PORPORA (Nicola Antonio)

Tarih 05 Haziran 2009

PORPORA (Nicola Antonio), italyan bes­tecisi (Napoli 1686-ay.y. 1768). 16%’da Poveri konservatuvarına kabul edildi, 1707′de, Napoli’de prens Philipp von Hessen-Darmstadt’ın özel kilisesinde kapella yöneticisi ol­du; Napoli’de ve Roma’da operalarını tem­sil ettirdi. Sant’Onofrio konservatuvarında baş öğretmendi, eğitim görevinden ayrılarak, kendini besteye verdi, operaları Roma, Na­poli ve Venedik’te (1726) oynandı. Dresden’e, sonra Londra’ya, gitti; orada Hândel’e karşı bir italyan opera tiyatrosu açtı. Lond­ra’da, Adolf Hasse’nin yardımıyle, 1737′ye kadar eserlerini temsil ettirdi. On yıl Ve­nedik, Roma ve Napoli arasında dolaşarak, opera ve opera-buffa’larını (Carlo il Calvo [Kel Charles], İl Barone di Zampano) oynat­tı. Napoli konservatuvarında öğretmenlik yaptı, fakat Dresden’de (1747), Viyana’da (1754) ders verdi; öğrencileri arasında J. Haydn’ın da bulunduğu söylenir. Maddî sıkıntılar yüzünden, 1760′ta yurduna dönmek zorunda kaldı. Orada başarı kazanamadı.

Hayatının sonuna kadar, Napoli katedrali kapellasının koro yöneticiliğini yaptı.
Başlıca operaları: Agrippina (Napoli, 1708), Basilio, İmparatore d Oriente (Doğu Roma İmparatoru Basilius) [1709], Berenice (Ro­ma, 1710), Flâvio Anicio Olibrio (Napoli, 1711), Basilio re d’Oriente (1713), Faramondo (1719), Gli Orti Esperidi (1721), Eumene (Roma, 1721), Adelaide (Roma, 1723); Arianna e Tesseo (1726), Ezio (1728), la Semiramide Riconosciuta (1729), Annibale (1731) v.b. Londra’da Arianna in Nasso, Ene a nel Lazio (1733), Artaserse (1734), Polifemo (1734), David e Bersabea (Orator­yo, 1734), İfigenia in Aulide (1735); Fes ta d’İmeneo (serenad, 1736), Rosbale (1736), Londra’dan ayrıldıktan sonra da Lucio Pa-pirio dîttatore (Venedik, 1737), Carlo il Cal­vo (Roma, 1738), Filandro (Dresden, 1747) adlı eserleri temsil ettirdi. Ayrıca birçok kantat, oratoryo ve çalgı için eserler (Sin-fonie da camera a tre istromenti, Sonat, kral uvertürü, füg v.b.) yazdı ve ses için, arya, düet, ses solfeji gibi parçalar bestele­di. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORPORA (Nicola Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİPE-LİNE

Tarih 05 Haziran 2009

PİPE-LİNE [payplayn] i. (ing. pipe, boru ve line, hat). Akışkanların uzak mesafelere, nakledilmesinde kullanılan uzun boru hattı.

— ansikl. Pipe-line’lar, gazların (tabiî gaz, sınaî gaz, basınçlı hava),; sıvıların (ham petrol, rafine edilmiş ürünler, su, süt) ve akıcı hale getirilmiş katıların (katalizörler, toz kömür) naklinde kullanılır. Bu nakil hattı, kaynakla uç uca birleştirilen ve ya toprak yüzeyine, ya da sonradan dolduru­lacak hendekler içine yerleştirilen borular­dan (genellikle çelik borulardan) meydana gelir. Boruların çapı, çoğu zaman 80 sm kadardır.
Pipe-line’lar, önce, ülkenin iç kısmında­ki yataklardan çıkarılan ham petrolün ra­finerilere veya tanker yükleme limanları­na, daha sonra da, büyük bir tüketime ce­vap veren işlenmiş ürünlerin (benzin, gasoil, ender olarak fuel-oil) rafinerilerden sanayi merkezlerine nakledilmesini sağlar. İlk pipe-line’lardan biri Karadeniz’de, Ba­kü ile Batum arasında döşendi. Dünyanın en geniş pipe-line şebekesine sahip olan A.B.D.’de pipe-line’lar, ham petrolü ve ürünlerini binlerce kilometre mesafeye ka­dar ulaştırarak, mevsimlik ürün talepleri­ne, nakliye fiyatlarına göre sanayide düzen­leyici bir rol oynar.
Ortadoğu’daki pipe-line’lar, İran, Irak ve Arabistan petrollerini Basra körfezine veya Akdeniz’e taşır; Arabistan ötesi pipe-line (T.A.P. line), tankerlerin Süveyş kanalı. Kızıldeniz ve Hint okyanusunda uzun se­ferler yapmasını önler. Fransa’da, Paris bölgesini, Aşağı Sen’deki rafinerilerden iti­baren, çift yollu bir pipe-line besler. Mil­letlerarası bir pipe-line da, Ren havzasını Marsilya yakınındaki petrol limanlarından besler.
Askerî taşıtları besleyen yakıt pipe-line’ları ise, hava birlikleri ve modern motorlu birlikler için vaz geçilmeyecek kadar önemli­dir; meselâ, 1944′te Müttefiklerin Norman-diya ve Provence çıkarmaları sırasında, Manş denizinin dibine döşenen borularla, cephe ile ingiltere arasında doğrudan doğ­ruya bağlantı sağlanabilmiştir.
Bugün en ucuz enerji kaynağı olan tabiî gaz ulaşımı için A.B.D.’de, bütün kıtayı kate-den büyük bir pipe-line şebekesi kurulmuş­tur. Cezayir’de, Hasi R’MePden çıkarılan tabiî gaz, kıyı bölgelerine kadar (Arzev) iletilir. Avrupa’da tabiî gaz, Kuzey İtalya pipe-line’larıyle nakledilir; Fransa’nın gü­neybatısındaki Lacq gazı, Lyon’a Paris böl­gesine ve Nantes’a kadar çeşitli bölgelere gönderilir. Eğer hattın geçtiği yerlerdeki seviye farkları çok fazlaysa, pipe-line bo­yunca ve eşit aralıklarla, pompalardan ve­ya kompresörlerden meydana gelen aşın basınç istasyonları veya «boosting»ler ku­rulur. Varış yerindeki depoya pipe-line «terminal»i denir.
Toprak altına gömülecek pipe-line’ların ya­pımı sırasında, toprağın kaldırılması, hen­deklerin açılması, boruların yerleştirilmesi ve kaynak yapılması, bataklık derelerden hattın geçirilebilmesi için güçlü makineler gerekir. Aşınmaya karşı sarma makinele­riyle borulara sarılan kauçuklu veya kat­ranlı bezler kullanılır. Temizleme işi, özel kapaklardan boru içine sokulan kazıyıcı­larla yapılır.
Pipe-line tekniğindeki son aşamalar, bu sis­temin, kıtalararası enerji nakliyatında en ucuz şekil olmasını sağladı. Bugün, çapı 1 m’yi aşan binlerce kilometre uzunluğunda hatlar yapılmaktadır. Büyük bir ham pet­rol pipe-line’ı, aynı miktardaki enerjiyi, yüksek gerilimli elektrik hatlarındaki mali­yet fiyatının onda birine ve en güçlü yük trenlerininkinin beşte birine nakletmektedir. Pipe-line’lar, ham petrol nakledenler, işlen­miş ürün ve tabiî gaz nakledenler şeklinde de sınıflandırılır.
• Ham petrol pipe-line’ları. 1960′tan bu yana Avrupa, büyük tonajlı tankerlerin gi­rebildiği geniş limanlardan başlayarak, iç bölgelerdeki rafinerileri besleyen bir pipe-line şebekesiyle kaplandı.
— Güney-Avrupa pipe-line‘ı, Lavera lima­nından (Bouches-du-Rhöne) ve Fos yakı­nındaki terminalden başlar. 860 mm çapın­daki pipe-line Rhöne vadisini aşar, Jüra ve Alsace’tan geçerek fransız bölgesinde 760 km yol alır, sonra daha küçük çaplı bir boruyle Ren-Tuna hattından ingolstadt’a (Bavyera) kadar uzanır. Bu hatta, her biri 1 800 kW’lık yedi pompalama istasyonu bu­lunur. Yılda 35 milyon ton petrol nakleden hat, başlangıçta Strasbourg’daki iki rafine­ri ile Karlsruhe’deki iki rafineriyi beslemek için tasarlanmıştı; sonra yavaş yavaş Lyon, Neuchâtel (İsviçre), Lorraine ve Saar, Pfalz ve Bavyera’dan da talepler çoğaldı.
— Orta Avrupa pipe-line’ı, Cenova’dan başlayarak Milano, İsviçre ve Bavyera’daki rafineleri besler. Boru çapı ortalama 500 mm, kapasitesi de yılda 10 milyon tondur. Bu hattın bir özelliği de Büyük Sankt-Bernhard tünelinden geçerek Alp dağlarını aşmasıdır.
— Rotterdam-Ruhr pipe-line‘ı, Rotterdam’-dan başlayarak 300 km’lik bir yol yaptık­tan sonra Köln bölgesine ulaşır. Ortalama çapı 600 mm, yıllık kapasitesi 15 milyon tondur.
— Kuzeybatı Almanya pipe-line‘ı, Wilhel-mshaven’dan başlayarak Wesel ile Köln a-rasında Ren vadisindeki yedi rafineriyi bes­ler. Çapı 700 mm, yıllık kapasitesi 22 mil­yon tondur.
Alpötesi pipe-line, 760 mm çapındadır ve Trieste’den başlayarak Bavyera ile Avusturya’yı besler.
— Dostluk pipe-line’ı Avrupa’nın en önem­li şebekesidir. Binlerce kilometre uzunlu­ğundaki bu hat, Ural ile Yukarı Volga arasında bulunan ve «ikinci Baku» denen petrol alanını, Polonya, Macaristan, Çe­koslovakya ve Doğu Almanya’daki rafi­nerilere bağlar. Son olarak, Sahra petro­lünü Cezayir (Arzev, Bugil), Tunus (La Skhira ve Libya kıyılarına ulaştıran hamu petrol pipe-line’larından da bahsetmek ge­rekir.
— Türkiye’de de, Batman bölgesinden İs­kenderun limanma kadar uzanan bir ham petrol pipe-line’ı döşenmiştir.
• işlenmiş ürün pipe-line’ları. Avrupa’daki bu tür pipe-line’lar arasıda en önemlisi, yılda 20 milyon ton kapasitesi olan Le Havre-Paris arasındaki üç hattır. İşlenmiş ürün nakliyatının en önemli başarısı, her türlü şartlarda işletme güvenliği olması ve uçak benzinlerinden hafif yakıtlara kadar, taşınan ürünler arasmda en ufak bir karışmaya meydan vermemesidir. Ayrıca, şu hatlar da inşa veya tasarı halindedir: İngiltere’de, Liverpool-Londra ve Southampton-Londra arası; Fransa’da, Lav6ra-Lyon-Dijon arası (Cenevre’ye doğru ayrılan bir dal ile) ve belki, Dunkerque-Lille arası. Almanya da, hidrokarbon trafiğini azaltmak için, Ren nehri boyunca pipe-line’lar kurmayı tasar­lamıştır.
Sanayi açısından pipe-line’lar o kadar ö-nemlidir ki, uzun mesafelerde, boruları ya­lıtmak ve yeniden ısıtmak gerektiği için ma­liyetin artmasına rağmen, fuel-oü’ler ve di­ğer ağır ürünler için pipe-line yapımına başlanmıştır. Yeniden ısıtma, hat boyun­ca belirli aralıklarla yerleştirilen buharlı ısıtıcılar ve pipe-line’ın içine veya dışına yerleştirilen ısıya dayanıklı kablolarla yapı­labilir.
Tabiî gaz pipe-line’lan. Nakliye işi, kay­nakları genellikle sanayi merkezlerinden çok uzakta bulunan tabiî gaz sanayiinin ana meselelerinden biridir. Bk. gaz. (lm)

Doğal gaz hattı, petrol boru hattı, petrol nakliyet, doğalgaz boru,

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPE-LİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPPER (Kari)

Tarih 05 Haziran 2009

POPPER (Kari), avusturyalı filozof (doğ. Viyana 1902). Nazi işgalinden sonra Lon­dra’ya gitti ve Londra üniversitesinde fel­sefe profesörü oldu (1945). Popper «Viya­na okulu»nun tutumunu benimsemekle be­raber bu okulun bilimsel doğrulamalarını kendi ampirik gerçekleri içinde gösteren anlam kıstasını kabul etmez.
Başlıca eser­leri: Logik der Forschung (Araştırmanın Mantığı) [1935]; What is Dialectic? (Diya­lektik Nedir?) [1940]; The Poverty of Historicism (Historisizm’in Güçsüzlüğü) [1944-1945]; Açık Toplum ve Düşmanları (The Open Society and its Enemies) [2 cilt, 1945]. (M)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPPER (Kari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTER (George)

Tarih 05 Haziran 2009

PORTER (George), ingiliz kimyacısı (Stainforth 1920). Leeds ve Cambridge üniver­sitelerinde okudu. 1952′den 1954′e kadar Emmanuel college’ta, profesör Norrish’in asistanlığında bulundu. Sheffield üniversi­tesinde ve 1966′dan itibaren ve Londra Kral­lık enstitüsünde öğretim üyesi oldu. Pon-ter ve Norrish ile birlikte hızlı kimyasal tepkimeler üstünde araştırmalar yaptı ve 1967 Nobel Kimya ödülünü, alman M. Eigen ile bölüştü. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTER (George) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIOVENE (Guido)

Tarih 05 Haziran 2009

PIOVENE (Guido), italyan yazarı (Vicenza 1907). 1934′ten 1935′e kadar Floransa’da Pan adlı edebiyat dergisinin başyazarı ve 1935′ten 1937′ye kadar Corriere della Sera’ nın Londra muhabirliğini yaptı, İtalya’ya dönüşünden 1942′ye kadar bu gazetenin edebiyat sayfasını yönetti. Lettere di Una Novizia (Bir Papaz Çömezinin Mektupla­rı) [1941] adlı romanı büyük başarı kazan­dı. Eserleri: La Gazzetta Nera (Siyah Ga­zete) [1943], Pieta Contro Pieta (Dindarlığa Karşı Dindarlık) [1946], 1 Falsi Redentorio (Yalancı Peygamberler) [1949], Vna Giornata di Visini (Hayaller Günü) [1962], La Furie (Büyük öfke) [1963]. Piovene, 1947-1957 arasında Corriere della Sera ve La Stampa gazetelerinde çıkan makalelerini Madame la Francia (Bayan Fransa) [1966] adiyle yayımladı. (l)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIOVENE (Guido) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNTER (Harold)

Tarih 05 Haziran 2009

PİNTER (Harold), ingiliz tiyatro oyuncusu ve oyun yazarı (doğ. Londra 1930). Krallık Tiyatro akademisine girdi ve 1950′den son­ra, oyuncu olarak taşra tiyatro topluluklarıyle irlanda’ya gitti, tik gençliğinden beri yazan sanatçı, günlük konuşma dilinin im­kânlarından yararlanmasını bildi. îlk oyun­ları: Doğum Günü (The Birthday Party [1957]; Gitgel Dolap (The Dumb Waiter) [1959], The Room (Oda) [1962]. Bütün ti­yatro oyunlarında ana tema, ne oldukları kesinlikle anlaşılamayan birtakım dış kuv­vetlerin zorlamak ve yıkmak istedikleri oda gibi bölme gibi, insana güven veren «kapa­lı çevre» temasıdır: Kapıcı (The Caretaker) [1959]; The Collection (Koleksiyon) [1962]; The Lover (Âşık) [1962]; The Homecoming (Yuvaya Dönüş) [1965]. Pinter ayrıca, rad­yo ve televizyon oyunları (A Slight Ache [Hafif Ağrı], 1958; Night School [Gece Okulu], 1960) ve birçok senaryo {The Ser-vant [Uşak], 1963; The Pumkin Eater [Ka­bak Yiyen], 1964; Accident [Kaza], 1967) yazdı. (l)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNTER (Harold) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPE (sir William Jackson)

Tarih 04 Haziran 2009

POPE (sir William Jackson), ingiliz kim­yacısı (Londra 1870 – Cambridge 1939). 1901′de Manchester Teknik okulunda öğ­retmen oldu. 1908′de Cambridge üniversi­tesinde bir kimya kürsüsünün başına geti­rildi. Billur şekiller arasındaki bağıntılar ve asimetrik organik bileşiklerin yapısı incelemeleriyle tanınır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPE (sir William Jackson) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPE (Alexander)

Tarih 04 Haziran 2009

POPE (Alexander), ingiliz şairi (Londra 1688-Twickenham 1744). Katolik bir aile­dendi. Çocukluğu Windsor ormanı yakınla­rında Binfield’de geçti. Vergilius üslûbunda yazdığı Pastorals’ında (1709) bu bölgeden il­ham aldı. Çirkindi, ayrıca doğuştan sakattı ve bünyesi zayıftı. Edebiyatta ün kazanmak tutkusuna kapıldı. 1711′de Essay on Criticism (Tenkit Üstüne Deneme) adlı didak­tik şiirini yazdı, özlü, ölçülü üslûbuyle ün kazandı. Aynı yıl güldürücü bir kahraman­lık hikâyesi olan The Rape of the Lock (Bir Saç Lülesinin Kaçırılışı) adlı şiirini yayımladı. Boileau’nun Lutrin’ini andıran bu şiir­de salonları ve hanımların yatak odalarını nükteli bir dille anlattı. Windsor Forest (Windsor Ormanı) üstüne bir eglog yazdı (1743), sonra 1714′te The Rape of the Lock’ı yeniden gözden geçirdi. Ardından uzun za­man isteyen bir çalışmaya girişti: ilyada ile Odysseus’un tercümesi. 1715′ten 1726′ya ka­dar bu işle uğraştı. 1725′te ayrıca Shakespeare’den eserler yayımladı ve sert tenkit­lere uğradı. Bu saldırıların acısını çıkar­mak için bir hiciv yazdı. The Dunciade adlı bu eserin üç bölümünü 1728′de, dördüncü­sünü 1742′de tamamladı. Bu arada, Essay on Man (İnsan üstüne Deneme) [1733], Epistles or Moral Essays (Manzum Mektup­lar veya Ahlâkî Denemeler) [1731-1735], Sa­tire and Epistles in İmilation of Horace’ı Taşlamalar ve Horatius Tarzında Man­zum Mektuplar) [1733-1735] yayımladı. Bunlar şairin başarılı eserleri sayılır. Hayatı­na son yıllarında Mektuplaşmalar’ını yayımladı. Pope’un eserlerinde birçok kusur bulunabilir: ilhamı çok zaman kurudur; ze­kâya gereğinden çok dayanır ve gerçek duy­gudan yoksundur. Ama XIX. yy.da Byron, XX. yy. da T.S. Eliot gibi birçok ingiliz priri onu usta olarak kabul ettiler. Pope’un klasikliği dar bir doktrin değil, edebiyat eserinde biçimsel bir güzellik zevkinin ger­çekleştirilmesidir. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPE (Alexander) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POOR (Henry Varnum)

Tarih 04 Haziran 2009

POOR (Henry Varnum), amerikalı res­sam ve seramikçi (Chapman, Kansas 1888). 1910′da Stanford üniversitesini bitir­di, Londra’daki Slade School of Art’ta Walter Sickert’in öğrencisi oldu, 1911′de Paris’teki Julian akademisinde okudu. Bi­rinci Dünya savaşında orduda hizmet gör­dü, bunu izleyen on yıl içinde seramikle uğraştı ve ilkin bu yoldan ün kazandı. 1929′dan itibaren kendini özellikle resme verdi. Tabloları çeşitli amerikan müzelerindedir (New York Whitney, Brooklyn v.b.). Poor, ayrıca, gerçek fresk tekniğiyle, duvar re­simleri de yaptı: Washington’daki Adalet binası için on iki pano; gene Washington’daki içişleri bakanlığı binası için Amerika’daki Vahşî Hayatın Korunması ve Pennsylvania Devlet koleji için Toprak Bağışı, New York City’deki Union Dime Tasarruf ban­kasının çini tavanının ve yine New York City’deki, Radio City Music Hall’un seramik tavanının desenlerini de o çizdi. (M)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POOR (Henry Varnum) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POOLE (Reginald Stuart)

Tarih 04 Haziran 2009

POOLE (Reginald Stuart), ingiliz arkeolo­gu ve nümismatı (Londra 1832-ay.y. 1895). British museum’un Madalya ve Sikke bö­lümü müdürüydü. Eski paralarla ilgili pek çok çalışması vardır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POOLE (Reginald Stuart) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POOLE (John)

Tarih 04 Haziran 2009

POOLE (John), ingiliz oyun yazarı (İngil­tere? 1786?-Londra 1872). Genç yaşta oyun yazarlığına başladı. Dramları çağının en önde gelen oyuncuları tarafından oynandı. Asıl ününü Paul Pry (1825) adlı komedisi ve Twixt Cup and Lip (Fincanla Dudak Arasında) [1826] adlı farsına borçludur, öbür oyunları: Deaf as a Post (Duvar Gibi Sa­ğır) [1823]; The Wife’s Stratagem (Kadının Fendi) [1827] ve Lodgings for single Gem­lemen (Bekârlar Pansiyonu) [1829]. Ayrıca yergili skeçler de yazdı: Little Pedlington and the Pedlingtonians (Küçük Pedlington ve Pedlington’cılar) [1839] ve Comic Miscellany (Gülünç Koleksiyon) [1845]. (M)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POOLE (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTECOULANT

Tarih 04 Haziran 2009

PONTECOULANT (Philippe Gustave LE DOULCET DE. — kontu), fransız matema­tikçisi (Paris 1795-Villers-sur-Mer 1874), Lo­uis Adolphe Pontecoulant’ın kardeşi. Topçu subayı (1813), albay (1849) oldu. Eserlerin­den (bunların en önemlisi Theorie Analytique du Systeme du Monde’dur [Dünya Sisteminin Analitik Teorisi], 4 cilt, 1829-1846) dolayı Londra Krallık derneğine ve Berlin Fen akademisine üye seçildi. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTECOULANT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POND (John)

Tarih 04 Haziran 2009

POND (John), ingiliz astronomu (Londra 1767-Blackheath, Kent 1836). Astronomi gözlemlerine, 1798′de Bristol yakınlarında­ki Westbury’de başladı. 1807′de Royal society’ye üye seçildi ve 1811′de krallık ast­ronomu oldu. 1812′de 84 yıldızın kuzey kut­buna uzaklıklarını ölçtü. Pond, almaşmalı olarak doğrudan doğruya ve yansımış görüşle gözlemler yapan (1825) ilk astro­nomdur. Matematikçi değildi; çalışmaları tamamen teknik düzeyde kaldı. Astronomi çalışmaları için modern metotlar ve âlet­ler buldu. Büyük bir titizlikle hazırladığı
ve 1 113 yıldızı kapsayan katalogunu 1813′te yayımladı. (M)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POND (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPA

Tarih 04 Haziran 2009

POMPA i. (ital. k.). Bir akışkanı yükselt­meğe veya basmağa yarayan makine, / Bir kapta boşluk meydana getirmek için, o kaptaki havayı emmeğe yarayan âlet.
Bk. ANSiKL. Mekan, bölümü.
— Denizc. Bk. ANSiKL.
— Fiz. Molekül pompaları, civa buharlı pompalar. Bk. ANSiKL.

— Mekan. Devri daim pompası, bir akış­kanın boru şebekesinde dolaşımını sağla­yan pompa. || Dişli pompa, bir gövde için­de, biri diğeri üzerinde dönen iki dişliden meydana gelen ve dönmeleri sırasında diş­leriyle akışkanı bir basma kanalına iten pompa: Dişli pompalar otomobil motorla­rında yağ pompası olarak çok kullanılır. || Gres pompası, yağ pompasına püskürtülmeden önce, yağlayıcının vida veya levye ta­rafından hareket ettirilen bir pistonla sıkıştırıldığı silindir. || Hava pompası, gaz basıp sıkıştırmağa yarayan pompa. (Bk. kompresör.) || Paletli pompa, silindir bi­çimindeki gövdeye göre dışmerkezli bir poyradan meydana gelen pompa. (Poyra gövdenin iç çeperlerine yaylarla sürekli olarak dayanan hareketli paletler taşır.) || Pistonlu pompa, içinde alternatif doğrusal hareketli bir piston bulunan bir odanın ha­cim değişimi ilkesine dayanarak çalışan pompa.

— Oto. Yakıt pompası. Bk. ANSiKL.
— Soğutma. Isı pompası, düşük sıcaklıkta­ki bir ortamdan aldığı ısıyı yüksek sıcak­lıktaki bir ortama aktarmak için mekanik enerjiden yararlanan tesisat. Bk. ansikl.
— Teknol. Dönel pompa, sürekli dairesel hareket yapan parçalarla bir akışkanın yer değiştirmesini sağlayan pompa. (Bk. an­SiKL. Mekan, bölümü.) || Lastik pompası, özellikle bisiklet ve motosikletlastiklerini şi­şirmekte kullanılan emme basma pompa.

— Termik. Besleme pompası, kazanlarda buharlaşmadan ileri gelen su kaybını gider­meğe yarayan cihaz. || Boşaltma pompası, buharın yoğunlaşmasıyle meydana gelen su­yu kondansörden boşaltmağa yarayan pom­pa. || Dolaşım pompası, bir kondansörde buharı soğutmağa ve yoğunlaştırmağa yara­yan su basma pompası.
— Tic. Yakıtların perakende satış ve da­ğıtımında kullanılan cihaz. Bk. ANSiKL.

— ANSiKL. Denize. 1948 Londra konferan­sı kararlarına göre boyu 91 m’den uzun olan bir yolcu gemisinde su boşaltan en az dört pompa bulunacak, bunlardan üçü ken­di kendine ayrı olarak, birisi de ana ma­kineye bağlı olarak çalışacaktır. Bunların genellikle, saatte bin metre küpe kadar su basacak güçte santrifüj tipi pompalar olma­sı kabul edilmiştir.

— Fiz. Elektrik lambalarının, X ışınlı am­pullerin, fotosellerin, elektron lambaları­nın, ısı izolatörlerinin yapımı, gittikçe daha ileri derecede vakumlar gerektirmektedir. Bu çok düşük basınçları sağlayan cihaz­lar bir «ilk boşluk» veren yardımcı pom­paların kullanılmasını zorunlu kılar. Bu cihazlar molekül pompaları, civa buharlı pompalar olmak üzere ikiye ayrılır. Mole­kül pompaları arasında yüzde bir milimetre civa basıncını birkaç milyonda bir milimet­reye indiren Gaede ve Hohveck pompaları sayılabilir. Meselâ Gaede pompası, ken­dinden çok az büyük bir silindirin içine yerleştirilen ve ekseni etrafında çok hızlı dönen bir silindirden meydana gelir. Silindirler arasında bulunan boşluk, biri boşal­tılacak kaba, öbürü ilk boşaltıcı pompaya giden iki geniş boruya bağlıdır. Hareketli çeper üzerine çarpan gaz molekülleri, bi­rinci kaptan ikinci kaba sürüklenir. Civa buharlı pompalar arasında Gaede’nin ya-yınmalı pompa3sı, Langmuir’in yoğunlaşma-lı pompa’sı sayılabilir. Boşaltılacak kaptaki gaz molekülleri civa buharı akımıyle sürük­lenir ve sonra bu buhar soğutularak yoğun-laştırılır. Nihayet boşaltmanın tam olması için, sıcaklıkta soğurma olayından faydala­nılır; bu işlemde çoğu zaman, sıvı havada soğutulmuş hindistancevizi kömürü kullanı­lır.
— Mekan. Bir pompada mekanik enerji, bir akışkanın (sıvı veya gaz) bir boru şebeke­sinde yer dğiştirmesini sağlamak, genel­likle de bu akışkanı eski seviyesinden daha yüksek bir seviyeye çıkarmak için harca­nır. Çoğu zaman pompa adı, sıvıların yeri­ni değiştirmek için yapılan makinelere ve­rilir; çünkü gazların yerini değiştirmeğe yarayan makineler kompresör, vantilatör emmeç v.b. özel adlar alır. Bununla bir­likte hava basmağa yarayan makinelere hava pompası denir. Pompalar üç büyük kategoriye ayrılır.
0 Alternatif doğrusal hareketli pompalar meskenlerde kuyu ve sarnıçlardan su çek­mek, sanayide kazanları beslemek, günlük su tüketimini karşılamak, sızma sularını kurutmak, hidrolik presleri çalıştırmak için kullanılır. Bugün küçük debi ve yüksek basınç gerekmediği hallerde, bunların yeri­ne santrifüj pompalar tercih edilir.
• Dönel pompalar’ın gövdesi iki kısma ayrılmıştır; her iki kısmın hacmi, emme ve basma elemanlarının hareketiyle değişir ve aralarında doğrudan doğruya ilişki yoktur. Pompada emme ve tutma klapesinden baş­ka klape bulunmaz. Dönme hızı, basma yüksekliğine bağlı değildir ve ancak debi­yi etkiler. En çok kullanılanları paletli ve dişli olan bu tür pompalar sürtünmeyle çabuk aşınır ve verimleri iyi değildir.
• Santrifüj pompalar’ın pistonlu pompa­lara oranla daha az karışık, daha ucuz ol­mak ve sürekli bir debi sağlamak gibi üs­tünlükleri vardır; ayrıca bir elektrik mo­toruna doğrudan doğruya bağlanabilir ve titreşimsiz çalışır; bu bakımdan da tercih edilir. Bir santrifüj pompa, kendisini çevreleyen bir gövde içinde dönen bir çark ile basma borusuna bağlı bir çıkış ağzın­dan meydana gelir. Çark, suya belirli bir hız verir ve çıkış ağzı içinde suyun kine­tik enerjisi potansiyel enerjiye dönüşür. Pompanın hızı değiştiği zaman, debi hıza eşit oranda, çıkış basıncı hızın karesi ka­dar, soğurulan güç hızın küpü kadar de­ğişir. Bu bakımdan pompanın verimi, hız­la doğrudan doğruya ilintilidir. Basma ba­sıncı hız arttırılarak yükseltilebilir, fakat elektrik motoruyla dakikada 2 800 devrin üstüne çıkılamaz. Eğer pompaya bir buhar tür biniyle kumanda edilirse, dakikada 6 000 ile 8 000 devirlik bir rejim sağlanır. Ba­sınç tek çarka göre fazla geliyorsa, pom­pa gövdesi birkaç bölmeye ayrılır ve seri halde yerleştirilmiş birçok çark kullanılır; bu çarkların arasına da hızı basınca dö­nüştüren alıcı kanatlar eklenir. Bir santrifüj pompa, pistonlu veya dönel pompalar gibi kendiliğinden çalışmağa baş­layamaz. Emme boru şebekesi de, kendisi de çalıştırılmadan önce su ile doldurulma­lıdır. Emme yüksekliği artırılırsa çarktaki basınç düşer, bazı noktalarda da su buha­rı gerilimiyle bir olur ve su kaynamağa başlar; bu, çarkın hızla aşınmasına yol açan kavitasyon olayıdır. Genellikle basma borusu üzerine bir tut­ma klapesi takılır; fakat borunun uzunluğu birkaç yüz metreyi aşarsa, meydana gele­bilecek koç darbelerini hesaba katmak ge­rekir. Pompa, bir elektrik motoruyle çalıştırılıyorsa, akım kesildiği zaman cihaz, çok kısa bir süre içinde (birkaç saniyede) anîden durur. O zaman pompanın giriş ağ­zında bir basınç düşmesi meydana gelir ve hiç bir tedbir alınmazsa, genellikle bo­runun bir kısmında kavitasyon meydana gelir. Borunun üst kısmına gelince, bu ba­sınç düşmesi bir basınç fazlalığına dönü­şür. Bu da boruyu tehlikeye düşüreceğin­den bir emniyet sistemi kullanmak şarttır. Santrifüj pompalar, özellikle yükseltme pom­pası olarak su dağıtımında, boşaltma pom­pası olarak maden yataklarında ve püskürtücü pompa olarak da yangınlarda çok kullanılır. Ayrıca, çamurlu sulan da eme­bilecek güçte olduğu için su yataklarının dibini taramakta da kullanılır.

— Oto. Yakıt pompası, termik motorla­rın yakıt besleme sisteminde kullanılır; amacı, ateşlemenin yapılacağı anda enjek­törü beslemek, öbür yandan, çalışma şart­ları ne olursa olsun aynı dozda hava ve yakıt gerektiren, düzgün bir hava-yakıt ka­rışımı vermektir. Havanın emildiği kelebek açıklığı, benzinin emildiği kelebek açıklı­ğına bağlıdır; aynca birçok düzeltici âlet kullanılır: motorun rejim hızı arttığı za­man dodurma oran: azalan doldurma regülatörü, yüksekliğe göre havanın yoğun­luk değişimlerini göz önüne alan yükselti düzenleyicisi, motor soğuduğunda uğradığı sürtünme maksimuma ulaştığı zaman hava ve yakıt debisini arttıran sıcaklık yoklayıcısı.

