kraliyet kasabası haline getirdiği Perth, monarşinin başlıca merkezi olarak Scone’un yerini aldı. Ama James I’in 1437′de burada öldürülmesi, başkentin 1482′de Edinburgh’a nakledilmesine yol açtı. (L)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRUCHOT (Lazare)
Tarih 21 Mayıs 2009
PERRUCHOT (Lazare), fransız kilise müziği bestecisi (Le Creusot 1852-Monaeo 1930). Autun katedrali kapella yöneticisi (1876-1891) oldu. Paris’e giderek Gigout ile çalıştı, Notre-Dame-des-Bîancs-Manteaux (1891-1895) ve Saint-François-Xavier (1895-1904) kiliselerinin korolarını yönetti, daha sonra Monaco katedralinin kapella yöneticiliğine geçti. Bu son görevi sırasında Pales-trina polifonisini işledi. Altı missa, yüzden çok motet, bir. oratoryo (Devota) besteledi, kilise müziğine özellikle faux-bouıdon’a yenilik getirmeğe çalıştı. (L)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRUCHOT (Lazare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRET kardeşler
Tarih 20 Mayıs 2009
PERRET kardeşler, fransız mimarları, önce taş yontucusu, sonra müteahhit olan CLAUDE MARîE’nin (Sennecey-leGrand, Tournus yakınları, ?-Paris 1905) oğulları. Claude Marie yirmi yaşında Paris’e gitti, 1871′de Komün hareketine katıldığı için ölüme mahkûm edildi. Brüksel’e sığındı. Laeken şatosundaki çalışmalara katıldı. 1880′de Paris’e döndü ve bu şehre yerleşti.
—Üç Perret kardeşin içinde en ünlüsü AUGUSTE’tür (ixelles, Brüksel 1874-Paris 1954). Bernier’nin (1891) ve özellikle Guadet’nin öğrencisi oldu. Güzel Sanatlar yüksekokulunu terketti, diplomalı mimar unvanını almadan bir süre babasıyle çalıştı, özel Mimarlık okulunda öğretmenlik yaptı (1928), Milletlerarası Mimarlar birliğine onur üyesi oldu (1946). Yayımlanmış başlıca eseri Contribution a une Theorie de VArchitjecture’dür (Bir Mimarlık Nazariyesine Katkı) [1952].
—GUSTAVE (ixelles, Brüksel 1876-Paris 1952), Güzel Sanatlar yüksekokulunda Duray’ın öğrencisi oldu. 1905′te kardeşleriyle ortaklaşa Perret Kardeşler şirketini kurdu. Şirketin özellikle, A.G. Perret imzalı projelerin gerçekleştirilmesiyle ilgili teknik meselelerle uğraştığı sanılır.
—CLAUDE (ixelles, Brüksel 1880-Paris 1960). Kanun, kardeşlerine aynı zamanda hem mimarlık hem müteahhitlik yapmayı yasaklayınca, yalnız o müteahhit olarak kaldı.
