RESZKE (Jean de)
Tarih 29 Haziran 2009
RESZKE (Jean de), polca Jan Mieczyslaw, polonyalı opera şarkıcısı (Varşova 1850-Nice 1925), Edouard de Reszke’nin kardeşi.
İtalya’da Ciaffei ve Colognid’en müzik dersi aldı ve ilk defa 1874′te Venedik’te, La Favorita operasındaki Alfonso rolüyle sahneye çıktı. Daha sonra Londra ve Paris sahnelerinde şarkı söyledi. 1876′ya kadar hep bariton rollerine çıktı. Aynı yıl, bir süre için sahneden çekildi ve 1880′de tenor olarak Madrid’de Robert le Diable (Şeytan Robert) operasındaki rolüyle yeniden sahneye döndü.
Bunun ardından, Paris’te Massenet’nin Herodiade’ındaki Jean rolünü yarattı, 1885-1890 arasında Paris operasında bulundu. 1893-1899 Arasında sürekli olarak New York’taki Metropolitan Opera House’da çalıştı, Siegfried başta olmak üzere, Wagner’in birçok operasında başrolleri canlandırdı. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESZKE (Jean de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Restorasyon
Tarih 29 Haziran 2009
Restorasyon, Avrupa tarihinde, Viyana kongresi (1815) ile 1830-1831 devrim olayları (Fransa’da temmuz devrimi, Belçika ve Polonya devrimleri, Orta italya’da 1831 şubat devrimleri) arasındaki döneme verilen genel ad.
Başlangıçta sadece Fransa için kullanılan bu terim, daha sonra eski rejimlere geçişi belirtmek için bütün Avrupa’ya uygulanmıştır. (Fakat bu geçiş tam anlamıyle eski rejimlerin ihyası demek değildi; devrim rejimlerinin getirdiği hukukî, idarî ve sosyal değişiklikler ve hesaba katılmıştı.) Restorasyon devri monarşilerinde soylu sınıfın ve ruhban sınıfının hukukî ayrıcalıkları kaldırılmış ve bazı yerlerde de meselâ Fransa’da bu rejim ingiltere tipinde anayasal bir rejimin kurulmasına önayak olmuştur.
• Fransa’da Restorasyon. Birinci Restorasyon, Fransa’da Birinci imparatorluğun yıkılmasından sonra monarşinin Bourbon’lar lehine (Louis XVIII) yeniden kurulduğu dönem (6/24 nisan 1814-20 mart 1815). İmparatorluk senatosu 6 nisan 1814′te «Louis Stanislas Xavier de France»ı tahta çağıran bir anayasayı kabul etti. 13 Mayıs 1814′te, hükümdar, geçici hükümetin üyeleri Du-pont, Malouet ve Louis, eski Bonaparte’çılardan Talleyrand ve Reugnot, kralcılardan Montesquiou, Ferrand, Dambray ve Blacas ile ilk hükümeti kurdu. Bu hükümet 30 mayıs 1814′te birinci Paris antlaşmasını imzalayarak Fransa’yı barışı kavuşturdu ve vaadedilmiş olan anayasayı hazırlayarak aynı yılın 4 haziranında çıkardı.
Krallığın yeniden kurulması herhangi bir olaya yol açmamış, imparatorluk döneminin devlet memurları yeni yönetimi tutmuştu. Devlette en başta gelen yeri almayı uman din adamları, ayrıcalıklarına ve mallarına kavuşmayı kuran soylular sınıfı, krallık yönetiminde mülkiyet hakkının ve huzurun teminatını gören burjuvazi, yeni kurulan yönetimi destekliyordu. Ama kral, ihtilâl ve imparatorluk devirlerinin siyasî veya sosyal bakımlardan getirdiği yenilik ve kazançları kabul ettikçe bir eski devir kralı haline geliyordu.
Sonunda, Bassano dükü Maret, kraliçe Hortense, Drouet d’Erlon ve birçok subay tarafından, Napolyon’un iktidara dönmesini sağlamak amacıyle bir komplo hazırlandı ve 1 mart 1815 günü Napolyon Frejus yakınlarında karaya çıktı. İlkin tehlikenin büyüklüğünü pek iyi anlayamamış olan Louis XVIII, 19 mart günü acele Tuileries sarayından kaçmak zorunda kaldı ve 20 martta Lille’e, oradan da Gand’a geçti.
İkinci Restorasyon, Fransa’da Louis XVIII ile Charles X’un saltanatları sırasında yürürlükte olan siyasî rejimin adı (1815 -1830). İkinci Restorasyon, 18 haziran 1815′teki Waterloo yenilgisi ve Napolyon’un Yüzgün’ün sonunda ikinci defa’ işbaşından ayrılması sonucunda kuruldu. Bundan dolayı, Bourbon’ların yeniden tahta dönüşü, Paris’e giren ve Fransa topraklarında üç yıl kalan dört büyük müttefik devletin (İngiltere, Prusya, Avusturya ve Rusya) işgal bölgeleri kurmasıyle aynı zamana rastladı. Bu dört devlet, Bourbon’ları ikinci defa tahta getirmekte tereddüt ediyorlar, Yüzgün’ün onların beceriksizliğinden meydana geldiğine inanıyorlardı. Ama Birinci Restorasyonun hatalarını kabul etmek akıllılığını göstermiş ve Napolyon’un en yakın yardımcılarının dışında herkesi salıvermeyi öngören geniş bir genel af çıkarmayı vaadetmiş olan Louis XVIII, 8 temmuzda Paris’e dönerek kendini bütün Avrupa’ya kabul ettirdi. Ne var ki, Yüzgün döneminin etkisiyle, milletlerarası durum eskisinden daha kötüydü.
Müttefikler 20 kasım 1815 günü, Louis XVIII’e birincisinden daha ağır şartlar getiren ikinci Paris antlaşmasını imzalattılar. Bu arada içerideki durum da hiç parlak değildi. Louis XVIII’in 16 eylül 1824 günü ölmesi üzerine yerine Charles X adiyle kardeşi Artois kontu geçti. Ama iç siyasetteki çatışma ve çekişmelerin arkası kesilmedi. Bu duruma bir darbeyle son vermek isteyen Charles X, 25 temmuz 1830 günü, meşrutiyet yönetimini ve basın hürriyetini kaldırdı. Paris halkı bu davranışa sert bir tepki gösterdi. Kralın kararını takip eden 27, 28 ve 29 temmuz günleri şehirde çıkan ayaklanma sonucunda Charles X tahtından indirildi.
• İtalya’da Restorasyon. Viyana kongresinde kararlaştırılan sınırlar, Avusturya’nın hâkimiyetine imkân vermiş, dolayisiyle de bu hâkimiyet bağımsız ve birleşmiş bir italyan hükümetinin kurulmasına başlıca engel olmuştu. İtalyan yarımadasında, Restorasyon gergin bir siyasî hava yaratmıştı; buna sebep çeşitli italyan devletlerinde iktidara karşı cephe alan muhafazakâr grupların yaptığı baskıydı. Bu yüzden siyaset ve kültür alanında hükümetler, çok sert tedbirler almak zorunda kalıyorlardı (Milano’da çıkan Con-ciliatore dergisinin kapatılması [1819]; İki Sicilya imparatoru Ferdinando I’in bakanı prens Canosa’nın siyasî faaliyetleri).
İktisat alanında ise hükümetler genellikle himayeci ve güdücü bir tutum benimsemişlerdi. Bu baskı siyaseti Napoli ve Piemonte’de patlak veren 1820-1821 ayaklanmalarından sonra daha da artmış ve Restorasyon rejiminin ne kadar sınırlı bir temele dayandığını ortaya koymuştur. Bu arada, tek istisna olarak Toscana’da kurulan rejim gösterilebilir; büyük duka Lorena’lı Ferdinando IV ile bakanı V. Fossombroni ihtiyatlı ve dengeli birer siyasetçi olarak XVIII. yy.ın reformcu geleneklerini sürdürmüşler ve ülkenin fikir hareketlerini liberalizme doğru yönelten ölçülü ve toleranslı bir idare şekli kurabilmişlerdi.
• ingiltere’de Restorasyon, ingiltere tarihinde monarşinin yeniden kurulduğu ve kralın 1660′ta otoritesini yeniden sağladığı dönem. (Daha geniş anlamıyle bu ad 1660-1702 arasındaki döneme verilir.) Cromwell yönetimini izleyen uzun anarşi döneminden onra, Charles Stuart taraftarı «Pervasızlar» ile presbiteryenlerin koalisyonu sonucunda krallık yeniden kuruldu. Londra’da kral ilân edilen Charles II, vicdan hürriyetine saygı göstereceğini ve genel af çıkaracağını vaadettikten sonra Dover’e çıktı ve orada Monk tarafından karşılandı (1660).
Fakat halkın coşkunlukla karşıladığı kralın yeteneksizliği kısa zamanda büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Buna rağmen lord Clarendon’un yönetimi altında, Restorasyon sadece krallığın yeniden kurulmasıyla kalmadı; parlamentonun ve anglikan kilisesinin gücünü kesinlikle ortaya koymağa ve soyluların eski yerlerini kazanmalarına imkân verdi. Clarendon, krala düzenli bir gelir sağladı.
Ayrıca, parlamento yeniden düzenlendi ve milletvekillerine başlangıçtaki görevleri iade edildi (Long Parlament, 1660). Korporasyonlar kanunu, milletvekillerini Covenant’tan ve bazı durumlarda tebaanın, hükümdarlarına karşı kuvvete başvurma hakkı fikrinden vaz geçmek zorunda bıraktı. Ayrıca, bütün puriten eğilimleri ortadan kaldırıldı ve Common Prayer Book’u onaylamayan rahipler görevden uzaklaştırıldı. Restorasyondan sonra fikir ve sanat hareketleri büyük ölçüde gelişti ve bu dönem Büyük Britanya tarihinde bir dönüm noktası oldu. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Restorasyon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESSMAN (Constantino)
Tarih 29 Haziran 2009
RESSMAN (Constantino), italyan diplomatı (Trieste 1832-Paris 1899), İstria ve Trieste’nin Risorgimento hareketine katılmasını sağlayan milliyetçilerden.
1851 Mantova davasına adı karıştı. 1860′ta Piemonte’ye gitti ve Cavour’un sekreterliğini yaptı. Daha sonra diplomat oldu; Londra büyükelçiliğinde danışman (1893-1895), istanbul’da büyükelçi (1890), daha sonra Crispi zamanında Paris (1893-1895) büyükelçisi oldu. Crispi ve dışişleri bakanı Blanc ile anlaşmazlığa düştü ve görevinden alındı. 1898′den sonra Regno senatörü oldu. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESSMAN (Constantino) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİM veya RESM
Tarih 29 Haziran 2009
RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görülen azizlerin resimlerine benzer bir hal aldı (H. R. Gürpınar).
Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yapmağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Güntekin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çizme, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Resim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.
— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanılır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anlamında kullanılır: Bir kere sevdaya tutulmaya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar edersen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.
— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.
— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsinden bir para: Gümrük resmi. Belediye resmi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. ansikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlananların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakılmaları durumu. (Bk. ansikl.) ||
— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtılması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memurlar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olmadığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapardı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kassam defteri vardı, ölenin terekesi kassam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, ölenin cenaze masraflarıyle kassamın alacağı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısmetin kimler tarafından tahsil edileceğini düzenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, hademeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılardan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayinlerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve salâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrasını taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Resmi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydettikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Kadıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlarlardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe arasında değişirdi. Buna sicil akçesi de denirdi.)
— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tahlif, devlet memurlarının işe başlarken yemin töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat yemini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)
— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa altmış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değirmen vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürürlükte olduğu dönemde ekili arazisi olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.
Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba bennâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işlenebilecek arazi demekti.
Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bırakarak başka iş yapanlardan alınan vergi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve ondan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alınırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, turfanda meyve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı verilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.
Gayrimüslimlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzimattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderlerdi.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraattan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az verimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi almamağa başlandı.)
— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giydiği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hırkayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şeyhinin huzuruna çıkınca giyer.)
— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yarayan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geometrik resim, bir nesnenin geometrik orantılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belirtildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vurulan veya suluboya ile renklendirilen resim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yarayan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (marangozluk, topografya v.b.) uygulanması.
|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. alarak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanmadan yapılan ve bir nesneyi gerçekte olduğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi meydana getiren bütün parçaların ölçüsünü veren ve bu parçaların nasıl biraraya getirileceklerini belirten resim. (Bu tür resimde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösterilir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, yatay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit denir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli birtakım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, makine resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Teknik resim, sanayide, makine veya her çeşit imalât parçasının tam ve hatasız olarak yapılabilmesi için, çizimi yapan mühendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlardan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)
— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim testi, dört tane renkli resimden meydana gelir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki insan görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördüncü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, bazı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmektedir. Teste tabi tutulan denek, bu dört resmi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorundadır. Denekten istenen şey, bu resimlere bakarak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin konusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.
Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, deneğin anlattığı konuya karşı takındığı tavrı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini bitimi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliyetini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.
— Folk. önceleri folklorun bir parçası sayılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okumamış veya az okumuş bir toplumun sanatıdır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rastlanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha fazla ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapılmış olan bu resimler, ilkel bir özellik taşır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışında kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından denizler ve içinde gemiler görülür.
Halk resimleri halk masallarına uygun, halkın anlayabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bunları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (çoğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resimler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.
1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gösterir. Osmanlılar döneminde memurların gittiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yansıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, Enver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine karışmış Namık Kemal, Fatih’in atını denize sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in palabıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğraları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıydı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin develeri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süslerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine göre gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı gemisi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda denizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tulumbacılar v.d.
Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.
2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hikâyeler olmak üzere tarihî ve dinî konulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.
3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı varlıklara yer verilmeyen Mekke, Medine resimleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok sayfası resimlidir. Başta islâm inançlarını özetleyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sırat, bunun altında cehennem, zakkum ağacı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar halinde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.
4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasakladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatının en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şekiller, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi büyü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiştir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli sayfası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tılsım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.
5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konulardadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minarelerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapılmış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.
6. Yazıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.
7. Cam altı resimleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bunlar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, araları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de olağanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parçalanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk resimlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.
8. Karagöz resimleri halk sanatının en zengin bölümünü meydana getirir. Oyuna başlamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bahçeler perdeye konur. Buna göstermelik denir. Resimler saydamlaştırılmış deve derisine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.
— G. santl. Altamira veya Lascaux mağaralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanılan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resimlerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı mavisi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel boyayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılından yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve ince alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resimlere rastlanır.
Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar birbiri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borçludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten farklıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kumdan meydana gelen taze sıva üzerine yumuşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek genişlikte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, kurudukça hafifleyen çok ince renk armonileri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın derinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.
Freskte genellikle şu renkler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık siyahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kullanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alışkanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazırlanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kullanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan boyalar genellikle eskislerde çok işe yarar.
Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim yapılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sakıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tuval, kenevir tuvalden üstündür; daha kabaca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.
Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, karıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.
Birçok ressam, tablonun genel tonunu daha çabuk elde edecek şekilde önceden boyanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kolalanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalışırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kullanırdı; resimlerin zamanla kararmış olması bu yüzdendir.
Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulunur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çırakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yumuşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntıları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir yana sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).
Bunlar bir boya çanağı içinde sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenmeden önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş verniğine başvurulur. Bu vernik, donuklukları giderir, birkaç dakikada kurur, ama dayanıklı değildir.
• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmıştı. Romalılar da kral Attalos’un satın almak istediği bir tabloyu bu yoldan elde ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler aldı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak halka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satışı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avusturya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar kuruldu. O devirde belçikalı birçok ressam yalnız ihracat için çalışıyordu.
Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin merkezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ticaret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özellikle anılmağa değer.
— Huk. Resim, idarenin gözetim ve denetimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hizmet dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerinden, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluşları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hizmetler dolayısıyle alındığından, hizmetler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alınan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: damga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal resmi, hayvan alım satım resmi, ilân resmi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma resmi, işgaliye resmi.
• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiştir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuruluşların da resim ve harçlardan muaf olduğunu belirten özel hükümler vardır. Meselâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alınmayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Çocuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.
XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emekliye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhülislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışanların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağlı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafından;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya daha fazla akçe gündelikle çalışanların resmi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm resmi kısmetleri ise kazasker kassamları tarafından tahsil edilirdi.
— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çizimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, karakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fırça, silgi v.b. kullanılır.
Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanmasını sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, ölçekler, güdülen amaca ve çizilecek nesnelerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlıklar tamamlanınca resim tüm ve doğru olarak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: kimi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resimlerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ayrıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.
Teknoloji alanında kullanılan resim teknikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizilen resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür resimlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tekniğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genellikle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gerekir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazinin genel görünümünü verebilir, düzeç eğrileri veya taramalarla toprağın engebelerini gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farklarından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uygun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sadece tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştırmalar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntüsü üzerinden kalemle geçmektir; başka birtakım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.
+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPİNGTON (Charles A’Court)
Tarih 29 Haziran 2009
REPİNGTON (Charles A’Court), ingiliz subayı ve askerî yazarı (Londra 1858-Hove, Sussex 1925).
Afganistan ve Sudan’da hizmet gördükten sonra, 1902′de ordudan ayrıldı ve 1904′ten 1918′e kadar Times’ın sonra Morning Post’un askerî muhabirliğini yaptı. Birinci Dünya savaşı üstüne birçok eser yazdı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPİNGTON (Charles A’Court) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMBRANDT
Tarih 29 Haziran 2009
REMBRANDT (Rembrandt Harmenszoon VAN RİJN, — denir), hollandalı ressam ve gravürcü (Leiden 1606-Amsterdam 1669).
Babası değirmenci, anası bir fırıncı kızıydı. Çok dindar olan ana, oğlunu her gün yüksek sesle incil’den parçalar okuyarak yetiştirdi. Rembrandt Latin okuluna gönderildi, 1620′de Leiden üniversitesine yazıldı; fakat küçük yaştan beri resme büyük bir eğilimi vardı. Zayıf bünyesi yüzünden babasının yerini alamayacağı anlaşılınca, ressam ve gravürcü olarak Leiden’de Jacob Van Swanenburg’un (1620-1623) sonra Amsterdam’da Pieter Lastman’ın (Caravaggio’ya hayrandı) [1623-1624] ve Jacop Pîjnas’ın yanına gönderildi.
1625′te Leiden’e dönerek tek başına çalışmağa başladı. Babasının ölümünden sonra (1630) kesin olarak Amsterdam’a yerleşti.
Rembrandt’ın ününü sağlayan ilk önemli Eseri Doktor Tulp’un Anatomi Dersi’dir (1632). Amsterdam’da, Van Uylenburgh adlı zengin bir tacirin evinde kalıyordu. Bu tacirin Friesland sarayında danışman olan babası Rembrandt’m estamplarından bir kısmını bastırmıştı. Van Uylenburgh’un Saskia adlı bir de kızkardeşi vardı. Yakınlarının karşı koymalarına rağmen Saskia 1634′te Rembrandt ile evlendi. Valinin himayesi altında geçen sekiz yıllık maddî ve manevî başarılar, parlak bir hayat ve mutlu bir evlilik süresince Saskia’nın güzelliği ve zerafeti ressamın başlıca tema’sı oldu (çeşitli desenler, gravürler, yağlıboyalar). Ama araya üzüntüler de girdi: 1636, 1638 ve 1640′ta ilk 3 çocuğunun ölümü; 1640′ta Rembrandt’ın annesinin ölümü, 1642′de Saskia da ölünce Rembrandt 1641′de doğan oğlu Titus ile yalnız kaldı.
O sırada çok para kazanıyordu. Jodenbreestraat’taki evi her çeşit değerli sanat eşyasıyle doluydu (Raffaello, Van Eyck ve Giorgione’den yağlıboya tablolar; antika mermerler; Dürer, Cranach, Callot, Rubens ve Mantegna’dan gravürler; Bruegel’den desenler, iran minyatürleri, Saskia’ya giydirmekten zevk aldığı için ipeklileri; mücevherler ve altın zincirler, porselenler, silâhlar, tabiî veya egzotik ilgi çekici eşya, değerli mobilyalar).
Rembrandt borsa oyunlarına giriyor ve hesapsız para harcıyordu. Saskia’nın Ölümü sırasında bitirdiği Gece Devriyesi adlı tablo ısmarlayanlar tarafından beğenilmedi; bu, portre geleneğinden kopan kolektif bir portreydi: ciddî bir poz alarak hareketsiz şekilde dizilmiş kişiler yerine etkili ve yaşanmış bir sokak sahnesi. Şaşkına dönen halk bile tabloyu beğenmedi. Satışlar seyrekleşti. İşsiz kalan Rembrandt tefecilere başvurmak zorunda kaldı. Hindistan’a deniz nakliyatı yapmayı denediyse de başarı sağlayamadı. Bu malî güçlüklere, Titus’un sütannesinin, aleyhine açtığı rezalet yaratan bir davanın sıkıntısı da eklendi.
1645′te Hendrickje Stoffels adlı yirmi beş yaşındaki bir köylü kızını hizmetçi olarak yanma aldı. Oğlunun geleceğini güvenlik altına almak isteyen Saskia’nın bıraktığı vasiyetin bazı önleyici maddeleri olmasaydı Rembrandt hiç kuşkusuz bu kızla evlenecekti. Zaten Menno Simonnis’in anabatist mezhebine girmesiyle bozulan ünü, bu kızı hayatına sokmasıyle daha da zarar gördü. Hendrickje Stoffels’i çıplak olarak gösteren Batşeba Yıkanırken adlı tablo ahlâksızlıkla suçlandı. Bu arada doğan Corneila adlı kızları 1654′te küçük yaşta öldü. Rembrandt’ın, devrin büyük kişileri yerine, model olarak ihtiyarları, yoksul insanları, komedi sanatçılarını ve hattâ zencileri alması da ayrıca hoş karşılanmıyordu. 1656′da ikinci Anatomi Dersi’ni yaptığında alacaklıları harekete geçti; 1657′de mallarının envanterini çıkarttılar; bu da iflâs ve bütün mallarının açık artırmaya çıkarılmasıyle sonuçlandı. Rembrandt bir han odasına sığındı. Sonra Hendrickje ve Titus ile beraber Amsterdam’da Portekizliler sinagogu yakınında Rozengracht yahudi mahallesine yerleşti.
Basit bir evde oturuyor, küçük çapta gravür, yağlıboya tablo ve enteresan eşya ticareti yapıyorlardı. Bu sırada ingiltere’de Yorkshire bölgesinde Hull’a birkaç aylık bir gezi yapan Rembrandt Amsterdam’a dönerek Kumaşçı Loncaları adlı tablosunu çizdi. Bu arada belediye binası için yaptığı Julius Civilis’e Suikast adlı tablosu reddedildi. 1662′de Hendrickje Stoffels’in ölümüyle kesin bir mutsuzluğa düştü; Hendrickje ressama resim sanatının yarattığı, gerçekten heyecan veren güzel kadın tiplerinden birini ilham etmiş ve ona muhtaç olduğu bağlılık ve iyilikle destek olmuştu. Onun ölümünden sonra yedi yıl daha yaşadı.
Birlikte çalıştığı Titus dışında herkes tarafından terk edilmişti. Ondan bir yıl önce de Titus öldü. Bütün dünya müzelerinde Rembrandt’ın yüzlerce tablosu muhafaza edilmektedir. Louvre’da yirmiden fazla resmi vardır.
Bunlar arasında en ünlüleri: Düşünen Filozof (1633), Kenarsız Bir Şapka ve Altın Bir Zincir Takmış Rembrandt’m Portresi (1634), Melek Rafael Tobiaş’tan Ayrılırken (1637), Kutsal Aile (1640), Emvas Hacıları ve İyi Yürekli Samiriyeli (1648), Hendrickje Stoffels’in Portresi (1652′ye doğr.), Batşeba Yıkanırken (1654), Derisi Yüzülmüş öküz (1655), Yaşlı Adam Portresi (1660), Aziz Matta (1661). Rembrandt’m öbür önemli e-serleri arasında, Amsterdam’da Rijksmuseum’daki (Gece Devriyesi, Kumaşçı Loncaları, Profesör Jean Dayman’ın Anatomi Dersi, Nişanlı Yahudi Kızı), Berlin müzesindeki (Altın Miğferli Adam), Dresden müzesindeki (Ressam, Karısı Saskia ile); La Haye’de Rijksmuseum’daki (Rembrandt’m Annesi, Doktor Tulp’un Anatomi Dersi), Ermitaj müzesindeki (ibrahim’in Oğlunu Kurban Edişi, Haçın İndirilişi, isa ile Samiriyeli Kadın), Londra National gaîlery’deki {ilerlemiş Yaşta Sanatçı) tabloları sayılabilir.
En son gravür katoloğunda (1955) 299′u gerçek, 98′i de şüpheli 397 eser vardır. Bu gravürlerin hemen hepsi Paris’te Bibliotheque Nationale’in Cabinet des Estampes bölümünde toplanmıştır. Rambrandt gelmiş geçmiş ofort’çulann en büyüğü sayılır. Leiden’de yirmi yaşından beri gravür yapıyordu. Resam asıl üslûbunu 1653′ten sonra buldu. Resim ve gravürleri, üslûp gelişmesi ve seçtiği konular . bakımından birbirine paraleldir. Burada, hayatındaki gibi dört dönem göze çarpar: gençlik; Saskia ile mutluluğu, acılarla dolu olgunluk; son.
Tevrat ve İncil’den ilham almadığı zaman (bütün kutsal tarih’i resimlediği söylenir) gerek çevresinden, gerek kendinden (kendi portrelerinden altmış ikisi bilinirse de bunların yüzü aştığı sanılır) yararlanarak insanı tasvir etmiş ve onun sırrını çözmeğe çalışmıştır, önceleri eşya ve canlıları bütün fizik gerçekleri içinde çizdi, daha sonra ışık-gölge oyunları ve eşsiz tekniği (özellikle desenleri şaşırtıcı bir modern anlayış içindedir) ile, iç dünya gerçeğini yansıtan görünüşü duygulu bir yoğunlulukla dile getirmeyi başardı. Rembrandt’ın Jodenbreestraat’taki evi 1906′da müze haline getirildi. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMBRANDT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENOİR (Auguste)
Tarih 27 Haziran 2009
RENOİR (Auguste), fransız ressamı (Limoges 1841-Cagnes-sur-Mer 1919). 1844′te Paris’e yerleşmiş bir terzinin oğlu.
Daha çocukluğunda Louvre’a gidiyor ve özellikle heykel salonlarını geziyordu. On üç yaşında, Temple sokağında bir porselen süslemecisinin yanına çırak olarak girdi; sonra yelpazeleri resimleyen bir atelyede çalıştı; büyük bir ustalıkla, XVIII. yy. taklidi resimler yaptı. Ressam olmağa karar verince, kazancından artırdığı paralarla Güzel Sanatlar okuluna yazıldı (1862). Gleyre’in atelyesinde Monet, Sisley ve Bazille ile tanıştı, Cezanne, Pissarro ve Guillaumin ile dost oldu. 1863′te Esmiralda adlı eseri Salon’a kabul edildi (Renoir sonradan bu tablosunu parçalamıştır). Aynı yıl, Reddedilmişler Salonunda sergilenen Manet’nin resimleri karşısında büyük bir hayranlık duydu.
Renoir ve arkadaşları, Corot’nun, Courbet’nin, Millet’nin resimlerini de beğeniyorlardı; izlenimci anlayışa uygun olarak açık havada resim yapmak üzere Fontainebleau ormanına gittiler. Renoir burada, Chailly-en-Biere’de Diaz’ın öğütlerinden yararlandı. 1864 Salonuna kabul edilmemesine karşılık tabloları 1865 Salonunda sergilendi; sonra 1866′da yine geri çevrildi. Renoir, Manet’nin çevresinde biraraya gelen ve akademiye karşı olan gençlerin buluştuğu Guerbois kahvesindeki akşam toplantılarına devam ediyordu.
İlk desteği, Manet le birlikte kendisini de atelyesinde barındıran Bazille’den gördü. 1867′de Frederic Bazille’in Portresi’ni (Lo-uvre) ve Courbet’nin Sen Kıyısında Genç Kadınlar adlı tablosunun etkisiyle Avcı Di-ana’yı yaptı ve bu eseri de Salon’a alınmadı. Buna karşılık Şemsiyeli Lise’i 1868′de kabul edildi. Bu resim, Duranty ile Castagnary’-nin ilgisini çekti. Zola, Renoir’ın konularını içinde yaşadığı çağdan almasını ve Sen kıyısındaki Grenouilere’âe kayıkçıları ve suya girenleri açık havada gösteren aydınlık figürler yapmasını beğenerek Renoir’a «aktüaliteci» adını verdi. 1870′te Salon’a kabul edilen Pınarda Yıkanan Kadın ve Cezayirli Kadın adlı tablolarında Renoir’in Delacroix’ya artan hayranlığının izleri görülür.
Salon tarafından bir daha reddedilince, 1874′te, Ressam, Heykeltıraş, Mimar, Gravürcü ve Desenciler Anonim ortaklığının birinci sergisine katıldı. Bu dernek üyeleri kısa zamanda «izlenimci grup» adını aldı. Renoir’ın sergiye verdiği resimlerden, özellikle La Loge (Courtauld koleksiyonu, Tate gallery) adlı tablosu anılmağa değer. Renoir bu grupta, manzara resminden çok figürle ilgilenenler arasında yer alıyor ve fırçayı lekeler meydana getirecek biçimde sürmekten çok, boyayı ince ve saydam tabakalar halinde üst üste koyarak çalışıyordu.
1875′te Drouot konağında eserlerini satışa çıkarttı ama pek alıcı bulamadı. Bu başarısızlığına karşılık Victor Choquet ile Georges Charpentier’den destek gördü. Bir yayınevi sahibi olan Charpentier’nin Grenelle sokağındaki salonu o devirde, Paris’in seçkin kişilerinin, Zola, Daudet ve Goncourt’ların çevresinde biraraya geldikleri yerdi. Marguerite Charpentier’nin koruduğu Renoir 1876′dan sonra düzenli olarak Salon’a kabul edildi. Burada 1878′de Bayan Charpentier ve Çocuklarının Portresi (Metropolitan Museum, New York) tablosunu sergiledi.
Gortot sokağında kiraladığı bahçede La Galette Değirmeni adlı tablosunu (Louvre) bu dönemde yaptı. 1876′da on beş tablosuyle izlenimci grubun ikinci sergisine, sonra 1877 sergisine, son olarak da aralarında Kayıkçıların Öğle Yemeği de (Philips Memorial gallery, Washington) bulunan yirmi dört tablo ile 1882 sergisine katıldı. 1879′da Cezayire gitti; Paris’te doktor Gachet ile tanıştı; Chatou’da, Croissy’de, Sen kıyılarında resimler yaptı. 1881′de Aline Charigot ile evlendi.
Bir süre Guernesey’de oturdu. Sonra italya’ya gitti (1882) ve bu gezisi sanatında yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Napoli müzesinde Pompei resimlerini inceledi.
Palermo’da Richard Wagher’in Portresi’ni (Opera kütüphanesi, Paris) yaptı. Piero Della Francesca, Benozzo Gozzoli ve Raffaello’nun e-serleri karşısında bir öğrenci hayranlığına kapılarak «İzlenimciliğin sonuna kadar gitmiştim; ama ne yağlıboya’yı, ne de desen yapmayı bilmediğimi anlıyorum» dedi. Cennini’nin Trattato della Pittura (Resim Üstüne İnceleme) adlı kitabını elinden düşürmüyordu. Bu kitabın 1911′deki fransızcasına yazdığı önsöz Renoir’ın tek teorik yazısıdır. Bundan sonra, aktüaliteci»liği bırakarak klasik bir ressam olmak istedi.
O zamana kadar eserlerinde yer almayan çıplak kadın artık başlıca tema’sı oldu; paletindeki renkleri azaltarak toprak boyalarını ve kobalt mavisini kullanmağa başladı, insan ve eşyanın çevre çizgilerini daha belirgin hale getirdi, daima açık havada resim yapmayı bıraktı. Kısa süren bu dönemdeki şaheseri Suda Yıkanan Kadınlardır (1883-1885, Carroll S. Tyson koleksyonu, Philadelpiha).
Üslûbunun kesin biçimini alması için gerekli olan bu çetin ve azimli arayış döneminden sonra, mizacına da uygun gelen çekici konulara el attı; «tatlı ve hafif» resimler yapmağa başladı. 1884′te La Rochelle’de, La Roche-Guyon’da, Varengeville’de, Essoyes da çalıştı; 1885′te İspanya’ya gitti; orada Velazquez’in tablolarını gördükten sonra bu ressamı Greco’dan da, Tiziano’dan da üstün buldu. Burant-Ruel sayesinde, Brüksel’de, Londra’da, New-York’ta ilk büyük başarılarını elde etti.
