RESPİGHİ (Ottorino)

Tarih 29 Haziran 2009

RESPİGHİ (Ottorino), italyan bestecisi (Bologna 1879-Roma 1936). Bologna’da Martucci’den, Petersburg’da Rimskiy-Korsakov’dan, Berlin’de Max Bruch’tan ders gördü.

Roma konservatuvarında beste öğretmenliği (1923) ve müdürlük (1923-1925) yaptı, daha sonra Santa Cecilia akademisinin Yüksek Bestecilik kursunun başına geçirildi. Ro­ma manzaralarından veya sanat eserlerinden ilham alarak yazdığı senfonik şiirlerinde, fransız izlenimcilerinin, rus bestecilerinin ve Strauss’un etkisinde kaldı. Arkaik mü­ziğe düşkündü, plenşan’ı örnek alarak yaz­dığı da oldu. Çok sayıdaki eserleri arasın­da ses müziği olarak, şarkı ve piyano için elli kadar melodi (Nebbie, Nevicata, Stornellatrice [1906]; Liriche, 4 Rispetti Toscani, [1914]; Deita Silvane), şarkı ve or­kestra için melodiler, korolu eserler (La Primavera [İlkbahar], 1923; 4 Canzoni Scozzesi, 1926; Landa per la Nativita del Signore [İsa'nın Doğuşu İçin Şükran], 1931) var­dır.

Oda müziği türünde re majör bir dört­lü (1907) ve Quartetto Dorico, piyano ve ke­man için si minör bir sonat (1916-1917), 3 Preludi Sopra Melodie Gregoirane per Piano (Gregoryen Melodileri İçin Üç Piyano Prelüdü) [1921] yazdı. Senfonik eserleri: Le Fontane di Roma (Roma Çeşmeleri) [1916] adlı senfonik şiir, Antiche Danze e Arie per Liuto adlı üç seri (1918, 1923, 1932), keman ve orkestra için Gregoryen Konçertosu (1921), i Pini di Roma (Roma’nın Çamları) adlı senfonik şiir, piyano ve orkestra için Concerto in Modo Misolidio (1925), Vetrate di Chiesa (senfonik şiir, 1926 -1927), Trittico Botticelliano (1927), Gli Uc-celli (Kuşlar) [süit, 1928], Feste Romane (Roma Şenlikleri) [senfonik şiir, 1928], piya­no ve orkestra için Toccata, impressioni Brasiliane (Brezilya’dan İzlenimler) [1931] adlı senfonik şiir, Metamorphoseon XII Modi (tema ve çeşitlemeler, 1931), son ola­rak piyano ve oda orkestrası için bir Con­certo a Cinque (1934),

Respighi ayrıca dra­matik eserler de besteledi: Re Enzo (Kral Enzo) [operakomik, 1905], Semirama (lirik trajedi, 1910), La Boutique Fantasque (Rossini’nin temaları üstüne bale, 1917-1918), Belfagor (müzikli komedi, 1923), La Campana Sommersa (opera, 1927), Belkıs (koreografik eylem, 1932), Maria Egiziaca (dinî tiyatro 1932), La Fiamma (Alev) [1934] ve Lucrezia (1937) operaları. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESPİGHİ (Ottorino) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RELLSTAB (Ludwig)

Tarih 27 Haziran 2009

RELLSTAB (Ludwig), alman müzikbilimcisi ve yazarı (Berlin 1799-ay.y. 1860).

Gaze­te ve dergilerde tenkitler yazdı ve birkaç kitap yayımladı. Bu kitaplar arasında özel­likle Aus Meinem Leben (Hayatımdan) [1891] anılmağa değer. (M)

RELÜKTANS i. (fr. reluetance). Fiz. Bk. MAGNETİK direnç.

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RELLSTAB (Ludwig) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİSSMANN (August)

Tarih 27 Haziran 2009

REİSSMANN (August), alman bestecisi ve müzik bilgini (Frankenstein 1825 – Berlin 1903).

Breslau’da okudu, önce Berlin konservatuvarında, sonra Leipzig üniversitesin­de ve Wiesbaden’de müzik tarihi okuttu. Oda ve tiyatro müziği parçaları besteledi; müzikle ilgili birçok eser yazdı: Allgemeine Geschichte der Musik (Genel Müzik Ta­rihi) [3 cilt, 1863-1864]. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİSSMANN (August) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENK veya RENG

Tarih 27 Haziran 2009

RENK veya RENG i. (fars. reng). Işığın, kendi öz yapısına veya cisimler tarafından yayılma şekline bağlı olarak göz üzerinde yaptığı etki: Hakikatte annecikler altın sa­rısı ve gök mavisinden başka renklerde de olabilirdi (R.N. Güntekin).

Sonra dizler­den aşağıya çizmelerin üstüne dökülen, açık gümüş renginde bir çerkes mantosu yap­tırdım (Ş.S. Aydemir). Bak! Dünya renk­ler içinde! // Bu güzel dünya içinde (O. V. Kanık). // Mec. Görünüş, tarz, şekil: «Hüsn-ü Aşk» devrin edebi hayatına yeni bir renk, yeni bir çeşni getirmiştir (N. A-raz). Pek rengine aldanma felek eski felek­tir; // Zira feleğin meşreb-i nâsazı dönektir (Ziya Paşa). // Esk. Hile, oyun, düzen: Bülbül-i surideve güller acep renk ettiler (Ba­ki).

— ÇEŞ. DEY. Renk almak, yeni bir renk kazanmak: Mavimsi bir renk aldı. // Renk cümbüşü, değişik renklerin oluşturduğu ka­rışım: Yalnız renk cümbüşünü değil, siyah beyazı öyle hünerle kaynaştırır ki (Y. Z. Ortaç). || Renk vermek (veya katmak), ne­şeli ve canlı bir özellik kazandırmak: Onun gelişi bu toplantılara bir başka renk verdi. // Renk vermemek (veya rengini belli et­memek), duygu veya düşüncesini saklamak, açığa vurmamak: Çok korkmasına rağmen renk vermedi. || Rengi atmak (kaçmak ve­ya uçmak), solmak: Elbisenin rengi attı. Korku, heyecan v.b. durumlarda benzi sa­rarmak: Hatçe’nin rengi attı (Yaşar Ke­mal).

|| Rengi çalık, solmuş, solgun. || Ren­gi çalmak, renk bakımından benzemek: Ren­gi sarıya çalıyor. || Rengi değişmek, eski durumunu yitirip yeni bir nitelik ve an­lam kazanmak: Sizi uzun, ince vücudunuz­la, menekşe gözlerinizle karşımda görünce her şeyin vengi değişti
(R. N. Güntekin). || Rengi tutmak (veya uymak), renk ton­ları birbirine benzemek: Bu iki kumaşın rengi birbirini tutuyor. \\ Renkten renge girmek, çek utanarak kızarıp bozarmak, sıkılmak: Nuri efendi renkten renge gi­rerek: — Ne oldu anne, çabuk söyle (H. R. Gürpınar).

— Esk. Reng-âmiz, renk renk, çeşitli renk­lerde: Ekseri rengâmiz şal ve harirden serbendler sarınıp… (Naima). || Reng-âver, hileci, düzenci, dalavereci.
— Bot. Bitkilerin renkleri. Bk. ANSiKL.

— Boyacılık. Çevre renkleri, belirli bir yerin değişik yüzeylerine görüş rahatlığını sağlamak amacıyle vurulan, genellikle bo­yalar aracılığıyle elde edilen renk. || Görevsel renkler, belirli bir çalışma yerinin değişik yüzeylerine, çalışanların görüş ra­hatlığını arttırmak, yorgunluklarının azalmasına katkıda bulunmak ve üretimlerinin verimini çoğaltmak amacıyle vurulan ve genellikle boyalar aracılığıyle elde edilen renk. // İşaret veya güvenlik renkleri, ça­lışma yerlerinde, değişik yüzeylere, çalı­şanların dikkatini belirli tehlikelere çek­mek, gidiş-geliş yollarını göstermek ve özellikle güvenlik aracılığıyle elde edilen renk. Bk. ANSiKL.

— Ed. ve G. santl. Yerel renk, bir mille­tin, bir dönemin medeniyetini, orijinal ni­teliklerini hatırlatmağa yarayan kavramlar bütünü. Bk. ANSiKL.

— Kim. Renk giderici, bazı maddelerin rengini kaybetme özelliği taşıyan kimyasal madde. (Bu renk giderme, ya boyarmad-denin soğurulmasından [hayvanî kömür] ya da bir redoks tepkimesinden [renk gi­derici klorürler] ileri gelir.)
— Metalürji. Meneviş ve tav renkleri, ısıt­ma sırasında çelik parçaların aldığı deği­şik renk tonları. Bk. ANSiKL.
— Mus. Rengi dil, türk musikisinde bir makam. Bk. ANSiKL.
— Opt. Bk. ANSİKL.

— Oyun. İskambil kâğıtları üzerindeki dört değişik işaret; genel olarak iki renkten mey­dana gelir: kırmızı ve siyah (sinek, karo, kör, pik). i| Renge oynamak, rulette, kır­mızı veya siyaha para basmak.
Petr. Bk. ANSiKL.
— Res. Renklerin bir tablo içindeki dağı­lımı, renk uyumu: Rubens’in, Tiziano’nun, Claude Lorraine’in rengi. Bk. ANSiKL.
— Sanay. Renk giderme, işlenmiş ürünü istenen renge getirebilmek için, bir ürün­deki tabiî pigmentlerin veya renkli ayrış­ma maddelerinin yok edilmesi. Bk. AN­SiKL.
— Teknol. Ana renk, boyacılıkta, diğer renklerin tür ediği renkler.

— Tekst. Renk sağlamlığı, bir kumaş bo­yasının çeşitli etkinlere dayanma niteliği. (Tekstil boyalarının renk sağlamlıkları çe­şitli usullerle denenmiş ve her boyanın ışı­ğa, suya, asitlere, deterjanlara, dinklemeye deniz suyuna v.b.lerine karşı direnci ayrı rakamlarla belirtilmiştir.) || Sağlam renk, zamanla solmayan renk. || Zayıf renk, ku­maş üzerinde iyi tutunmayan ve kullanıldıkça veya yıkandıkça solan renk.

— ANSiKL. Bot. Bitkilerin renkleri. Bitki­lerde klorofilden ileri gelen yeşil renkten başka, en çok renkli olan kısımlar üreme or­ganlarıdır (çiçek ve meyve).
Bununla beraber, yaprak ve sap gibi di­ğer organlarda ve asalaklı kısımlarda deği­şik renklere rastlanabilir (begonia rex, co-leus, firfiri kayın ve bazı mazılar).
Yaprak tamamen düşmeden önce klorofil kaybolur, sarı ve kırmızı gibi diğer boya­lar ortaya çıkar ve ormanlara sonbahar rengini verir.

Suyosunlarının rengi doğrudan doğruya bunların su altında yaşadığı derinlikle il­gilidir ve sınıflandırılmalarına esas teşkil eder. Mantar sporlarının rengi çok önem­li bir özelliktir. Sporlar beyaz, pembe, es­mer ve siyah olur.

— Boyacılık, ön planda oynadığı estetik rol dolayısıyle, bir boya tabakasının ren­gi, kullanan için temel bir nitelik taşır. Buradan bir boya fabrikasında çalışan renk uzmanının yaptığı işin önemi anla­şılabilir. Bu kişinin görevi, firmanın imal ettiği temel renklerinden meydana ge­len paleti ortaya çıkarmak ve sözü geçen renklere karşıt renkler bularak, bunları, mümkün olduğu kadar mükemmel bir ya­pım düzgünlüğü içinde, çeşitli hammadde­leri kesin sınırlarla tanımlanan oranlarda kullanarak, istek üzerine imal etmektir.

Bir kuru tabakanın rengi (az veya çok parıltılı), katı maddelerin (doku boyası ve yüküm maddeleri) ezilme inceliğine, katı maddelerin kendilerine has niteliklerine (boyama, kaplama), asıltı ortamının renk ve tabiatına bağlıdır. Renklerin nispî öl­çüleri, laboratuvarlarda değişik modeller­deki renkölçerler yardımıyle yapılmaktadır.

— Ed. Resim terimlerinden olan yerel renk deyimi, ancak romantik devirde tiyatro üs­tüne, yapılan tartışmalar sırasında edebî bir anlam kazandı (1809′dan sonra B. Cons-tant’da: Reflexions Sur la Tragedie de Wallstein [Wallstein Trajedisi üstüne Dü­şünceler]). Saint-Evremond veya Racine’de (Bafazet’nin önsözü), daha sonra Volltaire’-de trajedilerin sahneye konuşu sırasında eski töreleri doğru olarak yansıtma kay­gısı varsa da Chateaubriand’ın (Les Martyrs [Din Şehitleri]), W. Scott’un yazdığı romanların ve tarihçilerin yaptığı (A. Thierry, Michelet) çalışmaların etkileriyle me­deniyetler veya tarih devirleri arasındaki farkların modern anlamda kesinlikle belir­lenmesi için XIX. yy.ı beklemek gerekir. Romantik dramın tutkularından biri, geç­mişin gerçeğe uygun bir tablosunu çizmek­ti; kişilerin psikolojisinde olduğu kadar töre veya dekorun çizilmesinde de (Cromwell’in önsözü) yerel renge uymak gerekir­di.

Bu tarihten sonra dramatik gerçeğin en eski şartlarından biri haline gelen ye­rel renk, aynı zamanda tarihî veya egzo­tik romanın ve tasvirî veya epik şiirin (Leconte de Lisle’in Poemes Antiques [Es­kiçağ Şiirleri], V. Hugo’nun La Leğende des Siecles [Yüzyılların Efsanesi] adlı e-serleri) başlıca çekici yanı oldu. Günü­müzde bir kavram, üstünde uzun süredir tartışılmasına rağmen edebiyat sanatının temel unsurlarından biri olarak ortaya çı­kar; bu unsurlar, yazarlara göre, bazen insanın farklı yanlarını, bazen de tersine bütün insanlıkta ortak olan bazı özellik­lerin, görüntülerin dışında süreliliğin de­ğerini ortaya koyar.

— Metalürji. Bir fırında veya bir demirci ocağında, hava temasında tedricî olarak ısıtılan bir çelik veya demir lama, sıcak­lık yükseldikçe, meneviş renkleri denilen aşağıdaki renk tonlarını alır: 260°C’ta açık saman sarısı; 280°C’ta saman sarısı; 300°C’ta kehribar rengi; 305°C’ta kahverengi; 310°C’ta güvercin boynu; 320°C’ta mavi; 336°C’ta gri-mavi; 350°C’ta yeşil;
360°C’ta gümüşî gri; 400°C’ta kurşunî. Bu meneviş renkleri donuktur.

Isıtmaya devam edilirse, bir süre sonra, tav renkleri denilen aşağıdaki renk tonları elde edilir: 570°C’ta koyu kırmızı; 635°C’ta koyu ki­raz kırmızısı; 746°C’ta kiraz kırmızısı; 843°C’ta açık kiraz kırmızısı; 900°C’ta tu­runcu; 940°C’ta açık turuncu; 996°C’ta sa­rı; 1080°C’ta açık sarı; 1200°C’ta beyaz. Demirciler eskiden, çeliklerin sıcaklık de­recesini anlamak için bu renk değişimlerinden yararlanırlardı. Bugün sanayide, yüksek sıcaklıklarn ölçülmesine yarayan çok hassas âletler vardır.

— Mus. Rengi dil, neveser birleşik maka­mının acemaşiran – fa perdesindeki şeddidir. Güçlüsü, beşinci derece olan çargâh -do perde sidir. Donanıma si ve mi koma ( d ), la ve re bakiye ( b ) bemolleri konulur. Seyri, inici çıkıcıdır. Dizisinde nisebi şe­rife sayısı 6 olduğu için gizli mütenafirdir. Orta sekizlideki sesleri peşten tize doğ­ru, acemaşiran, rast, zengüle, segah, çargâh, hicaz, dikhisar ve acem tertibindedir. Bu makama örnek olarak Halis Beyin Yü­rük Semai’si, Sadettin Arel’in iki Saz Semai’si, iki Durak’ı ve iki Gazel’i gösteri­lebilir.

— Opt. Bazı eskiçağ düşünürlerinin san­dıkları gibi renk, cisimlerin özgül ve mad­desel özelliklerinden biri değildir. Cisim­lerin kendilerini aydınlatan ışığa göre renk değiştirdiğini Epikuros daha o zamanlar fark etmiş ve buradan, cisimlerin kendilik­lerinden renkli olmadıkları sonucuna var­mıştı. Descartes ve Böyle da bu görüşe katılmışlar, fakat renk teorisi ilk defa Newton tarafından, Optik inceleme (Opticus) adlı kitabında açıklanmıştır. Güneş ışığı karmaşıktır; dalga boyları ve kırılma indisleri farklı sonsuz sayıda ışınımdan meydana gelir; bu durum, güneş ışığını bir prizmadan geçirerek elde edilen güneş tayfı’nın analizinde kolayca görülebilir. Newton güneş tayfında yedi renk ayırt etti: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu, kırmızı. Gerçekte, bir renkten öbürüne ge­çiş, ara ışınımlar sayesinde fark edilmez bile.

Demek ki, bu ışınımların tümünü alan bir yüzey hepsini olduğu gibi yansıtırsa, söz konusu yüzey beyaz’dır denir; fakat bir kısmını yutup, yalnız geri kalanları yansı­tırsa, yansıyan ışınımların birleşmesinden doğan bir renklenme ortaya çıkar. Siyah cisimler ise, gelen ışığın hepsini yutar. Kır­mızı bir cismin rengi kırmızılar hariç bü­tün ışınımları yutarak alıkoymasından ve­ya hiç değilse, öbür ışınımları kırmızılar­dan daha büyük oranda yutmasından ileri gelir.

Eğer bütün ışınımlar eşit oranlarda yutu-lursa, cisim gri gözükür. Şu halde renk, maddenin ışık üzerine et­kime tarzından başka bir şey değildir ve­ya Tyndall’ın ifadesine göre ışığın uğradı­ğı işlem’in sonucudur. Çeşitli ışık kaynak­ları farklı ışınımlar yaydığına göre bir cis­min rengi kendisini aydınlatan ışık kayna-ğıyle değişir. Meselâ nesnelerin gün ışı­ğında ve elektrik ışığında değişik renkte görünmesi bundan ileri gelir. Mavi bir nesne karanlık bir odada bir mum ışığıyle aydınlatılırsa, mavi olarak değil de sol­gun beyaz bir renkte gözükür. Sarı sod­yum ışığı tutulan insan çehreleri, ölü yü­zü gibi kirli-sarı bir renk alır. Saydam cisimlerin, sadece bazı ışınımları geçiren filtre rolü oynaması da. bu yüzden­dir ve yayılan ışığın rengi, cisimden geçen ışınımlara bağlıdır.

Basit, bileşik, tamamlayıcı renkler. Basit renkler, her biri ayrı bir frekans veya ay­rı bir dalga boyu ile belirlenen tayf ışı­nımlarıdır; bu ışınımların dalga boyu 0,4 mikron (mor) ile 0,8 mikron (kırmızı) ara­sında değişir. Basit renkler ikinci bir priz­madan geçerken yeniden ayrışmazlar. Bir­birleriyle birleşerek, bileşik renkler deni­len çeşitli renkleri verirler. Karıştıkları za­man beyaz hissini uyandıran renklere de tamamlayıcı renkler denir. Helmholtz, fark­lı ışınımlar aynı yerde kesişecek şekilde birçok tayfı üst üste getirerek, birçok ren­gin karışmasından elde edilen rengi ince­lemişti. Newton ise özel bir âlet kullanı­yordu (renk çemberi), ikişer ikişer grup­laşmış tamamlayıcı basit renkler şunlardır: mor, yeşilimsi sarı; lâcivert, sarı; mavi, tu­runcu; yeşilimsi mavi, kırmızı.

Renk kontrastları. Yan yana gelmiş iki renk karşılıklı olarak birbirini etkiler. Chevreul, iki renkli bandı yan yana koya­rak yaptığı deneylerden şu sonuçlara var­dı:
1. renklerden her birinin tonu, öbürü­nün tamamlayıcı rengiyle karışarak deği­şir;
2. yan yana konan renkler tamamla­yıcı renklerse, her biri daha canlı ve saf görünür;
3. bir renk beyazın veya siyahın yanına getirilirse, tamamlayıcı renginde bir haleyle çevriliymiş hissini verir ve daha canlı görünür;
4. iki renk arasında belli bir mesafe bulunsa bile, yine aynı etkiler az da olsa meydana gelir. Gölgelerin rengi bu yoldan açıklanabilir: bir mumun (alevi kırmızı-turuncudur) ver­diği gölge maviye çalar.
Ressamların iyi bildiği bu özellikler, yeni-izlenimcilik a-kımına temel olmuştur. Kuvvetli bir ışıkla aydınlatılmış renkli bir nesneye dikkatle baktıktan sonra, bütün öbür nesnelerin bel­li bir süre, ilk nesnenin tamamlayıcı ren­giyle değişikliğe uğramış renkte görülme­si olayına art arda kontrastlar denir. Renk gamı. Renklerin de tıpkı sesler gibi bir gamı, yani tabiatın verdiği bir bağıntı dü­zeni vardır. Bu gamda prizmanın yedi ren­gi yer alır: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sa­rı, turuncu ve kırmızı. Bu yedi renk ara­sında ana renk kabul edilebilecek üç renk vardır; bunlar sarı, kırmızı ve mavidir. Resim dilinde her renk bir ton olarak ad­landırılır. Kendi temel tonunun çevresin­de toplanmış tonların hepsine birden ton yelpazesi denir. Gam, müzikte neyse re­simde de odur; yani yedi tonun kendilerine has bir sıra ve bağıntı içinde biraraya gel­mesidir. Bu gam, kendi bileşim yönünden değilse bile, tonların açıklık-koyuluk dere­celeri veya tonların yan yana getirilmesiy­le elde edilebilen renk bileşimleri yönün­den sonsuza kadar değişebilir. Girişim renkleri. Bk. GİRİŞİM.