— Soğutma. 1852′de lord Kelvin’in tasar­ladığı ist pompası, bir yakıtın sağladığı ısı­yı mekanik enerjiye dönüştüren termik mo­torun tam tersidir. Bu cihazda bir buharlaştırıcı, bir kompresör, bir kondansör ve kapalı devre halinde dolaşan bir akışkan bulunur. Kp kompresörü, akışkanı (genel­likle amonyak veya Freon) B buharlaştırıcı-sından gaz halinde» emer ve Kd kondansörüne buhar halinde basar; bu buhar bu­rada sıvı haline gelir. Bu yoğunlaşma, buharların gizli buharlaşma ısısını bırakmasıyle meydana gelir. Buharlaşma gizli ısısı, ister doğrudan doğruya, ister dolaylı ola­rak bir aracı akışkanla ısıtılacak ortama iletilir. Buharların yoğunlaşmasından ile­ri gelen sıvı, basıncı düşüren G genleştirici sinden geçerek buharlaştırıcıya döner. Burada sıvı, çevresindeki ortamdan ısı ala­rak yeniden buharlaşır. Bu sistem, soğut­ma veya ısıtma makinesi olarak çalışabilir. Isı pompası olarak kullanıldığı zaman, so­ğuk kaynağın (buharlaştırıcı) mümkün ol­duğu kadar sıcak olması da yararlıdır; so­ğuk ve sıcak kaynaklar arasında sıcaklık farkı ne kadar az olursa, cihaz o kadar iyi çalışır. Verimin aynı seviyede kalabilmesi için genellikle, sıcaklığı mümkün ol­duğu kadar sabit ve büyük kapasiteli kay­naklar seçilir: yeraltı suları, kullanılmış sanayi suları, yüzey sulan (göller, nehir­ler), deniz suyu, hava, güneş enerjisi v.b. Isı pcmpası binaların veya büyük işyerleri­nin ısıtılmasında, çeşitli sanayi dallarının sıcak su ihtiyacını karşılamakta, eriyikle­rin yoğunlaştırılmasında, yüzme havuzları­nın ısıtılmasında, denizaltılarm ve gemi­lerin havalandırılmasında kullanılır.
— Tic. Modern yakıt pompaları elektrik­le çalışır; doldurma, ayarlı bir tabanca ile basınç altında yapılır; satılan miktar ise «sayaç» yardımıyle ölçülür. Böylece, dağı­tım işlemi çok hızlı ve emniyetli bir şe­kilde yapılır.
Benzin ve mazot pompaları yol kenarların­daki «servis istasyonlarında ve garajlarda bulunur. (Bk. DAĞITICI.) [LM]

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLYKLEİTOS

Tarih 03 Haziran 2009

POLYKLEİTOS, yunan heykeltıraşı (doğ. Sikyon veya Argos 480′e doğr.). Argoslu bronz ustaları tarafından yetiştirilen Polykleitos 460-420 yılları arasında şaheserlerinin çoğunu bronzdan yaptı (Dishophoros hey­kelleri, Olympia’daki Boksör, Mantineia’lı Kyniskos heykeli [Londra'daki Westmacott atleti bunun bir kopyasıdır]; Doryphoros [pek çok kopyası Napoli, Floransa, Berlin müzelerindedir]; Diadumenos hey­keli [Lcndra'daki kopya Vaisonla-Romaine kazılarından, Atina'daki kopya Delos kazılarından gelmedir; NewYork ve Mad­rid'de de kopyaları vardır]; Yaralı Amazon heykeli [bazen Capitole'deki ile aynı sayı­lır]). 420′de Argos’ta altınla fildişi karışı­mından bir Hera heykeli yaptı. Aiskhylos’un dostu, o çağdaki bütün yunan düşünür­lerinin tanıdığı ve saydığı Polykleitos, hey­keltıraşlık sanatına, tabiatın aritmetik esaslarına göre yeniden düzenlenmesine da­yanan kurallar getirmişti.

Heykeltıraşlık kuralı (kanon) üstündeki te­orilerinin yunan heykeltıraşlığının gelişimin­de çok önemli bir yeri vardır; bu teoriler özellikie Doryphoros ve Diadumenos heykel­lerinde uygulanmıştır. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYKLEİTOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Polonya-Sovyet savaşı

Tarih 03 Haziran 2009

Polonya-Sovyet savaşı, 1920′de Polonya ile Sovyet Rusya arasında çıkan ve Riga antlaşmasında Polonya-Sovyetler birliği sı­nırının tespitine yol açan savaş. Versailles antlaşması Polonya’nın bağımsız­lığını tanımış, fakat sınırlarından bir kesimi tam olarak tespit etmemişti. Galiçya ve Silezya’da savaştıktan sonra Pilsudski, Rus ve Polonya devletlerinin yalnız Curzon hattıyle ayrıldıkları doğuya yöneldi. Ağustos 1919′da Minsk’i işgal etti, nisıan 1920′de de Ukrayna’ya girdi; Petlyura ile yaptığı bir anlaşma sonunda da 7 mayısta Kiev’i ele geçirdi. Haziranda Kamenev, Tuhaçevskiy ve Yegorov kumandasındaki Sovyet kuvvet­leri Borisov ve Jitomir yönünde saldırıya geçti. Sürekli bir cephenin yokluğu ve Po­lonyalıların bir karşı saldırısına rağmen Budyonyi kumandasındaki kızıl süvari bir­likleri Polonyalıları Kiev’i boşaltmak (10 haziran) ve güneyde Sikorski kumandasın­daki V. Polonya ordusunu güç şartlar altın­da geri çekilmek zorunda bıraktı. Bu sırada Kızılordu kuzeyde geniş bir çevirme hare­ketine girişmişti. 2 Temmuzda Tuhaçevskiy ünlü günlük emrini verdi; «Dünya yangını’nın yolu Polonya’nın cesedi üstünden geçi­yor». Temmuzda Polonyalılar Wilno, Grodno, Brest – Litovsk ve Bialystok şehirlerini kaybetti. 4 Ağustosta Budyonyi, Kowel’i ele geçirdi, sonra Galiçya’ya girdi.

Bu sıra­da Soldau’ya ulaşan Tuhaçevskiy de Varşo­va’yı tehdit etmeğe başlamıştı. Bu durum, Londra ve Paris’te büyük bir heyecanın doğmasına yol açtı. Bu devletler Polonya’­ya Weygand’ın başkanlığında bir fransız -ingiliz heyeti gönderdiler (24 temmuz). Weygand’ın kumandan ve teşkilâtçı olarak edin­diği tecrübelerden yararlanan Polonya da­ha sonra onu askerî danışman olarak gö­revlendirdi. Weygand, fransız heyetinde ge­neral Henrys tarafından yönetilen iki yüz fransız subayını savaş meydanında hemen harekete geçmeyi ve haber toplamayı gerek­tiren bütün noktalarda görevlendirdi. Weygand ile anlaşma halinde olan Pilsudski, kuvvetlerini Varşova üstüne geri çekti, bir yedek orduyle karşı saldırı hazırlığına giriş­ti. Bu saldırı 12 ağustosta başkent dolay­larında başladı; şehrin banliyösündeki Praga mevkii Rusların ateşi altındaydı. Haller ve Sikorski düşman kuvvetlerini olduğu yer­de tespit ederken, Pilsudski kumandasındaki IV. Polonya ordusu tarafından girişilen bü­yük bir harekât Sovyetler’in geri hatlarını kesti, Bug ve Neman nehirlerine kadar ulaş­tı. Zaferi kazanan Polonyalılar 18 ağustos­ta Bialystok’a, 19 ağustosta da Rovno’ya girdiler. 12 Ekimde imzalanan bir ateşkes antlaşmasından sonra 18 mart 1921′deki Ri­ga antlaşması Polonya ile Sovyetler birliği arasındaki ilişkilerin normale dönmesini sağ­ladı. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polonya-Sovyet savaşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA TARİH

Tarih 02 Haziran 2009

POLONYA TARİH
Piast’lar döneminde Polonya

• İlk Polonya devletinin toprak bütünlü­ğünün kurulması (V.-X11. yy.). V. veya VI. yy. başından sonra geniş Odra havzasına ve Vistül havzasının bir kısmına batıdan ge­len birkaç islav kabilesi yerleşti. Polonya milletinin meydana gelmesinde bu kabile­lerin (Polanlar, Vislanlar, Pomeranyalılar v.b.) katkısı oldu. Bu topluluklar, yavaş yavaş ilk şehir çekirdekleri olan ve kısa süre sonra yanlarında zanaatçı varoşları ku­rulan tahkimli castra veya grody’lerin (Poz­nan, Kruszwica, Kalisz) etrafında toplandılar.

IX. yy.ın ortasından sonra Gniezno ve Poznan dolaylarında kurulan ilk Polonya devleti çevresinde yavaş yavaş Büyük Po­lonya, Küçük Polonya, Mazovya, Silezya ve Pomeranya biraraya geldiler. Piastlar hanedanının bilinen ilk atası Mieszko I (960′a doğru-992) bu devleti Polonya dev­leti haline getirdi: ırk birliği ekonomileri­nin benzerliği, Büyük Polonya, Litvanya, Mazovya ve Podlakya ovalarının geniş bir orman kuşağıyle çevrili olması, batıda Ger­men imparatorluğu (963′te ilk askerî temas­lar), güneyde Bohemya devletleri, doğuda Kiev (945′ten sonra), kuzeyde Veletlerin Polonya topraklarını çepeçevre kuşatmaları Polonya milliyetçiliğinin doğmasını kolay­laştırdı; Mieszko, bazı derebeyleri ve ki­lisenin yardımıyle (966′da Hıristiyanlığı kabul etti ve Poznan’da ilk piskoposluk ku­ruldu) geniş bir bölgede hâkimiyetini kura­bilmek için bu milliyetçilik duygusundan yararlandı.

Mieszko I’in oğlu ve vârisi Boleslaw I (992-1025) kilisenin desteğiyle Otto III’ten Polonya kilisesinin imparatorluk kilisesinden ayrılmasına imkân veren Gniezno başpiskoposluğunu ve Krakow, Wroclaw ve Kolobrzeg piskoposluklarını kurdu; öte yandan geçici olarak batıda Odra’nın ağızlarını ve Lâusitz’i, güneyde Moravya’yı, Çekler ve Slovaklar ülkesini ilhak etti ve doğuda Kiev’e ulaştı. Başarıları Bautzen barışlanyle (1018) ve ilk Polonya kralı olarak taç giymesiyle onaylandı. Ama oğlu Mieszko II (1025-1034), doğudan rus prens­lerinin, kuzeyden Danimarkalıların (Pomeranya’da), güneyden Çeklerin, batıda Po­lonyalıları Odra’nın doğusuna çekilmeğe zorlayan (1031-1032) imparator Franken’li Konrad II’nin hücumları karşısında topraklarının bütünlüğünü koruyamadı; iç kar­gaşalıklar ve kardeşlerinin taht üstünde hak iddia etmeleri yüzünden sınırları daralan devletini ancak imparatora bağımlılık ye­mini ederek kurtarabildi.
Başlıca olayları iç düzenin kısa süre içinde bozulması (halk ayaklanması ve Mazovya’nın ayrılma dene­mesi) ve Bohemya. Bratislava dükünün anî istilâsı (1036) olan bir döneminden sonra Yenilikçi Kazimierz I (1040′a doğru-1058) Kilisenin ve Devletin bütünlüğünü yeniden sağladı, başkenti Krakow’a nakletti. Ama kendisini tahta çıkaran aristokrasinin gün­den güne artan denetimini kabul etmek ve yardımı sayesinde Silezya’yı Çeklerden, Mazovya’yı da kontrolü ele geçirmiş olan Maslaw’dan kurtaran imparator Heinrich III’ün metbuluğunu kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu Atak Boleslaw II (1058-1079) bu iki vesayetten de kurtulmayı başardı: önce aristokrasinin denetiminden kurtuldu; son­ra rus prenslikleri arasındaki anarşiden ya­rarlanarak Kiev’de harekete geçti (1069) ve Çekleri Silezya üstündeki hak iddiaların­dan vaz geçmeğe zorladı; Heinrich IV’e karşı ayaklanan Saksonların tarafını tuta­rak Berat kavgasından yararlandı ve papa Gregorius VII’den krallık tacını giymeyi başardı; böylece Polonya’nın imparatora hiç bir bağımlılığı kalmıyordu.
Ama impara­torun yardım ettiği muhalifleri destekleyen Krakow piskoposu Stanislaw’ın (Aziz Stanislas) idamı (veya öldürülmesi) derebeylerin ayaklanmasına yol açtı; derebeyler tahta kralın kardeşi Wladyslaw (veya Ladislas) Herman’ı çıkardılar. Boleslaw kral unvanını kaybetti (1079), kaçtı ve ülke Bohemya’ya yıllık bir haraç ödemek zorunda kaldı.

Polonya’nın soyluların temsilcisi voy­voda SieciechT tarafından yönetilmesini ka­bul etmek zorunda kalan Wladislaw I Herman’dan (1079-1102) sonra Polonya, Boleslaw III zamanında toprak bütünlüğüne ye­niden kavuştu. Kardeşi Zbignievv ile bö­lüştüğü Polonya topraklarını kendi çıkarına birleştirmeyi başaran Boleslaw III, germen himayesinden kurtuldu ve Baltık kıyısında geniş bir bölgeyi ele geçirdi (Pomeranya’nın Vistül ve Odra ırmakları arasındaki kısmının fethi); Macarlar ve Rutenyahlar ile ittifak yaparak imparatorun 1109 da gi­riştiği harekâtı durdurdu; sonra feth ettiği topraklardaki halkı hıristiyanlaştırdı, fakat ülkesini dört oğlu arasında bölmekle, elde ettiği parlak sonuçları tehlikeye düşürmüş oldu.

• Millî düklükler ve Polonya’da anarşi (1139-1305). En büyük oğlu dük Wladislaw II’nin (1139-1146) kardeşlerinin metbuu ilân edilmesi, onların siyaset alanında ba­ğımsız davranmalarını ve ülkelerini kendi oğulları arasında bölüştürmelerini engelle­yemedi; böylece 1250′den sonra her birinde bölgeciliğin ağır bastığı yirmi dört kadar düklük ortaya çıktı. Bunların hiç biri üs­tünlüğünü kabul ettirecek güçte olmadı­ğından her birinin, özellikle de en büyü­ğün, bu yoldaki her denemesi bir iç savaş halini alıyordu; bunu fırsat bilen polonya aristokrasisi hükümdarı kendi tayin ede­rek monarşiyi kendi hâkimiyeti altına sok­tu. Meselâ Yaşlı Mieszko III’ün (1173-1177) tahttan indirilmesi ve yerine daha yumuşak başlı görünen genç kardeşi Âdil Kazimierz’in (1177-1194) geçirilmesi, Polonya’da seçi­me dayanan bir monarşinin kurulmasına yol açtı. İş başına getirilen kral, seçilmesi­nin karşılığında devletin yüksek otoritesini zedeleyen birtakım siyasî ve malî tavizler­de bulunmak zorunda kalıyordu (Leczyca meclisi, 1180).

Bu anarşi döneminde Hı­ristiyanlığı geniş halk tabakalarına yayan (XII.-XIII. yy.) Kilise, Polonya birliğinin hanedandan daha sağlam bir temsilcisiydi. Yüksek rahip sınıfı, üyeleri büyük toprak sahibi soylu ailelerden geldiği halde, za­man zaman yetkisini köylü sınıfını ezen soylulara karşı kullanıyordu (Papalık fer­manı, 1233). Bu anarşi ortamında soylular sınıfı da ikiye ayrılmıştı:

prensliklerin yö­netiminde görev alan ama krallık gücünün artmasına şiddetle karşı koyan magnat’lar (eski derebey aileleri); üyeleri prensler ta­rafından şövalye unvanıyle topraklara dağıtılan küçük soylular veya szlachta. Bu siya­sî ve sosyal çözülmeden yararlanan Alman­lar, Nordmark’tan başlayarak kuzeyden ve doğudan ilerlediler; Nordmark (geleceğin Brandenburg’u) 1134′te Ayı Albrecht’in pa­yına düştü. 1138-1181 Arasında Baltık’ın Elbe ve Odra arasındaki kıyısı Ayı Albrecht ile Saksonya dükü Aslan Heinrich tarafın­dan işgal edildi; Polonya Odra’nın batısın­daki bütün toprakları, hattâ Aşağı Warta’yı kaybetti; Almanlar Aşağı Warta’da Yeni Uçilin’i (Neuemark) kurdular (1272); ayrıca Prusyalıların kuzeyden yaptığı tehlikeli baskıya tek başına karşı koya­mayan Mazovya dükleri toton şövalyelerine başvurdular; ne var ki 1283′te Prusyalıları Neman’ın ötesine püskürten Tötonların püskürttükleri düşmandan daha belâlı ol­dukları çok geçmeden anlaşıldı.

Baltık ile ilişkisi kesilen, Litvanya devletinin kurulmasıyle (XIII. yy.ın ikinci yarısı) doğudan ve kuzeydoğudan tehdit edilen, üstelik de Silezya dükü Dindar Henryk’in 1241′de Legnica’da boş yere durdurmağa çalıştığı moğol istilâsıyle harebeye dönen Polonya artık Almanlar için kolaylıkla ele geçirilebilecek bir avdı. Almanların memlekete girmeleri birçok bakımdan olumlu oldu: XII. ve XIII. yy.da Avrupa’da genel nüfus artışına pa­ralel olarak polonyalı kolonların orman­larda tarla açma işi hızlandı; yeni kır top­lulukları kuruldu; şehirlerde ticaret gelişti ve batıyı örnek alan Polonya prensleri, Özellikle Wroclaw (1242), Poznan (1253), Krakow’a (1257) tanınan Magdeburg yasasını benimseyerek şehirlere hürriyet «şartları» verdiler.

Buna karşılık, almanlar ticarî faa­liyeti ele geçirerek imparatorluk ve Bo­hemya ile çeşitli alışverişe girdiler ve ser­vetlerine dayanarak onlar sayesinde yeni bir aristokrasinin kurulmağa başladığı şe­hirlere hâkim oldular. Burjuvazi özellikle Silezya’da alman dilini ve geleneklerini yaydı.
İktisadî güçlerinden ve fikir üstün­lüklerinden gurur duyan alman mülteciler, Polonya’ya istedikleri kralları kabul ettir­diler: önce gerçek bir Piast olan Silezya dükü Namuslu Henryk II (1288-1290); son­ra Polonya kralı ilân edilen (1300) ve Piast’ların anarşi dolu kavgalarına karşı bir ga­ranti gibi görünen Bohemya kralı (1291) Venceslav (Vaclav). Ama bir yabancının tahta çıkması, Piast ailesinden Wladislaw I Lokietek’e millî hoşnutsuzluğu istismar et­me fırsatını verdi. Polonya’nın bir kısmını ayaklandıran Wladislaw I, Venceslav’ın ölümünde ülkeye hâkim olmayı başardı (1305) ve Krakovv’un alman belediye reisi Albrecht’in yönettiği şehir burjuvalarının
isyanını ezdikten sonra, 1320′de Polonya kralı olarak taç giydi: monarşiyle birlikte ülkenin bütünlüğü de yeniden sağlanmıştı. Bununla birlikte Wladislaw I’in devleti, çeklerin derece derece kendilerine bağladık­ları Silezya’yı da, Pomeranya’yı da içine al­mıyordu.

• Polonya devletinin yeniden kurulması ve Piast’ların sonu (1305-1370). iyi hesap­lanmış evliliklerle yararlı ittifaklar kuran Polonya kralı, Brandenburg’ların toprak ge­nişlemesini durdurdu ve Pomeranya konu­sunda uzun ve boş bir çekişmeden sonra Tötonları Plowce’ta yenmeyi başardı (1331); fakat Kujawy’yi Tötonlara kaptırdı. Oğlu Büyük Kazimierz III (1333-1370), onun eserini tamamladı. Bohemya’nın Polonya tahtındaki hak iddialarını bertaraf ettikten sonra Pomeranya’yı belli bir süre için Tö­tonlara bırakarak (1343) onları yatıştırdı; Anjou’lu Luigi’yi vâris tanıyarak (1339), bu­na karşılık da Kızıl Rutenya’nın kesinlikle kendisine bırakılmasını sağlayarak macar tehlikesini ortadan kaldırdı.

Böylece batı dışında her yerde Polonya toprak bütün­lüğüne yeniden kavuştu: Kazimierz III, gelenekleri kanun halinde toplayarak yasama ve adalet birliği ilkesini gerçekleştirdi (Wislica yasası, 1347); köylülerin yükümlerini azalttı; kolonlar için yeni köyler kurdu; ti­carî gelişmeyi destekledi (ambar, yol ve şe­hirler çevresinde müstahkem surlar inşası; yabancı ülkelerden kovulan yahudilere im­tiyazlar tanınması); Polonya’nın Almanya ve Bohemya’ya karşı fikrî muhtariyetini sağlayan Krakow üniversitesini kurdu. Ma­zovya düküne metbuluğunu kabul ettirdi, küçük soyluların muhalefetini kırdı.

• Piast’lardan Jagellon’lara: Geçiş döne­mi (1370-1384-1386). Piast’lar sülâlesi Kazimierz III ile sona erdi: çünkü Kazimierz tahtını uzak akrabalarından biri yerine, yeğeni Anjou sülâlesinden Macaristan kralı Lajos’a (1370-1382) bırakmayı tercih etmiş­ti; Lajos’a, kalkınmış ama hiç deniz kıyısı olmayan ve dışta hep toton tarikatıyle gücü gittikçe artan Litvanya’nın tehdidi altında yaşayan, içte ise hep büyük soyluların ba­ğımsızlığının tehdit ettiği bir Polonya’yı miras bıraktı. Vârisini tayin etmek için bü­yük soyluların fikrini almak zorunda kalması, Polonya kurumlarının seçimle iş ba­şına gelecek bir monarşi kurulmasına doğ­ru geliştiğini ortaya koydu.
Bu olay polonya tarihinde kesin bir dönemeçti; çün­kü soylularla yapılan pazarlık sonucunda (soylulara ağır gelen bütün vergilerin kal­dırılması: Koszyce imtiyazı, 1374) tahta ya­bancı bir sülâle çıkıyordu ve Macaristanlı Lajos’un saltanatı aslında Jagellon’lar dev­rine doğru bir geçiş dönemiydi.

Jagellon’lar Polonyası (1386-1572)
• Doğu Avrupa’da Polonya’nın gücünün artması (1386-1505). Yabancı bir prens olan ve hemen hep yurt dışında yaşayan Lajos’­un ölümü, Polonya’da iç savaşı başlattı: Macaristan ile birlik bozuldu, laik ve dinî büyük soylular devletin önemli mevkilerini paylaştılar. Bu durumun yarattığı huzur­suzluğu gidermek için Polonyalılar tekrar monarşiyi kurdular: Lajos Fin kızı Hedwige, Polonya kraliçesi oldu (1384-1399) ve Litvanya büyük dükü Jagellon ile evlenme­ce zorlandı; Wladislaw adiyle vaftiz olan ve şahsî topraklarını krallığa katmağa söz veren Jagellon ortak Polonya kralı seçildi (1386-1434). Bu seçimle Polonya aristokra­sisi ülkeye anarşiye son verebilecek bir sü­lâle kazandırıyor, doğu ile yakınlık kuru­yor ve ülkeyi toton şövalyelerinin tehlikeli baskısından kurtarıyordu; gerçekten Polonya-Litvanya koalisyonu birlikleri, Tötonları Grunwald’de ezdi (15 temmuz 1410).

Wladislaw II Jagellon Moldavya (1387), Eflak (1389) ve Besaıabya (1396) hüküm­darlarının kendisine saygı yemini etmesini de sağladığından Polonya artık Baltık de­nizinden Karadeniz’e kadar uzanan ve ba­zı çatışmalara, özellikle Litvanya büyük dükü Witold’un sebep olduğu çatışmalara rağmen, iki ülkenin soyluları arasında im­zalanan Horodlo birliğiyle bütünlüğü sağlanmış görünen bir devlet haline geldi: da­ha eski medeniyeti, toprak bütünlüğünün daha sağlam ve nüfusunun daha kalaba­lık olması dolayısıyle, kral olarak Litvan­ya’nın soydan geçen büyük düklerini seç­mek (her ikisi de Wladislaw II’nin oğul­ları olan Wladislaw III [1439-1444] ve Ka­zimierz IV [1445-1491]) kurnazlığını göste­ren Polonya, yavaş yavaş bu iki başlı dev­letin siyasî merkezi haline geldi: Macaris­tan tahtına Wladislaw (Laszlo) III’ün se­çilmesiyle (1440), Krakow çok büyük bir katolik devletin coğrafî merkezi oldu; bu devlet germenciliği önlemekle ve kilisenin baskısıyle (kralın vasisi ve Krakovv pisko­posu Olesnicki’nin büyük rolü) Ortodoks­luğun ve Müslümanlığın yayılmasını, püs­kürtmeğe değilse bile durdurmağa (Wladislaw III’ün 1444′te Varna’da Osmanlılara yenilmesine rağmen) yönelmişti. Wladislaw III’ün vârisi Kazimierz IV ise Polonya-Litvanya devletinin güneydoğuya doğru ge­nişletilmesi işini bir yana bırakarak kendi­ni önce Polonya’da monarşinin kuvvetlen­mesine adadı: bu iş için Nieszewa imtiyaz­larını (1454) verdiği şövalyelerle, artık do­ğu topraklarının işletilmesine yönelen magnat’lar arasındaki geleneksel çelişkiden ya­rarlandı.

Toton tarikatının rakipleriyle itti­fak yaptı ve Onüç yıl savaşlarından sonra (1454-1466), toton tarikatına metbuluğunu kabul ettirerek Pomeranya ve Gdansk’ın kendisine bırakılmasını sağladı; böylece Po­lonya, buğdaylarının sevk edileceği bir deniz kapısı sağlıyordu (Torun barışı, 1466). Ayrıca Albrecht II’nin kızı Habsburg’lu Elisabeth ile evlenerek (1454), Bohemya tacı ve Macaristan üstünde haklar elde etti (bu haktan oğlu Wladislaw 1471′de Bohemya tacında, 1490′da Macaristan’da yararlandı). Polonya germenciliğe hücuma geçmişti; bu­na karşı koyabilmek için imparator Friedrich III, Litvanya’nın tabiî rakibi İvan III Vasiliyeviç ile ittifak yaptı; alman tehli­kesi azalırken bu sefer de rus tehlikesi baş­lıyordu.

• Monarşi gücünün azalması ve szlachta’nın zaferi. XV, yy. sonunda, krallığın si­yasî, iktisadî ve sosyal yapısı da değişti. Rahip ve magnat sınıfının hırslarını önle­mek için szlachta’ya dayanan Jagellon’lar, szlachta üyelerinin her türlü yargıya karşı dokunulmazlıklarını kabul etmekle (Krakovv imtiyazı, 1433) kalmayarak, askerî ve malî yükümler yüklemeden önce mahallî szlachta meclislerinin fikrini almayı da ka­bul etti; ayrıca 1493′te Piotrkow’da genel bir diyet toplandı; bu, monarşi gücünün küçük soylular lehine azalmasının mantıkî bir sonucuydu. Her ikisi de Kazimierz IV’ün oğulları olan Jan I Adalbert (1492-1501) ve Alexsander I’in (1501-1506) saltanatları­nın çok kısa sürmesi, Jan I’in Moldavya’­nın bağımsızlığını engelleyememesi ve Bukovina’da ağır bir bozguna uğraması (1497) karşısında cüreti artan szlachta Aleksander I’e, milletin üç sınıfından oluşan genel di­yeti kabul ettirerek, meşrutî bir krallık ku­rulmasını sağladı.

Kral, senatörler ve mil­letvekillerinden meydana gelen bu genel di­yetin onayı, kanunların kabul edilmesi, ver­gilerin alınması ve seferberliğin ilân edil­mesi için şarttı (Nihil Novi anayasası, 1505). Böylece çok kötü sonuçlar veren oybirliği sistemi ortaya çıkmış oldu ve XVII. yy.ın liberum veto’suna yol açtı. Szlachta, Baltık’a açılmanın kendisine sağlayacağı büyük ka­zancı anladı: Polonya’nın iktisadî (hattâ siyasî) ağırlık merkezi kuzeye doğru kaydı (kısa süre sonra Varşova’nın başkent olması) ve batıda daha elverişli bir yerde bulunan Poznan, Almanya ile Baltık denizi arasın­daki mübadelelerin kontrolünü ele geçirdi, iktisadî değişiklikler ve özellikle tarım ürün­leri fiyatlarının artması, szlachta’ya ait çift­liklerin yüzölçümünü ve önemini arttırdı.

Szlachta, hükümdara şehir halkının toprak sahibi olmasını yasaklayan, köylülerin yal­nız derebeylik mahkemelerinde yargılanma­sını ve aile başına bir erkek evlât dışında toprağa bağlanmalarını öngören bir kanu­nu kabul ettirdi (Piotrkow diyeti, 1496); 1520′de köylülere angarya yüklendi; genel-leşen bu sistem, XV. ve XVIII. yy.da da­ha da arttı.

• Son Jagellon’lar (1506-1572). Kazimierz IV’ün üçüncü oğlu ve üçüncü mirasçısı Zygmunt I (15044548), oğlu Zygmunt II August’u Litvanya büyük dükü olarak ta­nıtmayı ve Polonya kralı seçtirerek taç giy­dirmeyi (1530) başardı. Soydan geçen mo­narşinin kurulmuş gibi göründüğü bu dö­nemde Polonya, Jagellon’lar sülâlesinin Ma­caristan’ın kontrolünü kaybetmesine Lajoş II’nin Mohaç’ta ölümü [1526], Habsburg’lu Ferdinand I’in tahta çıkışı) ve Mosko­valıların Smolensk’i ele geçirmelerine (1514) rağmen, en güçlü devresini yaşadı. Toton tarikatı başrahibi Brandenburglu Albrecht, tarikatı laikleştirince (1525) Zygmunt I, soydan geçen Prusya düklüğünün metbuluğunu kabul ettirdi; ayrıca Varşova düklüğünü kendine bağladı (1526); litvanya soylularına, polonya soylularının yararlan­makta olduğu imtiyazları tanımak (1556′da ilk Litvanya meclisinin toplanması) kurnaz­lığını gösteren Zygmunt II August, Litvanya’ya, «Lublin daimî birleşmesi»ni kabul et­tirmeyi başardı; buna göre krallık ve büyük düklük artık tek bir meclis ve ortaklaşa se­çilecek tek bir kral tarafından idare edile­cekti (1569). Soylularla anlaşarak, içeride bir soylu «res publica»sı kurulmasıyle so­nuçlanan reformlar yaptı.

Bir deniz siyaseti hazırladı ve donanmanın inşaını başlattı; Schwerttıâger tarikatı şövalyelerinin çözül­mesinden yararlanarak Güney Livonya’yı ele geçirdi: Polonya, Krakow üniversitesi sayesinde XV. ve XVI. yy.da Avrupa’nın geri kalan kısmındaki kültür yenilenme­sine katıldı; Krakow’lu dinbilimci Pawel Wlodkowic, toton tarikatının bağımsızlık isteklerine Konstanz konsilinde karşı çıktı; aynı üniversiteden başka dinbilimciler, soy­lular ve burjuvalar arasında taraftar bul­masına rağmen hus’çu sapkınlığı yendiler; ama aynı zamanda konsillerin papadan üstün olduğunu iddia ettiler. Polonya, bil­ginleri yeni düşüncelerle büyük ölçüde il­gilenen (De Revolutionibus Orbium Caelestium, Kopernik) canlı bir bilim ve ede­biyat merkezi haline geldi; hattâ Reformu kabul etmeğe bile hazır görünüyordu.

Kral­lar Protestanlığın Prusya, Kurzeme ve Livonya’da yerleşmesini kabul ettiler. Katolik veya ortodoks magnatlar ve soylular kısa süre içinde Protestanlığı kabul ettiler, Soy­lular meclisinde çoğunluğu ele geçirdiler ve Zygmunt II’den Büyük Polonya’da luther’ci bir kilise, Küçük Polonya ve Litvanya’da da calvin’ci iki kilise kurma iznini aldılar (1552). 1573′te bu fiilî hoşgörü, Var­şova konfederasyonunca da onaylandı. Ay­nı zamanda, hümanizm, italya ile ilişkiler, basımevlerinin gelişmesi ve din tartışmaları millî edebiyatın gelişmesine katkıda bulun­du.

ilk gerilemeler ve Altın çağın sonu (1572-1648)

• Monarşide istikrarsızlık ve Karşı Refor­mun başarıları (1572-1587). 1572′de Zyg­munt II August, vâris bırakmadan ölünce, artık hepsi yeni kralın seçimine katılan (Varşova diyetinin kararı, 1573) soylular, valois’lı Henri’yi kral seçmeğe karar ver­diler (1573); ama aynı zamanda da krallık gücünü sınırlayan birçok şartı kabul et­tirdiler (pacha conventa); Henri’nin Fran­sa’ya kaçmasından sonra Osmanlı devleti­nin de yardımıyle Erdel prensi Istvan Bathory’yi kral seçtiler (1576-1586); Bathoky, Gdansk isyanını ezdi ve savaşı başarıyle devam ettirerek Moskovalılardan Livonya’­yı geri aldı, ataman Jan Zamoyski’nin des­teğini sağlayarak onu kançılarlığa getirdi. Kiliseye Reformla mücadele imkânlarını sağladı (kardinal Hosius’un [Hozjusz] yazı­larının yayılması; Wilna’da [Vilnius] Isa tarikatının bir üniversite kurması, 1578).

