RENDA (Mustafa Abdülhalik)
Tarih 27 Haziran 2009
RENDA (Mustafa Abdülhalik), türk devlet adamı (Yanya 1881-İstanbul 1948). Rendazade Aslan Efendinin oğlu.
İlköğrenimini ve ortaöğreniminin bir kısmını Yanya’da yaptı. İstanbul’da Mülkiye idadisini ve Mülkiye mektebini bitirdi (1903). Rodos idadisinde matematik ve fransızca öğretmenliği, Cezairi Bahri Sefid ve Yanya vilâyetleri maiyet memurlukları, Tepedelen, Meçova, Payan, Delvine kaymakamlığı, Siirt mutasarrıflığı, Bitlis, Kastamonu ve Halep valiliği yaptı. Dahiliye müsteşarlığına tayin edildi.
Bursa valiliğine getirildi; fakat oraya gitmeden azledildi. Birinci Dünya savaşı sonunda Malta’ya gönderildi. Buradan dönüsünde önce iktisat, sonra dahiliye müsteşarlığına tayin edildi. Dahiliye müsteşarlığına ek olarak Konya valiliğine gönderildi, izmir valisi oldu. İzmir’de bulunduğu sırada milletvekili seçildi. Maliye (1924); millî müdafaa vekili oldu (1927).
Ticaret, nafıa, bahriye, sıhhiye, iktisat vekilliklerine vekâlet etti. 1934′te C.H.P. Meclis grubu reis vekili ve ertesi yıl Büyük Millet meclis başkanlığına seçildi. Reisicumhur vekilliği yaptı (1939). 1946′da B.M.M. başkanlığından ayrıldı. Aynı yıl Hasan Saka kabinesine devlet bakanı olarak girdi. 1948′de istifa etti. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDA (Mustafa Abdülhalik) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAU D’ELİÇAGARAY (veya ELİSSA-GARAY)
Tarih 27 Haziran 2009
RENAU D’ELİÇAGARAY (veya ELİSSA-GARAY) [Bernard], Küçük Renau veya Deniz şairi denir, fransız askerî mühendisi (Armendarits, Bearn 1652 – Pougues 1719), Büyük amiral kont de Vermandois ile birlikte çalıştı (1679), matematik formüllere göre gemi inşasını kabul ettirdi, bombalı galyotları icat etti ve bunları Cezayir (1682) ile Cenova’ya (1683) karşı kullandı.
Nord’daki mevkilerin tahkiminde Vauban’a yardım etti. Philippsburg (1688), Mons (1691) ve Namur (1692) kuşatmalarını yönetti. Theorie de la Manoeuvre des Vaisseaux (Gemilerin Manevrası Üstüne Teori) [1689] adlı bir eser yazdı. Bahriye genel müfettişi oldu; ispanya hizmetinde çalıştı (1705-1710). (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAU D’ELİÇAGARAY (veya ELİSSA-GARAY) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGİOMONTANUS
Tarih 26 Haziran 2009
REGİOMONTANUS (Johnn MULLER, daha çok — adiyle tanınır), alman astronomu ve matematikçisi (Königsberg yakınları 1436 – Roma 1476).
On bir yaşında Leipzig üniversitesine kabul edildi, 1450′de öğrenime devam etmek için Viyana’ya gitti, orada Peuerbach’ın öğrencisi oldu. Yunancasını ilerletmek için kardinal Bessarion’un yanına İtalya’ya giderek uzun yıllar orada kaldı. Macar kralı Matyas Corvinus’un isteği üzerine Ofen kütüphanesindeki elyazmalarını sıraya koydu. 1471′de, zengin bir burjuva olan Bernhard Walther, onun emrine Nürnberg’de bir rasathane, âlet yapımı için bir atelye ve bir basımevi verdi.
Çeşitli çalışmalar yapmak ve bilimsel eserler yayımlamak isteyen Re-giomontanus bu şehre yerleşti. 1472′de kuyrukluyıldızı gözlemledi ve bununla ilgili özel bir broşür yazdı. 1475′te, papa Sixtus IV tarafından Roma’ya çağırıldı. Papa kendisini Regensburg piskoposu tayin etti ve gerçekleştirmeyi tasarladığı takvim reformuyle onu görevlendirdi. Ama Regiomontanus ertesi yıl vebadan öldü. ölümünden çok sonra yayımlanan De Triangulis Omnimodis (Her Çeşit Üçgen üstüne) [1553] adlı düzlem ve küresel trigonometri inceleme kitabı, kendinden sonra gelenleri büyük çapta etkiledi.
Bu kitapta tanjantların kullanılmasına öncülük etti ve «sinüs» terimini ortaya attı. Fakat bilim dünyasına en büyük yararı, kuyrukluyıldızları meteorlar olarak değil de, belirli bir hareketi olan ve ardışık konumları astronomi yoluyle bulunabilen gökcisimleri olarak kabul etmesidir. (L)
REGİON. Arkeol. Bk. REGİUM. REGİON. Bk.
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGİOMONTANUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECORDE (Robert)
Tarih 25 Haziran 2009
RECORDE (Robert), ingiliz matematikçisi (Tenby 1510′a doğr. – Londra 1558). Oxford’da, daha sonra Londra’da profesörlük yaptı.
Başlıca eserleri: The Ground of Artes (Sanatların Temeli) [1540], Pathwaye to Knowledge (Bilime Giden Dar Yol) [1551], The Whetstone of Witte (Bilginin Bileytaşı) [1557].
Bir cebir kitabı olan bu sonuncu eserde, kök alma, oran dışı sayılarla hesap öğretilmekte,
+ ve — işaretleri kullanılmakta, ayrıca, basılı bir eserde ilk defa olarak, eşitliği göstermek için
= işaretinden yararlanılmaktadır. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECORDE (Robert) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REAYA
Tarih 25 Haziran 2009
REAYA i. (ar. ra’yye’den re<âyâ, otlatılan hayvan sürüsü).
Esk. Bir hükümdarın yönetimi altında bulunan halk: Gadrede reayasına vali-i eyalet // Dünyada ve ukbada ne zillet, ne rezalet! (Ziya Paşa). Padişah Allah'ın vekili olarak bu toprakları reayasına kiracı gibi vermiştir (Kemal Tahir). // Osmanlı imparatorluğunda müslüman olmayan tebaa: Hıristiyanlar Osmanlı devrinde gerçi reaya muamelesi görmekten şikâyetçidirler (F.R. Atay). // Teşm. yol. Hıristiyan (Zt. BERAYA.) || Terfih-i reaya, tebaanın refahını sağlama.
— ANSİKL. Teşk. tar. Başlangıçta, Osmanlı devletinin yönetimi altında bulunan müslüman ve hıristiyan, bütün halk topluluklarına, yönetilen, hükümete bağlı olan topluluk anlamında reaya deniyordu. Sonraları halk, müslim ve gayrı müslim diye ayrılınca, gayri müslim adı altında toplanan bütün tebaaya reaya adı verildi, islâm dininin doğuşundan bir süre sonra, cizye denen özel bir vergi vermekle görevli olan ve islâm dininden başka bir dine bağlı bulunanlara ehli zimmet veya zimmi denmeğe başlandı.'
Gayri müslim olan bu topluluğun verdiği vergiye karşılık bütün haklarının, can, mal ve mesken güvenliğinin sağlanması devlete bırakılıyordu. Devlet ödedikleri vergiden dolayı, yönetimi altında bulunan bütün gayri müslimlerin hayatını korumakla görevliydi, islâm devletinin yönetimi altında bulunan gayri müslimlerle cizye karşılığı ilk anlaşmayı Hz. Muhammed yaptı. Bu anlaşma gereğince devlet, reayanın (gayri müslimlerin) bütün haklarını koruyacak; onların can, mal, ırz ve mesken güvenliğini sağlayacak; inançlarında, ibadetlerinde onları serbest bırakacak; buna karşılık onlar da devlete cizye vereceklerdi. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra, Dört Halife ve daha sonra Halid bin Velid devrinde, gayri müslimlerle (reaya) yeni anlaşmalar yapıldı.
Hz. Muhammed'in koyduğu anlaşma hükümleri yürürlükte kaldı ve duruma göre bunlara bazı yeni maddeler eklendi. Yeni alınan ülkelerdeki gayri müs-limlere ve onların rahiplerine iyi davranıldı; inançlarına, geleneklerine, ibadetlerine, sanat, ticaret yapmalarına engel olunmadı; yalnız, verecekleri cizyenin zamanı, miktarı belirtildi, bununla ilgili anlaşmalar yapıldı. Savaşla girilen bir gayri müslim ülkesindeki halk barış isterse onlarla anlaşma yapılır, alınacak vergi (cizye) bir hükme bağlandıktan sonra gayri müslimler devletin yönetimi altına girerdi.
Vergiler, reayanın sayısına ve malî durumuna göre düzenlenirdi. Vergiyle ilgili anlaşmalarda gayri müslimlerin devlet tarafından her türlü saldırı ve haksızlığa karşı korunma gerekçesi özel bir madde olarak yer alırdı. Cizyeyi vermeyen gayri müslimler, islâm devleti tarafından korunmaz, hayat ve malları güven altına alınmazdı. Hz. Muhammed'in kurduğu bir gelenek gereğince yeni ele geçirilen bir gayri müslim ülkesinde halka, önce anlaşma yapmak için üç şart gösterilirdi.
Bunlar: Müslümanlığı, savaşı veya cizyeyi kabul etmekti. Müslümanlığı kabul edenler cizye vermezlerdi. Savaşı kabul edenler savaş kurallarına göre işlem görürdü. Cizye denen özel vergi ödemeyi kabullenenler de devletin yönetimi altına girer, reaya sayılırdı. Cizye vermeyen gayri müslimlerin hayatları, mal ve mesken güvenliği devlet tarafından sağlanmazdı. Buna karşılık, müslümanlar yapılan anlaşmaların gereğini yerine getirmezlerse reaya da vergi vermezdi. Halife Ömer devrinde, reayadan alınan vergi belli bir düzene konuldu, bazı kurallara bağlandı.
Buna göre, zenginler her yıl 48, orta durumda olanlar 24, yoksullar ise 12 dirhem gümüş cizye vermekle yükümlüydü. Ancak, bu miktarlar da dondurulmadı; devrin şartlarına göre, karşılıklı anlaşmalarla değiştirildi. Halifelik Emevilere geçtikten sonra, devletle reaya arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü. Ancak, devlet giderlerinin çokluğu ileri sürülerek, bazen cizyenin artırıldığı, ağırlaştırıldığı oldu. Bunun üzerine, reaya ile devlet yöneticileri ve hâkim sınıflar arasında bazı geçimsizlikler ortaya çıktı. Reaya, emevî halifelerinin aşırı masraflarından, gereksiz giderlerinden yakınmağa, Hz» Muhammed ve Dört Halifenin yolundan gidilmediğini ileri sürmeğe başladı. Bütün bunlara karşılık, önemli ve devlet düzenini sarsıcı bir olay çıkarmadıkları sürece reayaya fazla baskı yapılmadı.
Emevîler, reayadan yalnız cizye almakla yetinmediler; onlara devlet işlerinde resmî görevler de verdiler. Hesap ve yazı işleri bilen gayri müslimler Divanda görev alırlardı. Bu durum, devletle reaya, özellikle müslümaniarla gayri müslimler arasında bir yakınlaşmanın, devlet düzeninde eşit işlem görmenin açık bir belirtisi sayılıyordu. Bu yüzden, devlet dairelerinde görev almak için, reaya çocukları arasında hesap, yazı ve tercüme işlerini görebilecek nitelikte bir eğitim ve öğretim düzeni uygulanıyordu. Bunun sonucu, Emevîler devrinde birçok gayri müslim yazar, bilgin, hekim yetişti. Abbasîler devrinde de reaya ve müslümanlar arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü, Hz. Muhammed ve Dört Halife devrinde kurulan geleneğe uyuldu, Cizye, onların düzenlediği şartlar altında toplandı.
Bazen, devletin giderlerindeki durum gereğince, cizyenin miktarında değişiklikler yapıldı. Abbasîler devrinde ve onlardan sonra gelişen müslüman fetihleri sonucu reayanın sayısı çoğaldı. Alınan uzak ülkelerde reaya ile, müslümanlar, özellikle devlet yöneticileri arasında yeni yeni cizye anlaşmaları yapıldı, iran, Mısır, Kuzey Afrika, ispanya gibi ülkelerde kurulan islâm devletleri bu vergi usulünü sürdürdü; reaya ve müslüman halk ilişkilerini devrin ihtiyaçlarına göre düzenledi.
Anadolu, Selçuklular tarafından alındıktan sonra islâm devletlerinde uygulanan vergi usulü aşağı yukarı olduğu gibi benimsendi. Reaya, vergisini ödediği sürece, bütün din ve dünya işlerinde bağımsız bırakıldı. Onların özel yaşayışlarına, öğretim ve eğitimlerine, ibadetlerine, gelenek ve göreneklerine dokunulmadı.
Osmanlı devletinde de, cizye usulü olduğu gibi bırakıldı. Yeni alman ülkelerde islâm dinini kabul etmeyenler vergiye bağlanarak yerlerinde bırakıldı. Bunların mal, can ve mesken dokunulmazlıkları, inanç ve ibadet bağımsızlıkları devlet tarafından güven altına alındı. Osmanlı devletinin tebaası durumunda olan reaya askere alınmıyordu. Reaya ile müslümanlar arasında, hukuk yönünden ayrılık yoktu. Bütün ayrılık, reayadan alınan cizye idi. Osmanlı devletinde, zaman zaman, reayadan avarız akçesi denen özel bir vergi daha alınırdı, öşür, değirmen vergisi, ağnam v.b. vergiler konusunda müslümanîarla reaya sınıfı eşit işlem görürdü. Reayadan alınan cizye, Halife Ömer devrinde olduğu gibi, edna (düşük), evsat (orta), ala (yüksek), diye üçe ayrılırdı.
Edna, yoksullardan, evsat, malî durumu orta derecede olanlardan, ala ise zenginlerden alınırdı. Osmanlı devletinde, bazı padişahlar, zaman zaman bazı yeni vergiler koydular. Savaş sırasında, savaş giderlerinin, ordu masraflarının çoğalması üzerine Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman avarız akçesi toplamayı belli bir kurala bağladılar, önceleri geçici nitelikte olan bu vergi sonraları emlâk vergilerine eklenerek sabit bir vergi durumuna getirildi. Reayadan, yapım işlerinde çalıştırmak yoluyle yararlanıldığı gibi, Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek amacıyle özel bir eğitim ve öğretimden geçirilmek üzere çocuklar da alınırdı. Ayrıca, bunlar arasından isteyerek sipahi olanlar, köprü yapımında çalıştırılanlar, ordunun ulaştırma işlerinde görev alanlar davardı.
Yeniçeri ocağına alman reaya çocukları islâm dini kurallarına göre eğitim ve Öğretim görür; içlerinden yetenekli olanlar devlet ve ordu görevlerinde en yüksek basamaklara kadar çıkarlardı. Ayrıca kürekçilik, yol onarımı gibi işlerde çalışanlar vergi ödemekten kurtulur, gündelik de alırlardı. Divanda saklanan reaya defterleri otuz yılda bir «tahrir» yapılarak tutulur, sonra hükümet merkezine gönderilirdi. Bir süre, Yavuz Sultan Selim, reayadan «peksimet bahası» olarak avarız akçesi topladı. Bunu toplarken de, vergi ö-demekle görevli kimselerin malî durumlarının göz önünde tutulmasını, ödeyemeyecekleri bir miktarın toplanması yoluna gidilmemesini buyurdu.
Osmanlı devletinde, reayadan hizmeti görülenlere tımar verilir, bu tımarı kazanmak isteyenler sipahi yazılır, böylece vergiden kurtulurlardı. Yalnız, reayadan olan herkes, istediği zaman sipahi olamaz, tımar alamazdı. Bu konuda uygulanan bazı kurallar vardı. Atadan, babadan devlete hizmeti geçmiş olanlar seçilirdi. Bu usul, vergi vermekten kurtulmak için, herkesin sipahi yazılması sonucu devlet hazinesinin gelir kaynaklarından yoksun kalmasını önlemek içindi. Kanunî Sultan Süleyman, özel bir kanunla reayadan alınması gereken vergileri sınıflandırdı. Sonra Ahmed I tarafından yeniden düzenlenen ve uygulanan Reaya kanunu uzun zaman yürürlükte kaldı.
Osmanlı devletinin iç kurumlarında, yönetim düzeninde görülen sarsıntılar sonucu, reaya ile olan ilişkilerde de bazı aksaklıklar ortaya çıktı. Reayadan vergi toplamakla görevli kimseler, bazen aşırı davranışlarda bulundular; reayadan fazla vergi alma yoluna giderek, devletle reaya arasındaki bağların gevşemesine, birtakım geçimsizliklerin doğmasına yol açtılar, özellikle Murad III devrinde içkilerden vergi alınma yoluna gidilince reaya, durumundan yakınmağa başladı. Çünkü Osmanlı devletinde, içkiyi yapan ve satanlar, daha çok reayadan olan gayri müslimlerdi.
Reaya, Murad III'ün içkiden ayrı bir vergi alınmamasını ve bunun cizyeye eklenmesini istedi. Bunun üzerine yeni bir kanunla reayaya uygulanan vergi, zenginden 45, orta durumda olanlardan 30, yoksullardan 15 akçe olarak düzenlendi. Bu yeni vergi, bölgelerin durumuna göre de değişiyordu. Reayadan alınan bu cizye, sonraları bedeli askerî adını aldı. Tanzimat döneminde de reaya, eski durumunu korudu. Müslümanlarla reaya arasındaki ayrılıklar devletin koyduğu bazı kanunlarla sürdürüldü. Ancak, İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra, reayadan da asker alınmağa başlandı.
Bunun sonucu olarak bedeli askerî adı verilen cizye de kaldırıldı. Reaya ile müslüman halk arasında ayrılık zaman zaman yumuşadı; bütün devlet dairelerinde, okullarda, askerlikte reayadan olanlarla müslümanlara eşit işlem yapılma gereği konuldu.
Fatih Sultan Mehmed tarafından, Osmanlı devleti sınırları içinde reayaya tanınan bütün haklar İkinci Meşrutiyete kadar sürdü. Bu uzun dönem içinde reaya, din, eğitim, öğretim, ibadet ve geleneklerinde serbest bırakıldı. Osmanlı bilim kurumlarının yanı sıra, reayanın da geliştirdiği özel öğretim ve eğitim kuruluşları vardı. Buralarda da deneysel bilimler alanında, özellikle tıp, kimya ve matematikten birçok bilgin araştırıcı yetişti.
Sanatlarda, özellikle mimarîde başarılı sanatçılar yetişti. Tanzimat'tan sonra açılan osmanlı öğretim kurumlarının çoğunda reaya çocukları, daha çok yabancı dil ve deneysel bilimlerle ilgili derslerde öğretmenlik görevlerine getirildi. Bunlara elçiliklerde, saraylarda tercümanlık, yabancı devletler nezdinde elçilik görevleri verildi. Askerlik alanında yapılan yeniliklerde reayadan yetişen uzmanlardan da faydalanıldı. Reaya, başlangıçtan beri kendisine tanınan haklara dayanarak, Osmanlı devleti sınırları içinde özel din okulları, öğretim kurumları, ibadethaneler açtı.
Tanzimat'tan sonra azınlıklar kendi dillerinde öğretim ve eğitim yapan, ilkokuldan liseye kadar, özel okullar açtılar. Bunlar arasında fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, rumca, ibranîce, ermenice öğretim yapan özel okullar vardır. Reaya, devletle olan ilişkilerinde, kamu düzeninde genel yasalara, din ve inançlarıyle ilgili konularda ise bağlı bulundukları din kurumlarının koyduğu özel kanunlara uymak zorundaydı. Tanzimat'tan sonra reayaya tanınan yeni haklar, İkinci Meşrutiyette genişletildi ve bu haklara yenileri eklendi. Bu yeni haklar, 1912'de reaya tarafından kötüye kullanıldı.
Osmanlı devletinin paylaşılmasını öngören bazı avrupa devletleri ve onların Türkiye'deki temsilcileri, reayanın haksızlıklara uğradığını, haklarının avrupa devletlerince korunması gereğini ileri sürdüler. Bu sebeple Osmanlı devletinin iç işlerine karışmağa başladılar. Birinci Dünya savaşında reaya, Osmanlı devleti içinde daha geniş ölçüde bölücü çalışmalara girişti; devletin genel düzenini sarsıcı, bölücü birtakım haklar istedi.