— Petr. Renk, rafine edilmiş petrol ürün­lerinin en önemli niteliklerinden biridir; ürünün içindeki yabancı maddelerin varlığı en kolay şekilde renginden anlaşılır. Nitekim özel benzinler, tıpta kullanılan yağlar ve ba­zı kerozenler «su beyazı» yani su gibi duru olmalıdır; dizel yağı uçuk sarı, yağlama yağ­ları biraz daha koyu sarı renkte olursa kalitelidir. Buna karşılık, hidrokarbonlu ya­kıtların çoğu, kolayca tanmabilmesi için sunî olarak boyanır. Petrol ürünlerinin ren­gi, bir renkölçerle tespit edilir.

— Res. Renklerden yararlanabilmek için değişik renklere özgü ışıldama yeteneği­ni göz önünde bulundurmak gerekir. Bu renklerden bazıları, bitişik tonlara bula­şacak bir ışın saçımı gücüne sahiptir. Mavi, diğer renklerden daha çok, komşu renklerle aynı titreşime girerek onların rengini bozar; kırmızının yanında ise bu rengi morlaştırır; sarının yanında ise yeşilleştirir; beyazın yanında renklenmesini sağlar. Gözümüz en fazla mavi karşısın­da hassastır. Göz, mavi ton serisi içinde 1/205′ten 1/288′e kadar varan bir ışık şid­deti farkını algılayabilir, oysa kırmızı için bu ışık şiddeti farkı, 1/16′dan 1/70′e kadar­dır. Bu durumda kırmızının derecelenme­leri, mavininkine oranla daha az görülebi­lir niteliktedir. Gerçekten de, aydınlığın artmasıyle meydana gelen göz kamaşması mavide, kırmızıdan daha çoktur. Şüphesiz bu renk özellikleri, bir hareketten edindiğimiz duyuma benzettiğimiz duyumların kaynağını meydana getirir. Renkler, bizde bir mekanizma etkisi yaratır; ilerler veya geriler. Soğuk renkler (maviden mora kadar olan seri) ilerler; sıcak renkler (kır­mızıdan yeşile kadar olan seri) geriler. Pilinius, «neşeli» renkleri, «ağır başlı» renk gruplardan ayırıyordu. Goethe, renk grup­larını «olumlu» ve «olumsuz» olarak, Fechner «etken» ve «kabul eden» olarak sınıflamıştı. Renklerin bu mekanizması, göz­de bir üçüncü boyut etkisi yaratacak kadar tesirlidir ve renkli bölümlerinin değiştiril­mesiyle bir kompozisyonu değişikliğe uğrat­mak mümkündür.

Tonlar, aynı çarpma gücüne sahip değil­dir; etkilen niceliklerine bağlıdır. Eşdengede bir duyum yaratabilmek için, sa­rı bir yüzeyin, dengelemek istediği kırmı­zı yüzeyden üçte bir oranında daha fazla alan kaplaması gerekir. Charles Henry, sa­rının asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 27 katının duyumuna eşit bir duyum ya­ratmak için, mavinin asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 100 katının gerektiğini hesaplamıştır, öyleyse verici kaynağın bo­yutları, doygunluğun temel unsurudur. Baş­ka bir deyimle, geniş bir mavi yüzey, ay­nı maviye sahip daha küçük bir yüzeyden daha mavidir. Aynı şekilde hava perspek­tifi meselesi de doygunluk meselesine bağ­lıdır.

Alacalı bir nesneden meselâ renkli bir örnek kartından yavaş yavaş uzaklaşılırsa, kartın üzerindeki lekeler, kimlik­lerini kaybedinceye kadar gittikçe ufalan görüntüler sunarak yavaş yavaş daralır ve birbirleri üstüne taşar. Oysa böyle bir ör­nek kartında, birçok unsurun tamamlayıcı renklere sahip olmaması imkânsızdır; öy­leyse bunlar birbirini ortadan kaldıracak­tır; başlangıçtaki alacalılık, tamamlayıcı renklere sahip olduğu oranda çeşitliliğin­den kaybedecek ve lekeler ne kadar dara bu kayıp o kadar tam ve çabuk ola­caktır. Buradan, dekoratörlerin sanatı ba­kımından önemli bir sonuç çıkarılabilir. Bu sonuç uzaktan kimliklerini ve tonlarını koruyan yüzeylerin, sadece tek renkli yü­zeyler olduğudur. Ayrıca titreşimleri ya­yan yüzeyin düz ve parlak olması gerekir. Aksi halde ışık, maden, kil veya kumaş gibi çoktaneli bir yüzeye çarparsa, renkli ışımalar, düzensiz bir şekilde dizilmiş pek çok küçük yüzeyden önemli miktarda sap­tırılacak; istenilen tarafa değil, bu sayı­sız yansıtıcı tarafından her yöne gönderi­lecek ve yansıyan ışınlar, değerlerini dü­şüren küçük gölgeler yüzünden zayıflaya­caktır. Gerçekte de, rengin değeri saf renge karıştırılmış beyaz ve siyah renk vasıtasıyle tedricen belirlenen sapmadır. Be­yazın etkisi altında buna, «yıkanmış» ve­ya «kopmuş», siyahın etkisi altında ise «indirilmiş» denir. Değer, bir renk karışı­mını ifade eden «nüans»tan farklıdır. An­cak, bu tanımlamalar renklerin temel fenomenolojilerine değil, kullanılmalarına ait­tir.

Bununla birlikte, bir cisim tarafından yan­sıtılan belli bir tayf parçası ve enerjinin geçici bir durumu olan ve insan gözleri gibi değişken organizmalar tarafından al­gılanan renk, hiç olmazsa yaklaşık olarak tanımlanabilir. Fizik analiz bile, fizikçiler ve kimyacılar tarafından olduğu kadar, ressamlar, boyamacılar ve boyacılar tara­fından da kabul edilen (1671 Colbert yö­netmeliği ve eski korporatif tüzükleri) ge­nel terimlere dayanmaktadır. Bu genel ka­bullerin, bir temel renk üçlemesini (mavi, kırmızı ve sarı) varsaymaları dikkat çeki­cidir.

Bu renklerin iki, üç v.b. yanlı bile­şimleri çok geniş bir ton türemesini sağ­lar. Renklerin kullanılmasını düzenleyen sistemler de aynı şekilde bir üçleme üze­rine kurulmuşlardır. Delacroix kendine, her biri üç temel renkle ayrılmış, 120 dere­celik üç kısma bölünen çember şeklinde bir kadran yapmıştı. Çemberin bu üç par­çasından her biri iki yanlı bir tonla ikiye ayrılıyor ve böylece meydana gelen bö­lümler de bileşik tonlarla bölünüyordu, üstat bu yolla, tam karşıtlığı yani, tamamlayıcı renkleri bulmasını sağlayan gü­venilir kılavuzlar elde etmiş oluyordu. Chevreul’ün Gobbelins halı yapım evleri için yaptığı renk çemberinde de aynı ilke uygu­lanıyordu; üç parçadan her biri, kavuniçi, erguvan ve yeşille ve üçüncü bileşimlerle 720 bölüme ayrılıyordu. Diğer yandan çember, siyahın on değeriyle art arda in­dirilmiş on eşmerkezli bölgeye ayrılıyor­du. Bilgin bu yolla, 14 400 ton elde ediyor­du. Ama bu rakamın sınırlı olmasından başka, Chevreul’ün sisteminde bazı renk­lere hiç yer de verilmemişti. Chevreul, bunları nitens diye adlandırmıştır. Charles Henry ise, bir tondan diğerine geçiş bö­lümlerinden meydana gelen bir renk çem­beri üstünde kullanılabilir bir «estetik ileti­ci» yaptı. Fakat bütün bu kullanma metot­ları boyayıcı maddeler’e uygulanmıştır ve renkli ışıklar fenomenolojisi ile ilgili de­ğildir.

Gerçekte, ressamın üç temel rengi, fizik­çinin temel renkleri değildir. Göz siniri, kırmızı, yeşil ve morun yani görüntünün temel bölümlerinin uyandırdığı duyumu iletir. Gerçekte, Young’ı ve sonra Helmholtz’u bu sonuca götüren analizler, daha sonra, morun yerine maviyi koyan Maxwell tarafından kabul edilmemiştir. Hering, kırmızı, yeşil, sarı ve maviden mey­dana gelen dört temel renk kabul etmekte ve böylelikle Leonarda da Vinci’nin opti­ğine katılmaktadır. Renk etkileri, insan ağtabakasının dört konisi tarafından alın­dığına göre, organın bazen bir alanı, ba­zen diğer bir alanı dış uyartıdan etkilen­mektedir.

Işık şiddetinin en çok olduğu kadar en az bulunduğu sırada da gözün, ba­zı önemli farkları algılayamaması yaptığı değerlendirmelerin kesin olmayışını yeterin­ce açıklamaktadır. Çok aydınlık olduğu zaman nesneler bize çok açık, buna karşı­lık, loş ışıkta nesneler en koyu olanlar ka­dar koyu gözükmektedir. Gözümüzde, doy­gunluk ışıklılığa bağlanmaktadır. Rengin bu gücü duyarlığımız üzerinde bü­yük etki yapmaktadır: renk canlı varlıkla­rın fizyolojisini bile şartlandırır, insan, renklerin psiko-fizyolojik etkilerini duy­maktadır: mavi bir ortam yatıştırıcı, kır­mızı bir ortam dürtücüdür. Bazı çizgisel üstünlüklere sahip oldukları zaman renk­ler, yasaklayıcı veya güç arttırıcıdır. Charles Henry renklerin «zevk veya engel­leme duygusu» uyandırdığını söylemekte­dir. Konuşma dili, renklerin bu özelliğini «kaçıcı» tonlar ve «çekici» tonlar ayırımını yaparak belirtir.
Bu deneysel görüşler üstüne bir doktrin kurmak mümkündür.

Goethe kendiliğinden, morla sevinç fikrini, kırmızıyle güç fikri­ni, koyu mavi ile sükûn ve soğukluk fik­rini birleştirirken ve yeşile çekicilik fik­rini, canlı sarıya gülünç fikrini, açık sa­rıya soyluluk fikrini bağladığı zaman ger­çeği ortaya koyuyordu. Aynı şey çağlar boyunca ve yerlere göre, değişik renkle­re atfedilen ve genellikle çelişen anlamlar için de geçerlidir. Ortaçağda sarı lânet­lilerin, yeşil âşıkların rengi değil midir? Rimbaud’nun sonesinde renklere bağlanmış seslilerin sembolizmi sadece edebî bir bu­luştur. Buna karşılık, tedavi ve koruma alanında gerçek bir renk kullanma tekniği uygulanmıştır. Daha 1913′te, bir fransız he­kimleri meclisi, hastahane salonları duvarlarının, bölümlerine uygun olarak boyanma­sını öğütlemekteydi: «coşkunlar için mor, umutsuzlar için kırmızı, ağır kanlılar için sarı»; aynı zamanda okulların yeşile, kış­laların kavuniçiye boyanmasını da tavsiye etmekteydi.

Sanayi bugün renklerin özel­liklerinden, gerek işçilerin dikkatlerini ko­laylaştırıp yorgunluklarını azaltmak, ge­rekse her türlü tehlikeyi işaret ederek ka­zaları önleyebilmek amacıyle yararlanmaktadır. Ford fabrikalarında önlerinden ateşler fırlayan madenî parçalar, yanan gazin mavisinin karşıtlık yapabilmesi için kavuniçiye boyanmıştır. Bazı renkler, bu­gün, işaret olarak evrensel bir uygulama görmektedir: sarı şeritler mekanik bir teh­likeyi, kavuniçi şeritler termik bir tehlikeyi belirtmekte; yeşil haç yardım istasyonunu, canlı kırmızı bir fon yangın malzemesini işaret etmekte, mavi şekiller dikkat çek­mek için kullanılmaktadır. Renk kullanıl­masının kurallara bağlanmasından bu ya­na, iş kazalarında hafif bir azalış ve ve­rimde büyük bir artış kaydedilmiştir. Di­ğer yandan mimarî, kendi yönünden, renk­leri sadece zevklerin tatmini için değil fakat aynı zamanda, psiko-teknik amaçla da kullanılmaktadır.

— Sanay. Yağlı maddelerin bileşiminde, üretim sırasında hammaddeye uygulanan aşırı ısıtmanın etkisiyle meydana gelen renkli maddeler bulunur. Renk giderme, ya renk açıcı topraklar veya etkinleştirilmiş kömür üzerine soğurma ya da kimya­sal etki (karbonlaştırma, yükseltgeme veya
indirgeme) yoluyle uygulanır. Yemeklik yağlar için özellikle yüze soğurma metot­larından yararlanılır; katı ve sıvı sanayi yağları, özellikle donyağlar için sodyum klorit kullanılması hızla yayılmaktadır. Tekstil sanayiinde, gerek kumaşları beyaz­latmak, gerek kendisi renksiz olduğu halde yabancı maddelerle kirlenmiş organik eri­yikleri arıtmak için renk giderme etkenle­rine başvurulur. Bk. BEYAZLATMA, RAFİNERİ.

Basmacılıkta, bazı desenler renk gidermey­le elde edilir; top halinde tek renk boyan­mış bir kumaşa, buharlaşma sırasında el­yafa zarar vermeden boyarmaddeyi yok eden renk sökücü bir karışımla desen ve­rilir. Böylece renkli fon üzerinde beyaz bir desen elde edilir.
Renk sökücü olarak ya yükseltgen (potas­yum veya sodyum klorat, hipokloritler, nit­ratlar v.b.) ya da indirgen maddeler (çin­ko klorür, glikoz, sodyum hidrosülfit) kul­lanılır. Işık da renk giderici olarak etki eder; özellikle anilin türünden boyarmaddelerle elde edilmiş renkler üstünde etki­lidir. Sülfüröz asit de çok etkili bir renk gidericidir.

Petrol ürünlerinin rengini gidermekte, ya sülfürik asit, ya da genellikle emici toprak­lar (tabiî veya etkinleştirilmiş) kullanılır. Perkolasyon metodu, yağı bir kuleden ge­çirdikten sonra, tekrar kullanmak üzere emici toprağı silindir biçiminde bir döner fırında kavurmağa dayanır. Daha yeni o-lan temas metodunda ise, toprak ve yağ sıcakta karıştırılır, sonra döner bir tam­bur veya özel bir filtreyle süzülür.

♦ Renk renk sıf. Her renkten olan, çok renkli, çeşitli renklerde görünen (şey): Ka­ralı ve denizli ve renk renk memleketli, i Mektep hatırası bir haritam vardı benim
(C.S. Tarancı). Renk renk çiçekler. (LM)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENK veya RENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİMANN (Heinrich)

Tarih 27 Haziran 2009

REİMANN (Heinrich), alman bestecisi, org­cusu ve müzik tarihçisi (Rengersdorf 1850-Berlin 1906).

Eserleri: Schumann (1887), Brahms (1897) ve Bülow’un (1909) biyogra­fileri; şan ve piyano için birçok derleme v.b. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİMANN (Heinrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REHBERG (Walter)

Tarih 26 Haziran 2009

REHBERG (Walter), isviçreli besteci ve piyanocu (Cenevre 1900 – Zürich 1957), Willy Rehberg’in oğlu. önce babasıyle, sonra Almanya’da E. Toch ve E. d’Albert ile müzik çalıştı.

Besteci, piyanocu, orkestra şefi, müzik tarihçisi olan Rehberg, Alman­ya ve İsviçre’deki müzik enstitülerinde öğ­retmenlik yaptı. (M)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REHBERG (Walter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCHARDT (Johann Friedrich)

Tarih 26 Haziran 2009

REİCHARDT (Johann Friedrich), alman bestecisi ve müzik yazarı (Königsberg 1752 – Giebichenstein 1814). Königsberg ve Leipzig’de felsefe ve müzik okudu, 1775′te Friedrich II’nin, 1808′de Vestfalya kralı Jeröme’un kapella yöneticiliğine getirildi.

Daha sonra, Giebichenstein’da tuz ocakları müfettişi oldu. Lied’ler, Goethe’nin metni üstüne dört operakomik, kantat’lar, dinî eserler, senfoniler, uvertürler, oda müziği, operalar v.b. besteledi. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHARDT (Johann Friedrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCHA (Anton)

Tarih 26 Haziran 2009

REİCHA (Anton), çek asıllı fransız müziği bestecisi ve nazariyecisi (Prag 1770-Paris 1836), çek viyolonselcisi ve bestecisi Joseph Reicha’nın (Klattau 1746-Bonn 1795) yeğe­ni.

Amcasının yardımıyla seçici prensin or­kestrasına flütçü olarak girdi. Beethoven, aynı orkestrada alto çalıyordu. 1794′te Ham­burg’da ilk operasını yazdı: Oubaldi ou les Français en Egypte (Oubaldi veya Fransız-lar Mısır’da). Sonra Paris’e gitti, Haydn ile birlikte çalıştığı, Albrechtsbergen ve Salieri ile dostluk kurduğu Viyana’da yaşadı (1802-1808). Daha sonra Paris’te yerleşti; 1829′da fransız uyruğuna geçti.

Üflemeli çalgılar için 26 beşli’iyi iyi karşılandı ve Paris Konservatuvarı kontrapunto ve füg profesörlü­ğüne getirilmesini sağladı (1818). Müzik eği­timi ve nazariyatı konusunda birçok kitap yazdı: Etudes ou Theories Pour le Piano-forte, Dirigees d’une Maniere Nouvelle (Ye­ni Metotla Yürütülen Piyano-Forte İncele­meleri ve Nazariyeleri) [1800], Traite de Melodie Abstraction Faite de Ses Rapports avec l’Harmonie (Armoni ile İlişkilerini Göz önünde Tutmadan Melodi İncelemesi) [1814],
Cours de Composition Musicale ou Traite Complet et Raisonne d’Harmonie Pratique (Müzik Besteleme Dersleri veya Pratik Armoni Dersleri) [1818], Traite de Haute Composition Musicale (Yüksek Bes­te Dersleri) [1824-1826], L’Art du Compositeur Dramatique ou Cours Complet de Com­position Vocale (Opera Bestecisinin Sanatı veya Ses Eserleri İçin Beste Dersleri) [1833]. Peüt Traite d’Harmonie (Armoni Dersleri Elkitabı). Bilgisi, tekniği ve bilimi, Liszt, Berlioz, Franck ve Gounod gibi ünlü beste­cilerin kendisinden ders almasına yol açtı. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHA (Anton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCH (Willi)

Tarih 26 Haziran 2009

REİCH (Willi), alman müzik tenkitçisi (doğ. Viyana 1898).

Alban Berg’in öğrenci­siydi ve onun 1937′de ayrıntılı bir biyogra­fisini yayımladı. Ayrıca Haydn, Beethoven, Wagner v.b. üstüne monografiler yazdı. (M)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCH (Willi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGNART (Jacques)

Tarih 26 Haziran 2009

REGNART (Jacques), Douai’li besteci (Do-uai 1540′a doğr – Viyana 1599).

Sanat ha­yatına Viyana İmparatorluk kapellasında başladı. Çok sayıda eser besteledi. Bunlar arasında dinî besteler (motetler ve mis­salar), din dışı müzik parçaları (canzone, çok sesli lied’ler) vardır. Liedleri, bu tü­rün gelişmesinde büyük bir rol oynamış­tır. (M)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGNART (Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGER (Max)

Tarih 26 Haziran 2009

REGER (Max), alman bestecisi (Brand, Bavyera. 1873 – Leipzig 1916). Wiesbaden konservatuvarında, Münih Müzik akademi­sinde (1905-1906) öğretmenlik, Leipzig üniversitesinde yöneticilik ve aynı şehrin kon­servatuvarmda beste öğretmenliği yaptı.

Meiningen sarayının kapellasında yönetici oldu (1911-1914). Sonra Jena’ya çekildi. Besteci, orkestra yöneticisi, piyanocu, org­cu ve eğitimci olarak son romantiklerle çağdaş müzikçiler arasında bir köprü kur­du. Uzun senfonilerden vaz geçerek Bach’a, protestan koro eserlerine döndü. Brahms’tan beri ilk defa bu türde piyano parçaları besteledi. XIX.yy. sonlarının güçlü eser­lerinden sonra yeni bir üslûp yaratarak yazdığı koral prelüdlerini biçimsel yapı bakımından sıkı bir disiplinle işledi.