Bunun üzerine Calvin’cilik hızla geriledi ve Luther’cilik ancak krallık Prusya’sı top­raklarında tutunabildi.
Annesi Jagellon sü­lâlesinden olan Zygmunt III Vasa’nın (1507-1632) tahta çıkmasından sonra, katolik tep­ki daha güçlü bir hal aldı ve Brzeşç bir­liği (Roma ile Kiev) metropoliti ve hemen bütün ortodoks piskoposlar tarafından ka­bul edildi; bununla birlikte her yerden ko­vulan teslis aleyhtarları 1638′e kadar Rakow’da bir okul ve bir basımevini yaşat­tılar, «polonyalı rahipler» veya «socini’ciler» adiyle Avrupa’nın her tarafına yayıldılar.

• Kazakların isyanına kadar Vasa (Wasa) sülâlesi (1587-1648). Tahta Vasa (Wasa) sülâlesinden bir kralın çıkması ve eyaletle­rini elinden almayı düşündüğü akrabası İs­veç krallarıyle çatışması, Polonya’nın siya­setini Baltık’a yönelttiğini ortaya koydu: bu yönde Moskova ile ve özellikle İsveç ile çatışan Polonya, ülkenin üç defa bölüşülmesine yol açan bir döneme girmiş oldu. Bazı başarılar kazanılmasına (Smolensk’in Deulino antlaşmasında geri alınması, 1618) karşılık, krallık Livonya kıyılarını ve tazmi­nat olarak Gustaf-Adolf’a bıraktığı Gdansk gümrüklerini kaybetti (Altmark mütarekesi, 1629). Zygmunt III Vasa’nın Habsburg’lara yardım etmesi, ancak güçlükle karşı ko­nulabilen türk istilâlarına (1620-1621) yol açtı. Bununla birlikte Wladislaw IV (1632-1648), Otuzyıl savaşları sırasında, Fransa ve Habsburg’ların müdahale etmesini istemelerine rağmen tarafsız kaldı, Moskova ile savaşı başarılı bir şekilde bitirdi (Polanowa barışı, 1634) ve İsveç ile son çatış­maları halletti (Sztumska Wies mütareke­si, 1635), ama krallık gücünü artıramadı. Kazimierz IV (Jan II Kazimierz) [1648-1688], Litvanya birliğinden sonra Litvanya’nın Ukrayna’daki topraklarının (Kiev’in gü­neyinde) kötü işletilmesi tehlikeli iç mese­lelere yol açtı.

Tatar istilâlarına açık ol­masına rağmen Ukrayna hem Kazakları, hem de onlardan sonra hürriyete ve ko­layca işlenebilecek topraklara hasret kolon­ları çekmişti. Ama İstvan Bathory ve Zygmunt III, bu geniş ülkeyi büyük latifundialar haline getirip birkaç büyük mag­ri at ailesine vererek kolonları düşman et­tiler; bunun üzerine başlayan Kazak savaş­larında, Kazakların başına 1648′de isyan etmiş bir köylü olan Bogdan Hamelnitskiy geçti.

Polonya’nın gerilemesi (1648-1795)

• Vasa’ların sonu (1648-1688). 1370′ten teri yabancı prenslerin idaresinde’bulunan, soyluların özel çıkarını devletinkinden üstün tutan bir sistemle yönetilen Polonya’yı, Ka­zakların isyanı temelden sarstı; bu isyanı bahane ederek ülkeye müdahale eden Rus­lar, Smolensk ve Vilnius’u (1654) ele geçir­di; isveçliler ise bir an için bütün ülkeyi işgal ettiler ama sonunda püskürtüldüler. Bununla birlikte hükümdar Jan II Kazimicrz. Prusya düklüğü üstündeki metbuluğunu kaldırmak (1657), Iç Livonya’yı isveç’e Oliva antlaşması, 1660), Dnieper’in doğusunda kalan Ukrayna topraklarını da Rusya’ ya bırakmak (Andrusova barışı, 1667) zorunda kaldı. Polonya bu buhrandan iflâs etmiş olarak çıktı: ürünler tahrip edilmiş, ticaret durmuş, nüfus azalmıştı. Hüküm­dar (Lubomirski’nin isyanı, 1665), liberumveto’nun (ilk olarak 1652′de kullanıldı) kal­dırılmasını, daimî vergiler konmasını ve hükümdarlara vârislerini kendileri seçme hakkının tanınmasını kabul ettirmeğe uğraştı.

• Millî tepki (1669-1696). Olumlu bir so­nuç elde edemeyince umutları kırılan çocuğu olmayan Jan II Kazimierz, tahta bir fransız prensini seçtirebilmek için tahttan feragati denedi (1668); fakat millî bir tepkiyle karşılaştığı için başarı sağlayama­dı ve sonunda Polonyalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Michal Korybut
Wisniowiecki (1699-1673) kral seçildi, Wisniovviecki’nin ölümü (1673) ertesinde Sobieski Jan III adiyle (1674-1696) Polonya kralı oldu.

• Gerileme ve Polonya’nın bölünmesi 1697-1795). Podalya’nın ve Ukrayna’nın bü­yük kısmının Karlofça barışıyle (1699) geri alınmasına rağmen, Polonya kralın başarılarının kurbanı oldu. İflâs eden ve nüfusu azalan ülke gerilemeğe başladı. Iç işlerine yabancı devletlerin müdahalesi günden güne arttı ve özellikle kral seçimi sırasın­ız Fransa, Avusturya ve Rusya tahta kendi adaylarını çıkarmağa çalıştılar. Sonunda
Avusrurya ve Rusya, Polonya’ya kral ola­rak, Wettin sülâlesinden prensleri, Sak­sonya seçici prenslerini (August II [1697-1788] ve August III [1733-1763]) kabul et­tirdiler. Polonya yabancı devletlerin reka­bet alanı haline gelmişti. Yeni tebaalarının hürriyetçi geleneklerinden habersiz olan August II, çar Büyük Petro ve Danimarka kralıyle ittifak yaptı; isveç’in Baltık kıyısında ele geçirdiği (1648 Westfalen antlaş­maları ve 1660 Oliva antlaşması) mevzilere hücum etti.

Ama Karl XII’nin askerî dehası karşısında şaşkına dönen ve birlikleri bozguna uğrayan hükümdar, isveçlilere ye­nildi; İsveçliler Varşova’ya başka bir kra­lın seçilmesini kabul ettirdiler: Stanislaw I Leszczynski (1704). August II, Varşova’ya tocak Rusların Poltava zaferinden sonra 1709), Büyük Petro’nun yardımıyle döne­bildi. Bu ikinci Kuzey savaşı Polonya için büyük felâketlerle sonuçlandı: 1710-1720 arası nüfus azalması en yüksek dereceye ulaştı. üstelik o tarihten sonra ülke Sandomierz konfederasyonunu kuran (1702) August II taraftarlarıyle, sakson mutlakıyetçiliğine karşı olan ve Tarnogrod kon­federasyonunu kuran (1715) Stanislaw I ta­raftarları arasında ikiye bölündü. Bu iki reşkilât çarın müdahalesiyle dağıtıldı ve ma elçisi yeni bir anayasa hazırlanmasına yardım etti; bu anayasa ile yeni vergiler kondu, ordu 24 000 kişiye indirildi ve sak­son birlikleri seçici prensliğe çekildi (1717 Dilsiz diyeti). Her türlü merkezî otoriteden yoksun olan, askerî ve malî sıkıntılar çe­ken Polonya, güçlü komşularının körükle­diği bir anarşi içinde yaşıyordu.

Komşuları tacını önce oğluna (sonradan August III). sonra Rusların muhalefeti karşısında Stanislaw I Leszczynski’ye geçirmek isteyen (karşılığında Fransa’nın oğlunun Avustur­ya tacına adaylığını destekleyeceğini san­dığından) August II’nin siyasetine karşı çıktılar. Avusturya durumdan kaygılanınca Prusya ve Rusya, Berlin antlaşmasını imzaladılar; antlaşma Polonya’yı anarşiden kur­tarabilecek bir prens seçilmesini önlemek için bu üç devletin ortak çalışmasını öngö­rüyordu (1732).

Stanislaw I Leszczynski’nin Fransa ve Potocki’lerin desteğiyle kral seçilmesi bu an­laşma yüzünden Polonya Veraset savaşına ve Rusya’nın August III lehine duruma mü­dahale etmesine yol açtı. August III kur­nazlık ederek Kurzeme düklüğünü çariçenin gözdesi Biron’a bıraktı; bu sırada Viyana barışıyle (1735 ön görüşmeleri, 1736 uzlaş­ması, 1738 barışı) Stanislaw I, Polonya’nın ismen kralı, Lorraine ve Bar dükü oldu. Ordusu 20 000 kişiye indirilen, liberum ve­to ile meclislerinin eli kolu bağlanan (1736′dan sonra hiç bir meclis normal süresini dolduramadı)

Polonya, Friedrich II’nin Silezya’yı işgal etmekle büyük bir çıkar sağ­layacağını bildiği halde Avusturya Veraset savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. Yok­sullaşan krallık geçirdiği buhrandan ağır ağır kurtulabildi. Toprakların yeniden işlen­mesine özellikle Ukrayna’da başlandı, şe­hirler kendiliğinden kalabalıklaştı (Gdansk’ın nüfusu 50 000 kişiye, Varşova ‘nınki 40 000 kişiye ulaştı). Ama vatandaşlık duy­gusunun henüz gelişmemiş olması kalkın­mayı frenledi. Bu büyük eksikliğe karşı sa­vaşan Stanislaw Konarski, öğretimde re­form yaptı, soylular kolejindeki (1740′ta Varşova’da kuruldu) genç magnatlar gibi öğrencilerine siyasî (liberum veto’nun kaldırılması), iktisadî (sanayi tesisleri kurulması) ve sosyal (angarya sisteminin bırakıl­ması ve makûl bir kira karşılığı köylülere toprak verilmesi) reformlar yapılması ge­rektiğini öğretti.

Reformcu fikirler Czartoryski prens sülâlesi gibi bazı magnatlar arasında bile yayıldı. Czartoryski’ler, yeğen­leri Stanislaw August Poniatowski’yi kral seçtirebilmek (1764-1795) için Rusya’ya baş­vurdular. Diyet’in kabul ettiği (1764) bir­takım reformları kral daha da geliştirdi. Polonya ve Litvanya’da birer ordu ve hazine komisyonu kuruldu: orduya vatansever kad­rolar sağlamak için bir kadet (subay) oku­lu açıldı; Taç Giydirme meclisi, konfe­derasyonun süresini uzattığından liberum veto geçici olarak kaldırıldı.

Durumdan hoşnut olmayan Friedrich II ve özellikle Katerina II müdahale ettiler; liberum ve­to’yu yeniden uygulatmayı başardılar (1766 diyeti), güçlü bir merkeziyetçi idareye kar­şı olanlardan meydana gelen Radom konfederasyonunu kurdular; Repnin diyeti de­nen olağanüstü bir diyeti, Polonya’yı güç­süz kalmağa mahkûm eden «temel yasa­lar»! (hükümdarın seçimle iş başına gelmesi; liberum veto; soyluluk imtiyazları) çıkar­mağa zorladılar. Bu karara karşı olanlar Bar konfederasyonunu kurarak rus birlik­leriyle çarpışmağa başladı (1768-1772).
Durumdan yararlanan Friedrich II ve Ka­terina II, görüşlerini Maria-Theresia’ya da benimseterek Polonya’yı ilk olarak paylaşmağa karar verdiler; Friedrich II, Gdansk ve Torun dışında krallık Prusya’sını, Ka­terina II, Duna’nın kuzeyindeki ve Yukarı Dnieper’in doğusundaki litvanya toprakla­rını, Maria-Theresia ise, Lwow (Lvov) ile birlikte Galiçya’yı ilhak etti. Polonya’yı ger­çek bir himaye ülkesi haline getiren Rus­ya, ülkede daimî bir meclisi öngören yeni bir anayasa kabul ettirdi (1775). Bu hima­yeye rağmen Stanislaw II Poniatowski ül­kede yapıcı bir idare uyguladı; İsa tarika­tının kaldırılması sırasında bir millî eği­tim kurumu kurdu; bu kurum özellikle vergi sisteminde reform yapma (topraklar­dan vergi alma) üstünde durarak Konarski’nin eserini devam ettirdi; Krakow (Kollataj’ın rolü) ve Wilno üniversiteleri ise ay­dın kadrolar yetiştirmeğe girişti. Rusya’nın hareket kabiliyetini ortadan kaldıran Türk-Rus savaşından yararlanan (1788-1792) Bü­yük meclis ordu mevcudunu artırdı (100 000 kişi) ve fransız devrimcilerini örnek alarak 3 Mayıs 1791 anayasasını oyladı:

Saksonya sülâlesine soydan geçecek monarşi, bakan­ların sorumluluğu, burjuvaziye bazı siyasî haklar tanınması. Durumdan hoşnut olma­yan Rusya, ülkeye ordularını soktu; köy­lülere verilen bazı imtiyazlara kızan bir­kaç magnat’ın yardımıyle Targowica kon­federasyonunu kurdu (mayıs 1792) ve re­formları durdurdu. Grodno diyeti ikinci bir bölünmeyi imzalamak zorunda kaldı (1793); buna göre Rusya, Minsk, Volhinya ve Podolya’yı, Prusya ise Gdansk, To­run ve Büyük Polonya’yı alıyordu. Bu ağır şartlar, millî bir devrim hareketine yol açtı; devrimin siyasî yönetimini İgnacy Potocki ve Kollataj aldılar; ordunun başı­na geçen Kosciuszko ise Krakow’a gire­rek milleti Rusya ve Prusya’ya karşı sa­vaşa çağırdı; Varşova (17 nisan) ve Wilno’dan (13 nisan) Ruslar kovuldu. Ama Krakow’u alan (15 haziran) Prusyalılar, Varşova’yı kuşattılar (haziran-eylül 1794). Kosciuszko sonunda yenildi ve Maciejowice’de Ruslara esir düştü (10 ekim); Ruslar Praga varoşunu yıktıktan (4 ekim) sonra Varşova’yı teslim aldılar. Galipler Polonya’dan artakalan kısmı paylaştı; Prusya, Varşova’yı ve Neman ile Bug’a ka­dar olan toprakları aldı; Rusya bu hattın doğusundaki toprakları, Avusturya ise Krkow’u, Sandomierz’i, Lublin’i ve Mazovya’nın bir kısmını ele geçirdi (24 ekim 1795 antlaşmaları). Ayrıca Stanislaw II Au-gust, tahttan çekilmek zorunda kaldı (27 kasım 1795) ve Polonya krallığı adının «ebediyen kullanılmamasına karar verildi.

• Yabancı işgali (1795-1807). üç devlet hemen ülkeyi sömürgeleştirmeğe giriştiler. Avusturya ve özellikle Prusya fethettikleri kısımları almanlaştırmağa başladı; Avus­turya, soyluları köylülere karşı çıkarmayı denedi; Prusya rahip ve soylu sınıflarının mallarına el koydu ve bu mülkleri bölgeyi yönetmekle görevli bir Oberprasident aracılığıyle alman kolonlara dağıttı. Rusya ise, bir tek piskoposluk dışında bütün katolik piskoposlukları kaldırdı ve halkı Ortodoks­luğu kabule zorladı. ‘ Milliyetçiliklerinden vaz geçmeyen burjuvazi ile soylular iki ay­rı yönde destek aradılar: büyük kısmı Fransa’ya sığınan göçmenler Napolyon’a bağlandılar; Nâpolyon’un lejyonlar halinde teşkilâtlandırdığı bu göçmenler (Tuna Lej­yonu, 1800), Luneville, barışından (1801) sonra dağıtılınca, çar Pavel I’in daha ön­ce Kosciuszko ve birçok başka tutukluyu serbest bıraktığı Rusya’ya yöneldiler. Pavel’in yerine geçen Aleksandr I, Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirdiği (1804) dostu prens Adam Czartoryski’nin öğütleri üze­rine Polonya’yı kendi lehine birleştirmeyi tasarladı. Çar, mahallî işlerin yönetimini soylulara bırakarak muhafazakârları ka­zandı. Ama Polonyalılar onu Prusyalıları desteklemekle suçladılar ve Jena’dan sonra prens Czartoryskî istifa etti (1806).

• Varşova Büyük düklüğü (1807-1814). Bu­nun üzerine Napolyon, yenilen Prusya’dan aldığı illerle (Tilsit, 7 temmuz 1807) Var­şova Büyük düklüğü adı altında bir Po­lonya devletinin kurulmasını kabul ettirdi. Fransız anayasasını örnek alan bir ana­yasa hazırlandı; ama angarya sistemi de­vam ettiği ve köylüler sık sık çatıştıkları soylulara bağımlı olduğu için köleliğin kaldırılmasının toplum yapısında bir değişik­lik yapmadığı yeni devletin hükümdar­lığına Saksonyalı Friedrich-August getiril­di. Jozef Poniatowski, Leipzig’de ölümüne kadar (1813), durup dinlenmeden savaşan ve sağ kalanları 1814′te çarı takip eden bir ordu kurdu. Avusturya’ya karşı kaza­nılan zafer Büyük düklüğün eline Krakow ve Lublin ile birlikte Galiçya’nın büyük kısmını geçirdi; ama düklük iki impara­torun rekabet mücadelesine hedef oldu.

• 1815-1830 Arası Polonya. Napolyon ye­nilince, Aleksandr I Viyana kongresinde isteğini gerçekleştirdi (1815). Avusturya’­nın kendine düşen kısımla bir Galiçya ve Lodomiria krallığı kurmasına göz yumarak Poznanya’yı bir Posen Büyük düklüğü mey­dana getiren Prusya’ya bıraktı ve Krakow’u hür şehir ilân etti (Krakow cumhuri­yeti); ayrıca Polonya’nın geri kalan kısmın­da kesinlikle Rusya ile birleştirilen bir Po­lonya krallığı kurdu. Anayasa hazırlandı, hükümet, idarî teşkilât ve millî bir ordu kuruldu; ama en yüksek görevler Rusların elindeydi: çarın kardeşi ve gelecekteki vâ­risi Konstantin önce ordunun başkuman­danıydı, sonra krallığın yönetimini ve dı­şişlerini de ele aldı; Novosiltsov, Bakan­lar kurulunca imparatorluk komiseri tayin edildi (1822).

Polonyalılar birleşmeyi ümit ediyorlardı; ama Aleksandr I, Litvanya ve Rutenya eyaletlerinin birleşmesini kabul et­mekle birlikte Viyana anlaşmasına uymağa devam etti. Avantajlı gümrük uzlaşmaların­dan yararlanan krallığın ekonomisi hızla ge­lişiyordu (Gdansk’tan tarım ürünleri ihracatı, dokuma sanayii, Prusya rekabetinden korunan Varşova’da metalürji sanayii, Po­lonya bankasının kurulması), Galiçya’da eyalet meclisleri (yalnız soylular katılıyordu) Metternich tarafından yeniden kuruldu (1817). Poznanya’da toprak reformu, Po­lonya milletini yabancılara karşı ikiye bö­len köylülerle mülk sahipleri arasındaki ça­tışmaya son verdi. Fikir hayatı Krakow, Varşova (1866′da Stanislaw Potocki kurdu), Wilno (Adam Czartoryski vasisiydi) üniversitelerinde yoğunlaştı.

Liberalizmin yuvası sayılan üniversiteler, mutlakıyetçilik taraftarlarının kurbanı oldu: Krakow (1820); mason Potocki’nin görevinden alın­dığı Varşova (1821); gizli teşkilâtların üye­si olan öğrencilerin 3 Mayıs 1791 anaya­sasının yıldönümünü kutladıkları için Rus­ya’ya gönderildikleri Wilno; bu arada Novosiltsov’un yerine Czartoryski getirildi.

• Ayaklanma yoluyle direnmeler ve ba­şarısızlıkları: 1830, 1846, 1848, 1863. 29 Ka­sım 1830′da teğmen Wysocki’nin öğretmen okulunda kurduğu bir gizli dernek Konstantın’i öldürmeyi, rus birliklerini kovmayı ve Polonya alaylarıyle halkı ayaklandırma­yı denedi. Büyük dük suikastten kurtuldu; ama savaşı önlemek için yayılan isyanı bas­tırmayı reddetti; general Chlopicki kendini diktatör ilân etti (5 aralık); Diyet, millî bir hükümet kurdu. Poznanya, Galiçya ve Krakow’dan gelen gönüllüler, Chlopicki’nin ordusuna katıldılar; Chlopicki, Avusturya ve Prusya sınırlarının kapatılmasına ve Louis Philippe’in yardım etmeyi reddet­mesine rağmen, Rusları Varşova yakınında Grochovv’da yendi (25 şubat 1831); ama Ostroleka bozgunundan sonra Paskyeviç kumandasında Ruslar harekete geçtiler ve Varşova teslim oldu (8 eylül).

İsyanın bastırılmasından sonra çar Nikolay I eski anayasayı kaldırıp lağvedilmiş sayarak kral­lığa yeni bir anayasa hazırladı (26 şubat 1832); ordu ve Diyet dağıtıldı; Ruslara bı­rakılan idare, imparatorluk senatosuna bağlandı, üniversiteler (Varşova) kapatıldı; yabancı ülkelerde öğrenim yapma yasaklandı, ama Rusya’daki üniversitelere gide­ceklere burslar dağıtıldı; bütün Ortodoks olmayanlara baskı yapıldı, ülkeden göçen­ler Polonya’yı kurtarmak için direnmeye geçtiler (1833′te bastırılan ayaklanma de­nemesi). Paris’e kaçan Czartoryski bir avrupa savaşma, Demokratlar derneği ise bir iç köylü isyanına bel bağlamıştı. Krasinski, Slowacki, Adam Mickiewicz gibi şair­ler milliyetçilik duygusunu coşturdular. 1846′da bir ayaklanma patlak verdi; ama kısa süre içinde bastırıldı ve Krakow cum­huriyetini Avusturya’nın ilhak etmesine ba­hane oldu. 1848′de Berlin isyancıları 1846 ayaklanmasının önderlerinden Mieroslawski’yi serbest bıraktılar.

Friedrich-Wilhelm IV, Poznan Büyük düklüğüne muhtariyet vaat etti ye rus müdahalesinden çekindiği için bir ordu kurarak başına Mieroslawski’yi getirdi; ama rus tehlikesi savuşturu­lunca poznanlılar görevden alındı ve yeni Anayasa hiç bir muhtariyet getirmedi. Galiçya’daki Polonyalılar muhtariyet ve tem­silî bir rejim istiyorlardı. Angarya kaldı­rıldı. Ama Polonyalıların macar isyancıları­na yardım etmesi ve Viyanalıların onlar lehine ayaklanması (ekim 1848), başkentin düşmesinden sonra Galiçya’da sıkıyönetimin ilân edilmesiyle sonuçlandı.

Krallıkta sana­yi Dabrowa maden kömürü ocakları sa­yesinde gelişti ve toprak sahipleriyle işadamlarını ve aydınları toplayan bir tarım derneği kuruldu; tarım derneği üyeleri ik­tisadî ve sosyal gelişme yolunda çalıştılar (angaryanın kaldırılması), italya birliği için savaş (1861) sonucunda Varşova’da çalkantı yeniden başladı. Vali Gorçakov’un yardım istediği Polonyalı Wielopolski bir idare (seçimle iş başına gelen meclisler) ve eğitim (ilkokul ve orta­okulların çoğalması) reformu yapmakla görevlendirildi: rus memurların yerine Po­lonyalı memurlar getirildi; Varşova üniver­sitesi yeniden açıldı, ama Tarım derneği kapatıldı (1861). Polonyalılar 17 ağustos 1861 gösterisi (Lublin birliğinin yıldönümü) sırasında ülkenin birleştirilmesini istediler. Varşova’da sıkıyönetim ilân edildi; hükü­met birçok kişiyi tutuklattı: yetkilerini ar­tırdı; ama beyazlar (ılımlı soylular) ve kızılların (devrimciler) mukavemetiyle kar­şılaştı.

Kızıllar rus nihilistlerinden ilham alarak gizli dernekler kurdular. Varşova üniversitesinden başlayarak işçiler ve zanaat­çılar arasında bütün krallığa yayılan bir propaganda ağı kurdular, vatanseverlik gösterileri düzenlediler ve tedhişçiliği destek­lediler (liberal düşüncelere epeyce yatkın olan ve Wielopolski’nin isteğiyle tayin edilen Konstantin’e karşı başarısızlıkla so­nuçlanan suikastler [8 haziran 1862]). Konstantin şüpheli gençlerin çoğunu zorla as­kere alarak kızıllardan kurtulmak istedi; çoğu kaçmayı başaran kızıllar rus karakol­larına hücum ettiler ama alamadılar (22 ocak). Bağımsızlık ve köylü hürriyeti parolalarıyle devrim patlak verdi. İlke olarak devrime karşı olmalarına rağmen beyazlar da harekete yardım ettiler: soylulardan ve rahiplerden partizanlara katılanlar oldu. Wielopolski istifa etti; ama köylülerin ka­tılmaması hareketin başarısızlığa uğraması­na yol açtı. Ukrayna ve Podolya’ya katıl­mış olan illerde de ayaklanma durdu; ama ormanlarda gerilla savaşı devam etti. Güç­ler bölünmüştü: Bismarck çara yardım teklif ederken Paris, Londra ve Viyana, Vi­yana antlaşmasını imzalayan devletlerin bir konferansta toplanmasını ileri sürdüler (ha­ziran). Çar bu isteği reddetti ve Muravyov’u Litvanya’ya gönderdi: isyancıların diktatör ilân ettiği Traugutt, Litvanya’da yakalanın­caya kadar (nisan 1864) Muravyov’a di­rendi. Traugutt’un Varşova’da asılması çar­pışmalara son verdi.

• Meşru direnme ve başarıları (1864-1914). Ülkeyi paylaşan devletlerin ortak bir siya­seti yoktu; Ruslar ve Prusyalılar, halka kendi kültürlerini benimsetmeğe çalışıyor­lardı; Avusturyalılar muhtariyeti genişletti­ler. Rus Polonyası’nda çar, köleliğin kal­dırılması sırasında halkı bölmeyi denedi (1861); litvanya ve rutenya köylülerine öbür impratorluk eyaletlerindekinden daha düşük fiyatla ve daha geniş topraklar verdi; kral­lıkta kır komünlerine muhtariyet tanınırken, şehirlere tanınmadı ve seçimle iş başına ge­len kurumlar kaldırıldı (jüri ve sulh hâhimleri dışında). 1832 yasasından beri ka­zanılan haklar yavaş yavaş kaldırıldı. Kato­lik kilisesiyle mücadele hızlandı (manas­tırların kapatılması, rahiplerin mallarına elkonması, 1864; dinî derneklerin kapatılması; Vatikan ile ilişkilerin yasaklanması, 1870). Varşova üniversitesi ve ikinci de­recede kamu tesisleri ruslaştırıldı ve özel kolejlerde lehçe yasaklandı. Bununla bir­likte ruslaştırma yüzeyde kaldı. Poznanya’da halk Bismarck’ın germenleştirme si­yasetine başarıyle direndi; Bismarck okul­larda ve idarî işlerde almancayı mecburî dil haline getirdi; Katolik kilisesiyle (başpiskopos Ledochowski tutuklandı) ve Po­lonya’da mülkiyetle mücadeleyi başlattı:

Polonyalıların topraklarını satın almak is­teyen almanlara yardım etmekle görevli bir sömürgeleştirme komisyonu kurdu (1886). Ama iyi teşkilâtlanan Polonyalılar benzer şirketler kurdular; Poznan Malî bankasını yarattılar (1888) ve Almanlarla kendi usul­leriyle mücadele ederek sonunda sattıkla­rından daha fazla toprak satın aldılar. Caprivi’nin iyimser yönetimi (1890-1894), Bülow’un iktidara gelmesinden önce Polon­yalıların bu sonuçları sağlamlaştırmalarına imkân verdi. Buna karşılık Avusturya Galiçyası’nda Polonya ayrıcalığına saygı gös­teren 1861 Anayasası iyi karşılandı; Almancanın yerini Lehçe aldı; memurlar Galiçyalılardan seçildi (1869). Ülke mareşalinin başkanlık ettiği Daimî Diyet meclisi ve Di­yet, muhtariyeti sağladı. Eyalet, İmparator­luk meclisine göndereceği temsilcileri seçti ve o tarihten sonra başkanı zaman zaman bir polonyalı olan Avusturya kabinesinde hep galiçyalı temsilciler yer aldı. Diyet, büt­çeyi çok zayıf olan iktisadî gelişmeye ve kamu eğitimine ayırdı.

Okula gitme oranı öyle yüksekti ki, Galiçya Polonya’nın yeni kadrolarını sağladı. 1870′ten beri polonyalılaştırılan üniversitesi ve 1873′te kurulan bi­lim ve edebiyat fakültüleriyle Krakow ve Lwow, prusya ve rusyalı öğrenci ve bilgin­lerin akın ettikleri birer fikir merkezi haline geldi. O tarihten sonra ayaklanmanın yerini meşru direnme aldı. Direnmeyi Varşova’da Mîllî Birlik dergisini (1886), sonra da Lwow’da Polonya Birliği dergisini (1895) çıkaran Jan Poplawski yönetti. Dmowski, amacı pangermanizm ve panislavizmle dü­zenli bir şekilde savaşmak ve ülke bütünlüğünü sağlamak olan Milliyetçi Demokrat partiyi kurdu (1897). Aynı zamanda işçi hareketi büyüdü (grevler, gizli dernekler ku­rulması).

Avusturya parlamentosundaki temsilcilerin artması (1897) milliyetçi de­mokratların Galiçya diyetinde de aynı hakkı istemelerine yol açtı (1902). Kı­zıllar Marks’çılığı ve Rosa Luxemburg’un yönettiği Polonya ve Litvanya Kral­lığı Sosyal Demokrat partisinin etkisiy­le milletlerarası sosyalizmi benimserken, Limanowski Paris’te vatansever eğilimli Po­lonya Sosyalist partisini kurdu (1892). Bu partinin merkez komitesi üyesi Pilsudski önce Lodz’a yerleşerek gizli bir gazete (Ro-botnik [İşçi]) çıkardı; 1900′de tutuklanıp kaçmasından sonra da Galiçya’da yerleşti. Rus-Japon savaşı sırasında bir ayaklanma denemesi yaptı (13 kasım 1904), sonra sa­vaş birlikleriyle karışıklıklar çıkarttı; bu sı­rada milliyetçi demokratlar düzeni sağla­mak için kendi birliklerini teşkilâtlandırı­yorlardı. Köylü birliği köylerde gizli olarak çalışıyor; Duma’nın en kuvvetli partisi olan Milliyetçi Demokrat parti, polonya kamuoyunu temsil ediyordu. Litvanyahlar, beyaz ruslar, Ukraynalılar ve yahudiler de milli­yetçilik hareketine başladı ve ülkeyi pay­laşan devletler bu azınlıkların Polonyalı­larla anlaşmazlıklarından yararlandı. 1910′dan sonra «atış grupları» (avusturya yetki­lilerinin desteklediği sosyalist topluluklar) bir geçici Bağımsızlık Partileri komisyonu kurarak başkanlığına Pilsudski’yi getirdiler; bu partiler Ruslara karşı savaşa girişilme­si halinde iktidarı teşkilâtlandırmak için birleşmişti (1912). Ama muhafazakârların Habsburg’ları tutmasına karşılık milliyetçi demokratlar Rusya’ya bel bağlamışlardı.

• Polonya ve Birinci Dünya savaşı. Krakow’da toplanan «Avcılar»ın başına geçen Pilsudski, rus sınırını aştı; orada toplanan Yüce Millî meclis (N.K.N.) Polonya lej­yonlarını kurdu (6 ağustos 1914); bu lej­yonları Pilsudski’nin yanı sıra Wladislaw Sikorski gibi nizamî ordu subayları yönetiyordu. Ama genelkurmayın bu millî or­duyu desteklemesine karşılık Avusturya hükümeti siyasî alanda herhangi bir vaadde bulunmadı.

Nikolay II’nin muhtariyet vaat ettiği krallık Polonyalıları, Millî mec­lise katılmadı: Lublin’i lejyonların alma­sından sonra Avusturyalılar, Varşova (ağustos 1915) ve Wilno’nun alınmasından sonra da Almanlar, krallığı iki bölgeye ayır­dılar (Lublin çevresinde Avusturya bölge­si, Varşova’yı da içine alan Alman bölgesi); sonra bu iki bölgeyi meşrutî, bağımsız ve soydan geçen bir Polonya krallığı halino getirmeyi vaat ederek birleştirdiler (5 kasım 1916). [Bk. polonya seferleri.] Aslında söz konusu olan şey Verdun’deki kayıpları dolduracak bir polonya ordusu kurmaktı. Bu ordunun en seçme birlikleri olması gereken lejyonlar, avusturya ordusuna katıl­dı.

Bir almanın başkumandanlığa getirilme­sine karşı çıkan Pilsudski, Magdeburg’a sü­rüldü (27 temmuz 1917). Kısa süre sonra geçici Devlet konseyi istifa etti. Merkez imparatorluklarının 12 eylül 1917′deki karar-larıyle bir naiplik konseyi, bir bakanlık kabinesi, bir devlet konseyi kuruldu; ama Brest-Litovsk anlaşmasından önce imparatorluklar Naiplik meclisine danışmadan Chelm bölgesini Yeni Ukrayna’ya verdiler (9 şubat 1918). Albay Haller’in lejyonerleri firar ettiyse de çoğu yakalandı (şu­bat). Rusya’da Dowbor Musnickfnin ku­manda ettiği polonya birlikleri, bolşevikleri tanımadılar ve Polonya’ya dönmeğe çalıştılar; ama çoğu alman kuvvetleri tara­fından silâhsızlandırıldı (mart).