Savaş yılları süresince de Osmanlılar aleyhinde çalıştı. İzmir ve istanbul illerinde, Karadeniz kıyılarında devletin bütünlüğünü yıkıcı eylemlere girişti. Reaya arasında bağımsızlık isteyenler, Osmanlı devleti toprakları üstünde, özellikle Anadolu'da ayrı birer devlet kurmak için gizli gizli çalışanlar oldu. Birinci Dünya savaşından sonra Türkiye cumhuriyeti kurulunca (1923) Türkiye toprakları üzerinde bulunan bütün insanlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul edildi.
Osmanlı imparatorluğunun baştan beri, kendi toprakları üstünde ayrı bir topluluk olarak koruduğu reaya ile müslümanlar arasındaki ayrılık ortadan kaldırıldı. Türkiye cumhuriyeti uyrukluğunda olan bütün yurttaşlar kanun karşısında, vergi düzeninde, öğretim, eğitim ve din kurumlarında, askerlik alanında, adliye işlerinde eşitliğe kavuşturuldu; özel imtiyazlar ortadan kaldırıldı. (-> Bibliyo.) [M]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASATHANE veya RASADHANE
Tarih 23 Haziran 2009
RASATHANE veya RASADHANE blş. i. (ar. raşad, gözleme ve fars. hane, ev’den raşâd-hâne).
Esk. Astronomi veya meteororoloji gözlemlerine uygun şekilde tasarlanmış ve donatılmış yapı: Rasathaneler nasıl gökleri ve yıldızları temaşa için havaya uzanmış bir fen gözü ise…
(H.R. Gürpınar). Rasathaneler de her gün haber veriyorlar (B. Felek).
Eşanl. GÖZLEMEVİ.
— ANSiKL. Astron. Gök olaylarını incelemek için ayrılan rasathane’lerin eski çağlarda kurulduğu sanılır: Babil’deki Belus kulesi, Mısır’daki Osimandias mezarı. Eratosthenes’in kurduğu İskenderiye rasathanesi V. yy.a kadar çalışıyordu. Araplar, Hintliler ve Çinliler de erken çağlarda bu tür binalar yapmışlardı.
Avrupa’da, bir prens tarafından kurulan ilk rasathane Kassel’de Hessen landgrafı Wilhelm IV tarafından yaptırıldı (1561) ve 1593′te kapatıldı. 1576′da, Tycho-Brahe, Elseneur ile Kopenhag arasındaki Hven adasında Uranienborg rasathanesini kurdu. Bu tarihten itibaren de Avrupa’nın bütün bellibaşlı şehirlerinde rasathaneler yapılmağa başladı. Astronomi incelemeleri Almanya, İngiltere, Rusya, İtalya’da ve özellikle de özel bağışlar sayesinde A.B.D.’de büyük bir önem kazandı.
Bütün büyük devletlerin resmî rasathaneleri vardır. Ayrıca çok sayıda özel rasathane de bulunur. Çağımızda gök incelemeleri fotoğrafçılık ve tayf ölçümünün büyük çapta uygulanması yüzünden rasathane kurulacak yerlerde atmosfer şartlarının ve hava berraklığının çok iyi olmasına dikkat edilir. En gelişmiş ve güçlü donatım A.B.D. rasathanelerindedir. Kaliforniya’daki Mont-Wilson rasathanesinde teleskop aynasının çapı 2,50 m’dir; Chicago’da Yerkes rasathanesindeki dürbünün objektifi 1 metre çapındadır.
Rasathane çalışmaları. Yıldızların gök koordinatlarının kesin olarak belirlenmesi, büyük rasathanelerin günlük işlerindendir. Bu gözlemler için özellikle meridyen âletleri denen, bir tek dönme eksenli ve mümkün olduğu kadar dengeli âletlerden yararlanılır; meridyen âletleri, dürbünün dereceli bir daireyi harekete geçirmesiyle iki koordinatı aynı zamanda verir. Bu tür gözlemler, çoğu zaman «meridyen servisi» denen bir servis tarafından yapılır. Bundan başka, her büyük rasathanede, astronomi saatleri ve radyotelgraf alıcı cihazlarıyle donatılmış bir saat servisi, gökyüzünün fotoğraf haritasını hazırlamak üzere bir fotoğraf servisi (1880′de yapılmağa başlanan bu harita milletlerarası bir teşebbüstür ve sık sık gözden geçirilerek düzeltilir) ve nihayet önemi son otuz yılda gitgide daha çok artan bir astrofizik servisi vardır. Bazı rasathaneler, Güneş gözlemlerinde veya. gezegen ve kuyrukluyıldız gözlemlerinde uzmanlaşmıştır. Meteroloji gözlemleri astronomi servislerinden bağımsız rasathanelerde yapılır.
• İslâm dünyasında kısa süreli bazı özel çalışmalar için geçici rasat (gözlem) yerleri kuruldu; ayrıca, zamanı belirtmeğe yarayan muvakkıthaneler de vardı. Bu bakımdan ilk yüzyıllarda rasathane ile geçici rasat yerleri arasında kesin bir ayırım yapmak güçtür. Her rasathanenin, bilimsel ve yönetim işlerine bakan görevlileri, gözlem araçları ve kütüphanesi vardı. Bu bakımdan rasathaneler, akademik niteliği olan birer öğretim kurumu sayılırdı, islâm rasathaneleri hükümdarların veya devlet adamlarının desteğiyle kurulan devlet kurumlarıdır.
Her rasathanenin çalışma programı otuz yıllık bir süre içindi; âletlerin saklanması ve bakımları için sınırlamalar ve hükümdarların her zaman rasathaneye karşı ilgi duymamaları islâm rasathanelerinin gelişmesini kısıtlardı, özel rasathaneler daha uzun ömürlü ve verimli oldu.
İslâm rasathanelerinin kuruluşunda, hükümdarların astrolojiye karşı ilgisinin ve günlük ve gelecekle ilgili tedbirlerin alınmasında yıldızların güvenilir birer kılavuz sayılmalarının da önemi vardı, islâm rasathaneleri gerçekte birer astrolojik çalışma kurumu değil, bilimsel niteliği olan kuruluşlardı. Bu bilim dalının adı heyet’ti ve heyet (astronomi) yardımıyle birtakım matematik hesaplara dayanan gök cetvelleri (zîc’ler) düzenlenir ve takvimler hazırlanırdı. Çağma göre gelişmiş bir nitelik taşıyan rasat araçlarıyle yapılan ilk gözlemler, IX. yy.ın başlangıç yıllarında Cündişapur’da (Güneybatı tran) yapıldı. Ahmed Nihavendi, Zîc el-Muştemil (Gezegenlerin Hareketini Kapsayan Zayiçe) adlı eserini düzenlerken bu rasatlardan yararlandı, islâm astronomisinin en parlak dönemi abbasî halifesi Memun (813-833) devridir.
Bağdat’ta Eş Şemmasiye mahallesinde bulunan rasathanede halifenin astronomları, Yahya bin Ebi Mansur’un (öl. 830) emrinde, gökcisimlerinin hareketlerini sürekli olarak gözetlerlerdi. Bunlar, El Macisti’de belirtilen eğim, gece-gündüz eşitliği, şemsî yılın güneş süresi gibi konuları da incelediler. Şam’ın 3-4 km kuzeyinde Kasiyan dağı üzerinde, aynı halifenin başka bir rasathanesinde yapılan gözlemlerden de yararlanarak Zîc el-Mumtahan (Denenmiş Zayiçe) düzenlediler. 850′den 870′e kadar Musa bin Şakir’in oğullarından Muhammed ve Ahmed, Bağdat’ın Dicle üzerinde Babüttak’ta bulunan evlerinde kurdukları rasathanede düzenli gözlemler yaptılar.
Ebu Hanife Ahmed Dinaverî (öl. 895), 850′de heyet rasatları yapmak için İsfahan’da oturdu; gözlemlerini Kitab-ür-Rasad adındaki eserinde topladı. Battâni 887-918 yıllarında Fırat üzerindeki Rakka’da çok önemli rasat çalışmaları yaptı. Sabit bin Kurra, Güneşin hareketlerini yeniden incelemek için eskilerin rasatlarından yararlandı. Amâcûr ailesinden üç veya dört kişinin 885-933 yılları arasında rasat yaptıkları biliniyor. Büveyhîlerden Rüknüddevle adına Rey şehrinde Vezir Ebul Fazl bin el-Amid tarafından 950′de, tutulma yüzeyinin eğimi ölçtürüldü.
Ebul Fazl Herereî, Ebu Cafer Habini gibi astronomlar güneş tutulmasıyle ilgili gözlemler yaptılar. Yine Büveyhîlerden Adududevle için, Abdurrahman Sûfî ve başka astronomlar tarafından Şiraz’da rasatlar yapıldı. Ebul Vefa Buzcani, Bağdat’ta bir süre önemli rasatlar yaptı (975). ibnülalâm’ın 982′de yaptığı rasatlar Adududdevle tarafından desteklendi. Bağdat’ta büveyhî hükümdarı Şerefüddevle (982-989) adına bir rasathane kuruldu. Ebu Muhammed Hucendî 994′te Büveyhîlerden Fahrüddevle için Rey şehrinde süds-i fahri (sekstant) adlı bir âletin yardımıyle tutulma düzlemi eğimini tayin etti. X. yy.ın sonunda büveyhî melikleri kendi saraylarında birer rasathane kurarak Abdurrahman Sûfî, ibnülalâm, Ebul Vefa gibi astronomları orada topladılar. İbni Sina, Alaüddevle adına Hemedan’da başka bir rasathane kurdu (1025).
Mısır’da astronomi gözlemleri fatımî halifelerinden Aziz (öl. 996) devrinde başladı. Onun Kahire’de kurduğu rasathaneye halife Hakim de yardımda bulundu. İbni Yunus (öl. 1009) Zîc el-Hakimî (Hakimî’nin Zayiçesi) adlı eserme kaynak olan rasatlarını 977′den 1008′e kadar orada yaptı. Memun devri rasathanelerinde, rasat âletleri, özel çalışma yeri ve bir bilimsel kurul vardı, islâm ülkelerinde, ramazan ayının başlangıç ve bitiminin hesaplanmasında ilk hilâli gözlemeye dayanan çalışmalar buralarda yapılırdı. Dinî günlerin ve namaz vakitlerinin tayininde, kıble yönünün tespitinde yararları dolayısıyle, astronomiye ayrı bir önem verildi.
Memun devrinde kurulan ilk rasathanelerin çalışma programları yalnız güneş ve ay rasatlarını kapsıyordu. Şemmasiye’deki gözlemlerden alınan olumlu sonuçlara dayanılarak Kalsiyum rasathanesi kuruldu. Şerefüddevle rasathanesinde bütün gezegenlerin rasadını kapsayan geniş bir çalışma programı vardı. Burada çalışan astronomlar arasında Ebu Sehl Kûhî, Ebül Vefa Buzcânî bulunuyordu. Hemedan’da İbni Sina tarafından kurulan rasathanede ölçü duyarlığını sağlamak için mikrometreye benzer bir aracın kullanıldığı biliniyor. 1075′te İsfahan’da kurulan Melikşah rasathanesinde çalışma programının 30 yıl sürmesi gerektiğini’ gösteren belgeler vardır. Bütün gezegen gözlemlerinin rasathane çalışma programına alınması, rasathanenin çalışma süresini uzatmak bakımından bir aşamadır. Melikşah adına düzenlenen celâli takvimi’nin de bu rasathanede yapıldığı sanılıyor. Bu kurumda Ömer Hayyam, Ebu Muzaffer İsfizarî, Meyimin bin Necile, Vasıtî gibi bilginler çalıştı.
1118′den sonra astronom Hazinî, Sultan Sencer namına Zîc-es-Sencerî’yi (Sencer’in Zayiçesi) hazırladı. Bundan sonra Efdal ve Memun Bataihi adlı iki fatımî veziri tarafından 1120-1125 yılları arasında Kahire’de bir rasathane kuruldu. Ebul Kasım Usturlabî 1130′da Bağdat’taki selçuklu sarayında gözlemler yaptı. XI. yy.da Tuley-tule’de (Toledo) Ebu İbrahim Zerkal ile arkadaşlarının önemli rasatlar yaptıkları biliniyor; bu rasatlar Seyid Endülusî’nin yaptığı rasatların bir devamı niteliğindedir. İbni Bacce de (öl, 1139) kendi evinin damında bazı rasatlar yaptı. 1325′te Yezd şehrinde Rükneddin Ahmed bin Nizamel-Huseynî adında biri tarafından Rasad-ı Vaktü’l-Hüseynî adı verilen rasathane kuruldu. XIV. yy.da İbnî Şatır’ın (öl. 1879) Şam’daki özel rasathanesi de önemlidir.
1272′de Kırşehir’de kurulan Cacabey medresesinde ve Kütahya’nın Vacidiye medresesinde özellikle XIV. yy.ın ilk yarısında gözlemler yapıldığı veya astronomi dersleri verildiği biliniyor. 1300′de Gazan Han, Tebriz’de, 1420′de Uluğ Bey Semerkand’da birer rasathane kurdular: Uzakdoğu’da geliştirilen astronomi çalışmaları Selçuklular tarafından islâm dünyasına aktarıldı. Uzakdoğu etkisi, selçuklu sanat eserlerinde görülen tutulma düzlemi burçlarının resimlerinde göze çarpar. Astronomi alanında en önemli aşama İlhanlılar devrindedir. 1259′da kurulan Maraga rasathanesi islâm rasathanelerinin gelişmesinde etkili oldu. İlhanlı hükümdarı Hulâgu’nun yanında bulunan ünlü astronom Nasirüddin Tusî, yeni gözlemler yapılması gerektiğini hükümdara bildirdi. O zamanlar, bazı çevrelerde yıldızları gözleyerek gelecekteki olayları önceden görme inancına dayanan astroloji (ilmi nücum) ile astronomi arasında benzerlikler bulunduğuna inanılıyordu. ilhanlı hükümdarı Hulâgu Han da astronomiyle astroloji arasında bir yakınlık bulunduğu kanısındaydı. Bu amaçla Nasırüddin Tusî’nin rasathanesi âletlerle donatıldı.
Burada, gözlem âletleri ve astronomiye ait her türlü araç, zayiçe, takvim, usturlap, yükseklik ölçme âletleri, yıldızların ve burçların durumlarını gösteren âletler ve mücessem küre vardı. Bu kurum, gerek âletlerinin zenginliği, gerek içinde çalışan bilim adamlarının sayısı ve seçkinliği bakımından, büyük önem taşırdı, ismaililerden kalan çok zengin bir kütüphanesi olan bu kurumun 45 yıl çalıştığı biliniyor. Nasrüddin bu rasathanede hükümdar adına Zîc-i Hâniyi (veya Zîc-i İlhanı) [ilhanlı Zayiçesi] düzenledi. Bu eserde Kûşiyâr, Fahir, Âlâî, Şâhî, Battânî zîclerinde bulunmayan birtakım cetveller vardır. Ayrıca onların yanlışlarını da düzeltmektedir. Hulâgu ölünce Zîc-i ilhanı, onun yerine geçen Abaka’ya adandı. Müeyyedüddin Urzî, Fahreddin Meragî, Fahreddin Ahlatı, Necmeddin Kazvinî gibi çağın tanımış matematik ve astronomi bilginleri de rasat işlerinde Nasirüddin’e yardım ettiler. Onun ölümünden sonra yerine oğlu Asılüddin rasathane müdürlüğüne getirildi. İslâm geleneğinin devamı olarak Mihrace Cay Sing tarafından 1728 – 1734 yılları arasında Caybur, Delhi, Benares, Ocayın ve Mathura şehirlerinde Muhammed Şah adına rasathaneler kuruldu. Bunların kuruluşunda eski hint ve avrupa etkisi açıkça görülür. Türkiye’de modern rasathane Fatin Hoca (Gökmen) tarafından kuruldu (1911). Kandilli’de olan bu rasathane bugün de Türkiye’nin tam teşekküllü rasathanesidir (bk.KANDİLLİ RASATHANESİ.) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASATHANE veya RASADHANE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASYONALİZM i. (fr. rasyonalisme’den). — Mim. ve Süs. santl. Bir binanın veya bir nesnenin kullanım amacına tam olarak uyması gerektiğini ve güzelliğin bu uygunluktan doğduğunu ileri süren öğreti. (XX. yy.ın başlarında, «modern üslûp»a bir tepki olarak ortaya çıkan ve Charles Plumet, Süe ve Huillard gibi mimarlar tarafından benimse çıkan fonksiyonalizmden, geleneksel malnen rasyonalizm, kendisinden sonra ortaya çıkan fonksiyonalizmden, geleneksel malzemeleri kullanmayı engellememesi ve ılımlı bir süsleme sistemini benimsemesi bakımından ayrılır.) Pythagoras ve Leibniz’in estetik akılcılığı ise, her estetik duyguda, açıkça kavranmamış matematik ilişkiler görür, öte yandan, açık felsefe, rasyonalizm ile ampirizm karşıtlığını aşar. (L) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASYONALİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMUS (Pierre DE LA RAMeE, daha çok latince — adiyle tanınır), fransız hümanisti, matematikçisi ve filozofu (Cuts, Vermandois 1515-Paris 1572). İflâs etmiş bir kişizadenin oğluydu; gündüzleri Navarre kolejinde uşaklık ederek, geceleri de okuyarak edebiyat doktoru oldu. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RACHETTE (Dominique), fransız heykeltıraşı (Valençay veya Kopenhag 1744 – Petersburg 1809). Kopenhag ve Paris akademilerine devam etti. 1779′da Petersburg’a yerleşti. Krallık Porselen fabrikasında çalıştı. Eserleri Gürleyen Jüpiter adlı heykeli, Büyük Petro’nun, matematikçi Euler’in, prens Bezborodko ile prens Demidov’un büstleri (Ermitaj). [L] 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACHETTE (Dominique) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 PYTHAGORAS, yunan filozofu (M.ö. VI. yy.), Yunanistan’da ve Güney İtalya’da etkisi çok yaygın bir tarikatın kurucusu. Pythagoras ahlâkı, müritleri arasında sözlü olarak öğretilir, bazı pythagoras’çı filozoflar ise, teorik çalışmalarla uğraşırlardı («matematikçiler»). Bu matematikçi filozoflar geometri, aritmetik, astronomi ve fizik alanında birçok araştırmaya giriştiler. Bu araştırmalar sonunda çok sayıda teorem ortaya atıldı. M.ö. III. yy.da Eukleides bunları düzene koydu. Pythagoras’çılar özellikle karede köşegen ile kenarın ortak ölçüiemezliğini ispatlayarak, oransal sayıların kullanılışında aşılmaz bir sınırı keşfettiler. Sayıların ve aritmetik dizilerin yapısını uzun uzun inceleyerek, meselâ «tikel sayılar»ı (yani, 6, 28, 496 gibi bölenlerinin toplamına eşit olan sayılar) tanımlamağa çalıştılar veya n kadar tek asal sayının toplamının n2′ye eşit olduğunu gösterdiler. Astronomi alanında ise Philolaos’un teorisine uyarak dünyanın, evrenin merkezi olmadığını; güneş ve diğer gezegenlerle birlikte yeryüzünün de merkezî bir ateş etrafında döndüğünü ileri sürdüler. Pythagoras’çılar, bir sazdaki uyumun tel uzunlukları arasındaki beli bir orana bağlı olması gibi, ruhun da bedenin bir uyumu olduğunu ve böylece ruh göçünün, tenleşme biçimlerini, ruhların niteliğine göre ayarladığını düşünüyorlardı Phythagoras’çılık, sistemli matematikçiliği ile, batı akılcılığının şekillenmesine katkıda bulundu. Ama sayılar konusunda benimsediği mistik görüş, Pytha-goras’çılığı büyüye ve batınî felsefelere bağlıyordu. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYTHAGORAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUETELET (Adolphe), belçikalı astronom, matematikçi ve istatistikçi (Gand 1796 -Brüksel 1874). önce Gand’da, sonra Brüksel’de matematik dersleri verdi; koniklerin düzlem kesitleri konusunda çalışmalar yaptı. Başlıca eserleri: Sur l’Homme et le Developpement de ses Facultes, ou Essai de Physique Sociale (İnsan ve Yetilerinin Gelişmesi Üstüne veya Toplumsal Fizik Denemesi) [1835], L’Anthropometrie, ou Mesure des Differentes Facultes de l’Homme (Antropometri veya İnsanın Çeşitli Yetilerinin ölçülmesi) [1871]. Bu eserlerinde, insanın maddî ve manevî gelişim ve «ortalama insan» üstüne çalışmalarını açıkladı. İnsanı toplum üyesi olarak ele alan incelemelerin ilkelerini ilk ortaya koyanlardandır. Quetelet, istatistik aracılığıyle, doğum oranı, maddî ve manevî gelişim, zihnî davranış ve ölüm oranıyle ilgili kanunları incelemek istiyordu. (L) Quetelet poligonu. Biyol. Bk. Frekans POLİGON’. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUETELET (Adolphe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PURBACH (Georg von), avusturyalı matematikçi, astronom ve hümanist (Peurbach, Linz 1423 – Viyana 1461). Viyana’da astronomi dersleri verdi, G. Bianchini ve N. Cusano ile dostluk kurdu, ölürken öğrencisi Regiomontanus’a Ptolomeaios’un He Megiste (Almagest) adlı eserinin latince baskısını tamamlama görevini verdi. Purbach yüzyıl boyunca geniş ölçüde yararlanılan matematik ve geometri inceleme kitapları yazdı, bunlar arasında, ispatlamağa lüzum görmeden hesap kuralları vermekle yetindiği Opus Algorismi locondissimum sayılabilir. Almagest’i örnek tutarak yazdığı Theoricae Novae Planetarum (Gezegenler Üstüne Yeni Teoriler) başlıklı astronomi kitabı da çok yaygındı. (M) 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURBACH (Georg von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PUİSEUX (Victor), fransız astronomu ve matematikçisi (Argenteuil 1820 – Frontenay, Jura 1883). Rennes (1841) ve Besançon (1846) Fen fakültesi matematik profesörü oldu. 1855′te Paris rasathanesi müdür yardımcılığına, 1857′den Sonra Sorbonne’da astronomi kürsüsüne getirildi. Çalışmalarının çoğu gök mekaniğiyle ilgiliyse de, Puiseux, karmaşık değişkenli cebirsel fonksiyonlar teorisinin gerçek kurucusudur (1850). — Oğlu pıerre (Paris 1855 – Frontenay, Jura 1928), Sorbonne’da öğretim görevlisi (1880) ve Paris rasathanesi astronomu oldu (1893); 1897′de Paris Fen fakültesi gökfiziği dersleri profesörlüğüne getirildi. Ayın hareketinin yüz yıllık ivmesini ve küçük gezegenleri inceledi, sapınç sabitini belirledi. Ay’ın fotoğraf atlası ve gökyüzünün fotoğraf haritasının hazırlanmasında büyük payı vardır. (L) 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUİSEUX (Victor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 10 Haziran 2009 PROGRAMLAMA i.