Çalgı için: yalnız keman için sonatlar, keman ve piyano için sonatlar, yalnız viyolonsel ve piyano için suitler, org için: Fantasie ein Foste Burg, B-A-C-H üstüne Çeşitle­meler ve Füg,
piyano için: Bach’ın Bir Teması Üstüne Füg ve Çeşitlemeler, Tele­man’ın bir Teması Üstüne Çeşitlemeler ve Füg, Ocak Başında Hayal Kurmalar, Beet­hoven’in Bir Teması Üstüne Çeşitlemeler ve Füg yazdı. Oda müziği alanında 6 yay­lılar dörtlüsü, piyanolu 2 dörtlü, yaylılar için bir altılı, orkestra için Sinfonietta,. Seronat, Johann Adam Hiller’in Neşeli bir Tema’sı Üstüne Çeşitlemeler ve Füg, Bir Komedi İçin Uvertür, Romantik Süit, Arnold Böcklin’ den Dört Senfonik Şiir, Mozart’ın Bir Tema’sı Üstüne Çeşitlemeler ve Füg besteledi.

Ses müziği olarak şarkı ve piyano için birçok lied (Schlichte Weisen), erkek korosu, kadın korosu ve karma ses için eserler, ses ve orkestra eserleri, bu arada An die Hoffnung (Umut’a Sesleniş) kıcılığa başladı. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGER (Max) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGAMEY (Constantin)

Tarih 26 Haziran 2009

REGAMEY (Constantin), isviçreli besteci (Kiev 1907).

Herhangi bir sisteme bağlı kalmadan onikises tekniğiyle çalışmalar yaptı, bariton ve orkestra için Chanson Tersane (Acem Şarkısı) [1942]; orkestra için Çeşitlemeler ve Tema (1948); ayrıca yaylılar için bir Beşli (1944), bir Dörtlü (1948); Yaylılar için Müzik (1953), Kadın Sesi ve Piyano için Etütler (1956) besteledi. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGAMEY (Constantin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REESE (Gustave)

Tarih 26 Haziran 2009

REESE (Gustave), amerikalı müzikolog (New York 1899).

New York üniversitesin­de ders verdi. 1935′te Amerikan Müzikoloji derneğini kurdu: 1950′de bu derneğin baş­kanı oldu. Kendi konusunda güvenilir kay­naklar olan birçok eser yazdı.

Bunlar arasında Music in the Middle Ages (Ortaçağ­da Müzik) [19401 ve Music in the Renaissance (Rönesansta Müzik) [1954] önemli­dir. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REESE (Gustave) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Recto tono

Tarih 25 Haziran 2009

Recto tono. Lat. dey. Ses tonunda, inşatta olduğu gibi iniş çıkışlar yapmadan, bir tek nota üstünde, düz çizgi halinde sözsüz şarkı söylemek için kullanılır. (Ritimleri, yalnız duraklardan önce gelen hecelerin vurgu­lanması veya o hecelerde yapılan gecik­meler belirtir ve arada müzikle ilgili bir ses oyunu yapılmaz.) [L]

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Recto tono hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECKE (Elisabeth, von der)

Tarih 25 Haziran 2009

RECKE (Elisabeth, von der), alman kadın yazar (Schönburg şatosu, Kurland 1756 -Dresden 1833).

Bir kısmı A. Hiller tarafın­dan müziklenen şiirlerinden (Geistliche Li­eder [Ruhanî Şarkılar!, 1780; Elisens Geist­liche Lieder [Elisa'nın Ruhanî Şarkıları], 1783; Gedichte [Şiirler], 1805; Geistliche Lieder [Ruhani Şarkılar], 1833) çok, günlükleriyle (Aufzeichnungen, Tagebücher und Briefe [Karalamalar, Günceler ve Mek­tuplar], 1900-1902′de yayımlandı; Mein Jour­nal [Güncem], 1927′de) tanındı.
1787′de ya­yımladığı Nachricht von des Berühmten Cagliostro Aufenthalt in Mitau (ünlü Cagliostro’nun Mitau’daki Günleri üstüne Ra­por) adlı eseri bütün Avrupa’da yankılar uyandırdı. Bu eser, çevirdiği dolaplarla Recke’nin Mitau’da göz altına alınmasına yol açan il Cagliostro’nun foyalarını meydana çıkardı. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECKE (Elisabeth, von der) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECİTATİVO

Tarih 25 Haziran 2009

RECİTATİVO i. (ital. k.). inşad biçimin­de okunan şarkı (Melodisinde ve serbest ritminde, kelimelerin alışılmış vurgularına ve cümlelerin konuşma dilindeki söyleniş taızına elden geldiğince, uyulmağa çalışı­lır.)

— ANSiKL. Doğu yahudi topluluklarından miras kalan recitativo kilise şarkılarının temelidir, indilerden, Mektuplardan ve Kutsal Kitap’tan alınmış parçaların şarkılı olarak okunmasıdır.

Recto tono adı verilen ve ses oyunları yapmadan okumaya da­yanan tarzın yanı sıra iki çeşit kilise recitativo’su vardır:
1. hemen hemen recto tono biçiminde söylenen, ama metnin her ana bölümünde, sözlerin anlamını büyüten bir kadansın yer aldığı solo şarkı;
2. bi­çim bakımından çok serbest söylenen, ama metnin anlatmak istediklerini çeşitli ses oyunlarıyle izleyerek belirten şarkı. Recitativo, din dışı müziğe (camerata de Bardı) XVI. yy.da Floransa’da girdi ve gerek yeni stile representativo’nun (Cavalieri ve Peri), gerek operanın (Monteverdi) temel unsuru oldu.

ilkin sürekli basın ya­nı sıra bir kaç lavta veya klavsen akortla desteklenen, sonraları çalgıların da katılmasıyle, dolgunlaşan recitativo’nun melodi formülleri, daha zengin bir müzik anlayışıyle işlenmeğe ve daha ahenkli hale gel­meğe başlandı. Lully ile Rameau’ya gö­re, tragedya inşadı ile şarkı arasında yer alan recitativo İtalya’da, opera aryalarını veya koro bölümlerini özellikle anlatma yoluyle birbirine bağlamayı amaç edinen bir unsur oldu.

XVII. yy.da, oda ve kilise müziğinde olduğu gibi oratoryo ve opera­da da yeni birçok recitativo biçimi türedi: Mozart ile Rossini’nin kullandıkları, kalıp­laşmış ve müzik bakımından zayıf, konuş­ma diline yakın ve bir klavsenle destekle­nen recitativo secco ve orkestra ile söylenen recitativo accompagnato. önce Venedik operalarında görülen recitativo accompagnata, uzun bir dramatik monolog biçimindey­di ve 1730′a doğru büyük bir gelişme gös­terdi. Arya ile recitativo arası bir tarz olan arioso da bu tarza bağlanabilir; ama recitativo accompagnato’dan daha ölçülü, daha melodilidir ve irticale daha az yer verir.
Geleneksel bir recitativo’nun içinde, ya bir havayı hazırlamak için ya da doğru­dan doğruya bir hava olarak kullanılabilir. Wagner, Musorgskiy, Debussy ve A. Berg bir dramın bütün unsurlarını kaynaştırarak, recitativo ile arya ve arioso arasındaki sı­nırları kaldırdılar. Stravinski ya yalnız arya’yı (Mavra, Kral Oidipus) ya da aryalar arasına yerleştirdiği geleneksel recitativovu (The Rake’s Progress) kullanmıştır.

A. Schonberg ise, Gurre Lieder ve Pierrot Lunaire’de, bir çeşit müzikli konuşma tarzı olan bir recitativo’yu seçer (Sprechgesang), Beethoven, Berlioz ve Hindemith de, çal­gı müziği için bestelenmiş eserlerinde ba­zen recitativo’dan yararlanmışlardır. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECİTATİVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REBEL

Tarih 25 Haziran 2009

REBEL, bütün üyeleri saray kapellasında çalışan fransız müzikci ailesi
(XVII. ve XVIII. yy.).

En ünlü üyeleri: JEAN FERRY (Paris 1661-ay.y. 1747). Babası Jean’ın ve Lully’nin eğitimi altında yetişti. Couperin’den sonraki ilk fransız sonat bestecileri, arasında yer aldı. 1700′de Paris operasına girdi, önce küçük koroyu çalıştırmakla işe başladı, 1717′de orkestranın başına geçti.

Kapellanın senfoniciliğine getirildi. Koreografili senfonileri başarı kazandı; çalgı için yazdığı eserler: Keman Parçaları (1705), Kapris (1711), Boutade (1712), Dans’ın Tip­leri (1715), Dans Tanrıçası (1720), Kır Zevkleri (1734), Hava, Ateş, Toprak, Su (1737);

— FRANÇOİS, besteci (Paris 1701-ay.y. 1775), Jean Ferry’nin oğlu. 1714′ten sonra Paris operasında çalışmağa başla­dı, 1726′da Concert Spirituel’de Francoeur ile birlikte keman düo’ları icra etti; Opera­nın yöneticisi oldu, 1749′da kralın müzik işleri yöneticiliğine getirildi. Francoeur’ün yardımıyle otuzdan çok oyun sahneledi: Dardanus, Les İndes Galantes v.b. Bir Te Deum ve bir De Profundis besteledi. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAYİÇİÇ (Stanoylo)

Tarih 24 Haziran 2009

RAYİÇİÇ (Stanoylo), sırp bestecisi (Belgrad 1910).

Belgrad Müzik akademisinde öğretmenlik yaptı. Bir opera (Simonida, 1957), bir bale, beş senfoni (1935-1959), uvertürle r, senfonik şiirler, keman, viyo­lonsel, piyano için birçok konçerto, oda müziği, sonatlar besteledi. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYİÇİÇ (Stanoylo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAVEL (Maurice)

Tarih 24 Haziran 2009

RAVEL (Maurice), fransız bestecisi (Ciboure 1875-Paris 1937).

Paris konservatuvarında Anthiome, Ch.de Beriot, Pessard, Gedalge ve Faure’nin öğrencisiydi. Katıldığı birçok yarışma arasında yalnızca Roma ikincilik ödülünü kazandı. Daha çok Paris’te yaşadı. Birinci Dünya savaşında asker oldu. 1920′de Montford-l’Amaury’de yerleşti, Avrupa ve Amerika’yı dolaştı (1928). 1933′e doğru bir beyin kanaması geçirdi, son çare ola­rak ameliyata başvurulduysa da kurtarıla­madı.

Doğuştan müzikçi olan Ravel benim­sediği her tarzda ustalığını ortaya koydu; bu arada, en orijinal ifadesi çalgı müziği ala­nında belirdi. Ravel, Wagner hayranlığına kapılmadı, Bayreuth’deki çeşitli tartışmalara da hiç katılmadı. Habanera adlı eseriyle da­ha 1895′te gerçek kişiliğini bulduğunu ortaya koydu. Chabrier gibi, melodi çizgisine ve akorların uyuşumlu bir şekilde birbirini izle­mesine dikkat ederek eski fransız klavsencilerinin ve lavtacılarının geleneğini sürdürdü. En katı akademiciliği, en aşırı cüretlerle bir­leştirerek her türlü taklitten uzak kaldı. Ravel Chabrier ve Rus bestecilerinden çok Saint-Saens, hattâ Liszt’e yakındır.

Bütün sa­natına hâkim olan melodi anlayışı onu ma­kam düzenini kullanmağa yöneltti. Müzik dili alanında gösterdiği cüret ve buluşlara, lirik ve senfonik eserlerinden çok önce, piyano eserlerinde rastlanır. Habanera, Noctuelles (Miroirs), Gaspard de la Nuit, Les Valses Nobles et Sentimentales (Soylu ve Duygulu Valsler) bu yolda birer aşamadır. Ravel’in yaratıcı gücü hiç bir zaman teknik düzeniyle bozulmadı.

Ravel’in ses için yaz­dığı eserler, ayrı ayrı yayımlanmış 22 melodi ve derlemelerden meydana gelir: şar­kı ve orkestra için Şehrazat (Tristan Kling-sor, 1903), Histoires Naturelles (J. Renard, 1906), Stephane Mallarme’nin Üç Şiiri (or­kestra ve şarkı için, 1913), Madagaskar Şarkıları (ses ve çalgılar için, Parny, 1925, 1926), Don Kişot Dulcinea’da (P. Mo-rand, 1932). Bunlara üç uyumlu melodi derlemesini (Beş Yunan Halk Melodisi [1907], Dört Halk Şarkısı [1910], İki İbranî Melodisi [1914] ve a cappelîa karışık koro için Üç Şarkı’yı [M. Ravel, 1915]) eklemek gerekir.

Çalgı için bestelediği eserler: piyano için, Habanera (iki piyano için, 1895), Menuet Antiçue (1895), Pavane pour une İnfante Defunte (ölmüş Bir İnfanta İçin Pavan) [1899], Jeux d’Eaux (Fıskiyeler) [1901], Sonatine (1905), Miroirs (1905), Ma Mere l’Oye (dört elle piyano için, 1908), Gaspard de la Nuit (1908), Valses Nobles et Sentimentales (1911), Le Tombeau de Couperin (Coupe-rin’in Mezarı) [1917], iki piyano konçerto­su (1931) [ikincisi yalnız sol içindir].

Oda müziği alanındaki eserleri: yaylı çal­gılar için fa’lı dörtlü (1902-1903), İntroduction et Allegro (flüt, klarinet ve yaylı çal­gılar eşliğinde arp için, 1905-1906), piyano, keman ve viyolonsel için la üçlüsü (1914), iki sonat, keman ve piyano için bir rap­sodi, Çigan (1924); senfonik müziği: İspanyol Rapsodisi (orkestra için, 1907), Vals (1919-1920), Bolero (1928). Tiyatro eserleri, lirik tiyatro (L’Heure Espagnole [Franc-Nohain], 1907; l’Enfant et les Sortileges [Çocuk ve Büyücüler], Gö­lette 1920-1925) ve baleler (Daphnis ve Chloe [1909-1912] ve dört elle piyanonun or­kestra aktarması olan Ma Mere VOye [1912]) olmak üzere iki bölüme ayrılır. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVEL (Maurice) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUGEL (Felix)

Tarih 24 Haziran 2009

RAUGEL (Felix), fransız orkestra yöneticisi ve müzik bilgini (Saint-Quentin 1881).

V.d’İndy, Albert Roussel ve Henri Libert’den ders gördü. Sırasıyle, Saint-Eustache (1910-1928). Saint-Honore-d’Eylau (1928-1940) kili­selerinde kapella yöneticiliği, Fransız rad­yosunda koro şefliği (1934-1947), Hândel derneğinde (1909-1914), Reims Filarmoni der­neğinde orkestra yöneticiliği yaptı. «Musicieus Celebres» adlı yayını yönetti.

Bu seride Orgcular (1923), Palestrina (1930) adlı eser­leri çıktı. Ayrıca, Koro Şarkısı (1948), Oratoryo (1949) adlı kitaplarla org tarihi üstüne eserler, XVI., XVII. yy. bestecilerinin org parçalarından meydana gelen üç derleme, Buxtehude, Lully, Steffani, Brossard, Delalande’ın vokal eserlerini yayımladı. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUGEL (Felix) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUF YEKTA BEY

Tarih 24 Haziran 2009

RAUF YEKTA BEY, türk müzikologu, bes­tecisi ve neyzen (İstanbul 1871 – ay.y. 1935).

Ahmed Arif Beyin oğlu. Mahmudiye rüştiye­si ve Lisan mektebini bitirdi. Zekâi Dede’den musiki, Salih Zeki’den fizik dersleri aldı. Tambur ve ney çalmakta ustaydı. Ba­bıâli kalemlerinde çalıktı. Divanı Hüma­yun beylikçi muavinliğinden emekliye ay­rıldı. İstanbul konservatuvarı kurulmadan önce Dârülelhan adını taşıyan musiki oku­lunda alaturka musikisi nazariyatı ve tarihi dersi verdi. Ney öğretmenliği yaptı.

Konservatuvarda öğretmen olarak çalıştı. Bu­rada Alaturka şubesi kaldırıldıktan sonra kurulan Eski Eserleri Tasnif ve Tespit he­yeti başkanlığında görev aldı. Konservatuvarda bir kütüphane kurulmasını sağladı. Şehbal dergisi ve İkdam gazetesinde musi­kiyle ilgili birçok yazısı yayımlandı. Doğu musiki tarihi ve türk musikisi nazariyatıyle ilgili olarak küçük risaleler çıkardı.

Bunlar­dan ancak Zekâi Dede, ismail Dede Efendi ve Hoca Abdülkadir Meragî ile ilgili olan­lar yayımlanabildi (1900). Rauf Yekta Bey Yenikapı mevlevîhanesinin son neyzenbaşısıydı. Bestelediği eserler arasında Yegâh Mevlevi Âyini; Tahir Buselik Kâr’ı, dört Peşrev’i, dört Saz Semaîsi; Nakış Beste’si; üç Ağır Semai’si, bir ilâhi’si bir Tekbir’i', dört Mars’ı, bir Fantezi’si ve dört Şarkı’sı bugüne kalmıştır. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUF YEKTA BEY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATHAUS (Karol)

Tarih 24 Haziran 2009

RATHAUS (Karol), polonya asıllı amerikalı besteci (Tarnopol, Avusturya – Macaristan [bugün Ternopol, S.S.C.B.] 1895 -New York 1954).

Viyana Müzik akademi­sinde okudu. Birinci Dünya savaşında avusturya ordusunda hizmet gördükten son­ra, 1922′de Viyana üniversitesinde tarih doktorasını verdi. Daha sonraki 10 yılını Berlin’de geçirdi, burada birçok eser bes­teledi ve çaldırdı. 1932-1934 Arasında Pa­ris’te ve 1934-1938 arasında da Londra’da yaşadı.

1938′de A.B.D.’ye gitti, 1940′ta Queens college’a girdi ve ölümüne kadar beste dersleri verdi. 1953′te Metropolitan operası tarafından Boris Godunov’un orkestrasyonunu yeniden düzenlemekle gö­revlendirildi. Eserleri arasında bir opera (Fremde Erde [Yabancı Toprak]), baleler, oyunlar için fon müziği, filim müziği, or­kestra ve koro için besteler, oda müziği, şarkı ve piyano parçaları yer alır. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHAUS (Karol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RASSE (François)

Tarih 23 Haziran 2009

RASSE (François), belçikalı besteci ve or­kestra yöneticisi
(Helchin, Batı Flandre 1873- Brüksel 1955).

Brüksel konservatuvarını, kendi bestesi Concertstück’ü çalarak birincilikle bitirdi; sırasıyle Monnaie tiyat­rosunda (Brüksel), Toulouse’un Capitole tiyatrosunda, Amsterdam operasında or­kestra şefliği yaptı, Schaerbeek Müzik okulunu ve Liege konservatuvarını yönetti (1925).
Brüksel konservatuvarında ayrıca çalgı notası okuma ve aktarım dersleri ver­di.
Besteleri: Şövalye’nin Efsanesi (kantat), Deidamia (1906), Rahibe Beatrice operala­rı, bir romantik senfoni, bir melodik senroni, keman için bir konçerto. Bir Hayat adlı süit. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASSE (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKAM

Tarih 23 Haziran 2009

RAKAM i. (ar. rakam). Sayıları göstermeğe yarayan işaretlerin genel adı: Romen rakam­ları. (Bk. ANSiKL. Mat. bölümü.) || Bu işaretlerle yazılan sayı: Bu rakamlar uzayın büyüklüğü hakkında bize bir fikir vermekte­dir. Deprem bölgesinden alınan son rakam­lar. || Miktar, nicelik. // Astronomik rakam, son derece büyük rakam.