Perret kardeşler betonarmeyi kullanmaları bakımından modern mimarînin öncüsü Sayılırlar. 1898-1899′dan itibaren bu malzeme Saint-Malo belediye gazinosunun yapımında kullanıldı; yapı biçim yönünden geleneksel olmakla birlikte, yer döşemesi ve alışılagelmişin dışındaki boyutlar ıyle dikkati çeker. Franklin sokağındaki bina (1902) önemli bir dönüm noktası sayılır; ilk defa beton, başka elemanlarla gizlenen yardımcı bir malzeme olmaktan çıkarak yapının görünür iskeletini meydana getirdi. 1905′te Ponthieu sokağı garajı da bu anlayışta yapıldı; Auguste Perret bu garaj için «dünyanın ilk beton estetiği denemesi» demiştir. 1911-1913 Arasında inşa edilen Champs Elysees tiyatrosu mimarlık alanında yeni metotların ve fikirlerin ne kadar olumlu sonuçlar verebileceğini gösterdi. Perret’lerin eserleri arasında özellikle Casablance dokları (1915), Raincy kilisesi (1923), Montmagny kilisesi ve Grenoble Kulesi Bayındırlık müzesi (1937 -1938) sayılabilir. İkinci Dünya savaşından sonra Auguste Perret eski Marsilya limanının yeni planını hazırladı (1951); 1946′da da La Havre’m yeniden inşası için baş mimar seçildi. Ayrıca Marignane havalimanının hangarları da (bu inşaat 1955′te bitti) Boussiron ile onun eseridir. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRET kardeşler hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRACHE (Michel)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERRACHE (Michel), fransız heykeltıraşı (Lyon 1686-ay.y. 1750). Lyon’da çok sayıda eser verdi: özellikle Meryem’in Urucu grubu ve PĞnitents du Gonfalon kapelîasmı süsleyen alçak kabartmaları, Penitents de Lorette kapellasının koro yeri ve Saint-Ni-zier kilisesinin kapellası, Mâcon’da Melkisedik, Saint Pierre kilisesinin aşağı kabartmaları. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRACHE (Michel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERPİGNAN
Tarih 20 Mayıs 2009
PERPİGNAN, Fransa’da Pyrenees-Orienta-les idare bölgesinde idare merkezi, Tet ırmağı kıyısında, Akdeniz’e 11 km uzaklıkta; 86 156 nüf. Tarım pazarı (şarap, meyve, turfandacılık), XVII. yy .dan kalma mihrap arkalıklanyle süslü Saint-Jean katedrali (XIV.-XV. yy.); gotik ve klasik üslûpta Saint-Jacques kilisesi; XIV. yy.dan kalma Castillet kalesi. Hisar’da Mallorca krallarının sarayı (XV. yy.). — idare çevresi, 168 264 nüf. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERPİGNAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERON (Juan Domingo)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERON (Juan Domingo), arjantinli siyaset adamı (Lobos, Buenos Aires 1895). Albaylığa yükseldi (1941), haziran 1943 Askerî hükümet darbesine katıldı. Farrell’in savaş bakanı yardımcısı oldu. Çalışma bakanlığını da üzerine aldı (1944), hemen sonra da başkan yardımcılığına getirildi. Gömleksizler (des-camisados) ve sendikalar tarafından desteklendi, 9 ekim 1945′te tutuklandı, ama Eva Duarte’nin yönettiği adamları tarafından kurtarıldı (17 ekim).
Peron 21 ekimde Eva ile evlendi. Başkan seçilince (24 şubat 1946) «adaletçülik»i gerçekleştirmek istedi; bu, işçilerin korunması, sosyal adalet, güdümcülük ve onun deyimiyle, kapitalizmle komünizm arasında «üçüncü yol»du. Mart 1949 Anayasası ile 1951′de yeniden başkan seçilme imkânını sağladı ve generalliğe getirildi (1950). Kilit noktalarına adamlarını yerleştirdi, La Prensa’yı kendi gazetesi haline getirdi ve bir polis diktatörlüğü kurdu. Ekonomik alanda danışmanının tavsiyelerine uyarak büyük toprakları kamulaştırdı (1946-1949), toprakların ıslahına girişti, Merkez bankasını, demiryollarını ve dış ticareti millileştirdi, pezo’yu devalüe etti, dış borçları ödedi, bir devlet ticaret filosu kurdu ve İngiltere, Fransa, Şili. Bolivya, Paraguay