(programlamaktan programla-ma). Programlamak işi. — ANSIKL. istat. 1947′de A.B.D. ordusunda uygulanan çizgisel (veya doğrusal) programlama, George B. Dantzig, Marshall Wood v.d. tarafından geliştirildi, özellikle iktisat ve işletme hayatında görülen kaynak kıtlığı, verimin en yüksek seviyeye çıkarılması veya ihtiyaçların fazlalığı gibi problemlerin çözümünde bu metot çok yararlı oldu. besin maddeleri A B C D Satın alma değerini veya toplam maliyeti gösteren Z=5X1+10X2+12X3+15X4 fonksiyonuna objektif fonksiyon denir. Ancak, en düşük satın alma fiyatını veren bu fonksiyonda, minimum kalori ve vitamin ihtiyacını göz önünde bulundurarak bazı kısıtlamalar yapmak gerekir. Nitekim, kalori ihtiyacının minimum değeri veri veya sabit olarak kabul edildiği için, objektif fonksiyonun 2X1 +0X2+1X3+3X4 > 18 şartını doğrulaması gerekir. Yani toplam kalori miktarının 18 birime eşit veya daha büyük olması zorunludur. Aynı şekilde, toplam vitamin miktarı da 10 birime eşit veya daha büyük, yani 0X1+3X2+1X8+4X4 > 10 olmalıdır. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, çizgisel programlama, objektif fonksiyon ile kısıtlama denklemlerinden meydana gelir. Değişken sayısı dörtten az olursa bu problem grafik ile çözülebilir. Dörtten fazla değişken varsa simpleks metoduna başvurulur. — İşletmec. Çizgisel programlama, özellikle üretim ve yatırım meselesi gibi karmaşık meselelere optimal çözüm şekli bulmağa çalışır. Uygulanmaları, «linearite»ye ve «aditivite»ye başvurulan meselelerle sınırlıdır; aditivite’ye (eklenme hassası) göre, aynı anda birçok ürün imal edildiği fark edilirse, kazançlarla faaliyetler, her bir mamule ait kâr ve faaliyetlerin toplamının yapılmasıyle elde edilir. (L) 10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROGRAMLAMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 10 Haziran 2009 PROGRAM i. (fr. programme). Bir tören, temsil, gezi v.b.nin ayrıntılarını tespit eden ve bunları tanıtmak amacını güden basılı kâğıt: Bir seyahat acentesi herkesin eline bir program tutuşturdu (F. R. Atay). Konser programı. // Bir kimsenin tasarılarını kapsayan maddelerin bütünü: Elverir ki iş programımız gittikçe zenginleşerek devam etsin — Bilgi-işlem. Birleştirme programı, semboller halinde yazılmış programı ordinatörün diline çeviren program. (BİRLEŞTİRİCİ de denir.) | işlem programı, sembollerle veya makine dilinde yazılan ve sonuçlan kesin olarak veren program. || Kontrol programı, birçok işlem programının aynı anda veya art arda yapılmasını yöneten ve denetleyen program: Kontrol programları genellikle bir işletme sisteminin parçalarıdır.(monitör PROGRAM da denir) || Otomatik program, bir problemin çözümünü, sıralı eIemanlar dizisi ve otomatik olarak kodlanabilecek işlemler haline getiren otomatik makine programı. | Derleyici program, günlük terimlerle ve basit dilde yazılmış programları, ordinat örün karmaşık ve ayrıntılı diline (makine dili) çeviren programlama sistemi (meselâ algol, cobol veya fortran sistemleri). —ansikl. Bilgi-işlem. Hesap makinelerinde program kavramı, ancak makinelere güçlü hafızalar eklendikten sonra ortaya çıktı, ilk elektronik hesap makinelerinin programlan, bir ek cetvelin kablo bağlantılarıyle kumanda edilen birkaç basit işlemle sınırlıydı. Bu işlemler, ya art arda okunan bütün delikli kartlar için bir bir tekrarlanıyor ya da programın elemanlarını veren kartlarla etkenleri bulunduran kartların iyi eşleştirilmesi sonucunda, kısmen programlanmış güç işlemler yapılabiliyordu; bununla birlikte işlem hızı oldukça yavaş ve imkânları sınırlıydı. Hafızalarında on binlerce veya yüz binlerce harf taşıyabilen ordinatörlerin yapılması, bu hafızalardan bazılarını kumandaların birleştirilmesine dayanan bir program imkânı sağladı. Bir etkenin okunması, bir etkenin hafızadaki bir bölümden başka bir bölüme nakli, iki etkenin toplanması veya karşılaştırılması v.b. en basit işlemleri ilgilendiren bu kumandalar, ordinatörün işlem ünitesindeki farklı elektrik devreleriyle sağlandı. Bu kumandaların hepsi birden makine dilini meydana getirir. Demek ki bir programı yazmak, yapılacak işlemlerle ilgili kumandaların bir listesini çıkarmak ve her kumandaya gerek ünitenin veya etkenin hafızadaki yerinin adresini gerek sonucun veya işlem görmüş etkenin gideceği adresi eklemektir. Kumandalar, genellikle sayısal kodlarla belirlenmiştir; bunların tekrarlanarak kullanılması hatalara sebep olabilir; bu yüzden «semboller»le gösterilen kumandalar (meselâ toplama için ADD) hazırlanmıştır; bu kumandalar ordinatörlerde doğrudan doğruya kullanılamaz, makinenin diline çevrilmesi gerekir; bu çevirme işlemini ordinatör, yardımcı bir programla kendisi yapar. Sembol kodlar ilkesi daha genişletilerek, kendi başlarına birer alt program olan kumanda serileri hazırlanabilir ve böylece bu problem, bilimsel terimlere çok yakın uzlaşmalı bir dille makineye verilebilir: mesela kare kök alma, matematikçiler için, her seferinde tekrarlanması gerekmeyen belirli kurallara göre yapılan bir işlemdir; bir ordinatör için de durum aynıdır. Kodların sembollerle verilmesi hafıza bölgelerine de uygulanabilir; bunların adresleri sembol dilinde işlenecek bilginin adın alabilir ve böylece programın yazılması kolaylaşır; bundan dolayı, makine dilinde birleştirme programlarının rolü büyük önem kazanmıştır. Bir ordinatörün, ancak bir çevirme programı’nın yardımıyle kullanılabilen sembollerle yazrlmış farklr işlem pro gramları’n\n çalıştırılması, daha ileri bir aşamadaki monitör programlara veya kontrol programlarına verilebilir ve böylece ordinatörle çeşitli ünitelerin kullanılışı düzenlenerek daha da basitleştirilebilir. Birbirini kontrol eden bu programların bütünü makinenin işletme sistemini meydana getirir; bu sistem de makinenin bilgi çevresinin temel elemanıdır. Başlangıçta yapımcılar arasında ordinatörlerin performansını geliştirme bakımından yapılan rekabet, bugün programlama alanına kaymıştır. — Büro. tşin yapılması sırasında program, aranan sonuçları elde etmek için aritmetik veya mantık işlemleri dizisini makineye verir. — Mekan. Bir takım tezgâhında, işlenecek parçaların tezgâha gelmesi, işlenmesi Ye işlenmiş parçaların atılması, çoğu zaman otomatik donatımlarla yapılır. Bu en basit anlamda, insan müdahalesi yerine elektrik veya elektronik âletlerin (servomekanizmalar) kullanıldığı otomatizasyon tekniğidir. Bu âletlere, bir delikli şerit veya bir magnetik tel üzerine önceden tespit edilmiş bir program ile kumanda edilir. 10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROGRAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 10 Haziran 2009 PRİNGSHEİM (Alfred), alman matematikçisi (Ohlau, Silezya 1850-Zürich 1941). Münih üniversitesinde yirmi yıldan fazla profesörlük yaptı; özellikle karmaşık değişkenli bir fonksiyonun teorileri üstüne önemli analiz araştırmalarında bulundu. En önemli çalışmaları arasında Vivanti teoremi sayılabilir. (M) 10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNGSHEİM (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRATT (Orson), amerikalı din adamı (Hartford, New York 1811-Salt Lake City, Utah 1881). 1830′da mormon’lara katıldı. 1835′te tarikatın on iki yöneticisinden biri oldu. 1874′ten ölümüne kadar tarihçi ve kilise tutanakçısı olarak çalıştı. Düzenli bir eğitim görmediği halde matematik, astronomi ve İbranîce alanında geniş bilgisi vardı. 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Orson) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 09 Haziran 2009 PRİNCETON, A.B.D.’de (New Jersey) şehir, Trenton’un 15 km kuzey doğusunda; 12 200 nüf. 1746′da New Jersey koleji olarak kurulan, 1756′da Princeton’a nakledilen, 1896′da üniversite olan ve uzun süre «New Jersey koleji» diye bilinen özel üniversite, üniversitede genel bir eğitim gören öğrenciler sonra yavaş yavaş on beş yüksek okulda ihtisas yaparlar. 1902-1910 Arası üniversitenin başkanı olan W. Wilson küçük topluluklar halinde eğitim sistemini ilk olarak burada başlattı. Okulun geniş bir kütüphanesi (1 250 000 cilt) ve 1889′da açılan bir ankeoloji müzesi vardır, üniversite XX. yy.da büyük önem kazandı; Matematik ve Fizik bölümü, dünya çapında isim yaptı; Einstein ömrünün sonuna doğru burada ders verdi. (L) 09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNCETON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 PRANDTL (Ludwig), alman bilgini (Freising, Bavyera 1875 – Göttingen 1953). Münih Teknik yüksekokulunda öğrenciyken aynı şehrin üniversitesinde, katılardaki esneklik problemleriyle ilgili bir doktora tezi hazırladı (1899). 1901′de Hannover yüksekokulunda mekanik profesörü oldu. Sonradan çalışmalarının büyük bir bölümünü akışkanlar mekaniğine ayırdığı halde katılar mekaniğiyle ilgilenmeğe de devam etti. 1904′te Göttingen üniversitesine geçti; Kaiser-Wilhelm Akışkanlar Mekaniği enstitüsünde çalışırken, Aerodinamik Araştırmalar laboratuvarının kurulmasına katıldı. Kaiser-Wilhelm enstitüsü sonradan Max-Planck enstitüsü adını aldı ve 1947′de Prandtl bu kurumun yöneticisi oldu. Heidelberg Milletlerarası Matematik kongresinde (1904), bir akışkanın bir engel çevresindeki akışıyle ilgili olarak «sınır tabaka» kavramını ortaya attı; ayrıca uçakların kalkış mekanizmasını inceledi ve bazı özel durumlarla ilgili hesaplar yaptı. Bu devreden sonra, gazların akışı üstünde sıkışabilirliğin etkisini incelemeğe başladı (Prandtl-Meyer genleşmesi, 1907); daha sonraki çalışmalarıyle, düz, duraklı ve burgaçsız sesüstü akışkanların belirlenmesi için bir metot ortaya koydu (Prandtl-Busemann metodu, 1929). Akıntı halindeki akışkanlarda burgaç olayını inceleyerek, daha önce Reynolds’un da belirttiği gibi, sürtünme olayları ile ısı nakli arasındaki benzerliğin önemini açıkladı (1910). Sonra, Blasius’un deneysel çalışmalarını derleyerek, burgaçlı sınır tabakada hızların dağılımı kanununu ortaya koydu, öte yandan, tükel bir akışkan içindeki sonsuz açıklıkta bir taşıyıcı kanadın hidrodinamik teorisini kurdu (1910-1920) ve bu teorinin gelişmiş şekli (1936-1937) sonradan sesaltı büyük hızlara uygulandı. Prandtl son yıllarında, özellikle dinamik meteorolojiyle ilgilendi. (L) 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRANDTL (Ludwig) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 Pozitif Felsefe Dersleri (Cours de Philosophie Positive), Auguste Comte’un eseri (6 cilt, 1830-1842). Çeşitli derslerden meydana gelen bu eser, ahlâk ve din dışında bütün Auguste Comte sisteminin açıklamasıdır, önce Comte, ünlü «üç hal kanunu»nu ortaya koyar. İnsan zihni, yapısı gereği, her araştırmasında art arda üç düşünme metodu kullanır. Bunların nitelikleri özce ayrı ve hattâ karşıttır: teolojik metot, olguları tanrısal nedenlerle açıklamaya dayanır; olguları tabiatüstü güçlerle açıklayan metafizik metot, çok kere birtakım kelimeler söylemekten ileri gitmez («boşluk korkusu», «uyutucu etki» gibi); bilime yakışan tek metot olan pozitif metot ise, olguları aralarındaki bağlantıları göstererek açıklar; nedenleri değil, kanunları; «niçin»i değil, «nasıl»ı araştırır. Bu bilimsel görecelik, Comte pozitivizmininin özünü meydana getirir. 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pozitif Felsefe Dersleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Haziran 2009 PİRAMİT i. (yun. pyramis, ehram’dan fr. pyramide). Mat. «Piramidin tabanı» denilen bir düzlem çokgenle sınırlanan, «yanal yüzler» denilen bütün öbür yüzleri de, bu çokgenin çeşitli kenarlarmı taban olarak alan ve «piramidin tepesi» denilen ortak bir tepe noktasında birleşen üçgenlerden oluşan çokyüzlü: üçgen piramit. (Bk. ANStKL.).Geometrik şekil. Bir düzgün piramidin apotemi, piramidin tepesinden, taban kenarlarından birine indirilen dikme. 07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRAMİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Haziran 2009 POTAMİAN (MİCHAEL FRANCİS O’REİLLY, Brother — denir), amerikalı fizikçi (Cavan idare bölümü, İrlanda 1847 – New York 1917). 1852′de Christian Brothers tarikatına girdi, önce Quebec, sonra Saint Louis’de (Missouri) ders verdi. 1870-1893 Arasında Londra’da Saint Joseph kolejinde profesör, 1893-1896 arasında Waterford’daki (İrlanda) De La Salle yüksekokulunda matematik ve deneysel fizik profesörü, daha sonra da New York City’deki Manhattan kolejinde fizik profesörü (1896-1917) oldu. 06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTAMİAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Haziran 2009 POSTULAT i. (lat. postulatum, istenen şey’den). Mant. Aksiyom (belit) veya tanım olmayan önerme; ama doğrudan doğruya belirli olgulara bağlanır ve ispatlanamadığı için hiç değilse biçim bakımından varsayımsal bir özellik taşır. Esanl. KONUT. 06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTULAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Haziran 2009 PORİSMA i. (yun. k.). Eski yunan geometrisinde bir önermeye bağlı gerekçelerin tümü. 05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORİSMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 04 Haziran 2009 POOR (Charles Lane), amerikalı astronom (Hackensack, New Jersey 1866-New York 1951). Johns Hopkins üniversitesinde matematik ve astronomi okuttu (1892-1899). 1903-1910 Arasında Columbia üniversitesinde astronomi profesörü oldu, 1910-1944 arasında aynı üniversitede gökbilim mekaniği okuttu. 04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POOR (Charles Lane) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 04 Haziran 2009 PONCELET (Jean Victor), fransız generali ve matematikçisi 04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONCELET (Jean Victor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 30 Mayıs 2009 POİNSOT (Louis), fransız matematikçisi (Paris 1777-ay.y. 1859). Edebiyat öğreniminden sonra bir rastlantı sonucu o zamanki adı Bayındırlık Merkez okulu olan, Ecole Polytechnique’in kurulduğunu öğrendi ve bu okula girmek için hazırlıklara başladı. On dokuz yaşında okulu bitirdi, köprü ve yol teşkilâtına verildi. Fakat Bonaparte lisesinde matematik dersleri vermek için bu görevi bıraktı. Ecole Polytechnique’te öğretmen oldu. 1813′te üniversite genel müfettişi tayin edildi. 1840′ta Millî Eğitim Yüksek konsey üyeliği yaptı. 1846′da Fransa Yüksek meclis üyesi ve 1852′de senatör oldu. İlk incelemesi, yıldız biçimli düzgün çokgenler konusundaydı. Ama en verimli araştırmaları mekanik üstünedir. Kuvvet çiftlerinin bir teorisi ve özellikle bir katı cismin sabit bir nokta etrafında hareketi üstünde son derece önemli çalışmaları vardır (1834). Cismin eylemsizlik elipsoidinin sabit bir düzlem üzerinde yuvarlanmasından yararlanarak bu hareketin çok ilgi çekici bir geometrik tanımını yapan Poinsot, ağırlık merkezinden asılan «sürekli dönme eksenleri» denilen bazı özel eksenler etrafında dönen her katı cismin kendisine verilen bu dönme hareketini koruyacağını ispatladı. (L) 30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNSOT (Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 30 Mayıs 2009 POİNCARE (Henri), fransız matematikçisi (Nancy 1854-Paris 1912). 1873′te Ecole Polytechnique’e birincilikle girdi, 1877′de maden mühendisi oldu, ertesi yıl Fen akademisine ilk çalışmasını sundu ve 1879′da aynı konuyu matematik doktora tezinde işledi. Bunun üzerine mühendisliği bıraktı ve Bayındırlık bakanlığı tarafından, Caen fen fakültesinde matematiksel analiz dersleri vermekle görevlendirildi (1879), sonra Sorbonne’a öğretim görevlisi olarak çağrıldı (1881). Sırasıyle fiziksel ve deneysel mekanik (1885), matematik fiziği ve ihtimaller hesabı (1886), sonra gök mekaniği kürsülerine getirildi; bunun yanı sıra 1883′ten. 1897′ye kadar Ecole Polytechnique’te analiz dersleri okuttu. 1887′de Fen Akademisi Geometri bölümüne kabul edildi, 1893′te Boylamlar dairesine üye oldu, 1908′de Fransız akademisine seçildi ve 1910′da maden ocakları genel müfettişliğine tayin edildi. 