1888′de Martigues’e giderek Cezanne ile buluştu. Montmartre’a (Château des Brouillards) yerleştiği 1890 yılında «sedefli» denilen dönemi başlar; bu dönemde yaptığı resimlerde, şekillere belli belirsiz bir kabarıklık vermek için, uzun fırça darbeleriyle renkleri hafifçe birbirine karıştırıyordu. 1891′den itibaren her yıl Güney Fransa’ya (Tamaris-sur-Mer, Cassis, Marsilya, Miramar, Nimes, Rhöne vadisi) gitmeğe başladı. Cagnes’da ağır bir romatizmaya tutuldu (1899). Burada satın aldığı (1901) malikânesinden ancak her yaz Esso-yes’ya gitmek için ayrılıyordu. Essoyes, karısının çocukluk arkadaşı Gabrielle Renard’ın memleketiydi. Bu kadın çocuklarına dadılık ettiği gibi evin idaresini de eline aldı; aynı zamanda, güzel ve dolgun vücuduyle Renoir’ın son yıllarındaki tablolarına (kırmızı ve yaldızlı renklerin gittikçe hâkim olduğu dönem) modellik etti. Ambroise Vollard 1894′te Renoir’a maddî yönden destek oldu; ama sanatçı rahat bir hayata ancak 1907′de kavuşabildi.
1910′dan sonra Renoir ancak koltuk değneğiyle yürüyebiliyordu; 1912′de fırçasını başparmağı ile işaret parmağı arasına bağlamak zorunda kaldı. 1914′te, eserleri daha o hayattayken Louvre müzesine alındı (isaacs de Camondo koleksiyonu). Ayrıca 1918′de Mme Georges Charpentier’nin küçük portresi de aynı müze için devlet tarafından satın alındı. Auguste Guenot, Renoir’ın ölümsüzleştirdiği kadın tiplerine uygun düşen birkaç heykel yaptı. Bu eserlerini Renoir’ın desenlerini örnek alarak ve sanatçının nezaretinde çalışarak gerçekleştirdi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOİR (Auguste) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENNİE (John)
Tarih 27 Haziran 2009
RENNİE (John), ingiliz mühendisi (Phantassie, East Lothian kontluğu 1761-Londra 1821).
Solway Firth ve East kontluklarında-ki bataklıkların suyunu giderip kuruttuktan sonra Waterloo, Southwark ve Londra köprülerini yaptı. Wick, Torquay, Grimsby, Holyhead, Howth, Kingston ve Hull doklarıyle Londra’da Thames üzerindeki Doğu Hindistan dokları da Rennie’nin eseridir. Portsmouth, Sheerness, Chatham rıhtımları ve dalgakıranının projesini hazırladığı Plymouth rıhtımlarının yapımında ingiltere hükümeti kendisine danıştı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENNİE (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENNELL (James)
Tarih 27 Haziran 2009
RENNELL (James), ingiliz coğrafyacısı (Chudleigh, Dcvonshire 1742-Londra 1830). Doğu Hint Adaları şirketinin birliklerinde istihkâm yüzbaşısı, sonra albay olarak hizmet etti.
Eserleri: Memoir of a Map of Hin-doostan (Hindistan Haritası Üstüne Bilgiler) [1782]; An investigation of the Currents of the Atlantic Ocean (Atlas Okyanusu Akıntıları üstüne Araştırmalar) [1832, atlasla birlikte]; Comparative Georgraphy of Wes-tern Asia (Batı Asya’nın Karşılaştırmalı Coğrafyası) [1831] v.b. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENNELL (James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİNİNG (Maria)
Tarih 27 Haziran 2009
REİNİNG (Maria), avusturyah kadın şarkıcı (Viyana 1903). Sanat hayatına 1931′de Viyana’da atıldı.
Münih’te, Londra’da (1938), Paris’te (1940), Salzburg’da v.b. sahneye çıktı. Viyana operasının birinci dramatik sopranosu oldu (1937-1955). Konser şarkıcısı ve mozart’çı olarak ün yapan sanatçı, Richard Strauss’un Güllü Şövalye operasındaki Mareşal’in eşi rolünde başarı kazandı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNİNG (Maria) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİGATE
Tarih 27 Haziran 2009
REİGATE, Büyük Britanya’da (Surrey) şehir, Londra’nın güneyinde,
North – Downs dağlarının eteğinde; 53 700 nüf.
XII. yy.dan kalma kilise. Ortaçağdan kalma bir şatonun yıkıntıları. Kimya sanayii. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİGATE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Whitelaw)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Whitelaw), amerikalı siyaset adamı ve gazeteci (Xenia, Ohio 1837-Londra 1912).
Ayrılık savaşı sırasında savaş muhabiriydi. 1867′de After the War (Savaştan Sonra), 1868′de de Ohio in The War (Savaş Sırasında Ohio) adlı eserleri yayımladı. 1872′de New York Tribüne gazetesine girdi ve gazetenin başyazarı oldu.
Son olarak diplomatlık mesleğine atıldı ve Fransa’da Amerika’yı temsil etti (1889-1892), 1905′ten ölümüne kadar büyükelçi olarak Londra’da bulundu. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Whitelaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Thomas MAYNE)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Thomas MAYNE), Yüzbaşı Mayne Reid diye tanınırdı, ingiliz romancısı (Bally-roney, Down 1818-Londra 1883).
Meksika’da, sonra A.B.D.’de Kızılderililerin bölgesinde avcılık yaptı. 1840′ta Texas seferine katıldı. 1843′ten 1846′ya kadar Philadelphia’da gazetecilik yaptı. 1845 Meksika savaşına gönüllü birliklerin kumandanı olarak katıldı. 1849′da ayaklanan Macarların yanında savaşmak için Avrupa’ya döndü. 1850′den sonra gençler için, Kızılderililerle ilgili serüven hikâyeleri yazdı:
The Rifles Rangers (Orman Bekçileri) [1850], The Scaîp Hun-ters (Kafatası Avcıları) [1851], The War Trail (Savaş izi) [1857], The White Chief (Beyaz Şef) [1859], The Headîess Horseman (Başsız Atlı) [1866], (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Thomas MAYNE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regent’s park
Tarih 26 Haziran 2009
Regent’s park, Londra’nın kuzeybatısında park, 1814′te düzenlendi; hayvanat bahçesi; gül fidanlığı. Bu parkta birçok kolej vardır. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regent’s park hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regeney
Tarih 26 Haziran 2009
Regeney, mimarîde bir üslûbu (1811-1830) belirtmek için kullanılan ingilizce kelime.
Bu üslûbun başlıca örnekleri, mimar John Nash’in eserleridir (Regent’s Park, Londra). Nash, bu eserlerinde en çok italyan kır evlerini örnek aldı ve yalancı mermer kullandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regeney hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REEVES (John Sims)
Tarih 26 Haziran 2009
REEVES (John Sims), ingiliz tenoru (Woolwich, Kent 1818 – Worthing, Sussex 1900).
1832′de Kent’teki North Cray kilisesinde orgculuk yaptı, ilk olarak 1839′da Newcastle tiyatrosunda şarkı söyledi. 1842′de Londra’da şarkıcılık yaptı. Milano’daki La Scala tiyatrosunda, Donizetti’nin Lucia di Lammermoor operasında Egardo rolüyle opera sanatçısı olarak ilk defa sahneye çıktı.
1888′de Life and Recollectionsh (Hayat ve Hatıralar), 1889′da, hatıralarını fıkralar halinde anlattığı My Jubilee’yı (Jübilem) yayımladı. (M)
REEVİ sıf. Bk. RİEVİ.
REEVİYE sıf. Bk. RiEViYE.
REF i. (ar. reff). Esk. Raf. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REEVES (John Sims) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REED (sir Carol)
Tarih 26 Haziran 2009
REED (sir Carol), ingiliz sinema yönetmeni (Londra 1906).
Bir süre oyunculuk yaptı. 1936′da Midshipman Easy ile yönetmenliğe başladı. İkinci Dünya savaşından önce Bank Holiday (Bayram) [1938], Penny Paradise (Ucuz Cennet) [1938], Stars Look Down (Yıldızların Altında) [1939] gibi filimleriyle tanındı.
Daha sonra belgeciler okulunun etkisinde kaldı, 1945′ten sonra en iyi ingiliz yönetmenlerinden biri oldu. önemli filimleri; ölümden Kuvvetli (Odd Man Out) 11947], The True Glory (Gerçek Zafer) [1945], Üçüncü Adam Kim? (The Third Man) [1949], Güreşçinin Sevgilisi (A Kid For Two Farthings) [1956], Trapez (Trapeze) [1956], Anahtar (The Key) [1958], Havana’daki Ajan (Our Man in Hawana) [1959], The Running Man (1962), Agony and Ecstasy (1965). Oliver Twist (1968) ile Oşcar kazandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REED (sir Carol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDWOOD (sir Boverton)
Tarih 26 Haziran 2009
REDWOOD (sir Boverton), ingiliz kimyacısı (Londra 1845 – öl. 1919). University College school’da okudu.
Sir Vivian Majendie ile, Avrupa, Kanada ve A.B.D.’nin petrol sahalarında inceleme gezilerine kaldı. İçişleri bakanlığında, Hindistan dairesinde ve Sömürgeler dairesinde petrol danışmanlığına getirildi.
Eserleri: Canlor Lectures on Petroleum and Us Products
Petrol ve Petrol ürünleri üstüne Konferanslar) [1886]; The Transport of Petroleum in Bulk (Petrolün Gemilerle Taşınması) [1894]; A Treatise on Petroleum
Petrol Üstüne Bir Deneme) [2 cilt, 1896; 4. baskı, 4 cilt, 1922]. Ortaklaşa yazdığı eserler: The Detection and Estimation of inflammable Gases and Vapors in the Air
Havadaki Yanıcı Gazlarla Buharların Keşfi ve Kullanılışı) [1896]; Handbook on Petroleum (Petrol Üstüne Elkitabı) [1901]; Petroleum Technologist’s Handbook (Petrol Teknologlarının Elkitabı) [1915] v.b. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDWOOD (sir Boverton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDMOND (John)
Tarih 25 Haziran 2009
REDMOND (John), irlandalı siyaset adamı (Ballytrent, Wexford 1856 – Londra 1918).
Muhafazakâr eğilimli, ılımlı bir milliyetçiydi. 1891′de, irlanda partisinde «parnellist» kesiminin başına geçti. Uzlaşmacı yaniyle, partide otorite kurarak birliği sağladı (1900) ve böylece «Home Rule» kanununun çıkarılmasında etkili bir rol oynadı (1912).
Bununla birlikte, Sinn Fein hareketinin hızla geliştiği bir sırada Ulster’deki Protestanların ayrılmalarını önleyemedi. 1914′te İngiliz hükümetine, partisinin desteğini vaat etti ve 1916 ayaklanmasına karşı çıktı. Aslında, partisi Birlikçiler ile Sinn Fein taraftarlarının hâkimiyeti altındaydı. Bu yüzden de, Redmond’un ölümünden az sonra dağıldı. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDMOND (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDHOUSE (sir James William)
Tarih 25 Haziran 2009
REDHOUSE (sir James William), ingiliz şarkiyatçısı (Londra 1811-ay.y. 1892). İstanbul’a gelerek desinatörlük yaptı (1826).
Türkçe öğrenerek Türkçe-lngilizce bir sözlük hazırlamağa başladı. Londra’ya döndü (1834). Türkçe – Fransızca – İngilizce sözlük haline getirdiği eserin, Bianchi’nin Türkçe-Fransızca sözlüğünün yayımlanması üzerine bastırmaktan vaz geçti. Sadaret tercümanı oldu; Hariciye nazırlığında tercümanlık yaptı (1840).
İngiliz sefarethanesiyle Osmanlı devleti arasında irtibat tercümanı olarak çalıştı (1848). Türkiye ile İran arasındaki barış antlaşmalarına katıldı (1847). 1853′te Londra’ya döndü. Osmanlıca Konuşma Dili Cep Kılavuzu (Vade Mecum of The Ottoman Colloquiae Language) [1855] adlı türkçe el kitabiyle tngilizce-Türkçe Sözlük (English-Turkish Dictionary) yayımladı (1861). 1878′de Osmanlıcaya geçmiş arapça ve farsça kelimeleri de kapsayan Kitab-ı Maani-i Leh-çeli-James Redhouse el-ingilizi (Turkish and English Lexicon Shewing the English Significations of the Turkish Terms) [1. kısım 1884; 2. kısım 1890] yazdı. 1840′ta Sultan Abdülmecid tarafından kendisine Ni-şan-ı iftihar verildi.
1847′de İran’ın Arslan ve güneş nişanını aldı. 1884′te Cambridge üniversitesinin fahrî edebiyat doktoru unvanını, 1888′de şövalye payesini aldı. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDHOUSE (sir James William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECORDE (Robert)
Tarih 25 Haziran 2009
RECORDE (Robert), ingiliz matematikçisi (Tenby 1510′a doğr. – Londra 1558). Oxford’da, daha sonra Londra’da profesörlük yaptı.
Başlıca eserleri: The Ground of Artes (Sanatların Temeli) [1540], Pathwaye to Knowledge (Bilime Giden Dar Yol) [1551], The Whetstone of Witte (Bilginin Bileytaşı) [1557].
Bir cebir kitabı olan bu sonuncu eserde, kök alma, oran dışı sayılarla hesap öğretilmekte,
+ ve — işaretleri kullanılmakta, ayrıca, basılı bir eserde ilk defa olarak, eşitliği göstermek için
= işaretinden yararlanılmaktadır. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECORDE (Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READİNG
Tarih 25 Haziran 2009
READİNG (Rufus İSAACS, birinci — markisi), ingiliz siyaset adamı
(Londra 1860 -ay.y. 1935). Hindistan genel valiliğinde bulundu (1921-1926).
Bu dönem, Ali kardeşlerin, özellikle de Gandi’nin canlandırdığı hint milliyetçiliğinin ortaya çıktığı karışık bir dönemdir. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READE (Charles)
Tarih 25 Haziran 2009
READE (Charles), ingiliz yazarı (İpsden, Oxfordshire 1814 – Londra 1884). Avukattı; Tom Taylor ile birlikte oyunlar yazdı, özellikle Masks and Faces (Maskeler ve Yüzler) [1852] ile ilgi çekti.
Bir süre Strand Theatre’ı yönetti, sonra edebiyata yöneldi, romanlar ve hikâyeler yayımladı: cezaların infaz usullerini tenkit eden İt’s Never Too Late to Mend (Zararın Neresinden Dönülse Kârdır) [1856], tarihî roman The Cloister and the Hearth (Manastır ve Yürek) [1861], Hard Cash (Peşin Para) [1863], Griffith Gaunt (1866), A Terrible Temptation (1871). Sistemli bir gerçekçiydi ve Zola gibi belge toplardı (Zola’nın L’Assommoir’ını 1879′da ingiliz sahnesine uyguladı). Bu çalışmaları için özellikle gazetelerden ve mahkeme kayıtlarından yararlandı. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READE (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYLEİGH
Tarih 24 Haziran 2009
RAYLEİGH (John William STRUTT, üçüncü —baronu), ingiliz fizikçisi (Langford Grove 1842-Witham, Essex 1919).
Cambridge üniversitesinde okudu. 1879′da, Maxwell’den sonra aynı üniversitenin fizik profesörü oldu ve 1887′ye kadar bu görevde kaldı. O tarihte, Tyndall’den boşalan Tabiat Felsefesi kürsüsünü yönetmek için Londra Krallık enstitüsüne çağrıldı. 1905′te Royal Society başkanlığına, 1908′de Cambridge üniversitesi şansölyeliğine, 1910′da da Paris Bilimler akademisi yabancı üyeliğine seçildi.
Lord Rayleigh, fiziğin bütün dallarında ilgi çekici eserler verdi. Tek moleküllü ince elektron tabakalarını inceleyerek, bazı moleküllerin boyutlarını belirledi ve Avogadro sayısının değerini hesapladı (1892). Sıvıların yüzeyindeki duraklı dalgaları, ince lamların titreşimini, kılcallık olayını ve yüzey gerilimlerini inceledi. Gazların yoğunluklarını kesinlikle belirledikten sonra, Ramsay ile birlikte argon’u keşfetti. Işığın dağılması ve gökyüzünün rengi üstüne yaptığı ünlü araştırmaları da anılmağa değer. Lord Rayleigh’ın kaleme aldığı monografiler, Cambridge üniversitesinin yayımladığı «Scientific Papers»ta çıktı (1904 Nobel Fizik ödülü). [L]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYLEİGH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWLİNSOW (sir Henry CRESWiCKE)
Tarih 24 Haziran 2009
RAWLİNSOW (sir Henry CRESWiCKE), ingiliz şarkiyatçısı (Chadlington, Oxfordshire 1810-Londra 1895).
Doğu Hint kumpanyasında görev aldı (1827-1833). iran’a gönderildi, şahın ordusuna yeni bir düzen vermeğe çalıştı. Kandehar’da, sonra Bağdat’ta siyasî görev aldı. Behistun çiviyazısı yazıtlarını çözdü. Ninova ve Babil’deki asur yazıtlarını inceledi. 1856′da Hindistan konseyi üyeliğine getirildi. Başlıca eseri: A Commantary on the Cuneiform inscriptions of Babylonia and Assyria (Babil ve Asur Çivi-yazıları üstüne Bir Açımlama) [1850]. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWLİNSOW (sir Henry CRESWiCKE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATTİGAN (Terence Mervyn)
Tarih 24 Haziran 2009
RATTİGAN (Terence Mervyn), ingiliz oyun yazarı (Londra 1911). Oxford’da okudu, sonra Londra’ya gitti, French Without Tears (Gözleri Yaşsız Fransızlar) [1936] adlı farsıyle büyük başarı kazandı.
İkinci Dünya savaşında yazdığı romantik savaş dramı Flare Path (Işıklı Yol) [1942] ve While the Sun Shines (Güneş Işıldarken) [1943] adlı komedisi Londra’da büyük ilgi gördü, öbür eserleri: Love in tdleness (Aylaklıkta Aşk) [1944], Sonuna Kadar (The Winslow Boy) [1946], The Browning Version (Browning Tercümesi) [1948], Derin Mavi Deniz (The Deep Blue Sea) [1952], Ayrı Masalar (Se-parate Tables) [1954], Uyuyan Prens (The Sleeping Prince) [1954]. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATTİGAN (Terence Mervyn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATHAUS (Karol)
Tarih 24 Haziran 2009
RATHAUS (Karol), polonya asıllı amerikalı besteci (Tarnopol, Avusturya – Macaristan [bugün Ternopol, S.S.C.B.] 1895 -New York 1954).
Viyana Müzik akademisinde okudu. Birinci Dünya savaşında avusturya ordusunda hizmet gördükten sonra, 1922′de Viyana üniversitesinde tarih doktorasını verdi. Daha sonraki 10 yılını Berlin’de geçirdi, burada birçok eser besteledi ve çaldırdı. 1932-1934 Arasında Paris’te ve 1934-1938 arasında da Londra’da yaşadı.
1938′de A.B.D.’ye gitti, 1940′ta Queens college’a girdi ve ölümüne kadar beste dersleri verdi. 1953′te Metropolitan operası tarafından Boris Godunov’un orkestrasyonunu yeniden düzenlemekle görevlendirildi. Eserleri arasında bir opera (Fremde Erde [Yabancı Toprak]), baleler, oyunlar için fon müziği, filim müziği, orkestra ve koro için besteler, oda müziği, şarkı ve piyano parçaları yer alır. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHAUS (Karol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASMUSSEN (Gustav)
Tarih 23 Haziran 2009
RASMUSSEN (Gustav), danimarkalı siyaset adamı (Odense 1895-Kopenhag 1953).
Danimarka’nın Londra elçiliğinde müşavir (1939), İtalya’da büyükelçi olarak (1945) bulundu. 1945-1950 Arasında dışişleri bakanlığı yaptı, 1951′de yeniden Roma büyükelçiliğine tayin edildi. (M)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASMUSSEN (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANZONİ (Daniele)
Tarih 22 Haziran 2009
RANZONİ (Daniele), italyan ressamı (İntra 1843-ay.y. 1889). İyi bir portre ressamıydı, ölümünden sonra eserleri genç italyan okulu tarafından gün ışığına çıkarıldı (1930). Ranzoni, Milano ve Torino akademilerinde yetişti, Milano’ya yerleşti (1869) ve 1877-1879 arasında Londra’da oturdu. Başlıca eserleri, İntra müzesindedir. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANZONİ (Daniele) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANDOLPH (Thomas)
Tarih 22 Haziran 2009
RANDOLPH (Thomas), ingiliz diplomatı (Badlesmere, Kent 1523 – Londra 1590). Protestandı, Mary Tudor zamanında Fransa’ya sığındı, İskoçya ve Rusya’da kraliçe Elizabeth’in temsilcisi oldu (1568). Rusya’dan ingiliz tacirleri için bazı imtiyazlar kopardı. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDOLPH (Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSEY (William of)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSEY (William of), ingiliz mimarı (öl. 1349). Londra’daki Saint Paul katedralinin büyük salonunu ve manastırını yaptı, Lichfield katedralinin koro yerini (1337) yaptı. Windsor’da Dizbağı tarikatı şapelinin ilk planı da muhtemelen onun eseridir. Düşey üslûbu ilk uygulayanlardandır. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSEY (William of) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSAY (sir William)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSAY (sir William), ingiliz kimyacısı (Glasgow 1852-Hingh Wyycombe, Bucks 1916).
Bristol (1880), daha sonra Londra üniversitesinde (1887) profesör oldu ve 1879′da Borwn hareketini moleküller arasındaki çarpışmalarla açıkladı. 1894′te lord Raleigh ile birlikte, havada argon ve 1895′te Cleve ile işbirliği yaparak kleveit’te helyum bulunduğunu keşfetti.
1898′de de Travers ile birlikte havadaki öbür nadir gazları buldu.
1904′te, Soddy ile beraber çalışarak, radyum’un parçalanma ürünleri olarak radon ve helyum’u elde etti. Aynı yıl Nobel Kimya ödülünü kazandı. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSAY (sir William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMSAY (Allan)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMSAY (Allan), ingiliz ressamı (Edinburgh 1713-Dever 1784). George III’ün sarayında ressamdı; başarılı portreler yaptı: Jean-Jacques Rousseau (Edinburgh Millî galerisi), George III (Londra, National Portrait gallery), Kraliçe Charlotte (Louvre). [L]
RAMSAY (James), birinci Dalhousie markisi. Bk. DALHOUSİE.
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSAY (Allan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMBERT
Tarih 22 Haziran 2009
RAMBERT (Myriam RAMBERG, Marie — denir), polonya asıllı ingiliz kadın dansçı ve bale yöneticisi (Varşova 1888). Jaques-Dalcroze ile çalıştı. Helİerau’daki (Dresden yakını) enstitüsünde ders verdi. Paris’te Enrico Cecchetti ile klasik baleye çalıştı ve Bahar Âyini koreografisine emeği geçti. 1920′de Londra’da bir okul açtı; L. Massine, F. Ashton gibi sanatçılar bu okulda yetiştiler. 1930′da Ballet Club’ı, 1935′te Ramberf balesini kurdu. Sanat faaliyetinin merkezi Ninette De Valois’nın hazırladığı ilk balelerin oynatıldığı Londra’daki Mercury Theatre’dır. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMBERT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RANKL (Kari)
Tarih 22 Haziran 2009
RANKL (Kari), alman müzikçisi (doğ. Gaden 1898), A. Schönberg ve A. Webern’in öğrencisiydi. Sırasıyle Viyana, Berlin, Wiesbaden, Graz, Prag ve Londra’da orkestra şefliği yaptı. Londra’da, 1946-1951 arasında Covent Garden’i yönetti. Oda müziği ve senfonik kompozisyonlarından başka bir de operası vardır: Deirdre of the Sorrows (1951). [M]
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANKL (Kari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RALEİGH (sir Walter)
Tarih 20 Haziran 2009
RALEİGH (sir Walter), ingiliz saray adamı, denizcisi ve yazarı (Hayes, Devon 1552′ye doğr. – Londra 1618).
Fransız carvin’cileriyle birlikte savaştı (1569), sonra üvey kardeşi Gilbert ile deniz serüvenlerine atıldı. 1580′de Leicester’in hizmetine girdi ve İrlanda’da çarpıştı. Sarayda, sevimliliği ve çekiciliğiyle kraliçenin gözüne girdi. Kraliçe, Raleigh’in büyük bir siyasî etki kazanmasına fırsat vermedi, ama ona birçok armağan bağışladı (kârlı ticaret tekelleri, İngiltere ve İrlanda’da geniş topraklar). Raleigh usta bir yönetici olduğunu ortaya koydu. 1584′te kuzey Amerika kıyılarını keşfetmek amacını güden bir deniz seferini malî bakımdan destekledi; 1585′te bir başka seferi yönetti ve Roanoke adasında bir ticaret kolonisi kurarak buraya «Virginia» adını verdi.
Koloni kurma denemesi başarıya ulaşmadı ama İngiltere’nin Kuzey Amerika’daki hâkimiyetinin başlangıcı oldu. Ayrıca Raleigh, bu adalardan yeni bitkiler (patates, tütün) getirdi.
1587′den itibaren rakibi Essex. yüzünden etkisini kaybeder gibi oldu ve saraydaki durumu sarsıldı. 1595′te denizcilik faaliyetlerine yeniden girişti; Guyano bölgesini inceledi (buranın Eldorado olduğunu sanıyordu) ve 1596′da Cadiz seferine katıldı. 1603′te İngiltere tahtına
James I’in çıkması, Raleigh’in gözden düşmesine yol açtı. Haksız yere krala karşı entrikalara girişmekle suçlandı; ölüm cezasına çarptırıldı, cezası müebbed hapse çevrildi ve 1616′ya kadar Londra kulesinde tutuklu kaldı. Bu tarihte, İspanya ile hiç bir çatışmaya yol açmamak şartıyle, Orinoco’ya yapılacak bir seferi yönetmesi için serbest bırakıldı. Ama sefer başarısızlıkla sonuçlandı; Raleigh elde edileceği umulan altını bulamadı ve ispanyol kolonlarıyle çatıştı. Bu yüzden İngiltere’ye dönünce tutuklandı, ispanyol elçisi Gondomar’ın ısrarı üzerine ve 1603 kararnamesi gereğince boynu vuruldu.
Kral ile İspanyolların bu düşmanlığı, o güne kadar küstahlığı ve zalimliği yüzünden sevilmeyen Raleigh’in halk tarafından tutulmasına yol açtı. Serüven düşkünü bir soylu, büyük bir senyör, değerli ve zeki bir yazar (seyahat notları History of the World [Dünya Tarihi], şiirler) olan bu garip, coşkun ve şüpheci şahsiyet, Elizabeth devri Rönesan-sının kusursuz bir örneğidir. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALEİGH (sir Walter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç)
Tarih 20 Haziran 2009
RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç), bulgar asıllı sovyet siyaset adamı (Kotel 1873 -S.S.C.B. toplama kampında 1941 veya 1953). ikinci Balkan savaşından (1913) sonra Romanya’ya yerleşti; Fransa’da tıp okudu. Romanya’ya dönünce Sosyalist partiye yeni bir düzen verdi ve 1916′da tutuklandı. Şubat devriminden sonra serbest bırakıldı; bolşevik lideri oldu ve Ukrayna Halk Komiserleri konseyi başkanlığına getirildi (1919). S.S.C.B.’yi Londra’da (1923-1925) ve Paris’te (1925-1927) temsil etti; daha sonra partiden çıkarıldı (1927) ve troçki’ci olduğu iddiası ile Sovyet Orta Asyası’na sürüldü. 1934′te yeniden partiye kabul edildiyse de, 1938′de tekrar kürek cezasına çarptırıldı. (L)
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİNİER (Priaulx)
Tarih 19 Haziran 2009
RAİNİER (Priaulx), güney afrika asıllı ingiliz kadın besteci (Howick, Natal 1903).N. Boulanger’nin öğrencisiydi; Londra Müzik akademisinde ders verdi (1942). Başlıca eserleri: bir oda senfonisi, bir bale süiti (1951), orkestra için Phala-Phala (1961), bir requiem ve oda müziği besteleri. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNİER (Priaulx) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİMONDİ (İgnazio)
Tarih 19 Haziran 2009
RAİMONDİ (İgnazio), italyan kemancı ve bestecisi (Napoli 1735′e doğr. – Londra 1813). Barbella’nın öğrencisidir. San Carlo’da kemancılık yaptı (1759-1762), sonra Telemakhos’un Serüvenleri adli taklitli senfonisinin icra edildiği ve eserlerinin pek çoğunun basıldığı Amsterdam’a yerleştiği sanılır.
Başlıca eserleri: Keman, Viyola ve Viyolonsel İçin Üç Üçlü, Üç Keman Konçertosu, Yaylılar İçin Altı Dörtlü, Keman ve Bas için Altı Sonat, Eşlikti Klavsen veya Piyanoforte, Keman ve Viyolonsel Parçaları. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMONDİ (İgnazio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİMONDİ (Gianni)
Tarih 19 Haziran 2009
RAİMONDİ (Gianni), italyan tenoru (Bologna 1923). İlk olarak 1947′de Bologna’da, 1953′te Londra’da, 1955′te de Scala’ya girerek Maria Callas’ın yanında Traviata’da oynadı. Daha sonra, Viyana’da ve New York Metropolitan’ında (1965) özellikle italyan romantik operalarındaki rolleriyle başarılı oldu. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMONDİ (Gianni) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFLES (sir Thomas Stamford)
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFLES (sir Thomas Stamford), ingiliz yöneticisi (Port Morant açıkları, Jamaika, 1781-Londra yakınları 1826). Doğu Hindistan kumpanyasının sekreteriydi, Malakka sömürgesinin elde tutulması, 1811′de Cava’-nın ve 1819′da Singapur’un fethedilmesi onun etkisiyle olmuştur. Mükemmel bir yönetici olan Raffles aynı zamanda bir dilbilimciydi. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFLES (sir Thomas Stamford) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFAELLO
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFAELLO (SANTİ veya SANZİO, — denir), italyan ressamı ve mimarı (Urbino 1483 – Roma 1520). İlk resim derslerini babası Giovanni Santi’den aldı.
Babası ölünce (1494), o sıralar Fr. Francia ile birlikte çalışan Timoteo Viti’nin atelyesine girdi. Daha sonra, 1499′a kadar Perugia’da il Perugino’nun atelyesinde çalıştı. İl Perugino’nun hocalığı Raffaello’nun gelişmesinde başlıca etken oldu. Genç yaşına rağmen Raffaello, çıraktan çok bîr usta olarak kabul ediliyor, önemli iş teklifleri alıyordu; 1500′de Evangelista di Pian di Meleto ile birlikte Cittâ di Castello’da Sant’Agostinc kilisesinin mihrap arkalığını yaptı Bu eserin, aynı şehrin pinakotek’indeki bir kopyasıyla, ikisi Napoli’deki Capodimonte müzesinde, biri de Brescia’da Tosio Martinengo pinakotek’inde olmak üzere üç parçası günümüze kalmıştır.
Raffaello’nun ilk dönemi hakkında en iyi fikir verebilecek eserleri Şövalyenin Rüyası (National gallery, Londra) ile Üç Güzeller’dir (Conde” müzesi, Chantilly). Her ikisinde de sarı tonlar, sade, dengeli bir düzenleme ve geniş manzaralar hâkimdiı. Louvre müzesindeki, Aziz Mikael ve Aziz Georgius çift kanatlı tablosunda olduğu gibi, bu tablolarında da, Raffaello’nun sanatında gitgide daha belirgin bir hal alan mekânla kompozisyon arasındaki uyum göze çarpar. Raffaello Vatikan müzesindeki Taç Giyme tablosunda (basit geometrik figürlerde kolayca görüleceği gibi) kompozisyon üstünde titizlikle çalışarak renklere ışıklı bir yoğunluk ve ustasında olmayan bir canlılık getirerek İl Perugino’nun tekniğini aşar. Ayrıca Çarmıha Geriliş (National gallery, Londra); Meryem ve Azizler (Berlin) ve Kurtarıcı isa’da da (Brescia) İl Perugino’nun etkisi sezilirse de Raffaello’nun yeni belirmeğe başlayan kişiliğini gölgelemez.
Kutsal Bakire’nin Evlenmesi’nde (Brera, 1504) ise mekânın, kompozisyon ritmi .ve renk parlaklığıyle birleşmesi,İl Perugino’da rastlanılmayan bir özelliktir. Raffaello bu ünlü ve büyük tablosunu bitirdiğinde yirmi yaşındaydı. Hemen sonra Floransa’ya gitti (1504-1508). Bir yandan sanatını olgunlaştırıyor, öte yandan da floransa resim sanatının getirdiği yenilik ve heyecan dolu havayı tadıyor, Leonardo da Vinci’nin renk tekniğini inceliyordu. Leonardo’dan canlı varlıkları kendi düzenleri içinde duymağa ve bir kompozisyonda yalnız figürleri değil, aynı zamanda çevresinde havanın dolaştığı canlı varlıkların aralarındaki ilişkileri de incelemeyi öğrendi. Michelangelo da, dramatik üslûbu, yapıcı kuvveti, anlatım ve hareket yeteneği, eskiçağı canlandırma gücüyle Raffaello’yu büyüledi. Bu etkiler, özellikle Çarmıhtan İndiriliş’te
(Galleria Borghese, Roma, 1507) açıkça görülür. Floransa’da Raffaello’nun en yakın dostu sanatçı rahip Bartolomeo idi. Daha yaşlı olan Bartolomeo da, sanatta hızlı ve kesin değişikliklerin oluştuğu bu dönemde, klasik denge ülküsünün peşindeydi. Colonna mihrap arkalığı
(Metropolitan museum, New York), Ansidei mihrap arkalığı (National gallery, Londra), Madonna Northbrook (Londra) ve Aziz Georgius (Ermitaj) gitgide Floransa resim okuluna yaklaşan eserlerdir. Meselâ, Leonardo’nun etkisi, ilk Floransa dönemine ait bir dizi portrede (Urbino Dukalık sarayı) ve ünlü Madonna del Granduca’da (Galleria Fitti) daha gözle görülür bir hal alır; rahip Barlolomeo’nun üslûbuna yakın, piramit biçiminde düzenlenmiş eserlerin en gelişmiş örnekleri arasında Madonna del Belvedere (Kunsthistcrisches museum, Viyana), Madonna del Cardellîno (Uffizi), Güzel Bahçıvan (Louvre) v.b. sayılabilir. Açık havada resmettiği Meryemleriyle, Raffaello eski dinî temanın en tipik örneklerinden birini vererek yüzyıllar boyunca, gerek sanat gerek din yönünden kendini ideal olarak kabul ettirdi; figür gruplarının işlenişinde Michelangelo ile ortak noktaların bulunmasına ve kişilerin birbirleriyle bağlantılarında kısmen Leonardo’nun etkisi görülmesine rağmen, bu tablolar kişisel özellikten yoksun değildir: hepsinde de sakin, düşünceli bir hal, ilgi çekici ayrıntılar, yuvarlak biçimlerin huzuru hâkimdir. Raffaello’nun aynı dönemde yap-’ tığı öbür eserler şunlardır: Doni Çifti ve Hamile Kadın (Pitti), Orleans Bakiresi (Chantilly), Kutsal Aile (Bridgeater. Londra). Azize Caterina (National gallery, Londra), Madonna Esterhazy (Budapeşte), Madonna Canigiani (Münih), Meryem Tahtta (Pitti. Floransa) v.b. Tamamlanamayan bu sonuncu eserde Meryem ve Çocuk İsa, tabloda hareket halinde görülen diğer kişiler tarafından, azizlerle çevrili yüksek bir tahta çıkarılmıştır.