ve Ekvator ile ticaret antlaşmaları imzaladı. Beş yıllık bir sanayileşme planını uygulamağa başladı (1947). Ama kredi bulabilmek için çiftçileri devlete çok düşük fiyatla mal satmağa zorladı, sonra da bu malları büyük kârlarla ihraç etti. Bunun üzerine çiftçiler üretimi düşürdüler ve tahıl ithal etmek gerekti. Peron’un 11 kasım 1951′de yeniden seçilmesinden sonra hazırlanan ikinci ekonomik planda tarıma önem verildi ve kapılar yabancı sermayeye, özellikle amerikan sermayesine açıldı. Sosyal alanda, karısının yardımıyle «işçi aksiyonerliği»ni kurdu ve altmış yaşından yukarı olan işçilere emeklilik hakkı tanıdı. Dış siyasette, dünya blokları arasında tarafsızlık siyasetini benimsedi, Kore savaşı sırasında müttefiklere yalnız erzak vermekle yetindi. Bir Latin Amerika federasyonu kurulmasını ve İspanya ile yakınlaşmayı tasarladı. Kilise ile çatıştı (boşanmanın kabulü, 1954; dinin devletten ayrılması, 1955), Buenos Aires piskopos yardımcısına işten el çektirdiği için afaroz edildi (haziran 1955), ordu ile de çatıştı; 19 eylül 1955 ayaklanmasında yerini general Lonardi’ye bırakarak istifa etmek zorunda kaldı. Sırasıyle Nikaragua, Venezuela, Dominik cumhuriyetine, sonra da İspanya’ya sığındı. Arjantin’deki taraftarları Adaletçi Ulusal Haıeket’i kurdular (mayıs 1958) ve bu teşkilât 1962 seçimlerinde gücünü ortaya koydu. 2 Aralık 1964′te Rio de Janeiro’ya bir uçakla döndü; fakat aynı gün hükümet yetkilileri tarafından İspanya’ya geri gönderildi. İspanya hükümeti, bir daha siyasî faaliyette bulunmaması şartıyle Peron’a tekrar siyasî iltica hakkı tanıdı. Arjantin’de mart 1965′te yapılan seçimlerde Peron’cular büyük başarı sağladılar. 1971 Eylülünde Peron, karısı Eva Duarte Peron’un İtalya’ya gömülmüş olans mumyalanmış cesedini Arjantin hükümetinden istedi ve Madrid’de evinin yakınında bir mezarlığa gömdürdü. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERON (Juan Domingo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERNETY (Antoine Joseph),
Tarih 19 Mayıs 2009
PERNETY (Antoine Joseph), fransız yazarı (Roanne 1716 – Valence 1801). Benedikten papazıydı. Kiliseden ayrılarak Friedrich Il’nin kütüphanecisi oldu. Berlin akademisine üye seçildi. Swedenborg’un çömezi ve ateşli bir martinez’ciydi. Avignon’da iîlü-minist bir kilise kurdu. Başlıca eserleri: Dictionnaire Hermetique (Hermetik Lügat) [1758]; Journal du Voyage Fait aux îles Malouines (Malouines Adalarına Yapılan Bir Gezinin Günlüğü) [1769]. (L)
19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERNETY (Antoine Joseph), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERLEBERG
Tarih 19 Mayıs 2009
PERLEBERG, Almanya’da (Doğu Almanya, Schwerin idare bölümü) şehir; 13 600 nüf. 1239-1850 Arası Prignitz bölgesinin idare merkeziydi. XIII. yy.dan kalma kilise XV. yy.dan kalma belediye sarayı. Bakteriyoloji enstitüsü. Konservecilik. Makine yapımı. Kereste sanayii. (L)
19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERLEBERG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERKAL
Tarih 18 Mayıs 2009
PERKAL i. (fars. pergâle, çok ince bez’-den fr. percale). Hasseden daha ince, havsız pamuk bez. (L)
Perkapı mescidi veya Kâtiphüsrev mescidi veya Parmakkapı mescidi, İstanbul’da Cibali semtinde Gül camii yakınlarında. İlk defa kilise (Aya Isaiye) olarak yapıldı. Kâtip Hüsrev tarafından camiye çevrildi. Mustafa Paşa tarafından tamir ettirildi (1870). 1917′de bir yangın sonunda harap oldu; sadece bazı duvarları kaldı (M)
18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİPTER,
Tarih 17 Mayıs 2009
PERİPTER i. ve sıf. (fr. periptere). Mim. Dış çevresi, bütün cephelerde, naos veya cella duvarından bir sütun aralığı mesafede bulunan sütunlarla donatılmış yapı.