1889′da, eskiçağdaki bilim ve sanat koruyucularının yolunu tutarak, o güne kadar çözülemez gözüyle bakılan üç cisim problemi’ni bütün dünya matematikçileri arasında yarışma konusu yapan İsveç kralı Oskar II’nin koyduğu ödülü, dostu Paul Appell ile birlikte kazandı. Gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük bilim dehalarından biri sayılan Henri Poincare, özellikle matematik analizle, analitik mekanikle, gök mekaniğiyle, matematik fiziğiyle ve bilim felsefesiyle uğraştı. Hayatını sayı ve uzay bilimine adamış en yüce insan tipini yaşatan Poincare, her şeyden önce bir matematikçi olduğunu bütün dünyaya ispatladı. Kelimenin tam anlamıyle bir mekanikçi, bir fizikçi ve bir astronom olmadığı halde, analizi büyük bir ustalık ve yetkinlikle rasyonel mekaniğe, fiziğe ve astronomiye uygulayarak bu bilim dallarına büyük ilerlemeler getirmesini bildi, ününe ün katan en büyük başarılarından biri, eliptik fonksiyonlara benzeyen, fakat cebirsel katsayılı çeşitli lineer diferansiyel denklemlerin integralini alma imkânı veren çok önemli bir analitik fonksiyonlar sınıfını bulmasıdır. Poincare bu fonksiyonlara, çalışmalarıyle kendisine ışık tutan alman matematikçisi Lazarus Fuchs’un adını verdi (Fuchs fonksiyonları). Bundan sonra, Klein grupları diye adlandırdığı, lineer ornatmalardan kurulmuş en genel süreksiz grupları inceledi. Abel fonksiyonları, Abel integrallerinin indirgenmesi ve ikikat integraller üstüne yazdığı pek çok inceleme, Poincare’nin başarılı eserler dizisini tamamlar. Aritmetik üstüne, sayıların formlarla gösterilişi, karmaşık sayılar, sürekli kesirler ve ikinci dereceden formlar üstüne notları da sayıca hayli kabarıktır. Cebirde, üçüncü dereceden üçlü ve dörtlü formlar, ayrıca sonlu basamaktan determinantlar konusunda ilgi çekici incelemeler verdi. Analitik mekanikte en önemli çalışmalarından biri, dönme hareketi yapan bir akışkan kütlesinin dengesiyle ilgilidir, bu incelemeleri sırasında öne sürdüğü teori, sonradan birçok bulutsuda gözlemlenen biçimlerle doğrulandı, öte yandan, evrenin yaratılışıyle ilgili bütün bilgileri çok inandırıcı bir şekilde özetleyen Leçons Sur les Hypotheses Cosmogoniques (Kozmogoni Hipotezleri Üstüne Dersler) [1911] adlı eseri, gök mekaniğine büyük ilerlemeler kazandırdı. Matematik fiziğinde, bu konuyle ilgili bütün kısmî türevli denklemleri genel olarak inceledi. Esneklik, ısının yayılması, termomekanik gazların kinetik teorisi, optik ve elektrik üstüne pek çok inceleme yayımladı. Maxwell ve Lorentz teorilerini geliştirdikten sonra, elektrik salınımları, Hertz dalgalarının kırınımı ve telsiz telgraf üstüne sayısız eserleriyle, bu çok başarılı inceleme dizisini tamamladı, teorik hesaplarıyle, pratik alanda çalışanlara büyük yardımlarda bulundu. Son kitaplarında özellikle La Science et Hypothese (Bilim ve Hipotez) [1902], la Valeur de la Science (Bilimin Değeri) [1906], Science et Methode (Bilim ve Metot) [1909] adlı eserlerinde bilim felsefesine eğilmiştir. 1 500′den fazla inceleme yazısı bırakan, kendisinden önceki bilginlerin aklına bile gelmemiş problemleri çözen Henri Poincare, rasyonel bilimlerin bu gerçek dehası, matematik bilimlerin gelişme yolu üzerinde bir aşamanın temsilcisidir. (L) 30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNCARE (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 29 Mayıs 2009 PİKO— (ital. piccolo, küçük’ten). Bir birimin adından önce geldiği zaman, bu birimi bir bilyona, yani 10 üzeri 12′ye bölen önek (sembolü: p): Pikofarad. (L) PİKOFARAD i. (ital. piccolo, küçük ve farad’dan). Mikrofaradın bilyonda birine, yani 10 üzeri -12 F’a eşit elektrik sığası birimi (sembolü: pF). [L] 29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKO, PİKOFARAD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 29 Mayıs 2009 PICART (Theophile Luc), fransız astronomu (La Hardoye, Ardennes 1867 – Floirac 1956). Lille ve Bordeaux Fen fakültelerinde profesör, sonra Bordeaux rasathanesi müdürü oldu (1906). Matematiksel analiz ve mekanik çalışmaları dışında, kuyrukluyıldızlar ve küçük gezegenlerin devinmeleri, çift yıldızların yörüngeleriyle ilgili araştırmalar yaptı. (L) 29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PICART (Theophile Luc) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 29 Mayıs 2009 PİCARD (Emile), fransız matematikçisi (Paris 1856 – ay.y. 1941). 18 Yaşında Ecole Normale Superieure ile Eccole Polytecnique’in giriş sınavlarını kazandı, Ecole Normale Superieure’i seçti. Paris Fen fakültesinde (1878), Toulouse Fen fakültesinde fecole Normale Superieur’de ders verdi (1881-1886); Paris Fen fakültesinde yüksek analiz profesörü (1886), Ecole Centrale des Arts et Manufactures’de genel mekanik profesörü (1893) oldu. XX. yy.ın ilk yarısının en büyük analizcilerinden biridir. Tek değerli analitik fonksiyonlar, periyodik katsayılı özel bir diferansiyel denklemler sınıfı ve cebirsel bir yüzeye eşlik eden cebirsel in-tegraller üstüne çalışmalar yaptı. Diferansiyel denklemler teorisinde aynı zamanda ardışık yaklaştırmalar metodunu geliştirerek bu usulü bir hesap metodu haline getirdi. (L) 29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCARD (Emile) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 29 Mayıs 2009 PİAGET (Jean), isviçreli psikolog ve pedagog (Neuchâtel 1896). özellikle çocukta düşünce ve dilin gelişimiyle ilgilendi; çocuğa has, özel şekilleri ve gelişim «basamaklar»ı olan bir düşünce tipinin varlığını öne sürdü. Une Forme Verbale de la Comparaison chez l’Enfant (Çocukta Karşılaştırmanın Sözlü Bir Şekli) [1921]; Çocukta Dil ve Düşünce (Le Langage et la Pensle chez l’Enfant) [1923]; La Representation du Monde chez l’Enfant (Çacukta Dünyanın Tasviri) [1926]; Le Jugement Moral chez l’Enfant (Çocukta Ahlâkî Yargı) [1932]; La Naissance de Vİntelligence (Zekânın Doğuşu) [1936]; La Formation du Symbole (Sembolün Oluşumu) [1945]; La Psychologie de Vİntelligence (Zekâ Psikolojisi) [1947]; İntroduction â l’Epistemologie Genetique (Genetik Epistemolojiye Giriş) [1950]; Les Transformations des Operations Logigues (Mantık işlemlerinin Değişimi) [1952] adlı eserleri vardır. 29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAGET (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 26 Mayıs 2009 PETRONİJEVİÇ (Branislav), sırp filozofu (doğ. Solvjak, Uba 1875). 1905′te Belgrad üniversitesinde ders vermeğe başladı. Çok yönlü ve kültürlüydü. Nazarî felsefe, psikoloji, bilimler tarihi ve felsefesi, matematik, paleontolojiyle ilgili eserler yazdı. (M) 26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRONİJEVİÇ (Branislav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Mayıs 2009 PERSPEKTİF i. (fr. perspeetive’den). Eşyanın veya nesnelerin uzaktan görünüşü. — G. santl. Basamaklı perspektif, primitiflerin ve uzakdogu ressamlarının kullandığı perspektif. (Derinlik yüksekliğe aktarılmıştır; dolayısıyle planlar basamaklar halinde yükselir.) Duygusal perspektif veya duygu perspektifi, düz veya belirli biçimde eğri çizgileri pek bulunmayan nesnelerin resmini yaparken, belirli kurallara göre değil de serbestçe yapılan perspektif. Eğik perspektif, çizilecek nesnenin bir düzlem üzerindeki eğik izdüşümü. (Bu izdüşüm cismi, belirli bir yönde sonsuza kadar uzaklaşan bir gözün gördüğü şekilde verir, bu durumda uzaydaki paralel çizgiler levhada paralel olarak gösterilir.) Merkezi perspektif, konu olarak alman nesnenin, gözlemcinin gözünden levhaya çizilen merkezî izdüşümü. (KONİK PERSPEKTİF veya ÇİZGiSEL PERSPEKTİF de denir.) Stereoskopik perspektif. Bk. STEREOSKOP!. 22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSPEKTİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 21 Mayıs 2009 PERRON (Oskar), alman matematikçisi (Frankenthal 1880). Tübingen (1910), Heidelberg (1914) ve Münih (1922) üniversitelerinde profesörlük yaptı. Daha çok analiz, özellikle de karmaşık değişkenli fonksiyonlarla ilgilendi; diferansiyel denklemler, orandışı sayılar ve sürekli kesirler üstünde çalıştı, (t) 21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRON (Oskar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Mayıs 2009 PERMÜTASYON i. (fr. permutaüon, yerini değiştirme). Matematik. m elemanın belirli sıralanma dizisinden, yine aynı elemanların başka bir sıralanma dizisine geçme işlemi: m elemanın permütasyonları bir grup oluşturur. m elemanın permütasyonu, bu m elemanın yerleştirilebileceği sıralanma dizilerinden her biri. (Bk. ANSIKL.) Dairesel permütasy on, sıralı bir grupta, her elemanının yerini bir sonraki elemanla ve son elemanının yerini birinci elemanla değiştirme işlemi. — ANSîKL. Matematik. m harfinin permütasyori’larının sayısı Pm = m (m—l)…. 2.1′dir; buna m «faktoriyel» denir ve m! ile gösterilir. Harf atmadan ve tekrara düşmeden m tane a, b, c, h, k, l harflerinin permütasyonlarını, doğrudan doğruya aranjmansız meydana getirmek için, m—1 tane olan ilk a, b, c,…, h, k harflerinin permütasyonlarını oluşturup, her birinde sonuncu harf /’yi mümkün bütün yerlere yazmak yeterlidir. O halde ilk iki a ile b harfinin permütasyonları, yani ab ve ba yazılır; sonra üçüncü c harfi mümkün olan bütün yerlere konup üç a, b, c harfinin abc acb cab bac bca cba permütasyonları elde edilir ve sonuncu harfe kadar aynı işlem yürütülür. (L) 19 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERMÜTASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 14 Mayıs 2009 PeReS (Joseph), fransız matematikçisi (Clermont – Perrand 1890 – Neuilly-sur-Se-ine 1962). Montpellier lisesinde öğretmen (1914), Strasbourg üniversitesinde profesör (1919), sonunda Paris Fen fakültesinde akışkanlar mekaniği profesörü (1932) oldu. 1946′da Bilimsel Araştırmalar Millî merkezi (C.N.R.S.) müdür yardımcılığına tayin edildi, özellikle fonksiyonel analizle uğraştı. Paris Fen fakültesine dekan seçildi. Başlıca eserleri: Cours de Mecaniaue des Fluides (Akışkanlar Mekaniği Dersleri) [1936] ve Mecanique Generale (Genel Mekanik) [1935]. (L) 14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERES (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır. Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir. M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır. Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur. Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır. Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır. Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur. Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı. Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı. 1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü. Edebi Hayatı 1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi. Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir. Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır. Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m) PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri. — ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENANG, esk. Prince of Wales, Malezya’da (Petıang eyaleti) ads, Malakka boğazında; Malezya yarımadasından ve Penang eyaletinin karadaki kısmından Penang boğazı ile ayrılır; 227 km2; 262 700 nüf. Yükseltisi 900 m’yi bulan ve kauçuk ağacı çiftlikleri kurulmuş ormanlarla kaplı olan yüksek tepeler, adanın en canlı kısmı olan kıyı ovalarına hâkimdir; pirinç ve hindistancevizi tarımı, balıkçılık. Karabiber, karanfil ve hindistancevizi başlıca ticaret ürünleridir. Başlıca şehri, George Town. (L) PENANG, Malezya’da eyalet, Malakka boğazı kıyısında; iki kısımdan meydana gelir. Penang adası ve ona bağlı küçük adalar; kuzeyde, doğuda ve güneyde Kedah eyaletiyle sınırlı olan kara parçası; 1036 km2; 642 200 nüf. Merkezi, George Town. Tepelerdeki büyük tarım işletmelerinde kauçuk üretimi, kıyı ovalarında pirinç ve hindistancevizi yetiştiriciliği başlıca tarım faaliyetidir. Sanayi Butterworth’da ve özellikle George Town’da toplanmıştır. — Tar. 1786′da Kedah sultanının izniyle İngilizler tarafından işgal edilen Penang, 1800′de bir ingiliz himaye bölgesi haline getirildi; 1826′da Straits Settiements’e girdi. Straits Settlements’ın dağılmasından (1946) sonra Penang Malezya federasyonuna katıldı (1948). [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENANG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELOUSE (Leon Germain), fransız ressamı (Pierrelaye, Seine-et-Oise 1838-ay.y. 1891). lle-de-France ve Normandiya manzaralarını canlandıran tablolarıyle tanınır {Orman içi, Louvre). [L] PELOUZE (Theophile Jules), fransız kimyacısı ve fizikçisi (Valognes 1807-Paris 1867). 1836′da Almanya’ya gitti. Orada Liebig ile çalıştı. Daha sonra College de France’ta Thenard’m yerini aldı. Petrollerin bileşimini inceledi. Bütün organik asitlerin sentezini sağlayan genel bir tepkimeye dayanarak hidrosiyanik asitten formik asit elde etti. 1834′te nitrilleri buldu ve 1836′da gliserinin bir alkol olduğunu ispatladı. 1839′da, Geliş ile birlikte bütirik asit mayalanmasını keşfetti. Fremy ile birlikte Traite de Chimie Analytique (Analitik Kimya İncelemesi) [1847-1850] adlı bir eser yayımladı. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOUSE, PELOUZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELOR i. İskorpitgillerden kemikli balık; Hint okyanusunda bulunur. (L) PELORİ i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorie). Bot. Normal yapısı birbakışımlı olan bir çiçek tacının aktinomorf olması. (Yüksükotu, nevruzotu gibi bitkilerde peloriye rastlanır.) [L] PELORİA çoğl. i. (yun. k.). Esk. Yun. Zeus Pelorios (dev Zeus) onuruna yapılan Tesalya şenlikleri. (Şölen sırasında efendilerle köleler arasında fark gözetilmezdi.) [L] PELORİTANİ, italya’da kütle. Sicilya’da, adanın kuzeybatısında, Akdeniz kıyısındaki Calava burnu ile Taormina yakınındaki Sant’Andrea burnu arasında. Billûrlu kayalardan meydana gelen ve kenar kısımları ikinci zaman kalkerleriyle örtülü olan kütle çok vahşî görünüşlüdür; geniş ve düz vadiler üzerinde yüzey şekilleri ansızın yükselir; yamaçlar hemen tamamıyle çıplaktır. (L) PELORİZM i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorisme). Çiçekleri birbakışımlı olan bazı bitkilerde aktinomorf çiçeklerin belirmesi. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELOPS. Yun. mit. Peloponnesos’a adını veren kahraman, Frigya kralı Tantalos’un oğlu. Babası onu parçalara bölerek bir ziyafette tanrılara sundu. Zeus Pelops’u diriltti ve Demeter’in yediği omuzunun yerine fudisinden bir omuz verdi; Pelbps Elis’ten Pisa’ya gitti. Burada, kral Oinomaos, kızı Hippodamea ile evlenmek isteyenleri araba yarışına çağırıyor ve yenerek öldürüyordu. Pelops, Poseidondan aldığı bir kanatlı at veya Oinomaos’un arabacısının yardımıyle yarışı kazandı, Hippodameia’nm babasını öldürerek onunla evlendi ve kral oldu. Manisa (Sipylos) dağının bir çukurunda Pelops’un tahtı, Elis Olympia’sındaki Altis adlı kutsal koruda da mezarının bulunduğu söyleniyordu. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİOT (Paul), fransız sinoloğu (Paris 1878-ay.y. 1945). Hanoi’de, Uzakdoğu Fransız okulunda cince profesörlüğü yaptı (1901), Orta Asya’da arkeolojik keşiflerle görevlendirildi (1906-1909); VI. ve XI. yy.-dan kalma cince, tibetçe, türkçe, sogdca ve ibranice metinler buldu. College de France’ta profesör (1911) ve Societe Asiatique başkanı (1936) oldu. Başlıca eserleri: Les Grottes de Tuenhuang (Tuenhuang Mağaraları) [1920-1924], Jades Archaiques de la Chine (Çin’de Eski Yeşim Taşları) [1925], La Mission Pelliot en Asie Centrale (Orta Asya’da Pelliot Misyonu) [1924], Les Mongols et la Papaute (Moğollar ve Papalık) [1922-1923]. (L) Soğdca: 9′ncu yüzyıla kadar ipek yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuştur. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişlerdir. Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistanın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil vardır. Afganistan ve Tacikistan’ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşamaktadır. Ancak 10.yy.’dan itibaren Anadolu’ya Türk ve Moğollar’ın önünden gelerek yerleşen Soğd kabilelerinden bazıları dillerini kısmen sürdürmektedirler. Kars, Ankara(Haymana), Adapazarı(Akyazı) Soğdca’nın yaşadığı bilinen son varislerinin yerleşim yerleridir. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİOT (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİ dağı veya PİLLİ dağı, Van gölü gündeyinde Güneydoğu Toroslar’ın yüksek bir doruğu; yüksl. 3 060 m. (M) PELLİONELLA i. Kurtçuk iken kürkleri ve postları kemiren güve. (ilmî adı Vinea pel-lionella. Güvegillerden.) [L] PELLİONİA i. Guzelyapraklı sürüngen ot. (Isırgangillerden.) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİCO (Silvio), italyan yazarı (Saluzzo 1789-Torino 1854). Oldukça sıkı bir din eğitimi gördü, fakat Lyon’da kaldığı sırada akılcı ve liberal fikirlere yöneldi. Milano’ya dönünce Monti ve Foscolo ile ilişki kurdu. Birkaç başarısız trajedi yazdı. Yurtseverlik duygularını işleyen Francesca da Rimini (1815) adlı eseriyle ün kazandı. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCO (Silvio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİCAN. Bk. KURSCNER (Conrad). PELLİCER (Carlos), meksikalı şair (Mexico 1899). özellikle Villa Hermosa’da Venta parkını kurarak önemli müze faaliyetlerinde bulundu. Gerçeküstücülüğün etkisiyle tropikal dünyaya, kolomböncesi efsanelere yöneldi (Colores en el Mar y Otros Poemas [Denizin üstündeki Renkler ve Başka Hikâyeler], 1921; Practica de Vuelo [Uçmağa Çalışmak], 1956; Con Palabras y Fuego [Kelimeler ve Ateşler], 1963). [L] PELLİCİER veya PELLİSSİER (Guillau-me), fransız rahip ve diplomatı (Manguio 1490′a doğr. Montferrand, Montpellier 1568). Maguelonne piskoposu (1529) idi. François I tarafından önemli görüşmeleri yürütmekle görevlendirildi: Cambrai antlaşması (1529), geleceğin Henri H’sinin Catherine de M6dicis ile evlendirilmesi (1533). Venedik’te elçilik yaptı (1540-1542). Sonra piskoposluğuna döndü. Geniş kültürü, liberalizmi, dünya hayatına bağlılığı, Rabelais’yi koruması, Protestanlara karşı hoşgörülü davranmasıyla örnek bir hümanist din adamıydı 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCAN, PELLİCİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİA i. Ağaçların üzerinde çok görülen yapraklı ciğeryosunu. (L) PELLİBRANCHİATA çoğl. i. Arttansolun gaçlı yumuşakçalar grubu; elysia’lar gibi sahici solungacı ve sırt kabarcığı bulunmayan, solunumunu bütün vücut yüzeyini saran kirpiklerle yapan yumuşakçaları kapsar. (Bu küçük grup böylece hem tectibranchiata, hem de nudibranchiata grubundan ayrılır.) [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİA, PELLİBRANCHİATA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEW (Edward), birinci Exmoueth kontu, ingiliz amirali (Dover 1757-Teign-mouth, Devonshire 1833). önce Amerika savaşında, sonra Devrim ve İmparatorluk Fransa’sı ile yapılan savaşlarda yararlık gösterdi. 