PÖLLNiTZ (Kari Ludwig, – baronu)

Tarih 08 Haziran 2009

PÖLLNiTZ (Kari Ludwig, – baronu), alman yazan (İssum, Prusya 1692-Berlin 1775). Soylu bir ailedendi, fakat meslek olarak as­kerliği seçti, avusturya, papalık ve ispanya ordularında hizmet gördü. Büyük Friedrich’in desteğini kazandı, Friedrich onu sarayın­da törenleri düzenlemekle görevlendirdi. Ar­dından Berlin tiyatrosunun yöneticisi oldu. Baron Pölinitz hayatında iki defa Calvin’ciliği yaymağa çalıştıysa da ölmeden önce Roma Katolik kilisesine döndü. Eserleri nükteli ve eğlendiricidir.. Bunlar arasında Etat Abrege de la Cour de Saxe (Saksonya Sarayının Kısa Hikâyesi) [1734] ve Lettres et Memoires (Mektuplar ve Hatıralar) [1738-1740] sayılabilir. (M)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖLLNiTZ (Kari Ludwig, – baronu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POZZO (Andrea)

Tarih 08 Haziran 2009

POZZO (Andrea), italyan din adamı ve ressam (Trento 1642 – Viyana 1709). Cizvit tarikatına girdi ve kendini daha çok bu ta­rikata bağlı kiliselerin süslemesine verdi. Lombardia’da yetişti ve 1681′de Roma’ya gitti. Göz aldatmacalı dekorlar çizdi. Bu gerçekdışı ve ustalıklı eserlerin en mü­kemmeli Aziz ignatius’un Ululuğu’dur (1685; Roma’da Sant’İgnazio kilisesi). Badia D’Arezzo’nun kubbesini de (1703) süs­ledi. Modena, Torino, Mondovi ve Napoli’­de çalıştı. Kuzey barokunun temsilcilerini çok etkileyen Prospectiva Pictorum et Architectorum’u (Resim ve Heykelde Perspek­tif) [1693] yazdı. Lichtenstein sarayını süs­lemek üzere Viyana’ya gitti ve orada üni­versite kilisesini kurdu. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZZO (Andrea) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POZNAN eyaleti

Tarih 08 Haziran 2009

POZNAN eyaleti, eski Prusya’da (Alman­ya) eyalet, doğuda eskiden parçası olduğu Polonya ile sınırlıdır.
Büyük Polonya’nın temeli olan Poznan’a XVIII. yy.dan sonra alınanların kütle ha­linde göçmesi eyaletin iktisadi gelişmesin­de büyük rol oynadı. Polonya’nın parça­lanmaları sırasında eyalet yavaş yavaş Prusya’ya bağlandı (1772-1793-1795). Tilsit antlaşmasından sonra Napolyon eyaletin büyük kısmını Varşova büyük düklüğüne kattı (1807). Viyana kongresiyle Poznan’ı geri alan Prusya, Posen büyük düklüğü ha­line getirdi (1815). Askerî vali prens Radziwill’in yönetimi sırasında Poznan olduk­ça muhtariyet kazandı. Yönetim ve eğitimi germenleştirme siyasetinin yanı sıra, 1830 ayaklanmasından sonra eyalet başkanı Flottwell alman kolonlar yerleştirmeğe başladı. 1843′te Posen’de, Fransa’ya göçen Polon­yalılarla bağlantılı olarak Prusya Polonyası’nı ayaklandırmak ve isyanı bütün kral­lığa yaymak amacını güden gizli bir Mer­kezî komite kuruldu.

Hareketin başına Mieroslavski geçti (1846); ama tutuklandı (1846) ve ölüm cezasına çarpıldı (aralık 1847); ancak hüküm infaz edilmedi. .Ber­lin devrimi sonucunda serbest bırakılınca
(mart 1848), Poznan’daki Polonya Bağım­sızlık hareketinin yönetimini üstüne aldı ve bir Millî Polonya komitesi kurdu; dük­lüğe bağlı almanlar bu gelişmeden yana ol­duklarını açıkladılar
(Emil Brachvogel’in bildirisi, 22 mart); ama Berlin hükümeti Prusya’da düzeni yeniden sağladıktan son­ra hareketi ezdi (mayıs 1848). Polonyalı milletvekillerinin itirazlarına rağmen Posen büyük düklüğünü Kuzey Almanya kon­federasyonuna katan Bismarck, Almancayı okullarda bile mecburî dil haline getirerek ve kiliseyle uzlaşması sonucunda Ledochowiski’nin yerine Poznan başpiskoposluğu­na bir alman kardinali tayin ettirerek (1886) Kulturkampf çerçevesi içinde Prusya siya­setini almanlaştırma hareketini yeniden ele aldı. Polonya topraklarını ele geçirmeyi de denedi (Kolonileştirme komisyonu, 1886), ama başarı sağlayamadı; Polonyalılar bu denemeye Toprak bankasını kurarak (1888) ve Almanların Polonyalılardan satın aldığı topraklardan çok daha fazlasını alman kolonlardan satın alan kredi şirketleri ya­ratarak karşılık verdiler. Doğu Marklıkları şirketi XX. yy.da toprak satın alışlarına yeniden başladı; Bülow ise Almancayı okul­larda mecburî dil haline getiren (1901), Po­lonyalıların toprak satın almasını yasakla­yan (1904) ve toprak sahiplerinin mülkleri­ne elkonmasına izin veren (1908) kanunlar çıkarttı. Bu polonyalı aleyhtarı siyaseti bir yandan kilise ve soyluların, öte yandan köylülerin ve şehirlerde meydana gelen orta sınıfın el ele vermesi başarısızlığa uğ­rattı; toprakların satın alınması için şir­ketler kuruldu, öğrencilerin grevi gibi (1906) gösteriler yapıldı. 1918′de Poznan eyaleti silâhlı bir ayaklanma hazırladı. Poznan şehrinde toplanan diyetin seçtiği
«Yüksek Halk kongresi» adı verilen geçici hükümet 27 aralıkta Almanları Poznan’dan kovdu. Haziran 1919 Versailles antlaşmasıyle ba­tıda dar bir arazi şeridi dışında Poznan bü­yük düklüğü Polonya’ya verildi. 1939′da tekrar Almanlar tarafından işgal edilen eyalet, 1945′te Oder-Neisse hattına kadar Po­lonya’ya geri verildi. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZNAN eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTENZA

Tarih 06 Haziran 2009

POTENZA, İtalya’da şehir, il idare merke­zi, Basilicata’da. Basento’ya hâkim bir te­pede; 43 500 nüf. XII. ve XIII. yy.dan kal­ma Saint-Michel kilisesi. Bugün bir idare ve ticaret merkezi olan Potenza M.ö. 267′de kurulan Potentia şehridir.
—Potenza ili, 444 200 nüf. Ofanto’dan Pollino dağına ka­dar uzanır ve Maratea’da Tiren denizine ulaşır. Genellikle dağlık olan eyalet toprak­ları pek verimli değildir: küçük arazilerde üzüm ve zeytin yetiştirilir. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSTNİK veya POSNİK YAKOVLEV

Tarih 06 Haziran 2009

POSTNİK veya POSNİK YAKOVLEV, pskov asıllı rus mimarı (XVI. yy.). Barma ile birlikte Moskova’da Vasiliy Blajennıy kilisesini (1555-1560) ve Kazan’da Svyatoy Nikolay kilisesini, Voznesenskiy Sobor ka­tedralini (Svyajskiy manastırı) ve Svyatıye Kozma i Demyan kilisesini (Murom’da) yaptı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTNİK veya POSNİK YAKOVLEV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSSEVİNO (Antonio)

Tarih 06 Haziran 2009

POSSEVİNO (Antonio), italyan rahibi (Mantova 1533′e doğr. – Ferrara 1611). 1559′da cizvit tarikatına girdi, bu tarikatın Savoia ve Fransa’da yayılmasına çalıştı, 1572′de Lyon’da rektör, 1573-1577 arasında da cizvit tarikatı başrahibinin sekreteri ol­du ve İsveç’e gönderildi, kral Johan III Vasa’ya Hıristiyanlığı kabul ettirmeğe ça­lıştı. Yeni bir görevle Polonya’ya Istvan Bathori’nin (1581), daha sonra da Rusya’ya Korkunç İvan’ın (1581) yanına gönderildi. Çarla ilahiyat konusunda tartışmalara gi­rişti, fakat Roma kilisesi için hiç bir yarar sağlayamadı. 1582′den 1585′e kadar, Viyana ile Varşova arasında aracılık yapmağa zor­landı, daha sonra Papalık tartından Orta Avrupa’ya gönderilerek orada birçok ko­lej kurdu. Padova’da profesör oldu, Fransa kralı Henri IV ile Roma’nın arasını bul­mağa çalıştı ve bu arada fransız cizvitlerinin imtiyazlarını yeniden elde etmelerini sağladı. Protestan ve Ortodokslarla dinî tartışmalar üstüne birçok kitap, Moskova, Moldavya ve Transilvanya ile ilgili tarihî incelemeler, ayrıca Biblotheca Selecta (Seç­me Eserler Kütüphanesi) ve Apparatus Sacer adlı iki bilimsel eser yazdı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSSEVİNO (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTSMOUTH

Tarih 06 Haziran 2009

PORTSMOUTH, İngitere’de (Hampshire) liman şehri, Spithead kanalının kıyısında, Wight adasının karşısında; 215 200 nüf. Portsmouth, Henry VIII zamanında bir üs haline geldi ve askerî önemi o günden son­ra devamlı olarak arttı, ikinci Dünya sa­vaşında bombardımanlardan zarar gördü. 1944 Haziranında Fransa seferine katılan birliklerin gemilere bindiği başlıca liman­lardan biriydi. Porstmouth aslında dört merkezden meydana gelir: Portsmouth Harbour kıyısındaki Portsea, tersaneler dışın­da, büyük dokların bulunduğu Royal Dockyard’ı, askerî tersaneyi, deniz kolejini, bir deniz müzesini içine alır; daha güneyde, Spithead kıyısında, Portsmouth Harbour’un ağzındaki Old Portsmouth’ta. XII. yy.dan kalma bir kilise ve XIII. yy.dan kalma Royal Garnison Church vardır; doğuya doğru varlıklı sınıfın oturduğu Southsea’de güzel bir kumsal uzanır; kuzeye doğru Landport yer alır. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTSMOUTH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Port-Royal

Tarih 06 Haziran 2009

Port-Royal, 1204′te Chevreuse vadisinde (Fransa) ormanlık ve ıssız bir bölgede ku­rulmuş ve 1225′te citeaux tarikatına geç­miş rahibeler manastın. XVII. yy. başı­na kadar adından pek söz edilmedi. Za­manla manastırın gelişmesi ve çevre şart­larının sağlığa uygun olmaması dolayısıyle, buradaki 80 rahibe 1625-1626′da Paris’e yerleşti. Böylece manastırın yeni adı Paris Port-Royal’i oldu. 1648′de, manastırın es­ki yerindeki sağlık şartlarının düzelmesi üzerine, Paris Port-Royal’inin büyük bir kısmı Port-Royal manastırının eski yerine döndü. Cizvitlerle çıkan anlaşmazlıklar so­nucunda bu manastırın kapatılması kararı alındı ve bu arada da Paris’teki manastır bağımsız oldu (1669). Bu durum eski ma­nastırın sönmesi sonucunu doğurdu. Kra­lın da rızasıyle 1707′de afaroz edilen eski manastır rahibeleri 1708′de manastırlarının papa tarafından kapatılması üzerine taşra illerine dağılmak zorunda kaldılar. Paris Port-Royal’inin isteği üzerine 1710′da ma­nastır, 1712′de kilise yıktırıldı ve mezarlık tahrip edildi. Bugün manastırdan ancak birkaç duvarla bir güvercinlik kalmıştır. 1891′de eski kilisenin bulunduğu yerde bir dua yeri ve müze yapıldı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Port-Royal hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTO

Tarih 06 Haziran 2009

PORTO, Portekiz’de şehir, idare bölümü merkezi, Duero’nun kuzey kıyısında, ır­mağın ağzı yakınında; 310 500 nüf. Porto, ülkenin ikinci büyük şehri ve kuzey bölgelerinin gerçek başkentidir. Irmağa doğru inen dik yamaçlar üzerine kurulan eski şeh­rin özelliği, birbiriyle kesişen küçük ve dar sokaklarıdır. Daha düzenli bir plana göre kurulan modern şehir yaylada uzanır. Va­roşlar Matasinhos’a doğru batı yönünde gelişmektedir. Duero’nun kumla dolarak li­manı yer yer tıkaması, Leixoes sunî limanı­nın yapılmasına yol açtı. Porto, Alto Duero’dan gelen ve ırmağın güney kıyısındaki Vila Nova da Gaia antrepolarında depola­nan meşhur şarapların ticaret merkezidir. Sanayi hızla gelişmektedir; pamuk sanayii, dökümevi, konserve ve imalât sanayii. Şe­hirde eski anıtlar da vardır: XVII. ve XVIII. yy.da yeniden elden geçirilen XII.-XIII. yy.dan kalma katedral, roman üslû­bunda Cedofeita kilisesi, XVII.-XVIII. yy. dan kalma birçok kilise (bu arada Nicola Nazoni’nin yaptığı barok üslûbundaki güzel kulesiyle dos Clerigos kilisesi [1748-1763]).
— Porto idare bölümü, 1 053 500 nüf.
— Tar. Eski çağdaki Portus Cale olan Porto’yu Araplar aldılar, ama uzun süre elde tutamadılar; Bourgogne sülâlesi prensleri­ne geçen şehirde çoğu malî sebeplere da­yanan birçok halk ayaklanması oldu (başlıcası, 1756′da). 1807′de Fransızların eline geçen Porto, 1809′da Wellington tarafından alındı ve Brezilya’dan dönen dom Pedro’nun silâh deposu haline geldi.(1832-1833).
PORTO (Luigi DA). Bk. DA PORTO.

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POUGHEON (Eugene Robert)

Tarih 06 Haziran 2009

POUGHEON (Eugene Robert), fransız res­samı (Paris 1886-ay.y. 1955). 1942′de Roma’daki Fransız akademisi müdürlüğüne getirildi, sonra Jacquemart-Andre müzesi müdürü oldu. Paris’teki Saint-Esprit kilise­siyle XIV. Bölge belediyesinin Tören salo­nunu fresklerle süsledi. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUGHEON (Eugene Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTTER (Louis de)

Tarih 06 Haziran 2009

POTTER (Louis de), belçikalı siyaset ada­mı (Brugge 1786-ay.y. 1859). Tarihçi ve li­beral eğilimli gazeteciydi. Kiliseye karşı cephe aldı. Yazılarıyle Belçika ihtilâlinin hazırlanmasında katkısı oldu (1830). Geçici hükümette başbakanlığa getirildi ve Bağım­sızlık bildirisini kaleme aldı. Cumhuriyet­çiliği uygulayamayınca siyasetten çekildi. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Louis de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTTER (Edward Tuckerman)

Tarih 06 Haziran 2009

POTTER (Edward Tuckerman), amerikalı mimar (Schenectady, New York 1831-New York City 1904), protestan piskoposu Alonzo Potter’in oğlu. 1853′te Union college’i bitirdikten sonra New York City’de mimarlık öğrenimi ve tatbikatı yaptı, özel­likle üniversite binalarında ve kilise mima­rîsinde (daha sonraki yılarda bu dalda siv­rildi) uzmanlaştı. New York City’de Heavenly Rest («cennet uykusu») kilisesi, Hartford’daki (Connecticut) Colt Memorial kilisesi, Schenectady’deki Good Shepherd ki­lisesiyle Memorial Hail binaları onun eser­leridir. (m)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Edward Tuckerman) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTOCKİ

Tarih 06 Haziran 2009

POTOCKİ, polonyalı aile. Başlıca üyeleri: STANiSLAWREWERA (1579-1667), hükümda­rın büyük hatmanıydı. Türklere, Tatarlara, Ruslara (Cunnow, 1660) ve isveçlilere karşı kazandığı zaferlerle tanındı;
— İGNACY (Rad zyn 1750-Viyana 1809), Litvanya büyük ma­reşali, 3 Mayıs 1791 anayasasını hazırladı. Kosciuszko’nun ayaklanmasına ve onun kur­duğu hükümete katıldı (1794), Varşova’nın, Suvorov tarafından alınması sırasında esir edildi. 1796′da serbest bırakıldı;
— stanis-law SZCZESNY FELİKS (1752-1805), Rusya valisi (1782), tümgeneral (1784), topçu gene­rali (1789) oldu. 3 Mayıs 1791 anayasasına karşıydı. S. Rzewuski ve K. Branicki ile birlikte Targowicka konfederasyonununu kurdu ve Katerina II tarafından mareşalli­ğe yükseltildi (1792);

—STANİSLAW KOSTKA (1752-1821), İgnacy’nin kardeşi, onun gibi birlikte Targowicka konfederasyonunu destekledi (1791). Daha sonra 1820′ye kadar millî eğitim ve Polonya krallığı kültler ba­kanlığında bulundu. Varşova üniversitesini kurdu (1816), ilköğretim ve ortaöğretimi dü­zenledi, Polonya kilisesini Papalık tarafın­dan yeniden kurdurdu (Varşova başpisko­posluğu ve yedi psikoposluk olarak);
—JAN (Pikow, Podolya 1761-Uladowka 1815), ar­keolog ve tarihçi, islav etnolojisininin kurucusu, fransızca fantastik bir roman yazdı: Manuscrit Trouve â Saragosse (Zaragoza’da Bulunmuş Elyazması) [1804-1805]. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTOCKİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTEKİZ TARİH

Tarih 05 Haziran 2009

PORTEKİZ TARİH
Portekiz milletinden önce
Ülkeye tarihin başlangıcında Kartacalılarla yakınlığı olan kabileler yerleşti (M.ö. III. yy.); bu kabilelerin başlıcası, II. yy. boyunca ve I. yy.ın ortasına kadar Ro­malılarla savaşan Lusitania’lılardır. Augustus’un kurduğu Lusitania eyaletinin sınır­ları Portekiz’in bugünkü sınırlarından ol­dukça farklıydı. Eyalet V. yy.da Alanlar ve Süevler, daha sonra da Vizigotlar ta­rafından işgal edildi. 711′de başlayan müslüman hâkimiyetini, Porto bölgesini işgal eden Asturia kralı Alfonso III (869-910) ve Duero ile Mondego arasındaki toprakları alan (1064) Castilla kralı Fernando I sarstılar.

ortekiz krallığının kuruluşu, Bourgogne hanedanı
Tajo’ya sefere çıkan Leon kralı Alfonso VI, Portekiz kontluğu’nu (Porto bölgesi) evlilik dışı kızı Teresa’nın kocası Bourgogne’lu Henri’ye verdi; böylece bu arazi aynı lehçenin konuşulduğu Galicia’dan ve yarımadanın geri kalan kısmından sunî olarak ayrıldı (1097); Henri, Braga’yı piskoposluk haline getirerek (1104), Porte­kiz’i dinî alanda Castilla’nın hâkimiyetin­den kurtardı; ama müslümanların Lizbon ve Santarem’i işgal etmelerini engelleyeme­di, ölümünde (1114) karısı Teresa iktidarı ele geçirdi ve üvey kızkardeşi Castilla kra­liçesi Urraca ile savaştı. Castilla’da Urraca zamanındaki karışıklıklar, kontluğun Castilla’ya bağımlılık ilişkilerini gevşetti. Kraliçenin Galicia’lı kont Fernando Peres de Trava ile sevişmesine ve metbu olarak Castilla’lı Alfonso VII’ye başvurmasına kı­zan soylu sınıf, Henri’nin oğlu Alfonso I Henriques (1128-1185) yönetiminde ayak­landı. Alfonso I, Castilla’lıları Guimaraes yakınında, Sao Mamede’de ezdi (1128), Portekiz’i fiilî bağımsızlığa kavuşturdu, «Portekizliler kralı» unvanını aldı (1139) ve birkaç ay sonra müslümanları Ourique’de yendi (1139); 1143′te önce papanın, son­ra imparator Alfonso VII’nin (Castilla kralı) metbuluğunu kabul ederek kendini Portekiz kralı olarak ilân ettirdi.

Portekiz, müslümanları çekilmeğe zorlaya­rak güneye doğru genişlemeğe devam etti. Coimbra’yı başkenti haline getiren, Mon­dego ve Tajo arasına templier ve hospitalier tarikatı şövalyelerini yerleştiren Al­fonso I Henriques, 1147′de Sintra, Santa-rem ve Lizbon’u aldı, 1158-1166 arası Alentejo’yu işgal etti. Kısa süre içinde portekizlileşen ispanyol santiago ve calatrava tarikatlarına dayanan ve müslümanları gü­neyden uzaklaştırmak için Kudüs’e giden haçlıları yolundan saptıran halefleri, fetih seferlerine devam ettiler. Aslında, Alfon­so II’nin (1211-1223) portekizli birliklerinin katıldığı Muvahhidîlerin Los Navas de Tolosa bozgunundan (1212) sonra hızlanan fe­tih, Alfonso III zamanında (1248-1279), Algarve’nin almmasıyle tamamlandı (1249). Müslümanların ve yahudilerin 1497′ye ka­dar yaşamağa devam ettiği fethedilen top­raklar, yalnız kuzeyden gelen ve porto leh­çesini yayan kolonlar tarafından değil, ge­rek laik, gerek din adamı yabancılar ta­rafından da değerlendirilmeğe başlandı, özellikle Sancho I zamanında (1185-1211) gelen birçok göçmen daha önceki derebey­liklere bağımlı olmayan merkezlerde top­landı ve hükümdardan imtiyaz fermanları elde etti.

Portekiz’in XII. yy. ortasında toprak bütünlüğünün tamamlanması anaya­sal kurumların tamamlanmasıyle aynı ta­rihte gerçekleşti; XI. yy.dan beri soydan geçen monarşi, iktidarın fiilî hâkimiydi; ama kralın Vizigotlar zamanındaki seçim­le işbaşına gelme dönemini hatırlatan hal­kın onayı usulünün uygulanması, corteslerin kurulmasıyle sonuçlandı; bilinen ilk cortes’ler henüz sadece rahip ve soylu sı­nıfının temsil edildiği (1212) ve portekiz ka­nunlarının ilk unsurlarını hazırlayan Coimbra cortes’leridir. O tarihe kadar kral­lık otoritesi ancak çok zengin rahip sını­fının imtiyazlarıyle ve topraklarında yargı­lama yetkisini ve vergi toplama hakkını el­de eden soylu sınıfın birkaç imtiyazıyle sınırlıydı; kralın yetkisi, en güçlü unsur­ları yıllık belirli bir askerlik hizmetiyle yükümlü olan ve savaş zamanında önceden tespit edilmiş miktarda asker vermek zorunda olan etkili bir derebeylik sisteminin kadroları arasına sızmıştı. Ama derebeyli­ğin ve rahip sınıfının gelişmesi Alfonso II’yi kaygılandırdı; Alfonso, babasının kan­çıları Juliao’nun yardımıyle bütün mülki­yet unvanlarını kontrol ettirerek (inquiroçoes) ve amortizaçao ile rahip sınıfının gayrimenkul sabihi olmasını yasaklayarak derebeyliğe ilk darbeyi vurdu. Fakat Sanc­ho II’nin (1223-1248) yeteneksizliği ve bu­nun yol açtığı anarşi, rahiplerin ilerigelenlerinin papaya başvurarak Sancho’nun taht­tan indirilmesini ve yerine kardeşi Alfon­so III’ün getirilmesini istemelerine sebep oldu; Boulogne kontesiyle evli olan Al­fonso III tahta çıkmasına karşılık kilisenin haklarına saygı göstermeğe söz vere­cekti (Paris antlaşması, 1245). ülkenin ku­zeyine çekilen Sancho, Castilla’nın desteği­ne rağmen sonunda Toledo’ya sığınmak zorunda kaldı (1298).
Bunun üzerine Alfon­so III Portekiz kralı ilân edildi; ama Pa­ris antlaşmasının maddelerini uygulamayı reddetti ve rahip sınıfının haklarını da­ha da kısmakla kalmayarak Leiria cortes’inde (1254) ilk olarak şehirlerin temsil edilmesine izin verme yoluyle derebeylerin XIII. yy. başında kazandıkları imtiyazları kaldırmak için burjuvalara dayandı. Bu yeni sosyal sınıfın
«kraliyet curie’sine» (görev­leri ayrılmağa başlamıştı ve en iyi öğrenim görmüş üyeleri
[kanun adamları] kralın imti­yazlılara karşı hazırlanan ordenoçoes’leri uygulamasına yardım ediyorlardı) girme­sine imkân verdi. Coimbra üniversitesini kuran (1290-1308) ve porto lehçesini millî dil haline getiren Deniş zamanında (1279-1325), krallık yetkilerini artırma siyaseti burjuvazi tarafından desteklendi; buna kar­şılık burjuvazinin iktisadî faaliyetleri teş­vik edildi. XII. yy.dan sonra portekizli tüccarlar, Brugge ve Londra’ya giderek, balık, tuz, şeker, yağ, deri sattılar. Denis’in vârisleri eserini devam ettirdiler. Alfonso IV (1325-1357) ve Pedro I, özel­likle soylu sınıfın imtiyazlarını kısarak ve papalık kararnamelerinin kralın onaylama­sı olmadan yayımlanmasını yasaklayarak adaleti yeniden teşkilâtlandırdılar.

Ayrıca ülkenin denizaşırı genişleme siyaseti Fernando I (1367-1383) zamanında güçlendi; hükümdar XIV. yy.da, Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Portekiz’de de patlak veren iktisadî buhranı atlatmak için, armatörlere kraliyet ormanlarının kerestelerini bedel­siz vermeğe, ama sigorta sistemini besle­mek için gemilerin yüklerinden vergi alma­ğa karar verdi; ayrıca, işletilmeyen toprak­lara elkoyma kararını alarak mülk sahip­lerini tarlalarını ekmeğe zorladı (1875) ve aylakları zorla çalıştırdı.

Aviz sülâlesi ve deniz hâkimiyeti
Fernando’nun ölümünde tek kızı Beatriz’-in Fransa’nın müttefiki Castilla’lı Juan I ile nişanlı olması, tehlikeli bir veraset buhranına yol açtı; bu buhran sırasında Castilla hanedanının tahta çıkmasına taraftar olan soylularla, millî bir prensin yetkisi altında Portekiz’in bağımsızlığını koruma­ğa kararlı olan burjuvazi açıkça çatıştı (1383-1385). Yüzyıl savaşları Iberik yarım­adasını da etkileyince, ingiltere, Portekiz tahtına Pedro I’in evlilik dışı oğlu ve Fer­nando’nun üvey kardeşi olan aviz tarikatı başkanı Juan’m geçmesini destekledi; Co­imbra cortes’leri bu adaylığı onayladı (1385). Juan I ve başkumandanı Nuno Alvares Pereira, Castilla’lıları Aljubarrota’da ingiliz paralı askerlerinin yardımıyle ye­nerek (1385) Portekiz’in bağımsızlığını sağ­lamlaştırdılar; bağımsızlık 1411′de Castilla ile imzalanan barışla ve İngiltere ile yapılan ittifakla onaylandı;
Juan I’in 1387′de Lancaster’li Philippa ile evlenmesi İn­giltere ile yapılan ittifakı daha da pekiş­tirdi.

Buhran yeni kralın, cortes’lerde ağır basmağa başlayan burjuvalara dayanarak soyluların isteklerini sınırlamasına imkân verdi. Cortes’in yetkileri XV. yy.da Alfon­so V’in saltanatı başında naip Coimbra dükü Pedro’nun teklifi üzerine çıkarılan «Alfonso kararnameleri» ile belirlendi.
Portekizliler yeni topraklar keşfine ve iş­letilmesine Joao I zamanında (1385-1433) başladılar; ama bu işletmelerin tarihini mil­liyetçi efsaneler gölgelemiştir. Bütün bir milletin çabasını yansıtan XV. yy.daki teh­likeli yolculuklar uzun bir bilimsel araştır­ma (Alfonso X ile İber Yahudilerinin astronomi cetvelleri) dönemi ve gemi yapımının gelişmesi (kıç dümeni; 1439-1440′ta ilk kadırganın yapılması) sayesinde gerçek­leştirildi. Bu çalışmalar, önemi çağlara gö­re değişen birçok sebeple açıklanır: Por­tekiz’in nispî kalabalıklığı; kıtada güçlü Castilla’nın zararına bir genişleme siyaseti gütmenin imkânsızlığı; buğday, balık, deri ve boya maddesi sıkıntısının artması; şe­kerkamışı tarımına uygun yeni ülkelerin araştırılması; Algarve’de kurulan şeker değirmenleri için zenci köle ihtiyacı; batı ile mübadeleleri güçleştiren altın sıkıntısı.

Yö­netici sınıflar çok değişik teşebbüslere gi­rişmelerine rağmen başlangıçta anlaşmış gi­bi görünüyorlardı. İktisadî buhranın iflâs ettirdiği şövalyeler Fas’ta Septe limanını işgal ettiler (1415); burjuvalar Madera ta­kımadalarının (1418′den sonra) ve Asor adalarının (1432′den sonra) sömürgeleştirilmesini ve altın ülkesine ulaşmak amacıyle Afrika kıyılarının keşfini teşkilâtlandırdı­lar; Bojador burnu aşıldı (1434)) ve Rio de Oro’ya ulaşıldı (1436). Kral Edoardo’nun güçsüzlüğünden (1433-1438) yararlanan soy­lular, Fas’a savaş açılmasını kabul ettirdi­ler. Tanca önündeki bozgun (1437) ve kral Alfonso V’in (1438-1481) henüz ergen olmaması Coimbra dükü Pedro’yu ön plana geçirdi; cortes, naipliği yengesi kraliçe Aragon’lu Eleonora yerine (1440) Pedro’ya ver­di. Pedro, burjuvaların çok işine yarayan barış içinde genişleme siyasetini yönetti; Madera ve Asor adaları önce buğday tarla­ları, sonra şekerkamışı işletmeleriyle ör­tüldü; gezginler Sahra kıyısını aştılar ve daha elverişli ticaret ilişkileri kurdukları zenciler ülkesine ulaştılar; 1447′de ilk por­tekiz altın lirası cruzado basıldı. Ama de­rebeylerin kışkırttığı genç kralın tutumu yüzünden naip isyan etti ve Alfarrobeira’-da öldürüldü (1449);
o tarihten sonra, o gü­ne kadar yapılan işler, bu kavgaya karış­mamak ihtiyatlılığını gösteren kardeşi Henrique’ye (Gemici denir) mal edildi. Fas’a karşı tekrar savaş açılarak Alcazarseguer (1438), Tanca ve Arzila (1471), Safi (1508), Azemmuz, Mazagan alındı; buna karşılık Castilla’lılar bu sefer Magrıp’a doğru de­ğil doğuya doğru (Oran ve Tlemsen böl­gesi) yayılmağa başladılar. Ama güneyle ticaret öyle kazançlıydı ki (altın, köle, fil­dişi, zamk), yalnız özel teşebbüsün bile sür­dürülmesine yetiyordu. 1469′da bu ticaret Fernao Gomes’te yılda 200 000 reis öden­mesi ve her yıl kıyıda Sierra Leone’nin ötesinde 400 km’nin işletilmesi şartıyle sağlamlaştırıldı. 1474′te bu imtiyaz, tacın vârisi prens Joao’ya geçti. Krallığın artık iki hedefi vardı: Batı’daki toprakları ve adaları taramak; Afrika’nın güneyinden Hindistan’a bir denizyolu bulmak. Batı’da 1456′ya doğru bulunan Cabo Verde adaları ve Asor adaları Portekizlilerin Newfoundland ve Brezilya kıyılarına (bu yolculuklardan yararlanan Kolomb’dan önce) yaptıkları yolculukların hareket üssü oldu. Afrikada 1471′de yapılan yolculukla Sao Tome ve Annobon (Ano Bom) bulundu ve ekvator aşıldı.
Kendinden önceki krallar gibi, Castilla’nın güçlenmesinden çekinen kral Alfonso V, son yıllarında Henrique IV’ün (öl. 1474) gelecekteki vârisi Castilla’­lı Juana ile evlenerek (1455) bu krallıkta söz sahibi olmağa çalıştı. Oğlu Joao II (1481-1495) soyluları sindirmeğe karar vere­rek Braganza (1483) ve Viseu (1484) dükle­rini idam ettirdi, keşif seferlerini ve bu­lunan toprakların işletilmesini teşkilâtlan­dırdı. Diego de Azembuja Gine’de (bugün Gana) sonraki seferlerin iskelesi haline ge­len Sao Jorge de Mina kalesini kurdu (1482). 1482′den sonra Diego Cam, Zaire’ye (Kon­go) ve Angola’da Santa Maria burnuna portekizli padroes’ler (topraklara elkonulduğunu gösteren kolonlar) yerleştirdi. Pero da Covilha, Hindistan’a çıktı ve Ha­beşistan’a gitti, Bartolemau Dias, Fırtına­lar burnunu (bugün ümit burnu), Hint okyanusunu buldu (1487). Ama Portekiz kralının gemi vermeyi reddettiği Kolomb, Castilla kralı hesabına yaptığı ilk yolculuktan (1492-1493) dönerek Hindistan’a batı yo­lundan ulaştığını bildirdi. Joao II, doğu yolunun üstünlüğüne inanmağa devam ettiy­se de papa Alexander 1493′te bir fermanla Portekiz’in denizlerde sefer hakkını Ca­bo Verde adalarının 400 km doğusundan geçen bir hatla sınırladı; ama esrarlı Batı adaları hayalinden vaz geçmeyen Porte­kiz, sınırı Cabo Verde adasının 1 480 km batısına naklettirdi (Tordesillas antlaşması, 1494). Talihli Manuel I zamanında (1495-1521), Vasco da Gama o tarihe kadar uzakdoğu ticaretini elinde tutan müslüman tacirlerin engellemelerine rağmen Hindis­tan’a ilk olarak denizden gitmeyi başardı.

Gemi ve toplarının üstünlüğünden yararla­nan Portekizliler müslümanların ticaretini iflâs ettirdiler ve birkaç yıl içinde boğaz­lardaki kaleleri ele geçirerek Hint okya­nusuna hâkim oldular: Vasco da Gama Kalküta’yı topa tuttu (1502); Koçin, Cannanore ve Quiloa genel valiliğine tayin edilen Francisco de Almeida, Afrika kıyısın­da kaleler inşa ettirdi, mısır donanması­nı Diu’da batırdı (1508); Albuquerque 1507 -1515 arasında Socatora, Maskat, Goa, Malakka ve Hürmüz’ü ele geçirdi. 1509′da Malakka’ya varan Portekizliler baharatın daha doğudaki Molük adalarından geldiği­ni öğrenerek 1512′ye doğru orada bir ti­caret acentası (Amboina) kurdular. Macellan’ın bütün çabalarına rağmen (1521), takımadaları Zaragoza antlaşmasından son­ra Portekiz ele geçirdi (1529). Portekiz­liler Asya imparatorlukları ve pazarları­nın keşfini Siyam, Kamboç, Day Viet ve Çin’e (1514 veya 1517) ayak basarak ta­mamladılar (Makao’nun Portekiz’e bırakıl­ması 1557) ve Japonya’ya ulaştılar (1557). O tarihten sonra «kıta ve kıtaötesi Porte­kiz kralı, Afrika’da, Gine senyörü, Habe­şistan, İran, Arabistan ticaretinin, fethinin ve seferinin hâkimi» unvanını taşıyan ve Goa’da bir genel valiyle temsil edilen hü­kümdar bu keşiflerin kârını kendine ayır­mayı düşünüyordu; uzak deniz ticaretinin kontrolünü bir rejiye bıraktı: Casa da Gui­nea; reji 1452-1483 arası Casa da Guinea e Mina adını aldıktan sonra 1499′da Casa da İndia e da Guinea şirketine katıldı. Filolar halinde birleşen gemiler Lizbon’­dan Paskalya yortusunda yola çıkıyor ve muson sayesinde eylül ayında Kaliküt, Ko­çin veya Goa’ya ulaşıyordu; bu limanlar­dan kalkan başka gemiler, Malakka ve Ternate’ye gidip baharat yüklüyor, sonra da başka gemiler bu baharatı Japonya, Çin ve iran’a götürüyor, o arada da avrupa tekniğinin son buluşlarını (saat, arkebüz, top), Lizbon’da kurulan metalürji sa­nayiinin ürünlerini o ülkelere taşıyorlardı. Filo geri dönüşte Portekiz kralına asya ba­haratını, adaların şekerini ve zenci köle­ler getiriyordu.

Portekiz’in denizler ötesin­de kalelerden başka toprakları yoktu. Ama Portekizlilerin faaliyeti sadece ticarî de­ğildi; cizvitlerin misyon faaliyeti ve yerli­lerin zorla hıristiyanlaştırılması Uzakdoğu’da birçok hıristiyan topluluğunun kurul­masıyle sonuçlandı ve Çin ile Japonya’nın hıristiyanlaştırılmasını hazırladı; avrupa medeniyeti Portekizliler aracılığıyle Kongo krallığından Japon imparatorluğuna kadar, değişik çevrelere sızdı.

Yolculukların uzunluğu, deniz kazaları, do­nanmaların yarıya yakınını yok eden türklerin hücumları, asker ve tayfalara ödenen ücretler, gelen ürünlerin Avrupa’da yeni­den dağıtımını yapan Anvers’lilerin ve hansalıların istekleri, Portekiz kralının kârını çok azaltıyordu. XVI. yy. başındaki ilk coşkunluk geçtikten sonra Lizbon sarayı Uzakdoğu ile ilgisini gevşetti, Fas’taki topraklarını bırakmağa (Tanca, Septe, Azemmur ve Mazagan dışında) başladı ve daha yakındaki Atlas okyanusuna döndü. He­men hemen bir portekiz tekeli haline gelen şekerkamışını yetiştirmek için adalar (Madera, Asor, Cabo Verde, Sao Tome ada­ları) kâfi gelmiyordu; buna karşılık Ped­ro Alvares Cabral’in 1500′de Portekiz top­rağı ilân ettiği «Brezilya ormanı» şekerkamışı tarımı için çok büyük imkânlar sağ­layabilecekti. Brezilya’yı fransız korsanla­rına kaptırmak istemeyen Joao III’ün em­ri üzerine Martim Afonso de Sousa, Sao Vicente’den başlayarak ülkeyi sömürgeleş­tirmeğe koyuldu (1532). Brezilya’daki plan­tasyonlar Gine’deki, sonra XVI. yy.ın ikin­ci yarısında Angola’daki köle ticaret acentalarına yeni imkânlar sağladı; köle tica­reti yapan tek ülke olan Portekiz, koloni­lerini ve İspanyol Amerikası’nı köleyle doldurarak uzakdoğu ticareti için gerekli pa­rayı sağladı. Ekonominin yanı sıra hamle yapan fikir ve sanat hayatı Joao III (1521-1557) zamanında en parlak dönemini ya­şadı; papadan, cizvitlerin Portekiz’e yerleş­mesi (Evora’da üniversitelerini kurdular) iznini alan kral, Lizbon üniversitesini de Coimbra’ya nakletti (1537). Ressam Nuno Gonçalves’in koruyucusu hümanist Alfonso V (1438-1481) sayesinde kültür, afrika ve asya medeniyetinin etkisiyle gelişti (Manuel üslûbu). Camoes’in Os Lusiadas’ı Vas­co da Gama’nın başarılarını dile getirir. Reform’un hemen hemen hiç etkisinde kal­mayan fakat büyük bir papaz sıkıntısı çe­ken din, Cizvitler ve yahudilerle Hıristiyan­lığı benimsemek istemeyen müslümanları yakmak isteyen Engizisyon ile hâkimiyetini sürdürüyordu.

ispanya ile birleşme (1580-1640)
öteden beri Castilla’nın genişlemesinden çekinen Portekiz kralları evlenmeler yoluyle iki sülâlenin kendi lehlerine birleş­mesini hazırlamışlardı. Ama önce Aviz sü­lâlesi söndü: hâlâ haçlı seferlerine çıkmayı hayal eden kral Sebastiao (1557-1578), Alkaçar-Quivir’de Faslılar karşısında bozgu­na uğradıktan sonra ortadan kayboldu. Ai­lenin son temsilcisi olan halefi kardinal Henrique 1580 ocağında öldü. Crato baş­piskoposu dom Antonio’nun hak iddiasına rağmen, portekizli prenseslerin oğlu ve to­runu olan ispanya kralı Felipe II’nin or­dusu Portekiz’i ele geçirdi ve Felipe II Santarem’de kral ilân edildi. Aslında iki taç sadece tek kralın şahsında birleştiğin­den ilhak tam değildi ve Felipe II Porte­kiz’in hürriyetlerine saygı göstermeğe söz vermişti.

Daha sonra, ispanya’ya kin du­yan Portekizliler bu 1580 yılını mutsuzluk­larının başlangıcı ve ülkenin gerilemesinin onaylanması saydılar. Gerçekteyse, küçük krallıkta hayat eskisi gibi devam ediyordu; hattâ Portekiz halkı bu birleşme sayesinde ispanyol sömürgelerine sızıyor ve bu sömürgeleri kendi lehine işletebiliyordu. Ne var ki bir süre sonra şartlar değişti: Abbas zamanında İran’ın kalkınması, Hindis­tan’da moğol imparatorluğunun kurulması ve Japonya’da çoğunluğun yerleşmesi, Por­tekizlilerin bu ülkelere eskisi gibi söz ge­çirmelerine imkân bırakmadı. Felipe II, Lizbon baharat pazarını ayaklanan Hollan­dalılara, düşmanı İngilizlere kapatınca, uzakdoğu yolculuğuna çıkan kuzeyli gemi­ciler Portekizlilerin yanıbaşına yerleşerek baharat ticareti tekelini Portekizlilere bı­rakmadılar. Asyalı hükümdarlar, İngilizler ve özellikle Hollandalılar yavaş yavaş uzun bir hat boyunca birbirini takip eden Portekiz acentalarına bir bir elkoymağa başladılar; bununla beraber Portekizlilerin kaybı ancak 1640′tan sonra ispanyol do­nanmasının himayesi ortadan kalkınca çok büyük oldu. Birleşme döneminde Portekiz’­in zararı sadece Doğu’da ancak Molük adalarındaki tekelinin bölüşülmesi, Amboina (1605) ile Hürmüz’ün (1622) kaybı ve Japonya pazarlarının kapatılmasıydı. 1642′ye kadar Makao-Manila-Acapulco-Veracruz-Sevilla yolu sayesinde Uzakdoğu ile ilişkilerini muhafaza edebildi.

Brezilya’nın sömürülmesi ve Portekiz
Hollandalılar Brezilya’ya (1630), Afrika kö­le acentalıklarına (Sao Tome, Sao Paolo de Luanda) [1641] yerleşince, Portekizliler bu durumun sorumluluğunu İspanya’ya yük­lediler. Sonra da Katalonya’da patlak ve­ren isyanı fırsat bilerek ve Fransa başba­kanı Richelieu’nün dolaylı desteğinden ya­rarlanarak 1640′ta ayaklandılar, bazı hü­kümet üyelerini (bu arada Vasconcelos) öldürdüler ve Braganza dükünü Joao IV adiyle (1640-1656) kral ilân ettiler. Hollan­dalıları önce Afrika’daki ticaret merkez­lerinden (1643-1648), sonra Lizbon sarayı lehine ayaklanan Brezilya’dan (1657) çıkar­mayı başardılar, buna karşılık Asya’daki birçok mevkii kaybettiler (Malakka [1641], Maskat [1650'ye doğr.]; Tidore [1657]; Koçin [1663]; Seylan [1638-1658].

Portekiz mo­narşisi Tanca, Azemmur ve Bombay’ı ken­disini Hollandalılara karşı koruyan ingilizlere bıraktı. Uzun ve masraflı bir savaştan sonra portekiz soylularının önemli bir ke­siminin desteğine rağmen ispanya, yeniden fethetmeyi başaramadığı, hattâ bazen ordu­larının istilâsı altında kaldığı komşu devle­tin bağımsızlığını Septe’nin kendine bırakıl­ması karşılığında (Lizbon antlaşması, 1668′-de imzalandı) kabul etmek zorunda kaldı. Portekiz o tarihten sonra ispanyol kültü­ründen uzaklaştı: castilla-portekiz dilleri­nin birarada kullanılması ortadan kalktı; önce fransız edebiyatının, sonra fransız fel­sefesinin etkisi arttı. Tehlikeli bir monarşi buhranı (1667′de Alfonso VI’nın [1656-1683] Asor dağlarına sürülmesi; Pedro II’nin ön­ce naiplik [1667-1683], sonra krallık döne­mi [1683-1706]) ve bir Colbert’cilik dene­mesinden sonra Portekiz, iktisadî bakım­dan ingiltere’ye bağlandı: İspanyol veraset savaşı dolayısıyle (Pedro II önce Anjou’lu Philippe, sonra arşidük Kari lehine savaşa müdahale etti ve Madrid’i bir süre işgal altında tuttu [1705]) imzalanan lord Methuen antlaşmasıyle (1703), madera ve por­to şarapları ingiliz pazarına ayrıldı; buna karşılık ingiltere, artık sadece tek tip üzüm tarımıyle uğraşacak olan Portekiz’de, yünlü kumaş ve buğdaylarını serbestçe sa­tabilecek ve Brezilya ticaretine iştirak edecekti.

Ayrıca Hindistan’da, Doğu Afrika’da, Zan-zibar’da, Mombasa’da (1698) ticaret acentalarını (1698), Batı Afrika’da bazı ada­ları (Annabon, Fernando Poo, 1778) terkeden, Fas’ı elden çıkaran (Mazagan, 1769), millî ekonomiyi canlandırmaktan vaz geçen Portekiz monarşisi, Tordesillas antlaşması ile ispanya’ya verilen toprakları terkederek batıya uzanan Amerikan sömürgesini işletmeğe koyuldu. 1696′da Minas Gerais’te bulunan altın (XVIII. yy.da Portekiz’e 983 ton sevkedildi), elmas ticareti (1728′de Diamantina kuruldu) sağlayacağı gelir ba­kımından, Antiller’in gelişmesiyle Porte­kiz’in tekelini kaybettiği, ama hâlâ çok sayıda zenci köleye ihtiyaç duyan şeker, tütün ve kakao ticaretinden daha üstün­dü. Ayrıca Brezilya ispanyol sömürgeleriyle kaçakçılığa dayanan ticaretin sürdü­rülmesine imkân verdiği için Portekiz rio de la Plata bölgesindeki Sacramento böl­gesini elden çıkarmamakta direniyordu. Bu kale sonunda 1778′de, XVIII. yy.da Porte­kiz’in istemeden sürüklendiği birçok ispanyol-ingiliz savaşından biri sırasında kay­bedildi.