— Esk. Yazı yazma. // Hesap bilgisi ve ku­rallarının genel adı. || Rakam dökmek, he­sap etmek, hesaplamak. || Rakam-keş, ra­kam yazan. || Rakam-pezir, rakam haline getirilebilir. || Rakam-zede, yazıya geçiril­miş. || Rakam-zen, yazan.
— Müz. Bk. ANSİKL.
— Psikopatol. Rakam, tanıyamama, aritme­tik işaretlerini ve sayıları tanıyamama has­talığı; bu çeşit hastalar işaret ve sayıları re­sim gibi görür. (Bozukluğun sebebi, artkafa ve yankafa bölgelerindeki lezyonlardır. Çoğu zaman konuşma bozukluklarıyle birlikte gö­rülür.)
— ANSİKL. Mat. Sayıları basit olarak gös­terebilmek: için genellikle kabul edilen sembol niteliğindeki rakam’lara, arap ra­kamları denir; ancak böyle denmesinin se­bebi, bu rakamları bugünkü şekliyle Arap­lardan almış olmamız değil, kullandığımız sayılama sisteminin Araplardan bize geçmiş olmasıdır. Gerçekten de, ilk on rakamın: 1,2,3,4,5,6,7,8,9,0′ın kaynağı bugüne kadar ortaya atılan en akıllıca hipotezlere rağmen hâlâ gizli kalmıştır. X. yy.da papa Sylvestre II (Gerbert d’Aurillac) tarafından Avrupa’­ya tanıtılan bu rakamlar, bütün avrupa ül­kelerince aynı anda benimsenmemiş ve bü­tün yazı biçimlerine uyabilmesi için şekil­leri çoğu zaman değiştirilmiştir.
ibranîlerde sayılar harflerle gösterilir ve yan yana iki harften sağda bulunanı en bü­yük değeri ifade ederdi. Binler, on binler ve yüz binleri göstermek için de, üstüne iki nokta koyarak yine aynı harfler kullanılırdı. (Bu sayılama sisteminin yandaki kısaltılmış tablosuna bakınız.)
Yunanlılar da buna benzer bir sistem kul­lanıyorlardı; fakat fark olarak, bu sistemde büyük rakamlar küçük rakamların soluna getiriliyordu. Yunanlıların kullandığı başlıca semboller şunlardır:

ML-P-448-1

Bununla birlikte, yunan sisteminde tam bir uyuşma yoktu: on binler çok çeşitli şekil­lerde yazılabiliyor, bazen romen sisteminde­ki gibi büyük harfler kullanılıyordu. İç içe yazılmış harfler çarpmayı gösteriyordu; me­selâ:

rakam rak-448

olarak kabul ediyorlardı. Romalıların da, bazı büyük harflerden ya­rarlanan kullanışsız bir sayılama sistemi var­dı. Bu sistemin başlıca harfleri şunlardır:

Bugün bile bazı özel durumlarda kullanılan romen sitemi zamanla bir parça değiştiril­miştir ve iki temel ilkeye dayanır: 1. kendin­den daha yüksek veya eşit değerde bir harfin sağma konan her harfin değeri soldakine ek­lenir; 2. kendisinden daha büyük değerdeki bir harfin soluna konan harfin değeri sağ­daki harfin değerinden çıkarılır. Meselâ: 46 = 50 — 10 + 5 + 1=XLVI.

ML-P-448-3

— Müz. Rakamların müzikte birçok görevi vardır. Meselâ ölçüleri, piyano ile telli çalgı­larda da her nota için hangi parmağın kul­lanılması gerektiğini göstermeğe yarar. J. -J. Rousseau’nunki gibi bazı not alama sis­temlerinde de notaların yerine rakam kul­lanılmıştır. Rakam, bundan başka, rakamlı baslarda akort’u, yani armoniyi meydana getiren notaların her birini belirtir.
Parmak işaretlerindeyse, 1 rakamı piyanoda baş parmağı, kemanda da, bu parmak kul­lanılmadığı için, işaret parmağını gösterir. Armonide rakam kullanma daha karmaşık bir iştir ve akort’ları rakamlamağa, yani rakamlı bas kurmağa yaradığı için rakamla-ma adiyle anılır.
♦ Rakamî sıf. Esk. Rakamla ilgili, rakama ait.
♦ Rakamlı sıf. içinde rakam bulunan, ra­kamı olan: Üç rakamlı sayılar. Beş rakamlı sayılar. (LM)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPSODİ

Tarih 23 Haziran 2009

RAPSODİ i. (yun. rhapsodia’dan fr. rhapsodie). İlkçağ Yunanistan’ında, manzum bir parçanın ve özellikle bir epik şiirin okunma­sı. || Kısa bir tema üstüne yazılmış epik şiir. || İçinde Homeros’un şiirlerindeki olay­lardan birini işleyen şarkı veya parça.

— Müz. Belirli bir millî veya bölgesel mü­zikten alınmış temalardan, irticalî beste usullerinden veya bir çalgının özelliklerinden yararlanan müzik parçası.
— ANSiKL. Müz. Rapsodi terimini, ilk ola­rak XIX. yy.ın başında usta çalgıcı Tomaşek kullandı. Liszt’in macar (daha doğrusu çigan) rapsodileri, çigan müziğinin anlatım tarzını (kendine has gam’lar, aralıklar ve ri­timler, çardaşlarda lassu’lar ile friska’ların birbirini izlemesi) kullanan epik eserlerdir. Liszt’in ayrıca bir İspanyol Rapsodisi de vardır. Liszt’ten sonra, rapsodi, folklor unsurlarının serbestçe işlendiği bir fantezi ola­rak kaldı.
Sadece Brahms ile Debussy (klar­net için rapsodi) bu çerçevenin dışına çıkabildiler. Başlıca rapsodi bestecileri arasında şu adlar özellikle anılmağa değer: Lalo (Norveç Rapsodisi), Dvorak (İslav Rapso­dileri), Saint-Saens (Auvergne Rapsodisi), Ropartz (Breton Rapsodisi), Gershvin (Rhapsodie in Bluc), Ravel (İspanyol Rap­sodisi) ve Bartok (keman için iki rapsodi). [L]

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPSODİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANGSTRÖM (Ture)

Tarih 22 Haziran 2009

RANGSTRÖM (Ture), isveçli besteci (Stockholm 1884 – ay.y. 1947). Kendi kendini ye­tiştirdi. Fikir bakımından August Strindberg’in etkisinde kaldı. Değişik ve fan­tezi dolu üslûbu herhangi bir okula bağ­lanamaz.
Besteleri: üç opera (en önem­lisi, konusunu Strindberg’den aldığı Kronbruden), elliden fazlası orkestralı olmak üzere ik yüz kadar melodi, dört senfo­ni, süitler, yaylılar için bir Livertimen-to Elegiaco, bir yaylı çalgılar için dörtlü, keman için süit’ler v.b. Ayrıca müzik üs­tüne makaleler ve kitaplar yazdı. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANGSTRÖM (Ture) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMPAL (Jean-Pierre)

Tarih 22 Haziran 2009

RAMPAL (Jean-Pierre), fransız flütçüsü (Marsilya 1922). Müzik öğrenimine babası Joseph Ramp al ile başladı, sonra Paris konservatuvarıı bitirerek bir birincilik ödülü­nü aldı. 1945′ten sonra dünyaca tanındı. Rampal, günümüzün en büyük flütçüleri arasında yer alır. XVII. ve XVIII. yy. kla­sik repertuvarınm önemli bir bölümü onun sayesinde yeniden değerlendirilmiştir. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPAL (Jean-Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMOS CARRİON (Miguel)

Tarih 22 Haziran 2009

RAMOS CARRİON (Miguel), ispanyol ti­yatro adamı (Zamora 1845 — Madrid 1915). 1866′dan sonra yazmağa başladı.
Çok sayı­daki komedilerinin başlıcaları: Cada loco con su tema (Her Deliye Kendi Zırvası) [1874], Los Senoritos (Küçük Beyler) [1874] La Bruja (Cadı) [1887]. Müziğini Chapi’nin yazdığı La Tempestad (Curcuna); Chueca’nın müzklendirdiği El Chaleco Blanco (Be­yaz Yelek) [1890] ve özellikle Agua, Azucarülos y Aguardiente (Su, Kesme Şeker ve Konyak) [1897], Madrid geleneklerini yan­sıtan müzikli komedilerdir. (M)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMOS CARRİON (Miguel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMİŞ

Tarih 22 Haziran 2009

RAMİŞ i. (fars. râmiş). Esk. Dinlenme, is­tirahat. || Oyun, eğlence. || Müzik.
+ Ramişgâh blş. i. Esk. Dinlenme yeri.
♦ Ramişger blş. sıf. ve i. Esk. Saz çalan, çalgıcı.
♦ Ramisgerî blş. i. Esk. Çalgıcılık. (M)

RAMİZ. Bk. Gökçe (Ramiz).

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMİŞ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rameau’nun Yeğeni (Le Neveu de Rame­au)

Tarih 22 Haziran 2009

Rameau’nun Yeğeni (Le Neveu de Rame­au), Diderot’un eseri. Diyalog şeklinde ya­zılmış olan, hem hicive, hem de romana benzeyen bu kitap, 1762′ye doğru kaleme alındı. 1773′te gözden geçirildi ama yayım­lanmadı. 1805′te bir kopyadan yararlanan Goethe tarafından Almancaya çevrildi; Briere 1821′de eseri yeniden Fransızcaya çevir­di.

Eserin orijinal elyazması, Paris’te eski kitapçılarda bulunmuş ve bilgin Monval ta­rafından 1891′de yayımlanmıştır. Satranç oyuncularının buluştuğu «Cafe’de la Regence»ta eserin müzikisi ve aylak kahramanı, hamisi tarafından nasıl kovulduğunu Diderot’ya anlatır. Yazar bu tema üstünde hicivli, pedagojik, felsefî ve edebî çeşitleme­ler yapar. Piron, Cazotte ve Mercier’nin tasvir ettikleri gerçek bir kimse olan bu kahraman aracılığiyla, Diderot kendi tenkit­çi fikirlerini açıklar ve Encyclopedie düş­manlarına şiddetle hücum eder. (-» Bibliyo.) [L]

RAMEE (LA). Bk. RAMUS.

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rameau’nun Yeğeni (Le Neveu de Rame­au) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMEAU (Jean-Philippe)

Tarih 22 Haziran 2009

RAMEAU (Jean-Philippe), fransız bestecisi (Dijon 1683-Paris 1764). İlk müzik derslerini babasından aldı. Dijon Notre-Dame kilisesi­nin orgcusu oldu: Milano’ya yaptığı kısa bir yolculuktan (1701) sonra 1702′de Clermont-Ferrand’da, 1705′te de Paris kiliselerinde orgculuk yaptı. 1706′da Birinci Klavsen Par­çaları Kitabım yayımladı. Sırasıyle Dijon’da (1708), Lyon’da (1713) ve yeniden Clermont-Ferrand’da (1713) orgculuk yaptı ve 1722′ye kadar orada kaldı. Aynı yıl Traite d’Harmonie (Armoni incelemesi) adlı kita­bını yayımladı.

1723′te Paris’e döndü, ikin­ci Klavsen Parçalarım (1724) yayımladı ve birkaç vodville tiyatro çalışmalarına başladı. 1732′de Sainte – Croix-de-la-Bretonnerie’de. 1736′da da Cizvit kolejinde orgculuk yaptı. Vergi kesenekçilerinden La Poupliniere’in müzik işlerini yönetti, bu sayede Kraliyet Müzik akademisine girebildi. 1733′te lirik trajedisi Hippolyte et Aricie Paris operasın­da temsil edildi ama tam bir başarı kaza­namadı. Buna karşılık Les indes Galantes 1735), Castor et Pollux (1737) ve özellikle Dardanus (1739) büyük ilgi gördü. Generation Harmonique (Armoni üretmeleri) adlı kitabının yayımlanması ve bir bestecilik oku­lu açması Rameau’nun şöhretini bir kat da­ha artırdı, 1745′te saray müzikçiliğine getiril­di. Artık fransız müziğinin en büyük temsil­cisi olarak kabul edilen Rameau, Bouffon’lar çatışmasının başlamasıyle italyan müziği taraftarlarının saldırısına uğradı (1752-1754). Observations sur Nötre instinct Pour la Musique (Müzik İçgüdümüz Üstüne Düşünce­ler) [1754] adlı yazısını yayımlayarak ken­disi için ileri sürülen iddiaları çürüttü. 1754′ten sonra ancak saray için bazı küçük par­çalar besteledi. Sondan bir önceki operası Paladins ancak birkaç kere temsil edildi. Buna karşılık ilk operalarının yeni temsilleri gerçek birer zafer oldu. Abaris ou les Boreades adlı son operası sahneye konul­madan az önce öldü.
Rameau’nun çok sayıdaki eserlerinin en önemli ve en ilgi çekici kısmı otuz üç tiyatro eseridir (lirik trajediler, opera-bale’ler, komedi-bale’ler v.b.); bu eserlerde müzikçinin dramatik dehası ve yenilikçi yetenekleri açıkça görülür. Yaptığı en önemli yenilikler, recitativo’laıın ve aryaların biçimini metnin gereklerine bağımlı kılmak ve gereksiz süsle­melerin bir yana bırakılarak danslarla divertimento’lara da anlatımcı bir değer, bir güç kazandırmaktır. Çalgı alanında Rameau orkestrada anarmoniyi ve yaylı çalgılarda çift tel ile pizzicato’yu kullanan ilk bestecidir. Klavsen alanında (dört büyük derleme) ge­tirdiği yenilikler hem anlatım hem de teknik yönden orijinaldir. Füg biçimini kullanan motetieri ses yönünden çok zengindir. Din dışı kantatları çağının geleneklerine daha uygundur. Nazarî eserleri, özellikle akortla­rın oluşması (üçlülerin temel bir bas üstün­de üst üste gelmesiyle) ve çevirme ilkesiyle ilgili görüşleri ayrı bir önem taşır. Bunlar uyum teorisine yeni bir yön kazandırmıştır. (ML)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMEAU (Jean-Philippe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMEAU (Claude)

Tarih 22 Haziran 2009

RAMEAU (Claude), fransız orgcu, klavsenci ve besteci (Dijon 1690 – Autun 1761). Jean-Philippe Rameau’nun kardeşi. Baba­sından boşalan ve kısa bir süre kardeşinin görevlendirildiği Dijon’daki Notre-Dame ki­lisesi orgcüluğuna getirildi; asker olmak için Dijon’dan ayrıldı fakat orduda çok kalamadı. Dönüşünde Saint-Benigne ma­nastırının orgcusu oldu; bir müzik okulu kurdu ve 1738′e kadar bu kurumun ba­şında kaldı. Veliahtın doğuşu şerefine bes­telediği senfoni kaybolmuştur. Elde bulu­nan tek eseri, bas ses için yazdığı Buveur Amoureux (Âşık İçkici) adlı kısa kantat’tır. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMEAU (Claude) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANTA (Sulho Veikko)

Tarih 22 Haziran 2009

RANTA (Sulho Veikko), finlandiyalı bes­teci (Perâseinajoki 1901-Helsinki 1960). Helsinki’de Sibelius akademisinde ders ver­di, ayrıca müzik tenkitleri yazdı.
Eserleri: dört senfoni, bir senfonik şiir (Kuzey Man­zaraları, 1933), birçok kantat, bir mezmur, dörtlüler, sonatlar v.b. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANTA (Sulho Veikko) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANKL (Kari)

Tarih 22 Haziran 2009

RANKL (Kari), alman müzikçisi (doğ. Gaden 1898), A. Schönberg ve A. Webern’in öğrencisiydi. Sırasıyle Viyana, Berlin, Wiesbaden, Graz, Prag ve Londra’da or­kestra şefliği yaptı. Londra’da, 1946-1951 arasında Covent Garden’i yönetti. Oda mü­ziği ve senfonik kompozisyonlarından baş­ka bir de operası vardır: Deirdre of the Sorrows (1951). [M]

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANKL (Kari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİSİN Büyük (Jacques)

Tarih 20 Haziran 2009

RAİSİN Büyük (Jacques), fransız oyun­cusu, dram yazarı ve müzikçisi (Chaorce, Champagne 1653 – Paris 1702). Babası ve kardeşleriyle birlikte Paris’te «Petits Comedieus Dauphius» topluluğunu kurdu. 1684 -1694 Arasında Comedie-Française’de çalış­tı. Bu tiyatroda dört eseri temsil edildi. Bunların en ünlüsü Le Faux Gascon’dur (Sahte Gaskonyalı) [1688]. —- Erkek kar­deşi JEAN – BAPTİSTE. Küçük Raisin de­nir (Troyes 1655′e doğr. – öl. 1693), Hötel de Bourgogne ve Guenegaud tiyatrolarında çalıştı. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİSİN Büyük (Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİSA

Tarih 20 Haziran 2009

RAİSA (Rosa BURSTEİN, Rosa — denir), polonya asıllı amerikalı, kadın şarkıcı (Bialystok 1893 – Los Angeles 1963). İtalyada müzik öğrenimi gördü. Sahneye ilk ola­rak 1913′te Parma’da çıktı. Daha sonra Paris’te (1914), Chicago’da, Buenos Aires’­te temsiller verdi. 1916′da Scala’ya girdi; orada Neron (1924) ve Turandot’ta, (1926) oynadı. Opera şarkıcısı olarak, soprano se­sinin duruluğu ve esnekliğiyle tanınmıştı. Chicago’ya yerleşti ve ölümüne kadar ora­da ders verdi. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİMU

Tarih 19 Haziran 2009

RAİMU (Jules MURAiRE, — denir), fran­sız oyuncusu (Toulon 1883-Paris 1946).
İlkin müzikholde, 1914′ten önce tiyatro ve sine­mada oynadı, büyük başarısını Marcel Pagnol’ün Marius’undaki oyunuyle elde etti (1929). Alışılmışın dışına çıkması, rollerini yapmacığa kaçmadan «duyarak» oynaması büyük bir ilgiyle karşılandı. 1
943-1946 Arasında Comedie-Française’de çalıştı. Bazı sessiz filmler çevirdi, sinemadaki başarısını da gene Marius’taki C6sar rolüyle kazandı.
Başlıca filimleri: Marius (1931); Fanny, Les Gaîtes de l’Escadron (Bölüğün Eğlencesi) [1932]; Cesar (1936); Gribouille (Dengesiz) [1937]; UEtrange M. Victor (Garip M. Victor) [1938]; La Femme du Boulanger (Ek­mekçinin Karısı) [1939]; Les İnconnus dans la Maison (Evdeki Yabancılar) [1942]; L’Homme au Chapeau Rond (Yuvarlak Şap­kalı Adam) [1946]. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAHMANİNOV (Sergey Vasilyeviç)

Tarih 19 Haziran 2009

RAHMANİNOV (Sergey Vasilyeviç), rus besteci ve piyanocusu (Novgorod 1873 -Beveriy Hills 1943). Moskova konservatuvarında yetişti, bir süre öğretmenleri Arenskiy ve Taneyev’in etkisinde kaldı, sonra, Çaykovski’ye bağlandı. Batı müziği ve rus folklorundan ilhamlanan besteleri ile XX. yy.ın en büyük bestecileri arasında yer alır.
Eserleri: Aleko (1892), Cüzamlı Süvari (1904-1905), Francesca da Rimini adlı ope­ralar; üç senfoni ve senfonik şiirler (Yalıyar, 1893; ölüm Adası, 1907); piyano ve orkestra için dört konçerto; bir üçlü; vi­yolonsel ve piyano için bir sonat; piyano için birçok parça (Müzik Anları, Prelüd’ler); ayrıca yetmiş dokuz melodi. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHMANİNOV (Sergey Vasilyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGUENET (rahip François)

Tarih 19 Haziran 2009

RAGUENET (rahip François), fransız mü­zik tenkitçisi (Rouen 1660-Paris 1722). Kar­dinal Bouillon’un Roma yolculuğuna katıl­dı (1698), italyan müziğine hayran kaldı. 1702′de Paris’e dönünce, Parallele des İtaliens et des Français en ce qui Regarde la Musique et les Operas (Müzik ve Opera Ba­kımından İtalyanlarla Fransızları Karşılaş­tırma) adlı bir kitap yayımladı; kitap, fran­sız müziğini tutanlar arasında büyük öfke uyandırdı. Raguenet Defense du «Parallele des İtaliens et des Français» («italyanlarla Fransızların Karşılaştırma» sının Savunma­sı) [1705] ile karşılık verdi. Böylece fran­sız müziğini tutanlarla italyan müziğini tu­tanlar arasında çatışmalar başlamış oldu. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUENET (rahip François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGTİME

Tarih 19 Haziran 2009

RAGTİME [regtaym] (ing.-amerikanca k.). XIX. yy.ın sonlarında amerikan zenci folk­loruna Beyazların dans havalarını karıştı­ran senkoplu bir müzik tarzına, daha sonra da bu müzik tarzından türeyen piyano ve hattâ orkestra üslûbuna verilen ad. (Caz müziği büyük ölçüde ragtime’dan gelme­dir.) [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGTİME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOFONİK

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOFONİK sıf. (fr. radiophonique). Radyo yayınıyle ilgili. || Radyofonik oyun, radyo yayınları için özel olarak düzenlenmiş oyun. (Bk. ANSiKL.) || Radyofonik ses, radyoda konuşma yapmak için elverişli ses.
— ANSİKL. Radyofonik oyun’da. kişilerin hareketleri ancak konuşmalarından anlaşılır. Ayrıca müzik, ses, efekt gibi unsurlar da kullanılabilir. İç spiker, söz, müzik ve çe­şitli seslerle ifade edilemeyen durumları, dinleyicilere anlatır.
Türkiye’de ilk radyofonik oyunlar 1938′den itibaren Radyo Temsil kolu tarafından An­kara radyosunda oynandı. Temsil kolu şefi Ekrem Reşit Rey idi. Her cuma akşamı yapılan canlı yayın programlarında, ön­celeri tercüme ve adapte, sonraları da telif oyunlara yer verildi.
Temsil kolunun kad­rosunda yer alan oyunculardan başlıcaları şunlardı: Kemal Tözem, Vahi öz, İbrahim Delideniz, Kadriye Tuna, Reşat Altay, Mu­hip Arcıman, Saime Arcıman. Daha sonra­ları Ayşe Abla (Neriman Hızır) tarafından yönetilen Radyo Çocuk kulübünün prog­ramlarında radyofonik çocuk oyunlarına yer verildi. İstanbul radyosu da kuruluşundan (1949) itibaren radyofonik oyun yayımına başladı. Bugün TRT programlarında radyo­fonik oyunlar geniş yer tutar. (M)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOFONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYO

Tarih 18 Haziran 2009

RADYO i. (fr. radio). Radyo yayınlarını alıcı cihaz. (Bk. alici.) || Düzenli bir şekilde radyo yayınları yapan radyoelektrik istasyonu.
— Radyotek. Otomobil radyosu, otomobil­de kullanılmak üzere yapılmış radyo alı­cısı. Bk. ANSİKL.