Bununla birlikte 15 ağustos 1917′de Lo­zan’da kurulan ve Paris’e yerleşen Millî komiteyi batılılar «resmî Polonya teşkilâtı» olarak tanımışlardı; başkanlığını Dmowski’nin, başkan yardımcılığını Paderewski’nin yaptığı bu komite, bir gönüllüler ordu­su toplayarak başkumandanlığına Haller’i getirdi ( 4 ekim). Wilson’un «deniz sınırı olan bağımsız ve birleşmiş bir Polonya dev­leti kurulması»yle ilgili on üçüncü madde­sini (Paderewski’nin telkiniyle hazırlanmış­tı), barış isteyen (5 ekim 1918) merkez im­paratorlukları kabul etti.

Bağımsız Polonya (1918-1939)
• Polonya demokrasisinin kuruluşu. Avusturya-Macaristan ‘imparatorluğunun parçalanması ve Alman devrimi, Naiplik mec­lisinin Polonya devletinin kurulduğunu ilân etmesine (8 ekim 1918) ve Pilsudski’nin Varşova’ya geri dönmesine imkân verdi; Naiplik meclisinin başkumandan tayin et­tiği Pilsudski, alman birliklerinin Alman­ya’ya dönmesini müzakereye koyuldu; sonra lublin sosyalistleri (11 kasım) ve naipler tarafından hükümeti kurmakla görevlendiril­di. Ama milliyetçi demokrat Paris komitesi ve sosyalist Varşova hükümeti, başkanlığını Paderewski’nin yaptığı bir birlik kabinesi kurmak için anlaştılar (16 ocak 1919).

Dmowski Barış konferansına delege gönderildi, genel oy sistemiyle yapılan ocak 1919 seçimlerinde Kongre krallığında ve Batı Galiçya’da seçilen Kurucu meclisin üçte bi­ri milliyetçi demokratlar, onda biri sosya­listlerden meydana geliyordu; merkezdeki halkçılar ikiye bölündü, bir kısmı nasyonal demokratları, bir kısmı da sosyalistleri des­tekledi. Meclis Pilsudski’yi devlet başkan­lığına seçti. Pilsudski, bakanlar gibi mec­lise karşı sorumluydu (20 şubat 1919 ana­yasası); ama aynı zamanda dâ başkuman­dan olduğundan bu sıfatla denetimsiz hare­ket ediyordu. Versailles antlaşmasıyle batı sınırı hemen hemen 1772 paylaşmasından önceki şekline sokuldu. Ama Danzig (Gdansk) hür şehir ilân edildi. Doğu Prus­ya’da (temmuz 1920) ve Yukarı Silezya’da (mart 1921) yapılan plebisitlerde halk Al­manya’yı tuttu; Teschen (Cieszyn) Silezyası Çekoslovakya’ya verildi: böylece 400 000 Polonyalı’dan olan Polonya’ya, buna kar­şılık olarak 230 000 almanın bulunduğu Katowice bölgesi düştü.

Doğuda Ukraynalılar Lwow’dan çıkarıldı (kasım 1918); Pilsudski Kızılorduyu kuzeye doğru püskürttü ve Wilno’ya girdi (nisan 1919); Haller, Romanya sınırına dayandı. Ama Müttefiklerarası Yü­ce meclis Polonya- S.S.C.B. sınırı olaralc Bug’u kararlaştırması (Curzon hattı, aralık 1919) zaten iç meseleler arasında bunalan Padrewski’nin istifasına yol açtı.
Beyaz ve kızıl Rusların tehdidi altındaki Ukrayna cumhurbaşkanı Petlyura Polonya’ya kısa sü­re önce Ukrayna ile birleştirilen Doğu Galiçya’yı geri verdi ve Volhinya’nın yarısını bıraktı; mareşalliğe yükseltilen Pilsudski ile ittifak yaptı (22 nisan 1920) ve onunla birlikte Kiev’e girdi
(7 mayıs). [Bk. polonya-sovyet savaşi.] Tuhaçevskiy’in karşı hücumuyle polonya birlikleri Varşo­va, Torun ve Lwow’a kadar püskürtüldü (ağustos).

Milliyetçi tepki ve general Weygand’ın yardımı, Pilsudski’ye Kızılorduyu Varşova önünde durdurmak (14 ağustos) Sikorski’ye de bu orduyu Aşağı Vistül’e püskürtmek imkânını verdi. Ruslar önce Riga mütarekesini (12 ekim 1920), sonra barışı (18 mart 1921) imzaladılar: Polonya Curzon hattının 200 km ötesine kadar uza­nan bir toprak şeridini geri aldı. İçte, Ku­rucu meclis bir ordu topladıktan ve top­rakların yönetimini birleştirdikten sonra, bir toprak reformuna girişti. 1919′da kurulan ve 15 temmuz 1920 toprak kanunuyle büyük arazileri kamulaştırma yetkisini alan Toprak ofisi 1920-1925 arasında 936 000 hektar toprağı köylülere dağıttı. 17 Mart 1921 anayasasıyle genel oy sistemiyle seçi­len iki meclis kuruldu: diyet ve senato.

Cumhurbaşkanı bu meclisler tarafından se­çiliyor ve senatörlerin dörtte üç müspet oyu ile diyeti dağıtabiliyordu. Sağ kanat çoğun­lukta olduğu bu meclisler yardımıyle Pilsudski’nin güçlü kişiliğini dengeleyebildi. Seçimlerde çoğunluk değişmedi (5 kasım 1922), fakat ortak liste çıkaran millî azınlık­ların önemi ortaya çıktı. Pilsudski cumhurbaşkanlığını kabul etmeyince, sosyalistlerin yardımıyle Narutowicz seçildi (9 aralık 1922); Narutowicz’in öldürülmesinden (16 aralık) sonra da soyalist Wojciechowski cum­hurbaşkanı oldu.

Sağ kanat polonya mar­kının devalüasyonu ve Krakow’daki sosyal karışıklıklar (mayıs – aralık 1923) sonucu devrilen Witos kabinesini ve parayı yeni­den değerlendiren (zloty’nin tedavüle çıka­rılması) Grabski kabinesini destekledi. Cum­hurbaşkanlığı dönemi sonunda genelkurmay başkanlığına getirilen Pilsudski, YVitos ka­binesi kurulunca istifa etmişti.

• Pilsudski’nin diktatörlüğü (1926-1935). Pilsudski ile milliyetçi demokratlar arasın­daki uzlaşma denemelerinin başarısızlığın­dan sonra, bir rakibinin savaş bakanlığı­na getirilmesi (11 mayıs 1926) üzerine Pil­sudski bir hükümet darbesi yaptı (12-14 mayıs 1926): başkanlığa Bartel’in, savaş bakanlığına Pilsudski’nin getirildiği yeni bir hükümet kuruldu; Pilsudski dostu Moscicki lehine cumhurbaşkanlığını kabul et­medi ve yürütme gücünü kuvvetlendirdi. Tam yetki alarak idare ve orduda temizlik yap­tı ve kendisini her desteklemeyişinde diye­tin toplantılarını erteledi. Kömür ihracatı ve amerikan yardımı sayesinde malî durum düzeldi. İkinci diyette (7 mart 1928′de se­çildi), sağ ezildi ve parlamenter rejim taraftarlarıyle diktatörlük taraftarlarının çatış­tığı hükümet bloku ağır bastı.

Pilsudski parlamenter rejim taraftarı Bartel’e işten el çektirdi ve albay Slawek askerlerin çoğun­lukta olduğu bir kabine kurdu. Ama ikti­sadî buhran siyasî durumda büyük bir de­ğişiklik yarattı; muhalifler artık sağda de­ğil, merkezde ve soldaydı. Krakow kongresinde Pilsudski’nin diktatörlüğü aleyhine gösteri yapan ve istifa etmesini isteyen (29 haziran 1930) sol muhalifler, hükümet blokunun seçimleri kazanmasından sonra (16 kasım) tutuklandılar veya yurt dışına kaç­tılar.

• Albaylar diktatörlüğü ve savaşa gidiş (1935-1939). Diktatörün ölümünden sonra (12 mayıs 1935), yardımcıları yeni anayasa (23 nisan) ve seçim reformu sayesinde iktidarı muhafaza ettiler; o tarihten sonra muhale­fet seçimlere katılmama şeklinde işledi. Yetkileri artırılan cumhurbaşkanı Moscicki, askerlerle anlaşmazlık halindeydi; komü­nistlere maledilen karışıklıklardan (mart-nisan 1936) sonra askerler, mücadeleyi ka­zandılar; general Skladkowski-Slawoj kabi­neyi kurdu; önce genel ordu müfettişliğine, sonra mareşalliğe tayin edilen Rydz-Smigly hükümette çok önemli rol oynadı ve bir sertlik siyaseti uyguladı (köylü grevlerinin bastırılması, ağustos 1937).

Çekoslovakya’­nın sınırlarını Almanya lehine değiştiren Münih konferansı (30 eylül 1938) üzerine dışişleri bakanı (1932-1939) ve S.S.C.B. (1932) ve Almanya ile (26 ocak 1934) saldır­mazlık paktlarının imzalayıcısı albay Beck, Teschen’i (Cieszyn) [2 ekim] işgal etti. Danzig’i ve Polonya koridorunda bir geçit isteyen Hitler’in baskısı karşısında, Chamberlain bağımsızlığı tehdit edildiği takdirde, İngiltere’nin Polonya’yı destekleyeceğini açıkladı (31 mart 1939). Bunun üzerine Al­manya ve S.S.C.B. Polonya’ya karşı ittifak yaparak (2 ağustos) bir saldırmazlık antlaş­ması imzaladılar (23 ağustos).

Polonya’nın istilâsı ve işgal dönemi (1939-1945)

Alman birlikleri savaş ilân etmeksizin Po­lonya’yı istilâ ettiler (1 eylül). [Bk. polon­ya seferleri.] Sovyetler’in doğu illerine girdiği sırada sivil ve askerî yetkililer Ro­manya’ya geçtiler (17 eylül). Çarpışmalar Varşova’nın teslim olmasıyle (27 eylül) so­na erdi. Ruslar ve Almanlar Polonya’yı paylaştılar: S.S.C.B. Batı Ukrayna’yı ve Bug hattına kadar Beyaz Rusya’yı işgal etti:

Almanya Varşova’ya kadar Batı Po­lonya’yı Reich’a kattı ve toprakların geri kalan kısmını bir genel valilik haline ge­tirdi; her iki devlet ülke halkını çeşitli bölgelere sürmeğe başladı. Polonyalılar Fransa’da general Sikorski başkanlığında bir hükümet kurdular. Yeni kurulan bir ordu Fransa harekâtı sırasında (mayıs-haziran 1940) ve mütarekeden sonra Büyük Britanya saflarında çarpıştı. Hitler’in S.S. C.B.’ye hücumundan sonra, Sikorski, Rus­ya’da general Anders’in kumanda ettiği (1942 yazı) bir ordu kurulmasıyle sonuçla­nan askerî bir antlaşma imzaladı; bu or­du kısa süre sonra Uzakdoğu yoluyle Ku­zey Afrika’daki müttefik cephesine katıldı. Sikorski’nin ölümünden sonra, Polonya gizli Antant komitesinin onayıyle yerine geçen Mikolajczyk, direnmeyi teşkilâtlandırdı; ve Londra’dan verdiği direktiflerle bir yurt içi millî ordu kurdu (şubat 1942); bu arada Moskova «Tadeusz Kosciuszko» tümenini meydana getirerek (mayıs 1943); bir millî halk meclisi kurulmasını destek­ledi (31 aralık 1943); başkanı Osobka-Morawski olan bu meclis Polonya Millî Kur­tuluş komitesini meydana getirdi ve Kosci­uszko tümeninin Curzon hattını aşmasın­dan sonra Lublin’e yerleşti.

Bu arada al­man işgal kuvvetleri toplama kampları kurmuş (Auschwitz [Oswiecim], Maydanek v.b.), milliyetçilere karşı misilleme hare­ketlerine girişmiş, sürgün ve idamlarını artırmış, polonya milletini yok etmek için var gücüyle çalışmağa koyulmuştu. 1943 Nisan-mayısında Varşova gettosunun isyanı burada toplanan yahudilerin hepsinin öl­dürülmesiyle sonuçlandı. Direnmeciler Al­manlara karşı mücadeleye devam ettiler: sabotajlar, suikastler (msl. general Kutschera’ya karşı), partizan çarpışmaları birbirini takibediyordu. İç ordunun başkuman­danı general Bor-Komorowski yönetiminde ayaklanan Varşova (1 ağustos 1944), kah­ramanca bir direnişten sonra Vistül’ün sağ kıyısındaki rus birliklerinin müdahale et­memesi üzerine teslim olmak «zorunda kal­dı; şehir yıkıldı, halkı sürgün edildi. Var­şova’nın sovyet ve Polonya birlikleri tarafından kurtarılmasından (17 ocak 1945) sonra, Lublin hükümeti «Geçici hükümet» adiyle şehre yerleşti. (Bk. polonya se­ferleri.)

Polonya Halk cumhuriyeti
Yalta konferansında (11 şubat 1945), Po­lonya’nın sınırları doğuda Curzon hattı, ba­tıda Oder-Neisse (Odra-Nysa) olarak tes­pit edildi ve hükümetin daha geniş bir de­mokrasi temeline dayandırılması ileri sü­rüldü. İlk millî birlik hükümeti başbakan Osobka-Morawski Gomulka (Polonya İşçi partisinin komünist genel sekreteri) ve Mi­kolajczyk (Polonya Köylü partisi başkanı) tarafından kuruldu. Komünist Bierut cum­hurbaşkanlığına getirildi. Sınır düzenleme­leri ve azınlıklar meselesi nüfus aktarmalarıyle çözüldü: bir buçuk milyon polonyalı S.S.C.B.’den memleketin doğusuna getirildi, buna karşılık 400 000 Ukraynalı Chelim bölgesinden ayrıldı; batıdaki halk Odra’nın ötesine nakledildi veya Polonya uyrukluğuna alındı (1 milyon kişi).

Hüküme­tin görevi serbest seçimleri hazırlamaktı. Bakanlıkların çoğunu elde tutan Hükümet bloku (Polonya İşçi partisi, Polonya Sos­yalist partisi, Köylü partisi, Demokrat parti), tek bir liste hazırladı; buna karşı çıkan Mikolajczyk ise ayrı bir liste hazır­lamıştı. Blok, oyların yüzde 90′ını aldı (ocak 1947). Seçimler ertesinde Millî Birlik hükümeti parçalandı ve Mikolajczyk gizli­ce yurt dışına kaçtı (ekim 1947); Cyrankiewicz’in başkanlık ettiği hükümet koalisyonu 19 Şubat 1947 anayasasını oylattı. İşçi par­tisi bir iç buhranı çözdükten sonra (Gomulka’nın partiden çıkarılması, 1949) bir­leşik bir işçi partisi kurdu (sosyalistlerle komünistlerin birleşmesi) ve bu partinin ge­nel sekreterliğe getirilen Bierut (22 aralık 1948), partinin bütün kilit noktaların ele geçirdi. Varşova doğumlu rus mareşali Rokosovskiy savaş bakanı ve ordu genel müfettişi oldu (kasım 1949). 22 Temmuz 1952′de çıkarılan yeni bir anayasa ile cum­hurbaşkanının yerini bir devlet konseyi al­dı.
30 Hektardan büyük topraklara elkonması ve bu toprakların parsellenmesi, elli kişiden çok işçi çalışan işletmelerin dev­letleştirilmesi ve ekonominin planlanması (üç, sonra altı yıllık planlar), varlıklı sı­nıfları sarsarken, ne köylüleri hoşnut ede­bildi (kolektif işletmeler lehine baskı), ne de işçileri (üretimi artırmak için büyük çabalar istenmesi).

Bilimler akademisinin fikir hareketini marks’çı çizgiye yöneltme­sine karşılık, hükümet, etkisi hâlâ büyük olan kiliseyle uğraşmak zorunda kaldı; ki­lise devletle bir modus vivendi (1950) kur­mayı başardıysa da kardinal Wyszynski’nin görevinden alınmasıyle (eylül 1953) uzlaş­ma imkânı ortadan kalktı.
Bununla birlik­te kilise gücünü katbetmedi (Varşova Kato­lik İlahiyat kademisinin kurulması 1954); işçi ve köylü çevrelerinin iktidardakilerin temsil ettiği komünizme ve sovyet etkisine karşı muhalefetleri günden güne arttı. Poznan’da ayaklanmalar patlak verdi (28 haziran 1956). Natolin grubu bu sıkıntıları emniyet teşkilâtını kuvvetlendirerek çözme­yi önerirken; merkez komitesindeki muha­lif kanat bu teşkilâtın hükümetin denetimi altında olmasını, adlî sisteme bağımsızlık tanınmasını, kolektifleştirme ve planlama­nın yumuşatılmasını, bürokratik merkeziyetçiliğin azaltılmasını ve işletmelere ve müdürlerine daha fazla sorumluluk tanın­masını istiyordu. Bu eğilim sonunda başarı kazandı; programı hazırlamış olan Gomul­ka, Ochab ve Cyrankiewicz’in (1954′ten be­ri hükümet başkanı) desteğiyle partiye geri alındı.

21 Ekimde iktidara geldi ve mareşal Rokosovskiy politbürodan atıldı. Bunun üzerine Gomulka arkadaşlarıyle birlikte ha­zırladığı siyasî programı uygulamağa baş­ladı. S.S.C.B. ile ilişkiler yeniden gözden geçirildi, devlet kiliseye karşı daha yumu­şak bir tutum benimsedi: kardinal Wyszynski’ye görevi iade edildi (ekim 1956), yeni bir modus vivendi hazırlandı (aralık 1956) ve Wyszynski, devlet ve kilisenin barış içinde işbirliği lehinde bir bildiri yayımladı. 1956 «Polonya ekim»inden beri Polonya Birleşmiş işçi partisinin genel sekreteri olan Wladislaw Gomulka, 1959 parti kong­relerinde tekrar seçildi. Resmî tatil sayılan, bununla birlikte doğum kontrolü (ocak-mart 1960) ve dinî bayramları kaldıran (ka­sım 1960) kanunlar çatışmalara yol açtı.

1961′deki Millet meclisi (Sejm) seçimleri sonucunda Millî Cephe içinde 17 yeni mil­letvekili kazanan (1957′deki 236′ya oranla 255 milletvekili) Polonya Birleşik İşçi par­tisinin durumu daha da sağlamlaştı; Birle­şik Köylü partisi, 1 milletvekili fazla çıkar­dı (116 yerine 117); Demokrat partinin 39 milletvekili yeniden seçildi, öbür partiler ise (bu arada Polonya Katolik partisi) 20 milletvekilliği kaybettiler. 1964′te Gomulka, tekrar parti genel sekreteri seçildi; Ochab meclis başkanı oldu. 30 Mayıs 1965 seçimlerinde millet meclisinde durum de­ğişmedi. Bu dönem boyunca hükümet ay­nı kaldı. 1954′ten beri başbakan olan Jozef Cyrankiewicz 1961 ve 1965 seçimlerinden sonra da görevine devam etti. 1952′den beri devlet başkanı olan (Devlet konseyi baş­kanı) Aleksander Zawadzki, 1961′de tekrar seçildi ve 7 ağustos 1964′te ölümü üzerine meclis, Komünist partisinin siyasî büro üyesi Edward Ochab’ı seçti (24 haziran 1965); Ochab 24 temmuz 1965′te tekrar se­çildi. Fakat 1968′de istifa etti. Birleşik İşçi partisinin (1 ocak 1959′da 1 072 000 üye) üçüncü kongresinde (mart 1959) «dogmacılar» (stalin’ciler) tasfiye edildi.

Partinin 1 640 000 üyesini temsil eden 1 630 delege ile toplanan dördüncü kong­rede (15-20 haziran 1964) 1961-1965 planı­na oranla, yatırımları yüzde 38 artırmayı öngören yeni bir beş yıllık plan (1966-1970) kabul edildi. Polonya İşçi partisi, bütün ça­basını iktisadî durumu düzeltmeğe verdi; bütçenin yarısından çoğu millî ekonomiye ayrıldı. Rejim, bu çabasından dolayı halkı hoşnut etmesine rağmen aydınların ve ki­lisenin muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Par­ti ile aydınlar arasında bir anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlık özellikle «revizyo­nist» aydınlar grubunun önderi olan, Var­şova üniversitesi felsefe profesörü Leszek Kolakowski’nin partiden ihraç edilmesiyle (ekim 1966) su yüzüne çıktı; ayrıca batılı Marx uzmanlarına benzer oportünist teori­lerinden dolayı suçlanan filozof Adam Schaff ile hükümet arasındaki ilişkiler de gergindir. Halkın büyük kısmının bağlı ol­duğu katolik kilisesiyle muhalefet de öte­den beri devam etmektedir; ancak devlet ile kilise (Polonya başpiskoposu kardinal Wyszynski temsil eder) arasındaki ilişkiler karşılıklı olarak birbirlerinin gücünü kabul etmeğe ve ciddî bir mücadelenin gereksiz­liğine dayanır. Polonya’nın dış siyasetinin temeli Sovyet Rusya ile dostluk ve ittifaka ve Oder-Neisse sınırının dokunulmazlığına dayanmağa devam eder.

Polonyalıların Al­manlara karşı duydukları güvensizlik ve kin ise hiç azalmamıştır. 8 Nisan 1965′te yirmi yıllık bir Polonya-Rusya yardımlaşma anlaşması imzalandı. 11 Haziran 1966′da Polonya ile Rusya arasındaki bilimsel ve teknik işbirliği anlaşması yenilendi. Büyük komşusunun çizgisinden ayrılmayan Polon­ya, öteden beri çin idarecilerinin «bölücü siyasetçine karşı çıkmaktadır. Bununla bera­ber, şubat 1966′da Arnavutluk ile siyasî i-lişkilerini tekrar kurdu ve bu tarihte Ti­ran’daki Polonya maslahatgüzarı elçiliğe yükseltildi. Polonya ile Doğu Almanya ara­sında 15 mart 1967′de, Polonya ile Bulga­ristan arasında da 6 nisanda birer ittifak ve yardımlaşma anlaşması imzalandı. Bütün sosyalist cumhuriyetler gibi, Polon­ya da, teknik ve kültürel alanda büyük ba­tı devletleriyle işbirliği anlaşmaları yaptı.
Bunların başlıcaları, 25 mart 1965 İtalya-Polonya anlaşması ve 20 mayıs 1966 Fran­sız-Polonya anlaşmasıdır.
1968′de Polonya’da büyük karışıklıklar ol­du. İlk önemli huzursuzluk, üniversite öğ­rencilerinin ayaklanmalarıyle ortaya çıktı. 8 Mart günü Varşova üniversitesi öğrencileri, Polonya Kültür bakanlığının bir piyesi ya­saklamasını protesto eden iki arkadaşları­nın üniversiteden atılması üzerine gösterile­re başladı; yüzlerce polis ve milis, üniver­site içinde 3 000-4 000 kadar öğrenciyle çar­pıştı. 11 Martta öğrenciler Kültür bakanlı­ğına ait bir binayı tahrip etti; öğrenci olmayan kalabalık gruplar tarafından da des­teklenen ayaklanmalar bir hafta içinde bü­yük sokak çarpışmaları halini aldı. Polon­ya Birleşik İşçi partisi (Komünist parti) organı Tryhuna Ludu gazetesinin, öğrenci­lerin siyonistlerce kışkırtıldıklarını öne sür­mesi yahudi aleyhtarı bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Varşova’da patlak veren ayaklanmalar, Krakow, Lublin, Poznan, Gdansk (eski Danzig) şehirlerine de yayıldı.

19 Martta bir parti toplantısında konuşan Gomulka öğrencilerin «sosyalizme ^ düşman kuvvetler tarafından aldatıldıklarını» öne sürerek, öğrenci önderlerini «pis provokaskon metotlarına baş vurmakla» suçla­dı. Gomulka, ayaklanan öğrencilerin «kah­rolsun komünizm», «kahrolsun Rusya» gibi sloganlar kullandıklarını da sözlerine ekle­di. 8-15 Mart arasında 1 208 kişinin tevkif edildiğini belirten Gomulka, sözlerini olay­larda en faal rol oynayanların yahudiler ol­duğunu öne sürerek bitirdi. Gomulka’nın demeci üstünden henüz 24 saat bile geçme­mişken Varşova Politeknik öğrencileri otur­ma grevine başladı. Olaylar gelişirken Po­lonya Katolik kilisesinin başı kardinal Wyszinski, bir mesaj yayımlayarak dolaylı yol­dan hükümeti kınadı. 25 Martta aralarında Prof. Leszek Kolakowski gibi ünlü bir fi­lozofun da bulunduğu 6 üniversite öğretim üyesinin «revizyonist» oldukları gerekçesiy­le işlerine son verildi.

30 Martta hükümet üniversitenin birçok bölümünü kapattı. 8 Nisan 1968′de Devlet konseyi başkanı (cumhurbaşkanı) Edward Ochab istifa etti; Polonya parlamentosu (Sejm) bir gün son­ra toplanarak Komünist partisi adayı ma­reşal Marian Spychaîski’yi Devlet konseyi başkanlığına getirdi.

Yahudilerin parti ve devlet teşkilâtlarından «temizlenmesi» kam­panyası daha da şiddetlendi: Varşova’da yayımlanan Zycie Warszawi gazetesi Komü­nist partisinden 6 951 kişinin ihraç edildiği­ni açıkladı.

Polonya’daki karışıklıklar Komünist partisi içinde önemli bir bunalıma yol açtı. «Par­tizanlar» adiyle bilinen aşırı milliyetçi ko­münistlerin önderi içişleri bakanı general Mieczislaw Moczar’ın parti yönetimine hâ­kim duruma gelmesi, yahudilere karşı uy­gulanan baskıların artmasına sebep oldu; bu yüzden binlerce yahudi Polonya’dan göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya olayları, Polonya’daki buna­lımı daha da yoğunlaştırdı. 11 Kasım 1968′de toplanan Komünist Partisi kongre­sinde Gomulka, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini savundu.

Bununla birlikte 1969 sınır direklerini başından sonra durumda bir yumuşama görüldü.Gomulka yahudi aleyhtarı kampanyaya son verilmesini istedi; İçişleri bakanlığına bağlı olarak kurulmuş olan Yahudi dairesi Gomulka’nın emriyle feshedildi. İç Siyaset alanındaki bu yumuşamanın etkileri, Polonya’nın dış ilişkilerinde de yansıdı.
Mayıs ortalarında Gomulka, Oder-Ne­isse hattının iki ülke arasında kesin ve de­ğişmez bir sınır olarak kabul edilmesi ha­linde Federal Alman hükümetiyle bir an­laşma yapmağa hazır olduklarını söyledi. Gomulka böylece, o yıl Federal Almanya şansölyeliğine seçilmiş olan Willy Brandt’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşti­rilmesi konusundaki teşebbüslerini olumlu karşılamış oluyordu. Bununla birlikte, iç siyaset alanındaki nispî huzur ve yumuşa­ma uzun sürmedi. 1969 Yazının özellikle kurak geçmesi ve kötü hasat şartları, kü­çük tarım işletmelerine dayanan polonya tarımını alt üst etti. İktisadî durumun kö­tüleşmeğe yüztutması üzerine, hükümet 1970 yılı sonlarında yiyecek (özellikle et, süt, peynir v.b.), kömür ve akaryakıt fi­yatlarını büyük ölçüde yükseltmek zorun­da kaldı. Bu artış, özellikle, işçi sınıfını etkiledi; bunun üzerine önce Baltık kıyılarındaki Gdansk, Gdynia, ve Szczecin’de (esk. Stettin) liman ve dok işçileri genel greve başladı; bu grev kısa zamanda bü­yük gösteriler halini aldı. Gdansk’ta dok iş­çileri limandaki bir sovyet ticaret gemisini ateşe verdi; Szczecin’de de işçiler Komü­nist partisi binasını tahrip etti; hükümet ayaklanan işçilerin üstüne tanklar ve askerî birlikler sevk etti.

20 Aralık 1970′te Gomulka, Polonya Komünist partisi birinci sekreterliği görevinden istifa etti. Parti Merkez komitesi toplana­rak bu göreve Edward Gierek’i getirdi, ön­derler kademesindeki değişiklik bununla kalmadı: 23 aralıkta Polonya parlamento­sunun olağanüstü toplantısında Devlet kon­seyi başkanı mareşal Spychalski ile başba­kan Cyrankiewicz de istifa ettiklerini açıkladılar. Partinin yeni sekreteri Gierek’in teklifi üzerine Cyrankiewicz Devlet konse­yi başkan Jaroszewicz de başbakan seçildi.

Polonya – Osmanlı ilişkileri

Türkler Vilâyet-i Leh ve Lehistan adını ver­dikleri Polonya ile, Jagellon’lar zamanında ilişki kurdular. Wladislaw (Vladislav) [1386-1434], Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Niğbolu savaşına kuvvet göndererek macar kralı Zsigmond’u destekledi; 1441′de Ma-carlara karşı Murad II’nin ileri sürdüğü birleşmeyi kabul etmedi. Torunu Wladislaw III, 1444′te Segedin antlaşmasını bo­zan Macarlarla anlaştı, fakat Varna sa­yasında Türklere yenildi. Kazimierz IV Jagellon ve Albrecht II, Eflak’a yapılan Os­manlı saldırıları sırasında Vlad III Drakul’u destekledi.

Bayezid II, 1485′te Kili ve Akkerman’ı alarak Lehistan’a karşı gi­rişeceği seferler için üs yaptı. Boğdan be­yi Büyük Ştefan IV bu iki şehri geri al­mak için Lehistan kralı Kazimierz IV’ten yardım istedi (1485); fakat kral bu isteği cevapsız bıraktı; Lehistan kralı Jan I Adalbert, Türkler üzerine yürümek bahanesiyle Boğdan’ı istilâ ve tahrip etti. Bayezid II ile Polonya kralı Kazimierz IV Jagellon arasında ilk antlaşma 1490′da yapıldı. Bu ilk antlaşma Boğdan meselesinin çözümlenmesi bakımından önemlidir. 1495′te, bir haç­lı seferi düzenlemek isteyen Fransa kralı Charles VIII’e Polonyalılar yardım edecek­lerine söz verdiler; ayrıca Almanya impara­toru Maximilian’ın Osmanlı imparatorluğu­na karşı yapılmasını düşündüğü haçlı sefe­ri projesine de katıldılar. Papa Alexander VI Borgia da Polonya’nın Türklerle barış anlaşmaları yapmasını önlemeğe ça­lıştı. Bunun üzerine Polonya kralr Jan I Adalbert 1497′de antlaşmayı bozarak Boğdan’a saldırdı, fakat yenilerek geri çekildi; Polon­yalıların 1490 antlaşmasını bozmaları üzerine, 1498′de Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey, Bayezid II’nin emriyle 40 000 ki­şilik bir kuvvetle Polonya’ya akın yaptı; Dniester ırmağını geçerek Polonya’ya girdi ve Czarnkow, Gologory ve Glemiany kale­lerini aldı; Lwow (Leopol) ve Sandomierz (Sandomir) şehirlerini yağma, Brzeziny ve Varşova şehirlerini tahrip ederek Polon­yalıların Vistül ırmağı çevresindeki tahki­matını yardı, Polonya kuvvetlerini yendi; 10 000 esir ve birçok ganimetle Akkerman’a döndü. Bali Bey aynı yıl bir se­fer daha düzenleyerek Halicz, Zydaczew, Samber ve Droholiyez şehirlerini yağma etti; kış bastırınca geri dönmek zorunda kaldı.

Bu durum üzerine Jan I Adalbert, macar kralı Wladislaw (Ladislas) ve Litvanya bü­yük dukası Alexandjce ile Türklere karşı bir antlaşma yaptı; Boğdan voyvodası Ştefan da müttefikler tarafını tuttu. Bu sırada ya­pılan Türkiye-Polonya antlaşması savaşı önledi. Polonyalılar Mohaç savaşına yar­dımcı kuvvetler göndererek macar kralı Lajos II’yi desteklediler, fakat Macar krallığının yıkılması üzerine Polonya kralı Zygmunt I, 1532′de Piotr Opalinski’yi elçi olarak İstanbul’a gönderdi ve 1499′da yapı­lan antlaşmayı genişleterek yeniledi. Bu yeni antlaşma esaslarına göre Osmanlı dev­leti Kırım hanlığı ile Boğdan voyvodalığı tarafından Polonya sınırlarına saldırmamayı, savaş halinde Polonya’ya yardım et­meyi kabul ediyor, buna karşılık Polonya krallığı da Türkiye’nin düşmanlarıyle bir-leşmeyeceğine ve onlara yardım etmeyece­ğine söz veriyordu. Polonya kralı Zygmunt I’in kızı, macar kralı Zapolya Janos’un karısı ve Zsigmond Janos’un da annesiydi.