Joao V’in (1706-1750) oğlu Jose (1750-1797), 1770′te Pombal markiliğine yükseltilecek olan Carvalho e Melo’yu hükümetin başına getirdi. Sert bir polis rejimini uygulayan ve bir çeşit aydın zorbalık denemesine gi­rişen Pombal, Kilisenin Portekiz üstündeki hâkimiyetini azalttı; derebeylerini sindirdi ve cizvitleri uzaklaştırdı, manastırları ka­pattı; Lizbon’un 1755 depreminden sonra yeniden kurulmasını sağlayan Brezilya’nın altını, Lizbon ile Brezilya arasında nakli­yat yapan imtiyazlı şirketlerin kalkınması, Alto Duero Şarap şirketinin, dokuma sa­nayiinin v.b. kalkınmasına harcandı. Ama Pombal, Portekiz’i iktisadî bağımsızlığa ka­vuşturmayı başaramadı. Jose’nin kızı ve vâ­risi Maria I’in (1777-1816) tahta çıkar çık­maz bakanı görevinden almasıyle birlikte reform anlayışı ve Fransa’nın edebî etkisi ortadan kalktı; 1792′de bunayan kraliçe­nin yerine oğlu (sonradan Joao VI adım aldı) geçti. Portekiz 1793′te Devrim Fransası’na savaş açtı.
Fransızların bütün ısrar­larına rağmen, ispanya, ingiliz ticaretinin üssü olduğu için, Portekiz’i işgale yanaş­madı. Bunun üzerine 1807′de fransız gene­rali Junot, Lizbon’a girdi. O arada kral ailesi bir gemiyle Rio de Janeiro’ya kaç­mıştı. Portekizliler mayıs-haziran 1808′de fransız işgalcilere karşı ayaklandılar. Por­tekiz’e ayak basan Wellesley (1 ağustos 1808), Junot’yu Sintra’da teslim aldı (30 ağustos 1808). Kadrosu ingiliz subaylarla takviye edilen portekiz ordusu güçlü Torres Vedras tabyalarının arkasında Fran­sa’ya karşı savaşa karıştı. Soult (1809) ve Massena’nın (1810-1811) hücumlarının ba­şarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Por­tekiz Fransızlardan kesinlikle kurtuldu.

Portekiz’in gerilemesi
Bir krallık haline getirilen Brezilya’da kal­mayı tercih eden Joao VI (1816-1826), Por­tekiz hükümetinin yönetimini naibe ve or­du kumandanı general Beresford’a bırak­tı, ispanya’yı örnek alan Porto’da bir as­kerî ayaklanma mutlakıyetçi rejimi devirdi (ağustos 1820). 1821′de toplanan cortes’ler, Engizisyon’a son verdiler ve kralın ül­keye dönmesini istediler. Lizbon’a dönen ve liberal bir anayasa çıkaran (eylül 1822) Joao VI, liberallerin oyuncağı oldu. Cortes’lerin beceriksiz tutumundan yararlanan Joao VI’nın oğlu Pedro kendini Brezilya kralı ilân etti. Joao VI’nın ikinci oğlu Miguel, mutlakıyet idaresinin yeniden ku­rulmasında babasına yardımcı oldu; ama Joao VI, Canning’in öğüdü üzerine elde ettiği zaferden yararlanmağa kalkışmadı ve 1825′te Brezilya’nın bağımsızlığını kabul et­ti. Hükümdar ölünce, Brezilya kralı Pedro I (Portekiz kralı Pedro IV), yedi yaşında­ki kızı Maria II’yi kraliçe ilân ederek da­yısı Miguel’e nişanladı; sonra 1826 Anayasasıyle Portekiz’e iki meclisli bir rejim tanıdı. Canning’in himaye ettiği genç kra­liçeyi uzaklaştıran (1828) Miguel, kendini kral ilân etti ve korkunç bir baskı rejimi kurdu, ama 1830 Devriminde taraftarlarının desteğini kaybetti. Pedro I, Brezilya’dan ayrıldı (1831), Miguel’e karşı ayaklanan Asor adalarına gitti, sonra Porto’ya geçti (1832); Lizbon’a dönünce (1833), Dörtlü ittifaka Miguel’in kovulmasını kabul ettirdi; Miguel, Evora Monte’de teslim oldu (1834). 1826 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, dinî tarikatlar kaldırıldı, siyasî hayat iki rakip parti etrafında düzenlendi: bir yanda ılımlı anayasacılar; öte yanda da 1822 Ana­yasasının uygulanmasını isteyen eylülcüler. Kamuoyu meseleyle ilgilenmeyince her gru­bun kendi tarafına çekmeğe çalıştığı ordu sık sık ayaklanmağa başladı, birçok hü­kümet darbesine yol açan siyasî çatışmayı yalnız ingiliz etkisi yumuşatabiliyordu. 1852′de çok az vergi verenlere de seçmenlik hakkı tanıyan tek dereceli bir seçim sistemi­nin kabul edilmesi Portekiz’de seçmenle­rin sayısını yüzde 25′e yükseltti; oysa ülke halkının yüzde 80′i okuma yazma bilmi­yordu. Parlamento rejimi bir gösterişten ibaretti: seçimleri, krallığı destekleyen ve yönetici sınıfları (yüksek din adamları, subaylar, büyük mülk sahipleri) hoşnut et­mek zorunda olan hükümet hazırlıyordu.

Kamu yatırımlarının kötü yönetilmesi ik­tisadî gelişmeyi yavaşlattı. Kral Pedro V (1853-1861) ve Luis zamanında (1861-1869), birkaç reform yapıldı: kilise mallarının sa­tışa çıkarılması; sömürgelerde köleliğin kaldırılması; Medenî kanunun kabulü (1867). Kamuoyu bütçeyi büyük ölçüde aksatma­sına rağmen sömürgelere bağlı kaldı. Liz­bon Coğrafya derneği, hükümeti Afrika’nın bölünmesinde Portekiz’in haklarını sa­vunmağa davet etti. Serpa Pinto gibi de­ğerli subaylar 1877′den sonra Angola ile Mozambik arasındaki bölgeleri keşfe çık­tılar. Ama Portekiz, Leopoldo II’nin Kon­go’da giriştiği harekâtla karşılaştı ve Ber­lin kongresinden de (1885) ancak sağ kı­yıdaki iki kasabayı koparabildi. Bunun ardından Kap’tan Kahire’ye kadar ingilte­re’ye bağlı bir hat kurmak isteyen Cecil Rhodes’un teşebbüsleri başladı ve Nyassa’daki bir isyan dolayısıyle İngiltere’nin verdiği ültimatom karşısında Portekiz, Afrika’daki iki sömürgesini birbirine bağlamaktan vaz geçmek zorunda kaldı (1891). Carlos I zamanında (1889-1908), monarşi bütçe sıkıntılarını artıran ve cumhuriyetçi propagandayı kolaylaştıran israfıyle halkın gözünden düştü. Memleketin geri kalmış­lığı soyut ve kişisel siyasî ihtirasları daha da kamçılıyordu. Joao Franco’nun bir dik­tatörlük kurmasına (1906-1908) ses çıkar­mayan kral, büyük oğlu ile birlikte sokak or­tasında vuruldu. İkinci oğlu Manuel II (1908 -1910), otoriter rejimden vaz geçti ve bir hükümet darbesiyle devrildi; darbe, cum­huriyetçilerin işine yarayan papaz düşman­lığının patlak vermesine yol açtı; 4 ekim 1910′da ayaklanan cumhuriyetçiler 5 ekim­de cumhuriyeti ilân ettiler. Devrimci eği­limli sendikalar ve çoğunluktaki kralcılar arasında sıkışıp kalan ve kamuoyu tarafından pek desteklenmeyen aydın cumhu­riyetçiler kısa süre sonra otoriter metot­lara başvurmak zorunda kaldılar. Bir ku­rucu meclis, tarikatları dağıttı, kilise ile devlet arasındaki bağları kopardı, askerlik yoklaması ve laik mecburî eğitim sistem­lerini koydu, grev hakkını tanıdı. Tam mâ-nâsıyle demokratik olan 1911 Anayasası iş­leyemez hale gelmişti; kralcı ayaklanma­lar (özellikle Porto’da 1919), askerî şiddet tedbirlerinin yanı sıra hükümet istikrarsız­lığı, 1919-1926 arası 20 kadar ayaklanmaya ve 40 kadar hükümet değişikliğine yol aç­tı. Birinci Dünya savaşı sırasında, 1914 eylülünde portekiz sömürgelerine hücum eden Almanya 9 mart 1916′da Portekiz’e savaş ilân etti. Savaş sırasında, müttefik­lerin safında yer alması Portekiz’e küçük Kionga idare bölümünden başka bir şey kazandırmadı.

Birlikçi korporatif cumhuriyet
1926 Mayısında general Gomes da Costa, Braga garnizonunu ayaklandırarak parla­mento rejimini devirdi; kısa süre sonra Go-mes’in ayağını kaydıran general Oscar Car-mona, 1928 nisanında cumhurbaşkanı seçil­dikten sonra, ölümüne kadar (1951′de) ye­di yılda bir sürekli olarak tekrar seçildi. 1928′de başkan Carmona’nın maliye ba­kanlığına getirdiği profesör Salazar 1932′de meclis başkanı oldu.
Salazar, anayasası 1933′te yürürlüğe giren yeni rejimin en kuvvetli adamıydı. Millî İş kanunu (1933) işçileri millî sendikalara yazılmağa zorladı; işverenler gremıVlara (korporasyonlar) bağlandı. 1934′te grev ya­saklandı. Para meseleleri uzmanı olan Sa­lazar, bütün gücünü bütçeyi dengeleştirmeğe harcadı ve 1928′de bunu başardı. Por­tekiz ile Vatikan’ı barıştıran yeni devlet, dış siyasette ölçülü davranmağa dikkat et­ti. İspanya iç savaşında Franco’dan yana olduğunu belirtti, İkinci Dünya savaşının başında tarafsız kaldı, sonra da Büyük Bri­tanya (1943) ve A.B.D.’nin (1944), Atlas okyanusunu denetlemek için Asor adala­rından yararlanmalarına izin verdi. Savaş sonrasında huzursuzluk arttı. 1949′da hü­kümet serbest seçimlerin yapılacağını ilân etti, ama Carmona’ya karşı çıkarılan kuk­la bir aday önce büyük bir faaliyet gös­terdi, fakat kampanyasının baltalandığını ileri sürerek seçimden önce çekildi. Aynı olay 1951′de, ölen Carmona’nın yerine ge­neral Francisco Higino Craveiro Lopes ge­çince tekrarlandı; resmî aday amiral Americo Tomas’m seçildiği 1958 seçimlerinde muhalefet adayı general Humberto Delgado oyların yüzde 25′ini topladı. Delgado 1959 ocağında Brezilya konsolosluğuna sı­ğındı, sonra yurt dışına kaçtı. Porto pis­koposu A. Ferreira Gomes’in Portekiz’e dönmesi yasaklandı (şubat 1960). O tarih­te Delgado ile ilişki kuran yüzbaşı Galvao’nun Santa Maria gemisine elkoyması bütün dünyanın dikkatini Portekiz rejimine çekti. 13 Nisan 1961′de Salazar üç bakanın istifa ettiğini ve kurmay başkanı ile iki askerî bölge kumandanının görevlerin­den alındığını açıkladı. 1 Ocak 1962′de Beja’da patlak veren bir ayaklanma hemen bastırıldı; 1962 mayısında yeni ayaklanma­lar oldu.
Çok geniş sömürgeleri olan Portekiz bu yönde de güçlüklerle karşılaştı. Hindis­tan, Portekiz sömürgelerinin (Goa, Diu. Damao) kendisine iadesi için görüşme tek­lifinde bulundu, fakat Portekiz bu teklifi resmen reddetti (1953); 1955′te iki ülke ara­sında diplomatik ilişkiler kesildi. 17 Ara­lık 1961′de hint birlikleri Portekiz sömür­gelerini işgal ettiler; direnme kısa süre içinde kesildi. 1955′ten beri Birleşmiş Mil­letler teşkilâtı üyesi olan Portekiz, 1961 şubatında ayaklanmalar olan Angola ko­nusunda milletlerarası kurulun kendisine karşı karar almasını önleyemedi. Bugünkü siyasetin başlıca özelliği denizaşı­rı bölgelerdeki (Angola ve özellikle Mozambik) bağımsızlık hareketlerine karşı, Portekiz hükümetinin tutumunun sertleşmesidir. Bütçenin yüzde 40′ı, millî savun­maya ayrılır, öte yandan askerlik hizmeti süresi on sekiz aydan dört yıla çıkarıl­mıştır ve gençlerin yurt dışına göçmesi kontrola bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilâtının Güvenlik konseyi portekiz sömür­gelerinin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkı üstünde dururken, Lizbon bu sömürgelerin birer «denizaşırı il» olduğu için doğrudan doğruya kendi yargı siste­mine bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu tutum afrika devletlerinin çoğunu Portekiz aleyhine çevirdi.

içte, Salazar hükümeti korporasyoncu ve^ birlikçidir; özellikle her türlü komünist ve­ya ilerici harekete karşı bir siyaset güder. Başkanlık seçimleri 25 temmuz 1965′te ya­pıldı. Tek aday bir önceki dönemin baş­kanı ve Uniao Nacional’in adayı amiral Americo Tomas idi. 13 Karşı oy ve 16 çekimser oya karşı 556 oyla yedi yıl için tekrar seçildi. Portekiz Millî Kurtuluş cep­hesi başkanı Humberto Delgado’nun öldü­rülmesi, siyasî atmosferi gerginleştirdi, öte yandan yeni Millet meclisi seçimleri (130 üye) yaklaşıyordu. Hıristiyan demokratla­rın desteksizlik yüzünden seçim mücadele­sine katılmaktan vaz geçmesine karşılık, başlıca muhalefet partisi olan Demokratik ve Sosyal Eylem partisi aday göstermeğe karar verdi. Ama hükümete seçim süresi boyunca basın sansürünün kaldırılmasını kabul ettiremeyince adaylarını çekti (18 ekim). 7 Kasımda 130 milletvekili tek lis­teden (Uniao Nacional adayları) seçildi; halkın yüzde 25′i sandık başına gitmedi. 28 Mayıs 1966′da başkan Salazar, hükü­metten ayrılmama kararını açıkladı.

• Sel felâketi. 26 Kasım 1967′de Lizbon dolaylan büyük bir sel felâketine uğradı. 1775 Yılındaki depremden bu yana Porte­kiz’in uğradığı en büyük tabiî felâket sa­yılan sellerde 464 kişi öldü, binlerce insan da evsiz kaldı. Şiddetli yağmurların Tajo nehri ve kollarını taşırması sebebiyle mey­dana gelen sellerden en çok zarar gören bölge Lizbon’un 29 km kuzeyindeki Quintas köyü oldu.
• Salazar’ın hastalanması. 1932 Yılından beri başbakan olan Dr. Salazar, 6 eylül 1968′de beyinde bir kan pıhtılaşması se­bebiyle hastahaneye kaldırıldı. O yaz Estoril’deki yazlık evinde koltuktan düşerek ba­şını şiddetle yere çarpmış olan Salazar, bir süreden beri şiddetli baş ağrılarından rahatsızdı. Lizbon’daki Kızılhaç hastahanesinde bir ameliyat geçirdikten sonra sağ­lık durumu iyileşirken, 16 eylülde bir beyin kanamasıyle komaya girdi.

Salazar’ın komaya girmesi, Portekiz’de bir anayasa krizine sebep oldu. Portekiz ana­yasası başbakanın ancak ölüm, istifa veya azledilme halinde yenilenebileceği konu­sunda emredici bir hüküm taşıdığından, Sa­lazar’m işbaşından uzaklaştırılması önemli bir mesele haline gelmişti. 13 Kişilik Devlet konseyi cumhurbaşkanı amiral Tomas’ın başkanlığında toplanarak durumu görüştü. Bu arada hastahaneden, Dr. Salazar’ın ya­rı felçli durumda bulunduğu ve şuuruna hemen de hiç malik olmadığı açıklandı. Ülkenin daha uzun bir süre başbakansız kalmaması gerekçesiyle amiral Tomas, as­ker ve sivil liderlerle yaptığı müzakereler­den sonra, anayasal yetkilerini kullanarak Dr. Salazar’ı görevden azletmek zorunda kaldığını açıkladı. Amiral Tomas, başba­kanlığa prof. Marcelo Jose Das Neves Caetano’yu tayin ettiğini bildirdi. Prof. Caetano başkanlığında kurulan yeni hükümetin, Dr. Salazar yönetimine göre daha liberal bir siyaset güdeceği intibaını veren ilk kararlarından biri, muhalefet lideri Dr. Mario Soares’in serbest bırakılması ol­du. Sosyalist ve demokrat muhalefetin li­deri general Delgado’nun esrarengiz şartlar altında öldürülmesinden sonra, onun en yakın arkadaşı ve avukatı olan Dr. Soares, 15 mart 1968′de, kendisine hiç bir suç isnat edilmeden, bizzat Dr. Salazar’ın emriyle tu­tuklanmış ve Sao Tome adasına sürgüne gönderilmişti.

Yeni hükümet bir yıl sonra, 26 ekim 1969′-da Millet meclisi seçimlerinin yapılmasına da karar verdi. 1968′in yaz aylarında mu­halefet, hükümetin izin verdiği ölçüde, fa­aliyet gösterdi.
16-18 Mayıs 1968′de Avei-ro’da toplanan İkinci Cumhuriyetçi kongre (ilki 1957′de) bir beyanname kabul etti. Sos­yalistlerden ilerici katoliklere kadar de­mokrat muhalefete mensup çeşitli grupları temsil eden İkinci Cumhuriyetçi kongrenin beyannamesinde hükümetten, söz ve düşünce hürriyetinin tanınması, bütün siyasî mah­kûmların affedilmesi, siyasî görüşlerinden dolayı işten atılanların görevlerine iadesi, toplanma hürriyetinin tanınması ve mille­tin temsilcilerini serbestçe seçebilmesini sağ­layacak bir seçim kanununun hazırlanması istendi.
Vaat edilen tarihte yapılan Millet meclisi seçimlerini Dr. Caetano’nun iktidar partisi olan Uniao Nacional partisi, meclis­teki 130 sandalyenin hepsini almak suretiy­le kazandı. 1 Aralık 1969′da toplanan ye­ni meclisi açış konuşmasında devlet başka­nı amiral Tomas, anayasanın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Böyle­ce hükümetin, muhalefet tarafından öne sürülen istekleri olumsuz karşıladığı belir­tilmiş oluyordu.

• Salazar’ın ölümü ve son gelişmeler. Por­tekiz eski başbakanı Dr. Antonio De Oliviera Salazar, 16 eylül 1968′den beri koma­da bulunduğu hastahanede öldü (27 temmuz 1970). Salazar’ın cenazesi Lizbon’da XV. yy.dan kalma Sao Jeronimo manas­tırında katafalka kondu; 30 temmuzda da doğduğu köy olan Santa Comba Dao’ya gö­müldü.

1970 Ağustosunda hükümet muhalefete kar­şı yeniden sert bir tavır aldı. 1968′de Sao Tome adasındaki sürgünlük cezası kaldırı­lan Dr. Mario Soares, Avrupa ve A.B.D.’ye yaptığı geziler sırasında hükümeti tenkit ettiği gerekçesiyle, ülkeyi terk etmek veya tevkif edilmek şıklarından birini seçmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık bir süre sonra hükümet, anayasayı değiştiren bazı
önemli kanunlar çıkardı. Bunlardan biri, basın hürriyetinin kısıtlanması devam et­mekle birlikte sansürün kaldırılmasıyle il­giliydi, öte yandan 1971 ekiminde hükü­met Ekonomik ve Sosyal Kalkınma cemiye­ti adiyle kurulan cemiyetin faaliyet göster­mesine izin verdi.
Bir muhalefet partisinin çekirdeğini meydana getirecek şekilde ku­rulmuş olan bu cemiyete izin verilmesi, hükümet siyasetinde yeni bir yumuşama belirtisi olarak yorumlandı.

1971 Sonu Portekiz’de meşru muhalefet imkânlarını araştıran demokrat aydın grup­larının dışında, silâhlı gerilla faaliyeti gös­teren gruplar türedi. «Silâhlı Devrimci Ey­lem» adını taşıyan bu gizli teşkilât, Liz­bon Merkez postahanesini bombalama, Lük-semburg’daki Portekiz büyükelçiliğini ba­sarak pasaport ve resmî mühürleri çalma, Angola’ya silâh götüren gemi kargosunu tahrip gibi çeşitli tedhişçi faaliyete giriş­ti. Bu gizli tedhiş teşkilâtı, amacının ül­kedeki faşist diktatörlüğü devirmek, Angola ve Portekiz’in denizaşırı topraklarında yü­rütülen sömürgeci savaşa ve ülkedeki em­peryalist hâkimiyete son vermek olduğunu belirtti; hükümet, olağanüstü durum ilân etti.

Osmanlı – Portekiz ilişkileri
XV. yy.ın ikinci yansında Memlûk sul­tanlığı, Mısır ve Suriye yoluyle Batı’ya gön­derilen hint mallarından alınan vergileri ağırlaştırdı, yeni liman vergileri koydu, Por­tekiz’in ticaret hayatı bu yüzden büyük bir buhranla karşılaştı. Transit vergilerinin ağırlığı Portekizlileri Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu arama zorunda bıraktı. Por­tekiz denizcisi Vasco da Gama, arap deniz­cisi İbni Macid’in kılavuzluğuyle Hindis­tan’a giden denizyolunu buldu (1497). Por­tekizliler, Hindistan kıyılarına yerleşti­ler. Böylece, Memlûk sultanlığı, en önemli gelir kaynağından yoksun kaldı.

Portekiz­lilerin yeni hindistan donanması kumanda­nı Afonso Albuquerque, Maskat ve Horfe-kân’a saldırarak Hürmüz’ü aldı ve Fars körfezini kapattı. Portekiz kralı Manuel, Hindistan’daki müslümanlara baskı yapma­ğa başladı. Ticaret gemilerine güçlükler çı­kardı. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Moha, Cidde, Kuseyr limanlarıyle ticarî ilişkileri olan Gucerat ve Kambay gibi hükümetler, Mısır Memlûk sultanından yardım istemek için Kahire’ye elçiler gönderdiler. Memlûk sultanı Kansu Gavri de, Mekke’nin limanı sayılan Benderi Cidde’yi sur ve burçlarla sağlamlaştırdı; müslümanların koruyucusu olarak deniz kumandanı Emîr Hüseyin ve magrıplı Hoca Nureddin emrinde bulunan bir memlûk donanmasını Portekizliler üstüne gönderdi. Gucerat’taki Diu valisi Melik İyaz’ın kürekli gemilerden kurulu donanmasıyle birleşen memlûk donanması, Albuquerque’in oğlu Lorenzo kumandasındaki portekiz donanmasını 1508′de Hindistan’ın Şaul limanında yendi; fakat hemen harekete geçen genel vali Albuquerque, 1509′da Diu limanında yatan memlûklu donanmasına baskın yaptı; Melik lyas savaştan çekildiği için onları yenilgiye uğrattı. Kuvvetli bir portekiz donanması Benderi Aden’i tehdit etmeğe başladı. Süveyş’te güçlü bir donan­ma kurmanın gereğine inanan Kansu Gavri, osmanlı padişahı Bayezid II’ye başvurarak ondan anadölu leventlerini Memlûk sultan­lığının yardımına göndermesini, kereste, demîr, halat gibi gemi yapımı için gerekli malzeme ile top, barut gibi ateşli silâhlar istedi. Bayezid II yardım kafilesini yo­la çıkardı. Bu kafile Alaiye (Alanya) yö­resinde Rodos (Saint – Jean de Hospitalier) şövalyelerinin baskınına uğradı; fakat anadö­lu leventleri Süveyş’e gitmeyi başardılar. Memlûklu yazarı ibni iyas, Selman Reis ku­mandasında Süveyş’e giden 1000 denizci türk ve Portekizlilere karşı girişilen hazırlık­lar hakkında bilgi verir. Benderi Cidde beyi Emîr Hüseyin ve türk denizcilerinin çabalarıyle 20 gemilik bir donanma kuran Selman Reis, 1515′te Portekizlilere karşı se­fere çıktı. Bu seferde yenilen Selman Reis ile Emîr Hüseyin, ertesi yıl 22 gurâb ve iki kalyondan kurulu bir donanma ile Ben­deri Aden’i kuşattılar, fakat başarı kazana­madılar ve Benderi Cidde’ye döndüler; ge­milerinden bir kısmı Süveyş’e gönderildi. Bu sırada Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından alındığını Öğrenen Selman Reis, bu durumdan yararlanarak Benderi Cidde’ye saldıran Lopo Soares de Albergaria kuman­dasındaki portekiz donanmasını yenilgiye uğrattı. Sonra Kahire’ye giderek, burada bulunan Yavuz’un hizmetine girdi. Yavuz’­un ölümünden sonra Benderi Cidde sancak­beyi Hüseyin el -Turkî ile birlikte Yemen’e gitti. Zebid’i ele geçirdikten sonra Kahire’de bulunan Makbul İbrahim Paşanın ya­nına gitti ve ona Hint seferinin yararlı ola­cağını bildirerek Hindistan’ın bellibaşlı mer­kezleriyle portekiz kuvvetlerinin durumunu gösteren bir lâyiha verdi.

Doğu ticareti­nin önemiyle Osmanlı devletine sağladığı çı­karları değerlendiren İbrahim Paşa, bu lâyiha üzerine, eski memlûk donanmasının dü­zenlenmesi görevini Selman Reis’e verdi. Selman Reis denizci Hayreddin Beyle bir­likte baharat ticaretinin merkezi olan Yemen’i aldı (1527). Osmanlılar böylece, Por­tekizlilerin Kızıldeniz’de ticaret merkezleri kurma çabalarını önlediler. 1524 Tarihli Mısır kanunnamesinden anlaşıldığına göre, baharat ticareti Osmanlılar çıkarına gelişiyordu. Ancak Selman Reis’in Hayreddin Bey tarafından öldürülmesi, bu çalışmayı aksattı; yeğeni Bayramoğlu Mustafa, Hay­reddin Beyi öldürerek kendisine bağlı türk denizcileriyle birlikte Gucerat hükümetinin (hint kaynaklarına göre Rumî Nasır Han) hizmetine girdi ve Diu kalesinin Portekiz­lilere karşı savunulmasında başarı sağladı (1531).

• Hint seferi. Gucerat hükümdarı Bahadır Şah, 1535′te Delhi sultanı Hümayun Şah ile yaptığı savaşta yenilerek Diu kalesine sığın­dı. Hümayun Şaha karşı Goa’daki Portekiz valisiyle anlaştı. Portekizliler de Diu lima­nına hâkim tepede bir kale yaptırarak lima­nı denetimleri altına aldılar. Bunun üzerine hatasını anlayan Bahadır Şah, Portekizlileri Diu’dan çıkarmak amacıyle Kanunî Sultan Süleyman’a başvurdu ve bir ihtiyat tedbiri olmak üzere de hazinelerini Mekke’de gü­ven altına aldırdı. Kanunî de Hindistan ile Akdeniz arasındaki güvenliği sağlamak ama­cıyle, doğu ticaretini ellerinde bulunduran ve Kızıldeniz’de serbestçe dolaşan Portekizlilere karşı harekete karar verdi. Doğu müslümanlarının koruyucusu olarak Mısır valisi Hadım Süleyman Paşaya Süveyş’te cenovalı mühen­disler yönetiminde bir donanma yaptırmasını emretti. Bu hazırlık arasında Bahadır Şahın öldürüldüğü öğrenilince Mekke’de bulunan hazinesi İstanbul’a gönderildi. Mısır vali­si Hadım Süleyman Paşa, 13 haziran 1538′de 20 000 kişi ve 74 gemiden meydana gelen bir donanma ile Süveyş’ten yola çıktı. Kameran ve Babülmendeb’i geçerek Benderi Aden ö-nüne geldi; Portekizliler ile işbirliği yapan Âmir bin Davud’u astırdıktan sonra 4 ey­lül 1538′de Gucerat kıyılarına geldi. Gokalat (Benderi Türk) ve Kat adlarındaki iki kaleyi alarak eylül başlarında Diu kalesini ku­şattı. 20 Gün süren kuşatma sırasında, Por­tekizliler bütün güçleriyle karşı koydular; osmanlı ordusunda kıtlık çıktı. Yeni Guce­rat hükümdarı Mahmud III’ün Portekizliler tarafını tutarak Osmanlılara yiyecek sağla­maması, sıkıntının artmasına yol açtı. As­ker, gemilerine çekildi. Bunun üzerine Ha­dım Süleyman Paşa kuşatmayı kaldırarak Yemen’e döndü. Ertesi yıl bir portekiz filo­su, Kızıldeniz’e girdi ve Süveyş’e kadar ilerledi; fakat Osmanlıların karşı koyması ü-zerineı geri dönmek zorunda kaldı. Bundan sonra, Hindistan hedef tutularak, Portekizlilere karşı girişilen deniz sefer­leri, Batı’daki önemli olaylar yüzünden ba­şarısızlıkla sonuçlandı. Kitabı Bahriye ya­zarı ünlü denizci Pirî Reis’in 1552′de bir donanma ile Süveyş’ten hareket ederek ön­ce Benderi Aden’i, sonra da Hürmüz kale­sini Portekizlilerden almak üzere giriştiği hazırlık, Basra beylerbeyi Kubad Paşanın olumsuz tutumu yüzünden sonuç vermedi. Pirî Reis, üç gemiyle Süveyş’e kaçmak zo­runda kaldı; merkezden gelen emir üzerine Mısır valisi tarafından öldürüldü (1552). Er­tesi yıl Pirî Reis’in yerine hint donanması kumandanlığına getirilen Murad Reis de, Hürmüz boğazı yakınlarında Portekizlilerle yaptığı deniz savaşında yenilince Basra’ya çekildi (1553). Hint seferiyle görevlendirilen galatah kâtip Şeydi Ali Reis, 1554′te, 15 ka­dırgadan kurulu bir donanmayı Süveyş’e ge­tirmek üzere harekete geçti; fakat 9 ağus­tosta Hcrfekân ve 25 ağustosta Maskat önünde portekiz donanma siyle yaptığı deniz savaşlarında yenildi; savaştan kalan kadır­galarla yoluna devam ederken fırtınaya tutul­du. Gucerat kıyılarına sürüklendi ve Demen limanı önüne geldiği sırada kadırgalarından üç tanesi karaya oturdu; geri kalan 6 kadırgayı Surat limanına götüren Şeydi Ali Reis, tayfalarından isteyenleri Gucerat hü­kümeti hizmetine girmekte serbest bıraka­rak, onunla birlikte gelen 50 kişiyle karadan yola çıktı ve dört yıllık bir yolculuktan son­ra Türkiye’ye döndü (mayıs 1557). 1559′da Lahsa beylerbeyi Mustafa Paşanın Bahreyn adasına yaptığı bir sefer de, Portekizlilerin işe karışmaları yüzünden, başarısızlığa uğ­radı.

Osmanlı devleti, asya müslüman devletlerine karşı takip ettiği siyasete uygun olarak Portekizlilere karşı yardım isteyenlerin yanın­da yer aldı. Kanunî devrinde Osmanlı dev­letinden yardım isteyen Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’i desteklemek amacıyle İskenderiye kaptanı Kurdoğlu Hı­zır Bey kumandasında top ve tüfek gibi ateşli silâhlarla dolu 19 kadırgadan kurulu bir osmanlı donaması 1569′da Sumatra’ya gönderildi. Donanma ile giden türk topçu ustaları, Sumatralılara top dökmesini ve Portekizlilere karşı savaşma kurallarını öğrettiler. Bunların bir kısmı yerlilerle evlene­rek Sumatra’da kaldı. Bu arada Portekizli­lere karşı girişilen seferlerde uğranılan ye­nilgilerin sebeplerini araştıran Osmanlı dev­leti, Kızıldeniz’e uygun gemiler yaptırdı ve Akdeniz donamasının bu denize geçirilmesi­ni sağlamak için Süveyş kanalının açılması görüşü üstünde durdu. Kanal için bir plan hazırlandı; fakat bu plan bir musevî tarafından çalınarak ispanya’ya kaçırıldı.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTATİF

Tarih 05 Haziran 2009

PORTATİF sıf. (potter, taşımak’tan fr. k.). Kolayca taşınabilen; katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen: Bugün de eksikliğini bildikleri bu dört portatif karyolayı yollamışlardı (Ş. S. Aydemir). Portatif radyo. | Sökülerek taşman ve başka yerde takılarak eski haline getirilebilen: Portatif ev.
— Ask. Portatif kazma, çıkarılabilen demir kısmı sapına dikey olan, bir tarafı kazma, öteki tarafı çapa teşkil eden, piyadenin por­tatif âleti olarak kullanılan kazma. || Por­tatif kürek, Birinci Dünya savaşından beri piyadenin kullandığı kısa saplı, kare biçi­minde küçük kürek.
— Müz. Portatif org, XVI. yy.a kadar çok revaçta olan küçük çalgı; bir kayışla vücu­da asılır, sol kalça üzerine oturtulurdu; bir yandan sol el çalgının arkasına yerleştiril­miş körüğü çalıştırırken sağ el klavyede parçayı çalardı, (önceleri bir, daha sonra iki takımborulu olan orglar XII. yy .dan sonra kilise şarkılarını desteklemeleri bakı­mından, XV. yy.dan itibaren de derebeylerin müzik ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyle çok aranılan bir çalgı olmuştu.) [LM]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTATİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORPORA (Nicola Antonio)

Tarih 05 Haziran 2009

PORPORA (Nicola Antonio), italyan bes­tecisi (Napoli 1686-ay.y. 1768). 16%’da Poveri konservatuvarına kabul edildi, 1707′de, Napoli’de prens Philipp von Hessen-Darmstadt’ın özel kilisesinde kapella yöneticisi ol­du; Napoli’de ve Roma’da operalarını tem­sil ettirdi. Sant’Onofrio konservatuvarında baş öğretmendi, eğitim görevinden ayrılarak, kendini besteye verdi, operaları Roma, Na­poli ve Venedik’te (1726) oynandı. Dresden’e, sonra Londra’ya, gitti; orada Hândel’e karşı bir italyan opera tiyatrosu açtı. Lond­ra’da, Adolf Hasse’nin yardımıyle, 1737′ye kadar eserlerini temsil ettirdi. On yıl Ve­nedik, Roma ve Napoli arasında dolaşarak, opera ve opera-buffa’larını (Carlo il Calvo [Kel Charles], İl Barone di Zampano) oynat­tı. Napoli konservatuvarında öğretmenlik yaptı, fakat Dresden’de (1747), Viyana’da (1754) ders verdi; öğrencileri arasında J. Haydn’ın da bulunduğu söylenir. Maddî sıkıntılar yüzünden, 1760′ta yurduna dönmek zorunda kaldı. Orada başarı kazanamadı.

Hayatının sonuna kadar, Napoli katedrali kapellasının koro yöneticiliğini yaptı.
Başlıca operaları: Agrippina (Napoli, 1708), Basilio, İmparatore d Oriente (Doğu Roma İmparatoru Basilius) [1709], Berenice (Ro­ma, 1710), Flâvio Anicio Olibrio (Napoli, 1711), Basilio re d’Oriente (1713), Faramondo (1719), Gli Orti Esperidi (1721), Eumene (Roma, 1721), Adelaide (Roma, 1723); Arianna e Tesseo (1726), Ezio (1728), la Semiramide Riconosciuta (1729), Annibale (1731) v.b. Londra’da Arianna in Nasso, Ene a nel Lazio (1733), Artaserse (1734), Polifemo (1734), David e Bersabea (Orator­yo, 1734), İfigenia in Aulide (1735); Fes ta d’İmeneo (serenad, 1736), Rosbale (1736), Londra’dan ayrıldıktan sonra da Lucio Pa-pirio dîttatore (Venedik, 1737), Carlo il Cal­vo (Roma, 1738), Filandro (Dresden, 1747) adlı eserleri temsil ettirdi. Ayrıca birçok kantat, oratoryo ve çalgı için eserler (Sin-fonie da camera a tre istromenti, Sonat, kral uvertürü, füg v.b.) yazdı ve ses için, arya, düet, ses solfeji gibi parçalar bestele­di. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORPORA (Nicola Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POREÇ

Tarih 05 Haziran 2009

POREÇ, Yugoslavya’da (Hırvatistan) şehir, istria’nın batısında; 6 000 nüf. Balıkçı li­manı ve turistik merkez. Bizanslılardan kal­ma küçük kilise (V. yy.dan kalma çiniler ve sütun başlıkları). XV. yy.dan kuleler. Eski evler. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POREÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORDENONE

Tarih 05 Haziran 2009

PORDENONE (Giovanni de SACCHîS, il— denir), italyan ressamı (Pordenone 1484′e doğr.- Ferrara 1539). Giovanni Bel­lini ve Giorgione’nin öğrencisi. Giorgione’nin etkisi Pordenone ve Ailesi (Borghese, galerisi, Roma) portresinde, Piacenza’daki Azize Catherina’nın Evlenmesi’nde ve ışık-gölge’nin güzel bir örneği olan Susegana Madonnası’nda (1516) görülür. 11 Porde­none, Trieste (1520), Cremona (1522), Piacenza (1528-1530) ve Venedik’te çalıştı. Sağlam ve coşkun üslûbuyle Tintoretto’yu etkiledi. 1530′da San Giovanni Elemosinario kilisesinin dekorasyonunu Tiziano ile birlikte tamamladı: Azize Catherina, Aziz Sebastianus ve Aziz Rocus. Bundan sonra, San Stefano manastırında, zamanla bozul­muş olan büyük freskler ve Madonna dell’Orto için Aziz Lorentius Azizlerin Ortasında’yı yaptı. Ferrara’da on iki halı örneği çizdi: Herkül’ün İşleri. Ayrıca, Vaftizci Yahya’nın Başını Taşıyan Salome (Roma, Doria sarayı), Venedik Vatandaşı Guinadi’nin Portresi (Viyana), isa İki Melek Arasında (Bordeaux), Madonna, Çocuk ve Birçok Aziz ile (Grenoble) adlı tabloları anılmağa değer.
— Yeğeni GiULîO (Vene­dik 1500 – Augsburg 1561), Venedik’te ve Roma’da dikkate değer freskler çizdi. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORDENONE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPP (Mihail)

Tarih 05 Haziran 2009

POPP (Mihail), Mişu Popp denir, romanyalı ressam (Braşov, Transilvanya 1827 – ay.y. 1892). Modern rumen resminin öncülerindendir. Viyana’da okudu (1845-1847), sonra Bükreş’e gitti (1847), özellikle dinî tablo ve duvar süslemeleri (birçok Tran­silvanya ve Eflak kilisesinde eserleri var­dır) yaptı. (M)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPP (Mihail) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİOMBİNO

Tarih 05 Haziran 2009

PİOMBİNO, italya’da şehir, Toscana’da (Liverno ili), Piombino körfezi kıyısında; 35 500 nüf. XIV. yy.dan kalma kilise. Elbe (Elba) adasından çıkarılan demir filiziyle besle­nen önemli demir sanayii. Limanından El­be’ye düzenli vapur seferleri yapılır.

— Tar. Pisa başpiskoposlarının mülkü olan Piombino, Galeazzo Visconti tarafından Gherardo d’Appiani’ye bırakıldı (1399) ve im­parator Rudolf II tarafından (1594) prens­lik haline getirilerek lacopo VII Appiani’ye verildi; Ludovisi’lere (1634), sonra Boncompagni’lere (1706) geçti. Floransa antlaşmasıyle (28 mart 1801) Piombino prensliğini ele geçiren Iki Sicilya kralı, şehri Fransa’ya bı­raktı; Fransa 26 ağustos 1802′de Piombino’ yu resmen ilhak etti. Napolyon, şehri Lucca prensliğiyle birlikte imparatorluk fief’i ola­rak kızkardeşi Felice Bacciochi’ye verdi (mart 1805). Toscana ile birleşmesinden son­ra (mayıs 1808) Piombino, Toscana büyük düşesi olan Elisa’nın yönetimi altında Ak­deniz idare bölgesine katıldı; Viyana kong­resinde (1815) Toscana’nın avusturyalı bü­yük düküne geri verildi. (l)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİOMBİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PINTURİCCHİO (Bernardino di BETTO)

Tarih 05 Haziran 2009

PINTURİCCHİO (Bernardino di BETTO, il — denir), italyan ressamı (Perugia 1454 [?] – Siena 1513). Sistina şapelinde Perugino ile birlikte çalıştı (1481-1483). Innocentius VIII, «Belvedere» sarayının bir kısmı­nı, Alessandro VI da Vatikan’daki Borgia dairelerinin altı salonunu ona süsletti (1493-1494). Sant’Angelo şatosunda da çalıştı ve Roma’da Aracoeli Santa Maria kilisesinde, en güzeli Aziz Bernardinus’un ölümü olan birçok fresk yaptı. 1502′de kardinal Piccolomini’den, Siena katedralinin kütüphanesi­ni resimleme görevini aldı. Bu Biccolomini Kütüphanesi resimleri onun son önemli eserleridir. Yağlıboya resimleri: Vatikan’­da, Meryem’in Taçlanması, dördü Floransa’da, üçü de Borghese galerisinde bulu­nan yedi tabloluk Yusuf’un Hikâyesi; Ber­lin’de, Kâhin Kralların Tapınması ve Teb­şir; Louvre’da, Meryem. Bütün bu kompozisyonlardaki çekici renkler, yalın desen, kullandığı mermer harcı ve yaldızların süs­leme etkileri, ressamın üstün değerini gös­terir. (l)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINTURİCCHİO (Bernardino di BETTO) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTEKİZ MÜZİK

Tarih 05 Haziran 2009

PORTEKİZ MÜZİK
Portekiz’de ilk müzik belirtilerinde magrıp ve provence etkileri görülür. XII. yy.da mü­ziğin, kilisede olduğu gibi sarayda ve halk arasında da değerli bir yeri vardır. Keşiş­lerin dualarına basit bir org eşlik ederdi. Odivelas ve Coimbra’daki Santa Cruz ma­nastırlarının koroları Braga, Guimaraes, Santarem, Lizbon’daki kapella yöneticileri kadar ünlüydü. Guimaraes Sarayında, Egas Moniz ve Gonçalo gibi jonglör (ortaçağ halk şarkıcısı) ve trubadurlar çok beğenili­yordu. Halktan doğan din dışı şarkılar (villancico) kiliselerde âyin şarkılarıyle nöbet­leşe okunurdu.

XIII.-XIV. yy’larda truba­dur kral Dionisio, Coimbra üniversite­sinde bir müzik sınıfı kurdu. Cancioneiro da Ajuda’nı dışında hiç biri notalanmamış şarkı derlemeleri elyazması halinde günü­müze kadar gelmiştir; bu derlemeler kendi­lerine yaylı çalgıyle eşlik eden penola jong­lör’leri, üflemeli çalgı çalarak şarkı söyleyen boca jonglör’leri ve vurmalı çalgı çalarak şarkı söyleyen tam bores jonglör’leri için ya­zılmıştı. Jonglör Martin Codax’tan (XIII. yy.) Yedi Aşk Şarkısı günümüze kaldı. XV. yy.da krallar, Duarte ve Alfonso V özellik­le müzik sanaüyle ilgilendiler. Alfonso V’in zamanında eşlikli ses üslûbu kendini iyiden iyiye duyurmağa başladı (Tristao da Silva, Los Amables de la Musica). İlk portekizli viyolacılar olan (vihuelistas) Madeira, Aguiar, Silva,Pero Vaz,Peixoto da Cunha Rodrigues da covilha,Coimbra dükü ve kral Felipe’ler devrinde kendilerini tanıttılar. XVI. yy.da Gil Vicente, dramlarında müzik unsuruna daha çok önem verdi; cantos, komedi, traji-komedi alanlarında yazdığı eserler yakında operanın geleceğini duyuruyordu.

Flandre bölgesinde uzun zaman kal­dıktan sonra yurduna dönen Damiao de Gois, eşlikli veya eşliksiz 3 ve 4 sesli koro için şarkı ve motet modasını getirdi; böylece eşlikli şarkı üslûbuyle «kapella» üslûbu arasında bir geçiş sağlandı, bu çığır XVII. yy.da, Evora ve Villa Viçosa okullarıyle al­tın çağına ulaştı. Manuel Mendes çoksesli müziğin havarisi sayıldı; çömezleri rahip Duarte Lobo, Manuel Cardoso, Felipe de Magalhaes ustalarının eserini sürdürdüler. Bu polifonicilerin sonuncusu Dias Melgaço, yeni tonal siteme geçişi belirten biı tekniğin (baixo cifrado) kurucusudur. Değişik bir tekniği benimseyen Vila Viçosa okulunun en ünlü temsilcileri kral Joao IV ve Joao Soares Rebelo idi. Pedro de Cristo, Heliodoro de Paiva ve Francisco de Santa Maria gibi ünlü sanatçılar da Coimbra okuluna bağlan­mışlardı. XVII. yy.da metotlar ve öğretim kitapları çoğaldı: Arte de Cantochao (Ped­ro Thalesio’nun, 1618), Flores de Musica (Manuel Rodrigues Coelho’nun, 1620), Ar­te de Musica (Antonio Fernandes’in, 1626), Lyra de Arco ou Arte de Tanger Rabeca (Frei Agostinho da Cruz’un, 1639).

