Reader’s Digest
Tarih 25 Haziran 2009
Reader’s Digest, 1922′de New York yakınındaki Pleasantville’de De Witte-Lila Bell Wallace çifti tarafından kurulmuş amerikan yayım ortaklığı.
Dünya basınında çıkan makalelerin özetlenmiş derlemelerini yayımlayan, Reader’s Digest adında aylık bir dergisi vardır. 1929′da bu derginin tirajı 109 000′di ve yalnız Amerika’da satılıyordu. 1939′da ingiltere’de, 1940′ta ise İspanya ve Portekiz’de de satılmağa başlandı. 1945′ten sonra, A.B.D.’de 11 milyon basılan Reader’s Digest’ın yabancı ülkelerdeki çeşitli baskılarının sayısı otuz bire çıktı ve bu baskıların toplam tirajı 7 500 000′e yükseldi. Bunların arasında en önemlisi, 1947′den beri çıkan fransızca Selection’dur. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reader’s Digest hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAZ
Tarih 24 Haziran 2009
RAZ i. (fars. râz). Esk. Sır, gizli tutulan şey: Rükûd-ı sayede açtıkça raz-ı çeşmi-i kamer // Havuzlarında açar deste deste nilüfer (Ahmed Hâşim).
Kalsın o dîdelerdeki raz-ı emel nihan // Gönlüm diler ki ruh-ı leydi anlaşılmasın (Tevfik Fikret), // Raz-âmiz, esrarlı. || Raz-aşina, bir sırrı bilen. || Raz-ban, sırdaş. || Raz-dan, sırra ortak, dost: Ey şair-i raz-dan-ı mülhem // Ben razına olmasam da mahrem (M. Â. Ersoy).
Raz-dar sır tutan. || Raz-puş, sır gizleyen. || Raz-ı derun, içteki sır. || Raz-ı nihan, saklanmış sır. || ifşa-yı raz, sırrı açığa vurma. | Keşf-i raz, sırrı anlama. | Ketm-i raz, sırrı saklama.
— Tasav. Gönülde gizli tutulan düşünce.
— ANSİKL. Tasav. Tasavvuf inançlarına göre Tanrı, insan gönlünde nur (ışık) olarak ortaya çıkar. Kendini Tanrı’ya adayan, onun dışında bir varlık tanımayan kimse bu nur ile görür, başkaları için raz (gizli) olan ne varsa onda açıklık ve seçiklik kazanır. Tanrı sırrına eren, onun nuruyle dolan bir gönül için gizlilik görünüştedir. İçinde bulunulan evren, gönül gözüyle göremeyen, yalnız görünüşle yetinen için raz ülkesidir.
Tanrı nuruyle bakan kimse için böyle bir durum yoktur. Bazı mutasavvıflar, razın, âlemi kaplayan bir perde olduğunu ileri suretler. Onlara göre veliler (ermişler) bu perdeyi (razı) kaldıranlardır. Âlem, raz (gizlilik) ile doludur. «İrfan» denen gönül bilgisini kazananlar bu razîarı derece derece kavrar, sonra, insan için büyük sır (raz) olan Tanrı’ya ulaşırlar. Bazı mutasavvıflar da Kur’an’ın raz perdeleriyle örtülü olduğunu, ondaki kelimelerin birer sembol niteliği taşıdığını, hakikatin gizli kaldığını söylerler.
Bunlara göre razın kavranması, insanın bir bütünlük içinde kendisini Tanrı’ya vermesine, madde dünyasından, duyulur varlıklardan yüz çevirmesine bağlıdır. İslâm edebiyatında razla ilgili birçok eser yazıldı, yorumlar yapıldı. Bunlar arasında en önemlisi Mahmud Selüsterî’nin Gülşen-i Raz (Sırrın Gül Bahçesi) adlı eseridir. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWLİNSON OF TRENT
Tarih 24 Haziran 2009
RAWLİNSON OF TRENT (Henry SEY-MOUR, — baronu), ingiliz generali (Knoyle 1864-Delhi 1925).
Birmanya (1886), Mısır (1898) ve Boer (1899) savaşlarına katıldı. 1910′dan 1914′e kadar Kurmay okulunu yönetti. 1916-1918 arasında IV. İngiliz ordusunun kumandanlığını yaptı. Bu arada Plumer’den sonra kısa bir süre (1917′de) II. Ordunun başına geçti. Müttefik Yüksek Harp konseyi ingiliz temsilciliğine getirildi.
Ağustos 1918′de Foch’un yaptığı karşı saldırılar sırasında önemli bir rol oynadı. Arhangelsk ve Murmansk’a görevle gittikten sonra, Hindistan ordusu başkumandanlığına getirildi (1920-1925). [L]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWLİNSON OF TRENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVALPİNDİ
Tarih 24 Haziran 2009
RAVALPİNDİ Batı Pakistan’da (Pencap) şehir, Himalaya dağeteğinde İndus’un doğusunda; 404 300 nüf.
Pakistan ordusunun genel karargâh merkezi olan Raval-pindi, İndus ovasını Himalaya’ya bağlayan karayollarını ve kervan yollarını kontrol altında tutan çok önemli bir askerî şehirdir. Sanayi büyük ölçüde gelişmektedir: demir-çelik fabrikası, makine yapımı, elektrik malzemesi, dokuma sanayii. Attok ile Cihlam bölgesini Ravalpindi’ye bağlayan petrol boruları, kimya sanayiinin kalkınmasını destekleyen bir petrol rafinerisini besler. Şehrin Keşmir ile ticareti canlıdır. Havaalanı yakınında eski Taksila’nın yıkıntıları.
— Tar. Sikhî birlikleri, 1849′da Gucerat savaşından sonra burada teslim oldu. Afganistan’ın bağımsızlık antlaşmasını İngilizler 1919′da burada imzaladılar. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVALPİNDİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAUMA
Tarih 24 Haziran 2009
RAUMA, Finlandiya’da (Turku-Pori ili) liman şehri, Botten körfezi kıyısında, Turku’nun kuzeybatısında; 21 200 nüf.
Ortaçağdan beri önemli bir kereste ticareti merkezi olan şehir, eski sokaklarını birkaç anıtı ve dantelcilik geleneklerini muhafaza eder. Metalürji. Kereste, kâğıt ve deri sanayii. Plastik madde fabrikası. Cephane fabrikası. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATİB
Tarih 24 Haziran 2009
RATİB sıf. (ar. rutübet’ten rattb). Esk. Islak, nemli: Yolun likayi ratıbinde, muhteriz dolaşır (Tevfik Fikret). || Taze, yeşil. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATİB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATIP veya RATİP veya RATIB
Tarih 24 Haziran 2009
RATIP veya RATİP veya RATIB sıf. (ar. rutübet’ten râtıb).
Esk. Rutubetli, nemli: Açık pencereden süzülen gecenin ratip havasını duymak için başını duvara dayadı (H. Z. Uşaklıgil).
— Dil bil. Kelime Osmanlıca’da yapılmıştır. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATIP veya RATİP veya RATIB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATEAU (Aguste)
Tarih 24 Haziran 2009
RATEAU (Aguste), fransız mühendisi (Royan 1863-Neuilly-sur-Seine 1930). Akışkanların (hava, su, buhar) motris gücü ve bu akışkanların itme gücünden yararlanan, «turbo-makine» adını verdiği makinelerle ilgilendi.
Çalışmalarının tümünü Traite des Turbomachines (Turbo – makineler Üstüne inceleme) [1898-1900] adlı eserinde topladı. 1900′den itibaren buhar türbinlerinin çalışmasını inceleyerek, buharın tam genleşmesini sağlayacak bir boru profili ortaya attı. 1901′de, kendi adını taşıyan çok hücreli etki türbinini keşfetti.
Ayrıca, kademeli çarklı bir çeşit türbokompresör, yüksek debili santrifüj tulumbalar, maden ocaklarının havalandırılması için özel vantilatörler yaptı. Türbinlerin küçük basınç düşmeleriyle çalışabilmesi özelliğine dayanarak, bir fabrikadaki bütün makinelerin egzos dumanlarını bir akümülatörde toplamayı ve bu artık enerjiyle «karmaşık türbin» denen düşük basınç türbinlerini çalıştırmayı düşündü; böylece özellikle maden işletmelerinde büyük bir tasarruf sağladı.
Sayısız buluşları arasında özellikle bir türbokompresör çok önemlidir; uçak motorunun egzos gazlarıyle çalışan cihaz motora basınçlı hava basar ve böylece yükseltide hava basıncının azalması sonucu motor gücünün düşmesini önler. Bu yeni teknik ilk defa Birinci Dünya savaşında uygulandı; sonra, özellikle denizcilikte itme ve demiryollarında çekme gücü veren içten yanmalı motorlarda kullanıldı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATEAU (Aguste) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASTLAŞMA veya RASLAŞMA
Tarih 23 Haziran 2009
RASTLAŞMA veya RASLAŞMA i. (rastlaşmak veya raslaşmak’tan rastlaş-ma veya raslaş-ma).
Rastlaşmak eylemi. || Birbirine tesadüf etme. || Aynı yerde karşlaşma, üst üste gelme: Gerçek hürriyetçilikle, toptan insan öldürmenin ilintisi olabilir mi hiç? Raslaşma dediğimiz maskaralığın sefil oyunlarından biri değil de nedir bu? (Kemal Tahir).
— Leng. Aynı cümle veya kuruluşta yer a-lan iki farklı dil unsuru arasındaki bağıntı.
(Bu unsurlar, tek tek morfemler veya morfem sınıfları [kategoriler] veya morfem dizileri olabilir. Çocuk topa vurdu cümlesinde çocuk, top, vur v.b. morfemler arasında rastlaşma vardır;
bu cümlenin bir örneği olduğu geçişli cümlelerde i [isim], fg [geçişli fiil] ve i [isim] arasında rastlaşma söz konusudur.)
— Ansikl. Rastlaşma kavramının tasvirî dilbilimde önemli bir yeri vardır. Unsurlar arasındaki rastlaşmaların düzenliliği bir dilin yapısını tasvir etmeğe ve özellikle dil unsurları arasındaki çeşitli bağıntı tiplerini tanımlamağa yarar. Meselâ birbirine uymama bağıntısı (paradigma bağıntısı kavramına çek yakındır) hiç bir zaman rastlaşmayacak unsurlar arasındaki bağıntı olarak tanımlanacaktır.
Unsurların kategorileri veya sınıfları arasındaki rastlaşma bağıntıları farklı cümle veya yapıları tanımlamağa yararsa, tek tek rastlaşmalar, çok önemlidir ve Harris bu rastlaşmalar sayesinde dönüşüm kavramını tanımlar. Bir cümle tipini ele alalım (meselâ İi Fg İz cümlesi); bu tip cümlede herhangi bir fiil morfemiyle rastlaşan herhangi bir isim morfemi bulunmaz: meselâ, çocuk topa vuruyor veya Ahmet kitabı seviyor gramer kurallarına uygun, kitap Ahmet’i seviyor ise uygun değildir; şu halde, tek tek rastlaşmaların (çocuk, top, vur; Ahmet, kitap, sev-) «yapısal bir formülün (İi Fg İz) geçerliliğini sağlayan değerler» (Harris) olduğu söylenebilir.