1816′da Cezayir’e yapılan bir seferi başarıyle yönetti. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEW (Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLETİER (Bertrand), fransız kimyacı ve eczacısı (Bayonne 1761 – Paris 1797). 1795′-te £cole Polytechnique’te profesör oldu. Fosfor, metal fosfürleri, sabun yapımı v.b. konularda araştırmalar yaptı. (L) PELLETİER (Wilfred), kanadalı orkestra yöneticisi (Montreal 1896). 1914′te Quebec eyaleti Avrupa ödülünü kazanarak Paris’e gitti. Burada İsidore Philipp, Marcel Ro-usseau, Charles Marie Widor ve Camille Bellaigue’den müzik dersi aldı. 1917′de Ne w York Metropolitan operasında yardımcı orkestra yöneticisi, 1932′de de yönetici oldu. özellikle fransız ve italyan eserleri üstünde uzmanlaştı. Ayrıca Metropolitan operasının Montreal, Chicago ve San Fran-cisco’da verdiği açıkhava konserlerini yönetti. (M) PELLETİER – VOLMeRANGES (Benoit), fransız oyun yazarı (Orleans 1756-Paris 1824). önce aktörlük yaptı, sonra oyunlar yazdı: Le Devoir et la Nature (ödev ve Tabiat) [1797, dram]; Le Mariage du Capucin (Kapüsen’in Evlenmesi) [1798, komedi]; Clemence et JValdemar (1801, dram); Les Freres â l’Epreuve (Kardeşler Sınavda) [1806, komedi]; La Comtesse de Narbonne ou le Fils Vengeur (Narbonne Kontesi veya öç Alan Oğul) [1816, melodram]. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L) PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLERİN (Jean), fransız şairi (Pontc-harra, İşere 1895 – Le Châtetard 1921). Lirizmle alayı ustaca kaynaştıran şiirlerinin çoğu ölümünden sonra, Le Bouquet tnutile (Gereksiz Demet) [1933] adiyle yayımlandı. Fantezisi okulun başlıca temsilcilerindendir. PELLERİN (Jean – Victor), fransız yazarı (Paris 1889). Yazdığı birçok tiyatro eseri Gaston Baty tarafından sahneye kondu: T ete de Rechange (Yedek Kafa) [1926]; Cris des Coeurs (Gönül Çığlıkları) [1928]; Terrain Vague (Boş Arsa) [1931]. Ayrıca şiir kitapları yayımladı: Ailleurs (Başka Bir Yerde) [1959]; Miel et Fiel (Bal ve Zehir) [1962]; Pour et Contre (Lehte ve Aleyhte) [1967]. (L) PELLERİN (Joseph), fransız nümismatı (Marly-le-Roi 1684 – Paris 1782). Sikkeler üstünde incelemeler yaptı ve 32 500 ender parça topladı. Koleksiyonunu Louis XVI’-ya sattı. Recueil des Medailles des Rois, Peuples et V ille s (Kral, Halk ve Şehir Madalyaları Koleksiyonu) [1762-1778] adiı bir eser yazdı. (l) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLERİN, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNO (MONTE), italya’da doruk, Sicilya’da, kuzeyde Palermo ovasına ve Palermc şehrine hâkimdir; yükseklik 606 m. (L) PELLEGRİNO de’ Pellegrini. Bk. TİBALDl (Pellegrino ve Domenico). 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNİ (Domenico), italyan müzik-çisi (XVII. yy.). Gitar virtüözüydü; bu çalgı için bir müzik kitabı yayımladı (1650); ses ve çalgı için parçalar besteledi. (M) PELLEGRİNİ (Domenico), italyan ressamı (Galilere Veneta 1759 – Roma 1840). Venedik akademisinde L. Gallina’nın öğrencisiydi. Portrede A. Longhi’nin yolunda yürüdü. A. Canova tarafından himaye edilen Pellegrini, Roma’da D. Corri’nin yanında bilgini arttırdı. Birçok yolculuk yaptı: Paris’e, Londra’ya (1792-1803) gitti. Londra’da Fr. Bartolozzi tarafından himaye edildi ve ingiliz portre ressamlarının üslûbunda birçok portre yaptı. Daha sonra Lizbon, Venedik, Napoli ve 1820′den sonra da Roma’ya gitti. (M) PELLEGRİNİ (Ferdinando), italyan müzikçisi (Napoli 1715′e doğr. – XVIII. yy. sonları). Klavsenciydi. 1750-1760 Arasında Paris ve Londra’da konserler verdi. Klavsen için, 1754-1768 arasında yayımlanan, birçok parça besteledi. (M) PELLEGRİNİ (Giovanni Antonio), italyan ressamı (Venedik 1675 – ay.y. 1741). Venedik, Paris, Londra. Dresden ve Viyana’da yaşadı. Londra’da (1708-1712) Akademi Yönetim kuruluna katıldı. Dresden’de seçici prensin hizmetinde bulundu. Alegorik resim ve portreler (Augsburg müzesi) yaptı; öbür eserleri: Hamlet’in Annesi (Cenova); Hebe (Roma, San Luca akademisi). [L] PELLEGRİNİ (Vincenzc), italyan müzikçisi (Pesaro XVI. yy.ın ikinci yarısı – Milano 1636). Milano katedralinde kapella yöneticiliği yaptı (1611-1631). Selefi Giulio Cesare Gabussi’nin bestelerini derledi, daha sonra buna kendi besteleri ile bazı mi-lanolu müzikçilerin eserlerini ekleyerek 4 kitap halinde yayımladı: Pontificalia Amb-rosianae Ecclesiae ad Vesperas. Ayrıca org için on üç şarkı fatte alla francese (1599), dinî eserler: 4 ve 5 sesli sekiz missa (1603), on Magnificat (1613), motetler ve Litaniae Ambrosianae et Romanae adı altında kilise duaları besteledi. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİZZİ (Camillo), italyan edebiyatçısı sosyologu (doğ. Collegno 1896). Londra üniversitesinde 1920-1939 arasında ital-ır.ca profesörüydü, 1939-1943 arasında da Messina ve Floransa üniversitelerinde genel terlet doktrini (bu öğretiye sonradan faşizm gretisî adı verildi) dersleri verdi. 1948′de Frransa Üniversitesi Sosyoloji kürsüsüne çeçti. Ayrıca italyan ve ingiliz edebiyatiyle uğraştı. Başlıca eserleri: Le Lettere 1ta-iume del Nostro Secolo (Çağdaş İtalyan E-ftci /atı) [1929]; İl Teatro İnglese (İngiliz ratrosu) [1933]; Una Rivoluzione Manca-Başansız bir Devrim) [1948]; Simbolo e etâ (Sembol ve Toplum) [1950]; La De-crazia e la Politica di Massa (Demokra-re Kitle Siyaseti) [1952]; Discussion sans _ •; landage (Pazarlıksız Tartışma) [1956]; ::al;an Sociology in Our Century (Çağdaş riyam Sosyolojisi ,[1957]. (M) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİZZİ (Camillo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNİ (Carlos), arjantinli siyaset adamı (Buenos Aires 1848 – ay.y. 1906). Bir italyan göçmeninin oğlu. Savaş bakanı (1880-1885). senatör (1881), başkan yardımcısı (1886), sonra cumhurbaşkanı oldu.(1890-1892). Maliyeyi sağlamlaştırdı ve Millî bankayı kurdu (1891). 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlos), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNİ (Carlo), ingiliz karikatürcüsü (Capua, İtalya 1839 – Londra 1889). Babasının Capua’da toprakları vardı, annesi Medici’lerdendi. Babasından kalan serveti tükettikten senra Garibaldi’nin ordusuna katıldı. Volturno ve Capua’da savaştı. 1864′te İngiltere’ye gitti ve karikatürcülüğe başladı. 1863 Ocağından ölümüne kadar, başta Disraeli’nin olmak üzere, yüzlerce kişinin karikatürünü Vanity Fair’ât «Singe» (daha sonra «Ape») imzasıyla yayımladı. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRA i. (lat. pellis, deri ve yun. agra, yakalama > fr. pellagre’dan). Tıp. Derinin açık kısımlarında eritemli döküntüler, sinir ve mide bağırsak bozukluklarıyle kendini belli eden ve vitaminsizlikten ileri gelen genel hastalık. — ANSiK. Pellegra özellikle ilkbaharda ortaya çıkar. Yüzde, boyunda ve ellerde kaşıntılı eritemler görülür; eritemli plakalar su keseleriyle kaplanır, sonra kurur; deri pullanıp dökülür. Deri olaylarıyle beraber sindirim bozuklukları (kırmızı dil, aftlı stama-tit, gastrit belirtileri, ishal) ve akıl bozuklukları ortaya çıkar. Hastalık çok zaman müzmin bir gelişme ile ilkbaharda ve yazın artışlar gösterir (güneşle temasın rolü). Tek belirtili şekillerine çok rastlanır. Pellegra PP vitamini veya nikotinik amit yokluğuna bağlı bir hastalıktır; hayvansal protein azlığından ileri gelir. PP vitamini ile tedavi çok etkili sonuçlar verir. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLE (Maurice Cesar Joseph), fransız generali (Douai 1863-Toulon 1924). Ecoie Polytechnique’in topçu bölümünü bitirdi. Berlin’de askerî ataşelik yaptı (1911). İdarî işler âmiri (1914) ve Joffre’un yanında yardımcı general (1915) oldu. 1917′de 15. kolorduya komuta etti. 1918 Martındaki alman saldırısında düşmana Oise yolunu kapayarak yararlık gösterdi. Savaştan sonra, Çekoslovakya’ya gönderilen fransız askerî kuruluna başkanlık etti (1919) ve İstanbul’da Fransa Yüksek komiserliği yaptı (1920). 23 Nisan 1923′te başlayan Lozan konferansının ikinci devresine fransız delegesi olarak katıldı. (L) Pelleas et Melisande, beş perde ve on üç tabloluk müzikli dram. Librettosu Maeter-linck’in bir eserinden alınan bu dramı Debussy besteledi. İlk defa Messager yönetiminde Mary Garden, Jean Perier, H. Duf-rane ve F. Vieuille’ün katılmasıyle Opera Comiqu,e’te temsil edildi. Orta yaşlı senyör Golaud, zarif Melisande ile evlenir. Üvey kardeşi Pelleas genç kadına âşık olur. Kuşkulanan Golaud, kıskançlıktan Pelleas’ı öldürürken Melisande’m da ölümüne sebep olur. Olayın üstü kapalı bir biçimde gelişmesi, karşılıklı recitativo biçimindeki dramatik şarkının sürekli olarak duyulması, tek ve toplu söylenen şarkı bulunmayışı, senfonik unsurun silinmesi, orkestrada leitmotiv’in ve beş tonlu gamın kullanılması bu müzikli eserin başlıca özellikleridir. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLE (Maurice Cesar Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLAN (Alfred), kanadalı ressam (Quebec 1905). önceleri gerçekçiydi sonra gitgide kübizme ve gerçeküstücülüğe yöneldi. Montreal’e yerleşti, tiyatro dekorları ve döşemecilik maketleri yaptı. Parçalı şekillerin ve parlak renklerin bir fışkırması olatak nitelenen eserleri Quebec Eyalet müzesi, Ottavva Millî galerisi ve Paris Art Moderne müzesi koleksiyonlarında yer alır. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLAN (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELL A i. (isp. k.). Metalürji Yapısında, ağırlığının üçte ikisi kadar civa bulunan gümüş malgaması. (L) PELLA. Esk. coğ. Filistin’de (Peraia) şehir, M.ö. IV. yy.a doğru Petra yakınında kuruldu. Kudüslü hıristiyanlar M.ö. 70 kuşatmasından kısa süre önce buraya sığındılar. (L) PELLA. Esk. coğ. Makedonya’da şehir, Emathia’da, M.ö. yaklaşık olarak 400′-den 168′e kadar Makedonya krallığının başkentiydi; senra bir roma kolonisi haline geldi. Birkaç yıkıntı. (L) PELLA, Yunanistan’da il, Makedonya’da; 133 100 nüf. Merkezi Edessa. (L) PELLAEA i. Orta ve Güney Amerika’da kuıak bölgelerde yetişen eğreltiotu. Birçok türü (Pellaea falcata, P. viridis, P. rotun-difolia) süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir. (Eğreltiotugillerden.) [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL A, PELLA, PELLAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü. Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELİT i. (yun. pelos, kil’den fr. pelite). Çok küçük taneli (çapı birkaç mikron) kırıntılı tortul kaya. (Organik çamur veya balçıktan meydana gelene tutturulmamış pelit denir; ayrıca tutturulmuş pelit veya asıl pelit de vardır. Bazı pelitler glokonilidir.) [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELISSİER (Aimable Jean Jacques), Malakoff dükü, Fransa mareşali (Maromme 1794 – Cezayir 1864). 1815′te Ren ordusunda ilk defa savaşa katıldıktan sonra Cezayir’de hizmet gördü. Birinci Kabiliye sefer t ne kumanda etti. Bu seferde 1852′de Laghouat’yı zaptetti. Kırım savaşında I. Kolordu kumandanıydı. Mayıs 1855′te Canrobert’in yerine Kırım’daki fransız ordusunun başına geçti ve Malakoff tabyasını ele geçirmek başarısını gösterdi. Bu başarı, mareşalliğe yükselmesini ve dük unvanını almasını sağladı. 1858′de Londra büyükelçisi oldu. 1860′-ta Cezayir valiliğine tayin edildi, ölünceye kadar bu görevde kaldı. —Kardeşi PHiLiPPE (Vouges, Cöte-d’Or 1812-Paris 1887). 1861′de general oldu ve Paris kuşatmasında kuzey bölge topçusuna kumanda etti. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELISSİER (Aimable Jean Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELİNDABA, Güney Afrika’da (Transvaal) yer, Pretoria yakınında, 1965′te hizmete giren nükleer reaktör. (L) PELİON, yun. Peleion, yaygın şekliyle Pilio, Yunanistan’da kütle, Tesalya’nın güneydoğusunda, Volos körfeziyie Ege denizi arasında; 1 651 m. Doruklarından birinde Eskiçağda Zeus Akraios tapınağı vardı; altındaki mağara mitolojiye göre Kheiron’un inidir. Devler tanrılara karşı giriştikleri savaşta Olympos’a tırmanabilmek için Pelion’un üstüne Ossa’yı yerleştirdiler. Kentauroslar burada oturdu. Thetis ve Peleus burada evlendi ve Argonautlar buradan yola çıktılar. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİNDABA, PELİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELETİYERİN i. (fr. pelletierine). Eczc. Tanret tarafından nar ağacının (Punica gra-natum) kök kabuğundan saf olarak elde edilen alkaloit. — ANSİKL. Eczc. Peletiyerin sülfat, peletiyerin ve izopeletiyerin sülfatlarının karışımı. PELİKÜL i. (fr. pellicule). Bk. FİLİM. PELİN i. Çok acı ve keskin kokulu otsu bitki; boş topraklarda, kumsallarda, kayalıklarda tabiî olarak yetişir; ayrıca bahçelerde ve saksılarda yetiştirilir, büyük pelin (Artemisia absinthum) ve küçük pelin (A. pontica) diye iki türü vardır. (Bileşikgillerden.) [M] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİKÜL, PELETİYERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELETİER (Jacques), fransız bilgini ve yazarı (Le Mans 1517 – Paris 1582). Mans piskoposu, Rene du Bellay’in sekreteriydi. Sonra Bayeux kolejinin yöneticiliğine getirildi, tıp okudu, hekimlik yaptı, öldüğünde Mans kolejinin yöneticisiydi. Dialogue de l’OrtograpHe’ta (İmlâ Diyalogu) fransız imlâsını fonetik imlâ olarak yenileştirmeğe çalıştı. Art Poctigue d’Horace’ı (Horatius’-un Şiir Sanatı) [1545] manzum olarak Fransızcaya çevirdi. Bunu Art Poetiçue Français (Fransız Şiir Sanatı) [1555] adlı eseri takip etti. Kolay anlaşılır bir şairdi, fakat fazla incelik taraf lısıydı. Yayımladığı eserler: Les Oeuvres Poetiçues (Şiirler) [1547] ince bir tabiat duygusuyle ilgi çeker; VAmour des Amours (Sevgilerin Sevgisi) [1555] ve devamı olan UUranie (Petrarca tarzı şiirlerle bilimsel şiirlerin karışımı); La Savoie (1572); Les Louanges (övgüler) [1581] ve matematik kitapları. 1547′de dü Bellay ve Ronsard ile tanıştı. Ronsard, önce G. Des Autels’e ayırdığı yeri J. Peletier’ye vererek, onu Pl&ade topluluğuna aldı (1555). [L] Jacques Peletier (French poet) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELETIER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELESENK i. (ar. belesân’dan). Dalbergia*nın Amerika’da yetişen çeşitli türlerinden elde edilen değerli kereste. (Bk. ANSiKL.) |] Türlü bitkilerden çıkarılan kokulu reçine. — DEY. (Bir şeyi) Diline pelesenk etmek, o şeyi sık sık söylemek. — ANSiKL. Pelesenk’leı genel olarak brezilya pelesengi ve Honduras pelesengi diye ikiye ayrılır. Birincisi, Dalbergia nigra, D. Cubilquitzensis, D. Spruceana gibi türlerden elde edilir. Değişik renklerde (kahverengi, mor veya esmer, hattâ vişne çürüğü), ağır, sert, kaplamacılıkta çok makbul sayılan, mobilya, fırça, bıçak sapı yapımında ve tornacılıkta kullanılan bir kerestedir. Mobilyacılıkta XVIII. yy.dan itibaren kullanılmağa başlandı ve XIX. yy.ın bronz işlemeli mobilyalarında moda haline geldi. Honduras pelesengi, diğer adiyle rosewood Honduras veya nagaed wood (A.B.D.) D. Stewensonii’ûtn elde edilir. Oldukça kaba, fakat işlenince güzelleşen bir kerestedir; mobilyacılıkta ve lavtacılıkta kullanılır; ama ihracatı öbürüne göre çok düşüktür. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELESENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELERİN DE MARİCOURT (Pierre EE), fransız filozofu (XIII. yy.da Maricourt’da doğdu). Paris’te Roger Baccn’un hocasıydı. Mıknatıs konusunda önemli bir mektubu (Epistola de Magnete) vardır. Sigu de Fousancourt adında birine yazdığı ve ilk olarak 1558′de yayımlanan bu mektupta, magnetizmanın ve deneysel metodun temellerini atar. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN DE MARİCOURT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELERİN i. (fr. pelerine’ten). Omuzlardan aşağıya doğru inen, geniş, kolsuz ve çoğunlukla kapüşonlu bir çeşit giyecek, üstlük: Ama bana da İSİ ermin’in resmin-deki gibi kukuletalı bir pelerin giydireceksiniz (Kemal Tahir). Çarşaflarının etekleri dar, pelerinleri kısa, inik peçeleri inceydi (H. E. Adıvar). 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 İyibilen Ansiklopedisi iyi bilen yazarları tarafından çeşitli güvenilir kaynaklardan derlenerek hazırlanmaktadır. Özgür, bağımsız, ücretsiz, bir web ansiklopedisidir. Sürekli büyümekte yeni bilgiler, resim, video ve haritalar eklenmektedir. Lütfen telif hakları ve genel ahlak kurallarına aykırı bir durum gördüğünüzde bizimle irtibata geçiniz. 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ansiklopedi Başlıklar hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELENG i. (fars. k.). Esk. Kaplan. || Peleng âheng, kaplan gibi. ♦ Pelengâne zf. Esk. Kaplan gibi: Sığmamış sadr-ı pelengânene kalb-i şirin i Yetmemiş kudretine şöhret-i âlem-gırin (Tevfik Fikret). ♦ Pelengî sıf. Esk. Çizgili ve benekli (şey). (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEMİR i. Tarlalarda yetişen, sarı, beyaz, mavi veya mor çiçekli büyük bitki. (İlmî adı Cephalaria syriaca. Tarakotugillerden.) — ANSiKL. Pelemir’ler bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir; dayanıklı bir bitki olduğundan, bahçenin, devamlı bakım istemeyen köşelerine dikilir. (E) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEMANS (Willem), belçikalı besteci (Anvers 1901). Lirik eserler (Le Petit Soldat de Plomb [Küçük Kurşun Asker], 1945; Le Combat de la Vierge et du Diahle [Bakire İle Şeytan'ın Çatışması], 1949; De Mannen van Smeerop, 1963), bir bale, yedi senfoni, iki piyano konçertosu (1945, 1950), bir keman konçertosu (1945), bir oratoryo (1929), oda müziği, on altı piyano sonatı besteledi. (E) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMANS (Willem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) şehir. Eski yazarların verdikleri bilgilere göre, M.ö. 452-451 ve M.