XVIII. yy. italyan operası Portekiz’de 1708′e doğru ortaya çıktı. Joao V İtalya ile Porte­kiz arasındaki sanat alışverişini destekledi. Antonio Texeira ve Francisco Antonio de Almeida İtalya’ya gitti, napolili çembalocu Domenico Scarlatti, Krallık kapellası baş yöneticisi ve Joao V’in kızı prenses Maria Barbara’nın müzik hocası olarak Portekiz’e geldi. Scarlatti’nin, yedi yüzden fazla toc-cata’nm yazarı Carlos de Seixas üstündeki etkisi büyük oldu. Bir başka napolili, David PereS ise italyan estetiğinin etkisini güçlen­dirdi ve bu estetik Sao Carlos Krallık tiyat­rosunun açılışına (1793) rastlayan opera tem­sillerinde doruğuna ulaştı. 1770′te portekizli bir kadın opera şarkıcısı, Luisa Rosa de Aguiar Todi Avrupa çapında bir üne erişti. Kral Joao V ve Jose tarafından İtalya’ya gönderilen Joao de Sousa Carvalho, dönü­şünde Peres’in yerine geçti ve çevresinde bir­çok çömez topladı: Antonio Leal Moreira, Domingos Bontempo ve bu italyanlaşmış bestecilerin en parlağı, Marcos Portugal.
XIX. yy.da Napolyon’un işgali ve iç savaş­lar Portekiz’in sanat hareketini bir süre için yavaşlattı. Joao Domingos Bontempo, Lusi-tania romantizminin en sivrilen temsilcisi­dir: piyanocu, besteci, orkestra yöneticisi ve Krallık Müzik konservatuvannm yönet­meni (1835) olan sanatçı, Lizbon’daki ilk Senfonik konserlerin de kurucusudur. XIX. yy. sonunda ve XX. yy.da besteciler millî bir müzik yaratma amacıyle folklora yönel­diler: Alfredo Keil’in Serrana operası (1889). Ayrıca Guimaraes, Arroio, operet bestecisi Joaquim Casimiro, Liszt ve Hans von Bü-low’un öğrencisi Jose Viana da Mota, pi­yanocu ve besteci, Vineent d’Indy’nin öğ­rencisi Francisco de Lacerda, Luis ve Pedro de Freitas Branco, Francisco ve Antonio de Andrade, Guilhermina Suggia, Oscar da Silva, Rui Coelho, Ivo Cruz. Operalar, sen­fonik orkestralar, korolar, oda müziği toplulukları, çeşit çeşit gösteriler Portekiz’de müzik hayatını ayakta tuttu.
Kökü cister’e dayanan ve parmakla çalınan guitarra (gitar) tipik bir portekiz çalgısıdır; bunun gibi birçok müzik âleti Portekiz’den çıktı­ğı gibi bir halk romansı olan fado da por­tekiz folklorunun malıdır. Portekiz Millî marşını 1822′de kral Pedro IV besteledi. (LM)
PORTEKİZ BATI AFRİKASI. Bk. AN­GOLA.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ MÜZİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPAYAN

Tarih 04 Haziran 2009

POPAYAN, Kolombiya’da şehir, Cauca idare bölgesinin merkezi, Cauca’nın yukarı­sında; 57 700 nüf. Şehir 1536′da, Sebastian de Benalcazar tarafından Cauca yüksek vadisinde, 1 700 m yükseltide kuruldu. Sö­mürge devrinde canlı bir site olan şehirde soylu sınıf, Cali ovasında yapılan hayvan­cılığı ve Choco ile Cauca’daki altın maden­lerinin işletilmesini elinde tutuyordu. Şehir­de hâlâ sömürge döneminden kalma evler, güzel çeşmeler ve barok üslûbunda kilise­ler (San Francisco katedrali) vardır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPAYAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONZİO (Flaminio),

Tarih 04 Haziran 2009

PONZİO (Flaminio), italyan mimarı (Mi­lano 1560′a doğr. -Roma 1613). Ancak 1605′ten sonraki çalışmaları bilinmektedir. Papa Paulus V tarafından, Quirinale sara­yını genişletmekle görevlendirildi. Revaklı avluyu tamamladı, çift trabzanlı merdiveni, kral odasını, küçük kiliseyi, Santa Maria Maggiore için Paolina şapelini yaptı. Borghese sarayına Ripetta caddesine bakan cep­heyi ekledi. Sonra San Sebastiano Fuori Le Mura kilisesinin yapımıyle görevlendirildi (1608). Frascati’de Torlonia villası da onun eseridir. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONZİO (Flaminio), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTREMOLİ

Tarih 04 Haziran 2009

PONTREMOLİ, italya’da komün, Toscana’da (Massa Carrara ili), Magra ırmağı kıyısında; 12 600 nüf. XV. yy.dan kalma Annunziata kilisesi. Lunigiana’nın idare ve ticaret merkezi. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTREMOLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTOPPİDAN (Henrik)

Tarih 04 Haziran 2009

PONTOPPİDAN (Henrik), danimarkalı ya­zar (Fredericia 1857-Kopenhag 1943), bir pa­pazın oğlu. Mühendis oldu, kiliseye karşı savaştı; büyük üçlemesi Det Forjaettede Land’ı (Vaat Edilmiş Toprak) [1891-1895] yayımlamadan önce, bir romanlar ve hikâ­yeler dizisinde (Staekkede Vinger [Kesilmiş Kanatlar], 1881; Landsbybilleder [Kır Tab­loları], 1883) halk hayatını anlattı. Bu köy tasvirleri dışında, yazdığı bir başka roman dizisinde de, burjuva yaşayışıyle alay etti: Mimoser (Mimozalar) [1886], Nattevagt (Ge­ce Oturumu) [1894] ve özellikle şaheseri Lykke-Per (Talihli Per) [8 cilt, 1898-1904]. Ayrıca yergili romanlar da yazdı. Bu ro­manlarında, özellikle Birinci Dünya sava­şından sonra aşırı bir şüphecilik ağır ba­sar: De Dödes Rige (ölüler Krallığı) [5 cilt, 1912-1915], Mands Himmerige (insanlar Cenneti) [1927]. Danimarka natüralizminin başlıca temsilcisi olan Pontoppidan, ülke­sinin yarım yüzyıllık tarihini yansıtan bir­çok eser verdi; 1917′de Kari Gjellerup ile Nobel ödülünü paylaştı. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTOPPİDAN (Henrik) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTOİSE

Tarih 04 Haziran 2009

PONTOİSE, Fransa’da (Seineet-Oise idare bölgesi) idare çevresi merkezi, Oise ile Viosne’un kavşağında, fransız Vexin’inin kıyı­sında; 17 947 nüf. İkinci Dünya savaşı sırasında hava bombardımanlarından büyük zarar görmesine rağmen şehirde ilgi çekici anıtlar kalmıştır: merkezde, koro yeri ve çapraz sahnı birinci gotik devrinden kalma güzel Saint-Maclou kilisesi (kubbe altı go­tik dönem sonundan, renkli camlı pence­releri XVI. yy.dan kalmadır), Rönesans ça­ğından kalma Notre-Dame kilisesinde Aziz Gautier’nin mezarı (XII. yy.). XV. yy.dan kalma Estouteville konağında Tavet-Delaccourt müzesi. Pontoise küçük bir sa­nayi merkezidir: elektrik malzemesi, basımevleri, testere fabrikası.
— İdare çevresi, 359 725 nüf. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTOİSE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTELLİ (Baccia)

Tarih 04 Haziran 2009

PONTELLİ (Baccia), italyan mimarı (Flo­ransa 1450-Urbino 1492). Urbino’da, Studiolo atelyesini yönetti (1474). Geometrik süslemeli roma kiliselerinin (Santa-Maria del Popolo) ön cephelerini yaptığı ve San Fietro in Vincoli’yi onardığı sanılır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTELLİ (Baccia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTE (Antonio DA)

Tarih 04 Haziran 2009

PONTE (Antonio DA), İtalyan mimarı (Ve­nedik 1512′ye doğr.- ay.y. 1587′ye doğr.). 1572′ye doğru, Venedik’te Procuratie hastahanesinin ve kilisesinin onarımını yönet­ti, Dukalar sarayının onarımına katıldı (1574-1577). Sonra, Rialto köprüsünün ya­pımında çalıştı (1588-1591). 1589′dan sonra da Venedik cezaevlerinin inşaatını yönetti. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTE (Antonio DA) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTCHARTRAİN

Tarih 04 Haziran 2009

PONTCHARTRAİN (Louis PH£LYPEAUX,— kontu), fransız siyaset adamı (Paris 1643-Pontchartrain şatosu, Jouars-Pontchartrain 1727), Pontchartrain’in (Paul Phelypeaux) torunu. Paris parlementosunda danışman oldu (1661). Fouquet’nin yargılanmasına karşı çıktı. Bretagne parlementosuna baş­kanlık yaptı (1677), maliye genel müfettiş­liğine getirildi (1689-1699), bahriye nazırı ve saray nazırı oldu (1690-1699). Savaş masraflarını karşılamak için soyluluk unvanla­rının satışını, iç borçlanmaları arttırdı ve «şahıs vergisi»ni koydu (1695). Pahalıya mal olan donanma savaşı yerine korsanlığa önem verdi (1691) ve idareye kuvvetli bir muhasebe usulü getirdi. Başbakan olunca (1699-1714), fransız kilisesinin hürriyetini savundu, Charles II’nin vasiyetnamesinin kabulünü sağladı ve 1709′dan başlayarak barışın kurulmasına çalıştı, 1714′te siyaset­ten çekildi. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTCHARTRAİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPADOUR

Tarih 04 Haziran 2009

POMPADOUR (Jeanne Antoinette POiSSON DE, — markisi), Lcuis XV’in gözdesi (Paris 1721 – Versailles 1764). Bir maliye­cinin kızı. Le Normant d’Etioles ile evlen­di, evindeki edebî toplantılara Paris’in en ünlü kişilerini davet etti. Louis XV’e tanış­tırıldı ve 1715′te kralın gözdesi oldu. 1751′den itibaren Versailles sarayında oturdu. Kral ile ilişkisi kesildikten sonra da onun dostu olarak kalmayı bildi ve Damiens su­ikastından sonra kendisine karşı cephe alanların bütün entrikalarına rağmen kralın yanındaki mevkiini muhafaza etmeyi bildi. Mme de Pompadour’un sanat ve siyaset üstündeki etkisi uzun tartışmalara yol aç­mıştı. Paris’teki Evreuv konağını ve Crecy, La Celle, Bellevue, Champs, Menars’taki evlerini süsletmek için devrin sanatçılarına büyük siparişler verdiği gibi kralı da Sevres imalâthanesini desteklemeğe teşvik etti ve kardeşi Abel’i de mimarî işlerinin başı­na getirtti. Mme de Pompadour’un bir hiz­meti de edebiyatçıları, filozofları iktidara karşı korumasıydı. Adalet ve kilisenin fransız ansiklopedicilerine karşı giriştikleri bal­talama hareketi kısmen onun sayesinde ön­lenebildi. Bernis, Choiseul gibi siyaset adamlarını koruması, siyasî inançlarından değil kendisine bağlı olan kimselere karşı duyduğu ilgidendi. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPADOUR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMBAL

Tarih 03 Haziran 2009

POMBAL (Sebastiao Jose DE CARVALHO E MELO,— markisi), portekizli devlet adamı (Lizbon 1699-Pombal, Coimbra yakınları (1745) elçilik yaptı; dışişleri (1750), içişleri ve bahriye bakanı oldu; Jose I’in desteğiy­le başbakanlığa geldi. Çok kültürlü, çalışkan ve hırslı olan Pombal, devleti zayıflatan ge­leneksel kuvvetlere karşı azimle, çok zaman da insafsızca mücadele ederek, Portekiz’de aydın despotluğu siyasetini uyguladı, krallı­ğın nüfuzunu arttırdı: idarede veraseti kal­dırdı ve yararsız memurları işten çıkardı (1761); deniz küvetlerini 19 savaş gemisiyle donatarak geliştirdi; kont Schaumburg-Lippe’yi görevlendirerek orduda prusya metotlarını uyguladı; polis kuvvetlerini güçlen­dirdi. Büyük bayındırlık işlerine girişerek millî ekonomiyi geliştirdi (1755 depremin­den sonra Lizbon’un yeniden inşat, Oeiras kanalının açılması, Alentejo topraklarının tarıma açılması). Douro vadisinde bağcılığı geliştirdi ve sanayiyi yabancı rekabetine karşı korudu (imtiyazlı fabrikalar kurulma­sı; hammadde ve değerli maden ihracının yasaklanması; ithalâtın yüksek gümrük ta­rif esiyle sınırlandırılması; şirketlerin, özel­likle Pernambouc şirketinin, altın ve el­mas madenlerinin veriminin yükseldiği Bre­zilya ile ticareti kolaylaştırmak üzere de Para ve Maranhao şirketlerinin kurulması).

Kilisenin nüfuzunu sınırlandırdı: 1751′den sonra hükümetin izni dışında adam yakıl­masını yasakladı; sansürü laik yöneticilere bıraktı. Cizvitlerin ispanya tarafından Para­guay’daki yedi kızılderili bölgesinin bu ülkeye bırakılmasına karşı giriştiği muhalefet hareketini zor kullanarak bastırdı (1754 -1755), papa Benedictus XIV’e, cizvitlerin Brezilya’daki ticarî ve dinî işleri hakkında bir «muhtıra» gönderdi. Kardinal Saldanha’-nm yaptığı soruşturmadan sonra, papa ciz­vitlerin ticaretle uğraşmalarını, günah çı­kartmalarını ve vaiz vermelerini önce Bre­zilya’da, sonra da Portekiz’de yasakladı (1758). Krala suikast yapılması (4 eylül 1758) Pombal’e, asilzadeleri ezme (Tavora’lar veya Aveiro dükü gibi büyük senyörlerin hapse atılması veya idamı), mallarına elkoyma fırsatını verdi; sonra da bunların suç orta­ğı olduğunu öne sürdüğü Portekiz’den Bre­zilya ve Doğu Hint adalarından kovulan ciz­vitlerin mülklerine elkoydurdu (1759), top­raklarını da tarıma açtı. Brezilya’daki yer­lilerle Portekizlilerin eşitliğini ilân etti, laik öğretimi kurdu (Lizbon’daki cizvit koleji­nin yerini «Asiller koleji» denilen laik oku­lun alması, 837 ilk ve ortaokulun açılması, Coimbra üniversitesinde tabiat bilimleri öğ­retiminin yapılması). Ama Pombal’in oto­riteye dayanan siyaseti geleneklerle çatışı­yordu. Jose I’in ölümünden sonra, polis zul­münün kurbanları, imtiyazları ellerinden alınanlar, himayeciliğin ve güdümlü ekonominin kurbanı olan tacirler, ana kraliçenin de desteğiyle, Pombal’i görevden ayrılmak ve malikânesine çekilmek zorunda bıraktı­lar. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMBAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA TARİH

Tarih 02 Haziran 2009

POLONYA TARİH
Piast’lar döneminde Polonya

• İlk Polonya devletinin toprak bütünlü­ğünün kurulması (V.-X11. yy.). V. veya VI. yy. başından sonra geniş Odra havzasına ve Vistül havzasının bir kısmına batıdan ge­len birkaç islav kabilesi yerleşti. Polonya milletinin meydana gelmesinde bu kabile­lerin (Polanlar, Vislanlar, Pomeranyalılar v.b.) katkısı oldu. Bu topluluklar, yavaş yavaş ilk şehir çekirdekleri olan ve kısa süre sonra yanlarında zanaatçı varoşları ku­rulan tahkimli castra veya grody’lerin (Poz­nan, Kruszwica, Kalisz) etrafında toplandılar.

IX. yy.ın ortasından sonra Gniezno ve Poznan dolaylarında kurulan ilk Polonya devleti çevresinde yavaş yavaş Büyük Po­lonya, Küçük Polonya, Mazovya, Silezya ve Pomeranya biraraya geldiler. Piastlar hanedanının bilinen ilk atası Mieszko I (960′a doğru-992) bu devleti Polonya dev­leti haline getirdi: ırk birliği ekonomileri­nin benzerliği, Büyük Polonya, Litvanya, Mazovya ve Podlakya ovalarının geniş bir orman kuşağıyle çevrili olması, batıda Ger­men imparatorluğu (963′te ilk askerî temas­lar), güneyde Bohemya devletleri, doğuda Kiev (945′ten sonra), kuzeyde Veletlerin Polonya topraklarını çepeçevre kuşatmaları Polonya milliyetçiliğinin doğmasını kolay­laştırdı; Mieszko, bazı derebeyleri ve ki­lisenin yardımıyle (966′da Hıristiyanlığı kabul etti ve Poznan’da ilk piskoposluk ku­ruldu) geniş bir bölgede hâkimiyetini kura­bilmek için bu milliyetçilik duygusundan yararlandı.

Mieszko I’in oğlu ve vârisi Boleslaw I (992-1025) kilisenin desteğiyle Otto III’ten Polonya kilisesinin imparatorluk kilisesinden ayrılmasına imkân veren Gniezno başpiskoposluğunu ve Krakow, Wroclaw ve Kolobrzeg piskoposluklarını kurdu; öte yandan geçici olarak batıda Odra’nın ağızlarını ve Lâusitz’i, güneyde Moravya’yı, Çekler ve Slovaklar ülkesini ilhak etti ve doğuda Kiev’e ulaştı. Başarıları Bautzen barışlanyle (1018) ve ilk Polonya kralı olarak taç giymesiyle onaylandı. Ama oğlu Mieszko II (1025-1034), doğudan rus prens­lerinin, kuzeyden Danimarkalıların (Pomeranya’da), güneyden Çeklerin, batıda Po­lonyalıları Odra’nın doğusuna çekilmeğe zorlayan (1031-1032) imparator Franken’li Konrad II’nin hücumları karşısında topraklarının bütünlüğünü koruyamadı; iç kar­gaşalıklar ve kardeşlerinin taht üstünde hak iddia etmeleri yüzünden sınırları daralan devletini ancak imparatora bağımlılık ye­mini ederek kurtarabildi.
Başlıca olayları iç düzenin kısa süre içinde bozulması (halk ayaklanması ve Mazovya’nın ayrılma dene­mesi) ve Bohemya. Bratislava dükünün anî istilâsı (1036) olan bir döneminden sonra Yenilikçi Kazimierz I (1040′a doğru-1058) Kilisenin ve Devletin bütünlüğünü yeniden sağladı, başkenti Krakow’a nakletti. Ama kendisini tahta çıkaran aristokrasinin gün­den güne artan denetimini kabul etmek ve yardımı sayesinde Silezya’yı Çeklerden, Mazovya’yı da kontrolü ele geçirmiş olan Maslaw’dan kurtaran imparator Heinrich III’ün metbuluğunu kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu Atak Boleslaw II (1058-1079) bu iki vesayetten de kurtulmayı başardı: önce aristokrasinin denetiminden kurtuldu; son­ra rus prenslikleri arasındaki anarşiden ya­rarlanarak Kiev’de harekete geçti (1069) ve Çekleri Silezya üstündeki hak iddiaların­dan vaz geçmeğe zorladı; Heinrich IV’e karşı ayaklanan Saksonların tarafını tuta­rak Berat kavgasından yararlandı ve papa Gregorius VII’den krallık tacını giymeyi başardı; böylece Polonya’nın imparatora hiç bir bağımlılığı kalmıyordu.
Ama impara­torun yardım ettiği muhalifleri destekleyen Krakow piskoposu Stanislaw’ın (Aziz Stanislas) idamı (veya öldürülmesi) derebeylerin ayaklanmasına yol açtı; derebeyler tahta kralın kardeşi Wladyslaw (veya Ladislas) Herman’ı çıkardılar. Boleslaw kral unvanını kaybetti (1079), kaçtı ve ülke Bohemya’ya yıllık bir haraç ödemek zorunda kaldı.

Polonya’nın soyluların temsilcisi voy­voda SieciechT tarafından yönetilmesini ka­bul etmek zorunda kalan Wladislaw I Herman’dan (1079-1102) sonra Polonya, Boleslaw III zamanında toprak bütünlüğüne ye­niden kavuştu. Kardeşi Zbignievv ile bö­lüştüğü Polonya topraklarını kendi çıkarına birleştirmeyi başaran Boleslaw III, germen himayesinden kurtuldu ve Baltık kıyısında geniş bir bölgeyi ele geçirdi (Pomeranya’nın Vistül ve Odra ırmakları arasındaki kısmının fethi); Macarlar ve Rutenyahlar ile ittifak yaparak imparatorun 1109 da gi­riştiği harekâtı durdurdu; sonra feth ettiği topraklardaki halkı hıristiyanlaştırdı, fakat ülkesini dört oğlu arasında bölmekle, elde ettiği parlak sonuçları tehlikeye düşürmüş oldu.

• Millî düklükler ve Polonya’da anarşi (1139-1305). En büyük oğlu dük Wladislaw II’nin (1139-1146) kardeşlerinin metbuu ilân edilmesi, onların siyaset alanında ba­ğımsız davranmalarını ve ülkelerini kendi oğulları arasında bölüştürmelerini engelle­yemedi; böylece 1250′den sonra her birinde bölgeciliğin ağır bastığı yirmi dört kadar düklük ortaya çıktı. Bunların hiç biri üs­tünlüğünü kabul ettirecek güçte olmadı­ğından her birinin, özellikle de en büyü­ğün, bu yoldaki her denemesi bir iç savaş halini alıyordu; bunu fırsat bilen polonya aristokrasisi hükümdarı kendi tayin ede­rek monarşiyi kendi hâkimiyeti altına sok­tu. Meselâ Yaşlı Mieszko III’ün (1173-1177) tahttan indirilmesi ve yerine daha yumuşak başlı görünen genç kardeşi Âdil Kazimierz’in (1177-1194) geçirilmesi, Polonya’da seçi­me dayanan bir monarşinin kurulmasına yol açtı. İş başına getirilen kral, seçilmesi­nin karşılığında devletin yüksek otoritesini zedeleyen birtakım siyasî ve malî tavizler­de bulunmak zorunda kalıyordu (Leczyca meclisi, 1180).

Bu anarşi döneminde Hı­ristiyanlığı geniş halk tabakalarına yayan (XII.-XIII. yy.) Kilise, Polonya birliğinin hanedandan daha sağlam bir temsilcisiydi. Yüksek rahip sınıfı, üyeleri büyük toprak sahibi soylu ailelerden geldiği halde, za­man zaman yetkisini köylü sınıfını ezen soylulara karşı kullanıyordu (Papalık fer­manı, 1233). Bu anarşi ortamında soylular sınıfı da ikiye ayrılmıştı:

prensliklerin yö­netiminde görev alan ama krallık gücünün artmasına şiddetle karşı koyan magnat’lar (eski derebey aileleri); üyeleri prensler ta­rafından şövalye unvanıyle topraklara dağıtılan küçük soylular veya szlachta. Bu siya­sî ve sosyal çözülmeden yararlanan Alman­lar, Nordmark’tan başlayarak kuzeyden ve doğudan ilerlediler; Nordmark (geleceğin Brandenburg’u) 1134′te Ayı Albrecht’in pa­yına düştü. 1138-1181 Arasında Baltık’ın Elbe ve Odra arasındaki kıyısı Ayı Albrecht ile Saksonya dükü Aslan Heinrich tarafın­dan işgal edildi; Polonya Odra’nın batısın­daki bütün toprakları, hattâ Aşağı Warta’yı kaybetti; Almanlar Aşağı Warta’da Yeni Uçilin’i (Neuemark) kurdular (1272); ayrıca Prusyalıların kuzeyden yaptığı tehlikeli baskıya tek başına karşı koya­mayan Mazovya dükleri toton şövalyelerine başvurdular; ne var ki 1283′te Prusyalıları Neman’ın ötesine püskürten Tötonların püskürttükleri düşmandan daha belâlı ol­dukları çok geçmeden anlaşıldı.

Baltık ile ilişkisi kesilen, Litvanya devletinin kurulmasıyle (XIII. yy.ın ikinci yarısı) doğudan ve kuzeydoğudan tehdit edilen, üstelik de Silezya dükü Dindar Henryk’in 1241′de Legnica’da boş yere durdurmağa çalıştığı moğol istilâsıyle harebeye dönen Polonya artık Almanlar için kolaylıkla ele geçirilebilecek bir avdı. Almanların memlekete girmeleri birçok bakımdan olumlu oldu: XII. ve XIII. yy.da Avrupa’da genel nüfus artışına pa­ralel olarak polonyalı kolonların orman­larda tarla açma işi hızlandı; yeni kır top­lulukları kuruldu; şehirlerde ticaret gelişti ve batıyı örnek alan Polonya prensleri, Özellikle Wroclaw (1242), Poznan (1253), Krakow’a (1257) tanınan Magdeburg yasasını benimseyerek şehirlere hürriyet «şartları» verdiler.

Buna karşılık, almanlar ticarî faa­liyeti ele geçirerek imparatorluk ve Bo­hemya ile çeşitli alışverişe girdiler ve ser­vetlerine dayanarak onlar sayesinde yeni bir aristokrasinin kurulmağa başladığı şe­hirlere hâkim oldular. Burjuvazi özellikle Silezya’da alman dilini ve geleneklerini yaydı.
İktisadî güçlerinden ve fikir üstün­lüklerinden gurur duyan alman mülteciler, Polonya’ya istedikleri kralları kabul ettir­diler: önce gerçek bir Piast olan Silezya dükü Namuslu Henryk II (1288-1290); son­ra Polonya kralı ilân edilen (1300) ve Piast’ların anarşi dolu kavgalarına karşı bir ga­ranti gibi görünen Bohemya kralı (1291) Venceslav (Vaclav). Ama bir yabancının tahta çıkması, Piast ailesinden Wladislaw I Lokietek’e millî hoşnutsuzluğu istismar et­me fırsatını verdi. Polonya’nın bir kısmını ayaklandıran Wladislaw I, Venceslav’ın ölümünde ülkeye hâkim olmayı başardı (1305) ve Krakovv’un alman belediye reisi Albrecht’in yönettiği şehir burjuvalarının
isyanını ezdikten sonra, 1320′de Polonya kralı olarak taç giydi: monarşiyle birlikte ülkenin bütünlüğü de yeniden sağlanmıştı. Bununla birlikte Wladislaw I’in devleti, çeklerin derece derece kendilerine bağladık­ları Silezya’yı da, Pomeranya’yı da içine al­mıyordu.

• Polonya devletinin yeniden kurulması ve Piast’ların sonu (1305-1370). iyi hesap­lanmış evliliklerle yararlı ittifaklar kuran Polonya kralı, Brandenburg’ların toprak ge­nişlemesini durdurdu ve Pomeranya konu­sunda uzun ve boş bir çekişmeden sonra Tötonları Plowce’ta yenmeyi başardı (1331); fakat Kujawy’yi Tötonlara kaptırdı. Oğlu Büyük Kazimierz III (1333-1370), onun eserini tamamladı. Bohemya’nın Polonya tahtındaki hak iddialarını bertaraf ettikten sonra Pomeranya’yı belli bir süre için Tö­tonlara bırakarak (1343) onları yatıştırdı; Anjou’lu Luigi’yi vâris tanıyarak (1339), bu­na karşılık da Kızıl Rutenya’nın kesinlikle kendisine bırakılmasını sağlayarak macar tehlikesini ortadan kaldırdı.

Böylece batı dışında her yerde Polonya toprak bütün­lüğüne yeniden kavuştu: Kazimierz III, gelenekleri kanun halinde toplayarak yasama ve adalet birliği ilkesini gerçekleştirdi (Wislica yasası, 1347); köylülerin yükümlerini azalttı; kolonlar için yeni köyler kurdu; ti­carî gelişmeyi destekledi (ambar, yol ve şe­hirler çevresinde müstahkem surlar inşası; yabancı ülkelerden kovulan yahudilere im­tiyazlar tanınması); Polonya’nın Almanya ve Bohemya’ya karşı fikrî muhtariyetini sağlayan Krakow üniversitesini kurdu. Ma­zovya düküne metbuluğunu kabul ettirdi, küçük soyluların muhalefetini kırdı.

• Piast’lardan Jagellon’lara: Geçiş döne­mi (1370-1384-1386). Piast’lar sülâlesi Kazimierz III ile sona erdi: çünkü Kazimierz tahtını uzak akrabalarından biri yerine, yeğeni Anjou sülâlesinden Macaristan kralı Lajos’a (1370-1382) bırakmayı tercih etmiş­ti; Lajos’a, kalkınmış ama hiç deniz kıyısı olmayan ve dışta hep toton tarikatıyle gücü gittikçe artan Litvanya’nın tehdidi altında yaşayan, içte ise hep büyük soyluların ba­ğımsızlığının tehdit ettiği bir Polonya’yı miras bıraktı. Vârisini tayin etmek için bü­yük soyluların fikrini almak zorunda kalması, Polonya kurumlarının seçimle iş ba­şına gelecek bir monarşi kurulmasına doğ­ru geliştiğini ortaya koydu.
Bu olay polonya tarihinde kesin bir dönemeçti; çün­kü soylularla yapılan pazarlık sonucunda (soylulara ağır gelen bütün vergilerin kal­dırılması: Koszyce imtiyazı, 1374) tahta ya­bancı bir sülâle çıkıyordu ve Macaristanlı Lajos’un saltanatı aslında Jagellon’lar dev­rine doğru bir geçiş dönemiydi.

Jagellon’lar Polonyası (1386-1572)
• Doğu Avrupa’da Polonya’nın gücünün artması (1386-1505). Yabancı bir prens olan ve hemen hep yurt dışında yaşayan Lajos’­un ölümü, Polonya’da iç savaşı başlattı: Macaristan ile birlik bozuldu, laik ve dinî büyük soylular devletin önemli mevkilerini paylaştılar. Bu durumun yarattığı huzur­suzluğu gidermek için Polonyalılar tekrar monarşiyi kurdular: Lajos Fin kızı Hedwige, Polonya kraliçesi oldu (1384-1399) ve Litvanya büyük dükü Jagellon ile evlenme­ce zorlandı; Wladislaw adiyle vaftiz olan ve şahsî topraklarını krallığa katmağa söz veren Jagellon ortak Polonya kralı seçildi (1386-1434). Bu seçimle Polonya aristokra­sisi ülkeye anarşiye son verebilecek bir sü­lâle kazandırıyor, doğu ile yakınlık kuru­yor ve ülkeyi toton şövalyelerinin tehlikeli baskısından kurtarıyordu; gerçekten Polonya-Litvanya koalisyonu birlikleri, Tötonları Grunwald’de ezdi (15 temmuz 1410).

Wladislaw II Jagellon Moldavya (1387), Eflak (1389) ve Besaıabya (1396) hüküm­darlarının kendisine saygı yemini etmesini de sağladığından Polonya artık Baltık de­nizinden Karadeniz’e kadar uzanan ve ba­zı çatışmalara, özellikle Litvanya büyük dükü Witold’un sebep olduğu çatışmalara rağmen, iki ülkenin soyluları arasında im­zalanan Horodlo birliğiyle bütünlüğü sağlanmış görünen bir devlet haline geldi: da­ha eski medeniyeti, toprak bütünlüğünün daha sağlam ve nüfusunun daha kalaba­lık olması dolayısıyle, kral olarak Litvan­ya’nın soydan geçen büyük düklerini seç­mek (her ikisi de Wladislaw II’nin oğul­ları olan Wladislaw III [1439-1444] ve Ka­zimierz IV [1445-1491]) kurnazlığını göste­ren Polonya, yavaş yavaş bu iki başlı dev­letin siyasî merkezi haline geldi: Macaris­tan tahtına Wladislaw (Laszlo) III’ün se­çilmesiyle (1440), Krakow çok büyük bir katolik devletin coğrafî merkezi oldu; bu devlet germenciliği önlemekle ve kilisenin baskısıyle (kralın vasisi ve Krakovv pisko­posu Olesnicki’nin büyük rolü) Ortodoks­luğun ve Müslümanlığın yayılmasını, püs­kürtmeğe değilse bile durdurmağa (Wladislaw III’ün 1444′te Varna’da Osmanlılara yenilmesine rağmen) yönelmişti. Wladislaw III’ün vârisi Kazimierz IV ise Polonya-Litvanya devletinin güneydoğuya doğru ge­nişletilmesi işini bir yana bırakarak kendi­ni önce Polonya’da monarşinin kuvvetlen­mesine adadı: bu iş için Nieszewa imtiyaz­larını (1454) verdiği şövalyelerle, artık do­ğu topraklarının işletilmesine yönelen magnat’lar arasındaki geleneksel çelişkiden ya­rarlandı.

Toton tarikatının rakipleriyle itti­fak yaptı ve Onüç yıl savaşlarından sonra (1454-1466), toton tarikatına metbuluğunu kabul ettirerek Pomeranya ve Gdansk’ın kendisine bırakılmasını sağladı; böylece Po­lonya, buğdaylarının sevk edileceği bir deniz kapısı sağlıyordu (Torun barışı, 1466). Ayrıca Albrecht II’nin kızı Habsburg’lu Elisabeth ile evlenerek (1454), Bohemya tacı ve Macaristan üstünde haklar elde etti (bu haktan oğlu Wladislaw 1471′de Bohemya tacında, 1490′da Macaristan’da yararlandı). Polonya germenciliğe hücuma geçmişti; bu­na karşı koyabilmek için imparator Friedrich III, Litvanya’nın tabiî rakibi İvan III Vasiliyeviç ile ittifak yaptı; alman tehli­kesi azalırken bu sefer de rus tehlikesi baş­lıyordu.

• Monarşi gücünün azalması ve szlachta’nın zaferi. XV, yy. sonunda, krallığın si­yasî, iktisadî ve sosyal yapısı da değişti. Rahip ve magnat sınıfının hırslarını önle­mek için szlachta’ya dayanan Jagellon’lar, szlachta üyelerinin her türlü yargıya karşı dokunulmazlıklarını kabul etmekle (Krakovv imtiyazı, 1433) kalmayarak, askerî ve malî yükümler yüklemeden önce mahallî szlachta meclislerinin fikrini almayı da ka­bul etti; ayrıca 1493′te Piotrkow’da genel bir diyet toplandı; bu, monarşi gücünün küçük soylular lehine azalmasının mantıkî bir sonucuydu. Her ikisi de Kazimierz IV’ün oğulları olan Jan I Adalbert (1492-1501) ve Alexsander I’in (1501-1506) saltanatları­nın çok kısa sürmesi, Jan I’in Moldavya’­nın bağımsızlığını engelleyememesi ve Bukovina’da ağır bir bozguna uğraması (1497) karşısında cüreti artan szlachta Aleksander I’e, milletin üç sınıfından oluşan genel di­yeti kabul ettirerek, meşrutî bir krallık ku­rulmasını sağladı.

Kral, senatörler ve mil­letvekillerinden meydana gelen bu genel di­yetin onayı, kanunların kabul edilmesi, ver­gilerin alınması ve seferberliğin ilân edil­mesi için şarttı (Nihil Novi anayasası, 1505). Böylece çok kötü sonuçlar veren oybirliği sistemi ortaya çıkmış oldu ve XVII. yy.ın liberum veto’suna yol açtı. Szlachta, Baltık’a açılmanın kendisine sağlayacağı büyük ka­zancı anladı: Polonya’nın iktisadî (hattâ siyasî) ağırlık merkezi kuzeye doğru kaydı (kısa süre sonra Varşova’nın başkent olması) ve batıda daha elverişli bir yerde bulunan Poznan, Almanya ile Baltık denizi arasın­daki mübadelelerin kontrolünü ele geçirdi, iktisadî değişiklikler ve özellikle tarım ürün­leri fiyatlarının artması, szlachta’ya ait çift­liklerin yüzölçümünü ve önemini arttırdı.

Szlachta, hükümdara şehir halkının toprak sahibi olmasını yasaklayan, köylülerin yal­nız derebeylik mahkemelerinde yargılanma­sını ve aile başına bir erkek evlât dışında toprağa bağlanmalarını öngören bir kanu­nu kabul ettirdi (Piotrkow diyeti, 1496); 1520′de köylülere angarya yüklendi; genel-leşen bu sistem, XV. ve XVIII. yy.da da­ha da arttı.

• Son Jagellon’lar (1506-1572). Kazimierz IV’ün üçüncü oğlu ve üçüncü mirasçısı Zygmunt I (15044548), oğlu Zygmunt II August’u Litvanya büyük dükü olarak ta­nıtmayı ve Polonya kralı seçtirerek taç giy­dirmeyi (1530) başardı. Soydan geçen mo­narşinin kurulmuş gibi göründüğü bu dö­nemde Polonya, Jagellon’lar sülâlesinin Ma­caristan’ın kontrolünü kaybetmesine Lajoş II’nin Mohaç’ta ölümü [1526], Habsburg’lu Ferdinand I’in tahta çıkışı) ve Mosko­valıların Smolensk’i ele geçirmelerine (1514) rağmen, en güçlü devresini yaşadı. Toton tarikatı başrahibi Brandenburglu Albrecht, tarikatı laikleştirince (1525) Zygmunt I, soydan geçen Prusya düklüğünün metbuluğunu kabul ettirdi; ayrıca Varşova düklüğünü kendine bağladı (1526); litvanya soylularına, polonya soylularının yararlan­makta olduğu imtiyazları tanımak (1556′da ilk Litvanya meclisinin toplanması) kurnaz­lığını gösteren Zygmunt II August, Litvanya’ya, «Lublin daimî birleşmesi»ni kabul et­tirmeyi başardı; buna göre krallık ve büyük düklük artık tek bir meclis ve ortaklaşa se­çilecek tek bir kral tarafından idare edile­cekti (1569). Soylularla anlaşarak, içeride bir soylu «res publica»sı kurulmasıyle so­nuçlanan reformlar yaptı.

Bir deniz siyaseti hazırladı ve donanmanın inşaını başlattı; Schwerttıâger tarikatı şövalyelerinin çözül­mesinden yararlanarak Güney Livonya’yı ele geçirdi: Polonya, Krakow üniversitesi sayesinde XV. ve XVI. yy.da Avrupa’nın geri kalan kısmındaki kültür yenilenme­sine katıldı; Krakow’lu dinbilimci Pawel Wlodkowic, toton tarikatının bağımsızlık isteklerine Konstanz konsilinde karşı çıktı; aynı üniversiteden başka dinbilimciler, soy­lular ve burjuvalar arasında taraftar bul­masına rağmen hus’çu sapkınlığı yendiler; ama aynı zamanda konsillerin papadan üstün olduğunu iddia ettiler. Polonya, bil­ginleri yeni düşüncelerle büyük ölçüde il­gilenen (De Revolutionibus Orbium Caelestium, Kopernik) canlı bir bilim ve ede­biyat merkezi haline geldi; hattâ Reformu kabul etmeğe bile hazır görünüyordu.

Kral­lar Protestanlığın Prusya, Kurzeme ve Livonya’da yerleşmesini kabul ettiler. Katolik veya ortodoks magnatlar ve soylular kısa süre içinde Protestanlığı kabul ettiler, Soy­lular meclisinde çoğunluğu ele geçirdiler ve Zygmunt II’den Büyük Polonya’da luther’ci bir kilise, Küçük Polonya ve Litvanya’da da calvin’ci iki kilise kurma iznini aldılar (1552). 1573′te bu fiilî hoşgörü, Var­şova konfederasyonunca da onaylandı. Ay­nı zamanda, hümanizm, italya ile ilişkiler, basımevlerinin gelişmesi ve din tartışmaları millî edebiyatın gelişmesine katkıda bulun­du.

ilk gerilemeler ve Altın çağın sonu (1572-1648)

• Monarşide istikrarsızlık ve Karşı Refor­mun başarıları (1572-1587). 1572′de Zyg­munt II August, vâris bırakmadan ölünce, artık hepsi yeni kralın seçimine katılan (Varşova diyetinin kararı, 1573) soylular, valois’lı Henri’yi kral seçmeğe karar ver­diler (1573); ama aynı zamanda da krallık gücünü sınırlayan birçok şartı kabul et­tirdiler (pacha conventa); Henri’nin Fran­sa’ya kaçmasından sonra Osmanlı devleti­nin de yardımıyle Erdel prensi Istvan Bathory’yi kral seçtiler (1576-1586); Bathoky, Gdansk isyanını ezdi ve savaşı başarıyle devam ettirerek Moskovalılardan Livonya’­yı geri aldı, ataman Jan Zamoyski’nin des­teğini sağlayarak onu kançılarlığa getirdi. Kiliseye Reformla mücadele imkânlarını sağladı (kardinal Hosius’un [Hozjusz] yazı­larının yayılması; Wilna’da [Vilnius] Isa tarikatının bir üniversite kurması, 1578).

Bunun üzerine Calvin’cilik hızla geriledi ve Luther’cilik ancak krallık Prusya’sı top­raklarında tutunabildi.
Annesi Jagellon sü­lâlesinden olan Zygmunt III Vasa’nın (1507-1632) tahta çıkmasından sonra, katolik tep­ki daha güçlü bir hal aldı ve Brzeşç bir­liği (Roma ile Kiev) metropoliti ve hemen bütün ortodoks piskoposlar tarafından ka­bul edildi; bununla birlikte her yerden ko­vulan teslis aleyhtarları 1638′e kadar Rakow’da bir okul ve bir basımevini yaşat­tılar, «polonyalı rahipler» veya «socini’ciler» adiyle Avrupa’nın her tarafına yayıldılar.

• Kazakların isyanına kadar Vasa (Wasa) sülâlesi (1587-1648). Tahta Vasa (Wasa) sülâlesinden bir kralın çıkması ve eyaletle­rini elinden almayı düşündüğü akrabası İs­veç krallarıyle çatışması, Polonya’nın siya­setini Baltık’a yönelttiğini ortaya koydu: bu yönde Moskova ile ve özellikle İsveç ile çatışan Polonya, ülkenin üç defa bölüşülmesine yol açan bir döneme girmiş oldu. Bazı başarılar kazanılmasına (Smolensk’in Deulino antlaşmasında geri alınması, 1618) karşılık, krallık Livonya kıyılarını ve tazmi­nat olarak Gustaf-Adolf’a bıraktığı Gdansk gümrüklerini kaybetti (Altmark mütarekesi, 1629). Zygmunt III Vasa’nın Habsburg’lara yardım etmesi, ancak güçlükle karşı ko­nulabilen türk istilâlarına (1620-1621) yol açtı. Bununla birlikte Wladislaw IV (1632-1648), Otuzyıl savaşları sırasında, Fransa ve Habsburg’ların müdahale etmesini istemelerine rağmen tarafsız kaldı, Moskova ile savaşı başarılı bir şekilde bitirdi (Polanowa barışı, 1634) ve İsveç ile son çatış­maları halletti (Sztumska Wies mütareke­si, 1635), ama krallık gücünü artıramadı. Kazimierz IV (Jan II Kazimierz) [1648-1688], Litvanya birliğinden sonra Litvanya’nın Ukrayna’daki topraklarının (Kiev’in gü­neyinde) kötü işletilmesi tehlikeli iç mese­lelere yol açtı.

Tatar istilâlarına açık ol­masına rağmen Ukrayna hem Kazakları, hem de onlardan sonra hürriyete ve ko­layca işlenebilecek topraklara hasret kolon­ları çekmişti. Ama İstvan Bathory ve Zygmunt III, bu geniş ülkeyi büyük latifundialar haline getirip birkaç büyük mag­ri at ailesine vererek kolonları düşman et­tiler; bunun üzerine başlayan Kazak savaş­larında, Kazakların başına 1648′de isyan etmiş bir köylü olan Bogdan Hamelnitskiy geçti.

Polonya’nın gerilemesi (1648-1795)

• Vasa’ların sonu (1648-1688). 1370′ten teri yabancı prenslerin idaresinde’bulunan, soyluların özel çıkarını devletinkinden üstün tutan bir sistemle yönetilen Polonya’yı, Ka­zakların isyanı temelden sarstı; bu isyanı bahane ederek ülkeye müdahale eden Rus­lar, Smolensk ve Vilnius’u (1654) ele geçir­di; isveçliler ise bir an için bütün ülkeyi işgal ettiler ama sonunda püskürtüldüler. Bununla birlikte hükümdar Jan II Kazimicrz. Prusya düklüğü üstündeki metbuluğunu kaldırmak (1657), Iç Livonya’yı isveç’e Oliva antlaşması, 1660), Dnieper’in doğusunda kalan Ukrayna topraklarını da Rusya’ ya bırakmak (Andrusova barışı, 1667) zorunda kaldı. Polonya bu buhrandan iflâs etmiş olarak çıktı: ürünler tahrip edilmiş, ticaret durmuş, nüfus azalmıştı. Hüküm­dar (Lubomirski’nin isyanı, 1665), liberumveto’nun (ilk olarak 1652′de kullanıldı) kal­dırılmasını, daimî vergiler konmasını ve hükümdarlara vârislerini kendileri seçme hakkının tanınmasını kabul ettirmeğe uğraştı.

• Millî tepki (1669-1696). Olumlu bir so­nuç elde edemeyince umutları kırılan çocuğu olmayan Jan II Kazimierz, tahta bir fransız prensini seçtirebilmek için tahttan feragati denedi (1668); fakat millî bir tepkiyle karşılaştığı için başarı sağlayama­dı ve sonunda Polonyalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Michal Korybut
Wisniowiecki (1699-1673) kral seçildi, Wisniovviecki’nin ölümü (1673) ertesinde Sobieski Jan III adiyle (1674-1696) Polonya kralı oldu.

• Gerileme ve Polonya’nın bölünmesi 1697-1795). Podalya’nın ve Ukrayna’nın bü­yük kısmının Karlofça barışıyle (1699) geri alınmasına rağmen, Polonya kralın başarılarının kurbanı oldu. İflâs eden ve nüfusu azalan ülke gerilemeğe başladı. Iç işlerine yabancı devletlerin müdahalesi günden güne arttı ve özellikle kral seçimi sırasın­ız Fransa, Avusturya ve Rusya tahta kendi adaylarını çıkarmağa çalıştılar. Sonunda
Avusrurya ve Rusya, Polonya’ya kral ola­rak, Wettin sülâlesinden prensleri, Sak­sonya seçici prenslerini (August II [1697-1788] ve August III [1733-1763]) kabul et­tirdiler. Polonya yabancı devletlerin reka­bet alanı haline gelmişti. Yeni tebaalarının hürriyetçi geleneklerinden habersiz olan August II, çar Büyük Petro ve Danimarka kralıyle ittifak yaptı; isveç’in Baltık kıyısında ele geçirdiği (1648 Westfalen antlaş­maları ve 1660 Oliva antlaşması) mevzilere hücum etti.

Ama Karl XII’nin askerî dehası karşısında şaşkına dönen ve birlikleri bozguna uğrayan hükümdar, isveçlilere ye­nildi; İsveçliler Varşova’ya başka bir kra­lın seçilmesini kabul ettirdiler: Stanislaw I Leszczynski (1704). August II, Varşova’ya tocak Rusların Poltava zaferinden sonra 1709), Büyük Petro’nun yardımıyle döne­bildi. Bu ikinci Kuzey savaşı Polonya için büyük felâketlerle sonuçlandı: 1710-1720 arası nüfus azalması en yüksek dereceye ulaştı. üstelik o tarihten sonra ülke Sandomierz konfederasyonunu kuran (1702) August II taraftarlarıyle, sakson mutlakıyetçiliğine karşı olan ve Tarnogrod kon­federasyonunu kuran (1715) Stanislaw I ta­raftarları arasında ikiye bölündü. Bu iki reşkilât çarın müdahalesiyle dağıtıldı ve ma elçisi yeni bir anayasa hazırlanmasına yardım etti; bu anayasa ile yeni vergiler kondu, ordu 24 000 kişiye indirildi ve sak­son birlikleri seçici prensliğe çekildi (1717 Dilsiz diyeti). Her türlü merkezî otoriteden yoksun olan, askerî ve malî sıkıntılar çe­ken Polonya, güçlü komşularının körükle­diği bir anarşi içinde yaşıyordu.

Komşuları tacını önce oğluna (sonradan August III). sonra Rusların muhalefeti karşısında Stanislaw I Leszczynski’ye geçirmek isteyen (karşılığında Fransa’nın oğlunun Avustur­ya tacına adaylığını destekleyeceğini san­dığından) August II’nin siyasetine karşı çıktılar. Avusturya durumdan kaygılanınca Prusya ve Rusya, Berlin antlaşmasını imzaladılar; antlaşma Polonya’yı anarşiden kur­tarabilecek bir prens seçilmesini önlemek için bu üç devletin ortak çalışmasını öngö­rüyordu (1732).