Sonradan Erdel ban’ı olan Zsigmond Janos Polonya – Türkiye ilişkilerinde önem­li rol oynadı, Osmanlılar Selim II ve Murad III devirlerinde Lehistan’in iç iş­leriyle yakından ilgilendiler. Sokullu Mehmed Paşa, İvan III ve Habsburgları tehdit ederek, Polonya krallarını bu devletin nü­fuzunda olmayan Polonya asilzadelerinden seçilmelerini istedi; Fransa ile işbirliği yaparak 1 mayıs 1573′te Polonya kral­lığına seçilen Charles IX’un kardeşi Henri de Valois’yı tuttu; fakat bu prensin Henri III adiyle Fransa’ya dönme­si üzerine (1574), kendi adamı olan Erdel voyvodası İstvan Bathory’yi Polonya kral­lığına seçtirdi (1575).

Bathory, Osmanlılar­la 24 maddelik bir antlaşma imzalayarak Kırım hanlığıyle Polonya arasındaki ilişki­leri düzeltti. Türklere olan bağlılığını kuv­vetlendirdi. Kazak, Kırım ve Boğdan mese­lelerinden dolayı bozulan Osmanlı-Polonya ilişkileri 1617′de yapılan yeni bir antlaş­ma ile düzenlendi. Polonya başkumandanı Stanislaw Zolkiewski’nin ordusuyle savaş­mak için Dniester ırmağı boylarına giden Bosna valisi iskender Paşa, antlaşmadan sonra geri döndü. 1620′de aynı meseleler yü­zünden İskender Paşa, Stanislaw Zolkiewski’yi Yaş yakınında yendi; Polonyalılar ağır kayıplar verdiler; Dniester (Turla) ırmağını geçmeğe çalışanlar yok edildi (1621). Bu­nun üzerine Osman II, Seferi Hotin (Chocim) diye anılan Polonya seferine çıktı (bk. osman II).

Osmanlılar, Polonyalıların istek­lerine uyarak antlaşma yaptılar (6 ekim 1621). Ancak Ukrayna Kazakları hatmant Doroşenko’yu Polonya kralına karşı koru­mak zorunda kalan Mehmed IV, 1672′de Polonya seferine çıktı;

Podolya eyaletinin merkezi olan Kamaniçe’yi kuşattı. 27 Ağus­tos 1672′de Kamaniçe teslim oldu, 18 es­kimde Bucaş antlaşması yapıldı; fakat ant­laşmanın Polonya Diyet meclisi tarafın­dan reddi ve başkumandan Jan Sobieski’nin de türk ordusu çekildikten sonra Lwow (Leopol) ve Lublin kalelerini ge­ri alması üzerine 1673′te Mehmed IV, İkin­ci Lehistan seferine çıktı; Osmanlı or­dusu Hotin önünde yenildi; bunun üze­rine Mehmed IV, Kazakları desteklemek ve Ruslara da bir darbe vurmak amacıyle Uk­rayna üstüne yürüdü. Bu sırada Polonya kralı Michal Korybut Wisnowiecki ölmüş, yerine başkumandan Jan Sobieski geçmişti. Yeni kralın barış isteği reddedildi; 1677′de osmanlı orduları başkumandanı İbrahim Pa­şa ordusunu Zurawno’da toplayan Polonya kralı Jan Sobieski’yi sıkıştırdı; kral barış istemek zorunda kaldı.

Antlaşma uyarın­ca Podolya ile Ukrayna Osmanlı devletine bırakıldı. Ancak, Polonya kralı Jan Sobi­eski 1683′te Viyana’yı kuşatan osmanlı or­dusuna saldırarak barışı bozdu. 1683 – 1699 Arasında yapılan Osmanlı – Polonya savaş­larında Osmanlılar üstün gelmekle bera­ber Karlofça antlaşması uyarınca Kama­niçe kalesiyle Ukrayna ve Podolya eyalet­leri Polonya’ya geri verildi. Katerine II Polonya kralı Friedrich-Augusta III ölünce (1763) Polonya’ya asker göndererek, Prusya kralı büyük Friedrich ile anlaştı, 1764′te kont Stanislaw-August Poniatowski’yi Po­lonya Diyet meclisine baskı yaparak kral seçtirdi. 1768′de polonyalı milliyetçiler rus saldırılarına karşı ayaklandılar; Bar şehrinde toplanarak osmanlı hükümdarı Mus­tafa III’ten yardım istediler; Osmanlılar Ruslara savaş açtılar, fakat yenilerek top­rak kaybettiler. Osmanlı – Rus savaşları devam ederken Polonya, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı (1772). 1848 Mülteciler meselesinde Osmanlılar Polonya­lıları tuttu. (Bk. mülteciler meselesi.)

Askerî tarih

Polonya ordularının tarihi, hudutları ikide bir değişen bu devletin kuvvetli komşularıyle (Türkler, Almanlar, isveçliler ve Ruslar) yaptıkları savaşlarla karışır. Bu tarihin en meşhur dönemlerinden biri WIadislaw Ja­gellon emrindeki birliklerin Tannenberg’de (Grünwald) toton şövalyelerine karşı kazan­dığı zaferdir (1410). XVI.-XVIII. yy. arası polonya kuvvetleri, gerçekte biri krallıkta, öteki Litvanya büyük düklüğünde iki ordu­dan meydana geliyordu; bunların her birine, kaydı hayat şartıyle tayin edilen ve yalnız meclise karşı sorumlu olan bir ataman ku­manda ederdi. Soylu sınıf yalnız süvari kuvvetlerinde hizmet etmeyi kabul ettiğin­den, piyade kuvvetleri ancak birkaç bin kişiydi; topçu kuvveti ise yok denecek kadar azdı. İstilâ halinde Polonya, toptan sefer­berlik (pospoiita) usulüne göre askere alınan soylu sınıfa güvenirdi.

Kosciuszko ku­mandasındaki âsilerin rusya, avusturya ve prusya kuvvetleri karşısında kahramanca direnerek (1794) Fransız devrimi ordularının zaferine yardım etmesine rağmen, Polonya devletinin parçalanması sırasında (1772-1795) ortadan kalkan bu ordu, Dabrowski’nin po­lonya lejyonlarıyle İtalya’da (1797) ve Napolyon ordusundaki polonya alaylarıyle Fransa’da yaşamağa devam etti. 1807′de Varşova büyük düklüğü harbiye nazırı prens Jozef Poniatowski’nin kurduğu 3 tümenlik polonya ordusu 1809′dan sonra Napolyon’un bütün savaşlarında yararlık gösterdi. Polonya millî kuvvetleri yeniden ancak Bi­rinci Dünya savaşında Pilsudski kumanda­sındaki polonya; lejyonları (Avusturya-Macâristan’da) ve Haller’in ordusuyle (Fran­sa’da) kurulabildi. 1918′den sonra bir fran­gız askerî heyeti yeni polonya ordusunu teş­kilâtlandırdı; bu ordu 1920′de Sovyet isti­lâsını başarıyle püskürttü. (Bk. polonya-sovyet savaşi.)

Batı orduları örnek alına­rak (mecburî askerlik hizmeti) kurulan ve on askerî bölgeye ayrılan polonya kuvvet­leri, 1939′da 39 piyade tümenini, 11 süvari tugayını ve 2 motorize tugayı kapsıyordu ve barıştaki mevcudu 270 000 kişiydi.

Eylül 1939 seferi sırasında alman ordusu­nun yok ettiği polonya ordusu, önce Fran­sa’da yeniden kuruldu; bu ordunun üç tü­meni ve birçok havacısı Fransa’da mayıs -haziran 1940 harekâtına katıldı. Polonyalı­ların Büyük Britanya’ya, Lübnan’a ve S.S. C.B.’ye dağılmaları, sığındıkları ülkenin or­dularını örnek alan, hür Polonya Silâhlı kuvvetlerinin kurulmasına yol açtı. Kuzey Afrika’nın, italya’nın, Fransa’nın ve Po­lonya’nın kurtarılmasına katılan bu birlik­lerin mevcudu 1945′te Batı Avrupa’da 215 000 kişi (general Anders ordusu) ve Alman-Sovyet cephesinde 400 000 kişiyi (iki ordu meydana getiren 10 tümen) bulmuştu. 1944-1945′te bu çeşitli unsurlara ve direnme topluluklarına dayanılarak yeniden kurulan polonya ordusu, 1949-1956 arası sovyet ma­reşali Rokosovskiy’in emrine verildi.

S.S.C. B.’nin bu sıkı kontrolü (silâhları, teşkilâtı ve yüksek rütbelileri S.S.C.B.’den) ekim 1956 buhranından sonra gevşedi; bu buhran Rokosovskiy’in istifası ve sovyet subayları­nın ülkeden ayrılmasıyle ordunun yeniden polonyalılaştırılmasına yol açtı; kumanda heyeti, iç hizmetler ve üniformalar değişti­rildi. Askerî birliklere benzer dernekler (Gençlik, Polonya Askerinin Dostları bir­liği), Gomulka’nm yeni halk rejimi anlayışı­na uygun düşen askerî ve millî bir propa­gandanın yayılmasına yardım etti.

Bununla birlikte sovyet kuvvetleri, Varşova paktı antlaşmaları gereğince polonya toprakla­rında kalmağa devam eder. 1963′te yeniden düzenlenen askerlik hizmeti, sınıflara göre iki-üç yıldır. Polonya’da üç askerî bölge vardır: Varşova, Silezya, Pomeranya. Su­baylarının yüzde 70′i Komünist partisi üye­si olan kara ordusu, 1%5′te sovyet malze­mesiyle donatıldı ve tamamıyle makineleştirilmiş 14 tümeni kapsıyordu.

• Hava ordusu. 1919′da kurulan ve 1939′da yok edilen hava ordusu, 1942′de yeniden ku­ruldu; 8′i av filosu olmak üzere 13 filoyu kapsayan bu kuvvetler ingiltere’de üslene­rek 1944-1945′te ingiliz Hava kuvvetleri sa­fında başarıyle çarpıştı. S.S.C.B.’nin kont­rolü altında yeniden teşkilâtlandırılan Po­lonya Hava kuvvetleri 1966′da yaklaşık ola­rak 50 000 kişiyi ve bin kadar sovyet yapı­sı (Av: 17, 19 ve 21 Mig: bombardıman: ilyuşin v.b.) veya sovyet lisansı altında Polonya’da yapılmış uçak ve helikopteri kap­sıyordu. Ayrıca kara – hava füzeleriyle do­natılmış uçaksavar birlikleri önemlidir. Po­lonya’da yüz kadar havaalanı vardır, önemli üslerin çoğunu 1939-1945′te Alman Hava kuvvetleri kurmuştur.

• Polonya Deniz kuvvetleri, 1919′da fransız donanması örnek alınarak kuruldu. 1940′ta ingiltere (on birlik), sonra 1945′te birçok ge­mi veren S.S.C.B. tarafından genişletilen de­niz kuvvetleri 1966′da 3 refakat gemisini, 9 denizaîtıyı ve otuz kadar küçük birliği (20 000 kişi) ve 40 mayın tarama ve sahil mu­hafaza birliğini kapsıyordu; 40 kadar da avcı uçağına sahipti. Başlıca üssü Gdynia’dır. Bu silâhlı kuvvetler (yaklaşık olarak 500 000 kişi) dışında Polonya’da, bütün halk de­mokrasilerinde olduğu gibi, içişleri bakanlı­ğına bağlı önemli birlikler de vardır: güven­lik birlikleri, sınır muhafızları, polis. Millî savunma bütçesi millî bütçenin yaklaşık ola­rak yüzde 10′unu teşkil eder.
öbür halk demokrasilerinin orduları gibi, polonya orduları da Varşova paktı sistemi içinde kalmağa devam eder; ama 1962′den Sonra alman yeni kararlarla birtakım geliş­meler sağlandı.
1963′te askere müracat edenlerin ihtiyaçtan çok fazla olması, askerlik hizmetinde deği­şiklikler yapılmasına yol açtı.

Askerlik hizmeti genel ve mecburî olmağa devam etti ama üç şekilde yapılma imkânı tanındı: sınıfına göre 2 veya 3 senelik nor­mal hizmet; üç yıla dağıtılmış devrelerde yapılmak üzere toplam olarak 18 aylık ça­lışma hizmeti; kadro fazlalarına kara birlik­leri emrinde ve günlük mesai satleri dı­şında askerî eğitim yaptırılması, içişleri ba­kanlığı emrindeki Iç Emniyet teşkilâtı (yaklş. 35 000 kişi) ve sınır muhafızları (yaklş. 10 000 kişi) 1965′te silâhlı kuvvet­lere bağlandı.
Ayrıca, Rusya’nın yardımları sayesinde, Po­lonya’nın Silâh sanayii günden güne kendi kuvvetlerinin ihtiyacını sovyet modeli si­lâh ve donatımla karşılayacak hale geldi. Böylece kara küvetleri tamamıyle moto­rize kıtalar haline getirildi.

1966′da kara kuvvetleri (emniyet kuvvetleri ve sınır muhafızları dışında yaklş. 190 000 kişi) 5 zırhlı tümen, 8 motorize piyade tü­meni, 1 havadan indirme tümeni, 1 sahil mu­hafaza tümenini kapsıyordu. Tankların hepsi hem karada, hem suda gider ve atom etkisi­ne karşı korunmuştur. Ordunun karadan karaya füze ihtiyaçlarını Ruslar karşılar.

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLOCK (sir Frederick)

Tarih 02 Haziran 2009

POLLOCK (sir Frederick), ingiliz hukukçu­su (Londra 1845-ay.y. 1937). Londra’da, sonra Oxford’da hukuk profesörlüğü yaptı.
Eserleri: Principles of Contract (Sözleşme İlkeleri) [1876]; Spinoza, his Life and Philosophy (Spinoza, Hayatı ve Felsefesi) [1880]; History of English Law (ingiliz Hu­kuk Tarihi) [1895, F. W. Maitland ile bir­likte) v.b. Law Quarterly Review ve Law Reports dergilerini yönetti. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLOCK (sir Frederick) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLARD (Albert Frederick)

Tarih 02 Haziran 2009

POLLARD (Albert Frederick), ingiliz ta­rihçisi (Ryde 1869-Milford-on-Sea, Hampshire 1948). Oxford’daki Felsted okulu ve Jesus college’da okudu. 1893-1901 Arasında Dictionary of National Biography’nin (Mil­lî Biyografi Lügati) yayım müdürü yardımcı­lığını yaptı. Londra üniversitesinde ingiliz tarihi profesörü (1903-1931), Tarih Araştır­maları enstitüsünün kurucusu ve başkanı (1920-1939) oldu. 1913-1936 Arasında sıra ile Glasgow, Oxford, Columbia, Cornell ve Londra üniversitelerinde ders verdi. En önemli eserleri, ingiliz tarihindeki Tudor dö­neminin ilk zamanlarını konu alan eserleri­dir: England Vnder Protector Somerset (Kral Naibi Somerset Zamanında ingiltere) [1900]; Henry VIII (1902); Tudor Tracts (Tudor Broşürleri) [1903]; A Life of Thomas Cranmer (Thomas Cranmer’in Hayatı) [1904]; The Reign of Henry VII from Contemporary Sources (Çağdaş Kaynaklardan Henry VII Devri) [3 cilt; 1913-1914] ve Vol-sey (1929). Diğer önemli eserleri: Factors in Modern History (Modern Tarihin Et­kenleri) [1907]; A Short History of the Great W ar (Büyük Savaşın Kısa Hikâyesi) [1920] ve Factors in American History (Amerikan Tarihinin Etkenleri) [1925]. Pollard ayrıca National Dictionary of Biography (1885-1901) için 426 biyografi yazdı. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLARD (Albert Frederick) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO

Tarih 02 Haziran 2009

POLLAİOLO veya POLLAİUOLO (Anto-nio BENCf, Antonio del — denir), italyan ressamı, heykeltıraşı, gravürcüsü ve kuyum­cusu (Floransa 1432′ye doğr. – Roma 1498). Ghiberti’nin öğrencisiydi. Floransa vaftiz kilisesinin kapı süslemesinde onunla birlik­te çalıştı, önce kuyumcu olarak tanındı, vaftiz yerinin sunağı için üç gümüş kabart­ma yaptı: Herodias’ın Raksı, Herodes’in Yemeği ve Vaftizci Aziz Yahya. Castagno ve Donatello’nun etkisinde kalan Pollaiolo, çizgide büyük bir ustalığa vardı, anatomi bilgisini de derinleştirdi. 1460′ta kardeşi Piero ile birlikte Medici sarayı için Herkül’ün Çalışmaları dizisi ile figür ve manzara’nın flaman üslûbunda kaynaştığı kompozisyon­lar çizdi: Aziz Sebastianus (Londra), Deianira’nın Kaçırılması (Newhaven, A.B.D.). 1469-1480 Arasında Floransa katedrali için Vaftizci Aziz Yahya’nın Hayatı ile bir dizi işlemeli pano çizdi. Natüralist üslûpta bronzdan yapılmış Herkül ile Antaeus grubu gibi küçük heykelleri de vardır. Roma’da Sixtus IV’ün Mezarı’nı yaptı (1484-1493); bu eser, yapılışındaki netlik, kabart­ma anlayışındaki yenilik ayrıntılarının bol­luğu ve çeşitliliğiyle ayrı bir özellik taşır. Daha sonra Innocentius VIII’in Mezarı’nı (1493-1497) yaptı. Pollaiolo aynı zamanda önernli bir gravürcüydü. Çıplak Adamların Dövüşü gibi tanınmış eserleri Mantegna’yı ve onun aracılığıyle Dürer’i etkiledi. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLLAİOLO veya POLLAİUOLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİTZER (Adam)

Tarih 02 Haziran 2009

POLİTZER (Adam), macar hekimi (Alberti, Macaristan 1835-Viyana 1920). Sırasıyle Viyana, Würzburg, Paris ve Londra’da oturdu. 1871′de Viyana üniversitesi kulak-boğaz-burun profesörlüğüne getirildi. İki yıl sonra klinik profesörü oldu. Çeşitli âletler keşfetti. Bunlar arasında en ünlüsü östaki borusunu sondalamada kullanılan sondadır.(L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİTZER (Adam) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİTİS (Nikolaos Sokratis), POLİTONALİTE

Tarih 02 Haziran 2009

POLİTİS (Nikolaos Sokratis), yunanlı hu­kukçu ve siyaset adamı (Korfu 1872-Cannes 1942). Fransa’da hukuk okudu. Balkan sa­vaşı sırasında, Venizelos tarafından, Yu­nanistan delegesi olarak Londra (1912), Pa­ris ve Bükreş (1913) konferanslarına gön­derildi; daha sonra dışişleri genel sekreter­liğine getirildi (1914-1915). Dışişleri bakanı oldu (1917-1920), 1919 Barış konferansına katıldı, sonra Milletler Cemiyetine delege seçildi. Venizelos’un istifasından sonra, La Haye’de Yüksek Adalet divanı üyesi oldu. 1922′de yeniden dışişleri bakanlığına geti­rildi, 1923′te ikinci defa Milletler Cemiye­tinde delege oldu, 1932′de de Milletler Ce­miyeti başkanlığına getirildi. 1927′den sonra ise büyükelçi payesiyle, Yunanistan’ın Avrupa’daki temsilciliklerinde hukuk danış­manlığı yaptı.
Eserleri: Les Emprunts d’Etat en Droit International (Milletlerarası Hukukta Devlet Borçlanmaları); La Justice Internationale (Milletlerarası Adalet). [L]

POLİTONALİTE i. (fr. polytonalite). Müz. Bk. çok tonluluk.

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİTİS (Nikolaos Sokratis), POLİTONALİTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNSUTİ (Ciro)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNSUTİ (Ciro), italyan bestecisi (Sinalunga 1829-Floransa 1888). İtalya’da üç opera­sını başarıyle temsil ettirdi: Venedik Ta­ciri (1873), Mattia Corvino (1877) ve Margherita (1882). 1856′da, Krallık Müzik aka­demisi şan öğretmenliğine tayin edildiği Londra’da uzun süre kaldı. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNSUTİ (Ciro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNDEMONTE

Tarih 02 Haziran 2009

PİNDEMONTE (ippolito), italyan şairi (Verona 1753-ay.y. 1828). Birçok yer gez­di; çeşitli akım ve görüşlerle yakından il­gilendi. Gençlik çağının bazı çalışmaların­dan sonra 1788′de Poesie Campestri’yi (Kır Şiirleri) yayımladı.

1788-1791 Yılları arasın­da Paris, Londra, Berlin ve Viyana’da oturdu; bu seyahatlerden sonra yan alaylı yarı; otobiyografik bir roman yazdı: Abaritte (1790). 1789′da La Francia (Fransa) adlı uzun şiirinde Fransız devrimini övdü; fakat çok geçmeden fikir değiştirdi ve bir kenara çekilerek, o sıralarda dünyayı de­ğiştiren toplumsal ve siyasî olayları uzak­tan takip etti. Klasiklerle romantikler arasın­daki tartışmalara karışmadan ve biçim yö­nünden romantizmin etkisinde kalmadan klasik şiir anlayışını sürdürdü. 1805′te Odysseia’nm doğru ama sanat yönünden biraz zayıf bir tercümesini yaptı (eserin tü­mü 1822′de yayımlandı). Gene 1805′te Epistole in Versi’yi (Manzum Mektuplar) yaz­dı. Foscolo, / Sepolcri (Mezarlar) adlı şii­rini Pindemonte’nin / Cimiteri (Mezarlık­lar) adlı uzun şiirine adadı; ama Pindemonte 1 CimiterVyi yarım bırakarak t Se­polcri (Mezarlar) adlı manzum bir mektup yazdı (1807). öbür eserleri: Novelle (Hi­kâyeler) [1792], Sermoni (Nutuklar) [1819]; küçük şiiri // Colpo di Martello del Campanile di San Marco (San Marco Çan Kulesinin Tokmak Darbesi) [1820] ve Shakespeare, Alfieri ve Ossian etkisinde yazdığı Arminio [1804] adlı trajedi. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNDEMONTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNDAR (John Wolcot)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNDAR (John Wolcot, Peter—denir), in­giliz yergi şairi (Dodbrooke, Devonshire 1738-Londra 1819). Eserleri: O de s (Odlar) [1785]; Lousiade (1786) adlı gülünçlü des­tan. 1778-1818 Arasında çok sert siyasî ten­kitler yayımladı. Samuel Johnson’ın şata­fatlı üslûbunu alaya aldı. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNDAR (John Wolcot) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİGNAC ailesi,

Tarih 01 Haziran 2009

POLİGNAC ailesi, Velay’li fransız ailesi, Yukarı Ortaçağdan beri tanınmış olmakla beraber, MELCHiOR’un (Le Puy 1661-Paris 1742) rahipliğe kabul edildikten sonra Roma’ya giderek (1689) Papalık hükümetiyle Fransa’nın uzlaşmasına yardım etmesiyle, XVIII. yy.dan itibaren ün kazandı; Melchior Polonya’ya elçi olarak gönderildi, Conti prensi François Joseph’i Jan III Sobieski’nin ölümünden (1696) sonra kral seçtirtti. Conti prensi krallığına çok geç sahip olmuş­tu, Louis XIV’ün bu başarısızlığı Melchior’a yüklemesi onu gözden düşürdü. Kralın danışmanı olarak (1706), Hollanda ve ingil­tere ile yapılan görüşmelerde Fransa’yı tem­sil etti (1710-1713), kardinalliğe yükseldi (1712), Naiplik devrinde Maine dükü ile çevirdiği entrikalar yüzünden yeniden göz­den düştü; Auch başpiskoposu oldu. Anti-Eucrkce (Lucretius’a Karşı) adlı büyük şii­rini bitiremedi. — JULES FRANÇOİS (Claye 1743-Petersburg 1817), Melchior’un yeğeni­nin oğlu, irsî dük unvanı elde etti ve bir­çok önemli görevde bulundu.

—YOLANDE MARTİNE GABRiELLE (1749-Viyana 1793), Jules François’nın karısı Polastron’dan dünyaya geldi, Marie Antoinette’ten ailesi için birçok olağanüstü çıkar elde etti; bu durum Polignac’ların 1789′da halkın gözünden düş­mesine yol açtı. Çabucak Fransa’dan göç etmek zorunda kaldılar. —ARMAND jULES MARİE HERACLİUS (Paris 1771-Saint Ger-mainen-Laye 1847), Jules François ile Po-lastron’un oğlu; babasıyle birlikte Rusya’­ya gitti, Fransa’ya dönerek Cadoudal ile birlikte hükümete karşı bir komplo hazır­larken tutuklanarak ölüm cezasına çarptı­rıldı (1804). Cezası müebbet hapse çevrildi, sonra kaçmayı başardı (1813). Artois kontunun emir subaylığını yaptı, yaveri seçildi (1815) ve babası ölünce dük ve ayan üyesi oldu. Louis-Philippe’e bağlı kalacağına ye­min etmediği için Ayan meclisinden atıldı.

— JULES AUGUSTE ARMAND MARİE (Versailles 1780-Paris 1847); öncekinin kardeşi. Cadoudal komplosuna katıldı; iki yıla mah­kûm edildiği halde, kardeşiyle daha uzun süre hapis yattı ve onunla birlikte kaçtı. Ar­tois kontu ile Paris’e döndü (1814), Bourbons’larla birlikte Gand’a gitti (1815). Louis XVIII zamanında (Mersan köşkünde) Ar­tois dükünün etrafında toplanarak krallığın ve kilise nüfuzunun yeniden kurulmasını is­teyenlere katıldı. Ayan üyesi olduktan son­ra önce Charte’a bağlı kalacağına yemin etmek istemedi, ona göre bunda, dine karşı saygısızlık niteliğinde maddeler vardı. Kato­likliğe aşırı bağlılığı kendisine Vatikan ta­rafından prenslik verilmesini sağladı (1820). Londra elçisi oldu (1823-1829), 6 temmuz 1827 tarihli antlaşmayı imzaladı; bu ant­laşma gereğince İngiltere, Rusya ve Fran­sa, Osmanlılarla Yunanlılar arasında ara­buluculuklarını kabul ettirerek Yunanistan’­ın muhtariyetini sağlıyorlardı. Dışişleri ba­kanlığına (8 ağustos 1829), sonra başbakan­lığa (17 kasım) getirildi ve liberal düşünce­nin kendisini İngiltere’ye ve kiliseye boyun eğmekle suçlaması üzerine halkın gözün­den düştü. Osmanlı imparatorluğunun par­çalanmasından sonra, Avrupa siyasî harita­sının yeniden düzenlenmesi için bir tasarı ileri sürdü; Prusya’nın muhalefeti üzerine kesin olarak kenara itildikten sonra prens Polignac, Cezayir seferlerini hazırladı ve bu yüzden hükümeti, İngilizlerin dostluğunu kaybetti.

Bakanlarından Peyronnet ile yaz­dığı temmuz 1830 emirnameleri yüzünden iktidardan çekilmek zorunda kaldı (29 tem­muz), ingiltere’ye kaçmağa çalıştığı bir sı­rada Granville’de tutuklandı (15 ağustos), Ayan meclisinin önünde yargılandı ve mü­ebbet hapse mahkûm edildi, ayrıca unvanları ve medenî hakları da elinden alındı (21 aralık 1830). Ham kalesine kapatıldı; fakat 1836′da cezası affedildi.
—CHARLES MARİE (Londra 1827-Bouzarea 1904), Heraclius’un oğlu, ficole Polytechnique’i bitirdi; Ceza­yir Arap bürolarında subay olarak çalıştı (1857). 1862′de Cezayirli tuareg kabileleriyle, Fransa’nın Sudan’a girmesini kolaylaştıran bir antlaşmanın görüşmelerini yaptı. Tunus seferine katıldıktan (1881) sonra, Fransa’nın güney topraklarına sızma hareketlerinin gelişmesine çalıştığı Cezayir’de emekli oldu. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİGNAC ailesi, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLiAKOFF veya POLYAKOV (Sergey)

Tarih 01 Haziran 2009

POLiAKOFF veya POLYAKOV (Sergey), rus asıllı fransız ressamı (Moskova 1906). 1923′te Paris’e yerleşti, özel akademilere devam ettikten sonra, Londra’daki Slade school’a öğrenci oldu (1936-1937); italyan primitifleriyle ilgilendi ve British museum’da mısır resmini inceledi. Paris’e dönüşün­de tanıştığı Kandinski, Otto Freundlich ve Robert Delaunay’ın etkisiyle soyut resme yöneldi. Eserlerini 1938′den 1945′e kadar Salon des independants’da (bağımsızlar sa­lonu), sonra Salon de Mai’de (Mayıs salo­nu), Salon des Realites Nouvelles’de (Yeni Gerçekler salonu) sergiledi. 1947′de Kan­dinski ödülünü kazanınca ikinci mesleği olan müzisyenliği bıraktı. Kopenhag’da, Brük­sel’de, New York’ta, Brüksel Güzel Sanat­lar sarayında (1953) sergiler açtı ve milletler­arası büyük sanat gösterilerine katıldı. 1956′da Lissone, 1965′te Tokyo Biennal’inin büyük birinci ödülünü, 1966′da Menton Bien­nal’inin büyük ödülünü kazandı. O zamana kadar yaptığı bütün eserleri 1966′da Saint-Gall müzesinde sergilendi. Tabloları Paris’teki Art Moderne müzesinde ve bazı resmî koleksiyonlardadır. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLiAKOFF veya POLYAKOV (Sergey) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLE (William)

Tarih 01 Haziran 2009

POLE (William), ingiliz mühendisi ve mü­zik tarihçisi (Birmingham 1814-Londra 1900). Belediye su işleri ve demiryolu yapımında bir otoriteydi. Ayrıca geniş müzik bilgisiyle de ün kazandı. 1867′de Oxford üniversitesin­de müzik doktorasını verdi. Bombay’daki (Hindistan) Elphinstone kolejinde (1844 -1847) ve Londra’daki University college’ta (1859-1867) ve Londra üniversitesinde (1878-1891) ders verdi. Mühendislik ve müzik üs­tüne birçok makale ve kitap yazdı. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLE (William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLE (Margaret)

Tarih 01 Haziran 2009

POLE (Margaret) [Farley 1473 - Londra 1541], Clarence dükü George’un kızı. Sir Richard Pole ile evlendi (1491′e doğr.) ve ondan beş çocuğu oldu. Henri VIII’den Salisbury kontesi unvanını aldı (1515) ve pren­ses Mary’nin mürebbiyeliğine getirildi. Kar­dinal olan oğlu, İngiltere kralına cephe al­dığı için, Margaret vatana ihanet suçundan idam edildi. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLE (Margaret) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLATKAN (Saim)

Tarih 01 Haziran 2009

POLATKAN (Saim), türk binicisi (Malat­ya 1907). öğrenimini askerî okullarda yaptı. 1932′de teğmen olduğu sırada Türk Millî Binicilik ekibine alındı. Aynı yıl Nice’de yapılan milletlerarası müsabakalarda Kıs­met adlı atiyle ikinciliği kazandı. Atatürk, kendisine Çankaya isimli bir at armağan etti. 1935 Aachen konkurhipiklerinde «Ren mükâfatı», 1938 Nice konkurhipiklerinde «Polonya Ordusu mükâfatı» ve Varşova konkurhipiklerinde de «Millî mükâfat»ı ka­zandı. 1938 Roma konkurhipiklerinde «Mussolini kupası»nı kazanan türk ekibinde yer aldı. Son olarak 1948 Londra Olimpiyat oyunlarına katıldı. Uzun süre Binicilik fe­derasyonu başkanlığı yaptı. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLATKAN (Saim) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİM (Bedford, Clapperton Trevelyan)

Tarih 01 Haziran 2009

PİM (Bedford, Clapperton Trevelyan), ingi­liz deniz subayı (Biddeford 1826 – Londra 1886). 1852′de Franklin arama gezisine ka­tıldı, Kırım savaşı sırasında Baltık denizin­de bir gambota kumanda etti. 1859′da Ni­karagua kanal yolu araştırmalarında bu­lundu. 1861′de emekliye ayrıldı. Yazdığı eserler arasında en önemlisi The Gate of the Pacific’th (Büyük Okyanusun Kapısı) [1863]. 1874-1880 Arasında parlamento üyesi oldu. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİM (Bedford, Clapperton Trevelyan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIMLİCO

Tarih 01 Haziran 2009

PIMLİCO, Londra’da semt, Thames’in kuzey kıyısında, Chelsea ile Westminster arasında. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIMLİCO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLATUS (Pontius)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİLATUS (Pontius), romalı genel vali (M. S. I. yy.), 26 – 36 arasında Suriye valiliği denetiminde Filistin genel valiliği yaptı. Yahudi Philo’ya göre gaddar bir kimsey­di, özellikle isa’nın yargılanmasındaki ro­lüyle tanınır. Vicdan azabı ile imparatorun gözünden düşme korkusu arasında bocala­yarak bu görevi Celile eyaleti genel valisi Herodes’e yüklemeğe çalıştı. Ama sonra isa’yı kırbaçlatıp başına dikenli taç giydi­rerek halkın karşısına çıkarttı. Halk isa’­nın öldürülmesini isteyince, Pilatus sorum­lu olmayacağını belirtmek için ellerini yı­kadı ve kendi karısının araya girmesine rağmen, isa’ya işkence ettirdi. Hıristiyan din yazarları bu kadını «Claudia Procula» diye anarlar.