ö. 428-427 yılları arasında Attike – Delos Deniz birliği listelerinde adı geçtiğinden, bu birliğe üye olduğu kabul edilir. Paton ve Myres, Bodrum (HalikarnaSsos) şehrinin kuzeybatısında Türkmen dağı üzerinde yer alan küçük bir Lelegler (Leleges) yerleşmesinin yakınındaki Pelen adını taşıyan yeri eski Peleia olarak kabul ederler. (M) PELEİAS’LAR çoğl. i. (yun. k.). Dodone’de Zeus kehanet yerindeki rahibelere verilen ad. (L) Pelekamon (Maltepe) savaşı, bizans imparatoru Andronikos III Palaiologos ile Orhan Beyin kuvvetleri arasında yapılan (mayıs 1329) savaş. Andronikos, Orhan Gazi tarafından kuşatılan İznik (Nikaia) şehrini kurtarmak için Pelekamon’a gelerek, Orhan Bey’in kardeşi Pazarlu Bey kumandasındaki türk kuvvetleriyle savaştı; fakat yenilerek İstanbul’a döndü. Bizans ordusu paniğe kapılarak bozuldu; birçok rum soylusu öldü. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEİA, PELEİAS, Pelekamon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEE dağı, Martinik’te volkanik doruk, adanın kuzey ucunda; 1 397 m. Pelee dağı 1792′de ve 1851-1852 yılları arasında birkaç defa püskürdü, nisan 1902′de yeniden canlandı ve 8 mayısta toprak üzerinde yuvarlanarak giden «kızgın bir bulut» Saint Piere’i yıktı. Hemen hemen katı haldeki lavların birikmesiyle doruk üzerinde meydana gelen sivri çıkıntılı kubbede kısa süre sonra çöktü. 1929-1932 Arası tekrar patlayan yanardağ gene kızgın bulutlar çıkardı ve eski doruktan 100 m kadar yüksek bir kubbe meydana geldi. Saint-Vincent kükürt ocağı ile Orta Amerika’daki bazı yanardağlarda da aynı zamanda püskürmeler kaydedildi. — Jeolojik. Pelee tipi yanardağ püskürmesi, hemen hemen katı halde bulunan ve hızla katılaşma özelliği gösteren lavın yer kabuğu içine sokulmasıyle nitelenen, lav yığınları ve şiddetli patlamalarla kızgın bulutlar oluşturan yanardağ püskürme tiplerinden biri. (Buharlar saydamsız ve koyu renklidir; volkan aygıtında kratersiz bir lav yığını vardır; bazen, Pelee dağında olduğu gibi, sivri bir lav doruğu da oluşur.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEE dağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELE i. (fars. k.). Esk. Terazi kefesi. || Merdiven basamağı. || Çark dişi. (M) PELE (Edson AranteS do nasçimento,demir) PELE A i. Güney afrika antilobu. (Keçi antilop veya kaya antilobu da denen Pelea capreolus [Boer'ler rehbok derler] dağ keçisine benzeyen bir antiloptur; kılları boz ve yün gibi yumuşak, kulakları iridir. Dağlık bölgelerde yaşar.) [L] PELECANOIDES i. Siyah ve beyaz tüylü, tıknaz gövdeli küçük dalgıç kuşu; güney denizlerinde yaşar. (Pelecanoides’ler kanatlan zayıf olduğu için az uçar, fakat kolayca suya dalabilir. Fırtınakuşları takımının pelecanoididae familyasından.) [L] PELECiNUS i. Zoolv Tropikal Amerika’da yaşayan çok uzun karınlı ichneumon. (Zarkanatlıların ichneumonidae familyasından.) [E] PELECYPHORA i. Mamillaria’ya yakın kaktüs cinsi. (Meksika asıllı Pelecyphora aselliphormis limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.) [E] PELECYPODA çoğl. i. BAŞSIZLAR, IKl-ÇENETLİLER veya YASSISOLUNGAÇLILAR da denen yumuşakçalar sınıfı. (E) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELCL (Frantişek Martin), bohemyalı tarihçi ve filolog (Ruchnov 1734 – Prag 1801). 1792′de Prag üniversitesinde çek dili ve edebiyatı profesörüydü. XVIII. yy.ın en önemli bohemyalı tarihçiler indendir. Kurzgefasste Geschichte der Böhmen (özetlenmiş Bohemya Tarihi) [1774] adlı eseri, Pa-lacky’ye kadar bohemya tarihi üstüne en iyi eser olarak kaldı. Karel IV (1783-1784) ve Venceslav (1788-1790) üstüne monografiler de yayımladı. J. Dobrovsky ile birlikte Scriptores Rerum Bohemicarum (Bohemya Krallığı Yazarları) [1783-1784] adlı tarihî kaynaklarla ilgili eserin yayımlanmasında çalıştı. Ayrıca, 1457-1798 arasında çıkan çekçe kitapların bir katalogunu ve Dobrovsky ile birlikte Bohemya Dili GramerVm (1795) hazırladı. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELCL (Frantişek Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELAYO I (öl. Cangas 737), Asturia kralı. Asturia’ya sığınan Vizigotlar tarafından kral Seçildi, Covadonga’da Arapları yendi (718). Bu olay, «Reconquista»nın (yeniden fetih) başlangıcı sayılır. Birçok ispanyol yazarı, özellikle Lope de Vega (El Ultimo Goto [Sonuncu Got]) ve G. M. de Jovel-lanos, Pelayo’nun zaferi üstüne eserler verdiler. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELAT dağı, Fransa’da Güney Alpleri’nde (Basses-Alpes idare bölgesi) doruk, Allos geçiti ile Cayolle geçiti arasında; 3 053 m. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELAVICINO veya PALLAVICINO (Oberto, — markisi), italyan savaş adamı (Piacenza – öl. Gisalecchio, Pontremoli 1269). 1236′da Piacenza’dan sürgün edildi, Lunigiana’ya imparator naibi tayin edildi, kendine bağlı bir ordu meydana getirdi ve Cremona’da başhâkim (1250), sonra Del-la Torre ile birlikte Milano ortak senyörü (1260) oldu. Ele geçirdiği birçok şehri ölümünden önce kaybetti. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAVICINO veya PALLAVICINO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELASGİOTİS. Esk. coğ. Tesalya’da bölge, Peneios vadisinin güneyinde. (M) PELASGOS. Yun. mit. PelaSgos’lara adını veren kahraman. Arkadia’lılara göre Zeus ile Niobe’nin, Argos’lulara göre de Triopas ile Soisis’in oğlu. (L) PELASGOS’LAR yun. Pelasgoi. Esk. coğ. Eskiçağ insanlarına göre, Yunanistan’da ve komşu ülkelerde (Karia, Girit, Sicilya, Güney İtalya, Etruria) Yunanlıların gelmesinden önce yaşayan ilkel halk. Terim uzun süre Yunanlılardan önceki halkları ve Ho-meros’tan önceki Yunan medeniyetini belirtmek için kullanıldı. Aslında Pelasgos’-ların, özellikle Tesalya’nın bir kısmında yaşayan halk olduğu sanılır. — Leng. Pelasgos dili. Bazı çağdaş dilbilimciler (Georgiev, van VVindekens, Carnoy) tarafından, Ege bölgesinde helen devrinden önce konuşulan bir dile verilen isim. Yunanca’ya alt tabaka dili görevi yapan bu dil, yer isimlerinde ve mitolojideki özel isimlerde birçok iz bıraktı. (Pelasgoi, ön-hint-avrupa dili olarak kabul edilir; bu dil ile kelt ve italik dillerden önce konuşulan diller arasında bağlantı kurulmağa çalışıldı, özellikle özel, isimlerin etmoloji yorumlarına baş vuran bu sistem çok tartışılmıştır.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELASGİOTİS, PELASGOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELARGONİK sıf. (fr. pelargonigue). Kim. Pelargonium roseum’un yapraklarında bulunan, CH3 (CH2)7C02H formülündeki bir yağ asidi için kullanılır. Eşanh NORMAL NONîLÎK, NONANOYİK. — ANSiKL. Pelargonik asit, hint yağının damıtma ürünü olan undesilenik asidin sodyum hidroksitle eritilmesinden veya oleik asidin permanganatla yükseltgenmesinden elde edilir. Pelargonik asit 254° C’ta kaynar; 12,5° C’ta ergir ve billûrlaşabilir. Etil esteri, iyi cins konyaklara koku vermekte kullanılan ve 227° C’ta kaynayan bir sıvıdır. (L) PELASGİA. Eski coğrafya. Kıta Yunanistanı’nın, Peloponneso’un ve Midilli adasının ilk adı; bu bölgelerde Pelasgoslar yaşardı. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELARGONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKKANEN (Toivo), fince yazan finlandiyalı yazar (Kotka 1902-Kopenhag 1957). Metalürji işçisiydi; 1927′de roman yazmağa başladı ve 1932′de yayımladığı sosyal bir romanla ün kazandı: Tehtaan Varjossa (Fabrika Gölgesinde). O zamandan bu yana yazdıkları arasında Chmisten Kevat (Baharda İnsanlar) [1935], bir işçi grevinin romanı o-lan Muşta Hurmio (Finlandiya’nın Kıyılarında) [1938] anılmağa değer. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKKANEN (Toivo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİT i. (pekitmek’teri). Heyk. Ayrı bir parçayı gerek sürekli olarak, gerek heykel yerine yerleştirilinceye kadar desteklemek İçin bir eserde bırakılan mermer veya taş çıkıntısı. (M) PEKİTME i. (pekitmekten pekit-me). Sağlamlaştırma, kuvvetlendirme. — Mim. Pekitme ayağı, payanda, destek, dayak.(M) PEKİTMEK geçi. f. (esk. türk. bekitmekten). Sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, sertleştirmek. Esk. Tekit etmek. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİŞMEK geçz. f. (esk. türk. bekişmek’ten). Sert ve katı hale gelmek, sertleşmek, sağlamlaşmak. |j Sıkışmak, tıkanmak. Pekiştirmek geçi. f. Katılaştırmak, sertleştirmek. j| Sağlamlaştırmak. Esk. Tahkim etmek. (M) PEKİŞTİRME i. (pekiştirmek’ten pekiştirme). Sağlamlaştırma, sertleştirme. |J Sıkıştırma, tıkama. — Bayınd. Bk. ANS1KL. — Dil bil. Pekiştirme ünlüsü, pekiştirmeli kelimelerde anlamı kuvvetlendirmek için ortaya çıkan ünlü. (Güp-e-gündüz örneğindeki e ünlüsü gibi.) — ANSıKL. Bayınd. Ağırlık barajlarım, zemine derinlemesine gömülmüş Ön gerilmeli gergilerle pekiştirme tekniği, ilk defa Che-urfas barajında Andre Coyne tarafından uygulandı. Bu gergiler, barajda ve temel kayasında açılmış bir delik içine yerleştirilen, çok dayanıklı paralel çelik tellerden meydana gelmiştir. Gergiler, önce kaya içine enjekte edilen bir şerbetin donmasıyle kayaya bağlanır, sonra barajın tepe tacına dayanan hidrolik krikolarla gerilir. Daha sonra, kablonun başı tutturulur ve kablonun geçtiği delik katılaşan bir şerbetle doldurularak blokaj gerçekleştirilir. Korsika’daki Tol-la barajı gibi, önce çok ince olarak yapılan bazı kemer barajlar, sonradan mansap tarafından inşa edilen kalın bir kemerle pekiştirilmiştir. (ML) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİNUA i. (Pekin’den fr. pekinois). Zootekn. Cüce epanyöller grubundan süs köpeği. (Menşei çok eskilere varan Pekinua Î860′ta Çin’den İngiltere’ye getirildi; şimdi pek çok ülkeye yayılmış durumdadır. Başı iri, kafatası yassı, burnu çok kısa, gözleri çıkık, kulakları sarkık ve saçaklıdır; değişik renkte pek çok çeşidi vardır; bunlar evlerde beslenen sevimli köpeklerdir.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİNUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİN Ördeği, çin asıllı ördek ırkı. (Başta Amerika olmak üzere her tarafta yaygındır. Amerika’da hem çiftliklerde, hem de özel yetiştirme yerlerinde büyük ölçüde yetiştirilir. Pekin ördeği kükürt sarısı renginde, dik duruşlu, dayanıklı, iri bir ördektir; eti’ ve yumurtası için yetiştirilir.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİN Ördeği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar). — ÇEŞ. DEY. Pek başlı, inatçı. || Pek canlı, dayanıklı. || Pek gözlü, cesur, atılgan. |j Pek söylemek, yüksek sesle konuşmak. Kırıcı ve sert bir şekilde konuşmak. j| Pek tut- 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEJMÜRDE sıf. (fars. k.). Eski püskü, yırtık: ikinci defasında pejmürde kılıklı bir a-damcağız yanlarında idi (A.H, Tanpınar). || Perişan, dağınık: Beni kötrüm ve boş muhitimde I M er ar e timle unut; çünkü leng ü pejmürde I Nazarlarım seni maziye çekmek ister (Tevfik Fikret). || Solmuş: Pejmürde çiçeklere hitabeler (H. Z. Uşaklı-gil). — Esk. Pejmürde-hal, üstü başı perişan olan. || Pejmürde-kıyafet, kıyafeti pejmürde olan. j| Pejmürderuy, solgun yüzlü. (M) PEJORATİF sıf. ve i. (fr. pejoratif). Kendi anlamından ayrı olarak kötü bir anlamı da olan (kelime): Velet, ukalâ v.b. gibi. E-şanl. YERMELİ. (M) PEJUH i. (fars. pejühiden, sormak’tan pe-jüh). Esk. Araştırma. Pejuhende sıf. Esk. Gizli şeyleri araştırmayı seven. (M) PEJVİN sıf. (fars. pejvîn). Esk. Çirkin. II Kirli, pis. (M) PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar). 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEJMÜRDE,PEJUH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 Peixoto, Brezilya’da (Minas Gerais) yer, Rio Grande kıyısında. 110 km uzunlukta bir alanı kaplayan ve 4 milyon metre küp-lük bir hazne meydana getiren önemli baraj. Hidroelektrik santral. (L) PEİXOTO (Floriano), brezilyalı mareşal ve devlet başkanı (Maceio, Alagoas 1842— Rio de Janeiro 1895). 1889′da, Pedro II’-yi ülkeden uzaklaştıran devrim sırasında generaldi, sonra harbiye nazırı, Kurucu mecliste milletvekili ve cumhurbaşkanı yardımcısı oldu (1891). Fonseca’nın başarısız hükümet darbesi üzerine cumhurbaşkanı seçildi (1891), Î894′e kadar süren bu görev döneminde Sık sık patlak veren ayaklanmaları bastırmak zorunda kaldı. (L) PEiXOTO (Julio Afranio), brezilyalı yazar (Lehzois, Bahia 1876 – Rio de Janeiro 1947). Bahia eyaletinin bölgesel romanasıydı; A Esfinge (1911), Bugrinha (1922) v.b. romanlarında modernizm’e karşı olduğu görülür. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peixoto hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİTHON, Büyük İskender’in generallerinden (öl. M.ö. 316). iskender’in ölümünden sonra Media’yı yönetti ve Antigonos tarafından öldürüldü. — Büyük iskender’in subaylarından (öl. Gara M.ö. 312). Hindistan satrabı oldu. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİTHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİSİSTRATOS, atinalı tiran (M.ö. 600-527). Hayat hikâyesi efsanelerle karışıktır. Megarahları yendi ve Diakreia veya Diak-ria çoban ve oduncularının meydana getirdiği halkçı dağ partisinin başına geçti. Diktatör olmasından korkan Solon’un muhalefetine rağmen kişisel bir muhafız birliği kurdu. Buna dayanarak 560′ta Akropo-lis’i ve iktidarı ele geçirmeyi başardı. Bir veya iki sürgün devresinin dışında iktidarı elinde tuttu ve siyasî düşmanlarının çokluğuna rağmen bu iktidarı gitgide sağlamlaştırmayı başardı. Solon’un sosyal reformlarını muhafaza etti, soylulardan müsadere edilen sürülmemiş topraklan dağıtarak araziyi parçalara ayırdı, zeytinciliği teşvik etti. Trakya ve Çanakkale’ye (Hellespontos) uzandı, Troas’ta Yenişehir’i (Sigeion) işgal etti ve öteki tiranları destekledi. Düşmanlarının geçimsizliklerinden yararlanmasını bildi ve hattâ evlenme yoiuyîe bir süre için Alkmeon’cularla uzlaştı. Kuvvet kullanarak çeşitli hizipleri ortadan kaldırdı ve Atina, onun uranlığı sırasında ilk vergi sistemi ve altın çağını yaşadı, başkent oldu, vergi sistemi ve sağlam maliyesi sayesinde çeşitli anıtlara (Enneakrunos, Hekatompedon, Olympieion, Eleusis Telesterion’a) kavuştu, ayrıca Peisistratos Homeros devrinin bütün eserlerini biraraya getirerek şehirde ilk genel kütüphaneyi açtı. Peisistratos zamanında bayramlar, şenlikler göz kamaştırıcı bir şekilde yapılırdı. Oğulları (Hippias ve Hip-parkhos) babalarının eserini devam ettiremediler. Peisistratos’un başlattığı kalkınmayı tamamlayan, VI, yy.ın sonunda Kleisthenes oldu. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİSİSTRATOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİRESKİOPSİS i. Yapraklarını dökmeyen kaktüs. (Meksika asıllı Peireskiopsis spathulata, peireskia gibi yetiştirilen bir ağaçcıktır.) [L] PEİRİTHUS veya PEİRİTHOOS lat. Pirithous. Yun. mit. Tesalyalı kahraman, Zeus’un veya lksionos’un oğlu, Lapithes’lerin başlıca önderlerinden biri ve Theseus’un dostuydu. Kentauros’ların karşı koymasına rağmen, Hippodameia ile evlenmeyi başardı; ama. düğününde şiddetli bir çatışma Kentauros’larla Lapithes’leri karşı karşıya getirdi. Theseus ile birlikte Cehennem’e gitti. (L) PEİSANDROS, rodoslu yunan destan şairi (M.ö. VII. veya VI. yy.). Herakles’in yaptıklarını anlatan büyük bir destan yazdı: Herakleia. Bu eserden bazı parçalar kalmıştır. (l) PEİSİDİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Frigya-Pisidia sınır bölgesinde) şehir. Hoyran gölünün kuzeyindeki Gündanlı’da bulunan bir yazıtta adına rastlanır. Henüz bir araştırma yapılmamakla birlikte şehrin Hoyran gölünün batısındaki Pisa’da yer aldığı sanılıyor. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de), fransız bilgini (Belgentier, Provence 1580 -Aixen-Provence 1637). Astronomiyle ilgilendi, Orion bulutsusunu buldu ve Ay’ın haritasını yapmağa çalıştı. (L) PEİRESKİA i. (Nicolas Claude Fabri de Peiresc’in adından). Güney Amerika’da ve Antiller’de yetişen kaktüs. (Peireskia acu-leata [Barbades frenküzümü] limonluklarda süs için yetiştirilir. Peireskiopsis gibi bunun da gerçek yaprakları vardır.) [l] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 Peirene çeşmesi. Esk. Yun. Eskiden Akrokorinthos’un tepesinden fışkıran kaynak. Kayanın alt yanından da Aşağı Peirene a-kardı. Korinthosiular bu kaynağı Akhe-loos’un kızı ve bir tanrıça olarak kabul ettiler. Pegagos buradan su içmişti. Aşağıdaki kaynak Arkaik çağda Herodes Atticus tarafından düzenlendi ve superileri çeşmesiy-le süslendi. Bu kaynaktan bugün de su akmaktadır. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peirene çeşmesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Bu rasathanede çalışan biri Çinli olmak üzere 15 bilim adamı hakkında bilgiler vardır. Gazan Han tarafından Tebriz’de Ebvabül-Birr (Güzellik Kapıları) adlı bir yerde ikinci bir rasathane kuruldu; fakat bu rasathanedeki çalışmalar hakkında fazla bilgi yoktur. Yalnız Ebvabül Birr’in vakfiyesinde belirtildiğine göre, bu rasathanenin de vakıf gelirlerinden yararlandığı, bir rasathaneden çok astronomiyle ilgili öğretim yapan bir kurum olduğu sanılıyor. Meraga ve Gazan Harı rasathaneleri aracılığıyle islâm dünyası ve Uzakdoğu arasında astronomi alanında yakınlaşmalar oldu.
XV. yy.da kurulan Semerkand rasathanesi de önemli bir kurumdur. Bu rasathane, özellikle, meridyen âletinin büyüklüğü, 30 yıl kadar süren çalışmaları ve Uluğ Beyin yönetimi altında bulunuşuyle tanınır.
Uluğ Bey, eski zayiçeleri düzeltmekle kalmadı; yıldızları doğrudan doğruya gözledi, önsözünü kendi yazdığı yeni bir zayiçe (Fihrist-i Kevakib [Yıldızlar Fihristi]) hazırlattı (1449). Bu rasathanede, Uluğ Beyden başka, Gıyaseddin Kâşî, Kadızade Rumî ve Ali Kuşçu gibi o çağın ünlü astronomları çalıştı. Baburname’de, bu rasathane binasının üç katlı olduğu belirtilir. Yıldızların hareketlerini gözlemek için kullanılan başlıca gözlem âletlerinin saklandıkları bölüm, yer altında bulunuyordu.