Stanislaw I Leszczynski’nin Fransa ve Potocki’lerin desteğiyle kral seçilmesi bu an­laşma yüzünden Polonya Veraset savaşına ve Rusya’nın August III lehine duruma mü­dahale etmesine yol açtı. August III kur­nazlık ederek Kurzeme düklüğünü çariçenin gözdesi Biron’a bıraktı; bu sırada Viyana barışıyle (1735 ön görüşmeleri, 1736 uzlaş­ması, 1738 barışı) Stanislaw I, Polonya’nın ismen kralı, Lorraine ve Bar dükü oldu. Ordusu 20 000 kişiye indirilen, liberum ve­to ile meclislerinin eli kolu bağlanan (1736′dan sonra hiç bir meclis normal süresini dolduramadı)

Polonya, Friedrich II’nin Silezya’yı işgal etmekle büyük bir çıkar sağ­layacağını bildiği halde Avusturya Veraset savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. Yok­sullaşan krallık geçirdiği buhrandan ağır ağır kurtulabildi. Toprakların yeniden işlen­mesine özellikle Ukrayna’da başlandı, şe­hirler kendiliğinden kalabalıklaştı (Gdansk’ın nüfusu 50 000 kişiye, Varşova ‘nınki 40 000 kişiye ulaştı). Ama vatandaşlık duy­gusunun henüz gelişmemiş olması kalkın­mayı frenledi. Bu büyük eksikliğe karşı sa­vaşan Stanislaw Konarski, öğretimde re­form yaptı, soylular kolejindeki (1740′ta Varşova’da kuruldu) genç magnatlar gibi öğrencilerine siyasî (liberum veto’nun kaldırılması), iktisadî (sanayi tesisleri kurulması) ve sosyal (angarya sisteminin bırakıl­ması ve makûl bir kira karşılığı köylülere toprak verilmesi) reformlar yapılması ge­rektiğini öğretti.

Reformcu fikirler Czartoryski prens sülâlesi gibi bazı magnatlar arasında bile yayıldı. Czartoryski’ler, yeğen­leri Stanislaw August Poniatowski’yi kral seçtirebilmek (1764-1795) için Rusya’ya baş­vurdular. Diyet’in kabul ettiği (1764) bir­takım reformları kral daha da geliştirdi. Polonya ve Litvanya’da birer ordu ve hazine komisyonu kuruldu: orduya vatansever kad­rolar sağlamak için bir kadet (subay) oku­lu açıldı; Taç Giydirme meclisi, konfe­derasyonun süresini uzattığından liberum veto geçici olarak kaldırıldı.

Durumdan hoşnut olmayan Friedrich II ve özellikle Katerina II müdahale ettiler; liberum ve­to’yu yeniden uygulatmayı başardılar (1766 diyeti), güçlü bir merkeziyetçi idareye kar­şı olanlardan meydana gelen Radom konfederasyonunu kurdular; Repnin diyeti de­nen olağanüstü bir diyeti, Polonya’yı güç­süz kalmağa mahkûm eden «temel yasa­lar»! (hükümdarın seçimle iş başına gelmesi; liberum veto; soyluluk imtiyazları) çıkar­mağa zorladılar. Bu karara karşı olanlar Bar konfederasyonunu kurarak rus birlik­leriyle çarpışmağa başladı (1768-1772).
Durumdan yararlanan Friedrich II ve Ka­terina II, görüşlerini Maria-Theresia’ya da benimseterek Polonya’yı ilk olarak paylaşmağa karar verdiler; Friedrich II, Gdansk ve Torun dışında krallık Prusya’sını, Ka­terina II, Duna’nın kuzeyindeki ve Yukarı Dnieper’in doğusundaki litvanya toprakla­rını, Maria-Theresia ise, Lwow (Lvov) ile birlikte Galiçya’yı ilhak etti. Polonya’yı ger­çek bir himaye ülkesi haline getiren Rus­ya, ülkede daimî bir meclisi öngören yeni bir anayasa kabul ettirdi (1775). Bu hima­yeye rağmen Stanislaw II Poniatowski ül­kede yapıcı bir idare uyguladı; İsa tarika­tının kaldırılması sırasında bir millî eği­tim kurumu kurdu; bu kurum özellikle vergi sisteminde reform yapma (topraklar­dan vergi alma) üstünde durarak Konarski’nin eserini devam ettirdi; Krakow (Kollataj’ın rolü) ve Wilno üniversiteleri ise ay­dın kadrolar yetiştirmeğe girişti. Rusya’nın hareket kabiliyetini ortadan kaldıran Türk-Rus savaşından yararlanan (1788-1792) Bü­yük meclis ordu mevcudunu artırdı (100 000 kişi) ve fransız devrimcilerini örnek alarak 3 Mayıs 1791 anayasasını oyladı:

Saksonya sülâlesine soydan geçecek monarşi, bakan­ların sorumluluğu, burjuvaziye bazı siyasî haklar tanınması. Durumdan hoşnut olma­yan Rusya, ülkeye ordularını soktu; köy­lülere verilen bazı imtiyazlara kızan bir­kaç magnat’ın yardımıyle Targowica kon­federasyonunu kurdu (mayıs 1792) ve re­formları durdurdu. Grodno diyeti ikinci bir bölünmeyi imzalamak zorunda kaldı (1793); buna göre Rusya, Minsk, Volhinya ve Podolya’yı, Prusya ise Gdansk, To­run ve Büyük Polonya’yı alıyordu. Bu ağır şartlar, millî bir devrim hareketine yol açtı; devrimin siyasî yönetimini İgnacy Potocki ve Kollataj aldılar; ordunun başı­na geçen Kosciuszko ise Krakow’a gire­rek milleti Rusya ve Prusya’ya karşı sa­vaşa çağırdı; Varşova (17 nisan) ve Wilno’dan (13 nisan) Ruslar kovuldu. Ama Krakow’u alan (15 haziran) Prusyalılar, Varşova’yı kuşattılar (haziran-eylül 1794). Kosciuszko sonunda yenildi ve Maciejowice’de Ruslara esir düştü (10 ekim); Ruslar Praga varoşunu yıktıktan (4 ekim) sonra Varşova’yı teslim aldılar. Galipler Polonya’dan artakalan kısmı paylaştı; Prusya, Varşova’yı ve Neman ile Bug’a ka­dar olan toprakları aldı; Rusya bu hattın doğusundaki toprakları, Avusturya ise Krkow’u, Sandomierz’i, Lublin’i ve Mazovya’nın bir kısmını ele geçirdi (24 ekim 1795 antlaşmaları). Ayrıca Stanislaw II Au-gust, tahttan çekilmek zorunda kaldı (27 kasım 1795) ve Polonya krallığı adının «ebediyen kullanılmamasına karar verildi.

• Yabancı işgali (1795-1807). üç devlet hemen ülkeyi sömürgeleştirmeğe giriştiler. Avusturya ve özellikle Prusya fethettikleri kısımları almanlaştırmağa başladı; Avus­turya, soyluları köylülere karşı çıkarmayı denedi; Prusya rahip ve soylu sınıflarının mallarına el koydu ve bu mülkleri bölgeyi yönetmekle görevli bir Oberprasident aracılığıyle alman kolonlara dağıttı. Rusya ise, bir tek piskoposluk dışında bütün katolik piskoposlukları kaldırdı ve halkı Ortodoks­luğu kabule zorladı. ‘ Milliyetçiliklerinden vaz geçmeyen burjuvazi ile soylular iki ay­rı yönde destek aradılar: büyük kısmı Fransa’ya sığınan göçmenler Napolyon’a bağlandılar; Nâpolyon’un lejyonlar halinde teşkilâtlandırdığı bu göçmenler (Tuna Lej­yonu, 1800), Luneville, barışından (1801) sonra dağıtılınca, çar Pavel I’in daha ön­ce Kosciuszko ve birçok başka tutukluyu serbest bıraktığı Rusya’ya yöneldiler. Pavel’in yerine geçen Aleksandr I, Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirdiği (1804) dostu prens Adam Czartoryski’nin öğütleri üze­rine Polonya’yı kendi lehine birleştirmeyi tasarladı. Çar, mahallî işlerin yönetimini soylulara bırakarak muhafazakârları ka­zandı. Ama Polonyalılar onu Prusyalıları desteklemekle suçladılar ve Jena’dan sonra prens Czartoryskî istifa etti (1806).

• Varşova Büyük düklüğü (1807-1814). Bu­nun üzerine Napolyon, yenilen Prusya’dan aldığı illerle (Tilsit, 7 temmuz 1807) Var­şova Büyük düklüğü adı altında bir Po­lonya devletinin kurulmasını kabul ettirdi. Fransız anayasasını örnek alan bir ana­yasa hazırlandı; ama angarya sistemi de­vam ettiği ve köylüler sık sık çatıştıkları soylulara bağımlı olduğu için köleliğin kaldırılmasının toplum yapısında bir değişik­lik yapmadığı yeni devletin hükümdar­lığına Saksonyalı Friedrich-August getiril­di. Jozef Poniatowski, Leipzig’de ölümüne kadar (1813), durup dinlenmeden savaşan ve sağ kalanları 1814′te çarı takip eden bir ordu kurdu. Avusturya’ya karşı kaza­nılan zafer Büyük düklüğün eline Krakow ve Lublin ile birlikte Galiçya’nın büyük kısmını geçirdi; ama düklük iki impara­torun rekabet mücadelesine hedef oldu.

• 1815-1830 Arası Polonya. Napolyon ye­nilince, Aleksandr I Viyana kongresinde isteğini gerçekleştirdi (1815). Avusturya’­nın kendine düşen kısımla bir Galiçya ve Lodomiria krallığı kurmasına göz yumarak Poznanya’yı bir Posen Büyük düklüğü mey­dana getiren Prusya’ya bıraktı ve Krakow’u hür şehir ilân etti (Krakow cumhuri­yeti); ayrıca Polonya’nın geri kalan kısmın­da kesinlikle Rusya ile birleştirilen bir Po­lonya krallığı kurdu. Anayasa hazırlandı, hükümet, idarî teşkilât ve millî bir ordu kuruldu; ama en yüksek görevler Rusların elindeydi: çarın kardeşi ve gelecekteki vâ­risi Konstantin önce ordunun başkuman­danıydı, sonra krallığın yönetimini ve dı­şişlerini de ele aldı; Novosiltsov, Bakan­lar kurulunca imparatorluk komiseri tayin edildi (1822).

Polonyalılar birleşmeyi ümit ediyorlardı; ama Aleksandr I, Litvanya ve Rutenya eyaletlerinin birleşmesini kabul et­mekle birlikte Viyana anlaşmasına uymağa devam etti. Avantajlı gümrük uzlaşmaların­dan yararlanan krallığın ekonomisi hızla ge­lişiyordu (Gdansk’tan tarım ürünleri ihracatı, dokuma sanayii, Prusya rekabetinden korunan Varşova’da metalürji sanayii, Po­lonya bankasının kurulması), Galiçya’da eyalet meclisleri (yalnız soylular katılıyordu) Metternich tarafından yeniden kuruldu (1817). Poznanya’da toprak reformu, Po­lonya milletini yabancılara karşı ikiye bö­len köylülerle mülk sahipleri arasındaki ça­tışmaya son verdi. Fikir hayatı Krakow, Varşova (1866′da Stanislaw Potocki kurdu), Wilno (Adam Czartoryski vasisiydi) üniversitelerinde yoğunlaştı.

Liberalizmin yuvası sayılan üniversiteler, mutlakıyetçilik taraftarlarının kurbanı oldu: Krakow (1820); mason Potocki’nin görevinden alın­dığı Varşova (1821); gizli teşkilâtların üye­si olan öğrencilerin 3 Mayıs 1791 anaya­sasının yıldönümünü kutladıkları için Rus­ya’ya gönderildikleri Wilno; bu arada Novosiltsov’un yerine Czartoryski getirildi.

• Ayaklanma yoluyle direnmeler ve ba­şarısızlıkları: 1830, 1846, 1848, 1863. 29 Ka­sım 1830′da teğmen Wysocki’nin öğretmen okulunda kurduğu bir gizli dernek Konstantın’i öldürmeyi, rus birliklerini kovmayı ve Polonya alaylarıyle halkı ayaklandırma­yı denedi. Büyük dük suikastten kurtuldu; ama savaşı önlemek için yayılan isyanı bas­tırmayı reddetti; general Chlopicki kendini diktatör ilân etti (5 aralık); Diyet, millî bir hükümet kurdu. Poznanya, Galiçya ve Krakow’dan gelen gönüllüler, Chlopicki’nin ordusuna katıldılar; Chlopicki, Avusturya ve Prusya sınırlarının kapatılmasına ve Louis Philippe’in yardım etmeyi reddet­mesine rağmen, Rusları Varşova yakınında Grochovv’da yendi (25 şubat 1831); ama Ostroleka bozgunundan sonra Paskyeviç kumandasında Ruslar harekete geçtiler ve Varşova teslim oldu (8 eylül).

İsyanın bastırılmasından sonra çar Nikolay I eski anayasayı kaldırıp lağvedilmiş sayarak kral­lığa yeni bir anayasa hazırladı (26 şubat 1832); ordu ve Diyet dağıtıldı; Ruslara bı­rakılan idare, imparatorluk senatosuna bağlandı, üniversiteler (Varşova) kapatıldı; yabancı ülkelerde öğrenim yapma yasaklandı, ama Rusya’daki üniversitelere gide­ceklere burslar dağıtıldı; bütün Ortodoks olmayanlara baskı yapıldı, ülkeden göçen­ler Polonya’yı kurtarmak için direnmeye geçtiler (1833′te bastırılan ayaklanma de­nemesi). Paris’e kaçan Czartoryski bir avrupa savaşma, Demokratlar derneği ise bir iç köylü isyanına bel bağlamıştı. Krasinski, Slowacki, Adam Mickiewicz gibi şair­ler milliyetçilik duygusunu coşturdular. 1846′da bir ayaklanma patlak verdi; ama kısa süre içinde bastırıldı ve Krakow cum­huriyetini Avusturya’nın ilhak etmesine ba­hane oldu. 1848′de Berlin isyancıları 1846 ayaklanmasının önderlerinden Mieroslawski’yi serbest bıraktılar.

Friedrich-Wilhelm IV, Poznan Büyük düklüğüne muhtariyet vaat etti ye rus müdahalesinden çekindiği için bir ordu kurarak başına Mieroslawski’yi getirdi; ama rus tehlikesi savuşturu­lunca poznanlılar görevden alındı ve yeni Anayasa hiç bir muhtariyet getirmedi. Galiçya’daki Polonyalılar muhtariyet ve tem­silî bir rejim istiyorlardı. Angarya kaldı­rıldı. Ama Polonyalıların macar isyancıları­na yardım etmesi ve Viyanalıların onlar lehine ayaklanması (ekim 1848), başkentin düşmesinden sonra Galiçya’da sıkıyönetimin ilân edilmesiyle sonuçlandı.

Krallıkta sana­yi Dabrowa maden kömürü ocakları sa­yesinde gelişti ve toprak sahipleriyle işadamlarını ve aydınları toplayan bir tarım derneği kuruldu; tarım derneği üyeleri ik­tisadî ve sosyal gelişme yolunda çalıştılar (angaryanın kaldırılması), italya birliği için savaş (1861) sonucunda Varşova’da çalkantı yeniden başladı. Vali Gorçakov’un yardım istediği Polonyalı Wielopolski bir idare (seçimle iş başına gelen meclisler) ve eğitim (ilkokul ve orta­okulların çoğalması) reformu yapmakla görevlendirildi: rus memurların yerine Po­lonyalı memurlar getirildi; Varşova üniver­sitesi yeniden açıldı, ama Tarım derneği kapatıldı (1861). Polonyalılar 17 ağustos 1861 gösterisi (Lublin birliğinin yıldönümü) sırasında ülkenin birleştirilmesini istediler. Varşova’da sıkıyönetim ilân edildi; hükü­met birçok kişiyi tutuklattı: yetkilerini ar­tırdı; ama beyazlar (ılımlı soylular) ve kızılların (devrimciler) mukavemetiyle kar­şılaştı.

Kızıllar rus nihilistlerinden ilham alarak gizli dernekler kurdular. Varşova üniversitesinden başlayarak işçiler ve zanaat­çılar arasında bütün krallığa yayılan bir propaganda ağı kurdular, vatanseverlik gösterileri düzenlediler ve tedhişçiliği destek­lediler (liberal düşüncelere epeyce yatkın olan ve Wielopolski’nin isteğiyle tayin edilen Konstantin’e karşı başarısızlıkla so­nuçlanan suikastler [8 haziran 1862]). Konstantin şüpheli gençlerin çoğunu zorla as­kere alarak kızıllardan kurtulmak istedi; çoğu kaçmayı başaran kızıllar rus karakol­larına hücum ettiler ama alamadılar (22 ocak). Bağımsızlık ve köylü hürriyeti parolalarıyle devrim patlak verdi. İlke olarak devrime karşı olmalarına rağmen beyazlar da harekete yardım ettiler: soylulardan ve rahiplerden partizanlara katılanlar oldu. Wielopolski istifa etti; ama köylülerin ka­tılmaması hareketin başarısızlığa uğraması­na yol açtı. Ukrayna ve Podolya’ya katıl­mış olan illerde de ayaklanma durdu; ama ormanlarda gerilla savaşı devam etti. Güç­ler bölünmüştü: Bismarck çara yardım teklif ederken Paris, Londra ve Viyana, Vi­yana antlaşmasını imzalayan devletlerin bir konferansta toplanmasını ileri sürdüler (ha­ziran). Çar bu isteği reddetti ve Muravyov’u Litvanya’ya gönderdi: isyancıların diktatör ilân ettiği Traugutt, Litvanya’da yakalanın­caya kadar (nisan 1864) Muravyov’a di­rendi. Traugutt’un Varşova’da asılması çar­pışmalara son verdi.

• Meşru direnme ve başarıları (1864-1914). Ülkeyi paylaşan devletlerin ortak bir siya­seti yoktu; Ruslar ve Prusyalılar, halka kendi kültürlerini benimsetmeğe çalışıyor­lardı; Avusturyalılar muhtariyeti genişletti­ler. Rus Polonyası’nda çar, köleliğin kal­dırılması sırasında halkı bölmeyi denedi (1861); litvanya ve rutenya köylülerine öbür impratorluk eyaletlerindekinden daha düşük fiyatla ve daha geniş topraklar verdi; kral­lıkta kır komünlerine muhtariyet tanınırken, şehirlere tanınmadı ve seçimle iş başına ge­len kurumlar kaldırıldı (jüri ve sulh hâhimleri dışında). 1832 yasasından beri ka­zanılan haklar yavaş yavaş kaldırıldı. Kato­lik kilisesiyle mücadele hızlandı (manas­tırların kapatılması, rahiplerin mallarına elkonması, 1864; dinî derneklerin kapatılması; Vatikan ile ilişkilerin yasaklanması, 1870). Varşova üniversitesi ve ikinci de­recede kamu tesisleri ruslaştırıldı ve özel kolejlerde lehçe yasaklandı. Bununla bir­likte ruslaştırma yüzeyde kaldı. Poznanya’da halk Bismarck’ın germenleştirme si­yasetine başarıyle direndi; Bismarck okul­larda ve idarî işlerde almancayı mecburî dil haline getirdi; Katolik kilisesiyle (başpiskopos Ledochowski tutuklandı) ve Po­lonya’da mülkiyetle mücadeleyi başlattı:

Polonyalıların topraklarını satın almak is­teyen almanlara yardım etmekle görevli bir sömürgeleştirme komisyonu kurdu (1886). Ama iyi teşkilâtlanan Polonyalılar benzer şirketler kurdular; Poznan Malî bankasını yarattılar (1888) ve Almanlarla kendi usul­leriyle mücadele ederek sonunda sattıkla­rından daha fazla toprak satın aldılar. Caprivi’nin iyimser yönetimi (1890-1894), Bülow’un iktidara gelmesinden önce Polon­yalıların bu sonuçları sağlamlaştırmalarına imkân verdi. Buna karşılık Avusturya Galiçyası’nda Polonya ayrıcalığına saygı gös­teren 1861 Anayasası iyi karşılandı; Almancanın yerini Lehçe aldı; memurlar Galiçyalılardan seçildi (1869). Ülke mareşalinin başkanlık ettiği Daimî Diyet meclisi ve Di­yet, muhtariyeti sağladı. Eyalet, İmparator­luk meclisine göndereceği temsilcileri seçti ve o tarihten sonra başkanı zaman zaman bir polonyalı olan Avusturya kabinesinde hep galiçyalı temsilciler yer aldı. Diyet, büt­çeyi çok zayıf olan iktisadî gelişmeye ve kamu eğitimine ayırdı.

Okula gitme oranı öyle yüksekti ki, Galiçya Polonya’nın yeni kadrolarını sağladı. 1870′ten beri polonyalılaştırılan üniversitesi ve 1873′te kurulan bi­lim ve edebiyat fakültüleriyle Krakow ve Lwow, prusya ve rusyalı öğrenci ve bilgin­lerin akın ettikleri birer fikir merkezi haline geldi. O tarihten sonra ayaklanmanın yerini meşru direnme aldı. Direnmeyi Varşova’da Mîllî Birlik dergisini (1886), sonra da Lwow’da Polonya Birliği dergisini (1895) çıkaran Jan Poplawski yönetti. Dmowski, amacı pangermanizm ve panislavizmle dü­zenli bir şekilde savaşmak ve ülke bütünlüğünü sağlamak olan Milliyetçi Demokrat partiyi kurdu (1897). Aynı zamanda işçi hareketi büyüdü (grevler, gizli dernekler ku­rulması).

Avusturya parlamentosundaki temsilcilerin artması (1897) milliyetçi de­mokratların Galiçya diyetinde de aynı hakkı istemelerine yol açtı (1902). Kı­zıllar Marks’çılığı ve Rosa Luxemburg’un yönettiği Polonya ve Litvanya Kral­lığı Sosyal Demokrat partisinin etkisiy­le milletlerarası sosyalizmi benimserken, Limanowski Paris’te vatansever eğilimli Po­lonya Sosyalist partisini kurdu (1892). Bu partinin merkez komitesi üyesi Pilsudski önce Lodz’a yerleşerek gizli bir gazete (Ro-botnik [İşçi]) çıkardı; 1900′de tutuklanıp kaçmasından sonra da Galiçya’da yerleşti. Rus-Japon savaşı sırasında bir ayaklanma denemesi yaptı (13 kasım 1904), sonra sa­vaş birlikleriyle karışıklıklar çıkarttı; bu sı­rada milliyetçi demokratlar düzeni sağla­mak için kendi birliklerini teşkilâtlandırı­yorlardı. Köylü birliği köylerde gizli olarak çalışıyor; Duma’nın en kuvvetli partisi olan Milliyetçi Demokrat parti, polonya kamuoyunu temsil ediyordu. Litvanyahlar, beyaz ruslar, Ukraynalılar ve yahudiler de milli­yetçilik hareketine başladı ve ülkeyi pay­laşan devletler bu azınlıkların Polonyalı­larla anlaşmazlıklarından yararlandı. 1910′dan sonra «atış grupları» (avusturya yetki­lilerinin desteklediği sosyalist topluluklar) bir geçici Bağımsızlık Partileri komisyonu kurarak başkanlığına Pilsudski’yi getirdiler; bu partiler Ruslara karşı savaşa girişilme­si halinde iktidarı teşkilâtlandırmak için birleşmişti (1912). Ama muhafazakârların Habsburg’ları tutmasına karşılık milliyetçi demokratlar Rusya’ya bel bağlamışlardı.

• Polonya ve Birinci Dünya savaşı. Krakow’da toplanan «Avcılar»ın başına geçen Pilsudski, rus sınırını aştı; orada toplanan Yüce Millî meclis (N.K.N.) Polonya lej­yonlarını kurdu (6 ağustos 1914); bu lej­yonları Pilsudski’nin yanı sıra Wladislaw Sikorski gibi nizamî ordu subayları yönetiyordu. Ama genelkurmayın bu millî or­duyu desteklemesine karşılık Avusturya hükümeti siyasî alanda herhangi bir vaadde bulunmadı.

Nikolay II’nin muhtariyet vaat ettiği krallık Polonyalıları, Millî mec­lise katılmadı: Lublin’i lejyonların alma­sından sonra Avusturyalılar, Varşova (ağustos 1915) ve Wilno’nun alınmasından sonra da Almanlar, krallığı iki bölgeye ayır­dılar (Lublin çevresinde Avusturya bölge­si, Varşova’yı da içine alan Alman bölgesi); sonra bu iki bölgeyi meşrutî, bağımsız ve soydan geçen bir Polonya krallığı halino getirmeyi vaat ederek birleştirdiler (5 kasım 1916). [Bk. polonya seferleri.] Aslında söz konusu olan şey Verdun’deki kayıpları dolduracak bir polonya ordusu kurmaktı. Bu ordunun en seçme birlikleri olması gereken lejyonlar, avusturya ordusuna katıl­dı.

Bir almanın başkumandanlığa getirilme­sine karşı çıkan Pilsudski, Magdeburg’a sü­rüldü (27 temmuz 1917). Kısa süre sonra geçici Devlet konseyi istifa etti. Merkez imparatorluklarının 12 eylül 1917′deki karar-larıyle bir naiplik konseyi, bir bakanlık kabinesi, bir devlet konseyi kuruldu; ama Brest-Litovsk anlaşmasından önce imparatorluklar Naiplik meclisine danışmadan Chelm bölgesini Yeni Ukrayna’ya verdiler (9 şubat 1918). Albay Haller’in lejyonerleri firar ettiyse de çoğu yakalandı (şu­bat). Rusya’da Dowbor Musnickfnin ku­manda ettiği polonya birlikleri, bolşevikleri tanımadılar ve Polonya’ya dönmeğe çalıştılar; ama çoğu alman kuvvetleri tara­fından silâhsızlandırıldı (mart).

Bununla birlikte 15 ağustos 1917′de Lo­zan’da kurulan ve Paris’e yerleşen Millî komiteyi batılılar «resmî Polonya teşkilâtı» olarak tanımışlardı; başkanlığını Dmowski’nin, başkan yardımcılığını Paderewski’nin yaptığı bu komite, bir gönüllüler ordu­su toplayarak başkumandanlığına Haller’i getirdi ( 4 ekim). Wilson’un «deniz sınırı olan bağımsız ve birleşmiş bir Polonya dev­leti kurulması»yle ilgili on üçüncü madde­sini (Paderewski’nin telkiniyle hazırlanmış­tı), barış isteyen (5 ekim 1918) merkez im­paratorlukları kabul etti.

Bağımsız Polonya (1918-1939)
• Polonya demokrasisinin kuruluşu. Avusturya-Macaristan ‘imparatorluğunun parçalanması ve Alman devrimi, Naiplik mec­lisinin Polonya devletinin kurulduğunu ilân etmesine (8 ekim 1918) ve Pilsudski’nin Varşova’ya geri dönmesine imkân verdi; Naiplik meclisinin başkumandan tayin et­tiği Pilsudski, alman birliklerinin Alman­ya’ya dönmesini müzakereye koyuldu; sonra lublin sosyalistleri (11 kasım) ve naipler tarafından hükümeti kurmakla görevlendiril­di. Ama milliyetçi demokrat Paris komitesi ve sosyalist Varşova hükümeti, başkanlığını Paderewski’nin yaptığı bir birlik kabinesi kurmak için anlaştılar (16 ocak 1919).

Dmowski Barış konferansına delege gönderildi, genel oy sistemiyle yapılan ocak 1919 seçimlerinde Kongre krallığında ve Batı Galiçya’da seçilen Kurucu meclisin üçte bi­ri milliyetçi demokratlar, onda biri sosya­listlerden meydana geliyordu; merkezdeki halkçılar ikiye bölündü, bir kısmı nasyonal demokratları, bir kısmı da sosyalistleri des­tekledi. Meclis Pilsudski’yi devlet başkan­lığına seçti. Pilsudski, bakanlar gibi mec­lise karşı sorumluydu (20 şubat 1919 ana­yasası); ama aynı zamanda dâ başkuman­dan olduğundan bu sıfatla denetimsiz hare­ket ediyordu. Versailles antlaşmasıyle batı sınırı hemen hemen 1772 paylaşmasından önceki şekline sokuldu. Ama Danzig (Gdansk) hür şehir ilân edildi. Doğu Prus­ya’da (temmuz 1920) ve Yukarı Silezya’da (mart 1921) yapılan plebisitlerde halk Al­manya’yı tuttu; Teschen (Cieszyn) Silezyası Çekoslovakya’ya verildi: böylece 400 000 Polonyalı’dan olan Polonya’ya, buna kar­şılık olarak 230 000 almanın bulunduğu Katowice bölgesi düştü.

Doğuda Ukraynalılar Lwow’dan çıkarıldı (kasım 1918); Pilsudski Kızılorduyu kuzeye doğru püskürttü ve Wilno’ya girdi (nisan 1919); Haller, Romanya sınırına dayandı. Ama Müttefiklerarası Yü­ce meclis Polonya- S.S.C.B. sınırı olaralc Bug’u kararlaştırması (Curzon hattı, aralık 1919) zaten iç meseleler arasında bunalan Padrewski’nin istifasına yol açtı.
Beyaz ve kızıl Rusların tehdidi altındaki Ukrayna cumhurbaşkanı Petlyura Polonya’ya kısa sü­re önce Ukrayna ile birleştirilen Doğu Galiçya’yı geri verdi ve Volhinya’nın yarısını bıraktı; mareşalliğe yükseltilen Pilsudski ile ittifak yaptı (22 nisan 1920) ve onunla birlikte Kiev’e girdi
(7 mayıs). [Bk. polonya-sovyet savaşi.] Tuhaçevskiy’in karşı hücumuyle polonya birlikleri Varşo­va, Torun ve Lwow’a kadar püskürtüldü (ağustos).

Milliyetçi tepki ve general Weygand’ın yardımı, Pilsudski’ye Kızılorduyu Varşova önünde durdurmak (14 ağustos) Sikorski’ye de bu orduyu Aşağı Vistül’e püskürtmek imkânını verdi. Ruslar önce Riga mütarekesini (12 ekim 1920), sonra barışı (18 mart 1921) imzaladılar: Polonya Curzon hattının 200 km ötesine kadar uza­nan bir toprak şeridini geri aldı. İçte, Ku­rucu meclis bir ordu topladıktan ve top­rakların yönetimini birleştirdikten sonra, bir toprak reformuna girişti. 1919′da kurulan ve 15 temmuz 1920 toprak kanunuyle büyük arazileri kamulaştırma yetkisini alan Toprak ofisi 1920-1925 arasında 936 000 hektar toprağı köylülere dağıttı. 17 Mart 1921 anayasasıyle genel oy sistemiyle seçi­len iki meclis kuruldu: diyet ve senato.

Cumhurbaşkanı bu meclisler tarafından se­çiliyor ve senatörlerin dörtte üç müspet oyu ile diyeti dağıtabiliyordu. Sağ kanat çoğun­lukta olduğu bu meclisler yardımıyle Pilsudski’nin güçlü kişiliğini dengeleyebildi. Seçimlerde çoğunluk değişmedi (5 kasım 1922), fakat ortak liste çıkaran millî azınlık­ların önemi ortaya çıktı. Pilsudski cumhurbaşkanlığını kabul etmeyince, sosyalistlerin yardımıyle Narutowicz seçildi (9 aralık 1922); Narutowicz’in öldürülmesinden (16 aralık) sonra da soyalist Wojciechowski cum­hurbaşkanı oldu.

Sağ kanat polonya mar­kının devalüasyonu ve Krakow’daki sosyal karışıklıklar (mayıs – aralık 1923) sonucu devrilen Witos kabinesini ve parayı yeni­den değerlendiren (zloty’nin tedavüle çıka­rılması) Grabski kabinesini destekledi. Cum­hurbaşkanlığı dönemi sonunda genelkurmay başkanlığına getirilen Pilsudski, YVitos ka­binesi kurulunca istifa etmişti.

• Pilsudski’nin diktatörlüğü (1926-1935). Pilsudski ile milliyetçi demokratlar arasın­daki uzlaşma denemelerinin başarısızlığın­dan sonra, bir rakibinin savaş bakanlığı­na getirilmesi (11 mayıs 1926) üzerine Pil­sudski bir hükümet darbesi yaptı (12-14 mayıs 1926): başkanlığa Bartel’in, savaş bakanlığına Pilsudski’nin getirildiği yeni bir hükümet kuruldu; Pilsudski dostu Moscicki lehine cumhurbaşkanlığını kabul et­medi ve yürütme gücünü kuvvetlendirdi. Tam yetki alarak idare ve orduda temizlik yap­tı ve kendisini her desteklemeyişinde diye­tin toplantılarını erteledi. Kömür ihracatı ve amerikan yardımı sayesinde malî durum düzeldi. İkinci diyette (7 mart 1928′de se­çildi), sağ ezildi ve parlamenter rejim taraftarlarıyle diktatörlük taraftarlarının çatış­tığı hükümet bloku ağır bastı.

Pilsudski parlamenter rejim taraftarı Bartel’e işten el çektirdi ve albay Slawek askerlerin çoğun­lukta olduğu bir kabine kurdu. Ama ikti­sadî buhran siyasî durumda büyük bir de­ğişiklik yarattı; muhalifler artık sağda de­ğil, merkezde ve soldaydı. Krakow kongresinde Pilsudski’nin diktatörlüğü aleyhine gösteri yapan ve istifa etmesini isteyen (29 haziran 1930) sol muhalifler, hükümet blokunun seçimleri kazanmasından sonra (16 kasım) tutuklandılar veya yurt dışına kaç­tılar.

• Albaylar diktatörlüğü ve savaşa gidiş (1935-1939). Diktatörün ölümünden sonra (12 mayıs 1935), yardımcıları yeni anayasa (23 nisan) ve seçim reformu sayesinde iktidarı muhafaza ettiler; o tarihten sonra muhale­fet seçimlere katılmama şeklinde işledi. Yetkileri artırılan cumhurbaşkanı Moscicki, askerlerle anlaşmazlık halindeydi; komü­nistlere maledilen karışıklıklardan (mart-nisan 1936) sonra askerler, mücadeleyi ka­zandılar; general Skladkowski-Slawoj kabi­neyi kurdu; önce genel ordu müfettişliğine, sonra mareşalliğe tayin edilen Rydz-Smigly hükümette çok önemli rol oynadı ve bir sertlik siyaseti uyguladı (köylü grevlerinin bastırılması, ağustos 1937).

Çekoslovakya’­nın sınırlarını Almanya lehine değiştiren Münih konferansı (30 eylül 1938) üzerine dışişleri bakanı (1932-1939) ve S.S.C.B. (1932) ve Almanya ile (26 ocak 1934) saldır­mazlık paktlarının imzalayıcısı albay Beck, Teschen’i (Cieszyn) [2 ekim] işgal etti. Danzig’i ve Polonya koridorunda bir geçit isteyen Hitler’in baskısı karşısında, Chamberlain bağımsızlığı tehdit edildiği takdirde, İngiltere’nin Polonya’yı destekleyeceğini açıkladı (31 mart 1939). Bunun üzerine Al­manya ve S.S.C.B. Polonya’ya karşı ittifak yaparak (2 ağustos) bir saldırmazlık antlaş­ması imzaladılar (23 ağustos).

Polonya’nın istilâsı ve işgal dönemi (1939-1945)

Alman birlikleri savaş ilân etmeksizin Po­lonya’yı istilâ ettiler (1 eylül). [Bk. polon­ya seferleri.] Sovyetler’in doğu illerine girdiği sırada sivil ve askerî yetkililer Ro­manya’ya geçtiler (17 eylül). Çarpışmalar Varşova’nın teslim olmasıyle (27 eylül) so­na erdi. Ruslar ve Almanlar Polonya’yı paylaştılar: S.S.C.B. Batı Ukrayna’yı ve Bug hattına kadar Beyaz Rusya’yı işgal etti:

Almanya Varşova’ya kadar Batı Po­lonya’yı Reich’a kattı ve toprakların geri kalan kısmını bir genel valilik haline ge­tirdi; her iki devlet ülke halkını çeşitli bölgelere sürmeğe başladı. Polonyalılar Fransa’da general Sikorski başkanlığında bir hükümet kurdular. Yeni kurulan bir ordu Fransa harekâtı sırasında (mayıs-haziran 1940) ve mütarekeden sonra Büyük Britanya saflarında çarpıştı. Hitler’in S.S. C.B.’ye hücumundan sonra, Sikorski, Rus­ya’da general Anders’in kumanda ettiği (1942 yazı) bir ordu kurulmasıyle sonuçla­nan askerî bir antlaşma imzaladı; bu or­du kısa süre sonra Uzakdoğu yoluyle Ku­zey Afrika’daki müttefik cephesine katıldı. Sikorski’nin ölümünden sonra, Polonya gizli Antant komitesinin onayıyle yerine geçen Mikolajczyk, direnmeyi teşkilâtlandırdı; ve Londra’dan verdiği direktiflerle bir yurt içi millî ordu kurdu (şubat 1942); bu arada Moskova «Tadeusz Kosciuszko» tümenini meydana getirerek (mayıs 1943); bir millî halk meclisi kurulmasını destek­ledi (31 aralık 1943); başkanı Osobka-Morawski olan bu meclis Polonya Millî Kur­tuluş komitesini meydana getirdi ve Kosci­uszko tümeninin Curzon hattını aşmasın­dan sonra Lublin’e yerleşti.

Bu arada al­man işgal kuvvetleri toplama kampları kurmuş (Auschwitz [Oswiecim], Maydanek v.b.), milliyetçilere karşı misilleme hare­ketlerine girişmiş, sürgün ve idamlarını artırmış, polonya milletini yok etmek için var gücüyle çalışmağa koyulmuştu. 1943 Nisan-mayısında Varşova gettosunun isyanı burada toplanan yahudilerin hepsinin öl­dürülmesiyle sonuçlandı. Direnmeciler Al­manlara karşı mücadeleye devam ettiler: sabotajlar, suikastler (msl. general Kutschera’ya karşı), partizan çarpışmaları birbirini takibediyordu. İç ordunun başkuman­danı general Bor-Komorowski yönetiminde ayaklanan Varşova (1 ağustos 1944), kah­ramanca bir direnişten sonra Vistül’ün sağ kıyısındaki rus birliklerinin müdahale et­memesi üzerine teslim olmak «zorunda kal­dı; şehir yıkıldı, halkı sürgün edildi. Var­şova’nın sovyet ve Polonya birlikleri tarafından kurtarılmasından (17 ocak 1945) sonra, Lublin hükümeti «Geçici hükümet» adiyle şehre yerleşti. (Bk. polonya se­ferleri.)

Polonya Halk cumhuriyeti
Yalta konferansında (11 şubat 1945), Po­lonya’nın sınırları doğuda Curzon hattı, ba­tıda Oder-Neisse (Odra-Nysa) olarak tes­pit edildi ve hükümetin daha geniş bir de­mokrasi temeline dayandırılması ileri sü­rüldü. İlk millî birlik hükümeti başbakan Osobka-Morawski Gomulka (Polonya İşçi partisinin komünist genel sekreteri) ve Mi­kolajczyk (Polonya Köylü partisi başkanı) tarafından kuruldu. Komünist Bierut cum­hurbaşkanlığına getirildi. Sınır düzenleme­leri ve azınlıklar meselesi nüfus aktarmalarıyle çözüldü: bir buçuk milyon polonyalı S.S.C.B.’den memleketin doğusuna getirildi, buna karşılık 400 000 Ukraynalı Chelim bölgesinden ayrıldı; batıdaki halk Odra’nın ötesine nakledildi veya Polonya uyrukluğuna alındı (1 milyon kişi).

Hüküme­tin görevi serbest seçimleri hazırlamaktı. Bakanlıkların çoğunu elde tutan Hükümet bloku (Polonya İşçi partisi, Polonya Sos­yalist partisi, Köylü partisi, Demokrat parti), tek bir liste hazırladı; buna karşı çıkan Mikolajczyk ise ayrı bir liste hazır­lamıştı. Blok, oyların yüzde 90′ını aldı (ocak 1947). Seçimler ertesinde Millî Birlik hükümeti parçalandı ve Mikolajczyk gizli­ce yurt dışına kaçtı (ekim 1947); Cyrankiewicz’in başkanlık ettiği hükümet koalisyonu 19 Şubat 1947 anayasasını oylattı. İşçi par­tisi bir iç buhranı çözdükten sonra (Gomulka’nın partiden çıkarılması, 1949) bir­leşik bir işçi partisi kurdu (sosyalistlerle komünistlerin birleşmesi) ve bu partinin ge­nel sekreterliğe getirilen Bierut (22 aralık 1948), partinin bütün kilit noktaların ele geçirdi. Varşova doğumlu rus mareşali Rokosovskiy savaş bakanı ve ordu genel müfettişi oldu (kasım 1949). 22 Temmuz 1952′de çıkarılan yeni bir anayasa ile cum­hurbaşkanının yerini bir devlet konseyi al­dı.
30 Hektardan büyük topraklara elkonması ve bu toprakların parsellenmesi, elli kişiden çok işçi çalışan işletmelerin dev­letleştirilmesi ve ekonominin planlanması (üç, sonra altı yıllık planlar), varlıklı sı­nıfları sarsarken, ne köylüleri hoşnut ede­bildi (kolektif işletmeler lehine baskı), ne de işçileri (üretimi artırmak için büyük çabalar istenmesi).

Bilimler akademisinin fikir hareketini marks’çı çizgiye yöneltme­sine karşılık, hükümet, etkisi hâlâ büyük olan kiliseyle uğraşmak zorunda kaldı; ki­lise devletle bir modus vivendi (1950) kur­mayı başardıysa da kardinal Wyszynski’nin görevinden alınmasıyle (eylül 1953) uzlaş­ma imkânı ortadan kalktı.
Bununla birlik­te kilise gücünü katbetmedi (Varşova Kato­lik İlahiyat kademisinin kurulması 1954); işçi ve köylü çevrelerinin iktidardakilerin temsil ettiği komünizme ve sovyet etkisine karşı muhalefetleri günden güne arttı. Poznan’da ayaklanmalar patlak verdi (28 haziran 1956). Natolin grubu bu sıkıntıları emniyet teşkilâtını kuvvetlendirerek çözme­yi önerirken; merkez komitesindeki muha­lif kanat bu teşkilâtın hükümetin denetimi altında olmasını, adlî sisteme bağımsızlık tanınmasını, kolektifleştirme ve planlama­nın yumuşatılmasını, bürokratik merkeziyetçiliğin azaltılmasını ve işletmelere ve müdürlerine daha fazla sorumluluk tanın­masını istiyordu. Bu eğilim sonunda başarı kazandı; programı hazırlamış olan Gomul­ka, Ochab ve Cyrankiewicz’in (1954′ten be­ri hükümet başkanı) desteğiyle partiye geri alındı.

21 Ekimde iktidara geldi ve mareşal Rokosovskiy politbürodan atıldı. Bunun üzerine Gomulka arkadaşlarıyle birlikte ha­zırladığı siyasî programı uygulamağa baş­ladı. S.S.C.B. ile ilişkiler yeniden gözden geçirildi, devlet kiliseye karşı daha yumu­şak bir tutum benimsedi: kardinal Wyszynski’ye görevi iade edildi (ekim 1956), yeni bir modus vivendi hazırlandı (aralık 1956) ve Wyszynski, devlet ve kilisenin barış içinde işbirliği lehinde bir bildiri yayımladı. 1956 «Polonya ekim»inden beri Polonya Birleşmiş işçi partisinin genel sekreteri olan Wladislaw Gomulka, 1959 parti kong­relerinde tekrar seçildi. Resmî tatil sayılan, bununla birlikte doğum kontrolü (ocak-mart 1960) ve dinî bayramları kaldıran (ka­sım 1960) kanunlar çatışmalara yol açtı.

1961′deki Millet meclisi (Sejm) seçimleri sonucunda Millî Cephe içinde 17 yeni mil­letvekili kazanan (1957′deki 236′ya oranla 255 milletvekili) Polonya Birleşik İşçi par­tisinin durumu daha da sağlamlaştı; Birle­şik Köylü partisi, 1 milletvekili fazla çıkar­dı (116 yerine 117); Demokrat partinin 39 milletvekili yeniden seçildi, öbür partiler ise (bu arada Polonya Katolik partisi) 20 milletvekilliği kaybettiler. 1964′te Gomulka, tekrar parti genel sekreteri seçildi; Ochab meclis başkanı oldu. 30 Mayıs 1965 seçimlerinde millet meclisinde durum de­ğişmedi. Bu dönem boyunca hükümet ay­nı kaldı. 1954′ten beri başbakan olan Jozef Cyrankiewicz 1961 ve 1965 seçimlerinden sonra da görevine devam etti. 1952′den beri devlet başkanı olan (Devlet konseyi baş­kanı) Aleksander Zawadzki, 1961′de tekrar seçildi ve 7 ağustos 1964′te ölümü üzerine meclis, Komünist partisinin siyasî büro üyesi Edward Ochab’ı seçti (24 haziran 1965); Ochab 24 temmuz 1965′te tekrar se­çildi. Fakat 1968′de istifa etti. Birleşik İşçi partisinin (1 ocak 1959′da 1 072 000 üye) üçüncü kongresinde (mart 1959) «dogmacılar» (stalin’ciler) tasfiye edildi.

Partinin 1 640 000 üyesini temsil eden 1 630 delege ile toplanan dördüncü kong­rede (15-20 haziran 1964) 1961-1965 planı­na oranla, yatırımları yüzde 38 artırmayı öngören yeni bir beş yıllık plan (1966-1970) kabul edildi. Polonya İşçi partisi, bütün ça­basını iktisadî durumu düzeltmeğe verdi; bütçenin yarısından çoğu millî ekonomiye ayrıldı. Rejim, bu çabasından dolayı halkı hoşnut etmesine rağmen aydınların ve ki­lisenin muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Par­ti ile aydınlar arasında bir anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlık özellikle «revizyo­nist» aydınlar grubunun önderi olan, Var­şova üniversitesi felsefe profesörü Leszek Kolakowski’nin partiden ihraç edilmesiyle (ekim 1966) su yüzüne çıktı; ayrıca batılı Marx uzmanlarına benzer oportünist teori­lerinden dolayı suçlanan filozof Adam Schaff ile hükümet arasındaki ilişkiler de gergindir. Halkın büyük kısmının bağlı ol­duğu katolik kilisesiyle muhalefet de öte­den beri devam etmektedir; ancak devlet ile kilise (Polonya başpiskoposu kardinal Wyszynski temsil eder) arasındaki ilişkiler karşılıklı olarak birbirlerinin gücünü kabul etmeğe ve ciddî bir mücadelenin gereksiz­liğine dayanır. Polonya’nın dış siyasetinin temeli Sovyet Rusya ile dostluk ve ittifaka ve Oder-Neisse sınırının dokunulmazlığına dayanmağa devam eder.