Azizlerin her biri kişiliği belirecek şekilde resmedilmiştir; tahtı taşıyan melekler heykelsi bir gölünüm içindedirler; sahneyi tamamlayan giriş kapısının yarım daire şeklindeki, kısmı da son derece gösterişlidir.
Raffaello, papa Julius II tarafından çağırılarak 1511′de Roma’ya gitti, papanın Vatikan’daki yeni dairelerine fresk yapmakla görevlendirildi. Böylelikle, Andrea Mantegna ile Piero della Francesca’nın eserlerinin bulunduğu (bugün kaybolmuştur) daha eski bölümler yıkılıyordu. Raffaello, 1511′de tamamladığı imza odasının (Stanza Della Segnatura) süslemeleriyle işe başladı: Kutsal Tartışma, Parnassos, Atina Okulu, Üç Erdem ve tavandaki bilim ve sanatları konu alan alegorik figürler. Geniş kompozisyonlu bu fresklerde Michelangelo’nun huzursuz ve acı çeken insanlarına karşıt, sakin ve rahat figürler yaptı. 1510′da Agostino Chigi tarafından, Farnesina sarayına Galatea efsanesini canlandıran freskler yapmakla görevlendirildi. Burada B. Peruzzi, Sodoma ve Sebastiano del Piombo ile tanıştı. Raffaello’nun, Galatea konusunda B. Castiglione’ye yazdığı mektup onun estetik idealleri üstüne önemli bir belgedir.
Sanatçı bu mektupta, gerçek bir modeli izlemediğini ve Praksiteles’in yaptığı gibi, çeşitli modellerden de ayrıntılar almadığını öne sürer ve önceden var olan bir güzellik idealine ulaşmak istediğini belirtir. Raffaello’nun renk ve ışık karşıtlığıyle iman gücü yönünden etkileyici olan Madonna di Foligno (Vatikan pinakotek’i) ve Madonna di Casa d’Alba (National gallery, Washington) adlı eserleri aşağı yukarı aynı döneme rastlar. İkinci Stanza’nın fresklerinde (Eliodoro’nun Kovulması, Bolsena Âyini, Aziz Petrus’un Kurtuluşu, Büyük Leo’nun Attilâ ile Karşılaşması) [1511-1514], Sebastiano del Piombo’nun etkisiyle Raffaello rengi ön plana aldı, mimarî tarzındaki süslemelerde ışık ve gölgelere geniş yer verdi (özellikle Aziz Petrus’un Kurtuluşu sahnesinde, ışığın üç kaynaktan gelmesi).
Çağdaşlarının portreleri de (Peçeli Kadın, Pitti; Baldassare Castiglione, Louvre) Raffaello’nun bir renk sanatçısı olduğunu ortaya koyar; Floransa dönemine kıyasla, portrelerin ağırlık noktası artık genel atmosfere değil, modelin derinleştirilmesine bağlıdır. Rafafello bu arada, Michelangelo’nun Sistina şapelindeki peygamberlerinden ilham alarak, Sant’Agostino kilisesindeki işaya freskini yaptı. Meryem Sandalyede, Hezekiyel’e Kutsal Hayalin Görünmesi (Floransa, Pitti) ve Julius II de (Uffizi) aynı döneme rastlar. Raffaello, Leo X’un papalığı sırasında yorulmak bilmeden çalıştı. 1514-1517 Arasında, Stanza’nın Borgo Yangını süslemesini yaptı.
Bu süslemede yardımcılarının geniş ölçüdeki müdahalelerini de belirtmek gerekir. Raffaello yoğun bir dramatik etki yaratma çabasmdaydı: Michelangelo ile rekabet edercesine heykelsi figürler üstünde çalışması, perspektifleri karmaşıklığa götürmesi, bugün manierismo dediğimiz tarzın bilincinde olduğunu gösterir. 1515′te Bologna’daki San Giovanni in Monte’ye Azize Cecilia mihrap arkalığını (bugün pinakotek) yaptı. Aynı yıl, Roma’daki Santa Maria del Popolo kilisesinin Chigi şapeline gezegenleri tasvir eden mozaikler yaptı. Raffaello burada resimlerinde olduğu kadar önemli yapılarında da göze çarpan düzenli ritmiyle dikkati çeker. Stanza’da Yangın’ı bitirdikten sonra, Farnesina sarayının bir salonunda Psykhe efsanesini canlandırdı (1517).
1518, Raffaello sanatının son dönemidir: öğrencileriyle birlikte Vatikan lojmanlarının süslemesine başladı. 1519′da tamamladığı bu süslemelerde «grotesk»lerin arkeolojik motiflerini yeniden yaşattı. 1518′de Leo X’u Ludovico de «Rossi ve Giulio de» Medici arasında gösteren portresi belki de son çağının en iyi eseridir. Villa Madama’nın yapımını üstüne aldı, ayrıca 1518′de başladığı, fakat tamamlayamadan öldüğü ölümünden Sonra İsa’nın Üç Havarisine Görünmesi adlı son eserini öğrencisi Giulio Romano bitirdi. Son devrinde, ritimlerindeki zariflik kayboldu.
Figür kitleleri yoğunlaştı, ışık – gölge oyunları ağırlaştı ve hareketler donuklaştı. Çağının bütün büyük sanatçıları gibi çok yönlü olan Raffaello önemli mimarî eserler de verdi. Bramante’nin ölümü üzerine 1514′te San Pietro’nun mimarlığına getirildi, Loggia galerisini tamamladı, Esquilino mağaralarında bulunan figürler ve Tekvin’i anlatan küçük panolarla burayı süsledi (bu seriye «Raffaello’nun Kutsal Kitabı» denir). 1509′da, merkezî planlı Sant’Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazırlamıştı. Santa Maria del Popolo’daki Chigi kilisesini de yunan haçı biçiminde tasarladı. XVII. yy.da yıkılan Branconio dell’Aquila sarayının balkon ve nişlerle süslü cephesi de başlı başına bir şaheserdir (bu saray hakkındaki bilgimizi Parmesan’ın bir desenine borçluyuz [Louvre]). Raffaello’nun öteki mimarî çalışmaları arasında, G. F. Da Sangallo tarafından gerçekleştirilen, Floransa’daki Pandolfini sarayının projesi ve Eskiçağın «domus aurea» mimarîsine dayanan Roma’daki Villa Madama sayılabilir. Raffaello’nun sanatı, hümanist Bibbiena, şair Tebaldeo ve Ariosto, sanat koruyucusu Agostino Chigi gibi çağının aydın amatörleri arasında büyük bir hayranlık uyandırdı, ölçülü bir zarafete ve sağlam bir dengeye dayanan dehası, bütün sanat dallarını yüzyıllardan beri etkilemektedir. (ML)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAEBURN (sir Henry)
Tarih 18 Haziran 2009
RAEBURN (sir Henry), ingiliz ressamı (Stockbridge, Edinburgh yakınları 1756-Edinburgh 1823). önce minyatür yapmayı ve kuyumculuğu öğrendi.
1778′de Londra’ya gitti ve J. Reynolds’m öğütlerine uyarak İtalya’ya geçti. Edinburgh’a dönünce (1787) kralın Iskoçya ressamı unvanını aldı. Birçok portre yaptı (Walter Scott, Henry Mackenzie, Dugald Stewart, müdür Robertson, Newton, Alexander Adam, Robert Hay of Spot), üslûbunun özellikleri, gölge-ışık karşıtlıkları, parlak kırmızı ve siyah tonlar ve vücutların genişliğidir; bu özellikleri daha çok sayısı pek fazla olan erkek figürlerinde göze çarpar. Eserlerinin tional Portrait gallery’dedir. Greenwich’te Sakat Bir Denizci ile Arına More adlı tabloları Louvre müzesindedir. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAEBURN (sir Henry) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAE (John)
Tarih 18 Haziran 2009
RAE (John), iskoçyalı kâşif (Stromness, Orkney adaları 1813-Londra 1893). Edinburgh’da tıp okudu.
1833′te cerrah olarak Hudson’s Bay Company’ye katıldı. 1846′daki ilk keşif gezisinde Amerika’nın kuzey kıyılarını dolaştı. Daha sonra Londra’ya gitti ve 1847′de sir John Richardson’ın, Mackenzie ve Coppermine bölgesinde, sir John Franklin’i arama gezisine katıldı. 1851′de iki gezi yönetti. Bunların ilkinde Wollaston Land kıyılarının büyük bir kısmını keşfetti. İkincisinde ise, sekiz ay içinde 8 045 km’den fazla yol alarak Victoria adası kıyılarının birçok kısmını keşfetti. 1853-1854 Arasında yeni bir geziyi yönetti ve Franklin’e ait ilk izleri keşfetti. Rae ayrıca King William kara parçasının bir ada olduğunu ispatladı. (M)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAE (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald)
Tarih 17 Haziran 2009
RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald), ingiliz etnologu (Birmingham 1881-Londra 1955). önce Andaman adalarına (1906), sonra Batı Avustralya’ya (1910) bir inceleme gezisi yaptı.
1916′da Tonga’da eğitim işleriyle görevlendirildi. 1921′de Kap üniversitesinde bir sosyal antropoloji kürsüsünü, 1925′te de Sidney üniversitesinde bir etnoloji kürsüsüsünü yönetti. 1931-1937 Arasında Chicago üniversitesinde etnoloji kürsüsünde, 1937-1946 arasında ise Oxford’ta sosyal antropoloji kürsüsünde çalıştı. Arkaik toplumlardaki akrabalık incelemelerine yaptığı çok önemli katkı, akrabalık ilişkilerinin sistematik özelliğini gün ışığına çıkarmada yardımcı oldu. Bu ilişkileri tanımlamakla yetinmedi, aynı zamanda bunları tasnif ve tahlil etti; ayrıca bunların toplum düzeniyle sıkı bağıntısını da belirtti ve böylelikle o zamana kadar hüküm süren totemizm görüşü de alt üst oldu.
Başlıca eserleri: The Andaman islanders (Andaman Adasında Yaşayanlar) [1922]; Social Organisation of Australian Tribes (Avustralya Kabilelerinde Toplum Düzeni) [1931]; Structure and Function in Primitive Society (İlkel Toplumların Yapısı ve İşleyişi) [1957]; Method in Social Anthropology (Sosyal Antropolojide Metot) [1958]; son iki eser yazarın ölümünden sonra yayımlandı. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADCLİFFE
Tarih 17 Haziran 2009
RADCLİFFE (Ann WARD, Mrs. —), ingiliz kadın romancı (Londra 1764-ay.y. 1823). 1787′den William Radcliffe adlı bir gazeteciyle evlendi.
The Romance of the Forest (Ormanın Romanı) [1791] adlı kitabiyle usta bir yazar olarak tanındı. Bu eserinde korkunç ve şaşırtıcı bir olayı anlatır. Daha sonra büyük başarı kazanan cinayet romanları yazdı: The Mysteries of Udolpho (Udolpho’nun Esrarı) [1794]; The Îtalian (İtalyan) [1797]. Mrs. Radcliffe bu kitaplardan sonra roman yazmaktan vaz geçti, geri kalan ömrünü kendi köşesinde yaşayarak ve yolculuklara çıkarak geçirdi, ölümünden sonra Gaston de Blondeville (1826) adlı bir romanı ile Poems’i (Şiirler) [1834] yayımlandı. (L)
RADCLİFFE (James). Bk. DER WENTWATER.
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADCLİFFE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACZKİEWİCZ (Wladyslaw)
Tarih 17 Haziran 2009
RACZKİEWİCZ (Wladyslaw), polonyalı avukat ve siyaset adamı (Minsk yakınları 1885-Ruthin, Galler ülkesi 1947). 1921-1935 Arasında 4 defa içişleri bakanlığına getirildi, senato mareşali seçildi (1930-1935), önce Angers’de (1939), sonra da Londra’da (1940) sürgündeki polonyalılarca kurulan Polonya cumhuriyetinin başkanı oldu. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACZKİEWİCZ (Wladyslaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QVİSTGAARD (J.W. von Rehling)
Tarih 17 Haziran 2009
QVİSTGAARD (J.W. von Rehling), danimarkalı minyatürcü (Orsholtgaard, Titjob eyaleti 1877). Kopenhag’daki Krallık Tarım kolejini bitirdi.
Kopenhag’da, kısa bir süre Johan Rohde’nin yönetiminde öğrenim gördükten sonra, 1901′de A.B.D.’ye 1906′da Londra ve Paris’e gitti. 1909′da, kral, kraliçe ve kral ailesinin öbür üyelerinin minyatürlerini yapmak üzere, Kopenhag’a döndü. 1912′de New York’a yerleşti. 1913′te Ghent’te, 1914′te New York’ta kendi eserleri için özel sergiler açıldı. Qvistgaard’ın en ünlü eserleri arasında, Theodore Roosevelt’in yağlıboya portresi ve birçok minyatür sayılabilir. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QVİSTGAARD (J.W. von Rehling) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEBEC
Tarih 16 Haziran 2009
QUEBEC,fr. Kanada’da şehir,Quebec eyaletinin merkezi,Saint-Charles ile Saint-Laurent’ın kavşağında; 171 000 nüf.(banliyölerile birlikte 310 000 nüf,).
Laval üniversitesi Şehir, bu kesimde Diamant burnu ile (100 m yüksl.) Levis tepeleri arasında akan Saint-Laurent halicinin ağzında kuruldu. Hisarı ırmağa hâkimdir; kuzeyde Saint -Charles ırmağının kıvrımlar çizerek aktığı geniş bir çöküntü uzanır. Askerî ve idarî bir şehir olan Quebec, XVIII. yy. sonunda, limanı sayesinde bir ticaret merkezi haline geldi; ama XIX. yy.ın ikinci yarısında Montreal’in rekabetinden oldukça zarar gördü. Sanayi de aynı dönemde gelişti (dericilik, ayakkabı yapımı, konfeksiyon, kürk, makine yapımı, kâğıt fabrikaları). Limanı hâlâ canlı ve buğday trafiği önemlidir. Ama Quebec her şeyden önce bir idare, din ve fikir merkezidir. Her yıl birçok turist çeken şehir, Fransızlardan kalma anılarla doludur.
— Tar. Champlain’in, yerli köyü Stadacona’nın yerinde kurduğu yerleşme merkezi bugünkü Quebec’in çekirdeğidir. Kirke kumandasındaki İngilizlerin eline geçen Quebec (1629), 1632 antlaşmasıyle, Fransa’ya geri verildi. Bir cizvit okulu (1635) ve büyük bir papaz okulu inşa edildi (1663). 1674′te bir piskoposluk kurularak başına piskopos Laval getirildi. Quebec garnizonu’na hücum eden ingilizler (Phipps) püskürtüldüler (1690). 1759 Eylül’ünde Abraham ovalarında Montcalm’ın ölümünden sonra, garnizondaki 600 kişi (Ramezay’ın emrinde) teslim oldu.
Paris antlaşmasıyle (1763) İngiltere’ye bırakılan şehri, James Murray (1763-1766) ve Guy Carleton gibi valiler sertliğe kaçmadan yöneterek Londra’yı ingiliz hukukunu zorla uygulamak isteğinden vaz geçirdiler. 1791′de çıkarılan bir kanunla Aşağı Kanada, Yukarı Kanada’dan ayrıldı; Quebec, Yukarı Kanada’nın merkezi olarak kaldı. Papineau’nun ayaklanmasından sonra (1837) iki eyalet Birlik kanunuyle (temmuz 1840) yeniden birleştirildi ve Kingston merkez oldu. 1864′te Quebec’te Londra konferansının kararlarını hazırlayan (aralık 1866) bir konferans toplandı; Londra konferansında şartları tespit edilen Kanada federasyonu, 1867 Kuzey Amerika anlaşmasıyle kuruldu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUARLES (Francis)
Tarih 16 Haziran 2009
QUARLES (Francis), ingiliz şairi (Romford, Essex 1592 – Londra 1644). önce kral James I’in kızı prenses Elizabeth’in hizmetkârıydı, sonra İrlanda’da Usher başpiskoposunun sekreteri oldu (1629). 1641 Devrimi patlak verince ingiltere’ye geçti. Kutsal Kitap üstüne kafiyeli açıklamalar yaptı: Emblems (Semboller) [1635]. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARLES (Francis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNCY (Josiah)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNCY (Josiah), amerikalı yurtsever (Boston 1744 – denizde 1775). Avukattı, 1767′den sonra ingiliz hâkimiyetine karşı yazılar yazdı, Boston bill’i üstüne bir kitap yayımladı (Observations on the Act of Parliament, Commonly Called the Boston Port Bili) [Genellikle Boston Port Bili Denen Parlamento Kararı Üstüne Görüşler] ve whig üyeleriyle görüşmek üzere Londra’ya gönderildi. Dönerken bir deniz kazasında öldü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCY (Josiah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİN (James)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİN (James), ingiliz tiyatro oyuncusu (Londra 1693 – Bath 1766). 1715′lerde Drury Lane’de sahneye çıktı. İnn Fields ve Covent Garden’da önemli rollerde oynadı. Çağdaşlarının gözünde meslektaşı Garrick ile aynı değerdeydi. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİN (James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİCKSWOOD
Tarih 16 Haziran 2009
QUİCKSWOOD (Hugh GASCOYNE CECİL, birinci — baronu), ingiliz siyaset adamı (Londra 1869 – Bournemouth 1956). üçüncü Salisbury markisinin en küçük oğlu.
W. Churchill ile birlikte İrlanda’nın İngiltere ile birleşmesi için mücadele etti. Yeni muhafazakâr neslin en dinamik üyelerindendi. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİCKSWOOD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEUİLLE (Henri)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEUİLLE (Henri), fransız siyaset adamı (Neuvic-d’Ussel, Correze 1884). Hekimdi. Radikal-Sosyalist partiden milletvekili seçildi (1914-1935), sonra senatör (1935-1940), tarım bakanı (1924-1925, 1926-1928, 1930, 1932-1934, 1938-1940), sağlık (1930-1931, 1934 -1935), PTT (1932) ve imar (1937-1938) bakanı oldu.
1943′te Londra’ya general de Gaulle’ün yanına gitti. Geçici Danışma meclisinde milletvekili (1944), radikal – sosyalist kesimden Correze milletvekili (1946-1958) seçildi, devlet (1948, 1951-1952), imar (1948), içişleri (1950-1951) bakanı, sonra başbakan yardımcısı (1952-1954) oldu. üç defa başbakanlık görevinde bulundu (eylül 1948 – ekim 1949; haziran – temmuz 1950; mart 1951). [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEUİLLE (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUERENA (Lattanzio)
Tarih 16 Haziran 2009
QUERENA (Lattanzio), italyan ressamı (Clusone, Bergamo 1768-Venedik 1853). Verona ve Venedik’te D. Maggiotto’dan ders aldı; özellikle dinî resimler ve portreler yaptı. Venedik’in birçok kilisesinde (İsa’nın Çarmıhtan indirilişi, Aziz Giovanni ve Paolo kiliseleri; Sacro Coure, S. Maria Formosa kilisesi v.b.), Londra, Paris, Viyana, Berlin müzelerinde eserleri vardır. Venedik’teki San Marco’nun taç kapısı için Kıyamet Günü adlı mozaik kartonu Querena yapmıştır (1836).
— Oğlu LUiGi de ressamdı. Venedik’te çalıştı. Daha çok, manzara ve günlük hayattan sahneler çizdi. Venedik’te Correr müzesinde (1848 Devrimini ve Venedik’in alınışını canlandıran on bir pastel), S. Gregorio manastırında (manzaralar) v.b. eserleri vardır. (M)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUERENA (Lattanzio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYM (John)
Tarih 15 Haziran 2009
PYM (John), ingiliz siyaset adamı (Brymore, Somersetshire 1584 – Londra 1643). 1621′de Parlamentoda Katolikliğe ve mutlakıyetçi krallığa karşı gösterdiği sert muhalefetiyle tanındı.
Buckingham ile mücadele etti. Petition of Right’ın hazırlanmasına önayak oldu (1628). Avam kamarasında ve Lordlar kamarasında muhalefetin bellibaşlı lideri oldu. Hatipliği ile Avam kamarasının milletvekillerini ve kamuoyunu arkasından sürükledi, Strafford’u ölüme mahkûm ettirdi (1641). Charles I, uzun tereddütlerden sonra onu tutuklatmak istedi (1642). Fakat Londra halkı Pym’ın tarafını tuttu. Kısa zamanda iç savaş patlak verdi. Pym, parlamento taraftarlarının yönetimini elinde tuttu; kral ile müzakereleri kısa kesti. Kralcıların başarısı üzerine iskoçyalılarla birlik kurdu (1643); bu birlik Presbiteryenliği kabul etmesiyle daha da kuvvetlendi. Bazen dolambaçlı yollara başvurarak sürdürdüğü zorba yönetimi yüzünden halkın sevgisini kaybettikten kısa bir süre sonra öldü. (L)
PYNACKER (Adam). Bk. punacker.
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYM (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÜLSOMETRE
Tarih 15 Haziran 2009
PÜLSOMETRE i. (fr. pulsometre’den). Teknol. Su buharı basıncıyle çalışan ve yağlı veya ağdalı her çeşit sıvıyı emmek ve basmak için kullanılan cihaz.
— ANSiKL. İlk defa ısı enerjisini mekanik enerjiye dönüştüren pülsometre, buhar makinelerinin ilk örneğidir. Worcester markisi 1650′ye doğru Londra’da bir buhar çeşmesi yaptı; bir süre sonra Savery bu makineyi geliştirdi ve Cornouailles maden ocaklarında biriken suları boşaltmak için kullandı. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜLSOMETRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUTNEY
Tarih 15 Haziran 2009
PUTNEY, Londra’nın güneybatı banliyösünde (Surrey) iskân merkezi, Thames kıyısında (sağ kıyı). Oxford ve Cambridge üniversitesi arasındaki yelken yarışları Putney’de başlar ve Montlake’de biter. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTNEY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURCELL
Tarih 15 Haziran 2009
PURCELL, ingiliz müzikçi ailesi. —henry (öl. Londra 1664), Krallık kilisesine bağlı soylu kişi ve Westminster kilisesinin koro yönetmeni. —Erkek kardeşi THOMAS (öl. Londra 1682) saray orkestrasında klavsen, lavta ve ses müziği bestecisi olarak görev aldı. —HENRY (Londra 1658 veya 1659-ay.y. 1695), ünlü besteci. Henry veya Thomas Purcell’in oğlu. Çok genç yaşta, Cooke. Pelham Humfrey, John Blow ve M. Locke’un yönetimi altındaki Krallık kilisesinin müzikçileri arasına katıldı; 1677′de Locke’un ölümünden sonra, kral orkestrasının besteciliğine, 1679′da da John Blow’dan boşalan Westminster kilisesi başorgculuğuna getirildi. 1680′de evlendiği Frances dul kaldıktan sonra bütün hayatını kocasının eserlerini değerlendirmeğe adadı. Genç yaşta ölen Purcell, hayatı boyunca kralın hizmetinde kalarak, saray için sahne eserleri, din ve çalgı müziği besteledi. Bunların arasında, opera ve sahne müziği olarak A Fool’s Preferment (Bir Çılgının Yükselişi) [1688], Dido and Aeneas (1689?), Dioclesian (1690), King Arthur (Kral Arthur) [1691], The Fairy Queen (Periler Kraliçesi) [1692], Timon of Athens (Atinalı Timon) [1694], The İndian Queen (Hintli Kraliçe) [1695], The Tempest (Fırtına) [1695], kral Charles II ile James II ve kraliçe Mary’ye ithaf ettiği Swifter isis (1681) adlı od ve kantatlar, Fly, Bold Rebellion (1683), From those Serrene (1684), Why Ar e ali the Muses Mute (Dilsiz Musa’lar) [1685], Sound the Trumpet (Davul Sesi) [1687], Now Does the Glorious Day Appear (Şanlı Gün Göründü) [1689], Arise my Muse (1690), Love’s Goddess (Aşk Tanrıçası) [1692], Celebrate This Festival (Festivali Kutlayalım) [1693], Azize Caecilia yortusu dolayısıyle yazdığı Welcome to ali Pleasures (bütün Haylazlara Merhaba) [1685], Hail Bright Cecilia (1692) özellikle anılmağa değer. Ayrıca, I was Glad, İn The Midst of Life (Hayatın Ortasında Sevinçliydim) [1682], Morning and Evening Service (si bemol) [Sabah ve Akşam Âyini] (1682-1683), My Heart is İnditing (Kalbimin Buyruğu) [1685], They That Go Down to The Sea (Denize Gidenler) [1685], T e Deum ve Jubilate (1694) gibi birçok anthem ve âyin müziği, dinî ve din dışı solo, ikili, üçlü şarkılar, «catches» lar, koro müzikleri, yaylı çalgılar için fantezi’ler, üç sesli on iki sonat, dört sesli on sonat, in Nomina adlı yedi sesli bir parça, bir «ehaconne» ve bir «pavan», klavsen için Musick’s Hand Maid, Choice Collection of Lessons for the Harpischord or Spinet adlarında iki parça ve org için de Voluntaries adlı bir eser besteledi. Kontrapunto tekniği ile yetişen Purcell’in özelliği millî folklara uygun bir melodi anlayışına varması ayrıca da tonal ve modal ıskalaları birlikte kullanmasıdır. Bazı ses uyuşum zorluklarını çözmeden askıda bırakması sık sık majörden minöre geçmesi eserlerine çağdaş müziğimizi andıran bir hava verir. —DANiEL, orgcu ve besteci (Londra 1660-ay.y. 1717), Henıy’nin kardeşi; The indian Queen operasının beşinci perdesi için bir «mask» yazdı ve pek önemli olmayan birçok eser besteledi. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Punch (THE) veya The London Charivari
Tarih 13 Haziran 2009
Punch (THE) veya The London Charivari
Pulcinella veya Londra Maskarası), Mayhew ile Mark Lemon’un 1841′de kurdukları haftalık ingiliz mizah dergisi. Resim ve karikatüre de yer veren bu dergi, toplumsal düzensizliklere ve imtiyazlı durumlara karşı çıkmak amacını güdüyordu. Sonraları muhafazakâr bir eğilime yöneldi. Kadrosundaki başlıca kişiler arasında, sir John Tenniel, Richard Doyle, John Leech, Charles Keene ve Thackeray vardı. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Punch (THE) veya The London Charivari hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUL
Tarih 13 Haziran 2009
PUL i. Eskiden kullanılan akçeden küçük madenî para: Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul (N. F. Kısakürek). Gerçi ne parası, ne pulu, ne malı, ne mülkü var
(N. Araz).
— ÇEŞ.DEY. Bir pul etmemek, değersiz olmak. || Bir pula satmak, hiç önem vermemek, (birine karşı) sadakatsiz davranmak: Ben senin âşıkınım / Bir pula satma beni (Halk türküsü). || Para pul. Bk. PARA.
— Bot. üzerinde bulunduğu organa sımsıkı yapışık, şekil ve yapıca çok basit yaprakların her biri. Bk. ANSiKL.
— Böcekbil. Çiftkanatlı böceklerde kaşıkçık. || Diviklerde düşen kanatın yerinde kalan çotuk. || Kelebeklerde ufacık bir sivri nokta ile kanatların derisine tutunan çok küçük plak. (Kelebeklerin kanadında sürekli olarak «toz» görünüşünde yer alan ve onlara gerek yansıma yoluyle [kimyasal renkler], gerek ışığın enterferans oyunlarıyle [fizik renkler] çeşitli renkler veren ve renklere parlaklık kazandıran kısımlar, bu pullardır.)
— Huk. Pul sahtekârlığı, devlet tarafından çıkartılan kıymetli evrakın bir türü olan pulun, yetkili olmayan kişilerce basılması. (Resmî evrakta sahtekârlık suçu sayılır. [Bk. sahtekârlık.])
— înş. Çatı kaplama işlerinde madenî örtü elemanıyle çivi başı arasına konan küçük boyutlu çinko veya bakır parçası.
— Mim. üst üste konmuş, düz veya hafif kabarık dairesel küçük plakalardan meydana gelen süsleme.
— Oyun. Tavla oyununda kullanılan yuvarlak küçük levha.
— Pulc. PTT idaresi tarafından, postanın alacağı ücretleri göstermek üzere çıkarılan basılı kâğıt. (POSTA pulu da denir.) [Bk. ANSiKL.] || Damga pulu. Bk. DAMGA.
— Saatçilik. Bir mihvere desteklik etmesi için, bir kol veya duvar saatinin platinine perçinlenmiş pirinç parça.
— Sürüngenler bilimi. Bazı deniz kaplumbağalarının bağasını kaplayan ve çeşitli eşya yapımında kullanılan madde.
— Süs. santl. Ortası delik maden levhacık. (Bk. ANSIKL.) || Pul iğnesi, pulun deliğinden geçecek kadar küçük ve ince iğne.
— Teknol. Vida, cıvata v.b. şeylerin boynuna geçirilen ortası delik madenî levha.
— Terz. Bir kumaşın üzerine süs olarak dikilen küçük, yuvarlak, ince ve delikli, maden, jelatin, sedef v.b. parçası. (Bk. ANSiKL.) || Pul işlemek, bir kadın elbisesinin üzerine pullar işleyerek süslemek.
— Zool. Balıkların, sürüngenlerin ve bir kısım kuşlarla memelilerin vücudunu kaplayan boynuzsu, sert levha. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Bot. Pul’lara köksaplarda, bazı asalak bitkilerin (canavarotu) yer üstü saplarında, soğanlarda, bileşikgillerin bürümlerinde rastlanır. Bunlar ya tomurcuklarda olduğu gibi koruyucu veya soğanlarda olduğu gibi besleyici bir görev yapabilir. Kozalaklıların meyve yapraklarına da pul denir.
— Pulc. Ortaçağdan beri, yolların güvensizliği yüzünden, ağırlık ve mesafeye göre hesaplanan gönderme ücretini mektubu alan kimsenin ödemesi âdet olmuştu. Ama bu ödeme şekli dağıtım işini güçleştiriyordu. Kendisine bir şey gönderilen kimseye kabul etmemek hakkının tanınması da mektuplaşanların birtakım hilelere başvurmalarına yol açıyordu (adres üzerinde belirli değişiklikler yaparak veya zarfın üzerine önceden kararlaştırılmış bazı işaretler koyarak parasız haberleşmeyi sağlamak gibi). Ayrıca, ücret tarifesinin yüksekliği dolayısıyle gizli yapılan mektup ulaştırma işleri de büyükçe bir para kaybına sebep oluyordu. Buna karşı ilk defa, 8 ağustos 1653′te Paris’te petite poste’un kuruluşu sırasında, Paris parlamentosu danışmanı Renouard de Villayer bir çare bularak taşıma ücretinin önceden ödenmesi usulünü getirdi. Bu usule göre, gönderilmek istenen mektubun gönderme ücreti mektubun varışında alıcıdan değil de, mektup gönderildiği zaman mektubu gönderen kimse tarafından ödeniyor ve bu durum da bugünkü posta pullarının yerini tutan bir belgeyle mektubun üzerinde belirtiliyordu. Ancak, mektup gönderen kimsenin bu önceden ödeme işini postahanede yapması zorunluluğu bu usulün yaygınlaşmasını önledi. Bu durumu önlemenin tek yolu, ücret tarifesini hafifletmek ve sadeleştirmek (ücret değişikliklerini mektubun ağırlığına göre değil de gideceği yere göre uygulamak), ayrıca ödeme muamelesini elden geldiğince basitleştirmekti. İsveç’te De Treffenberg (1823), İngiltere’de Charles Knight (1834) ve Charles Whiting (1837-1838), Fransa’da da Piron (1838) ile Grasset (1839) bunun için, basılı veya üzeri damgalı kâğıt veya zarflar kullanmayı tasarladılar. 1819-1836 Arasında, bu sistem özellikle, gönderme işlerini tekelinde bulunduran Sardunya krallığı tarafından bile kullanıldı. Bu ülkedeki posta idaresi, yazışmaların ulaşımını tekelinde bulundurarak, özel ulaklarla gönderdiği mektuplar için bir çeşit mektup kâğıdı satıyordu. İngiliz James Chalmers’ın denemeleri pula son biçimini verdi (1834-1838). Chalmers’ın bu buluşu, birçok tartışmadan sonra, Rowland Hill’in teklifi üzerine 1840′tan itibaren İngiltere’de kullanılmağa başlandı (10 ocakta bütün İngiltere toprakları üzerinde tek ücret uygulaması başladı; 6 mayısta da ilk posta pulu olan 1 penny’lik siyah pul çıkarıldı), ücretin peşin ödendiğini gösteren bir belge olduğu için de, 28 ağustos 1848′den itibaren, Posta idaresi genel müdürü Etienne Arago’nun isteği üzerine, posta pulu usulünü Fransa da kabul etti. Oysa Fransa’da bu yenilik, daha önceleri, ücret indirimleri dolayısıyle hazinenin zorunlu olarak kayba uğrayacağı gerekçesiye birkaç kere reddedilmişti. 1 Ocak 1849′da Fransa’da posta ücretleri yeniden düzenlendi.