Pilatus’un ölümü hakkında çeşitli söylentiler vardır: Roma’da feci bir şekilde öldürüldüğü, gözden düşeıek Galya’daki Vienne’e sürgün edildiği (öl. 39′-larda), Hıristiyanlığı kabul ettiği ve Neron zamanında işkenceyle öldürüldüğü söylenir (Kıptî kilisesi Pilatus’u aziz sayar). Nikodemos’un doğruluğu şüpheli İncil’in© Açta Pilati (Pilatus Beratı) adı verilir. Bu incil, Pilatus’un Küfürlü Beratım karşılık ola­rak yazıldığı için bu şekilde adlandırılmış olabilir. Küfürlü berat ise, Eusebius’a gö­re IV. yy. başlarında yayımlanmıştır. Açta PilatVmrı birinci bölümü, isa’nm hâkimi olan Pilatus’u temize çıkarmağa yönelmiş­tir. Bazı elyazmalarında buna İsa’nın ölü­mü üstüne Tiberius’un, Herodes’in ve Pi­latus’un yazdığı mektuplar da eklenmiştir.
— ikonogı. Pilatus’un ellerini yıkama sahnesi, Junius Bassus’uıı lahti üzerinde (Va­tikan), Sant Apollinare Nuovo’daki (Ravenna) bir mozaikte, Naumburg’daki ka­bartmalı mimberde (XIII. yy.), Duccio’nun yaptığı Siena Maestâ’sı üzerinde ve Honthorst (Londra) ile Rembrandt’ın (Londra) resimlerinde canlandırılmıştır. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLATUS (Pontius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POHL (Kari Ferdinand)

Tarih 30 Mayıs 2009

POHL (Kari Ferdinand), alman müzik ya­zan (Darmstadt 1819-Viyana 1887). 1849′dan 1855′e kadar Viyana’da org çaldı, 1858′-de Viyana Müzikseverler derneğinin arşiv ve kütüphanesini yönetti. Mozart und Haydn in London (Mozart ve Haydn Londra’­da) adlı bir eser yayımladı (1867). Haydn’in hayatını yazmağa başladı, ancak ilk iki cil­dini çıkarabildi. Eser Hugo Botstiber tara­fından tamamlandı. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POHL (Kari Ferdinand) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POE (Edgar Allan)

Tarih 30 Mayıs 2009

POE (Edgar Allan), amerikalı yazar (Bos­ton 1809 – Baltimore 1849). Gezgin tiyatro oyuncusu olan ana-babası sefalet içindeydi; iki yaşında öksüz kalan Edgar’ı Richmond’lu tarım işletmecisi John Allan hi­mayesine aldı ve öğrenimi için hiç bir fe­dakârlıktan kaçınmadı. 1815-1825 Yılları arasında Edgar, onu evlât edinen aileyle birlikte İngiltere’ye gitti ve öğrenimine Londra’da devam etti. 1825′te Richmond’a döndü, ama kötü davranışları yüzünden Virginia üniversitesinde bir yıldan fazla barınamadı (1826).
John Allan onu kendi işyerine aldıysa da, Edgar orada da durma­yarak kaçtı. Orduya girdi (1827), West Point Askerî okuluna kaydolmayı başardı, ama disiplinsizlik yüzünden kovuldu (1831). O zaman zengin olmanın yollarını aramak üzere New York’a gitti; ilgi uyandırma­yan küçük bir şiir kitabından sonra yaz­mağa başladığı hikâyelerle dikkati çekti. Dul ve fakir halası Maria Clemm’in ya­nma sığındığı Baltimore’a yerleşti, 1835′ten başlayarak, Richmond’da çıkan Sout­hern Literary Messenger dergisine yazı göndermeğe ara vermedi; çalışmağa ve yoksulluğa alışıyor, ama bu arada, ilha­mını ve gerçeği unutmanın çaresini gittik­çe artan bir tutkuyle içkide arıyordu. He­nüz on dört yaşında olan yeğeni Virginia Clemm ile evlendi (1836); 1837′de New York’a yerleştiler. The Narrative of Arthur Gordon Pym (Arthur Gbrdon Pym’in Hikâyesi) o yıl, sonra 1840′ta, daha önce gazetelerde çıkmış hikâyeler derlemesi ola­rak İşitilmedik Hikâyelerim (Tales of the Grote’sque and Arabesque) birinci cildi ya­yımlandı. Ertesi yıllarda Edgar Poe’nun çeşitli dergilerle ilişkisi, ardı gelmeyen huy­suzlukları ve alkol krizleri yüzünden çok düzensiz oldu. İşitilmedik Hikâyeler’in yeni bir cildi 1845′te yayımlandı, The Raven-(Karga) adlı şiiri de bu yılın eseridir. Genç karısı 1847′de öldü. ümitsiz ve hastaydı, delirium tremens krizleri geçiriyordu; birara kendini toparlayacak gibi oldu, yaşlı ve zengin bir kadınla evlenmek üzereydi ki, Baltimore’da bir sabah onu, geceyi ge­çirdiği meyhanenin kapısında can çekişir buldular.

Poe’nun dehası hayatına benzer; alabildiği­ne sıkıntılı, acılı ve dokunaklıdır. Muhay­yilesi cehennemi konulardan kurtulamaz ve o, duyduğu dehşet ürperişini okuyucuya iletmekte benzersizdir. Oysa Poe, Eureka’da (1848) ve The Poetic Principle’de (Şii­rin İlkeleri) belirdiği üzere, romantizmin lirik boşalışlarına karşıdır; ilhama güvenmez ve şaire sadece Güzeli arama ihtiya­cının yol göstermesi gerektiğine inanır. Çağdaşlarınca anlaşılmayan bu eser Baudelaire’i derinden etkileyecek ve Poe’yu, Fransa’ya ve Avrupa’ya tercümeleriyle o tanıtacak; The Raven adlı şiiri ise Fransızcaya Mallarme’nin kalemiyle kazandırı­lacaktır. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POE (Edgar Allan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCHON (Stephen)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCHON (Stephen), fransız siyaset adamı (Arnay-le-Duc 1857-Versen-Montagne, Jüri 1933). önce Radikal partiden milletvekili se­çildi (1885-1893); sonra da Brezilya’da (189t Portau Prince’de elçi oldu; orada Guyana sınırları meselesini çözümledi. Papalık el­çiliğine getirildi (1900); Tunus genel valisi oldu (1901-1906), senatör seçildi (1906-1924). Ekim 1906-şubat 1911 arasında dışişleri ba­kanlığı yaptı. Fas’ta Casablanca’ya karşı harekete girişmek kararını verdi (ağustos 1907). Almanya’ya bu ülkeyi iktisadî alanda sömürme imkânını sağlayan 1909 şubat ant­laşmasını imzaladı. Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan imparatorluğu tarafından ilhakının (1908) sebep olduğu Balkan krizi sırasında savaş çıkarsa, Rusya ile Fransa arasında 1893′te yapılan antlaşmanın geçersiz sayılacağını ilân etti (şubat 1909), böylece çarı, Sırbistan’ı desteklememeğe zorladı. Yi­ne Dışişleri bakanlığına getirilince (mart-aralık 1913), Balkan savaşlarının yaratabi­leceği ihtilâttan kaçınmak için Londra ile anlaştı. Yeniden Dışişleri bakanlığına ge­tirildi (1913, 1917-1920). Savaş komitesine katıldı ve Versailles antlaşmasını imzala­dı. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHON (Stephen) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Piccadilly

Tarih 29 Mayıs 2009

Piccadilly, Londra’nın ana caddelerinden biri, Hyde Park ile Regent street arasında. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Piccadilly hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCASSO (Pablo RUiZ),

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCASSO (Pablo RUiZ), ispanyol ressamı (Malağa 1881). XX. yy. resim sanatının en büyük temsilcisidir. Malagalı Jose Ruiz Blasco ve Maria de la Paz Picasso Echevarria’nın üç çocuğundan en büyüğü ve tek oğulları.
Mütevazı çiçek ve lokanta tabloları yapar fakat aynı zamanda, resim öğretmeni ve Malağa müzesi müdürü olan babası, Picasso’yu genç yaşta eğitti. Ayrıca aile dost. ressam Antonio Munoz Degrain de kendi­siyle ilgilendi.

Babasının 1891′de La Coruna’da «Da Guarda» enstitüsüne resim öğretmeni tayin edilmesi üzerine Picasso ailesi oraya yerleş­ti. Picasso La Coruna’da öğrenimini sürdür­mekle beraber, daha çok, babasının eğitici öğütleri altında resim yapmağa ve desen çizmeğe devam etti.
Picasso’nun La Coruna’da yaptığı tablolar arasında, bir şemsiyeci dükkânında sergile­diği Yaşlı Çift (Malağa müzesi), Takkeli Adam ve Çıplak Ayaklı Kız (ikisi de sa­natçının özel koleksiyonunda) sayılmağa değer. 1895 Eylülü sonunda, babası, şehrin Güzel Sanatlar akademisinde desen profe­sörlüğüne tayin edilince Picasso da ailesiyle birlikte Barcelona’ya taşındı.

1896′da, ilk Şaraplı Ekmek Âyini adlı tablosuyle (Barcelona, Picasso müzesi) Barcelona Güzel Sanatlar sergisine katıldı. Bir yıl sonra, Bilim ve İyilikseverlik adlı tablosuyle (Barcelona, Picasso müzesi) Madrid Millî sergisinde şeref mansiyonu aldı. Er­tesi yıl aynı sergide, Aragon Gelenekleri adlı tablosuyle, aynı ödülü yeniden kazan­dı. 1897′de, ailesi tarafından öğrenimine de­vam etmesi için, Madrid’deki Güzel Sanat­lar okuluna gönderilen Picasso, dersleri ta­kip etmek yerine, Prado müzesinde dolaşı­yordu. Haziran 1898′de kızıla tutuldu; Bar­celona’ya döndü, oradan Horta de San Juan’a (Tarragona) geçerek nekahet devre­sini meslektaşı ve katalonyalı arkadaşı Ma-nuel Pallares’in evinde geçirdi. Orada yap­tığı eserlerde de görüldüğü gibi, bu dönem­de, titizlikle bağlı olduğu akademik ilkeler­den sıyrıldı. Uzun süre Horta’da kaldı, ni­san 1899′da Barcelona’ya döndü, gece ha­yatına karıştı. «Els quatre gats» birahanesi­nin modernist çevresine katıldı. 1900′de b« birahanede ressam, şair, yazar ve sanatçı arkadaşlarının karakalem, suluboya veya pastelle yapılmış portrelerinden meydana gelen bir sergi açtı. Aynı yılın ekim ayın­da, Casagemas ve Pallares ile birlikte ilk defa Paris’e giderek Montmartre’da, İsidro Nonell’in kendisine verdiği stüdyoya yer­leşti.

Picasso Paris’te kaldığı ilk üç ay süresince birçok resim yaptı: La Gallette Değirmen ve Peçeli Kadın (ikisi de New York’ta, özel koleksiyon), Mavi Balerin (Fransa, özel koleksiyon), Kucaklaşma (Moskova, Puşkir müzesi). Casagemas ile birlikte 1900 sonun­da Barcelona’ya dönerek Malaga’ya gitti îer ve ocak ortalarında ayrıldılar. Casage­mas Paris’e dönüşünden sonra intihar etti Picasso ise Madrid’e gitti.

Orada, katalonyalı yazar Francisco de A. Soler ile birlikte, genç sanatçılar için günlük Arte Joven dergisini kurdu. Mayıs’ta Bar celona’ya dönerek, pastellerden meydana gelen eserlerini Pares salonunda sergiledi Sergiden sonra, ikinci Paris gezisini yaptı basklı ressam Francisco İturrino ile birlik­te, Vollard galerisinde bir sergi açtı. Bu arada Lautrec’in etkisindeki en önemli eserlerini yaptı. Yeniden Barcelona’ya uğra­dı, ekim 1902′de Sebastian Junyer ile birlik­le Paris’e döndü. Şair Max Jacob ile tanıştı.

İki sanatçı birlikte son derece fakir bir hayat sürdüler, öyle ki Picasso, ısınmak için. birçok desenini yakmak zorunda kalı­yordu. Picasso’nun «mavi dönem»i bu sıra­larda başlar ve Barcelona’da devam eder 11903-1904); Bira Bardağı, Jaima Sabartes’in portresi (Puşkin müzesi), Deniz Kıyısında Yoksul İnsanlar (Washington Millî galerisi), İhtiyar Gitarcı (Chicago Sanat, enstitüsü). Hayat (Cleveland müzesi) bu döneme ait eserlerdir. Picasso nisan 1904′te temelli olarak Fransa’ya yerleşti. Kuyumcu ve se­ramikçi Paco Durrio aracılığıyle çeşitli ül­kelerden gelme sanatçıların birleştiği «Le bateau-lavoir» topluluğuna katıldı. Bu topluluk Paris okulu denen sanat anla­yışının başlangıcını ve çekirdeğini meydana getirir. Picasso, kasım 1904′te içlerinde Kaoul Dufy ve Francis Picabia’nın da bu­lunduğu altı ressamla birlikte Berthe Weill galerisinde eserlerini sergiledi. 1905 Yazında Hollanda’ya yaptığı kısa bir geziden sonra üslûbunu değiştirerek, «pembe dönem»ine başladı. Bu dönemde çoğunlukla sirk dün­yasının kişilerini işledi: Top Oynayan Ak­robatlar (Puşkin müzesi); Cambaz Ailesi (Washington Millî galerisi). Paris’te yaşayan iki amerikalı (Gertrud ve Leo Stein) ve. rus Sçukin, Picasso’nun eserlerini toplayan ilk koleksiyonculardır.

Ressam, 1906 yazını, Gosol’da (Pireneler) ilk sevgilisi Fernande Olivier ile birlikte geçirdi. Bu kadın daha sonra Picasso y sus Amigos (Picasso ve Dostları) [1933] adlı eserinde o yılları büyük bir gerçeklikle can­landırmıştır. Picasso Gosol’da yaptığı Ek­mekçi Kadın’da (Philadelphia müzesi) bi­çim ve hacimleri geometrik çizgilerle ver­meğe başladı. Avignon’lu Genç Kızlar (New York Modern Sanat müzesi) ise «kübizm öncesi dönem»e ulaşır. Bu dönemde sanatçı, Cezanne’dan, eski ispanyol sanatından ve zenci maskelerinden etkilenir. Avignonlu Genç Kızlar tablosundaki değişik anlayış ve teknik, çağdaş resmin bir dönüm noktasıdır.

Bu değişiklik Malraux’nun da belirttiği gibi «sanat tarihini değiştirecek nitelikte» idi. Picasso ve Braque tarafından tamamıyle geliştirilen kübizm 1909 yazında, Picasso’­nun Fernande ve Pallares ile Horta’ya git­mesi sırasında başladı. Orada Horta’da Fabrika ve Fernande (New York Modern Sanat müzesi) adlı eserlerini yaptı. Bundan sonra Picasso’nun «analitik kübizm» döne­mi başlar. Şekiller karışık bir sistemle ge­ometrik olarak açılır, parçalanır ve boşluk­la birleşir. Bu üslûbu en iyi belirten eser­ler 1910′da yaptığı Ambroise Vollard’ın (Puşkin müzesi, Moskova), Wilhelm Uhde’nin (Penrose koleksiyonu, Londra) ve Kahnweiler’in (Chicago Sanat enstitüsü) portre­leridir. Aynı yıl Derain ile gittiği Cadaques’te ve 1911 yazında, Manolo, Hugue Braque ve Juan Gris ile birlikte bulunduğu Ceret’de yaptığı bazı peyzajlar da bu türe aittir.

Picasso bir yıl sonra, Avignon ve Sorgues’da sevgilisi Marcelle Humbert (Eva) ile kaldığı sırada, sentetik kübizme başladı, yapıştırma kâğıtlardan meydana gelen ilk eserlerini burada yaptı. Biçimlerin analizi konusundaki buluşları da gene bu devreye rastlar: sanatçı, renklerini zenginleştirmiş ve konuya daha fazla önem vermeğe başlamış­tır. 1920-1930 Arasında Picasso’nun kübizm anlayışı yeni ve değişik üslûplara da yol açtı: 1914′te «rokoko kübizm», 1923′te «yu­varlak kübizm». 1915-1925 Arasında «klasik dönem» başlar. Bu dönemde, bir yanda şe­killerin anıtsal bir anlayışla işlenişi ve abartıcı bir üslûp {Çeşmebaşında Üç Kadın [New York Modern Sanat müzesi]), öte yanda, kişilerin daha sevimli ve daha sakin bir yorumu göze çarpar, ana ve çocuk re­simleri, palyaçolar, âşıklar belirir (Palyaço, Picasso müzesi, Barcelona). Babasının öl­düğü 1913 yazını Picasso, kübizmin merkezi haline gelen Ceret’de geçirdi. O dönemin en ünlü eseri olan Tarladaki Kadın adlı tablosunu orada yaptı. 1914′te savaş patlak verdiği sırada Braque, Derain ve Marcelle Humbert ile birlikte Avignon’daydı. Şubat 1917′de Jean Cocteau ile birlikte Roma’ya giderek Parade balesinin dekor ve kostüm­lerini hazırladı. Bu gezi sırasında, Napoli ve Pompei’yi ziyaret ederek, Diaghilev top­luluğunda balerin olan Olga Koklova ile tanıştı. Barcelona ve Madrid’e yaptığı bir geziden sonra, 1918 ortalarında bu balerinle evlendi.
Yedi yıl boyunca Diaghilev ile işbirliği yap­tı. De Falla’nın Üç Köşeli Şapka’sı, Stravinskiy’in Pulcinella’sı, Milhaud’nun Mavi T ren’i için dekor ve kostümler hazırladı. Bu ikinci eserin perdesi için, Kumsalda Ko­şan iki Kadın (özel koleksiyonu) adlı eseri­nin büyük boyda bir reprodüksiyonunu yaptı. Fontainebleau’da kaldığı sırada, üç Müzikçi adlı iki tuvaline çalıştı. İlki Phila­delphia müzesinde, diğeri New York Mo­dern Sanat müzesinde oîna bu eserler, kü­bizmin son safhalarını yansıtır. Picasso’nun bundan sonraki eserleri yeni-klasik anlayışta, yani «Pompei dönemine» aittir: Oturan Kadın [Tate gallery, Lond­ra); Yunanlı Kadın (Paris, özel koleksiyon); Pan'ın Flütü; oğlunu model olarak al­dığı Pablo ve Palyaço Pablo (ikisi de özel koleksiyonunda). 1924'ten itibaren Picasso gerçeküstücü akıma katılır ve sanatında ye­ni bir geçiş dönemi belirir.

Londra'da Tate gallery'deki Dans ve sa­natçının özel koleksiyonunda bulunan Gi­tar, gerçeküstücü çabalarının ürünü olarak kabul edilebilir. Gitar tablosuyle çağdaş resme çuval ile çivi de girmeğe başlar. Pi­casso bu eserlerle, 1925'te ilk grup sergisi­ne katıldı. 1927'de Balzac'ın Le Chef d'Oeuvre inconnu (Meçhul Şaheser), 1931'de Ovidius'un Metamorphosis, 1937'de Buffon'un Scienses Naturelles (Tabiî Bilimler) ve 1958'de Pepe-Hillo'nun La Tauromaquid (Boğa Güreşi) kitapları için ofortlar hazırla­dı. Bunu takip eden yıllarda, daha önce 1901'de Barcelona'da Oturmuş Kadın adlı eseriyle başladığı heykelciliğe döndü: Kadın Başı (1908); Julio Gonzâlez ile birlikte yap­tığı demir heykeller (1929); Boisgeloup'taki büyük heykeller (1930). Aynı yıl Olga'nın Portresi (1918) ile Carnegie ödülünü ka­zandı. Koyunlu Adam (1950, Vallauris) ve Keçi (1951) adlı eserleri de önemli heykellerindendir. 1934'te ispanya'ya son seyaha­tini yaptı (San Sebastian, Madrid, Toledo, El Escorial, Barcelona). Bu arada karısın­dan ayrılması yüzünden, bir kriz geçirerek "resimden uzaklaştı. Şiirler (1935) ve çeşitli yazılar yazdı.

Bunlardan en ünlüsü Le Desir Attrape par la Queu (Ucundan Yaka­lanan Arzu) [1944] adlı oyunudur. Bu eser Paris’te özel olarak temsil edildi. Albert Camus ve J.P. Sartre gibi kişiler de irtica­len oyunculuk yaptılar. Picasso, 1936 yı­lının baharında, yeniden resme döndü. Bu arada birlikte yaşadığı Marie ThSrese Walter’den Maya adlı bir kızı oldu. İspanyol İç savaşı patlak verince Cumhuriyet hükü­meti tarafından Prado Müzesi müdürlüğüne getirildi. Alman hava kuvvetlerinin Guernica’yı yıkmasını konu alan büyük bir kom­pozisyon yaptı (New York Modern Sanat müzesi). 1937′de Milletlerarası Paris sergi­sinde İspanyol pavyonunda sergilenen bu eser, Picasso’nun sanatının doruğu olarak kabul edilir. Guernica ile birlikte, yoğun ve tüyler ürpertici bir dramatizmde eserler yapmağa başladı. Bunlar özellikle «Dora Maar» dizisini meydana getiren ve hayatına karışan diğer kadınların adlarını taşıyan eserleridir. 1939′da sanatçının annesi öldü. Picasso, savaş başlangıcında Antil adalarındadır. Bir yıl sonra Paris’e geçti, işgal boyunca orada kaldı. Bu arada vermiş ol­duğu eserlerden çoğu ve özellikle Kuş Yi­yen Kedi (New York, özel koleksiyon), öküz Başlı Natürmort (1924, Kunstsamm-lung, Düsseldorf) ve Şafak (Paris Art Mo­derne müzesi) o yılların gerilimlerini ve kaygılarını yansıtır.

Savaş sonunda, 1944′te Komünist partiye yazıldı ve ilk defa, resmî bir fransız ser­gisine katıldı. O yıl açılan «Kurtuluş ser­gisine yetmiş beş tablo ve beş heykel gönderdi. 1945′te Litografiye merak sardı ve altı ay içinde iki yüz kadar eser ver­di. 1946′da, Françoise Gilot ile yaşamağa başladı. Dört ay süreyle, Grimaldi’lerin Antibes’deki saraylarında resim yaptı. Ora­ya emanet bıraktığı eserlerle, ilk Picasso müzesi meydana geldi. 1947′de, Vallauris’teki Madoura fabrikasında seramikle ilgi­lendi. Bu arada eski bir şapel için Savaş ve Barış adlı iki büyük kompozisyon ha­zırladı. Bundan sonraki iki yıl içinde çe­şitli ülkelere (Polonya, İtalya, İngiltere) geziler yaparak dünya barış kongrelerine katıldı. Barış kongrelerinin manifestoların­da Picasso’nun ünlü «Güvercin»i yayım­landı. 1953′te Cİaude (1947) ve Paloma (1949) adlı çocuklarının anası Françoise Gilot’dan ayrıldı. Jacqueline Roque ile ev­lendi (1958). Aynı yıl, Paris’teki Unesco binası için ikaros’un Düşüşü konulu duvar resmini yaptı. 1961′de, Güney Fransa’da çeşitli yerlerde yaşadıktan sonra, Mougins’e yerleşti ve orada yorulmak bilmeden çalış­tı. Son yıllarda eski ressamlara ait konu­larla uğraktı ve bunlar üzerinde çeşitleme­ler yaptı: 1950′de Courbet’den Sen Kıyı­sında Genç Kızlar, 1954′te Delacroix’dan Cezayirli Kadınlar, 1961′de Manet’den Kır­da Öğle Yemeği. Bu arada 1957′de, Velazquez’in Las Meninas adlı tablosundan 44 tuval hazırlayarak bu eserleri Barcelona’daki Picasso müzesine bıraktı. 1963′te açılan bu müzeye, ayrıca, 1970′te, bini aşkın eser verdi. Bunların arasında, 1917′de rus baleleriyle birlikte Barcelona’da bulunduğu devirden kalma resimler, çeşitli tablalar, desenler, gravürler v.b. vardır. Picasso’nun eserleri dünyanın dört bir yanında sergile­nir, özellikle 1939′da New York Modern Sa­nat müzesinin açtığı sergi, onun A.B.D.’de de kabul edildiğini gösterdi. Bundan sonra, Roma, Milano, Sao Paulo, Köln, Tokyo v.b.de de sergileri açıldı. Bu ser­gilerin en büyüğü ve en muhteşemi, 1966′da Paris’te seksen beşinci doğum yıldö­nümünü kutlamak için açılan sergi oldu. 1971 Yılı sonunda da Louvre’da eserleri sergilendi. Picasso, sanatçı olarak çağdaş­ları için, XX. yy. resim dehasını temsil eder. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCASSO (Pablo RUiZ), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAZZİ (Giuseppe)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAZZİ (Giuseppe), italyan astronomu (Ponte in Valtellina 1746 – Napoli 1826). önce Malta’da, sonra 1780′e kadar Paler­mo’da öğretmenlik yaptı. Orada Sonsuz Küçükler Hesabı kürsüsüne profesör oldu. Uzun bir yurt dışı gezisinde (1786-1789). Paris ve Londra’daki büyük bilginlerle ta­nıştı. Krallık sarayının kulesinde Palermo rasathanesini kurdu (1791) ve yıldızların durumuyle ilgili Pıaecipuarum Stellarum İnerrantium Positiones Mediae İneunte Saeculo XIX adlı büyük katalogunu hazırlamağa başladı. Burada, 1792-1813 arasında yaptığı gözlemleri tasnif etti. Bu çalışmaları sıra­sında, ilk olarak 1 ocak 1801′de, Mars ile Jüpiter arasında bulunan ve Güneş çevre sinde dönen küçük gezegenlerden Ceres’i keşfetti. Hastalık yüzünden gözlemlerine bir süre devam edemedi; yeniden çalışmağa başladığı zaman bu küçük gezegen güneşe çok yaklaştığı için gözlenemez olmuştu. Cari Gaus daha sonra, Ceres gezegeninin yörünge elemanlarını hesapladı ve bulunma­sı gereken konumları gösteren bir gök günlüğü yayımladı. 1802′de Olbers, bundan ya­rarlanarak, gezegeni keşfedilişinden tam bir yıl sonra yeniden buldu. P. Piazzi, 1817′de Capodimonte rasathanesi inşaatını idare et­mek için Napoli’ye çağırıldı. Daha sonra İki-Sicilya Krallık rasathaneleri müdürlü­ğüne tayin edildi. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAZZİ (Giuseppe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİP (Andre)

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLİP (Andre), fransız siyaset adamı (Pont – Saint – Esprit 1902). Lyon üniver­sitesinde iktisat profesörlüğü yaptı (1928), Rhöne bölgesinden sosyalist milletvekili se­çildi (1936). Direnişe katıldı ve «Güney Kurtuluş Cephesi» hareketini yönetti. 1942′-de Londra içişleri bakanlığında, sonra Fran­sız Millî Kurtuluş komitesinde geçici görev­de bulundu. Kurucu Meclis Anayasası ko­misyonu başkanı (1946-1948), maliye baka­nı (1947), Avrupa İktisadî topluluğunun fransız delegasyonu başkanı (1947-1951) ve Avrupa Birleşik Devletleri Sosyalist hare­ketinin başı oldu. Halen Paris Hukuk fa­kültesinde profesördür. En önemli eserleri: Europe Unie (Birleşik Avrupa) [1953]; Le Socialisme Trahi (İhanete Uğrayan Sosya­lizm) [1958]. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİP (Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİDOR

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLİDOR, XVII. ve XVIII. yy.larda ya­şamış fransız müzikçi ailesinin lakabı. Aile­nin asıl soyadı Danican’dı. —JEAN (1620′-ye doğr.-1679), birkaç dans havası beste­ledi; sarayın resmî orkestrasında fifre, tiz krummhorn ve donanma trompeti çalgıcısıydı.
—Oğlu ANDRE (öl. Dreux 1730), sara­yın resmî ve özel orkestralarında krumm­horn, trompet, obua ve tenor krummhorn çalgıcısıydı. Ordu için marşlar besteledi; opera – baleler (Le Canal de Versailles [Versailles Yolu], 1687; La Princesse de Crete [Girit Prensesi]), divertimento’lar (Le Mariage de La Couture Avec la Grosse Cathos [La Couture'ün Şişko Cathos ile Ev­lenmesi], 1688), maskarad’lar (Savgialıların Maskarad’ı, Çin Kralı [1700]), çalgılı müzik eserleri (Trompet ve Timpani Parçaları [1685]. iki Basviyol, Bas Keman ve Bas için Parçalar, [1700]) yazdı. Kralın Müzik kü­tüphanesinde görev aldı ve XVI. yy.ın ba­şından beri sarayda çalman eski eserleri
derledi; bu parçaların yalnız bir kısmı gü­nümüze kalmıştır. —JACQUES (Paris 1657-Versailles 1708), Jean’ın oğlu, sarayın Büyük orkestrasında fifre, krummhorn, daha sonra donanma trompeti çaldı (1679-1697); kralın özel kemancısı oldu, sarayın küçük orkestra­sında da obua, pes trompet ve kornet çal­dı. Marşlar ve kadril havaları besteledi. — Alexandre (doğ. Paris 1660), Jacques’m kardeşi ve françois (Versailles 1689-ay.y. 1717), Andre’nin oğlu, bas krummhorn ve donanma trompeti çalgıcısıydılar; François, Yan Flüt için Parçalar besteledi (1716-1718). —anne (1681 – Paris 1728), Andre’nin oğ­lu, sarayın Büyük orkestrasında obua ve keman çaldı. Bir Yan Flüt, Gagalı Flüt, Keman ve Obua için Parçalar Kitabı (1712) yayımladı, ayrıca bir Te Deum ve pastoraller besteledi; Tuileries sarayının ruhanî konserlerini başlattı (1725). —FRANÇOİS ANDRE (Dreux 1726-Londra 1795), François’nın kardeşi; çok genç yaşta kralın Versail­les kapellasında görev aldı. Campra ile bes­te çalıştı. Dünyanın en üstün satranç oyun­cusu olarak ün kazandı ve özellikle bu sı­fatla, Hollanda, Almanya ve İngiltere’ye gitti. Analyse du Jeu des Echecs (Satrancın Analizi) adlı bir kitap yazdı. Kralın kapel­lasında yöneticilik elde etmeğe çalıştı, bu amaçla Lauda Jerusalem (1754) adlı bir bü­yük motet icra ettirdi, fakat pek beğenilme­di. 1759′da tiyatroya yöneldi, birçok opera­komik besteledi, bunlar arasında Blaise le Savetier (Ayakkabıcı Blaise), L’Huître et les Plaideurs (İstiridye ve Savunucular) [1759], Le Quiproquo (Yanlış Teşhis) [1759], Le Soldat Magicien (Sihirbaz Asker) [1760], Le Jardinier et le Seigneur (Bahçıvan ve Efendisi) [1761], Le Marechal-Ferrant (Nal­bant) [1761], Sanço Pança Adada (1762), Le Bûcheron ou les Trois Souhaits (Oduncu veya Üç Dilek) [1763], T om Jones (1765), L’Amant Deguise (Maskeli Âşık) [1769], La Nouvelle Ecole des Femmes (Yeni Kadın­lar Okulu) [1770], Le Bon Fils (Hayırlı Ev­lât) [1773], Les Femmes Vengees (öcü Alı­nan Kadınlar) [1775], Le Puits d’Amour (Aşk Kuyusu) [1779], La Belle Esclave (Gü­zel Esire) [1787], le Mari Comme.İl Les Fa-udrait Tous (örnek Koca) [1788] sayılabilir. Ayrıca birkaç lirik trajedi (Persee, [1780], Temistokles, [1786]), Horatius’un metni üs­tüne XVIII. yy.ın tek din dışı oratoryosu Carmen Saeculare’yı (1779), bir Requiem, bir Te Deum, bir İngiliz Od’u, bir Modülasyon Sanatı (obua, keman, bas için dört­lü) ve arietta’lar yazdı. Devrimden yana olmasına rağmen, Londra’da oturması, ken­disinin göçmenler listesine girmesine ve ay­lığının kesilmesine yol açtı. Dram duygusu ve bestelerindeki özel anlatımıyle zamanın­da öncü bir rol oynadı. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİDOR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİGGOT (sir Francis Taylor)

Tarih 27 Mayıs 2009

PİGGOT (sir Francis Taylor), ingiliz hu­kukçusu ve şarkiyatçısı (Worthing, Sussex 1852-Londra 1925). Trinity college’da (Cambridge) okudu. 1874′te baroya girdi. Çeşitli devletlerarası hukuk işlerinde görev aldı. Japon başbakanının hukuk danışmanlığını yaptı (1887-1891). 1905′te «sir» unvanını al­dı, aynı yıl Hong Kong yüksek mahkeme­sinde başhâkim oldu. Yedi yıl bu görev­de kaldı. Piggot, devletlerarası ve deniz hukuku konularında birçok kitap ve makale yazdı. Ayrıca, The Garden of Japon (Ja­pon Bahçesi) [1893] adlı iki eseri vardır. (M)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGGOT (sir Francis Taylor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİETRO

Tarih 27 Mayıs 2009

PİETRO da Cortona. Bk. cortona (Pi­etro da).
PİETRO DAMİANİ. Bk. dam t an t piet­ro Aziz.
PİETRO di Candia. Bk. alexander v. PİETRO di Martino da Milano, italyan mimarı (öl. Napoli ? 1473). Napoli de Casteînuovo zafer takını yaptı (1455-1470). [L]