Polonyalıların Al­manlara karşı duydukları güvensizlik ve kin ise hiç azalmamıştır. 8 Nisan 1965′te yirmi yıllık bir Polonya-Rusya yardımlaşma anlaşması imzalandı. 11 Haziran 1966′da Polonya ile Rusya arasındaki bilimsel ve teknik işbirliği anlaşması yenilendi. Büyük komşusunun çizgisinden ayrılmayan Polon­ya, öteden beri çin idarecilerinin «bölücü siyasetçine karşı çıkmaktadır. Bununla bera­ber, şubat 1966′da Arnavutluk ile siyasî i-lişkilerini tekrar kurdu ve bu tarihte Ti­ran’daki Polonya maslahatgüzarı elçiliğe yükseltildi. Polonya ile Doğu Almanya ara­sında 15 mart 1967′de, Polonya ile Bulga­ristan arasında da 6 nisanda birer ittifak ve yardımlaşma anlaşması imzalandı. Bütün sosyalist cumhuriyetler gibi, Polon­ya da, teknik ve kültürel alanda büyük ba­tı devletleriyle işbirliği anlaşmaları yaptı.
Bunların başlıcaları, 25 mart 1965 İtalya-Polonya anlaşması ve 20 mayıs 1966 Fran­sız-Polonya anlaşmasıdır.
1968′de Polonya’da büyük karışıklıklar ol­du. İlk önemli huzursuzluk, üniversite öğ­rencilerinin ayaklanmalarıyle ortaya çıktı. 8 Mart günü Varşova üniversitesi öğrencileri, Polonya Kültür bakanlığının bir piyesi ya­saklamasını protesto eden iki arkadaşları­nın üniversiteden atılması üzerine gösterile­re başladı; yüzlerce polis ve milis, üniver­site içinde 3 000-4 000 kadar öğrenciyle çar­pıştı. 11 Martta öğrenciler Kültür bakanlı­ğına ait bir binayı tahrip etti; öğrenci olmayan kalabalık gruplar tarafından da des­teklenen ayaklanmalar bir hafta içinde bü­yük sokak çarpışmaları halini aldı. Polon­ya Birleşik İşçi partisi (Komünist parti) organı Tryhuna Ludu gazetesinin, öğrenci­lerin siyonistlerce kışkırtıldıklarını öne sür­mesi yahudi aleyhtarı bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Varşova’da patlak veren ayaklanmalar, Krakow, Lublin, Poznan, Gdansk (eski Danzig) şehirlerine de yayıldı.

19 Martta bir parti toplantısında konuşan Gomulka öğrencilerin «sosyalizme ^ düşman kuvvetler tarafından aldatıldıklarını» öne sürerek, öğrenci önderlerini «pis provokaskon metotlarına baş vurmakla» suçla­dı. Gomulka, ayaklanan öğrencilerin «kah­rolsun komünizm», «kahrolsun Rusya» gibi sloganlar kullandıklarını da sözlerine ekle­di. 8-15 Mart arasında 1 208 kişinin tevkif edildiğini belirten Gomulka, sözlerini olay­larda en faal rol oynayanların yahudiler ol­duğunu öne sürerek bitirdi. Gomulka’nın demeci üstünden henüz 24 saat bile geçme­mişken Varşova Politeknik öğrencileri otur­ma grevine başladı. Olaylar gelişirken Po­lonya Katolik kilisesinin başı kardinal Wyszinski, bir mesaj yayımlayarak dolaylı yol­dan hükümeti kınadı. 25 Martta aralarında Prof. Leszek Kolakowski gibi ünlü bir fi­lozofun da bulunduğu 6 üniversite öğretim üyesinin «revizyonist» oldukları gerekçesiy­le işlerine son verildi.

30 Martta hükümet üniversitenin birçok bölümünü kapattı. 8 Nisan 1968′de Devlet konseyi başkanı (cumhurbaşkanı) Edward Ochab istifa etti; Polonya parlamentosu (Sejm) bir gün son­ra toplanarak Komünist partisi adayı ma­reşal Marian Spychaîski’yi Devlet konseyi başkanlığına getirdi.

Yahudilerin parti ve devlet teşkilâtlarından «temizlenmesi» kam­panyası daha da şiddetlendi: Varşova’da yayımlanan Zycie Warszawi gazetesi Komü­nist partisinden 6 951 kişinin ihraç edildiği­ni açıkladı.

Polonya’daki karışıklıklar Komünist partisi içinde önemli bir bunalıma yol açtı. «Par­tizanlar» adiyle bilinen aşırı milliyetçi ko­münistlerin önderi içişleri bakanı general Mieczislaw Moczar’ın parti yönetimine hâ­kim duruma gelmesi, yahudilere karşı uy­gulanan baskıların artmasına sebep oldu; bu yüzden binlerce yahudi Polonya’dan göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya olayları, Polonya’daki buna­lımı daha da yoğunlaştırdı. 11 Kasım 1968′de toplanan Komünist Partisi kongre­sinde Gomulka, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini savundu.

Bununla birlikte 1969 sınır direklerini başından sonra durumda bir yumuşama görüldü.Gomulka yahudi aleyhtarı kampanyaya son verilmesini istedi; İçişleri bakanlığına bağlı olarak kurulmuş olan Yahudi dairesi Gomulka’nın emriyle feshedildi. İç Siyaset alanındaki bu yumuşamanın etkileri, Polonya’nın dış ilişkilerinde de yansıdı.
Mayıs ortalarında Gomulka, Oder-Ne­isse hattının iki ülke arasında kesin ve de­ğişmez bir sınır olarak kabul edilmesi ha­linde Federal Alman hükümetiyle bir an­laşma yapmağa hazır olduklarını söyledi. Gomulka böylece, o yıl Federal Almanya şansölyeliğine seçilmiş olan Willy Brandt’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşti­rilmesi konusundaki teşebbüslerini olumlu karşılamış oluyordu. Bununla birlikte, iç siyaset alanındaki nispî huzur ve yumuşa­ma uzun sürmedi. 1969 Yazının özellikle kurak geçmesi ve kötü hasat şartları, kü­çük tarım işletmelerine dayanan polonya tarımını alt üst etti. İktisadî durumun kö­tüleşmeğe yüztutması üzerine, hükümet 1970 yılı sonlarında yiyecek (özellikle et, süt, peynir v.b.), kömür ve akaryakıt fi­yatlarını büyük ölçüde yükseltmek zorun­da kaldı. Bu artış, özellikle, işçi sınıfını etkiledi; bunun üzerine önce Baltık kıyılarındaki Gdansk, Gdynia, ve Szczecin’de (esk. Stettin) liman ve dok işçileri genel greve başladı; bu grev kısa zamanda bü­yük gösteriler halini aldı. Gdansk’ta dok iş­çileri limandaki bir sovyet ticaret gemisini ateşe verdi; Szczecin’de de işçiler Komü­nist partisi binasını tahrip etti; hükümet ayaklanan işçilerin üstüne tanklar ve askerî birlikler sevk etti.

20 Aralık 1970′te Gomulka, Polonya Komünist partisi birinci sekreterliği görevinden istifa etti. Parti Merkez komitesi toplana­rak bu göreve Edward Gierek’i getirdi, ön­derler kademesindeki değişiklik bununla kalmadı: 23 aralıkta Polonya parlamento­sunun olağanüstü toplantısında Devlet kon­seyi başkanı mareşal Spychalski ile başba­kan Cyrankiewicz de istifa ettiklerini açıkladılar. Partinin yeni sekreteri Gierek’in teklifi üzerine Cyrankiewicz Devlet konse­yi başkan Jaroszewicz de başbakan seçildi.

Polonya – Osmanlı ilişkileri

Türkler Vilâyet-i Leh ve Lehistan adını ver­dikleri Polonya ile, Jagellon’lar zamanında ilişki kurdular. Wladislaw (Vladislav) [1386-1434], Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Niğbolu savaşına kuvvet göndererek macar kralı Zsigmond’u destekledi; 1441′de Ma-carlara karşı Murad II’nin ileri sürdüğü birleşmeyi kabul etmedi. Torunu Wladislaw III, 1444′te Segedin antlaşmasını bo­zan Macarlarla anlaştı, fakat Varna sa­yasında Türklere yenildi. Kazimierz IV Jagellon ve Albrecht II, Eflak’a yapılan Os­manlı saldırıları sırasında Vlad III Drakul’u destekledi.

Bayezid II, 1485′te Kili ve Akkerman’ı alarak Lehistan’a karşı gi­rişeceği seferler için üs yaptı. Boğdan be­yi Büyük Ştefan IV bu iki şehri geri al­mak için Lehistan kralı Kazimierz IV’ten yardım istedi (1485); fakat kral bu isteği cevapsız bıraktı; Lehistan kralı Jan I Adalbert, Türkler üzerine yürümek bahanesiyle Boğdan’ı istilâ ve tahrip etti. Bayezid II ile Polonya kralı Kazimierz IV Jagellon arasında ilk antlaşma 1490′da yapıldı. Bu ilk antlaşma Boğdan meselesinin çözümlenmesi bakımından önemlidir. 1495′te, bir haç­lı seferi düzenlemek isteyen Fransa kralı Charles VIII’e Polonyalılar yardım edecek­lerine söz verdiler; ayrıca Almanya impara­toru Maximilian’ın Osmanlı imparatorluğu­na karşı yapılmasını düşündüğü haçlı sefe­ri projesine de katıldılar. Papa Alexander VI Borgia da Polonya’nın Türklerle barış anlaşmaları yapmasını önlemeğe ça­lıştı. Bunun üzerine Polonya kralr Jan I Adalbert 1497′de antlaşmayı bozarak Boğdan’a saldırdı, fakat yenilerek geri çekildi; Polon­yalıların 1490 antlaşmasını bozmaları üzerine, 1498′de Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey, Bayezid II’nin emriyle 40 000 ki­şilik bir kuvvetle Polonya’ya akın yaptı; Dniester ırmağını geçerek Polonya’ya girdi ve Czarnkow, Gologory ve Glemiany kale­lerini aldı; Lwow (Leopol) ve Sandomierz (Sandomir) şehirlerini yağma, Brzeziny ve Varşova şehirlerini tahrip ederek Polon­yalıların Vistül ırmağı çevresindeki tahki­matını yardı, Polonya kuvvetlerini yendi; 10 000 esir ve birçok ganimetle Akkerman’a döndü. Bali Bey aynı yıl bir se­fer daha düzenleyerek Halicz, Zydaczew, Samber ve Droholiyez şehirlerini yağma etti; kış bastırınca geri dönmek zorunda kaldı.

Bu durum üzerine Jan I Adalbert, macar kralı Wladislaw (Ladislas) ve Litvanya bü­yük dukası Alexandjce ile Türklere karşı bir antlaşma yaptı; Boğdan voyvodası Ştefan da müttefikler tarafını tuttu. Bu sırada ya­pılan Türkiye-Polonya antlaşması savaşı önledi. Polonyalılar Mohaç savaşına yar­dımcı kuvvetler göndererek macar kralı Lajos II’yi desteklediler, fakat Macar krallığının yıkılması üzerine Polonya kralı Zygmunt I, 1532′de Piotr Opalinski’yi elçi olarak İstanbul’a gönderdi ve 1499′da yapı­lan antlaşmayı genişleterek yeniledi. Bu yeni antlaşma esaslarına göre Osmanlı dev­leti Kırım hanlığı ile Boğdan voyvodalığı tarafından Polonya sınırlarına saldırmamayı, savaş halinde Polonya’ya yardım et­meyi kabul ediyor, buna karşılık Polonya krallığı da Türkiye’nin düşmanlarıyle bir-leşmeyeceğine ve onlara yardım etmeyece­ğine söz veriyordu. Polonya kralı Zygmunt I’in kızı, macar kralı Zapolya Janos’un karısı ve Zsigmond Janos’un da annesiydi.

Sonradan Erdel ban’ı olan Zsigmond Janos Polonya – Türkiye ilişkilerinde önem­li rol oynadı, Osmanlılar Selim II ve Murad III devirlerinde Lehistan’in iç iş­leriyle yakından ilgilendiler. Sokullu Mehmed Paşa, İvan III ve Habsburgları tehdit ederek, Polonya krallarını bu devletin nü­fuzunda olmayan Polonya asilzadelerinden seçilmelerini istedi; Fransa ile işbirliği yaparak 1 mayıs 1573′te Polonya kral­lığına seçilen Charles IX’un kardeşi Henri de Valois’yı tuttu; fakat bu prensin Henri III adiyle Fransa’ya dönme­si üzerine (1574), kendi adamı olan Erdel voyvodası İstvan Bathory’yi Polonya kral­lığına seçtirdi (1575).

Bathory, Osmanlılar­la 24 maddelik bir antlaşma imzalayarak Kırım hanlığıyle Polonya arasındaki ilişki­leri düzeltti. Türklere olan bağlılığını kuv­vetlendirdi. Kazak, Kırım ve Boğdan mese­lelerinden dolayı bozulan Osmanlı-Polonya ilişkileri 1617′de yapılan yeni bir antlaş­ma ile düzenlendi. Polonya başkumandanı Stanislaw Zolkiewski’nin ordusuyle savaş­mak için Dniester ırmağı boylarına giden Bosna valisi iskender Paşa, antlaşmadan sonra geri döndü. 1620′de aynı meseleler yü­zünden İskender Paşa, Stanislaw Zolkiewski’yi Yaş yakınında yendi; Polonyalılar ağır kayıplar verdiler; Dniester (Turla) ırmağını geçmeğe çalışanlar yok edildi (1621). Bu­nun üzerine Osman II, Seferi Hotin (Chocim) diye anılan Polonya seferine çıktı (bk. osman II).

Osmanlılar, Polonyalıların istek­lerine uyarak antlaşma yaptılar (6 ekim 1621). Ancak Ukrayna Kazakları hatmant Doroşenko’yu Polonya kralına karşı koru­mak zorunda kalan Mehmed IV, 1672′de Polonya seferine çıktı;

Podolya eyaletinin merkezi olan Kamaniçe’yi kuşattı. 27 Ağus­tos 1672′de Kamaniçe teslim oldu, 18 es­kimde Bucaş antlaşması yapıldı; fakat ant­laşmanın Polonya Diyet meclisi tarafın­dan reddi ve başkumandan Jan Sobieski’nin de türk ordusu çekildikten sonra Lwow (Leopol) ve Lublin kalelerini ge­ri alması üzerine 1673′te Mehmed IV, İkin­ci Lehistan seferine çıktı; Osmanlı or­dusu Hotin önünde yenildi; bunun üze­rine Mehmed IV, Kazakları desteklemek ve Ruslara da bir darbe vurmak amacıyle Uk­rayna üstüne yürüdü. Bu sırada Polonya kralı Michal Korybut Wisnowiecki ölmüş, yerine başkumandan Jan Sobieski geçmişti. Yeni kralın barış isteği reddedildi; 1677′de osmanlı orduları başkumandanı İbrahim Pa­şa ordusunu Zurawno’da toplayan Polonya kralı Jan Sobieski’yi sıkıştırdı; kral barış istemek zorunda kaldı.

Antlaşma uyarın­ca Podolya ile Ukrayna Osmanlı devletine bırakıldı. Ancak, Polonya kralı Jan Sobi­eski 1683′te Viyana’yı kuşatan osmanlı or­dusuna saldırarak barışı bozdu. 1683 – 1699 Arasında yapılan Osmanlı – Polonya savaş­larında Osmanlılar üstün gelmekle bera­ber Karlofça antlaşması uyarınca Kama­niçe kalesiyle Ukrayna ve Podolya eyalet­leri Polonya’ya geri verildi. Katerine II Polonya kralı Friedrich-Augusta III ölünce (1763) Polonya’ya asker göndererek, Prusya kralı büyük Friedrich ile anlaştı, 1764′te kont Stanislaw-August Poniatowski’yi Po­lonya Diyet meclisine baskı yaparak kral seçtirdi. 1768′de polonyalı milliyetçiler rus saldırılarına karşı ayaklandılar; Bar şehrinde toplanarak osmanlı hükümdarı Mus­tafa III’ten yardım istediler; Osmanlılar Ruslara savaş açtılar, fakat yenilerek top­rak kaybettiler. Osmanlı – Rus savaşları devam ederken Polonya, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı (1772). 1848 Mülteciler meselesinde Osmanlılar Polonya­lıları tuttu. (Bk. mülteciler meselesi.)

Askerî tarih

Polonya ordularının tarihi, hudutları ikide bir değişen bu devletin kuvvetli komşularıyle (Türkler, Almanlar, isveçliler ve Ruslar) yaptıkları savaşlarla karışır. Bu tarihin en meşhur dönemlerinden biri WIadislaw Ja­gellon emrindeki birliklerin Tannenberg’de (Grünwald) toton şövalyelerine karşı kazan­dığı zaferdir (1410). XVI.-XVIII. yy. arası polonya kuvvetleri, gerçekte biri krallıkta, öteki Litvanya büyük düklüğünde iki ordu­dan meydana geliyordu; bunların her birine, kaydı hayat şartıyle tayin edilen ve yalnız meclise karşı sorumlu olan bir ataman ku­manda ederdi. Soylu sınıf yalnız süvari kuvvetlerinde hizmet etmeyi kabul ettiğin­den, piyade kuvvetleri ancak birkaç bin kişiydi; topçu kuvveti ise yok denecek kadar azdı. İstilâ halinde Polonya, toptan sefer­berlik (pospoiita) usulüne göre askere alınan soylu sınıfa güvenirdi.

Kosciuszko ku­mandasındaki âsilerin rusya, avusturya ve prusya kuvvetleri karşısında kahramanca direnerek (1794) Fransız devrimi ordularının zaferine yardım etmesine rağmen, Polonya devletinin parçalanması sırasında (1772-1795) ortadan kalkan bu ordu, Dabrowski’nin po­lonya lejyonlarıyle İtalya’da (1797) ve Napolyon ordusundaki polonya alaylarıyle Fransa’da yaşamağa devam etti. 1807′de Varşova büyük düklüğü harbiye nazırı prens Jozef Poniatowski’nin kurduğu 3 tümenlik polonya ordusu 1809′dan sonra Napolyon’un bütün savaşlarında yararlık gösterdi. Polonya millî kuvvetleri yeniden ancak Bi­rinci Dünya savaşında Pilsudski kumanda­sındaki polonya; lejyonları (Avusturya-Macâristan’da) ve Haller’in ordusuyle (Fran­sa’da) kurulabildi. 1918′den sonra bir fran­gız askerî heyeti yeni polonya ordusunu teş­kilâtlandırdı; bu ordu 1920′de Sovyet isti­lâsını başarıyle püskürttü. (Bk. polonya-sovyet savaşi.)

Batı orduları örnek alına­rak (mecburî askerlik hizmeti) kurulan ve on askerî bölgeye ayrılan polonya kuvvet­leri, 1939′da 39 piyade tümenini, 11 süvari tugayını ve 2 motorize tugayı kapsıyordu ve barıştaki mevcudu 270 000 kişiydi.

Eylül 1939 seferi sırasında alman ordusu­nun yok ettiği polonya ordusu, önce Fran­sa’da yeniden kuruldu; bu ordunun üç tü­meni ve birçok havacısı Fransa’da mayıs -haziran 1940 harekâtına katıldı. Polonyalı­ların Büyük Britanya’ya, Lübnan’a ve S.S. C.B.’ye dağılmaları, sığındıkları ülkenin or­dularını örnek alan, hür Polonya Silâhlı kuvvetlerinin kurulmasına yol açtı. Kuzey Afrika’nın, italya’nın, Fransa’nın ve Po­lonya’nın kurtarılmasına katılan bu birlik­lerin mevcudu 1945′te Batı Avrupa’da 215 000 kişi (general Anders ordusu) ve Alman-Sovyet cephesinde 400 000 kişiyi (iki ordu meydana getiren 10 tümen) bulmuştu. 1944-1945′te bu çeşitli unsurlara ve direnme topluluklarına dayanılarak yeniden kurulan polonya ordusu, 1949-1956 arası sovyet ma­reşali Rokosovskiy’in emrine verildi.

S.S.C. B.’nin bu sıkı kontrolü (silâhları, teşkilâtı ve yüksek rütbelileri S.S.C.B.’den) ekim 1956 buhranından sonra gevşedi; bu buhran Rokosovskiy’in istifası ve sovyet subayları­nın ülkeden ayrılmasıyle ordunun yeniden polonyalılaştırılmasına yol açtı; kumanda heyeti, iç hizmetler ve üniformalar değişti­rildi. Askerî birliklere benzer dernekler (Gençlik, Polonya Askerinin Dostları bir­liği), Gomulka’nm yeni halk rejimi anlayışı­na uygun düşen askerî ve millî bir propa­gandanın yayılmasına yardım etti.

Bununla birlikte sovyet kuvvetleri, Varşova paktı antlaşmaları gereğince polonya toprakla­rında kalmağa devam eder. 1963′te yeniden düzenlenen askerlik hizmeti, sınıflara göre iki-üç yıldır. Polonya’da üç askerî bölge vardır: Varşova, Silezya, Pomeranya. Su­baylarının yüzde 70′i Komünist partisi üye­si olan kara ordusu, 1%5′te sovyet malze­mesiyle donatıldı ve tamamıyle makineleştirilmiş 14 tümeni kapsıyordu.

• Hava ordusu. 1919′da kurulan ve 1939′da yok edilen hava ordusu, 1942′de yeniden ku­ruldu; 8′i av filosu olmak üzere 13 filoyu kapsayan bu kuvvetler ingiltere’de üslene­rek 1944-1945′te ingiliz Hava kuvvetleri sa­fında başarıyle çarpıştı. S.S.C.B.’nin kont­rolü altında yeniden teşkilâtlandırılan Po­lonya Hava kuvvetleri 1966′da yaklaşık ola­rak 50 000 kişiyi ve bin kadar sovyet yapı­sı (Av: 17, 19 ve 21 Mig: bombardıman: ilyuşin v.b.) veya sovyet lisansı altında Polonya’da yapılmış uçak ve helikopteri kap­sıyordu. Ayrıca kara – hava füzeleriyle do­natılmış uçaksavar birlikleri önemlidir. Po­lonya’da yüz kadar havaalanı vardır, önemli üslerin çoğunu 1939-1945′te Alman Hava kuvvetleri kurmuştur.

• Polonya Deniz kuvvetleri, 1919′da fransız donanması örnek alınarak kuruldu. 1940′ta ingiltere (on birlik), sonra 1945′te birçok ge­mi veren S.S.C.B. tarafından genişletilen de­niz kuvvetleri 1966′da 3 refakat gemisini, 9 denizaîtıyı ve otuz kadar küçük birliği (20 000 kişi) ve 40 mayın tarama ve sahil mu­hafaza birliğini kapsıyordu; 40 kadar da avcı uçağına sahipti. Başlıca üssü Gdynia’dır. Bu silâhlı kuvvetler (yaklaşık olarak 500 000 kişi) dışında Polonya’da, bütün halk de­mokrasilerinde olduğu gibi, içişleri bakanlı­ğına bağlı önemli birlikler de vardır: güven­lik birlikleri, sınır muhafızları, polis. Millî savunma bütçesi millî bütçenin yaklaşık ola­rak yüzde 10′unu teşkil eder.
öbür halk demokrasilerinin orduları gibi, polonya orduları da Varşova paktı sistemi içinde kalmağa devam eder; ama 1962′den Sonra alman yeni kararlarla birtakım geliş­meler sağlandı.
1963′te askere müracat edenlerin ihtiyaçtan çok fazla olması, askerlik hizmetinde deği­şiklikler yapılmasına yol açtı.

Askerlik hizmeti genel ve mecburî olmağa devam etti ama üç şekilde yapılma imkânı tanındı: sınıfına göre 2 veya 3 senelik nor­mal hizmet; üç yıla dağıtılmış devrelerde yapılmak üzere toplam olarak 18 aylık ça­lışma hizmeti; kadro fazlalarına kara birlik­leri emrinde ve günlük mesai satleri dı­şında askerî eğitim yaptırılması, içişleri ba­kanlığı emrindeki Iç Emniyet teşkilâtı (yaklş. 35 000 kişi) ve sınır muhafızları (yaklş. 10 000 kişi) 1965′te silâhlı kuvvet­lere bağlandı.
Ayrıca, Rusya’nın yardımları sayesinde, Po­lonya’nın Silâh sanayii günden güne kendi kuvvetlerinin ihtiyacını sovyet modeli si­lâh ve donatımla karşılayacak hale geldi. Böylece kara küvetleri tamamıyle moto­rize kıtalar haline getirildi.

1966′da kara kuvvetleri (emniyet kuvvetleri ve sınır muhafızları dışında yaklş. 190 000 kişi) 5 zırhlı tümen, 8 motorize piyade tü­meni, 1 havadan indirme tümeni, 1 sahil mu­hafaza tümenini kapsıyordu. Tankların hepsi hem karada, hem suda gider ve atom etkisi­ne karşı korunmuştur. Ordunun karadan karaya füze ihtiyaçlarını Ruslar karşılar.

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLAROLO (Carlo Francesco)

Tarih 02 Haziran 2009

POLLAROLO (Carlo Francesco), italyan bestecisi (Brescia 1653-Venedik 1722). Legrenzi’nin öğrencisiydi. Şarkıcı olarak Ve­nedik’te San Marco kapellasına girdi. 1690′da, aynı kilisede orgcu, sonra ikinci kapella yöneticisi oldu. Yetmiş opera, iki oratoryo, bir pastoral ve değişik dinî parçalar beste­ledi. — Oğlu antonio (Venedik 1680′e doğr. – ay.y. 1746), San Marco’nun kapella yardımcısı, sonra kapela yöneticisi oldu. Tiyatro ve kilise için eserler besteledi. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAROLO (Carlo Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO

Tarih 02 Haziran 2009

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO (Piero benci, Piero del — denir), italyan ressamı ve heykeltıraşı (Floransa 1441-Roma 1496). Kardeşi Antonio ile birlikte çalıştı ve Medici’ler için yapılan Herkül’ün işleri adındaki tablo dizisinin hazırlanmasında ona yardım­cı oldu. 1469′da, Mercanzia mahkemesi için yedi Erdem siparişi aldı. Daha sonra Boticelli bu resimlerden Kuvvet’i yapmakla görevlendirildi ve Pollaiolo’nun oldukça kasvetli kompozisyonlarından çok daha üs­tün bir eser ortaya koydu. Pollaiolo portre­lerinde daha başarılıdır. Bu eserlerinde parlak zemin üzerine belirli profiller çizme­ye dayanan Floransa üslûbunu başarıyle uyguladı. San Miniato kilisesinin mihrap arkalığı (1467) ile San Giminiano’daki Mer­yem’in Taç Giymesi (1483) adlı tablo da Pollaiolo’nun eserleridir. (L)
POLLAİOLO (Simone del). Bk. cronaca

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAİOLO veya POLLAİUOLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO

Tarih 02 Haziran 2009

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO (Anto-nio BENCf, Antonio del — denir), italyan ressamı, heykeltıraşı, gravürcüsü ve kuyum­cusu (Floransa 1432′ye doğr. – Roma 1498). Ghiberti’nin öğrencisiydi. Floransa vaftiz kilisesinin kapı süslemesinde onunla birlik­te çalıştı, önce kuyumcu olarak tanındı, vaftiz yerinin sunağı için üç gümüş kabart­ma yaptı: Herodias’ın Raksı, Herodes’in Yemeği ve Vaftizci Aziz Yahya. Castagno ve Donatello’nun etkisinde kalan Pollaiolo, çizgide büyük bir ustalığa vardı, anatomi bilgisini de derinleştirdi. 1460′ta kardeşi Piero ile birlikte Medici sarayı için Herkül’ün Çalışmaları dizisi ile figür ve manzara’nın flaman üslûbunda kaynaştığı kompozisyon­lar çizdi: Aziz Sebastianus (Londra), Deianira’nın Kaçırılması (Newhaven, A.B.D.). 1469-1480 Arasında Floransa katedrali için Vaftizci Aziz Yahya’nın Hayatı ile bir dizi işlemeli pano çizdi. Natüralist üslûpta bronzdan yapılmış Herkül ile Antaeus grubu gibi küçük heykelleri de vardır. Roma’da Sixtus IV’ün Mezarı’nı yaptı (1484-1493); bu eser, yapılışındaki netlik, kabart­ma anlayışındaki yenilik ayrıntılarının bol­luğu ve çeşitliliğiyle ayrı bir özellik taşır. Daha sonra Innocentius VIII’in Mezarı’nı (1493-1497) yaptı. Pollaiolo aynı zamanda önernli bir gravürcüydü. Çıplak Adamların Dövüşü gibi tanınmış eserleri Mantegna’yı ve onun aracılığıyle Dürer’i etkiledi. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAİOLO veya POLLAİUOLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNSARD (Pierre)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNSARD (Pierre), fransız mimarı (Paris 1906). Dinî mimarîde uzmanlaştı (Lüle de Dominiken manastırı, Ars yeraltı mezarlı­ğı, Brest’te, Douai’de ve Cambrai’de kilise­leri). En ünlü eseri Pierre Vago, Le Donne ve mühendis Freyssinet ile beraber yap­tıkları, Lourdes’daki Saint-Pie-X yeraltı bazilikasıdır (1958). [L]

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNSARD (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNGUSSON (Georges)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNGUSSON (Georges), fransız mimarı (Clermont-Ferrand 1894). Yeniliğe yönelen eserlerinin başlıcaları: Saar sınırındaki Waldwisse belediyesi bölgesinin düzenlen­mesi ve yeniden yapımı, Saarbrücken’de Fransız elçiliği binası, Cornysur-Moselle (Moselle) kilisesi ve Lorraine kömür ocak­ları havzası meskenleri. 1961′de Paris’teki L’île de la CitĞ’nin doğu ucunda Sürgünler anıtını (Memorial de la Deportation) yap­mak görevi de kendisine verilmiştir. (L) P

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNGUSSON (Georges) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİGNAC ailesi,

Tarih 01 Haziran 2009

POLİGNAC ailesi, Velay’li fransız ailesi, Yukarı Ortaçağdan beri tanınmış olmakla beraber, MELCHiOR’un (Le Puy 1661-Paris 1742) rahipliğe kabul edildikten sonra Roma’ya giderek (1689) Papalık hükümetiyle Fransa’nın uzlaşmasına yardım etmesiyle, XVIII. yy.dan itibaren ün kazandı; Melchior Polonya’ya elçi olarak gönderildi, Conti prensi François Joseph’i Jan III Sobieski’nin ölümünden (1696) sonra kral seçtirtti. Conti prensi krallığına çok geç sahip olmuş­tu, Louis XIV’ün bu başarısızlığı Melchior’a yüklemesi onu gözden düşürdü. Kralın danışmanı olarak (1706), Hollanda ve ingil­tere ile yapılan görüşmelerde Fransa’yı tem­sil etti (1710-1713), kardinalliğe yükseldi (1712), Naiplik devrinde Maine dükü ile çevirdiği entrikalar yüzünden yeniden göz­den düştü; Auch başpiskoposu oldu. Anti-Eucrkce (Lucretius’a Karşı) adlı büyük şii­rini bitiremedi. — JULES FRANÇOİS (Claye 1743-Petersburg 1817), Melchior’un yeğeni­nin oğlu, irsî dük unvanı elde etti ve bir­çok önemli görevde bulundu.

—YOLANDE MARTİNE GABRiELLE (1749-Viyana 1793), Jules François’nın karısı Polastron’dan dünyaya geldi, Marie Antoinette’ten ailesi için birçok olağanüstü çıkar elde etti; bu durum Polignac’ların 1789′da halkın gözünden düş­mesine yol açtı. Çabucak Fransa’dan göç etmek zorunda kaldılar. —ARMAND jULES MARİE HERACLİUS (Paris 1771-Saint Ger-mainen-Laye 1847), Jules François ile Po-lastron’un oğlu; babasıyle birlikte Rusya’­ya gitti, Fransa’ya dönerek Cadoudal ile birlikte hükümete karşı bir komplo hazır­larken tutuklanarak ölüm cezasına çarptı­rıldı (1804). Cezası müebbet hapse çevrildi, sonra kaçmayı başardı (1813). Artois kontunun emir subaylığını yaptı, yaveri seçildi (1815) ve babası ölünce dük ve ayan üyesi oldu. Louis-Philippe’e bağlı kalacağına ye­min etmediği için Ayan meclisinden atıldı.

— JULES AUGUSTE ARMAND MARİE (Versailles 1780-Paris 1847); öncekinin kardeşi. Cadoudal komplosuna katıldı; iki yıla mah­kûm edildiği halde, kardeşiyle daha uzun süre hapis yattı ve onunla birlikte kaçtı. Ar­tois kontu ile Paris’e döndü (1814), Bourbons’larla birlikte Gand’a gitti (1815). Louis XVIII zamanında (Mersan köşkünde) Ar­tois dükünün etrafında toplanarak krallığın ve kilise nüfuzunun yeniden kurulmasını is­teyenlere katıldı. Ayan üyesi olduktan son­ra önce Charte’a bağlı kalacağına yemin etmek istemedi, ona göre bunda, dine karşı saygısızlık niteliğinde maddeler vardı. Kato­likliğe aşırı bağlılığı kendisine Vatikan ta­rafından prenslik verilmesini sağladı (1820). Londra elçisi oldu (1823-1829), 6 temmuz 1827 tarihli antlaşmayı imzaladı; bu ant­laşma gereğince İngiltere, Rusya ve Fran­sa, Osmanlılarla Yunanlılar arasında ara­buluculuklarını kabul ettirerek Yunanistan’­ın muhtariyetini sağlıyorlardı. Dışişleri ba­kanlığına (8 ağustos 1829), sonra başbakan­lığa (17 kasım) getirildi ve liberal düşünce­nin kendisini İngiltere’ye ve kiliseye boyun eğmekle suçlaması üzerine halkın gözün­den düştü. Osmanlı imparatorluğunun par­çalanmasından sonra, Avrupa siyasî harita­sının yeniden düzenlenmesi için bir tasarı ileri sürdü; Prusya’nın muhalefeti üzerine kesin olarak kenara itildikten sonra prens Polignac, Cezayir seferlerini hazırladı ve bu yüzden hükümeti, İngilizlerin dostluğunu kaybetti.

Bakanlarından Peyronnet ile yaz­dığı temmuz 1830 emirnameleri yüzünden iktidardan çekilmek zorunda kaldı (29 tem­muz), ingiltere’ye kaçmağa çalıştığı bir sı­rada Granville’de tutuklandı (15 ağustos), Ayan meclisinin önünde yargılandı ve mü­ebbet hapse mahkûm edildi, ayrıca unvanları ve medenî hakları da elinden alındı (21 aralık 1830). Ham kalesine kapatıldı; fakat 1836′da cezası affedildi.
—CHARLES MARİE (Londra 1827-Bouzarea 1904), Heraclius’un oğlu, ficole Polytechnique’i bitirdi; Ceza­yir Arap bürolarında subay olarak çalıştı (1857). 1862′de Cezayirli tuareg kabileleriyle, Fransa’nın Sudan’a girmesini kolaylaştıran bir antlaşmanın görüşmelerini yaptı. Tunus seferine katıldıktan (1881) sonra, Fransa’nın güney topraklarına sızma hareketlerinin gelişmesine çalıştığı Cezayir’de emekli oldu. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİGNAC ailesi, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLON (Germain)

Tarih 31 Mayıs 2009

PİLON (Germain), fransız heykeltıraşı (Pa­ris 1537′ye doğr. – ay.y. 1590). Babası heykeltıraştı. Yirmi yaşındayken sarayda gö­rev aldı; Saint-Denis’de François I’in me­zarını süsledi.

1561′de Henri II’nin yüre­ğini taşıyan Üç Güzel adındaki heykel top­luluğunu yaptı (Louvre). 1565′ten 1570′e ka­dar Saint-Denis’de ünlü heykeltıraş Francesco Primaticcio’nun yönetiminde Valois’ların yeni kilisesindeki heykellerin yapımın­da çalıştı. Burada isa’nın Mezardan Çıkı­şı’m (Louvre), dua eder durumda heykel­ler ve yatar durumda iki mermer heykel yaptı. Bu resmî heykeltıraşlık görevinin yanı sıra (1568′den beri kralın heykeltıra­şıydı), portreci olarak da çalıştı. Bu tür­deki şaheseri Birague’du (1583-1585) [Lo­uvre]. Bundan başka Valentine Balbiani (Louvre) anıtıyle, Jean de Morvillier’nm (Orl6ans müzesi) büstü anılabilir. Ayrıca, Assisi’li Aziz Francesco’nun Vücudu Dağ­lanırken (Saint-Jean-Saint-François kilisesi, Paris) ve Le Mans’daki Notre-Dame-de-la-Couture’de bulunan Meryem adlı heykelle­ri de yaptı. Azize Genevieve’in kemikleri­nin bulunduğu sandukanın altındaki Erdem­ler (Louvre) adlı eserin de onun olduğu sanılır. 1572′de Darphane genel denetçili­ğine tayin edilen Pilon, 1575′e doğru çok güzel bir dizi bronz madalyon yaptı. Pi­lon en büyük fransız heykeltıraşlarından bi­ri olarak kabul edilir. (L)

31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLON (Germain) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pilgrim Fathers

Tarih 31 Mayıs 2009

Pilgrim Fathers, 1620′de Amerika’da Plymouth’a (Massachusetts) yerleşen ilk ko­lonlara verilen ad. Küçük bir kısmı Leiden (Hollanda) kilisesine, büyük bir kısmı ise İngiltere kilisesine bağlıydı, önceleri Saints veya For e fathers diye adlandırılan bu ko­lonlara 1793′te Pilgrims, sonra 1820′de Pil­grim Fathers adı verildi. (L)

31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pilgrim Fathers hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLGRAM

Tarih 31 Mayıs 2009

PİLGRAM (Anton), alman mimarı ve hey­keltıraşı (Brünn 1460-Viyana 1515). Geç Gotik çağ ile Rönesans arasındaki geçiş döneminin sanatçısıdır. Brünn’de, bugün kaybolmuş olan yahudi kapısını yaptı (1508); Münih’te Nazionalmuseum’daki Çar­mıhtan indirilme adlı grubu (1496) ve Viyana’daki Sankt Stephan kilisesi vaiz kür­süsü (1515) için yaptığı çok zengin plastik süslemeleri önemlidir. (M)

31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLGRAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLATUS (Pontius)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİLATUS (Pontius), romalı genel vali (M. S. I. yy.), 26 – 36 arasında Suriye valiliği denetiminde Filistin genel valiliği yaptı. Yahudi Philo’ya göre gaddar bir kimsey­di, özellikle isa’nın yargılanmasındaki ro­lüyle tanınır. Vicdan azabı ile imparatorun gözünden düşme korkusu arasında bocala­yarak bu görevi Celile eyaleti genel valisi Herodes’e yüklemeğe çalıştı. Ama sonra isa’yı kırbaçlatıp başına dikenli taç giydi­rerek halkın karşısına çıkarttı. Halk isa’­nın öldürülmesini isteyince, Pilatus sorum­lu olmayacağını belirtmek için ellerini yı­kadı ve kendi karısının araya girmesine rağmen, isa’ya işkence ettirdi. Hıristiyan din yazarları bu kadını «Claudia Procula» diye anarlar.

Pilatus’un ölümü hakkında çeşitli söylentiler vardır: Roma’da feci bir şekilde öldürüldüğü, gözden düşeıek Galya’daki Vienne’e sürgün edildiği (öl. 39′-larda), Hıristiyanlığı kabul ettiği ve Neron zamanında işkenceyle öldürüldüğü söylenir (Kıptî kilisesi Pilatus’u aziz sayar). Nikodemos’un doğruluğu şüpheli İncil’in© Açta Pilati (Pilatus Beratı) adı verilir. Bu incil, Pilatus’un Küfürlü Beratım karşılık ola­rak yazıldığı için bu şekilde adlandırılmış olabilir. Küfürlü berat ise, Eusebius’a gö­re IV. yy. başlarında yayımlanmıştır. Açta PilatVmrı birinci bölümü, isa’nm hâkimi olan Pilatus’u temize çıkarmağa yönelmiş­tir. Bazı elyazmalarında buna İsa’nın ölü­mü üstüne Tiberius’un, Herodes’in ve Pi­latus’un yazdığı mektuplar da eklenmiştir.
— ikonogı. Pilatus’un ellerini yıkama sahnesi, Junius Bassus’uıı lahti üzerinde (Va­tikan), Sant Apollinare Nuovo’daki (Ravenna) bir mozaikte, Naumburg’daki ka­bartmalı mimberde (XIII. yy.), Duccio’nun yaptığı Siena Maestâ’sı üzerinde ve Honthorst (Londra) ile Rembrandt’ın (Londra) resimlerinde canlandırılmıştır. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLATUS (Pontius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLATTE (Leon)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİLATTE (Leon), fransız protestan rahibi ve gazetecisi (Vendöme 1822-Nice 1893). Protestanlığa geçerek hür kiliseler vaizi ve pastörü oldu. Nice’de Le Phare du Littoral (Kıyı Feneri) ve L’independant des Alpes Maritimes (Alpes Maritimes Bağımsız Der­gisi) gazeteleriyle, hiç bir kiliseye bağlı ol­mayan, yalnız incil’den ilham aldığını ileri süren bir Protestanlığı savunan UEglise Libre (Hür Kilise) dergisinin kurucusudur. Calvin’in başlıca eserlerini yeniden yayım­ladı. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLATTE (Leon) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLANCO kardeşler

Tarih 30 Mayıs 2009

POLANCO kardeşler, XVII. yy.da yaşa­mış, adları FRANCİSCO (öl. 1651) ve MiGUEL olan iki ispanyol ressamı. Zurbaran’ın öğrencisiydiler, ustalarının üslûbunu benimsediler ve birçoğu Sevilla’da bulunan dinî eserler yaptılar (Angel de la Guarda kilisesinde, Azize Theresa Vecit Halinde; San Esteban kilisesinde, Aziz Stephanus’un Şehit Olması; müzede muhafaza edilen Ha­variler). [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLANCO kardeşler hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTİERS

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTİERS, Fransa’da, Vienne idare böl­gesinin merkezi, Yukarı Poitou’da, Paris’e 340 km uzaklıkta; 66 222 nüf. Üniversite. Şehir Clain ırmağının bir menderesi ve Boivre ırmağının vadisiyle sınırlı olan sarp bir burunda kurulmuştur; burun dar bir şeritle (la Tranchee) yaylaya bağlıdır. Sa­nayi gelişmiştir: metalürji (dökümevi, ka­zancılık, makine yapımı), basımevi, elekrik malzemesi yapımı, yağlıboya fabrika­sı, kahve kavurma, tuhafiyecilik, işleme­cilik, ayakkabı yapımı deri sanayii, bıç­kıhane, parke fabrikası. — idare çevresi. 140 000 nüf.

• Tarih. Aziz Hilarius (öl. 367′ye doğr.) ve Fortunatus’un (öl. 600′e doğr.) pisko­posluk yaptıkları önemli bir piskoposlu­ğun merkezi olan şehir, manastırları (Saint-Hilaire; Azize Radegonde’un kurduğu Sainte-Croix) ve kiliseleri (Saint-Jean) sa­yesinde Galya’nın büyük din merkezlerin­den biri haline geldi. 732′de Arapların hü­cum ettiği Poitiers’yi Norman’lar birçok defa yağmaladılar (IX. yy.). Kontla pis­kopos arasında çekişmelere yol açan şeh­re Henri II Plantagenât, 1173-1178 arasın­da Rouen yasasını örnek alan bir «komün şart»ı tanıdı, önce roman, sonra gotik üs­lûbunda kiliselerle donatılan şehirde Berry dükü de birçok anıt yaptırdı. 1360′ta İn­giltere’ye bırakılan, Guesclin tarafmdan ge­ri alman (1372) şehir, Yüzyıl savaşının sonunda veliaht Charles’ın merkezi oldu: Charles burada meclisini (1423-1426) top­layarak Jean d’Arc’ı yargılattı. 1431′de de bir üniversite inşa ettirdi. Coligny kumandasında Protestanların kuşattıkları (1569) ama alamadıkları Poitiers, Poitou krallık müfettişliğinin merkezi oldu (1654-1789) ve o tarihten sonra, üç idare bölgesine par­çalanarak yönetim görevlerinden bir kısmı­nın alındığı Fransız devrimine kadar, taş­ranın başkenti oldu.
Bk. POİTOU. zanmasma katkıda bulundu. (L)

• Güzel sanatlar. Köklü bir şekilde romalılaştırılan (Güzel Sanatlar müzesinde Minerva heykeli) ve çok erken bir tarihte Hıristiyanlığı benimseyen Poitiers’de romaöncesi sanattan iki önemli örnek var­dır: Saint-Jean vaftiz yeri ile Dunes yer­altı mezarlığı (IV. – VII. yy.). Bir kontluk, piskoposluk ve manastır şehri olan Poitiers’­de, roman üslûbunda pek çok anıt yer alır: Saint-Hilairele-Grand (XI.-XII. yy.), Notre-Damela-Grande (XII. yy.dan kalma cep­he), Sainte Rodegonde (XI.-XIII. yy.) ve Saint-Jean de Montierneuf (XI.-XIV. yy.) kiliseleri. Gotik üslûbunda kontlar sarayı­nın büyük salonu (divanhane) ve Saint-Pierre katedrali (XII. ve XIII. yy.dan vit­raylar), anjou tarzına yakındır. Jean de Berry’nin ve burjuvazinin sanatseverliği XIV., XV. ve XVI, yy.larda sivil mima­rîde güzel eserlerin yaratılmasına imkân verdi; Klasik dönem şehirde karşı reform sanatı (lisenin iç kilisesi) ve kraliyet mü­fettişi Blossac’ın şehircilik çalışmalarıyle (Blossac parkı, XVIII. yy.) temsil edilir. (L)
POİTİERS (Diane DE). Bk. DİANE

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTİERS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTEVİN (Guillaume),

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTEVİN (Guillaume), fransız bestecisi (Arles 1630′a doğr. – Aixen-Provence 1706). Otuz beş yıl boyunca Aix’teki Saint-Sauveur kilisesinin korosunda çalıştı. Campra, Gilles, Gabassol, Pellegrin, Belissen ve Blanchard’ı yetiştirdi. Poitevin’in bestele­diği mîssaların ancak birkaç bölümü bu­güne kadar gelebilmiştir. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTEVİN (Guillaume), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POGOST

Tarih 30 Mayıs 2009

POGOST i. (rusça k.). Tar. Rusya’nın ku­zeybatısında bir köy topluluğu biçimi. || Mülkî ve idarî birlik. || XIX. yy.da, bir kilisenin yakınında bulunan mezarlık. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGOST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POELAERT (Joseph)

Tarih 30 Mayıs 2009

POELAERT (Joseph), belçikalı mimar (Brüksel 1817 – ay.y. 1879). Brüksel Ada­let sarayını (1866-1883), Monnaie tiyatro­sunu, Kongre sütununu, Laeken ve SainteCatherine kiliselerini yaparak Belçika baş­kentinin bugünkü görünüşünü kazanmasına katkıda bulundu. (L)
POELENBURG (Cornelis van). Bk. VAN POELENBURG.