Üzerlerinde çeşitli sayıda şekiller bulunan posta pulları, ülkeye ve çıkış tarihine göre değişen tabakalar halinde basılır. Bu pulların birbirinden kolayca ayrılmasını sağlamak için de iki pul arası dantel biçiminde delikli olur. Otomatik dağıtıcılar için tek pul dizisi veya birkaç pulluk tabakalar halinde satışa sunulan pullar da vardır. Genellikle dikdörtgen biçiminde olan posta pulu bazen kare, hattâ üçgen veya herhangi bir geometrik şekilde de yapılmış olabilir. Yüzeyi genellikle 4 ilâ 20 sm2 arasında değişir. Çok zaman, pulun değeriyle birlikte yüzeyi de büyür. Ayrıca bu yüzey, seçilen konuya göre de değişir. Bazı olağanüstü durumlarda, piyasaya gerekli sayıda pul çıkarmak konusundaki güçlükler dolayısıyle veya belirli bir yerde gerekli sayıda pul bulunmaması sebebiyle pulların ikiye bölünerek değerinin yarısı hesabiyle kullanıldığı da olmuştur. 1915′te Rusyada kalın kağıt üzerine basılan bazı zamksız pullar para yerine piyasaya sürülmüştü.Büyük parçalar halinde gönderilen matbu evrak önceden iptal edilmiş pullarla postaya verilir ve böylece de idarenin postaya verme işlemi sırasında pul iptal etme zorunluluğu önlenmiş olur. Bu konuda 1893′te yapılan denemeler kesin bir sonuç vermedi. Ama bu usul 1920′den beri yine kullanılmaktadır. Pulların kullanım süresi genellikle sınırlı değildir.
Kullanım bakımından kolaylıkları dolayısıyle posta idareleri çok zaman, telekomünikasyon idareleriyle işbirliği yaparak, mektupların üzerindeki pulların tarifenin gerektirdiğinden eksik olması halinde ödenecek fark ücretleri konusunda, taahhütlü, özel ulak mektuplar, posta paketleri, telgraf, telefon v.b. ücretleri için de pul kullanılması yoluna gitmiştir.
• Türkiye’de ilk posta pulu ince kâğıtlara basılmıştı ve üzerinde tuğra ile «Devleti Âliyyei Osmaniye» yazısı vardı. 1865′te pulun biçimi değiştirildi; tuğra çıkarıldı ve dikine bir oval zenmin üzerine ayyıldız yerleştirildi; ayrıca pulun üzerine «Postai Devleti Osmaniye» yazısı kondu. 1876′da yapılan değişiklikle de bu yazı, ayın ortasına yerleştirildi ve yıldız kaldırıldı. 1892′de pulun çevresi türk motifleriyle süslendi, ortaya osmanlı arması basıldı. 1898′de Osmanlı-Yunan savaşının başarıyle sonuçlanışını kutlamak üzere altı köşeli bir pul çıkarıldı. Bu pulun” üzerinde «Bilâdı Meftuha’dan Tisalya Kıt’ası Postasına Mahsustur» kaydı kondu ve tuğraya da yer verildi.
İkinci Meşrutiyetin ilânı (1908) üzerine çıkarılan pulda «Hatırai Meşrutiyet» yazısı yer aldı. Bundan sonraki dönemde Sultan Reşad’ın bazı vilâyetlere yaptığı ziyaretler de pullarda sürşarjla belirtildi. 1913′e kadar çıkarılan türk pullarında resim kullanılmadı. İlk resimli posta pulu Edirne’nin düşman işgalinden kurtarılışının hatırasına ve Edirne’deki Selimiye camii’nin resmiyle süslenerek Londra’da bastırıldı. Birinci Dünya savaşı sırasında eski pullar sürşarjlı olarak kullanıldı; savaşın sonuna doğru (1917) tedavüle çıkarılan pullar Viyana’da bastırıldı. 1920′de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafından daha önce Avrupa’da bastırılan pullar ikiye bölünerek kullanıldı; bu da ihtiyacı karşılamayınca mahakim ve devairi adliye, mahakimi şer’iye, kâtibi âdil, amele pasaportu, defteri hakanî, tiyatro, müze, Hicaz demiryolu, donanma ve maliye pullarından bir kısmı önce elle, daha sonra makineyle sürşarj edilerek posta pulu yerine kullanıldı; ihtiyaç bu yolla da karşılanamayınca İtalya’da, üzerinde «Kelimei Tevhid» yazısı bulunan pullar bastırıldı (1922). Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra 1 ocak’ 1924′te Lozan antlaşmasının hatırasına bastırılan ve satışa çıkarılan pullarda Atatürk’ün resmi ve «Hatırai Sulh» yazısı yer aldı. Dünyada ilk kabartma posta pulu Türkiye’de basıldı (1968). PTT idaresince, Ankara’daki Ajans Türk kurumuna bastırılan ve anma grubundan olan bu pullarda türk çinileri desen olarak kullanıldı.
Bu pullar üç türlüdür: 1. Yeşiltürbe kubbe tavan motifi;
2. İstanbul’daki Hürremsultan türbesinde bulunan kabartma bahar çiçeği motifi;
3. iznik çinisi.
Aynı kurum daha sonra İstiklâl mâdalyasıyle madalya ve beratını birarada veren iki kabartma pul daha bastı (1968). Gene Ajans Türk’e, 1971′-de Hava kuvvetlerinin 60. kuruluş yıldönümünü anma dolayısıyle pul bastırıldı.
• Pullar genel olarak üçe ayrılır: hazine pulları; posta pulları; yardım pulları.
Hazine pulları”nın hangi belgelere ne ölçüde yapıştırılacağı, ilgili kanunlarla belirtilir ve bedeli hazineye kalır. Türkiye’de hazine pullarının kullanılmasına Düyunu Umumiye tarafından ve damga resminin toplanması amacıyle 1880′de başlandı. Meşrutiyet döneminde Hicaz demiryolunun yapımına yardım için hazine pulu çıkarıldı, bunlar postada kullanılmadı. Postada kullanılan ve geliri hazineye kalan pullar: 1. evlâdı şüheda pulları (1915); 2. tayyare müdafaa pulları (1937); 3. millî müdafaa pullarıdır (1941).
Posta pulları. Türkiye’de posta pulu bastırma ve piyasaya sürme yetkisi 5584 Sayılı kn. md. 7 ile PTT Genel müdürlüğüne verildi. Genel müdürlük Postada Kullanılan Değerli Kâğıtlar yönetmeliğinde posta pullarıyle ilgili yıllık emisyon programlarının nasıl hazırlanacağını, pullara basılacak resimlerin nasıl sağlanacağını, pulların basımlarıyle ilgili kuralları, pulların teşkilâta dağıtımını, piyasaya çıkarılış zamanını satışta kalma ve geçerlik sürelerini belirtti. Aynı genel müdürlük 5584 Sayılı kn. md. 20′ye göre resmî daire ve kuruluşlarda, anma törenlerinde, bir yardım ve hizmet karşılığı görülen işlerde kullanılmak üzere üç ayrı türden pul çıkarmakla görevlendirildi. Bu pulların baskı sayısı, abonelerin ihtiyacı, serbest satış durumu, satısta kalma süreleri hesaplanarak 300 000 -600 000 arasında tespit edildi. PTT idaresinin üyesi bulunduğu Dünya Posta birliğinin (UPU) Dünya Posta sözleşmesinde ve tüzüğünün 7., 105., 173. ve 174. maddelerinde de posta pullarıyle ilgili hükümler vardır.
Yardım pulları, postada kullanılan fakat geliri ilgili derneklere giden, çeşitli tarihlerde çıkarılan pullardır.
Başlıcaları: muhacirun ianesi pulları (1890); Müdafaai Milliye cemiyeti pulları (1915); Osmanlı Donanma cemiyeti pulları (1918); Kızılay şefkat pullan (1910); Türk Hava kurumu pulları (1926); Çocuk Esirgeme kurumu şefkat pulları (1928).
— Süs. santl. Zanaatçıların en çok beğendiği pul, karet kaplumbağalarının kabuklarından elde edilir. Bu kabuklar, siyah renkli ve sarı veya açık kahverengi beneklidir. Pul elde etmek için kabuk ilkin kaynar suda yumuşatılır; ardından da bakır kalıplara dökülür. Pul yapımında, XIX. yy.ın ortasından beri, yüksek basınçta birbirine eklenen yumuşatılmış parçalar da kullanılmaktadır.
Eskiler hayvan kabuklarını ve kabuklardan elde edilen pulları çeşitli işlerde kullanırlardı. Meselâ lir’lerin. gövdesi içi boş bir kabuktu, Vergilius, Ovidius ve Juvânal üzeri hayvan kabuğu pullarıyle süslenmiş döşeme eşyasından söz ederler. Bu usulün Uzakdoğu’da da bilindiği Avrupa’da XV. yy.dan itibaren portekiz denizcilerinin tanıklıkları dolayısıyle öğrenildi. Bundan sonra da Rönesans döneminin ince marangozluğu artık tümüyle bu usulü benimsedi ve . tahtadan yapılmış döşeme eşyası, 1670′e doğru, pul veya (kalay ve bakır gibi) yumuşak bir madenden yapılmış gömme süslerle donatılmağa başlandı. Bu süsleme tarzı XVIII, yysın sonuna kadar (Jacob, Montigny, Levvaseur gibi) en ünlü ince marangozlar tarafından kullanıldı. Fransa’da İkinci imparatorluk döneminde aynı süsleme tarzı yeniden geçerli kılınmak istendi ama pulları meydana getiren ana maddelerin zamanla pulun biçiminin değişmesine yol açması ahşap üzerine yapılan süslemelerde artık bu maddenin kullanılmaması sonucunu doğurmuştu. Bundan dolayı da, Madagaskar’dan, Seychelles adalarından veya Venezüella’dan gelen kabukların kullanım alanı daraldı ve bu kabuklar yalnız küçük yüzeyler halinde, tütün takımı, fırça sapı, pudra kutusu kapağı, tarak ve yelpaze,yapımında kullanılmağa başlandı.
— Terz. Pullar, yuvarlak, dört köşe, uzun, sivri uçlu, düz, üzeri hafifçe kabarık, tek renkli veya ortası göz göz delik olabilir ve tek sıra halinde, bir desen meydana getirecek biçimde veya bir boncuğun çevresine işlenir.
— Zool. Zooloji bilginleri derideki yassı uzantıların her çeşidine pul adını verirler. Pullar çok değişik yapıda olduğu için daima homolog organlar olmayabilir. Balıkların pulları altderiden oluşan küçücük plaklardır; bunların oluşumunda üst derinin payı genellikle pek önemsizdir. Pulların yapısı türlere göre çok değişiktir. Köpekbalıklarında pullar plakoid şeklinde, yani diş yapısında ve biçimindedir. Mersin balıklarında pullar ganoyittir; yani üzerleri parlak bir mine ile kaplıdır. Kemikli balıklarda pullar ince ve esnek, kenarları ya dişli (taraksı pullar) veya değirmidir (değirmi pullar). Ayrıca balıkların pulları birbirinden bağımsız ve kiremit düzeninde dizilidir; bunların tedricî büyümelerine bakılarak balıkların yaşı tahmin edilebilir. Sürüngenlerde pullar balıklarınkinden çok farklıdır. Bunlarda pullar üstderiden oluşur ve kiremit düzeninde değildir; derinin üzerinde yüzeysel bir tabaka halinde yer alır ve zamanla birbirine bitişip kaynaşarak bir bütün olur.
Bunların hepsi birden bir çeşit kılıf meydana getirir. Hayvan büyüyebilmek için bu kılıfı zaman zaman atmak zorundadır (deri değiştirme). Kertenkelelerle yılanlarda pullar çok basittir. Timsahlarla kaplumbağalarda pulların altında ayrıca altderiden oluşan kemik plakalar bulunur. Böylece tam bir dış iskelet halini alan pullar kamlumbağalarda esas iskeletle birleşerek bağayı meydana getirir. Sürüngenlerinkine tıpatıp benzeyen pullara kuşların bacaklarında rastlanır ve bu iki sınıfın ortak bir soydan geldiğini gösterir. Bazı memelilerde (pangolin, tatu) görülen bağalar da tıpkı timsahlarınkini andırır. Kelebeklere verilen pulkanatlılar adı, kanatlarını ince bir toz tabakası gibi örten mikroskopik pullardan dolayı verilmiştir. Bir kısım kelebeklerin madenî ebrulu, kadifemsi, yanardöner güzelim renkleri kanat pulları üzerine düşen ışığın yansıma ve enterferasyonlarından ileri gelir.
♦ Sıf. Pula benzeyen, pulu andıran. | İnce bir tabaka halinde olan. || Pul şişe, yeşil camdan yapılan çok ince çeperli şişe.
— Jeol. Pul kaya, yaprak yaprak ayrılan taşların genel adı. Eşanl. ŞiST.
♦ Pul pul blş. sıf. Pullar, küçük parçalar halinde. (LM)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUGNANİ (Gaetano)
Tarih 13 Haziran 2009
PUGNANİ (Gaetano), italyan kemancısı ve bestecisi (Torino 1731 – ay.y. 1798). G. B. Somis’in öğrencisi, Torino Krallık kapellası kemancısı olduktan sonra V. L. Ciampi ile kontrapunto çalışmak üzere Roma’ya gitti. Torino’ya dönüşünde Krallık kapellasında birinci kemancı olarak işe başladı (1770) ve 1776′da orkestra genel yönetmeni, 1786′da askerî bando yönetmeni oldu. Keman virtüözü olarak Paris’e, Londra’ya (Krallık tiyatrosu, 1767, 1768) gitti, 1780′de ise öğrencisi Viotti ile birçok sanat merkezinde konserler verdi. Bestecilik alanında keman için sonat derlemeleri, duo’lar, üçlüler, beşliler ve senfoniler, bir keman konçertosu, bir orkestra süiti (Werther), bir oratoryo (Betuli Liberata), iki kantat ve sekiz opera yazdı (özellikle Nanetta e Lubino [Londra, 1769] ve Achille in Sciro [Torino, 1785]). Pugnani, kemanda tekniği sadece «ifade»nin bir aracı olarak göründü. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUGNANİ (Gaetano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUGİN (Augustus Welby Northmore)
Tarih 13 Haziran 2009
PUGİN (Augustus Welby Northmore), ingiliz mimar ve yazarı (Londra 1812-Rams-gate 1852). Fransız asıllı bir desinatör olan AUGUSTE’ün (1762-1832) oğludur. Windsor şatosunu gotik üslûbu mobilya ile döşedi. Katoliği kabul ettikten sonra gotik üslûbunda çok sayıda anıt ve kilise yaptı. True Principles of Christian Architecture (Hıristiyan Mimarîsinin ilkeleri) [1841], Glossary of Ecclesiastical Ornament (Kilise Süslemeleri Lügati) [1844] gibi incelemeleri de vardır. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUGİN (Augustus Welby Northmore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUCCİTA (Vincenzo)
Tarih 13 Haziran 2009
PUCCİTA (Vincenzo), italyan bestecisi (Civitavecchia 1778 – Milano 1861). Napoli tarzı operanın temsilcisidir. Londra ve Paris operaları hesabına eserler yazdı, ünlü şarkıcı Catalini’ye eşlik etti. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUCCİTA (Vincenzo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Forex ve Döviz Piyasaları
Tarih 13 Haziran 2009
Döviz piyasaları
Yatırım, hedging, spekülasyon amacıyla yapılan hareketlerin gerçekleştiği döviz piyasaları 24 saat açıktır. Açılış Sidney ve Tokyo’da olur, Hong Kong ve Singapur, Bahreyn ile sürer Avrupa piyasalarına geçer. Frankfurt, Zürih, Londra’dan New York, Chicago piyasalarına ve Los Angeles ve San Fransisco’ya devam eder. İşlem hacmi, dünya ticaret hacminin 50 katından fazladır. İşlemlerde ağırlık Amerikan doları ve Alman markı, Amerikan doları ve yen üzerindedir. Günlük işlem hacmi, milyar dolar temelinde en fazla İngiltere, ABD, Japonya, Singapur’dadır.
İşlemlerin çekirdeğinde aracı ticari bankalardır. Merkez bankaları kur ve faiz istikrarı sağlar. Bankalar doğrudan, Interbank ile, aracılar ve brokerlar ile, merkez bankaları ile, Hazine ile çalışırlar. Bankaların döviz piyasasındaki riskleri politik, transfer riskleri olarak sistematik olabilir. Riskler finansal da olabilir ve kur ve faiz riskleri şu pozisyonları içermektedir: spot, forward, swap, opsiyon. Ayrıca çalışanların riskleri de işlemleri etkiler: performans, zayıflık, hırs, eğitimsizlik, stres, yanlış anlamalar, dil sorunu, yazım hataları, takım uyumsuzluğu, headhunters, iletişim sistemleri.
Döviz piyasaları bir ülke parasının başka bir ülke parasıyla değişimi işlemleridir. Yabancı para ve mevduat hesaplarının değişimi olarak aktifler spot ve forward biçimlerinde para fonlarında dönüşür. Kullanılan ortam elektroniktir. Kur, bir para biriminin diğer para birimi karşısındaki fiyatıdır. Kotasyonları çift taraflıdır: alış-satış. Alış ve satış arasındaki farka spread denir. Bir para, baz döviz alınır ki, bu ABD dolarıdır. Kurlar, direkt veya dolaylı olarak gösterilir. Yurtiçi piyasalarda, yerli para içermeyen gösterimler çapraz kur, uluslararası piyasalarda ABD dolarını içermeyen kurlar çapraz kur olarak tanımlanır.
Türkiye’de para piyasaları [değiştir]
Türkiye’de modern para ve döviz piyasaları 24 Ocak 1980 Kararları ile harekete geçmiştir. Bu tarihten önce ithal ikameci, korumacı sistem vardı. Devletçe belirlenen sabit kur sistemi, karaborsa ve yastıkaltı sektörlerine yol açıyordu. 24 Ocak Kararlarıyla ABD doları 47.70′ten 70.00 liraya yükseltilerek devalüasyon yapıldı. Esnek ve günlük kur sistemine geçildi, fiyatlar serbestçe piyasada belirmeye başladı. TPKKK 29 aralık 1983′te kaldırıldı, kredi ve mevduat faizleri serbest bırakıldı. 30 temmuz 1981′de SPK kabul edildi. Döviz girişi her tür yoldan serbestleştirildi. 1989′da altın piyasası kuruldu.
Türkiye’de döviz işlemleri Serbest piyasada, TCMB denetimindeki döviz ve efektif piyasasında, bankalararası piyasasında olmak üzere üç piyasada gerçekleştirilmektedir. Serbest piyasada işlemler efektiftir. Merkez bankası piyasasında ise, Merkez Bankası, bankalararası döviz hareketlerini yönetiyor, kaynakları etkin olarak kullandırıyor, Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerini ayarlıyor. Döviz işlemleri en yoğun olarak bankalararası piyasada gerçekleşmektedir.
Para piyasaları
Finansal piyasalar, işlem gören ürünlerin vadesine göre para piyasaları ve sermaye piyasaları olarak ikiye ayrılmaktadır. Para piyasalarında işlem 1 yıldan kısa, sermaye piyasalarında bir yıldan uzundur. Para piyasalarında kısa vadeli likidite açığı olanla fazlası olan karşılaşır. Likidite fazlası olan faiz talep eder, açığı olan faiz öder. Mekana göre yurtiçi ve yurtdışı olarak ikiye ayrılan para piyasalarında işlemler ulusal parayla sınırlıysa yurtiçi (Interbank), uluslararası paralarla yapılanı yurtdışı piyasadır (Euromarket).
Örgütlü, kurumsal, profesyonel, kredibilitesi yüksek, ürün standardı olan bir piyasadır. Para piyasalarında müşteriler, bankalar aracılığıyla karşı karşıya gelirler. Döviz piyasalarına, alım satım, fonlar, repolar, mevduatlara bankalar aracılık eder. Bankalar müşterilerle, diğer bankalarla, finansal aracılar ve brokerlarla, merkez bankalarıyla ve Hazine ile çalışırlarken kar amacı ve kendi pozisyonlarını hedef alma gayesiyle hareket ederler.
Bankalar para piyasası risklerine karşı hedging (koruma) yöntemi uygular. Bunun için forward, futures, opsiyon yöntemleri kullanırlar. Para piyasası fon transferleri ile piyasanın likidite sorununu çözer. En önemli aktörü olan bankalar topladıkları mevduat fonlarını işletmelere kredi olarak verir, hükümetlere Hazine Bonosu adıyla kısa vadeli borçlanma araçları satın alarak fon aktarırlar. Fonların fiyatı olan faiz oranı, vade, para birimi, kredibilite, enflasyon, arz ve talep tarafından belirlenir.Faiz oranları dalgalanmaları, bankaların açık ve kapalı pozisyonlarını, fiyat riskini belirler. Piyasalarda her gün belirli bir zamanda bir Interbank Oranı belirlenir. Mesela Londra’da LIBOR olan bu oran piyasadaki referans bankaların her gün saat 11′de diğer bankalara 1 ile 12 ay arasındaki sürelerde borç vermeye razı oldukları oranı gösterir. Faiz oranları yanında faiz periyotları belirlenmektedir.İşlem süreleri, günlerin fiili sayılarıyla veya bütün ayları 30 gün kabul etmekle yapılır. Takvim yılının hesaplanması da ya yılın 365 gün olarak kabul edilmesi (sterlin, belçika frangı, singapur doları) yahut yılın 360 gün olarak kabulüyle (diğer paralar) olur.
Para piyasası işlem türleri unsecuritised ve securitised olarak iki türdür. Unsecuritised işleme over teh counter denir ve doğrudandır. Securitised’de ise ikincil piyasa olabilir. Banka kredileri sabit veya fixed term loans ve periyodik veya roll over credits olarak ikiye ayrılır. Tasarrufçuların banka işlemleri de call money, day to day money, fixed term deposits, fiduciary deposits diye farklı türlere ayrılmaktadır. İkincil para piyasası enstrümanları hazine bonoları, mevduat sertifikaları, banka kabulleri, finansman bonoları, euro commercial paper, repo’dur.
Türkiye para piyasaları Türk lirası ve sermaye piyasası işlemlerini gerçekleştirir. Para piyasası da organize ve organize olmayan olarak ikiye ayrılır. Organize piyasalar Interbank, devlet iç borçlanma senetleri piyasası, TCMB repo ve tersrepo işlemleri piyasası, İMKB tahvil ve bono piyasası, borsa para piyasası’dır. Organize olmayan piyasalar Bankalararası Serbest para piyasası, bankalararası repo piyasası, bankalararası tahvil ve bono piyasası’dır.
Bankalararası Döviz Piyasası
1990′dan beri çalışan piyasada bankalar, kurumlar ve özel finans kurumları işlem yapar. Bankalar, birbirleriyle ve sadece line’ı olan bankalarla sadece line limitleriyle iş yapar. Bu iş için teminat talep etmezler. Reuters’de, bir Amerikan Doları için alış satış kotasyonları ilan edilir. Bu kotasyonlar ancak 1.000.000 ABD Doları için geçerlidir. Fiyat, pazarlıklıdır.
Merkez Bankası bu piyasaya müdahale edebilmektedir. Piyasanın 10′da açılmasını takiben kotasyonları izler, eğer kotasyonlar tolere edilebilen seviyeyi aşarsa müdahaleye başlar. Merkez Bankası Döviz ve Efektif Piyasaları Müdürlüğü,en yüksek dolar alış kuru veren bankalardan başlayarak telefonla, minimum işlem limiti olan 1.000.000 dolarlık satışlar yapar ve satışlar hedeflenen fiyata kadar devam eder. Bankalar, aldıkları dolar karşılığı TL’yi EFT sistemi kapanıncaya kadar Merkez Bankası’na yatırır. Bankalar, TL yükümlülüğünü karşılayamazsa cezai işlem yapılır. Döviz Interbankında Londra kaynaklı işlemlerde büyük bankalarla Türk bankaları brokerlar aracılığıyla işlem yapmaktadırlar.
Döviz
Döviz, dar anlamda (çek, poliçe gibi) yabancı parayı temsil eden belgeler. Türkçede yabancı ülkelerin paralarına döviz denmektedir. Herhangi bir ülkenin parasının, başka bir ülkenin (veya ülkelerin) parasına dönüştürülmesiyle ilgili işlemlere de döviz işlemi veya kambiyo işlemi denir. Döviz kelimesi dilimize Fransızca’daki deviseden geçmiştir. Genel olarak döviz dendiğinde milletlerarası ödemelerde kullanılan ödeme araçlarının tamamı ifade edilir.
Ekonomik açıdan bakıldığında döviz, iktisadi anlamda bir mal niteliğindedir. Döviz borsaları bazı özel nitelikleri olan piyasalardır. Kısaca belirtmek gerekirse, New York, Londra, Tokyo, Frankfurt, Zürich ve Paris en büyük döviz borsaları arasında bulunmaktadır. Ancak, döviz piyasalarını belirli bir yer veya mekanla sınırlı piyasalar olarak düşünmek doğru değildir.
Döviz borsaları, muayyen coğrafi bölgelerde faaliyet gösterseler de, çeşitli elektronik haberleşme araçlarıyla birbirleriyle sürekli olarak ilişki içinde bulunurlar. Denilebilir ki, günün her saatinde dünyadaki döviz piyasalarından herhangi birisi açık bulunur. Mesela ABD’in batısında yer alan San Fransisco’da borsalar kapandığında Uzak Doğuda Tokyo, Hong Kong ve Singapur borsaları, ayrıca bu borsalardaki çok uluslu Amerikan ve Avrupa bankalarının şubeleri yeni açılmışlardır. Uzak Doğu borsaları kapandığında ise Orta Doğunun mali piyasaları ve merkezleri iki saatten beri çalışmakta olup Avrupa borsaları mesaiye yeni başlamaktadır. Avrupa ile ortak çalışma saatleri sırasında New York borsasında faaliyet hacmi yoğunlaşmaktadır. Londra bankaları coğrafi konumları dolayısıyla, günlük çalışma süresi içinde öteki Avrupa piyasaları ve Kuzey Amerika dahil olmak üzere, Uzak Doğu ve Orta Doğu piyasalarıyla işlem yapabilmektedirler.
Milletlerarası döviz borsaları 24 saat sürekli olarak çalıştıkları için döviz fiyatları (kurları) sürekli olarak değişirler. Döviz bir iktisadi mal gibi işleme tabi tutulduğundan, dövizin bir arz ve talebi ve dolayısıyla da bir fiyatı vardır. Döviz fiyatlarına döviz kuru (exchange rate) denmektedir.
Döviz kurları genellikle bir birim döviz başına (veya bununla değiştirilebilen) milli para miktarı olarak tanımlanır. Döviz kurları 1 birim milli paranın karşılığı olan döviz miktarı olarak da tanımlanabilir. Bu şekilde düşünüldüğünde kurlar 1 USD = 1,35 TL veya 1 TL = 0,74 USD olarak ifade edilebilir. Bu iki sistem birbirinin tersidir. Birincisinde dövizin, milli para cinsinden değeri ifade ediliyor; buna direkt-kotasyon sistemi deniyor. İkincisinde ise milli paranın dış değeri, yani döviz cinsinden fiyatı gösteriliyor; buna da indirekt kotasyon sistemi deniyor.
Milletlerarası borsalarda döviz kurları ABD dolarıyla milli paralar arasındaki değişim oranı şeklinde ifade edilince, ABD doları dışında iki para arasındaki değişim oranı bunların dolar cinsinden fiyatlarına göre dolaylı olarak hesaplanabilir. Mesela, 1 USD = 1,35 TL ve 1 USD = 0,83 EUR ise; 1 EUR = 1,63 TL olur. Bu şekilde dolar dışındaki paralar arasında hesaplanan kurlara çapraz kur (cross-rate) denilmektedir. Yani iki para arasındaki dolaylı değişim oranına çapraz kur adı verilir.
Yabancı paraların çapraz kurları arasında da bir uyum vardır. Çapraz kurlar arasındaki uyum bozulur, yani dövizin ucuz olduğu yerden satın alınıp pahalı olduğu yerde satılması işleri ortaya çıkabilir. Bu farklardan yararlanarak kazanç sağlanması işlemine arbitraj denir. Geniş anlamda döviz ticareti; döviz bazında mevduat bulundurmayı, döviz piyasaları arasındaki kur farkından kar elde etmeyi (döviz arbitrajı), zaman içindeki kur değişmelerinden kar elde etmeyi (döviz spekülasyonu) de kapsamına almaktadır.
Döviz piyasaları vadeli piyasa (forward market) ve vadesiz piyasa (spot market) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Vadesiz piyasalarda döviz işlemleri herhangi bir işgününde o günün döviz kuru üzerinden yapılmaktadır. Vadeli piyasalarda ise tarafların sözleşme ile tesbit ettikleri gelecekteki bir gün ve döviz kuru üzerinden (vadeli döviz kuru) döviz alım ve satımının taahhüt edilmesi şeklinde yapılmaktadır.
Vaktiyle altın para sisteminin yürürlükte olduğu yıllarda ülke paraları, bulundurdukları veya temsil ettikleri altın miktarına göre birbirleriyle mübadele edilirlerdi. Mesela Türk lirası 2 gr altını, dolar 6 gram altını temsil ediyorsa, 1 dolar = 3 TL olarak belirlenirdi. Böylece belirlenmiş olan kurların değişmeleri de mümkün olmazdı. Altın para sisteminin çok önemli bir üstünlüğü olarak nitelenen bu husus, daha sonra kâğıt para sistemine geçirilmesiyle birlikte geçerliliğini kaybetti. Döviz kurları sabit veya esnek olarak belirlenebilmesinin fayda ve mahzurlarını esas alan tartışmalar iktisat literatüründeki canlılığını hala korumaktadır.
II. Dünya Savaşı sonlarından 1973 başlarına kadar dünyada geçerli olan ve Bretton Woods Sistemi diye bilinen para sistemi bir sabit kur sistemiydi. 1973 başlarından itibaren Batılı ülkeler esnek veya değişken kur sistemini benimsemişlerdir. Ne var ki, Avrupa Topluluğu ülkeleri gibi bazı sanayileşmiş ülkeler paralarını sabit kurlardan birbirine bağlayarak bir para sahası oluşturmuşlardır. Belirtmek gerekir ki, günümüzde tam bir esnek kur sistemi hemen hemen hiçbir ülkede uygulanmamaktadır. Hemen hemen her ülke döviz kurlarının nisbi de olsa istikrarlı oluşunu özlemektedir. İstikrar arayışları ise döviz piyasalarına müdahaleyi zorunlu kılmaktadır.
Türkiye’de 1929 yılına kadar Lozan Antlaşmasında yer alan hükümler dolayısıyla döviz piyasalarına fazla bir müdahalede bulunulamamıştır.
Lozan Antlaşmasının koyduğu sınırlamaların sona ermesiyle birlikte, 20 Şubat 1930 tarihinde çıkartılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ile döviz işlemlerini düzenleme yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiş ve yoğun bir şekilde döviz kontrolu uygulanmaya başlanmıştır.
Özellikle 1983′ten sonra Türk Lirasına konvertibilite sağlamak yönünde getirilen bazı düzenlemelerle 1567 sayılı kanunun uygulamaları yerine geniş ölçüde bir serbesti ortamı getirilmiştir. Sabit döviz kuru sistemi fiilen terk edilmiş ve kurların önce kısa aralıklarla, sonraları Merkez Bankasınca her gün belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Hükümet 1989′da aldığı bir kararla banka ve yetkili kurumlara 3000 dolar veya eşdeğer döviz satabilme hakkı verildi. Mart 1990′da 32 sayılı karar olarak bilinen Türk Parasını Koruma Hakkındaki Karar’da yapılan değişiklikle, Türkiye’de yerleşik kişilere sınırsız döviz bulundurma ve transfer etme gibi haklar tanındı (1993).