Formülleri, tek tek morfemlerin benzer rastlaşmaları tarafından sağlanan iki cümle arasında bir rastlaşma bağıntısı varsa, bu iki cümle tipine «birbirine dönüşebilen cümleler» denir; meselâ etken ve edilgen fiilli cümleler: kitap Ahmet tarafından seviliyor; topa çocuk tarafından vuruldu (fiili etken cümlenin formülünü sağlayan morfemler edilgen fiilli cümlenin de formülünü sağlar). Rastlaşma kavramı Z. S. Harris tarafından olduğu kadar j. A. Fodor ve J. J. Katz tarafından da incelenmiştir. (LM)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASTLAŞMA veya RASLAŞMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASKOLNİK
Tarih 23 Haziran 2009
RASKOLNİK i. (raskol, din sapkını’ndan rusça k.). Tar. Ortodoks kilisesinde 1654′te patrik Nikon tarafından gerçekleştirilen reformları (yanlışlar veya ihmaller sonucu anlamı bozulmuş Kutsal Kitap metinlerinin düzeltilmesi ve dinî törenlerde usul ve sıra konularında reform) dinin aslına aykırı bulan ve muhalefet eden ruslar.
— Ansıkl. Raskolnik’ler Nikon’un reformlarını millî inançlar için bir tehdit ve batı etkisinin bir belirtisi saydılar. Bu konuda Nikon’un başlıca hasımlarından biri papaz Avvakum’du (öl. 1681). Avvakum’un taraftarları dinî törenlerde eski usul ve sırayı savundular ve iki parmakla haç çıkarmayı reddetmek (yeni usul üç parmakla haç çıkarmaktı) veya buna benzer usul değişikliklerine boyun eğmektense işkenceyi tercih ettiler.
Raskolnik’ler, genellikle, medeniyetçi yeniliklere karşı millî geleneklerin savunucusuydular. Birçoğu Sibirya’da kolon haline geldi. Raskolnik’ler, çeşitli tarikatlara bölündü. Bu tarikatların arasında en önemlisi, 1860′ta resmen tanınmış olan popovets’lerdir (papazalar). [L]
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASKOLNİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASATHANE veya RASADHANE
Tarih 23 Haziran 2009
RASATHANE veya RASADHANE blş. i. (ar. raşad, gözleme ve fars. hane, ev’den raşâd-hâne).
Esk. Astronomi veya meteororoloji gözlemlerine uygun şekilde tasarlanmış ve donatılmış yapı: Rasathaneler nasıl gökleri ve yıldızları temaşa için havaya uzanmış bir fen gözü ise…
(H.R. Gürpınar). Rasathaneler de her gün haber veriyorlar (B. Felek).
Eşanl. GÖZLEMEVİ.
— ANSiKL. Astron. Gök olaylarını incelemek için ayrılan rasathane’lerin eski çağlarda kurulduğu sanılır: Babil’deki Belus kulesi, Mısır’daki Osimandias mezarı. Eratosthenes’in kurduğu İskenderiye rasathanesi V. yy.a kadar çalışıyordu. Araplar, Hintliler ve Çinliler de erken çağlarda bu tür binalar yapmışlardı.
Avrupa’da, bir prens tarafından kurulan ilk rasathane Kassel’de Hessen landgrafı Wilhelm IV tarafından yaptırıldı (1561) ve 1593′te kapatıldı. 1576′da, Tycho-Brahe, Elseneur ile Kopenhag arasındaki Hven adasında Uranienborg rasathanesini kurdu. Bu tarihten itibaren de Avrupa’nın bütün bellibaşlı şehirlerinde rasathaneler yapılmağa başladı. Astronomi incelemeleri Almanya, İngiltere, Rusya, İtalya’da ve özellikle de özel bağışlar sayesinde A.B.D.’de büyük bir önem kazandı.
Bütün büyük devletlerin resmî rasathaneleri vardır. Ayrıca çok sayıda özel rasathane de bulunur. Çağımızda gök incelemeleri fotoğrafçılık ve tayf ölçümünün büyük çapta uygulanması yüzünden rasathane kurulacak yerlerde atmosfer şartlarının ve hava berraklığının çok iyi olmasına dikkat edilir. En gelişmiş ve güçlü donatım A.B.D. rasathanelerindedir. Kaliforniya’daki Mont-Wilson rasathanesinde teleskop aynasının çapı 2,50 m’dir; Chicago’da Yerkes rasathanesindeki dürbünün objektifi 1 metre çapındadır.
Rasathane çalışmaları. Yıldızların gök koordinatlarının kesin olarak belirlenmesi, büyük rasathanelerin günlük işlerindendir. Bu gözlemler için özellikle meridyen âletleri denen, bir tek dönme eksenli ve mümkün olduğu kadar dengeli âletlerden yararlanılır; meridyen âletleri, dürbünün dereceli bir daireyi harekete geçirmesiyle iki koordinatı aynı zamanda verir. Bu tür gözlemler, çoğu zaman «meridyen servisi» denen bir servis tarafından yapılır. Bundan başka, her büyük rasathanede, astronomi saatleri ve radyotelgraf alıcı cihazlarıyle donatılmış bir saat servisi, gökyüzünün fotoğraf haritasını hazırlamak üzere bir fotoğraf servisi (1880′de yapılmağa başlanan bu harita milletlerarası bir teşebbüstür ve sık sık gözden geçirilerek düzeltilir) ve nihayet önemi son otuz yılda gitgide daha çok artan bir astrofizik servisi vardır. Bazı rasathaneler, Güneş gözlemlerinde veya. gezegen ve kuyrukluyıldız gözlemlerinde uzmanlaşmıştır. Meteroloji gözlemleri astronomi servislerinden bağımsız rasathanelerde yapılır.
• İslâm dünyasında kısa süreli bazı özel çalışmalar için geçici rasat (gözlem) yerleri kuruldu; ayrıca, zamanı belirtmeğe yarayan muvakkıthaneler de vardı. Bu bakımdan ilk yüzyıllarda rasathane ile geçici rasat yerleri arasında kesin bir ayırım yapmak güçtür. Her rasathanenin, bilimsel ve yönetim işlerine bakan görevlileri, gözlem araçları ve kütüphanesi vardı. Bu bakımdan rasathaneler, akademik niteliği olan birer öğretim kurumu sayılırdı, islâm rasathaneleri hükümdarların veya devlet adamlarının desteğiyle kurulan devlet kurumlarıdır.
Her rasathanenin çalışma programı otuz yıllık bir süre içindi; âletlerin saklanması ve bakımları için sınırlamalar ve hükümdarların her zaman rasathaneye karşı ilgi duymamaları islâm rasathanelerinin gelişmesini kısıtlardı, özel rasathaneler daha uzun ömürlü ve verimli oldu.
İslâm rasathanelerinin kuruluşunda, hükümdarların astrolojiye karşı ilgisinin ve günlük ve gelecekle ilgili tedbirlerin alınmasında yıldızların güvenilir birer kılavuz sayılmalarının da önemi vardı, islâm rasathaneleri gerçekte birer astrolojik çalışma kurumu değil, bilimsel niteliği olan kuruluşlardı. Bu bilim dalının adı heyet’ti ve heyet (astronomi) yardımıyle birtakım matematik hesaplara dayanan gök cetvelleri (zîc’ler) düzenlenir ve takvimler hazırlanırdı. Çağma göre gelişmiş bir nitelik taşıyan rasat araçlarıyle yapılan ilk gözlemler, IX. yy.ın başlangıç yıllarında Cündişapur’da (Güneybatı tran) yapıldı. Ahmed Nihavendi, Zîc el-Muştemil (Gezegenlerin Hareketini Kapsayan Zayiçe) adlı eserini düzenlerken bu rasatlardan yararlandı, islâm astronomisinin en parlak dönemi abbasî halifesi Memun (813-833) devridir.
Bağdat’ta Eş Şemmasiye mahallesinde bulunan rasathanede halifenin astronomları, Yahya bin Ebi Mansur’un (öl. 830) emrinde, gökcisimlerinin hareketlerini sürekli olarak gözetlerlerdi. Bunlar, El Macisti’de belirtilen eğim, gece-gündüz eşitliği, şemsî yılın güneş süresi gibi konuları da incelediler. Şam’ın 3-4 km kuzeyinde Kasiyan dağı üzerinde, aynı halifenin başka bir rasathanesinde yapılan gözlemlerden de yararlanarak Zîc el-Mumtahan (Denenmiş Zayiçe) düzenlediler. 850′den 870′e kadar Musa bin Şakir’in oğullarından Muhammed ve Ahmed, Bağdat’ın Dicle üzerinde Babüttak’ta bulunan evlerinde kurdukları rasathanede düzenli gözlemler yaptılar.
Ebu Hanife Ahmed Dinaverî (öl. 895), 850′de heyet rasatları yapmak için İsfahan’da oturdu; gözlemlerini Kitab-ür-Rasad adındaki eserinde topladı. Battâni 887-918 yıllarında Fırat üzerindeki Rakka’da çok önemli rasat çalışmaları yaptı. Sabit bin Kurra, Güneşin hareketlerini yeniden incelemek için eskilerin rasatlarından yararlandı. Amâcûr ailesinden üç veya dört kişinin 885-933 yılları arasında rasat yaptıkları biliniyor. Büveyhîlerden Rüknüddevle adına Rey şehrinde Vezir Ebul Fazl bin el-Amid tarafından 950′de, tutulma yüzeyinin eğimi ölçtürüldü.
Ebul Fazl Herereî, Ebu Cafer Habini gibi astronomlar güneş tutulmasıyle ilgili gözlemler yaptılar. Yine Büveyhîlerden Adududevle için, Abdurrahman Sûfî ve başka astronomlar tarafından Şiraz’da rasatlar yapıldı. Ebul Vefa Buzcani, Bağdat’ta bir süre önemli rasatlar yaptı (975). ibnülalâm’ın 982′de yaptığı rasatlar Adududdevle tarafından desteklendi. Bağdat’ta büveyhî hükümdarı Şerefüddevle (982-989) adına bir rasathane kuruldu. Ebu Muhammed Hucendî 994′te Büveyhîlerden Fahrüddevle için Rey şehrinde süds-i fahri (sekstant) adlı bir âletin yardımıyle tutulma düzlemi eğimini tayin etti. X. yy.ın sonunda büveyhî melikleri kendi saraylarında birer rasathane kurarak Abdurrahman Sûfî, ibnülalâm, Ebul Vefa gibi astronomları orada topladılar. İbni Sina, Alaüddevle adına Hemedan’da başka bir rasathane kurdu (1025).