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POELAERT (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PODCZASZYNSKİ (Karol)

Tarih 30 Mayıs 2009

PODCZASZYNSKİ (Karol), polonyalı mimar (Zyrmany 1790-öl. 1860). Paris’te Rondelet’nin öğrencisi oldu (1817). Yeni klasik Jaszuny sarayını (1824), Vilnius’ta calvin’cilerin kilisesini ve üniversitenin aula’sını yaptı. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODCZASZYNSKİ (Karol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POBYEDONOSTSEV

Tarih 30 Mayıs 2009

POBYEDONOSTSEV (Konstantin Petroviç), rus siyaset adamı (Moskova 1827-Petersburg 1907). Moskova üniversitesinde me­denî hukuk profesörüydü (1859), taht vâri­sinin özel öğretmeni olarak Petersburg’a çağrıldı (1865); senatör (1868), İmparator­luk konseyi üyesi (1872) seçildi. Svyatoy-Sinod başsavcılığına getirildi (1880). öğ­rencisi, Aleksandr III adiyle imparator olunca (1881) Pobyedonostsev’in rus siya­setinde kuvvetli etkisi görüldü; mutlakıyeti, bütün yabancı fikirlerle mücadeleyi (san­sür), azınlıkların ruslaştırılmasını, ortodoks olmayanlara (katolikler ve luther’ciler) kar­şı kıyımı ve yahudi düşmanlığını savundu. Nikolay II’yi liberal reformlar yapmağa zorlayan Japonya’ya karşı yenilgiyle sonuç­lanan savaştan sonra etkisi azaldı. 1905′te, kurulması için mücadele ettiği birinci Duma’nın ilk toplantısından önce başsavcılık görevini bıraktı. Pobyedonostsev, Moskova Derlemesi’nde (1896) düşüncesini açıkladı. Bu kitapta batı medeniyetini şiddetle ten­kit eder, liberalizm ile rasyonalizmi mah­kûm eder ve rus geleneklerini, Ortodoks kilisesiyle otokrasiyi yüceltir. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POBYEDONOSTSEV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCCİNİ’LER

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCCİNİ’LER, italyan asıllı müzikçi aile­si. NiCCOLO, İtalyan bestecisi (Bari 1728-Paris 1800), Napoli’de Leo ve Durante’nin öğrencisiydi (1742). Bu şehirde Le Donne Dispettose’yi (Sıkıcı Kadınlar) temsil et­tirdi. Bu opera-buffa, uzun bir diziyi mey­dana getiren eserlerin ilkidir (adları bilinen 132 opera-buffa’sı vardır). 1776′da kraliçe Marie-Antoinette’in davetlisi olarak Paris’e gitti, Quinault ve Marmontel’in metinleri üstüne dramatik eserler besteledi. Roland adlı eserinin başarısı, Gluck taraftarlarını Niccolo’nun karşısına çıkardı.

Besteci Opera’da fransız topluluğu ile nöbetleşe tem­siller veren italyan topluluğunun basma geçti ve eserlerini temsil ettirdi: Le Finte Gemelle (Sahte İkizler), Cecchina, il Vago Disprezzato (İstenmeyen Serseri) [1779], Atys (1780). Birbirleriyle çekişmelerinden yarar­lanan Opera, her iki topluluğa da birer iphigenia Tauris’te ısmarladı (1781); Piccinni’nin operası büyük bir başarı sağlayama­dı, buna karşılık Adete de Ponthieu (1781), Dido (1783), Le Dormeur Eveille (Uya­nan Uykucu), Le Faux Lord (Sahte Lord) adlı eserleriyle Sacchini’ye baskın çıktıysa da, Lucette, Diane ve Endymion, Penelope, Le Mensonge Officieux (1787) opera-buffaları pek beğenilmedi. Devrim yüzünden malını ve işini kaybeden Niccolo, Napo­li’ye dönerek 1798′e kadar orada kaldı. Sonra tekrar Paris’e gitti, konservatuvar müfettişliğine tayin edildikten az sonra öl­dü. Dramatik sahneler yaratmakta usta olan Niccolo tiyatro eserlerinden başka bir­kaç oratoryo ve dinî müzik de yazdı.
— Oğlu LUİGİ, italyan bestecisi (Napoli 1766-Paris 1827), ömrünü Paris ile Napoli arasında geçirdi, bir süre Stockholm’de ka­larak İsveç kralının özel kilisesinin müziği­ni yönetti. 1801′de Paris’e yerleşti. Opera-Comique’te Le Sigisbee ou le Fat Puni (Şö­valye veya Cezalandırılan Budala) [1804], L’Ainee et la Cadette (Abla ile Kızkardeş) [1808]; Amour et Mauvaise Tete (Aşk ve Asık Surat) [1808] adlı eserlerini temsil ettirdi. Son dramatik eseri olan Hippomenes ile Atalanta ise 1810′da Paris ope­rasında oynandı.
— LOUİS ALEXANDRE, fransız bestecisi (Paris 1779-ay.y. 1850), Nic­colo’nun torunu; aşağı yukarı iki yüzü bu­lan opera ve opera komikleri bugün büsbü­tün unutulmuştur. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCCİNİ’LER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİATTOLİ (Scipione)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİATTOLİ (Scipione), italyan yazarı ve siyaset adamı (Floransa 1749 – Löbichau 1809). Papazdı, Modena üniversitesinde ders verirken (1772-1782) kiliselere ölü gömülme­sine karşı yazdığı bir yazı dolayısıyle göre­vinden uzaklaştırıldı. Prens Lubomirski tarafından Polonya kralı Stanislaw’a tanıştırıldı ve kralın güvenilir adamı oldu (1879); kral ile Polonya Vatanseverler partisi ara­sındaki ilişkilerde önemli rol oynadı ve 1791 Anayasasının tamamlanmasını sağladı. Gö­revle Dresden’e gönderildi (1792) ve Avus­turyalılar tarafından tutuklandı (1794). 1800′de serbest bırakılınca Petersburg’da eski öğrencisi Adam Czartoryskiy ile buluş­tu; bu buluşmadan Rusların Avrupa’ya ye­ni düzen verme planlan doğdu. Piattoli, bu planı özellikle fransızca yazdığı Sur le Systeme Politique que Devrait Suivre la Russie (Rusya’nın izlemesi Gereken Siyasî Sis­tem Üstüne) adlı kitabında açıkladı. Büyük ölçüde değiştirilen (1805) bu plan, Pitt ta­rafından Tilsit antlaşmasından sonra bir ke­nara bırakıldı ve ancak Viyana kongresinde (o da kısmen) yeniden ele alındı. Tolstoy Harp ve Sulh adlı romanında rahip Mario tipiyle Piattoli’yi canlandırdı. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİATTOLİ (Scipione) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAST

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAST, ilk Polonya devletini kuran ve bu ülkeyi 1370′e kadar yöneten hanedan. MİESZKO I (1960′a doğr. – öl. 992), ilk Po­lonya devletinin temellerini attı ve Hıristiyanlığı kabul etti. – BOLES LAW I Yiğit (992-1025). Otto III’ü ikna ederek imparator­luğun elinde bulunan kilise imtiyazlarının kendisine verilmesini sağladı (Gniezno ko­nuşması, 1000). Bu imtiyazlar krallık sıfa­tının bağışlanmasıyle tamamlandı ve taç giyme töreniyle kesinleşti.
Törenin tarihi tartışma konsudur: 1000, 1024 veya 1025. Piast’lar iktidarlarını ve yayılmalarını tica­ret yollarının denetimine ve başlıca merke­zi Gniezno piskoposluğu olan Kilisenin git­tikçe artan nüfuzuna borçluydular. İmpa­ratora karşı bağımsızlıklarını sağlamlaştır­mak için krallık unvanını papadan almağa çalışıyorlardı. — BOLESLAW II Gözüpek (1058-1080 veya 1081). Heinrich IV’ün düş­manıydı; krallık tacını papa Gregorius VIII’nin elinden giydi. XII. yy. sonunda ve XIII. yy.da Piast hanedanının karşısına hâ­kimiyeti altındaki devletlerin parçalanma­sını kolaylaştıran kuvvetler çıktı. Krallığın parçalanması, Polonya’nın, BOLESLAW III Çarpık Ağızlı’nın dört oğlu arasında paylaşılmasıyle daha da hızlandı (1138). Bu sü­lâle XIV. yy.da krallık iktidarını yeniden kuran WLADİSLAW I Lokietek aracılığıyle yeniden güç kazandıysa da (1305), oğlu KAZiMİERZ III Büyük (1333-1370), Piast’ların son temsilcisi oldu. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİACENZA

Tarih 29 Mayıs 2009

PİACENZA, İtalya’da şehir, Emilia’da, Emilia yolu üzerinde, il idare merkezi, Trebbia ile Po’nun kavuştuğu yer yakının­da; 87 900 nüf. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: Farnese’lerin at üzerinde iki heyke­linin (XVII. yy.) bulunduğu dei Cavalli meydanında XIII. yy.dan kalma, gotik üs­lûbunda komün sarayı ve San Francesco kilisesi (roman ve gotik üslûbunda kubbe); Vignola’nın planlarına göre yapılan Farnese sarayı (XVI. yy.). Piacenza bir tarım ve sanayi merkezidir (şeker fabrikaları, plastik maddeler imalâtı). Yakınında önemli maden ve petrol yatakları. Piacenza ili, 291 110 nüf. Apennin’lerden Po’ya kadar Trebbia’nın her iki kıyısında uzanan Piacenza’da kır hayatı canlıdır (tahıl, üzüm, tütün, hayvancılık); petrol yatakları italya üretiminin önemli kısmını sağlar.

• Tarih. Romalıların kurduğu bir koloni olan (M. ö. 218) Placentia, Hannibal’e (M. ö. 218), sonra da Hasdrubal’e (207) karşı direndi, ama Keltler ve Ligürler (200) ta­rafından yıkıldı. Bir Roma municipium’u (M.ö. 90) olunca, imparatorluk zamanında tahkim edildi ve güzelleştirildi. Markomanlar Aurelianus’u burada yendiler (M.S. 271) ve şehir Totiia tarafından yıkıldı (546). Bourgogne’lu Rodolfo II, imparator Berengaro I’i burada yendi (923). Urbanus II, Henri IV ile savaşmak için (mart 1095) burada bir din meclisi topladı. Komün olan (XII. yy.), sonra Kızılsakal Friedrich’e boyun eğen (1161) Piacenza, Lombardia birliğine katıldı. Constance barışının ilk tasarılarıburada imzalandı (30 nisan 1183). İkinci Lombardia birliğine katılan (1226) Piacenza’da, İnnocentius IV bir üniversite kurdu (1248). Oberto Pallavicino şehri alarak (1245) Anjou’lu Charles’a bıraktı (1270). Alberto Scotti’nin yönetimine giren (1290) şehir, 1332′den itibaren birçok defa el de­ğiştirdi ve kısa süren bir cumhuriyet dev­rinden sonra (1447-1448) Milano’nun oldu (1448-1511). Louis XII (1499), sonra da Leon X (1512), tarafından alman Piacenza’yı papa Paulus III «Parma ve Piacenza düklü­ğü» haline getirerek oğlu Pier Luigi Farnese’ye verdi (1545). Antonio Farnese’nin ölümünden sonra düklük İspanya kralı Felipe V ile Elisabeth Farnese’nin oğlu Carlo I’e (Viyana antlaşması, 1731) geçti; ama Carlo I iki-Sicilya kralı olunca, 1738 antlaşmasıyle Avusturya’ya bırakıldı.
Aachen barışıyle Piacenza, Carlo I’in kardeşi Filippo’ye verildi (1748). Ferdinand I’in Bonaparte ile anlaşması sonucunda şehir Suvorov tarafından işgal edildi (mayıs 1799), sonra Murat tarafından geri alındı (mayıs 1800). Madrid antlaşmasıyle (1801), Piacen­za Fransa’ya katıldı ve Taro idare bölgesi­ne bağlı bir idare çevresi merkezi oldu; Napolyon, maliye nazırı Lebrun’e Piacenza dükü unvanını verdi (nisan 1808). imparatoriçe Marie-Louise 1815-1847 arası Parma ye Piacenza düşesi oldu. Bourbon’lara verilen düklük, 1848 kargaşalıklarından sonra yeniden kurulduysa da haziran 1859 millî ayaklanmasıyle son dük Robert, unvanın­dan vaz geçmek zorunda kaldı ve Piacenza mart 1860 referandumuyle Piemonte’ye ka­tıldı. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHOTİOS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHOTİOS, bizansh ilâhiyatçı (İstanbul 820′ye doğr. – 895′e doğr.), istanbul patriği (858-867 ve 877-886). İmparatorun akrabası olan büyük bir bizans ailesindendir. önce dersler verdi, sonra kâtip olarak Mikhael III’ün sarayına girdi ve sarayın en önem­li kişilerinden biri oldu. 858′de istanbul bölgesinde, görevinden uzaklaştırılan İgnatios’un yerine patrik seçildi; Papalık temsilcileri İstanbul konsilinde (861) bu tayini onayladılar. Ama karan reddeden papa Nicolaus I, Roma konsilinde (863) Photi­os’u görevinden uzaklaştırdı; fakat basileus, Photios’tan yana çıktı. Nicolaus I, Bulga­ristan’a misyonerler göndererek buna karşı­lık verdi. Böyle bir davranış İstanbul patri­ğini hiçe saymak demekti (866). Mahkûmi­yet mektuplarını getiren papalık elçileri, bulgar bizans sınırında tutuklandılar (866); Photios, Roma’ya karşı daha sonraki bü­tün iddiaların kaynağı olan emirnameyi ya­yımladı (867). Bütün yunan piskoposlarının tuttuğu patrik, istanbul’da toplanan bir konsilde (867) papanın aforoz ve azledilme­si kararını onaylattı. Nicolaus ölünce Basileios I, Photios’u azletti, yerine İgnatios’u geçirdi. Roma ile Bizans arasında birlik ye­niden kuruldu; bu arada Bulgarlar da İgnatios’a yaklaşmışlardı; onun Bulgaristan’a bir piskopos tayin etmesi üzerine papa şid­detle tepki göstererek İstanbul’a yeni elçiler gönderdi. Bu arada yeniden göze giren Photi­os, 877′de ölen İgnatios’un yerine ikinci de­fa getirildi. İoannes VIII bu tayini tanıdı (879). Ayrıca, Photios’un İstanbul’da topla­dığı bir konsilin kararlarını da kabul etti. Fakat yeni basileus Leon VI, Photios’u ke­sinlikle azletti (886), Photios’un Roma ile çekişmeleri Doğu mezhep ayrılığının sa­dece bir bölümüdür. Ama eski güvensizlik­lerin canlanmasına yol açmaktan da geri kalmamıştır. Photios ilk olarak, Romanın karşısına Ortodoksluğun savunucusu olarak dikildi, Yunan kilisesi de giderek «Orto­doks kilisesi» olarak davranmağa, filioçue de tam bir Roma sapkınlığı gibi görünmeğe başladı. Photios’un yazılan, mezhep ayrı­lığı taraftarlarına bellibaşlı dayanak nokta­sı oldu. Photios, geniş bir bilgiye dayanan eserler (bunlar arasında, çoğunlukla kay­bolmuş kitapları inceleyen ve büyük değer taşıyan To Myriobiblon e Bibliotheke’yi [Pek Çok Kitap veya Kütüphane] ve ayrıca Lekseon Synagoge’yi [Kelimeler Derlemesi] saymak gerekir); ilahiyat incelemeleri (Kapıdağı [Kyrilos] piskoposu Amphilokhos’a hitap eden Ta Amphilokhia [867-874], Peri tes ton Manikhaion Anablasteseos [Manicilerin Yeniden Ortaya Çıkmaları üstüne], Logos Peri tes tu Hagiu Pneumatos Mys taggogias [Ruhül Kudüs Âyini Üstüne Nutuk]); hitabet eserleri ve mektuplar bırak­mıştır. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOTİOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPPE I

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLİPPE I (1052-Melun 1108), Fransa kralı (1060-1108), Henri I ile Anne de Kiev’in oğlu. Babasının sağlığında Reims’de tac giydi (28 mayıs 1059); 1060′ta onun yerine geçti, fakat önceleri naipliği annesine, am­cası Flandre kontu Baudouin Ve ve Reims başpiskoposu Gervais’ye (1060-1066) bı­rakmak zorunda kaldı. Ergin yaşa varınca, görevinin krallık topraklarına yeniden sa­hip olmak olduğunu kavradı. Bunun için. ingiltere’nin fethinden (1066) sonra gücü tehlikeli bir şekilde artan Normandiya dükü Guillaume’un rakipleri Anjou ve Flandre kontlarıyle ittifak yapması gerektiğini dü­şündü. Capet’ler arasmda bu işi kendine gö­rev bilen ilk kral olduğu sanılıyor. Philippe I bu amaçla, Vermandois, Gâtinais (1068), Fransız Vexin’i (1077), Bourges vikontluğunun ve son olarak da Dun-le-Roi’nın bir kısmını ele geçirdi (1101). Aynı za­manda, Robert I’e karşı Arnoul III’ün adaylığını destekleyerek Flandre’ın iç işlerine müdahale etti. Robert I, Philippe’i Kassel’de yendi (1071); fakat Philippe onunla it­tifak kurmayı başardı ve 1072-1073′e doğru yeğeni Bertha ile evlendi. Kilisenin malla­rını zorla ele geçiren ve haksız kazanç sağ­layan Philippe, Hollandalı Bertha’yı boşayarak Bertrade de Montfort ile evlenince papa Urbanus II tarafından afaroz edildi (1095); bu yüzden Birinci Haçlı seferine katılamadı. Sonunda Kilise ile uzlaştı (1104), fakat bu o-laylar, Anglonormanlar arasındaki bölünme­lerden yararlanacağı sırada, krallığın itiba­rını sarstı ve krallığı etkili bir yönetimden yoksun bıraktı. Buna rağmen Anglonormanların tabiî düşmanları olan Anjou ve Flan­dre kontlarına dayanarak, çok kısa bir za­manda aralarındaki gerginliklerden yarar­landı. 1078′de Robert Curthose’u, önce ba­bası fatih William’a (1066-1087), daha son­ra da, elinde yalnız ingiltere krallığı kalmış olan kardeşi William II’ye karşı ayaklandır­dı (1087-1100). William I tarafından istilâ edilen (1087) Fransız Vexin’ini kurtarınca, yönetimi, danışmanı Suger olan (ikinci Vexin savaşı, 1097-1098) oğluna, yani geleceğin Louis Vl’sına bıraktı ve onu tahta ortak et­ti. Philippe l’in hükümdarlığı sırasında, mer­kezî yönetim, derebeylerin zararına olarak güçlendi. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPP I

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLİPP I (Marburg 1504-Massel 1567). Hessen landgrafı (1509-1567), landgraf Wilhelm’in oğlu ve halefi. 1518 de Reform ha­reketini benimsedi (1524), köylü ayaklanmalarını bastırdı (1524), Saksonya Seçici prensi Johann ile Gotha savunma antlaş­masını imzaladı (mart 1526) ve imparator­dan dinî hürriyet hakkını elde etti (Speyer diyeti, 1526). Marburg’da ilk protestan üni­versitesini kurdu (1527) ve Kari V’in 1526 imtiyazlarını lağvetmesi (Speyer diyeti, 1529) üzerine alman ve isviçreli Protestanları bir­leştirmeğe çalıştı ise de (Marburg kolok­yumu, 1529) başaramadı, Melanchthon’un katolik kilisesine verdiği tavizlere karşı koy­du (Augsburg diyeti, 1530). Bavyera’dan (ekim 1531) ve François I’den (mart 1532) yardım gören Smalkalde birliğini kurdu (aralık 1530-mart 1531). Reforma katılan din bilginlerinin onayıyle, iki kişiyle evlenmesi (1540) skandal yarattı ve Kari V’in baskısı na yol açtı. Yenilen ve imparator tarafın­dan Mühlberg’e hapsettirilen (1547) Philipp. ancak 1552′de Saksonya prensi Moritz saye sinde (Passau barışı) serbest bırakıldı. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPP I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİGALLE (Jean-Baptiste)

Tarih 27 Mayıs 2009

Technorati Profile

xfn25gyxvx
PİGALLE (Jean-Baptiste), fransız heykel­tıraşı (Paris 1714 – ay.y. 1785). Robert le Lorrain’in ve Lemonyne’ın öğrencisiydi. Ya­ya olarak İtalya’yı dolaştı ve büyük güçlük­lerle karşılaştı. Aşık Atan Kız adlı eserinin bir kopyesini Fransız elçisine sattı. Paris’e dönünce yaptığı Mercurius Kanatlarını Bağlarken adlı küçük sevimli heykelle (1744, Louvre) akademiye kabul edildi. Kra­lın siparişi üzerine bunun bir devamı olan Venüs’ü (1748) yaptı. Madame de Pompadour’un himayesi sayesinde birçok sipariş aldı: Enfants-Trouves kilisesinin ana kapı­sı (1747, yıkıldı), Invalides’deki Meryem (1748, bugün Saint – Eustache’te). Madame de Pompadour ona ayrıca Bellevue’de Louis XV’in atlı bir heykeliyle (yıkıldı), Aşk ve Dostluk (Louvre), Aşk Eğitimi (bitme­miştir) gibi heykeller ısmarladı. Pigalle, Madame de Pompadour’u Dostluk adlı ale­gorik heykelinde canlandırdı. Strasbourg’da Mauritz von Sachsen’ın anıt mezarını, ma­reşal d’Harcourt’un mezarını (Nötre dame) yaptı. Anıt mezarların kompozisyonu ve alegorik figülerin çokluğu Pigalle’in tiyatro zevkini açığa vuruyorsa da, Voltaire heyke­linde (1770-1776) güçlü bir gerçekçilik göze çarpar. Çocuk heykelciklerinde ise Pigalle barok sanat anlayışıyle klasik gelenek ara­sında tam bir denge kurar: Kafesli Çocuk (1750), Kuşlu Kız Narcisse. Başlıca büst­leri arasında Diderot (Cluny müzesi), Zen­ci Paul (Orleans müzesi), Madame de Pom­padour, Crebillon, Piron (Versailles müzesi) sayılabilir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGALLE (Jean-Baptiste) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİESZKO

Tarih 27 Mayıs 2009

PİESZKO, Magister Pesco murator de­nir, muhtemelen polonya asıllı XVI. yy. mimarı. Wroclaw’ın en önemli dinî binala­rını yaptı: katedralde Meryem şapeli, Sw. Maria – Magdalena kilisesinin koro yeri [1359], ölümünden sonra bitirilen Meryem kilisesi. (L)

PİEŞTYANİ. Bk. PİEST’ANY.

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİESZKO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERRE Blois

Tarih 27 Mayıs 2009

PİERRE Blois’h. fransız kilise yazarı (Blois 1135′e doğr.-1204′e doğr.). Paris’te John of Salisbury’nin Öğrencisi oldu; sonra Bologna’da tıp okudu. Sicilya kralı Guglieîmo II’nin eğitmeniydi (1167-1169). Bir süre Pa­ris’te ders verdi, sonra ingiltere’ye gitti. Canterbury piskoposunun mühürdarı, Henry Il’den dul kalan Alienor’un (1191-1195) sekreteri ve Londra başdiyakozu oldu. İnziva­ya çekildikten sonra öldü. Mektupları (234 tane), zamanındaki toplumun ilgi çekici bir tablosunu çizer. (l)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERRE Blois hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHALLOS

Tarih 27 Mayıs 2009

PHALLOS i. (yun. k.). İlkçağ. Erkeklik organının, dinî sembol olarak somut bir şekilde canlandırılması.
— ansikl. İlkçağ. Tabiatın dölleyici güçle­rinin sembolü olarak phallos’a tapınma (bu tapınmanın müstehcen bir yanı yoktur), ilk­çağ dinlerinin birçoğunda ve günümüzde çe­şitli ilkel halklarda rastlanan bir davranıştır. Eski Anadolu, Mısır, Yunanistan ve Hin­distan’da önemli bir yeri olan phallos, kimi zaman bir tanrı (Roma’da Fascinus Deus), kimi zaman, Dionysos ve Siva (linga) kült­lerinde olduğu gibi bir tanrı sembolü, kimi zaman tanrıları tasvir etmek için kullanı­lan bir unsur (Min, Priapos), bazen de ma­den veya deriden yapılmış bir muska veya nazarlıktır. Romalılar, phallos şeklinde bar­daklar kullanırlardı. Dionysos kültü tören­lerinde (phallopheria) düzenlenen alaylara katılanlar, ellerinde phallos’lar taşırdı. Ko­ruyucu bir sembol olarak phallos’a eskiçağ evlerinin ön yüzlerinde rastlanıyordu. Bu­gün de, bazı ortaçağ kiliselerinin cephele­rinde bu çeşit kabartma ve heykellerin yer aldığı görülür. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHALLOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PFORZHEİM

Tarih 27 Mayıs 2009

PFORZHEİM, Almanya’da (Batı Almanya, Baden-Württemberg) şehir, Karaorman’ların kuzeyinde; 81 400 nüf. Ren vadisini Franken Jürası’na bağlayan karayolu üze­rinde eski ticaret yeri. Roman ve gotik üslûbunda kiliseler. Meşhur kuyumculuk merkezi. Makine yapımı. Saatçilik. Optik. Bira fabrikası. Kimyasal maddeler, önemli botanik bahçesi. Fransızlar Württemberg dükünü 1692′de burada yendiler. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFORZHEİM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PFEFFERKORN (Johannes)

Tarih 27 Mayıs 2009

PFEFFERKORN (Johannes), alman yazarı (Nürnberg 1469-1524′e doğr.) Musevîydi, Köln’de Hıristiyanlığı kabul etti (1505) ve uzun süre bu şehirde yaşadı. Yahudiler aleyhine birçok yazı yazdı: Der Judenspiegel (Yahudi Aynası) [1507]; Der Judenbeichte (Yahudilerde Günah Çıkartma) [1508]; Das Osternbuch (Paskalya Kitabı) [1508]. Bu yazılarda bütün musevilerin din değiştirme­ğe zorlanmasını istiyordu. J. Reuchlin’e karşı giriştiği polemikte, Beschyrmung (Savun­ma) [1516] ve Ein Mitleydliche Claeg (1521) adlı eserlerle kendini savundu. (Polemik, Roma kilisesinin Reuchlin’i mahkûm etme­siyle sonuçlandı.) [m]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFEFFERKORN (Johannes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PFAFFİNGER (Joseph Anton)

Tarih 27 Mayıs 2009

PFAFFİNGER (Joseph Anton), alman hey­keltıraşı (Laufen, Salzburg 1684-Salzburg 1758). Çalışmalarına 1718′de Salzburg’da başladı. Kilise ve saraylar için birçok hey­kel yaptı. Salzburg’da, Krensmünster’de, Seitenstetten’de v.b. eserleri bulunmaktadır. (M)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFAFFİNGER (Joseph Anton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEVERNAGE (Andre)

Tarih 27 Mayıs 2009

PEVERNAGE (Andre), flaman bestecisi (Harelbeke 1543 – Anvers 1591). Brugge’deki St.Salvatorskerk (1563), Courtrai (1564-1585) ve Anvers’deki Notre-Dame kilise­lerinde koro şefliği yaptı. Başarılı eserleri arasında Cantiones Sacrae (Kutsal Şarkı­lar), dört kitap şarkı, bir kitap missa ve ko­lektif derlemelerde yer alan Laudes Vespertinae (Sabah Duaları) sayılabilir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEVERNAGE (Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRUS Aziz

Tarih 27 Mayıs 2009

PETRUS Aziz (Caramca Kepha’nın yun. transkripsiyonu Kephas’dan taş anlamında lat. k.). [Latince tercüme Petrus buradan gelmiştir], isa’nın havarisi (Beytsayda, Celile-öl. Roma M.S. 64). İsa tarafından ha­varilerin başı olarak seçildi. Babası Yuhanna, gerçek adı da Simun’dur. Petrus, tak­ma adı, Simun’un Hıristiyanlıkta oynaya­cağı sağlam temel rolü belirtmek için isa tarafından özellikle seçilmiştir. «Sen Petrus’sun (taş’sın) ve ben kilisemi bu taş üze­rine kuracağım» (Matta, XVI, 18). Simun’­un Andreas adında bir kardeşi vardı. Her­halde evliydi, çünkü İncil kaynanasından söz eder. Kefernahum’da yaşar ve balık­çılıkla geçinirdi. Hıristiyanların inancına göre, İsa’nın başlıca mucizelerine görgü ta­nığı olmuştu. Çile’den az önce Isa tarafın­dan, dindaşlarının imanını güçlendirmekle görevlendirildi. Tam bir bağlılık sözü ver­mesine rağmen, isa, Gethsemani’de tutukla­nacağı sırada Petrus onu terk etti ve üç de­fa inkâr etti. Hıristiyanlar İsa’nın dirilip Petrus’a göründüğüne ve ona kiliseyi ema­net ettiğine inanırlar. Petrus o zamanlar­dan beri ilk papa sayılır. Hamsin günü Petrus, İsa’nın dirildiğini yahudilere açıkça bildirdi ve İsa dinini ilkkabul edenleri vaftiz etti. Yahudi ihtiyar­lar meclisinin emri üzerine önce Yuhanna ile, sonra bütün öteki havarilerle birlikte tutuklandı. Her iki defasında da serbest bırakıldı. Daha sonra Samiriye’de ve Ak­deniz kıyısında kurulan ilk hıristiyan cema­atlerini ziyaret etti. Bu vesileyle yüzbaşı Cornelius’un şahsında, ilk paganları Ki­liseye kabul etmeğe başladı. Herodes Ag-rippa’nın giriştiği hıristiyan kıyımı sırasın­da Kudüs’ten ayrılarak Antakya’ya gitti, orada Paulus ile karşılaştı ve «Galatialılara Mektup»ta yer alan anlaşmazlık ortaya çık­tı. Petrus daha sonra Roma’ya giderek bir süre orada kaldı. Kudüs «konsil»inde (48) Yakub ile birlikte Hıristiyanlığı kabul eden paganların Musa töresinden kurtulmalarını sağlamıştı. Eski bir geleneğe göre Neron çağında Mamertinus kalesine hapsedildi ve her halde bu imparatorun bahçelerinde 64′te öldürüldü. Son kazılardan anlaşıldığına gö­re Vatikan tepesinde bir yere gömüldü. İlk Vatikan kilisesi Constantinus tarafından bu tepede inşa ettirilmişti. Bu kilisenin yerini bugün Roma’da Vatikan’daki San Pietro ki­lisesi aldı.
— İkonogr. Aziz Petrus, Batı’da genellikle dazlak kafalı ve kısa kıvırcık sakallı olarak gösterilir, üzerinde ya havarilerin «toga»sı ya papaların «pallium» ve «tiara»ı, elinde de İsa’nın kendisine verdiği yetkinin sembo­lü olarak anahtarlar vardır. Heykel alanın­da başlıca şu eserler sayılabilir: Vatikan ki­lisesindeki bronz heykel (V. yy.a ait bir mer mer heykelden reprodüksiyon); Moissact ve Arles kabartmaları; Aziz Lazarus’un meza­rından kalan bir baş (Louvre); Chartres, Petersborough, Bamberg, Evora, Begensburg, Halberstadt katedralleriyle Nürnberg’te Sebalduskirche ve Solesmes’de Saint-Pierre kilisesinin heykelleri; G. Sagreras (Palma de Mallorca), Della Porta (Roma’da Trajanus sütunu üstündeki heykel), Peter Vischer (Nürnbergte Aziz Sebaldus’un kab­ri), Duquesnoy (Brüksel) ve Puget’nin (Avignon katedrali) yontmaları. Aziz Petrus ayrıca, Laterano’da Triclinium mozaiğinde (800), Maztre de Moulins’in tablolarında (Moulins triptik kanadı), Grao Vasco (Viseu), A. Dürer (Döri Havari, Münih), Jacopo Bassano (Aziz Petrus ve Aziz Paulus, Modena), Herrera (Dresden), Ribera (Mad­rid), Lanfranco (Louvre), Jouvenet (Rouen), El Graco’nun Toledo Katedrali, Escorial) tablolarında temsil edildi. El Greco, Aziz Petrus’u Aziz Paulus ile birlikte de göster­miştir (Leningrad, Stockholm).
Azizin hayatından alınmış sahneler Ripoll, Nantes, Paris (Saint-Pierre de Chaillot, hey­keltıraş H. Bouchard) kabartmalarında, Montreale mozaiklerinde, Cimabue (Assisi), Masolino, Masaccio, Filippo Lippi’nin (Floransa’da Carmine kilisesi) fresklerinde, Vatikan’da Lanfranco’nun resimlerinde, Konrad Witz (Cenevre) ve Zurbaran’ın (Sevilla) sunak duvarlarında, Bourges, Lyon, Tours, Ferrieresen Gatinais’deki vitraylar­da, XV. yy.da yapılmış veya Sistina şapeli için Raffaello tarafından hazırlanan kroki­lerinden ilham alan duvar halılarında yer alır.
İsa’nın hayatından sahneleri canlandıran birçok resimde de Aziz Petrus temsil edil­miştir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRUS Aziz hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERO DELLA FRANCESCA

Tarih 26 Mayıs 2009

PİERO DELLA FRANCESCA, italyan res­samı (Borgo San Sepolcro, 1410-1420 sırala­rı – ay.y. 1492). Floransa’da Domenico Ve-neziano’nun öğrencisiydi. Bugün harap o-lan Sant’Egidio (1439-1440) fresklerinde o% nunla birlikte çalıştı. Sanat hayatının da­ha sonraki bölümü’ Ferrara, Urbino ve Rimini prenslik sarayları ile Apeninler’de Borgo San Sepolcro ve Arezzo kasabaların­da geçti. Fakat Delîa Francesca’nın dehası taşra çerçevesini aşar; üslûbu, XV. yy. or­talarında sanatçıları ilgilendiren mekân ve renk meselelerinin en başarılı çözüm ve sen­tezlerinden biridir. İsa’nın Vaftizi (Londra), Kırbaçlama (Urbino) veya Masaccio tarzın­da ulu ve ciddî yüzlü insanlarıyle dikkati çeken Borgo San Sepolcro’daki Aziz Augistinııs Çok Kanatlı Tablosu (bugün dağılmış­tır) gibi eserlerinde, geometrik sezgi ve renk yoğunluğunun yarattığı etki en yüksek dü­zeye ulaşmıştır. Arezzo’da, San Francesco kilisesindeki ünlü Haçın Tarihi serisinde, şekillerin sağlamlığıyle tiplerin büyüklüğü şaşırtıcı bir çeşitlilik içinde gelişir. Piero Della Francesca 1465′te yaptığı bir çift ka­natlı tabloda (Uffizi), Battista Sforza ile resmettiği Federico da Montefeltro için flaman resminin izlerini taşıyan Seni-gallia Madonna’smı çizdi. 1475′e doğru yap­tığı Meryem Azizlerin Arasında (Brera) tablosunda diz çökmüş bir halde Urbino dükü de görülür. Della Francesca’nın sana­tı, Melozzo da Forli ile Signorelli’ye öncü­lük etti; ne var ki büyüklüğü çabuk unu­tuldu ve ancak XX. yy.ın başında yeniden keşfedildi.
Sanatçının, perspektif üstüne bir kitabı ve öğrencisi Luca Pasioli’nin yararlanması için yazılmış «saf cisimler» konulu bir ince­lemesi vardır. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERO DELLA FRANCESCA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERNE (Gabriel)

Tarih 26 Mayıs 2009

PİERNE (Gabriel), fransız bestecisi ve or­kestra yöneticisi (Metz 1863-Ploujean 1937). Paris konservatuvarında Lavignac, Massenet ve Franck’m öğrencisiydi. Edith adlı kan­tatı ile Roma Büyük ödülünü kazandı (1882). Cesar Franck ölünce, Sainte-Clotil-de kilisesinin orgçuluğuna getirildi (1890). 1903-1910 Arasında Colonne’un yedeğiydi, sonra orkestranın birinci yöneticisi olarak onun yerine geçti (1910-1934). Her türden ve her tarzdan birçok eser verdi. Sonatiri-den sonra Roma’da bestelediği eserleri, bir orkestra süiti, bir senfonik uvertür; ayrfca tarih sırasıyle: Le Collier de Saphir (Safir Kolye) [1891] adlı bir pandomima; J. Lorra-ine’in Yanthis’i ve E. Rostand’ın La Prin-cesse Lointaine’i (Uzaktaki Prenses) için sahne müzikleri; La Coupe Enchantee (Si­hirli Çanak) [operakomik, 1895]; Vendee operası (Lyon, 1897); Loti’nin Ramuntcho’-sundan aktarılan bir oyun için sahne müzi­ği (Od6on, 1906); ilk temsilleri OpSra-Co-miquet’te verilen lirik komediler: La Fille de Tabarin (Tabarin’in Kızı) [1901]; On ne Badine pas avec VAmour (Aşk Şakaya Gel­mez) [1910]; Sophie Arnould (1927); 1934′te Porte-Saint-Martin’de oynanan Fragonard. Op6ra’da temsil edilen birçok bale bestele­di: Cydalise et le Chevrepied (1923); İmpressions de Musichall (Müzikhol’den İzle­nimler) [1927); îmages (1935) ve Giration. Pierne* sanatının ilk yıllarından itibaren oratoryo ve lirik şiirle ilgilendi: La Nuit de Noel (Noel Gecesi) [1895] (1870 savaşından bölümler); L’An Mille (Bin Yılı) [1898]; La Croisade des Enfants (Çocukların Haçlı Se­feri) [1902]; Les Enfants â Bethleem (Beytüllahm’daki Çocuklar); Saint François d’Assise (Assisili Aziz Francesco) [1912]. Senfonik parçaları: Paysages Franciscains, Variations sur un Theme Pastoral (Bir Kır Temi Üstüne Çeşitlemeler), Concerto, Fan-taisie-ballet ve piyano ve orkestra için Poeme Symphonique (Senfonik Şiir) [1901]; arp ve orkestra için Konzertstück (1901), keman ve orkestra için Fantaisie Basque (1931). Çok sayıda oda müziği eseri vardır: keman ve piyano için bir sonat (1900), piyano ve yaylılar için bir beşli, piyano ve yaylılar için bir üçlü, piyano ve viyolonsel için bir sonat, flüt, viyolonsel ve piyano için bir sonat da camera, çalgı beşlisi için Serbest Çeşitlemeler, bir yaylı çalgılar üçlüsü, sak­sofonlar için bir dörtlü. Ayrıca piyano par­çaları (Passacaille, Variation en ut Mineur [Do Minör Çeşitlemeler]), J. Lorrain, Catulle Mend6s, Paul Fort’un metinleri üzerine melodiler besteledi.
— Yeğeni PAUL (Metz 1874-Paris 1952), Pa­ris Saint-Paul-Saint-Louis kilisesinin orgcusuydu; iki opera, bir bale, iki senfoni, bir missa, melodiler ve bir senfonik şiir beste­ledi. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERNE (Gabriel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRINİ (Antonio)

Tarih 26 Mayıs 2009

PETRINİ (Antonio), italyan asıllı mimar (Trento 1624 – Würzburg 1701). 1650′den sonra Würzburg’a yerleşti, piskopos-prenslerin saray mimarı oldu. Mainz’de, Bamberg’de Paderborn’da barok üslûpta birçok kilise yaptı. En önemli eseri Würzburg’daki benediktin manastırıdır. Askerî mimariyle de ilgilendi; bu alanda Vauban’ı örnek aldı. Würzburg’daki piskoposluk sarayı (tadilât­tan önceki), Seehof, Veitshöchheim ve Weinheim (Pfalz) şatoları da onun eseridir. Ayrıca Heidelberg şatosunu onarttı. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRINİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLOTHEOS KOKKİNOS

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİLOTHEOS KOKKİNOS (öl. 1380′e doğr.), İstanbul patriği (1353-1354, 1364-1376). Aynaroz (Hagion Oros) rahibi iken Hesykhia (veya Hesykhasmos) inancını sa­vundu. 1347′de Ereğli (Herakleia) piskopo­su oldu ve koruyucusu loannes Kantakuzenos sayesinde İstanbul patrikliğine getiril­di. Kantakuzenos’un düşmesiyle görevinden alındıysa da, 1364′te tekrar Bizans kilisesi­nin başına geçti. Roma’ya karşı doktrin savaşına girişti ve Palamas’çılığı savundu. Keşişlik ve ilahiyat üstüne çok sayıda eser yazdı. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLOTHEOS KOKKİNOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLON Yahudi

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİLON Yahudi, yahudi asıllı yunan filo­zofu (iskenderiye M.ö. 13′e doğr.- M.S. 54′e doğr.). Yahudi ve pagan çevrelerini ge­niş ölçüde etkileyen zengin bir burjuva ailesindendi; hem yunan, hem de ibranî kültürü aldı. İskenderiye yahudi topluluğunun özel temsilcisi olarak imparator Caligula’ya gönderilen Philon, ondan dindaşlarının im­parator heykeline tapmaktan affedilmesini rica etti (40-41). Bazı dindaşlarının yunan felsefesi doktrinlerine kaymaları karşısın­da, onları atalarının geleneksel inanışlarına yaklaştırmak için bir savunma eseri kaleme aldı ve Tevrat ile helenizm arasında bir çe­lişki olmadığını kanıtlamağa çalıştı. Birçok eserinden bazıları günümüze kadar gelmiş­tir. Bunlar özellikle din, Yahudilik propa­gandası ve felsefe eserleridir. Ayrıca ermenice tercümelerinden ele geçmiş iki eseri da­ha vardır. Philon’un doktrini Tevrat ile Ef­latun karışımı bir temele dayanır. Yeni-Eflatun’culuk ve Kilise Babaları üstünde etki­li olmuştur. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLON Yahudi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPPOS Aziz

Tarih 25 Mayıs 2009

PHİLİPPOS Aziz, İsa’nın havarilerinden (I. yy.). Celile’de Beytsayda’da doğdu ve isa’nın çağrısına uyan ilk çömezlerden biri oldu. Pentekoste’den (Hamsin bayramı) sonra iskit ülkesine ve Frigya’ya gitti. Bu bölgelerde Hıristiyanlığı yaydığı söylenir. Hierapolis’te çarmıha gerilerek öldürüldü­ğü sanılmaktadır.
— İkonogr. Aziz Philippos, genellikle üzerinde kurban edildiği çarmıhla tasvir edilir. Albrecht Dür er (Floransa), Ribera (Madrid), Philippe de Champaigne’nın (Louvre) tablolarında, Nanni di Banco (Firenze, Orsammichele), Peter Vischer (Nürnberg’de Aziz Sebaid lahti), Bouchardon (Paris, Saint-Sulpice kilisesi), Giovanni Bandini (Floransa katedrali), Thorvaldsen’-in (Kopenhag katedrali) heykellerinde tem­sil edilmiştir. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPOS Aziz hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPPE IV

Tarih 25 Mayıs 2009

PHİLİPPE IV Güzel (Fontainebleau 1268 – ay.y. 1314), Fransa kralı (1285-1314), Phi­lippe III ile Isabelle d’Aragon’un oğlu. Günümüzün tarihçileri tarafından büyük si­yaset yeteneği olan, gerçekçi, kurnaz ve çok değerli bir devlet adamı olarak kabul edilmektedir. Çevresinde, devlet gücünün her şeye yeter bir kuruluş olduğuna ina­nan zeki danışmanlar ve çoğu roma hukukuyle yetişmiş hukukçular vardı. Bunların en ünlüleri adalet bakanlığı yapan Pierre Flote ile Guillaume de Nogarat ve Engu-errand de Marigny’dir. Kral, dışişlerinde, önce babasının Napoli’deki Anjou’luları desteklemek için Aragon’a karşı açtığı sa­vaştan ustalıkla sıyrıldı (1291). Arkasından Flandre ile ilgilendi. Burada İngiltere kralıyle birleşmekten yana olan kont Gui de Dampierre’e karşı çıktı; şehirleri yönetmek isteyen soyluları destekledi. 1297′de krallık ordusunu başlıca flaman şehirlerini işgal et­meğe gönderdi. 1300′de, İngiltere ile Fran­sa arasında Guyenne’de çıkan anlaşmazlığı (1294) giderdi. Bu durumda yalnız kalan, İn­giltere’nin desteğini kaybeden Flandre kontu için, teslim olmaktan başka çare kalmamıştı. Bu olay, konta karşı savaşırken kralın boyunduruğu altına düşen şehirlerin şiddetli tepkisine yol açtı. Mayıs 1302′de bazı fran-sız s.ubayları öldürüldü. İntikam almağa gönderilen ordu Courtrai’de şehir milisleri tarafından bozguna uğratıldı (11 temmuz). Fakat kral tarafından Monsen-P6v61e’de yenilen Flamanlar (18 ağustos 1304), kont­luğu Gui’nin oğlu Robert de B6thune’e ve­ren, başlıca şehirlerde surların yıkılması­nı, birçok yerin işgalini ve ağır tazminat ödenmesini öngören Athissur-Orge antlaş­masını (23 haziran 1304) imzaladılar. Bu sertlik Flandre’da Capet hanedanı aleyh­tarlığını şiddetlendirdi. Kralın, Robert de Bethune ile oğlu Louis de Nevers’in ara­larını bulamaması da bu gerginliği daha da arttırdı. Sonunda Enguerrand de Ma-rigny, kont Robert de Bithune’ü, Lille, Douai ve Belhune’ün gelirlerini toplamak­tan vaz geçmeğe razı etti (1312-1311). Bu­na paralel olarak Güzel Philippe krallı­ğını doğuya doğru genişletti; Barrois’daki bazı toprakları, Lyon şehrini (1274′ten 1307 ve 1312′ye kadar yavaş yavaş alındı) ve Viviers piskoposluk bölgesini hâkimiyeti altına aldı, fakat kardeşi Charles de Valois’yı imparator seçtiremedi (27 kasım 1308). Hükümdarlığının en ilgi çekici olayları Papalıkla olan ilişkilerinde ortaya çık­tı. İlk anlaşmazlık 1296′da kralın fransız ruhban sınıfından almak istediği aşar ko­nusunda patlak verdi. Durmadan vergi ödemekten bıkan ruhban sınıfı buna itiraz etti. Papanın krallar üstündeki büyük etki gücüne inanan papa Bonicaius VIII, rahip­lerin Roma kilisesinin kesin izni olmadan vergi vermesini yasakladı (Clericis laicos, şubat 1296). Bunun üzerine kral Papalığı sıkıntıya düşürmek için krallıktan altın ve gümüş çıkışını yasakladı (17 ağustos 1296). Papa yasağı protesto etti (ineffabiîis Amoris emirnamesi, 20 eylül 1296), ama anlaş­mazlık 1297′de Bonifacius VlII’in Louis IX’u aziz mertebesine çıkarmasıyle yatış­tı. Fakat 1301′de kral, tahta hakaret et­mek ve Aragon ile bir olup entrika çevirmekle suçlanan Pamiers piskoposu Bernard Saisset’yi tevkif ettirince çok daha ağır bir anlaşmazlık patlak verdi. Papa, kralı bir piskoposu yargılayıp tevkif ettirmekle suç­ladı (Ausculta, fili, aralık 1301) ve gerekli kararları almak üzere bir din meclisi top­lamak istedi. Bunun üzerine Philippe de, baronlar, yüksek rütbeli papazlar ve şehir temsilcilerinden meydana gelen bir meclis topladı (10 nisan 1302). Burada, piskopos­ların dinî meclise gitmelerini yasaklattı. Bonifacius, Unam Sanctam (kasım 1302) Emirnamesiyle yüksek yetkisini hatırlattık­tan sonra hükümdarı afaroz etmeğe hazır­lanırken, Anagni’de, Guillaume de Nogaret’nin ve papaya düşman bir aile olan Colonna’ların hizmetindeki adamların bas­kınına uğradı (eylül 1303). Halk tarafın­dan kurtarıldı, fakat bir ay sonra Roma’da öldü. Yerine geçen Benedictus XI ile Philippe IV’ün müdahalesiyle seçilen Clemens V, kralın, Bonifacius davasını tek­rar ele almasından korkarak uysal davran­dılar ve kralın suçsuzluğunu ilân ettiler. Philippe, Papalığı hükmü altına alınca Clemens V’in 1305′ten sonra birçok fransız kardinal tayin etmesini, papanın Fransa’ya yerleşmesini (yerleşme yerini kesinlikle Avignon olarak belirledi, 1309) ve Bonifa­cius VlII’in Fransa kralı aleyhine çıkart­tığı bütün kararları bozmasını sağladı (1311). Bu çatışmalar, Güzel Philippe ile danışmanlarının krallığı etkili bir biçimde yönetme azminde olduklarını gösterir. Dev­lete bağlı yargıçların derebeylik bölgelerin­deki faaliyetlerini arttırmaları, ilgili da­vaları krallık mahkemesine getirmeleri ve merkez kurumlarının gelişmesi de bu azmi gösteriyordu. Krallık meclisi teşkilâtlandı­rıldı. Soyluların, kilisenin ve şehirlerin tem­silcilerini biraraya getiren meclisler birkaç defa toplandı. Bunlar «fitats g€neraux» meclislerinin çekirdeği sayılır. Parlamento çalışmasında uzmanlaşma ortaya çıktı (1291 ve 1307 emirnameleri). Mühürdarlık gittik­çe büyüyen bir önem kazandı. Maliye yö­nünden Philippe IV, Ma rigny’nin yardımıyle hazineyi yeniden düzenledi, bir büt­çe hazırlamayı bile düşündü (14 ocak 1314 emirnamesi) ve vergilerin düzenli olarak ödenmesine nezaret etti. Yahudilere (1306′-da sürüldüler ve malları ellerinden alındı) ve Lombardiyahlara ağır vergiler yükledi. Hattâ bazı yıllar bir «ocak vergisi» ödet­meyi denedi; ayrıca çeşitli para işlemleri­ne girişti. Ekim 1307′de Tampliye tarikatı ilerigelenlerini tutuklatmasına sonu gelme­yen para ihtiyacının yol açmış olduğu söy­lenebilir. Bu keşişler son derece zengin o-larak bilinirdi; fakat tutuklama için baş­ka sebepler gösterildi. Kralın isteği üzerine papa Clemens V bîr soruşturma yapılma­sını emretti ve mahpusların kiliseye teslim edilmesini istedi. Kral, bunu kabul etti (Poitiers Kardinaller meclisi, 29 mayıs 1308), Philippe IV daha sonra, ustalıklı bir propaganda ile papayı sıkıştırdı. Kili­senin yargısıyle bir grup tarikat üyesi ya­kılarak idam edildi (1309). Papalık 1312′de tarikatı kaldırdı; Philippe mayıs 1314′te Tampliye tarikatının yüksek rütbeli üyelerini dininden sapmış kişiler sayarak yak­tırdı. Hükümdarlığının Son yıllarına gölge düşüren tek olay bu değildir. Rezalete yol açan başka bir durum Philippe’in gelin­lerini zina suçuyle Kral mahkemesinde yargılatmasıdır. Enguerrand de Marigny, krallığa eski itibarını kazandırmak için ha­zinenin yeniden teşkilâtlandırılması (14 ocak 1314 emirnamesi) ve yeni bir vergi konması (satış vergisi) konusunda (Paris meclisi, 1 nisan 1314) kralı ikna ederek malî durumu düzeltmeğe çalıştı. Güçlü ve düzenli bir monarşinin kurulmasında çok büyük rol oynayan Philippe IV öldüğü zaman (29 kasım 1314) Marigny son bir para reformu daha hazırlıyordu. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE IV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRARCA (Francesco)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETRARCA (Francesco), italyan şairi ve hümanisti (Arezzo 1304-Arquana 1374). Ba­bası Albizzo Franzesi ile aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden 1304′te Floransa’dan sürüldü. Francesco, Arezzo’da dünyaya geldi, çocukluğa Incisa’da (yaklaşık olarak 1310′a kadar) ve baba dostu Dante Alighieri ile tanıştığı Pisa’da geçti (bu tanışma­nın Cenova’da olduğu da ileri sürülür). 1311′de Petrarca ailesi (ailenin öbür oğlu Gherardo’nun 1307′de doğduğu sanılır) Avignon’a yerleşti, kadınlar ve çocuklar Carpentras’a gönderildi.