— ANSİKL. Sütunlar, peripter’m dışında, kapalı bir gezinti yeri meydana getirir. Yuvarlak peripter veya monopteros, bir döner yapının çevresindeki sütun dizisinden meydana gelmiş dairesel bir galeridir (Olympos’da Philippeion, Roma’da Vesta tapınağı). Kare biçimli heksastil peripterin her cephesinde bir sıra üzerinde altı sütun vardır. Pompeius revağı, Antoninus bazilikası, Severus septizonium’u ahenkli oranlarıyle göze çarpan peripterlerdir. Bu tür antik tapınaklar içinde en tanınmışları Athena (Parthenon) tapınağıyle Atinada’ki Theseus tapmağıdır. Paris’te Napolyon devri mimarîsinin iki anıtı peripter’den.ilham alınarak inşa edilmiştir: Zafer tapmağı olarak inşa edilen Madeleine kilisesi ve Para tapmağı olarak inşa edilen borsa binası. (L)
17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPTER, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Peribleptos manastırı veya Sulu manastır
Tarih 15 Mayıs 2009
Peribleptos manastırı veya Sulu manastır, İstanbul’da Samatya’da manastır. Romanos Argyros III tarafından 1031′de inşasına başlandı, 1034′te bitirildi. 1643 Yılınaa kadar Rumlar tarafından kullanılan manastır, bu tarihten sonra Sultan İbrahim’in ermeni gözdesi Şivekar Sultan tarafından ermenilere verildi. 1782′de yanan manastırın yerine daha sonra kilise yaptırıldı. (M)
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peribleptos manastırı veya Sulu manastır hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERGOLESİ (Giovanni Battista)
Tarih 14 Mayıs 2009
PERGOLESİ (Giovanni Battista), Napoli okulu bestecisi (Jesi 1710 – Pozzuoli 1736). Koruyucusu Pianetti markisi sayesinde Napoli’de Domenico De Matteis ııe kemana çalıştı ve «dei Poveri» konservatuvarına yazıldı, önce Gaetano Greco, sonra Francesco Inurante’nin kontrapunto derslerine devam etti.
Konservatuvarın «küçük usta»sı adını aldı, iki oratoryo besteledi: La Fetlice sul Rogo Ovvero la Morte di San Guiseppe (Odun Yığını Üzerindeki Phoiniks veya Aziz Yusuf’un ölümü) ve La Conversione di San Guglielmo d’Aquitania (Akitanya’lı Aziz Guillaume’un Hıristiyanlaşması) [1731]; bu eserler kendisine yeni koruyucular sağladı: Maddaloni dükü ve Stigliano prensi. İlk ciddî operası olan La Salustia (1731) ile 11 Ricimero, Re dei Goti (Got Kralı Ricimer) [intermezzolu: 11 Geloso Schernito (Alaya Alınan Kıskanç)] operalarını bu yeni koruyucular sayesinde temsil ettirdi. Lehçe taklidiyle yazdığı Lo Frate ‘nnammorato (Âşık Keşiş) komedisi «dei Fiorentini» tiyatrosunda oynandı (1732), bu komedi ona, kişilerin karakterlerini incelik ve içten gelen halk deyişleriyle çizme imkânını verdi. 1733′te bestelediği // Pri-gionier Superbo (Kibirli Mahkûm) eserine, La Serva Padrona (Hanım Hizmetçi) operasının intermezzolarını ekledi; Paris’te «Bo-uffons» trupu tarafından temsil edilen bu iki eser (1752) operakomik türünün gelişmesini büyük ölçüde etkiledi. Napoli Ruhanî meclis üyeleri Pergolesi’ye Napoli Kapellası Müzik kolu başkan yardımcılığı görevini vererek, onu müzik yöneticisi Sarri’ye halef tayin ettiler. Pergolesi, Ruhanî meclis için 10 sesli ve iki korolu fa majör bir missa besteledi (1732); bir başka missası 1734′te Roma’da icra edildi. Adriano in Si-ria (Adrianus Suriye’de) [1734] ve Olimpiade (Olimpiyat) [Roma, 1735] adlı operaları, Adriano’daki Livietta ve Tracollo intermezzosunun dışında pek başarı kazanamadı.