Mısır’da astronomi gözlemleri fatımî halifelerinden Aziz (öl. 996) devrinde başladı. Onun Kahire’de kurduğu rasathaneye halife Hakim de yardımda bulundu. İbni Yunus (öl. 1009) Zîc el-Hakimî (Hakimî’nin Zayiçesi) adlı eserme kaynak olan rasatlarını 977′den 1008′e kadar orada yaptı. Memun devri rasathanelerinde, rasat âletleri, özel çalışma yeri ve bir bilimsel kurul vardı, islâm ülkelerinde, ramazan ayının başlangıç ve bitiminin hesaplanmasında ilk hilâli gözlemeye dayanan çalışmalar buralarda yapılırdı. Dinî günlerin ve namaz vakitlerinin tayininde, kıble yönünün tespitinde yararları dolayısıyle, astronomiye ayrı bir önem verildi.
Memun devrinde kurulan ilk rasathanelerin çalışma programları yalnız güneş ve ay rasatlarını kapsıyordu. Şemmasiye’deki gözlemlerden alınan olumlu sonuçlara dayanılarak Kalsiyum rasathanesi kuruldu. Şerefüddevle rasathanesinde bütün gezegenlerin rasadını kapsayan geniş bir çalışma programı vardı. Burada çalışan astronomlar arasında Ebu Sehl Kûhî, Ebül Vefa Buzcânî bulunuyordu. Hemedan’da İbni Sina tarafından kurulan rasathanede ölçü duyarlığını sağlamak için mikrometreye benzer bir aracın kullanıldığı biliniyor. 1075′te İsfahan’da kurulan Melikşah rasathanesinde çalışma programının 30 yıl sürmesi gerektiğini’ gösteren belgeler vardır. Bütün gezegen gözlemlerinin rasathane çalışma programına alınması, rasathanenin çalışma süresini uzatmak bakımından bir aşamadır. Melikşah adına düzenlenen celâli takvimi’nin de bu rasathanede yapıldığı sanılıyor. Bu kurumda Ömer Hayyam, Ebu Muzaffer İsfizarî, Meyimin bin Necile, Vasıtî gibi bilginler çalıştı.
1118′den sonra astronom Hazinî, Sultan Sencer namına Zîc-es-Sencerî’yi (Sencer’in Zayiçesi) hazırladı. Bundan sonra Efdal ve Memun Bataihi adlı iki fatımî veziri tarafından 1120-1125 yılları arasında Kahire’de bir rasathane kuruldu. Ebul Kasım Usturlabî 1130′da Bağdat’taki selçuklu sarayında gözlemler yaptı. XI. yy.da Tuley-tule’de (Toledo) Ebu İbrahim Zerkal ile arkadaşlarının önemli rasatlar yaptıkları biliniyor; bu rasatlar Seyid Endülusî’nin yaptığı rasatların bir devamı niteliğindedir. İbni Bacce de (öl, 1139) kendi evinin damında bazı rasatlar yaptı. 1325′te Yezd şehrinde Rükneddin Ahmed bin Nizamel-Huseynî adında biri tarafından Rasad-ı Vaktü’l-Hüseynî adı verilen rasathane kuruldu. XIV. yy.da İbnî Şatır’ın (öl. 1879) Şam’daki özel rasathanesi de önemlidir.
1272′de Kırşehir’de kurulan Cacabey medresesinde ve Kütahya’nın Vacidiye medresesinde özellikle XIV. yy.ın ilk yarısında gözlemler yapıldığı veya astronomi dersleri verildiği biliniyor. 1300′de Gazan Han, Tebriz’de, 1420′de Uluğ Bey Semerkand’da birer rasathane kurdular: Uzakdoğu’da geliştirilen astronomi çalışmaları Selçuklular tarafından islâm dünyasına aktarıldı. Uzakdoğu etkisi, selçuklu sanat eserlerinde görülen tutulma düzlemi burçlarının resimlerinde göze çarpar. Astronomi alanında en önemli aşama İlhanlılar devrindedir. 1259′da kurulan Maraga rasathanesi islâm rasathanelerinin gelişmesinde etkili oldu. İlhanlı hükümdarı Hulâgu’nun yanında bulunan ünlü astronom Nasirüddin Tusî, yeni gözlemler yapılması gerektiğini hükümdara bildirdi. O zamanlar, bazı çevrelerde yıldızları gözleyerek gelecekteki olayları önceden görme inancına dayanan astroloji (ilmi nücum) ile astronomi arasında benzerlikler bulunduğuna inanılıyordu. ilhanlı hükümdarı Hulâgu Han da astronomiyle astroloji arasında bir yakınlık bulunduğu kanısındaydı. Bu amaçla Nasırüddin Tusî’nin rasathanesi âletlerle donatıldı.
Burada, gözlem âletleri ve astronomiye ait her türlü araç, zayiçe, takvim, usturlap, yükseklik ölçme âletleri, yıldızların ve burçların durumlarını gösteren âletler ve mücessem küre vardı. Bu kurum, gerek âletlerinin zenginliği, gerek içinde çalışan bilim adamlarının sayısı ve seçkinliği bakımından, büyük önem taşırdı, ismaililerden kalan çok zengin bir kütüphanesi olan bu kurumun 45 yıl çalıştığı biliniyor. Nasrüddin bu rasathanede hükümdar adına Zîc-i Hâniyi (veya Zîc-i İlhanı) [ilhanlı Zayiçesi] düzenledi. Bu eserde Kûşiyâr, Fahir, Âlâî, Şâhî, Battânî zîclerinde bulunmayan birtakım cetveller vardır. Ayrıca onların yanlışlarını da düzeltmektedir. Hulâgu ölünce Zîc-i ilhanı, onun yerine geçen Abaka’ya adandı. Müeyyedüddin Urzî, Fahreddin Meragî, Fahreddin Ahlatı, Necmeddin Kazvinî gibi çağın tanımış matematik ve astronomi bilginleri de rasat işlerinde Nasirüddin’e yardım ettiler. Onun ölümünden sonra yerine oğlu Asılüddin rasathane müdürlüğüne getirildi. İslâm geleneğinin devamı olarak Mihrace Cay Sing tarafından 1728 – 1734 yılları arasında Caybur, Delhi, Benares, Ocayın ve Mathura şehirlerinde Muhammed Şah adına rasathaneler kuruldu. Bunların kuruluşunda eski hint ve avrupa etkisi açıkça görülür. Türkiye’de modern rasathane Fatin Hoca (Gökmen) tarafından kuruldu (1911). Kandilli’de olan bu rasathane bugün de Türkiye’nin tam teşekküllü rasathanesidir (bk.KANDİLLİ RASATHANESİ.) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASATHANE veya RASADHANE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RAŞİTİZM i. (fr. rachitisme’den). Patol. Fosfor ve kalsiyum metabolizmasındaki bir bozukluktan ileri gelen ve çocuklarda, omurga, kol ve bacak kemiklerinde şekil bozukluğuna sebep olan kemik hastalığı. — ANSİKL. Patol. Raşitizm, genellikle çocuk dünyaya geldikten sonra birinci yaşta baş gösterir. İştah azalır, çocuk zayıflar, etlef gevşektir, biraz canlı hareketler güçlükle yapılır; sonra, hastalığın esasını meydana getiren kemik bozuklukları ortaya çıkar; kaburgalar tespih görünüşü alır, göğüs yandan yassılaşır (tavuk göğsti), kemik uçları şişer ve kemikler eğrilir (özellikle bacaklarda), dişlerin ve kafatasının kemikleşmesi gecikir, kafatası irileşir ve çoğu zaman karın büyür. Eskiden raşitizm kötü beslenmekten (sindiremeyecek kadar çok yemek veya sindirimi güç besinler almak) ileri gelen bir beslenme hastalığı sayılırdı. Şimdi bu hastalığın, kalsiyumun kemik dokusuna iyice bağlanmasını engelleyen, fosforkalsiyum metabolizmasındaki bir bozukluktan ileri geldiği bilinmektedir. Bozukluk iki etmenden ileri gelir: organizmada D vitamini oluşumunu engelleyen güneşsizlik ve beslenmede madenî madde dengesizliği (dengesiz rejim veya sindirim bozuklukları). Demek ki raşitizm D vitamini eksikliğinden ileri gelir fakat burada söz konusu olan vitamin eksikliği vitaminsizliğin tamamen özel bir asididir. Raşitizm ikinci çocukluk çağında kendiliğinden durur, fakat kemiklerde önemli şekil bozuklukları bırakabilir. Tedavi, çocuğa düzgün ve dengeli bir beslenme, elden geldiği kadar iyi sağlık şartları, özellikle açıkhava ve güneş sağlamakla olur. Raşitizm devam ederken, morötesi ışınlara ve D vitaminine baş vurmak gerekir. — Vet. Raşitizm hayvan yavrularında, özellikle köpekte sık görülür. Besinlerdeki fosfor-kalsiyum dengesizliği, vitamin eksikliği, raşitizme yol açan sebeplerdir. Bu hastalık kemiklerin genel veya kısmî bozukluğuyle belirir. Raşitizme özgü düğüm şeklindeki şişkinler özellikle ön bacaklarda görülür. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAŞİTİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 Raşitefendi kütüphanesi, Kayseri’de Reisülküttap Raşid Efendi tarafından kurulan (1796) kütüphane. Ulucami’nin batı duvarına bitişik küçük bir yapıdır. Üç basamakla çıkılan giriş kapısı, üzeri beşik tonozla örtülü uzunca bir koridora açılır. Okuma salonu kubbeyle örtülüdür. Giriş koridorunun sonuna doğru yer alan sağdaki kapı camiye, soldaki kapı okuma salonuna açılır. Pencere aralarında tahtadan gömme dolaplar yer alır. Bunların ve pencerelerin üzerine gelen kısımlar renkli duvar nakışlarıyle süslüdür. Dış cephe kesme taştandır. Osmanlı imparatorluğu devrinde Anadolu’da açılan kütüphanelerin en büyük ve en önemlilerinden biridir. (M) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Raşitefendi kütüphanesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RAPİSARDİ (Mario), italyan şairi (Catania 1844-ay.y. 1912). Eserleri arasında toplumsal ve felsefî konulu şiirler önemli bir yer tutar. Rapisardi, Carducci’nin rakibiydi, onunla yankılar yapan tartışmalara girişti. Eserleri arasında, Palingenesi (1868), Ricordanze (Hatıralar) [1872], Lucifero (1877), Giobbe (Eyyub) [1884], Poesie Religiose (Dinî Şiirler) [1887], Epigrammi (Epigramlar) [1888], Poemetii (Küçük Şiirler) [1885-1907], Atlantide (1894) vardır. (L) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPİSARDİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RAŞİANESTEZİ veya RAŞİANALJEZİ i. (fr. rachianesıhesie veya rachianalgesie). Omurga kanalına, doğrudan doğruya omuriliği ve omurilik sinir köklerini etkileyen ve hemen alttaki kısımlarda anestezi sağlayan bir madde şırınga edilmesini öngören kısmî aneztezi metodu. —- ANSİKL. Raşianestezi’yi 1894′te Corning (A.B.D.) buldu; bu metotla verilen anestezi maddesi, doğrudan doğruya sinir köklerinin sertzar içindeki kısmını (bk. BEYİN omuriilik zarı) etkiler. Anestezi, fizyolojik olarak duyum ve hareket sinirlerini uyuşturduğu gibi, yaşatkan sinir sistemini de uyuşturur. RAŞİD sıf. Bk. RAŞIT. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAŞİANESTEZİ veya RAŞİANALJEZİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAPALLO, İtalya’da şehir, Ligaria’da (Cenova ili), Rapallo körfezi kıyısında, Riviera di Levante’de; 20 600 nüf. önemli sayfiye yeri. Dantel sanayii, özel çelikler. — Tar. Cenovalılar burada Pietro Loredano kumandasındaki Venedik kuvvetlerine yenildiler (1431). Louis d’Orleans, Napolileri burada yendi (1494). Şehir Preveze zaferinden sonra devam eden deniz savaşları sırasında Turgut Reis tarafından yağmalandı (1539). [L] 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPALLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANZOLİ (Cesare), italyan filozofu (Mantova 1876-Cenova 1926). Messina (1918-1922) ve Cenova (1922-1926) üniversitelerinde ders verdi. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANZOLİ (Cesare) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANGOON, Birmanya’nın başkenti ve Pegu idare bölümünün merkezi, Rangoon ırmağı kıyısında, Martaban körfezine 34 km uzaklıkta; 737 000 nüf. Ülkenin en büyük şehri ve başlıca limanı olan Rangoon, Birmanya demiryolu ağının merkezidir. Tersaneler; bıçkıhaneler; çeltik fabrikaları. Hint sermayelerinin ve işçilerinin şehre akın etmesiyle yerli halk ancak varoşlarda tutunabildi. Zenginlik ve bereket yılları olan 1920′lerde hintli akını en yüksek noktasına ulaştı. 1931 Sayımına göre 400 415 kişi olan toplam nüfusun (şehir sınırları içinde) 212 929′u hintliydi. Bu arada şehirde çeşitli kurumlar gelişti. 1920′de kurulan Rangoon üniversitesine inya yakınındaki kırlık bölgede 1 600 km2′lik bir alan eklendi, önce üniversite koleji ile Judson koleji sonra mühendislik, tıp ve öğretmen okulları inşa edildi. Hükümet sosyalist ilkelere uygun millî bir kalkınma siyaseti uygulamaktadır; bu kalkınma programı başkent çevresinde yoğunlaşmıştır. Devlet yatırımıyle kurulan iki dokuma, bir çelik, bir de ecza fabrikası henüz masrafını çıkarmamıştır. Bu arada yakılıp yıkılan bölgeden göçenler, şehir nüfusunu büyük ölçüde artırdı. 1958 Eylül-ekiminde yapılan hükümet darbesiyle Birmanya’da ordu yönetime elkoydu. Avnı yılın aralığında şehir muhtariyetine son verildi ve albay Tun Şeyn şehir yöneticiliğine tayin edildi. Tun Şeyn’in başkanlığında şehri temizlemek ve göçmenleri şehir sınırları dışındaki yeni yerleşme bölgelerine aktarmak için büyük çabalar harcandı. 1962′de ordu yeniden yönetime elkoyunca, tek protesto üniversite öğrencilerinden geldi, öğrenci gösterileri, aynı yılın temmuz ayında 17 öğrencinin vurulması ve öğrenciler Birliği binasının yıkılmasıyle bastırıldı. Şehirde 1967 haziranında çin aleyhtarı kanlı gösteriler yapıldı; birçok çinli öldürüldü. Çin elçiliğine ve çinlilere ait evler ve dükkânlara saldırılar oldu. (M) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANGOON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANGONİ (Cristoforo), italyan mimarı (Piacenza XVII. yy.). Piacenza Belediye sarayının tiyatrosunu yaptı (1646). Tiyatronun binlerce seyirci alan salonu, süslemelerinin zenginliğiyle dikkati çeker (yalancı mermerden dor sütunları, yaldızlı kornişler). Bu tiyatronun, bükülmez bir perdesi ve önemli sahne tertibatı vardı. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANGONİ (Cristoforo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANDA (Antonin), çek hukukçusu (Bystrice na Uhlave, Klatovy 1834-Dobrichovice, Prag 1914). Prag üniversitesinde profesörlük yaptı (1862-1904). Siyasî hayata atıldı, özellikle karşılaştırmalı hukuk konusunda önemli çalışmalar yaptı. Almanca olarak yazdığı eserler: Der Besitz Nach österreichische Rechte (Avusturya Hukukunda Milliyet) [1864]; Die Schadenersatz-pflicht Nach österrichsche Rechte mit Bedachtnahme Auf Auslandischen Gesetzgebungen (Yabancı Ülke Kanunları ve Avusturya Hukukunda Tazminat Yükümlülüğü) (1907). (M) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDA (Antonin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMPAL (Jean-Pierre), fransız flütçüsü (Marsilya 1922). Müzik öğrenimine babası Joseph Ramp al ile başladı, sonra Paris konservatuvarıı bitirerek bir birincilik ödülünü aldı. 1945′ten sonra dünyaca tanındı. Rampal, günümüzün en büyük flütçüleri arasında yer alır. XVII. ve XVIII. yy. klasik repertuvarınm önemli bir bölümü onun sayesinde yeniden değerlendirilmiştir. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPAL (Jean-Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMONDİA veya RAMONDA i. (Ramond de Carbonnieres’in adından). Büyük bir sap ucunda 3-4 sm büyüklükte mor çiçekleri olan otsu bitki. (Gesneriaceae familyasından.) —ANSiKL. Ramondia’lar, rozet şeklinde dizili, kalın, tüysü yapraklı otsu bitkilerdir; taç kısmı çan biçiminde olan çiçekleri 5-6 sm uzunluğunda bir sapın ucunda toplu bulunur. Hepsi de serin ve nemli bahçelerde yetiştirilen pek çok türü vardır. Ramondia natalia’nın çiçekleri mavimsi, RAMON Y CAJAL (Santiago). Bk. CAJAL (Santiago RAMON Y). 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMONDİA veya RAMONDA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMEAU (Jean-Philippe), fransız bestecisi (Dijon 1683-Paris 1764). İlk müzik derslerini babasından aldı. Dijon Notre-Dame kilisesinin orgcusu oldu: Milano’ya yaptığı kısa bir yolculuktan (1701) sonra 1702′de Clermont-Ferrand’da, 1705′te de Paris kiliselerinde orgculuk yaptı. 1706′da Birinci Klavsen Parçaları Kitabım yayımladı. Sırasıyle Dijon’da (1708), Lyon’da (1713) ve yeniden Clermont-Ferrand’da (1713) orgculuk yaptı ve 1722′ye kadar orada kaldı. Aynı yıl Traite d’Harmonie (Armoni incelemesi) adlı kitabını yayımladı. 1723′te Paris’e döndü, ikinci Klavsen Parçalarım (1724) yayımladı ve birkaç vodville tiyatro çalışmalarına başladı. 1732′de Sainte – Croix-de-la-Bretonnerie’de. 1736′da da Cizvit kolejinde orgculuk yaptı. Vergi kesenekçilerinden La Poupliniere’in müzik işlerini yönetti, bu sayede Kraliyet Müzik akademisine girebildi. 1733′te lirik trajedisi Hippolyte et Aricie Paris operasında temsil edildi ama tam bir başarı kazanamadı. Buna karşılık Les indes Galantes 1735), Castor et Pollux (1737) ve özellikle Dardanus (1739) büyük ilgi gördü. Generation Harmonique (Armoni üretmeleri) adlı kitabının yayımlanması ve bir bestecilik okulu açması Rameau’nun şöhretini bir kat daha artırdı, 1745′te saray müzikçiliğine getirildi. Artık fransız müziğinin en büyük temsilcisi olarak kabul edilen Rameau, Bouffon’lar çatışmasının başlamasıyle italyan müziği taraftarlarının saldırısına uğradı (1752-1754). Observations sur Nötre instinct Pour la Musique (Müzik İçgüdümüz Üstüne Düşünceler) [1754] adlı yazısını yayımlayarak kendisi için ileri sürülen iddiaları çürüttü. 1754′ten sonra ancak saray için bazı küçük parçalar besteledi. Sondan bir önceki operası Paladins ancak birkaç kere temsil edildi. Buna karşılık ilk operalarının yeni temsilleri gerçek birer zafer oldu. Abaris ou les Boreades adlı son operası sahneye konulmadan az önce öldü. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMEAU (Jean-Philippe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAMAZAN bayramı, müslümanlarm oruç ayı olan ramazanın bitiminde 3 gün kutlanan bayram. 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMAZAN bayramı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAMAPİTHECUS i. Hindistan’da bulunan ve miyosen sonlarına ait olması muhtemel prehominiyen insan fosili. (Fosilin üstünde yapılan incelemeler insan-maymun ayırımının en az 14 milyon yıl önce başladığını göstermektedir. Bu fosilin Pleyistosen devrinde yaşamış insangillerin atası sayılması paleoantropolojinin yakın zamandaki en ö-nemli buluşlarından biridir.) [L] 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMAPİTHECUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKKA, Esk. Kallinikon, Suriye’de (Hasek ili) şehir, Fırat yakınında ırmağın Balık ile kavuştuğu yerin yukarısında; 7 100 nüf. önemli yıkıntılar (IX. yy.dan kalma saray). Yakınında petrol yatakları. 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKKA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKİÇ (Milan), sırp şairi (Belgrad 1876 -Zagreb 1938). Çeşitli Avrupa ülkelerinde elçi olarak bulundu, fransız şiirinin (Verlaine, Baudelaire) etkisinde kaldı. Az sayıdaki eserleri sırp şiirinin gelişmesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Çağının karamsariığmdan ilham alan şiiri, tam bir olgunluk ve duru ifade örneğidir. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKİÇ (Milan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKABE i. (ar. rakabe). Esk. Boyun, gerdan. || Köle, cariye. || Mec. Bir şeye malik olabilme hakkı. || Fekk-i rakabe (veya itak-ı rakabe), köle veya cariyeyi azat etme. RAKABET i. Bk. REKABET. 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKABE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAJNA (Pio), italyan tenkitçisi ve profesörü (Sondrio 1847-Floransa 1930). Floransa üniversitesinde ders verdi ve «şövalye şiiri»nin menşeleri üstüne önemli eserler yazdı: Ricerche intorno ai «Reali di Francia» (Fransız Kralları üstüne Araştırmalar) [1876], Le Fonti deli «Orlando Furioso» («Çılgın Orlando»nun Kaynakları) [1876], Le Origini dell’Epopea Frencese (Fransız Destanının Menşeleri) [1884]. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAJNA (Pio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAİNİLAİARİVONY, madagaskarlı siyaset adamı (1828 – Cezayir 1896), 1865′te kardeşi Raharo’nun yerine geçti ve birbiri ardı sıra evlendiği Rasoherina, Ranavalona II ve Ranavalona III adlarındaki kraliçelerin devirlerinde, Madagaskar devletini yönetti, önemli reformlar yaptı (1868 ve 1881 kanunları); Fransa ile ingiltere’yi birbirine düşürerek ülkesinin bağımsızlığını sağlamağa çalıştı, ingiliz misyonerlerine yaklaştı, Protestanlığı devletin resmî dini olarak kabul etti. Fransa’nın 1883-1885 seferi sonunda kabul ettirdiği himaye rejimine karşı koymağa çalıştı, fakat 1894-1895 seferinde Madagaskar fransız birliklerinin istilâsına uğrayınca Cezayir’e sürüldü. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNİLAİARİVONY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMUND (Ferdinand RAİMANN, — denir), avusturyalı oyun yazarı (Viyana 1790 – Pottenstein, Bavyera 1836). Viyana’da tiyatro oyuncusu ve yöneticisi oldu, çoğunlukla Grillparzer’den ilham alan birçok o-yun yazdı. Pottenstein’daki malikânesinde intihar etti. 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMUND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMOND BERENGER IV veya V (1198 – 1245), Provence kontu (1209-1245). Alp-honse I’in (1196-1209) oğlu ve halefi. Vasisi, amcası Aragon kralı Pedro II idi. Çevresine, danışman olarak önemli kişiler topladı. Bunların en ünlüsü Katalonyalı Romeo de Villauneva idi. Reşit olmadan önceki yıllarında (1198-1219) karışıklık çıkaran senyörlerin nüfuzunu ortadan kaldırdı ve şehir isyanlarını önledi. Marsilya’yı hâkimiyeti altına aldı (1243). Topraklarında sağlam bir idarî yapı kurdu. Kontluk otoritesini, tutarlı ve sağlam bir teşkilâta dayandırdı. Kızlarının (Marguerite, Eleonore, Sanche ve Beatrice) Batı’daki büyük hükümdarlarla evlenmesi siyasî başarısının delilidir. Sarayı, özellikle trubadurların barındığı bir sanat merkeziydi. (L) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMOND BERENGER IV veya V hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAHLE i. (ar. rahle), üzerinde kitap okunan veya yazı yazılan, bazıları açılır kapanır, alçak, küçük masa: Bu sırada Ali, odanın öbür ucunda yere diz çökmüş, önünde küçük bir rahle, beş numara bir lambanın ışığı altında, veresiye defterlerini temize çekiyordu (Sabahattin Ali). Sandukanın etrafındaki rahleler üstünde açık duran birkaç Kur’anr. Kerim’i o mübarek ruhun açılmış kanatları sandı (A. H. Müftü-oğlu). || Esk. Rahle-i tedris, ders masası. Selçuklular zamanında tahtadan ve oymalı olarak yapılırdı. Müslümanlığı kabul eden ülkeler arasında rahle yapımını en çok geliştiren Osmanlılardır. Osmanlılar zamanında malzeme olarak değerli ağaçlar (ceviz, maun) kullanılır, rahlelerin üzeri sedef, kemik kakmalarla süslenirdi, ödağacından yapılanları, üzerlerinde ayetler, hadisler yazılı olanları, tuğra işlemelileri vardı. Medreselerde, mekteplerde, cami, mescit gibi yerlerde çok kullanılırdı. Sabit veya X harfi şeklinde, katlanabilen iki türü vardır. Rahle, bugün de camilerde kullanılır. (M) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAHİM veya RAHM i. (ar. rahm). Dölyatağı: Geleli dünyaya rahm-i maderden I Gönül şad olmadı gamdan kederden (Dertli). || Esk. Anne tarafından “akrabalık, yakınlık. || Sılayı rahim, memleketine dönme, akrabalarına kavuşma. 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHİM veya RAHM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAHBE, bugün El-Meyadin, Suriye’de Fırat’ın sağ kıyısında şehir. Halife Memun zamanında (813-833) Malik bin Tavk bin Attabül Taglibî tarafından kuruldu. Onun ölümünden sonra (874), İbni Ebül Sac şehre hâkim oldu (833). 928′de şehir Karmatilerden Ebu Tahir tarafından alındı, halk öldürüldü. Hafaci’nin Mısır fatımîlerinden Hakim’in ordusuna yenilmesi üzerine şehir Mısırlıların eline geçti. Daha sonra da Selçuklular şehre hâkim oldular. Melikşah, şehri, yakınındaki Harran, Saruc, Rakka ve Habur şehirleriyle birlikte ıkta (dirlik) olarak Muhammed bin Şerefüddevle’ye verdi (1086). 1096′da Hilla hâkimi Kürboğa, şehri ele geçirdi ve yağmaladı. Kürboğa’nın ölümü üzerine Rahbe, Alparslan’ın kumandanlarından Kaymaz’ın yönetimine geçti (1103). Sonra Şam sultanı, Rahbe’yi aldı ve şehre Muham-med bin Sebbakül Şeybanî’yi vali tayin etti. 1107′de İmadeddin Zengi’nin kumandanı Çavlı, sonra da Zengi’nin oğlu Kutbeddin şehri işgal etti (1150). 1157′de meydana gelen büyük bir depremden zarar gören Rahbe, Nureddin Zengi tarafından Selâhaddin Eyyubî’nin amcası Şirkuh’a verildi (1164). Hemen hemen boşalmış olan şehrin yönetimini Yusuf bin Mellah’a bırakan Şirkuh, Fırat’a 5 km uzaklıkta bir yerde bir hisarla Rahbeül Cedide şehrini kurdu. Bu yeni Rahbe şehri, Suriye ile Irak arasında önemli bir kervan konak yeri durumundaydı. Şehir, uzun süre Şirkuh ailesinin elinde kaldı. Sultan Baybars 1264′te buraya bir mısırlı vali tayin etti. Moğollar Olcaytu zamanında Rahbe’yi kuşattılar (1313), fakat alamadılar. 1320′de tahrip edilen şehir 1331′de Fırat’ın taşan suları altında kaldı. (M) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHBE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAGUSA, Dalmaçya kıyısında eski cumhuriyet. Venedik Ragusa’ya dukayı temsil eden bir kont yerleştirdi ve şehirde kurumlan kendisininkini örnek alan aristokratik bir komün meclisi kurdu. Ama macarların baskısı Ragusa’yı macar kralının otoritesini kabul etmek zorunda bıraktı (1358). 1403′te patriciierinin akıllıca ve ustaca siyaseti, Ragusa’nın Venedik boyunduruğu altına düşmeksizin bağımsızlığını kazanmasına yol açtı. Balkanlar’ın deniz kapılarından biri olan Ragusa, Osmanlıların Akdeniz doğusunu ve Balkanlar’ı fethettikleri sırada kazanılan bu bağımsızlık sayesinde Floransa ve Barcelona’nın ticaret acentaları kurdukları bir yer haline geldi. Şehir zaten uzun süreden beri Balkanlar’da köle ticaretini ve tuz ticaretini kontrol altında tutan büyük bir ticaret yeriydi. Daha XIV. yy. sonunda gümüş üretimiyle ilgilenen Ragusa tüccarları, maden ülkelerinde (Bosna ve Sııbistan) koloniler kurmuşlar ve Batı Avrupa’ya gümüş sevkıyatı tekelini ele geçirmişlerdi; sonradan bakır, kurşun ve XV. yy.da bulunan (1420′ye doğru) yeni maden filizlerinin (özellikle 1430′dan sonra işletilen zencefre) ticaretini de ele geçirdiler. Şehir bu sayede XV. yy.da büyük ölçüde zenginleşti, edebiyat ve sanat gelişti. Osmanlıların Macarîara karşı Mohaç zaferinden (1526) sonra, Ragusa osmanlı padişahının otoritesini kabul etmek ve her yıl vergi ödemek akıllığını gösterdi. Böylece, XIII. yy.a kadar Venedik’in Bizans imparatorluğu sınırında yaşadığı gibi, Osmanlı imparatorluğunun sınırında yaşamağa başlayan Ragusa, Akdeniz kıyısındaki hıristiyan ve müslüman ülkelerin aracısı haline geldi. Avrupa’nın en büyük filolarından birini kurdu ve gemilerini gerek Atlas okyanusunda gerek Akdeniz’de çalıştırılmak üzere her isteyene kiraladı. Böylece XVI. ve XVIII. yy.da, yeni bir burjuvazinin gelişmesine rağmen aristokratların hâkim olduğu bir rejim altında en parlak dönemini yaşadı. Ama şehri hemen tamamıyle yıkan ve halkın yarısından çoğunun ölmesine yol açan 6 nisan 1667 depremi kesin bir darbe oldu. O tarihten sonra şehirde islav unsurların nüfuzu günden güne arttı ve Ragusa fiilî bağımsızlığını muhafaza etmesine rağmen bir şehir cumhuriyeti olarak büyük kara devletleri dünyasında çağ dışı bir hal aldı. 1806′da Fransızlarla Ruslar arasında kalınca Napolyon’un Fransız – italyanlarına teslim oldu; Ragusa dükü mareşal Marnı on 1808′de şehrin hükümetini ve senatosunu dağıttı, şehri önce Fransa’nın işgal ettiği Venedik’in Dalmaçya topraklarına bağladı, sonra da İllyria eyaletlerine kattı (1809). Viyana antlaşmasında (1815) şehri alan Avusturya 1918′e kadar muhafaza etti. Ragusa o tarihte islavca Dubrovnik adiyle, yeni kurulan Yugoslavya’ya katıldı. • Edebiyat ve bilimler. Komşu İtalya’da parlak bir şekilde gelişen hümanizm, dalmaçya şehirlerinde de yayıldı ve bu şehirlerde, Şişgoriç (Georgius Sisgoreus) [1440-1509] ve Crijeviç (Cerva) [1460'a doğr, -1520] gibi meşhur hümanistler yetişti; islavca edebiyat ise özellikle Ragusa’da büyük ölçüde gelişti. İtalyan edebiyatı etkisi kalmış olan ragusa edebiyatında devrin bütün önemli tarzlarına rastlanır. XV. yy.da Sisko Mençetiç (1457-1527) ve Dzore Drziç (1451-1501) trubadur üslûbunda aşk şiirleri yazdılar. XVI. yy.da Ragusa, Güney İslavlarının gerçek fikir merkezi haline geldi. Trajedi ve felsefî şiirin temsilcisi verimli yazar Mavro Vetranoviç’tir (1482-1576). Komediyi Marin Drziç (1507-1567) doruğuna ulaştırdı: gerçek bir rönesans adamı olan Drziç eserlerinde zengin bir dille ve yer yer halk ağzıyla coşkun bir yaşama sevincini dile getirdi. XVI. yy. sonunda aşk şiirinde Petrarca ve Bembo tarzında yeni bir gelişme oldu: bu tarzın en orijinal temsilcisi Dominko Zlatariç’tir (1550′ye doğr. – 1609). Karşı Reform Ragusa’da çok değişik bir atmosfer yarattı: aşk şiirinin ve komedinin yerini, dinî veya yurtsever edebiyat aldı. Bu yeni akımın XVII. yy. başında en etkili temsilcisi ivan Gunduliç’ti (1589-1638). Yeni denizyollarının keşfi Venedik gibi Ragusa’ya da öldürücü bir darbe indirdi. 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAGUET (Condy), amerikalı iktisatçı (Philadelphia, Pennsylvania 1784-ay.y. 1842). Pennsylvania üniversitesinde hukuk okuduktan sonra ticaret hayatına atıldı. 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUET (Condy) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMOND IV, Raimond de Saint-Gilles denir Raimond de Saint-Gilles, Askalon önünde G. de Bouillon’a yardım ettikten sonra, İstanbul’a gitti ve Lombard’-îardan kurulu yardımcı kuvvetlerin basma geçti, fakat Ankara (Ankyra) ile Amasya arasında yenildi (temmuz-ağustos 1101). Tancrede’in esiri oldu (1102), kaçtı ve Cenova filolarının desteğiyle Tarsus’u (nisan 1102) ve Gibelet’yi (1104) aldı, fakat Trablus kuşatmasında (1105) öldü. Ama ölmeden önce, evlilik dışı oğlu Bertrand’ın gelecekte kesinlikle kuracağı (1109-1112) Trablus kontluğunun temellerini atmış bulunuyordu. (L) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMOND IV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RAFFAELLO (SANTİ veya SANZİO, — denir), italyan ressamı ve mimarı (Urbino 1483 – Roma 1520). İlk resim derslerini babası Giovanni Santi’den aldı. Bu süslemede yardımcılarının geniş ölçüdeki müdahalelerini de belirtmek gerekir. Raffaello yoğun bir dramatik etki yaratma çabasmdaydı: Michelangelo ile rekabet edercesine heykelsi figürler üstünde çalışması, perspektifleri karmaşıklığa götürmesi, bugün manierismo dediğimiz tarzın bilincinde olduğunu gösterir. 1515′te Bologna’daki San Giovanni in Monte’ye Azize Cecilia mihrap arkalığını (bugün pinakotek) yaptı. Aynı yıl, Roma’daki Santa Maria del Popolo kilisesinin Chigi şapeline gezegenleri tasvir eden mozaikler yaptı. Raffaello burada resimlerinde olduğu kadar önemli yapılarında da göze çarpan düzenli ritmiyle dikkati çeker. Stanza’da Yangın’ı bitirdikten sonra, Farnesina sarayının bir salonunda Psykhe efsanesini canlandırdı (1517). 1518, Raffaello sanatının son dönemidir: öğrencileriyle birlikte Vatikan lojmanlarının süslemesine başladı. 1519′da tamamladığı bu süslemelerde «grotesk»lerin arkeolojik motiflerini yeniden yaşattı. 1518′de Leo X’u Ludovico de «Rossi ve Giulio de» Medici arasında gösteren portresi belki de son çağının en iyi eseridir. Villa Madama’nın yapımını üstüne aldı, ayrıca 1518′de başladığı, fakat tamamlayamadan öldüğü ölümünden Sonra İsa’nın Üç Havarisine Görünmesi adlı son eserini öğrencisi Giulio Romano bitirdi. Son devrinde, ritimlerindeki zariflik kayboldu. Figür kitleleri yoğunlaştı, ışık – gölge oyunları ağırlaştı ve hareketler donuklaştı. Çağının bütün büyük sanatçıları gibi çok yönlü olan Raffaello önemli mimarî eserler de verdi. Bramante’nin ölümü üzerine 1514′te San Pietro’nun mimarlığına getirildi, Loggia galerisini tamamladı, Esquilino mağaralarında bulunan figürler ve Tekvin’i anlatan küçük panolarla burayı süsledi (bu seriye «Raffaello’nun Kutsal Kitabı» denir). 1509′da, merkezî planlı Sant’Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazırlamıştı. Santa Maria del Popolo’daki Chigi kilisesini de yunan haçı biçiminde tasarladı. XVII. yy.da yıkılan Branconio dell’Aquila sarayının balkon ve nişlerle süslü cephesi de başlı başına bir şaheserdir (bu saray hakkındaki bilgimizi Parmesan’ın bir desenine borçluyuz [Louvre]). Raffaello’nun öteki mimarî çalışmaları arasında, G. F. Da Sangallo tarafından gerçekleştirilen, Floransa’daki Pandolfini sarayının projesi ve Eskiçağın «domus aurea» mimarîsine dayanan Roma’daki Villa Madama sayılabilir. Raffaello’nun sanatı, hümanist Bibbiena, şair Tebaldeo ve Ariosto, sanat koruyucusu Agostino Chigi gibi çağının aydın amatörleri arasında büyük bir hayranlık uyandırdı, ölçülü bir zarafete ve sağlam bir dengeye dayanan dehası, bütün sanat dallarını yüzyıllardan beri etkilemektedir. (ML) 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RAEREN, Belçika’da (Liege ili, Verviers idare çevresi) komün, Ardennes’de, Almanya sınırında, Verviers’nin kuzeydoğusunda; 3 300 nüf. Orman, işletmesi. Hayvancılık. 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAEREN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYOSTRONSİYUM i. (fr. radiostrontium). Nükl. Stronsiyum’un radyoaktif izotopu. (Stronsiyum’un, stronsiyum 89 ve stronsiyum 90 olmak üzere iki radyoaktif atomu vardır, ikisi de radyoaktif beta’lardır; fakat birincisinin periyodu 51 gün, kincisinin periyodu ise 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOSTRONSİYUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYOSONDA i. (fr. radiosonde’dan). Meteorol. Bir balonla taşınan ve 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOSONDA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYOPELVİMETRİ i. (fr. radiopelvimetrie). özel bir teknikle çekilen röntgen filimleri yardımıyle leğen çaplarının ölçülmesi (doğum hekimliği için önemlidir). [L] 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOPELVİMETRİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYOGONYOMETRİ i. (fr. radiogonio-metrie). Verici bir telsiz istasyonunun yerini ve doğrultusunu bulma. || Radyogonyometre kullanarak seyretme usulü. 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOGONYOMETRİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYOASTRONOMİ i. (fr. radio-astronomie). Evrenin, birkaç milimetreden aşağı yukarı 20 m’ye kadar uzanan dalga boyları bölgesinde, yani görülebilir ışımaların çok daha ötesinde gözlemlenmesini konu alan bilim. — ANSİKL. Büyük dalga boyları üzerinden yapılan radyoastronomi gözlemleri, yer atmosferindeki bulutlar tarafından pek az engellendiği, yıldızlararası maddelerden yayılan bulutsular tarafından hiç engellenmediği için, hem gündüz, hem gece çok elverişli şartlar altında gerçekleştirilebilir. Yıldızlararası bulutsular, yoğunluklarının çok az (santimetre küpte 1 ilâ 3 atom; bu atomların büyük bir kısmı da, klasik tayfölçümü metotlarıyle anlaşılmayan nötür hidrojen atomlarıdır) olmasına rağmen, yıldızlar üstünde yapılan kadir ve tayf gözlemlerini bozar. «Astronominin 1 numaralı düşmanı» diye adlandırılmaları da bu yüzdendir. Oysa, Hertz cinsinden dalgalar bu bulutsuların arasından geçmekle kalmaz, ayrıca bulutsuların varlığını da haber verir; bulutsuları meydana getiren nötür hidrojen atomları, 21,105 sm’lik dalga boyuna tekabül eden çok ender, çok kısa sürede ve çok çabuk kaybolan, ancak modern radyoteleskop’larla meydana çıkarıJabilen çok belirsiz bir iç geçişe konu olur. Hattâ bu geçişlerin gözlemlendiği dalga boyları büyük bir kesinlikle gözlemlenebilir: gözlem değeri ile teorik değer arasındaki fark, gözlemlenen bulutun radyal hızını verir; buradan da bulutun uzaydaki konumu bulunur (Gökada’nın dönme şartları bugün çok iyi bilinmektedir). Evrenden gelen Hertz dalgaları için birçok yayın mekanizması vardır. Çoğu zaman verici cismin yüzeyindeki taneciklerin çalkantısından ve bu taneciklerin birbirine çarpmasından meydana gelen «ısı dalgaları» söz konusudur. Rayleigh’ın bulduğu klasik bir fizik formülü, bu durumda verici yüzeyin sıcaklığını, yayının alındığı dalga boyuna bağlı olarak ve alma şiddetini gözönünde bulundurarak hesaplama imkânı verir: bu da radyo astronomi gözlemlerinin optik gözlemlere bir üstünlüğüdür. 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOASTRONOMİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYOAKTİF sıf. (fr. radio-actif). Nükl. Radyoaktifliği olan. || Radyoaktif artıklar. Bk. ARTIK. || Radyoaktif denge. Bk. DENGE. || Radyoaktif element, radyoktiflik özelliği taşıyan kimyasal element. (Eşani. RADYOELEMENT.) [Bk. ANSİKL.] Radyoaktif seri. Bazı radyoaktif elementlere tabiatta rastlanır; bunlar, kendiliğinden başkalaşıma uğrayarak birbirinden türeyen dört basit cisim grubu meydana getirir: her üçü de kurşuna dönüşerek kararlı hale geçen uranyum, toryum ve aktinyum grupları ile bizmuta dönüşerek kararlı olan neptünyum grubu F. ve i. Joliot-Curie’ler, 1934′te, kararlı atomları cisimcik bombardımanına tutarak, bilinen elementlerin kararsız izotopları olan sunî radyoaktif elementleri elde etmeyi başardılar. Bugün tedavi uygulamalarında radyumun yerini alabilen ve radyoaktif gösterge olarak kullanılan yüzlerce sunî radyoaktif element 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOAKTİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYO i. (fr. radio). Radyo yayınlarını alıcı cihaz. (Bk. alici.) || Düzenli bir şekilde radyo yayınları yapan radyoelektrik istasyonu. — Telekom. Radyo gazetesi, radyo vericileri tarafından yayımlanan çeşitli haber, yorum ve makalelerin tümü. || Radyo muhabiri, radyo haber ve röportajlarını hazırlayan gazeteci, Radyo reklamı, radyolar aracılığıyle söz ve müzikten faydalanılarak yapılan reklam. (Türkiye radyoları 1951′den itibaren reklam yayımlamağa başladı. İlk reklamlar, radyonun kendi spikerleri tarafından sözlü olarak yapılırken daha sonra reklam saatleri ayrıldı; reklam şirketleri sözlü, müzikli reklam yayımına başladı. — Telekom. Radyo yayını yapan istasyonların sayısı radyoelektriğin temel ilkeleri ortaya konduktan sonra hızla arttı. Bugün 400′den fazlası Avrupa’da ve 4 000 civarında (özel istasyon) A.B.D.’de olmak üzere binlerce istasyon vardır. Fakat Amerika’dakilerin 800′ü dört büyük program ve reklâm dağıtıcı şebekesinden (networks) birine bağlıdır. Türkiye’de, 10 tane devlet verici radyo istasyonu (istanbul, Ankara, izmir, Çukurova, Erzurum, Kars, Diyarbakır, Gaziantep, Trabzon, Antalya) vardır. Dünyadaki radyo dinleyicisi sayısı 1959′da yaklaşık olarak 365 milyondu, bu sayı yeryüzü ölçüsünde her 1 000 kişide 127 kişi gibi bir ortalama verir. Kuzey Amerika 183 milyonla birinci sırayı alır (binde 707); Avrupa’da 133 milyon (binde 211); Asya’da 28 milyon (binde 17); Güney Amerika’da 13 milyon (binde 95); Afrika’da 4,5 milyon (binde 19) ve Okyanusya’da 3,7 milyon (binde 23) dinleyici vardır. Radyo yayını için ayrılan frekans bantları, uzun dalga için 150-285 kHz (1 050 – 2 000 m arası), orta dalga için de 525 – 1 605 kHz’tir (187-560 m arası). Kısa dalgada ise, 2 300 kHz’lik frekans bandıyle eski bantlardan yüzde 33 oranında fazla olmasına rağmen ancak 180 kanala yer verilebilmektedir. Bütün dünyadaki kısa dalga yayın-larıyle ilgili kanalları çeşitli milletler arasında dağıtmakla görevli Meksiko konferansı çok karışık teorik bir plan kararlaştırarak 10 nisan 1949′dan sona ermiştir. Yayın alanı sınırlı olan uzun ve orta dalgaların çeşitli ülkeler arasında dağılımı için, dünya bağımsız bölgelere bölündü. Avrupa bölgesi, Greenwicb’in batısında 10., doğusunda 40. meridyen ve güneyde 30. kuzey paraleliyie sınııiandı. Bu bölge için Kopenhag’da 1948′de 25 hazirandan 16 eylüle kadar toplanan Avrupa Radyo Yayını konferansı 15 mart 1950′de yürürlüğe giren frekans (veya dalga boyu) dağılım planını tespit etti. Uzun dalgada, 18 kanala 21 istasyon yerleştirildi. Buna karşılık ortak dalgaların kullanılması (millî veya milletlerarası) ve senkron çalışan millî şebekelerde ortak dalgalardan yararlanılması sayesinde, 121 orta dalga kanalına 300′den fazla istasyon yerleştirilebildi. Bu planın birçok üstünlüğü vardır. Bir yandan istasyonların birbirine karışmasını büyük ölçüde önler, öte yandan aralarında yeterince frekans farkı bulunan bölge radyo vericilerinin aynı binada çalışmasını sağlayarak kuruluş ve işletme giderlerini azaltır. 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RADYATÖR i. (lat. radius, ışın’dan fr. radiateur). Oto. Motorun soğutma organı; motordan gelen sıcak su, içinden geçen havaya ısısını aktararak soğur. (Bk. ansikl.) || Radyatör kılıfı, bir otomobil radyatörünü soğuktan koruyan örtü. Saatte 1 400 mth’lik etkin güçten yukarısı i-çin, bir debi regülatörüne ihtiyaç gösterir. Işımalı radyatör çoğu zaman gaz brülörleriyle akkor hale getirilmiş ısıya dayanıklı bir maddeden yapılar bir yayıcı taşır. Işıyan enerji, hemen hemen daima parlak madenî bir reflektörle toparlanır. Konveksiyonlu radyatör’] er, çeperlerine değecek havayı ısıtacak şekilde tasarlanmıştır. Işımalı ve konveksiyonlu radyatörler ise, ısıyı hem ışıma, hem de konveksiyonla iletecek şekilde yapılmıştır. Işıyan ısı yüzdesinin en az 20 oranında olması gerekir. • Elektrikli radyatörler genellikle çok çabuk ısı verir; fakat ısıyı iyi muhafaza edemedikleri için, akım kesilir kesilmez ısı yayımı durur. Isı birikimli radyatörler kendi hacimlerinde kalori depo eder ve sonradan bu kaloriyi, cihazın içinden geçen havaya sürekli olarak aktarır. Işımalı radyatör’lerde yayılan ısı genellikle ışıma yoluyle iletilir. Çoğu zaman parlak bir madenden yapılan reflektör, ısı akısını istenilen yöne .çevirme imkânı verir. Konveksiyonlu radyatör’lerde koruyucu bir gömlek içine yerleştirilen ısıtıcı elemanlar, tam çalışma sırasında görünür şekilde akkorlaşmazlar. Vantilatörlü radyatör’ler ise arkadan emdiği havayı ısıtıcı elemanlar üzerine gönderen bir vantilatörle donatılmıştır. (L) 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYATÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RAGGHİANTİ (Carlo Ludovico), italyan sanat tarihçisi ve tenkitçisi (doğ. Lucca 1910). Pisa üniversitesinde ortaçağ sanatı ve modern sanat dersleri vermektedir. Yönettiği dergilerle (Critica d’Arte ve Selearte) tarihî araştırmaların yayılmasına katkıda bulundu. Vasari’nin Vite (Hayatlar) [4 cilt, 1942-1944] adlı eserinin önsöz ve notlarla birlikte bir baskısını yayımladı. Tarih, tenkit ve estetik üstüne birçok inceleme ve makale yazdı, önemli eserleri: impressionismo (izlenimcilik) [1944]; Commenti di Critica d’Arte (Sanat Tenkidi Açıklamaları) [1946]; L’Arte e la Critica (Sanat ve Tenkit) [1950]; Cinema, Art e Figurativa (Figüratif Sanat Olarak Sinema) [1952]; Fütura del Dugento a Firenze (XIII. yy. Floransa Resmi) [1954]. (M) 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGGHİANTİ (Carlo Ludovico) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 18 Haziran 2009 RAFİNAJ i. (fr. raffinage, arıtma). Kâ-ğıtç. Kâğıt hamuruna uygulanan son işlem. || Hamura, kâğıt haline gelebilmesi için gerekli fiziksel özellikleri kazandırma işlemi. Rafinaj çok karmaşık bir işlemdir. Kâğıt tabakalarının yapımı sırasında, liflerin birbirine iyice geçmesi için lif yüzeyinin durum ve yapısı değiştirilir. Bu işlem değişik cihazlarda yapılır.) • Beyaz ürünlerin rafinajı. Rafineriye tanker veya pipeline ile getirilen ham petrolde tuzlu su vardır; bu tuzlu su, stok haznelerinde durultularak veya kimyasal ya da elektrostatik bir işlemle giderilir. Rafinajın temel işlemlerinden ilki ham petrolün damıtılmasıdır (topping). İşlem, tablalı sütunlarda yapılır, ham petrol kısmen buharlaşarak ayrılır ve sırasıyle gaz, kaba benzin, nafta veya ağır benzin, gazyağı, iki ayrı kalitede gazoil ve fuel-oil denilen bir artık ürün verir. Kaba benzinde, propan ve bütan gibi hafif hidrokarbonlar vardır ve bu hidrckaıbonlar dengeleme denen yeni bir damıtma işlemiyle ayrılır. Damıtma ve cracking benzinlerinde, kokuları ve aşındırıcı etkileri sebebiyle istenmeyen kükürtlü bileşikler (merkaptanlar gibi) bulunur. Bu maddeler bir ayıraçla (sodyum plombit, bakır klorür v.b.) nötürleştirilir veya solutizer kalıtılmış sodyum hidroksitle ortamdan çıkarılır: bu, benzinleri yumuşatma işlemidir. Nafta’nın ve hattâ bazı ham petrollerden elde edilen kaba benzinin oktan indisi, modern motorlarda yakıt clarak kullanılmayacak kadar düşüktür ve bunlar reforming işlemiyle ıslah edilir. Bu usulde, izopaıafin ve olefin oranını arttırarak bazı molekülleri farklı bir şekilde ayrıştırmak ve birleştirmek için sıcaklık ve basınç etkisinden faydalanılır, işlem platin eşliğinde yapılırsa, oktan indisi çok yüksek olan benzen gibi aromatikler elde edilir. Bu katalitik reforming, kükürtsüz bir benzin ve hidrojen bakımından zengin bir gaz meydana getirir. Gazyağının ana maddesi olan kerozen’de genellikle kötü kokan kükürtlü ürünler ve gazyağını isli yapan aromatikler bulunur; bu aromatikler, kükürt dioksit gibi bir eritici yardımıyle giderilir (Edeleanu usulü). Kükürt oranı çok yüksek ham petrollerden damıtılarak elde edilen gazoil’in dizel motorlarında yakıt olarak kullanılmadan önce işlenmesi gerekir. Rafinerilerde, katalitik re-forming’den elde edilen hidrojen kullanıldığı zaman, bu işleme hidrojenle kükürt giderme denir. Cracking, sıvı yakıt oranını azaltarak benzin oranını piyasanın ihtiyacına göre arttırmak imkânı veren mükemmel bir usuldür; 500°C’tan itibaren, ağır hidrokarbonlar basınç veya katalizör etkisiyle ayrılır. Vakum altında damıtma ile bitümlü bir artık ürün elde edilir ve asfaltı tasfiye edilerek bu üründen yararlanılır: propan gibi bir eritici etkisiyle asfalt çökelir ve geriye asfaltı giderilmiş bir yağ kalır. Bu yağın cracking işleminden veya damıtma ürünlerine uygulanan rafinaj işlemlerinden geçirilmesiyle ağır yağlama yağı veya «bright stock» elde edilir. Nihayet damıtma ürünleriyle bright stock karıştırılır ve istenilen viskozitede ince yağlar elde edilir; bunlara, kullanılacakları yere göre bazı katkı maddeleri eklenir. *özel imalâtlar. Büyük fabrikalarda birbirinden farklı yüzlerce ürün imal edilir. Ayrımsal damıtma ve kimyasal temizleme tesisleri özel benzinlerin ikinci defa damıtılması için gereklidir. Petrokimya her ne kadar rafinaja bağlıysa da gene de başlıbaşına bir sanayidir. Kömür azalmakta, nükleer enerji ise şimdilik bu ihtiyaçların çok az bir kısmını karşılamakta olduğuna göre, bunlar ancak petrol ve tabiî gazlar tarafından karşılanabilir; bu yüzden, bu maddelerin yüzyılın sonuna kadar yüzde 15 oranında bir artış göstermesi gerekir. Halen Avrupa’da inşa edilen rafineriler şu işlemleri yapabilmek üzere tasarlanmıştır: ham petrolün atmosfer basıncında damıtılması, benzinlerin hidrojenle işlenmesi, yanıcı gazlardan kükürdün çıkarılması, benzinlerin katalitik reformingi, gazoillerdeki ve kerozendeki kükürtün hidrojenle giderilmesi atmosfer basıncında biriken tortuların bitüm üretmek için vakum altında damıtılması. Bazı büyük rafineriler ayrıca parafinler, yağlama yağları, balmumu ve özel eriticiler üretir. Bu basitleştirilmiş şema genellikle her türlü ham petrolün işlenmesine yeterlidir. Bununla birlikte, bazen benzin randımanını artırmak için bazı ek usullere başvurmak gerekir. Uygulanan başlıca usuller şunlardır: alkilasyon (çok pahalı olan bu metot A.B.D. dışında uygulanmaz ve damıtma ile cracking ürünü oıan sıvı gazlardan oktan indisi yüksek yakıtlar elde etmeğe