PİETRO Veronalı, Aziz, italyan dominiken rahibi (Verona 1205′e doğr. – Seveso yakınları 1252′ye doğr.) Mani’ci bir aileden ve Aziz Dominicus’un ilk çömezlerindendi; Lombardia’daki Katharlara vaiz vermekle görevlendirildi. 1233′te engizisyon hâkimli­ğine tayin edildi ve sapkınlar tarafından Mi­lano’da Como yolunda katledildi. 1253′te aziz ilân edildi.
— İkonogr. Veronalı Pietro, Fra Angelico (San Marco manastırı, Floransa), Bergog-none (Louvre), Cima de Conegliano (Milano), L. Lotto (Cambridge, Massaohusetts), Gu-erchino (Bologna), Vivarini (Berlin, New York), Andrea da Firenze (Floransa Santa Maria Novella) ve Berruguete’in (Madrid) tablolarında görülür. G. di Balduccio’nun yapıtı olan sandukası Milano’da Sant’Eus-torgio’dadır. Katliamı Giovanni Bellini (Londra), V. Foppa (Milano, Sant’Eustorgio) ve özellikle Tiziano tarafından temsil edilmiştir (1867′de tahrip olan bu ünlü tab­lodan Domenichino Bologna’da bulunan bir eseri için ilham almıştı). [L]

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİETRO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİERRE Blois

Tarih 27 Mayıs 2009

PİERRE Blois’h. fransız kilise yazarı (Blois 1135′e doğr.-1204′e doğr.). Paris’te John of Salisbury’nin Öğrencisi oldu; sonra Bologna’da tıp okudu. Sicilya kralı Guglieîmo II’nin eğitmeniydi (1167-1169). Bir süre Pa­ris’te ders verdi, sonra ingiltere’ye gitti. Canterbury piskoposunun mühürdarı, Henry Il’den dul kalan Alienor’un (1191-1195) sekreteri ve Londra başdiyakozu oldu. İnziva­ya çekildikten sonra öldü. Mektupları (234 tane), zamanındaki toplumun ilgi çekici bir tablosunu çizer. (l)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERRE Blois hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETTY (sir William)

Tarih 27 Mayıs 2009

PETTY (sir William), ingiliz hekimi ve ik­tisatçısı (Romsey, Hampshire 1623-Londra 1687). Oxford üniversitesinde anatomi pro­fesörüydü; Irlanda’daki ingiliz askerî birlik­lerinin hekimi (1652) oldu. Değerli bir ista­tistikçiydi; önce Cromwell’in sonra Charles II’nin danışmanlığına getirildi. 1654-1655 Arasında İrlanda’da elkonulan toprakların dağıtımı konusunda büyük bir soruşturma yaptı ve bu toprakları yeni bir kadastro te­meline göre düzenledi. Merkantilistlere kar­şı bir çeşit ticaret hürriyetini savundu ve fiyatların, üretimin gerektirdiği emekle be­lirlendiğini ortaya koydu. Royal society’nin ilk üyelerinden biriydi. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETTY (sir William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETTIE (John)

Tarih 27 Mayıs 2009

PETTIE (John), iskoçyah ressam (Edinburgh 1839 – Hastings 1893). Edinburg’da, Robert Scott Lauder’ın öğrencisi oldu ve ilk tablosu Hapishane Sevgilisi’ni 1859′da orada sergiledi. Ertesi yıl Silâhçılar’ı Lon­dra’da, Royal academy’de teşhir etti. 1862′de kesinlikle Londra’ya yerleşti. Büyücülük Suçundan Tutuklanma adlı tablosuyle Ro­yal academy’nin yardımcı üyeliğine kabul edildi, yedi yıl sonra tam yetkili üye oldu. Konularını genellikle tarih ve edebiyattan (bu arada sir Walter Scott’un romanların­dan birçok sahne) alıyordu. Fakat eserleri, renklerinin zenginliği ve canlılığıyle, ben­zer konuları geleneksel bir biçimde işleyen tablolardan ayrılır. (M)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETTIE (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Petrolün coğrafyası

Tarih 26 Mayıs 2009

Petrolün coğrafyası
Bilinen petrol rezervleri, özellikle büyük kömür rezervleriyle karşılaştırılınca çok az­dır. Bununla birlikte, yeni petrol yatakla­rının bulunması, üretimden biraz daha hızlı bir tempoda gelişmektedir. 1939′dan beri, kesin rezervler 6 misli, üretim ise hemen hemen 3 misli artmıştır. Petrol rezervleri,5 000 milyar tonluk kömür rezervlerine kar­şılık, 30 milyar tondur ve yeyüzüne düzen­siz bir şekilde dağılmıştır. A.B.D.’de yüzde 16, S.S.C.B.’de yüzde 5, Venezuela’da yüz­de 6, Uzakdoğu’da yüzde 2, Ortadoğu’da yüzde; 66 oranında petrol rezervi vardır. An­cak bu rezerv dağılımı zamanla değişikliğe uğrar. Bazı bölgelerde, yeraltında petrol yataklarının bulunduğu kanısını uyandıran belirtilere rastlanır. Petrol araştırmalarının başarılı sonuçlar vermesi, Sahra yatakla­rının önemini ortaya koymuştur. Orta As­ya, Amazon çanağı ve diğer bölgeler, bü­yük petrol imkânlarına sahip ülkeler ola­rak kabul edilir. Petrolün aranması ve iş­letilmesi, büyük yatırım imkânlarına, güçlü bir sanayi temeline sahip, bilim seviyesi yüksek kuruluşlar tarafından yapılır. Rafinaj için uygulanan sayısız işlem, teknik bakım­dan, ancak büyük rafinerilerde verimli ola­rak gerçekleştirilebilir. Rafinaj sanayii bü­yük yatırımlar gerektirdiği için, ham pet­rol işletmeleri gibi dağınık değil, belli mer­kezlerde toplanmış haldedir. Petrol üreti­minin gelişmesi henüz çok yenidir; fakat bu gelişme çok hızlı olmuştur. 1870′ten 1890′a kadar, o zamanlar yalnız aydınlat­mada kullanılan petrol üretimi, 0,7 milyon tondan 10 milyon tona ulaştı. Daha bu tarihte, birinci üretici olan A.B.D.’yi (6 milyon ton), Rusya (Baku bölgesi), Indonezya, Meksika takip ediyordu, 1900 Yı­lında dünya üretimi 20 milyon tona yük­seldi ve XIX. yy.ın sonundan itibaren pet­rol üretimi her on yılda iki misli arttı.

XX. yy.ın başında, üretimi, nakliyatı, ra­finajı ve petrol ticaretini kontrol eden bü­yük malî kuruluşlar iyiden iyiye güçlendi. Lamba ile aydınlanmanın yerini elektrikle aydınlanmanın aldığı sanayi ülkelerinde, petrol sanayii için yeni ve önemli pazar­lar doğdu: patlamalı motorların yapımı, uçak ve otomobil sanayiinin gelişmesi, pet­rol ürünlerine duyulan ihtiyacın artmasına yol açtı. Kütle birimi başına enerji gücü kömürünkünden daha büyük olan (benzin için, kilogram başına 12 000 ile 13 000 kilo kalori olmasına karşılık, kömür için 8 000 ile 9 000 kilo kalori) ve daha elverişli bir şekilde kullanılan petrol, sadece gemilerde ve demiryollarında değil, diğer birçok sanayi dalında da kömürün yerini aldı. Pet­rol, sanayinin hemen hemen bütün yağla­yıcı ihtiyacını karşıladı; petrol ve rafinaj alt ürünlerinden çok sayıda madde elde edilebildiği için, kimya sanayii sektörü, petrokimya gelişti. Ayrıca petrol üretimi de büyük ölçüde arttı; 1929′da 205 milyon to­na, 1938′de 282 milyon tona ulaştı. İkinci Dünya savaşından sonra, petrol ürünleri, bugüne kadar görülmedik bir hızla arttı ve günümüzde 1 milyar tonu aştı. 1920′de pet­rol, bütün dünyada kullanılan enerjinin yüz­de 12’sini meydana getiriyordu, fakat bu oran bugün yüzde 37′ye yükselmiştir. Aynı süre içinde, petrol yataklarıyle birleşmiş yataklarda bulunan tabiî gaz üretimi yüzde 3′ten yüzde 15′e yükseldi, üretimdeki bu ar­tış, petrol coğrafyasında bazı değişikliklere yol açtı. 1939′dan önce dünya petrolünün dörtte üçünü üreten ve ilk ihracatçılardan olan A.B.D. bugün ancak yüzde 36 ora­nında petrol üretir ve üreticilerin arasında birinci şifayı işgal etmesine rağmen, günü­müzde en büyük ithalâtçılar arasına girmiş­tir. Kaliforniya’da petrol üretimi 1920 yılın­da ilerlemeğe başladı ve eski Pennsylvania ile İndiana yataklarının yerine geçen en eski yataklardan «Mid Continen»ın üretimi­ne katıldı. 1930-1940 Yıllarından sonra Texas ve Lousiana yatakları bulunarak işle­tilmeğe başlandı; bu yataklar bugün A.B.D. üretminin üçte ikisini karşılar. Orta Kanada’nın son yıllardaki üretimi dünya üre­timinin yüzde 2,5ini buldu. Dünya üretimi­nin yüzde 16’sını karşılayan Venezuela’da petrol üretiminin gelişmesi 1929′da başlar.
Amerika kıtası bütünüyle dünya petrolünün yüzde 58′ini üretir. Rusya oldukça eski Azerbaycan (Baku) yatakları ve yeni bulu­nan Batı Ural petrol yatakları sayesinde ikinci durumdadır. Ortadoğu ülkeleri İkinci Dünya savaşından sonra büyük miktarda petrol üretmiştir. Dünya üretiminin dörtte birini karşılayan bu ortadoğu ülkeleri ara­sında en önemlileri şunlardır: Kuveyt, Suu­dî Arabistan, İran, Irak ve Katar. Batı Avrupa’nın (Almanya, Fransa, Avusturya) ve Uzakdoğu’nun (İndonezya, Borneo v.b.) üretimi (yüzde 2,5) oldukça düşüktür. Araştırmacılar tarafından uzun süre önemsen­meyen Afrika, Cezayir Sahrası’nda (Hassi-Mesud, Ecele) ve Libya’da petrol yatakları­nın bulunmasıyle büyük bir önem kazandı. A.B.D. ile S.S.C.B.’nin dışında, büyük mik­tarda petrol tüketen ülkeler, büyük üretici ülkeler değildir. Bu sebeple ithalâtçı ülke­lerin girişimiyle büyük bir milletlerarası petrol trafiği doğdu ve bu ürün milletler­arası ticarette tonaj bakımından ilk sıravı aldı.
Petrolün karadan nakli genellikle pipeline’larla yapılır. Bu hattın dörtte üçü A.B.D.’dedir. S.S.C.B.’de de bu tür şebekeler hız­la gelişmektedir. Tankerlerle deniz nakli­yatı, uzun mesafeler arasındaki trafiğin bü­yük bir kısmını karşılamaktadır. Petrol ge­mi filosu dünya ticaret tonilatosunun üçte biridir. Büyük ithalâtçılar bu filonun büyük bir kısmını ellerinde tutmaktaysa da, Li­berya ve Panama bandıralı gemiler de vardır. Miletlerarası petrol trafiğinin başlı­ca iki kutbu vardır: A.B.D. ve Büyük Bri­tanya’ya ihracat yapan Venezuela ve özellik­le Batı Avrupa’ya ihracat yapan Ortadoğu Sosyalist ülkelerin dışında, petrol dünyasın yatakları araştıran ve işleten, pipe-line’lan döşeyen, büyük petrol nakliyat şirketlerin düzenleyen, rafineriler işleten (ve bu sebeple kimya sanayiinin büyük bir kısmına etki eden), ulaştırma ve ticaret yollarını elinek tutan büyük firmalar organize eder. Bu şirketler arasında, 1867′de A.B.D.’de Rcc kefeller tarafından kurulan ve 1911′de birçok şubeye ayrılan Standard Oil en eskisidir. Bu, dünyadaki petrol şirketlerinin en büyüğüdür ve A.B.D.’nin dışında, etkisi Venezuela ve Ortadoğu’ya kadar yayılmıştır. Başlıca üretim alanı Ortadoğu olan British Petroleum ile kolları bütün dünyaya yayılmış olan Royal Dutch Shell’de ingiliz serma­yesi ağır basar. Büyük petrol şirketleri arasındaki ilişkiler çok sıkıdır ve yedi büyük şirket (dört amerikan: Standard Oil, Texas Oil company, Gulf Oil, Socony Mobiloil şirketi; iki ingiliz: Shell ve British Petroleum şirketi ve Fransız Petrol şir­keti) bir milletlerarası kartel kurmuştur; bu kartel, maliyet Jiyatı ne olursa olsun ve A.B.D. hariç, satıldığı ülke neresi olursa olsun, petrolün tek bir fiyatla satılmasını, dövizle ödenmesini ayarlar (petrol, malî yönden, üretildiği ülkenin değil de, işleten şirketin bağlı bulunduğu devletin uyrukluğundadır) ve üyeleri için üretim tüzüğüyle kotaları tespit eder.
Petrol, büyük kuruluşların yaşamasında çok önemli bir yer tutar; ortaya konan malî imkânlar çok büyüktür, elde edilmesi as­kerlik açısından çok önemlidir; bu yüzden bu enerji kaynağına bağlı meseleler günü­müzde milletlerarası stratejinin temel unsur­larından biri haline gelmiştir. Günümüzde petrol, üretiminin yaklaşık ola­rak yüzde 40′mı sağladığı bir enerjinin baş­lıca kaynağıdır. 1960-1967 Arası petrol üre­timi yılda 100 Mt civarında artarak 1 054 Mt’dan 1 758 Mt’a yükseldi. Bu yükselme böl­gelere göre büyük farklar gösterir, bu yüz­den üretim coğrafyası oldukça değişmiştir. 1960′ta Kuzey Amerika hâlâ dünya petrol üretiminin üçte birinden fazlasını sağlardı; 1967′de ise üretiminin 480 Mt’a çıkmasına rağmen (A.B.D., 433 Mt) bu oran yüzde 27′ye düştü. 1960′ta dünya petrolünün yüz­de 25′ini sağlayan Ortadoğu bugün, Kuzey Amerika’yı geçmiştir (505 Mt). 1967′de Su­udî Arabistan ve İran (her biri 130 Mt), Kuveyt (115 Mt) ve Irak (60 Mt) bu bölge­nin başlıca petrol üreticileriydi. Aynı yıl, özellikle hızla gelişmekte olan S.S.C.B. üre­timi sayesinde sosyalist dünya, petrol üretiminin yüzde 20’sini sağladı (üretim 1960′ta 148 Mt iken, 1967′de 290 Mt’a yükseldi). 3 aslıca üretici olan Venezuela’nın üretimi çok az artmakta (1967′de 185 Mt), Latin Amerika’nın ve Antiller’in dünya üretimin­deki payı devamlı olarak azalmaktadır (1967′de yüzde 14,4); İndonezya dışında Uzakdoğu’nun petrol üretimi önemsizdir (26 Mt). Petrol üretimindeki en önemli olay Or­tadoğu üretiminin gelişmesi ve Sahra’nın büyük petrol üretim bölgeleri arasına gir­mesidir. 1960-1967 Arası Sahra’nın dünya petrol üretimindeki payı yüzde 1′den 8′e yükseldi. Libya, büyük petrol üreticileri arasına girdi (1961′de 0,7 Mt, 1967′de 80 Mt’dan çok); Cezayir ise 1967′de 38 Mt üretti. Petrol üretimine yeni başlayan Nijerya hız­la gelişmektedir (1967′de 15,5 Mt’dan çok). Sosyalist ülkeler dışında Batı Avrupa’nın petrol üretimi önemsizdir (dünya üretimi­nin yüzde 1,1′i; batı Almanya 8 Mt). Bu­na karşılık ihtiyaçlarının günden güne art­ması dünya üretiminin üçte birini kapsayan petrol ticaretinin önemini açıklar. Batı Av­rupa’nın petrol üretimi 20 Mt’u bulmazken tüketimi 350 Mt’u aşar. Kuzey Amerika’nın büyük ölçüdeki üretimine rağmen ortalama 100 Mt’luk açığı vardır (Japonya’nın bugün yaklaşık olarak kullandığı miktar). 1965′-te 55 Mt kapasitesi olan petrol filosu, dün­ya ticaret filosunun yüzde 35′ini meydana getiriyordu. Gemi boyutlarının gittikçe bü­yümesi (bazıları 200 000 t’u geçer), bu alan­daki gelişmeyi açıklar, üretim ve tüketimin artışına paralel olarak tasfiye kapasitesi de artmıştır. Bu kapasite A.B.D.’de 500 Mt’u aşar, S.S.C.B.’de 200 Mt’dur; ingiltere’de, Batı Almanya’da, Japonya’da, Fransa’da ve İtalya’da 60-100 Mt arasında değişir. Pet­rol üretimi yapılmayan ülkelerdeki rafine petrol üretiminin bir kısmı yeniden ihraç edilir. Bu ülkelerin bazılarında rafineriler artık ithal limanlarında değil de tüketim bölgelerine yakın yerlerde kurulmağa baş­lanmıştır.
• Türkiye’de ilk petrol aramaları 1887′de Ahmed Necati Bey tarafından pek derin ol­mayan sondajlar şeklinde İskenderun çev­resinde yapıldı.
1890′da Abdülhamid II, Musul ve Bağdat vilâyetlerindeki petrol belirtilerini «emlâki şahane» olarak kaydettirdiği zaman, bu böl­gede ancak, tabiî şekilde sızan petrollerden yararlanılıyordu. 1892′de Mürefte’de Gazi-köy yakınlarında petrol belirtileri görülerek bir şirket kuruldu; fakat faaliyete geçmedi. 1897′de Mürefte dolaylan bir fermanla (Av­rupa Petrol şirketi) Halil Rıfat Paşaya ve­rildi. 1899′da «European Petroleum Com­pany, Londra’dan Adyaseviç adlı bir uz­mana burada jeolojik bir etüt yaptırdı. Horadere’de 1900′de açılan 98,5 m’lik bir ku­yuda petrole rastlandı; bir süre, günde 2 tona kadar petrol alındıktan sonra verim azaldı. 1901′de bu verim yeterli görülmedi­ği için kuyu terkedildi. 1913-1914 Yıllarında Halil Rıfat Paşa, imtiyaz hakkını Avustur­yalı Stanislas Mihailiki’ye devretti; fakat Birinci Dünya savaşının başlaması üzerine işlerine son verildi. 1916-1917 Yıllarında rus işgali altında bulunan doğu illerinde rus je­ologları tarafından Kürzot, Hasankale, Tercan ve Katranlı dolaylarında petrol ara­maları yapıldı. Cumhuriyetin ilânından son­ra ülkedeki petrol aramaları devlet tarafın­dan yürütüldü. 1926′da 792 Sayılı Petrol ka­nunu çıkarıldı. Bu kanun hükümlerine göre Türkiye cumhuriyeti sınırları içinde bütün petrol arama ve işletilme hakları hüküme­te verildi. 20 Haziran 1935′te 2804 Sayılı ka­nunla kurulan Maden Tetkik ve Arama ens­titüsü, altın ve kömür idareleriyle birlikte, petrol arama ve işletme idaresi de, bu ku­rumun içinde yer aldı.. M.T.A. enstitüsü tarafından yürütülen bü­tün petrol faaliyetleri, petrol bulunan Raman – Garzan bölgeleri ve Batman’da yapıl­mış olan modern rafineri, mart 1954 tarihli ve 6326 Sayılı Petrol kanunu gereğince Tür­kiye Petrolleri A. O.’na devredildi. M.T.A. tarafından 1939′da Gercüş’te açı­lan bir sondajda petrol izi görüldü ve Maymune boğazında Raman -1 sondajına baş­landı. 20 Nisan 1940′ta 1 048 m’de petrol bu­lundu. Raman – 1 ilk günlerinde 11 ton pet­rol verirken sonraları verim düştü ve 1944′te yüzde 98 oranında su verdiğinden kuyu terkedildi. Raman dağının durumunu tes­pit etmek üzere R-2, R-3 ve R-6 numaralı sondajlar yapıldı. Bu kuyulardan iyi sonuç­lar elde edilemedi. 1945′te R-8 kuyusu açıl­dı, 1 361 m’de petrol bulundu, bu kuyudan günde 28 ton petrol elde edilmesiyle Raman sahasında ilk önemli sonuç elde edildi. Da­ha sonra açılan R-9, R-12 kuyularından alınan sonuçlar Raman sahasında iktisadî değerde petrol olduğunu gösterdi 1951′de Raman sahası işletmeye açıldı. Garzan’da 1945′te bir deneme sondajı yapıldı, bazı iz­lere rastlandı. Aynı bölgede ikinci sondaj 6.II.1951′de yapıldı ve 1 500 m’den pompa ile günde 50 t üstünde petrol elde edildi. Garzan sahasında işletmeye açılmak üzere istihsal sondajları yapıldı ve saha geliştiril­di.
T.P.A.O., Batman rafineri tesislerini işlet­meye açtı ve sondajlara devam etti; bu ça­lışmalar sonucu 6 ayrı petrol sahası bulun­du. Yeni bulunan 8 saha şunlardır: 1. Ger­mik sahası (bulunma tarihi: 1.IV.1958). 1944′te M.T.A. tarafından bulunduğu halde 1956′da işletmeye açılabilen Garzan sahası­nın batıya doğru bir devamı olan Germik sahası, daha küçüktür. Bugüne kadar 9 ku­yu açılmıştır. Garzan petrolüyle aynı özel­likte olan Germik petrolü 23 APİ derece­lidir; 2. Mağrip sahası (bulunma tarihi: 12. V.1961). Garzan sahasından 12 km kadar kuzeydedir. Bugüne kadar 21 kuyu açıldı; bun­lardan çoğunda petrol yoktur; 3. Batı Raman sahası (bulunma tarihi: 18.VII.1961). Bugün için Türkiye’de bilinen rezervlerin en büyüğüdür. Raman dağından 16 km batıda yer alır. Günde 100-300 varil arasında pet­rol veren bu sahadan elde edilen petrol çok ağırdır ve içinde yüzde 5′ten fazla kükürt vardır. APİ derecesi 13,3′tür. Bugüne kadar 66 kuyu açıldı; 4. Kurtalan sahası (bulun­ma tarihi: 22.X.1962). Bugüne kadar 2 son­daj yapıldı; birincisinden bir miktar petrol elde edildi. İkinci sondaj kuru çıktı ve küçük olduğu anlaşılan saha henüz gelişme imkânı bulamadı; 6. Çelikli sahası (bulun­ma tarihi: 24.X.1963). Mağrip sahasının 15 km kadar kuzeyinde bulunan bu sahada Türkiye’nin en hafif, dolayısıyle de kendi­liğinden fışkıran petrolü bulundu. Petrolün APİ derecesi 40′tır; 7. Malehermo sahası, Petropar’dan devir alındı (10.XI.1965). APİ 32; 8. Adıyaman sahası, yeni keşfedildi (1970). American Overseas şirketi 11 eylül İ958′de Adıyaman iline bağlı Kâhta ilçesi yakınında petrol buldu. Kâhta petrol sa­hasını, Ersan Petrol Sanayii A. Ş. 1962′de satın aldı. Buradaki petrolün APİ derecesi 12′dir. Kâhta çevresinde 5 kuyu açıldı; üçünde petrole rastlandı, ikisi kuru çıktı.
Türkiye’de bugün faaliyet gösteren yaban­cı petrol şirketlerinden Mobil’in petrol sa­haları şunlardır: 1. Bulgurdağı (bulunma tarihi: 31.VII.1960). Adana havzasında, Adana’nın 30 km kuzeybatısında bulunan Bulgurdağ sahasının petrol rezervi 20 milyon varil kadardı. APİ 39; 2. Batı Raman-101 (bulunma tarihi: 18.V.1962). Buradaki petrol çok ağır (14°AP1) ve çok kükürtlüdür (yüz­de 6). Bu saha, sonradan T.P.A.O.’na satıl­dı; 3. Silvanka – I (bulunma tarihi: 3.X. 1962). 2 280 m derinlikte bulunan petrol ol­dukça ağır ve kükürtlüdür. (Gravitesi 20° APİ ve kükürt yüzde 0,3). Bu saha da son­radan açık artırma sonucu T.P.A.O.’na sa­tıldı. 4. Şelmo (bulunma tarihi: 9.VI.1964). Rezerv miktarı 12 milyon varil kadar tahmin edildi (APİ derecesi 34,5°, kükürt yüz­de 1,12).
Yabancı şirketlerden Shell 1960′tan itibaren Diyarbakır dolaylarında yoğun arama ve sondaj yaptı ve 7 ayrı sahada iyi kaliteli ve hafif petrol çıkardı.
Kayaköy (1961′de bulundu; APİ derecesi 38,5); Kürkan (1963′te bulundu; APİ dere­cesi 31,4); Beykon (1964′te bulundu; APİ 33,2); Batı Kayaköy (1964′te bulundu; APİ 34,7); Şahaban (1966′da bulundu; APİ 34,0); Güney Kürhan (1967′de bulundu; APİ 34,7): Piyanko (1968′de bulundu; APİ 33,03). Türkiye’de ham petrol üretimi çalışmaların­dan ilk sonuçlar 1955 yılında alındı (T.P.A.O. 178 596 ton). Türkiye Petrolleri A.O. ertesi yıllarda üretimini 300 000 tonun üstüne çı­kardı (1956; 305 616 t; 1957; 298 139 t; 1958: 238 543 t; 1959: 372 889 t; 1960: 362 485 t). 1961 Yılında Shell ve Mobil kuyularının da faaliyete geçmesiyle yıllık ham petrol üre­timi 443 734 tonu buldu (T.P.A.O. 414 271 1; Shell 15 261 t; Mobil 14 202 t). Ertesi yıl üretim 595 464 tonu buldu (1962: T.P.A.O. 510 670 t; Mobil 51 795 t; Shell 32 999 t). 1963 Yılında ERSAN Petrol Sanayii A.O.-nın da katılmasıyle, petrol üreten kuruluş sayısı dörde çıktı ve yıllık üretim 1965′te 1 milyon, 1966′da 2 milyon, 1968′de 3 mil­yon tonu aşacak oranda artmağa devam etti (bk. 1963 – 1971 YILLARI HAM PETROL ÜRETİMİ şeması). Bu üretim şemasına göre, 1955-1970 yılları boyunca Türkiye’de üretilen ham petrol toplamı 24 439 617 tondur (T.P. A. O. 10 763 059 t [17 yıl]; Shell 9 344 127 t [11 yıl]; Mobil 3 949 606 t [11 yıl]; Ersan 382 825 t [8 yıl]).

— Gıda sanay. Petrolden besin üretimi. Petroldeki parafinden yararlanarak çeşitli bakterilerin üretilmesiyle, parafince fakirle­şen petrol ucuza rafine edilir ve daha önemlisi, ölen ve otolize uğrayan bakteriler toplanıp besin maddesi olarak kullanılır; bu madde, proteini bol, yardımcı bir besin­dir, vücut tarafından kolayca kabul edilir ve sindirilir; tatsızdır ama içine bazı mad­deler katılarak çok lezzetli hale getirilebilir

Petrolden besin üretimiyle ilgili araştırma­ları, 1962′de Champagnat yönetiminde British Petroleum başlatmıştır. Shell’in araştır­ma laboratuvarlarında da buna benzer ça­lışmalar yapılmakta ama bakteriler parafin yerine metanla beslenmektedir.
— 1da. huk. Petrolün günümüzde büyük önemi olması, Türkiye’de, genel maden ka­nunu dışında, bir Petrol kanunu çıkarılma­sına yol açmıştır. Anayasa da, tabiî servet­ler ve kaynaklarının devletin hüküm ve ta­sarrufu altında bulunduğunu, kural olarak bunların aranması ve işletilmesi hakkının devlete ait olduğunu belirtir. Ancak, devle­tin özel teşebbüsle birleşmesi veya doğ­rudan doğruya özel teşebbüs eliyle arama ve işletme faaliyetine girişilmesi, kanunun açık izniyle mümkündür. Ko­nuyu düzenleyen Petrol kanunu da, tabiî servetler arasında bulunan petrol kaynakla­rının devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu belirtmiştir. Bununla beraber bu kanunun, 2. maddesiyle belirlenen amacı, Türkiye cumhuriyeti petrol kaynaklarını özel teşebbüs eli ve yatırımlarıyle hızla, ara vermeden ve verimli bir şekilde geliştirilip değerlendirilmesi ve bu amaca uygun olduğu oranda Türkiye içinde yabancı petrolle yapılan petrol ameliyelerinin gelişmesini sağlama, devletin rolünü azalttığı ve Anaya­sanın istisna olarak koyduğu bir imkânı ku­ral kabul ettiği için Anayasa ile zor bağda­şır görülmektedir. Bu sebeple, Türkiye’de uzun tartışmalar yapılmışsa da, Petrol ka­nunu yürürlüktedir ve asıl düzenlemeyi bu kanun yapmaktadır. Petrol kanununun tanımlamalarına göre: yerden çıkarılan veya çıkarılabilen sıvı veya gaz halindeki bütün tabiî hidrokarbonlara, sıvı petrol veya gaz­la birlikte üretime elverişli olan veya bun­ların içinde erimiş bulunan bütün asfalt ve öteki katı hidrokarbonlara ve bu madde­lerden çıkan hidrokarbon ürünlerine petrol denilir.
• Petrol ameliyesi. Petrol kanunu, arama, keşif, gelişim, üretim, tasfiye ve bunlarla ilgili faaliyetlerle, petrolün ve petrol ürün­lerinin bulunması, nakledilmesi, satılması ve bu işler için gerekli enerji ve su tesisleri­nin, bina, kamp ve öteki bütün tesislerin, teçhizatın yapımı, kurulması ve işletilme­siyle ilgili çalışmaları petrol ameliyesi (iş­lemi) olarak niteler. Petrol ameliyeleri ida­rî bir karara dayanılarak yürütülür. Ameli­yeler iki ana gruba ayrılır: 1. arama, pet­rol, devletin hüküm ve tasarrufu altında bu­lunduğu için, petrolün bulunabileceği top­rağın maliki, arama hakkına sahip değildir. İdarenin izniyle arama yapılır ve iktisadî işletmeye elverişli miktarda bir petrol birikintisini ihtiva ettiği tespit edilen yeryüzü parçası, yani petrollü arazi keşfedilir. Ara­ma, kanunun kullandığı teknik terimle je­olojik istikşaf ve petrol bulmak veya pet­rollü arazinin genişliğini tespit etmek amacıyle tecrübe kuyuları açılması demek olan arama sondajlarıyle tamamlanır; 2. işletme, keşiften sonra petrolün üretimi, tasfiyesi, satışı gibi faaliyetleri kapsar, işletme hak­kının ilgili olduğu alana da «işletme saha­sı» denilir. Bütün petrol ameliyeleri idare­nin verdiği izin belgeleriyle yürütülür.