— Telekom. Radyo gazetesi, radyo verici­leri tarafından yayımlanan çeşitli haber, yorum ve makalelerin tümü. || Radyo muhabiri, radyo haber ve röportajları­nı hazırlayan gazeteci, Radyo rekla­mı, radyolar aracılığıyle söz ve müzik­ten faydalanılarak yapılan reklam. (Tür­kiye radyoları 1951′den itibaren reklam ya­yımlamağa başladı. İlk reklamlar, radyo­nun kendi spikerleri tarafından sözlü ola­rak yapılırken daha sonra reklam saatleri ayrıldı; reklam şirketleri sözlü, müzikli rek­lam yayımına başladı.
Bugün radyo reklam­larının ilgi çekmesi için söz ve müziğin ya­nı sıra yarışmalara, eğlence programlarına, skeçlere v.b. yer verilmektedir.) || Radyo röportajı, radyo ile yayımlanan röportaj. Radyo yayını, radyo alıcısı bulunanlar için, Hertz dalgalarıyle haber, konferans, konser, sanat, edebiyat, bilim v.b. prog­ramların nakli. (Bk. ANSiKL.) || İl radyosu, ancak yayımın yapıldığı ilde dinlenebile­cek güçteki radyo istasyonu; bu istasyo­nun yayımı. (Türkiye’de büyük şehirlerde il radyoları asıl radyo istasyonlarının yanı sıra yayın yapar ve programlarında yal­nız batı müziğine yer verir. Bu yayınlar «ikinci program» adiyle anılmaktadır. An­talya, Kars, Van, Gaziantep, Trabzon, Di­yarbakır il radyolarının programlarında her türlü söz ve müzik programı yer almak­tadır.)
— ANSiKL. Radyotek. Başlangıçta elek­tron lambalı olan otomobil radyosu, anot­ların beslenmesi için gerekli yüksek geri­limi sağlayacak bir vibrörlü konvertisörün kullanılmasını gerektiriyordu. Transistorlu olan modern alıcılar doğrudan doğruya arabanın bataryasıyle beslenir. Taşıtın elektrik donatımı parazite karşı korunmuş ol­malı, yani kıvılcım üreten organların (di­namo, bujiler, akım kesiciler) yaydığı pa­razitleri yok etmeğe veya hiç olmazsa önemli bir şekilde azaltmağa yarayan ele­manlar (kondansatörler ve dirençler) kul­lanılmalıdır. Otomobil radyolarının hemen hepsinde, bir tuşa basmakla istenen yayı­nı seçme imkânı veren bir kumanda klav­yesi vardır.

— Telekom. Radyo yayını yapan istasyon­ların sayısı radyoelektriğin temel ilkeleri ortaya konduktan sonra hızla arttı. Bugün 400′den fazlası Avrupa’da ve 4 000 civa­rında (özel istasyon) A.B.D.’de olmak üze­re binlerce istasyon vardır. Fakat Ameri­ka’dakilerin 800′ü dört büyük program ve reklâm dağıtıcı şebekesinden (networks) bi­rine bağlıdır. Türkiye’de, 10 tane devlet ve­rici radyo istasyonu (istanbul, Ankara, iz­mir, Çukurova, Erzurum, Kars, Diyarba­kır, Gaziantep, Trabzon, Antalya) vardır. Dünyadaki radyo dinleyicisi sayısı 1959′da yaklaşık olarak 365 milyondu, bu sayı yer­yüzü ölçüsünde her 1 000 kişide 127 kişi gibi bir ortalama verir. Kuzey Amerika 183 milyonla birinci sırayı alır (binde 707); Avrupa’da 133 milyon (binde 211); Asya’­da 28 milyon (binde 17); Güney Amerika’­da 13 milyon (binde 95); Afrika’da 4,5 mil­yon (binde 19) ve Okyanusya’da 3,7 milyon (binde 23) dinleyici vardır.
• Milletlerarası yönetmelik. Bir yayında taşıyıcı dalganın modülasyonu yan bantlar meydana getirir. Çok yakın frekanslı bir yayın yüzünden parazit olmaması için fre­kans tayfında her yayma bir kanal ayırmak gerekir, öbür yandan Hertz dalgalarını kul­lanan yalnız radyo yayınları değildir. Baş­lıca kamu hizmetleri (havacılık, denizcilik) alanında telsiz telgraf ve telsiz telefon için de frekans tayfında bantlar ayırmak ge­rekir. Bu amaçla 1947′de Atlantic City’de imzalanan Milletlerarası Telekomünikas­yon antlaşmasıyle bazı kurallar tespit edil­miştir.

Radyo yayını için ayrılan frekans bantları, uzun dalga için 150-285 kHz (1 050 – 2 000 m arası), orta dalga için de 525 – 1 605 kHz’tir (187-560 m arası). Kısa dalgada ise, 2 300 kHz’lik frekans bandıyle eski bant­lardan yüzde 33 oranında fazla olmasına rağmen ancak 180 kanala yer verilebilmek­tedir. Bütün dünyadaki kısa dalga yayın-larıyle ilgili kanalları çeşitli milletler ara­sında dağıtmakla görevli Meksiko konfe­ransı çok karışık teorik bir plan karar­laştırarak 10 nisan 1949′dan sona ermiş­tir. Yayın alanı sınırlı olan uzun ve orta dalgaların çeşitli ülkeler arasında dağılımı için, dünya bağımsız bölgelere bölündü. Avrupa bölgesi, Greenwicb’in batısında 10., doğusunda 40. meridyen ve güneyde 30. kuzey paraleliyie sınııiandı. Bu bölge için Kopenhag’da 1948′de 25 hazirandan 16 ey­lüle kadar toplanan Avrupa Radyo Ya­yını konferansı 15 mart 1950′de yürürlüğe giren frekans (veya dalga boyu) dağılım planını tespit etti. Uzun dalgada, 18 ka­nala 21 istasyon yerleştirildi. Buna karşı­lık ortak dalgaların kullanılması (millî ve­ya milletlerarası) ve senkron çalışan millî şebekelerde ortak dalgalardan yararlanıl­ması sayesinde, 121 orta dalga kanalına 300′den fazla istasyon yerleştirilebildi. Bu planın birçok üstünlüğü vardır. Bir yan­dan istasyonların birbirine karışmasını bü­yük ölçüde önler, öte yandan aralarında yeterince frekans farkı bulunan bölge rad­yo vericilerinin aynı binada çalışmasını sağ­layarak kuruluş ve işletme giderlerini azal­tır.
• Programlar. Radyo yayın programların­da, her tür müzik, konuşmalar, haberler, röportajlar, eğlenceler, tiyatro oyunları (bunların bazıları özel olarak radyo için hazırlnamıştır), eğitim ve büyük bir gelir kaynağı olan reklamlar yer alır. Eskiden genellikle canlı yayın yapılırken bugün hemen hemen bütün programlar plak ve banda kaydedildikten sonra yayımlanır. Radyo ile müzik yayını. Doğrudan doğru­ya veya, plak ve banda alınarak yaprlan müzik yayınları, ülkelere göre bütün ya­yınların yüzde 50 ilâ 75′ini tutar. İstanbul radyosunun on iki devamlı hafif batı müzi­ği orkestrası vardır; ayrıca Şehir orkestra­sı ve Küçük orkestranın klasik batı müzi­ği yayınlarına yer verilir. Radyo arşivinde ise, çeşitli plak ve bantlardan başka, türk halk musikisinden derlenmiş bir koleksi­yon bulunur. (LM)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ragamala

Tarih 18 Haziran 2009

Ragamala, kırk iki müzik makamını (raga) kapsayan ve Hindistan’da çok tanınan bir derleme. Bk. RAGA ve RAGiNi. (L)
RAGEİA. Esk. coğ. Bk. REY.
RAGENFRİED. Bk. RAİNFROi.
RAGES. Esk. coğ. Bk. REY.

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ragamala hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACQUET

Tarih 17 Haziran 2009

RACQUET, XVII. yy.da Paris’te yaşamış orgcu ailesi:
— CHARLES (Paris 1590 – ay.y. 1644), Almanya’ya yolculuk yaptı ve devrin müzik alanındaki seçkin kişileriyle, özellik­le P. Mersenne ile dostluk kurdu. Birçok lavtacı ve bu arada Deniş Gaultier’yi ye­tiştirdi.
Mersenne’in kitabında yer alan ün­lü eserleri: Duo Biçiminde On iki Mezmur Ayet (1636) ve Org Üstünde Neler Yapıla­bileceğini Gösteren örnek Fantezi; —JEAN (Paris 1633-ay.y. 1689), öncekinin büyük oğlu. Babasının görevlerini devraldı ve Cite’deki Madeleine kilisesi ile Saint-Symphorien kilisesinin orgcusu oldu. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACQUET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAABE (Peter)

Tarih 17 Haziran 2009

RAABE (Peter), alman orkestra şefi ve müzik bilgini (Frankfurt-an-der-Oder 1872-Weimar 1945). Berlin’de okudu. Birçok eser yayımladı; bunların arasında Liszt’in iki cilt­lik biyografisi sayılabilir. 1935-1945 Arasın­da Reichsmusikkammer (İmparatorluk orkestrası) şefliğinde bulundu. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAABE (Peter) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADOUX (Tean Theodore)

Tarih 17 Haziran 2009

RADOUX (Tean Theodore), belçikalı bes­teci (Liege 1835-ay.y. 1911). Liege konservatuvarında Daussoigne-Mehul’den ders gördü, bir yandan besteye çalışırken öte yandan fagot dersleri verdi.
1859′da Serseri Yahudi adlı kantat’ı ile Roma Birinci ödülünü aldı, 1872′de Liege konservatuvarının yönetmenliğine getirildi. Tiyatro müziği (Le Bearnais [Bearn'lı Adam], 1868; La
Coupe Enchantee [Sihirli Çanak], 1871; Andre Doha [Andrea Doria]), lirik şiirle; (Cain [Kabil]; Patria [Vatna]), bir senfonik şiir (Godefroy de Bouillon), birçok kantat besteledi, ve Henrı Vieuxtemps, Sa Vie et Ses Oeuvres (Henri Vieuxtemps, Hayatı ve Eserleri) [1861] adlı bir kitap yazdı.
— Oğ­lu Charles (Liege 1877-ay.y. 1952), Liege konservatuvarında okudu, 1907′de Roma Büyük ödülünü kazandı. Liege konservatu­varında armoni öğretmenliği yaptı, Belçika müzik okulları müfettişliğine ve Liege’de Gretry müzesi yönetmenliğine getirildi; bir opera (Oudelette, 1912), bir senfoni (Halewyn’in Şarkısı), Visions d’ltalie (İtalya’­dan Görüntüler), koro eserleri, çalgı ve ses parçaları besteledi. (L)
RADOVANO. Bk. radoano.

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADOUX (Tean Theodore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADO (Aladar)

Tarih 17 Haziran 2009

RADO (Aladar), macar müzikçisi (Buda­peşte 1882-Boljevci, Sırbistan 1914). Buda­peşte Müzik akademisinde okudu. Birinci Dünya savaşında öldü. Birçok tiyatro, koro, orkestra ve oda müziği besteledi. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADO (Aladar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADNAİ (Miklos)

Tarih 17 Haziran 2009

RADNAİ (Miklos), macar müzikçisi (Bu­dapeşte 1892-ay.y. 1935). Budapeşte Müzik akademisinde okudu. 1919′da aynı akade­mide ders vermeğe başladı; 1925′te Buda­peşte operası orkestra şefliğine getirildi. Tiyatro, koro ve oda müziği parçaları bes­teledi. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADNAİ (Miklos) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUANTZ (Johann Joachim)

Tarih 16 Haziran 2009

QUANTZ (Johann Joachim), alman beste­cisi ve flütçüsü (Oberscheden, Hannover 1697-Potsdam 1773). Bir demircinin oğluy­du.
Müzik öğrenimini Merseburg, Radeberg, Pirna, Dresden’de yaptı (1716), daha sonra Viyana’da Zelenka’dan ders gördü (1717). 1716′da obuacı olarak Dresden ve Varşova saray kapellalarında çalıştı. Fransız Buffardin’den flüt dersleri; bir ital­ya yolculuğundan yararlanarak Fr. Gasparini’den kontrapunto dersleri aldı. Lond­ra’dan geçerek, 1727′de Dresden’e döndü. O zamanlar tahtın vârisi olan Prusya pren­si Friedrich, onu kendine flüt öğretmeni seçti, kral olduktan sonra da saray orkestrasına aldı ve saray bestecisi yaptı, ölü­müne kadar kralın hizmetinde çalışan sa­natçı, kral için bir veya iki flüt için üç yüz kadar konçerto ve iki yüze yakın çeşitli müzik eseri besteledi:

sololar, üçlü­ler, dörtlüler. Quantz’ın sağlığında bası­lan eserleri: altı sonat (1734), 6 ikili (1759), flüt için beş sonat, Neue Kirchenmelodien (Yeni Kilise Melodileri), Gellent’in od’ları üstüne 22 melodi (1760). 1752′de hazırladı­ğı Anweisung die Flöte Traverslere zu Spielen (Yan Flüt Metodu) değerli bir me­tot olmakla kalmaz, XVIII. yy.ın müzik estetiğini de yansıtır. Quantz’a göre bu müziğin ideali, çeşitli millî üslûplardan, özellikle italyan ve fransız üslûplarından oluşan bir «zevkler karışımı»dir. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUANTZ (Johann Joachim) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNET (Marcel)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNET (Marcel), belçikalı besteci (Binche 1915). Roma ödülünü kazandı (1945). Brüksel konservatuvarında öğretmenlik yap­maktadır. Orkestra için biı divertimento (1945), La Vague et le Sillon (Dalga ve Iz) adlı bir kantat (1945), üfleme çalgılar ve orkestra için bir konçertino (1961), oda mü­ziği, klavye için müzik ve orkestra için üç parça besteledi. (L) QUİNHON. Coğ. Bk. KUi NON.

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNET (Marcel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYTHAGORAS

Tarih 16 Haziran 2009

PYTHAGORAS, yunan filozofu (M.ö. VI. yy.), Yunanistan’da ve Güney İtalya’da et­kisi çok yaygın bir tarikatın kurucusu.
Si­sam’da (Samos) doğmuş ve söylentiye göre, felsefî, dinî ve siyasî topluluklar kurmak amacıyle Sicilya’ya giderek önce Kroton’da, sonra diğer Sicilya sitelerinde bu gibi kuruluşları gerçekleştirmişti. Yazılı eser bı­rakmamıştır. Bir yarı tanrı, bir peygamber ve mucizeler yaratıcısı olarak tanıtılır. Çarpım tablosunu, hipotenüs teoremini or­taya atmış olduğu söylenir. Kurduğu felsefe okulu, V. yy.da Philolaos, IV. yy.da ise Arkhytas tarafından yaşatıldı ve büyük ün kazandı. Pythagoras’çılık adını alan di­nî ve ilmî hareket içinde, filozofun ve fel­sefesini yaşatan öğrencilerinin gerçek payı­nı ayırt etmek güçtür. Pythagoras’çılık başlangıçta birtakım dinî mezhepler halinde ortaya çıktı; bu mezheplerden olanlar, Yedi Bilgeler’inkini andıran çok basit, fakat ki­mine de bugün ne anlam vereceğimizi bi­lemediğimiz (msl. bakla yememek) kuralla­ra uyuyorlardı. Ayrıca ruhun bilgiyle temiz­leneceğine ve bedenden bedene (insandan insana, insandan hayvana v.b.) geçebilece­ğine, yani felsefe ruh göçü teorisine inanı­yorlardı.

Pythagoras ahlâkı, müritleri ara­sında sözlü olarak öğretilir, bazı pythagoras’çı filozoflar ise, teorik çalışmalarla uğ­raşırlardı («matematikçiler»). Bu matema­tikçi filozoflar geometri, aritmetik, astro­nomi ve fizik alanında birçok araştırmaya giriştiler. Bu araştırmalar sonunda çok sa­yıda teorem ortaya atıldı. M.ö. III. yy.da Eukleides bunları düzene koydu. Pythagoras’çılar özellikle karede köşegen ile kena­rın ortak ölçüiemezliğini ispatlayarak, oran­sal sayıların kullanılışında aşılmaz bir sını­rı keşfettiler. Sayıların ve aritmetik dizilerin yapısını uzun uzun inceleyerek, meselâ «ti­kel sayılar»ı (yani, 6, 28, 496 gibi bölenle­rinin toplamına eşit olan sayılar) tanımlamağa çalıştılar veya n kadar tek asal sayının top­lamının n2′ye eşit olduğunu gösterdiler.

Ast­ronomi alanında ise Philolaos’un teorisine uyarak dünyanın, evrenin merkezi olmadı­ğını; güneş ve diğer gezegenlerle birlikte yeryüzünün de merkezî bir ateş etrafında döndüğünü ileri sürdüler.
Müzik teorisi yönünden de yenilikler yaratan Pythagoras, uyumların değerini, sadece, onları meydana getiren tel uzunluklarının orantıları bakımından dikkate aldı. «Pytha­goras gamı» adiyle tanınan ıskala aynı isim­deki sistemde, bir oktav aralığına bir tabiî beşliler dizisini (fa, do, sol, re, la, mi, si) meydana getiren sesler yerleştirilerek kuru­lur. Fizik ve müzik eserlerinde, ancak do majör tonunda gösterilen Pythagoras gamı pratikte kullanılmağa elverişsiz görünürse de, aslında, modüle edilerek ve gerek yük­selen diyezler dizisinden gerek alçalan be­moller dizisinden yararlanılarak bütün ton­lara aktarılabilir. Telli saz icracıları Pyt­hagoras ilkesine uyarak çalarlar. Çünkü tel­lerini beşliden aralıklarla akort ederler. Bundan ötürü Pythagoras gamına «keman­cılar gamı» denmiş ve bu gam «piyanocular gamı» (eşit ayarlı sistem), «solfej gamı»ndan
(Mercator-Holder sistemi) ve «fizikçiler gamı»ndan (Aristoksenes-Zarlino-Delezenne sistemi) ayırt edilmiştir. Bu matema­tik araştırmalardan başka, matematik Pyt­hagoras’çılık, «her şey sayıdır» ilkesine da­yanan bir tabiat felsefesi ortaya koydu. Bu ilke, geniş çapta bir benzetmenin sonu­cudur. Nasıl ki takımyıldızlar belirli bir figüre (meselâ Büyükayı) benzetilen sayılarsa, bütün varlıklar da sayıyla ifade edile­bilecek birer şekildir; bu görüş sadece fizik eşya için değil, belirli bir yapısı olan her şey için geçerlidir (meselâ adaletin de, ev­liliğin de kendi sayıları vardı).