Buna karşılık, yine lehçe taklidiyle yazdığı yeni bir komedi, Flaminius iyi karşılandı (1735). Bu arada vereme tutulan genç besteci Pozzuoli’de fransiskenler manastırına çekildi, Stabat Mater’ini ölümünden az önce orada tamamladı. Bütün bu eserlerden başka, Pergolesi kantatlar {Orfeo v.b.), o-da müziği (keman konçertosu, viyolonsel ve sürekli bas için senfoni, altı konçertino, partitalar), kilise müziği (üç kişisel missa, motetler, mezmurlar ve bir Salve Regina) yazdı. Birçok eser, delil gösterilmeksizin ona mal edildi: klavsen sonatları, il Maestro di Scuola (öğretmen) adlı bir müzikli komedi; 3′lü on iki sonat; Themistokles operası. Ona mal edilen Magnificat, Duran-S te’nin eseridir. La Contadina Astuta’yı (Hi-lekâr Çiftçi) ise Hasse yazmıştır. 11 Gelo-so Schernito’yu da onun yazdığı şüphelidir. (L)
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERGOLESİ (Giovanni Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERESVAVL – ZALESSKİY
Tarih 14 Mayıs 2009
PERESVAVL – ZALESSKİY, S.S.C.B.’de şehir, Moskova ile Yaroslav arasında, Pleşçeyevo gölü kıyısında; 22 200 nüf. Dokuma ve besin sanayii. Büyük Petro, rus donanmasını burada kurdu (1688). Şehir eski rus sitesi havasını muhafaza eder. Preobrajenskiy Sobor katedrali (1152) kuzeyin en eski kiliselerindendir. Svyatov Nikolay manastırı (1312); Goritskiy manastırının yıkıntıları (1337) yakınında Svyatoy Nikita manastırı (XII. yy.); Svyatoy Fyodor kadın manastırı (1557). [L]
14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERESVAVL – ZALESSKİY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERCHTOLDSDORF
Tarih 12 Mayıs 2009
PERCHTOLDSDORF, Avusturya’da (Aşağı Avusturya) komün, Wienerwald’in eteğinde; 11 100 nüf. Gotik üslûbunda kilise ve belediye sarayı; eski evler ve Düklük sarayının (XVI.-XVIL yy.) yıkıntıları, Bağcılık. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERCHTOLDSDORF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PePİN
Tarih 12 Mayıs 2009
PePİN Kısa (Jupille 715′e doğr. – Saint -Deniş 768), saray nazırı (741-751), sonra Frankların kralı oldu (751-768). Charles Martel ile Rothrude’ün küçük oğlu. Miras yoluyle Bourgogne, Neustria ve Provence’ı elde etti ve kardeşi Carloman ile (741-747) birlikte ülkeyi yönetti, üvey kardeşleri Grif-fon’u hapse attırdılar. Charles Martel’in ö-lümünden sonra, özellikle Almanlar arasında başgösteren ayaklanmaları (742, 744, 745) bastırdılar ve Merovenj hanedanından birini kral yapmayı daha uygun gördüler (Chil-derich III, 743-751). Germania’nın hıristi-yanlaştırılmasında Aziz Bonifacius’a yardım eden iki kardeş, onu frank papaz sınıfını yeniden düzenlemekle görevlendirdiler, fakat doğrudan doğruya papaya bağlı bir metropolittik otoritesi kazanmasına izin vermediler. Carloman feragat edince (747) tek başına saray nazırı kalan Pepin, Bavyera’-da yeni bir ayaklanmayı bastırdı. Bu harekette Griffon yeniden ortaya çıktı (748 -749); bunun üzerine Bavyera, dük Thassilo erginlik yaşma gelinceye kadar P6pin’e bağlı kaldı (763). Papa Zacharias’ın da razı olması (hattâ kışkırtması) ile Pepin, Childerich III’ü tahtından indirdi ve kendisini, büyükler meclisine Franklar kralı seçtirerek Aziz Bonifacius’a kutsal yağ ile ov-durttu (751 sonu). Böylece Karolenj hanedanını kurdu. Yalnız halk tarafından değil