Petrarca Carpentras’ta dört yıl boyunca Convenevole da Prato’dan ders aldı. 1316′da hukuk öğreni­mi için Montpellier’ye gitti. Bugün elde bulunan en eski eserlerini latince olarak 1318 veya 1319′da kaybettiği annesinin acısıyle yazdı. 1320′den sonra hiç istememe­sine rağmen hukuk öğrenimine kardeşiy­le birlikte Bologna’da devam etti; ama 1326′da bu öğrenimi yarıda bıraktı. Pet­rarca’nın halk diliyle ilk mısraları Bolog­na’da yazdığı sanılır. Avignon’a döndük­ten kısa süre sonra, kilisenin desteğini sağ­lamak için tarikata girdi; bu olay, şairin hayatında çok önemli bir yer tutar. Petrar­ca’nın Laura’ya olan aşkı kesinlikle bilinir; ama şairin bu isim altında anlattığı ka­dının kimliği üstüne hiç bilgi yoktur. Pet­rarca’nın hayatı göz önüne alındığı zaman bir hikâyeden başka bir şey olmadığı anla­şılan bu aşkı, şiirlerinin başlıca konusu haline getirmiştir. Kendi anlattığına göre, 6 nisan 1327′de Laura’ya, Avignon’daki Sainte Claire kilisesinde ilk gördüğü anda âşık oldu. Bu aşk, 21 yıl boyunca sürdü ve Laura’nın 6 nisan 1348′de ölümünden sonra da devam etti. 1330′da Petrarca, Guascogna’daki Dombez piskoposluğuna getirilen Giacomo Colanna ile birlikte yola çıktı; Lombez’den, Avignon’a Giacomo’nun kar­deşi kardinal Giovanni’nin sarayına gitti. 1333′te Kuzey Fransa’ya (Flandre, Brabant) uzun bir seyahat yaptı. Liege’de, birçok metnin yanı sıra Cicero’nun söylevini (Pro Archia [Archias Davası]) buldu; bu buluş hümanist keşiflerinin ilkidir. Ama aynı dö­nemde, kutsal metinleri ve daha önceleri hor görülen eski hıristiyan yazarların eser­lerini okumağa başladı. 1336 Sonlarına doğ­ru italya’ya ve Orso dell’Anguillara’ya ko­nuk olduğu Capranica’ya döndü. 1337′de Sorga kaynağı yakınındaki Valchiusa’ya yerleşti, aşkına sahne olarak burasını seçti ve eserinin büyük kısmını burada ta­sarladı.

1 Eylül 1340′ta en büyük şair ta­cını giyme töreni için Paris ve Roma’dan davetlileri geldi; ama taç giyme olayını yü­celtmek amacıyle Petrarca önce Napoli kra­lı Roberto’nun sınavından geçmek istedi. Tören 8 nisan 1341′de Campidoglio’da ya­pıldı ve tacı senatör Orso dell’Anguillara giydirdi; Petrarca, Campidoglio’dan San Pietro’ya gitti ve tacını mihrap üzerine bı­raktı. Roma’dan Parma’ya geçti, Azzo da Correggio’ya misafir oldu; sonra, Parma yakınında Selvapiana’ya (burası Petrarca’­nm herkesten uzak yaşamak için italya’da seçtiği yerdir) yerleşti. 1342′de Avignon’a döndü ve Roma’dan elçi olarak gönderilen Cola di Rienzo ile tanıştı. 1343′te kızı Francesca doğdu; bu sırada erkek kardeşi Gherardo’nun Montreux’deki Chartreux ma­nastırına rahip olması (paskalya 1343) Pet­rarca’yı önemli ölçüde etkiledi ve şairde büyük sarsıntılara yol açtı. Petrarca Secretum’u (sır) ve kesinlikle bilinmemekle bera­ber Salmi Penitenziali’yi (Mezmurlar) bu buhranlı dönemde yazdı. 1343 Yılı ekim ayın­da kardinal Colonna’dan aldığı bir görevle Napoli’ye döndü; Napoli’den Parma’ya geç­ti; Parma’yı ele geçirmek isteyenler arasın­da çıkan savaşa katıldı ve serüven dolu bir yolculukla Bologna’ya, sonra Verona’ya kaçtı. Genel kanıya göre, Cicero’nun Ad Atticum (Attike’ye), Ad Quintum (Quintus’a) ve Ad Brutum (Brutus’a) adlı mek­tuplarını Verona kapitolü kütüphanesinde buldu. 1345 Yılı sonlarına doğru Avignon’a döndü ve birçok yazısını bu sırada yazdı. Ama, mart 1347′de Roma’da Cola di Rien­zo ayaklanması patlak verince Petrarca bu olaydan büyük ölçüde duygulandı, büyük bir heyecanla ayaklanmayı destekledi ve Cola’-nın yanında fiilî mücadeleye giremediği için yakındı. Petrarca kasım ayında Cola’mn gizlice yanına gitmek amacıyle Provence’tan ayrıldı; ama Cenova’da, Cola’mn yıldızının sönmeğe başladığını ve Colonna taraftarla­rının yeniden şehre girdiğini haber aldı. Petrarca’nm bu olayda Cola’yı tutması kar­dinal Colonna ile ilişkilerini kesmesine yol açmamışsa da oldukça nazik hale getirmiş­tir.
Cenova’dan Verona’ya ve buradan da Parma’ya gitti; mayıs 1348′den sonra iki yıl boyunca sık sık yer değiştirdi (siyasî görevler aldı). 1350′de Roma’ya giderken doğduğu şehir Floransa’dan geçti; Floransa’da Petrarca’nın dostları, hayranları var­dı ve hepsinden önemlisi Boccaccio ile ilk defa bu şehirde karşılaştı. Bu karşılaşma hümanizm tarihi ve Petrarca’yı örnek ala­rak edebî faaliyetini kökünden hümanist bir yöne çeviren Boccaccio için çok önem­lidir. Ertesi yıl Boccaccio, Petrarca’yı da­vet eden Floransa senyörlüğünün elçisi ola­rak Petrarca’yı görmek için Padova’ya git­ti: şair daveti ret etmedi, geleceğini söy­ledi ama sonra hiç bir harekette bulunma­dı. Bu sırada, Petrarca Avignon’a döndü, dağınık durumdaki büyük eserini düzenle­mek için yoğun bir çalışmaya girişti. 1352 Yılı aralık ayında papa Clemens VI öldü ve yerine Innocentius VI geçti; Innocentius Vl’dan yardım göremeyeceğini bilen Pet­rarca nisan 1353′te erkek kardeşini ziyaret ettikten sonra kesinlikle italya’ya döndü. Nereye yerleşeceğini kestiremeyen Petrar­ca’yı başpiskopos Giovanni Visconti Mila­no’da alıkoydu ve himaye etti; dostlarının tenkitlerine rağmen Petrarca önemli siyasî hizmetler görerek ve Visconti’lerin siyase­tini savunarak sekiz yıl Milano’da kaldı.
Yoğun siyasî çalışmalarına rağmen Mila­no’da oturduğu dönem Petrarca’nın edebi­yat alanındaki en verimli çağıdır. 1362′de oğlu Giovanni ve dostu Ludovico di Campinia vebadan öldü; Petrarca Padova’ya ve buradan da Venedik’e gitti; Venedik cum­huriyeti Petrarca’ya Schiavoni ırmağı kıyı­sında bir ev verdi. Petrarca, kızı Frances­ca ile damadı Francescuolo da Brossano’yu da Venedik’e getirtti, 1370′te kızı ve damadıyle birlikte Arqua’da Euganei tepeleri eteğinde küçük bir şehire yerleşti (biri iki yaşında ölen, öbürüne Petrarca’nm anne­sinin ismi [Eletta] verilen iki torunu oldu). Bu yıllarda Ferrara’da geçirdiği bir buhranı atlattıktan sonra ölünceye kadar siyasî gö­revler almağa ve özellikle bıkıp usanmadan yazmağa devam etti.

Çağdaşları ve bütün XIV. yy., Petrarca’ya bin yıllık bir aradan sonra, klasik latin yazarlarının izinde yü­rüyerek ve onlarla boy ölçüşecek parlak­lıkta latince bir edebiyatı İtalya ve hattâ Avrupa’da yeniden canlandıran çok zarif bir yazar olarak hayranlık duydu; Petrar­ca, daha sonra hümanizm adı verilen dü­şünce ve kültür hareketinin öncüsü olarak sevildi ve kabul edildi, yaşadığı yüzyılda, uzun süre, halk diliyle yazdıklarından üstün tutulan latince eserleriyle Avrupa’da hâkim oldu. Çağdaşları, Petrarca’nm Eskiçağ epik şiir biçimlerini kendi dünya ve sanat görü­şü ve Hıristiyanlıkla bağdaşacak şekilde ye­niden canladırmasma hayranlık duyamadı­lar; çünkü bu maksatla yazdığı Afrika’­yı (1338-1341); 1343′ten sonra yeniden sık sık elden geçirmiş ve eser ancak 1396′da yayımlanabilmişti. Buna karşılık latince yazdığı eserlerden Epistolae Metricae (66 manzum mektup; 1333-1354 arasında ya­zılan bu mektuplardan yalnız annesinin ölümü üzerine yazılanların tarihi bilinir; mektupların derlenmesi ve yeniden elden geçirilmesi üç evrede yapıldı: 1350, 1357, 1363) ve Bucolicum Carmen (Çoban Şiirleri) [12 eglog; 1346-1348; daha sonra birçok de­ğişiklik ve düzeltme yaptı] hayranlık uyan­dırdı. Bu eserlerde birçok mektup yer alır; büyük bir özenle yazılmış bu mektuplara Petrarca’nm hayranları tarafından sahiple­rine ulaşamadan el konduğu sanılır. Pet­rarca, fazla gördüğü veya çok kişisel bul­duğu mektupları atarak, sürekli olarak sağ­lam bir edebiyat örneği ve soylu bir eği­tim aracı meydana getirebilecek ve Roma’nın sayılı kişilerinin biyograflarına benze­yecek şekilde kendi hayatını aktaran bir derleme hazırlamak istedi. Familiarium Rerum Libri XXIV, 350 mektuptan meydana gelir (bu mektuplardan tarihlendirilebilen en eskisi 1325 yılında yazılmıştır); mektupları seçme ve uyarlama işlemi 1349 (bazılarına göre 1345)-1360 arasında çeşitli evrelerde yapıldı. Birkaç istisna dışında derleme Pet­rarca’nm 1361′e kadar yazdığı mektupları kapsar; çünkü bu tarihte Petrarca ikinci bir derlemeye başlamıştır: Seniles (Yaşlı­lık Mektupları) [17 kitap içinde 125 mek­tup]. Bu ikinci derleme tamamlanmamış bir otobiyografya (şairin 1351 yılına kadarki hayatını anlatır) olan, gelecek kuşaklara ya­zılmış bir mektupla biter: Posteritati. Kü­çük Sine Nomine (Adsız) şiddetli yergileri kapsayan 19 mektuptan meydana gelir (1342-1358). Petrarca’nın yazdığı başka mektuplar ise derlemelerde yer almadı.
Düşünce tarzı­nı yansıtan çok önemli bir belge olan Secretum’u Petrarca 1342 – 1343 arasında yaz­dı. 1353′te yeniden elden geçirdi ama başlığını yalancı çıkarmamak için eseri or­taya çıkarmadı (bu eserin gerçek başlığı Secretum Meıım’dm [Sırlarım]). Petrar­ca, bu eserde sık sık ve açık bir şekilde kendini tahlil eder.
iki incelemesi De Vita Solitaria (Yalnız Hayat üstüne) [1346'da yazdı, daha sonra genişletti] ve De Otio Religioso’dai (Dinî Tembellik) [1347'de yazdı, sonra birçok de­fa gözden geçirdi] Petrarca’nın birçok kitap ve birkaç seçme dost veya Tanrı ile başbaşa kalma isteğini ortaya koyar; ama onun bu isteği tembellik yapmak değil de tutkuların verdiği yorgunluktan kaçmaktır. Bu ahlâkî-dinî yazılar dizisine yazıldığı tarih belirsiz olan yedi Psalmi Poenitentiales, bir İtinerarium Breve de ianua Usque ad lerusalem et Terram Sanctam (daha çok İtinerarium Syriacum [1358] adiyle ünlüdür: Italya’da kutsal topraklara ulaşmak için aşılacak ülkeleri anlatır) sayılabilir. Tarihî yazıları da çok ünlüdür: De Viris lllustribus (Ünlü Kişiler) ve Rerum Memorandarum (Unutulmayan Şeyler) [her ikisi de yarım kalmıştır]. Petrarca’nın, önce 1338 veya 1339′da başladığı, 1343′te yarıda kes­tiği De Viris adlı eseri romalı ünlü ki­şileri veya Roma tarihi aracılığıyle bili­nen kişileri kapsar; Petrarca esere 1315-1353 arasında devam etti ve sınırlarını ge­nişleterek Âdem’den çağına gelinceye ka­dar her yüzyıldan ünlü kişilere kitabında yer verdi (eser, paganlık ve Hıristiyanlığın hayat anlayışını bağdaştırmak ve kaynaştır­mak amacını güder). Bağımsız bir eser olan De Gestis Caesaris (Sezar’ın Hayatı) daha sonra De Viris’in içinde yer aldı. 1343-1345 Arasında yazılan Rerum Memorandarum’un kitaplarından 4′ü ile öbür kitap­lardan bazı parçalar günümüze kadar ula­şabildi. De Remediis Utriusque Fortunae (Alınyazısma Karşı İlâçlar) [1356'da başla­dı, 1366'da tamamladı ve yayımladı] ahlâ­kî bir eserdir.
Petrarca’nın bazı polemik eserleri çok canlıdır: kendisini «namuslu ama bilgisiz bir adam» olarak niteleyen dört Venedikli Ibni Rüşt’çü bilgine karşı yaz­dığı De Sui İpsius et Multorum Ignorantia (Kendi Bilgisizliğim ile Başkalarının Bilgisiz­likleri üstüne) [1367]; «mekanik sanatlara» karşı şiiri savunduğu 4 kitap (Invectivarum Contra Medicum Quendam [1352-1355]; aleyhine konuşan kardial Giovanni de Caraman’a karşı yazdığı tnvectiva Contra Quendam Magni Status Hominem sed Nullius Scientie Aut Virtutis [1355'ten sonra yazıldığı sanılır]; papalık merkezinin Avignon’dan Roma’ya taşınması konusunda fransız tezini savunan Giovanni di Hes-din’e karşı yazdığı tnvectiva Contra Eum Qui Maîedixit İtaliae [İtalya'yı Lanetleyen Kimseye Sövgü], 1373). Petrarca’nın hüma­nist eserlerinin önemi, şairin birçok eski metni keşfetmesinden değil, kendisinden ön­ceki hümanistlere oranla Latinceyi çok da­ha iyi bilmesinden ileri gelir; Latince öğ­renmenin önemini ilk kavrayanlardan biri Petrarca’dır: Petrarca, Roma Eskiçağını dolaysız ve doğru bir şekilde öğrenebilmek için klasik latin yazarlarına baş vurmak ve bu yazarların eserlerini karşılaştırarak kont­rol etmek gerektiğini savundu. XV.yy.da en parlak dönemine ulaşan filoloji alanın­daki hümanizm çalışmalarının temelini atan Petrarca’dır.
Bu yüzyılda, klasik latin yazarlarının eser­leri üstüne bilgiler çoğaldıkça Petrarca’nın ünü azaldı; katı gramer ve üslûp kuralları bir yana bırakıldı, Petrarca’nın tanıyamadı­ğı yunan dünyası tanınmağa başlandı. Ama hümanist Petrarca’nın yıldızı sönerken, halk diliyle yazan şair Petrarca’nın ünü ulaşıl­mayacak ölçüde genişledi: XV. yy .m ikinci yarısında Petrarca İtalya içinde ve dışında en büyük lirik şair olarak kabul edildi. Petrarca’cılık, XVI. yy.da, bir yazma tar­zından çok şiir anlayışını ve şairlerin ya­şayışını etkileyen bir yaşama şekli olarak kabul edildi. Canzoniere (Mısralar) ve Trionfi’de (Zaferler) aşk daha çok bir edebî hayal, şairin çelişkilerle dolu kararsız ruh hallerini yönelttiği olağanüstü bir merkez­dir. (M)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRARCA (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETİT-QUEViLLY (LE)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETİT-QUEViLLY (LE), Fransa’da Seine Maritime idare bölgesinde (Rouen idare çevresi) komün, Rouen’ın batı banliyösün­de, Sen kıyısında; 21191 nüf. XVI. yy.dan kalma kilise. Saint-Julien kilisesi; 1160′ta Plantagenet sülâlesinden Henri II tarafın­dan kurulan bir miskinler tekkesinin kalın­tıları (XIII. yy.dan kalma resimler). Sanayi merkezi: kimyasal ürünler (petrol türevleri, sıkıştırılmış gaz, gübre, boya, kauçuk), metalürji (dökümevi, kazancılık, tersane), dokuma (pamuklu kumaş, konfeksiyon, bo­yacılık) sanayii, elektrik malzemesi v.b. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETİT-QUEViLLY (LE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETERSSEN (Eilif)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETERSSEN (Eilif), norveçli ressam (Chris-tiania 1852 – Lysaker 1928). önce Kopenhag’ta okudu, sonra Münih’te W. Diez’den ders gördü; konusunu tarihten alan Christian II’nin, Torben Oxe’nin Mahkûmi­yetini İmzalaması (Breslau müzesi) adlı tab­lo ile tanındı, italya’da (1880′e doğr.) ge­nellikle konusunu Roma imparatorluğundan alan resimler yaptı. Eserleri (özellikle man­zara ve portreler) Oslo galerisinde, dinî re­simleri ise Oslo’da ve Bergen kilisesindedir. (M)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETERSSEN (Eilif) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERUZZt (Baldassare)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERUZZt (Baldassare), italyan ressamı, mimar ve mühendisi (Siena 1481 – Roma 1536). önce Siena katedralinde çalıştı, son­ra 1504′te Roma’ya gitti, Bramante ve Raf-faello ile tanıştı. Şaheseri olan Farnesina villası (1508-1511), o çağda kullanılan süs­leme sanatının tam bir özeti ve Roma in­celiğinin son örneğidir. Roma 527′de yağ­malanarak halkı kılıçtan geçirilirken varı­nı yoğunu kaybetti ve Siena’ya sığındı. Orada, 532′ye kadar belediye binası inşaa­tını yönetti, villa planları çizdi ve Belcaro şatosunu yaptı. Sonra Roma’ya döndü, Massimo sarayını yaptı. Sagra ile Carpi katedrali de onun eseridir. 1536′da, Roma’­da, San Pietro kilisesinin ikinci mimarlığı­na getirildi. (l)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUZZt (Baldassare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERUGİNO

Tarih 22 Mayıs 2009

PERUGİNO (Pietro di Cristoforo vannuc-ct, il — denir), italyan ressamı (Citta della Pieve, Perugia 1445-Fontignano, Perugia1523). Floransa’da Verrocchîo’nun öğrenci­siydi. Pierro Della Francesca’dan etkilene­rek rahat ve ahenkli bir üslûp edindi. Sistina kilisesindeki fresklerde {Anahtarların Aziz Petrus’a Teslimi, 1481) görülen bu an­layış, 1504′te Perugia katedralindeki San Giuseppe kapellası için yapılan Bakire’nin Evlenmesi (Caen müzesi) adlı tabloda bü­yük bir incelik ve çekiciliğe ulaşır. Peru­gino 1496-1500 arasında Perugia’daki Col­legio del Cambio’da büyük bir tarihî dizi meydana getirdi; Sibyllaların ve kahraman­ların bulunduğu bu diziyi bir isa’nın Do­ğumu ve bir Başkalaşım tablosu tamamlar. Perugino 1505′te isabella d’Este’nin hizme­tine girdi ve onun Mantova’daki Studiolo’ su için Aşkla îffet’in Savaşı’ını (Louvre) yaptı. Perugino, tiplerde ve yüzlerde yumu­şaklığı, manzaralarda hafifliği ve ahengi arar. (l)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUGİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERUGİA

Tarih 22 Mayıs 2009

PERUGİA, İtalya’da şehir, Umbria’da, il idare merkezi, Tiber ırmağıyle Trasimeno gölü yakınındaki sivri bir kaya üzerinde; 114 800 nüf.
1307′de kurulan Perugia üniversitesi, yaz aylarında yabancılara özel bir eğitim ya­par. Makine ve dokuma sanayii. İlâç fab­rikaları. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: etrüsk ve romalılardan kalma yıkıntılar (sur­lar, Augustus anıtı, mezarlar), saraylar (Collegio del Cambio ve XV. yy.dan kalma eski üniversite; XIII.-XV. yy.dan kalma belediye sarayı), gotik üslûbunda katedral, San Bernardino lisesi, San Domenico (1305, 1632′de yeniden inşa edildi), San Pietro (kısmen X. yy.dan) ve Santa Agata (XIV. yy.) kiliseleri v.b. Etrüsk ve Roma müze­si. —Perugia ili, 570 100 nüf. Bu dağlık il, Orta Apennin dağları üzerinde uzanır ve ekonomisi tarıma (tahıl, bağcılık, hayvan­cılık) dayanır.
— Tar. Umbria sınırlarında, Tiber’in sağ kıyısındaki bir tepenin üzerinde Etrüskler tarafından kurulan şehir M.ö. 310′da ve 295′te savaşı kazanmak üzere olan Roma’­ya karşı Samnium’lularla ittifak yaptı. M. ö. 41′de (Perugia savaşı) Octavius, Antonius’u burada kuşattı ve şehir yıkıldı. Municipium, Trebonianus Gallus zamanında koloni, sonra site (colonia Vibia Augusta) haline getirilen şehir, imparatorluk döne­minde zenginleşti; fakat Totila tarafından ikinci defa yıkıldı (M.S. 548). XI. yy.da komün haline getirildi. 1534′te Papalığın hâkimiyetini kabul etti. 1798-1799 Arası Trasimeno idare bölgesinin merkezi olan Perugia’da XV. yy.da önemli bir resim okulu kuruldu (Caporali, Bonfigli, Perugino, Pinturicchio). [L]

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERUGİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERU

Tarih 22 Mayıs 2009

PERU i. Bk. pero.

PERU, Güney Amerika’da devlet, Büyük Büyük Okyanus kıyısında; 1 285 215 km2; 12 012 000 nüf. Başkenti, Lima (1 716 000 nüf.). Başlıca şehirleri: Calloa (161 300 nüf.); Arequipa (156 700 nüf.); Trujillo (100 100 nüf.), Chiclayo (86 900 nüf.); Cuzco (78 300 nüf.); İquitos (58 200 nüf.).

COĞRAFYA Fizikî coğrafya

• Yüzey şekilleri. Peru’nun yüzey şekilleri üç büyük bölgeye ayrılır: Andîar, Amazon bölgesi, kıyı bölgesi.

1. Merkezde Andlar, arazinin üçte birini içine alır. Hemen her yerinde başlıca üç unsura rastlanır: 4 000 m yükseltiye doğru puna veya pampa denen yüksek alanlar, 5 000 m’den yukarıda çoğu 6 000 m’yi aşan ve eskiden sanıldığı gibi düğümler değil, basamaklar meydana getirerek kuzeybatıdan güneydoğuya uzanan kalıntı engebeleri, Amazon şebekesine bağlı akarsular (Urubamba, Apurimac, Mantaro, Huallaga, Maranon) tarafından aşıldığı halde başları çoğunlukla Büyük Okyanus’a yakın olan dar ve derin vadiler.

And dağlarının en geniş kısmı Güney Peru’dadır. Bu bölgede üç kısım ayırt edilir:

Huancayo Andları’nı, Abancay’ı Cuzco ve Carabaya’yı kapsayan doğu cordillera; Titicaca gölüne doğru çoğunlukla bazaltlar ve volkan külleriyle örtülü olan (Bolivya sınırı dışında) ve büyük ölçüde yarılan punalar; Chachani (6 035 m), Misti (5 842 m), Tutucapa (5 780 m) gibi yanardağların bulunduğu batı cordillerası. Orta ve Kuzey Peru’da, Andlar kıyı bölgesinden uzaklaşır; kütle özelliği taşıyan dağlar kalıntı engebeleridir: Huayhuash cordilleralan; Huascaran dağında yükseltisi 6 768 m’yi bulan ve güzel buzulların yer aldığı cordillera filanca, Serra Negra (5 000 m). Ekvador sınırına yaklaştıkça Cajamarca Andları’nda genel yükselti azalır ve boğazların yüksekliği 2 500 m’yi aşmaz. Puna alanlarının yerini Mantaro’nun doğduğu Junin pampası ve Rio Santo’nun başladığı Conocacha pampası gibi yüksek bataklık ovalar alır.

2. Andların doğusunda Peru Amazon bölgesi (Amazonas) uzanır; Rio dağeteğiyle bir alüvyon ovasından meydana gelen bu geniş bölgedeki ırmakların başlıcaları (Ucayali, Maranon ve Rio Napo) önandlar’dan çıktıkları boğazlar ve çağlayanlardan sonra (Maranon kıyısında, 150 m yükseltide Pongo de Manseriche) genişler. Peru Amazon bölgesi, ülke topraklarının yarısını içine alır. Bk. AMAZON.

3. Kıyı bölgesi, bir dolma ovasında veya Chincha ile Canete arasında yükseltisi 170 m’yi bulan konglomera yarlarından meydana gelir, Batı Andlar ile temas bölgesi, ancak Pisco ile Narca arasında yüksektir.

• Peru İklim ve bitki örtüsü. Başlıca iklim olayı kıyı ile Amazon bölgesi arasındaki bakışımsızlıktır. Dünyanın en kurak bölgelerinden biri olan kıyıda sıcaklık farkları çok düşüktür: Lima’da on dokuz yılda yıllık yağış ortalaması 37 mm’dir. Bu çok az yağışlar gökyüzünü kışın örten buharların (garva) yoğunlaşmasının sonucu olan ince yağmurlar halinde düşer; bununla birlikte yükseltisi 500 m’yi geçen tepelerde (paranalar) seyrek otların yetişmesine imkân verir. Kıyı bölgesi, Batı Andlar’dan inen sel sularının ağzındaki vahalarla yer yer kesilen bir taş ve kum çölüdür. Buna karşılık Peru Amazon bölgesi bol yağış alır (ovada 3 m’den çok): bu yağışlar ve ekvator bölgesinin aşırı sıcaklığı montana denen ve yapraklarını dökmeyen sık bir ormanın yetişmesine imkân vermiştir. Montana adı, teşmil yoluyle bütün bölgeyi de ifade eder. Doğu Andlar’ın yamaçlarında orman seyrekleşir: burası otlu bozkırlar ve çalılarla örtülü ceja da montana bölgesidir. Doğu sierralarda yükselti sıcaklığın düşmesine yol açar. Cuzco’da yıllık sıcaklık ortalaması 20°C, en yüksek sıcaklık 26°C ve en düşük sıcaklık —5°C’tır. Mayıs Kasım aylarında yağış düşmez ve yağışlar aralık-nisan ayları arasında toplanır. Yağışlar yükseltiyle birlikte azalır: kuzeyde yıllık yağış ortalaması 900 mm, güneyde ise 300 mm’dir; ancak sert ve ender bir otun yetiştiği punalar çöllerle örtülüdür. Ağaçlar yalnız vadilerde ortaya çıkar (salkım söğüde benzeyen molle ahlat ağacı). Dikenli ağaçsılar ve cereus katlarıyle (3 800 – 1 500 m yükselti arasında) Batı And punalarından kıyı çöllerine geçilir. Buzullar ve daimî karlar yüksek kalıntı engebelerinde toplanmıştır ve 4 500 m’nin altına pek ender iner. Cordillera Blanca’nın adını buzullardan almasına karşılık, Misti’-de, yükseltisine rağmen, daimî karlar yoktur.

PERU Beşeri coğrafya

Peru, eski kızılderili medeniyetlerinin ülkesidir. Halkın çoğu hâlâ quechua ve aymara dillerini konuşur. Nüfusta kızılderililerin oranı yüksektir: bütün ülkede yüzde 47, Sierra’da yüzde 80. Melezlerin sayısı da hemen hemen aynıdır ve şehirlerde özellikle Lima’da yaşayan safkan beyazların sayısı ancak 600 000′dir. ülkede hâlâ 40 000 asyalı (özellikle cinli) ve 30 000′den az zenci yaşar. Hızla çoğalan nüfus son kırk yılda iki kat kadar artmıştır. Doğum oranının binde 30′dan çok, ölüm oranının ise binde 8,2′den az olduğu sanılır. Ortalama nüfus yoğunluğu km2′de 8,1 kişidir. Ama, Sierra’-daki yoğun nüfuslu vadilerle Puna’nın ve Amazon ormanmdaki birbirine uzak toplulukların nüfusu çok farklıdır. Peru’nun öteden beri bir köylü ülkesi olmasına karşılık şehir nüfusu zaman zaman tehlikeli bir ritimle artar. Bunun sebebi, Kızılderililerin yoksulluk yüzünden dağlardan kaçmasıdır: 1925′te 250 000 kişi olan Lima’nın nüfusu bugün Calles limanıyle birlikte bir milyonu aşar. öbür Peru şehirleri çoğunlukla sanayinin az ölçüde geliştiği büyük tarım pazarlarıdır: şekerkamışı ve pirinç tarlalarıyle Trujillo ve Chiclayo, vahasıyle Arequipa, pamuk tarlalarıyle Ica ve Piura, güzel tarlalarıyle Cuzco. Bununla birlikte yeraltı kaynaklarının işletilmesi Andlar’da, Cerro de Pasco ve La Oroya, Tacna (bakır), Chimbote (çelik fabrikası) gibi şehir çekirdeklerinin kurulmasına yol açmıştır. Büyük Okyanus kıyısında Bolivya’nın limanı olan Mollendo, Peru’nun Amazon kıyısındaki limanı tquitos ve Titicaca gölünün limanı Puno’da ulaşım sayesinde sanayi gelişmiştir.

Peru iktisadî coğrafya

• Tarım ve balıkçılık. Tabiî bölgelerin çeşitliliği üretimin ve kır faaliyetlerinin büyük ölçüde çeşitlenmesine imkân verdi: Amazon bölgesinde kerestecilik, tropikal ürünler tarımı (pirinç, mısır, manyoka, yerfıstığı, şekerkamışı, pamuk, kahve, kakao, çay), akdeniz ve ılıman iklim bitkileri (buğday, arpa, asma, zeytin, mercimek, bakla, fasulye), patatesin ağır bastığı And bitkileri tarımı. Ama çoraklık sulamayı gerektirir ve tarımı devamlı olarak kuraklık tehdit eder. Amazon ırmaklarının sularını kıyıya ulaştırmak için büyük çalışmalar tasarlanmıştır. Sömürgecilerden kalma büyük mülkler veya tersine bazı sulak bölgelerde toprakların aşırı derecede parçalanmış olması genellikle çok yoksul olan kızılderili köylülerin hayat seviyesinin yükselmesini engeller. Dağlardaki geniş alanların teknik bakımdan çoğunlukla geri olmasına karşılık, kıyılardaki daha modern büyük çiftliklerde şekerkamışı ve pamuk yetiştirilir; kimyevî gübre ile tohum seçimi Mısır elyafına benzer bir pamuk üretilmesine imkân vermiştir. İhracat bitkileri tarımının gelişmesi, besin tarımıyle atbaşı yürümez: oysa beslenecek insan sayısı günden güne artmaktadır. Et üretimi ülke ihtiyacını karşılamağa yetmez. Bununla birlikte And sürüleri (koyun, lama, vicuro, alpaka) yün ihracatına imkân verir. Peru doğudaki sıcak ve yağışlı bölgelerin değerlendirilmesini (Tingo Mario yerleşme merkezi) desteklemektedir. Ayrıca Büyük Okyanus’un soğuk sularında büyük ölçüde balıkçılık yapılır. Ton balığı avcılığının teşkilâtlandırılması, hamsi setlerinin yakın bir tarihten beri büyük ölçüde işletilmesi ve büyük tesisler inşa edilmesi Peru’nun birkaç yıl içinde yabancı sermaye ve teknisyenler yardımıyle dünyada balıkçılığının en gelişmiş olduğu devletlerden biri haline gelmesine imkân verdi. 1960-1965 Arası gayrısafi millî hasıla, yılda yüzde 6 oranında arttı; ama hızlı nüfus artışı bu oranı yaklaşık olarak yüzde 3,5′e düşürdü. Bu ilerlemenin başlıca sebebi, Jbalık unu sanayiinin gelişmesidir. 1960-1964 Arasında, tutulan balık miktarı 3,6′dan 9,1 Mt’a çıktı ve Peru dünyada birinci sıraya yükseldi (1966′da 8,8 Mt). Bir toprak reformu başlatılarak 60 000′den çok köylüye toprak verildi.

• Madenler. Yeraltı kaynaklarının işletilmesi Peru ekonomisinin sağlam olmayan dengesini sağlar. Sömürge dönemindeki altın ve gümüş, özellikle XIX. yy .da işletilen guano, bugün ikinci plana düşmesine rağmen hâlâ önemlidir. Peru dünyanın dördüncü gümüş üreticisidir; guano hâlâ kıyıdaki çorak adalarda elde edilir. Demirsiz madenler üretimi önemlidir: kurşun, bakır (La Oroya’da işlenir), Cerro de Pasco bölgesinde çinko daha az ölçüde çıkarılır ama ticarî önemi büyük olan vanadyum, bizmut, antimon, tungster, molibden, kadmiyum, uranyum, manganez. Demir filizi üretimi hızla gelişmektedir: 1953′ten beri işletilen Marcona yatağı; Lima’nın güneyinde Acari madenleri; zengin filizlerin bulunduğu ve Japonların ilgilendiği güneydeki Chala limanı yakınında yataklar. Peru Maden bankası yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesini destekler ve yabancı şirketlere (başlıcaları amerikan şirketleri) arama ve işletme imtiyazları verir. Madenlerin dağlarda, çoğunlukla 3 500 m’den yüksekte olması, bunların işletilmesini güçleştirir ve masrafları artırır.

• Enerji kaynakları. Peru enerji” sıkıntısı çeker: Ancak idare bölgesinde, Santa vadisinde ve Arequipa ile Tuna arasında, maden kömürü üretimi 160 000 tonu pek az geçer; hidroelektrik üretimi çorak iklim, akarsuların sel rejimi ve Andlar’ın yüksek eğimi yüzünden sınırlıdır; bununla birlikte petrolün katkısı önemlidir: en verimli yataklar kıyı bölgesinin kuzeyindedir: Lobitos ve Negritos (bir ingiliz şirketi tarafından işletilir), Talara (Standart Oil’un kolu olan bir şirket), Zorritos (devlet şirketi) petrol merkezleri. Amazon yamacında Amerikan-Peru şirketinin üretimi artmaktadır. Aynı zamanda And dağeteğinde araştırmalar yoğunlaşmakta ve Manaus’ta (Brezilya) inşa edilecek rafineriye ham petrol sevkıyatı tasarlanmaktadır.

PERU için Machupiccu’da harabeleri önem arzetmektedir. Andların en yüksek zirvelerinden Salcantay ‘dır.

• Sanayi. Peru’da sanayi son yıllarda gelişti. Geleneksel besin ve dokuma sanayii (Lima, Cuzco, Arequipa) dökümcülük, çinko, bakır ve kurşun tasfiyesinin yanı sıra modern sanayiye ve temel donatıma yönelmiştir (Chimbote Çelik fabrikası). Gelişen kimya sanayii, gübre, patlayıcı madde, ecza ve antikriptogam malzemesi, sunî dokuma üretir. Ayrıca seramik, sıcağa dayanıklı maddeler oto lastiği fabrikaları kurulmuştur.

Peru’da sanayide en büyük gelişme, üretimi üçte iki artan demir çıkarımında oldu (1966′da 5,3 Mt); petrol üretimi daha ağır gelişmesine rağmen 1966′da 3 Mt’u geçti. Bakır, kurşun, çinko, değerli madenler, 1960′-tan sonra en yüksek seviyesine ulaştı; kurşun, özellikle de çinko üretiminin bir kısmı yerinde değerlendirilmeğe başladı.

• Ulaşım. Hükümetin sürekli çabalarına rağmen ulaşım yolları ağı henüz yetersizdir. 4 000 km’yi aşan demiryollarının çoğu özel şirketlerindir (başlıcası bir kanada şirketi); hatların çoğu 1951′den sonra And şehirleriyle maden merkezlerini kıyı limanlarına bağlamak için inşa edildi ve inşaat sırasında dünyanın en yüksek seviye farklarıyle karşılaşıldı. Başlıca hatlar Lima’yı Cerro de Pasco ve Huancayo’ya bağlar; Çuzco, Puna, Arequipa ye Mollendo’ya bağlanmıştır. En iyi karayolu, Büyük Okyanus kıyısını takip eden Panamerika karayoludur. Devam eden inşaatlarla karayolları And yamacına doğru uzatılmaktadır; And yamacında ırmak ulaşımı da düzenlenmektedir (tquitos limanı). Ayrıca hava ulaşımı hem milletlerarası (Lima havalimanının donatılması), hem de mahallî rol oynar. Başlıca limanlar Talara (petrol ihracatı), Paita ve Pisco (pamuk), San Juan (Marcona’nm demiri), Bolivya dış ticaretine katkıda bulunan Chimbote, Mollendo ve Matarani, donatımı çok modern olan ve çeşitli malların mübadelesi yapılan Callao’dur.

• Dış ticaret. Peru’nun dış ticareti, hâlâ hammadde ihracatıyle sanayi ürünleri ithalâtına dayanır. Maden filizi, maden ve tropikal ürünlere (pamuk, şekerkamışı) yönelen ihracat oldukça çeşitlidir. Besin ürünleri ve yeni sanayiler için gerekli donatım mallarını ithal etme zorunluğu ticaret ?çığını artırmış, peru parasını zayıflatmıştır. Latin Amerika’da Peru’nun özelliği serbest mübadeleci siyaseti ve dış yatırımları geniş ölçüde kabul etmesidir.

Genellikle tek tip üretime dayanan nispî refahın sağlam temellere oturtulmadığı 1965′te balık unu ihracatındaki gerilemeyle ortaya kondu; pamuk ve şeker fiyatlarının düşmesi durumu daha da ciddîleştirdi. Balıkçılığın gelişmesi 1960′tan sonra, eskiden beri hep açık veren ticaret bilançosunu dengelemeğe imkân vermişti. Bu sanayinin gerilemesi ihracatta duraklamaya yol açtı; oysa ithalat artmağa devam ediyordu. Ticarî bilanço 1965′te yeniden açık verdi, aynı yıl altın ve döviz rezervlerinin yarısı eridi. Durum güç çözülür bir hal aldı; çünkü ihracatta beklenen yeni gelişme 1959-1964 dönemindeki kadar hızlı olmadı (o dönemdeki olağanüstü artış henüz dizginlenemeyen bir enflasyona yol açmıştı). Latin Amerika serbest mübadele bölgesinin kurulması (1960-1961) 1960-1964 arası öteki tiye devletlerle ticareti iki kat. artırchysa da, 1966′da A.B.D. hâlâ Peru’nun ticaret yaptığı başlıca ülkeydi (ithalâtın yüzde 37’si, ihracatın yüzde 35′i).

TARİH

ilk medeniyetler

En eski medeniyetin kuzey kıyıdaki Huaca Prieta medeniyeti olduğu (M.ö. 1500′e doğru) sanılır: M.ö. 1000′e doğru ortaya çıkan mısır ve seramik, kıyıda Viru ve Chavin (yaklaşık olarak M.S. 300′den 600′e), Mochicas (Moche anıtları) ve Nozca (M.S. 500′e doğru) kültürlerinin gelişmesine yardım etti. Sonra büyük siteler çağı başladı: yaylada Aymaraların Tiahuanaco sitesi, kıyıda Chimaların başkenti Chanchan (M.S. 1200′e doğru). Bütün bu medeniyetlerin ortak özelliği mısır ve patates tarımı, lama yetiştiriciliği, bakır, tunç ve altın metalürjisidir: ayrıca hepsi yazıları olmadığından hatıra bırakmak için quipu kullanırlardı. 1200′e doğru tnkalar Güneş sülâlesi Cuzco vadisi Quechua’larında hüküm sürmeğe başladı: XV. yy.da Viracocha İnka, Pachacutec, Tunas, Yupanqui ve Huayna Capac zamanında 5° kuzey enlemi ile 37° güney enlemi arasındaki And yayları ve kıyı halklarının hepsine hâkimiyetini kabul ettirdi, özellikle mimarîsi (bk. cuzco, machupicchu) ve idarî kurumlarıyle ilgi çeken inka medeniyeti boyun eğdirdiği bütün halklara silinmez damgasını vurdu.

ispanyol fethi ve hâkimiyeti

Devletini iki oğlu Atahualpa (Quito) ve Huascar (Cazco) arasında bölüştüren Huayna Capac’ın ölümünde (1525′e doğru), iç savaş İnka imparatorluğuna büyük zarar verdi. Panama İspanyolları, Balboa’dan beri, daha güneyde altın bakımından zengin bir ülke bulunduğunu biliyorlardı ve bazıları kıyı bölgesini keşfe gitmişlerdi. Bu serüvencilerden Francisco Pizarro, Kari V tarafından henüz fethedilmemiş olan Yeni Castilla’nın genel valiliği ve başkumandanlığına tayin edildi (1529). Atahualpa’nın kardeşini öldürttüğü (1532) sırada inka topraklarına ayak basmıştı (1531). Pizarro birkaç asker ile İnka’yı tutukladı ve boğdurdu (1533 ağustosu); İspanyollar Cuzco’yu ve hazinelerini ele geçirirken ülkeyi Pizarro’dan sonra onun tayin ettiği kukla valiler yönetti. İnka Manco Capac II ayaklandı, genel valinin kardeşini büyük şehirde kuşattı (1533-1536) sonra ormanlara çekildi. İnka imparatorluğunun candamarını Cajamarca ortadan kaldırdı ve yenilenler ya kendilerini öldürerek veya İspanyolları çekmiş olan hazineleri tahrip ederek direndiler. Birbirlerine düşman olan Pizarro ve arkadaşları (bk. almagro) 1538-1542 arası ortadan kalktılar.