Pythagoras’çılar, bir sazdaki uyumun tel uzunluk­ları arasındaki beli bir orana bağlı olması gibi, ruhun da bedenin bir uyumu olduğunu ve böylece ruh göçünün, tenleşme biçimle­rini, ruhların niteliğine göre ayarladığını düşünüyorlardı Phythagoras’çılık, sistemli matematikçiliği ile, batı akılcılığının şekil­lenmesine katkıda bulundu. Ama sayılar konusunda benimsediği mistik görüş, Pytha-goras’çılığı büyüye ve batınî felsefelere bağ­lıyordu.
— Ahl. Pythagoras harfi, yani ipsilon (Y). Pythagoras, bu harfin iki uzantısını, insa­nın önünde açılan iki yola, yani kötülük ve erdem yollarına benzetiyordu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYTHAGORAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEROL GAVALDA (Miguel)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEROL GAVALDA (Miguel), ispanyol bestecisi ve müzik bilgini (Ulldecona, Tarragona ili 1912). Barcelona üniversitesinde müzik tarihi dersi verdi, ispanyol Müzikoloji enstitüsünde yönetim başkanıdır (1946). İki bale, bir oratoryo (Montserrat’da Kış,1936), ses müziği olarak şiirler, mezmurlar, missa’lar, madrigal’ler, yaylı çalgılar için dörtlüler, sonatlar, elli melodi besteledi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEROL GAVALDA (Miguel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PURCELL

Tarih 15 Haziran 2009

PURCELL, ingiliz müzikçi ailesi. —henry (öl. Londra 1664), Krallık kilisesine bağlı soylu kişi ve Westminster kilisesinin koro yönetmeni. —Erkek kardeşi THOMAS (öl. Londra 1682) saray orkestrasında klavsen, lavta ve ses müziği bestecisi olarak görev aldı. —HENRY (Londra 1658 veya 1659-ay.y. 1695), ünlü besteci. Henry veya Thomas Purcell’in oğlu. Çok genç yaşta, Cooke. Pelham Humfrey, John Blow ve M. Locke’un yönetimi altındaki Krallık kilisesinin müzikçileri arasına katıldı; 1677′de Locke’un ölümünden sonra, kral orkestrasının besteciliğine, 1679′da da John Blow’dan bo­şalan Westminster kilisesi başorgculuğuna getirildi. 1680′de evlendiği Frances dul kal­dıktan sonra bütün hayatını kocasının eser­lerini değerlendirmeğe adadı. Genç yaşta ölen Purcell, hayatı boyunca kralın hizme­tinde kalarak, saray için sahne eserleri, din ve çalgı müziği besteledi. Bunların ara­sında, opera ve sahne müziği olarak A Fool’s Preferment (Bir Çılgının Yükselişi) [1688], Dido and Aeneas (1689?), Dioclesian (1690), King Arthur (Kral Arthur) [1691], The Fairy Queen (Periler Kraliçesi) [1692], Timon of Athens (Atinalı Timon) [1694], The İndian Queen (Hintli Kraliçe) [1695], The Tempest (Fırtına) [1695], kral Charles II ile James II ve kraliçe Mary’ye ithaf ettiği Swifter isis (1681) adlı od ve kantatlar, Fly, Bold Rebellion (1683), From those Serrene (1684), Why Ar e ali the Muses Mute (Dilsiz Musa’lar) [1685], Sound the Trumpet (Davul Sesi) [1687], Now Does the Glorious Day Appear (Şanlı Gün Göründü) [1689], Arise my Muse (1690), Love’s Goddess (Aşk Tanrıçası) [1692], Celebrate This Festival (Festivali Kutlayalım) [1693], Azize Caecilia yortusu dolayısıyle yazdığı Welcome to ali Pleasures (bü­tün Haylazlara Merhaba) [1685], Hail Bright Cecilia (1692) özellikle anılmağa değer. Ay­rıca, I was Glad, İn The Midst of Life (Hayatın Ortasında Sevinçliydim) [1682], Morning and Evening Service (si bemol) [Sabah ve Akşam Âyini] (1682-1683), My Heart is İnditing (Kalbimin Buyruğu) [1685], They That Go Down to The Sea (Denize Gidenler) [1685], T e Deum ve Jubilate (1694) gibi birçok anthem ve âyin müziği, dinî ve din dışı solo, ikili, üçlü şarkılar, «catches» lar, koro müzikleri, yaylı çalgılar için fantezi’ler, üç sesli on iki sonat, dört sesli on sonat, in Nomina adlı yedi sesli bir parça, bir «ehaconne» ve bir «pavan», klavsen için Musick’s Hand Maid, Choice Collection of Lessons for the Harpischord or Spinet adlarında iki parça ve org için de Voluntaries adlı bir eser besteledi. Kontrapunto tekniği ile yetişen Purcell’in özelliği millî folklara uygun bir melodi anlayışına varması ayrıca da tonal ve modal ıskala­ları birlikte kullanmasıdır. Bazı ses uyu­şum zorluklarını çözmeden askıda bırak­ması sık sık majörden minöre geçmesi eserlerine çağdaş müziğimizi andıran bir ha­va verir. —DANiEL, orgcu ve besteci (Londra 1660-ay.y. 1717), Henıy’nin karde­şi; The indian Queen operasının beşinci perdesi için bir «mask» yazdı ve pek önemli olmayan birçok eser besteledi. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pulitzer ödülleri

Tarih 13 Haziran 2009

Pulitzer ödülleri, amerikalı gazeteci Jo­seph Pulitzer’in kurduğu ödüllerin genel adı. 1918′den beri, Newyork Columbia Üniversi­tesi Gazetecilik okulu danışma kurulunun tavsiyelere uygun olarak bu üniversitenin yönetim kurulu tarafından her yıl dağıtılır.

Bu ödüller on iki tanedir ve her birinin karşılığı 500 dolardır. On iki dalın her bi­rinde yalnız bir kişiye ödül verilir. Bu dal­lar şunlardır: kamuya yararlı faaliyetler (ödül, yıl içinde amerikan demokrasisine en iyi hizmette bulunmuş olan gazeteye veri­lir); röportaj (Washington veya yabancı bir ülkedeki en başarılı muhabirin haberi); ma­kale; karikatür; fotoğraf; roman; tiyatro; tarih; biyografi; şiir; müzik. Pulitzer ödülü kazanmış kişilerin arasında roman yazar­larından Louis Bromfield, Pearl Buck, Margaret Mitchell, John Steinbeck ve Upton Sinclair’in, oyun yazarlarından Eugene O’Neill, Marc Connelly, Robert Sherwood, Thornton Wilder, Tennesse Williams ve Arthur Miller’ın, şairlerden Edwin Arlington Robinson, Robert Frostjve W.H. Auden’ın, bestecilerden de William Schuman, Howard Hanson ve Charles E. İves ile Virgil Thomson’un adları özellikle anılmağa değer. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pulitzer ödülleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUGNO (Stephan Baoul)

Tarih 13 Haziran 2009

PUGNO (Stephan Baoul), fransız piyano­cusu, orgcusu ve bestecisi (Montrouge 1852 – Moskova 1914). Paris konservatuvarına devam etti ve birçok ödül kazandı. Saint-Eugene kapellasına 1871′de yönetici oldu; 1892 ile 1901 arasında Paris konservatuvarında armoni ve piyano dersleri verdi. 1893′te, kendini virtüöz piyanocu olarak kabul ettirdi ve Chopin konserleri, ayrıca E. Ysaye ile oda müziği konserleri düzenledi. Pi­yano parçaları, bir oratoryo (Lazarus’un Dirilişi, 1879), bir bale (Kelebekler), on iki kadar operet besteledi ve Nadia Boulanger ile birlikte G. D’Annunzio’nun La Citta Morta’sına (ölü Şehir) müzik yazdı. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUGNO (Stephan Baoul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUCCİNİ (Giacomo)

Tarih 13 Haziran 2009

PUCCİNİ (Giacomo), italyan bestecisi (Luc-ca 1858 – Brüksel 1924). Müzikçi bir aile­nin çocuğu. Lucea’da Müzik enstitüsünde okudu, daha sonra Milano konservatuvarına girdi. Le Villi (1884) ve Edgar (1889) adlı ilk operaları Milano’da başarıyle tem­sil edildi. Dünya çapında ün kazanan ope­raları: Manon Lescaut (Torino, 1896; Pa­ris, 1900), librettosu Sardou’nun eserinden aktarılan La Tosça (Roma, 1900; Paris, 1903), Madame Butterfly (Milano, 1904), Altın Batı’nın Kızı (New York, 1910), La Rondine (Monte-Carlo, 1917), ayrıca il Tabarro, Suor Angelica, Gianni Schicchi (New York, 1918; Roma, 1919) adlı operalardan meydana gelen Le Trittico (Üçlü Eser). Turandot adlı son operası Alfano tarafın­dan tamamlandı ve 1926′da Scala di Mi­lano’da Toscanini’nin yönetiminde temsil edildi. Sayıları bir hayli tutan bu operala­rın yanı sıra Puccini, bir büyük missa, bir Capriccio sinfonico, orkestra için iki menuetto ve oda müziği besteledi. İtalyan reisino’sunun temsilcisi sayılan Puccini, ti­yatronun bütün inceliklerini, halkı etkile­menin çeşitli yollarını çok iyi bilir ve za­man zaman aşırılığa kaçan duygulu bir dil kullanır. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUCCİNİ (Giacomo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTOLEMAİOS (Klaudios)

Tarih 13 Haziran 2009

PTOLEMAİOS (Klaudios), yunan astrono­mu, matematikçisi ve coğrafyacısı (Pelusion [Aşağı Mısır] M.S. 108 -Kariobos [Mısır] 168′e doğr.). ömrünü iskenderiye’de geçirdiği sanılır. Dev eseri astronomiyi, matematiğin bir bölümünü, kronoloji, op­tik, güneş saatçiliği, coğrafya, müzik v.b.yi kapsar. En önemli eseri Mathematike Syntaksis’tiı (Matematik Bileşim). Buna Büyük Bileşim de denir, fakat daha çok Almagest ve arapların çevirdiği adla Kitabal-Macisti diye bilinir; bu eserde «Ptolemaios siste­mi» denen dünya sistemi, düzlem ve küre­sel trigonometri üstüne bir inceleme, gün­lük hareketle ilgili bütün olguların açıklanışı ve hesabı yer alır. XVI. yy.da birçok defa basılan, keşitler tarihi bakımından de­ğerli bilgiler veren, içinde o tarihte çizilmiş haritalar bulunan Geographike Hiphegesis de (Coğrafya Kılavuzluğu) önemlidir, öbür eserleri: Tetrabiblon adlı astroloji incele­mesi, yunan müziğinde kullanılan seslerin matematik teorisini açıklayan Harmonika Biblia (Armoni Üstüne Kitaplar) ve Kanon Basileor (Kronolojik Tablo veya Hüküm­darlar Yasası). Ptolemaios, astronomiyle il­gili çeşitli âletler yaptı: gök küreleri ve kendi adını taşıyan astrolap (usturlap). [L]

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTOLEMAİOS (Klaudios) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRUNİERES (Henry)

Tarih 12 Haziran 2009

PRUNİERES (Henry), fr ansız müzik bil­gini (Paris 1886-Nanterre 1942). Romain Rolland’ın öğrencisidir. 1919′da Revue Musicale adlı müzik dergisini kurdu, ayrıca bu derginin faaliyetlerinden biri olan Vieux-Colombier konserlerini düzenledi (1921). 1930′da Lully’nin eserlerini yayımlamağa başladı, fakat ölümüyle bu büyük hamle yarıda kal­dı. Eserleri arasında Lulli (1909), La Vie et l’Oeuvre de Claudio Monteverdi (Claudio Monteverdi’nin Hayatı ve Eserleri) [1927], Cavalli et l’Opera Venitien au XVII. (XVII. yy.da Cavalli ve Venedik Operası) [1931] sayılabilir. Ayrıca Nouvelle Historie de la Musique (Yeni Müzik Tarihi) [1934-1936] adlı 2 ciltlik bir eseri vardır. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUNİERES (Henry) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Psyche

Tarih 12 Haziran 2009

Psyche, Moliere, P. Corneille ve Quinault’nun serbest ölçülü, 5 perde, bir prolog ile perdearası eğlenceli trajikomik balesi; müzik: Lully (1671). Psyche’nin 1671′deki baskısı, prolog’u Moliere’e mal eder ve Quinault’nun yalnız söylenen şarkıların- sözle­rini yazdığını öne sürer: ama Quinaült mek­tubunda, prolog üstündeki hakkını açıkça ister. Metnin en büyük bölümünü Corneil­le yazmış ve hâlâ tazelik ve gençlik dolu bir ilhamı olduğunu göstermiştir. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Psyche hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROZODİ

Tarih 11 Haziran 2009

PROZODİ i. (yun. pros, göre ve ode, şar-kı’dan fr. prosodie). Müz. Müzik prozodisi, bir müziğin sözlere veya sözlerin bir mü­ziğe uygulanması.
— ANSİKL. Müz. Müzik prozodisi şu ba­sit temele dayanır: ölçüde belirli aralık­larla tekrar edilen kuvvetli ve zayıf za­manlar vardır. Kelimelerde de kuvvetli ve zayıf heceler bulunduğuna göre, yapılacak iş kuvvetli zamanlara kuvvetli heceleri, za­yıf zamanlara zayıf heceleri düşürmektir. Doğru bir müzik prozodisi elde etmek için uyulması gereken başlıca kurallar şunlar­dır:
1. prozodi bakımından her ölçünün ilk notası, birçok notadan meydana gelen her zamanın ilk notası ve her zaman bölümü­nün ilk notası kuvvetli ve vurguludur;
2. kuvvetli ve vurgulu heceleri, özellikle ölçü ve zamanların ilk notasına düşürmeğe ça­lışmalı;
3. sessiz ve kısa heceleri, zayıf za­manlarla ve zamanların zayıf bölümleriyle çalıştırmalı;
4. sondan bir önceki heceye daha büyük bir değer verilir veya birkaç nota düşürülürse zayıf bir hece, kuvvetli bir zaman veya ritmi bakımından kuvvetli bir nota ile denkleştirilebilir (şekil 1);
5. kuvvetli bir hece de, birkaç nota ile uza­tılırsa zayıf bir notaya düşebilir (şekil 2);
6. bir ritmin, bir müzik cümlesindeki son notanın, bir mısra veya bir cümle bölü­münün son hecesine düşmesi gerekir, bir sonraki mısranın ilk hecesine düşmesi yan­lıştır;
7. bir kelimenin ilk hecesini son no­taya düşürmekten kaçınmak gerekir. Bu son iki kurala uymakla birçok yanlış kul­lanım önlenebilir;
8. ritim duraklamaları ve susmalar, mısra veya kelimenin gra­mer anlamından doğan duraklamalarına denk düşmelidir;
9. vezin kalıplarıyle öl­çünün biçimi arasında bir uygunluk ol­malıdır. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROZODİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROVA

Tarih 11 Haziran 2009

PROVA i. (ital. k.). Bir şeyin, amacına uy­gun olup .olmadığını anlamak için yapılan deneme: Oyun provası. Konser provası.
— Grav. Sanatçının çalışması sona erme­den veya erdikten sonra, kazılan levhadan elde edilen baskı. || Numaralı provalar, çalışmanın belirli bir durumunda, o durum­dan kaç örnek basıldığını ve sıra numara­sını taşıyan prova. || Yazılı ön prova, ko­nuyu açıklayan yazı kazınmadan veya yazıldıktan sonra basılan prova. (Yazıdan ön­ceki provalar tercih edilir; aralarından bazı­ları kenarlarında sanatçının bazı deneme­lerini taşıdığından, sanatçı provası diye ad­landırılır.)

— Matbaac. Yazar veya musahhih tarafın­dan üstünde düzeltmeler yapılan basılı me­tin: İlk prova, ikinci prova. \\ El provası, mürekkeplenmiş dizgi üzerine kâğıt koyup bir merdaneyle üzerinden geçirilerek elde edilen prova. | Son prova, basılacak nüsha üzerinde işaret edilen düzeltmelerin iyi ya­pılıp yapılmadığını, sayfa düzeni ve kenar boşluklarının iyi durumda olup olmadığını kontrol etmeğe yarayan prova.
— Müz. Bir melodi parçasını, bir ritim bö­lümünü, bir cümleyi veya müzik parçasının tümünü gerektiği kadar tekrarlama işlemi. || Halk önünde icra edilecek bir müzik ese­rini orkestra ve solocuların inceleyerek ça­lışmaları.
— Terz. Bir elbiseye son şeklini vermeden önce elbiseyi giyecek kişinin üzerinde yapı­lan düzeltme: İlk prova. Son prova.
— Tiyat. Bir oyunun incelenmesi ve sah­neye uygulanması için yapılan ön çalışma. (Bk. ANSIKL) || Genel prova, bir oyunun davetliler önünde başından sonuna kadar yapılan son provası. (Birçok batı tiyatrosun­da ve bazen de Türkiye’deki tiyatrolarda tenkitçi ve profesyonel tiyatrocuların çağ­rıldığı bu genel prova, davetlilere oyun hak­kında tam bir fikir verebilmek için düzenle­nir; genel provanın ilk temsilden hattâ bir­kaç temsilden sonra yapıldığı olur.) [Prova jeneral de denir.] || Okuma provası, hiç bir sahne hareketi olmadan, oyuncuların otur­dukları yerden yalnız metni tekrarlamaları. (Gırgır provası da denir.)
— ANSiKL. Tiyat. Bir eserin oyunculara okunmasından sonra her oyuncuya eserin bir nüshası verilir, ilk prova rollerin karşılaş­tırılmasından, yani esas metne göre kontrol edilmesinden ibarettir; sonra oyun fuayede okunarak ezberlenir. Yazar, yönetici, rejisör ve suflör provalara sahnede katılır. Dekor, kostüm v.b.nin kesinlikle tespit edildiği son pröva’larda ise yazarla birlikte sahneye ko­yucu salonda yeı alır. Bütünüyle birlikte ya­pılan bu provalar, aşağı yukarı seyircisiz, kapalı birer temsil niteliğindedir. (M)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROVA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prosomoia şarkıları

Tarih 11 Haziran 2009

Prosomoia şarkıları, melodos-şairlerin da­ha önce yazdıkları ezgi, ritim ve şarkıları taklit eden dinî bizans şarkılarına verilen ad. özelliği, aynı ezgi üstüne söylenen bent­ler içinde bir hece simetrisi bulunmasıydı. Kilise, uyulması gereken şiir ve müzik bi­çimlerini tespit ettikten sonra, yani XII. yy.dan sonra bu şarkılar çoğalmağa başla­dı. Ancak, yeni melodilerin yaratılması ve notalanması, kilisenin smırlamasıyle gerek­siz bir hal aldığından bizans müziğinde her­hangi bir yenilenme hareketi görülmedi. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prosomoia şarkıları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROSKE (Kari)

Tarih 11 Haziran 2009

PROSKE (Kari), alman müzik bilgini (Gröbnig, Yukarı Silezya 1794 – Regens-burg 1861). 1826′da rahip oldu, Orta Avru­pa kilisesinin klasik çoksesli müziğini dirilt­mek amacıyle XV., XVI. ve XVII. yy. us­talarının eserlerine yer veren geniş bir an­toloji (basılmış veya elyazısı 1 200′den çok eser) meydana getirdi (bu eser bugün Regensburg piskoposluğundadır). [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROSKE (Kari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prometheus’un Yaratıkları

Tarih 11 Haziran 2009

Prometheus’un Yaratıkları, Salvatore Vigano’nun librettosu üstüne yazılmış iki per­delik bale. Müzik: Beethoven; koreografi: Serge Lifar; dekorlar: François Quelvee. Serge Lifar’ın yeniden düzenlediği bale ilk defa 30 aralık 1929′da Paris operasında oynandı. Promotheus’un Yaratıklarım bale yapmayı ilk düşünen Salvatore Vigano, müziğini Beethoven’e ısmarlayarak balesini 28 mart 1801′de Viyana’da sahneye koydu. Prometheus gökyüzünden çaldığı ateşle kendi yaratıkları olan kadını ve erkeği can­landırır. Apollon bu yaratıklara zekâ ve duygu verir. Acı çekeceklerini ve ölecek­lerini bildiren ölüm’ün tuzağından Prometheus sayesinde kurtulurlar. Eserinin ilk metnine Küçük Prometheus adını koyan Vi­gano, Beethoven’in partisyonuna, Haydn’ın Yaratılış’ından da parçalar ekleyerek 1813′te Scala di Milano’da baleyi yeni bir bi­çimde sundu. (L)
PROMETİUM i. (fr. promethium). Kim. Eşanl. PROMETEYUM.
PROMETYUM i (fr. prometheum’dan). Kim. Bk. PROMETEYUM.