Para piyasalarında spot işlemler:
Para ve döviz piyasaları, dünya coğrafyasının zaman dilimine göre yapıldığından işlemlerde işlem tarihiyle teslim tarihi (valör) farklıdır. Döviz ticareti fiziki değil, muhabir hesaplar üzerinden olur. Teslimatlar işlem gününden iki gün sonradır. Örneğin, Amerika’dan getirteceğim bir mal için x dolara ihtiyacım var. Bankamı arar, kuru sorarım. Banka, alış ve satış rakamı verir. Bu fiyatlar bankanın yabancı parayı alış ve satış rakamlarıdır. Banka, iki işgünü sonra x doları kredi eder, yani çekme izni verir, hesabımdan satış rakamı olan YTL’yi düşer.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Merkez Bankası, banknot ihraç eden, hükümetin para ve kredi politikasını yürüten, veznedarlık görevini üstlenmis ve devletin iktisadi ve mali danışmanlığını yapan bağımsız bir ekonomik kurumdur. Kağıt para (banknot) basma tekelini elinde bulundurur ve bu yetkiye istinaden bağımız olarak para politikasını belirler. Ayrıca Hazine Müsteşarlığı’na bağlı olan Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’nce basılan madeni paraların tedavülü de Merkez Bankası’nca sağlanmaktadır. Merkez Bankası Elektronik Fon Transferi EFT, Elektronik Menkul Kıymet Transferi EMKT sistemlerinin Türkiye’deki sahibi olup[2], Tüm Dünya Bankalararası Mali İletişim Topluluğu’in (Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication – SWIFT) Türkiye ayağını yürütmektedir[3]. Banka büyük Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS) olarak adlandırılan büyük bir veri tabanına sahiptir. Bu veri tabanındaki bilgiler İngilizce ve Türkçe olarak kullanıcıların hizmetine açılmıştır.
Vikipedi, özgür ansiklopedi
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Forex ve Döviz Piyasaları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Psykhe’nin Uykusu
Tarih 12 Haziran 2009
Psykhe’nin Uykusu, Prud’hon’un tablosu (Wallace koleksiyonu, Londra). Sere serpe uzanmış Psykhe, koynunda bir aşk tanrısı, uyumaktadır. Başucuna gelen Zephyroslar onun güzelliğini hayran hayran seyrederler. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Psykhe’nin Uykusu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROUT (William)
Tarih 11 Haziran 2009
PROUT (William), ingiliz kimyacısı ve hekimi (Horton 1785-Londra 1850). Fizyolojik kimya ve özellikle mide usaresinde bulunan klorhidrik asitle ilgilendi. Daha çok 1815′te ortaya attığı ünlü varsayımıyle tanındı: elementlerin atom ağırlıklarının aşağı yukarı tam sayılar olduğunu görerek bütün kimyasal elementlerin yoğunlaşmış hidrojenden ibaret olduklarını ileri sürdü. Bu varsayım, modern atom kimyasıyle bir ölçüde doğrulanmıştır. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROUT (William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROCTOR (Richard Anthony)
Tarih 10 Haziran 2009
PROCTOR (Richard Anthony), ingiliz astronomu (Chelsea 1837 – New York 1888). Bir süre Londra Astronomi kurumu Proceeding’leıim kaleme aldı. Sonra AB.D.’ye gitti. Orada verdiği konferanslarla tanındı. Birçok astronomi kitabı yazdı. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCTOR (Richard Anthony) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROCTER (Bryan Waller)
Tarih 10 Haziran 2009
PROCTER (Bryan Waller), daha çok Barry Cornwall adiyle tanınır, ingiliz şairi (LeedS 1787-Londra 1874). Literary Gazette’it çalıştı. 1832′de English Songs (ingiliz şarkıları) adlı bir kitap yayımladı. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCTER (Bryan Waller) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİNGLE (Thomas)
Tarih 10 Haziran 2009
PRİNGLE (Thomas), iskoç yazarı (Kelso yakınları 1789-Londra 1834). 1819′da erkek kardeşleriyle Güney Afrika’ya gitti. Kap kütüphanesi müdürlüğüne getirildi, iki gazete kurdu; ama valiyle aralarında çıkan bir anlaşmazlık sonucunda İngiltere’ye döndü (1826). İngiltere’de, köleliğe karşı çıkanların safına katıldı. Ephemerides (1828) ve African Sketches (Afrika’dan Sahneler) [1834] adlı eserlerindeki şiirleriyle Güney Afrika’nın en büyük şairi unvanını almağa hak kazandı. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNGLE (Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİESTLEY (Joseph)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİESTLEY (Joseph), ingiliz kimyacısı, filozofu ve ilâhiyatçısı (Fieldhead, Leeds yakınları 1733 – Northumberland 18G4). Bir çuha imalatçısının oğludur, institutes of Natural and Revealed Religion (Tabiî ve Vahiyle Gelen Dinin İlkeleri) adlı eserini bir papaz okulunda yazmağa başladı. Needham Market’e (Suffolk) [1755], daha sonra Nantwich’e vaiz tayin edildi ve çocuklara fizik ve kimya öğretti. Kısa bir süre sonra, dil öğretimi için Warrington akademisine çağrıldı. Londra’da tanıştığı Franklin, 1766′da Royal socity’e girmesini sağlayan History of Electricity (Elektriğin Tarihi) adlı eserini yayımlaması için Priestley’i teşvik etti. Bir süre sonra Priestley Leeds’te yerleşti ve Lansdovvne markisinin kütüphane memuru oldu. önce calvin’ciydi; daha sonra Arminius’çuluğa yöneldi; ondan sonra Arius’çus luğa döndü ve sonunda üniteryen veya socianus’çu oldu. Ama yine de zulüm gören katoliklerin en etkili sözcüsüydü. 1789 Devrimini coşkunlukla karşıladı ve fransız yurttaşlığına kabul edildi. Millî meclis üyesi oldu. Hükümetin baskısına maruz kalınca 1794′te Amerika’ya göç etti ve Philadelphia’da büyük saygıyle karşılandı. Son günlerini, Jefferson’nın himayesi altında, herkesten uzak, küçük bir çiftlikte geçirdi. Priestley her şeyden önce büyük bir kimyacıydı. Experiments and Observations on Dif-ferent Kinds Of Air (Havanın Çeşitli Türleri üstüne Gözlemler ve Deneyler) adlı eserini 1772′de yayımladı. Gazları civa kabında toplayarak (1773), pek çoğunu, özellikle kükürt dioksit, amonyak, karbon dioksit, silisyum flüorür gibi suda çözünenlerini ayırdı. Ayrıca kükürtlü hidrojeni, azot monoksidi ve 1783′te alkolün sıcak kil etkisiyle ayrışmasından elde edilen etileni buldu. Karbon dioksidi («sabit hava») inceledi, bitkilerin solunumunu keşfetti ve farelerin solunumuyle kirlenen havanın, bir süre yeşil bitkilerle temas edince yeniden solunuma elverişli duruma geldiğini gördü. En önemli keşfi, 1774′te bir büyüteç yardımıyla kırmızı civa oksidi veya sülüğeni güneş ışınlarıyle ısıtarak oksijeni elde etmesidir. Henry Cavendish ile birlikte hidrojeni («yanıcı hava») yakarak suyun sentezini yaptı ve böylece suyun bir bileşik olduğunu ispatladı. Ne yazık ki Lavoisier gibi, bütün bu gözlemler arasında bir ilişki kurmayı başaramadı.
Elektrostatik alanında, iletkenlerin yüzeysel olarak elektriklendiğini doğruladı (1767) ve bundan, elektrik yükleri arasındaki etki kanununun yerçekimi kanunuyle aynı olduğu sonucuna vardı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİESTLEY (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Richard),
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Richard), protestan rahibi ve ingiliz filozofu (Tynton, Galler ülkesi 1723 -Londra 1791). Vaızîar verdi ve gazetelerde yazılar yazdı, 1765′te, Londra’da Royal Society’ye girdi, iktisadî meselelerle ilgilendi ve sık sık lord Shelburne’ün, sonra Pitt’in malî danışmanlığını yaptı, ünlü taşlamalarında, Amerika’nın bağımsızlık davasını savundu. Ona göre, ahlâk bakımından iyi ile kötü, eşyanın tanımlanmaz birer niteliğidir, bunları ancak mantığa pek yakın özel bir «yetenek» sayesinde kavrayabiliriz.
Başlıca eserleri: Letters on Materialism and Philosophical Necessiîy (Materyalizm ve Felsefî Zorunluluğu) [1778], Observation on Civil Liberty and the Justice and Poiicy of the War With America (Amerika Savaşında Halk Hürriyeti, Adalet ve Güvenlik Teşkilâtı üstüne) [1776]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Richard), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Leontyne)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Leontyne), amerikalı kadın şarkıcı (Laurel, Mississippi 1927). Birkaç yıllık sanat hayatından sonra, 1952′de Porgy and Bess operasındaki yorumuyle ün kazandı. Operanın başlıca repertuvarıyle (özellikle Mozart ve Verdi) 1954′te Chicago’da (Aida), Verona’da, Londra’da, Viyana’da (1958), Salzburg’da (1960) ve Metropolitan ile Scala’da v:b. sahneye çıktı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Leontyne) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİDE (Thomas)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİDE (Thomas), ingiliz generali ve parlamento üyesi (öl. Nonsuch House, Surrey 1658). Cromwell ve Fairfax gibi bağımsızdı; elindeki alay ile Londra’nın işgaline katıldı (aralık 1648) ve Ordu konseyinin emri üzerine parlamentoda girişilen ünlü tasfiye hareketini yönetti. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİDE (Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Julius Mendes)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Julius Mendes), ingiliz gezgini (Londra-ay.y. 1924). Brüksel’de ve Paris’te Güzel Sanatlar okulunda öğrenim gördü. Sonra gazeteciliğe başladı, İllustrated London News’ta özel muhabirlik yaptı. 1884-1885′te Güney Afrika’daki Bechuanaland seferini gazeteci olarak izlemek için orduya yazıldı. Daha sonra Karadeniz, Sibirya’nın kuzey kutbu kıyıları ve Yenisey ırmağından geçerek Sibirya içlerine ulaşacak olan Nordenskjold yolunun keşfi için yapılan geziye katıldı. 1897′de Yunanlıların safında Türk-Yunan savaşına katıldı. 1900-1901′de Çin’e gitti. Rus-Japon savaşı sırasında (1904-1905) Daily Telegraph’ın savaş muhabirliğini yaptı. Birinci Dünya savaşı sırasında (1917) İtalyan hükümetinin resmî savaş muhabiriydi. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Julius Mendes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİCE (Bonamy)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİCE (Bonamy), ingiliz iktisatçısı (St. Peter’s Port, Guernsey 1807 – Londra 1888). Oxford’ta Worcester kolejinde okudu. 1830-1850 Arasında Rugby’de yardımcı müdür olarak çalıştı. Daha sonra Londra’da ticaret ve edebiyatla uğraştı. 1868′de Oxford’da iktisat profesörü oldu. Serbest ticareti savundu.
Başlıca eserleri: The Principîes of Currency (Tedavüldeki Paranın İlkeleri) [1869]; Curency and Banking (Tedavüldeki Para ve Bankacılık) [1876] ve Chapters on Practical Political Economy (Pratik İktisat üstüne Görüşler) [1878]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİCE (Bonamy) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREVOST DE SANSAC
Tarih 09 Haziran 2009
PREVOST DE SANSAC, Angoumois’lı aile (XI. yy.). Ailenin en büyük dalı fransızdır ve özellikle Sansac baronu ve Fransa mareşali Louis Prevost (Cognac 1496 -ıj y. 1576) ile tanınır.
Ailenin ingiliz dalı Nantes fermanı yürürlükten kaldırıldığı sırada ortaya çıktı. Bu dal özellikle Kanada valisi (1811-1815) sir George Prevost (New York 1767 – Londra 1816) tarafından temsil edilir.
Ailenin rus dalı Traversay markisi Jean Baptiste Prevost de Sansac (Martinik 1754 – 1834) tarafından kuruldu (1784). İsviçre’ye göç etti (1791). Katerina’nın isteğini kabul ederek Rusya’ya gitti. Rus denizciliğinin gerçek kurucusudur. Aleksandr I ve Nikolay I devrinde bahriye nazırı oldu. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVOST DE SANSAC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREVEZE
Tarih 09 Haziran 2009
PREVEZE, yun. Prebeza, Yunanistan’ın Epir bölgesinde idarî bölüm merkezi şehir; 11 200 nüf. Şehir Ambrakikos Kolpos’un (Ambrakia körfezi; Narda [Arta] veya Preveze) kuzey ağzında bir kara çıkıntısı üzerine kurulmuştur.
— Tar. Preveze Makedonya kralı Pyrros tarafından Narda körfezi ağzında kuruldu.
Bulgar ve sırp akınlarıyle yıkılan Preveze, önce Venedik cumhuriyetine, sonra da Bayezid II devrinde Osmanlı devletine katıldı (1500). Uzun süre Yanya vilâyetine bağlı bir sancak merkezi oldu. Tekrar Venediklilere geçti (1685). Campo Formio antlaşması (1797) ile Fransa’ya bırakıldı. Ertesi yıl Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa tarafından alındı. Birinci Balkan savaşı sonunda imzalanan (1913) Londra barışı ile Yunanlılara bırakıldı. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVEZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESTWİCH (sir Joseph)
Tarih 09 Haziran 2009
PRESTWİCH (sir Joseph), ingiliz jeologu (Clapham, Surrey 1812 – Shoreham, Kent 1896). Londra’da şarap tüccarıyken jeolojiyle ilgilenmeğe başladı, üçüncü zaman kalıntıları üstüne önemli çalışmalarda bulundu. Ayrıca tarihöncesi insanlara ait kalıntılar ortaya çıkardı (bu konu o zamanlar henüz tam bir açıklığa kavuşmuş değildi). Yeraltı suyundan, şehirlere dağıtılmak üzere, daha iyi bir su elde etme meselesi üstünde de önemle durdu. 1853′te Royal society’ye üye seçildi. 1872′de bu kuruldan çekildikten sonra Oxford üniversitesi Jeoloji kürsüsünde profesör olmayı kabul etti (1874) ve 1888′e kadar bu görevde kaldı. En önemli eseri Geology, Chemical, Physical and StratigraphicaV dır (Kimyasal, Fiziksel ve Stratigrafik Jeoloji)
[9 cilt, 1886-1888]. ölümünden kısa bir süre önce (1896) «sir» unvanını aldı. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESTWİCH (sir Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATT (John Henry)
Tarih 09 Haziran 2009
PRATT (John Henry), ingiliz din adamı ve geodezi bilgini (Londra 1809-Gazipur 1871). Cambridge’te okudu. Hint Adaları şirketi papazlığına getirildi (1838) ve yerölçümüne merak sardı. Kalküta’da kaldığı sırada, Himalaya’da kaydedilen anormal derecede düşük düşey sapmalarını kendi izostasi nazariyesiyle açıkladı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (John Henry) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRATT (Anne)
Tarih 09 Haziran 2009
PRATT (Anne), ingiliz kadın botanikçi (Strood, Kent 1806-Londra 1893). Britanya bitki örtüsü üstüne yazdığı kitapları kendi resimledi. Halkın anlayabileceği bir dille yazılan, bilim açısından da sağlam olan bu kitaplar birçok kişiyi botanik çalışmalarına yöneltti. Başlıca eseri: The Flowering Plants and Ferns of Great Britain (Buyuk Britanya’da Çiçek Açan Bitkiler ve Egreltiotları) [beş cilt, 1855]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Anne) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRENNE (Henri)
Tarih 09 Haziran 2009
PİRENNE (Henri), belçikalı tarihçi (Ver-viers 1862-üccle, Brüksel yakını 1935). Gand üniversitesinde profesör (1886-1930), Belçika Krallık akademisi üyesi oldu; yayımladığı bir dizi dikkate değer eserde daha çok, iktisadî ve sosyal tarihle ilgilendi: Bibliographie de VHistoire de Belgique des Origines â 1830 (Başlangıçtan 1830′a Kadar Belçika Tarihi Bibliyografyası) [1893], La Hanse Flaman d e de Londres (Londra Flaman Hansa’sı) [1899], Le Soulevement de la Flandre Maritime en 1323-1328 (1323-1328 Tarihlerinde Kıyı Flandre’ı Ayaklanması) [1900], büyük eseri olan Histoire de la Belgiçue (Belçika Tarihi) [7 cilt, 1889-1932], Les Villes au Moyen Âge (Ortaçağda Şehirler) [1927]. ölümünden sonra yayımlanan eserİeri: Histoire de l’Europe des Invasions au XVI. Siecle (Akınlar Devrinden XVI. Yüzyıla Kadar Avrupa Tarihi) [1936], Mahomet et Charlemagne (Hz. Muhammed ve Charlemagne) [1937], Les Villes et les insiitutions Urbaines (Şehircilik Açısından Kentler ve Kurumlar) [1939]. Birinci Dünya savaşında Henri Pirenne, Almanlara karşı direnme hareketine cesaretle katıldı.
— Oğlu JACQUES (Gand 1891), Brüksel’de (1921-1930), Grenoble’de (1940), Cenevre’de (1941-1944) profesör olarak çalıştı, Belçika Krallık akademisi üyeliğine seçildi; başlıca eseri 7 ciltlik Büyük Dünya Tarihi (Les Grands Courants de l’Histoire Üniverselle [Evrensel Tarihin Büyük Akınları]) 1945-1956 yıllarında yayımlandı. Yayımına başladığı diğer eserleri: Histoire de la Civilisation de TAncienne Egypte (Eski Mısır Medeniyeti Tarihi) [3. cildi 1963], Histoire de l’Europe, du Traite de Versailles au Pacte Atîantique (Versailles Antlaşmasından Atlantik Paktına Kadar Avrupa Tarihi) [4. cildi 1963]; 1935′ten bu yana Archives d’Histoire du Droit Oriental (Doğu Hukuk Tarihi Arşivi) dergisini yönetti. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRENNE (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİNCE-SMİTH (John)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİNCE-SMİTH (John), alman iktisatçısı (Londra 1809-Berlin 1874). Prusya meclisi (1861-1866) ve Reichstag (1871-1873) üyesiydi. Alman Liberal partisini kurdu ve uzun yıllar başkanlığını yaptı, A. Smith, J.B. Say ve F. Bastiat’ın izinde yürüdü ve H. Carey’in etkisinde kaldı. Artıkdeğer kanunlarını, Ricardo’nun yıllık gelir ve Malthus’un nüfus nazariyesini’reddetti, her türlü sosyal yasamaya karşı çıktı. Eserleri O. Michaelis ve K. Braun tarafından Gesammelte Schriften (Bütün Eserler) [3 cilt, 1877-1880] başlığı altında biraraya getirildi. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNCE-SMİTH (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAED (Winthrop Mackworth)
Tarih 08 Haziran 2009
PRAED (Winthrop Mackworth), ingiliz şairi (Londra 1802 – ay.y. 1839). Eton’da ve Cambridge’teki Trinity college’ta okudu. 1827′de Trinity’ye öğretim üyesi seçildi. 1829′da baroya kabul edildi. 1830-1832 Arasında St. Germans parlamentosu üyesi, 1834-1837 arasında Great Yarmouth ve 1837′den itibaren Aylesburgy parlamentosu üyesi oldu. Parlamento’da başarılı konuşmalar yapmakla beraber asıl ününü şiirlerine borçludur. Bunların bazıları (The Red Fisherman [Kızıl Balıkçı] ve Sir Nicholas gibi) Thomas Babington Macaulay ve Thomas Hood’un eserleriyle bir tutulur. Şiirleri toplu halde 1864′te, nesir denemeleri 1887′de ve siyasî şiirleri de 1888′de basıldı. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAED (Winthrop Mackworth) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZZO Dİ BORGO (Charles Andre)
Tarih 08 Haziran 2009
POZZO Dİ BORGO (Charles Andre), korsikalı soylu (Alate, Ajaccio yakınları 1764-Paris 1842). Yasama meclisinde milletvekiliydi. Savaş bildirisi üzerine raporu kaleme aldı (nisan 1792). Korsika belediye başkanı oldu, Paoli’nin tarafını tuttu. İngiliz kral naibinin devlet bakanlığına getirildi ve Fransızların dönüşünde onunla birlikte Londra’ya kaçtı (1796). Aleksandr’ın hizmetine girdi, Rusya sarayında Napolyon’un siyasetine karşı çıktı; bir süre gözden düştü (1807), İngiltere’ye gitti, İsveçli Bernadotte’un yanında görev aldı. Rusya’ya döndü, generalliğe yükseldi (1813). Fransız geçici hükümetinde komiserlik yaptı (nisan 1814). Louis XVIII’e anayasayı kabul etmesini öğütledi. Viyana kongresine katıldı, sonra Rusya’nın Paris elçiliğine tayin edildi (1815-1834), Bourbon’ların saydığı bir danışmandı, onları çara yakınlaştırmağa çalıştı. Çarın Londra elçisi oldu (1834-1839). Correspondance Diplomatique’i (Diplomatik Mektuplaşmalar) 1897′de yayımlandı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZZO Dİ BORGO (Charles Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POWELL (Frederick York)
Tarih 08 Haziran 2009
POWELL (Frederick York), ingiliz tarihçisi (Londra 1850-Oxford 1904). Eski iskandinav edebiyatı kalıntılarını yayımlamak için izlandalı bilgin Guobrandur Vigfusson ile Oxford’da çalıştı: An lcelandic Prose Reader (İzlandalı Bir Nesir Okuyucusu) [1879]; Corpus Poeticum Boreale (Kuzey Şiiri Külliyatı) [2 cilt, 1883] (bu eser eski iskandinav edebiyatının, titizce hazırlanmış notlar ve tercümelerle eksiksiz bir derlemesidir) ve iskandinav nesri üstüne Origines İslandicae (İzlanda’nın İlk Zamanlan) [2 cilt, 1905]. Powell ayrıca, herkesin kolayca anlayabileceği ve konusu ingiliz tarihinden alınmış iki ünlü kitap yayımladı: Early England up to the Norman Conquest (Norman Fethine kadar İngiltere) [1870] ve Henry VII’nin ölümüne kadar olan dönemi kapsayan History of England Eor Schools (Okullar için İngiltere Tarihi) [1885]. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL (Frederick York) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUSSİN (Nicolas)
Tarih 08 Haziran 2009
POUSSİN (Nicolas), fransız ressamı (Villers, Andelys yakınları 1594-Roma 1665). Yoksul bir ailedendi. Küçük yaşta Quintin Varin’in derslerini izledi, on sekiz yaşında Paris’e gitti, orada flaman Ferdinand Elle’in, sonra Lallemand’ın atelyesine girdi. Philippe de Champaigne ile birlikte Luxem-bourg sarayının dekorasyonunda çalıştı, 1624′te Roma’ya gitti. Orada, oldukça sıkıntılı yıllar geçirdikten sonra ancak 1628′de biraz rahata kavuştu ve giderek ün kazanmağa başladı. 1629′da Jacques Dughet ile tanıştı ve onun kızıyle evlendi. Bunu takip eden on yıl en çok eser verdiği dönemdir. Konularını genellikle Kutsal Kitap’tan aldı: Âşdod’da Veba Salgını (Louvre), Masumların öldürülmesi (Chantilly), Altın Buzağının Etrafında Dans (Londra), Kudüs’ün Zaptı (Louvre). Tarihten ve mitolojiden de yararlandı: Sabinli Kadınların Kaçırılması (New York), kardinal Barberini için, Germanicus’un ölümü, Camilla ve Falerii Okulu Ustası (Louvre). Ayrıca alegorik tabloları da vardır: Şairin ilham Alması (Louvre). Cassino de Pozzo için yaptığı Yedi Dini Tören’m birinci dizisi de büyük başarı kazandı.
Richelieu ve kral Louis XIII’ün takdirini kazanan Poussin 1640 yılında Paris’e döndü ve kralın baş ressamı oldu. Fakat kendisinden beklenileni tam anlamıyle veremeyince hoşnutsuzluğa sebep oldu ve 1642 yılında da bir daha geri dönmemek üzere Roma’ya gitti. Roma’da, kendini o devrin sanatseverlerine kabul ettirdi ve yeni eserlerini vermeğe başladı: ikinci Dinî Törenler dizisi, Musa’nın Nehirden Çıkarılışı (Louvre), Arkadia Çobanları (Louvre) ve özellikle İncil’den ve tarihten alınmış sahneleri canlandırdığı manzara resimleri: Diogenes Çanağını Atarken (Louvre), Poliphemos ve Manzara (Leningrad), Herkül ve Cacus’lu Manzara (Moskova). 1660-1664 Arasında Richelieu hesabına yaptığı Dört Mevsim (Louvre) Poussin’in sanatının doruğuna ulaştığını gösterir.
Simetriye, tablodaki grupların dengelenmesine, kompozisyona son derece önem veren Poussin, klasik bir ressam tipidir. Serbest bir üslûp ve belirli gölgeler taşıyan gençlik desenlerinde Fontainebleau okulu maniyerizminin izleri görülür. Fakat Poussin kısa zamanda gayet açık olarak belirlenmiş planlar ortaya koydu ve gölge ile ışık kitlelerini ahenkleştirdi. Hayatının sonlarında şekilleri sadeleştirdiği gibi, çizgileri de yalınlaştırdı. En önemli desenleri Louvre müzesindeki Desen salonunda (Musa ve Yetro-nun Kızları, Son Vazife, Venüs ve Mercurius, Bacchus Eğlencesi, Manzaralar, Kutsal Aile), Chantilly müzesinde (Germanicus’un ölümü, Sabinli Kadınların Kaçırılışı, Manzaralar, ilkçağ Eserleri Üstünde İnceleme), Lille müzesinde (Kutsal Masumların öldürülmesi), Stockholm müzesinde (Angelica ve Medor), British museum’da ve Windsor Krallık koleksiyonunda (Flora İmparatorluğu, Meryem’in ölümü, İsa Zeytin Bahçesinde, Adonis’in Doğuşu) yer alır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUSSİN (Nicolas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POURBUS (Pieter)
Tarih 08 Haziran 2009
POURBUS (Pieter), flaman resamı (Gouda 1510′a doğr. – Brugge 1584). Daha 1540′ta Brugge’de tanınmağa başlandı. Lancelot Blondeel’in kızıyle evlendi. Brugge sanat çevresine italyan üslûbunu getirdi. Kıyamet Günü (Brugge Belediye müzesi) adlı tablosunda, antik mermer motiflerinden ve italyan maniyerizminden ilham aldı; ama flaman tekniğinden ayrılmadı. Bir Park’ta Hoş Bir Toplantı (Wallace koleksiyonu, Londra) adlı tablosunda il Primatice’nin kadın tiplerine benzer tipler yarattı. Pieter Pourbus, önemli bir portre ressamıydı (başlıca eserleri Brugge ve Brüksel müzelerindedir). [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POURBUS (Pieter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUND (sir Dudley)
Tarih 08 Haziran 2009
POUND (sir Dudley), ingiliz amirali (Wight adası 1877-Londra 1943). 1891′de Deniz Harp okuluna girdi, önce torpiller üstünde çalıştı. 1914′te amiral Fisher’ın kurmay başkanlığında görev aldı. 1916′da Jutland savaşında Colossus dretnotu kumandanı olarak yararlık gösterdi, 1917 ve 1918′de Bahriye Bakanlığı Harekât şubesi başkanlığında bulundu. 1929-1931 Arasında bir kruvazör filosunu kumanda etti. 1935′te Akdeniz donanmasının başına getirildi. 1939′da oramiralliğe yükseldi ve deniz kuvvetleri kurmay başkanı oldu. Churchill’in savaş kabinesinde görev aldı. Quebec konferansından birkaç ay sonra görevi başında öldü. Deniz stratejisi üstüne bir kitabı vardır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUND (sir Dudley) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUND (Ezra Loomis)
Tarih 08 Haziran 2009
POUND (Ezra Loomis), amerikalı şair (Hailey, İdaho 1885). Hayatının kırk yılını yurt dışında geçirdi: Londra (1908-1920), Paris (1920-1924) ve Rapallo (İtalyan Rivierası, 1924-1945). İkinci Dünya savaşında faşist doktrinlere kapılarak Mussolini hükümetinin propogandasını yaptı. Müttefikler tarafından tutuklandı, ihanetle suçladı, fakat yargılanmadı. 1946′da bir psikiyatrlar kurulu tarafından sorumsuz olduğu tespit edildi ve Washington yakınlarında uzun süre bir akıl hastahanesinde kaldıktan sonra tekrar İtalya’ya yerleşti (1959). A Lume Spento adlı ilk şiir kitabının yayımından sonra öncü akımlarda, deneysel dergilerde önemli bir rol oynadı. Pound her şeyden önce, bütün kültürlere ilgi duyan bir şairdir. Derin bir bilgiye dayanan, bilinçli bir karmaşıklık içindeki eserleri, fikir eğilimlerinin çok yönlülüğünü yansıtır: Provença (1910); Sonnets and Ballads of Guido Cavalcanti (Guido Cavalcanti’nin Sone ve Baladları) [1912]; Cathay (1915); Hughg Selwyn Mauberl (1920); Personae (1926); Hommage to Sextus Propertius (Sextus Propertius’a Saygı) [1934]; Trachiniae (1956). Çince, Provence’ça Yunanca, Latince ve İtalyancadan yaptığı tercümeler önemlidir. Bunlar, çok serbest olmakla beraber şiirlerin özünü aktarması yönünden aslına sadıktır. Pound’un bütün üstünlükleriyle yetersizliklerini en iyi yansıtan eseri Şarkılarıdır (Cantos): bu iddialı şiirin doksan beş bölümü 1919-1956 arasında çeşitli eklemelerle yayımlandı. Bu güç ve çok kapalı eser, şairin fikir oluşumunu gösteren değerli bir belgedir. Ezra Pound tenkitler de yazdı: The Spirit of Romance (1910 ve 1953); How to Read (Nasıl Okumalı) [1929]; Letters of Ezra Pound (Ezra Pound’un Mektupları) [1941]; Literary Essays (Edebiyat Denemeleri) [1954]. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUND (Ezra Loomis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTHUAU (Louis)
Tarih 06 Haziran 2009
POTHUAU (Louis), fransız amirali (Paris 1815-ay.y. 1882). Martinik asıllı bir ailedendi. Joinville prensinin hizmetinde çalıştı 1844), Sivastopol savaşında yararlık gösterdi. 1864′te tuğamiral oldu. 1870′te Paris Almanlar tarafından kuşatıldığı sırada bir tümenin başında başarıyle çarpıştı. 1871′de Paris milletvekili seçildi. Thiers ve Dufaure kabinelerinde (1871-1873 ve 1877) denizcilik bakanı ve 1875′te daimî senatör oldu. 1879-1881 Arasında Londra’da büyükelçilik yaptı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTHUAU (Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTAMİAN
Tarih 06 Haziran 2009
POTAMİAN (MİCHAEL FRANCİS O’REİLLY, Brother — denir), amerikalı fizikçi (Cavan idare bölümü, İrlanda 1847 – New York 1917). 1852′de Christian Brothers tarikatına girdi, önce Quebec, sonra Saint Louis’de (Missouri) ders verdi. 1870-1893 Arasında Londra’da Saint Joseph kolejinde profesör, 1893-1896 arasında Waterford’daki (İrlanda) De La Salle yüksekokulunda matematik ve deneysel fizik profesörü, daha sonra da New York City’deki Manhattan kolejinde fizik profesörü (1896-1917) oldu.
Başlıca eserleri: The Makers of Electricity (Elektriğin Yaratıcıları) 1885 ve Bibliography of the Latimer Clark Collection of Books and Pamphlets Relating to Electricity and Magnetism (Latimer Clark Koleksiyonunun Elektrik ve Magnetizma ile İlgili Kitap ve Broşürlerin Bibliyografyası) [1909]. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTAMİAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Posta birliği
Tarih 06 Haziran 2009
Posta birliği (MİLLERARASI), posta kurumunun ilk ortaya çıktığı günlerden beri milletlerarası bir postanın önemi üstünde duruldu, fakat bu sistemin nasıl işlediği pek iyi bilinmez. XVI. yy.da Londra ile Fransa’daki Calais şehri arasında düzenli bir servisin kurulduğu sanılır. 1670′te yapılan bir anlaşma ile İngiltere ile Fransa arasındaki posta ilişkileri düzenlendi. Bu anlaşma, 1698′deki Rijsvvijk anlaşmasıyle yenilendi. Paris-Londra arasında haftada iki posta işliyordu. Dover – Calais postasını İngilizler yönetiyor; Calais’den sonra işi fransız postası yükleniyordu. Yalnız Paris, Rouen veya Lyons’a giden mektupların ücreti önceden ödenebiliyordu. Daha uzağa giden mektupların posta farkı alıcıdan tahsil ediliyordu. İngiltere, İtalya’ya gidecek mektuplar için Fransa’ya mektup başına 21 sol ödüyordu. Türkiye’ye gidecek bir mektubun göndericisi Marsilya’ya kadar olan yol için 17 sol ödüyordu. 1802′de yapılan bir anlaşma, yürürlükte olan bu sisteme pek az değişiklik getirdi. Milletlerarası mektuplar çoğaldıkça sistemde karışıklıklar başladı. Ağırlığa göre alınan ücretler her ülkede değişiyordu. Mektubun ücreti bazen zorunlu olarak gönderici tarafından ödeniyordu. Ancak göndericinin ödediği ücret genellikle belli bir noktaya kadar geçerli oluyor, ötesi alıcıya kalıyordu. XIX. yy.daki sanayileşmeyle mektuplaşma büyük ölçüde arttı. Mevcut posta sistemi ihtiyaca cevap veremez oldu. Çeşitli ülkelerde aynı paranın ödenmesi bir dereceye kadar sağlandı, fakat bu ödemeler posta giderlerini karşılamıyordu. Milletlerarası bir posta servisi kurma teklifi ilk olarak A.B.D.’den geldi. 1863′te bu amaçla Paris’te bir konferans toplandı. Konferansta 31 ilke kabul edildiyse de, Amerika İç savaşı ve Alman-Fransız savaşı bu alandaki çalışmaları durdurdu. Bu arada posta konusunda büyük bir reformcu olan Kuzey Alman Posta konfederasyonu üyesi Heinrich von Stephan, Milletlerarası Posta birliği için bir plan hazırladı. Bu plan Paris konferansında alman kararları göz önünde tutuyor, Almanya’nın deneylerinden de yararlanıyor, Almanya’yı ve bütün alman ülkelerini içine alan bir posta birliği kuruyordu. Bu birlikte toplam 20 ülke vardı. Almanya’nın teklifi üzerine 1874′te Bern’de bir kongre yapıldı. Kongre’ye, A.B.D. ve Mısır ile birlikte bütün avrupa devletlerinin de bulunduğu 22 ülke katıldı. Konferansın sonunda varılan bir anlaşma ile Milletlerarası Posta konvansiyonu kuruldu. Bu konvansiyonda Genel Posta birliğinin adı Milletlerarası Posta birliği olarak değiştirildi. Kuruluşundan 10 yıl sonra üye sayısı 55′e çıktı. XIX. yy.ın ortalarında hemen hemen bütün dünya ülkeleri, birliğe dahildi. 1960′larda üye sayısı 100′ü aştı. 1875′ten itibaren milletlerarası postanın temelini meydana getiren konvansiyon beş esas ilke kabul etti. Bunlar bazı değişikliklere uğramakla birlikte günümüzde de geçerlidir.