1542′de Kari V «Yeni yasalara çıkarttı ve bunların uygulanması için Peru Kral naipliğini kurdu; sınırsız bir arazi olan bu naiplik Güney Amerika’da devam eden fethin hareket üssü olarak yararlanıldı: ilk genel vali Blasco Nunez Vela, 1543′te, kıyı yakınında Pizarro tarafından kurulan (1535) ve 1542′de bfr audiencia merkezi olan Lima’ya yerleşti. Genel valiye bir meclis (Real acuerdo) ve yerlerini 1582′de sekiz mültezimin aldığı il valileri (corregidoreler) yardım ediyordu. Canete markisi genel vali (1556-1561) Andres Hurtado de Mendora’nın hazırladığı sömürge sistemini Francisco de Toledo (1563-1581) inka örneğini kopya ederek teşkilâtlandırdı: bu sistem tarım toplulukları halinde biraraya toplanmış olan kızılderililerin sömürülmesine dayanıyordu: toplulukların bazıları kendilerini sömüren bir ispanyol yöneticinin vesayeti altındaydı (encomienda’laı); öbürleri kabilenin kamu yetkisine ve mita’ya (Inkaların kurduğu angarya sistemi) karşı borçluydular (çoğu bu yüzden Lima’ya ve kıyı bölgelerine kaçtı). Kızılderilileri paganlıktan kurtararak hıristiyan kültürüne bağlamak (Juli cizvit misyonu) ve orijinalliklerini muhafaza etmek için (Kari II’nin Recopilacion de las Ley es do indias’ı çıkarması [1680]) rahipler büyük çaba harcadılar, inka kralı Tupac Amaru I’in (öl. 1571) ve 1780′de Tupac Amaru II’nin (öl. 1781) isyanlarının da gösterdiği gibi inka klanı toplum yapısında ağırlığını uzun Süre muhafaza etti. İspanyol kolonları And yaylalarında zeytin, buğday ve üzüm yetiştirmeğe başladılar; kıyıda kurdukları şekerkamışı işletmelerinde çalıştırmak için zenci köleler getirdiler: boyalar, mobilyalar, dinî süslemeler, meksika dokumaları v.b. satın aldılar. Ama Peru’nun başlıca zenginliği yeraltı kaynaklarıydı. Huancavelica civa madeni sayesinde Meksika’da (1567), sonra Peru’da (1572′de veya en geç (1585′te) gümüş malgamasına başlandı. 1545′te bulunan Potosi gümüş madeni XVIII.yy.a kadar dünya üretimine hâkim oldu ve Callao de Lima’dan Panama (başlıca yol) ve Tehuantepec kıstaklarına (Huatulca, XVI.yy.dan sonra da Novidad limanlan) doğru giden ticarî akınların büyük kısmını besledi. İspanya’nın ve bütün Avrupa’nın ekonomisini bozan bu para, sömürge toplumunu zenginleştirdi: Peru’da şehirler, barok üslûbunda kiliseler ve bir üniversite (1551′de Lima’da San Marcos üniversitesi) inşa edildi; ayrıca ülkenin lüks eşya ithalâtı günden güne ar­tıyordu.
Ama bu refah dönemi uzun sürmedi; Potosi’nin gümüş üretimi, 1610-1630 arası en yüksek seviyesine eriştikten sonra, işletme­nin teknik yetersizliği ve kızılderili halkın mita’nın uygulanmadığı kıyıya, tarım işlet­meler ine ve şehirlere (özellikle Lima) kaç­ması yüzünden çöktü: ücretli işçi sınıfının doğması bu süreci engellemedi; zaten nüfus da XVII. yy., sonuna kadar büyük ölçüde azaldı. XVIII. yy.da nüfus yeniden art­mağa başladı, ama Potosi tekrar kalkma­madır bunda, ispanya ile Büyük Okyanus ve Panama kıstağı aracılığıyle kurulan iliş­kilerin kesilmesi ve ispanya ile tek bağlantının uzun ve tehlikeli Buenos Aires yo­lundan başka bir bağlantının bulunmaması büyük bir rol oynadı. Avrupa ile bağlantı­ları kesilen, birbirinden iyice uzak ve her birinde ayrı bir hayat tarzı gelişen coğrafî birimlerden kurulur ve aslında bütün Gü­ney Amerika’yı içine alan yedi audencia’ya (Panama, Santa Fe de Bogota, Quita, Li­ma, Charcas, Şili ve Buenos Aires) bölün­müş büyük Peru Genel valiliği yavaş yavaş bugünkü sınırlarına yerleşti. Tierra Firma veya Yeni Granada (1718) Genel valiliği 1739′da kesinlikle teşkilâtlanarak Peru’dan bugünkü Venezuela, Kolombiya ve Ekvador’u aldı; 1776′da La Plata Genel valiliğin (Arjantin, Uruguay, Paraguay) kurulmasıyle Peru Charcas audienca’sım (Yukarı Pe­ru, bugünkü Bolivya) bile kaybetti. Ayrıca 1778′de kurulan Şili Genel valiliği Lima’­ya karşı oldukça muhtardı ve ticaret ser­bestisinin ilânı (1778) ispanyol sınırlarını tehlikeye düşürerek bağımsızlığı hazırladı.
Peru’ nun Kurtuluşu ve Siyasî bağımsızlık
Kral naibi J.F. Abascal (1804-1816), Kreollere ispanyol hâkimiyetini kolaylıkla kabul ettirdi ve isyan eden arjantin ordusunu püs­kürttü. Ama Cadiz ayaklanmasından (1820) sonra, San Martin, Arjantinli ve Şilililerin başında hücuma geçti, ayaklanan Lima’ya girdi, Peru’nun bağımsızlığını ilân ederek «Koruyucu» unvanını aldı (28 temmuz 1821); ama Bolivar ile Guayakuil’de görüştükten (temmuz 1822) sonra 1822 eylülünde bu un­vandan vaz geçti. Kurtarıcı adı verilen Bo­livar ordusu (eylül 1823) ispanyol ordusunu kesinlikle yok etti (Junin ve Ayacucho 1824): son ispanyol garnizonu (Callao gar­nizonu) 1826 ocağında teslim oldu. Ama topluma hâlâ beyaz azınlık, büyük mülk sahipleri ve kilise hâkimdi. Daha o tarih: e siyasî kargaşa başladı; Bolivar’m ülke; kaderine terk etmesinden (eylül 1826) er­ce iki yıl içinde iki cumhurbaşkanı değişi: Peru’da birçok pronunciamento ve Anaya­sa değişikliği olurken XIX. yy. Avrupa siyasî belâgatinin altında CaudillolariK şahsî rekabetleri gizleniyordu.
Aşağı ve Yukarı Peru arasındaki gelenek­sel bağlar, mareşal Santa Cruz’un bir Peru-Bolivya konfederasyonu kurmasına (1836 imkân verdi: bu birliği şili ordusu dağıttı (1839). iki defa cumhurbaşkanı seçilen Ramon Castilla (1845-1851 ve 1855-1862), dik­tatörlüğünü kabul ettirdi, kızılderililerder. vergi alınmasını ve zencilerin köleliğini kal­dırdı, millî ekonomiyi geliştirdi: avrupa sermayelerinin guano ve güherçile işletme­leriyle ilgilenmesi, ülkeye çok kötü şartlar altında yaşayan cinli işçiler getirilmesin: başlattı (1849′dan sonra). Bir borç meselesi ispanyol donanmasının guano bakımından zengin olan Chinehar adalarını işgal etme­sine (1864), sonra Callao’yu topa tutmasına yol açtı (1866); sonunda ispanya sömür­geyi yeniden fethetme hevesinden vaz geç­mek zorunda kaldı. Tarapuca güherçilelerinin yol açtığı Pasifik savaşında, Şili, Bo­livya (1879-1881) ve Peru’yu (1879-1883) yen­di. Peru, Tarapaca ilini Şili’ye bıraktı. Şi­li Tacna ve Arica’nın öbür illerini de işgal ederek, plebisit yapılıncaya kadar on yn elinde tuttu. Aslında mesele ancak 1929′ d a Şili’nin Tacna’yı iade etmesi ve Arica’y: muhafaza etmesiyle çözüldü. Brezilya (1909 ve Kolombiya ile daha az önemli sınır ça­tışmaları çözüldü (Leticia trapeze’nin bıra­kılması, 1934); buna karşılık, Ekvador ile anlaşmazlık (Maranon’un kuzeyindeki böl­ge) Peru’nun anlaşmazlık konusu amazon arazilerinin büyük kısmında hâkimiyetin: onaylayan Rio de Janeiro antlaşmasına (1942) rağmen henüz gerçekten çözümlenememiştir.
Pasifik savaşı ve Şili işgali yüzünden iflâs eden Peru, devletin yönetimini askerlere (general Iglesias, sonra Caceres [1886-1890 ve 1894-1895]), maliye ve ekonominin yöne­timini ise bir avrupa konsorsiyumuna (Peruvian Corporation) bıraktı. Maden işletme­si (altın, gümüş, bakır, çinko, petrol), XX. yy. başında yeniden gelişti. 1908-1912, sonra 1919-1930 arası cumhurbaşkanı seçilen A.B. Leguia, Birinci Dünya savaşından sonra şiddet yerine rüşveti tercih eden ve büyük iktisadî buhran sırasında ortadan kalkan bir diktatörlük kurdu. V.R. Haya de la Torre tarafından 1924′te Paris’te kurulan ve 1933′te kanun dışı ilân edilen marksist eğilimli ve A.B.D. düşmanı A.P.R.A. (Alienza Popular Revolucionaria Americana [Amerikan Devrimci Halk birliği]) ülkede yeni bir siyasî kuvvet oldu. Manuel Prado Ugarteche’nin (1939-1945) başkan­lığı sırasında temel hürriyetler yeniden or­taya çıktı. L. Bustamente y Rivero’nun cumhurbaşkanlığı sırasında (1945-1948) A. P.R.A.’nm siyasete katılmasını ve bir hü­kümet darbesi denemesini (1948), iktidarı general M.A. Odria’ya veren bir Pronun-ciamiento takip etti; M.A. Odria, A.P.R. A.’yı ve Komünist partisini kanun dışı ilân etti (1948) ve cumhurbaşkanı seçildi (1950-1956). 1956 Seçimlerinin serbestçe yapılma­sı «apriste»lerin ve liberallerin M. Prado Ugartache’yi yeniden cumhurbaşkanı seç­melerine (şubat 1960) imkân verdi. Haziran 1962′de, başkanlık seçimleri sonuçları, A. P.R.A. Kurucusu Haya de la Torre lehine gibi göründü. Günden güne basit bir «reformizm»e yönelen Torre’nin durumunun de­vamlı olarak gerilemesine rağmen, ordu vadenin yaklaşmasından kaygılandı ve dar­beye baş vurdu: general Ricardo Perez Godoy seçimleri iptal etti ve geçici bir askeri hükümet kurdu. Haziran 1963′te, yeni se­çimler sonucunda Halk Hareketi partisinin adayı olan ve hıristiyan demokratlara da­yanan liberal Belaunde Terry başkan se­çildi. Fakat sosyal reformlar sınırlı kaldı. Yönetici çevrelerin dağlı köylülerle pek il­gilenmemesi, Castro’yu örnek tutarak si­lâhlı mücadeleyi genişletmeğe çabalayan ger iller o hareketlerinin gelişmesine yol aç­tı, özellikle, M.I.R. (Movimiento de la îzquierda Revolucionaria [Devrimci Sol hare­keti]), 1965′ten sonra birçok çete kurdu: hareketin kurucularından avukat Luis de la Puente Uceda, aynı yıl savaşırken öldü ve hükümet çevreleri âsilerin yok edildiğini açıkladı.
Gerilla faaliyetinin önlenmesi üzerine hü­kümetçe temmuz 1965′te kaldırılan anayasal haklar iade edildi (1966). 3 Ekim 1968′de başkan Belaımde Terry bir askerî hükümet darbesiyle devrilerek Buenos Aires’e sürül­dü. Darbeyi takip eden günlerde birtakım öğrenci hareketleri patlak verdi. Askerî dar­be hareketini yöneten genelkurmay başkanı general Juan Velasco Alvarado, başkan, ge­neral Ernesto Montagne ise başbakan oldu; askerlerden meydana gelen 12 kişilik bir hü­kümet kuruldu. Yeni hükümet, önceki an­laşmaları iptal ederek ülke petrolleri ve şe­ker plantasyonları devletleştirdi. Toprak reformunun gerçekleştirilmesi doğrultusun­dan köklü tedbirler alındı. Petrol şirketleri­nin devletleştirilmesi, dolayısıyle A.B.D.’-nin Peru ile olan anlaşmazlığı devam eder­ken, Peru hükümetinin ülke karasularını 200 mile çıkarma konusundaki kararını uy­gulaması iki ülke arasındaki ilişkileri büs­bütün gerginleştirdi. Peru askerî hükümeti sanayi kesiminde de köklü reform ve devlet­leştirme tedbirlerine girişti. Peru’da 31 mayıs 1970′te meydana gelen bü­yük deprem 50 000 kişinin ölümüyle sonuç­landı; 800 000 kişi açıkta kaldı.

Pizarro ile Atahualpa’nın Cajamarca’da karşılanması (1532) The de Bry’ın gravürü Cabinet des Estampes, Paris.

AN AY AS A
1933 Anayasasında birçok defa değişiklik yapıldı. Okuma yazma bilen erkek ve ka­dınlar (1956′dan beri) seçmendir (21-60 yaş arası oy kullanma mecburîdir). Cumhurbaş­kanı, iki başkan yardımcısıyle birlikte altı yıl için seçilir, yürütme gücünü elinde tu­tar; meclislere karşı sorumlu olan on iki bakan vardır. Devlet güvenliği gerektirdi­ğinde cumhurbaşkanı hürriyetlerin tamamı­nı veya bir kısmını kaldırabilir ve sınırı kanunla tespit edilen olağanüstü yetkiler alır. Yasama gücü tek dereceli genel oy sistemiyle altı yıl için seçilen senato (53 üyeli) ve millet meclisindedir (182 üye). Ülke bir vali tarafından idare edilen 24 idare bölgesi ile illere (onlar da idare böl­gelerine) bölünmüştür, ilke olarak belediye meclisleri seçimle iş başına gelir. Kızılderili topluluklarına kanunî haklar tanınmıştır.
GÜZEL SANATLAR
Kolomböncesi eski peru sanatı Güney Ame­rika’nın en önemli sanatıdır ve Inka im­paratorluğunun bütünlüğü sağlamasından önce çeşitli bölgelerde gelişen farklı medeniyetlerin sonucudur. (Bk. KOLOMBÖNCE­Sİ.) Fetihten sonra Peru, ispanyol barok sanatının bir eyaleti haline geldi: ama yerli sanatçıların etkisi ve katkısı, bu sanata eski sanatları hatırlatan hayalî süsleme temalarıyle orijinal bir görünüş kazandırdı. Başlıca anıtlar Cuzco katedrali ve Pamata kilise sidir. XVI. ve XVII. yy .da Cuz­co’da gelişen bir resim okulundan inka ilerigelenlerinin portreleri, dinî tablolar ve inka sembollerinin hıristiyan temalarına ka­rıştığı eserler kalmıştır. XVII. ve XVIII. yy.da bol altın kullanan şatafatlı süsleme sanatı oymalarla süslü koltuklar, kumaş­lar, çerçeveler bıraktı. Halk sanatı, sera­miklerde, giyeceklerde ve dinî eşyalarda ispanyol sanatı ile kolomböncesi sanatı kay­naştırır. XIX.yy. ressamlarından Jose Gilde Casho portreler, F. Laso, L. Merino ve F. Fierro halk hayatından sahneler bıraktı­lar.
EDEBİYAT
Kolomböncesi edebiyat için bk. İNKA İM­PARATORLUĞU; sömürge döneminin edebî faaliyeti için bk. İSPANYOLCA.
• Şiir. XVIII. yy.ın mirasçısı olan hiciv şairleri Felipe Pardo y Aliağa (1806-1868) ve Manuel Asensio Segura’dan (1805-1871) sonra, romantik nesli şu şairler temsil eder: Lamartine hayranı Jose Arnaldo Marquez (1830-1904): ağıtlar yazan Carlos Augusto Saloverri (1831-1890); V. Hugo’nun etki­sinde kalan Clemente Althaus (1835-1881); daha çek nesirleriyle tanınan Ricardo Palma (1833-1919), millî edebiyatı ispanyol ge­leneklerinden kur!atmağa çalışan Manuel Gonzalez Prada (1844-1918). Ama Peru’da modernciliğin gerçek önderi, Ruben Dario’ nun çömezinden çok rakibi olan epik ve romantik şair Jose Santos Chocano’dur (1875-1934): has Santas (Kutsal öfkeler), Alma America, Epopeya de los Libertadores (Kurtarıcıların Destanı) güçlü ve coş­kun bir lirizmle kaleme alınmıştır. Aynı ne­silde ı Jose Maria Eguren (1882-1942) daha ahenkli bir şiirin yaratıcısıdır. Bu iki usta­nın açtığı yolu şu şairler takip etti: şeh­vetli ve umutsuz şair Victor Vallejo (1895-1938); fütürizmden geçtikten sonra yumu­şayan ama hâlâ Güney Amerika’da edebî bağımsızlık hareketinin başlıca temsilcilerin­den olan Alberto Hidalgo (doğ. 1893). Çağdaş Peru edebiyatının başlıca özelliği halk ruhunu ve modern iktisadî gelişmenin ortaya koyduğu toplum meselelerini anlat­ma kaygısmdadır.
ispanyol tç savaşının yürekten sarstığı Cesar Valleionun (1892-1938) ölümünden son­ra Cesar Mor o (1904-1956), Xavier Abril idce. 1905). Enrique Pena Barrenchea (doğ. 1905), Emilic Adolfo Westphalen (doğ. 1911), Martın Adan (doğ. 1918) sayesinde şairler avrupa edebiyat okul ve araştırma­larını yakından takip ettiler. Ama Julio Garrido Malaver (doğ. 1909), Felipe Arias Larreta (1910-1955) ve Mario Florian’ın (doğ. 1917) sanatı, siyasî amaçlarla dolu militan bir lirizmdir. Jorge Eduardo Eielson (doğ. 1922), Javier Sologuren (doğ. 1922), Sebastian Salazar Bondy (1924-1965), Washington Delgado (doğ. 1926), Leopoldo Chariarse (doğ. 1928), Alberto Escobar (doğ. 1929) ve Pablo Guevara (doğ. 1930) ile, yeni neslin bir kısmı yalnız estetik amaçlara yönelirken, Gustavo Valcarceî (doğ. 1921), Alejandro Romualdo Valle (doğ. 1926), Juan Gonzalo Rose (doğ. 1928) ve Manuel Scorza (doğ. 1929) geleneksel yoldan ayrılmadılar.
• Roman. Romances Historicos del Peru’­nun ve Helenc’in Dostları romanının ya­zarı Fernando Casos’tan (1828-1882) sonra ispanyol-amerika edebiyatının en iyi hika­yecilerinden biri olan Ricardo Palma (1833-1919) gelir; Peru Gelenekleri adlı eserinde fıkralar ve efsanelerle ülkesinin bütün geç­mişini canlandırır. Paralvillo ve Sisebuto yazarı Guiterrez de Quintarilla (1858-1935) ve iki kadın romancı onu örnek almıştır: çok güzel bir psikolojik roman (Blanco Sol) yaza a Mercedes Cabello de Corbonero (1852-1909) kızılderili meselesini ilk ola­rak ele alan Yuvasız Kuşlar romanının ya­zarı Clorinda Mateo de Turner (1854-1909).
• Tugsten adlı romanında ülkesinin sosyal meseleleriyle uğraşan Victor Vallejo ve Abraham Valdelomar (1887-1919) ile peru ro­manı yeni bir çığıra girdi. Enrique Lopez Albujar’m (doğ. 1872) çok iyi bir hikayeci olmasına rağmen, peru hikâyesi en mükem­mel şeklini Ventura Garcia Calderon ile (1887-1959) buldu: Akbabanın İntikamı, ölüm Tehlikesi, Kan Rengi’nde, kızılderililer ve melezler büyük bir ustalık ve trajik bir anlayışla canlandırılmıştır. Aynı zaman­da çok zarif şiirler de (Cantilenas) yazan Ventura Garcia Calderon’u, Lois Valcarceî (doğ. 1891), Aurora Caceres (doğ. 1880) ve Tanrısız Halk romanında kızılderili mesele­sine eğilen Cesar Falcon örnek aldılar. Ama kızıldenülerin en ateşli savunucusu Ci­ro Alegria’dır (doğ. 1909).
Yerli edebiyat geleneğinde, çağdaş roman­cı Ciro Alegria (1909-1967) ve Jose Maria Arguedas’ın (doğ. 1911) eserleri hâkimdir. Bu yazarların etkisi, Arturic Demetrio Hernandez (doğ. 1903), Jose Diez Canseco (1904-1949), Francisco Vega Seminario (doğ. 1903) Fernando Romero (doğ. 1908) ve Francisco lzquierdo Rios’un (doğ. 1910), hikâye ve anlatılarında görülür. Eleodero Vaıgas Vicuna (doğ. 1924), Carlos Zavaleta (doğ. 1928), Julio Ramon Riberro (doğ. 1929), Enrique Congrains Martin (doğ. 1932), Mario Vargas Lİosa (doğ. 1936) gibi genç romancılar daha çok gerçekçi konu­lara yönelmekte ve ingiliz-amerikan anla­tım tekniklerinden ilham almaktadır.
• Deneme. Şair Manuel Gonzalez Prada aynı zamanda da bağımsız düşünceli atak bir polemikçidir: Serbest Sayfalar ve Sa­vaş Saatleri adlı denemeleri yüce bir dü­şünceyi yansıtır. Hikayeci Ventura’nın kar­deşi Francisco Garcia Calderon (1833-1953), Latin Amerika Demokrasileri, Kaygılı Av­rupa ve Yeni Almanya Anlayışı adlı eser­leriyle Latin Amerika’da siyasî düşüncenin temsilcisidir. Luis Alberto Sanchez (doğ. 1900), ispanyol-amerika düşünce hareketin­de kitaplarıyle önemli rol oynadı:

Amerika’da Kültür Hayatı ve Tutkusu, La­tin Amerika Yaşıyor mu? Bu son eserde bütün kıtanın etnik meselelerini inceler ve bu meselelerin çeşitli ırkların kaynaşmasıyle çözüleceğini söyler.
• Tiyatro. XIX. yy.dâki gelişmeden sonra peru tiyatrosunda sadece Juan Rio s (doğ. 1914) ve Enrique Solari Sfayne’dan (doğ. 1918) söz edilebilir.
Edebî tenkit alanında, E. Nunez (doğ. 1908), Alberto Tauro (doğ. 1914), Augusto Tamayo Vargas (doğ. 1914): Jorge Puccinelîi (doğ. 1920), Manuel Suarez Miravaî (doğ. 1922) ile çok başarılı eserler veril­mektedir. (l)

PERU akıntısı. Bk. humboldt akıntısı.

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTİ (Giacomo Antonio)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTİ (Giacomo Antonio), italyan bestecisi (Bologna 1661 – ay.y. 1756). öğretmenlerinden G. Corso ile bir süre Parma’da kaldıktan sonra, San Pietro kilisesinde kapella yöneticiliği göreviyle Bologna’ya döndü (1696). Tiyatro ve kilise için bol bol eser besteledi, bir okul açarak Aldrovandini, Laurenti, Pistocchi ve Torelîi gibi ünlü sanatçıları yetiştirdi. Bestelediği yirmi operadan elde pek azı kalmıştır. Ayrıca yirmi oratoryo, bir cantate Morali e Spirituali (1688), çalgılı ve korolu, 4 sesli missalar ve mezmurlar besteledi (1735). [L]

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTİ (Giacomo Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTH

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTH, Büyük Britanya’da şehir, İskoçya’da, Perthshire’ın idare merkezi, Tay kıyısında, Dundee’nin yukarısında; 41 200 nüf. Saint John kilisesinde XV. yy.dan kalma bölümler. Eski evler. Sanat ve arkeoloji müzesi.

— Tar. Şehrin küçük bir roma ordugâhı (Victoria) çevresinde geliştiği sanılır. Aziz Columba zamanında hıristiyanlaştırılan şehirde, Aziz John’a adanan bir kilise kuruldu (XVII. yy.a kadar Perth’in yanı sıra kullanılan Saint John adı bu kiliseden gelir). Aslan William’ın 1210′da bir kraliyet kasabası haline getirdiği Perth, monarşinin başlıca merkezi olarak Scone’un yerini aldı. Ama James I’in 1437′de burada öldürülmesi, başkentin 1482′de Edinburgh’a nakledilmesine yol açtı. (L)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERRUCHOT (Lazare)

Tarih 21 Mayıs 2009

PERRUCHOT (Lazare), fransız kilise müziği bestecisi (Le Creusot 1852-Monaeo 1930). Autun katedrali kapella yöneticisi (1876-1891) oldu. Paris’e giderek Gigout ile çalıştı, Notre-Dame-des-Bîancs-Manteaux (1891-1895) ve Saint-François-Xavier (1895-1904) kiliselerinin korolarını yönetti, daha sonra Monaco katedralinin kapella yöneticiliğine geçti. Bu son görevi sırasında Pales-trina polifonisini işledi. Altı missa, yüzden çok motet, bir. oratoryo (Devota) besteledi, kilise müziğine özellikle faux-bouıdon’a yenilik getirmeğe çalıştı. (L)

21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRUCHOT (Lazare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERRET kardeşler

Tarih 20 Mayıs 2009

PERRET kardeşler, fransız mimarları, önce taş yontucusu, sonra müteahhit olan CLAUDE MARîE’nin (Sennecey-leGrand, Tournus yakınları, ?-Paris 1905) oğulları. Claude Marie yirmi yaşında Paris’e gitti, 1871′de Komün hareketine katıldığı için ölüme mahkûm edildi. Brüksel’e sığındı. Laeken şatosundaki çalışmalara katıldı. 1880′de Paris’e döndü ve bu şehre yerleşti.

—Üç Perret kardeşin içinde en ünlüsü AUGUSTE’tür (ixelles, Brüksel 1874-Paris 1954). Bernier’nin (1891) ve özellikle Guadet’nin öğrencisi oldu. Güzel Sanatlar yüksekokulunu terketti, diplomalı mimar unvanını almadan bir süre babasıyle çalıştı, özel Mimarlık okulunda öğretmenlik yaptı (1928), Milletlerarası Mimarlar birliğine onur üyesi oldu (1946). Yayımlanmış başlıca eseri Contribution a une Theorie de VArchitjecture’dür (Bir Mimarlık Nazariyesine Katkı) [1952].

—GUSTAVE (ixelles, Brüksel 1876-Paris 1952), Güzel Sanatlar yüksekokulunda Duray’ın öğrencisi oldu. 1905′te kardeşleriyle ortaklaşa Perret Kardeşler şirketini kurdu. Şirketin özellikle, A.G. Perret imzalı projelerin gerçekleştirilmesiyle ilgili teknik meselelerle uğraştığı sanılır.

—CLAUDE (ixelles, Brüksel 1880-Paris 1960). Kanun, kardeşlerine aynı zamanda hem mimarlık hem müteahhitlik yapmayı yasaklayınca, yalnız o müteahhit olarak kaldı.

Perret kardeşler betonarmeyi kullanmaları bakımından modern mimarînin öncüsü Sayılırlar. 1898-1899′dan itibaren bu malzeme Saint-Malo belediye gazinosunun yapımında kullanıldı; yapı biçim yönünden geleneksel olmakla birlikte, yer döşemesi ve alışılagelmişin dışındaki boyutlar ıyle dikkati çeker. Franklin sokağındaki bina (1902) önemli bir dönüm noktası sayılır; ilk defa beton, başka elemanlarla gizlenen yardımcı bir malzeme olmaktan çıkarak yapının görünür iskeletini meydana getirdi. 1905′te Ponthieu sokağı garajı da bu anlayışta yapıldı; Auguste Perret bu garaj için «dünyanın ilk beton estetiği denemesi» demiştir. 1911-1913 Arasında inşa edilen Champs Elysees tiyatrosu mimarlık alanında yeni metotların ve fikirlerin ne kadar olumlu sonuçlar verebileceğini gösterdi. Perret’lerin eserleri arasında özellikle Casablance dokları (1915), Raincy kilisesi (1923), Montmagny kilisesi ve Grenoble Kulesi Bayındırlık müzesi (1937 -1938) sayılabilir. İkinci Dünya savaşından sonra Auguste Perret eski Marsilya limanının yeni planını hazırladı (1951); 1946′da da La Havre’m yeniden inşası için baş mimar seçildi. Ayrıca Marignane havalimanının hangarları da (bu inşaat 1955′te bitti) Boussiron ile onun eseridir. (L)

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRET kardeşler hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERRACHE (Michel)

Tarih 20 Mayıs 2009

PERRACHE (Michel), fransız heykeltıraşı (Lyon 1686-ay.y. 1750). Lyon’da çok sayıda eser verdi: özellikle Meryem’in Urucu grubu ve PĞnitents du Gonfalon kapelîasmı süsleyen alçak kabartmaları, Penitents de Lorette kapellasının koro yeri ve Saint-Ni-zier kilisesinin kapellası, Mâcon’da Melkisedik, Saint Pierre kilisesinin aşağı kabartmaları. (L)

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRACHE (Michel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERPİGNAN

Tarih 20 Mayıs 2009

PERPİGNAN, Fransa’da Pyrenees-Orienta-les idare bölgesinde idare merkezi, Tet ırmağı kıyısında, Akdeniz’e 11 km uzaklıkta; 86 156 nüf. Tarım pazarı (şarap, meyve, turfandacılık), XVII. yy .dan kalma mihrap arkalıklanyle süslü Saint-Jean katedrali (XIV.-XV. yy.); gotik ve klasik üslûpta Saint-Jacques kilisesi; XIV. yy.dan kalma Castillet kalesi. Hisar’da Mallorca krallarının sarayı (XV. yy.). — idare çevresi, 168 264 nüf. (L)

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERPİGNAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERON (Juan Domingo)

Tarih 20 Mayıs 2009

PERON (Juan Domingo), arjantinli siyaset adamı (Lobos, Buenos Aires 1895). Albaylığa yükseldi (1941), haziran 1943 Askerî hükümet darbesine katıldı. Farrell’in savaş bakanı yardımcısı oldu. Çalışma bakanlığını da üzerine aldı (1944), hemen sonra da başkan yardımcılığına getirildi. Gömleksizler (des-camisados) ve sendikalar tarafından desteklendi, 9 ekim 1945′te tutuklandı, ama Eva Duarte’nin yönettiği adamları tarafından kurtarıldı (17 ekim).

Peron 21 ekimde Eva ile evlendi. Başkan seçilince (24 şubat 1946) «adaletçülik»i gerçekleştirmek istedi; bu, işçilerin korunması, sosyal adalet, güdümcülük ve onun deyimiyle, kapitalizmle komünizm arasında «üçüncü yol»du. Mart 1949 Anayasası ile 1951′de yeniden başkan seçilme imkânını sağladı ve generalliğe getirildi (1950). Kilit noktalarına adamlarını yerleştirdi, La Prensa’yı kendi gazetesi haline getirdi ve bir polis diktatörlüğü kurdu. Ekonomik alanda danışmanının tavsiyelerine uyarak büyük toprakları kamulaştırdı (1946-1949), toprakların ıslahına girişti, Merkez bankasını, demiryollarını ve dış ticareti millileştirdi, pezo’yu devalüe etti, dış borçları ödedi, bir devlet ticaret filosu kurdu ve İngiltere, Fransa, Şili. Bolivya, Paraguay ve Ekvator ile ticaret antlaşmaları imzaladı. Beş yıllık bir sanayileşme planını uygulamağa başladı (1947). Ama kredi bulabilmek için çiftçileri devlete çok düşük fiyatla mal satmağa zorladı, sonra da bu malları büyük kârlarla ihraç etti. Bunun üzerine çiftçiler üretimi düşürdüler ve tahıl ithal etmek gerekti. Peron’un 11 kasım 1951′de yeniden seçilmesinden sonra hazırlanan ikinci ekonomik planda tarıma önem verildi ve kapılar yabancı sermayeye, özellikle amerikan sermayesine açıldı. Sosyal alanda, karısının yardımıyle «işçi aksiyonerliği»ni kurdu ve altmış yaşından yukarı olan işçilere emeklilik hakkı tanıdı. Dış siyasette, dünya blokları arasında tarafsızlık siyasetini benimsedi, Kore savaşı sırasında müttefiklere yalnız erzak vermekle yetindi. Bir Latin Amerika federasyonu kurulmasını ve İspanya ile yakınlaşmayı tasarladı. Kilise ile çatıştı (boşanmanın kabulü, 1954; dinin devletten ayrılması, 1955), Buenos Aires piskopos yardımcısına işten el çektirdiği için afaroz edildi (haziran 1955), ordu ile de çatıştı; 19 eylül 1955 ayaklanmasında yerini general Lonardi’ye bırakarak istifa etmek zorunda kaldı. Sırasıyle Nikaragua, Venezuela, Dominik cumhuriyetine, sonra da İspanya’ya sığındı. Arjantin’deki taraftarları Adaletçi Ulusal Haıeket’i kurdular (mayıs 1958) ve bu teşkilât 1962 seçimlerinde gücünü ortaya koydu. 2 Aralık 1964′te Rio de Janeiro’ya bir uçakla döndü; fakat aynı gün hükümet yetkilileri tarafından İspanya’ya geri gönderildi. İspanya hükümeti, bir daha siyasî faaliyette bulunmaması şartıyle Peron’a tekrar siyasî iltica hakkı tanıdı. Arjantin’de mart 1965′te yapılan seçimlerde Peron’cular büyük başarı sağladılar. 1971 Eylülünde Peron, karısı Eva Duarte Peron’un İtalya’ya gömülmüş olans mumyalanmış cesedini Arjantin hükümetinden istedi ve Madrid’de evinin yakınında bir mezarlığa gömdürdü. (L)

20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERON (Juan Domingo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERNETY (Antoine Joseph),

Tarih 19 Mayıs 2009

PERNETY (Antoine Joseph), fransız yazarı (Roanne 1716 – Valence 1801). Benedikten papazıydı. Kiliseden ayrılarak Friedrich Il’nin kütüphanecisi oldu. Berlin akademisine üye seçildi. Swedenborg’un çömezi ve ateşli bir martinez’ciydi. Avignon’da iîlü-minist bir kilise kurdu. Başlıca eserleri: Dictionnaire Hermetique (Hermetik Lügat) [1758]; Journal du Voyage Fait aux îles Malouines (Malouines Adalarına Yapılan Bir Gezinin Günlüğü) [1769]. (L)

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERNETY (Antoine Joseph), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERLEBERG

Tarih 19 Mayıs 2009

PERLEBERG, Almanya’da (Doğu Almanya, Schwerin idare bölümü) şehir; 13 600 nüf. 1239-1850 Arası Prignitz bölgesinin idare merkeziydi. XIII. yy.dan kalma kilise XV. yy.dan kalma belediye sarayı. Bakteriyoloji enstitüsü. Konservecilik. Makine yapımı. Kereste sanayii. (L)

19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERLEBERG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERKAL

Tarih 18 Mayıs 2009

PERKAL i. (fars. pergâle, çok ince bez’-den fr. percale). Hasseden daha ince, havsız pamuk bez. (L)

Perkapı mescidi veya Kâtiphüsrev mescidi veya Parmakkapı mescidi, İstanbul’da Cibali semtinde Gül camii yakınlarında. İlk defa kilise (Aya Isaiye) olarak yapıldı. Kâtip Hüsrev tarafından camiye çevrildi. Mustafa Paşa tarafından tamir ettirildi (1870). 1917′de bir yangın sonunda harap oldu; sadece bazı duvarları kaldı (M)

18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİPTER,

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİPTER i. ve sıf. (fr. periptere). Mim. Dış çevresi, bütün cephelerde, naos veya cella duvarından bir sütun aralığı mesafede bulunan sütunlarla donatılmış yapı.

— ANSİKL. Sütunlar, peripter’m dışında, kapalı bir gezinti yeri meydana getirir. Yuvarlak peripter veya monopteros, bir döner yapının çevresindeki sütun dizisinden meydana gelmiş dairesel bir galeridir (Olympos’da Philippeion, Roma’da Vesta tapınağı). Kare biçimli heksastil peripterin her cephesinde bir sıra üzerinde altı sütun vardır. Pompeius revağı, Antoninus bazilikası, Severus septizonium’u ahenkli oranlarıyle göze çarpan peripterlerdir. Bu tür antik tapınaklar içinde en tanınmışları Athena (Parthenon) tapınağıyle Atinada’ki Theseus tapmağıdır. Paris’te Napolyon devri mimarîsinin iki anıtı peripter’den.ilham alınarak inşa edilmiştir: Zafer tapmağı olarak inşa edilen Madeleine kilisesi ve Para tapmağı olarak inşa edilen borsa binası. (L)

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPTER, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Peribleptos manastırı veya Sulu manastır

Tarih 15 Mayıs 2009

Peribleptos manastırı veya Sulu manastır, İstanbul’da Samatya’da manastır. Romanos Argyros III tarafından 1031′de inşasına başlandı, 1034′te bitirildi. 1643 Yılınaa kadar Rumlar tarafından kullanılan manastır, bu tarihten sonra Sultan İbrahim’in ermeni gözdesi Şivekar Sultan tarafından ermenilere verildi. 1782′de yanan manastırın yerine daha sonra kilise yaptırıldı. (M)

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peribleptos manastırı veya Sulu manastır hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERGOLESİ (Giovanni Battista)

Tarih 14 Mayıs 2009

PERGOLESİ (Giovanni Battista), Napoli okulu bestecisi (Jesi 1710 – Pozzuoli 1736). Koruyucusu Pianetti markisi sayesinde Napoli’de Domenico De Matteis ııe kemana çalıştı ve «dei Poveri» konservatuvarına ya­zıldı, önce Gaetano Greco, sonra Francesco Inurante’nin kontrapunto derslerine de­vam etti.

Konservatuvarın «küçük usta»sı adını aldı, iki oratoryo besteledi: La Fetli­ce sul Rogo Ovvero la Morte di San Guiseppe (Odun Yığını Üzerindeki Phoiniks veya Aziz Yusuf’un ölümü) ve La Conversione di San Guglielmo d’Aquitania (Akitanya’lı Aziz Guillaume’un Hıristiyanlaşma­sı) [1731]; bu eserler kendisine yeni koru­yucular sağladı: Maddaloni dükü ve Stigliano prensi. İlk ciddî operası olan La Salustia (1731) ile 11 Ricimero, Re dei Goti (Got Kralı Ricimer) [intermezzolu: 11 Geloso Schernito (Alaya Alınan Kıskanç)] operalarını bu yeni koruyucular sayesinde temsil ettirdi. Lehçe taklidiyle yazdığı Lo Frate ‘nnammorato (Âşık Keşiş) komedisi «dei Fiorentini» tiyatrosunda oynandı (1732), bu komedi ona, kişilerin karakterlerini in­celik ve içten gelen halk deyişleriyle çizme imkânını verdi. 1733′te bestelediği // Pri-gionier Superbo (Kibirli Mahkûm) eserine, La Serva Padrona (Hanım Hizmetçi) opera­sının intermezzolarını ekledi; Paris’te «Bo-uffons» trupu tarafından temsil edilen bu iki eser (1752) operakomik türünün geliş­mesini büyük ölçüde etkiledi. Napoli Ru­hanî meclis üyeleri Pergolesi’ye Napoli Kapellası Müzik kolu başkan yardımcılığı gö­revini vererek, onu müzik yöneticisi Sarri’ye halef tayin ettiler. Pergolesi, Ruhanî meclis için 10 sesli ve iki korolu fa majör bir missa besteledi (1732); bir başka missası 1734′te Roma’da icra edildi. Adriano in Si-ria (Adrianus Suriye’de) [1734] ve Olimpiade (Olimpiyat) [Roma, 1735] adlı operala­rı, Adriano’daki Livietta ve Tracollo intermezzosunun dışında pek başarı kazanamadı.

Buna karşılık, yine lehçe taklidiyle yazdığı yeni bir komedi, Flaminius iyi karşılandı (1735). Bu arada vereme tutulan genç bes­teci Pozzuoli’de fransiskenler manastırına çekildi, Stabat Mater’ini ölümünden az ön­ce orada tamamladı. Bütün bu eserlerden başka, Pergolesi kantatlar {Orfeo v.b.), o-da müziği (keman konçertosu, viyolonsel ve sürekli bas için senfoni, altı konçertino, partitalar), kilise müziği (üç kişisel missa, motetler, mezmurlar ve bir Salve Regina) yazdı. Birçok eser, delil gösterilmeksizin ona mal edildi: klavsen sonatları, il Maest­ro di Scuola (öğretmen) adlı bir müzikli komedi; 3′lü on iki sonat; Themistokles operası. Ona mal edilen Magnificat, Duran-S te’nin eseridir. La Contadina Astuta’yı (Hi-lekâr Çiftçi) ise Hasse yazmıştır. 11 Gelo-so Schernito’yu da onun yazdığı şüphelidir. (L)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERGOLESİ (Giovanni Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERESVAVL – ZALESSKİY

Tarih 14 Mayıs 2009

PERESVAVL – ZALESSKİY, S.S.C.B.’de şehir, Moskova ile Yaroslav arasında, Pleşçeyevo gölü kıyısında; 22 200 nüf. Dokuma ve besin sanayii. Büyük Petro, rus donanmasını burada kurdu (1688). Şehir eski rus sitesi havasını muhafaza eder. Preobrajenskiy Sobor katedrali (1152) kuzeyin en eski kiliselerindendir. Svyatov Nikolay manastırı (1312); Goritskiy manastırının yıkıntıları (1337) yakınında Svyatoy Nikita manastırı (XII. yy.); Svyatoy Fyodor kadın manastırı (1557). [L]

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERESVAVL – ZALESSKİY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERCHTOLDSDORF

Tarih 12 Mayıs 2009

PERCHTOLDSDORF, Avusturya’da (Aşağı Avusturya) komün, Wienerwald’in eteğinde; 11 100 nüf. Gotik üslûbunda kilise ve belediye sarayı; eski evler ve Düklük sarayının (XVI.-XVIL yy.) yıkıntıları, Bağcılık. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERCHTOLDSDORF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PePİN

Tarih 12 Mayıs 2009

PePİN Kısa (Jupille 715′e doğr. – Saint -Deniş 768), saray nazırı (741-751), sonra Frankların kralı oldu (751-768). Charles Martel ile Rothrude’ün küçük oğlu. Miras yoluyle Bourgogne, Neustria ve Provence’ı elde etti ve kardeşi Carloman ile (741-747) birlikte ülkeyi yönetti, üvey kardeşleri Grif-fon’u hapse attırdılar. Charles Martel’in ö-lümünden sonra, özellikle Almanlar arasında başgösteren ayaklanmaları (742, 744, 745) bastırdılar ve Merovenj hanedanından birini kral yapmayı daha uygun gördüler (Chil-derich III, 743-751). Germania’nın hıristi-yanlaştırılmasında Aziz Bonifacius’a yardım eden iki kardeş, onu frank papaz sınıfını yeniden düzenlemekle görevlendirdiler, fakat doğrudan doğruya papaya bağlı bir metropolittik otoritesi kazanmasına izin vermediler. Carloman feragat edince (747) tek başına saray nazırı kalan Pepin, Bavyera’-da yeni bir ayaklanmayı bastırdı. Bu harekette Griffon yeniden ortaya çıktı (748 -749); bunun üzerine Bavyera, dük Thassilo erginlik yaşma gelinceye kadar P6pin’e bağlı kaldı (763). Papa Zacharias’ın da razı olması (hattâ kışkırtması) ile Pepin, Childerich III’ü tahtından indirdi ve kendisini, büyükler meclisine Franklar kralı seçtirerek Aziz Bonifacius’a kutsal yağ ile ov-durttu (751 sonu). Böylece Karolenj hanedanını kurdu. Yalnız halk tarafından değil Tanrı tarafından da seçilmiş olan Pepin, gaspettiği krallığı dinî âyin ile meşru hale getirmiş oluyordu. Bu sırada papa Stepha-nus II, Lombardların kralı Aistolf’a karşı Pepin’in desteğini sağlamak için, Ponthierry’ye gitti (754). Bu yardımı kolaylıkla elde edebilmek için de Pepin ile iki oğlunun âyinini ikinci defa olarak kendisi yaptı (754). Buna karşılık, Pepin, Aistolf’u «Aziz Petrus»a verilen (756) eksarklığı iki kere bırakmağa zorladı (754-756). Az sonra Frankların kralı silâh altına alman savaşçıları mart yerine mayıs ayında topladı (756); babası zamanında yağma edilen kiliseye tazminat olarak verilmek üzere vergi ödenmesini zorunlu kıldı. Müslümanlardan Sep-timania’yı aldı (752-759) ve dük Waifre ile uzun süren bir savaştan (760-768) sonra Akitanya’yı da krallığına kattı. Nihayet, ölmeden önce eyaletlerini oğulları Carloman ile Charles (Charlamagne) arasında paylaştırdı. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PePİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENİNVARİYANT, PENIOS, PENİR, PENİS ,PENİSCOLA

Tarih 11 Mayıs 2009

PENİNVARİYANT i. (fr. peninvariant’-dan). Mat. Bir invariyantın kısmî türevli bir denklemine uyan ifade. (L)

PENIOS, Yunanistan’da ırmak, Pindos ‘da doğar, Tesalya’yı akaçlar ve Ege denizine dökülür; 200 km. (L)

PENİR i. (fars. penir). Esk. Peynir. || Nan ü penir, peynir ekmek. (M)

PENİS i. (lat. k.). Erkeklik organı. Bk. KAMIŞ. (L)

PENİSCOLA, ispanya’da (Castellon ili) köy; Akdeniz kıyısındaki bir kayada; 2 500 nüf. Efsaneye göre Hannibal, Romalılardan ölünceye kadar nefret edeceğine burada ant içti. Kilise dışı papa Benedictus XIII tarafından (1415-1423 arası) merkez olarak seçilmişti. (L)

11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENİNVARİYANT, PENIOS, PENİR, PENİS ,PENİSCOLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEMPHİX, PEMPHREDON, PENA, PENAEUS

Tarih 10 Mayıs 2009

PEMPHİX i. Triyas tabakasında bulun ar maerura takımından on ayaklı yumuşakça. (L)

PEMPHREDON i. Ağaçlarda yuva yapa siyah yaban arısı. (Pemphredon lugub^ yavrularını zarkanatlı küçük böceklerle, ö-zellikle bitki bitleriyle besler. Zarkans larm sphegidae familyasından.) [L] PENA i. ispanyolca «kaya, kayaç» anlamına gelen ve bazen bir dağ sistemini irde eden kelime. (I<)

PENA i. (ital. penna). Denize. Pena yekeni, hafif düşey serenlere sarılan ve direğin üstüne kandilisa halatı veya çember leriyle kaldırılabilen üçgen yelken. (Bu donanım yarış kotralarında ve harp gemilerinin kiklerinde kullanılır.) [L] PENA i. (lat. penna, telek’ten). Mızrar (M)

PENAEUS i. Paleont. ikinci zamana ait bütün tabakalarda oldukça yaygın on ayaklı kabuklu hayvan. (L)

PENAFİEL, İspanya’da şehir, Castilla la Vieja’da (Valladolid ili), Duero ile Duraton’un kavşağında; 5 200 nüf. Ispanyol prensi don Juan Manuel’in şatosunun kalıntıları (XIV. yy). Eski San Pablo manastırının ispanyol-arap üslûbunda büyük kilisesi. Şarapçılık. (L) PENAFİEL, Portekiz’de (Porto idare bölümü) kasaba, Sousa ile Tamega arasındaki bir tepede; 6 000 nüf. Maden suları. (L

10 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEMPHİX, PEMPHREDON, PENA, PENAEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLETAN

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L)

PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

« Önceki sayfaSonraki sayfa »