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prometheus’un Yaratıkları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROKOFYEV (Sergey Sergeyeviç)

Tarih 10 Haziran 2009

PROKOFYEV (Sergey Sergeyeviç), rus bes­tecisi (Sontsovka, Yekaterinoslav bölgesi 1891 – Moskova 1953). Dâhi çocuklardandı; daha beş yaşındayken bir dans besteledi. İlk müzik öğrenimini çok iyi piyano ça­lan annesinden gördü. R. Gliere’in öğrencisi oldu, daha sonra Petersburg konservatuvarına devam etti ve Rimskiy-Korsakov ile Lyadov’dan beste, Yesipova’dan pi­yano, Nikolay Çerepnin’den orkestra yö­netimi dersleri gördü. Prokofyev üstünde bu sonuncunun etkisi büyük oldu. 1917 Rus devriminden sonra yabancı ülkelere sığın­dı, Fransa’dan Almanya’ya, oradan da Amerika’ya geçti. 1933′te tekrar S.S.C.B.’ye döndü ve eserinin büyük kısmını orada yazdı. Eserinin özelliği, seçtiği temaların sadeliği, genellikle diyatonik olması, köşe­li ve belirli ritimler seçmesi, ton gelişme­lerinin paralelliğine dayanan ve kelimenin tam anlamıyle bir «eksenler kontrapuntosu» meydana getiren ses uyuşmazlıklarıdır. Bir okul yaratmamakla beraber, yeni-klasik bir besteci olan Prokofyev, senfonik mü­zik, oda müziği, opera ve bale müziği ala­nına çok şey getirdi.
Operaları: Kumarbaz (1916-1917), Üç Portakalın Aşkı (1919), Ateş Perisi (1922-1925), Semyan Kotko (1939), Manastırda Nişanlanma Töreni (1940-1941), Savaş ve Barış (1941-1942), Aslına Uygun Bir Adam (1947-1948).
Baleleri: Diaghilev’in zoru ile yazdığı Şut’tan (1915, 1921) başka, Çelik Adım (1925-1927), Müsrif Oğul (1929), Borusthenes (Dnieper) Irmağın­da (1930, 1932), Romeo ve Jülyet (1935, 1938), Kül Kedisi (1941, 1945), Taştan Çi­çek (1949, 1959). Bunların dışında yedi sen­fonisi, beş piyano konçertosu, iki keman konçertosu, iki viyolonsel konçertosu, en tanınmışı iskit Süiti (1941) olan senfonik süitleri, dokuz piyano sonatı ve piyano için çeşitli parçaları, iki keman ve piyano so­natı, tek keman için bir sonatı, viyolon­sel ve piyano için iki sonatı, yaylı çalgı­lar için iki dörtlüsü v.b. vardır. Prokof­yev kantat da yazdı: Aleksandr Nevski (1938, aynı adı taşıyan filimden), Barış Bekçisi (1940); sinema için, Aleksandr Nevski’nin dışında Teğmen Kije (1934), Korkunç İvan (1944-1946) v.b. filimlerin de müziğini yazdı. Ayrıca çocuklar için bes­telediği Pyotr ve Kurt (1936) ile Kış Kütü­ğü gibi süitleri önemlidir. (L)

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROKOFYEV (Sergey Sergeyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROD’HOMME (Jacques Gabriel)

Tarih 10 Haziran 2009

PROD’HOMME (Jacques Gabriel), fran-sız müzik bilgini ve tenkitçisi (Paris 1871 -Neuilly-sur-Seine 1956). Birçok gazete ve dergide görev aldı, 1930′dan 1940′a kadar Paris Operası kütüphanesini yönetti; Opera ve Konservatuvar müzesinin müdürü oldu.
Başlıca eserleri: Berlioz (3 cilt, 1904); Pa-ganini (1907); Gounod (1911); La Jeunesse de Beethoven (Beethoven’in Gençliği) [1921]; Beethoven, Mozart (1927); Schubert (1928); Gossec, Gluck (1948) v.b. (L)

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROD’HOMME (Jacques Gabriel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PREVİTALİ (Fernando)

Tarih 09 Haziran 2009

PREVİTALİ (Fernando), italyan orkestra yöneticisi ve bestecisi (doğ. Adria 1907). öğrenimini Torino konservatuvannda yap­tı. 1928′den 1936′ya kadar Floransa Sen­foni orkestrasının yönetimini V. Gui ile paylaştı. 1936-1953 Arasında Roma Radyo Senfoni orkestrasını yönetti. 1953′ten son­ra Roma’da, Santa Cecilia akademisinde sanat yöneticisi oldu. Avrupa ve Ameri­ka’da sayısız konser verdi. Birkaç bestesi ve müzik üstüne yazıları vardır. (M)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVİTALİ (Fernando) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRESTO

Tarih 09 Haziran 2009

PRESTO zf. (ital. k.). Müz. Hızlı bir tem­po ile.
- İ. Gösterişli ve hızlı bir biçimde çalın­ması gereken müzik parçası. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESTO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prelüdler

Tarih 09 Haziran 2009

Prelüdler, Liszt’in senfonik şiiri. 1848′de bestelendi, 1850′de gözden geçirildi. İlk de­fa 1854′te Weimar’da çalındı. Liszt, Joseph Autran’ın «Hayatımız, ilk ve kutlu notasını ölümün çaldığı, o bilinmez şarkı için, bir preiüdler dizisinden başka bir şey midir?» şeklindeki düşüncesinden ilham alarak mey­dana getirdiği bu eserinde, Berlioz’un prog­ramlı müzik sistemini izledi ve geniş çeşit­lemelerle, şairin dile getirdiği, aşk, yanıl­samalar, tabiatın tesellisi, zaferin çağrısı gibi duyguları müziğe uyguladı. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prelüdler hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRELÜD

Tarih 09 Haziran 2009

PRELÜD i. (lat. praeludere, bir çalgıyı çalmağa hazırlanmak’tan fr. prelude). Bir eserin icrasından önce rotadan veya do­ğaçtan çalınan müzik parçası.
— Ansikl. Prelüd, kural olarak, parçanın ton’unu, makamını belirtir. İtalyanların intonazione’lerine benzeyen, yaylı veya klav­yeli çalgılar için yazılmış ilk prelüdleri XVI. y.ın başında Attaignant yayımladı.
XVII. y.da, prelüd, L. Couperin’in, Lebegue’in ve fransız okulunun lavta, gitar, klavsen süitlerinden önce çalınırdı ve ölçü­lü olarak yazılmış değildi. Bu prelüdlerin ortalarında bazen birkaç ölçülük bir kontrapunto bulunurdu. Sonra prelüd, daha sağlam kurulmuş, bir ritim unsuruna bağlı, bir veya iki tema üstüne yazılmış, ya iki zamanlı veya sinjonia veya fransız usulü uvertür biçimini alan bir eser oldu. XVII. ve XVIII. yy. fransız operalarının çalgı riturnelleri ile Almanların dindarları ilâhi söylemeğe çağıran org müziği cümleleri de «prelüd» adiyle anılır. Bach’ın Tam Ayarlı Klavsen’indeki daha düzenli bazı prelüdleri sonat ile rondo’nun habercisi niteliğindedir. Bu eserler, Kutsal Teslis’ten söz etmek amacını güden ve üç ana fikir
(Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) üstüne kurulmuş olan mi bemol büyük prelüd gibi, bir veya daha çok tema üstüne yazılmıştır. Couperin’e göre, prelüd, «içinde hayal gücünün doğur­duğu her şeyin notaya dönüşebileceği ser­best bir beste»dir (Art de Toucher le Clavecin [Klavsen Çalma Sanatı]). Bununla be­raber, Couperin’in bu eserinde örnek olarak verdiği altı prelüd’ün kesin bir nota düzeni içinde yazılmış olduğu görülür. Chopin, yazdığı yirmi dört prelüd’de, bir tema fikrinden hareket ederek, doğaçtan çalmak sanatıyle kurguyu birleştirdi. Mendelssohn ile
C. Franck’in biçimin baskısı altında kalmış olmalarına karşılık, Faure, piyano için yazdığı prelüd’lerinde saf müziğin özü­ne varmıştır. Debussy ise müziğini bir gö­rüntünün çevresinde somutlaştırır. Bazı operalarda, uvertür’ün yerini prelüd almış­tır (Lohengrin, Tristan, Parsifal, Peneiope). Sint-Saens, Dupre, Vierne, Messiaen gibi bazı org ve piyano ustaları, kısmen yazılı bir eser olarak ele aldıkları ve içinde ken­dilerini hayal güçlerinin veya özlemlerinin akışına bıraktıkları prelüd biçimini işleme­ğe devam ettiler. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRELÜD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRATT (Silas Gamaliel)

Tarih 09 Haziran 2009

PRATT (Silas Gamaliel), amerikalı piyano­cu ve besteci (Addison, Vermont 1846-Pitts-burgh, Pennsylvania 1916). Piyano’yu kendi kendine öğrendi, 1868′de Chicago’da bir di­zi konser verdi. Çalışmalarına Berlin’de Thcodor Kullak ve Franz Bendel’in yanın­da devam etti. Orkestra için yazdığı ilk eser Magdalene’s Lament (Magdalena’nın Sızlanması) 1871′de Berlin’de sahneye kon­du. 1875′te Franz Liszt ile çalışmak üzere Almanya’ya döndü ve Centennial Overture (Yüzyıl Açılışı) [1876] adlı eseriyle Berlin’­de büyük başarı kazandı. 1906′da Pittsburgh’da Pratt müzik ve sanat enstitüsünü kurdu.
Başlıca eserleri: Lucille, Zenobia, The Triumph of Columbus (Columbus’un Zaferi) ve Ollanta operaları; Prodigal Son (Müsrif Oğul) ve Lincoln senfonileri. Ay­rıca senfonik şiirler, koro için parçalar, şar­kılar ve piyano eserleri besteledi. (M)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATT (Silas Gamaliel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRATELLA (Francesco Balilla)

Tarih 08 Haziran 2009

PRATELLA (Francesco Balilla), italyan bestecisi (Lugo 1880-Ravenna 1955). Lugo ve Ravenna Müzik liselerini yönetti; fütürist müzik tarzının önde gelen temsilcilerin­den biridir (1910). Eserlerinde roma folklo­rundan yararlandı. XVII. ve XVIII. yy. bestecilerinin eserlerini, bu arada Crissimi’nin üç oratoryosunu yayımladı. Operalar (Lilia, 1905; Fabiano, 1939), senfonik eser­ler (Per un Dramma Orchestrale, 1938), ko­ro eserleri ve sonatlar besteledi. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRATELLA (Francesco Balilla) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRAETORİUS (Michael)

Tarih 08 Haziran 2009

PRAETORİUS (Michael), alman bestecisi ve müzik nazariyecisi (Creuzburg 1571 -Wolfenbüttel 1621). Bir protestan rahibinin oğluydu. 1585′te Frankfurt üniversitesine de­vam etti. Bu şehirdeki Marienkirehe’nin orgcusu oldu. 1589′dan sonra Braunschweig dükünün kapellasında görev aldı, Wolfenbüttel’deki kilisenin müzik yöneticisi oldu. Beste ve müzik kuralları alanında 1605′ten 1623′e kadar birçok eser yayımladı. Mü­zikte, Luther Ortodoksluğunu temsil eden besteleri, XVII. yy. Almanya’sının en önemli eserleri sayılır ve italyan müziğinin çeşitli akımlarını yansıtır. Praetorius, ilk motet’lerinde Lassus’un, sonra Viadana’nın, G. Gabrieli’nin tekniğini benimsedi. Bütün eserlerinde Liedmotete’ye, yani ruhanî ilâhi­lere ve sağlam bir kontrapunto yazı tarzı­na bağlı kaldı. Tümü yirmi cildi bulan eserlerinin arasında en önemli olanları şun­lardır: Musae Sioniae, Musarum Sioniarum Motectae et Psalmi Latini, Missodia Sionia, Hymnodia Sionia, Eulagodia Sionia, Terpsichore, Concert-Gesang, Polyhymnia Exercitatrix, Puericinium v.b. Dinî beste­lerinin başına koyduğu nazarî giriş (Leiturgodia Sionia Latind), eski müzikle kilise müziği üstüne yazdığı tarihî nitelikteki Syntagma Musicum (1614-1615) adlı inceleme­nin hareket noktasıdır. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAETORİUS (Michael) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POWELL (John)

Tarih 08 Haziran 2009

POWELL (John), amerikalı besteci ve pi­yanocu (Richmond, Virginia 1882). 1901′de Virginia üniversitesini bitirdi, Viyana’ya gi­derek Theodor Leschetizky ile piyano ve Kari Navratil ile kompozisyon çalıştı. İlk piyano konserini 1907′de Berlin’de verdi. 1918′de New York City’de çalınan piyano ve orkestra için Siyah Rapsodi’si ve keman ile piyano için bestelediği Virginia Sonat’ı (1919), Amerika’daki zenci yaşayışının müzik alanında yorumlarıdır. Daha sonraki eserlerinde Güney’in angloamerikan halk müziğinden ilham aldı: Natchez on the Hill
(Tepedeki Natchez) [1923]; A Set of Tre (Üçlü Takım) [1935] ve Symphonie in A (A’lıSenfoni) [1947]. (M)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POWELL

Tarih 08 Haziran 2009

POWELL (Earl, Bud — denir), amerikalı zenci caz piyanocusu
(New York 1924-ay.y. 1966). Minton’s kabaresinin çalgıcılarındandı; 1943-1944 arasında Cootie Williams ile çalıştı. Hastalığı yüzünden sık sık klinikler­de tedavi görmek zorunda kaldı. Buna rağmen 1947′de Max Roach ve Curley Russell, 1953′te Charlie Parker ve Charlie Mingus ile üçlü olarak plaklar doldurdu. 1959′da Paris’e yerleşti, birçok gece klübünde çaldı. Yeni­den hastahaneye düşünce bütün müzik faali­yetlerine son verdi. Meslek hayatında yeni bir hamle yapmak üzere 1964′te New York’a döndü. Powel, bop caz tarzının en üstün temsilcisi, çalgısının da virtüözüydü. En başarılı plakları: Bud’s Bubble (1957), Tempus Fugit (1949), Ger Happy (1950), Buttercup (1954), Monk’s Mood (1961), Bouncing with Bud (1962). [L]

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POŞKA (Dionizas)

Tarih 06 Haziran 2009

POŞKA (Dionizas), [lehçe Dionizy Paszkiewcz], litvanyalı yazar (1757-1830). Ha­yatının büyük kısmını, Raiseniai iline bağ­lı Bardziai’de geçirdi. Lehçe ve Latinceden (Vergilius, Horatius) tercümeler yap­tı, ayrıca leksikografi ile uğraştı. Edebî eserleri arasında bir hikâye, bir idil (Mano Darzelis [Bahçem]), toprağa bağlı kö­lelerin acıklı yaşayışlarını dokunaklı bir dille anlatan hikâyeleri (Muzikas Zemaiçiy ir Lietuvos [164 mısra] ile Muzikelio Giesme [Küçük Müzikçinin Şarkısı]) sayılabi­lir. (M)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POŞKA (Dionizas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POSTLUDUS

Tarih 06 Haziran 2009

POSTLUDUS i. (lat. k.). Dinî bir töre­nin veya bir ses ya da çalgı eserinin müzikli sonuç bölümü. (Tamamlanan törenin veya müzik eserinin gerçek bir yorumlan­ması olan postludus, nitelik bakımından, parça sonları ve finalden ayrılır: J. Alain’in, Aksam Duası için Postludus’u; Schumann’ın Dichter Liebe’sindeki (Şair Aşkı) piyano postludus’u; Brahms’ın Schiksalslied (Kader Şarkısı) adlı eserinin üçüncü bölü­mündeki orkestra postludusu gibi. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSTLUDUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORUKS (Janis)

Tarih 06 Haziran 2009

PORUKS (Janis), leton yazarı ve şairi (Druviena, Doğu Livonya 1871 – Tartu 1911). Bir çiftçinin oğlu. Cesis’te okudu, sonra Dresden’de müzik ve edebiyat öğ­renimi yaptı (1893-1894). Yurda döndü ve Riga’da kimya okudu (1897-1899), ama si­nirleri bozulduğundan 1901′de bir kliniğe yatırıldı. Taburcu edildikten sonra, 1906′ya kadar yoğun bir çalışmaya girişti. Hayatı­nın son yıllarını (1907-1911) bir akıl hastahanesinde geçirdi. Birçok hikâye, bir ro­man ve aşkı, yalnızlığı, acıyı dile getiren dört yüz kadar ilgi çekici şiir yazdı. Bü­tün eserleri öznel, otobiyografik ve sem­bolik unsurlarla doludur; Perlu Zvejnieks (İnci Avcısı) [1895] ve Sirdsskisti Laudis (Saf Yürekli İnsanlar) [1896]‘ adlı hikâye­leri yazarın en tipik eserleridir. (M)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORUKS (Janis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTUGAL

Tarih 06 Haziran 2009

PORTUGAL (Marcos Antonio DA FONSE-CA, daha çok Marcos — diye tanınır), portekizi besteci (Lizbon 1762 – Rio de Janeiro 1830). italyan operasının büyüsüne kapılarak 1792′de Napoli’ye gitti ve ora­da çalışmağa başladı, 1793′ten sonra bir­çok opera besteledi: Cinna (Floransa, 1793), La Spazzacamino Principe (Venedik, 1794), La Vedova Raggiratrice (Floransa, 1794), Demofoonte (Milano, 1794), L’Avventuriere (Venedik, 1795), Zulima (Floransa, 1796), L’İnganno Poco Dura (Napoli, 1796), La Donna di Genio Volubile (Venedik, 1796), Le Donne Cambiate, Fernando nel Messici, İl Filosofo Sedcente (1798), Alceste, Le Nozze di Figaro (1799). Portekiz’e döndük­ten sonra, Lizbon’daki Sao Carlos tiyatrosu için operalar besteledi: L’Adrasto (1800), Semiramide, Zaira, Sofonisba, il Ritorno di Serse, L’Oro non Compra Amore (1803), Merope, İl Duca di Foix, La Morte di Mitridate, Artaxerse (1806). 1811′de, kral Joao VI’nın maiyetinde Brezilya’ya gitti. 1813′te Vera Cruz konservatuvarının mü­dürlüğüne getirildi. Operalardan başka, di­nî müzik alanında da eser verdi. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTUGAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POULENC (Francis)

Tarih 06 Haziran 2009

POULENC (Francis), fransız bestecisi (Pa­ris 1899 – ay.y. 1963). Piyanoda R. Vines’in, beste C. Koechlin’in öğrencisiydi. «Al­tılar» grubuna katıldı, kısa zamanda milletlerarası bir üne kavuştu. Yeni-klasik an­layıştaki müzik dili alaycı ve neşelidir, fa­kat dinî eserlerinde büyük bir mistik ve ru­hanî güce erişir. Çeşitli bestecilerin, özel­likle de Chabrier ile Stravinski’nin etkisin­de kalmakla beraber duygululuğu ve sağ­lam kişiliği sayesinde hiç bir zaman taklide veya zevksizliğe düşmemiştir. Ses ve sahne müziğinin ağır bastığı eserleri arasında, Airs Chantes (Morias’ın şiirleri üstüne), Bestiaues ve Banalites (Apollinaire’in şiirleri üstüne), Tel Jour, telle Nuit (Eluard’dan) gibi şarkılar, Dialogue des Carmelites (Karmelitlerin Diyalogu) [Bernanos'un, 1957], İnsan Sesi (Cocteau’nun, 1959) gibi operalar, Les Biches (1924) ve Les Animaux Modeles gibi baleler sayılmağa değer. Dinî eserleri arasında en önemlileri Litanies a la Vierge Noire (Kara Meryem İçin Nakarat) [1936], Missa (1937) ve özellikle, her ikisi de soprano, koro ve orkestra için yazılan Stabat Mater (1950) ve Gloria’du (1959). Ayrıca, çalgı müziği olarak solo çalgı ve orkestra için birkaç konçertosu, bir Sinfonietta’ sı (1947), oda müziği besteleri ve özellikle bir flüt ve piyano Sonat’ı (1957) vardır. (M)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POULENC (Francis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POUGİN (Arthur)

Tarih 06 Haziran 2009

POUGİN (Arthur), fransız müzikçsi ve ya­zarı (Châteauroux 1834-Paris 1921). Fetis’in Biographie des Musiciens (Müzikçiler Bi­yografisi), Clement’in Dictionnaire Lyrique (Lirik Eserler Lügati) adlı eserlerinin ve Larousse UniverseVin (Evrensel Larousse) yayımına katıldı. Ayrıca müzik ve müzik­çiler konusunda birçok eser (Musiciens Français du XVIII. Siecle [XVIII. yy. Fransız Müzikçileri], 1863-1866; De la Litterature Musicale en France [Fransada Müzik Edebiyatı], 1867; Dictionnaire Historique et Pittoresque du Theâtre [Tiyatronun Ta­rihi ve Resimli Lügati], 1880 v.b.) ve bi­yografiler (Bellini, 1867; Rossini, 1871; Me-hul, 1889) yayımladı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUGİN (Arthur) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POUEİGH (Jean)

Tarih 06 Haziran 2009

POUEİGH (Jean), fransız bestecisi ve mü­zik tenkitçisi (Toulouse 1876-Olivet 1958). Paris konservatuvarında Faure ve d’İndy’nin öğrencisi oldu. Birçok bale müziği
(La Palombe [Yabanî Güvercin], Fete Gitane [Çingene Bayramı]), senfonik süitler (Fünn [1900], La Basiliuue aux Vainqueurs [Ga­lipler Bazilikası] 1912, Süite Montagnarde [Dağ Süiti], Rhapsodie Mauresque [Magrıp Rapsodisi]), oda müziği (bir keman ve bir piyano sonatı) besteledi. Octave Sere takma adiyle müzik tenkitleri yaptı ve Mu-siciens Français d’Aujourd’hui (Bugünün Fransız Müzikçileri) [1911] adlı bir kitap yayımladı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUEİGH (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POTPURİ

Tarih 06 Haziran 2009

POTPURİ i. (fr. pot-pourri’den). MUz. Se­vilen türkü, şarkı veya opera motiflerini birbirlerine bağlayarak meydana getirilen karma müzik parçası. (XIX. yy. başında, piyano, keman, flüt v.b. potpurileri çok moda olmuştu. Lirik eserlerin [opera, operakomik, operet] uvertürlerinde de bu bi­çim benimsendi: meselâ Zampa [1831] eser­deki çeşitli havaların armonik gelişmeler ve eksen değişimleriyle birbirine bağlandı­ğı bir potpuriyle başlar.) [L]

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTPURİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİPKOV (Panayot)

Tarih 05 Haziran 2009

PİPKOV (Panayot), bulgar bestecisi (Sof­ya 1871-ay.y. 1942). Sofya operasında koro şefi oldu, bestelediği birçok operet burada temsil edildi.