Tanrı tarafından da seçilmiş olan Pepin, gaspettiği krallığı dinî âyin ile meşru hale getirmiş oluyordu. Bu sırada papa Stepha-nus II, Lombardların kralı Aistolf’a karşı Pepin’in desteğini sağlamak için, Ponthierry’ye gitti (754). Bu yardımı kolaylıkla elde edebilmek için de Pepin ile iki oğlunun âyinini ikinci defa olarak kendisi yaptı (754). Buna karşılık, Pepin, Aistolf’u «Aziz Petrus»a verilen (756) eksarklığı iki kere bırakmağa zorladı (754-756). Az sonra Frankların kralı silâh altına alman savaşçıları mart yerine mayıs ayında topladı (756); babası zamanında yağma edilen kiliseye tazminat olarak verilmek üzere vergi ödenmesini zorunlu kıldı. Müslümanlardan Sep-timania’yı aldı (752-759) ve dük Waifre ile uzun süren bir savaştan (760-768) sonra Akitanya’yı da krallığına kattı. Nihayet, ölmeden önce eyaletlerini oğulları Carloman ile Charles (Charlamagne) arasında paylaştırdı. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PePİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENİNVARİYANT, PENIOS, PENİR, PENİS ,PENİSCOLA
Tarih 11 Mayıs 2009
PENİNVARİYANT i. (fr. peninvariant’-dan). Mat. Bir invariyantın kısmî türevli bir denklemine uyan ifade. (L)
PENIOS, Yunanistan’da ırmak, Pindos ‘da doğar, Tesalya’yı akaçlar ve Ege denizine dökülür; 200 km. (L)
PENİR i. (fars. penir). Esk. Peynir. || Nan ü penir, peynir ekmek. (M)
PENİS i. (lat. k.). Erkeklik organı. Bk. KAMIŞ. (L)
PENİSCOLA, ispanya’da (Castellon ili) köy; Akdeniz kıyısındaki bir kayada; 2 500 nüf. Efsaneye göre Hannibal, Romalılardan ölünceye kadar nefret edeceğine burada ant içti. Kilise dışı papa Benedictus XIII tarafından (1415-1423 arası) merkez olarak seçilmişti. (L)
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENİNVARİYANT, PENIOS, PENİR, PENİS ,PENİSCOLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEMPHİX, PEMPHREDON, PENA, PENAEUS
Tarih 10 Mayıs 2009
PEMPHİX i. Triyas tabakasında bulun ar maerura takımından on ayaklı yumuşakça. (L)
PEMPHREDON i. Ağaçlarda yuva yapa siyah yaban arısı. (Pemphredon lugub^ yavrularını zarkanatlı küçük böceklerle, ö-zellikle bitki bitleriyle besler. Zarkans larm sphegidae familyasından.) [L] PENA i. ispanyolca «kaya, kayaç» anlamına gelen ve bazen bir dağ sistemini irde eden kelime. (I<)
PENA i. (ital. penna). Denize. Pena yekeni, hafif düşey serenlere sarılan ve direğin üstüne kandilisa halatı veya çember leriyle kaldırılabilen üçgen yelken. (Bu donanım yarış kotralarında ve harp gemilerinin kiklerinde kullanılır.) [L] PENA i. (lat. penna, telek’ten). Mızrar (M)
PENAEUS i. Paleont. ikinci zamana ait bütün tabakalarda oldukça yaygın on ayaklı kabuklu hayvan. (L)
PENAFİEL, İspanya’da şehir, Castilla la Vieja’da (Valladolid ili), Duero ile Duraton’un kavşağında; 5 200 nüf. Ispanyol prensi don Juan Manuel’in şatosunun kalıntıları (XIV. yy). Eski San Pablo manastırının ispanyol-arap üslûbunda büyük kilisesi. Şarapçılık. (L) PENAFİEL, Portekiz’de (Porto idare bölümü) kasaba, Sousa ile Tamega arasındaki bir tepede; 6 000 nüf. Maden suları. (L
10 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEMPHİX, PEMPHREDON, PENA, PENAEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLETAN
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L)
PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|