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petrolün coğrafyası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRİE (sir William Matthew Flinders)

Tarih 26 Mayıs 2009

PETRİE (sir William Matthew Flinders), ingiliz egiptoloğu (Charlton 1853 – Kudüs 1942). Egyptian Research Account’u (sonra­dan İngiliz Arkeoloji okulu) kurdu (1894); Mısır (Tanis, Naukratis, Fayyum) ve Fi­listin’de birçok kazı yaptı; 1893′te Londra’­da profesör oldu. Kazılarıyle ilgili yayım­ların yanı sıra History of Egypt (Mısır Ta­rihi) [1894-1905], Social Life in Ancien Egypt (Eski Mısır’da Toplum Hayatı) [1923], Ancient Gaza (Eski Gaza) [1931-1938] adlı eserleri vardır. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRİE (sir William Matthew Flinders) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİZ

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİZ (Hablot Knight bkowne, daha çok diye tanınır), ingiliz desinatör ve karika­türcüsü (Londra 1815-Brighton 1882). Dickens’ın kitaplarını (özellikle Mister Pickwick’in Maceraları [The Posthumous Papers of the Pickwick Club]) ve Walter Scott’un eserlerini resimledi. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPS (Ambrose)

Tarih 25 Mayıs 2009

PHİLİPS (Ambrose), ingiliz şairi (Shrc: shire 1675-Londra 1749). irlanda parlamentosu üyesi oldu. İnce zevkli, fakat zay:r ilhamlı bu şair Pastorals (Pastoraller) [17<>c adı altında bir eser bıraktı. Pope bu eserin değersizliğiyle alay etti. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPS (Ambrose) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETİT (Jean-Louis)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETİT (Jean-Louis), fransız cerrahı (Paris 1674 – ay.y. 1750). 1692-1697 Arasında Lüksemburg mareşalinin ordusunda hizmet gör­dü. 1700′de baş cerrahlığa yükseldi, Londra Royal Society’ye üye seçildi. Traite de Chirurgie (Cerrahî Bilgisi) adlı eserini bitiremeden öldü; bu eser uzun yıllar cerrahî alanında müracaat kitabı olarak kaldı. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETİT (Jean-Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETAR II KARAYORGİVİÇ

Tarih 23 Mayıs 2009

PETAR II KARAYORGİVİÇ (Belgrad 1923), Yugoslavya kralı (1934-1945). Aleksandar I’in büyük oğlu, babasının yerine geçti; prens Pavel’in naipliği altında hü­küm sürdü. Naibin Almanlardan yana siya­setine karşı girişilen 27 mart 1941 dev­rimi sonunda, iktidarın gerçek sahibi oldu. Ama kısa bir süre sonra, yurdu Almanla­rın istilâsına uğrayınca (nisan), krallığı terk etmek zorunda kaldı. Londra’ya sığın­dı. Hanedanının yıkıldığı ve 29 kasım 1945′-te cumhuriyetin ilân edildiği Yugoslavya’­ya bir daha dönemedi. (L)

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETAR II KARAYORGİVİÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETAİN (Philippe)

Tarih 23 Mayıs 2009

PeTAİN (Philippe), Fransa mareşali ve fransız devlet adamı (Cauchy-â-la-Tour 1856-Yeu adası 1951). Bir köylü ailedendi; 1878′de ^Saint-Cyr askerî okulunu bitirdi. Harp okulunda 1901-1907 arasında yardım­cı öğretmen, 1908-1910 arasında da asıl öğ­retmen olarak piyade eğitimi dersi verdi. Joffre tarafından 31 ağustos 1914′te tuğgene­ralliğe, Marne Meydan muharebesindeki ba­şarılarından sonra tümgeneralliğe yükseltil­di. Ekimde 33. Kolordu kumandanlığına tayin edildi. Artois’da yararlığı dokundu (ma­yıs 1915). 21 Haziran 1915′ten sonra 2. Or­dunun başına geçen Petain, eylülde Champagne taarruzuna katıldı. 1916′da Verdun’-de on ay süren ısrarlı savunma sırasında üs­tün askerî niteliklerini gösterdi. 1 Mayıs 1916′da Merkez Ordular grubu kumandanı,
15 mayıs 1917′de Nivelle’in yerine başkuman­danlığa getirildi. 19 Kasım 1918′de Fransa mareşalliğine yükseltilen Petain, 1925′te Fas’a çağırıldı; Rif bölgesinde Abdülkerim’in çı­kardığı ayaklanma ile tehlikeye giren askerî durumu düzeltti. 1931′e kadar Yüksek Harp konseyi ikinci başkanlığı ve ordu genel mü­fettişliği, 1931-1934 arasında yurtiçi. hava savunma müfettişliği yaptı. 6 Şubat 1934 olayları sonunda Doumergue onu savaş ba­kanlığına getirdi; bu görev Petain’i siyasî hayata soktu. 1939′da Franco’nun yanında Fransa’nın İspanya büyükelçisi oldu; ma­yıs 1940′taki yenilgilerden sonra Paul Rey-naud hükümetinde başbakan yardımcılığına,
16 haziranda başbakanlığa getirildi. Alman­larla mütareke imzaladıktan sonra, 10 tem­muzda Vichy’de toplanan Millet meclisi Petain’i 11 temmuzda Fransa devlet baş­kanı seçti. Laval’in uyguladığı kayıtsız şart­sız işbirliği siyasetini kabul etmemesine rağ­men (13 aralık 1941′de Laval’i başbakan­lıktan uzaklaştırıp, yerine Darlan’ı getirdi), Londra’daki hür fransızların sert tepkisiyle karşılaştı. Aşırı işbirlikçilerin kendinden koptuğu, alman makamlarının da bir türlü güvenemediği Petain 85 yaşının da verdiği kararsızlık içinde, bocaladı durdu; Fransa tarihinin bu kara günlerinde nazî siyasetine âlet olmaktan kendini kurtaramadı. Nazi yetkilileri, Laval’in görevine dönmesini sağ­ladılar (18 nisan 1942). öbür işbirlikçiler gibi yurdunu terk etmeğe yanaşmayan ve 20 ağustos 1944′te amiral Auphan’ı De Ga-ulle ile Müttefik kumandanlığı yanında ken­di temsilcisi olarak görevlendiren Petain, Almanlar tarafından zorla Vichy’den kaçı­rıldı. Sigmaringen’de F. Brinon’un kurma­ğa çalıştığı kukla hükümetin kendi adını kullanmasını reddetti. Nisan 1945′te İsviç­re’ye geçmeyi başardı ve hâkimlerin önüne çıkmak üzere kendiliğinden Fransa’ya dön­dü. Yüce Divanda yargılandı; idama mah­kûm edildi (14 ağustos 1945). Cezası mü­ebbet hapse çevrildi. (L)

23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETAİN (Philippe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTEV PASA (Mehmed Said)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTEV PASA (Mehmed Said), türk devlet adamı (Darıca 1785 – Edirne 1837). Mehmet Ataullah Efendiden ders gördü ve icazet aldı. önce Divanı Hümayun rüus kale mine, sonra Divan kalemine girdi. Pertev mahlası kendisine burada verildi. Divan kaleminden Sadaret Mektubî odasına geçti Burada reisülküttap Galib Efendi tarafından korundu. Bükreş barış görüşmelerine katıldı. Bükreş antlaşmasından sonra âme dî beylikçi ve reisülküttap oldu (1827).

Pertev Paşanın reisülküttaplığı Rum isyanına ve ingiltere, Fransa ve Rusya’nın muhtar bir yunan devletinin kurulması iç ir Osmanlı devletine baskı yaptığı bir döneme rastlar. Pertev Paşa bu üç devletin Osmanlı devletinin içişlerine karışmasını hoş karşılamadı, ingiltere, Fransa ve Rusya’nın muhtar bir yunan devletinin kurulmasın: kararlaştırdığı Petersburg protokolünü da (4 nisan 1826) kabul etmedi. Rusların Osmanlı sınırlarına saldırması üzerine Rusya ya savaş açılmasını destekledi. Fakat savaşın Osmanlı devleti aleyhine sonuçlanması, imzalanan Edirne barışının (1829) çok ağır hükümler taşıması ve bağımsız bir yunan devletinin kurulmasını öngören Londra protokolünün kabul edilmesi üzerine rei-sülküttaphktan azledildi (1830). Aynı yıl. Mehmed Ali Paşanın Girit isyanlarının bastırılmasına yardım etmesi, Rusya’ya ö-denecek savaş tazminatına Mısır’ın da katılması ve Mısır’ın Osmanlı devletine ödediği yıllık verginin arttırılması gibi meseleleri görüşmek için Kahire’ye gitti. Mehmet Ali Paşadan Haremi Hümayun hazinesi için 20 000; ordu masrafları için de 5 000 kese fazla gönderileceği vaadini alarak İstanbul’a döndü. Bu başarılarından dolayı Mahmud II ona bir kılıç verdi. Bir süre sonra da sadaret kethüdası oldu. Sadaret kethüdalığı Umun Mülkiye nazırlığına çevrilince vezirlik ve müşirlik rütbesi ve sivil paşa unvanıyle umun mülkiye nazırı oldu (1836). Bir yıl sonra rakibi Âkif Paşanın etkisiyle azledilerek Edirne’de oturmağa memur edildi (1837) ve burada boğduruldu. Pertev Paşanın bir Divan’ı vardır. (M)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTEV PASA (Mehmed Said) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERSİGNY

Tarih 21 Mayıs 2009

PERSİGNY (Jean Gilbert Victor FiALiN, — dükü), fransız siyaset adamı (Saint-Ger-main-l’Espinasse, Loire 1808-Nice 1872). 1835′ten itibaren, Louis Napöleon’a tutkuy-le bağlandı: Strasbourg hareketini (1836), İngiltere’ye sığındıktan sonra da Bculogne hareketini hazırladı (1840). Bu son hareketin başarısızlığa uğraması üzerine Doullens’-de hapsedildi, sonra hastalandığı için serbest bırakıldı. Başkanlık için prensin adaylığını destekledi (aıalık 1848) ve onun yaveri oldu. Hükümet darbesine katıldı (2 aralık 1851). İçişleri bakanı (1852-1854), Londra elçisi (1855-1858; 1859-1860) oldu. İtalya savaşında İngiltere’nin aracılığını sağlamağa çalıştı. Yine içişleri bakanlığına getirildi (kasım 1860), 1863 seçiminde Thi-ers’e karşı saldırıya geçti ve hükümeti güç duruma soktu. İmparator onu görevinden ayrılmak zorunda bıraktı (haziran 1863). PeıSigny, 1896′da Hatıralar’ım (MemoireS) yayımladı. (L)

21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSİGNY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERROT (sir John)

Tarih 21 Mayıs 2009

PERROT (sir John), ingiliz siyaset adamı (1527′ye doğr.-Londra 1592), Henry VIII’-in evlilik dışı oğlu. 1570′ten 1573′e kadar Munster eyaleti lordlarınm başkanı oldu. Yanık toprak taktiğini kullanarak Fitzgerald’a boyun eğdirdi. İrlanda lord-milletvekili oldu (1584-1588). Ulster’deki Iskoçya-lılarla mücadele etti ve ingiliz hâkimiyetini Connacht’a kadar genişletti. (L)

21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERROT (sir John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERROT (Jules)

Tarih 21 Mayıs 2009

PERROT (Jules), fransız dansçısı ve koreografı (Lyon 1810-Parame 1892). Çocukluğu cambaz tiyatrosunda geçti; önceleri gezici aktörlerle turnelere çıktı, sonraları Vestris ile çalışarak sanatını geliştirdi. Sanat hayatına 1830′da Paris operasında başladı. Rossiqnol, Flöre ve Zephire balelerinde oynadı. Napoli San Carlo operasında Carlotta Grisi ile tanıştı, seviştiler, birlikte Paris’e dönerek Opera’da sahneye çıktılar. Perrot, Londra, Viyana, Milano’da Alma (1842), Ondine ou la Naiade (1843), Esmeralda (1844), Eoline ou la Dryade (1845), Le Pas de Quatre (1845), Catarina ou la Fille du Bandit (Caterina veya Haydutun Kızı) [1846] adlı eserleri sahneledi. 1842′de, Coralli’nin imzasını taşıyan Gi-selle’m en lirik bölümlerini düzenlediği söylenir. Faust (1848), Les Quatre Saisons (Mevsimler) [1848], La Filleule des Fees (Perilerin Kızı) [1849] adlı baleleri de o düzenledi. 1848′de Petersburg operasında dansçı ve bale düzenleyicisi olarak çalışmağa başladı. (L)

21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERROT (Jules) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERKİNS (Jacob)

Tarih 18 Mayıs 2009

PERKİNS (Jacob), amerikalı mucit (Newburyport, Masachusetts 1766-Londra 1849). 1787′de Massachusetts’te bakır paraları renklendirmekle görevlendirildi. Birkaç yıl sonra çivileri aynı anda kesecek ve başlarını yapacak bir âlet icadetti.

Banknot hakimiyle de uğraştı, baskıda bakır yerine çelik levha kullanarak maliyeti düşürdü. 1818′de Londra’ya gitti. Levha yapıp banknot basan bir firma açtı. Firma bir sözleşme yaparak, 1840′ta, ilk ingiliz pullarını bastı. Perkins ayrıca klişeleri bir çelik levhadan ötekine aktarmayı başardı. Yüksek basınçlı buhar kazan ve makineleriyle de deneyler yaptı. Perkins’in öteki icatları arasında çeşitli buhar kazan ve makineleri, ilkel bir soğutma âleti, geminin hızını ölçen bir plenometre ve gemi ambarlarını havalandırmağa yarayan bir sistem yer alır. (M)

PERKİN WARBECK. Bk. WARBECK (Perkin).

18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKİNS (Jacob) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERKİN (sir William Henry)

Tarih 18 Mayıs 2009

PERKİN (sir William Henry), ingiliz kimyacısı (Londra 1838-Sudbury, Harrow yakınları 1907). Royal College of Chemistry’-de kimya okuduktan sonra, Hotmann’m yardımcısı oldu (1856) ve aynı yıl, ilk anilin boyasını (mauvein) keşfetti. 1874′te Harrow’da bir anilin boya fabrikası kurdu. Edward VII tarafından kendisine soyluluk payesi verildi (1906), Oxford üniversitesinde bilim doktoru oldu. Saf kimya ile ilgili çalışmalarını aralıksız sürdürdü.

— Oğlu, WiLLiAM HENRY, Junior (Sudbury 1869 -Oxford 1929). Edinburgh’da (1886), Manehester’de (1892) ve Oxford’da (1912) profesörlük yaptı. Organik sentezler, özellikle kâfuru, terpenler, aîkaloidler üstünde çalıştı. (L)

18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERKİN (sir William Henry) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİN AL (Georges)

Tarih 16 Mayıs 2009

PERİN AL (Georges),
fransız kamera yönet­meni (Paris 1897-Londra 1965).

J. Gremillon (Maldone, 1928; Fener Bekçileri [Gardiens de Phare], 1929), J. Cocteau (Şair Kanı [Le Sang d'un Foete], 1930), R. Clair (Pa­ris Damları Altında [Sous les Toits de Paris], 1930; Bir Milyon [Le Million], 1931; Yaşa­sın Hürriyet [A Nous la Libertel, 1931; On Dört Temmuz [Quartcıze Juillet], 1932) gi­bi yönetmenlerle çalıştı. 1933′te Alexander Korda’nın teşvikiyle İngiltere’ye gitti. İn­giltere’de A. Korda’nın Kadınlar Cellâdı (The Private Life of Henry VIII, 1933); Ch. Chaplin’in New York’ta Bir Kral (A King in New York, 1957) adlı filimlerinin fotoğraf yönetmenliğini yaptı. (L)

16 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİN AL (Georges) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİCAUD (Louis Jean)

Tarih 15 Mayıs 2009

PERİCAUD (Louis Jean), fransız oyuncusu ve oyun yazarı (La Rochelle 1835 – Paris 1909).

Folies – Dramatiques’te, Ambigu’de ve nihayet Porte – Saint – Martin’de oynadı. Ortaklaşa olarak elliden fazla oyun, dram, vodvil, operet yazdı. Başlıca eserleri: Les Français au Tonkin (Tonkin’de Fransızlar), La Casquette du Pere Bugeaud (Bu-geaud Babanın Kasketi), La M ere la Victoire (Zafer Ana), La Belle Limonadiere (Güzel Limonatacı Kız), Madame la Marechale (Mareşal Hanımı), Desaix, Jack veventreur (Karın Deşen Jack). [L]

Karındeşen Jack

Karındeşen Jack, 1888 yılının ikinci yarısında, Londra’nın gecekondu semti Whitechapel’da faaliyet göstermiş seri katil (veya katiller). Katile Jack ismi, Merkezi Haberalma Örgütü’ne katil olduğunu iddia eden bir kişi tarafından gönderilmiş mektuba binaen verilmiştir. Bu mektup cinayetlerin işlendiği dönemde basılarak yayınlanmıştır.

Tamamı hayat kadını olan kurbanlardan beşinin aynı kişi veya kişilerce öldürüldüğü kesinleşmiştir. Ancak Karındeşen Jack’e maledilmiş yaklaşık 20 cinayet vardır. Cinayet dosyası cinayetlerden iki sene sonra kapatılmıştır. Ancak günümüz İngiliz dedektifleri ve bilim adamları, modern teknolojinin de yardımıyla halen cinayetleri aydınlatmaya çalışmaktadırlar. Günümüze kadar ulaşmış tek fiziki kanıt, kurbanlardan birine ait olduğu iddia edilen şaldır.

Cinayet yöntemi:
Uyarı: Bu madde ya da bir bölümü, şiddetin tasvir edildiği kısımlar içermektedir. Bundan rahatsız olabilecek ya da olumsuz etkilenebileceklerin okumaması önerilir.

Karındeşen Jack’in yöntemleri vahşiceydi. Kurbanlarını önce boğazlayarak etkisiz hale getiriyor daha sonra da boğazlarını kulaklarına kadar kesiyordu. Ufak tefek değişikliklerle beraber kurbanların tamamına yakınının karnı ve cinsel organları deşilmiş, bazı organları çalınmış, bazen de burun ve/veya kulakları kesilmiş olarak bulunuyordu. Jack kurbanlarını, dizleri karna çekilmiş ve bacakları açık bir şekilde düzenleyerek terkediyordu.

Gerçek kimliği

Karındeşen Jack’in kimliğine dair onlarca iddia ortaya atılmıştır ancak hiçbiri kanıtlanamamıştır. Bu şüpheli listesi birçok önemli ve soylu kişiyi de içermektedir. Katil olduğunu iddia eden kişinin Merkezi Haberalma Örgütü’ne gönderdiği mektubu inceleyen uzmanlar mektubun yazarının alt tabakadan, eğitimsiz biri olduğu sonucuna varmışlardır.

İç organların çıkarılması nedeniyle katilin cerrah olabileceği iddiaları da ortaya atılmıştır.

Başlıca beş kurban
Aynı dönemde benzer metodlarla öldürülen birçok kişi olmasına rağmen aşağıdaki listenin Karındeşen Jack’e ait olduğu konusunda birçok uzman hemfikirdir.

* Mary Ann Nichols (kızlık adı Mary Ann Walker, lakabı “Polly”), 26 Ağustos 1845 – 31 Ağustos 1888, Cuma.
* Annie Chapman (kızlık adı Eliza Ann Smith, lakabı “Dark Annie”), Eylül 1841 – 8 Eylül 1888, Cumartesi.
* Elizabeth Stride (kızlık adı Elisabeth Gustafsdotter, lakabı “Long Liz”), 27 Kasım 1843 İsveç doğumludur. Ölümü 30 Eylül 1888, Pazar.
* Catherine Eddowes (takma isimleri “Kate Conway” ve “Mary Ann Kelly”), Thomas Conway ve John Kelly ile evlenmiştir.14 Nisan 1842 – 30 Eylül 1888, Pazar.
* Mary Jane Kelly (bir Paris gezisinin ardından kendine “Marie Jeanette Kelly” ismini takmıştı. Lakabı “Ginger”). 1863 İrlanda doğumlu. Ölümü 9 Kasım 1888.

Karındeşen Jack, Wikipedia

15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİCAUD (Louis Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERCZEL

Tarih 12 Mayıs 2009

PERCZEL (Moric), macar generali (Bonyhad, Tolna 1811-ay.y. 1899). Askerî mühendisti, 1840′ta ordudan ayrıldı ve Reichstag’a milletvekili seçildi. 1847′de sol kanadın sözcülüğünü yaptı. 1848 Devrimi sırasında gönüllülerden kurulu bir birliğin başına geçti ve Jelaçic emrindeki hırvat kıtalarını Ozora’da yenilgiye uğrattı. Kendisi de yenilince düzenli macar ordusuna katıldı, kısa bir süre sonra bu ordunun başına Bern geçince oradan ayrıldı (1849). Tisza ırmağının gerilerine püskürtüldü. Görgey tarafından görevinden uzaklaştırıldıysa da yeniden on bin asker topladı. Demlinski ile birleşti ve Tamışvar’da yararlık gösterdi. Macar yenilgisinden sonra Türkiye’ye, sonra Londra’ya (1851), oradan da Paris’e kaçtı ve 1867′de Macaristan’a döndü, milletvekili seçildi.

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERCZEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERCEVAL

Tarih 12 Mayıs 2009

PERCEVAL (John), ikinci Egmont kontu, ingiliz siyaset adamı (Londra 1711-ay.y. 1770). Becerikli, aynı zamanda gözü yükseklerde bir insandı. George IIl’e yakınlaşmak için Whig partisinden ayrıldı ve bu sayede amirallik birinci lordu oldu (1763-1766). [L]

PERCEVAL (Spencer), ingiliz siyaset adamı (Londra 1762-ay.y. 1812), John Perceval’in oğlu. 1796′da Whig partisinden milletvekili seçildi, Pitt’in siyasetini destekledi ve Tory’lere yakınlaştı. 1807′de Portland kabinesinde maliye bakanı oldu. 1809′da Portland’in yerine başbakanlığa getirildi. Birleşik Krallık, onun enerjik yönetimi altında, 1810-1811 arasındaki büyük buhranı atlatmak ve İspanya’da Napolyon’a karşı yapılan savaşı yürütmek imkânını buldu. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERCEVAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEPYS

Tarih 12 Mayıs 2009

PEPYS (Samuel), ingiliz yazarı (Londra 1633-Clapham 1703). Küçük burjuva ailedendi. Deniz küvetlerinde çalıştı. Akrabası lord Montagu’nün desteğiyle amirallik sekreteri oldu, bu görevde yararlı işler gördü, Royal society’nin başkanlığına getirildi. 1660′tan 1669′a kadar kendi uydurduğu şifreli bir yazıyle tuttuğu günce (Diary), 1819-1822 arasında John Smith tarafından çözüldü ve 1825′te yayımlandı. Çok ilgi çekici bir belge niteliği taşıyan bu günce, Charles II’-nin taç giyme töreninde, Londra vebası ve yangınını, özellikle bir burjuva ailesinin iç dünyasını dile getirir. Ayrıca yazar, bencilliğini, kadınlarla ilişkisini, örnek bir memur olarak çalışkanlığını anlatır. «Günce»-de çağının müzik dünyasıyle ilgili bilgiler de vardır. Pepys, ayrıca bazı şarkılar da besteledi. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEPYS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEPUSCH

Tarih 12 Mayıs 2009

PEPUSCH (John Christonher), alman asıllı ingiliz bestecisi (Berlin 1667-Londra 1752). On dört yaşında Prusya sarayına orgcu olarak alındı. Hollanda’ya, sonra Londra’ya (1700) gitti; orada Drury Lane orkestrasına girdi. Oxford’da müzik doktorası yaptı, kantatlar, birçok mask müziği besteledi, Gay’in Beggar’s Opera (Dilencinin Operası) adlı eserinin, The JVedding (Düğün) [1729], Polly (1729) gibi balad operalarının müziklerini uyarladı. Terk edilmiş olan solmileme usulünü yeniden uygulamağa başladı, bir Treatise on Harmony (Armoni Ders Kitabı) [1731], od’lar, motet’ler ve birçok konçerto yazdı. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEPUSCH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEMBROKE (YVilliam Herbert, birinci — kontu)

Tarih 10 Mayıs 2009

PEMBROKE (YVilliam Herbert, birinci — kontu), [1501'e doğr. -Twickenham, Midd-lesex 1570]. Baldızı Catherine Parr’ın Henry VII ile evlenmesi (1543) hayatında bir dönüm noktası oldu: Edward VI zamanında, Northumberland ile birleşti ve kontluğa yükseltildi (1551). Fakat Mary I’e sadakatle hizmet edebilmek için Jane Grey’i tutmaktan vaz geçti. Elizabeth’in tahta çıkışından sonra da saraydaki görevinde kaldı ve nüfuzunu sürdürdü. —Oğlu HENRY. ikinci Pembroke kontu (1534 ? – 1601), 1577′de Mary Sidney (Ticknell, Worces-tershire 1561-Londra 1621) ile evlendi. Karısı edebiyatla ilgilendi, yazarları korudu. —Oğulları PHILIP, dördüncü Pembroke kontu (1548-1650), James I’in gözde adamlarındandı. (L)

10 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEMBROKE (YVilliam Herbert, birinci — kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Halikarnassos

Tarih 08 Mayıs 2009

Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.

Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.

M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.

Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.

Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.

Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.

Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.

Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.

Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.

1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.

Edebi Hayatı

1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELSENEER (Paul)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Domenico), italyan müzik-çisi (XVII. yy.). Gitar virtüözüydü; bu çalgı için bir müzik kitabı yayımladı (1650); ses ve çalgı için parçalar besteledi. (M)

PELLEGRİNİ (Domenico), italyan ressamı (Galilere Veneta 1759 – Roma 1840). Venedik akademisinde L. Gallina’nın öğrencisiydi. Portrede A. Longhi’nin yolunda yürüdü. A. Canova tarafından himaye edilen Pellegrini, Roma’da D. Corri’nin yanında bilgini arttırdı. Birçok yolculuk yaptı: Paris’e, Londra’ya (1792-1803) gitti. Londra’da Fr. Bartolozzi tarafından himaye edildi ve ingiliz portre ressamlarının üslûbunda birçok portre yaptı. Daha sonra Lizbon, Venedik, Napoli ve 1820′den sonra da Roma’ya gitti. (M)

PELLEGRİNİ (Ferdinando), italyan müzikçisi (Napoli 1715′e doğr. – XVIII. yy. sonları). Klavsenciydi. 1750-1760 Arasında Paris ve Londra’da konserler verdi. Klavsen için, 1754-1768 arasında yayımlanan, birçok parça besteledi. (M)

PELLEGRİNİ (Giovanni Antonio), italyan ressamı (Venedik 1675 – ay.y. 1741). Venedik, Paris, Londra. Dresden ve Viyana’da yaşadı. Londra’da (1708-1712) Akademi Yönetim kuruluna katıldı. Dresden’de seçici prensin hizmetinde bulundu. Alegorik resim ve portreler (Augsburg müzesi) yaptı; öbür eserleri: Hamlet’in Annesi (Cenova); Hebe (Roma, San Luca akademisi). [L]

PELLEGRİNİ (Vincenzc), italyan müzikçisi (Pesaro XVI. yy.ın ikinci yarısı – Milano 1636). Milano katedralinde kapella yöneticiliği yaptı (1611-1631). Selefi Giulio Cesare Gabussi’nin bestelerini derledi, daha sonra buna kendi besteleri ile bazı mi-lanolu müzikçilerin eserlerini ekleyerek 4 kitap halinde yayımladı: Pontificalia Amb-rosianae Ecclesiae ad Vesperas. Ayrıca org için on üç şarkı fatte alla francese (1599), dinî eserler: 4 ve 5 sesli sekiz missa (1603), on Magnificat (1613), motetler ve Litaniae Ambrosianae et Romanae adı altında kilise duaları besteledi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİZZİ (Camillo)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİZZİ (Camillo), italyan edebiyatçısı sosyologu (doğ. Collegno 1896). Londra üniversitesinde 1920-1939 arasında ital-ır.ca profesörüydü, 1939-1943 arasında da Messina ve Floransa üniversitelerinde genel terlet doktrini (bu öğretiye sonradan faşizm gretisî adı verildi) dersleri verdi. 1948′de Frransa Üniversitesi Sosyoloji kürsüsüne çeçti. Ayrıca italyan ve ingiliz edebiyatiyle uğraştı. Başlıca eserleri: Le Lettere 1ta-iume del Nostro Secolo (Çağdaş İtalyan E-ftci /atı) [1929]; İl Teatro İnglese (İngiliz ratrosu) [1933]; Una Rivoluzione Manca-Başansız bir Devrim) [1948]; Simbolo e etâ (Sembol ve Toplum) [1950]; La De-crazia e la Politica di Massa (Demokra-re Kitle Siyaseti) [1952]; Discussion sans _ •; landage (Pazarlıksız Tartışma) [1956]; ::al;an Sociology in Our Century (Çağdaş riyam Sosyolojisi ,[1957]. (M)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİZZİ (Camillo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ (Carlo)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Carlo), ingiliz karikatürcüsü (Capua, İtalya 1839 – Londra 1889). Babasının Capua’da toprakları vardı, annesi Medici’lerdendi. Babasından kalan serveti tükettikten senra Garibaldi’nin ordusuna katıldı. Volturno ve Capua’da savaştı. 1864′te İngiltere’ye gitti ve karikatürcülüğe başladı. 1863 Ocağından ölümüne kadar, başta Disraeli’nin olmak üzere, yüzlerce kişinin karikatürünü Vanity Fair’ât «Singe» (daha sonra «Ape») imzasıyla yayımladı.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELL (John)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü.

Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELISSİER (Aimable Jean Jacques)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELISSİER (Aimable Jean Jacques), Malakoff dükü, Fransa mareşali (Maromme 1794 – Cezayir 1864). 1815′te Ren ordusunda ilk defa savaşa katıldıktan sonra Cezayir’de hizmet gördü. Birinci Kabiliye sefer t ne kumanda etti. Bu seferde 1852′de Laghouat’yı zaptetti. Kırım savaşında I. Kolordu kumandanıydı. Mayıs 1855′te Canrobert’in yerine Kırım’daki fransız ordusunun başına geçti ve Malakoff tabyasını ele geçirmek başarısını gösterdi. Bu başarı, mareşalliğe yükselmesini ve dük unvanını almasını sağladı. 1858′de Londra büyükelçisi oldu. 1860′-ta Cezayir valiliğine tayin edildi, ölünceye kadar bu görevde kaldı. —Kardeşi PHiLiPPE (Vouges, Cöte-d’Or 1812-Paris 1887). 1861′de general oldu ve Paris kuşatmasında kuzey bölge topçusuna kumanda etti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELISSİER (Aimable Jean Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEERSON (Martin)

Tarih 04 Mayıs 2009

PEERSON (Martin), ingiliz bestecisi (March, Dodington yakınları Cambridgeshire 1572 – Londra 1650). Şair Fulke Greville’in hizmetinde çalıştı, usta bir virginal çalgıcısı ve bu çalgı için beste yapan bir sanatçı olarak tanındı. Londra’da Saint-Paul katedralinde koro yöneticisiydi; kilise müziği ve din dışı müzik besteledi: Private Music (1620) ve Mottects or Grave Chamber Music (Motetler veya Ciddî Oda Müziği) [1630]; fantezileri, viyol için allemande’ları da vardır. (L)

04 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEERSON (Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEEL (sir Robert)

Tarih 04 Mayıs 2009

PEEL (sir Robert), ingiliz siyaset adamı. (Chamber Hail, Bury yakınları 1788-Londra 1850). Sir Robert Peel’in oğlu. 1809′da Tory partisinden milletvekili seçildi. 1810′-da Perceval’in hükümetine girdi, İrlanda bakanlığına getirildi (1812-1818). Burada bir polis teşkilâtı (Royal İrish Constabulary) kurdu. Huskisson ve Ricardo gibi klasik iktisatçıların görüşlerini benimsedi. 1819′da para ile ödeme kanununu kabul ettirdi. Li-verpool (1821-1827), daha sonra Wellington hükümetlerinde içişleri bakanı oldu. Ceza kanunlarını daha insanî bir hale getirdi. Londra bölgesi için polis teşkilâtı kurdu, önce şiddetle muhalefet etmekle beraber İrlanda’da bir iç savaş tehlikesi karşısında katoliklerin hürriyetini tanıyan kanunu kabul ettirdi (1829). Parlamento reformuna karşı çıktı. Fakat bu reform 1832′de oylanınca ses çıkarmadı. Peel daha sonra Tory partisini yeniden teşkilâtlandırdı ve bu partiye Muhafazakâr parti adını verdi. Kısa bir süre için hükümetin başına geçti, sonra (1834-1835) muhalefetin önderliğini ele aldı. Kuvvetli bir ekip ve sağlam bir çoğunlukla 1841′de yeniden başbakan oldu. Kurduğu hükümet liberal yönde birçok reformu gerçekleştirdi (150 sterlinden yukarı gelirlerden vergi alınması, kamu borçlarının ve vergilerin azaltılması, özellikle yahudileri ve katolikleri bazı haklardan yoksun bırakan himaye teşkilâtının kaldırılması). İrlanda’da açlık tehlikesi başgösterince partisinin bölünmesi pahasına Whig’in desteği ile «corn-laws»u kaldıran kanunu 1846′da geçirtti. Muhafazakârlardan birçok kişi onu liberal tezler konusunda döneklikle, başlarında Disraeli’nin bulunduğu Genç İngiltere grubu ise, biraz aşırılığa da kaçarak kısa vadeli çıkarlar peşinde koşmakla ve insanî meseleleri ihmal etmekle suçluyorlardı. Muhalifleri birleştiler, «corn-laws»un kaldırılmasından az sonra onu azınlıkta bırakarak istifa ettirdiler. Fakat Peel memleketinde halk tarafından çok seviliyordu; bir kaza sonunda ölünceye kadar parlamentoda etkisini sürdürdü ve serbest mübadelenin yerleşmesi için çalıştı. (L) PEELE (George), ingiliz şairi ve tiyatro yazarı (Londra 1558-1597). İngiliz halkının törelerini başarılı bir şekilde canlandıran, ince duygulan dile getiren bir şair olarak Shakespeare’in öncülerinden sayılır. Belli-başlı eserleri: The Araygnement of Paris (Paris’in Yargısı) [1584], Edward I (1593), The Battell of Alcazar (Alcazar Savaşı) [1594], David et Bethsabee (Davud ile Bat-şeba) [1599]. Ayrıca kısa oyunlar ve şiirler de yazmıştır. (L)

04 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEEL (sir Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEEL (Paul)

Tarih 03 Mayıs 2009

PEEL (Paul), kanadalı ressam (Londra, Ontario, Kanada 1860-Paris 1892). Philadel-phia Güzel Sanatlar akademisinde okudu. 1880′de Londra Krallık akademisine girdi. Daha sonra Paris’te Gustave Boulanger ve Jean Leon G6röme’un öğrencisi oldu. Hayat Ne Kadar Acı adlı tablosu 1889 Salonu’nda ödül kazandı, öbür tabloları arasında en önemlileri İki Arkadaş, Akıntıyı Geçerken, Ceza Çekerken ve Beklenmeyen Karşılaşma’dır. Banyo*dan Sonra adlı tablosu 1890′da altın madalya kazandı. Bu tablo Budapeşte’deki Millî galeriye satıldı. iki Arkadaş’ı kraliçe Alexandra Bucking-ham sarayına aldırdı. Akıntıyı Geçerken de Toronto şehri tarafından satın alındı. (M) PEEL (sir Robert), ingiliz sanayicisi ve siyaset adamı (Peel’s Cross, Lancaster yakınları 1750-Drayton Park, Staffördshire 1830). Dokumacılıkla servet yaptı, 1790′da Avam kamarasına girdi, Pitt’in siyasetini destekledi. 1802′de çocukların sanayide istismarını sınırlayan «Factory Act»i kabul ettirdi. (L)

03 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEEL (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

« Önceki sayfa