— Oğlu LYUBOMiR (Loveç 1904), müzik öğreniminin büyük bir kısmını Paris’te yaptı. Dukas ve d’indy’den ders gördü. Sofya operası >müdürü oldu (1944-1947); 1948′den beri aynı şehrin konservatu-varında öğretmenlik yapmaktadır, iki ope­ra (Yana’nın Dokuz Erkek Kardeşi, 1937; Momçil, 1948), iki konçertant senfoni, 2 yaylı çalgılar dörtlüsü ve melodiler beste­ledi. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPKOV (Panayot) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTE

Tarih 05 Haziran 2009

PORTE i. (fr. portee). [Bir işin] Etki alanı.
— Müz üzerlerine veya aralarına müzik no­taları yerleştirilen yatay, paralel ve eşit aralıklı çizgi sistemi; bu çizgiler genel ses merdiveninin kesin yüksekliklerini belirtir. (Beste notaları porteyi kalın veya ince ses­lere doğru aşijica, ek çizgicikler eklenir. Portenin kökü tek çizgiye dayanır:
X. ve XI. yy. parşömenlerindeki bu çizgi diastematik nömaların kalınlarını incelerinden ayırmağa yarar; çıkış noktasına konan harf de bu işaretçiklerin yerleştirildiği yere göre adını ve yüksekliğini belirtirdi. Modern por­telerin [gregoryen müziği için 4, günümü­zün müziği için 5 çizgi] baş tarafında, anahtar, ölçü işareti ve çoğu zaman da her sistemde tekrarlanan değişim işaretleri bulunur. Porteyi aşan notaları porte içine al­mak için ek çizgiler kullanılabilir, anahtar­da değişiklik yapılabilir veya «bir oktav yüksek veya alçak çalınacak» anlamına ge­len 8 va alta, 8 va bassa deyimler yazılabilir.) [M]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTATİF

Tarih 05 Haziran 2009

PORTATİF sıf. (potter, taşımak’tan fr. k.). Kolayca taşınabilen; katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen: Bugün de eksikliğini bildikleri bu dört portatif karyolayı yollamışlardı (Ş. S. Aydemir). Portatif radyo. | Sökülerek taşman ve başka yerde takılarak eski haline getirilebilen: Portatif ev.
— Ask. Portatif kazma, çıkarılabilen demir kısmı sapına dikey olan, bir tarafı kazma, öteki tarafı çapa teşkil eden, piyadenin por­tatif âleti olarak kullanılan kazma. || Por­tatif kürek, Birinci Dünya savaşından beri piyadenin kullandığı kısa saplı, kare biçi­minde küçük kürek.
— Müz. Portatif org, XVI. yy.a kadar çok revaçta olan küçük çalgı; bir kayışla vücu­da asılır, sol kalça üzerine oturtulurdu; bir yandan sol el çalgının arkasına yerleştiril­miş körüğü çalıştırırken sağ el klavyede parçayı çalardı, (önceleri bir, daha sonra iki takımborulu olan orglar XII. yy .dan sonra kilise şarkılarını desteklemeleri bakı­mından, XV. yy.dan itibaren de derebeylerin müzik ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyle çok aranılan bir çalgı olmuştu.) [LM]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTATİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Poppea’nın Taç Giymesi

Tarih 05 Haziran 2009

Poppea’nın Taç Giymesi, Busonello’nun operası, müzik: Monteverdi. İlk defa 1642′de Venedik’te Santa Giovanni e Paolo ti­yatrosunda temsil edildi. Konusunu tarih­ten alan ilk operadır. Eserde, Neron ile Poppea’nın aşkları, Octavius’un sürgüne gidişi ve Seneca’nın ölümü anlatılır. Lirik ve dramatik arioso’suyle dram sanatının doruğuna ulaşan bu operada, koro, recitativo, duo ve müzik sahnedeki kişilerin özelliklerini belirtir. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Poppea’nın Taç Giymesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPOV (Olyeg Konstantinoviç)

Tarih 05 Haziran 2009

POPOV (Olyeg Konstantinoviç), sovyet sirk ve müzikhol sanatçısı
(Vıyrubovo 1930). Tiflis (1950) ve Saratov (1951) sirklerinde çalıştıktan sonra, 1955′ten itibaren, Mos­kova sirkinin yıldızlarından biri haline gel­di. Cambazhane palyaçosu olarak kazandı­ğı ün kısa zamanda bütün dünyaya ya­yıldı. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPOV (Olyeg Konstantinoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTEKİZ MÜZİK

Tarih 05 Haziran 2009

PORTEKİZ MÜZİK
Portekiz’de ilk müzik belirtilerinde magrıp ve provence etkileri görülür. XII. yy.da mü­ziğin, kilisede olduğu gibi sarayda ve halk arasında da değerli bir yeri vardır. Keşiş­lerin dualarına basit bir org eşlik ederdi. Odivelas ve Coimbra’daki Santa Cruz ma­nastırlarının koroları Braga, Guimaraes, Santarem, Lizbon’daki kapella yöneticileri kadar ünlüydü. Guimaraes Sarayında, Egas Moniz ve Gonçalo gibi jonglör (ortaçağ halk şarkıcısı) ve trubadurlar çok beğenili­yordu. Halktan doğan din dışı şarkılar (villancico) kiliselerde âyin şarkılarıyle nöbet­leşe okunurdu.

XIII.-XIV. yy’larda truba­dur kral Dionisio, Coimbra üniversite­sinde bir müzik sınıfı kurdu. Cancioneiro da Ajuda’nı dışında hiç biri notalanmamış şarkı derlemeleri elyazması halinde günü­müze kadar gelmiştir; bu derlemeler kendi­lerine yaylı çalgıyle eşlik eden penola jong­lör’leri, üflemeli çalgı çalarak şarkı söyleyen boca jonglör’leri ve vurmalı çalgı çalarak şarkı söyleyen tam bores jonglör’leri için ya­zılmıştı. Jonglör Martin Codax’tan (XIII. yy.) Yedi Aşk Şarkısı günümüze kaldı. XV. yy.da krallar, Duarte ve Alfonso V özellik­le müzik sanaüyle ilgilendiler. Alfonso V’in zamanında eşlikli ses üslûbu kendini iyiden iyiye duyurmağa başladı (Tristao da Silva, Los Amables de la Musica). İlk portekizli viyolacılar olan (vihuelistas) Madeira, Aguiar, Silva,Pero Vaz,Peixoto da Cunha Rodrigues da covilha,Coimbra dükü ve kral Felipe’ler devrinde kendilerini tanıttılar. XVI. yy.da Gil Vicente, dramlarında müzik unsuruna daha çok önem verdi; cantos, komedi, traji-komedi alanlarında yazdığı eserler yakında operanın geleceğini duyuruyordu.

Flandre bölgesinde uzun zaman kal­dıktan sonra yurduna dönen Damiao de Gois, eşlikli veya eşliksiz 3 ve 4 sesli koro için şarkı ve motet modasını getirdi; böylece eşlikli şarkı üslûbuyle «kapella» üslûbu arasında bir geçiş sağlandı, bu çığır XVII. yy.da, Evora ve Villa Viçosa okullarıyle al­tın çağına ulaştı. Manuel Mendes çoksesli müziğin havarisi sayıldı; çömezleri rahip Duarte Lobo, Manuel Cardoso, Felipe de Magalhaes ustalarının eserini sürdürdüler. Bu polifonicilerin sonuncusu Dias Melgaço, yeni tonal siteme geçişi belirten biı tekniğin (baixo cifrado) kurucusudur. Değişik bir tekniği benimseyen Vila Viçosa okulunun en ünlü temsilcileri kral Joao IV ve Joao Soares Rebelo idi. Pedro de Cristo, Heliodoro de Paiva ve Francisco de Santa Maria gibi ünlü sanatçılar da Coimbra okuluna bağlan­mışlardı. XVII. yy.da metotlar ve öğretim kitapları çoğaldı: Arte de Cantochao (Ped­ro Thalesio’nun, 1618), Flores de Musica (Manuel Rodrigues Coelho’nun, 1620), Ar­te de Musica (Antonio Fernandes’in, 1626), Lyra de Arco ou Arte de Tanger Rabeca (Frei Agostinho da Cruz’un, 1639).

XVIII. yy. italyan operası Portekiz’de 1708′e doğru ortaya çıktı. Joao V İtalya ile Porte­kiz arasındaki sanat alışverişini destekledi. Antonio Texeira ve Francisco Antonio de Almeida İtalya’ya gitti, napolili çembalocu Domenico Scarlatti, Krallık kapellası baş yöneticisi ve Joao V’in kızı prenses Maria Barbara’nın müzik hocası olarak Portekiz’e geldi. Scarlatti’nin, yedi yüzden fazla toc-cata’nm yazarı Carlos de Seixas üstündeki etkisi büyük oldu. Bir başka napolili, David PereS ise italyan estetiğinin etkisini güçlen­dirdi ve bu estetik Sao Carlos Krallık tiyat­rosunun açılışına (1793) rastlayan opera tem­sillerinde doruğuna ulaştı. 1770′te portekizli bir kadın opera şarkıcısı, Luisa Rosa de Aguiar Todi Avrupa çapında bir üne erişti. Kral Joao V ve Jose tarafından İtalya’ya gönderilen Joao de Sousa Carvalho, dönü­şünde Peres’in yerine geçti ve çevresinde bir­çok çömez topladı: Antonio Leal Moreira, Domingos Bontempo ve bu italyanlaşmış bestecilerin en parlağı, Marcos Portugal.
XIX. yy.da Napolyon’un işgali ve iç savaş­lar Portekiz’in sanat hareketini bir süre için yavaşlattı. Joao Domingos Bontempo, Lusi-tania romantizminin en sivrilen temsilcisi­dir: piyanocu, besteci, orkestra yöneticisi ve Krallık Müzik konservatuvannm yönet­meni (1835) olan sanatçı, Lizbon’daki ilk Senfonik konserlerin de kurucusudur. XIX. yy. sonunda ve XX. yy.da besteciler millî bir müzik yaratma amacıyle folklora yönel­diler: Alfredo Keil’in Serrana operası (1889). Ayrıca Guimaraes, Arroio, operet bestecisi Joaquim Casimiro, Liszt ve Hans von Bü-low’un öğrencisi Jose Viana da Mota, pi­yanocu ve besteci, Vineent d’Indy’nin öğ­rencisi Francisco de Lacerda, Luis ve Pedro de Freitas Branco, Francisco ve Antonio de Andrade, Guilhermina Suggia, Oscar da Silva, Rui Coelho, Ivo Cruz. Operalar, sen­fonik orkestralar, korolar, oda müziği toplulukları, çeşit çeşit gösteriler Portekiz’de müzik hayatını ayakta tuttu.
Kökü cister’e dayanan ve parmakla çalınan guitarra (gitar) tipik bir portekiz çalgısıdır; bunun gibi birçok müzik âleti Portekiz’den çıktı­ğı gibi bir halk romansı olan fado da por­tekiz folklorunun malıdır. Portekiz Millî marşını 1822′de kral Pedro IV besteledi. (LM)
PORTEKİZ BATI AFRİKASI. Bk. AN­GOLA.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ MÜZİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA MÜZİK

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA MÜZİK

En eski polonya ilâhisi, XIII. yy.dan kal­madır. Melodisi kutsal latin şarkısına gö­re kurulmuştur. 1364′te Krakow’da kurulan Jagellon üniversitesi nazarî ve uygulamalı müziğin öğretildiği bir merkezdi. O zaman­ki başkent Krakow’un katedralinde insan sesi ve çalgı için polifonik müzik çalınır­dı. Polonya müziği altın çağını XVI. yy.da yaşadı. Krakow’lu Mikolaj’ın kırktan fazla bestesi günümüze ulaşmıştır. Başlıca müzik nazariyecisi Felsztyn’li Sebastian idi. XVI. yy .ın en ünlü bestecileri mezmur ve motetlerini Nürnberg’de yayımlayan Szamotuly’li Waclaw (1534′e doğr. – 1567′ye doğr.), missalar ve motetler bestecisi Marcin Leopolita (1540′a doğr. – 1589) ve 1580′de Krakow’da yüz elli mezmur yayımlayan Mikolaj Gomolka’dır. XVI. yy. sonunda Varşova, Polonya’nın aynı zamanda mü­zik hayatının da merkezi oldu. Piskoposluk orgcusu Mikoiaj Zielenski (1550-1615) venedik sanatının ve Chopin’den önceki Po­lonyalı bestecilerin en büyüğü sayılır.
Opera, Wîadislaw IV zamanında, yani XVII. yy. başında, Polonya’ya girdi. 1778′de ilk polonya operası (Maciej Kamienski’nin [1734-1821]) Varşova’da sahneye kondu. XIX. yy. başında Varşova, müzik hayatı­nın ve müzik öğretiminin merkeziydi. Jozef Elsner’in (1769-1854) yönetiminde, ro­mantik polonya müziğinin ilk genç nesli vetişmeğe başladı: Jozef Nowakowski (1800 – 1865), Tomasz Nidecki (1806-1852), İgnacy Feliks Dobrzinski (1807-1867) ve özellikle Chopin (1810-1849). Chopin’in, Stanislaw Moniuszko’nun (1819-1872) ve Henryk Wieniawski’nin eserleri romantik po­lonya müziğini temsil eder. XIX. yy. so­nunda, Mieczyslaw Karlowicz (1876-1909), Karol Szymanowski (1882-1937) ve Ludomir Rozicki’nin (1884-1953) öncülüğünde «Genç Polonya» adındaki, gençlerden kurulu bir topluluk ortaya çıktı. Paderewski, A. Rubinstein, W. Landowska, W. Malcuzynski v.b. gibi virtüozlar ve G. Fitelberg, W. Rowicki, S. Sklowaczewski gibi orkestra şefleri yetiştiren Polonya’da piyano için Fr. Chopin yarışması (Varşova), keman için de H. Wieniewski yarışması (Poznan) düzenlenir. Grazyna Baczewicz (doğ. 1909), Witold Lutoslawski (doğ. 1913) ve Tadeusz Baird (doğ. 1928) Polonya’nın en ünlü çağ­daş bestecileridir.

1960′a doğru, polonyalı öncü gençler, Webern anlayışını klasik kalıbı bakımmdan tümüyle benimsemedilerse de Edgarl Varese ve iannis Xenakis gibi batı müzikçilerinin izinde yeni bir ses dünyası keşfet­mek amacıyle oniki ton müziğine yönel­mekten de geri kalmadılar. Bu eğilimin temsilcileri (Penderecki, Serocki, Szabelski, Kotonski, Baird v.b.) araştırmalarında geleneksel çalgıların, elektro-akustik sesle­rin ve gürültülerin karışımını denediler.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA MÜZİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONSKİY (Yakov Petroviç)

Tarih 02 Haziran 2009

POLONSKİY (Yakov Petroviç), rus şairi (Ryazan 1819-Petersburg 1898). Edebiyat ha­yatına 1844′te yazdığı bir şiir kitabiyle atıldı: Gammıy (Müzik Gamları). Polonskiy, Rusya’da «sanat için sanat» anlayışıyle ya­zan sanatçıların en önde gelen temsilcilerindendir. Başlıca eserleri: Stihotvoreniya (Şi­irler) [1846]; Kuzneçik Muzıykant (Müzikçi Cırcır Böceği) [1859]; «Ekin Demetleri» (şiirler ve nesirlerden meydana gelir, 1871); «Günün Geriley işinde» (1881). [L]

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONSKİY (Yakov Petroviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLKO (Elise Vogel)

Tarih 02 Haziran 2009

POLKO (Elise Vogel), alman kadın ro­mancı (Leipzig 1822-Münih 1899), afrikalı kâşif Eduard Vogel’in kardeşi. Şarkıcı ola­rak büyük üne ulaştı. Fakat, bilim adamı Polko ile evlendikten sonra sahneden ayrıl­dı ve kendini edebiyata verdi.
Başlıca eser­leri: Musikalischen Mârchen (Müzikli Ma­sallar) [1852]; Ein Frauenleben (Bir Kadı­nın Hayatı) [1854]; Erinnerungen an Felix Mendelssohn Bartholdy (Felix Mendelssohn Bartholdy Üstüne Hatıralar) [1868]; Aus dem Jahre (Bir Yılın içinden) [1870] ve Neues Mârchenbuch (Yeni Masal Kitabı) [1884]. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLKO (Elise Vogel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNSUTİ (Ciro)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNSUTİ (Ciro), italyan bestecisi (Sinalunga 1829-Floransa 1888). İtalya’da üç opera­sını başarıyle temsil ettirdi: Venedik Ta­ciri (1873), Mattia Corvino (1877) ve Margherita (1882). 1856′da, Krallık Müzik aka­demisi şan öğretmenliğine tayin edildiği Londra’da uzun süre kaldı. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNSUTİ (Ciro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNELLİ (Ettoıe)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNELLİ (Ettoıe), italyan müzikçisi (Ro­ma 1843-ay.y. 1915). Amcası T. Ramacciotti ve J. Joachim’den keman dersi aldı. De­ğerli bir müzikçiydi. Ayrıca, sonradan konservatuvar haline getirilen Santa Cecilia okulu ile Roma Orkestra derneğini kurdu (1874-1898). Bir senfoni, bir italyan Rapso­disi, bir dörtlü ve çeşitli klasik parçalar besteledi. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNELLİ (Ettoıe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNEDA DUQUE (Roberto)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNEDA DUQUE (Roberto), kolombiyalı besteci (Santuario 1910).

Müzik öğrenimine Modellin Güzel Sanatlar enstitüsünde baş­ladı. Cali konservatuvarında Antonio Ma­na Valencia’nın yanında koro tekniğini in­celedi. 1939-1952 Arasında orkestra, koro ve piyano için birçok eser ve ilk olarak 24 mayıs 1946′da kendi yönetiminde temsil edilen bir opera yazdı. Kolombiya Millî üni­versitesi konservatuvarında org, armoni ve beste profesörlüğü yaptı. 1960′ta Bogota’nın 250. kuruluş yıldönümünde açılan yarışma­da piyano ve orkestra için yazdığı konçer­to ile birincilik ödülünü aldı. Ayrıca, din ve oda müziği alanlarında da besteleri var­dır. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNEDA DUQUE (Roberto) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNCHERLE (Marc)

Tarih 02 Haziran 2009

PİNCHERLE (Marc), fransız müzik bilgi­ni (Konstantin 1888). Müzik tenkitçisi, Fransız Müzikoloji derneği (1948-1955) ve Charles-Cros akademisi başkanı oldu. Leclair’ in Başsız 2 Keman Sonatlarının ve Mondonville’in Klavsen Parçalarının yeni bas­kılarını yayımladı, müzikbilimi alanında de­rin incelemeler yaptı: Les Violonistes (Ke­mancılar), Corelli, V iv aidi, Jean-Marie-Leclair, Albert Roussel. Ayrıca Vivaldi’ nin çalgı eserleri üstüne büyük bir bilim­sel kitap yazdı (1948). [L]

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNCHERLE (Marc) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİFONİ

Tarih 01 Haziran 2009

POLİFONİ i. (fr. polyphonie). Müz. Eski Yunanistan’da, herhangi bir çalgı ya da ses topluluğunu belirten terim. || Yeni çağda, özellikle kontrapunto biçiminde biraraya getirilmiş çeşitli partiler (genellikle de vo­kal partiler) için kullanılan terim. (Bu ba­kımdan, polifoni terimi, XVI. yy. sonrası müziğe, ancak benzetme yolu ile uygulanır. Müzik etnolojisinin gelişmesi sayesinde, po­lifoninin, bütün ilkel müziklerde Batı’nın klasik armoni anlayışına uymayan bir biçimde çok yaygın olduğu anlaşılmıştır.) [L]

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİFONİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLE (William)

Tarih 01 Haziran 2009

POLE (William), ingiliz mühendisi ve mü­zik tarihçisi (Birmingham 1814-Londra 1900). Belediye su işleri ve demiryolu yapımında bir otoriteydi. Ayrıca geniş müzik bilgisiyle de ün kazandı. 1867′de Oxford üniversitesin­de müzik doktorasını verdi. Bombay’daki (Hindistan) Elphinstone kolejinde (1844 -1847) ve Londra’daki University college’ta (1859-1867) ve Londra üniversitesinde (1878-1891) ders verdi. Mühendislik ve müzik üs­tüne birçok makale ve kitap yazdı. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLE (William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİSSON (Jeanne Antoinette)

Tarih 30 Mayıs 2009

POİSSON (Jeanne Antoinette). Bk. POM-PADOUR (marquise DE).
POİSSON (Nicolas Joseph), fransız oratorium rahibi (Paris 1637 – Lyon 1710). Oratorium tarikatına girdi (1660), papaz ol­du (1663). Descartes felsefesine bağlandı ve filozofun Traite de la Mecanique et l’Abrege de Musique (Mekanik Ders Kitabı ve Genel Müzik Kitabı) [1668] adlı eserini bastırdı, yine Descartes’ın metodu üstüne bir açıklama (Commentaire sur la Metho-de) yayımladı (1671). [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİSSON (Jeanne Antoinette) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POHL (Richard)

Tarih 30 Mayıs 2009

POHL (Richard), alman müzikologu (Leipzig 1826-Baden-Baden 1896). Wagner’in ve genç alman müzik okulunun savunucusuy­du. Wagner, Liszt ve Berlioz üstüne incele­meler yayımladı. (M)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POHL (Richard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »