Reşid taşı

Tarih 29 Haziran 2009

Reşid taşı. Arkeol. Nil kıyısında bulunan, üzeri yazılı siyah bir taş.

Napolyon’un su­baylarından biri tarafından bulundu (1799). İngilizler İskenderiye’ye girince (1801) bu taşı alarak British museum’a götürdüler. Taşın üstündeki yazılar hiyeroglif, demotikos ve yunancadır. Yazılar, sonradan üç bilgin tarafından (Weston, yunanca; Skerbold, demotik; Thomas Young, hiyeroglif) okundu. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reşid taşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Restorasyon

Tarih 29 Haziran 2009

Restorasyon, Avrupa tarihinde, Viyana kongresi (1815) ile 1830-1831 devrim olayları (Fransa’da temmuz devrimi, Belçika ve Po­lonya devrimleri, Orta italya’da 1831 şubat devrimleri) arasındaki döneme verilen genel ad.

Başlangıçta sadece Fransa için kulla­nılan bu terim, daha sonra eski rejimlere geçişi belirtmek için bütün Avrupa’ya uygulanmıştır. (Fakat bu geçiş tam anlamıyle eski rejimlerin ihyası demek değildi; devrim rejimlerinin getirdiği hukukî, idarî ve sosyal değişiklikler ve hesaba katılmıştı.) Resto­rasyon devri monarşilerinde soylu sınıfın ve ruhban sınıfının hukukî ayrıcalıkları kaldı­rılmış ve bazı yerlerde de meselâ Fransa’da bu rejim ingiltere tipinde anayasal bir re­jimin kurulmasına önayak olmuştur.

• Fransa’da Restorasyon. Birinci Resto­rasyon, Fransa’da Birinci imparatorluğun yıkılmasından sonra monarşinin Bourbon’lar lehine (Louis XVIII) yeniden kurulduğu dönem (6/24 nisan 1814-20 mart 1815). İmpa­ratorluk senatosu 6 nisan 1814′te «Louis Stanislas Xavier de France»ı tahta çağıran bir anayasayı kabul etti. 13 Mayıs 1814′te, hükümdar, geçici hükümetin üyeleri Du-pont, Malouet ve Louis, eski Bonaparte’çılardan Talleyrand ve Reugnot, kralcılar­dan Montesquiou, Ferrand, Dambray ve Blacas ile ilk hükümeti kurdu. Bu hükümet 30 mayıs 1814′te birinci Paris antlaşmasını imzalayarak Fransa’yı barışı kavuşturdu ve vaadedilmiş olan anayasayı hazırlayarak ay­nı yılın 4 haziranında çıkardı.

Krallığın yeniden kurulması herhangi bir olaya yol açmamış, imparatorluk döneminin devlet memurları yeni yönetimi tutmuştu. Devlette en başta gelen yeri almayı uman din adamları, ayrıcalıklarına ve mallarına kavuşmayı kuran soylular sınıfı, krallık yönetiminde mülkiyet hakkının ve huzurun teminatını gören burjuvazi, yeni kurulan yö­netimi destekliyordu. Ama kral, ihtilâl ve imparatorluk devirlerinin siyasî veya sosyal bakımlardan getirdiği yenilik ve kazançları kabul ettikçe bir eski devir kralı haline ge­liyordu.

Sonunda, Bassano dükü Maret, kraliçe Hortense, Drouet d’Erlon ve birçok subay tara­fından, Napolyon’un iktidara dönmesini sağlamak amacıyle bir komplo hazırlandı ve 1 mart 1815 günü Napolyon Frejus ya­kınlarında karaya çıktı. İlkin tehlikenin bü­yüklüğünü pek iyi anlayamamış olan Louis XVIII, 19 mart günü acele Tuileries sara­yından kaçmak zorunda kaldı ve 20 martta Lille’e, oradan da Gand’a geçti.

İkinci Restorasyon, Fransa’da Louis XVIII ile Charles X’un saltanatları sırasında yü­rürlükte olan siyasî rejimin adı (1815 -1830). İkinci Restorasyon, 18 haziran 1815′teki Waterloo yenilgisi ve Napol­yon’un Yüzgün’ün sonunda ikinci defa’ iş­başından ayrılması sonucunda kuruldu. Bundan dolayı, Bourbon’ların yeniden tah­ta dönüşü, Paris’e giren ve Fransa top­raklarında üç yıl kalan dört büyük müt­tefik devletin (İngiltere, Prusya, Avustur­ya ve Rusya) işgal bölgeleri kurmasıyle aynı zamana rastladı. Bu dört dev­let, Bourbon’ları ikinci defa tahta getir­mekte tereddüt ediyorlar, Yüzgün’ün on­ların beceriksizliğinden meydana geldiği­ne inanıyorlardı. Ama Birinci Restoras­yonun hatalarını kabul etmek akıllılığını göstermiş ve Napolyon’un en yakın yardımcılarının dışında herkesi salıvermeyi öngö­ren geniş bir genel af çıkarmayı vaadetmiş olan Louis XVIII, 8 temmuzda Paris’e dö­nerek kendini bütün Avrupa’ya kabul et­tirdi. Ne var ki, Yüzgün döneminin etki­siyle, milletlerarası durum eskisinden da­ha kötüydü.

Müttefikler 20 kasım 1815 gü­nü, Louis XVIII’e birincisinden daha ağır şartlar getiren ikinci Paris antlaşmasını im­zalattılar. Bu arada içerideki durum da hiç parlak değildi. Louis XVIII’in 16 eylül 1824 günü ölmesi üzerine yerine Charles X adiyle kardeşi Artois kontu geçti. Ama iç siyaset­teki çatışma ve çekişmelerin arkası kesilme­di. Bu duruma bir darbeyle son vermek is­teyen Charles X, 25 temmuz 1830 günü, meş­rutiyet yönetimini ve basın hürriyetini kal­dırdı. Paris halkı bu davranışa sert bir tepki gösterdi. Kralın kararını takip eden 27, 28 ve 29 temmuz günleri şehirde çıkan ayaklanma sonucunda Charles X tahtından indirildi.

• İtalya’da Restorasyon. Viyana kongresin­de kararlaştırılan sınırlar, Avusturya’nın hâ­kimiyetine imkân vermiş, dolayisiyle de bu hâkimiyet bağımsız ve birleşmiş bir italyan hükümetinin kurulmasına başlıca engel ol­muştu. İtalyan yarımadasında, Restorasyon gergin bir siyasî hava yaratmıştı; buna sebep çeşitli italyan devletlerinde iktidara karşı cephe alan muhafazakâr grupların yaptığı baskıydı. Bu yüzden siyaset ve kültür ala­nında hükümetler, çok sert tedbirler almak zorunda kalıyorlardı (Milano’da çıkan Con-ciliatore dergisinin kapatılması [1819]; İki Sicilya imparatoru Ferdinando I’in bakanı prens Canosa’nın siyasî faaliyetleri).

İktisat alanında ise hükümetler genellikle himaye­ci ve güdücü bir tutum benimsemişlerdi. Bu baskı siyaseti Napoli ve Piemonte’de pat­lak veren 1820-1821 ayaklanmalarından son­ra daha da artmış ve Restorasyon rejiminin ne kadar sınırlı bir temele dayandığını or­taya koymuştur. Bu arada, tek istisna ola­rak Toscana’da kurulan rejim gösterilebilir; büyük duka Lorena’lı Ferdinando IV ile bakanı V. Fossombroni ihtiyatlı ve dengeli birer siyasetçi olarak XVIII. yy.ın reformcu geleneklerini sürdürmüşler ve ülkenin fikir hareketlerini liberalizme doğru yönelten ölçülü ve toleranslı bir idare şekli kurabil­mişlerdi.

• ingiltere’de Restorasyon, ingiltere tari­hinde monarşinin yeniden kurulduğu ve kralın 1660′ta otoritesini yeniden sağla­dığı dönem. (Daha geniş anlamıyle bu ad 1660-1702 arasındaki döneme verilir.) Cromwell yönetimini izleyen uzun anarşi dö­neminden onra, Charles Stuart taraftarı «Pervasızlar» ile presbiteryenlerin koalisyo­nu sonucunda krallık yeniden kuruldu. Londra’da kral ilân edilen Charles II, vicdan hürriyetine saygı göstereceğini ve genel af çıkaracağını vaadettikten sonra Dover’e çıktı ve orada Monk tarafından karşılandı (1660).

Fakat halkın coşkunlukla karşıladığı kralın yeteneksizliği kısa zamanda büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Buna rağmen lord Clarendon’un yönetimi altında, Resto­rasyon sadece krallığın yeniden kurulmasıy­la kalmadı; parlamentonun ve anglikan ki­lisesinin gücünü kesinlikle ortaya koymağa ve soyluların eski yerlerini kazanmalarına imkân verdi. Clarendon, krala düzenli bir gelir sağladı.

Ayrıca, parlamento yeniden düzenlendi ve milletvekillerine başlangıçtaki görevleri iade edildi (Long Parlament, 1660). Korporasyon­lar kanunu, milletvekillerini Covenant’tan ve bazı durumlarda tebaanın, hükümdarları­na karşı kuvvete başvurma hakkı fikrinden vaz geçmek zorunda bıraktı. Ayrıca, bütün puriten eğilimleri ortadan kaldırıldı ve Common Prayer Book’u onaylamayan rahipler görevden uzaklaştırıldı. Restorasyondan sonra fikir ve sanat hare­ketleri büyük ölçüde gelişti ve bu dönem Büyük Britanya tarihinde bir dönüm nok­tası oldu. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Restorasyon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMLE

Tarih 27 Haziran 2009

REMLE, Filistin’de şehir. Emevî halifesi Velid’in kardeşi Süleyman tarafından kuruldu ve Filistin eyaletinin idare merkezi oldu, Ludda şehrinin halkı buraya getirildi (639). Süleyman, şehirde büyük bir sarnıç ve bir cami yaptırdı.

Caminin yapımı Ömer bin Abdülaziz zamanında tamamlandı. Remle’ye su getirmek için Barada adlı bir kanal açıldı. Şehir Selâhaddin Eyyubî ta­rafından Haçlıların eline geçmemesi için tahrip edildi ve bir daha eski durumuna gelemedi. 1798′de Napolyon karargâhını Remle’de kurdu. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİTZENSTEİN (Sigismund VON)

Tarih 27 Haziran 2009

REİTZENSTEİN (Sigismund VON), alman siyaset adamı (Nemmersdorf, Bayreuth 1766 – Karlsruhe 1847).

Baden büyük düklüğünün hizmetine girdi (1788′den sonra). Fransa ile antlaşma yapılmasını savundu; 1802 antlaşmasıyle Baden’e yeni topraklar kazan­dırdı. Devlet bakanı oldu (1808); Baden’i, Napolyon’a karşı kurulan koalisyona sok­tu (1813) ve Viyana kongresinde Baden devletinin bütünlüğünü korumayı başardı.
1818′e kadar kongre temsilciliği görevinde kaldı, sonra büyük düklüğün Bakanlar ku­rulu başkanı oldu (1832-1842) ve liberal­leri tutmayan bir siyaset uyguladı. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİTZENSTEİN (Sigismund VON) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİSSNER (Anton, — baronu)

Tarih 27 Haziran 2009

REİSSNER (Anton, — baronu), avustur-yalı general (1749-1822).

İtalya seferinde (1800) topçu kumandanıydı. Topçuluğu ge­liştirdi, özellikle Napolyon’a karşı yapılan son seferlerde yararlık gösterdi. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİSSNER (Anton, — baronu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİNHOLD (Heinrich)

Tarih 27 Haziran 2009

REİNHOLD (Heinrich), alman ressamı (Gera 1788 veya 1790 – öl. Roma 1825). İtal­ya’da yaşadı, nazaren resim okuluna ka­tıldı.

Daha çok manzara ressamı ve oyma­cı olarak tanındı (D. Vivant de Denon’un, Napolyon seferi üstüne yaptığı oymaya yar­dım etti). Eserleri Berlin, Nürnberg v.b. müzelerindedir. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNHOLD (Heinrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCHSTADT

Tarih 26 Haziran 2009

REİCHSTADT, Zakupy’nin almanca adı, Çekoslovakya’da şehir.

—Reichstadt senyörlüğü, Toskana düklerinin Bohemya’daki arazileriyle büyüyen bu senyörlük Napolyon’un oğlu için 1818′de düklük haline ge­tirildi. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHSTADT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCHENBACH

Tarih 26 Haziran 2009

REİCHENBACH, Dzierzoniow’un eski al­manca adı. Friedrich II’nin Daun Avustur­yalılarına karşı kazandığı zafer (1762).

Avusturya’nın Türkiye üzerindeki hak iddi­alarını sınırlandırmak için çeşitli avrupa devletleri arasında uzlaşma (27 temmuz 1790) ve Napolyon’a karşı savaşı sürdür­mekle ilgili olarak Rusya, Avusturya ve Prusya arasındaki antlaşma (27 haziran 1813) Reichenbach’ta imzalandı. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHENBACH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGGİO NELL’EMİLİA

Tarih 26 Haziran 2009

REGGİO NELL’EMİLİA, italya’da şehir, Emilia’da, il idare merkezi, Po’nun kolu olan Crostolo ırmağı kıyısında; 116 400 nüf.

Emilia yolu üzerinde kurulan bu şe­hir, önemli ve büyük bir tarım pazarıdır. Besin sanayii. Demiryolu malzemesi yapı­mı. Konfeksiyon. —Reggio nell’Emilia ili, 379 700 nüf. Enza ile Secchia arasında Po’dan Apenninler’e kadar uzanır. Toprakla­rının verimliliği sayesinde İtalya’nın en zengin illerinden biri haline gelmiştir. Be­sin sanayii. Dağda yazlık ve kışlık birçok dinlenme yeri vardır.

• Tarih. M.ö. II. yy.ın başlangıcında M. Aemilius Lepidus tarafından kurulan bu roma kolonisi (Regium Lepidi), 410′da Gotlar tarafından yıkıldı. Bir Lombardia dukalığının (584), sonra bir kontluğun merkezi haline geldi ve piskoposları tara­fından yönetilmeğe başlandı; XII. yy.da serbest komün oldu. 1290′a doğru Este sü­lâlesinin hâkimiyeti ele geçirmesiyle iç ve dış çatışmalar dönemi sona erdi.

Ama bu çatışmalar burjuvazinin ticarî faaliyetini baltalamadı. Reggio sonradan Modena dukalığının kaderini paylaştı. İtalya kral­lığına katıldı ve Napolyon tarafından du­kalık haline getirilerek mareşal Oudinot’ya verildi. 1815′te Modena dukasına bağışlan­dı, 1831′de isyan etti ve Avusturyalılar ta­rafından alındı. 1847′de yeniden ayaklan­dıktan sonra 1860′ta oylama sonucunda Piemonte’ye katıldı. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGGİO NELL’EMİLİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGENT

Tarih 26 Haziran 2009

REGENT i. (fr. regent). 137 Kıratlık çok saf elmas. (Louvre, Apollon galerisi.) [XVII. yy. sonunda Hindistan'da bulundu; 1702'de ona kendi adını veren Thomas Pitt tarafın­dan satın alındı.

Büyük Pitt, Philippe d'Orleans tarafından krallık tacı için satın alı­nınca (1717) adı regent olarak değiştirildi. Louis XV'in tacına, Napolyon'un kılıcının sapına, Charles X'un ve imparatoriçe Eugenie'nin tacına takıldı. 1792'de çalındı, fakat hırsıza yataklık yapan kişinin evinde yeniden ele geçti.] (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Regensburg diyeti kararı

Tarih 26 Haziran 2009

Regensburg diyeti kararı, Kutsal Roma Germen imparatorluğunun parçalanmasına yol açan karar (1803).

Luneville antlaş­ması (1801), Ren’in sol kıyısında malları­nı kaybetmiş alman prenslerine tazminat vermeyi öngörüyordu. Müzakereler Paris’­te Napolyon ile ilgililerce satın alınan Talleyrand tarafından yürütüldü. Fransa’da hazırlanan karar, 24 mart 1803′te Regens­burg diyeti tarafından onaylandı ve 27 ni­sanda imparator Franz II de bunu imza­ladı.

Bu karar katolik prenslerini Protestanla­rın yararına olarak zayıflatıyordu. Alman devletlerinin sayısı iyice azalmıştı. Serbest şehirlerin sayısı 51′den 6′ya (Bremen, Ham­burg, Lübeck, Nürnberg, Augsburg ve Frankfurt) indirildi ve yüz yıllık kilise prenslikleri laikleştirildi. Artık yalnız bir tek kilise seçicisi vardı, o da Regensburg’a nakledilen Mainz seçicisiydi. «İmparator­luk başşansölyesi» ve «Diyet başkanı», un­vanlarını taşıyordu. (Bk. DALBERG.)

Bu karardan en çok yararlanan Paderborn, Hildesheim, Erfurt ve kısmen de Münster piskoposluklarıyle genişleyen Prusya> Jülich, Zweibrücken ve Rheinland – Pfaiz’a karşılık Freising piskoposluğu ile Passau piskoposluğunun bir kısmını alan Bavye­ra; Ren’in sağ kıyısında Basel, Strasburg Speyer piskoposluklarıyle serbest Mannheim ve Heidelberg şehirlerini alan Baden prensliği idi. Toscana dukası Salzburg ve Eichstatt piskoposluklarını, Hanover’li Georg III Osnabrück’ü, Avusturya, Trento, Brixen piskoposluklarını ve Passau pisko­posluğunun bir kısmını aldı.
Baden-Württemberg ve Hessen-Kassel’in protestan prensleri için yeni seçicilikler kuruldu ve bu da Seçiciler meclisinde beş katoliğe kar­şı Protestanların sayısını altıya çıkardı; böylece Prensler meclisinde Protestanların oy sayısı 54′e karşı 70′e çıktı. Böylece, Almanya’da Avusturya etkisi Fransa’nın yararına olarak geriliyordu. Regensburg ka­rarı, fiilen Kutsal imparatorluğun sonunu gösteriyordu. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regensburg diyeti kararı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REAL (Pierre François, — kontu)

Tarih 25 Haziran 2009

REAL (Pierre François, — kontu), fransız siyaset adamı (Chatou, Paris 1757 -Paris 1834).

Paris komününün ilk savcı yar­dımcısı oldu, «sankülotlar»ın cepheye gön­derilmesini sağlamak üzere Konvansiyon’a bir heyet yolladı ve bu davranışı, kitle ayaklanmasıyle ilgili 23 ağustos 1793 ka­rarına yol açtı. Real, Danton’un dostuydu. Hapse atıldı (nisan – temmuz 1794), sonra Mehee ile Journal des Patriotes de 1789 (1789 Yurtseverleri Gazetesi) adlı gazeteyi yönetti (1795-1796). Direktuvar komiseri (1799), devlet danışmanı (1800) ve Fouche’nin yardımcısı (şubat 1804) oldu.
Cadoudal komplosunu ortaya çıkardı ve bununla ilgili iddianameyi hazırladı. Napolyon ta­rafından Vincennes’de Enghien dükünün sorgusunu yapmakla görevlendirildi, fakat oraya dükün idamından sonra vardı. Bu yüzden kralcılar onu suçladılar. Kont Real (1808) Yüzgün sırasında polis müdürü oldu. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAL (Pierre François, — kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAYNAL (Paul)

Tarih 24 Haziran 2009

RAYNAL (Paul), fransız tiyatro yazarı (Narbonne 1885). Le Maître de son Coeur (Kalbinin Efendisi) [1920], Au Soleil de l’İnstinct (İçgüdünün Güneşinde) [1932] gi­bi psikolojik dramlardan başka.

Birinci Dünya savaşının askerler ve siviller ara­sında yarattığı ahlâk meselelerini cesaretle ele alan oyunlar yazdı: Le Tombeau sous l’Arc de Triomphe (Zafer Anıtı’nın Altın­daki Mezar) [1924], La Francerie (1933), Le Materiel Humain (insan Malzemesi) [1948].
Eserleri, tartışmalara yol açtı. İki tarihî dramı vardır: Napoleon Unigue (Tek Napolyon) [1937],
A Souffert sous Ponce-Pilate (Pontius Pilatus Zamanında Acı Çek­ti) [1939]. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAL (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAPP (Jean,—kontu)

Tarih 23 Haziran 2009

RAPP (Jean,—kontu), fransız generali (Colmar 1772-Rheimveler, Baden 1821). Desaix’nin yaveriydi (1796-1800), Konsüllük Muhafız birliğindeki memlûklara kumanda etti (1801). 1805′te Atlı Humbaracılar Muhafız birliğinin kumandan yardımcısı oldu.

Austerlitz’te prens Repnin’i esir aldı. Danzig valisi (1807) oldu, 1809′da kont unvanını aldı. Fakat im­paratorun boşanmasına karşı çıktığı için Danzig’e sürüldü. Moskova ve Berezina savaşlarında yararlık gösterdi (1812). Sonra Danzig’i savundu (ocak 1813-ocak 1814). Rusya’da esir düştü. 1814′te memleketine döndü, önce Yüzgün döneminde Bourbon’ların safında yer aldı, sonra Napolyon’a ka­tıldı. Ren ordusuna kumanda etti. Bu ordu ile Strasbourg’ta düşman tarafından çevril­di. Wildenstein’daki (İsviçre) şatosunda bir süre yaşadıktan sonra Fransa’ya döndü (1817), Yüksek meclis üyesi (1819) ve saray mabeyincisi (1820) oldu. (L)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPP (Jean,—kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGUSA

Tarih 19 Haziran 2009

RAGUSA, Dalmaçya kıyısında eski cum­huriyet.
• Tarih. Ragusa, yunan şehri Epidauros’un Adriya denizinde, Dalmaçya kıyısı ya­kınında kurduğu koloniden doğdu. Roma dünyasına katılan ve uzun süre Batı Ro­ma imparatorluğuna bağlı olarak yaşayan Ragusa, on iki yüzyıl boyunca Doğu dün­yasının kenarında kurulmuş, deniz ticare­tiyle uğraşan bir latin şehri olarak kaldı. Bizans imparatorluğunun gücünün devam ettiği ve Güney İtalya’ya hâkim olduğu sü­re boyunca Ragusa da Venedik gibi ona bağlıydı. Şehir 1000′de Bizans imparator­luğu sınırları içinde kalmağa devam etmek­le beraber Venedik dukasının idarî hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Son­ra, Venedik 1204′te Bizans imparatorluğu­nun deniz parçasını ele geçirince, sırp teh­likesine karşı yunan desteğinden yoksun kalan Ragusa kendiliğinden Venedik’e tes­lim oldu (1205).

Venedik Ragusa’ya duka­yı temsil eden bir kont yerleştirdi ve şe­hirde kurumlan kendisininkini örnek alan aristokratik bir komün meclisi kurdu. Ama macarların baskısı Ragusa’yı macar kralı­nın otoritesini kabul etmek zorunda bırak­tı (1358). 1403′te patriciierinin akıllıca ve ustaca siyaseti, Ragusa’nın Venedik bo­yunduruğu altına düşmeksizin bağımsızlı­ğını kazanmasına yol açtı. Balkanlar’ın de­niz kapılarından biri olan Ragusa, Osman­lıların Akdeniz doğusunu ve Balkanlar’ı fethettikleri sırada kazanılan bu bağımsız­lık sayesinde Floransa ve Barcelona’nın ti­caret acentaları kurdukları bir yer haline geldi. Şehir zaten uzun süreden beri Balkanlar’da köle ticaretini ve tuz ticaretini kontrol altında tutan büyük bir ticaret yeriydi. Daha XIV. yy. sonunda gümüş üretimiyle ilgilenen Ragusa tüccarları, ma­den ülkelerinde (Bosna ve Sııbistan) ko­loniler kurmuşlar ve Batı Avrupa’ya gü­müş sevkıyatı tekelini ele geçirmişlerdi; sonradan bakır, kurşun ve XV. yy.da bu­lunan (1420′ye doğru) yeni maden filizle­rinin (özellikle 1430′dan sonra işletilen zencefre) ticaretini de ele geçirdiler.

Şehir bu sayede XV. yy.da büyük ölçüde zen­ginleşti, edebiyat ve sanat gelişti. Osmanlıların Macarîara karşı Mohaç zafe­rinden (1526) sonra, Ragusa osmanlı pa­dişahının otoritesini kabul etmek ve her yıl vergi ödemek akıllığını gösterdi. Böy­lece, XIII. yy.a kadar Venedik’in Bizans imparatorluğu sınırında yaşadığı gibi, Os­manlı imparatorluğunun sınırında yaşama­ğa başlayan Ragusa, Akdeniz kıyısındaki hıristiyan ve müslüman ülkelerin aracısı haline geldi. Avrupa’nın en büyük filola­rından birini kurdu ve gemilerini gerek Atlas okyanusunda gerek Akdeniz’de çalıştırılmak üzere her isteyene kiraladı. Böy­lece XVI. ve XVIII. yy.da, yeni bir bur­juvazinin gelişmesine rağmen aristokratların hâkim olduğu bir rejim altında en par­lak dönemini yaşadı.

Ama şehri hemen tamamıyle yıkan ve hal­kın yarısından çoğunun ölmesine yol açan 6 nisan 1667 depremi kesin bir darbe ol­du. O tarihten sonra şehirde islav unsur­ların nüfuzu günden güne arttı ve Ragu­sa fiilî bağımsızlığını muhafaza etmesine rağmen bir şehir cumhuriyeti olarak büyük kara devletleri dünyasında çağ dışı bir hal aldı. 1806′da Fransızlarla Ruslar arasında kalınca Napolyon’un Fransız – italyanlarına teslim oldu; Ragusa dükü mareşal Mar­nı on 1808′de şehrin hükümetini ve senato­sunu dağıttı, şehri önce Fransa’nın işgal ettiği Venedik’in Dalmaçya topraklarına bağladı, sonra da İllyria eyaletlerine kattı (1809). Viyana antlaşmasında (1815) şehri alan Avusturya 1918′e kadar muhafaza etti. Ragusa o tarihte islavca Dubrovnik adiyle, yeni kurulan Yugoslavya’ya katıldı.

• Edebiyat ve bilimler. Komşu İtalya’da parlak bir şekilde gelişen hümanizm, dal­maçya şehirlerinde de yayıldı ve bu şehir­lerde, Şişgoriç (Georgius Sisgoreus) [1440-1509] ve Crijeviç (Cerva) [1460'a doğr, -1520] gibi meşhur hümanistler yetişti; is­lavca edebiyat ise özellikle Ragusa’da bü­yük ölçüde gelişti. İtalyan edebiyatı etkisi kalmış olan ragusa edebiyatında devrin bü­tün önemli tarzlarına rastlanır. XV. yy.da Sisko Mençetiç (1457-1527) ve Dzore Drziç (1451-1501) trubadur üslûbunda aşk şiirleri yazdılar. XVI. yy.da Ragusa, Güney İslavlarının gerçek fikir merkezi haline gel­di. Trajedi ve felsefî şiirin temsilcisi ve­rimli yazar Mavro Vetranoviç’tir (1482-1576). Komediyi Marin Drziç (1507-1567) doruğuna ulaştırdı: gerçek bir rönesans ada­mı olan Drziç eserlerinde zengin bir dille ve yer yer halk ağzıyla coşkun bir ya­şama sevincini dile getirdi. XVI. yy. so­nunda aşk şiirinde Petrarca ve Bembo tar­zında yeni bir gelişme oldu: bu tarzın en orijinal temsilcisi Dominko Zlatariç’tir (1550′ye doğr. – 1609).

Karşı Reform Ra­gusa’da çok değişik bir atmosfer yarattı: aşk şiirinin ve komedinin yerini, dinî veya yurtsever edebiyat aldı. Bu yeni akımın XVII. yy. başında en etkili temsilcisi ivan Gunduliç’ti (1589-1638). Yeni denizyolları­nın keşfi Venedik gibi Ragusa’ya da öldürücü bir darbe indirdi.
O tarihten son­ra yavaş yavaş sönen ragusa edebiyatı, cum­huriyetin 1805′te yıkılmasından sonra hırvat edebiyatıyle karıştı. Hırvat edebiyatının baş­lıca ragusalı yazarları Medo Puçiç (1821-1882) ve İvo Vojnoviç’tir (1857-1929). Ra­gusa başlıca edebiyat merkeziyse de, öbür dalmaçya şehirlerinde de değerli yazarlar yetişti: meşhur hümanist Maruliç (1460-1524) Split’li, ilk kır romanı (Dağ) yazarı Petar Zoraniç, Zadar’lı, ilk dindışı dram (Köle) yazarı Hanibal Luciç (1485-1533) ve Petar Hektoroviç (1486-1572) Hvar adasındandı.
Ragusa cumhuriyetinde birçok bilgin de ye­tişti: XV. yy.da latince ilk ticaret naza­riyesini yayımlayan ragusalı Georgi, cebiri geometriye ilk; olarak uygulayan Getaldiç, «mizaç»lara, aşırı önem verilmesine ilk karşı çıkan hekim Baglivi (1688-1707), büyük ma­tematikçi Boşkoviç
(öl. 1787), İmperium Orientale’nin yazarı Banduri (1670 – Paris 1743). [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTANA (Manuel Jose)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTANA (Manuel Jose), ispanyol şairi ve siyaset adamı (Madrid 1772 – ay.y. 1857). Salamanca üniversitelerinde Melendez Val­des’in öğrencisiydi, Carlos IV hükümetindeki ahlâk bozukluğundan tiksinti duydu.
A Juan de Padilla (1797) adlı ilâhisi, Pelayo (1805) adlı dramı ve Vidas de Espanoles Celebres (Ünlü İspanyolların Hayatı) [1807] adlı eserinin birinci cildi yurt sevgisini ve hürriyet aşkını dile getirir. 1808′de Napolyon’a ve Fransızlara ilk başkaldıranlardan biri oldu (A Espana adlı od’u). İstilâcılara karşı direnişi teşkilât­landırmak için birçok nutuk söyledi, Sevilla ve Cadiz’de merkez cuntasına katıldı. Fernando VII yurda dönünce, gözden düş­tü, Pampeluna kalesine hapsedildi ve 1820′ye kadar orada kaldı. 1822′de, genel yöneticisi olduğu Madrid Merkezî üniversite­sini açtı.

Mutlakıyet idaresinin kazandığı zafer (1823), onu Estremadura’ya sığınmak zorunda bıraktı. Boş vakitlerinde, sona eren devrimi anlatan Cartas a Lor d Holland Hollanda’ya Mektuplar) adlı eserini yazdı, ancak 1835′te eski ününe kavuşabildi. 1855′te toplanan Meclisler önünde kendisine
kraliçe tarafından millî şair olarak taç giy­dirildi. Zamanının ilk lirik şairlerinden bi­riydi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTANA (Manuel Jose) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRUSYA Genel tarih

Tarih 12 Haziran 2009

PRUSYA Genel tarih

• ilk yıllar. Vistül ile Neman arasındaki Prusya topraklarına ilkin bir baltık halkı olan Prusyalılar veya Boruslar yerleşti; bunları Oliva rahipleri (Oliva’lı Christian. 1215′te ilk Prusya piskoposu) ve Polonyalı­lar boş yere hıristiyanlaştırmağa uğraştılar.

Yenilen Mazovyalı Konrad, töton şövalye­lerinden yardım istedi (1225). İmparator ve papanın desteklediği, alman, polonyalı, çek v.d. haçlılardan da yardım gören Tötonlar, Kulm (Chelmno) bölgesinde üslenerek güç bir fethe başladılar (1228); Prusyalıları zor­la hıristiyanlaştırdılar, çoğunu kılıçtan ge­çirdiler ve topraklarına elkoyarak alman kolonlara dağıttılar. 1260′a doğru Mazurya gölleri dışında ülkenin hemen her yerini ele geçiren toton şövalyeleri, 1265-1295 yıllarında Prusyalıların isyanlarını kesinlikle bastırdı­lar.Kolonlar tahıl üretimiyle zenginleştiler; bu tahılı Danzig (Gdansk), Elbing (Elblag), Torun v.b. şehirlerin tacirleri ihraç ediyor­du; şehirlerin hepsi Hansa’ya katılmış ve Magdeburg ile Lübeck yasaları uyarınca kendi kendilerini yönetme hakkını elde et­mişti.

Ama toton tarikatı şövalyeleriyle iliş­kiler kısa süre içinde gerginleşti ve Totonların merkezi Marienburg’a nakledildi (1309). Köylüler, soylular ve özellikle alman tacirler tarikat başkanlarını ülkeyi mutlaka hükümdarlar gibi yönetmek ve sayılarını artırmak için günden güne daha çok yaban­cı asker çağırmakla suçluyorlardı. Zaten to­ton tarikatı Brandenburg’a yaklaşmak ve tehlikeli Polonya-Litvanya birleşmesine (1386) karşı denge unsuru olmak için Pomerelya ve Danzig’i ilhak ederek (Kalisz anlaşması 1343), ve Neumark’ı satın alarak (1402) hâ­kimiyetini yaymıştı. Tötonlar birliği kurmak için Polonya’ya savaş açtılar, fakat 1410′da Grunwald’de (Tannenborg), «Lucertole» bir­liğini kuran soylu ve burjuva tebaaları (sonradan Marienwerder birliğini kurdular [1440]) tarafından savaş Sırasında yüzüstü bı­rakılınca yenildiler.

Tötonların isteğine uy­gun olarak imparator Friedrich, Marien-werder birliğini dağıttı (1453); bunun üzeri­ne soylular ve şehirler, Polonya kralı Kazimierz IV’ün desteğiyle ayaklandı; Kazimierz bu ikinci savaştan sonra Doğu Prus­ya’nın kendisine bırakılmasını sağladı ve ta­rikata Polonya’nın metbuluğunu kabul et­tirdi (Torun anlaşması, 1466). O tarihten sonra köylüler, şehir burjuvazisi ve toprak Sahibi soylular arasındaki dayanışma çözül­düğünden Tötonlar kesinlikle gerilemeğe başladılar. Hansa’nın gücünü kaybetmesin­den (XV. yy.) ve tahıl fiyatlarının yüksel­mesinden (XVI. yy) yararlanan soylular ön­ce XIV. yy.daki salgın ve kıtlıklar ile XV. yy. savaşları sonucunda boş kalan toprak­ları ele geçirdiler; Sonra köylülerin toprak­larına el atarak köylüleri XVI. yy.da toprak kölesi haline getirdiler.

O tarihten sonra be­dava işçi çalıştıran toprak sahibi soylular tahıllarını çok düşük fiyatla, ama dolgun kârlarla Batı Avrupa’ya Sattılar; hattâ üre­tim ve kazancı çoğaltmak için ülkeye yeni­den kolon yerleştirmeğe başladılar.

• Prusya düklüğü. Üçüncü bir savaş (1519-1521) sonunda Toton tarikatı başkanı Bran­denburg’lu Albrecht, Prusya’nın laik ve soydan geçen; bir düklük haline getirilmesini sağladı; düklük doğrudan doğruya Polon­ya tacına bağlı bir fief’ti (Krakow, 1525). Hohenzollern sülâlesinden Brandenburg’lu Albrecht, Prusya dükü oldu (1525-1568), Luther reformunu benimsedi, tarikat başka­nı unvanından vaz geçti ve tarikatın mülk­lerini laikleştirdi.

Albrecht devletini yeniden teşkilâtlandırma­yı denedi; ama illerin yönetiminde Tötonla­rın koyduğu taksimatı değiştirmedi. Ayrıca soylulara ve şehir burjuvazisine Lanstande’de (bu iki sosyal sınıfın denetlediği meclis) vergi miktarını tayin etmek hakkını tanıdı. Ama hükümette yabancılara önemli yerler vermesinden hoşnut olmayan soylu ve bur­juvalar, Polonya kralına başvurdular; kra­lın yaptığı soruşturma sonucunda subayların sayısı sınırlandı. Albrecht Friedrich (1568-1618), Polonya ve Brandenburg seçici prensi Joachim II ile yaptığı görüşmeler Sonucun­da hüküm süren sülâle söndüğü takdirde Prusya düklüğünün Joachim II’ye geçmesini kabul etti (1569). Joachim II (1573), Polonya düklüğünün yönetimini önce Ansbach markgrafı Georg-Friedrich’e (1577-1613), sonra Brandenburg maıkgraflarına verdi.

Böyle­ce seçici prens Johann Sigismund, Prusya dükü oldu (1618-1619). Düklük ve Seçici prenslik kurumları resmen muhafaza edildi ve Polonya’nın desteklediği il hükümetleri, boyun eğmeleri karşılığında, her hükümdar değişmesinde yeni yeni tavizler kopardılar; Hohenzollern’ler illeri Otuzyıl savaşına sürükleyince istekler daha da arttı. Aciz se­çici prens Georg-Wilheln (1619-1640), ül­kesi için isveç Vasa’ları (Gustaf II Adolf, 1611-1632) ve Polonya arasındaki (Zygmunt III, 1587-1632) çekişmelere seyirci kaldıktan sonra, isveç Vasa’larına katılmayı kabul etti. Bununla birlikte oğlu ve vârisi Friedrich-Wilhelm I (1640-1688), Doğu Pomeranya (Kamien piskoposluğu dahil) ile Minden, Halberstadt ve Magdeburg piskoposlukla­rının kendisine bırakılmasını sağladı (Vest-falya anlaşmaları, 1648); sonra Polonya-isveç savaşına (1655-1660) katılmasına karşılık, Prusya’yı Polonya metbuluğundan kurtardı (Wehlau, 1657) ve bu düklük üstünde kendi otoritesini kabul ettirdi (Oliva, 1660). Prus­ya o tarihten sonra Brandenburg devletine katıldı ve bu devlete bağlı eyaletler arasın­da Hohenzollern’lerin rakipsiz bir hâkimi­yet kurdukları tek ülke oldu.

• Prusya devletinin doğması. Bu başarılara rağmen yeni devletin durumu nazikti: Neman-Ren arasında çok dağınık, savaşlarla yakılıp yıkılmış ve ıssızlaşmış topraklar; Prusyalı luther’ciler ile Rheinland bölge­sindeki katolikler ve calvin’ciler arasındaki çekişmeler; özellikle doğudaki Junker’lerle (soylu mülk sahipleri) toprak kölesi köylü­ler arasındaki Sosyal gerilim. İl meclislerinin (Landstande) düzenli vergiler ödemeyi red­dettiği (1662 ve 1667) Prusya’da, imtiyazlar tehlikeli ve güçlüydü.

Büyük seçici prens, siyasetini kabul ettirebilmek için asker gön­dermek (1662) ve il meclislerine ülkenin yö­netiminde görev alacak Brandenburg’lu memurların bulunmasını kabul ettirmek zorun­da kaldı. Bu sonuç ancak Friedrich – Wilhelm’in kurduğu modern ordunun desteğiy­le sağlanabildi; bu ordunun bakımı; için de birçok vergi kondu, idarî reformun, me­murlar kadrosunun, pazarcılığa yönelmiş bir ekonominin, yeni kurulan donanmalın (1688 de 12 gemi), Afrika Brandenburg şirketinin (merkezi Königsberg’de) ve çağrılan yabancı teknisyenlerin (1683′ten sonra fransız Protes­tanları) güçlü bir devlet haline getirdiği Brandenburg-Prusya, bu gücünü İsveçlileri Fehrbellin’de yenip (1675) Riga’ya kadar kovalayarak (1678 sonu) ortaya koydu. Louis XIV’ü büyük seçici prense yaklaşmağa yönelten (1681 gizli antlaşması) bu askerî güç, Friedrich III’te krallığını ilân etme is­teği uyandırdı. Ama bunun için imparatorun ve büyük devletlerin onayı gerekiyordu.

Prusya ordusu Louis XIV’e karşı Avustur­ya imparatorunun emrine verildi (1689 -> 1697) ve imparator, İspanya Veraset Savaşına katılmasını sağlamak için Prusya hüküm­ran düklüğünü krallık haline getirmeğe ka­rar verdi (1700). Friedrich Königsberg’de tö­renlerle taç giyerek (18 ocak 1701) Friedrich I adını aldı (1701-1713) ve Fransa’ya karşı savaşa katıldı; ama İsveç’e karşı savaşta önce tarafsız kaldı (1710).

• Prusya askerî devletinin kurulması (1713-1740). «Çavuş-kral» denen Friedrich-Wilhelm I, isveç’in ön Pomeranya, Stettin (Szczecyn) ve Odra’nın ağızlarını kendisine bırakmasını sağladıktan (Stockholm antlaşma­sı, 21 ocak 1720) sonra, bütün gücünü ordu ve idareye dayandırdı; orduyu devletin te­mel direği haline getirdi, hükümdarlığı bo­yunca bütün çabalarını ordu için harcadı ve ordunun bakımını şahsî gelirleriyle karşı­ladı.

Yoksul toprak Sahibi soyluların aile­lerinden gelen, Kadetler okulunda parasız yetiştirilen (Berlin, 1722) subaylar, devletin en yüksek sınıfı haline geldi. Ordunun yan­sı askerî kantonlardan (1665 kanton Sistemi) toplanıyor, yarısını ise paralı askerler mey­dana getiriyordu. Bu ordu mekanizmasının büyük harcamalar gerektirmesine rağmen sı­kı bir tasarruf siyaseti ve sağlam bir vergi sistemi (imtiyaz ve muafiyetlerin kaldirılması) sayesinde tasarruf yapıldı. Buna pa­ralel olarak kral ülke içi yerleşme harekeketine de hız verdi; 1709-1710 vebasının kı­rıp geçirdiği Prusya düklüğüne 17 000 Salz-burg’lu yerleştirdi (1732). Memurlarına na­musluluk ve mutlak disiplin anlayışı kazan­dıran Friedrich-Wilhelm’in yönetimi kusur­suzdu; ülkeyi maliye, Savaş ve topraklar yü­ce direktuvarının yardım ettiği kabinesi yardımıyle yönetiyordu ve bakanlar ancak birer yürütme görevlisiydi.

• Prusya’nın büyük bir devlet haline gel­mesi (1740-1786). Prusya ordusu Friedrich II’nin elinde eşsiz bir kudret aracı oldu. Avusturya’dan Silezya’nın alınması, Berlin antlaşmasında imzalandı (1742) ve Dresden’de onaylandı (1745). Fransa, Avusturya ve Rusya’ya karşı bir kuvvet denemesi olan Ye­diyi! savaşlarını Prusya büyük güçlüklere ve ağır kayıplara (kısa Süre içinde yeni kolon­lar getirilmesiyle telâfi edildi) rağmen ka­zandı (Rossbach, kasım 1757; Leuthen ara­lık, 1757; Hubertsburg anlaşması, 1763). Fri­edrich, Avusturya ve Rusya’ya kabul ettir­diği Polonya’nın ilk bölüşülmesiyle Batı Prusya veya Polonya Prusyası’nı ele geçire­rek (1772) ve Prusya ile Brandenburg’u top­rak bakımından birleştirerek Junker’lere iktisadî menfaatler sağladı.

O tarihten son­ra devamlı olarak imparatora karşı Alman­ya’nın meselelerine müdahale etti; imparato­run Bavyera’yı ilhak etmesini engelledi (1778-1779) ve birleşmiş alman prensleri­nin (Fürstenbund) yardımıyle Almanya’da Hohenzollern’lerin yerini almağa çalıştı (1765). O tarihte 160 000-200 000 kişilik da­imî bir ordusu, 55 milyonluk hazinesi, 22 milyonluk geliri vardı; üstelik çoğu XIX. yy.da Hıristiyanlığı kabul eden saray yahudilerinden de (bankacı, ordu müteahhidi v.b.) malî yardım görüyordu (bu yardım Prusya’nın 1812′de yahudilere hürriyetler tanımasını kısmen açıklar). Ama köylerde top­rak köleliği rejiminin devam etmesi, şehir­lerdeki katı lonca rejimi ve Soyluların dev­lette önemli rol oynamaması sosyal ge­lişmeyi köstekliyordu. Friedrich II, babası­nın mutlakıyet idaresini daha da sağlam­laştırdı; ama rejiminin dış görünüşünü filo­zofça düşüncelerini uygulayarak yumuşattı: din hürriyeti, adlî reform, Prusya hukuku­nun derlenmesi (1774), idare ve adaletin ay­rılması. Bütün dikkatini iktisadî gelişmeye toplayarak bataklıkların tarla haline getiril­mesini ve iskânını, Emden ve Swinemünde limanlarının düzenlenmesini ve ticarî ge­lişmeyi (A.B.D. ile ticaret anlaşması, 1785) destekledi.

• Prusya devletinin gerilemesi ve yeniden doğması (1786-1815). Friedrich II’nin ese­ri kısa süre içinde yeğeni Friedrich -Wilhelm II’nin (1786-1797) beceriksizliği yüzün­den bozuldu. İdareyi bir gözdeler kabine­sine bırakan Friedrich-Wilhelm II, din ve fikir hürriyetini kaldırdı, devlet hâzinesini saçıp Savurdu, prusya ordularını menfaat sağlamayan serüvenlere sürükledi (Felemenk 1787, Valmy 1792) ve Sonunda orduyu İngil­tere’ye kiraladı. Gelir kaynakları tükenin­ce, Fransa’ya Kuzey Almanya’nın tarafsızlaştırılmasını sağlayan Basel antlaşmasını (1795) imzaladı. O tarihten sonra eyaletlerini Polonya’nın zararına genişletmekle uğraş­tı (1793 ve 1795 bölüşmesi). Prusya’nın o tarihte yüzölçümü 300 000 km2′yi, nüfusu ise 8 700 000 kişiyi bulmuştu; ama ülke borç içindeydi, ordusu zayıflamıştı, idarî teşkilâtı bozulmuştu.

Friedrich-Wilhelm III, gerile­menin önünü almağa çalıştı. Aşırılıkları azaltarak malî durumu düzeltti; ama yaşlı kadrolarını muhafaza ettiği orduda reform yapmadı. Fransa’ya karşı elverişli bir tutum takınması sayesinde Almanya’da birkaç top­rak kazandı (1803); Napolyon, Kleve, Ans­bach ve Neuchâtel’e karşılık Prusya’ya Hannover’i verdi (Schönbrunn, 15 aralık 1805) . Fakat Ren konfederasyonunun kurul­ması Prusya’yı Rusya ile ittifaka sürükledi; Napolyon’a bir ültimatom gönderen Prus­ya’nın ordusu ezildi (Jena, Auerstedt, 14 ekim 1806), Berlin işgal edildi
(27 ekim 1806) , Tilsit antlaşmasıyle (1807) Prusya, topraklarının yarısını kaybetti; savaş tazminatlarını ödeyemeyen krallık işgal edildi ve Fransızların metbuu haline geldi.

Ama ba­rış yapılır yapılmaz, kral reformlara girişti ve Fransız devriminin yaydığı hürriyetleri ta­nıdı: Stein toprak köleliğini kaldırdı (9 ekim 1807) ve köylüler kralın şahsî mülkü olarak işledikleri topraklara sahip oldular. Bu reformlar kamuoyunda önemli gelişme­lere yol açtı ve 1810′da kurulan Berlin üni­versitesi, Fichte’nin etkisiyle alman milli­yetçiliğinin ocağı haline geldi. Scharahorst ve Gneisenau, kadroları tasfiye ederek, ta­limatnameleri yeniden hazırlayarak, ordu re­formuna giriştiler. Ama Stein’ın entrikala­rını haber alan Napolyon, onun görevden alınmasını sağladı (1808) ve ordu mevcudu­nu 42 000 kişi olarak sınırladı. Bununla birlikle 1810′da Hardenberg, Stein’ın eseri­ni yeniden ele aldı; malî imtiyazları kaldır­dı, kilisenin mallarına elkoydu, sanayi hürriyetini ilân etti, gençleri askerî eğitimden geçirerek (krümperler sistemi), orduyu ço­ğaltma yasağını işlemez hale soktu.

Prusya, Almanya’nın ayaklanmasında kesin rol oy­nayacak hale gelmişti. General Yorck’un Tauroggen’de bozguna uğraması (30 aralık 1812) ayaklanmaya işaret oldu. Doğu Prus­ya ayaklandı; kral topyekûn seferberlik i-lân ederek Fransa’ya savaş açtı (17 mart 1813) . 278 000 kişilik ordusuyle Avusturya’­yı koalisyona sürükledi.
Bu çaba ve fedakârlıklar Viyana kongre­siyle mükâfatlandırıldı (1814-1815). Prusya yeniden kurularak Saksonya’nın kuzey ya­rısı, Westfalen ve Rheinland’ı aldı; bir german devleti haline gelmişti ve Almanya’nın en zengin bölgelerini içine alıyordu.

• Almanya’da Prusya hâkimiyeti (1815 -1870). 1814′te girişilen idarî reformla krallık illere bölündü; iller de idare bölümleri ve çevrelerine ayrılıyordu. Yönetim, devlet kançılarının başkanlık ettiği bir meclisteydi. Prusya’nın yönetimi altında Zollvere’in (1834), öbür kuzey alman devletleriyle birleşmeyi hazırladı. Bununla birlikte kralın vaat ettiği anayasa Kutsal İttifak’ın etkisiy­le çıkarılmadı: üniversite derneklerine (Burschenschalten) kötü davranıldı.

Eski prusya ailelerinden meydana gelen soylular, Friedrich II’den beri devleti yönetiyor ve yerlerini yüksaltmekte olan burjuvaziye çok ağır bırakıyorlardı; öyle ki, XX. yy. başında Prusya’nın gücünün iki temel direği olan or­du ve bürokrasinin kilit noktaları hâlâ soy­luların elindeydi. Luther’ci kiliselerin bir­leşmesine ve devlet tarafından yönetilen bir kilise haline getirilmesine muhalefet eden Köln ve Poznan piskoposları tutuklandı. Daha liberal olan Friedrich Wilhelm IV (1840-1861), piskoposları serbest bıraktı ve genel af ilân etti (1844). Kamuoyunun baskı­sı karşısında temsilî meclise benzer bir meclis kurdu: Berlin «Birleşmiş Landtag’ı» (1847).

Berlin’deki 1848 ayaklanmasından bunalınca, bir kurucu meclis topladı ve li­beral bir anayasa çıkardı (1849). Ama Frankfurt parlamentosunda, Avusturya’nın dışta bırakılacağı bir Almanya’yı hâkimi­yeti altına almağa cüret edemedi; Avustur­ya kendi ülkesinde düzeni sağladıktan son­ra Friedrich’i bu yoldaki bütün denemele­rinden vaz geçmek zorunda bıraktı (Olmütz, 1850). Bunun üzerine Muhafazakâr parti ile luther’ci kilisenin Prusya devletini yönet­meğe başlaması, Hıristiyanlığın halkın gö­zünden düşmesine ve alman birliğini ger­çekleştirmeyi hedef alan Real Politik’in ha­zırlanmasına yol açtı. İki meclisten meydana gelen bir parlamento (senyörler meclisi [Herrenhaus] büyük mülk sahiplerini temsil ediyordu; ikinci meclis sınıflar Sistemine göre seçiliyordu) kuran 31 Ocak 1850 Ana­yasasını kabul ettikten sonra Friedrich -Wilhelm IV, Avusturya’nın tutumunun et­kisi altında kalarak yeniden bir tepki siya­setine döndü; fakat bir delilik buhranı ge­çirerek naipliği kardeşine bıraktı; kardeşi Wilhelm I adiyle hüküm sürdü (1861-1888).

Güçlü bir monarşi taraftarı olan yeni hü­kümdar, Roon’un 1860′ta sunduğu askerî reform projesini (üç yıl silâhlı hizmet; ihti­yat hizmeti süresinin artırılması, kadroların ve askerî bütçenin çoğaltılması) destekle­di. Yeni kralın iktidara çağırdığı Bismarck, bütçenin parlamentoda oylanmasına son ver­di ve dış siyaseti muhalefete aldırış etmeden yürüttü. Gücünü Düklükler savaşında de­nedikten sonra Avusturya’yı Sadowa’da ezdi ve 1866 seçimlerinde başarı kazandı. Prusya, Schleswig, Holstein, Hannover, Hessen Seçici prensliği, Hessen-Nassau ve Frank­furt’u ilhak etti. Kuzey Almanya konfede­rasyonuna giren öbür devletleri kontrolü altına aldı ve güney almanya devletlerini askerî ittifaklarla kendine bağladı. 1870 Sa­vaşı Bismarck’a alman birliğini gerçekleştir­mek imkânını verdi: Prusya kralı Versailles’da (1871), Almanya imparatoru ilân edilerek taç giydi.

• Prusya’nın sonu. Prusya’nın son yılları krallığın askeri teşkilâtını aktardığı Alman­ya’nınkiyle karışır. Bismarck aynı zaman­da hem imparatorluk kançıları, hem de Prusya başbakanıydı. Yeteneği ve otoritesi sayesinde, Reichstag (genel oyla Seçiliyor­du ve nispeten soldaydı) ile Landtag’ın (sınıflar seçim sistemi gereğince kendiliğin­den muhafazakârdı) birbirine ters kararlar almasının ortaya koyduğu nazik meseleleri çözebildi.

Prusya’nın, imparatorluk işlerini yöneten prusyalı personele ve kilit böl­geleri Prusya’da olan iktisadî güce daya­nan önceliği, Almanya’yı Birinci Dünya savaşına sürükledi. Bu yüzden bozgun ve 1918 Devrimi en çok Prusya’ya zarar ver­di; Almanya’dan ayrılan toprakların hepsi prusya toprağıydı. Sosyalistlerin etkisiyle de­mokratik bir anayasa çıkarıldı; bu ana­yasaya göre güç, meclis başkanını (sosyal demokrat Braun [1920-1932]) seçen Landtag aracılığıyle halktaydı. 1933-1935 Bir­leşme kanunlarıyle nasyonal sosyalizm, mil­let hükümranlığını yavaş yavaş Reich’a ak­tardı. Prusya o tarihten sonra pratikte or­tadan kalktı ve 1945 çözülmesiyle kesinlik­le yok oldu. Gücünü sağlayan toprakla­rın büyük kısmı, S.S.C.B. veya Polonya’­ya verildi; gerisi Doğu ve Batı Almanya’yı meydana getiren çeşitli Lander’ler ara­sında bölüştürüldü (1947). Milletlerarası kontrol kurulu Prusya devletinin sembolik dağıtılmasını ilân eden bir kanun çıkarın­ca Prusya’nın adı bile haritalardan silindi.

Osmanlı-Prusya ilişkileri

Prusya ile Osmanlı devleti arasında diplo­matik ilişkiler, XVIII. yy. başlarına kadar uzanır. 1718′de sadrazam Tevkiî Mehmed Pa­şa, Osmanlı devletinin Avusturya savaşla rıyle uğraştığı sırada, Prusya kralı Fried­rich Wilhelm I’e bir dostluk mektubu gön­derdi. 1720 Yılında Prusya kralı, Jurgowski adlı memurunu at satın almak için İs­tanbul’a gönderdi. 1739′da Friedrich Wilhelm, Mahmud I’e gönderdiği bir mektubunda Prusya’nın, imparatorun ordusuna asker toplamak mecburiyetinde olduğu hal­de iki yıldan beri bunu yapamadığını bil­diriyor ve Osmanlı devletiyle Prusya ara­sında bir ticaret anlaşması imzalanmasını teklif ediyordu.

Prusya’nın bu teklifinden bir sonuç çıkmamakla birlikte Osmanlı devletiyle Prusya krallığı arasındaki ilişki­ler kesilmedi, özellikle Yediyıl savaşları (1756-1763) başladıktan sonra ilişkiler da­ha da sıklaştı. Prusya kralı Friedrich II, Rusya, Avusturya ve Fransa’nın saldırısına uğrayınca Osmanlı devletiyle askerî bir an­laşma yapmak istedi. Bu amaçla, Adolf von Rexin adındaki elçisini İstanbul’a gön­derdi.
Prusya’nın teklifi sadrazam Ragıb Paşanın başkanlığında toplanan divan ta­rafından incelendi. Rusya ve Avusturya ile harbi gerektirecek bir durum olmadığı için kabul edilmedi; fakat bu ittifak teklifi ke­sin olarak da reddedilmedi. Elçiye verilen cevapta askerî ittifakın daha uygun bir za­mana bırakılması, şimdilik bir ticaret anlaşmasıyle yetinilmesi gerektiği bildirildi. Prusya ile bir ticaret anlaşması imzalandı (1761) Friedrich 1762′de rus çarı olan Pet-ro III ile anlaşarak rus cephesindeki savaşlara son verdi ve Osmanlı devletiyle Avusturya’ya karşı bir anlaşma yapmak istedi. Kesin olarak barış taraftarı olan sadrazam Ragıb Paşa bunu da kabul et­medi. Ahmed Resmî Efendi bu sırada Ber­lin’e gönderildi (1764). Osmanlı – Avustur­ya – Rusya savaşları sırasında (1787-1792), Osmanlı-Prusya ittifakı için yeniden teşeb­büse geçildi.

Rus-Avusturya ittifakı karşı­sında yalnız kaldığını anlayan Prusya, hem bu iki devlete karşı kendi güvenliğini sağ­lamak, hem de Osmanlı devletinin kendi­siyle yapacağı bir ittifakı bu iki devlete karşı bir tehdit vasıtası olarak kullanmak için, Osmanlı devletine Avusturya ve Rus­ya’ya karşı bir ittifak teklif etti. Bu teklif Osmanlı devleti tarafından kabul edildi. 5 Maddelik bir antlaşma meydana getirildi (1 şubat 1790). Bu antlaşma gereğince Avusturya ve Rusya, Tuna’yı geçerek neh­rin güneyindeki osmanlı topraklarına saldırırsa, Prusya bu iki devlete savaş aça­cak, Osmanlı devleti çıkarlarına uygun bir barış yapana kadar savaşa devam edecek­ti. Buna karşılık Osmanlı devleti yapıla­cak barış antlaşmasında Avusturya’nın Le­histan’dan almış olduğu Galiçya’nın tekrar Lehlilere verilmesine çalışacaktı.

Antlaş­manın ikinci maddesinde 1761 yılında im­zalanmış olan ticaret anlaşmasının yürürlükte olduğu tasdik ediliyor; Osmanlı dev­leti, Akdeniz’de gidip gelen prusya ticaret gemilerinin kuzey afrika korsanlarına karşı korunmasını taahhüt ediyordu. Antlaşma­nın üçüncü maddesi gereğince Osmanlı devleti Avusturya ve Rusya ile barış yapmadıkça Prusya da bu iki devletle barış yapmayacaktı. Buna karşılık Prusya, Le­histan ve İsveç; Rusya ve Avusturya ile barış yapmadıkça, Osmanlı devleti de bu iki devletle barış yapamayacaktı. Antlaşma­nın dördüncü maddesinde barış antlaşma­sından sonra Prusya, Osmanlı devletinin toprak bütünlüğüne kefil oluyor, barıştan sonra Rusya ve Avusturya, Osmanlı dev­letine savaş açarsa, bu iki devlete savaş açmayı taahhüt ediyordu. Yine bu mad­dede Fransa ve İngiltere’nin osmanlı top­rakları üstünde sahip olduğu haklara Prusya’nın da sahip olması şart koşuluyor­du. Prusya bu antlaşma gereğince Avus­turya sınırına askerî kuvvetler gönderdi.

Osmanlı devleti de Prusya’nın isteği üzerine kendisi için tehlikeli olan rus cep­hesine küçük birlikler göndererek asıl bü­yük ordusunu Avusturya sınırına şevketti. Antlaşmanın imzasından sonra Avusturya ve Prusya kralları Reichenbach’da buluşa­rak Avusturya ve Osmanlı devleti arasında savaştan önceki sınır üstünden barış ya­pılmasına karar verdiler (1790). Prusya, Os­manlı devletinin bu isteğine rağmen Rusya’­ya savaş açmaktan çekindi. Selim III’ün Prusya’nın Rusya’ya savaş açmasını sağlamak amacıyle Berlin’e gönderdiği Ahmed Azmi Efendinin çalışmaları bir sonuç ver­medi. Prusya, Osmanlı devletiyle olan ant­laşmasını bir tehdit aracı olarak kullandı. 1793′te Avusturya ile Rusya’nın Lehistan’ı taksiminden kendisi için pay çıkardı. Baltık kıyısındaki Danzig ve Thorn limanları ile çevresindeki toprakları aldı. Selim III zamanında Osmanlı devleti Berlin’de de­vamlı elçilik kurdu (1793). Mahmud II ye­niçeri ocağını kaldırdıktan sonra Prusya’­dan başta Moltke olmak üzere pek çok uzman subayı yeni osmanlı ordusunun yetiştirilmesi için getirtti.

Askeri tarih

Prusya ordusunu, XVII. ve XVIII. yy.da devletlerini kurmanın tek şartı olarak gö­ren Hohenzollern’ler meydana getirdiler. Ordunun yaratıcısı, oğluna 30 000 kişilik daimî bir ordu (alman devletleri arasında en kuvvetli ordu) miras bırakan Friedrich-Wilhelm idi (1640-1688). Ama bu orduya sonradan modern alman ordusunun benim­sediği temel özellikleri, «çavuş-kral» Friedrich Wilhelm I (1713-1740) ve Friedrich II (1740-1786) kazandırdı. Friedrich I, 1733′te mecburî askerlik hizmeti (her alay be­lirli bir «kanton»dan toplanıyordu) koya­rak ve birlikleri sert bir disiplin ve talime (drill) tabi tutarak ordunun temelini kur­du; bu arada da iktisat ve etkililik ilkeleri altında yönetimi kontrol eden sıkı bir ida­re (Heeresverwaltung) kuruldu. Ordu 1713′te 40 000 kişiyken, 1740′ta 83 000′e yüksel­di.

Bu yüksek nitelikli araca Friedrich II, ay­nı zamanda hem bir devlet doktrini hem bir savaş doktrini hazırlayarak bir düşün­ce kazandırdı; siyaset ve stratejiyi sıkıca birbirine bağlayan bu doktrinler, daha son­ra haleflerini (Bismarck, Moltke, Schlieffen, Seeckt, Hitler) aynı zekâ yapısı ve tek bir eylem isteğinde birleştirdi. 200 000 Ki­şiyi bulan Friedrich II’nin ordusu, zafer­leri ve metotlarının yaygınlaşması (eğik düzen; prusya tarzı eğitim) sayesinde Av­rupa’nın başlıca askerî gücü haline geldi. Friedrich II’nin ölümünden sonra şaşkın­lığa düşen ordu, gerileyerek Jena’da çök­tü (1806) ve Tilsit barışıyle mevcudu 42 000 kişiye indirildi.

Fakat bu felâket büyük bir gelişmenin başlangıcı oldu; 1807′de Or­du Reformu komisyonunun başına getiri­len Scharnhorst’un hırslı yönetimi altında, bir vatansever subaylar grubu Napolyon’a karşı savaşı yeniden başlatmayı sağlayacak imkânları yaratmağa çalıştı. 1808′de Savaş bakanlığı ve Genelkurmay kuruldu; aktif birlikler altı bölgesel tümende toplanıyor­du ve yedeklerin hızla silâh altına çağrıl­ması (krümperler sistemi) sayesinde kolay­ca savaşa hazır hale geliyordu. Boyen’in (savaş bakanı, 1848) ve Gneisenau’nun yö­netimi altında, prusya ordusu 1813-1814 kurtuluş savaşında büyük rol oynadı. 1815′ten sonra bu çabaya ara verilmeden devam edildi: eski tümenlerin yerini 8 bölgesel ko­lordu aldı; yalnız muhafız alayı askerleri bütün krallıktan toplanıyordu. Otuz yıla çıkarılan askerî hizmet dönemi, muvazzaf alaylar ve kolordulara tugaylar halinde dağıtılmış Landwehr ile orduyu kurmağa im­kân verdi.

Ama başlıca reform subayla­rın ve kumanda heyetinin yetiştirilmesinde yapıldı. Ordu, devlet ve halk arasındaki birliği sağlam temellere dayandırmak iste­yen Scharnhorst’un dileği uyarınca subay­lar artık soylular arasından olduğu kadar, burjuvalardan da seçiliyordu. Okulların ve birliklerin verdiği bilgilerde Friedrich geleneği, çağın yeni değerleriyle birleştirildi ve Napolyon’un seferleri Fransa’da değil de Prusya’da inceden inceye öğrenildi. Yara­tıcı düşüncenin bu yenilenmesinde başlıca ad Clausewitz’dir; Clausewitz, Vom Kriege (Savaş üstüne) [1832] adlı meşhur kitabiy­le bütün çağdaş askerlik düşüncesini et­kiledi. Ders verdiği Harp okulu ve Grol-man’ın «ordunun üst kademesinin yetiştirildiği okul» diye nitelediği Genelkurmay bu alanda kesin rol oynadı. Grolman’ın görevden ayrılmasından sonra sırasıyle Müffling (1820-1828), Grauseneck (1829-1848), Reyher (1848-1857) ve Moltke (1857-1888) tarafından yönetilen Genelkurmay ordunun fikrî hazırlanmasıyle ilgili her şeyi üstüne aldı; ordunun yönetimi Genelkurmaya (Generalstab) verildi. Doğrudan doğruya Ge­nelkurmay başkanlığına bağlı olan üyele­ri orduya tevazu (sloganları «Mehr sein als scheinen», «Göründüğünden fazla olmak» kaldı), teşebbüs ve sorumluluk anlayışından oluşan bir düşünce birliği kazandırdı; bu düşünce bütün savaşlarda kesinlikle orta­ya kondu.

Bismarck iktidara geldiğinde Friedrich II’­nin siyasetini yeniden ele alınca, Moltke ona ender bulunur bir yardımcı oldu. Or­du yeniden geliştirildi; bu gelişmeyi ba­kan olan Roon, şansölye ile parlamento arasında ciddî bir mücadeleden sonra ger­çekleştirdi (1882). 1830-1848 Arası beklenileni vermemiş olan Landwehr’in birlik­leri yerine orduyu mütecanis ve iyi talim­li dokuz kolordu haline getiren yeni bir­likler kurdu; bu arada Dreyse tüfekleri ve namlu dibinden doldurulan yivli Krupp topları sayesinde donatım da modernleş­tirilmişti. Bismarck bu 350 000 kişilik or­du ile isteklerini Sadowa’da (1866) Avus­turya’ya kabul ettirdi.

Bundan sonraki il­haklar sonunda Prusya, kuvvetlerine üç kolordu daha ekledi ve Bismarck ile Moltke’nin kurnazlığı sayesinde 1867′de gizli askerî antlaşmalarla bir yıl önce yendiği alman devletlerinin hemen hepsini kendine bağladı. Alman devletleri 1870′te Prusya’­nın emrine üç kolordu (bir Saksonya, iki Bavyera’dan) ve üç tümen (bir Hessen, bir Württemberg, bir Baden’den) verdiler. Gerek askerî bakımdan (Moltke’nin Fran­sa’ya karşı 500 000′den çok askerli bir or­dusu vardı), gerek Prusya kumandasının önceliğini onayladığı için siyasî bakımdan, bu yardım kesin sonuç verdi. Sefer başa-rıyle sonuçlanınca Prusya ve Moltke’nin hâkimiyeti altında ama müttefiklerin hâlâ canlı askerî geleneklerine de saygı göste­rilerek II. Reich ordusu kuruldu. 1871′de kurulan bu ordu «alman ordusu» adlı ilk ordudur. Bk. ALMANYA Askeri tarih bölü­mü. (LM)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUSYA Genel tarih hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROUST (Joseph Louis)

Tarih 11 Haziran 2009

PROUST (Joseph Louis), fransız kimyageri (Angers 1754-1826). Bir eczacının oğluydu. Rouele’in öğrencisi oldu. Paris’te Salpetriere hastahanesi başeczacılığına getirildi. İd­rar, fosforik asit ve şap üstüne incelemeler yaptı, balonlarda seyreltik havanın yerine hidrojenin kullanılması üstünde çalıştı, ay­rıca Pilâtre de Rozier ile işbirliği yaparak bir balonla uçmayı başardı (1874). İspanya’­ya gitti, Segovia Topçu okulunda kimya öğ­retmeni oldu, Madrid’de kral Carlos IV’ün laboratuvarını yönetti; bu sırada üzümden şeker elde etti. 1806′da Fransa’ya döndü. Kıta ablukası sırasında Napolyon ona bir şeker fabrikası kurması için önemli bir pa­ra teklif etti, fakat Proust bu teklifi kabul etmedi. Kimyasal analizin kurucularından olan Proust, kaynağı ne olursa olsun, suyun bileşiminin değişmediğini ispat ederek, 1806′da, kendi adını taşıyan belli oranlar kanunu’nu ortaya koydu. Berthollet ile bu konu­da giriştiği uzun bir tartışmada (1801-1808), kimyasal türlerin bileşiminin mutlak şekilde değişmez olduğu ilkesini savundu ve sonun­da düşüncesini kabul ettirdi. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROUST (Joseph Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRONY

Tarih 11 Haziran 2009

PRONY (Marie RİCHE,— baronu), fransız mühendisi (Chamelet, Lyonnais 1755-Asnieres, Seine 1839). Bir noterin oğluydu. £cole des Ponts et Cbaussees’de okudu. 179Pde Fransa’nın genel kadastrosunu yapmakla görevlendirildi. Büyük Logaritma ve trigonometrik cetveller düzenleyerek daireyi dört yüz grada böldü. 1805-1812 Arasında, hidroik meselelerle ilgilendi. Dunkerque, Cenova, Ancona, La Spezia ve Venedik li­manlarında değişiklikler yaptı. Po nehrinin akışını düzene soktu. Napolyon’un isteği üzerine Ponlins bataklıklarının kurutulmasıyle ilgili büyük bir proje hazırladı. Kendi adiyle anılan dinamoyu icat etti. Akustikle ilgilendi, Arago ile birlikte havada sesin hızını inceledi. 1835′te ayan üyeliğine geti­rildi. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRONY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROKESCH VON OSTEN (Anton, kont)

Tarih 10 Haziran 2009

PROKESCH VON OSTEN (Anton, kont), avusturyalı diplomat (Graz 1795-Viyana 1876). Schwarzenberg’ın yaveriydi (1818); Napolyon’un seferleriyle ilgili incelemeler yayımladı; Yakındoğu’ya gönderildi ve Ak-kâ’daki paşa ile hıristiyanlar lehine bir ant­laşma imzaladı (1889). Schönbrunn’de Reichstadt düküne bağlandı (1830-1931); dükle dost oldu ve bu yüzden Metternich tarafın­dan görevle İtalya’ya gönderildi. Osmanlı hü­kümdarı ile Mehmed Ali Paşa arasında ba­rış görüşmelerini yaptı (1833); Yunanistan 1834-1849) ve Berlin (1844-1852) büyükelçisi, Frankfurt diyetine delege (1853-1855), geçici elçi (1855-1861), sonra istanbul büyükelçisi oldu (1861-1871). [L]

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROKESCH VON OSTEN (Anton, kont) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROCURATİA

Tarih 10 Haziran 2009

PROCURATİA i. (lat. k.). Tar. Venedik procuratore’lerinin görevi ve yargı alanı.
— Procuratia’lar çoğl. i. Venedik procu­ratore’lerinin San Marco meydanındaki sa­rayları. [Eski Procuratia'lar XVI. yy.ın ba­şından kalmadır. Scamozzi (1584-1611) ta­rafından inşa edilmiş olan yenileri ise mey­danın karşı tarafında yer alır. Correr mü­zesi buradadır. Napolyon'un önayak olarak inşa ettirdiği procuratia ise meydanın üçün­cü kenarındadır.] (L)

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROCURATİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİJATEU (İvan)

Tarih 09 Haziran 2009

PRİJATEU (İvan), sloven edebiyatçısı (doğ. Sodrazica, Ribnica 1875). İslav edebi­yatı ve kültürü tarihçisi, Ljubljana’da islav edebiyatı dersleri verdi (1918′den sonra). Napolyon devri islav dünyası ve be yazar­lar (L.N. Tolstoy, A.S. Puşkin, F. Preşeren v.b.) üstüne birçok çalışma yayımladı. Bun­lar arasında, özellikle Reform ve Rönesans devri islav kültürüyle ilgili olanlar çok önemlidir. (M)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİJATEU (İvan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole)

Tarih 09 Haziran 2009

PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole), fransız siyaset adamı ve gazetecisi (Paris 1829 – Washington 1870). Aix fakültesinde profesörlük yaptı. Journal des Debats’nın, Courier du Dimanehe’m siyaset yazarı ol­du. İğneliyici üslûbu ve fikir hürriyetini savunan yazıları sayesinde napolyon’cu re­jime karşı olanlar arasında büyük ün ka­zandı. Napoleon III’ün düşmesinden az ön­ce imparatorun safına geçti. A.B.D.’ye el­çi olarak gitti (1870). imparatorun barışçı siyaseti konusunda teminat vermiş olduğu için, Prusya’ya savaş ilân edildiğini öğre­nince intihar etti (temmuz).
Başlıca eser­leri: Essais de Politique et de Litterature (Siyaset ve Edebiyat Denemeleri) [1859-1863], Etudes sur Les Moralistes Français (Fransız Ahlâkçıları üstüne inceleme) [1865], La France Nouvelle (Yeni Fransa) [1868]. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pressburg antlaşması

Tarih 09 Haziran 2009

Pressburg antlaşması, Napolyon ile im­parator Franz II arasındaki mücadeleye son veren antlaşma (1805). Napolyon’un 2 ara­lık 1805′te Austerlitz’de kazandığı zaferden sonra, Talleyrand, Giulay ve Liechtenstein arasında barış görüşmeleri yapıldı ve 26 ara­lıkta da Almanya ve Avusturya imparatoru olarak Franz II tarafından Pressburg’da bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Franz II, italya krallığından ilhak edilmiş olan Veneto ve İstria ile Dalmaçya’nın bir kısmını Fransa’ya; Tirol, Vorarlberg ve Trentino’yu Bavyera’ya; Schwaben’deki avusturya topraklarını da Württemberg’e bırakıyordu. Franz II sadece Ferdinando di Toscana tarafından bırakılan Salzburg prensliğini; Ferdinando di Toscana da, Bavyera tarafından bırakılan Würzburg’u alıyordu. Yine aynı antlaşmaya göre, Bav­yera seçicisi kral oluyor ve Württemberg dükü ile Baden büyük dükü gibi Viyana’ya bağımlılıktan kurtuluyordu. (L.)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pressburg antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRENS

Tarih 09 Haziran 2009

PRENS i. (lat. princeps, birinci’den fr. prince). Hükümdar veya hükümdar ailesinden olan erkek: Nermin Bey itiraz etti: — Nasıl prens oluyorsunuz? Ceddiniz lord imiş! (Ömer Seyfeddin). Oranın oteline her zaman [...] Avrupa aristokrasisinden, prenslerden, kont, marki ve baronlardan birkaçı davetlidirler (F. R. Atay). || Bazı ülkelerde en yüksek soyluluk unvanı. // Bir prensliğin başında bulunan kimse: Monaco prensi.

— Tar. Bk. ANSiKL. || Eski Roma’da birin­ci ve ikinci yüzyıllarda imparatora verilen ad.
(Bk. PRİNCEPS.) || Derebeylik çağın­da yetkisini doğrudan doğruya imparator­dan alan kimse. || XII. yy.dan sonra hü­kümdardan bu unvanı alan ve asker sınıfının bütün ayrıcalıklarından yararlanan kimse. (Bk. ANSiKL.) || Soydan prens, iktidardaki hanedandan olan prens. (Evlenebilmesi için ailenin başı sayılan hükümdardan izin al­ması gerekir.) || Vâris prens, tahtın intikal edeceği prens, veliaht. (Çeşitli ülkelerde ayrı ayrı terimlerle [meselâ Fransa'da Dauphin, Almanya'da Kronprinz, İngiltere'de Prince of Wales (Galler prensi), İspanya'da Asturia prensi] anılan vâris prenslere hu­kukî ve malî birçok imtiyaz tanınır.) // Konsor prensi. Bk. KONSOR. || Büyük prens, Ortaçağ Rusya’sında Riyurikoviç ailesinin yaşça en büyük olan prenslerinin unvanı. (Bk. ANSİKL.) || imparatorluk prensi, Eugene Louis Napoleon Bonaparte. // Meşrulaştırılmış prensler, Fransa krallarının,’ baba­ları tarafından evlât olarak tanınmış evlen­me dışı çocukları (meselâ Louis XIV’ün Madame de Montespan’dan olan çocukları). II Kara Prens, İngiltere kralı Edward III’ün oğlu Galler prensi Edward’ın lakabı. // Prensler birliği.
Bk. FüRSTENBUND. || Ost prensi. Bk. OST.

— ANSiKL. Tar. Geç İmparatorluk sonun­da kaybolan prens unvanı, Ortaçağda bir küçük devletin hükümdarını belirtmek için latinee şekliyle ortaya çıktı: 774′te Benevento’nun Lombardia’lı dukası Arici Pavia mo­narşisinin yıkılmasıyle bağımsızlığa kavuşur kavuşmaz princeps unvanını aldı. Ardından, Benevento prensliğinin parçalanması (IX. yy.) üzerine de,
XI. – XII. yy.larda Capua ve Salerno prenslikleri kuruldu ve bunlar da Roberto Guiscardo’nun norman hane­danı tarafından ilhak edildi. Hıristiyan doğuya bu unvanı götürenler her halde Normanlardı: Antakya (Antiokheia) prensliği (1098-1268), Celile veya Teberiye prenslik­leri. İtalya’da Ortaçağın sonundan itibaren prenslik unvanları çoğalmağa başladı (Ro­ma, Napoli ve Sicilya prensleri). Almanya’da prens (Fürst) önceleri; dük, markgraf, saray kontu unvanlarını alan bir görevliydi. Prenslik veraset hakkını ancak XII. yy.da kazandı. 1180′den sonra da, imparatorluk kançılarlığı, prens unvanını yal­nız, doğrudan doğruya imparatora bağlı ve İmparatorluk Diyanet meclisinde (Reich-stag) hazır bulunmakla yükümlü derebeylik soyluları için tanıdı. Bu kimselerin sayısı gitgide arttı ve sonunda da Altın Mühürlü fermanla, içlerinden yalnız yedi tanesine imparatoru seçmek hakkı tanındı. Bunun üzerine, imparatorluğun basit prensleri Reichstag’da artık İkinci curia’nın (meclisin ikinci dereceden olan topluluğu) üyelerini meydana getirdiler. XVI. yy.ın başında otuz kadar kilise prensi (başpiskoposlar, pis­koposlar, başrahipler ve tarikat başkanları) ve altmış kadar laik prens vardı. Zaten geniş olan prens muhtariyeti, Vestfalya ant­laşmalarından da (1648) anlaşılacağı gibi XVII. yy.da daha da arttı.
1803 İmparatorluk fermanıyle bütün dinî prenslikler laikleştirildi, nihayet 1806′da imparatorluğun kalkmasıyle birlikte Alman­ya’da prenslik unvanı da kullanılmaz ol­du. Fransa’da Charles V soydan prensler sınıfını ihdas etti. Devrimin 1790′da kaldır­dığı bütün unvanları Napolyon 1808′de tek­rar koydu. Bütün yüksek mevkilerde bulu­nanlara ve birkaç mareşale prens unvanı verdi ve prenslik unvanını soyluluk unvan­larının en büyüğü saydı. Rusya’da Kiev prensi Vladimir’in (1015) çocukları prens unvanını alarak, memleketi aralarında bö­lüştüler. İçlerinden birini de büyük prens unvanıyle başa geçirdiler. Bu durum ilke­nin aşırı derecede parçalanmasına yol açtı­ğından, Moskova büyük prensleri küçük prenslere metbuluklannı kabul ettirerek Rusya’yı eski birliğine kavuşturdular. Kor­kunç İvan ve Büyük Petro gibi otokrasi peşinde koşan çarların tutmadığı prensler yavaş yavaş bütün siyasî etkilerini kaybettiler. (LM)
Prens, Macchiavelli’nin eseri. Bk. PRiNCiPE (il).

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prag kongresi

Tarih 08 Haziran 2009

Prag kongresi (4 haziran – 10 ağustos 1813). Prag’da Metternich’in aracılığı ve Napolyon’un rızasıyle toplanan, Prusya ve Fransa’nın katıldığı kongre; Napolyon, bir­liklerini yeniden kurmak için Kongre’nin So­nucu olan (4 haziran) Pleiswitz mütarekesin­den yararlanmayı ümit ediyordu. Metternich de, Napolyon’a Avusturya’nın istekleri­ni kabul ettirebileceğini düşünüyordu. Birçok kararsızlıktan sonra Napolyon, 13 ağustosta Metternich’e Caulaincourt aracılığıyle müt­tefiklerin hemen bütün şartlarını kabul et­tiğini bildirdi. Bununla birlikte Metternich mütareke sona erer ermez kongrenin kapan­dığını açıkladı (10 ağustos gece yansı) ve Fransa’nın Avusturya’nın aracılığını reddet­mesi üzerine Prusya ve Rusya ile imzalamış olduğu (27 haziran) Reichenbach sözleşmesi gereğince Fransa’ya savaş ilân etti. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prag kongresi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRADiER

Tarih 08 Haziran 2009

PRADiER (Jean Jacques, James — de­nir), fransız heykeltıraşı
(Cenevre 1792 -Bougival 1852). Roma ödülü kazandı (1813). Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts’da profesör oldu (1827). Louis Philippe devrinin en önemli heykeltıraşıydı. Çok sayıda eser bıraktı: Napolyon’un me­zarı için on iki Zafer, Concorde alanında Lüle ve Strasbourg heykelleri v.b. Asıl ki­şiliğini kadın güzelliğini gösteren eserlerde ortaya koydu: Atalante’nin Süslenmesi (1850, Louvre), Pharyne, üç Güzeller v.b. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRADiER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POZZO Dİ BORGO (Charles Andre)

Tarih 08 Haziran 2009

POZZO Dİ BORGO (Charles Andre), korsikalı soylu (Alate, Ajaccio yakınları 1764-Paris 1842). Yasama meclisinde milletve­kiliydi. Savaş bildirisi üzerine raporu ka­leme aldı (nisan 1792). Korsika belediye başkanı oldu, Paoli’nin tarafını tuttu. İn­giliz kral naibinin devlet bakanlığına geti­rildi ve Fransızların dönüşünde onunla birlikte Londra’ya kaçtı (1796). Aleksandr’ın hizmetine girdi, Rusya sarayında Napolyon’un siyasetine karşı çıktı; bir süre gözden düştü (1807), İngiltere’ye gitti, İs­veçli Bernadotte’un yanında görev aldı. Rusya’ya döndü, generalliğe yükseldi (1813). Fransız geçici hükümetinde komiserlik yap­tı (nisan 1814). Louis XVIII’e anayasayı kabul etmesini öğütledi. Viyana kongresi­ne katıldı, sonra Rusya’nın Paris elçiliğine tayin edildi (1815-1834), Bourbon’ların say­dığı bir danışmandı, onları çara yakınlaş­tırmağa çalıştı. Çarın Londra elçisi oldu (1834-1839). Correspondance Diplomatique’i (Diplomatik Mektuplaşmalar) 1897′de ya­yımlandı. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZZO Dİ BORGO (Charles Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POZNAN eyaleti

Tarih 08 Haziran 2009

POZNAN eyaleti, eski Prusya’da (Alman­ya) eyalet, doğuda eskiden parçası olduğu Polonya ile sınırlıdır.
Büyük Polonya’nın temeli olan Poznan’a XVIII. yy.dan sonra alınanların kütle ha­linde göçmesi eyaletin iktisadi gelişmesin­de büyük rol oynadı. Polonya’nın parça­lanmaları sırasında eyalet yavaş yavaş Prusya’ya bağlandı (1772-1793-1795). Tilsit antlaşmasından sonra Napolyon eyaletin büyük kısmını Varşova büyük düklüğüne kattı (1807). Viyana kongresiyle Poznan’ı geri alan Prusya, Posen büyük düklüğü ha­line getirdi (1815). Askerî vali prens Radziwill’in yönetimi sırasında Poznan olduk­ça muhtariyet kazandı. Yönetim ve eğitimi germenleştirme siyasetinin yanı sıra, 1830 ayaklanmasından sonra eyalet başkanı Flottwell alman kolonlar yerleştirmeğe başladı. 1843′te Posen’de, Fransa’ya göçen Polon­yalılarla bağlantılı olarak Prusya Polonyası’nı ayaklandırmak ve isyanı bütün kral­lığa yaymak amacını güden gizli bir Mer­kezî komite kuruldu.

Hareketin başına Mieroslavski geçti (1846); ama tutuklandı (1846) ve ölüm cezasına çarpıldı (aralık 1847); ancak hüküm infaz edilmedi. .Ber­lin devrimi sonucunda serbest bırakılınca
(mart 1848), Poznan’daki Polonya Bağım­sızlık hareketinin yönetimini üstüne aldı ve bir Millî Polonya komitesi kurdu; dük­lüğe bağlı almanlar bu gelişmeden yana ol­duklarını açıkladılar
(Emil Brachvogel’in bildirisi, 22 mart); ama Berlin hükümeti Prusya’da düzeni yeniden sağladıktan son­ra hareketi ezdi (mayıs 1848). Polonyalı milletvekillerinin itirazlarına rağmen Posen büyük düklüğünü Kuzey Almanya kon­federasyonuna katan Bismarck, Almancayı okullarda bile mecburî dil haline getirerek ve kiliseyle uzlaşması sonucunda Ledochowiski’nin yerine Poznan başpiskoposluğu­na bir alman kardinali tayin ettirerek (1886) Kulturkampf çerçevesi içinde Prusya siya­setini almanlaştırma hareketini yeniden ele aldı. Polonya topraklarını ele geçirmeyi de denedi (Kolonileştirme komisyonu, 1886), ama başarı sağlayamadı; Polonyalılar bu denemeye Toprak bankasını kurarak (1888) ve Almanların Polonyalılardan satın aldığı topraklardan çok daha fazlasını alman kolonlardan satın alan kredi şirketleri ya­ratarak karşılık verdiler. Doğu Marklıkları şirketi XX. yy.da toprak satın alışlarına yeniden başladı; Bülow ise Almancayı okul­larda mecburî dil haline getiren (1901), Po­lonyalıların toprak satın almasını yasakla­yan (1904) ve toprak sahiplerinin mülkleri­ne elkonmasına izin veren (1908) kanunlar çıkarttı. Bu polonyalı aleyhtarı siyaseti bir yandan kilise ve soyluların, öte yandan köylülerin ve şehirlerde meydana gelen orta sınıfın el ele vermesi başarısızlığa uğ­rattı; toprakların satın alınması için şir­ketler kuruldu, öğrencilerin grevi gibi (1906) gösteriler yapıldı. 1918′de Poznan eyaleti silâhlı bir ayaklanma hazırladı. Poznan şehrinde toplanan diyetin seçtiği
«Yüksek Halk kongresi» adı verilen geçici hükümet 27 aralıkta Almanları Poznan’dan kovdu. Haziran 1919 Versailles antlaşmasıyle ba­tıda dar bir arazi şeridi dışında Poznan bü­yük düklüğü Polonya’ya verildi. 1939′da tekrar Almanlar tarafından işgal edilen eyalet, 1945′te Oder-Neisse hattına kadar Po­lonya’ya geri verildi. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZNAN eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTOFERRAİO

Tarih 06 Haziran 2009

PORTOFERRAİO, İtalya’da şehir, Toscana’da (Livorno ili), Elbe adasının merkezi ve başlıca limanı; 10 300 nüf. Medici’ler tarafından XVI. yy.da tahkim edilen ve imtiyazlar verilen bu kasaba gelişti ve XVII. yy.da şehir halini aldı. Napolyon, mayıs 1814-26 şubat 1815 arası burada kal­dı. Adanın kuzey kıyısındaki limanından Piombino’ya demir yüklenir. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTOFERRAİO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Portekiz Sömürge imparatorluğu

Tarih 05 Haziran 2009

Portekiz Sömürge imparatorluğu, Porte­kiz’in sömürge leştirdiği ülke ve toprakların hepsine verilen ad. Portekiz’in XV. yy.da başlayan toprak genişlemesinin sebepleri çeşitlidir: bunların en başında din yayma ça­bası gelir. Rahip Joao, Fas’ın güneyinde, bir hıristiyan krallığında hüküm sürüyordu. Aynı kıyılarda, Avrupa’da bulunmayan al­tının (sudan altını) bol olduğu sanılıyordu. Kısa süre sonra altın araştırmalarının yanı sıra baharat araştırmasına da başlandı. Ce­neviz ile Afrika’nın simsarlar aracılığıyle yürütülen iktisadî ilişkileri Türklerin Doğu Akdeniz havzasına hâkim olmalarıyle bozul­du. Portekizliler Türklerin aracılığından kurtulmak için Hindistan’a doğrudan doğru­ya giden denizyolunu açtılar.
Portekizlilerin teknik üstünlüğü ve gemici Henrique’in teşviki, Afrika kıyıları boyun­ca ilerlemeyi geliştirdi. Cabo Ver de’ye (1444), sonra ekvatora (1471) ulaşıldı. Bartolomeu Dias, Ümit burnunu aştı (1487). Tordesillas antlaşmasıyle (1494) Portekizli­ler, Hint okyanusunda fetih tekelini ele ge­çirdiler. Fırtınanın Brezilya kıyılarına attı­ğı Cabral 1500′de ülkeye elkoydu. Covilha ve Vasco da Gama’nın Kaliküt ve Goa’ya (1498) yaptıkları yolculuklarla Portekizli­ler Doğu Hindistan’a yerleştiler. Joao IH’ün ölümünde (1588) Portekiz im­paratorluğu en parlak dönemini yaşıyordu, Fas’ın Atlas okyanusu kıyısındaki müstah­kem mevkiler ve Brezilya (Amazon’dan rio de la Plata’ya kadar uzanan kıyı kesimi) dışında, Doğu Hint yolu üzerinde bir dizi sömürgeyi içine alıyordu: Madera, Asor a-daları, Cabo-Verde, Gine (Fernando Poo, Aseension) ve Afrika’nın batı kıyılarında bugünkü Angola topraklarındaki karakol­lar. Ümit burnunun doğusunda Delagoa, Sofala, Mozambik (bugünkü Portekiz Doğu Afrikası), Madagaskar ve Basra körfezinin ağzında Hürmüz ticaret acentaları, Doğu Hindistan’da Diu’dan (1575) Koçin’e (1500) kadar, Malabar kıyısında Seylan (1505) ve daha doğuda Tegu, Malakka (1511), Makao (1516′da ulaşıldı) gibi birçok sömürgeye sa­hip olan Portekizliler tarafından işgal edil­di. Ama bu büyük imparatorluktan yarar­lanmak için geniş kapsamlı bir siyaset uy­gulanmadı.

Zenci Afrika’da Portekizliler devamlı ola­rak yerleşebilirlerdi. Inter Caetera (1493) fermanı bu bölgeyi hıristiy anlaştırma tekeli­ni Portekizlilere verdi; batıda, Kongo kralı, Joao adiyle vaftiz edildi (1492); başkenti Mbali’ye Sao-Salvador adı verildi; Joao’nun yerine geçen Afonso (Alfonso) [1507-1540], Lizbon ile latince yazışmalar yaptı ve oğlu Henricjue, Sao-Salvador piskoposu oldu; doğuda, komşu yerli devletleriyle (Zambezi ırmağının kıvrımında Monomotapa) anlaş­malar yapılması portekiz yerleşmesini sağ­layacak gibi görünüyordu; kolonlar ülkeye akın etmeğe başladı. Fakat kolonların, özellikle doğu kıyıdaki melez pvmbeiro’lann aç gözlülüğü, köle haline getirilen zencilere karşı çok sert davranılması ve rahiplerin En­gizisyon aracılığıyle Hıristiyanlığı yayabile­ceklerini sanmaları, afrikalıların kabukları­na çekilmelerine yol açtı. Afonso’nun oğlu Diogo tarafından Sao-Salvador’dan kovulan Portekizliler, yalnız kıyıda, özellikle Sao Pa­ulo de Luanda’da tutunabildiler. O tarihe kadar Portekiz’in Afrika’daki sömürgelerin­den köle pazarları ve Hindistan yolu üzerin­de iskele olarak yararlanılıyordu. İskeleler Hindistan imparatorluğunun çökmesiyle kısa süre içinde ortadan kalktı. Köle pazarların­dan yararlanma ise uzun süre Atlas okya­nusu adaları ve Brezilya’nın değerlendiril­mesi çerçevesi içinde kaldı. Ümit burnunun doğusunda 1505′tç yaratılan «Estado da İndia» sömürgesi başlıyordu. Sömürge Diu, Malakka ve başşehri Goa gi­bi, doğrudan doğruya Portekiz’e bağlı şe­hirleri, Portekizlilerin kaleleri bulunan hi­maye bölgelerini (Seylan), yabancı toprak­lardaki ticaret acentalarını (Çittagong, Ma­kao, Bantam, Makassar) içine alıyordu. Vali (bazen kral naibi unvanını taşıyordu) üç yıl için tayin edilir ve görev süresi ender olarak uzatılırdı, şaşaalı bir hayat süren vali­ler Gca’da oturur ve Albuquerque zamanın­dan (1508-15İ5) beri para basarlardı. Her bölgede bir «yüzbaşı» ve onun yardımcısı olan bir «kale yüzbaşısı» bulunurdu. Estado da İndia’nın filosu ve özel ordusu vardı. Albuquerque’nin öne sürdüsü bölgesel yerleştirme tasarısının başarıya ulaşmasından sonra ihtilas ve disiplinsizliğin âdet haline geldiği, Estado idaresine, çok ağır malî yü­kümler yüklendi.

Portekiz yönetiminin yetersizliğinin sebebi, Portekizlilerin kolonlara sağlanan menfaat­lere rağmen Hindistan’a yerleşmemeleridir. Kolonlar gelir, zengin olur ve vatanlarına dönerlerdi. Sömürgede din adamları daha kalabalıktı; fakat sertlikleri ve çoğunlukla yapıcı olmayan yaşayışları Aziz Francisco Javier misyonlarına rağmen devamlı bir hıristiyanlaştırma çalışmasını engelledi. Hint ve Çin denizlerine çıkan Portekizliler, se­fere hâkim olan müslüman arap ve acem tacirlerinin meydana getirdiği bir ticaret ağı buldular; Malakka, Hint ve Çin dünya­sının ilişki noktasında büyük bir depoydu. Ticaretin bazı dallarından müslümanlarm ayağını kaydıran Portekizliler, onların böl­gesel ürünleri toplayan aracılar olma özel­liğine dokunmadılar. Portekizliler, bütün yabancı gemilere, tahrip tehdidiyle el çekti­rerek büyük ticaret tekelini ele geçirdiler. Bu ticaret, yılda bir kere Lizbon’a Mala­bar’dan karabiber (kralın mutlak tekelinde), Surate’tan pamuklu kumaş, Molük adala­rından karanfil, Cava’dan hindistancevizi, Çin’den porselen ve çini mürekkebi taşıyan portekiz «filo»sunun elindeydi. Karabiber yükü Lizbon’a ulaşınca Avrupa’daki yabancı firmalara dağıtımını kendi üstüne alan kral bu sayede büyük kazançlar sağlar. Ama bu kazançlar şatafatlı bir siyaset yüzünden ça­bucak erirdi. Lizbon’un siyaseti başlangıç­tan itibaren mutlak portekiz tekeline ve bu çerçeve içinde bazı maddeler için, kral te­keline dayanıyordu. Aslında mübadeleyi tek başına sağlamada yetersiz kalan portekiz donanması, 1578′den sonra bir kısmını bir Augsburg firmasına bırakmak zorunda kal­dı.
Portekizliler Afrika ve Asya’da yayılmaları yüzünden birçok düşman kazandılar: Afrika altınını elden kaçırmaktan ve Kızıldeniz’in kapanmasından kaygılanan Türkler (Aden’in işgali [1538]; Diu’ya hücum [1546]; Sofala’-ya hücum [1585-1586]); Sofala’ya hücum eden (1602) Ekber Şah. Bununla birlik­te en tehlikeli rakipler Hollandalılar ve İngilizlerdi; Hollandalılar Amboina’yı (1605), Malakka’yı (1641), Kolombo’yu, Koçin’i al­dılar; İngilizler Hürmüz’ü (1622), Maskat’ı (1647) işgal ettiler. Böylece, 1578′de Magrıp ümitlerinin kırılmasıyle
(Sebastiao’nun Alcaçar-Quivir muharebesinde ölümü) başla­yan Portekiz’in tekrar İspanya’ya bağlan­ması döneminde (1580-1640), Portekiz’in Asya’daki sömürgeleri dağıldı. Bragança sülâlesinin tekrar tahta çıkmasından ve Bragança’ın Catarina’nın İngiltere kralı Charles II ile evlenmesinden cihaz olarak Bombay’ı ve Portekiz’in sömürgelerinde ticaret hakkını aldı; sonra, Portekiz’in elinde parlak Hin­distan imparatorluğundan afrika limanları dışında Goa, Diu, Damao, Makao kaldı. İlk işletme yılları dışında Portekiz, işletme tekelini sağlamakta ve güneydoğu asya de­nizlerini öbür avrupa ticaret filolarına ka­pamakta yetersiz kalmıştı. Portekiz XVII. yy. ortasında hâlâ önemli bir sömürge devleti olmasını özellikle çeşit­li kolonilere köklü bir şekilde kolonlar yer­leştirmesine borçludur: bir yanda Brezilya’­ya, öte yanda Madera, Asor adaları, Cabo Verde’ye. Her iki yerde de, kolonlara çok geniş topraklar bırakıldı. Her iki bölgede de zenci işçi çalıştırmak gerekiyordu; bü­tün bu topraklarda Joao III (1548), mahallî güçlerin zararına Corregedore’ler, ve Sao Salvador’a (Bahia) bir genel vali tayin ede­rek iktidarı ele almağa çalıştı. Fakat Atlas Okyanusu adaları Portekiz’in denetimi al­tında gelişirken, Brezilya çok erken bir tarihte ayrıldı.
İlke olarak Portekiz kralı Brezilya’ya da hükmediyordu, ülkeye yabancı tüccarların girmesini yasakladı; bununla birlikte Methuen antlaşmasıyle (1703) İngilizlere karşı yasak kaldırıldı ve o tarihten sonra ingiliz­ler Brezilya ticaretini hemen tamamıyle ele geçirdiler. Kral tuz ve boya çıkarılan or­manların işletme tekelini muhafaza etti; üzüm, zeytin, dut yetiştirilmesini yasakladı; şeker ve tütün işlenmesine engel oldu. Me­murlar tayin etti ve bir genel valilik kur­du (1720).
Uygulamada ise çeşitli olaylar Brezilya’nın nispî muhtariyetini ortaya koydu, ilk yıl­lardan sonra ırk büyük ölçüde karıştı: önce beyazlarla kızılderililer, sonra beyazlarla zenciler. Sömürgelerde doğan avrupa asıl­lıların yanı sıra pek çok melez yaşıyordu (Mameluco’lar); bunlar XVII. yy. sonunda 1525′ten sonra Gine’den getirilen zenci ve kızılderililere hâkim bir sosyal sınıf meyda­na getirdi.

Seçkin sınıf erken bir tarihte gücünü sağ­lamlaştırdı; köylerde kölelik tehdidi altında­ki krzılderilileri kurtarmak isteyen cizvitlerle çatıştı (Sao Paulo eyaletinde XVII. yy. sonuna kadar cizvitlerle «Paulo’lular» ara­sındaki uyuşmazlık); şehirlerde Hollanda­lıları Brezilya’dan çıkaran ayaklanmayı yö­netti (1653-1654) ve Portekiz ile ilişkilerin kesildiği bu dönemde önemli siyasî ve idarî sorumluluklar yüklendi. XVIII. yy. ortalarına doğru Brezilya, ispan­yol sömürgelerinde ingiliz kaçakçılığı ve Minas Gerais genel valiliğinde bulunan (1714) madenler (altın, elmas) sayesinde zen­ginlenince, menfatleri Pompal valisinin kral­lık gücünü artırıcı tedbirler (anavatanla ti­caret tekelini elde tutan şirketler kurulması, altından yüzde 20 kral hakkı alınması, 1751) aldığı sırada (1750-1777) Portekiz’inkilerle çelişti. Tekel rejimi Brezilya’da daha güç katlanılır hale geldi. Napolyon’un Portekiz’i işgal ettiği sırada Joao VI’nın Brezilya’da yaşamasından ve fransız işgalinden sonraki karışıklıkların (1807-1821) Portekiz’in ismî metbuluğunun zayıflığını bir kere daha or­taya koymasından sonra Brezilya, komşu ispanyol sömürgelerindeki karışıklıkların tersine kan dökülmeden bağımsızlığa kavuş­tu. Portekiz son çağa, dünyanın birinci sö­mürge imparatorluğunun kalıntılarıyle girdi. Elinde kalan Sunda adalarından birkaçını (Flores 1859) kaybetti ve Gabon’da ve Ginedeki sömürgelerinin büyük kısmından vaz geçti. Serta Pinto’nun keşiflerinin ortaya çıkardığı, Angola’dan Mozambik’e kadar uzanacak bir Portekiz Orta Afrikası kurma hayali, Berlin kongresinde (1884) yıkıldı; avrupa devletleri Portekiz’e aldırış etmeden Afrika’daki etki bölgelerini paylaştı; ancak Kongo halicinin kuzey kıyısında küçük bir araziyi (Cabinda) muhafaza edebilen Por­tekiz «Chartered» birliklerine yenildikten sonra, arasına ingiliz sömürgeleri sıkıştırı­lan Angola ve Mozambik sınırlarını kabul etmek zorunda kaldı (1891 antlaşması). Böy­lece Portekiz’in Afrika’daki başlıca iki sö­mürgesi birbirinden ayrılarak ingiliz (Mo­zambik) ve alman (Angola) etki böl­gelerine katılmak tehlikesiyle karşı kar­şıya kaldı ve Boer’ler savaşı ile ingiliz-alman ilişkilerinin kesilmesi sayesinde kurtulabildi. Bugün Portekiz’in Afrika’daki sö­mürgeleri (Mozambik, Angola, Gine’de) yak­laşık olarak 15 milyon kişiyi barındırır ve anavatanın bir ili gibi yönetilir. Hindistan ve Çin’deki sömürgeler de (Goa, Damao, Makao) aynı statüye bağlıdır. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Portekiz Sömürge imparatorluğu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİOMBİNO

Tarih 05 Haziran 2009

PİOMBİNO, italya’da şehir, Toscana’da (Liverno ili), Piombino körfezi kıyısında; 35 500 nüf. XIV. yy.dan kalma kilise. Elbe (Elba) adasından çıkarılan demir filiziyle besle­nen önemli demir sanayii. Limanından El­be’ye düzenli vapur seferleri yapılır.

— Tar. Pisa başpiskoposlarının mülkü olan Piombino, Galeazzo Visconti tarafından Gherardo d’Appiani’ye bırakıldı (1399) ve im­parator Rudolf II tarafından (1594) prens­lik haline getirilerek lacopo VII Appiani’ye verildi; Ludovisi’lere (1634), sonra Boncompagni’lere (1706) geçti. Floransa antlaşmasıyle (28 mart 1801) Piombino prensliğini ele geçiren Iki Sicilya kralı, şehri Fransa’ya bı­raktı; Fransa 26 ağustos 1802′de Piombino’ yu resmen ilhak etti. Napolyon, şehri Lucca prensliğiyle birlikte imparatorluk fief’i ola­rak kızkardeşi Felice Bacciochi’ye verdi (mart 1805). Toscana ile birleşmesinden son­ra (mayıs 1808) Piombino, Toscana büyük düşesi olan Elisa’nın yönetimi altında Ak­deniz idare bölgesine katıldı; Viyana kong­resinde (1815) Toscana’nın avusturyalı bü­yük düküne geri verildi. (l)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİOMBİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTEKİZ MÜZİK

Tarih 05 Haziran 2009

PORTEKİZ MÜZİK
Portekiz’de ilk müzik belirtilerinde magrıp ve provence etkileri görülür. XII. yy.da mü­ziğin, kilisede olduğu gibi sarayda ve halk arasında da değerli bir yeri vardır. Keşiş­lerin dualarına basit bir org eşlik ederdi. Odivelas ve Coimbra’daki Santa Cruz ma­nastırlarının koroları Braga, Guimaraes, Santarem, Lizbon’daki kapella yöneticileri kadar ünlüydü. Guimaraes Sarayında, Egas Moniz ve Gonçalo gibi jonglör (ortaçağ halk şarkıcısı) ve trubadurlar çok beğenili­yordu. Halktan doğan din dışı şarkılar (villancico) kiliselerde âyin şarkılarıyle nöbet­leşe okunurdu.

XIII.-XIV. yy’larda truba­dur kral Dionisio, Coimbra üniversite­sinde bir müzik sınıfı kurdu. Cancioneiro da Ajuda’nı dışında hiç biri notalanmamış şarkı derlemeleri elyazması halinde günü­müze kadar gelmiştir; bu derlemeler kendi­lerine yaylı çalgıyle eşlik eden penola jong­lör’leri, üflemeli çalgı çalarak şarkı söyleyen boca jonglör’leri ve vurmalı çalgı çalarak şarkı söyleyen tam bores jonglör’leri için ya­zılmıştı. Jonglör Martin Codax’tan (XIII. yy.) Yedi Aşk Şarkısı günümüze kaldı. XV. yy.da krallar, Duarte ve Alfonso V özellik­le müzik sanaüyle ilgilendiler. Alfonso V’in zamanında eşlikli ses üslûbu kendini iyiden iyiye duyurmağa başladı (Tristao da Silva, Los Amables de la Musica). İlk portekizli viyolacılar olan (vihuelistas) Madeira, Aguiar, Silva,Pero Vaz,Peixoto da Cunha Rodrigues da covilha,Coimbra dükü ve kral Felipe’ler devrinde kendilerini tanıttılar. XVI. yy.da Gil Vicente, dramlarında müzik unsuruna daha çok önem verdi; cantos, komedi, traji-komedi alanlarında yazdığı eserler yakında operanın geleceğini duyuruyordu.

Flandre bölgesinde uzun zaman kal­dıktan sonra yurduna dönen Damiao de Gois, eşlikli veya eşliksiz 3 ve 4 sesli koro için şarkı ve motet modasını getirdi; böylece eşlikli şarkı üslûbuyle «kapella» üslûbu arasında bir geçiş sağlandı, bu çığır XVII. yy.da, Evora ve Villa Viçosa okullarıyle al­tın çağına ulaştı. Manuel Mendes çoksesli müziğin havarisi sayıldı; çömezleri rahip Duarte Lobo, Manuel Cardoso, Felipe de Magalhaes ustalarının eserini sürdürdüler. Bu polifonicilerin sonuncusu Dias Melgaço, yeni tonal siteme geçişi belirten biı tekniğin (baixo cifrado) kurucusudur. Değişik bir tekniği benimseyen Vila Viçosa okulunun en ünlü temsilcileri kral Joao IV ve Joao Soares Rebelo idi. Pedro de Cristo, Heliodoro de Paiva ve Francisco de Santa Maria gibi ünlü sanatçılar da Coimbra okuluna bağlan­mışlardı. XVII. yy.da metotlar ve öğretim kitapları çoğaldı: Arte de Cantochao (Ped­ro Thalesio’nun, 1618), Flores de Musica (Manuel Rodrigues Coelho’nun, 1620), Ar­te de Musica (Antonio Fernandes’in, 1626), Lyra de Arco ou Arte de Tanger Rabeca (Frei Agostinho da Cruz’un, 1639).

XVIII. yy. italyan operası Portekiz’de 1708′e doğru ortaya çıktı. Joao V İtalya ile Porte­kiz arasındaki sanat alışverişini destekledi. Antonio Texeira ve Francisco Antonio de Almeida İtalya’ya gitti, napolili çembalocu Domenico Scarlatti, Krallık kapellası baş yöneticisi ve Joao V’in kızı prenses Maria Barbara’nın müzik hocası olarak Portekiz’e geldi. Scarlatti’nin, yedi yüzden fazla toc-cata’nm yazarı Carlos de Seixas üstündeki etkisi büyük oldu. Bir başka napolili, David PereS ise italyan estetiğinin etkisini güçlen­dirdi ve bu estetik Sao Carlos Krallık tiyat­rosunun açılışına (1793) rastlayan opera tem­sillerinde doruğuna ulaştı. 1770′te portekizli bir kadın opera şarkıcısı, Luisa Rosa de Aguiar Todi Avrupa çapında bir üne erişti. Kral Joao V ve Jose tarafından İtalya’ya gönderilen Joao de Sousa Carvalho, dönü­şünde Peres’in yerine geçti ve çevresinde bir­çok çömez topladı: Antonio Leal Moreira, Domingos Bontempo ve bu italyanlaşmış bestecilerin en parlağı, Marcos Portugal.
XIX. yy.da Napolyon’un işgali ve iç savaş­lar Portekiz’in sanat hareketini bir süre için yavaşlattı. Joao Domingos Bontempo, Lusi-tania romantizminin en sivrilen temsilcisi­dir: piyanocu, besteci, orkestra yöneticisi ve Krallık Müzik konservatuvannm yönet­meni (1835) olan sanatçı, Lizbon’daki ilk Senfonik konserlerin de kurucusudur. XIX. yy. sonunda ve XX. yy.da besteciler millî bir müzik yaratma amacıyle folklora yönel­diler: Alfredo Keil’in Serrana operası (1889). Ayrıca Guimaraes, Arroio, operet bestecisi Joaquim Casimiro, Liszt ve Hans von Bü-low’un öğrencisi Jose Viana da Mota, pi­yanocu ve besteci, Vineent d’Indy’nin öğ­rencisi Francisco de Lacerda, Luis ve Pedro de Freitas Branco, Francisco ve Antonio de Andrade, Guilhermina Suggia, Oscar da Silva, Rui Coelho, Ivo Cruz. Operalar, sen­fonik orkestralar, korolar, oda müziği toplulukları, çeşit çeşit gösteriler Portekiz’de müzik hayatını ayakta tuttu.
Kökü cister’e dayanan ve parmakla çalınan guitarra (gitar) tipik bir portekiz çalgısıdır; bunun gibi birçok müzik âleti Portekiz’den çıktı­ğı gibi bir halk romansı olan fado da por­tekiz folklorunun malıdır. Portekiz Millî marşını 1822′de kral Pedro IV besteledi. (LM)
PORTEKİZ BATI AFRİKASI. Bk. AN­GOLA.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ MÜZİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONiATOWSKİ (Jozef veya Joseph, prens)

Tarih 04 Haziran 2009

PONiATOWSKİ (Jozef veya Joseph, prens), polonyalı subay (Viyana 1763-Leipzig 1813), Andrzej’in oğludur. Avusturya or­dusuna girdi (1778), sonra Joseph II’nin yaveri oldu, Diyet meclisi tarafından ülke­sine çağırıldı (1789). Tümgeneral rütbesiyle Güney ordusu genel kumandanlığına getiri­lince istilâcı Rusları Zielence’ye püskürttü, ama kralın emri üzerine silâhlarını bırak­mak ve başka bir ülkeye göç etmek zo­runda kaldı (1792). Kosciuszko’ya katıldı.

Prusyalılara karşı Varşova’yı savundu ve şehir teslim olunca ülkeyi terk etti (1794). Prusya’nın çökmesinden sonra Napolyon tarafından Varşova büyük düklüğünün sa­vaş bakanlığına getirildi. Düklük ordusunu düzenledi (1807) ve 1809′da Avusturya’ya karşı bu ordunun başkumandanlığını yaptı. Bu sırada Razsyn’i kahramanca savundu, arşidük Ferdinand emrindeki sayıca üstün Avusturyalıları püskürttü ve Galiçya’yı ayaklandırdı (1809). V. Kolorduya kumanda etti; Rusya seferi sırasında Smolensk’te, Moskova nehrinde yararlılık gösterdi (1812). Napolyon’u desteklemekten vaz geçmeyerek polonya ordusunu yeniden teşkilâtlandır­dı. Leipzig’de imparatorluk mareşalliğine yükseltildi (16 ekim 1813), geri çekilmeyi sağlamakla görevlendirildi; Elster nehrinin kıyılarını savunurken boğuldu (19 ekim).(L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONiATOWSKİ (Jozef veya Joseph, prens) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA TARİH

Tarih 02 Haziran 2009

POLONYA TARİH
Piast’lar döneminde Polonya

• İlk Polonya devletinin toprak bütünlü­ğünün kurulması (V.-X11. yy.). V. veya VI. yy. başından sonra geniş Odra havzasına ve Vistül havzasının bir kısmına batıdan ge­len birkaç islav kabilesi yerleşti. Polonya milletinin meydana gelmesinde bu kabile­lerin (Polanlar, Vislanlar, Pomeranyalılar v.b.) katkısı oldu. Bu topluluklar, yavaş yavaş ilk şehir çekirdekleri olan ve kısa süre sonra yanlarında zanaatçı varoşları ku­rulan tahkimli castra veya grody’lerin (Poz­nan, Kruszwica, Kalisz) etrafında toplandılar.

IX. yy.ın ortasından sonra Gniezno ve Poznan dolaylarında kurulan ilk Polonya devleti çevresinde yavaş yavaş Büyük Po­lonya, Küçük Polonya, Mazovya, Silezya ve Pomeranya biraraya geldiler. Piastlar hanedanının bilinen ilk atası Mieszko I (960′a doğru-992) bu devleti Polonya dev­leti haline getirdi: ırk birliği ekonomileri­nin benzerliği, Büyük Polonya, Litvanya, Mazovya ve Podlakya ovalarının geniş bir orman kuşağıyle çevrili olması, batıda Ger­men imparatorluğu (963′te ilk askerî temas­lar), güneyde Bohemya devletleri, doğuda Kiev (945′ten sonra), kuzeyde Veletlerin Polonya topraklarını çepeçevre kuşatmaları Polonya milliyetçiliğinin doğmasını kolay­laştırdı; Mieszko, bazı derebeyleri ve ki­lisenin yardımıyle (966′da Hıristiyanlığı kabul etti ve Poznan’da ilk piskoposluk ku­ruldu) geniş bir bölgede hâkimiyetini kura­bilmek için bu milliyetçilik duygusundan yararlandı.

Mieszko I’in oğlu ve vârisi Boleslaw I (992-1025) kilisenin desteğiyle Otto III’ten Polonya kilisesinin imparatorluk kilisesinden ayrılmasına imkân veren Gniezno başpiskoposluğunu ve Krakow, Wroclaw ve Kolobrzeg piskoposluklarını kurdu; öte yandan geçici olarak batıda Odra’nın ağızlarını ve Lâusitz’i, güneyde Moravya’yı, Çekler ve Slovaklar ülkesini ilhak etti ve doğuda Kiev’e ulaştı. Başarıları Bautzen barışlanyle (1018) ve ilk Polonya kralı olarak taç giymesiyle onaylandı. Ama oğlu Mieszko II (1025-1034), doğudan rus prens­lerinin, kuzeyden Danimarkalıların (Pomeranya’da), güneyden Çeklerin, batıda Po­lonyalıları Odra’nın doğusuna çekilmeğe zorlayan (1031-1032) imparator Franken’li Konrad II’nin hücumları karşısında topraklarının bütünlüğünü koruyamadı; iç kar­gaşalıklar ve kardeşlerinin taht üstünde hak iddia etmeleri yüzünden sınırları daralan devletini ancak imparatora bağımlılık ye­mini ederek kurtarabildi.
Başlıca olayları iç düzenin kısa süre içinde bozulması (halk ayaklanması ve Mazovya’nın ayrılma dene­mesi) ve Bohemya. Bratislava dükünün anî istilâsı (1036) olan bir döneminden sonra Yenilikçi Kazimierz I (1040′a doğru-1058) Kilisenin ve Devletin bütünlüğünü yeniden sağladı, başkenti Krakow’a nakletti. Ama kendisini tahta çıkaran aristokrasinin gün­den güne artan denetimini kabul etmek ve yardımı sayesinde Silezya’yı Çeklerden, Mazovya’yı da kontrolü ele geçirmiş olan Maslaw’dan kurtaran imparator Heinrich III’ün metbuluğunu kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu Atak Boleslaw II (1058-1079) bu iki vesayetten de kurtulmayı başardı: önce aristokrasinin denetiminden kurtuldu; son­ra rus prenslikleri arasındaki anarşiden ya­rarlanarak Kiev’de harekete geçti (1069) ve Çekleri Silezya üstündeki hak iddiaların­dan vaz geçmeğe zorladı; Heinrich IV’e karşı ayaklanan Saksonların tarafını tuta­rak Berat kavgasından yararlandı ve papa Gregorius VII’den krallık tacını giymeyi başardı; böylece Polonya’nın imparatora hiç bir bağımlılığı kalmıyordu.
Ama impara­torun yardım ettiği muhalifleri destekleyen Krakow piskoposu Stanislaw’ın (Aziz Stanislas) idamı (veya öldürülmesi) derebeylerin ayaklanmasına yol açtı; derebeyler tahta kralın kardeşi Wladyslaw (veya Ladislas) Herman’ı çıkardılar. Boleslaw kral unvanını kaybetti (1079), kaçtı ve ülke Bohemya’ya yıllık bir haraç ödemek zorunda kaldı.

Polonya’nın soyluların temsilcisi voy­voda SieciechT tarafından yönetilmesini ka­bul etmek zorunda kalan Wladislaw I Herman’dan (1079-1102) sonra Polonya, Boleslaw III zamanında toprak bütünlüğüne ye­niden kavuştu. Kardeşi Zbignievv ile bö­lüştüğü Polonya topraklarını kendi çıkarına birleştirmeyi başaran Boleslaw III, germen himayesinden kurtuldu ve Baltık kıyısında geniş bir bölgeyi ele geçirdi (Pomeranya’nın Vistül ve Odra ırmakları arasındaki kısmının fethi); Macarlar ve Rutenyahlar ile ittifak yaparak imparatorun 1109 da gi­riştiği harekâtı durdurdu; sonra feth ettiği topraklardaki halkı hıristiyanlaştırdı, fakat ülkesini dört oğlu arasında bölmekle, elde ettiği parlak sonuçları tehlikeye düşürmüş oldu.

• Millî düklükler ve Polonya’da anarşi (1139-1305). En büyük oğlu dük Wladislaw II’nin (1139-1146) kardeşlerinin metbuu ilân edilmesi, onların siyaset alanında ba­ğımsız davranmalarını ve ülkelerini kendi oğulları arasında bölüştürmelerini engelle­yemedi; böylece 1250′den sonra her birinde bölgeciliğin ağır bastığı yirmi dört kadar düklük ortaya çıktı. Bunların hiç biri üs­tünlüğünü kabul ettirecek güçte olmadı­ğından her birinin, özellikle de en büyü­ğün, bu yoldaki her denemesi bir iç savaş halini alıyordu; bunu fırsat bilen polonya aristokrasisi hükümdarı kendi tayin ede­rek monarşiyi kendi hâkimiyeti altına sok­tu. Meselâ Yaşlı Mieszko III’ün (1173-1177) tahttan indirilmesi ve yerine daha yumuşak başlı görünen genç kardeşi Âdil Kazimierz’in (1177-1194) geçirilmesi, Polonya’da seçi­me dayanan bir monarşinin kurulmasına yol açtı. İş başına getirilen kral, seçilmesi­nin karşılığında devletin yüksek otoritesini zedeleyen birtakım siyasî ve malî tavizler­de bulunmak zorunda kalıyordu (Leczyca meclisi, 1180).

Bu anarşi döneminde Hı­ristiyanlığı geniş halk tabakalarına yayan (XII.-XIII. yy.) Kilise, Polonya birliğinin hanedandan daha sağlam bir temsilcisiydi. Yüksek rahip sınıfı, üyeleri büyük toprak sahibi soylu ailelerden geldiği halde, za­man zaman yetkisini köylü sınıfını ezen soylulara karşı kullanıyordu (Papalık fer­manı, 1233). Bu anarşi ortamında soylular sınıfı da ikiye ayrılmıştı:

prensliklerin yö­netiminde görev alan ama krallık gücünün artmasına şiddetle karşı koyan magnat’lar (eski derebey aileleri); üyeleri prensler ta­rafından şövalye unvanıyle topraklara dağıtılan küçük soylular veya szlachta. Bu siya­sî ve sosyal çözülmeden yararlanan Alman­lar, Nordmark’tan başlayarak kuzeyden ve doğudan ilerlediler; Nordmark (geleceğin Brandenburg’u) 1134′te Ayı Albrecht’in pa­yına düştü. 1138-1181 Arasında Baltık’ın Elbe ve Odra arasındaki kıyısı Ayı Albrecht ile Saksonya dükü Aslan Heinrich tarafın­dan işgal edildi; Polonya Odra’nın batısın­daki bütün toprakları, hattâ Aşağı Warta’yı kaybetti; Almanlar Aşağı Warta’da Yeni Uçilin’i (Neuemark) kurdular (1272); ayrıca Prusyalıların kuzeyden yaptığı tehlikeli baskıya tek başına karşı koya­mayan Mazovya dükleri toton şövalyelerine başvurdular; ne var ki 1283′te Prusyalıları Neman’ın ötesine püskürten Tötonların püskürttükleri düşmandan daha belâlı ol­dukları çok geçmeden anlaşıldı.

Baltık ile ilişkisi kesilen, Litvanya devletinin kurulmasıyle (XIII. yy.ın ikinci yarısı) doğudan ve kuzeydoğudan tehdit edilen, üstelik de Silezya dükü Dindar Henryk’in 1241′de Legnica’da boş yere durdurmağa çalıştığı moğol istilâsıyle harebeye dönen Polonya artık Almanlar için kolaylıkla ele geçirilebilecek bir avdı. Almanların memlekete girmeleri birçok bakımdan olumlu oldu: XII. ve XIII. yy.da Avrupa’da genel nüfus artışına pa­ralel olarak polonyalı kolonların orman­larda tarla açma işi hızlandı; yeni kır top­lulukları kuruldu; şehirlerde ticaret gelişti ve batıyı örnek alan Polonya prensleri, Özellikle Wroclaw (1242), Poznan (1253), Krakow’a (1257) tanınan Magdeburg yasasını benimseyerek şehirlere hürriyet «şartları» verdiler.

Buna karşılık, almanlar ticarî faa­liyeti ele geçirerek imparatorluk ve Bo­hemya ile çeşitli alışverişe girdiler ve ser­vetlerine dayanarak onlar sayesinde yeni bir aristokrasinin kurulmağa başladığı şe­hirlere hâkim oldular. Burjuvazi özellikle Silezya’da alman dilini ve geleneklerini yaydı.
İktisadî güçlerinden ve fikir üstün­lüklerinden gurur duyan alman mülteciler, Polonya’ya istedikleri kralları kabul ettir­diler: önce gerçek bir Piast olan Silezya dükü Namuslu Henryk II (1288-1290); son­ra Polonya kralı ilân edilen (1300) ve Piast’ların anarşi dolu kavgalarına karşı bir ga­ranti gibi görünen Bohemya kralı (1291) Venceslav (Vaclav). Ama bir yabancının tahta çıkması, Piast ailesinden Wladislaw I Lokietek’e millî hoşnutsuzluğu istismar et­me fırsatını verdi. Polonya’nın bir kısmını ayaklandıran Wladislaw I, Venceslav’ın ölümünde ülkeye hâkim olmayı başardı (1305) ve Krakovv’un alman belediye reisi Albrecht’in yönettiği şehir burjuvalarının
isyanını ezdikten sonra, 1320′de Polonya kralı olarak taç giydi: monarşiyle birlikte ülkenin bütünlüğü de yeniden sağlanmıştı. Bununla birlikte Wladislaw I’in devleti, çeklerin derece derece kendilerine bağladık­ları Silezya’yı da, Pomeranya’yı da içine al­mıyordu.

• Polonya devletinin yeniden kurulması ve Piast’ların sonu (1305-1370). iyi hesap­lanmış evliliklerle yararlı ittifaklar kuran Polonya kralı, Brandenburg’ların toprak ge­nişlemesini durdurdu ve Pomeranya konu­sunda uzun ve boş bir çekişmeden sonra Tötonları Plowce’ta yenmeyi başardı (1331); fakat Kujawy’yi Tötonlara kaptırdı. Oğlu Büyük Kazimierz III (1333-1370), onun eserini tamamladı. Bohemya’nın Polonya tahtındaki hak iddialarını bertaraf ettikten sonra Pomeranya’yı belli bir süre için Tö­tonlara bırakarak (1343) onları yatıştırdı; Anjou’lu Luigi’yi vâris tanıyarak (1339), bu­na karşılık da Kızıl Rutenya’nın kesinlikle kendisine bırakılmasını sağlayarak macar tehlikesini ortadan kaldırdı.

Böylece batı dışında her yerde Polonya toprak bütün­lüğüne yeniden kavuştu: Kazimierz III, gelenekleri kanun halinde toplayarak yasama ve adalet birliği ilkesini gerçekleştirdi (Wislica yasası, 1347); köylülerin yükümlerini azalttı; kolonlar için yeni köyler kurdu; ti­carî gelişmeyi destekledi (ambar, yol ve şe­hirler çevresinde müstahkem surlar inşası; yabancı ülkelerden kovulan yahudilere im­tiyazlar tanınması); Polonya’nın Almanya ve Bohemya’ya karşı fikrî muhtariyetini sağlayan Krakow üniversitesini kurdu. Ma­zovya düküne metbuluğunu kabul ettirdi, küçük soyluların muhalefetini kırdı.

• Piast’lardan Jagellon’lara: Geçiş döne­mi (1370-1384-1386). Piast’lar sülâlesi Kazimierz III ile sona erdi: çünkü Kazimierz tahtını uzak akrabalarından biri yerine, yeğeni Anjou sülâlesinden Macaristan kralı Lajos’a (1370-1382) bırakmayı tercih etmiş­ti; Lajos’a, kalkınmış ama hiç deniz kıyısı olmayan ve dışta hep toton tarikatıyle gücü gittikçe artan Litvanya’nın tehdidi altında yaşayan, içte ise hep büyük soyluların ba­ğımsızlığının tehdit ettiği bir Polonya’yı miras bıraktı. Vârisini tayin etmek için bü­yük soyluların fikrini almak zorunda kalması, Polonya kurumlarının seçimle iş ba­şına gelecek bir monarşi kurulmasına doğ­ru geliştiğini ortaya koydu.
Bu olay polonya tarihinde kesin bir dönemeçti; çün­kü soylularla yapılan pazarlık sonucunda (soylulara ağır gelen bütün vergilerin kal­dırılması: Koszyce imtiyazı, 1374) tahta ya­bancı bir sülâle çıkıyordu ve Macaristanlı Lajos’un saltanatı aslında Jagellon’lar dev­rine doğru bir geçiş dönemiydi.

Jagellon’lar Polonyası (1386-1572)
• Doğu Avrupa’da Polonya’nın gücünün artması (1386-1505). Yabancı bir prens olan ve hemen hep yurt dışında yaşayan Lajos’­un ölümü, Polonya’da iç savaşı başlattı: Macaristan ile birlik bozuldu, laik ve dinî büyük soylular devletin önemli mevkilerini paylaştılar. Bu durumun yarattığı huzur­suzluğu gidermek için Polonyalılar tekrar monarşiyi kurdular: Lajos Fin kızı Hedwige, Polonya kraliçesi oldu (1384-1399) ve Litvanya büyük dükü Jagellon ile evlenme­ce zorlandı; Wladislaw adiyle vaftiz olan ve şahsî topraklarını krallığa katmağa söz veren Jagellon ortak Polonya kralı seçildi (1386-1434). Bu seçimle Polonya aristokra­sisi ülkeye anarşiye son verebilecek bir sü­lâle kazandırıyor, doğu ile yakınlık kuru­yor ve ülkeyi toton şövalyelerinin tehlikeli baskısından kurtarıyordu; gerçekten Polonya-Litvanya koalisyonu birlikleri, Tötonları Grunwald’de ezdi (15 temmuz 1410).

Wladislaw II Jagellon Moldavya (1387), Eflak (1389) ve Besaıabya (1396) hüküm­darlarının kendisine saygı yemini etmesini de sağladığından Polonya artık Baltık de­nizinden Karadeniz’e kadar uzanan ve ba­zı çatışmalara, özellikle Litvanya büyük dükü Witold’un sebep olduğu çatışmalara rağmen, iki ülkenin soyluları arasında im­zalanan Horodlo birliğiyle bütünlüğü sağlanmış görünen bir devlet haline geldi: da­ha eski medeniyeti, toprak bütünlüğünün daha sağlam ve nüfusunun daha kalaba­lık olması dolayısıyle, kral olarak Litvan­ya’nın soydan geçen büyük düklerini seç­mek (her ikisi de Wladislaw II’nin oğul­ları olan Wladislaw III [1439-1444] ve Ka­zimierz IV [1445-1491]) kurnazlığını göste­ren Polonya, yavaş yavaş bu iki başlı dev­letin siyasî merkezi haline geldi: Macaris­tan tahtına Wladislaw (Laszlo) III’ün se­çilmesiyle (1440), Krakow çok büyük bir katolik devletin coğrafî merkezi oldu; bu devlet germenciliği önlemekle ve kilisenin baskısıyle (kralın vasisi ve Krakovv pisko­posu Olesnicki’nin büyük rolü) Ortodoks­luğun ve Müslümanlığın yayılmasını, püs­kürtmeğe değilse bile durdurmağa (Wladislaw III’ün 1444′te Varna’da Osmanlılara yenilmesine rağmen) yönelmişti. Wladislaw III’ün vârisi Kazimierz IV ise Polonya-Litvanya devletinin güneydoğuya doğru ge­nişletilmesi işini bir yana bırakarak kendi­ni önce Polonya’da monarşinin kuvvetlen­mesine adadı: bu iş için Nieszewa imtiyaz­larını (1454) verdiği şövalyelerle, artık do­ğu topraklarının işletilmesine yönelen magnat’lar arasındaki geleneksel çelişkiden ya­rarlandı.

Toton tarikatının rakipleriyle itti­fak yaptı ve Onüç yıl savaşlarından sonra (1454-1466), toton tarikatına metbuluğunu kabul ettirerek Pomeranya ve Gdansk’ın kendisine bırakılmasını sağladı; böylece Po­lonya, buğdaylarının sevk edileceği bir deniz kapısı sağlıyordu (Torun barışı, 1466). Ayrıca Albrecht II’nin kızı Habsburg’lu Elisabeth ile evlenerek (1454), Bohemya tacı ve Macaristan üstünde haklar elde etti (bu haktan oğlu Wladislaw 1471′de Bohemya tacında, 1490′da Macaristan’da yararlandı). Polonya germenciliğe hücuma geçmişti; bu­na karşı koyabilmek için imparator Friedrich III, Litvanya’nın tabiî rakibi İvan III Vasiliyeviç ile ittifak yaptı; alman tehli­kesi azalırken bu sefer de rus tehlikesi baş­lıyordu.

• Monarşi gücünün azalması ve szlachta’nın zaferi. XV, yy. sonunda, krallığın si­yasî, iktisadî ve sosyal yapısı da değişti. Rahip ve magnat sınıfının hırslarını önle­mek için szlachta’ya dayanan Jagellon’lar, szlachta üyelerinin her türlü yargıya karşı dokunulmazlıklarını kabul etmekle (Krakovv imtiyazı, 1433) kalmayarak, askerî ve malî yükümler yüklemeden önce mahallî szlachta meclislerinin fikrini almayı da ka­bul etti; ayrıca 1493′te Piotrkow’da genel bir diyet toplandı; bu, monarşi gücünün küçük soylular lehine azalmasının mantıkî bir sonucuydu. Her ikisi de Kazimierz IV’ün oğulları olan Jan I Adalbert (1492-1501) ve Alexsander I’in (1501-1506) saltanatları­nın çok kısa sürmesi, Jan I’in Moldavya’­nın bağımsızlığını engelleyememesi ve Bukovina’da ağır bir bozguna uğraması (1497) karşısında cüreti artan szlachta Aleksander I’e, milletin üç sınıfından oluşan genel di­yeti kabul ettirerek, meşrutî bir krallık ku­rulmasını sağladı.

Kral, senatörler ve mil­letvekillerinden meydana gelen bu genel di­yetin onayı, kanunların kabul edilmesi, ver­gilerin alınması ve seferberliğin ilân edil­mesi için şarttı (Nihil Novi anayasası, 1505). Böylece çok kötü sonuçlar veren oybirliği sistemi ortaya çıkmış oldu ve XVII. yy.ın liberum veto’suna yol açtı. Szlachta, Baltık’a açılmanın kendisine sağlayacağı büyük ka­zancı anladı: Polonya’nın iktisadî (hattâ siyasî) ağırlık merkezi kuzeye doğru kaydı (kısa süre sonra Varşova’nın başkent olması) ve batıda daha elverişli bir yerde bulunan Poznan, Almanya ile Baltık denizi arasın­daki mübadelelerin kontrolünü ele geçirdi, iktisadî değişiklikler ve özellikle tarım ürün­leri fiyatlarının artması, szlachta’ya ait çift­liklerin yüzölçümünü ve önemini arttırdı.

Szlachta, hükümdara şehir halkının toprak sahibi olmasını yasaklayan, köylülerin yal­nız derebeylik mahkemelerinde yargılanma­sını ve aile başına bir erkek evlât dışında toprağa bağlanmalarını öngören bir kanu­nu kabul ettirdi (Piotrkow diyeti, 1496); 1520′de köylülere angarya yüklendi; genel-leşen bu sistem, XV. ve XVIII. yy.da da­ha da arttı.

• Son Jagellon’lar (1506-1572). Kazimierz IV’ün üçüncü oğlu ve üçüncü mirasçısı Zygmunt I (15044548), oğlu Zygmunt II August’u Litvanya büyük dükü olarak ta­nıtmayı ve Polonya kralı seçtirerek taç giy­dirmeyi (1530) başardı. Soydan geçen mo­narşinin kurulmuş gibi göründüğü bu dö­nemde Polonya, Jagellon’lar sülâlesinin Ma­caristan’ın kontrolünü kaybetmesine Lajoş II’nin Mohaç’ta ölümü [1526], Habsburg’lu Ferdinand I’in tahta çıkışı) ve Mosko­valıların Smolensk’i ele geçirmelerine (1514) rağmen, en güçlü devresini yaşadı. Toton tarikatı başrahibi Brandenburglu Albrecht, tarikatı laikleştirince (1525) Zygmunt I, soydan geçen Prusya düklüğünün metbuluğunu kabul ettirdi; ayrıca Varşova düklüğünü kendine bağladı (1526); litvanya soylularına, polonya soylularının yararlan­makta olduğu imtiyazları tanımak (1556′da ilk Litvanya meclisinin toplanması) kurnaz­lığını gösteren Zygmunt II August, Litvanya’ya, «Lublin daimî birleşmesi»ni kabul et­tirmeyi başardı; buna göre krallık ve büyük düklük artık tek bir meclis ve ortaklaşa se­çilecek tek bir kral tarafından idare edile­cekti (1569). Soylularla anlaşarak, içeride bir soylu «res publica»sı kurulmasıyle so­nuçlanan reformlar yaptı.

Bir deniz siyaseti hazırladı ve donanmanın inşaını başlattı; Schwerttıâger tarikatı şövalyelerinin çözül­mesinden yararlanarak Güney Livonya’yı ele geçirdi: Polonya, Krakow üniversitesi sayesinde XV. ve XVI. yy.da Avrupa’nın geri kalan kısmındaki kültür yenilenme­sine katıldı; Krakow’lu dinbilimci Pawel Wlodkowic, toton tarikatının bağımsızlık isteklerine Konstanz konsilinde karşı çıktı; aynı üniversiteden başka dinbilimciler, soy­lular ve burjuvalar arasında taraftar bul­masına rağmen hus’çu sapkınlığı yendiler; ama aynı zamanda konsillerin papadan üstün olduğunu iddia ettiler. Polonya, bil­ginleri yeni düşüncelerle büyük ölçüde il­gilenen (De Revolutionibus Orbium Caelestium, Kopernik) canlı bir bilim ve ede­biyat merkezi haline geldi; hattâ Reformu kabul etmeğe bile hazır görünüyordu.

Kral­lar Protestanlığın Prusya, Kurzeme ve Livonya’da yerleşmesini kabul ettiler. Katolik veya ortodoks magnatlar ve soylular kısa süre içinde Protestanlığı kabul ettiler, Soy­lular meclisinde çoğunluğu ele geçirdiler ve Zygmunt II’den Büyük Polonya’da luther’ci bir kilise, Küçük Polonya ve Litvanya’da da calvin’ci iki kilise kurma iznini aldılar (1552). 1573′te bu fiilî hoşgörü, Var­şova konfederasyonunca da onaylandı. Ay­nı zamanda, hümanizm, italya ile ilişkiler, basımevlerinin gelişmesi ve din tartışmaları millî edebiyatın gelişmesine katkıda bulun­du.

ilk gerilemeler ve Altın çağın sonu (1572-1648)

• Monarşide istikrarsızlık ve Karşı Refor­mun başarıları (1572-1587). 1572′de Zyg­munt II August, vâris bırakmadan ölünce, artık hepsi yeni kralın seçimine katılan (Varşova diyetinin kararı, 1573) soylular, valois’lı Henri’yi kral seçmeğe karar ver­diler (1573); ama aynı zamanda da krallık gücünü sınırlayan birçok şartı kabul et­tirdiler (pacha conventa); Henri’nin Fran­sa’ya kaçmasından sonra Osmanlı devleti­nin de yardımıyle Erdel prensi Istvan Bathory’yi kral seçtiler (1576-1586); Bathoky, Gdansk isyanını ezdi ve savaşı başarıyle devam ettirerek Moskovalılardan Livonya’­yı geri aldı, ataman Jan Zamoyski’nin des­teğini sağlayarak onu kançılarlığa getirdi. Kiliseye Reformla mücadele imkânlarını sağladı (kardinal Hosius’un [Hozjusz] yazı­larının yayılması; Wilna’da [Vilnius] Isa tarikatının bir üniversite kurması, 1578).

Bunun üzerine Calvin’cilik hızla geriledi ve Luther’cilik ancak krallık Prusya’sı top­raklarında tutunabildi.
Annesi Jagellon sü­lâlesinden olan Zygmunt III Vasa’nın (1507-1632) tahta çıkmasından sonra, katolik tep­ki daha güçlü bir hal aldı ve Brzeşç bir­liği (Roma ile Kiev) metropoliti ve hemen bütün ortodoks piskoposlar tarafından ka­bul edildi; bununla birlikte her yerden ko­vulan teslis aleyhtarları 1638′e kadar Rakow’da bir okul ve bir basımevini yaşat­tılar, «polonyalı rahipler» veya «socini’ciler» adiyle Avrupa’nın her tarafına yayıldılar.

• Kazakların isyanına kadar Vasa (Wasa) sülâlesi (1587-1648). Tahta Vasa (Wasa) sülâlesinden bir kralın çıkması ve eyaletle­rini elinden almayı düşündüğü akrabası İs­veç krallarıyle çatışması, Polonya’nın siya­setini Baltık’a yönelttiğini ortaya koydu: bu yönde Moskova ile ve özellikle İsveç ile çatışan Polonya, ülkenin üç defa bölüşülmesine yol açan bir döneme girmiş oldu. Bazı başarılar kazanılmasına (Smolensk’in Deulino antlaşmasında geri alınması, 1618) karşılık, krallık Livonya kıyılarını ve tazmi­nat olarak Gustaf-Adolf’a bıraktığı Gdansk gümrüklerini kaybetti (Altmark mütarekesi, 1629). Zygmunt III Vasa’nın Habsburg’lara yardım etmesi, ancak güçlükle karşı ko­nulabilen türk istilâlarına (1620-1621) yol açtı. Bununla birlikte Wladislaw IV (1632-1648), Otuzyıl savaşları sırasında, Fransa ve Habsburg’ların müdahale etmesini istemelerine rağmen tarafsız kaldı, Moskova ile savaşı başarılı bir şekilde bitirdi (Polanowa barışı, 1634) ve İsveç ile son çatış­maları halletti (Sztumska Wies mütareke­si, 1635), ama krallık gücünü artıramadı. Kazimierz IV (Jan II Kazimierz) [1648-1688], Litvanya birliğinden sonra Litvanya’nın Ukrayna’daki topraklarının (Kiev’in gü­neyinde) kötü işletilmesi tehlikeli iç mese­lelere yol açtı.

Tatar istilâlarına açık ol­masına rağmen Ukrayna hem Kazakları, hem de onlardan sonra hürriyete ve ko­layca işlenebilecek topraklara hasret kolon­ları çekmişti. Ama İstvan Bathory ve Zygmunt III, bu geniş ülkeyi büyük latifundialar haline getirip birkaç büyük mag­ri at ailesine vererek kolonları düşman et­tiler; bunun üzerine başlayan Kazak savaş­larında, Kazakların başına 1648′de isyan etmiş bir köylü olan Bogdan Hamelnitskiy geçti.

Polonya’nın gerilemesi (1648-1795)

• Vasa’ların sonu (1648-1688). 1370′ten teri yabancı prenslerin idaresinde’bulunan, soyluların özel çıkarını devletinkinden üstün tutan bir sistemle yönetilen Polonya’yı, Ka­zakların isyanı temelden sarstı; bu isyanı bahane ederek ülkeye müdahale eden Rus­lar, Smolensk ve Vilnius’u (1654) ele geçir­di; isveçliler ise bir an için bütün ülkeyi işgal ettiler ama sonunda püskürtüldüler. Bununla birlikte hükümdar Jan II Kazimicrz. Prusya düklüğü üstündeki metbuluğunu kaldırmak (1657), Iç Livonya’yı isveç’e Oliva antlaşması, 1660), Dnieper’in doğusunda kalan Ukrayna topraklarını da Rusya’ ya bırakmak (Andrusova barışı, 1667) zorunda kaldı. Polonya bu buhrandan iflâs etmiş olarak çıktı: ürünler tahrip edilmiş, ticaret durmuş, nüfus azalmıştı. Hüküm­dar (Lubomirski’nin isyanı, 1665), liberumveto’nun (ilk olarak 1652′de kullanıldı) kal­dırılmasını, daimî vergiler konmasını ve hükümdarlara vârislerini kendileri seçme hakkının tanınmasını kabul ettirmeğe uğraştı.

• Millî tepki (1669-1696). Olumlu bir so­nuç elde edemeyince umutları kırılan çocuğu olmayan Jan II Kazimierz, tahta bir fransız prensini seçtirebilmek için tahttan feragati denedi (1668); fakat millî bir tepkiyle karşılaştığı için başarı sağlayama­dı ve sonunda Polonyalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Michal Korybut
Wisniowiecki (1699-1673) kral seçildi, Wisniovviecki’nin ölümü (1673) ertesinde Sobieski Jan III adiyle (1674-1696) Polonya kralı oldu.

• Gerileme ve Polonya’nın bölünmesi 1697-1795). Podalya’nın ve Ukrayna’nın bü­yük kısmının Karlofça barışıyle (1699) geri alınmasına rağmen, Polonya kralın başarılarının kurbanı oldu. İflâs eden ve nüfusu azalan ülke gerilemeğe başladı. Iç işlerine yabancı devletlerin müdahalesi günden güne arttı ve özellikle kral seçimi sırasın­ız Fransa, Avusturya ve Rusya tahta kendi adaylarını çıkarmağa çalıştılar. Sonunda
Avusrurya ve Rusya, Polonya’ya kral ola­rak, Wettin sülâlesinden prensleri, Sak­sonya seçici prenslerini (August II [1697-1788] ve August III [1733-1763]) kabul et­tirdiler. Polonya yabancı devletlerin reka­bet alanı haline gelmişti. Yeni tebaalarının hürriyetçi geleneklerinden habersiz olan August II, çar Büyük Petro ve Danimarka kralıyle ittifak yaptı; isveç’in Baltık kıyısında ele geçirdiği (1648 Westfalen antlaş­maları ve 1660 Oliva antlaşması) mevzilere hücum etti.

Ama Karl XII’nin askerî dehası karşısında şaşkına dönen ve birlikleri bozguna uğrayan hükümdar, isveçlilere ye­nildi; İsveçliler Varşova’ya başka bir kra­lın seçilmesini kabul ettirdiler: Stanislaw I Leszczynski (1704). August II, Varşova’ya tocak Rusların Poltava zaferinden sonra 1709), Büyük Petro’nun yardımıyle döne­bildi. Bu ikinci Kuzey savaşı Polonya için büyük felâketlerle sonuçlandı: 1710-1720 arası nüfus azalması en yüksek dereceye ulaştı. üstelik o tarihten sonra ülke Sandomierz konfederasyonunu kuran (1702) August II taraftarlarıyle, sakson mutlakıyetçiliğine karşı olan ve Tarnogrod kon­federasyonunu kuran (1715) Stanislaw I ta­raftarları arasında ikiye bölündü. Bu iki reşkilât çarın müdahalesiyle dağıtıldı ve ma elçisi yeni bir anayasa hazırlanmasına yardım etti; bu anayasa ile yeni vergiler kondu, ordu 24 000 kişiye indirildi ve sak­son birlikleri seçici prensliğe çekildi (1717 Dilsiz diyeti). Her türlü merkezî otoriteden yoksun olan, askerî ve malî sıkıntılar çe­ken Polonya, güçlü komşularının körükle­diği bir anarşi içinde yaşıyordu.

Komşuları tacını önce oğluna (sonradan August III). sonra Rusların muhalefeti karşısında Stanislaw I Leszczynski’ye geçirmek isteyen (karşılığında Fransa’nın oğlunun Avustur­ya tacına adaylığını destekleyeceğini san­dığından) August II’nin siyasetine karşı çıktılar. Avusturya durumdan kaygılanınca Prusya ve Rusya, Berlin antlaşmasını imzaladılar; antlaşma Polonya’yı anarşiden kur­tarabilecek bir prens seçilmesini önlemek için bu üç devletin ortak çalışmasını öngö­rüyordu (1732).

Stanislaw I Leszczynski’nin Fransa ve Potocki’lerin desteğiyle kral seçilmesi bu an­laşma yüzünden Polonya Veraset savaşına ve Rusya’nın August III lehine duruma mü­dahale etmesine yol açtı. August III kur­nazlık ederek Kurzeme düklüğünü çariçenin gözdesi Biron’a bıraktı; bu sırada Viyana barışıyle (1735 ön görüşmeleri, 1736 uzlaş­ması, 1738 barışı) Stanislaw I, Polonya’nın ismen kralı, Lorraine ve Bar dükü oldu. Ordusu 20 000 kişiye indirilen, liberum ve­to ile meclislerinin eli kolu bağlanan (1736′dan sonra hiç bir meclis normal süresini dolduramadı)

Polonya, Friedrich II’nin Silezya’yı işgal etmekle büyük bir çıkar sağ­layacağını bildiği halde Avusturya Veraset savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. Yok­sullaşan krallık geçirdiği buhrandan ağır ağır kurtulabildi. Toprakların yeniden işlen­mesine özellikle Ukrayna’da başlandı, şe­hirler kendiliğinden kalabalıklaştı (Gdansk’ın nüfusu 50 000 kişiye, Varşova ‘nınki 40 000 kişiye ulaştı). Ama vatandaşlık duy­gusunun henüz gelişmemiş olması kalkın­mayı frenledi. Bu büyük eksikliğe karşı sa­vaşan Stanislaw Konarski, öğretimde re­form yaptı, soylular kolejindeki (1740′ta Varşova’da kuruldu) genç magnatlar gibi öğrencilerine siyasî (liberum veto’nun kaldırılması), iktisadî (sanayi tesisleri kurulması) ve sosyal (angarya sisteminin bırakıl­ması ve makûl bir kira karşılığı köylülere toprak verilmesi) reformlar yapılması ge­rektiğini öğretti.

Reformcu fikirler Czartoryski prens sülâlesi gibi bazı magnatlar arasında bile yayıldı. Czartoryski’ler, yeğen­leri Stanislaw August Poniatowski’yi kral seçtirebilmek (1764-1795) için Rusya’ya baş­vurdular. Diyet’in kabul ettiği (1764) bir­takım reformları kral daha da geliştirdi. Polonya ve Litvanya’da birer ordu ve hazine komisyonu kuruldu: orduya vatansever kad­rolar sağlamak için bir kadet (subay) oku­lu açıldı; Taç Giydirme meclisi, konfe­derasyonun süresini uzattığından liberum veto geçici olarak kaldırıldı.

Durumdan hoşnut olmayan Friedrich II ve özellikle Katerina II müdahale ettiler; liberum ve­to’yu yeniden uygulatmayı başardılar (1766 diyeti), güçlü bir merkeziyetçi idareye kar­şı olanlardan meydana gelen Radom konfederasyonunu kurdular; Repnin diyeti de­nen olağanüstü bir diyeti, Polonya’yı güç­süz kalmağa mahkûm eden «temel yasa­lar»! (hükümdarın seçimle iş başına gelmesi; liberum veto; soyluluk imtiyazları) çıkar­mağa zorladılar. Bu karara karşı olanlar Bar konfederasyonunu kurarak rus birlik­leriyle çarpışmağa başladı (1768-1772).
Durumdan yararlanan Friedrich II ve Ka­terina II, görüşlerini Maria-Theresia’ya da benimseterek Polonya’yı ilk olarak paylaşmağa karar verdiler; Friedrich II, Gdansk ve Torun dışında krallık Prusya’sını, Ka­terina II, Duna’nın kuzeyindeki ve Yukarı Dnieper’in doğusundaki litvanya toprakla­rını, Maria-Theresia ise, Lwow (Lvov) ile birlikte Galiçya’yı ilhak etti. Polonya’yı ger­çek bir himaye ülkesi haline getiren Rus­ya, ülkede daimî bir meclisi öngören yeni bir anayasa kabul ettirdi (1775). Bu hima­yeye rağmen Stanislaw II Poniatowski ül­kede yapıcı bir idare uyguladı; İsa tarika­tının kaldırılması sırasında bir millî eği­tim kurumu kurdu; bu kurum özellikle vergi sisteminde reform yapma (topraklar­dan vergi alma) üstünde durarak Konarski’nin eserini devam ettirdi; Krakow (Kollataj’ın rolü) ve Wilno üniversiteleri ise ay­dın kadrolar yetiştirmeğe girişti. Rusya’nın hareket kabiliyetini ortadan kaldıran Türk-Rus savaşından yararlanan (1788-1792) Bü­yük meclis ordu mevcudunu artırdı (100 000 kişi) ve fransız devrimcilerini örnek alarak 3 Mayıs 1791 anayasasını oyladı:

Saksonya sülâlesine soydan geçecek monarşi, bakan­ların sorumluluğu, burjuvaziye bazı siyasî haklar tanınması. Durumdan hoşnut olma­yan Rusya, ülkeye ordularını soktu; köy­lülere verilen bazı imtiyazlara kızan bir­kaç magnat’ın yardımıyle Targowica kon­federasyonunu kurdu (mayıs 1792) ve re­formları durdurdu. Grodno diyeti ikinci bir bölünmeyi imzalamak zorunda kaldı (1793); buna göre Rusya, Minsk, Volhinya ve Podolya’yı, Prusya ise Gdansk, To­run ve Büyük Polonya’yı alıyordu. Bu ağır şartlar, millî bir devrim hareketine yol açtı; devrimin siyasî yönetimini İgnacy Potocki ve Kollataj aldılar; ordunun başı­na geçen Kosciuszko ise Krakow’a gire­rek milleti Rusya ve Prusya’ya karşı sa­vaşa çağırdı; Varşova (17 nisan) ve Wilno’dan (13 nisan) Ruslar kovuldu. Ama Krakow’u alan (15 haziran) Prusyalılar, Varşova’yı kuşattılar (haziran-eylül 1794). Kosciuszko sonunda yenildi ve Maciejowice’de Ruslara esir düştü (10 ekim); Ruslar Praga varoşunu yıktıktan (4 ekim) sonra Varşova’yı teslim aldılar. Galipler Polonya’dan artakalan kısmı paylaştı; Prusya, Varşova’yı ve Neman ile Bug’a ka­dar olan toprakları aldı; Rusya bu hattın doğusundaki toprakları, Avusturya ise Krkow’u, Sandomierz’i, Lublin’i ve Mazovya’nın bir kısmını ele geçirdi (24 ekim 1795 antlaşmaları). Ayrıca Stanislaw II Au-gust, tahttan çekilmek zorunda kaldı (27 kasım 1795) ve Polonya krallığı adının «ebediyen kullanılmamasına karar verildi.

• Yabancı işgali (1795-1807). üç devlet hemen ülkeyi sömürgeleştirmeğe giriştiler. Avusturya ve özellikle Prusya fethettikleri kısımları almanlaştırmağa başladı; Avus­turya, soyluları köylülere karşı çıkarmayı denedi; Prusya rahip ve soylu sınıflarının mallarına el koydu ve bu mülkleri bölgeyi yönetmekle görevli bir Oberprasident aracılığıyle alman kolonlara dağıttı. Rusya ise, bir tek piskoposluk dışında bütün katolik piskoposlukları kaldırdı ve halkı Ortodoks­luğu kabule zorladı. ‘ Milliyetçiliklerinden vaz geçmeyen burjuvazi ile soylular iki ay­rı yönde destek aradılar: büyük kısmı Fransa’ya sığınan göçmenler Napolyon’a bağlandılar; Nâpolyon’un lejyonlar halinde teşkilâtlandırdığı bu göçmenler (Tuna Lej­yonu, 1800), Luneville, barışından (1801) sonra dağıtılınca, çar Pavel I’in daha ön­ce Kosciuszko ve birçok başka tutukluyu serbest bıraktığı Rusya’ya yöneldiler. Pavel’in yerine geçen Aleksandr I, Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirdiği (1804) dostu prens Adam Czartoryski’nin öğütleri üze­rine Polonya’yı kendi lehine birleştirmeyi tasarladı. Çar, mahallî işlerin yönetimini soylulara bırakarak muhafazakârları ka­zandı. Ama Polonyalılar onu Prusyalıları desteklemekle suçladılar ve Jena’dan sonra prens Czartoryskî istifa etti (1806).

• Varşova Büyük düklüğü (1807-1814). Bu­nun üzerine Napolyon, yenilen Prusya’dan aldığı illerle (Tilsit, 7 temmuz 1807) Var­şova Büyük düklüğü adı altında bir Po­lonya devletinin kurulmasını kabul ettirdi. Fransız anayasasını örnek alan bir ana­yasa hazırlandı; ama angarya sistemi de­vam ettiği ve köylüler sık sık çatıştıkları soylulara bağımlı olduğu için köleliğin kaldırılmasının toplum yapısında bir değişik­lik yapmadığı yeni devletin hükümdar­lığına Saksonyalı Friedrich-August getiril­di. Jozef Poniatowski, Leipzig’de ölümüne kadar (1813), durup dinlenmeden savaşan ve sağ kalanları 1814′te çarı takip eden bir ordu kurdu. Avusturya’ya karşı kaza­nılan zafer Büyük düklüğün eline Krakow ve Lublin ile birlikte Galiçya’nın büyük kısmını geçirdi; ama düklük iki impara­torun rekabet mücadelesine hedef oldu.

• 1815-1830 Arası Polonya. Napolyon ye­nilince, Aleksandr I Viyana kongresinde isteğini gerçekleştirdi (1815). Avusturya’­nın kendine düşen kısımla bir Galiçya ve Lodomiria krallığı kurmasına göz yumarak Poznanya’yı bir Posen Büyük düklüğü mey­dana getiren Prusya’ya bıraktı ve Krakow’u hür şehir ilân etti (Krakow cumhuri­yeti); ayrıca Polonya’nın geri kalan kısmın­da kesinlikle Rusya ile birleştirilen bir Po­lonya krallığı kurdu. Anayasa hazırlandı, hükümet, idarî teşkilât ve millî bir ordu kuruldu; ama en yüksek görevler Rusların elindeydi: çarın kardeşi ve gelecekteki vâ­risi Konstantin önce ordunun başkuman­danıydı, sonra krallığın yönetimini ve dı­şişlerini de ele aldı; Novosiltsov, Bakan­lar kurulunca imparatorluk komiseri tayin edildi (1822).

Polonyalılar birleşmeyi ümit ediyorlardı; ama Aleksandr I, Litvanya ve Rutenya eyaletlerinin birleşmesini kabul et­mekle birlikte Viyana anlaşmasına uymağa devam etti. Avantajlı gümrük uzlaşmaların­dan yararlanan krallığın ekonomisi hızla ge­lişiyordu (Gdansk’tan tarım ürünleri ihracatı, dokuma sanayii, Prusya rekabetinden korunan Varşova’da metalürji sanayii, Po­lonya bankasının kurulması), Galiçya’da eyalet meclisleri (yalnız soylular katılıyordu) Metternich tarafından yeniden kuruldu (1817). Poznanya’da toprak reformu, Po­lonya milletini yabancılara karşı ikiye bö­len köylülerle mülk sahipleri arasındaki ça­tışmaya son verdi. Fikir hayatı Krakow, Varşova (1866′da Stanislaw Potocki kurdu), Wilno (Adam Czartoryski vasisiydi) üniversitelerinde yoğunlaştı.

Liberalizmin yuvası sayılan üniversiteler, mutlakıyetçilik taraftarlarının kurbanı oldu: Krakow (1820); mason Potocki’nin görevinden alın­dığı Varşova (1821); gizli teşkilâtların üye­si olan öğrencilerin 3 Mayıs 1791 anaya­sasının yıldönümünü kutladıkları için Rus­ya’ya gönderildikleri Wilno; bu arada Novosiltsov’un yerine Czartoryski getirildi.

• Ayaklanma yoluyle direnmeler ve ba­şarısızlıkları: 1830, 1846, 1848, 1863. 29 Ka­sım 1830′da teğmen Wysocki’nin öğretmen okulunda kurduğu bir gizli dernek Konstantın’i öldürmeyi, rus birliklerini kovmayı ve Polonya alaylarıyle halkı ayaklandırma­yı denedi. Büyük dük suikastten kurtuldu; ama savaşı önlemek için yayılan isyanı bas­tırmayı reddetti; general Chlopicki kendini diktatör ilân etti (5 aralık); Diyet, millî bir hükümet kurdu. Poznanya, Galiçya ve Krakow’dan gelen gönüllüler, Chlopicki’nin ordusuna katıldılar; Chlopicki, Avusturya ve Prusya sınırlarının kapatılmasına ve Louis Philippe’in yardım etmeyi reddet­mesine rağmen, Rusları Varşova yakınında Grochovv’da yendi (25 şubat 1831); ama Ostroleka bozgunundan sonra Paskyeviç kumandasında Ruslar harekete geçtiler ve Varşova teslim oldu (8 eylül).

İsyanın bastırılmasından sonra çar Nikolay I eski anayasayı kaldırıp lağvedilmiş sayarak kral­lığa yeni bir anayasa hazırladı (26 şubat 1832); ordu ve Diyet dağıtıldı; Ruslara bı­rakılan idare, imparatorluk senatosuna bağlandı, üniversiteler (Varşova) kapatıldı; yabancı ülkelerde öğrenim yapma yasaklandı, ama Rusya’daki üniversitelere gide­ceklere burslar dağıtıldı; bütün Ortodoks olmayanlara baskı yapıldı, ülkeden göçen­ler Polonya’yı kurtarmak için direnmeye geçtiler (1833′te bastırılan ayaklanma de­nemesi). Paris’e kaçan Czartoryski bir avrupa savaşma, Demokratlar derneği ise bir iç köylü isyanına bel bağlamıştı. Krasinski, Slowacki, Adam Mickiewicz gibi şair­ler milliyetçilik duygusunu coşturdular. 1846′da bir ayaklanma patlak verdi; ama kısa süre içinde bastırıldı ve Krakow cum­huriyetini Avusturya’nın ilhak etmesine ba­hane oldu. 1848′de Berlin isyancıları 1846 ayaklanmasının önderlerinden Mieroslawski’yi serbest bıraktılar.

Friedrich-Wilhelm IV, Poznan Büyük düklüğüne muhtariyet vaat etti ye rus müdahalesinden çekindiği için bir ordu kurarak başına Mieroslawski’yi getirdi; ama rus tehlikesi savuşturu­lunca poznanlılar görevden alındı ve yeni Anayasa hiç bir muhtariyet getirmedi. Galiçya’daki Polonyalılar muhtariyet ve tem­silî bir rejim istiyorlardı. Angarya kaldı­rıldı. Ama Polonyalıların macar isyancıları­na yardım etmesi ve Viyanalıların onlar lehine ayaklanması (ekim 1848), başkentin düşmesinden sonra Galiçya’da sıkıyönetimin ilân edilmesiyle sonuçlandı.

Krallıkta sana­yi Dabrowa maden kömürü ocakları sa­yesinde gelişti ve toprak sahipleriyle işadamlarını ve aydınları toplayan bir tarım derneği kuruldu; tarım derneği üyeleri ik­tisadî ve sosyal gelişme yolunda çalıştılar (angaryanın kaldırılması), italya birliği için savaş (1861) sonucunda Varşova’da çalkantı yeniden başladı. Vali Gorçakov’un yardım istediği Polonyalı Wielopolski bir idare (seçimle iş başına gelen meclisler) ve eğitim (ilkokul ve orta­okulların çoğalması) reformu yapmakla görevlendirildi: rus memurların yerine Po­lonyalı memurlar getirildi; Varşova üniver­sitesi yeniden açıldı, ama Tarım derneği kapatıldı (1861). Polonyalılar 17 ağustos 1861 gösterisi (Lublin birliğinin yıldönümü) sırasında ülkenin birleştirilmesini istediler. Varşova’da sıkıyönetim ilân edildi; hükü­met birçok kişiyi tutuklattı: yetkilerini ar­tırdı; ama beyazlar (ılımlı soylular) ve kızılların (devrimciler) mukavemetiyle kar­şılaştı.

Kızıllar rus nihilistlerinden ilham alarak gizli dernekler kurdular. Varşova üniversitesinden başlayarak işçiler ve zanaat­çılar arasında bütün krallığa yayılan bir propaganda ağı kurdular, vatanseverlik gösterileri düzenlediler ve tedhişçiliği destek­lediler (liberal düşüncelere epeyce yatkın olan ve Wielopolski’nin isteğiyle tayin edilen Konstantin’e karşı başarısızlıkla so­nuçlanan suikastler [8 haziran 1862]). Konstantin şüpheli gençlerin çoğunu zorla as­kere alarak kızıllardan kurtulmak istedi; çoğu kaçmayı başaran kızıllar rus karakol­larına hücum ettiler ama alamadılar (22 ocak). Bağımsızlık ve köylü hürriyeti parolalarıyle devrim patlak verdi. İlke olarak devrime karşı olmalarına rağmen beyazlar da harekete yardım ettiler: soylulardan ve rahiplerden partizanlara katılanlar oldu. Wielopolski istifa etti; ama köylülerin ka­tılmaması hareketin başarısızlığa uğraması­na yol açtı. Ukrayna ve Podolya’ya katıl­mış olan illerde de ayaklanma durdu; ama ormanlarda gerilla savaşı devam etti. Güç­ler bölünmüştü: Bismarck çara yardım teklif ederken Paris, Londra ve Viyana, Vi­yana antlaşmasını imzalayan devletlerin bir konferansta toplanmasını ileri sürdüler (ha­ziran). Çar bu isteği reddetti ve Muravyov’u Litvanya’ya gönderdi: isyancıların diktatör ilân ettiği Traugutt, Litvanya’da yakalanın­caya kadar (nisan 1864) Muravyov’a di­rendi. Traugutt’un Varşova’da asılması çar­pışmalara son verdi.

• Meşru direnme ve başarıları (1864-1914). Ülkeyi paylaşan devletlerin ortak bir siya­seti yoktu; Ruslar ve Prusyalılar, halka kendi kültürlerini benimsetmeğe çalışıyor­lardı; Avusturyalılar muhtariyeti genişletti­ler. Rus Polonyası’nda çar, köleliğin kal­dırılması sırasında halkı bölmeyi denedi (1861); litvanya ve rutenya köylülerine öbür impratorluk eyaletlerindekinden daha düşük fiyatla ve daha geniş topraklar verdi; kral­lıkta kır komünlerine muhtariyet tanınırken, şehirlere tanınmadı ve seçimle iş başına ge­len kurumlar kaldırıldı (jüri ve sulh hâhimleri dışında). 1832 yasasından beri ka­zanılan haklar yavaş yavaş kaldırıldı. Kato­lik kilisesiyle mücadele hızlandı (manas­tırların kapatılması, rahiplerin mallarına elkonması, 1864; dinî derneklerin kapatılması; Vatikan ile ilişkilerin yasaklanması, 1870). Varşova üniversitesi ve ikinci de­recede kamu tesisleri ruslaştırıldı ve özel kolejlerde lehçe yasaklandı. Bununla bir­likte ruslaştırma yüzeyde kaldı. Poznanya’da halk Bismarck’ın germenleştirme si­yasetine başarıyle direndi; Bismarck okul­larda ve idarî işlerde almancayı mecburî dil haline getirdi; Katolik kilisesiyle (başpiskopos Ledochowski tutuklandı) ve Po­lonya’da mülkiyetle mücadeleyi başlattı:

Polonyalıların topraklarını satın almak is­teyen almanlara yardım etmekle görevli bir sömürgeleştirme komisyonu kurdu (1886). Ama iyi teşkilâtlanan Polonyalılar benzer şirketler kurdular; Poznan Malî bankasını yarattılar (1888) ve Almanlarla kendi usul­leriyle mücadele ederek sonunda sattıkla­rından daha fazla toprak satın aldılar. Caprivi’nin iyimser yönetimi (1890-1894), Bülow’un iktidara gelmesinden önce Polon­yalıların bu sonuçları sağlamlaştırmalarına imkân verdi. Buna karşılık Avusturya Galiçyası’nda Polonya ayrıcalığına saygı gös­teren 1861 Anayasası iyi karşılandı; Almancanın yerini Lehçe aldı; memurlar Galiçyalılardan seçildi (1869). Ülke mareşalinin başkanlık ettiği Daimî Diyet meclisi ve Di­yet, muhtariyeti sağladı. Eyalet, İmparator­luk meclisine göndereceği temsilcileri seçti ve o tarihten sonra başkanı zaman zaman bir polonyalı olan Avusturya kabinesinde hep galiçyalı temsilciler yer aldı. Diyet, büt­çeyi çok zayıf olan iktisadî gelişmeye ve kamu eğitimine ayırdı.

Okula gitme oranı öyle yüksekti ki, Galiçya Polonya’nın yeni kadrolarını sağladı. 1870′ten beri polonyalılaştırılan üniversitesi ve 1873′te kurulan bi­lim ve edebiyat fakültüleriyle Krakow ve Lwow, prusya ve rusyalı öğrenci ve bilgin­lerin akın ettikleri birer fikir merkezi haline geldi. O tarihten sonra ayaklanmanın yerini meşru direnme aldı. Direnmeyi Varşova’da Mîllî Birlik dergisini (1886), sonra da Lwow’da Polonya Birliği dergisini (1895) çıkaran Jan Poplawski yönetti. Dmowski, amacı pangermanizm ve panislavizmle dü­zenli bir şekilde savaşmak ve ülke bütünlüğünü sağlamak olan Milliyetçi Demokrat partiyi kurdu (1897). Aynı zamanda işçi hareketi büyüdü (grevler, gizli dernekler ku­rulması).

Avusturya parlamentosundaki temsilcilerin artması (1897) milliyetçi de­mokratların Galiçya diyetinde de aynı hakkı istemelerine yol açtı (1902). Kı­zıllar Marks’çılığı ve Rosa Luxemburg’un yönettiği Polonya ve Litvanya Kral­lığı Sosyal Demokrat partisinin etkisiy­le milletlerarası sosyalizmi benimserken, Limanowski Paris’te vatansever eğilimli Po­lonya Sosyalist partisini kurdu (1892). Bu partinin merkez komitesi üyesi Pilsudski önce Lodz’a yerleşerek gizli bir gazete (Ro-botnik [İşçi]) çıkardı; 1900′de tutuklanıp kaçmasından sonra da Galiçya’da yerleşti. Rus-Japon savaşı sırasında bir ayaklanma denemesi yaptı (13 kasım 1904), sonra sa­vaş birlikleriyle karışıklıklar çıkarttı; bu sı­rada milliyetçi demokratlar düzeni sağla­mak için kendi birliklerini teşkilâtlandırı­yorlardı. Köylü birliği köylerde gizli olarak çalışıyor; Duma’nın en kuvvetli partisi olan Milliyetçi Demokrat parti, polonya kamuoyunu temsil ediyordu. Litvanyahlar, beyaz ruslar, Ukraynalılar ve yahudiler de milli­yetçilik hareketine başladı ve ülkeyi pay­laşan devletler bu azınlıkların Polonyalı­larla anlaşmazlıklarından yararlandı. 1910′dan sonra «atış grupları» (avusturya yetki­lilerinin desteklediği sosyalist topluluklar) bir geçici Bağımsızlık Partileri komisyonu kurarak başkanlığına Pilsudski’yi getirdiler; bu partiler Ruslara karşı savaşa girişilme­si halinde iktidarı teşkilâtlandırmak için birleşmişti (1912). Ama muhafazakârların Habsburg’ları tutmasına karşılık milliyetçi demokratlar Rusya’ya bel bağlamışlardı.

• Polonya ve Birinci Dünya savaşı. Krakow’da toplanan «Avcılar»ın başına geçen Pilsudski, rus sınırını aştı; orada toplanan Yüce Millî meclis (N.K.N.) Polonya lej­yonlarını kurdu (6 ağustos 1914); bu lej­yonları Pilsudski’nin yanı sıra Wladislaw Sikorski gibi nizamî ordu subayları yönetiyordu. Ama genelkurmayın bu millî or­duyu desteklemesine karşılık Avusturya hükümeti siyasî alanda herhangi bir vaadde bulunmadı.

Nikolay II’nin muhtariyet vaat ettiği krallık Polonyalıları, Millî mec­lise katılmadı: Lublin’i lejyonların alma­sından sonra Avusturyalılar, Varşova (ağustos 1915) ve Wilno’nun alınmasından sonra da Almanlar, krallığı iki bölgeye ayır­dılar (Lublin çevresinde Avusturya bölge­si, Varşova’yı da içine alan Alman bölgesi); sonra bu iki bölgeyi meşrutî, bağımsız ve soydan geçen bir Polonya krallığı halino getirmeyi vaat ederek birleştirdiler (5 kasım 1916). [Bk. polonya seferleri.] Aslında söz konusu olan şey Verdun’deki kayıpları dolduracak bir polonya ordusu kurmaktı. Bu ordunun en seçme birlikleri olması gereken lejyonlar, avusturya ordusuna katıl­dı.

Bir almanın başkumandanlığa getirilme­sine karşı çıkan Pilsudski, Magdeburg’a sü­rüldü (27 temmuz 1917). Kısa süre sonra geçici Devlet konseyi istifa etti. Merkez imparatorluklarının 12 eylül 1917′deki karar-larıyle bir naiplik konseyi, bir bakanlık kabinesi, bir devlet konseyi kuruldu; ama Brest-Litovsk anlaşmasından önce imparatorluklar Naiplik meclisine danışmadan Chelm bölgesini Yeni Ukrayna’ya verdiler (9 şubat 1918). Albay Haller’in lejyonerleri firar ettiyse de çoğu yakalandı (şu­bat). Rusya’da Dowbor Musnickfnin ku­manda ettiği polonya birlikleri, bolşevikleri tanımadılar ve Polonya’ya dönmeğe çalıştılar; ama çoğu alman kuvvetleri tara­fından silâhsızlandırıldı (mart).

Bununla birlikte 15 ağustos 1917′de Lo­zan’da kurulan ve Paris’e yerleşen Millî komiteyi batılılar «resmî Polonya teşkilâtı» olarak tanımışlardı; başkanlığını Dmowski’nin, başkan yardımcılığını Paderewski’nin yaptığı bu komite, bir gönüllüler ordu­su toplayarak başkumandanlığına Haller’i getirdi ( 4 ekim). Wilson’un «deniz sınırı olan bağımsız ve birleşmiş bir Polonya dev­leti kurulması»yle ilgili on üçüncü madde­sini (Paderewski’nin telkiniyle hazırlanmış­tı), barış isteyen (5 ekim 1918) merkez im­paratorlukları kabul etti.

Bağımsız Polonya (1918-1939)
• Polonya demokrasisinin kuruluşu. Avusturya-Macaristan ‘imparatorluğunun parçalanması ve Alman devrimi, Naiplik mec­lisinin Polonya devletinin kurulduğunu ilân etmesine (8 ekim 1918) ve Pilsudski’nin Varşova’ya geri dönmesine imkân verdi; Naiplik meclisinin başkumandan tayin et­tiği Pilsudski, alman birliklerinin Alman­ya’ya dönmesini müzakereye koyuldu; sonra lublin sosyalistleri (11 kasım) ve naipler tarafından hükümeti kurmakla görevlendiril­di. Ama milliyetçi demokrat Paris komitesi ve sosyalist Varşova hükümeti, başkanlığını Paderewski’nin yaptığı bir birlik kabinesi kurmak için anlaştılar (16 ocak 1919).

Dmowski Barış konferansına delege gönderildi, genel oy sistemiyle yapılan ocak 1919 seçimlerinde Kongre krallığında ve Batı Galiçya’da seçilen Kurucu meclisin üçte bi­ri milliyetçi demokratlar, onda biri sosya­listlerden meydana geliyordu; merkezdeki halkçılar ikiye bölündü, bir kısmı nasyonal demokratları, bir kısmı da sosyalistleri des­tekledi. Meclis Pilsudski’yi devlet başkan­lığına seçti. Pilsudski, bakanlar gibi mec­lise karşı sorumluydu (20 şubat 1919 ana­yasası); ama aynı zamanda dâ başkuman­dan olduğundan bu sıfatla denetimsiz hare­ket ediyordu. Versailles antlaşmasıyle batı sınırı hemen hemen 1772 paylaşmasından önceki şekline sokuldu. Ama Danzig (Gdansk) hür şehir ilân edildi. Doğu Prus­ya’da (temmuz 1920) ve Yukarı Silezya’da (mart 1921) yapılan plebisitlerde halk Al­manya’yı tuttu; Teschen (Cieszyn) Silezyası Çekoslovakya’ya verildi: böylece 400 000 Polonyalı’dan olan Polonya’ya, buna kar­şılık olarak 230 000 almanın bulunduğu Katowice bölgesi düştü.

Doğuda Ukraynalılar Lwow’dan çıkarıldı (kasım 1918); Pilsudski Kızılorduyu kuzeye doğru püskürttü ve Wilno’ya girdi (nisan 1919); Haller, Romanya sınırına dayandı. Ama Müttefiklerarası Yü­ce meclis Polonya- S.S.C.B. sınırı olaralc Bug’u kararlaştırması (Curzon hattı, aralık 1919) zaten iç meseleler arasında bunalan Padrewski’nin istifasına yol açtı.
Beyaz ve kızıl Rusların tehdidi altındaki Ukrayna cumhurbaşkanı Petlyura Polonya’ya kısa sü­re önce Ukrayna ile birleştirilen Doğu Galiçya’yı geri verdi ve Volhinya’nın yarısını bıraktı; mareşalliğe yükseltilen Pilsudski ile ittifak yaptı (22 nisan 1920) ve onunla birlikte Kiev’e girdi
(7 mayıs). [Bk. polonya-sovyet savaşi.] Tuhaçevskiy’in karşı hücumuyle polonya birlikleri Varşo­va, Torun ve Lwow’a kadar püskürtüldü (ağustos).

Milliyetçi tepki ve general Weygand’ın yardımı, Pilsudski’ye Kızılorduyu Varşova önünde durdurmak (14 ağustos) Sikorski’ye de bu orduyu Aşağı Vistül’e püskürtmek imkânını verdi. Ruslar önce Riga mütarekesini (12 ekim 1920), sonra barışı (18 mart 1921) imzaladılar: Polonya Curzon hattının 200 km ötesine kadar uza­nan bir toprak şeridini geri aldı. İçte, Ku­rucu meclis bir ordu topladıktan ve top­rakların yönetimini birleştirdikten sonra, bir toprak reformuna girişti. 1919′da kurulan ve 15 temmuz 1920 toprak kanunuyle büyük arazileri kamulaştırma yetkisini alan Toprak ofisi 1920-1925 arasında 936 000 hektar toprağı köylülere dağıttı. 17 Mart 1921 anayasasıyle genel oy sistemiyle seçi­len iki meclis kuruldu: diyet ve senato.

Cumhurbaşkanı bu meclisler tarafından se­çiliyor ve senatörlerin dörtte üç müspet oyu ile diyeti dağıtabiliyordu. Sağ kanat çoğun­lukta olduğu bu meclisler yardımıyle Pilsudski’nin güçlü kişiliğini dengeleyebildi. Seçimlerde çoğunluk değişmedi (5 kasım 1922), fakat ortak liste çıkaran millî azınlık­ların önemi ortaya çıktı. Pilsudski cumhurbaşkanlığını kabul etmeyince, sosyalistlerin yardımıyle Narutowicz seçildi (9 aralık 1922); Narutowicz’in öldürülmesinden (16 aralık) sonra da soyalist Wojciechowski cum­hurbaşkanı oldu.

Sağ kanat polonya mar­kının devalüasyonu ve Krakow’daki sosyal karışıklıklar (mayıs – aralık 1923) sonucu devrilen Witos kabinesini ve parayı yeni­den değerlendiren (zloty’nin tedavüle çıka­rılması) Grabski kabinesini destekledi. Cum­hurbaşkanlığı dönemi sonunda genelkurmay başkanlığına getirilen Pilsudski, YVitos ka­binesi kurulunca istifa etmişti.

• Pilsudski’nin diktatörlüğü (1926-1935). Pilsudski ile milliyetçi demokratlar arasın­daki uzlaşma denemelerinin başarısızlığın­dan sonra, bir rakibinin savaş bakanlığı­na getirilmesi (11 mayıs 1926) üzerine Pil­sudski bir hükümet darbesi yaptı (12-14 mayıs 1926): başkanlığa Bartel’in, savaş bakanlığına Pilsudski’nin getirildiği yeni bir hükümet kuruldu; Pilsudski dostu Moscicki lehine cumhurbaşkanlığını kabul et­medi ve yürütme gücünü kuvvetlendirdi. Tam yetki alarak idare ve orduda temizlik yap­tı ve kendisini her desteklemeyişinde diye­tin toplantılarını erteledi. Kömür ihracatı ve amerikan yardımı sayesinde malî durum düzeldi. İkinci diyette (7 mart 1928′de se­çildi), sağ ezildi ve parlamenter rejim taraftarlarıyle diktatörlük taraftarlarının çatış­tığı hükümet bloku ağır bastı.

Pilsudski parlamenter rejim taraftarı Bartel’e işten el çektirdi ve albay Slawek askerlerin çoğun­lukta olduğu bir kabine kurdu. Ama ikti­sadî buhran siyasî durumda büyük bir de­ğişiklik yarattı; muhalifler artık sağda de­ğil, merkezde ve soldaydı. Krakow kongresinde Pilsudski’nin diktatörlüğü aleyhine gösteri yapan ve istifa etmesini isteyen (29 haziran 1930) sol muhalifler, hükümet blokunun seçimleri kazanmasından sonra (16 kasım) tutuklandılar veya yurt dışına kaç­tılar.

• Albaylar diktatörlüğü ve savaşa gidiş (1935-1939). Diktatörün ölümünden sonra (12 mayıs 1935), yardımcıları yeni anayasa (23 nisan) ve seçim reformu sayesinde iktidarı muhafaza ettiler; o tarihten sonra muhale­fet seçimlere katılmama şeklinde işledi. Yetkileri artırılan cumhurbaşkanı Moscicki, askerlerle anlaşmazlık halindeydi; komü­nistlere maledilen karışıklıklardan (mart-nisan 1936) sonra askerler, mücadeleyi ka­zandılar; general Skladkowski-Slawoj kabi­neyi kurdu; önce genel ordu müfettişliğine, sonra mareşalliğe tayin edilen Rydz-Smigly hükümette çok önemli rol oynadı ve bir sertlik siyaseti uyguladı (köylü grevlerinin bastırılması, ağustos 1937).

Çekoslovakya’­nın sınırlarını Almanya lehine değiştiren Münih konferansı (30 eylül 1938) üzerine dışişleri bakanı (1932-1939) ve S.S.C.B. (1932) ve Almanya ile (26 ocak 1934) saldır­mazlık paktlarının imzalayıcısı albay Beck, Teschen’i (Cieszyn) [2 ekim] işgal etti. Danzig’i ve Polonya koridorunda bir geçit isteyen Hitler’in baskısı karşısında, Chamberlain bağımsızlığı tehdit edildiği takdirde, İngiltere’nin Polonya’yı destekleyeceğini açıkladı (31 mart 1939). Bunun üzerine Al­manya ve S.S.C.B. Polonya’ya karşı ittifak yaparak (2 ağustos) bir saldırmazlık antlaş­ması imzaladılar (23 ağustos).

Polonya’nın istilâsı ve işgal dönemi (1939-1945)

Alman birlikleri savaş ilân etmeksizin Po­lonya’yı istilâ ettiler (1 eylül). [Bk. polon­ya seferleri.] Sovyetler’in doğu illerine girdiği sırada sivil ve askerî yetkililer Ro­manya’ya geçtiler (17 eylül). Çarpışmalar Varşova’nın teslim olmasıyle (27 eylül) so­na erdi. Ruslar ve Almanlar Polonya’yı paylaştılar: S.S.C.B. Batı Ukrayna’yı ve Bug hattına kadar Beyaz Rusya’yı işgal etti:

Almanya Varşova’ya kadar Batı Po­lonya’yı Reich’a kattı ve toprakların geri kalan kısmını bir genel valilik haline ge­tirdi; her iki devlet ülke halkını çeşitli bölgelere sürmeğe başladı. Polonyalılar Fransa’da general Sikorski başkanlığında bir hükümet kurdular. Yeni kurulan bir ordu Fransa harekâtı sırasında (mayıs-haziran 1940) ve mütarekeden sonra Büyük Britanya saflarında çarpıştı. Hitler’in S.S. C.B.’ye hücumundan sonra, Sikorski, Rus­ya’da general Anders’in kumanda ettiği (1942 yazı) bir ordu kurulmasıyle sonuçla­nan askerî bir antlaşma imzaladı; bu or­du kısa süre sonra Uzakdoğu yoluyle Ku­zey Afrika’daki müttefik cephesine katıldı. Sikorski’nin ölümünden sonra, Polonya gizli Antant komitesinin onayıyle yerine geçen Mikolajczyk, direnmeyi teşkilâtlandırdı; ve Londra’dan verdiği direktiflerle bir yurt içi millî ordu kurdu (şubat 1942); bu arada Moskova «Tadeusz Kosciuszko» tümenini meydana getirerek (mayıs 1943); bir millî halk meclisi kurulmasını destek­ledi (31 aralık 1943); başkanı Osobka-Morawski olan bu meclis Polonya Millî Kur­tuluş komitesini meydana getirdi ve Kosci­uszko tümeninin Curzon hattını aşmasın­dan sonra Lublin’e yerleşti.

Bu arada al­man işgal kuvvetleri toplama kampları kurmuş (Auschwitz [Oswiecim], Maydanek v.b.), milliyetçilere karşı misilleme hare­ketlerine girişmiş, sürgün ve idamlarını artırmış, polonya milletini yok etmek için var gücüyle çalışmağa koyulmuştu. 1943 Nisan-mayısında Varşova gettosunun isyanı burada toplanan yahudilerin hepsinin öl­dürülmesiyle sonuçlandı. Direnmeciler Al­manlara karşı mücadeleye devam ettiler: sabotajlar, suikastler (msl. general Kutschera’ya karşı), partizan çarpışmaları birbirini takibediyordu. İç ordunun başkuman­danı general Bor-Komorowski yönetiminde ayaklanan Varşova (1 ağustos 1944), kah­ramanca bir direnişten sonra Vistül’ün sağ kıyısındaki rus birliklerinin müdahale et­memesi üzerine teslim olmak «zorunda kal­dı; şehir yıkıldı, halkı sürgün edildi. Var­şova’nın sovyet ve Polonya birlikleri tarafından kurtarılmasından (17 ocak 1945) sonra, Lublin hükümeti «Geçici hükümet» adiyle şehre yerleşti. (Bk. polonya se­ferleri.)

Polonya Halk cumhuriyeti
Yalta konferansında (11 şubat 1945), Po­lonya’nın sınırları doğuda Curzon hattı, ba­tıda Oder-Neisse (Odra-Nysa) olarak tes­pit edildi ve hükümetin daha geniş bir de­mokrasi temeline dayandırılması ileri sü­rüldü. İlk millî birlik hükümeti başbakan Osobka-Morawski Gomulka (Polonya İşçi partisinin komünist genel sekreteri) ve Mi­kolajczyk (Polonya Köylü partisi başkanı) tarafından kuruldu. Komünist Bierut cum­hurbaşkanlığına getirildi. Sınır düzenleme­leri ve azınlıklar meselesi nüfus aktarmalarıyle çözüldü: bir buçuk milyon polonyalı S.S.C.B.’den memleketin doğusuna getirildi, buna karşılık 400 000 Ukraynalı Chelim bölgesinden ayrıldı; batıdaki halk Odra’nın ötesine nakledildi veya Polonya uyrukluğuna alındı (1 milyon kişi).

Hüküme­tin görevi serbest seçimleri hazırlamaktı. Bakanlıkların çoğunu elde tutan Hükümet bloku (Polonya İşçi partisi, Polonya Sos­yalist partisi, Köylü partisi, Demokrat parti), tek bir liste hazırladı; buna karşı çıkan Mikolajczyk ise ayrı bir liste hazır­lamıştı. Blok, oyların yüzde 90′ını aldı (ocak 1947). Seçimler ertesinde Millî Birlik hükümeti parçalandı ve Mikolajczyk gizli­ce yurt dışına kaçtı (ekim 1947); Cyrankiewicz’in başkanlık ettiği hükümet koalisyonu 19 Şubat 1947 anayasasını oylattı. İşçi par­tisi bir iç buhranı çözdükten sonra (Gomulka’nın partiden çıkarılması, 1949) bir­leşik bir işçi partisi kurdu (sosyalistlerle komünistlerin birleşmesi) ve bu partinin ge­nel sekreterliğe getirilen Bierut (22 aralık 1948), partinin bütün kilit noktaların ele geçirdi. Varşova doğumlu rus mareşali Rokosovskiy savaş bakanı ve ordu genel müfettişi oldu (kasım 1949). 22 Temmuz 1952′de çıkarılan yeni bir anayasa ile cum­hurbaşkanının yerini bir devlet konseyi al­dı.
30 Hektardan büyük topraklara elkonması ve bu toprakların parsellenmesi, elli kişiden çok işçi çalışan işletmelerin dev­letleştirilmesi ve ekonominin planlanması (üç, sonra altı yıllık planlar), varlıklı sı­nıfları sarsarken, ne köylüleri hoşnut ede­bildi (kolektif işletmeler lehine baskı), ne de işçileri (üretimi artırmak için büyük çabalar istenmesi).

Bilimler akademisinin fikir hareketini marks’çı çizgiye yöneltme­sine karşılık, hükümet, etkisi hâlâ büyük olan kiliseyle uğraşmak zorunda kaldı; ki­lise devletle bir modus vivendi (1950) kur­mayı başardıysa da kardinal Wyszynski’nin görevinden alınmasıyle (eylül 1953) uzlaş­ma imkânı ortadan kalktı.
Bununla birlik­te kilise gücünü katbetmedi (Varşova Kato­lik İlahiyat kademisinin kurulması 1954); işçi ve köylü çevrelerinin iktidardakilerin temsil ettiği komünizme ve sovyet etkisine karşı muhalefetleri günden güne arttı. Poznan’da ayaklanmalar patlak verdi (28 haziran 1956). Natolin grubu bu sıkıntıları emniyet teşkilâtını kuvvetlendirerek çözme­yi önerirken; merkez komitesindeki muha­lif kanat bu teşkilâtın hükümetin denetimi altında olmasını, adlî sisteme bağımsızlık tanınmasını, kolektifleştirme ve planlama­nın yumuşatılmasını, bürokratik merkeziyetçiliğin azaltılmasını ve işletmelere ve müdürlerine daha fazla sorumluluk tanın­masını istiyordu. Bu eğilim sonunda başarı kazandı; programı hazırlamış olan Gomul­ka, Ochab ve Cyrankiewicz’in (1954′ten be­ri hükümet başkanı) desteğiyle partiye geri alındı.

21 Ekimde iktidara geldi ve mareşal Rokosovskiy politbürodan atıldı. Bunun üzerine Gomulka arkadaşlarıyle birlikte ha­zırladığı siyasî programı uygulamağa baş­ladı. S.S.C.B. ile ilişkiler yeniden gözden geçirildi, devlet kiliseye karşı daha yumu­şak bir tutum benimsedi: kardinal Wyszynski’ye görevi iade edildi (ekim 1956), yeni bir modus vivendi hazırlandı (aralık 1956) ve Wyszynski, devlet ve kilisenin barış içinde işbirliği lehinde bir bildiri yayımladı. 1956 «Polonya ekim»inden beri Polonya Birleşmiş işçi partisinin genel sekreteri olan Wladislaw Gomulka, 1959 parti kong­relerinde tekrar seçildi. Resmî tatil sayılan, bununla birlikte doğum kontrolü (ocak-mart 1960) ve dinî bayramları kaldıran (ka­sım 1960) kanunlar çatışmalara yol açtı.

1961′deki Millet meclisi (Sejm) seçimleri sonucunda Millî Cephe içinde 17 yeni mil­letvekili kazanan (1957′deki 236′ya oranla 255 milletvekili) Polonya Birleşik İşçi par­tisinin durumu daha da sağlamlaştı; Birle­şik Köylü partisi, 1 milletvekili fazla çıkar­dı (116 yerine 117); Demokrat partinin 39 milletvekili yeniden seçildi, öbür partiler ise (bu arada Polonya Katolik partisi) 20 milletvekilliği kaybettiler. 1964′te Gomulka, tekrar parti genel sekreteri seçildi; Ochab meclis başkanı oldu. 30 Mayıs 1965 seçimlerinde millet meclisinde durum de­ğişmedi. Bu dönem boyunca hükümet ay­nı kaldı. 1954′ten beri başbakan olan Jozef Cyrankiewicz 1961 ve 1965 seçimlerinden sonra da görevine devam etti. 1952′den beri devlet başkanı olan (Devlet konseyi baş­kanı) Aleksander Zawadzki, 1961′de tekrar seçildi ve 7 ağustos 1964′te ölümü üzerine meclis, Komünist partisinin siyasî büro üyesi Edward Ochab’ı seçti (24 haziran 1965); Ochab 24 temmuz 1965′te tekrar se­çildi. Fakat 1968′de istifa etti. Birleşik İşçi partisinin (1 ocak 1959′da 1 072 000 üye) üçüncü kongresinde (mart 1959) «dogmacılar» (stalin’ciler) tasfiye edildi.

Partinin 1 640 000 üyesini temsil eden 1 630 delege ile toplanan dördüncü kong­rede (15-20 haziran 1964) 1961-1965 planı­na oranla, yatırımları yüzde 38 artırmayı öngören yeni bir beş yıllık plan (1966-1970) kabul edildi. Polonya İşçi partisi, bütün ça­basını iktisadî durumu düzeltmeğe verdi; bütçenin yarısından çoğu millî ekonomiye ayrıldı. Rejim, bu çabasından dolayı halkı hoşnut etmesine rağmen aydınların ve ki­lisenin muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Par­ti ile aydınlar arasında bir anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlık özellikle «revizyo­nist» aydınlar grubunun önderi olan, Var­şova üniversitesi felsefe profesörü Leszek Kolakowski’nin partiden ihraç edilmesiyle (ekim 1966) su yüzüne çıktı; ayrıca batılı Marx uzmanlarına benzer oportünist teori­lerinden dolayı suçlanan filozof Adam Schaff ile hükümet arasındaki ilişkiler de gergindir. Halkın büyük kısmının bağlı ol­duğu katolik kilisesiyle muhalefet de öte­den beri devam etmektedir; ancak devlet ile kilise (Polonya başpiskoposu kardinal Wyszynski temsil eder) arasındaki ilişkiler karşılıklı olarak birbirlerinin gücünü kabul etmeğe ve ciddî bir mücadelenin gereksiz­liğine dayanır. Polonya’nın dış siyasetinin temeli Sovyet Rusya ile dostluk ve ittifaka ve Oder-Neisse sınırının dokunulmazlığına dayanmağa devam eder.

Polonyalıların Al­manlara karşı duydukları güvensizlik ve kin ise hiç azalmamıştır. 8 Nisan 1965′te yirmi yıllık bir Polonya-Rusya yardımlaşma anlaşması imzalandı. 11 Haziran 1966′da Polonya ile Rusya arasındaki bilimsel ve teknik işbirliği anlaşması yenilendi. Büyük komşusunun çizgisinden ayrılmayan Polon­ya, öteden beri çin idarecilerinin «bölücü siyasetçine karşı çıkmaktadır. Bununla bera­ber, şubat 1966′da Arnavutluk ile siyasî i-lişkilerini tekrar kurdu ve bu tarihte Ti­ran’daki Polonya maslahatgüzarı elçiliğe yükseltildi. Polonya ile Doğu Almanya ara­sında 15 mart 1967′de, Polonya ile Bulga­ristan arasında da 6 nisanda birer ittifak ve yardımlaşma anlaşması imzalandı. Bütün sosyalist cumhuriyetler gibi, Polon­ya da, teknik ve kültürel alanda büyük ba­tı devletleriyle işbirliği anlaşmaları yaptı.
Bunların başlıcaları, 25 mart 1965 İtalya-Polonya anlaşması ve 20 mayıs 1966 Fran­sız-Polonya anlaşmasıdır.
1968′de Polonya’da büyük karışıklıklar ol­du. İlk önemli huzursuzluk, üniversite öğ­rencilerinin ayaklanmalarıyle ortaya çıktı. 8 Mart günü Varşova üniversitesi öğrencileri, Polonya Kültür bakanlığının bir piyesi ya­saklamasını protesto eden iki arkadaşları­nın üniversiteden atılması üzerine gösterile­re başladı; yüzlerce polis ve milis, üniver­site içinde 3 000-4 000 kadar öğrenciyle çar­pıştı. 11 Martta öğrenciler Kültür bakanlı­ğına ait bir binayı tahrip etti; öğrenci olmayan kalabalık gruplar tarafından da des­teklenen ayaklanmalar bir hafta içinde bü­yük sokak çarpışmaları halini aldı. Polon­ya Birleşik İşçi partisi (Komünist parti) organı Tryhuna Ludu gazetesinin, öğrenci­lerin siyonistlerce kışkırtıldıklarını öne sür­mesi yahudi aleyhtarı bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Varşova’da patlak veren ayaklanmalar, Krakow, Lublin, Poznan, Gdansk (eski Danzig) şehirlerine de yayıldı.

19 Martta bir parti toplantısında konuşan Gomulka öğrencilerin «sosyalizme ^ düşman kuvvetler tarafından aldatıldıklarını» öne sürerek, öğrenci önderlerini «pis provokaskon metotlarına baş vurmakla» suçla­dı. Gomulka, ayaklanan öğrencilerin «kah­rolsun komünizm», «kahrolsun Rusya» gibi sloganlar kullandıklarını da sözlerine ekle­di. 8-15 Mart arasında 1 208 kişinin tevkif edildiğini belirten Gomulka, sözlerini olay­larda en faal rol oynayanların yahudiler ol­duğunu öne sürerek bitirdi. Gomulka’nın demeci üstünden henüz 24 saat bile geçme­mişken Varşova Politeknik öğrencileri otur­ma grevine başladı. Olaylar gelişirken Po­lonya Katolik kilisesinin başı kardinal Wyszinski, bir mesaj yayımlayarak dolaylı yol­dan hükümeti kınadı. 25 Martta aralarında Prof. Leszek Kolakowski gibi ünlü bir fi­lozofun da bulunduğu 6 üniversite öğretim üyesinin «revizyonist» oldukları gerekçesiy­le işlerine son verildi.

30 Martta hükümet üniversitenin birçok bölümünü kapattı. 8 Nisan 1968′de Devlet konseyi başkanı (cumhurbaşkanı) Edward Ochab istifa etti; Polonya parlamentosu (Sejm) bir gün son­ra toplanarak Komünist partisi adayı ma­reşal Marian Spychaîski’yi Devlet konseyi başkanlığına getirdi.

Yahudilerin parti ve devlet teşkilâtlarından «temizlenmesi» kam­panyası daha da şiddetlendi: Varşova’da yayımlanan Zycie Warszawi gazetesi Komü­nist partisinden 6 951 kişinin ihraç edildiği­ni açıkladı.

Polonya’daki karışıklıklar Komünist partisi içinde önemli bir bunalıma yol açtı. «Par­tizanlar» adiyle bilinen aşırı milliyetçi ko­münistlerin önderi içişleri bakanı general Mieczislaw Moczar’ın parti yönetimine hâ­kim duruma gelmesi, yahudilere karşı uy­gulanan baskıların artmasına sebep oldu; bu yüzden binlerce yahudi Polonya’dan göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya olayları, Polonya’daki buna­lımı daha da yoğunlaştırdı. 11 Kasım 1968′de toplanan Komünist Partisi kongre­sinde Gomulka, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini savundu.

Bununla birlikte 1969 sınır direklerini başından sonra durumda bir yumuşama görüldü.Gomulka yahudi aleyhtarı kampanyaya son verilmesini istedi; İçişleri bakanlığına bağlı olarak kurulmuş olan Yahudi dairesi Gomulka’nın emriyle feshedildi. İç Siyaset alanındaki bu yumuşamanın etkileri, Polonya’nın dış ilişkilerinde de yansıdı.
Mayıs ortalarında Gomulka, Oder-Ne­isse hattının iki ülke arasında kesin ve de­ğişmez bir sınır olarak kabul edilmesi ha­linde Federal Alman hükümetiyle bir an­laşma yapmağa hazır olduklarını söyledi. Gomulka böylece, o yıl Federal Almanya şansölyeliğine seçilmiş olan Willy Brandt’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşti­rilmesi konusundaki teşebbüslerini olumlu karşılamış oluyordu. Bununla birlikte, iç siyaset alanındaki nispî huzur ve yumuşa­ma uzun sürmedi. 1969 Yazının özellikle kurak geçmesi ve kötü hasat şartları, kü­çük tarım işletmelerine dayanan polonya tarımını alt üst etti. İktisadî durumun kö­tüleşmeğe yüztutması üzerine, hükümet 1970 yılı sonlarında yiyecek (özellikle et, süt, peynir v.b.), kömür ve akaryakıt fi­yatlarını büyük ölçüde yükseltmek zorun­da kaldı. Bu artış, özellikle, işçi sınıfını etkiledi; bunun üzerine önce Baltık kıyılarındaki Gdansk, Gdynia, ve Szczecin’de (esk. Stettin) liman ve dok işçileri genel greve başladı; bu grev kısa zamanda bü­yük gösteriler halini aldı. Gdansk’ta dok iş­çileri limandaki bir sovyet ticaret gemisini ateşe verdi; Szczecin’de de işçiler Komü­nist partisi binasını tahrip etti; hükümet ayaklanan işçilerin üstüne tanklar ve askerî birlikler sevk etti.

20 Aralık 1970′te Gomulka, Polonya Komünist partisi birinci sekreterliği görevinden istifa etti. Parti Merkez komitesi toplana­rak bu göreve Edward Gierek’i getirdi, ön­derler kademesindeki değişiklik bununla kalmadı: 23 aralıkta Polonya parlamento­sunun olağanüstü toplantısında Devlet kon­seyi başkanı mareşal Spychalski ile başba­kan Cyrankiewicz de istifa ettiklerini açıkladılar. Partinin yeni sekreteri Gierek’in teklifi üzerine Cyrankiewicz Devlet konse­yi başkan Jaroszewicz de başbakan seçildi.

Polonya – Osmanlı ilişkileri

Türkler Vilâyet-i Leh ve Lehistan adını ver­dikleri Polonya ile, Jagellon’lar zamanında ilişki kurdular. Wladislaw (Vladislav) [1386-1434], Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Niğbolu savaşına kuvvet göndererek macar kralı Zsigmond’u destekledi; 1441′de Ma-carlara karşı Murad II’nin ileri sürdüğü birleşmeyi kabul etmedi. Torunu Wladislaw III, 1444′te Segedin antlaşmasını bo­zan Macarlarla anlaştı, fakat Varna sa­yasında Türklere yenildi. Kazimierz IV Jagellon ve Albrecht II, Eflak’a yapılan Os­manlı saldırıları sırasında Vlad III Drakul’u destekledi.

Bayezid II, 1485′te Kili ve Akkerman’ı alarak Lehistan’a karşı gi­rişeceği seferler için üs yaptı. Boğdan be­yi Büyük Ştefan IV bu iki şehri geri al­mak için Lehistan kralı Kazimierz IV’ten yardım istedi (1485); fakat kral bu isteği cevapsız bıraktı; Lehistan kralı Jan I Adalbert, Türkler üzerine yürümek bahanesiyle Boğdan’ı istilâ ve tahrip etti. Bayezid II ile Polonya kralı Kazimierz IV Jagellon arasında ilk antlaşma 1490′da yapıldı. Bu ilk antlaşma Boğdan meselesinin çözümlenmesi bakımından önemlidir. 1495′te, bir haç­lı seferi düzenlemek isteyen Fransa kralı Charles VIII’e Polonyalılar yardım edecek­lerine söz verdiler; ayrıca Almanya impara­toru Maximilian’ın Osmanlı imparatorluğu­na karşı yapılmasını düşündüğü haçlı sefe­ri projesine de katıldılar. Papa Alexander VI Borgia da Polonya’nın Türklerle barış anlaşmaları yapmasını önlemeğe ça­lıştı. Bunun üzerine Polonya kralr Jan I Adalbert 1497′de antlaşmayı bozarak Boğdan’a saldırdı, fakat yenilerek geri çekildi; Polon­yalıların 1490 antlaşmasını bozmaları üzerine, 1498′de Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey, Bayezid II’nin emriyle 40 000 ki­şilik bir kuvvetle Polonya’ya akın yaptı; Dniester ırmağını geçerek Polonya’ya girdi ve Czarnkow, Gologory ve Glemiany kale­lerini aldı; Lwow (Leopol) ve Sandomierz (Sandomir) şehirlerini yağma, Brzeziny ve Varşova şehirlerini tahrip ederek Polon­yalıların Vistül ırmağı çevresindeki tahki­matını yardı, Polonya kuvvetlerini yendi; 10 000 esir ve birçok ganimetle Akkerman’a döndü. Bali Bey aynı yıl bir se­fer daha düzenleyerek Halicz, Zydaczew, Samber ve Droholiyez şehirlerini yağma etti; kış bastırınca geri dönmek zorunda kaldı.

Bu durum üzerine Jan I Adalbert, macar kralı Wladislaw (Ladislas) ve Litvanya bü­yük dukası Alexandjce ile Türklere karşı bir antlaşma yaptı; Boğdan voyvodası Ştefan da müttefikler tarafını tuttu. Bu sırada ya­pılan Türkiye-Polonya antlaşması savaşı önledi. Polonyalılar Mohaç savaşına yar­dımcı kuvvetler göndererek macar kralı Lajos II’yi desteklediler, fakat Macar krallığının yıkılması üzerine Polonya kralı Zygmunt I, 1532′de Piotr Opalinski’yi elçi olarak İstanbul’a gönderdi ve 1499′da yapı­lan antlaşmayı genişleterek yeniledi. Bu yeni antlaşma esaslarına göre Osmanlı dev­leti Kırım hanlığı ile Boğdan voyvodalığı tarafından Polonya sınırlarına saldırmamayı, savaş halinde Polonya’ya yardım et­meyi kabul ediyor, buna karşılık Polonya krallığı da Türkiye’nin düşmanlarıyle bir-leşmeyeceğine ve onlara yardım etmeyece­ğine söz veriyordu. Polonya kralı Zygmunt I’in kızı, macar kralı Zapolya Janos’un karısı ve Zsigmond Janos’un da annesiydi.

Sonradan Erdel ban’ı olan Zsigmond Janos Polonya – Türkiye ilişkilerinde önem­li rol oynadı, Osmanlılar Selim II ve Murad III devirlerinde Lehistan’in iç iş­leriyle yakından ilgilendiler. Sokullu Mehmed Paşa, İvan III ve Habsburgları tehdit ederek, Polonya krallarını bu devletin nü­fuzunda olmayan Polonya asilzadelerinden seçilmelerini istedi; Fransa ile işbirliği yaparak 1 mayıs 1573′te Polonya kral­lığına seçilen Charles IX’un kardeşi Henri de Valois’yı tuttu; fakat bu prensin Henri III adiyle Fransa’ya dönme­si üzerine (1574), kendi adamı olan Erdel voyvodası İstvan Bathory’yi Polonya kral­lığına seçtirdi (1575).

Bathory, Osmanlılar­la 24 maddelik bir antlaşma imzalayarak Kırım hanlığıyle Polonya arasındaki ilişki­leri düzeltti. Türklere olan bağlılığını kuv­vetlendirdi. Kazak, Kırım ve Boğdan mese­lelerinden dolayı bozulan Osmanlı-Polonya ilişkileri 1617′de yapılan yeni bir antlaş­ma ile düzenlendi. Polonya başkumandanı Stanislaw Zolkiewski’nin ordusuyle savaş­mak için Dniester ırmağı boylarına giden Bosna valisi iskender Paşa, antlaşmadan sonra geri döndü. 1620′de aynı meseleler yü­zünden İskender Paşa, Stanislaw Zolkiewski’yi Yaş yakınında yendi; Polonyalılar ağır kayıplar verdiler; Dniester (Turla) ırmağını geçmeğe çalışanlar yok edildi (1621). Bu­nun üzerine Osman II, Seferi Hotin (Chocim) diye anılan Polonya seferine çıktı (bk. osman II).

Osmanlılar, Polonyalıların istek­lerine uyarak antlaşma yaptılar (6 ekim 1621). Ancak Ukrayna Kazakları hatmant Doroşenko’yu Polonya kralına karşı koru­mak zorunda kalan Mehmed IV, 1672′de Polonya seferine çıktı;

Podolya eyaletinin merkezi olan Kamaniçe’yi kuşattı. 27 Ağus­tos 1672′de Kamaniçe teslim oldu, 18 es­kimde Bucaş antlaşması yapıldı; fakat ant­laşmanın Polonya Diyet meclisi tarafın­dan reddi ve başkumandan Jan Sobieski’nin de türk ordusu çekildikten sonra Lwow (Leopol) ve Lublin kalelerini ge­ri alması üzerine 1673′te Mehmed IV, İkin­ci Lehistan seferine çıktı; Osmanlı or­dusu Hotin önünde yenildi; bunun üze­rine Mehmed IV, Kazakları desteklemek ve Ruslara da bir darbe vurmak amacıyle Uk­rayna üstüne yürüdü. Bu sırada Polonya kralı Michal Korybut Wisnowiecki ölmüş, yerine başkumandan Jan Sobieski geçmişti. Yeni kralın barış isteği reddedildi; 1677′de osmanlı orduları başkumandanı İbrahim Pa­şa ordusunu Zurawno’da toplayan Polonya kralı Jan Sobieski’yi sıkıştırdı; kral barış istemek zorunda kaldı.

Antlaşma uyarın­ca Podolya ile Ukrayna Osmanlı devletine bırakıldı. Ancak, Polonya kralı Jan Sobi­eski 1683′te Viyana’yı kuşatan osmanlı or­dusuna saldırarak barışı bozdu. 1683 – 1699 Arasında yapılan Osmanlı – Polonya savaş­larında Osmanlılar üstün gelmekle bera­ber Karlofça antlaşması uyarınca Kama­niçe kalesiyle Ukrayna ve Podolya eyalet­leri Polonya’ya geri verildi. Katerine II Polonya kralı Friedrich-Augusta III ölünce (1763) Polonya’ya asker göndererek, Prusya kralı büyük Friedrich ile anlaştı, 1764′te kont Stanislaw-August Poniatowski’yi Po­lonya Diyet meclisine baskı yaparak kral seçtirdi. 1768′de polonyalı milliyetçiler rus saldırılarına karşı ayaklandılar; Bar şehrinde toplanarak osmanlı hükümdarı Mus­tafa III’ten yardım istediler; Osmanlılar Ruslara savaş açtılar, fakat yenilerek top­rak kaybettiler. Osmanlı – Rus savaşları devam ederken Polonya, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı (1772). 1848 Mülteciler meselesinde Osmanlılar Polonya­lıları tuttu. (Bk. mülteciler meselesi.)

Askerî tarih

Polonya ordularının tarihi, hudutları ikide bir değişen bu devletin kuvvetli komşularıyle (Türkler, Almanlar, isveçliler ve Ruslar) yaptıkları savaşlarla karışır. Bu tarihin en meşhur dönemlerinden biri WIadislaw Ja­gellon emrindeki birliklerin Tannenberg’de (Grünwald) toton şövalyelerine karşı kazan­dığı zaferdir (1410). XVI.-XVIII. yy. arası polonya kuvvetleri, gerçekte biri krallıkta, öteki Litvanya büyük düklüğünde iki ordu­dan meydana geliyordu; bunların her birine, kaydı hayat şartıyle tayin edilen ve yalnız meclise karşı sorumlu olan bir ataman ku­manda ederdi. Soylu sınıf yalnız süvari kuvvetlerinde hizmet etmeyi kabul ettiğin­den, piyade kuvvetleri ancak birkaç bin kişiydi; topçu kuvveti ise yok denecek kadar azdı. İstilâ halinde Polonya, toptan sefer­berlik (pospoiita) usulüne göre askere alınan soylu sınıfa güvenirdi.

Kosciuszko ku­mandasındaki âsilerin rusya, avusturya ve prusya kuvvetleri karşısında kahramanca direnerek (1794) Fransız devrimi ordularının zaferine yardım etmesine rağmen, Polonya devletinin parçalanması sırasında (1772-1795) ortadan kalkan bu ordu, Dabrowski’nin po­lonya lejyonlarıyle İtalya’da (1797) ve Napolyon ordusundaki polonya alaylarıyle Fransa’da yaşamağa devam etti. 1807′de Varşova büyük düklüğü harbiye nazırı prens Jozef Poniatowski’nin kurduğu 3 tümenlik polonya ordusu 1809′dan sonra Napolyon’un bütün savaşlarında yararlık gösterdi. Polonya millî kuvvetleri yeniden ancak Bi­rinci Dünya savaşında Pilsudski kumanda­sındaki polonya; lejyonları (Avusturya-Macâristan’da) ve Haller’in ordusuyle (Fran­sa’da) kurulabildi. 1918′den sonra bir fran­gız askerî heyeti yeni polonya ordusunu teş­kilâtlandırdı; bu ordu 1920′de Sovyet isti­lâsını başarıyle püskürttü. (Bk. polonya-sovyet savaşi.)

Batı orduları örnek alına­rak (mecburî askerlik hizmeti) kurulan ve on askerî bölgeye ayrılan polonya kuvvet­leri, 1939′da 39 piyade tümenini, 11 süvari tugayını ve 2 motorize tugayı kapsıyordu ve barıştaki mevcudu 270 000 kişiydi.

Eylül 1939 seferi sırasında alman ordusu­nun yok ettiği polonya ordusu, önce Fran­sa’da yeniden kuruldu; bu ordunun üç tü­meni ve birçok havacısı Fransa’da mayıs -haziran 1940 harekâtına katıldı. Polonyalı­ların Büyük Britanya’ya, Lübnan’a ve S.S. C.B.’ye dağılmaları, sığındıkları ülkenin or­dularını örnek alan, hür Polonya Silâhlı kuvvetlerinin kurulmasına yol açtı. Kuzey Afrika’nın, italya’nın, Fransa’nın ve Po­lonya’nın kurtarılmasına katılan bu birlik­lerin mevcudu 1945′te Batı Avrupa’da 215 000 kişi (general Anders ordusu) ve Alman-Sovyet cephesinde 400 000 kişiyi (iki ordu meydana getiren 10 tümen) bulmuştu. 1944-1945′te bu çeşitli unsurlara ve direnme topluluklarına dayanılarak yeniden kurulan polonya ordusu, 1949-1956 arası sovyet ma­reşali Rokosovskiy’in emrine verildi.

S.S.C. B.’nin bu sıkı kontrolü (silâhları, teşkilâtı ve yüksek rütbelileri S.S.C.B.’den) ekim 1956 buhranından sonra gevşedi; bu buhran Rokosovskiy’in istifası ve sovyet subayları­nın ülkeden ayrılmasıyle ordunun yeniden polonyalılaştırılmasına yol açtı; kumanda heyeti, iç hizmetler ve üniformalar değişti­rildi. Askerî birliklere benzer dernekler (Gençlik, Polonya Askerinin Dostları bir­liği), Gomulka’nm yeni halk rejimi anlayışı­na uygun düşen askerî ve millî bir propa­gandanın yayılmasına yardım etti.

Bununla birlikte sovyet kuvvetleri, Varşova paktı antlaşmaları gereğince polonya toprakla­rında kalmağa devam eder. 1963′te yeniden düzenlenen askerlik hizmeti, sınıflara göre iki-üç yıldır. Polonya’da üç askerî bölge vardır: Varşova, Silezya, Pomeranya. Su­baylarının yüzde 70′i Komünist partisi üye­si olan kara ordusu, 1%5′te sovyet malze­mesiyle donatıldı ve tamamıyle makineleştirilmiş 14 tümeni kapsıyordu.

• Hava ordusu. 1919′da kurulan ve 1939′da yok edilen hava ordusu, 1942′de yeniden ku­ruldu; 8′i av filosu olmak üzere 13 filoyu kapsayan bu kuvvetler ingiltere’de üslene­rek 1944-1945′te ingiliz Hava kuvvetleri sa­fında başarıyle çarpıştı. S.S.C.B.’nin kont­rolü altında yeniden teşkilâtlandırılan Po­lonya Hava kuvvetleri 1966′da yaklaşık ola­rak 50 000 kişiyi ve bin kadar sovyet yapı­sı (Av: 17, 19 ve 21 Mig: bombardıman: ilyuşin v.b.) veya sovyet lisansı altında Polonya’da yapılmış uçak ve helikopteri kap­sıyordu. Ayrıca kara – hava füzeleriyle do­natılmış uçaksavar birlikleri önemlidir. Po­lonya’da yüz kadar havaalanı vardır, önemli üslerin çoğunu 1939-1945′te Alman Hava kuvvetleri kurmuştur.

• Polonya Deniz kuvvetleri, 1919′da fransız donanması örnek alınarak kuruldu. 1940′ta ingiltere (on birlik), sonra 1945′te birçok ge­mi veren S.S.C.B. tarafından genişletilen de­niz kuvvetleri 1966′da 3 refakat gemisini, 9 denizaîtıyı ve otuz kadar küçük birliği (20 000 kişi) ve 40 mayın tarama ve sahil mu­hafaza birliğini kapsıyordu; 40 kadar da avcı uçağına sahipti. Başlıca üssü Gdynia’dır. Bu silâhlı kuvvetler (yaklaşık olarak 500 000 kişi) dışında Polonya’da, bütün halk de­mokrasilerinde olduğu gibi, içişleri bakanlı­ğına bağlı önemli birlikler de vardır: güven­lik birlikleri, sınır muhafızları, polis. Millî savunma bütçesi millî bütçenin yaklaşık ola­rak yüzde 10′unu teşkil eder.
öbür halk demokrasilerinin orduları gibi, polonya orduları da Varşova paktı sistemi içinde kalmağa devam eder; ama 1962′den Sonra alman yeni kararlarla birtakım geliş­meler sağlandı.
1963′te askere müracat edenlerin ihtiyaçtan çok fazla olması, askerlik hizmetinde deği­şiklikler yapılmasına yol açtı.

Askerlik hizmeti genel ve mecburî olmağa devam etti ama üç şekilde yapılma imkânı tanındı: sınıfına göre 2 veya 3 senelik nor­mal hizmet; üç yıla dağıtılmış devrelerde yapılmak üzere toplam olarak 18 aylık ça­lışma hizmeti; kadro fazlalarına kara birlik­leri emrinde ve günlük mesai satleri dı­şında askerî eğitim yaptırılması, içişleri ba­kanlığı emrindeki Iç Emniyet teşkilâtı (yaklş. 35 000 kişi) ve sınır muhafızları (yaklş. 10 000 kişi) 1965′te silâhlı kuvvet­lere bağlandı.
Ayrıca, Rusya’nın yardımları sayesinde, Po­lonya’nın Silâh sanayii günden güne kendi kuvvetlerinin ihtiyacını sovyet modeli si­lâh ve donatımla karşılayacak hale geldi. Böylece kara küvetleri tamamıyle moto­rize kıtalar haline getirildi.

1966′da kara kuvvetleri (emniyet kuvvetleri ve sınır muhafızları dışında yaklş. 190 000 kişi) 5 zırhlı tümen, 8 motorize piyade tü­meni, 1 havadan indirme tümeni, 1 sahil mu­hafaza tümenini kapsıyordu. Tankların hepsi hem karada, hem suda gider ve atom etkisi­ne karşı korunmuştur. Ordunun karadan karaya füze ihtiyaçlarını Ruslar karşılar.

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POGGİO

Tarih 30 Mayıs 2009

POGGİO, italyan asıllı rus dekabristleri, novaralı hekim Vittorio’nun oğulları. GiUSEPPE(Odessa 1792-İrkutsk 1848) ve ALESSANDRO (Odessa 1798-Voronki, Çernigov hükümeti 1873) orduya girerek Napolyon’a karşı açılan seferlerde Preobrajenskiy ala­yında dövüştüler. Liberal düşünceli olduk­larından Güney Rusya’da meydana gelen dekabrist ayaklanmasına (aralık 1825) ka­tıldılar ve tutuklandılar, önce, Alessandro kürek cezasına, Giusseppe 12 yıla mah­kûm edildi, ama sonra Alessandro’nun ce­zası 20 yıla, Ciuseppe’ninki de 8 yıla indi­rildi ve iki kardeş Sibirya’ya müebbet sür­güne gönderildi. Alessandro 1856′da aftan yararlandı ve Sibirya’dan ayrıldı. Batı’ya (İsviçre, İtalya) yolculuklar yaptı, sonra Rusya’ya döndü. İlgi çekici hatıralar yazdı (Zapiski [Hatıralar], 1913′te ve 1930′da ya­yımlandı). [M]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGGİO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Po Değirmeni

Tarih 30 Mayıs 2009

Po Değirmeni (İl Mulino del Po), Riccardo Bacchelli’nin 1938-1940 arasında ya­yınlanan üç bölümlük (Dio ti Salvi [Tanrı Seni Kurtarsın], La Miseria Viene in Barca [Yoksulluk Gemiyle Gelir], Mondo Vecciho sempre Nuovo [Her Zaman Yeni, Es­ki Dünya]) tarihî romanı. Bacchelli, Ferraralı bir değirmenci ailesinin serüvenlerini Napolyon’un Rusya seferinden İkinci Dün­yasına kadar izleyerek italyan tari­hinin bir yüzyıla yakın süresini yeniden yaşatır. Olayların genişliği ve anlatım zenginliği yönünden Po Değirmeni, Nievo’nun Confessioni d’Un italiano’su (Bir İtalyanın İtirafları), Rovani’nin Cento Annisi (Yüz Yıl), Bacchelli’nin örneksediği Promessi Sposi (Nişanlılar) ve Tolstoy’un Harp ve Sulh’u ile karşılaştırılabilir. Romanın ikinci kısmı, 1949′da A. Lattuada’nın yö­netiminde, C. Del Poggio ile J. Sernas’nın başrollerini paylaştığı bir filme konu oldu.(L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Po Değirmeni hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİACENZA

Tarih 29 Mayıs 2009

PİACENZA, İtalya’da şehir, Emilia’da, Emilia yolu üzerinde, il idare merkezi, Trebbia ile Po’nun kavuştuğu yer yakının­da; 87 900 nüf. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: Farnese’lerin at üzerinde iki heyke­linin (XVII. yy.) bulunduğu dei Cavalli meydanında XIII. yy.dan kalma, gotik üs­lûbunda komün sarayı ve San Francesco kilisesi (roman ve gotik üslûbunda kubbe); Vignola’nın planlarına göre yapılan Farnese sarayı (XVI. yy.). Piacenza bir tarım ve sanayi merkezidir (şeker fabrikaları, plastik maddeler imalâtı). Yakınında önemli maden ve petrol yatakları. Piacenza ili, 291 110 nüf. Apennin’lerden Po’ya kadar Trebbia’nın her iki kıyısında uzanan Piacenza’da kır hayatı canlıdır (tahıl, üzüm, tütün, hayvancılık); petrol yatakları italya üretiminin önemli kısmını sağlar.

• Tarih. Romalıların kurduğu bir koloni olan (M. ö. 218) Placentia, Hannibal’e (M. ö. 218), sonra da Hasdrubal’e (207) karşı direndi, ama Keltler ve Ligürler (200) ta­rafından yıkıldı. Bir Roma municipium’u (M.ö. 90) olunca, imparatorluk zamanında tahkim edildi ve güzelleştirildi. Markomanlar Aurelianus’u burada yendiler (M.S. 271) ve şehir Totiia tarafından yıkıldı (546). Bourgogne’lu Rodolfo II, imparator Berengaro I’i burada yendi (923). Urbanus II, Henri IV ile savaşmak için (mart 1095) burada bir din meclisi topladı. Komün olan (XII. yy.), sonra Kızılsakal Friedrich’e boyun eğen (1161) Piacenza, Lombardia birliğine katıldı. Constance barışının ilk tasarılarıburada imzalandı (30 nisan 1183). İkinci Lombardia birliğine katılan (1226) Piacenza’da, İnnocentius IV bir üniversite kurdu (1248). Oberto Pallavicino şehri alarak (1245) Anjou’lu Charles’a bıraktı (1270). Alberto Scotti’nin yönetimine giren (1290) şehir, 1332′den itibaren birçok defa el de­ğiştirdi ve kısa süren bir cumhuriyet dev­rinden sonra (1447-1448) Milano’nun oldu (1448-1511). Louis XII (1499), sonra da Leon X (1512), tarafından alman Piacenza’yı papa Paulus III «Parma ve Piacenza düklü­ğü» haline getirerek oğlu Pier Luigi Farnese’ye verdi (1545). Antonio Farnese’nin ölümünden sonra düklük İspanya kralı Felipe V ile Elisabeth Farnese’nin oğlu Carlo I’e (Viyana antlaşması, 1731) geçti; ama Carlo I iki-Sicilya kralı olunca, 1738 antlaşmasıyle Avusturya’ya bırakıldı.
Aachen barışıyle Piacenza, Carlo I’in kardeşi Filippo’ye verildi (1748). Ferdinand I’in Bonaparte ile anlaşması sonucunda şehir Suvorov tarafından işgal edildi (mayıs 1799), sonra Murat tarafından geri alındı (mayıs 1800). Madrid antlaşmasıyle (1801), Piacen­za Fransa’ya katıldı ve Taro idare bölgesi­ne bağlı bir idare çevresi merkezi oldu; Napolyon, maliye nazırı Lebrun’e Piacenza dükü unvanını verdi (nisan 1808). imparatoriçe Marie-Louise 1815-1847 arası Parma ye Piacenza düşesi oldu. Bourbon’lara verilen düklük, 1848 kargaşalıklarından sonra yeniden kurulduysa da haziran 1859 millî ayaklanmasıyle son dük Robert, unvanın­dan vaz geçmek zorunda kaldı ve Piacenza mart 1860 referandumuyle Piemonte’ye ka­tıldı. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PFEFFEL (Gottlieb Konrad)

Tarih 27 Mayıs 2009

PFEFFEL (Gottlieb Konrad), Alsace’lı ya­zar (Colmar 1736-ay.y. 1809). 1757′de kör oldu, edebiyata yöneldi ve askerlik sanatı üstüne incelemeler yaptı. 1773′te, protestan gençleri için, Colmar’da bir askerî okul kurdu. 1803′te Napolyon tarafından Colmar Ruhanî meclisi üyeliğine getirildi. Başlıca eserleri: Fabeln (Masallar) [1783]; Alsace halk şarkısı haline gelen Die Tabakspfeife (Pipo). Fabeln und Poetische Erzahlungen (Masallar ve Manzum Hikâyeler) [1810-1812] adlı eseri ölümünden sonra yayım­landı. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFEFFEL (Gottlieb Konrad) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTHES (Friedrich Christoph)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTHES (Friedrich Christoph), alman yayımcısı (Rudolstadt 1772 – Gotha 1843), Johann Georg Justus Perthes’in yeğeni. Hamburg’da kitapçılık yaptı (1796). Sonra Gotha’ya yerleşti. Orada bir yayınevi kur du. Milliyetçi ve romantik çevrelere bağlıydı:, Napolyon işgaline karşı direndi. (L)

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTHES (Friedrich Christoph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERİPTER,

Tarih 17 Mayıs 2009

PERİPTER i. ve sıf. (fr. periptere). Mim. Dış çevresi, bütün cephelerde, naos veya cella duvarından bir sütun aralığı mesafede bulunan sütunlarla donatılmış yapı.

— ANSİKL. Sütunlar, peripter’m dışında, kapalı bir gezinti yeri meydana getirir. Yuvarlak peripter veya monopteros, bir döner yapının çevresindeki sütun dizisinden meydana gelmiş dairesel bir galeridir (Olympos’da Philippeion, Roma’da Vesta tapınağı). Kare biçimli heksastil peripterin her cephesinde bir sıra üzerinde altı sütun vardır. Pompeius revağı, Antoninus bazilikası, Severus septizonium’u ahenkli oranlarıyle göze çarpan peripterlerdir. Bu tür antik tapınaklar içinde en tanınmışları Athena (Parthenon) tapınağıyle Atinada’ki Theseus tapmağıdır. Paris’te Napolyon devri mimarîsinin iki anıtı peripter’den.ilham alınarak inşa edilmiştir: Zafer tapmağı olarak inşa edilen Madeleine kilisesi ve Para tapmağı olarak inşa edilen borsa binası. (L)

17 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİPTER, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERCİER (Charles)

Tarih 12 Mayıs 2009

PERCİER (Charles), fransız mimarı (Paris 1764-ay.y. 1838). 1786′da Roma ödülünü aldı. İtalya’da Payre’nin atelyesinden arkadaşı olan Fontaine ile buluştu. 1790′da Paris’te Sergilenen Trajanus Sütununun Onarımı ile işe başladı. Devrim sırasında Fontaine ile beraber çoğunu Jacob’un imal ettiği yeni-antik tarzda mobilyalar çizdi. Konvansiyonun toplantı salonunun mobilya modellerini ve Opera için dekor maketleri hazırladı. Mimar olarak giriştikleri ilk önemli iş Malmaison’u birinci konsülün ikametine ayırmak oldu; sonra Carrüusel’deki zafer takını kurdular, Louvre ve Tuileries saraylarında büyük işler aldılar. Napolyon devrindeki bütün millî bayramlar Percier ile Fontaine tarafından düzenlendi. Ampir üslûbunun ustaları olarak sayılan bu iki mimarın birlikte yayımladığı mimarî eserler: Palais, Maisons et Autres Edificas Moderne s Dessines â Rome (Roma’da Çizilen Saray, Ev ve öbür Modern Yapılar) [1798]; Decorations İnterieures (Iç Dekorasyonlar) [1812]; Residences d es Souverains de France, d’Allemagne, de Russie (Fransa, Almanya ve Rusya Hükümdarlarının İkametgâhları) [1833]. Percier, Horace ve La Fontaine’in birer eserini de resimledi. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERCİER (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERCEVAL

Tarih 12 Mayıs 2009

PERCEVAL (John), ikinci Egmont kontu, ingiliz siyaset adamı (Londra 1711-ay.y. 1770). Becerikli, aynı zamanda gözü yükseklerde bir insandı. George IIl’e yakınlaşmak için Whig partisinden ayrıldı ve bu sayede amirallik birinci lordu oldu (1763-1766). [L]

PERCEVAL (Spencer), ingiliz siyaset adamı (Londra 1762-ay.y. 1812), John Perceval’in oğlu. 1796′da Whig partisinden milletvekili seçildi, Pitt’in siyasetini destekledi ve Tory’lere yakınlaştı. 1807′de Portland kabinesinde maliye bakanı oldu. 1809′da Portland’in yerine başbakanlığa getirildi. Birleşik Krallık, onun enerjik yönetimi altında, 1810-1811 arasındaki büyük buhranı atlatmak ve İspanya’da Napolyon’a karşı yapılan savaşı yürütmek imkânını buldu. (L)

12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERCEVAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|