Birinci ilkeye göre birliğe dahil olan bütün ülkeler posta servisi konusunda tek bir ülke sayılıyordu. Bu ilkenin uygulanması, ulaşım bağımsızlığı doktrinine dayanıyordu. Her ülke başka ülkeden gelen postaya kendi postasına gösterdiği ilgiyi göstermek zorundaydı. Her ülke bütün dünyadaki ulaşım olanaklarını kendi postası için kullanmak hakkına sahipti, ikinci ilkeye göre, belli ağırlıklar için öngörülen ücretler bütün ülkelerde aynı olacaktı. 15 Gramlık bir mektup 25 santim (altın) tutuyordu. Şartlara göre bu ücret belli bir artış ve azalma gösterebilirdi, ikinci Dünya savaşı sonunda bu ilke çiğnendi; yalnız ağırlık birliği (ortalama ağırlık olarak 15-20 gr kabul edilmesinden başka) önemli bir değişikliğe uğramadı. üçüncü ilke posta İle iletilecek malzemeyi üç gruba ayırıyordu: mektuplar, kartlar ve diğer evrak (basın, ticarî evrak gibi).
Bu üç grup için belirli şartlar konuldu. Neyin daha ucuz yollanabileceği, neyin mektup muamelesi göreceği tespit edildi. Dördüncü ilke, bir ülkenin, başka bir ülkenin ulaşım araçlarını kullandığı zaman ne ödemesi gerektiğini tespit eder. Ancak iki ülke arasındaki mektup alışverişinin aşağı yukarı aynı olduğu durumlarda ödeme yapılmaz. Beşinci ilke kayıt ve tazminatlar üstünedir. Ancak milletlerarası tazminat belli bir miktarı aşmaz ve kayıtlı paketin tümü, kaybolduğu zaman ödenir. Meselâ paket, yerine bazı kısımları eksik olarak ulaşırsa ödeme yapılmaz. Daha sonraki yıllardaki bazı değişikliklere göre, «önemli şeyler» için bir sigorta kuruldu. Bu önemli şeylerin kapsamına ticarî veya resmî evraklarla, altın, elmas gibi değerli maddeler de alındı. Paket postası geliştirildi. 1947′de birlik, Birleşmiş Milletlere bağlandı. Birliğin İsviçre’de Bern’de bir genel merkez bürosu vardır. 5 Yılda bir bütün üyelerin katıldığı bir kongre toplanır. Ayrıca 20 üyelik bir Yürütme ve İlişkiler komitesi her yıl toplanır. Bir de gene 20 üyelik danışma komisyonu vardır. Bu komisyon iktisadî, teknik meseleler ve uygulama meseleleri üstünde çalışır. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Posta birliği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSTA
Tarih 06 Haziran 2009
POSTA i. (ital. k.). Bir yerden gönderilen veya bir yere gelen para, mektup v.b. emanetlerin tümü: Sabah postası geldi, fakat akşam postası henüz gelmedi. (Bk. ANSİKL. Ulaştırma bölümü.) || Bu emanetleri toplayıp dağıtan teşkilât ve bu teşkilâtın bulunduğu yer:
— Benim seni postaya yolladığımı kimseye söyleme; adresi postahanenin içinde yırt at
(H.E. Adıvar). || Belirli zamanlarda sefer yapan ve genellikle posta ulaştırılmasında kullanılan taşıt: Dün de bizim vapur Bandırma postaları gibi ağzına, hattâ burnuna kadar dolu idi
(B. Felek). Posta vapuru. Posta treni. || Takım, kol, sıra: // Gidip gelme, sefer: Araba şu kadar eşyayı üç postada taşıdı. || Posta arabası, posta ile gönderilen nesneleri taşıyan araba: İki gün evvel buradan geçen bir posta arabası benim için dört mektup bırakmış (R. N. Güntejcin). // Posta havalesi, posta ile gönderilen havale, para. || Posta kutusu. Bk. KUTU. || Posta polisi, nöbet tutan veya nöbette olan polis. // Posta pulu, para karşılığında posta ile gönderilen şeylerin üzerine yapıştırılan pul.
— CEŞ. DEY. (Birini) Posta etmek, bir kimseyi karakola götürmek. // (Birine) Posta koymak (veya atmak), birini korkutmak, tehdit etmek. || (Bir yere) Posta yapmak, bir yere sefer yapmak, gidip gelmek. || Postayı kesmek, bir kimseyle ilgisini kesmek veya bir şeyi yapmaktan vaz geçmek.
— Ask. Hedef postası, hedefli atış talimi sırasında hedefleri gözetleyen ve atışlardaki isabet derecesiyle ilgili işlemlerin ve kayıtların tutulmasına yardım eden personel.
— Avc. Avlanacak hayvanı beklemek için yerleşilen yer.
— Dy. Posta treni, posta ve yolcu vagonlarından meydana gelen süratli tren. || Posta vagonu, yalnız posta hizmetine ayrılan vagon. || Cer postası, buhar lokomotifinin sevk ve idaresini sağlayan, bir makinistle bir ateşçiden meydana gelen, çoğu kere sürekli birlikte görev yapan ekip. (Başka tip lokomotiflerde çalışan makinist ve yardımcısının meydana getirdiği posta, özel bir ekip değildir.)
— Denize. Gemi teknesinin enlemesine olan tutucu parçalarından her biri, bunların tümü gemi gövdesini (iskeletini) meydana getirir. (Bk. ANSİKL.) || Posta yolcu vapuru, posta seferi yapan ticaret gemisi. || Dobil bltum postası, dip su sarnıçlarına (Water-ballast) giriş çıkışı sağlayan delikler bulunan posta. || Döşekbaşı postası, ağaç gemi inşaatında döşek postalarını dikey postalara bağlayan dışarıya kıvrık posta. || Karkas döşek postası, L veya U biçiminde köşebentlerden yapılmış, dikey ve düzey, uçları parçalarla pekleştirilmiş döşek postası. // Kepçe döşekbaşı postası, çelikten yapılan savaş gemilerinde teknenin sağlam bir parçası. (Bu posta, bodoslamanın hemen hemen düzey olarak uzatılmasıdır. Kıç tarafta [kepçe] su hattının ve zırh güvertenin altındaki bütün çıkıntıları birbirine bağlar ve onlara dayaklık, yataklık eder.) // Sintine döşek postası, bir postanın (kuburga, eğri, iskarmoz) alt kısmını meydana getiren iki kenarlı parça. || Yukarı (üst) posta, diğer döşek postalarından daha yukarıda bulunan, geminin baş ve kıç taraflarına yakın postalar; tekneyi takviye etmeğe yarar.
— Huk. Posta çekleri. Bk. ANSiKL. || Posta gizliliği. Bk. ANSİKL. || Posta idaresi, tüzel kişiliği olan T. C. Posta Telgraf ve Telefon işletmesine verilen ad. (Bk. P.T.T.) || Posta kolileri.
Bk. ANSİKL. || Posta masrafı. Bk. ANSİKL.
— Sanay. 24 Saatlik çalışma gününün çalışma bölümlerinden her biri: Gece postası.
(Eşanl. VARDİYA.) || Bir sanayi veya ticaret işletmesinde aynı zamanda çalışan işçilerin tümü.// Çalışma postası, bir çalışmada bir bölümün yapıldığı yer; açıkça belirli bir iş yapımına gerekli her şeyi (makine, âletler, malzeme v.b.) kapsayan çalışma merkezi: Çalışma postasının düzeni ve donatımı, çalışanın verimi ve yorgunluğu üstünde büyük etki yapar.
— Teşk. tar. Posta tatarı. Bk. TATAR.
— Zool. Posta güvercini, özel surette yetiştirilen, küçük kâğıtlara yazılmış haberleri bir yerden bir yere iletmek için kullanılan güvercin.
— ANSİKL. Ulaştırma. Eskiden mektup ve yolcu ulaşımı için belli yerlere atlar «yerleştirilir», bunlar hazır beklerdi. Oysa posta bugünkü medeniyetin en önemli kurumlarından biri haline gelmiştir. Jül Sezar zamanında Roma imparatorluğu sınırları içinde kuryeler son derece düzenli işliyordu. Sezar’ın İngiltere’den Roma’daki Cicero’ya yolladığı iki mektup, biri 26, biri 28 günde, yani iki gün ara ile Roma’ya ulaşmıştı. Mektup yollamak İsteyen özel kişiler ise mektuplarını ya köleleriyle göndermek, ya da aynı yönde giden ve mektubu götürmeyi kabul eden birine vermek zorundaydılar. Özel kişiler için çalışan bir posta sistemini ilk kuran imparator Diocletianus oldu (III. yy. sonu). Daha sonraki tarihlerde Büyük Theodorius, Charlemagne gibi kralların ülkesinin her yeriyle haberleşmelerini sağlayan düzenli posta servisleri vardı.
• Resmî Posta Servisinin başlangıcı. En eski posta sistemi Fransa’da Paris üniversitesi tarafından kuruldu. XIII. yy.ın sonunda bu kuruma bağlı kuryeler belli dönemlerde yola çıkarlar ve Paris’te toplu bulunan öğrenciler için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden para ve mektup toplarlardı. XI. Louis kendisi için atlı haberciler kullandığı gibi, 19 haziran 1464′teki fermanıyla Fransa’nın bellibaşiı yollarında posta istasyonları kurdu. Bu sistem daha sonraki krallar zamanında da devam etti; sonunda özel kişiler de kendi mektupları için krallığa bağlı kuryeleri kullanmağa başladılar. XIII. Louis zamanında genel bir posta denetimi merkezinin kurulmasıyle fransız postası daha düzenli bir hal aldı.
• Almanya’da ilk posta Tirol’de XV. yy.ın ikinci yarısında Thurn, Taxis ve Valsassina kontu Roger I tarafından kuruldu. Roger I’in oğlu imparator Maximilian I’in isteği üzerine 1516′da Viyana’dan Brüksel’e uzanan bir posta servisi sağladı. 1522′de Viyana ile Nürnberg arasında bir posta servisi açıldı; çok geniş topraklara sahip olan Kari V, ülkenin her köşesinden çabuk haber almak istediği için Taxis ve Thurn prensi Leonhard’a Hollanda’dan İtalya’ya bir posta servisi kurdurdu. Bu servis Liege, Trier, Speyer, Rheinhausen, Württemberg, Augsburg ve Tirol’den geçiyordu. İtalya’da ilk posta Piemonte’de başladı. 1561′e kadar mektupların ulaşımı şirketlerin ve özel kişilerin elindeydi. Devlet bunlara hizmetleri karşılığında değişik şartlara uygun olarak belli bir miktarda para almak hakkını tanımıştı. 1561′de Savoia dükü Emanuele Philiberto bütün postaları bir posta genel müdürüne bağladı. Bu durum 1697′ye kadar sürdü. 1697′de dük Vittorio II Amadeo postanın gelirlerini devlet gelirleri arasına kattı ve posta genel müdürüne aylık bağladı. 1710′dan sonra posta doğrudan doğruya devlet tarafından yönetilmeğe başlandı.
• ingiliz postası. İngiltere’de Edward III zamanında özel postalar kurulmuştu. 1635′te Londra ile Edinburgh arasında resmî bir posta servisi kuruldu. 1644′te o sırada Avam kamarası üyesi olan Edmund Prideaux posta genel müdürlüğüne tayin edildi. Prideaux ilk iş olarak haftada bir, ülkenin her tarafına posta kuryeleri yollamağa başladı. 1683′te başkentte bir «penny» postası kuruldu. William III zamanında parlamentodan İskoçya’daki posta sistemini düzenlemek üzere birçok kanun çıktı. Kraliçe Anne’in çıkardığı dokuzuncu fermanla ingiltere’deki posta sistemi o zaman için modern bir şekilde teşkilâtlandırıldı. Londra’da Britanya ülkeleri için genel bir posta merkezi açıldı.
Bu merkezin Edinburgh, Dublin ve diğer bazı şehirlerde şubeleri vardı. Bütün sistemin başında bir genel müdür bulunuyordu. Bu genel müdürün başlıca şubelerin müdürlerini tayin etme yetkisi vardı. Bu sırada 15 millik bir yere gidecek bir mektubun ücreti 8 sentti, 300 mil içinse 25 sent ödeniyordu. 1837′de sir Rowland Hilî Posta servisinde reform yapılması için harekete geçti. 1839′da «penny» usulü kabul edildi. 6 Mayıs 1840′ta W. Mulready tarafından çizilen ilk posta pulu kullanıldı. Aynı yıl kayıt ve posta ile para yollama usulleri kabul edildi. 1855′te posta kutuları ortaya çıktı. Londra, şehir içi mektup dağıtımında kolaylık sağlanması için 10 bölgeye ayrıldı, ingiltere postahane sistemi hızla gelişti, paket postası, para değiştirme ve telgrafçılık yerleşti, ingiliz Posta servisinin başında posta genel müdürü bulunur. Yardımcısı Londra postahanesinin genel sekreteridir. Büyük şehirlerde de genel müdürler vardır. Posta genel müdürü danıştay üyeleri arasından seçilir: ayrıca kabine üyesi de olabilir.
• Neale’in amerikan postası. Amerika’da posta 17 şubat 1691′de posta patentinin Thomas Neale’e verilmesiyle başlar. 4 Nisanda Neale ve krallık posta genel müdürü Andrew, Hamilton’u amerikan posta genel müdürlüğüne seçtiler. Hamilton koloniler arasında bir posta servisi kurmak gibi zor bir işe girişti. Bütün kolonileri dolaştı ve herkesi yeteneğine ve bu işin başarılacağına inandırdı. Virginia dışında bütün koloniler işbirliği yapmayı kabul etti, 1 mayıs 1693′te servisler başladı. Posta, Portmouth – New Haven, Boston, Saybrook, New York, Philadelphia ve Maryland ile Virginia’daki bazı noktalar arasında işliyordu. Haftada bir posta vardı, beş atlı bu istasyonlardan haftada iki kere geçmiş oluyordu. Kışın servis 15 günde bir yapılıyordu.
A.B.D. postası. 26 Temmuz 1775′te Phila-delphia’da toplanan kongre bir postahane sistemi kurdu ve başına yılda 1 000 dolar ücretle Benjamin Franklin’i getirdi. 1782′de Kongre, posta genel müdürüne New Hampshire ve Georgia arasında ve Kong-re’nin uygun göreceği diğer yerlerde posta yolu ve servisleri açma yetkisini verdi. İ799′da posta kanunları yeniden düzenlendi, posta soyguncularına ölüm cezası getirildi. Daha sonra ölüm cezası kaldırıldı. 1813′te posta ilk defa buharlı gemiyle bir şehirden bir şehire götürüldü. 1845′te 30 milden uzağa gitmeyecek bir sayfalık mektuptan 6 sent, 80 mile kadar 10 sent, 150 mile kadar 12,5 sent, 400 mile kadar 18,75 sent, daha uzak mesafeler için 25 sent alınıyordu.
İngiltere’de pul sisteminin başarıya ulaşmasından sonra, pul A.B.D.’de de kullanılmağa başlandı. 1847′de 5 ve 10 sentlik, 1851′de 1 ve 3 sentlik pullar çıktı, tik damgalı zarflar 1853′te kullanıldı. Başkan Lincoln zamanında mektuplar bedava teslim edilmeğe başlandı. Daha sonra mektubu alandan 2 sent alındı. 1863′te bu 2 sentten yeniden vaz geçildi. İlk posta kartı da 1873′te ortaya çıktı.
• Türkiye’de. Osmanlı devletinde posta hizmetleri Mahmud II zamanına kadar yalnız devlet haberleşmeleri için yapılıyordu. Koso-va (1389) ve Çaldıran (1514) seferleri sırasında halkın da resmî postadan yararlanması sağlandı. Fakat bu, bugünkü anlamda postacılığın başlangıcı niteliğinde değildi. Mahmud II, halka ait mektupların İstanbul ile öteki vilâyetler arasında taşınmasını, bu işlerden gelir sağlanmasını, mektuplara fesat karıştırılmamasını ve mektup dağıtımında islâm, reaya ve yabancı ahaliye eşit muamele yapılmasını bir fermanla emretti (1838). Tanzimat fermanıyle posta hizmetleri kamu hizmetleri arasına alındı (1839). Konuyle ilgili hazırlıkları yapmakla görevlendirilen komisyonun kararına uyularak ilk Posta nezareti kuruldu (1840). Aynı yıl ilk postahane istanbul’da, Yenicami avlusunda, Postahanei Amire adiyle açıldı. Bunu, Bağdat, Sivas, Musul ve Diyarbakır’da açılan postahaneler takip etti (1843). Posta idaresine paralel, fakat ayrı bir kuruluş olarak çalışan Telgraf idaresi de nezaret durumuna getirildi (1855). Posta nazırı gazeteci Agâh Efendinin teklifiyle posta ücretinin pul olarak alınmasına başlandı (1863). Posta ve Telgraf nezaretleri tek bir nazırlık altında birleştirildi (1871). Sonra bu nazırlık kaldırıldı ve son nazır vekili Mustafa Fuad Bey zamanında teşkilât, umum müdürlük seviyesine indirildi (1909); iki yıl sonra tekrar nazırlık oldu (1911). 1919′ra ise umum müdürlük kademesine dönülerek umum müdürlüğe de Refik>Halid Bey (Karay) tayin edildi. Bu arada Ankara’da T. B. M. M. Hükümeti Posta müdürlüğü kuruldu (1920); başına da önce Sırrı Bey (Bellioğlu), sonra da Refet Bey (Bele) getirildi. Ankara hükümetinin Posta müdürlüğü aynı yıl içinde genel müdürlük oldu. İlk genel müdür olarak Sabri Bey (Toprak) görevlendirildi (1920). İstanbul’daki umum müdürlük de 1922′ye kadar çalıştı.
— Denize. Genel bir anlamda kullanılan posta terimiyle üç elemanın hepsi anlaşılır; asıl posta, sintine postası, döşek postası. Asıl postalar üç tiptir: kompozayt posta (posta ve kontra) iki köşebendi birbirine perçinlemekle yapılır, L biçimindedir; yekpare posta tek bir profilden yapılmış, L biçiminde, çıkık kenarlı L veya U posta biçimindedir. Son olarak bir ana bedenle onu bordaya bağlayan çift kenarlı posta çok yer tuttuğundan şileplerde kullanılmaz. Fakat tankerlerde, özellikle boylam yapım usulüyle yapılan tankerlerde her zaman kullanılır.
— Huk. Posta çekleri. Posta idaresi, adına bir çek hesabının açılmasını isteyen kimselere, bu hesabın açılabilmesi için gerekli ön paranın verilmesi şartıyle posta çekleri verebilir. Posta çekleri düzenlendiği günle birlikte iki ay için geçerlidir. Bu süre bitince, kabulleri keşidecinin onamasına bağlıdır. P.T.T. idaresi, belli paraları gösteren yolculuk posta çekleri de çıkarabilir.
• Posta gizliliği. P.T.T.’de görevli memurların posta gizliliğine uymaları zorunludur. Posta kanununa göre, kendilerine posta servisinde bir iş verilmiş olanların, belli kişilerin posta ilişkilerini açığa vurmaları, kapalı mektupları açmaları, içlerinde ne olduğunu araştırmaları veya haberleşme kağıtlarındaki yazılar hakkında üçüncü kişilere bilgi vermeleri yahut herhangi birinin bunlan yapmasına meydan bırakmaları yasaktır.
• Posta kolileri, ayrıca ücret ödendiği takdirde, alıcının konutunda teslim edilebilir. Bunun dışında, posta kolileri Posta idaresinden alınır. Ancak, idarenin göstereceği süre içinde kolilerini almayanlardan tarifesine göre ücret alınır.
• Posta masrafı. Davacı, dilekçesinin, davalıya tebliğ edilmesi için gerekli olan posta masrafını peşin olarak mahkeme kalemine ödemekle yükümlüdür. Bunu yapmaması halinde, mahkeme, kendisine bir mehil verir. Bu mehil içinde davacı, posta masrafını ödemezse, tebligat yapılmasından vaz geçmiş olduğu kabul edilir. Aynı durum, mahkemenin vermiş olduğu kararın temyiz edilmesi halinde de söz konusudur. Temyiz eden, posta ücretini baştan ödemezse, kendisine ödemesi için bir süre verilir. Bu süre içinde de posta masrafını ödemeyecek olursa, temyiz isteminden vaz geçmiş sayılır. Temyiz isteminden posta ücretinin ödenmemesi sebebiyle vaz geçilmiş sayıldığına karar verecek merci, mahallî mahkemedir. (LM)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTRE
Tarih 06 Haziran 2009
PORTRE i. (fr. portrait). Bir kimsenin resim, fotoğraf v.b. ile yapılan tasviri: Duvara dayalı yağlı boya ile kadın portresine dalgın dalgın baktı (Kemal Tahir).
— Ed. İnsanların görünüşlerini ve kişiliklerini tanıtan yazı türü.
— ANSiKL. G. santl. Mısırlı heykeltıraşlar Eski İmparatorluk’tan itibaren portre alanında hayranlık uyandıran bir ustalığa erişmişlerdi (Ankhaf’ın büstü, Boston). Firavun Amenofis IV’ün portreleri özellikle nesnelliğiyle dikkati çeker. Sümer sanatında da aynı özellikler görülür (Gudea’nın baş resimleri). Yunanistan’da ise, tersine, kişi portreleri çok yavaş ortaya çıktı ve başlangıçta yalnız mezar heykelciliğinde görüldü. Kişiye tapma eğiliminin ağır bastığı İskender devrinde, kişisel portreler büyük önem kazandı. Bu devirden ve Iskender’in yerine geçen diadokhos’lardan kalan para resimlerinde (Makedonya, Bergama, Bithynia, Pontos, Suriye ve Mısır krallarının portreleri; Baktriana kralı Eukratides’in madalyonundaki portresi) kahramanlık havası ağır basar. Portreler Roma’da Etrüsklerin etkisiyle özellikle Etruria’da elverişli bir ortam buldu ve roma gerçekçiliğinin temel taşlarından biri oldu. Bu gerçekçilik, Cumhuriyet ve daha sonra İmparatorluk devirlerinde yüksek mevki sahibi veya halktan kişilerin sayısız heykellerinde, büstlerde ve paralarda kendini gösterdi (Cato, Caecilius Jucundus, Sezar, Pompeius, Augustus ve diğer imparatorlarla bunların aileleri). İmparatorluğun uzak eyaletlerinde portre özellikle Palmyra’da (mezarlarda) ve Mısır’da (Fayyum’daki geniş anlatım gücüne sahip renkli portrelerde) görüldü.
Konstantinos devrinde, resmî portreler tek kişinin resmi olma özelliğini kaybetti. Bizans sanatı bu tasvirlerden, hükümdarlarla çevrelerinin şatafatını gösteren, incelik dolu çeşitlemeler meydana getirdi. Portre Batı’da uzun süre ortaya çıkmadı, mezar heykelciliğiyle eski çağlarda da bilinen balmumu kalıp çıkarma usulü, portrenin Batı’da da zamanla yaygınlaşmasına yol açtı. Saint – Denis’de Philippe II’nin mezar heykeli ve Maineville’de kral Saint Louis’nin heykeli, kişisel özellik taşıyan ilk eserler sayılır. XIV. yy.da eserle modeli arasında yüz benzerliği sağlandı: Jean II’nin (Louvre) portresi ve Charles V’in tasvirleri (Louvre’daki baş heykeli, Saint-Denis’deki yatık mezar heykeli, yine Louvre müzesindeki Narbonne mihrap örtüsü) bunu açıkça gösterir. Ayrıca, Charles V’in çocuklarının (Berry dükü, Anjou dükü, Philippe II, Bourgogne dükü) tasvirlerinde de aynı özellik göze çarpar. İtalya’da (Siena) Simone Martini (1328′e doğr.), kumandan Guıdorıccio da Fogliano’nun atlı heykelini, 1407′de de İacopo Della Quercia, İllria del Carretto’nun (Lucca) güzelliğiyle ünlü yatık mezar heykelini yaptı. Verona’daki Scaligero’ların mezarları Gattamelata’ya ve Bartolomeo Colleoni’nin heykellerine örnek oldu. XV. yy.da batı sanatında portrenin yaygınlaştığı ve büyük önem kazandığı görülür. Van Eyck (Niccolo Albergati, Viyana; Piskopos Van der Paele, Brugge), Van der Weyden (Meltadusa d’Este, New York), Memling (Marta Moreel, Brugge) veya Van Wassenhove (Juste de Gand) gibi flaman sanatçıları eserlerinde şaşmaz bir gerçekçiliğe ve anatomik bir kesinliğe ulaştılar. Fransız portre sanatı Jean Fouquet (Charles VII ve Juvenal’ des Ursins’in portreleri) ve Moulins Ustası (Bourbon’ların portreleri) gibi ünlü sanatçılar yetiştirdi.
İtalya’da, mezar heykelciliği daha derin bir gerçekçiliğe yönelirken, Antonella da, Messina, Piero della Francesca, Botticelli, Giovanni Bellini ve madalya üzerine ilk olarak profil yapan (Konstantinos Palaiologos madalyası) Pisanello gibi sanatçlar, derin bir psikolojik kavrayışı dile getiren şaheserler yarattılar. Bunların arasında Portekizli Nuno Goncalves de sayılabilir.
XVI. yy.da portre batı sanatının en çok ilgi gören kollarından biri oldu. Raffaello, Vinci, Tiziano, Lotto, Brenzino, Veronese, Tintoretto İtalya’da, DUrer, Cranach ve Holbein Almanya’da,
El Greco İspanya’da, resimlerini yaktıkları modelleri ölümsüz bir üne kavuşturdular. Fransa’da Clouet’lerin ve onların etkisinde kalanların yaptığı «kara kalem» portreler özel bir ilgi gördü. XVII. yy.ın portre sanatçıları kibarların inceliğini (Beaubrun’ler, Mignard) veya toplumsal ayrıntıları canlandırmağa (Rigaud) yönelmedikleri zaman, psikolojik gerçeğe önem verdiler (Philippe de Champaigne, François De Troy, Claude Lefebvre, Nanteuil, Le Brun). Van Dyck, Terborch ve Rubens, Rembrandt ve Frans Hals, Velasquez, gravürcülerden Mellau, Ausran veya Edelinck, büst ve mezar heykeli yapanlardan Sarazin, Girardon, Coysevox ve Anguier’ler modellerinin kişisel özelliklerine büyük önem verdiler. Bunu izleyen dönemde yeni bir teknik olarak ortaya çıkan pastel, insan yüzündeki geçici ifadeleri canlandırmayı sağladı. Vivien, Latour, Perroneau, Rosal-ba Carriera ve daha sonra Ducreux ve Boze bu alanda Un kazandılar, öte yandan Fransızlardan Largilliere, Aved, Tocque, Natier, Greuze, Drouais, Mme Vigee-Lebrun, italyan Galgario, ingiliz Hogarth, Reynolds, Gainsborough, Romney, Lawrence, Raeburn gibi sanatçılar portre sanatında yağlıboya kullandılar. Heykelcilikte ise Lemoyne, Pigalle, Pajou, Falconet ve Houdon’un büstleri sayılabilir. Modellerine kimi zaman hain bir gözle, kimi zaman da derin bir sevgiyle bakmayı bilen Goya, çağdaş portre sanatına öncülük etti. XIX. yy.da fransız portre sanatı fizik ve manevî gerçekleri canlandıran şaheserler yarattı: David, Prud’hon, Gerard, Gros, Delacroix, Ingres, Chasseriau; Courbet. İzlenimciler ışığın yanardönerliğini cildin yüzeyine aktarmağa çalışarak portreyi manzara resmine yaklaştırmayı denediler (Renoir). Degas, kendisinden sonra Cezanne’ın da yaptığı gibi, kişiyi daha yalın anlatım imkânlarıyle canlandırmağa çalıştı. Van Gogh, sıcak renklerle dolu birkaç portre bıraktı. Kübistler art arda gelen düzeylerle insan yüzünü canlandırmağa çalıştılar (Picasso, Juan Gris, Gleizes). Bu sırada Helleu ve Boldini gibi kibar çevre ressamları aşırı özentili bir anlatımı benimsemişlerdi. Heykel dalında Dalou, Carpeaux, Rodin. Bourdelle Despiau, Wlerck, Gimond ve Belmondo’yu saymak gerekir.
— Ed. Eski türk edebiyatında ayrıntılı portrelere pek az rastlanır. Oğuz Kağan Destam’ında, Dede Korkut Kitabı’nda v.b., tabiat varlıklarına benzetmeler yapılarak çok kısa portrelere yer verilmiştir. Dinî edebiyatın en tanınmış türlerinden olan hilye ve siyer gibi eserler Hz. Muhammed’in özellikle dış görünüşünü geniş ölçüde tasvir eder. Kerbelâ olayını anlatan maktel’lerde, din ulularının biyografilerini toplayan tezkirelerde, mekanıbnamelerde çeşitli portreler yer alır. Yusuf ve Züleyha, Hüsrev ü Şirin, Leylâ ve Mecnun, Hüsn ü Aşk v.b. gibi mesnevilerde kahramanların portreleri çeşitli mazmunlar, benzetmeler kullanılarak gerçek dışı çizgilerle tanıtılır. Selâtinname, vakayiname gibi tarihlerde padişah ve devlet büyüklerinin genellikle dış görünüşlerini canlandıran portreler vardır. Divan nesrinde kahramanlar canlandırılırken kişiliklere de değinen işaretler ancak Naima ve Evliya Çelebi’nin eserlerinde görülür.
Tanzimat edebiyatından roman türünün gelişmesiyle birlikte dış görünüşler yanında kişilikleri de canlandıran portre yazıları gitgide ustalık kazandı. Namık Kemal, romanları dışında Evrak-ı Perişan adlı eserinde tarihî kişilerin portrelerini de başarıyle canlandırdı. Abdülhak Hâmid, bazı sanatçı ve bilim adamlarıyle tarihî kişilerin manzum portrelerini yazdı. Edebiyatı cedide romanında Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmed Rauf edebî portrelerinde ustalık gösterdi. Tevfik Fikret Aveng-i Tesavir’de bazı şairlerin manzum portrelerini canlandırdı.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edib Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Abdülhak Şinasi Hisar, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Kemal Tahir v.b. eserlerinde şehir ve köy insanlarına ait çeşitli ve ayrıntılı portrelere yer verdi. Yahya Kemal Beyatlı (Siyasî ve Edebi Portreler), Halit Fahri Ozansoy (Edebiyatçılar Geçiyor), Samet Ağaoğlu (Babamın Arkadaşları), Oktay Akbal (Şair Dostlarım) v.d., sanat ve siyaset adamlarının portrelerini dış görünüşlerle birlikte kişiliklere de eğilerek canlandırdılar.
— Nümism. Sikkeler üzerindeki en eski portre, pers satrabı Pisaternes’e aittir (M. ö. 412). Helenistik devirde, sikkelere kral portreleri konulması yaygınlaştı. Bu portreler arkaik devirde olduğu gibi kralın kudretini gösteren birer sembol değildi. Helenistik devir sikkelerindeki portreler kralın gerçek çehresini gösteriyordu. Roma’da ilk defa Sezar’a Roma sınırları içinde para bastırmak ve sikkesi üzerine portresini koydurmak hakkı verildi. Roma’da cumhuriyet devrinde kumandanların olan bu hakkı, imparatorluk devrinde imparatorlar aldı. Böylece, imparatorun, senatonun ve müttefik şehirlerin ayrı ayrı sikkeleri basıldı. İmparator ve senato sikkeleri imparatorun portresini taşıyordu. Şehirler, sikkelerin üzerine imparatorun portresini
koymak zorunda değillerdi; ancak, imparatora saygı için koyarlardı. İmparatorluk devrinde hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun portresi, arka yüzünde de onun yapmış olduğu işler; kalkındırdığı ülkeleri, gezmiş olduğu yerleri anlatan tasvirler bulunur. Bazı sikkelerde de saray mensubu veya ilerigelenlerin portreleri vardı. Bizanslılarda hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun veya ailesinin portresi, arka yüzde ise çoğunluk dinî tasvir veya yazılar vardı. Sasanî sikkelerinde de portreler görülür. Ortaçağda madenî paralarda portre kullanılmadı.