1575′te Murad III, Tophane tepesinde İstanbul rasathanesini yaptırdı. Başında astronom Takiyüddin Mehmed’in bulunduğu bu rasathanede 15 bilim adamı çalışıyordu.
Takiyüddin’in gözlemler yaparak, zayiçeier düzenlediği bu rasathane 1580 sonunda şeyhülislâmın işe karışmasıyle yıktırıldı. Şeyhülislâm Kadızade, Murad III’e bir mektup göndererek <
Cumhuriyet’in ilânından sonra üniversitelerin açılmasıyle İstanbul, Ankara ve izmir’de fen fakültelerine bağlı rasathaneler kuruldu. Erzurum üniversitesinde de fen fakültesine bağlı bir rasathanenin açılması için çalışmalar yapılmaktadır. (ML)RASYONALİZM
Sadece akla dayanan bir şeyin özelliği. || Vahye dayanan sistemlere karşıt olarak akla dayanan sistem. || Ampirizme karşıt olarak, ilk fikirlerin kavnağını akılda bulan sistem. Eşanl. AKILCILIK.
— Psikopatol. Marazı rasyonalizm, şizofreninin temel özelliğini meydana getiren düşünce şekli. Akla aykırı düşüncelere dayanan marazı rasyonalizm, pratik veya sosyal gerçekten kopmuş ve içine kapanmış bir düşünce sürecidir. (Marazî rasyonalizm, saçma akılyürütmelere yol açar, çünkü bunlar somut temelden yoksundur.)
— ANSİKL. Fels. Ampirizme karşıt bir sistem olan rasyonalizm’e göre, «neden» ve «cevher» gibi fikirler, «bilginin yönetici ilkeleri» diye adlandırılan yargılar, ya doğuştan gelir ya da zihin tarafından kurulmuştur. Bunlar, sadece deneyin verilerinden türemiş olamaz. Eflatun, Descartes, Leibniz, Kant ve yeni-eleştirici okul, ayrı ayrı biçimler içinde, bilgi üzerine rasyonalist bir teori kurmuşlardır.
İradî faaliyetimizin dayandığı ilkelerin akıldan türediğini, a priori olduğunu ve faydacı düşüncelerden doğmadığını ileri süren öğretiye de ahlâkî rasyonalizm denir. Bu durumda, rasyonalizm, hazcılığın ve faydacılığın karşıtıdır. Dînî rasyonalizm ise, imanla ilgili bütün hakikatlerin ölçütü olarak kişisel düşüncenin kabul edilmesidr. Bu görüş, iman hakikatlerini, düşünceyle aydınlatılması gereken karanlık duygulara benzetir. Ortaçağdaki fides guaerens intellectum diye adlandırılan ve daha sonra Malebranche felsefesinde ortaya çıkan öğreti bunun bir örneğidir. (Dinî rasyonalizm, mistisizmin karşıtıdır.)RAMUS
Aristoteles’i yeren iki eser yazdı: Dialeciicae Partitiones ve Aristotelicae Animadversiones (1543). Sorbonne, bu eserlere tepki gösterdi ve kral konseyi Ramus’u mahkûm etti. Ama 1545′te Presles kolejinin başkanı ona kendi yerine geçmesini teklif etti; 1547′de Henri II Sorbonne’un kararını geçersiz saydı ve Ramus 1515′de Lorraine kardinali sayesinde krallık kolejinde
(College de France) kürsü sahibi oldu. Böylece Colîege de France’a tayin edilen ilk matematik profesörü oluyordu. Poissy kolokyumundan sonra (1561) Ramus, reform hareketine katıldı ve kürsüsünden ayrılmak zorunda kaldı. Amboise barışının ardından görevine döndü (1563-1567). 1568′de Almanya’ya bir yolculuk yaptı. Saint-Germain barışından (1570) sonra Paris’e döndü. Düşmanı Charpentier’nin kiralık kaatilleri tarafından, Saint-Barthelemy katliamı sırasında Presles kolejinde öldürüldü. (L)RACHETTE (Dominique)
PYTHAGORAS
Sisam’da (Samos) doğmuş ve söylentiye göre, felsefî, dinî ve siyasî topluluklar kurmak amacıyle Sicilya’ya giderek önce Kroton’da, sonra diğer Sicilya sitelerinde bu gibi kuruluşları gerçekleştirmişti. Yazılı eser bırakmamıştır. Bir yarı tanrı, bir peygamber ve mucizeler yaratıcısı olarak tanıtılır. Çarpım tablosunu, hipotenüs teoremini ortaya atmış olduğu söylenir. Kurduğu felsefe okulu, V. yy.da Philolaos, IV. yy.da ise Arkhytas tarafından yaşatıldı ve büyük ün kazandı. Pythagoras’çılık adını alan dinî ve ilmî hareket içinde, filozofun ve felsefesini yaşatan öğrencilerinin gerçek payını ayırt etmek güçtür. Pythagoras’çılık başlangıçta birtakım dinî mezhepler halinde ortaya çıktı; bu mezheplerden olanlar, Yedi Bilgeler’inkini andıran çok basit, fakat kimine de bugün ne anlam vereceğimizi bilemediğimiz (msl. bakla yememek) kurallara uyuyorlardı. Ayrıca ruhun bilgiyle temizleneceğine ve bedenden bedene (insandan insana, insandan hayvana v.b.) geçebileceğine, yani felsefe ruh göçü teorisine inanıyorlardı.
Müzik teorisi yönünden de yenilikler yaratan Pythagoras, uyumların değerini, sadece, onları meydana getiren tel uzunluklarının orantıları bakımından dikkate aldı. «Pythagoras gamı» adiyle tanınan ıskala aynı isimdeki sistemde, bir oktav aralığına bir tabiî beşliler dizisini (fa, do, sol, re, la, mi, si) meydana getiren sesler yerleştirilerek kurulur. Fizik ve müzik eserlerinde, ancak do majör tonunda gösterilen Pythagoras gamı pratikte kullanılmağa elverişsiz görünürse de, aslında, modüle edilerek ve gerek yükselen diyezler dizisinden gerek alçalan bemoller dizisinden yararlanılarak bütün tonlara aktarılabilir. Telli saz icracıları Pythagoras ilkesine uyarak çalarlar. Çünkü tellerini beşliden aralıklarla akort ederler. Bundan ötürü Pythagoras gamına «kemancılar gamı» denmiş ve bu gam «piyanocular gamı» (eşit ayarlı sistem), «solfej gamı»ndan
(Mercator-Holder sistemi) ve «fizikçiler gamı»ndan (Aristoksenes-Zarlino-Delezenne sistemi) ayırt edilmiştir. Bu matematik araştırmalardan başka, matematik Pythagoras’çılık, «her şey sayıdır» ilkesine dayanan bir tabiat felsefesi ortaya koydu. Bu ilke, geniş çapta bir benzetmenin sonucudur. Nasıl ki takımyıldızlar belirli bir figüre (meselâ Büyükayı) benzetilen sayılarsa, bütün varlıklar da sayıyla ifade edilebilecek birer şekildir; bu görüş sadece fizik eşya için değil, belirli bir yapısı olan her şey için geçerlidir (meselâ adaletin de, evliliğin de kendi sayıları vardı).
— Ahl. Pythagoras harfi, yani ipsilon (Y). Pythagoras, bu harfin iki uzantısını, insanın önünde açılan iki yola, yani kötülük ve erdem yollarına benzetiyordu. (L)QUETELET (Adolphe)
Sonra Brüksel rasathanesinin yapımını yönetti ve bu kurumun ilk müdürü oldu (1828). özellikle, olasılıklar teorisini ahlâk ve siyaset bilimlerine, ayrıca antropometriye uygulamasıyle tanınır. PURBACH (Georg von)
PUİSEUX (Victor)
PROGRAMLAMA
— Bilgi-işlem. idarî, malî, bilimsel ve istatistik problemlerin çözüm planını bir ordinatör tarafından işlenebilecek ve genellikle bir programlama çerçevesinde kurulmuş bir program meydana getirecek bilgiler serisi haline dönüştürme tekniği. || Programlama dili, bir ordinatörün devreleri tarafından doğrudan doğruya yürütülebilmesi için, programların çevrilmesi gereken dil. (MAKİNE DiLî de denir.)
— İstat. Çizgisel (lineer) veya doğrusal programlama, çeşitli çözüm yolları olan iktisadî bir problemin çözümü için, bu yollardan en uygununu ve en verimlisini bulmağa yarayan matematik metot. (Bk. ANSİKL.) || Bekleme veya kuyruk modeliyle hareket programlaması, belirli verilerden yararlanarak hazırlanan matematiksel modelin, ihtimal kanunlarını da göz önünde tutarak çözümlenmesinde uygulanan metot. (Model için gerekli verilerde, tesadüfe bağlı değişkenler söz konusu olduğu .zaman bu metot uygulanır.) [Bk. HAREKÂT araştırması.] || Dinamik programlama, Önüne geçilmez tesadüfleri, iyi veya kötü ihtimalleri göz önüne alarak belirli bir çözüme varmak için uygulanacak metot. (Bellman tarafından geliştirilen bu metotta, aynı süre içinde çok basamaklı ihtimaller söz konusudur. Her basamaktaki olay, az sayıda değişkene bağlıdır. Bu metotta optimallik ilkesi, daha önce verilmiş yanlış kararların düzeltilmesini sağlar.)
— Işletmec. Çizgisel programlama, değişkenler ve birçok zerunluk taşıyan problemlerin matematik olarak incelenmesi. Bk. ANSIKL.
Meselâ, A,B,C,D, gibi dört besin maddesinden satın alınacak miktarlar sırasıyle Xı, X2, X3 ve X4 olsun. Vitamin ve kalori değerleri aşağıdaki tabloda gösterilen bu besin madelerini satın alacak kişi için minimum kalori ihtiyacı 18, vitamin ihtiyacı da 10 birim olarak kabul edilirse, bu ihtiyaçları en düşük fiyatla karşılamak problemi söz konusudur:
satın alman miktar X1 X2 X3 X4
kalori değeri 2 0 1 3
vitamin değeri 0 3 1 4
birim fiyatı 5 10 12 15PROGRAM
(R.N. Güntekin). Halit Beyi tanımıyorsunuz da onun için… Siz zannediyorsunuz ki programla hareket eder (A. H. Tanpınar). || Bir siyasî partinin tasarılarının genel açıklaması.
— Büro. Bir hesap makinesinden veya otomatik bir cihazdan istenen belirli bir işlem dizisinin yapılması için gerekli ifade, veri ve bilgilerin bütünü. Bk. ansıkl.
— Mekan. Bk. ANSİKL.
— öğr. Okullarda, haftanın belli günlerinde, belli saatlerde öğrencilere okutulacak dersleri gösteren cetvel: Ders programı.
— Psikopedagoji. Çizgisel program. Bk. ansıkl
Makineye ve hesapların karmaşıklığına göre, program az veya çok uzun olur; fakat, ister uzun ister kısa olsun, bir program daima şu elemanlardan kuruludur: makine tarafından okunacak verileri seçme bilgisi, gerçek bir hesap bilgisi, sonuçların kayıt şekli bilgisi ve bir sonraki problemi çözmek için ilk bilgiye dönüş bilgisi.
— Psikopedagoji. Çizgisel program’da her soru karşılığında, öğrenci, cevabını evvelki doğru cevaba göre düzenler. Bu çeşit bir programda, item’ler (test sorulan) kısadır, soruyu gerektiren yeni bilgilerin belirtilmesinden önce, öğrenciler, evvelki itemin doğru cevabını tekrarlamakla işe başlar ve cevabın doğru olmasının sebeplerini açıklarlar (buna «kuvvetlendirme ilkesi» denir). Sorulan soruya verilen cevap, içlerinden bir teki doğru olan birkaç mümkün cevap arasından seçilmez; cevap «meydana getirilir» (öğrenci bu cevabı ya yazmalı, ya söylemeli ya da bir öğretme makinesinde» daktilo klavyesini kullanarak yazmalıdır), itemin tümü, öylesine yanılma payı, en azına inecek şekilde tasarlanır (eğer cevap yanlışsa, öğrenci, itemi tekrar okur: doğru cevabı bildiği için, kavradığı bir çağrışımı ezberler [şartlanma]. öğrenci, yüzde 5 ilâ 10′a kadar hata yapıyorsa, Skinner’e göre program kötü olarak kabul edilir. Programlı öğretimde, çizgisel diye adlandırılan bu program Skinner ile okulunun çalışmaları sayesinde meydana gelmiştir ve birbirini takip eden kemlerin tek ve dereceli bir zincirlenişi esasına dayanır. (LM) PRİNGSHEİM (Alfred)
PRATT (Orson)
Başlıca eserleri: New and Easy Method of Solution of the Cubic and Biquadratic Equations (Üçüncü ve Dördüncü Dereceden Denklemlerin Çözümünde Yeni ve Kolay Metot) [1866] ve Key to the Universe (Evrenin Anahtarı) [1879]. (M)PRİNCETON
PRANDTL (Ludwig)
Pozitif Felsefe Dersleri
Bundan sonra yazar, bir temel bilimler sınıflaması yapar. Bunlar basitten karmaşığa doğru gitmektedir: matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji. En karmaşık bilimler, en basitlere dayanır. Bu aynı zamanda bilimlerin ortaya çıkma ve pozitif çağa (pozitif metodu kullanmaya) ulaşma düzenidir de; ayrıca bilimleri bu sıraya göre öğretmek gerekir; en soyut olanından (matematikten) en somut olanına (sosyolojiye) gidilir. Auguste Comte altı temel bilimi gözden geçirir. Böylece, daha sonra pozitif bir ahlâk ve dinin temeli olacak pozitif bir sosyolojinin kurulmasına ulaşmak ister. (->Bibliyo.) [L]PİRAMİT
Bir piramidin taban ayrıtı, taban çokgeninin kenarlarından herhangi biri.
Bir piramidin yüksekliği, tepeden taban düzlemine indirilen dikme.
Düzgün piramit, tabanı düzgün bir çokgen olan ve yüksekliğinin ayağı taban çokgeninin merkezinde bulunan piramit.
Düzgün kesik piramit, bir düzgün piramitten elde edilen, paralel tabanlı kesik piramit.
Kesik piramit, piramidin tabanı ile bütün yanal ayrıtları kesen bir düzlemin meydana getirdiği kesit arasında kalan piramit parçası.
Paralel tabanlı kesik piramit, tabanı ve kesiti birbirine paralel olan kesik piramit. (Bu durumda kesite, «kesik piramidin küçük tabanı» denir.)
Yanal ayrıt, piramidin tepesini, taban çokgeninin köşelerinden birine birleştiren doğru parçalarından herhangi biri.
— Anat. Birçok anatomik elemana verilen ad.
Piramit hücre, beyin kabuğunun bazı tabakalarında bulunan sinir hücresi tipi.
Piramit kemik, bilek kemiklerinin birinci dizisinin üçüncü kemiği.
Piramit sinir demetleri, beyin kabuğunun hareket bölgesinden gelen sinir telleri kümesi.
Karın piramit kası, karındaki büyük doğru kasın bir dalı; çatı kemiğinden göbekaltma kadar uzar.
Kulak zarı piramidi, kulak da-vulcuğunun küçük çıkıntısı; içinde üzengi kası bulunur.
Lalouette piramidi, tiroit bezi kıstağının üst kenarının meydana getirdiği uzantı; her zaman bulunmayabilir.
Malpighi ve Ferrecin piramitleri, böbrek özekdokusunun kesitinde görülen üçgen şeklindeki bölge.
ön pramit, soğaniliğin ön yüzünde, orta çizginin uzunlamasına iki tarafında bulunan çok belirgin kabarıklık, (ön piramitler, beyin kabuğundan omurgaya giden hareket yolundan meydana gelir; piramit yolu adı bundan gelir.)
Uyluk piramit kası, kuyruk sokumu kemiğinin dış kısmından büyük trokanterin iç yüzüne eğrilemesine uzanan kas.
— Demogr. Yaş piramidi. Bk. YAŞ.
— Meyve. Piramit şekli, bazı meyve ağaçlarına (armut, elma) verilen şekil. Bk. AN-
S1KL.
— Patol. Piramit sendromu, piramit demetlerinin hastalandığını gösteren sinir sendromu.
— Spor. insan piramidi, birçok akrobatın, hepsinin ağırlığını taşıyan bir veya birkaç kişinin omuzları üzerine çıkarak bir piramit şeklinde birbiri üzerinde yükselmeleri.
— Tar. Mısır piramitleri. Bk. EHRAMLAR.
— ANSIKL. Mat. Tabanları ve yükseklikleri eşit olan iki piramit birbirine eşittir; herhangi bir piramidin hacmi, taban alanıyle yüksekliği çarpımının üçte birine eşittir. Bir düzgün piramidin yanal alanı, taban çevresiyle apoteminin çarpımının yarısına eşittir. Paralel tabanlı bir kesik piramidin V hacmi, bu kesik piramidin h yüksekliğini ortak yükseklik olarak kabul eden ve biri B büyük tabanını, öbürü b küçük tabanını, üçüncüsü de bu tabanların ^Bb o-rantılı ortasını taban olarak alan üç piramidin hacimleri toplamına eşittir:
h _ V = — (B + fc + V Bb). 3 (Matematik Formüller Eksik ve Yanlış olabilir)
Düzgün bir kesik piramitte bütün yanal yüzler, birbirine eşit ikizkenar yamuklardır ve bunlardan birinin yüksekliği «kesik piramidin apotemi»dir. Düzgün bir kesik piramidin yanal alanı, taban çevrelerinin toplamanın yarısı ile apoteminin çarpımına eşittir.
— Meyve. Piramit şekli, ağaçlara budama yoluyle verilir; bunun için ağacın gövdesi dikine yükselen bir eksen halinde tutulur; bundan çıkan yan dallar en alttakiler en uzun olmak üzere kat kat ve düzgün bir şekilde budanır. Böylece ağaç piramit şeklini alır. Bk. BUDAMA. (L)POTAMİAN
Başlıca eserleri: The Makers of Electricity (Elektriğin Yaratıcıları) 1885 ve Bibliography of the Latimer Clark Collection of Books and Pamphlets Relating to Electricity and Magnetism (Latimer Clark Koleksiyonunun Elektrik ve Magnetizma ile İlgili Kitap ve Broşürlerin Bibliyografyası) [1909]. (M)POSTULAT
— ANSİKL. Mant. Postulat kelimesinin ilk anlamı matematikle ilintilidir. Bu anlamda postulat, geometricinin, kendi başına apaçık ve mantıkça ispatlanabilir olmadığı halde, doğru sayılmasını istediği bir önermedir. Geniş anlamda «postulat» kelimesi, Kant’ta, apaçık ve ispat edilmiş olmayan, fakat doğruluğundan şüphe edemeyeceğimiz bir hakikatin bağlanabileceği tek ilke olduğu için kabul etmek zorunda bulunduğumuz bir önermeyi belirtir. Kant, pratik akıl adına, ahlâk için gerekli üç postulatı (hürriyet, ruhun ölümsüzlüğü ve Tanrı’nın varlığı), işte bu anlamda kabul etmiş ve ileri sürmüştür. Bunlar, «pratik aklın postulatlaradır. Kant, «ampirik düşüncenin üç postulatımı da şöyle açıklamıştır:
1. deneyin biçimsel şartları (yani sezgiyle ve kavramlarla ilgili) ile uygunluk halinde bulunan şey mümkündür;
2. deneyin maddî şartlarına, yani duyuma bağlı olan şey gerçek’tir;
3. gerçekle bağıntısı, deneyin genel şartlarıyle belirlenen şey de gerekli’dir.
— Mat. Klasik geometride, postulatların en ünlüsü, paraleller teorisinin dayandığı Eukleides postulatı’dır: Bir doğrunun dışındaki bir noktadan bu doğruya ancak bir paralel çizilebilir. Bolyai ve Lobaçevskiy, Eukleides’in bu postulatını kabul etmeyen bir geometri (eukleides’çi olmayan geometri) kurdular. Bu geometrinin postulatı şudur: Bir doğrunun dışındaki bir noktadan, bu doğruya tam iki paralel çizilir. (L)PORİSMA
— ansikl. Yunancada, «kazanç, edinme» anlamına gelen porisma, Proclus’un açıkladığına göre, geometride, «öbür teoremlerin ispatından çıkan ve geometrinin yararlandığı bir kazanç sayılan teoremler»i, bir kelime ile, gerekçeleri göstermeğe yarar. «Porisma» kelimesi, Viete, Napier, Kircher gibi birçok yazar tarafından bu anlamda kullanılmıştır. Eukleides’in Elemanlar adlı eserindeki önermelerin çoğunda buna rastlanır. Aynı yazarın bize kadar ulaşmayan Porismalar Üstüne İnceleme adlı eserinde, bu kelimenin, bazı matematikçileri araştırmağa yönelten bir başka anlamı bulunmaktaydı. Chasles’e göre, porismalar kavramının, geometri elemanları’na yararlı, problemleri çözmek için bu elemanların kullanımını kolaylaştıran tamamlayıcı bir kavram olması gerekir. Porizmalar özellikle, geometrik yerler üstüne bilgi vermekti. (L)POOR (Charles Lane)
Eserleri: The Solar System (Güneş Sistemi) [1908], Simplified Navigation (Basitleştirilmiş Denizcilik) [1918], Relativity and the Motion of Mercury (Bağıllık ve Merkürün Hareketi) [1926] ve Men Against the Rule (Kurallara Karşı insanlar) [1937]. (M)PONCELET (Jean Victor)
(Metz 1788 – Paris 1867). Ecole Polytechnique’i bitirdi, istihkâm sınıfına ayrıldı, Vitebsk’te teğmen rütbesiyle Büyük Ordu’ya girdi ve Ney’in kumandasındaki Rusya seferine katıldı. 1812′de Dnieper’den geçerken esir düştü, Saratov’da göz altına alındı ve elinde bir tek kitap olmadığı halde, buradaki boş zamanlarında matematik çalışmalarına devam etti; böylece, Charles ile birlikte kurucularından sayıldığı, izdüşüm geometrisinin temellerini attı. Fransa’ya dönünce, bu çalışmalarını, izdüşüm geometrisinin doğuşunu müjdeleyen ve merkezî izdüşümün veya perspektifin getirdiği geometrik özellikleri inceleyen, ünlü Traite des Proprietes Profectives des Figures (Şekillerin İzdüşümsel özellikleri üstüne İnceleme) [1822] adlı eserinde açıkladı. Poncelet’nin temel metotları, perspektifin ve düzlem kesitlerin yaygın olarak kullanılması, çeşitli geometrik dönüşümlerin incelenmesi ve sonsuzdaki elemanlarla sanal elemanların sistemli şekilde uygulanmasıdır. Çevrimsel noktalar, yani bir düzlemin bütün dairelerinde ve göbek eğrisinde ortak olan sonsuzdaki sanal noktalar kavramını da geometriye sokan yine Poncelet’dir. Poncelet’nin tasarladığı karşıt kutup doğrulanyle dönüşüm, sonradan «korelasyon» adı altında genelleştirildi ve bu dönüşümün, keşiflere götüren bir yol olduğu anlaşıldı. Bazı özellikleri daha basit hallere indirgemek için sık sık geometrik dönüşümlere baş vurması, değişik dönüşüm tiplerinin incelenmesini hazırladı. Çok önemli bir mekanik kitabı yazan Poncelet, Gergonne’un Annales des Mathematiques adlı dergisinde, bir koniğin içine ve dışına çizili çokgenler üstüne bir dizi makale yayımladı, 1848′de Fen fakültesinde fiziksel ve deneysel mekanik kürsüsünü kurmakla görevlendirildi. 1844′te albay, 1848′de general oldu. 1848′den 1850′ye kadar Ecole Polytechnique’i yönetti ve kurucu mecliste halk temsilcisi olaıak bulundu. İkinci imparatorluk zamanında çalışmayı reddetti ve emekliye ayrıldı (1852). [L]POİNSOT (Louis)
POİNCARE (Henri)
PİKO, PİKOFARAD
PICART (Theophile Luc)
PİCARD (Emile)
PİAGET (Jean)
1957′de Etudes d’Epistemologie Genetique (Genetik Epistemoloji incelemeleri) adlı bir diziye başladı. 1963′te Traite de Psychologie Experimentale’in (Deneysel Psikoloji) ilk cildi yayımlandı (9 cilt), bu eseri daha sonra Paul Fraisse ile birlikte tamamladı (1963-1966). Aynı zamanda bazı epistemoloji meselelerini (mantık, matematik, fizik, biyoloji, insan bilimleri) halkın anlayabileceği bir dille basitleştirerek Louis de Broglie ve Andre Lichnerowicz ile birlikte Logique et Connaissance Scientifique (Mantık ve Bilimsel Bilgi) [1967] adiyle yayımladı. Eserlerinin önemi günden güne artmaktadır. Bk. Genetik BİLGİ KURAMI. (L)PETRONİJEVİÇ (Branislav)
PERSPEKTİF
Değişik açılı perspektif, nesneleri, bakan gözün değişik konumlarına göre gösteren perspektif.
Estetik perspektif, plastik sanatlara uygulanan perspektif.
— Mat. Nesneleri bir yüzey üzerine görüldükleri gibi çizmeğe yarayan teknik. (Bk. ANSiKL.)
Aksonometrik perspektif, çizilecek nesnenin, dik bir karşılaştırma sisteminin üç eksenine göre eğikliği değişen bir düzlem üzerindeki dik izdüşümü.
Eş ölçülü perspektif, gösterme düzlemi, üç karşılaştırma eksenine aynı eğiklikte olan, aksonometrik perspektif.
— Şehirc. Düz bir çizgi halinde uzanan anayol.
— ANSiKLL. Mat. ve G. santl. • Perspektifin ilkeleri. Perspektifte nesnelerin çizildiği yüzey, genellikle düzlem ve düşeydir. Bazen bu düzlem yüzey eğik (bazı mimarî resimler) veya yatay (tavan resimleri) olur; silindir biçiminde (panoramalar) ve küresel de (kubbeler) olabilir. Geometri bakımından perspektif, üç temel elemanı o-lan konik bir izdüşümdür: çizilecek nesne, levha ve seyirci. Düzlem, düşey ve saydam olduğu tasarlanan levha, nesne ile seyirci arasındadır; Seyirci bir düşey doğru ve bir tek göz olarak düşünülür, yer denilen yatay bir düzlem üzerinde durur. Işık ışınları, levhaya aktarılacak noktalardan çıkan doğrular olarak ele alınır. O halde bir noktanın perspektifi, bu noktadan çıkıp Seyircinin gözünden geçen ışık ışınının levha ile kesiştiği nokta olacaktır.
Bir nesnenin perspektifi (şekil 1), nesneye teğet ve tepesi göz olan konik bir yüzeyin levha ile arakesitidir. Nesnenin görünen çevresinin perspektifini veren bu kesitle iç noktaların perspektifini birleştirmek gerekir. Levha, kendisine dik ve gözden geçen biri yatay, öbürü düşey iki düzlemle kesilirse (şekil 2), UU’ ufuk çizgisi ile DD’ ana düşey elde edilir; bu iki doğrunun kesişme noktası N ana nokta’sim verir. Yerin levha ile arakesiti YÇ yer çizgisi’dit. Ana işin G gözünü N noktasıyle birleştiren doğru parçasıdır ve bunun ölçümü ana uzaklık’ı verir. Levhaya paralel bir doğruya «alın doğrusu» denir; bu doğrunun perspektifi kendisine paraleldir. Levhayı kesen bir doğruya «kaçan doğru» denir. (şekil 3). Bu doğrunun levhayı kestiği noktaya doğrunun levhadaki izi denir. Bir doğrunun kaçış noktası bu doğruya gözden çizilen paralelin levhayı kestiği noktayı bularak elde edilir. Bir doğrunun perspektifi, levhadaki izi ile kaçış noktasını birleştirerek gösterilir.
• Bu ilkelerden çıkan sonuçlar. Birbirine paralel olan doğruların kaçış noktası aynıdır. Yatay doğruların kaçış noktası UU’ ufuk çizgisi üzerinde bulunur. Levhaya dik doğruların kaçış noktaları N ana noktasındadır. Levha ile 45°’lik açı yapan yatay doğruların kaçış noktası UZ ve UZ’ uzaklıktaki noktalardadır (bu noktalar, GN ana uzaklığını, N noktasının her iki yanına uzatarak elde edilir). Bir düzlem, levhaya paralel ise buna «alın düzlemi» denir; bu düzlemin konumu, UZ ana uzaklığı ile gözün alını düzleminden UZ
uzaklığı olan A arasındaki •- oranıyle ” A “gösterilir; buna alın düzleminin ölçeği denir. Bir «kaçan düzlem» levhayı kesen düzlemdir; bunun levha ile kesişmesine düzlemin levhadaki izi denir; yer ile arakesiti de düzlemin yer izi’ni verir. Verilen düzleme (kaçış düzlemine) gözden paralel düzlem çizilirse, bu düzlemin levha ile arakesitine düzlemin kaçış çizgisi denir. Bu çizgi, düzlemdeki bütün doğruların kaçış noktalarının geometrik yeridir. Perspektifte bir düzlem, ya yer izinin perspektifi ve levhadaki izinin perspektifi, ya da yer izinin perspektifi ve kaçış çizgisinin perspektifiyle tanımlanır; ikinci usul daha çok kullanılır. Birbirine paralel bütün düzlemlerin kaçış çizgisi aynıdır; yatay düzlemlerin kaçış çizgisini UU’ ufuk çizgisi verir. Levhaya dik düşey düzlemlerin kaçış çizgileri DD’ ana düşeyidir. Levhaya dik bütün düzlemlerin (uç düzlemleri) kaçış çizgileri N noktasından geçer*
• Yerin bir noktasının perspektifi. Burada kullanılan metot, tasarı geometrinin izdüşümlerinden yararlanır. Şu halde, noktanın a, levhanın YÇ, gözün G yatay izdüşümleri verilir; YGÇ optik açısının 37°’yi geçmemesi gerekir; sonra YÇ’ye aa dikmesi inilir, YÇ ile 45°’lik bir açı yapan al ve N ana noktasının yatay izdüşümünü göstermek üzere YÇ’ye dik olan GN çizilir. Uzaklık noktalarının UZ ve UZ’ yatay izdüşümleri, UZN = UZ’ N = NG alınarak elde edilir.
Sonra düşey izdüşümleri gösterilir: a’, N’ ve tasarı geometrinin xy yer çizgisinden belli bir u uzaklığındaki UU’ ufuk çizgisi, öte yandan ilk taslağı çizmek üzere, yatay bir doğru üzerinde YÇ uzunluğu alınarak levhanın hazırlığına girişilir; levhanın yan kenarları, ÇX ve YX’ dikmeleri çıkılarak elde edilir. Sonra u ufuk yüksekliği alınarak UU’ gösterilir ve yatay izdüşümün ÇN doğru parçası taslak üzerinde UN’ye taşınır. UZ ve UZ’ noktaları GN = UZN UZ’N çizilerek elde edilir. Ça ve Çl apsisleri aynı şekilde taslak üzerine geçirilir, aa’ noktasının perspektifini elde etmek için, aa’nın levhadaki a izi N kaçış noktasıyle, 1 izi de la doğrusunun UZ kaçış noktasıyle birleştirilir. Bu iki doğrunun kesişme noktası, aâ noktasının perspektifi a”‘yü verir.
• Yüksekliklerin perspektifi. aa”nün üstüne (bk. Dik İzdüşüm) AV = m yüksekliğini taşımak için, taslak üzerinde ÇM = m alınıp MN ile ÇN birleştirilir. Sıra ile a”n yatay doğrusu, np düşey doğrusu, pA” yatay doğrusu ve A”a” düşey doğrusu çizilir. Aranan yükseklik, perspektifte AV yüksekliği olur, çünkü Pn ve A” a” düşey doğrularının perspektifle kısai-mış olduğu göz önünde tutulmak şartıyle MÇ — m — Nn = A’V'dür.
• Ana uzaklığın indirgenmesi. UZ ve UZ”-nün taslak dışma çıktığı tespit edilir; çizimi taslağın sınırlarına getirmek için NUZ veya NUZ’ ana aza kliği üçte birine indirilir, aynı işlem al doğru parçasına da uygulanır. (NUZ’nin ilk üçte biri solda, al’-in ilk üçte biri de Sağda bulunur.)
a/3 ve D/3 noktalarını birleştirerek a” noktası elde edilir.
• Levhanın büyütülmesi. Elde edilen perspektifler tasarı geometrinin izdüşümlerinden daha küçük olduğundan, levhanın büyütülmesi gerekir. Yandaki örnekte, üç kat büyütme yapılmıştır. Ana uzaklık da üç kat büyütülüp, sonra bunun üçte biri alındığından (çizimleri büyük levha içine düşürmek için) bu uzaklık değişmez; küçük levhanın UZ ve UZ’ noktaları, büyük levhadaki noktaların üçte bire indirgenmiş halini gösterir. Ayrıca desenin merkezini sıkışıklıktan kurtarmak için, 45°’lik doğruların çizimlerini çerçevenin kenarlarına kadar uzatmak gerekir. Bunun için, a” noktasını belirlemek yerine, n’ye tekabül eden nr noktası belirlenir; fakat NUZ küçük levhanın uzaklığına tekabül ettiğinden, al’in üç katı alınacağına C’l” = al = Çl’ alınması gerekir, a’” noktası a’N ile n”deki yatay doğrunun arakesitinde bulunur. Yükseklik Ç’M’ =.. 3ÇM = 3 m’dir. Bu yüksekliği a”"de almak için, n’p’ düşeyini çıkmak ye p”deki yatay doğruyu çizmek yeterlidir: bunun a”" de ki düşeyle arakesiti, A”nün A”"deki perspektifini verir. Bu durumda, uzaydaki AA’ noktasının konumu, üç koordinat eksenine getirilmiş olur ve bunlara ölçekler denir: Ç’Y’ genişlik ölçeği, Ç’N derinlik ölçeği, Ç’M’ yükseklik ölçeği. Uzaydaki bir noktanın perspektifinin çizilmesi bilinirse, herhangi bir düzlem şeklin veya hacmin perspektifini çizmek de kolaylaşır. Düzgün olmayan şekiller geometrik şekillerle çerçevelenir ve bu geometrik şekillerin perspektifi alınarak düzgün olmayan şekillerin perspektifleri kolaylıkla çizilir.
• Estetik perspektif. Sanatçılar, oldum olası geometrik perspektif kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmamışlardır; bu türden serbestliklere aykırılık denir. Optik aykırılık’laı çok sık görülür. Gerçekten de bir resmin önünde yer değiştirdiğimiz zaman ona değişik açılar altında bakmak zorunda kalırız. Sanatçının şekilleri, Sabit ve bir tek görüş noktasının Seçimine dayanan geometrik perspektif kuralı uyarınca çizmesi, resimde bazı kusurlu şekillerin bulunduğu duygusunu doğurabilir. Bu bakımdan meselâ, Raffaello’nun Atina Okulu adlı tablosunda Zerdüşt’ün tuttuğu küre, seyirci hangi noktadan bakarsa baksın tam bir yuvarlak olarak görülür; aynı şekilde Kana Şöleni’nde sütunların üst kısmını veren çizgiler, kompozisyonun sağında ve solunda bir kaçış noktasına yaklaşır, fakat matematik bakımmdan bu nokta çok yüksekte seçilmiştir. Tasvirî aykırılıklar, sanatçıya, nesnenin gözle görülen biçimine, zihnindeki görüntüleri katma imkânı verir: meselâ mısır sanatında olduğu gibi kısmen önden, kısmen yandan veya kübistlerin, Picasso’nun tablolarında ve ayrıca çocukların içgüdüsel resimlerinde olduğu gibi hem önden, hem yandan gösterilmiş figürler. Estetik aykırılıklar, sanatçıya, şekil bakımından birbirine eş ve uyumlu bir düzen içinde yerleştirilmiş figürlerle, uzay gerçeğini keyfî olarak ifade etme imkânı verir: meselâ, Raffaello’nun Atina Okulu’ndü, biçimde aynı fakat, kompozisyon içinde uzaklaştıkça küçülerek tekrarlanmış kemerle rdeki kurala aykırılık. Sanatçı, tablonun genel kompozisyondaki dengeyi bozabileceği düşüncesiyle, bazı kaçış çizgilerinin yönünü değiştirmiştir. Bazı alın çizgilerinden itibarî ve çok sayıda değişik kaçış noktasını belirtmek için kaçış çizgileri olarak yararlanmıştır.
Aynı aykırılıklar heykeltıraşlık ve mimarîde de görülür; ister yakından, ister uzaktan görülecek şekilde veya bir alınlığı, bir afrizi süslemek için yapılsın, bir heykel veya bir alçak kabartma, biçim, oylum ve hacim düzenlemesi bakımından büyük ayrılıklar gösterecektir; yunan revaklarının çoğunda bütün sütunlar birbirinin tam eşi değildir; özellikle sol veya sağ uçtaki sütunlar, güneşin doğrudan doğruya vurduğu yüzeyi daha dar gösterdiğini hesaplayan mimarlar tarafından bile bile ötekilerden daha kalın yontulmuştur. (L)PERRON (Oskar)
PERMÜTASYON
PERES (Joseph)
Halikarnassos
PENAY GONİ (Antonio)
PENAUD (Alphonse)
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)PENAS, PENATES
PENARROYA-PUEBLONUEVO
PENANG
PELSENEER (Paul)
PELOUSE, PELOUZE
PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM
PELOPS
PELLİOT (Paul)
Soğdca Orta Asya’da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil.PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA
— ANSiKL. Pellionia’mn çiçekleri iki evcikli, yaprakları kısa bir sapın ucunda çifttir. Asya’nın tropikal bölgelerinde yirmi beş kadar türü yetişir. Çinhindi’nde yetişen iki türü limonluklarda sarmaşık gibi yetiştirilir. (L)PELLİCO (Silvio)
Zengin bir ailenin yanında eğitmen oldu. Madam de Stael, Schlegel, Thorvaldsen ve Francesca da Rimini’yi İngilizceye çeviren Byron ile tanıştı. Milano’da çıkan İl Conciliatore gazetesinde romantizm üstüne birkaç makale yazdı. Carbonaro olabilmek için hangi şartları yerine getirmek gerektiğini soran bir mektubu postaya vermek ihtiyatsızlığında bulundu. Bu yüzden tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı (1820). 1822′de cezası on beş yıl ağır hapse çevrildi. Bu cezayı Spielberg’teki Brno hapishanesinde çekti. 1830′da aftan yararlandı, Torino’ya yerleşti. Le Mie PrigionVyi (Hapisteki Hayatım) [1832] yayımladı. Hapiste çektiği acıları dile getiren eserde, gençliğindeki hıristiyan inançlarına döndüğünü açıklar. O zamandan sonra liberal hareketler ve yurtseverlik hareketlerine karışmadı. Hayatının son yıllarında, Torino’da marki Barolo’nun yanında kütüphane memuru olarak çalıştı. (L)PELLİCAN, PELLİCİER
PELLİA, PELLİBRANCHİATA
PELLEW (Edward)
PELLETİER
PELLETİER (Pierre Joseph), fransız eczacısı (Paris 1788 – Clichy-la-Garenne, Seine 1842). Bertrand Pelletier’nin oğlu. Paris Yüksek Eczacılık okulunda tabiat tarihi profesörü (1825). önce reçineleri inceledi, 1817′de ipeka kökünden daha sonra «emetin» adiyle tanınan kusturucu maddeyi elde etti. Kolesterol üstündeki çalışmaları, Caventon ile verimli bir işbirîiğin başlangıcı oldu. Onunla birlikte striknin’i (1818), brusin’i (1819), veratrin’i, sevadik asiti ve kinin’i (1820) keşfetti. «Modern tedavinin en büyük keşfi» diye adlandırılan bü son keşfin ardından kinin sülfat’ın yapım usulünü buldu. 1832′de, J. Pelletier afyondan narsein ve tebain elde etti. (L)PELLETAN
PELLERİN,
PELLEGRİNO
PELLEGRİNİ
PELLİZZİ (Camillo)
PELLEGRİNİ (Carlos),
PELLEGRİNİ (Carlo)
PELLEGRA
PELLE (Maurice Cesar Joseph)
PELLAN (Alfred)
PELL A, PELLA, PELLAEA
PELL (John)
PELİT
PELISSİER (Aimable Jean Jacques)
PELİNDABA, PELİON
PELİKÜL, PELETİYERİN
anaları tarafından yarı sindirilmiş hazır besinlerle beslenir. (L) PELETIER
PELESENK
PELERİN DE MARİCOURT
PELERİN
Ansiklopedi Başlıklar
PELENG
PELEMİR
PELEMANS (Willem)
PELEİA, PELEİAS, Pelekamon
PELEE dağı
PELE
PELCL (Frantişek Martin)
PELAYO
PELAT
PELAVICINO veya PALLAVICINO
PELASGİOTİS, PELASGOS
PELARGONİK
PEKKANEN (Toivo)
PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK
PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME,
PEKİNUA
PEKİN Ördeği
PEK
PEJMÜRDE,PEJUH
Peixoto
PEİTHON
PEİSİSTRATOS
PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA
PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de)
Peirene çeşmesi