XV. yy.dan itibaren italyan paraları örnek tutularak gümüş paralarda portreye yeniden yer verildi. Madalyalar üzerine portre yapılmasına 1439′da Pisanella önayak oldu. İslâm sikkelerinde din yasağı yüzünden portre kullanılmadı. Türkiye cumhuriyetinde paraların üzerinde Atatürk’ün portrelerine yer verildi.
— Pulculuk. Üzerinde portre bulunan ilk türk pulu, 1914′te basılmış olan, Birinci Londra serisinden 200 kuruşluk puldur. Bu pulda Mehmed V’in portresi vardı. Cumhuriyet devrinde, ilk olarak 1924′te bastırılan Sulh Hatıra serisinde, Atatürk’ün portresine yer verildi. Atatürk’ün çeşitli portreleri daha sonra birçok pul serisinde yer aldı. Ayrıca Namık Kemal, Barbaros Hayreddin Paşa, Farabi, Midhat Paşa, Abdülhak Hâmid Tarhan, Ziya Gökalp, Zübeyde Hanım, Mehmed Akif Ersoy, Mimar Sinan, Fuzuli, Mevlânâ, Kâtip Çelebi, Şinasi, Agâh Efendi, Fatin Gökmen, Alparslan, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şevket Dağ, Recaizade Mahmud Ekrem, Ahmed Rasim, Mustafa Reşid Paşa, Reşat Nuri Güntekin, Tevfik Fikret, Tamburi Cemil, Ahmed Vefik Paşa, Ömer Seyfeddin, Kemalettin Mimaroğlu, Halid Zıya Uşaklıgil, Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edib Adıvar, Abdurrahman Şeref, Naima, Kanunî Sultan Süleyman, Ahmed Midhat Efendi, Turgut Reis, Sokullu Mehmed Paşa, Nedim, Osman Hamdi Bey, Selim Sırrı Tar-can, Ahmed Cevat Paşanın portrelerini taşıyan pullar çıkarıldı. Yabancı devlet başkanlarından İran şehinşahı Ali Rıza, Federal Almanya cumhurbaşkanı Theodor Heuss, Afganistan kralı Muhammed Zahir Şah, Suudî Arabistan kralı Faysal, Fransa cumhurbaşkanı general de Gaulle gibi devlet başkanlarının portreleriyle pullar çıkarıldı.
• Türklerde. Turfan, Hotan, Haço gibi Uygur şehirlerinde yapılan kazılarda bulunan fresklerde Buddha’nın ve hükümdarların portrelerine rastlanır. Hoça’da bulunan uygur yazmalarında da portreler vardır. Selçuklularda Nakkaşı Rum diye anılan Aynüddevle, Mevlânâ’nın portrelerini yaptı. Osmanlılarda Mehmed II’nin İtalya’dan getirttiği Gentile Bellini, Mate di Pasti, Constanza da Ferrara, hükümdarın çeşitli portrelerini yaptılar. Bu dönemde italya’da Mastori Pavli’nin yanında çalışan Nakkaş Sinan Bey, Mehmed II’yi gül koklarken gösteren portreyi yaptı. Süleyman I devrinde Nigârî, bir portresinde Barbaros’un yaşlılık dönemini canlandırdı. Nakkaş Hasan’ın Eğri Fetthnamesi’nde Mehmed III’ün zaferden sonra düşman kumandanının kabul edişini gösteren minyatürü, portre niteliği taşır. Bu eserde Nakkaş Hasan’ın kendisini ve eserin yazarıyle hattatım gösteren minyatürler de portre niteliğindedir. XVIII. yy.da Levnî, Ahmed III’ü Damat İbrahim Paşa ile birlikte gösteren portreyi yaptı. XVIII. yy.dan itibaren osmanlı sultanlarının portrelerini toplu olarak gösteren albümler hazırlandı. XIX. yy.da batı resminin izlerini taşıyan portreler yapıldı. Bunlardan birinde Selim III, Koca Yusuf Paşa ile birlikte gösterilir. Batı etkisindeki türk resminde portreler önemli bir yer tutar. Bu eserler arasında Şeker Ahmed Paşanın yaptığı Abdülaziz portresi, Osman Hamdi Beyin Osmanlı devletindeki mahallî yaşayışı ve türk-islâm dünyasını yansıtan portreleri, Şehit Hasan Rıza’nın Tül Şapkalı Kadın portresi dikkati çeker. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Avni Lifij gibi sanatçılar portre ressamı olarak tanındı. Cumhuriyet devrinde Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Refik Epikman, Cevat Dereli, Hamit Görele, Turgut Zaim, Ercüment Kalmık, Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Abidin Dino, Cemal Tollu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Halil Dikmen, Eşref Üren, Sabri Berkel, Nuri İyem, Avni Arbaş, Ferruh Başağa v.d. portre türünde eserler verdiler. (ML)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Pau Meredith)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Pau Meredith), amerikalı oyun yazan (Brighton 1853-01. 1921). New York Herald’ın yabancı yazarı (1876-1883) ve Londra muhabiriydi (1883-1884). 1889′da ilk oyunu The City Directory’yi (Şehir Meclisi) yazdı, öbür oyunları: Our Country Cousin (Taşralı Kuzenimiz) [1893]; Under Two Flags (İki Bayrak Altında) [1901]; Nötre Dame (1903); Nancy Stair (1905); Queen of the Moulin Rouge (Moulin Rouge Kraliçesi) [1908] ve Arşene Lupin (1909). [M]
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Pau Meredith) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Mrs. james BROWN —, Cora Urguart — denir), amerikalı kadın oyuncu (New Orleans 1872′ye doğr. -öl. 1936). Amatör olarak Sahneye çıktığı New York’ta halk tarafından çok sevildi. 1887′de Londra’daki Haymarket’te Man and Wife (Karı ve Koca) adlı piyeste Anne Sylvester rolüyle profesyonelliğe ilk adımını attı. Aynı yılın sonlarında New York’ta oynadı. Birçok dünya turnesine çıktı ve Boer’ler savaşında ingiliz bölüklerine para yardımında bulundu. Son yıllarında ingiltere’de inzivaya çekildi. Dergilerdeki makalelerinin yanı sıra My Recitations’ı (Ezberlediklerim) yayımladı. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ TARİH
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ TARİH
Portekiz milletinden önce
Ülkeye tarihin başlangıcında Kartacalılarla yakınlığı olan kabileler yerleşti (M.ö. III. yy.); bu kabilelerin başlıcası, II. yy. boyunca ve I. yy.ın ortasına kadar Romalılarla savaşan Lusitania’lılardır. Augustus’un kurduğu Lusitania eyaletinin sınırları Portekiz’in bugünkü sınırlarından oldukça farklıydı. Eyalet V. yy.da Alanlar ve Süevler, daha sonra da Vizigotlar tarafından işgal edildi. 711′de başlayan müslüman hâkimiyetini, Porto bölgesini işgal eden Asturia kralı Alfonso III (869-910) ve Duero ile Mondego arasındaki toprakları alan (1064) Castilla kralı Fernando I sarstılar.
ortekiz krallığının kuruluşu, Bourgogne hanedanı
Tajo’ya sefere çıkan Leon kralı Alfonso VI, Portekiz kontluğu’nu (Porto bölgesi) evlilik dışı kızı Teresa’nın kocası Bourgogne’lu Henri’ye verdi; böylece bu arazi aynı lehçenin konuşulduğu Galicia’dan ve yarımadanın geri kalan kısmından sunî olarak ayrıldı (1097); Henri, Braga’yı piskoposluk haline getirerek (1104), Portekiz’i dinî alanda Castilla’nın hâkimiyetinden kurtardı; ama müslümanların Lizbon ve Santarem’i işgal etmelerini engelleyemedi, ölümünde (1114) karısı Teresa iktidarı ele geçirdi ve üvey kızkardeşi Castilla kraliçesi Urraca ile savaştı. Castilla’da Urraca zamanındaki karışıklıklar, kontluğun Castilla’ya bağımlılık ilişkilerini gevşetti. Kraliçenin Galicia’lı kont Fernando Peres de Trava ile sevişmesine ve metbu olarak Castilla’lı Alfonso VII’ye başvurmasına kızan soylu sınıf, Henri’nin oğlu Alfonso I Henriques (1128-1185) yönetiminde ayaklandı. Alfonso I, Castilla’lıları Guimaraes yakınında, Sao Mamede’de ezdi (1128), Portekiz’i fiilî bağımsızlığa kavuşturdu, «Portekizliler kralı» unvanını aldı (1139) ve birkaç ay sonra müslümanları Ourique’de yendi (1139); 1143′te önce papanın, sonra imparator Alfonso VII’nin (Castilla kralı) metbuluğunu kabul ederek kendini Portekiz kralı olarak ilân ettirdi.
Portekiz, müslümanları çekilmeğe zorlayarak güneye doğru genişlemeğe devam etti. Coimbra’yı başkenti haline getiren, Mondego ve Tajo arasına templier ve hospitalier tarikatı şövalyelerini yerleştiren Alfonso I Henriques, 1147′de Sintra, Santa-rem ve Lizbon’u aldı, 1158-1166 arası Alentejo’yu işgal etti. Kısa süre içinde portekizlileşen ispanyol santiago ve calatrava tarikatlarına dayanan ve müslümanları güneyden uzaklaştırmak için Kudüs’e giden haçlıları yolundan saptıran halefleri, fetih seferlerine devam ettiler. Aslında, Alfonso II’nin (1211-1223) portekizli birliklerinin katıldığı Muvahhidîlerin Los Navas de Tolosa bozgunundan (1212) sonra hızlanan fetih, Alfonso III zamanında (1248-1279), Algarve’nin almmasıyle tamamlandı (1249). Müslümanların ve yahudilerin 1497′ye kadar yaşamağa devam ettiği fethedilen topraklar, yalnız kuzeyden gelen ve porto lehçesini yayan kolonlar tarafından değil, gerek laik, gerek din adamı yabancılar tarafından da değerlendirilmeğe başlandı, özellikle Sancho I zamanında (1185-1211) gelen birçok göçmen daha önceki derebeyliklere bağımlı olmayan merkezlerde toplandı ve hükümdardan imtiyaz fermanları elde etti.
Portekiz’in XII. yy. ortasında toprak bütünlüğünün tamamlanması anayasal kurumların tamamlanmasıyle aynı tarihte gerçekleşti; XI. yy.dan beri soydan geçen monarşi, iktidarın fiilî hâkimiydi; ama kralın Vizigotlar zamanındaki seçimle işbaşına gelme dönemini hatırlatan halkın onayı usulünün uygulanması, corteslerin kurulmasıyle sonuçlandı; bilinen ilk cortes’ler henüz sadece rahip ve soylu sınıfının temsil edildiği (1212) ve portekiz kanunlarının ilk unsurlarını hazırlayan Coimbra cortes’leridir. O tarihe kadar krallık otoritesi ancak çok zengin rahip sınıfının imtiyazlarıyle ve topraklarında yargılama yetkisini ve vergi toplama hakkını elde eden soylu sınıfın birkaç imtiyazıyle sınırlıydı; kralın yetkisi, en güçlü unsurları yıllık belirli bir askerlik hizmetiyle yükümlü olan ve savaş zamanında önceden tespit edilmiş miktarda asker vermek zorunda olan etkili bir derebeylik sisteminin kadroları arasına sızmıştı. Ama derebeyliğin ve rahip sınıfının gelişmesi Alfonso II’yi kaygılandırdı; Alfonso, babasının kançıları Juliao’nun yardımıyle bütün mülkiyet unvanlarını kontrol ettirerek (inquiroçoes) ve amortizaçao ile rahip sınıfının gayrimenkul sabihi olmasını yasaklayarak derebeyliğe ilk darbeyi vurdu. Fakat Sancho II’nin (1223-1248) yeteneksizliği ve bunun yol açtığı anarşi, rahiplerin ilerigelenlerinin papaya başvurarak Sancho’nun tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Alfonso III’ün getirilmesini istemelerine sebep oldu; Boulogne kontesiyle evli olan Alfonso III tahta çıkmasına karşılık kilisenin haklarına saygı göstermeğe söz verecekti (Paris antlaşması, 1245). ülkenin kuzeyine çekilen Sancho, Castilla’nın desteğine rağmen sonunda Toledo’ya sığınmak zorunda kaldı (1298).
Bunun üzerine Alfonso III Portekiz kralı ilân edildi; ama Paris antlaşmasının maddelerini uygulamayı reddetti ve rahip sınıfının haklarını daha da kısmakla kalmayarak Leiria cortes’inde (1254) ilk olarak şehirlerin temsil edilmesine izin verme yoluyle derebeylerin XIII. yy. başında kazandıkları imtiyazları kaldırmak için burjuvalara dayandı. Bu yeni sosyal sınıfın
«kraliyet curie’sine» (görevleri ayrılmağa başlamıştı ve en iyi öğrenim görmüş üyeleri
[kanun adamları] kralın imtiyazlılara karşı hazırlanan ordenoçoes’leri uygulamasına yardım ediyorlardı) girmesine imkân verdi. Coimbra üniversitesini kuran (1290-1308) ve porto lehçesini millî dil haline getiren Deniş zamanında (1279-1325), krallık yetkilerini artırma siyaseti burjuvazi tarafından desteklendi; buna karşılık burjuvazinin iktisadî faaliyetleri teşvik edildi. XII. yy.dan sonra portekizli tüccarlar, Brugge ve Londra’ya giderek, balık, tuz, şeker, yağ, deri sattılar. Denis’in vârisleri eserini devam ettirdiler. Alfonso IV (1325-1357) ve Pedro I, özellikle soylu sınıfın imtiyazlarını kısarak ve papalık kararnamelerinin kralın onaylaması olmadan yayımlanmasını yasaklayarak adaleti yeniden teşkilâtlandırdılar.
Ayrıca ülkenin denizaşırı genişleme siyaseti Fernando I (1367-1383) zamanında güçlendi; hükümdar XIV. yy.da, Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Portekiz’de de patlak veren iktisadî buhranı atlatmak için, armatörlere kraliyet ormanlarının kerestelerini bedelsiz vermeğe, ama sigorta sistemini beslemek için gemilerin yüklerinden vergi almağa karar verdi; ayrıca, işletilmeyen topraklara elkoyma kararını alarak mülk sahiplerini tarlalarını ekmeğe zorladı (1875) ve aylakları zorla çalıştırdı.
Aviz sülâlesi ve deniz hâkimiyeti
Fernando’nun ölümünde tek kızı Beatriz’-in Fransa’nın müttefiki Castilla’lı Juan I ile nişanlı olması, tehlikeli bir veraset buhranına yol açtı; bu buhran sırasında Castilla hanedanının tahta çıkmasına taraftar olan soylularla, millî bir prensin yetkisi altında Portekiz’in bağımsızlığını korumağa kararlı olan burjuvazi açıkça çatıştı (1383-1385). Yüzyıl savaşları Iberik yarımadasını da etkileyince, ingiltere, Portekiz tahtına Pedro I’in evlilik dışı oğlu ve Fernando’nun üvey kardeşi olan aviz tarikatı başkanı Juan’m geçmesini destekledi; Coimbra cortes’leri bu adaylığı onayladı (1385). Juan I ve başkumandanı Nuno Alvares Pereira, Castilla’lıları Aljubarrota’da ingiliz paralı askerlerinin yardımıyle yenerek (1385) Portekiz’in bağımsızlığını sağlamlaştırdılar; bağımsızlık 1411′de Castilla ile imzalanan barışla ve İngiltere ile yapılan ittifakla onaylandı;
Juan I’in 1387′de Lancaster’li Philippa ile evlenmesi İngiltere ile yapılan ittifakı daha da pekiştirdi.
Buhran yeni kralın, cortes’lerde ağır basmağa başlayan burjuvalara dayanarak soyluların isteklerini sınırlamasına imkân verdi. Cortes’in yetkileri XV. yy.da Alfonso V’in saltanatı başında naip Coimbra dükü Pedro’nun teklifi üzerine çıkarılan «Alfonso kararnameleri» ile belirlendi.
Portekizliler yeni topraklar keşfine ve işletilmesine Joao I zamanında (1385-1433) başladılar; ama bu işletmelerin tarihini milliyetçi efsaneler gölgelemiştir. Bütün bir milletin çabasını yansıtan XV. yy.daki tehlikeli yolculuklar uzun bir bilimsel araştırma (Alfonso X ile İber Yahudilerinin astronomi cetvelleri) dönemi ve gemi yapımının gelişmesi (kıç dümeni; 1439-1440′ta ilk kadırganın yapılması) sayesinde gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, önemi çağlara göre değişen birçok sebeple açıklanır: Portekiz’in nispî kalabalıklığı; kıtada güçlü Castilla’nın zararına bir genişleme siyaseti gütmenin imkânsızlığı; buğday, balık, deri ve boya maddesi sıkıntısının artması; şekerkamışı tarımına uygun yeni ülkelerin araştırılması; Algarve’de kurulan şeker değirmenleri için zenci köle ihtiyacı; batı ile mübadeleleri güçleştiren altın sıkıntısı.
Yönetici sınıflar çok değişik teşebbüslere girişmelerine rağmen başlangıçta anlaşmış gibi görünüyorlardı. İktisadî buhranın iflâs ettirdiği şövalyeler Fas’ta Septe limanını işgal ettiler (1415); burjuvalar Madera takımadalarının (1418′den sonra) ve Asor adalarının (1432′den sonra) sömürgeleştirilmesini ve altın ülkesine ulaşmak amacıyle Afrika kıyılarının keşfini teşkilâtlandırdılar; Bojador burnu aşıldı (1434)) ve Rio de Oro’ya ulaşıldı (1436). Kral Edoardo’nun güçsüzlüğünden (1433-1438) yararlanan soylular, Fas’a savaş açılmasını kabul ettirdiler. Tanca önündeki bozgun (1437) ve kral Alfonso V’in (1438-1481) henüz ergen olmaması Coimbra dükü Pedro’yu ön plana geçirdi; cortes, naipliği yengesi kraliçe Aragon’lu Eleonora yerine (1440) Pedro’ya verdi. Pedro, burjuvaların çok işine yarayan barış içinde genişleme siyasetini yönetti; Madera ve Asor adaları önce buğday tarlaları, sonra şekerkamışı işletmeleriyle örtüldü; gezginler Sahra kıyısını aştılar ve daha elverişli ticaret ilişkileri kurdukları zenciler ülkesine ulaştılar; 1447′de ilk portekiz altın lirası cruzado basıldı. Ama derebeylerin kışkırttığı genç kralın tutumu yüzünden naip isyan etti ve Alfarrobeira’-da öldürüldü (1449);
o tarihten sonra, o güne kadar yapılan işler, bu kavgaya karışmamak ihtiyatlılığını gösteren kardeşi Henrique’ye (Gemici denir) mal edildi. Fas’a karşı tekrar savaş açılarak Alcazarseguer (1438), Tanca ve Arzila (1471), Safi (1508), Azemmuz, Mazagan alındı; buna karşılık Castilla’lılar bu sefer Magrıp’a doğru değil doğuya doğru (Oran ve Tlemsen bölgesi) yayılmağa başladılar. Ama güneyle ticaret öyle kazançlıydı ki (altın, köle, fildişi, zamk), yalnız özel teşebbüsün bile sürdürülmesine yetiyordu. 1469′da bu ticaret Fernao Gomes’te yılda 200 000 reis ödenmesi ve her yıl kıyıda Sierra Leone’nin ötesinde 400 km’nin işletilmesi şartıyle sağlamlaştırıldı. 1474′te bu imtiyaz, tacın vârisi prens Joao’ya geçti. Krallığın artık iki hedefi vardı: Batı’daki toprakları ve adaları taramak; Afrika’nın güneyinden Hindistan’a bir denizyolu bulmak. Batı’da 1456′ya doğru bulunan Cabo Verde adaları ve Asor adaları Portekizlilerin Newfoundland ve Brezilya kıyılarına (bu yolculuklardan yararlanan Kolomb’dan önce) yaptıkları yolculukların hareket üssü oldu. Afrikada 1471′de yapılan yolculukla Sao Tome ve Annobon (Ano Bom) bulundu ve ekvator aşıldı.
Kendinden önceki krallar gibi, Castilla’nın güçlenmesinden çekinen kral Alfonso V, son yıllarında Henrique IV’ün (öl. 1474) gelecekteki vârisi Castilla’lı Juana ile evlenerek (1455) bu krallıkta söz sahibi olmağa çalıştı. Oğlu Joao II (1481-1495) soyluları sindirmeğe karar vererek Braganza (1483) ve Viseu (1484) düklerini idam ettirdi, keşif seferlerini ve bulunan toprakların işletilmesini teşkilâtlandırdı. Diego de Azembuja Gine’de (bugün Gana) sonraki seferlerin iskelesi haline gelen Sao Jorge de Mina kalesini kurdu (1482). 1482′den sonra Diego Cam, Zaire’ye (Kongo) ve Angola’da Santa Maria burnuna portekizli padroes’ler (topraklara elkonulduğunu gösteren kolonlar) yerleştirdi. Pero da Covilha, Hindistan’a çıktı ve Habeşistan’a gitti, Bartolemau Dias, Fırtınalar burnunu (bugün ümit burnu), Hint okyanusunu buldu (1487). Ama Portekiz kralının gemi vermeyi reddettiği Kolomb, Castilla kralı hesabına yaptığı ilk yolculuktan (1492-1493) dönerek Hindistan’a batı yolundan ulaştığını bildirdi. Joao II, doğu yolunun üstünlüğüne inanmağa devam ettiyse de papa Alexander 1493′te bir fermanla Portekiz’in denizlerde sefer hakkını Cabo Verde adalarının 400 km doğusundan geçen bir hatla sınırladı; ama esrarlı Batı adaları hayalinden vaz geçmeyen Portekiz, sınırı Cabo Verde adasının 1 480 km batısına naklettirdi (Tordesillas antlaşması, 1494). Talihli Manuel I zamanında (1495-1521), Vasco da Gama o tarihe kadar uzakdoğu ticaretini elinde tutan müslüman tacirlerin engellemelerine rağmen Hindistan’a ilk olarak denizden gitmeyi başardı.
Gemi ve toplarının üstünlüğünden yararlanan Portekizliler müslümanların ticaretini iflâs ettirdiler ve birkaç yıl içinde boğazlardaki kaleleri ele geçirerek Hint okyanusuna hâkim oldular: Vasco da Gama Kalküta’yı topa tuttu (1502); Koçin, Cannanore ve Quiloa genel valiliğine tayin edilen Francisco de Almeida, Afrika kıyısında kaleler inşa ettirdi, mısır donanmasını Diu’da batırdı (1508); Albuquerque 1507 -1515 arasında Socatora, Maskat, Goa, Malakka ve Hürmüz’ü ele geçirdi. 1509′da Malakka’ya varan Portekizliler baharatın daha doğudaki Molük adalarından geldiğini öğrenerek 1512′ye doğru orada bir ticaret acentası (Amboina) kurdular. Macellan’ın bütün çabalarına rağmen (1521), takımadaları Zaragoza antlaşmasından sonra Portekiz ele geçirdi (1529). Portekizliler Asya imparatorlukları ve pazarlarının keşfini Siyam, Kamboç, Day Viet ve Çin’e (1514 veya 1517) ayak basarak tamamladılar (Makao’nun Portekiz’e bırakılması 1557) ve Japonya’ya ulaştılar (1557). O tarihten sonra «kıta ve kıtaötesi Portekiz kralı, Afrika’da, Gine senyörü, Habeşistan, İran, Arabistan ticaretinin, fethinin ve seferinin hâkimi» unvanını taşıyan ve Goa’da bir genel valiyle temsil edilen hükümdar bu keşiflerin kârını kendine ayırmayı düşünüyordu; uzak deniz ticaretinin kontrolünü bir rejiye bıraktı: Casa da Guinea; reji 1452-1483 arası Casa da Guinea e Mina adını aldıktan sonra 1499′da Casa da İndia e da Guinea şirketine katıldı. Filolar halinde birleşen gemiler Lizbon’dan Paskalya yortusunda yola çıkıyor ve muson sayesinde eylül ayında Kaliküt, Koçin veya Goa’ya ulaşıyordu; bu limanlardan kalkan başka gemiler, Malakka ve Ternate’ye gidip baharat yüklüyor, sonra da başka gemiler bu baharatı Japonya, Çin ve iran’a götürüyor, o arada da avrupa tekniğinin son buluşlarını (saat, arkebüz, top), Lizbon’da kurulan metalürji sanayiinin ürünlerini o ülkelere taşıyorlardı. Filo geri dönüşte Portekiz kralına asya baharatını, adaların şekerini ve zenci köleler getiriyordu.
Portekiz’in denizler ötesinde kalelerden başka toprakları yoktu. Ama Portekizlilerin faaliyeti sadece ticarî değildi; cizvitlerin misyon faaliyeti ve yerlilerin zorla hıristiyanlaştırılması Uzakdoğu’da birçok hıristiyan topluluğunun kurulmasıyle sonuçlandı ve Çin ile Japonya’nın hıristiyanlaştırılmasını hazırladı; avrupa medeniyeti Portekizliler aracılığıyle Kongo krallığından Japon imparatorluğuna kadar, değişik çevrelere sızdı.
Yolculukların uzunluğu, deniz kazaları, donanmaların yarıya yakınını yok eden türklerin hücumları, asker ve tayfalara ödenen ücretler, gelen ürünlerin Avrupa’da yeniden dağıtımını yapan Anvers’lilerin ve hansalıların istekleri, Portekiz kralının kârını çok azaltıyordu. XVI. yy. başındaki ilk coşkunluk geçtikten sonra Lizbon sarayı Uzakdoğu ile ilgisini gevşetti, Fas’taki topraklarını bırakmağa (Tanca, Septe, Azemmur ve Mazagan dışında) başladı ve daha yakındaki Atlas okyanusuna döndü. Hemen hemen bir portekiz tekeli haline gelen şekerkamışını yetiştirmek için adalar (Madera, Asor, Cabo Verde, Sao Tome adaları) kâfi gelmiyordu; buna karşılık Pedro Alvares Cabral’in 1500′de Portekiz toprağı ilân ettiği «Brezilya ormanı» şekerkamışı tarımı için çok büyük imkânlar sağlayabilecekti. Brezilya’yı fransız korsanlarına kaptırmak istemeyen Joao III’ün emri üzerine Martim Afonso de Sousa, Sao Vicente’den başlayarak ülkeyi sömürgeleştirmeğe koyuldu (1532). Brezilya’daki plantasyonlar Gine’deki, sonra XVI. yy.ın ikinci yarısında Angola’daki köle ticaret acentalarına yeni imkânlar sağladı; köle ticareti yapan tek ülke olan Portekiz, kolonilerini ve İspanyol Amerikası’nı köleyle doldurarak uzakdoğu ticareti için gerekli parayı sağladı. Ekonominin yanı sıra hamle yapan fikir ve sanat hayatı Joao III (1521-1557) zamanında en parlak dönemini yaşadı; papadan, cizvitlerin Portekiz’e yerleşmesi (Evora’da üniversitelerini kurdular) iznini alan kral, Lizbon üniversitesini de Coimbra’ya nakletti (1537). Ressam Nuno Gonçalves’in koruyucusu hümanist Alfonso V (1438-1481) sayesinde kültür, afrika ve asya medeniyetinin etkisiyle gelişti (Manuel üslûbu). Camoes’in Os Lusiadas’ı Vasco da Gama’nın başarılarını dile getirir. Reform’un hemen hemen hiç etkisinde kalmayan fakat büyük bir papaz sıkıntısı çeken din, Cizvitler ve yahudilerle Hıristiyanlığı benimsemek istemeyen müslümanları yakmak isteyen Engizisyon ile hâkimiyetini sürdürüyordu.
ispanya ile birleşme (1580-1640)
öteden beri Castilla’nın genişlemesinden çekinen Portekiz kralları evlenmeler yoluyle iki sülâlenin kendi lehlerine birleşmesini hazırlamışlardı. Ama önce Aviz sülâlesi söndü: hâlâ haçlı seferlerine çıkmayı hayal eden kral Sebastiao (1557-1578), Alkaçar-Quivir’de Faslılar karşısında bozguna uğradıktan sonra ortadan kayboldu. Ailenin son temsilcisi olan halefi kardinal Henrique 1580 ocağında öldü. Crato başpiskoposu dom Antonio’nun hak iddiasına rağmen, portekizli prenseslerin oğlu ve torunu olan ispanya kralı Felipe II’nin ordusu Portekiz’i ele geçirdi ve Felipe II Santarem’de kral ilân edildi. Aslında iki taç sadece tek kralın şahsında birleştiğinden ilhak tam değildi ve Felipe II Portekiz’in hürriyetlerine saygı göstermeğe söz vermişti.
Daha sonra, ispanya’ya kin duyan Portekizliler bu 1580 yılını mutsuzluklarının başlangıcı ve ülkenin gerilemesinin onaylanması saydılar. Gerçekteyse, küçük krallıkta hayat eskisi gibi devam ediyordu; hattâ Portekiz halkı bu birleşme sayesinde ispanyol sömürgelerine sızıyor ve bu sömürgeleri kendi lehine işletebiliyordu. Ne var ki bir süre sonra şartlar değişti: Abbas zamanında İran’ın kalkınması, Hindistan’da moğol imparatorluğunun kurulması ve Japonya’da çoğunluğun yerleşmesi, Portekizlilerin bu ülkelere eskisi gibi söz geçirmelerine imkân bırakmadı. Felipe II, Lizbon baharat pazarını ayaklanan Hollandalılara, düşmanı İngilizlere kapatınca, uzakdoğu yolculuğuna çıkan kuzeyli gemiciler Portekizlilerin yanıbaşına yerleşerek baharat ticareti tekelini Portekizlilere bırakmadılar. Asyalı hükümdarlar, İngilizler ve özellikle Hollandalılar yavaş yavaş uzun bir hat boyunca birbirini takip eden Portekiz acentalarına bir bir elkoymağa başladılar; bununla beraber Portekizlilerin kaybı ancak 1640′tan sonra ispanyol donanmasının himayesi ortadan kalkınca çok büyük oldu. Birleşme döneminde Portekiz’in zararı sadece Doğu’da ancak Molük adalarındaki tekelinin bölüşülmesi, Amboina (1605) ile Hürmüz’ün (1622) kaybı ve Japonya pazarlarının kapatılmasıydı. 1642′ye kadar Makao-Manila-Acapulco-Veracruz-Sevilla yolu sayesinde Uzakdoğu ile ilişkilerini muhafaza edebildi.
Brezilya’nın sömürülmesi ve Portekiz
Hollandalılar Brezilya’ya (1630), Afrika köle acentalıklarına (Sao Tome, Sao Paolo de Luanda) [1641] yerleşince, Portekizliler bu durumun sorumluluğunu İspanya’ya yüklediler. Sonra da Katalonya’da patlak veren isyanı fırsat bilerek ve Fransa başbakanı Richelieu’nün dolaylı desteğinden yararlanarak 1640′ta ayaklandılar, bazı hükümet üyelerini (bu arada Vasconcelos) öldürdüler ve Braganza dükünü Joao IV adiyle (1640-1656) kral ilân ettiler. Hollandalıları önce Afrika’daki ticaret merkezlerinden (1643-1648), sonra Lizbon sarayı lehine ayaklanan Brezilya’dan (1657) çıkarmayı başardılar, buna karşılık Asya’daki birçok mevkii kaybettiler (Malakka [1641], Maskat [1650'ye doğr.]; Tidore [1657]; Koçin [1663]; Seylan [1638-1658].
Portekiz monarşisi Tanca, Azemmur ve Bombay’ı kendisini Hollandalılara karşı koruyan ingilizlere bıraktı. Uzun ve masraflı bir savaştan sonra portekiz soylularının önemli bir kesiminin desteğine rağmen ispanya, yeniden fethetmeyi başaramadığı, hattâ bazen ordularının istilâsı altında kaldığı komşu devletin bağımsızlığını Septe’nin kendine bırakılması karşılığında (Lizbon antlaşması, 1668′-de imzalandı) kabul etmek zorunda kaldı. Portekiz o tarihten sonra ispanyol kültüründen uzaklaştı: castilla-portekiz dillerinin birarada kullanılması ortadan kalktı; önce fransız edebiyatının, sonra fransız felsefesinin etkisi arttı. Tehlikeli bir monarşi buhranı (1667′de Alfonso VI’nın [1656-1683] Asor dağlarına sürülmesi; Pedro II’nin önce naiplik [1667-1683], sonra krallık dönemi [1683-1706]) ve bir Colbert’cilik denemesinden sonra Portekiz, iktisadî bakımdan ingiltere’ye bağlandı: İspanyol veraset savaşı dolayısıyle (Pedro II önce Anjou’lu Philippe, sonra arşidük Kari lehine savaşa müdahale etti ve Madrid’i bir süre işgal altında tuttu [1705]) imzalanan lord Methuen antlaşmasıyle (1703), madera ve porto şarapları ingiliz pazarına ayrıldı; buna karşılık ingiltere, artık sadece tek tip üzüm tarımıyle uğraşacak olan Portekiz’de, yünlü kumaş ve buğdaylarını serbestçe satabilecek ve Brezilya ticaretine iştirak edecekti.
Ayrıca Hindistan’da, Doğu Afrika’da, Zan-zibar’da, Mombasa’da (1698) ticaret acentalarını (1698), Batı Afrika’da bazı adaları (Annabon, Fernando Poo, 1778) terkeden, Fas’ı elden çıkaran (Mazagan, 1769), millî ekonomiyi canlandırmaktan vaz geçen Portekiz monarşisi, Tordesillas antlaşması ile ispanya’ya verilen toprakları terkederek batıya uzanan Amerikan sömürgesini işletmeğe koyuldu. 1696′da Minas Gerais’te bulunan altın (XVIII. yy.da Portekiz’e 983 ton sevkedildi), elmas ticareti (1728′de Diamantina kuruldu) sağlayacağı gelir bakımından, Antiller’in gelişmesiyle Portekiz’in tekelini kaybettiği, ama hâlâ çok sayıda zenci köleye ihtiyaç duyan şeker, tütün ve kakao ticaretinden daha üstündü. Ayrıca Brezilya ispanyol sömürgeleriyle kaçakçılığa dayanan ticaretin sürdürülmesine imkân verdiği için Portekiz rio de la Plata bölgesindeki Sacramento bölgesini elden çıkarmamakta direniyordu. Bu kale sonunda 1778′de, XVIII. yy.da Portekiz’in istemeden sürüklendiği birçok ispanyol-ingiliz savaşından biri sırasında kaybedildi.
Joao V’in (1706-1750) oğlu Jose (1750-1797), 1770′te Pombal markiliğine yükseltilecek olan Carvalho e Melo’yu hükümetin başına getirdi. Sert bir polis rejimini uygulayan ve bir çeşit aydın zorbalık denemesine girişen Pombal, Kilisenin Portekiz üstündeki hâkimiyetini azalttı; derebeylerini sindirdi ve cizvitleri uzaklaştırdı, manastırları kapattı; Lizbon’un 1755 depreminden sonra yeniden kurulmasını sağlayan Brezilya’nın altını, Lizbon ile Brezilya arasında nakliyat yapan imtiyazlı şirketlerin kalkınması, Alto Duero Şarap şirketinin, dokuma sanayiinin v.b. kalkınmasına harcandı. Ama Pombal, Portekiz’i iktisadî bağımsızlığa kavuşturmayı başaramadı. Jose’nin kızı ve vârisi Maria I’in (1777-1816) tahta çıkar çıkmaz bakanı görevinden almasıyle birlikte reform anlayışı ve Fransa’nın edebî etkisi ortadan kalktı; 1792′de bunayan kraliçenin yerine oğlu (sonradan Joao VI adım aldı) geçti. Portekiz 1793′te Devrim Fransası’na savaş açtı.
Fransızların bütün ısrarlarına rağmen, ispanya, ingiliz ticaretinin üssü olduğu için, Portekiz’i işgale yanaşmadı. Bunun üzerine 1807′de fransız generali Junot, Lizbon’a girdi. O arada kral ailesi bir gemiyle Rio de Janeiro’ya kaçmıştı. Portekizliler mayıs-haziran 1808′de fransız işgalcilere karşı ayaklandılar. Portekiz’e ayak basan Wellesley (1 ağustos 1808), Junot’yu Sintra’da teslim aldı (30 ağustos 1808). Kadrosu ingiliz subaylarla takviye edilen portekiz ordusu güçlü Torres Vedras tabyalarının arkasında Fransa’ya karşı savaşa karıştı. Soult (1809) ve Massena’nın (1810-1811) hücumlarının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Portekiz Fransızlardan kesinlikle kurtuldu.
Portekiz’in gerilemesi
Bir krallık haline getirilen Brezilya’da kalmayı tercih eden Joao VI (1816-1826), Portekiz hükümetinin yönetimini naibe ve ordu kumandanı general Beresford’a bıraktı, ispanya’yı örnek alan Porto’da bir askerî ayaklanma mutlakıyetçi rejimi devirdi (ağustos 1820). 1821′de toplanan cortes’ler, Engizisyon’a son verdiler ve kralın ülkeye dönmesini istediler. Lizbon’a dönen ve liberal bir anayasa çıkaran (eylül 1822) Joao VI, liberallerin oyuncağı oldu. Cortes’lerin beceriksiz tutumundan yararlanan Joao VI’nın oğlu Pedro kendini Brezilya kralı ilân etti. Joao VI’nın ikinci oğlu Miguel, mutlakıyet idaresinin yeniden kurulmasında babasına yardımcı oldu; ama Joao VI, Canning’in öğüdü üzerine elde ettiği zaferden yararlanmağa kalkışmadı ve 1825′te Brezilya’nın bağımsızlığını kabul etti. Hükümdar ölünce, Brezilya kralı Pedro I (Portekiz kralı Pedro IV), yedi yaşındaki kızı Maria II’yi kraliçe ilân ederek dayısı Miguel’e nişanladı; sonra 1826 Anayasasıyle Portekiz’e iki meclisli bir rejim tanıdı. Canning’in himaye ettiği genç kraliçeyi uzaklaştıran (1828) Miguel, kendini kral ilân etti ve korkunç bir baskı rejimi kurdu, ama 1830 Devriminde taraftarlarının desteğini kaybetti. Pedro I, Brezilya’dan ayrıldı (1831), Miguel’e karşı ayaklanan Asor adalarına gitti, sonra Porto’ya geçti (1832); Lizbon’a dönünce (1833), Dörtlü ittifaka Miguel’in kovulmasını kabul ettirdi; Miguel, Evora Monte’de teslim oldu (1834). 1826 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, dinî tarikatlar kaldırıldı, siyasî hayat iki rakip parti etrafında düzenlendi: bir yanda ılımlı anayasacılar; öte yanda da 1822 Anayasasının uygulanmasını isteyen eylülcüler. Kamuoyu meseleyle ilgilenmeyince her grubun kendi tarafına çekmeğe çalıştığı ordu sık sık ayaklanmağa başladı, birçok hükümet darbesine yol açan siyasî çatışmayı yalnız ingiliz etkisi yumuşatabiliyordu. 1852′de çok az vergi verenlere de seçmenlik hakkı tanıyan tek dereceli bir seçim sisteminin kabul edilmesi Portekiz’de seçmenlerin sayısını yüzde 25′e yükseltti; oysa ülke halkının yüzde 80′i okuma yazma bilmiyordu. Parlamento rejimi bir gösterişten ibaretti: seçimleri, krallığı destekleyen ve yönetici sınıfları (yüksek din adamları, subaylar, büyük mülk sahipleri) hoşnut etmek zorunda olan hükümet hazırlıyordu.
Kamu yatırımlarının kötü yönetilmesi iktisadî gelişmeyi yavaşlattı. Kral Pedro V (1853-1861) ve Luis zamanında (1861-1869), birkaç reform yapıldı: kilise mallarının satışa çıkarılması; sömürgelerde köleliğin kaldırılması; Medenî kanunun kabulü (1867). Kamuoyu bütçeyi büyük ölçüde aksatmasına rağmen sömürgelere bağlı kaldı. Lizbon Coğrafya derneği, hükümeti Afrika’nın bölünmesinde Portekiz’in haklarını savunmağa davet etti. Serpa Pinto gibi değerli subaylar 1877′den sonra Angola ile Mozambik arasındaki bölgeleri keşfe çıktılar. Ama Portekiz, Leopoldo II’nin Kongo’da giriştiği harekâtla karşılaştı ve Berlin kongresinden de (1885) ancak sağ kıyıdaki iki kasabayı koparabildi. Bunun ardından Kap’tan Kahire’ye kadar ingiltere’ye bağlı bir hat kurmak isteyen Cecil Rhodes’un teşebbüsleri başladı ve Nyassa’daki bir isyan dolayısıyle İngiltere’nin verdiği ültimatom karşısında Portekiz, Afrika’daki iki sömürgesini birbirine bağlamaktan vaz geçmek zorunda kaldı (1891). Carlos I zamanında (1889-1908), monarşi bütçe sıkıntılarını artıran ve cumhuriyetçi propagandayı kolaylaştıran israfıyle halkın gözünden düştü. Memleketin geri kalmışlığı soyut ve kişisel siyasî ihtirasları daha da kamçılıyordu. Joao Franco’nun bir diktatörlük kurmasına (1906-1908) ses çıkarmayan kral, büyük oğlu ile birlikte sokak ortasında vuruldu. İkinci oğlu Manuel II (1908 -1910), otoriter rejimden vaz geçti ve bir hükümet darbesiyle devrildi; darbe, cumhuriyetçilerin işine yarayan papaz düşmanlığının patlak vermesine yol açtı; 4 ekim 1910′da ayaklanan cumhuriyetçiler 5 ekimde cumhuriyeti ilân ettiler. Devrimci eğilimli sendikalar ve çoğunluktaki kralcılar arasında sıkışıp kalan ve kamuoyu tarafından pek desteklenmeyen aydın cumhuriyetçiler kısa süre sonra otoriter metotlara başvurmak zorunda kaldılar. Bir kurucu meclis, tarikatları dağıttı, kilise ile devlet arasındaki bağları kopardı, askerlik yoklaması ve laik mecburî eğitim sistemlerini koydu, grev hakkını tanıdı. Tam mâ-nâsıyle demokratik olan 1911 Anayasası işleyemez hale gelmişti; kralcı ayaklanmalar (özellikle Porto’da 1919), askerî şiddet tedbirlerinin yanı sıra hükümet istikrarsızlığı, 1919-1926 arası 20 kadar ayaklanmaya ve 40 kadar hükümet değişikliğine yol açtı. Birinci Dünya savaşı sırasında, 1914 eylülünde portekiz sömürgelerine hücum eden Almanya 9 mart 1916′da Portekiz’e savaş ilân etti. Savaş sırasında, müttefiklerin safında yer alması Portekiz’e küçük Kionga idare bölümünden başka bir şey kazandırmadı.
Birlikçi korporatif cumhuriyet
1926 Mayısında general Gomes da Costa, Braga garnizonunu ayaklandırarak parlamento rejimini devirdi; kısa süre sonra Go-mes’in ayağını kaydıran general Oscar Car-mona, 1928 nisanında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, ölümüne kadar (1951′de) yedi yılda bir sürekli olarak tekrar seçildi. 1928′de başkan Carmona’nın maliye bakanlığına getirdiği profesör Salazar 1932′de meclis başkanı oldu.
Salazar, anayasası 1933′te yürürlüğe giren yeni rejimin en kuvvetli adamıydı. Millî İş kanunu (1933) işçileri millî sendikalara yazılmağa zorladı; işverenler gremıVlara (korporasyonlar) bağlandı. 1934′te grev yasaklandı. Para meseleleri uzmanı olan Salazar, bütün gücünü bütçeyi dengeleştirmeğe harcadı ve 1928′de bunu başardı. Portekiz ile Vatikan’ı barıştıran yeni devlet, dış siyasette ölçülü davranmağa dikkat etti. İspanya iç savaşında Franco’dan yana olduğunu belirtti, İkinci Dünya savaşının başında tarafsız kaldı, sonra da Büyük Britanya (1943) ve A.B.D.’nin (1944), Atlas okyanusunu denetlemek için Asor adalarından yararlanmalarına izin verdi. Savaş sonrasında huzursuzluk arttı. 1949′da hükümet serbest seçimlerin yapılacağını ilân etti, ama Carmona’ya karşı çıkarılan kukla bir aday önce büyük bir faaliyet gösterdi, fakat kampanyasının baltalandığını ileri sürerek seçimden önce çekildi. Aynı olay 1951′de, ölen Carmona’nın yerine general Francisco Higino Craveiro Lopes geçince tekrarlandı; resmî aday amiral Americo Tomas’m seçildiği 1958 seçimlerinde muhalefet adayı general Humberto Delgado oyların yüzde 25′ini topladı. Delgado 1959 ocağında Brezilya konsolosluğuna sığındı, sonra yurt dışına kaçtı. Porto piskoposu A. Ferreira Gomes’in Portekiz’e dönmesi yasaklandı (şubat 1960). O tarihte Delgado ile ilişki kuran yüzbaşı Galvao’nun Santa Maria gemisine elkoyması bütün dünyanın dikkatini Portekiz rejimine çekti. 13 Nisan 1961′de Salazar üç bakanın istifa ettiğini ve kurmay başkanı ile iki askerî bölge kumandanının görevlerinden alındığını açıkladı. 1 Ocak 1962′de Beja’da patlak veren bir ayaklanma hemen bastırıldı; 1962 mayısında yeni ayaklanmalar oldu.
Çok geniş sömürgeleri olan Portekiz bu yönde de güçlüklerle karşılaştı. Hindistan, Portekiz sömürgelerinin (Goa, Diu. Damao) kendisine iadesi için görüşme teklifinde bulundu, fakat Portekiz bu teklifi resmen reddetti (1953); 1955′te iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesildi. 17 Aralık 1961′de hint birlikleri Portekiz sömürgelerini işgal ettiler; direnme kısa süre içinde kesildi. 1955′ten beri Birleşmiş Milletler teşkilâtı üyesi olan Portekiz, 1961 şubatında ayaklanmalar olan Angola konusunda milletlerarası kurulun kendisine karşı karar almasını önleyemedi. Bugünkü siyasetin başlıca özelliği denizaşırı bölgelerdeki (Angola ve özellikle Mozambik) bağımsızlık hareketlerine karşı, Portekiz hükümetinin tutumunun sertleşmesidir. Bütçenin yüzde 40′ı, millî savunmaya ayrılır, öte yandan askerlik hizmeti süresi on sekiz aydan dört yıla çıkarılmıştır ve gençlerin yurt dışına göçmesi kontrola bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilâtının Güvenlik konseyi portekiz sömürgelerinin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkı üstünde dururken, Lizbon bu sömürgelerin birer «denizaşırı il» olduğu için doğrudan doğruya kendi yargı sistemine bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu tutum afrika devletlerinin çoğunu Portekiz aleyhine çevirdi.
içte, Salazar hükümeti korporasyoncu ve^ birlikçidir; özellikle her türlü komünist veya ilerici harekete karşı bir siyaset güder. Başkanlık seçimleri 25 temmuz 1965′te yapıldı. Tek aday bir önceki dönemin başkanı ve Uniao Nacional’in adayı amiral Americo Tomas idi. 13 Karşı oy ve 16 çekimser oya karşı 556 oyla yedi yıl için tekrar seçildi. Portekiz Millî Kurtuluş cephesi başkanı Humberto Delgado’nun öldürülmesi, siyasî atmosferi gerginleştirdi, öte yandan yeni Millet meclisi seçimleri (130 üye) yaklaşıyordu. Hıristiyan demokratların desteksizlik yüzünden seçim mücadelesine katılmaktan vaz geçmesine karşılık, başlıca muhalefet partisi olan Demokratik ve Sosyal Eylem partisi aday göstermeğe karar verdi. Ama hükümete seçim süresi boyunca basın sansürünün kaldırılmasını kabul ettiremeyince adaylarını çekti (18 ekim). 7 Kasımda 130 milletvekili tek listeden (Uniao Nacional adayları) seçildi; halkın yüzde 25′i sandık başına gitmedi. 28 Mayıs 1966′da başkan Salazar, hükümetten ayrılmama kararını açıkladı.
• Sel felâketi. 26 Kasım 1967′de Lizbon dolaylan büyük bir sel felâketine uğradı. 1775 Yılındaki depremden bu yana Portekiz’in uğradığı en büyük tabiî felâket sayılan sellerde 464 kişi öldü, binlerce insan da evsiz kaldı. Şiddetli yağmurların Tajo nehri ve kollarını taşırması sebebiyle meydana gelen sellerden en çok zarar gören bölge Lizbon’un 29 km kuzeyindeki Quintas köyü oldu.
• Salazar’ın hastalanması. 1932 Yılından beri başbakan olan Dr. Salazar, 6 eylül 1968′de beyinde bir kan pıhtılaşması sebebiyle hastahaneye kaldırıldı. O yaz Estoril’deki yazlık evinde koltuktan düşerek başını şiddetle yere çarpmış olan Salazar, bir süreden beri şiddetli baş ağrılarından rahatsızdı. Lizbon’daki Kızılhaç hastahanesinde bir ameliyat geçirdikten sonra sağlık durumu iyileşirken, 16 eylülde bir beyin kanamasıyle komaya girdi.
Salazar’ın komaya girmesi, Portekiz’de bir anayasa krizine sebep oldu. Portekiz anayasası başbakanın ancak ölüm, istifa veya azledilme halinde yenilenebileceği konusunda emredici bir hüküm taşıdığından, Salazar’m işbaşından uzaklaştırılması önemli bir mesele haline gelmişti. 13 Kişilik Devlet konseyi cumhurbaşkanı amiral Tomas’ın başkanlığında toplanarak durumu görüştü. Bu arada hastahaneden, Dr. Salazar’ın yarı felçli durumda bulunduğu ve şuuruna hemen de hiç malik olmadığı açıklandı. Ülkenin daha uzun bir süre başbakansız kalmaması gerekçesiyle amiral Tomas, asker ve sivil liderlerle yaptığı müzakerelerden sonra, anayasal yetkilerini kullanarak Dr. Salazar’ı görevden azletmek zorunda kaldığını açıkladı. Amiral Tomas, başbakanlığa prof. Marcelo Jose Das Neves Caetano’yu tayin ettiğini bildirdi. Prof. Caetano başkanlığında kurulan yeni hükümetin, Dr. Salazar yönetimine göre daha liberal bir siyaset güdeceği intibaını veren ilk kararlarından biri, muhalefet lideri Dr. Mario Soares’in serbest bırakılması oldu. Sosyalist ve demokrat muhalefetin lideri general Delgado’nun esrarengiz şartlar altında öldürülmesinden sonra, onun en yakın arkadaşı ve avukatı olan Dr. Soares, 15 mart 1968′de, kendisine hiç bir suç isnat edilmeden, bizzat Dr. Salazar’ın emriyle tutuklanmış ve Sao Tome adasına sürgüne gönderilmişti.
Yeni hükümet bir yıl sonra, 26 ekim 1969′-da Millet meclisi seçimlerinin yapılmasına da karar verdi. 1968′in yaz aylarında muhalefet, hükümetin izin verdiği ölçüde, faaliyet gösterdi.
16-18 Mayıs 1968′de Avei-ro’da toplanan İkinci Cumhuriyetçi kongre (ilki 1957′de) bir beyanname kabul etti. Sosyalistlerden ilerici katoliklere kadar demokrat muhalefete mensup çeşitli grupları temsil eden İkinci Cumhuriyetçi kongrenin beyannamesinde hükümetten, söz ve düşünce hürriyetinin tanınması, bütün siyasî mahkûmların affedilmesi, siyasî görüşlerinden dolayı işten atılanların görevlerine iadesi, toplanma hürriyetinin tanınması ve milletin temsilcilerini serbestçe seçebilmesini sağlayacak bir seçim kanununun hazırlanması istendi.
Vaat edilen tarihte yapılan Millet meclisi seçimlerini Dr. Caetano’nun iktidar partisi olan Uniao Nacional partisi, meclisteki 130 sandalyenin hepsini almak suretiyle kazandı. 1 Aralık 1969′da toplanan yeni meclisi açış konuşmasında devlet başkanı amiral Tomas, anayasanın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Böylece hükümetin, muhalefet tarafından öne sürülen istekleri olumsuz karşıladığı belirtilmiş oluyordu.
• Salazar’ın ölümü ve son gelişmeler. Portekiz eski başbakanı Dr. Antonio De Oliviera Salazar, 16 eylül 1968′den beri komada bulunduğu hastahanede öldü (27 temmuz 1970). Salazar’ın cenazesi Lizbon’da XV. yy.dan kalma Sao Jeronimo manastırında katafalka kondu; 30 temmuzda da doğduğu köy olan Santa Comba Dao’ya gömüldü.
1970 Ağustosunda hükümet muhalefete karşı yeniden sert bir tavır aldı. 1968′de Sao Tome adasındaki sürgünlük cezası kaldırılan Dr. Mario Soares, Avrupa ve A.B.D.’ye yaptığı geziler sırasında hükümeti tenkit ettiği gerekçesiyle, ülkeyi terk etmek veya tevkif edilmek şıklarından birini seçmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık bir süre sonra hükümet, anayasayı değiştiren bazı
önemli kanunlar çıkardı. Bunlardan biri, basın hürriyetinin kısıtlanması devam etmekle birlikte sansürün kaldırılmasıyle ilgiliydi, öte yandan 1971 ekiminde hükümet Ekonomik ve Sosyal Kalkınma cemiyeti adiyle kurulan cemiyetin faaliyet göstermesine izin verdi.
Bir muhalefet partisinin çekirdeğini meydana getirecek şekilde kurulmuş olan bu cemiyete izin verilmesi, hükümet siyasetinde yeni bir yumuşama belirtisi olarak yorumlandı.
1971 Sonu Portekiz’de meşru muhalefet imkânlarını araştıran demokrat aydın gruplarının dışında, silâhlı gerilla faaliyeti gösteren gruplar türedi. «Silâhlı Devrimci Eylem» adını taşıyan bu gizli teşkilât, Lizbon Merkez postahanesini bombalama, Lük-semburg’daki Portekiz büyükelçiliğini basarak pasaport ve resmî mühürleri çalma, Angola’ya silâh götüren gemi kargosunu tahrip gibi çeşitli tedhişçi faaliyete girişti. Bu gizli tedhiş teşkilâtı, amacının ülkedeki faşist diktatörlüğü devirmek, Angola ve Portekiz’in denizaşırı topraklarında yürütülen sömürgeci savaşa ve ülkedeki emperyalist hâkimiyete son vermek olduğunu belirtti; hükümet, olağanüstü durum ilân etti.
Osmanlı – Portekiz ilişkileri
XV. yy.ın ikinci yansında Memlûk sultanlığı, Mısır ve Suriye yoluyle Batı’ya gönderilen hint mallarından alınan vergileri ağırlaştırdı, yeni liman vergileri koydu, Portekiz’in ticaret hayatı bu yüzden büyük bir buhranla karşılaştı. Transit vergilerinin ağırlığı Portekizlileri Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu arama zorunda bıraktı. Portekiz denizcisi Vasco da Gama, arap denizcisi İbni Macid’in kılavuzluğuyle Hindistan’a giden denizyolunu buldu (1497). Portekizliler, Hindistan kıyılarına yerleştiler. Böylece, Memlûk sultanlığı, en önemli gelir kaynağından yoksun kaldı.
Portekizlilerin yeni hindistan donanması kumandanı Afonso Albuquerque, Maskat ve Horfe-kân’a saldırarak Hürmüz’ü aldı ve Fars körfezini kapattı. Portekiz kralı Manuel, Hindistan’daki müslümanlara baskı yapmağa başladı. Ticaret gemilerine güçlükler çıkardı. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Moha, Cidde, Kuseyr limanlarıyle ticarî ilişkileri olan Gucerat ve Kambay gibi hükümetler, Mısır Memlûk sultanından yardım istemek için Kahire’ye elçiler gönderdiler. Memlûk sultanı Kansu Gavri de, Mekke’nin limanı sayılan Benderi Cidde’yi sur ve burçlarla sağlamlaştırdı; müslümanların koruyucusu olarak deniz kumandanı Emîr Hüseyin ve magrıplı Hoca Nureddin emrinde bulunan bir memlûk donanmasını Portekizliler üstüne gönderdi. Gucerat’taki Diu valisi Melik İyaz’ın kürekli gemilerden kurulu donanmasıyle birleşen memlûk donanması, Albuquerque’in oğlu Lorenzo kumandasındaki portekiz donanmasını 1508′de Hindistan’ın Şaul limanında yendi; fakat hemen harekete geçen genel vali Albuquerque, 1509′da Diu limanında yatan memlûklu donanmasına baskın yaptı; Melik lyas savaştan çekildiği için onları yenilgiye uğrattı. Kuvvetli bir portekiz donanması Benderi Aden’i tehdit etmeğe başladı. Süveyş’te güçlü bir donanma kurmanın gereğine inanan Kansu Gavri, osmanlı padişahı Bayezid II’ye başvurarak ondan anadölu leventlerini Memlûk sultanlığının yardımına göndermesini, kereste, demîr, halat gibi gemi yapımı için gerekli malzeme ile top, barut gibi ateşli silâhlar istedi. Bayezid II yardım kafilesini yola çıkardı. Bu kafile Alaiye (Alanya) yöresinde Rodos (Saint – Jean de Hospitalier) şövalyelerinin baskınına uğradı; fakat anadölu leventleri Süveyş’e gitmeyi başardılar. Memlûklu yazarı ibni iyas, Selman Reis kumandasında Süveyş’e giden 1000 denizci türk ve Portekizlilere karşı girişilen hazırlıklar hakkında bilgi verir. Benderi Cidde beyi Emîr Hüseyin ve türk denizcilerinin çabalarıyle 20 gemilik bir donanma kuran Selman Reis, 1515′te Portekizlilere karşı sefere çıktı. Bu seferde yenilen Selman Reis ile Emîr Hüseyin, ertesi yıl 22 gurâb ve iki kalyondan kurulu bir donanma ile Benderi Aden’i kuşattılar, fakat başarı kazanamadılar ve Benderi Cidde’ye döndüler; gemilerinden bir kısmı Süveyş’e gönderildi. Bu sırada Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından alındığını Öğrenen Selman Reis, bu durumdan yararlanarak Benderi Cidde’ye saldıran Lopo Soares de Albergaria kumandasındaki portekiz donanmasını yenilgiye uğrattı. Sonra Kahire’ye giderek, burada bulunan Yavuz’un hizmetine girdi. Yavuz’un ölümünden sonra Benderi Cidde sancakbeyi Hüseyin el -Turkî ile birlikte Yemen’e gitti. Zebid’i ele geçirdikten sonra Kahire’de bulunan Makbul İbrahim Paşanın yanına gitti ve ona Hint seferinin yararlı olacağını bildirerek Hindistan’ın bellibaşlı merkezleriyle portekiz kuvvetlerinin durumunu gösteren bir lâyiha verdi.
Doğu ticaretinin önemiyle Osmanlı devletine sağladığı çıkarları değerlendiren İbrahim Paşa, bu lâyiha üzerine, eski memlûk donanmasının düzenlenmesi görevini Selman Reis’e verdi. Selman Reis denizci Hayreddin Beyle birlikte baharat ticaretinin merkezi olan Yemen’i aldı (1527). Osmanlılar böylece, Portekizlilerin Kızıldeniz’de ticaret merkezleri kurma çabalarını önlediler. 1524 Tarihli Mısır kanunnamesinden anlaşıldığına göre, baharat ticareti Osmanlılar çıkarına gelişiyordu. Ancak Selman Reis’in Hayreddin Bey tarafından öldürülmesi, bu çalışmayı aksattı; yeğeni Bayramoğlu Mustafa, Hayreddin Beyi öldürerek kendisine bağlı türk denizcileriyle birlikte Gucerat hükümetinin (hint kaynaklarına göre Rumî Nasır Han) hizmetine girdi ve Diu kalesinin Portekizlilere karşı savunulmasında başarı sağladı (1531).
• Hint seferi. Gucerat hükümdarı Bahadır Şah, 1535′te Delhi sultanı Hümayun Şah ile yaptığı savaşta yenilerek Diu kalesine sığındı. Hümayun Şaha karşı Goa’daki Portekiz valisiyle anlaştı. Portekizliler de Diu limanına hâkim tepede bir kale yaptırarak limanı denetimleri altına aldılar. Bunun üzerine hatasını anlayan Bahadır Şah, Portekizlileri Diu’dan çıkarmak amacıyle Kanunî Sultan Süleyman’a başvurdu ve bir ihtiyat tedbiri olmak üzere de hazinelerini Mekke’de güven altına aldırdı. Kanunî de Hindistan ile Akdeniz arasındaki güvenliği sağlamak amacıyle, doğu ticaretini ellerinde bulunduran ve Kızıldeniz’de serbestçe dolaşan Portekizlilere karşı harekete karar verdi. Doğu müslümanlarının koruyucusu olarak Mısır valisi Hadım Süleyman Paşaya Süveyş’te cenovalı mühendisler yönetiminde bir donanma yaptırmasını emretti. Bu hazırlık arasında Bahadır Şahın öldürüldüğü öğrenilince Mekke’de bulunan hazinesi İstanbul’a gönderildi. Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa, 13 haziran 1538′de 20 000 kişi ve 74 gemiden meydana gelen bir donanma ile Süveyş’ten yola çıktı. Kameran ve Babülmendeb’i geçerek Benderi Aden ö-nüne geldi; Portekizliler ile işbirliği yapan Âmir bin Davud’u astırdıktan sonra 4 eylül 1538′de Gucerat kıyılarına geldi. Gokalat (Benderi Türk) ve Kat adlarındaki iki kaleyi alarak eylül başlarında Diu kalesini kuşattı. 20 Gün süren kuşatma sırasında, Portekizliler bütün güçleriyle karşı koydular; osmanlı ordusunda kıtlık çıktı. Yeni Gucerat hükümdarı Mahmud III’ün Portekizliler tarafını tutarak Osmanlılara yiyecek sağlamaması, sıkıntının artmasına yol açtı. Asker, gemilerine çekildi. Bunun üzerine Hadım Süleyman Paşa kuşatmayı kaldırarak Yemen’e döndü. Ertesi yıl bir portekiz filosu, Kızıldeniz’e girdi ve Süveyş’e kadar ilerledi; fakat Osmanlıların karşı koyması ü-zerineı geri dönmek zorunda kaldı. Bundan sonra, Hindistan hedef tutularak, Portekizlilere karşı girişilen deniz seferleri, Batı’daki önemli olaylar yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Kitabı Bahriye yazarı ünlü denizci Pirî Reis’in 1552′de bir donanma ile Süveyş’ten hareket ederek önce Benderi Aden’i, sonra da Hürmüz kalesini Portekizlilerden almak üzere giriştiği hazırlık, Basra beylerbeyi Kubad Paşanın olumsuz tutumu yüzünden sonuç vermedi. Pirî Reis, üç gemiyle Süveyş’e kaçmak zorunda kaldı; merkezden gelen emir üzerine Mısır valisi tarafından öldürüldü (1552). Ertesi yıl Pirî Reis’in yerine hint donanması kumandanlığına getirilen Murad Reis de, Hürmüz boğazı yakınlarında Portekizlilerle yaptığı deniz savaşında yenilince Basra’ya çekildi (1553). Hint seferiyle görevlendirilen galatah kâtip Şeydi Ali Reis, 1554′te, 15 kadırgadan kurulu bir donanmayı Süveyş’e getirmek üzere harekete geçti; fakat 9 ağustosta Hcrfekân ve 25 ağustosta Maskat önünde portekiz donanma siyle yaptığı deniz savaşlarında yenildi; savaştan kalan kadırgalarla yoluna devam ederken fırtınaya tutuldu. Gucerat kıyılarına sürüklendi ve Demen limanı önüne geldiği sırada kadırgalarından üç tanesi karaya oturdu; geri kalan 6 kadırgayı Surat limanına götüren Şeydi Ali Reis, tayfalarından isteyenleri Gucerat hükümeti hizmetine girmekte serbest bırakarak, onunla birlikte gelen 50 kişiyle karadan yola çıktı ve dört yıllık bir yolculuktan sonra Türkiye’ye döndü (mayıs 1557). 1559′da Lahsa beylerbeyi Mustafa Paşanın Bahreyn adasına yaptığı bir sefer de, Portekizlilerin işe karışmaları yüzünden, başarısızlığa uğradı.
Osmanlı devleti, asya müslüman devletlerine karşı takip ettiği siyasete uygun olarak Portekizlilere karşı yardım isteyenlerin yanında yer aldı. Kanunî devrinde Osmanlı devletinden yardım isteyen Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’i desteklemek amacıyle İskenderiye kaptanı Kurdoğlu Hızır Bey kumandasında top ve tüfek gibi ateşli silâhlarla dolu 19 kadırgadan kurulu bir osmanlı donaması 1569′da Sumatra’ya gönderildi. Donanma ile giden türk topçu ustaları, Sumatralılara top dökmesini ve Portekizlilere karşı savaşma kurallarını öğrettiler. Bunların bir kısmı yerlilerle evlenerek Sumatra’da kaldı. Bu arada Portekizlilere karşı girişilen seferlerde uğranılan yenilgilerin sebeplerini araştıran Osmanlı devleti, Kızıldeniz’e uygun gemiler yaptırdı ve Akdeniz donamasının bu denize geçirilmesini sağlamak için Süveyş kanalının açılması görüşü üstünde durdu. Kanal için bir plan hazırlandı; fakat bu plan bir musevî tarafından çalınarak ispanya’ya kaçırıldı.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTER (George)
Tarih 05 Haziran 2009
PORTER (George), ingiliz kimyacısı (Stainforth 1920). Leeds ve Cambridge üniversitelerinde okudu. 1952′den 1954′e kadar Emmanuel college’ta, profesör Norrish’in asistanlığında bulundu. Sheffield üniversitesinde ve 1966′dan itibaren ve Londra Krallık enstitüsünde öğretim üyesi oldu. Ponter ve Norrish ile birlikte hızlı kimyasal tepkimeler üstünde araştırmalar yaptı ve 1967 Nobel Kimya ödülünü, alman M. Eigen ile bölüştü. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTER (George) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORSON (Richard)
Tarih 05 Haziran 2009
PORSON (Richard), ingiliz helenisti (East Ruston, Norfolk 1759-Londra 1808). Aiskhylos ve Euripides’in eserlerinin yeni baskılarını yaptı. Yunan vezni üstünde incelemelerde bulundu, kendi adını taşıyan Porson kanunu’nu ortaya attı; bu kanuna göre bir trimeron bir buçuk ayaklı bir kelime veya kelime grubuyle biterse, daha önceki hece kısa olur. (L) PORSUK sıf. Bk. pörsük.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORSON (Richard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|