yarar); benzinlerin, gazoillerden veya diğer ağır damıtma ürünlerinden itibaren elde edildiği katalitik cracking; ağır fuellerin daha az ağdalı fuellere dönüştürüldüğü vis-breaking*; ortamda hidrojen bulunması sebebiyle, daha ağır herhangi bir petrol ürününün benzin haline dönüştürüldüğü, çok yeni bir usul olan hidrocracking; düz moleküllü bir hidrokarbonun, dallı zincirli bir hidrokarbon haline dönüştürüldüğü ve böylece yakıtların oktan indisinin büyük ölçüde ıslah edildiği izomerleşme; artık ürünlerin kullanıldığı ve cracking ilşeminden geçirilen ağır gazoil tipi damıtma ürünlerinin elde edildiği vakum altında damıtma; vakum altında damıtma artıklarının işlendiği ve yağlama yağlarının veya cracking işleminden geçirilen yağların hammaddelerinin elde edildiği propanla asfalt giderme işlemi. Katalitik reforming, benzinlerin oktan indisini iktisadî bir şekilde yükselterek ve rafinajcılara, uzun bir süreden beri ihtiyaç duydukları hidrojeni düşük bir fiyatla sağlayarak, rafinaj tekniklerinde gerçek bir devrim yaptı. Katalizör olarak kullanılan platinin alüminyum oksitten bir destek üzerine çö-keltildiği reforming işleminde, bazı naften sınıfı hidrokarbonlar, aşağıdaki örneğe göre Toplanan kükürt ısıtılmış bir depoda stok edilir ve genellikle sıvı halde, kamyonlarla tüketiciye gönderilir, Kükürtün giderilmesi, sağlık bakımından çok önemlidir. (Baca ve egzos dumanları v.b.) [L] 18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNAJ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADLKOFER (Ludwig Jacob Timotheus), alman botanikçisi (Münih 1829 – ay.y. 1927), 1859′dan sonra Münih üniversitesinde botanik okutmağa başladı. 1908′de Münih Botanik müzesine müdür oldu. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADLKOFER (Ludwig Jacob Timotheus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADL (Emanuel), Çekoslovakyalı tabiat bilgini ve filozofu (doğ. Pyşely 1873-Öl. 1952). Prag’da Karel üniversitesinde tabiat felsefesi okuttu (1919′dan sonra). 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADL (Emanuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADİX i. Limneidae familyasından, akciğerli, karındanbacaklı önemli bir yumuşakça alt cinsi; çok değişik şekillerde bulunan türlerine dünyanın ılıman ve astropikal bölgelerinde tatlı sularda rastlanır. (L) 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİX hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADİOLA i. (lat, radius, ışın’ın küçülmüş şekli). İplik gibi ince saplı 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİOLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADİKALİZM i. (ing. radicalism’den). Siyaset. Büyük Britanya’da ve bazı ülkelerde, geçmişteki kurumlardan tamamıyle kurtulmak amacını güdenlerin düşünce tarzını ve öğretisini belirten terim. Bk. ansikl. 1815′ten sonra, Birleşik krallığın yeni şartlara ayak uyduramayışı yüzünden içine düştüğü buhran, radikalizmi yeniden canlandırdı. Bentham’ın çırakları olan faydacı filozofların etkisi altında radikalizm yepyeni bir şekil aldı. Liberal burjuvazinin ön saflarında bulunan radikaller, seçim reformu için canlabaşla çalıştılar ve sonunda istediklerini elde ettiler (1832). Ama 1834 tarihli Yoksullar Hakkındaki kanunun hazırlanmasına katılmaları ve çartizme karşı çekimser davranışları onları halkın gözünden düşürdü. Radikalizm, 1867 seçim reformu sırasında, tekrar ortaya çıktı ve bu tarihten itibaren halka gitgide daha çok dönük bir nitelik kazandı. Bundan dolayı, 1874 ile 1892′de Avam kamarasına seçilen tradeunions (sendika) üyeleri, kendilerini «radikal» olarak adlandırdılar. • Birleşik Amerika’da, radikalizm terimi, çeşitli siyasî aşırılıkları belirtmek için kullanıldı: böylece köleleri hürriyete kavuşturma işinde Lincoln’u pek ılımlı bularak köklü tedbirler yoluyle «Güneyin yeniden kurulması» amacını güden ve köleliğin kaldırılmasından yana olan Blaine, Stevens, Sumner gibi kimselere (bunlar kuzeydoğu sanayicilerinin temsilcileriydi) ve kuzeydoğu kapitalizmine karşı çıkan tarımsal ve sosyal reform taraftarlarının hepsine «radikal» dendi. • isviçre’de, katolik kilisesinin siyaset alanında ağır basmak istemesine karşı çıkan Radikal parti, 1830′dan sonra gelişti; merkeziyetçiliğe yönelen 1848 ve 1874 Anayasa reformlarının hazırlanmasına yardımcı cldu ve Millî mecliste çok uzun bir süre mutlak çoğunluğu elinde tuttu. • Fransa’da, «radikal» sözü Louis Philippe zamanında ortaya çıktı ve Ledru-Rollin’in çevresinde toplanan cumhuriyetçileri (1834) belirtmek için kullanıldı. Radikal hareketin başlıca hedefi, Fransız devrimi mirasını tam anlamıyle geliştirmek, laikliği ve kişi haklarını garantileyen bir demokratik cumhuriyet kurmak ve sosyalist tipte bir planlamayı gerçekleştirmekti. Sivrilmiş kişiler (Gambetta, Clemenceau, Pelletan), bu akım çevresinde toplanarak, parlamento grupları meydana getirdiler. ilk tutarlı radikal kabine ancak birkaç ay (1895-1896) dayanabildi. Dreyfus olayının yarattığı kargaşalık ve çeşitli cumhuriyetçi ve radikal kişilerin yeniden gruplaşması, Radikal Cumhuriyetçi ve Radikal Sosyalist partinin kurulmasına yol açtı. Bu teşkilât daha çok, Radikal parti olarak tanındı (1901). Bu tarihten Birinci Dünya savaşına kadar Radikal parti ülkenin en önemli partisiydi. 1902 ile 1914 arasında çeşitli hükümetlerin yönetimini üstüne aldı. Sosyalist parti yüzünden işçi sınıfının desteğini kaybeden Radikal parti, gitgide «orta»ya kaydı. Partinin getirdiği başlıca yenilikler laik bir öğretimin gerçekleştirilmesi ve devletle kilisenin birbirinden ayrılması olmuştu (1905). Birinci Dünya savaşından sonra sola doğru bir dönüş yapan Radikal parti, çeşitli koalisyonların vaz geçilmez bir unsuru haline geldi. İleri sürdüğü siyasî reform programı sayesinde halk kitlelerinin desteğini kazandı. Partinin tutarlı olmayan yapısı, yani bir yandan Buenos Aires orta sınıfının etkisi, öte yandan oligarşik grup liderlerinin hakimiyetindeki bir kadro tarafından yönetilmesi, Yrigoyen’in arjantin siyasî bünyesinde gerçek bir değişiklik yapabilmesini engelledi. Buna karşılık, radikalizmin muhafazakâr tabanı, 1919′daki «kanlı hafta» ve patagonyalı rençberlerin 1921′deki grevi gibi olaylar dolayısıyle kendini açığa vurmuş ve ağır bastırma tedbirlerinin alınmasına yol açmıştı. Alvear’ın cumhurbaşkanlığı sırasında, kişileri putlaştırmağa karşı olanlar, oligarşiye daha yakın kanatları biraraya topladı. Bundan kuvvet alan grup, Yrigoyen’den ayrıldı ve onu aşırı demagojiyle suçladı. Bu ayrılmadan en fazla Yrigoyen faydalandı; 1928 seçimlerinde kendini tam bir halk taraftarı olarak ileri sürdü ve adaylığını koydu. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİKALİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADFORD (Arthur), amerikalı amiral (Chicago 1898). On altı yaşında Annapolis Deniz Harp okuluna girdi, daha 1920′de uçak gemilerinde ihtisas yaptı. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADFORD (Arthur) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald), ingiliz etnologu (Birmingham 1881-Londra 1955). önce Andaman adalarına (1906), sonra Batı Avustralya’ya (1910) bir inceleme gezisi yaptı. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RACASTHAN («prensler ülkesi» anlamında sanskritçe k.). Hindistan’da eyalet; batıda Tar çölü, doğuda Dekkan yaylaları üzerinde uzanır; 343 000 km2; 20 146 000 nüf. Merkezi, Caypur. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACASTHAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RACAN (Honorat.de BUEİL, — senyörü), fransız şairi (Champmarin şatosu, Aubigne 1589 – Paris 1670). Soylu bir ailedendi. 1605′te Malherbe ile tanıştı. Malherbe onun hem dostu, hem de öğretmeni oldu. Subay olarak birkaç sefere katıldıktan sonra genç yaşta Touraine’deki şatosuna çekildi. Buradan sadece Paris’teki dostlarını görmek ve üyesi olduğu (1634) Fransız akademisinin toplantılarında bulunmak için çıkardı. Racan’nın şiirleri ince ve duyguludur. 1618′e doğru yazdığı Stances sur la Retraite (Yalnızlık üstüne Dörtlükler) en önemli eseridir. Bergeries (Kır Şiirleri) adlı pastoralindeki diyalog, sevimli alaycılığı ile dikkati çeker. (L) 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RABL (Cari), avusturyalı anatomi uzmanı (Wels, Yukarı Avusturya 1853 – Leipzfg 1917). Viyana (1885-1886), Prag (1886-1904) ve Leipzig üniversitelerinde profesörlük yaptı. Anatomi ve embriyoloji üstüne önemli araştırmaları vardır. (M) 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABL (Cari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RABEL (Ernst), avusturyalı hukukçu (Viyana 1874 – Zürich 1955). Leipzig (1904-1960), Basel (1906-1910), Kiel (1910-1911), Göttingen (1911-1916), Münih (1916-1926), Berlin (1926′dan sonra) üniversitelerinde profesörlük yaptı; Milletlerarası Karşılaştırmalı Hukuk derneğine başkanlık etti (1925). Berlin’de Kaiser Wilhelm Gesellac-haft Milletlerarası ve Yabancı özel Hukuk enstitüsüne müdür oldu. Eski hukuk, özel devletler hukuku ve karşılaştırmalı hukuk konularında önemli incelemeleri vardır. Başlıca eserleri: Unmöglichkeit der Leistung (Randımanın imkânsızlığı) [1904 - 1909]; Grundzüge des Römischen Privatrechts (Roma özel Hukukunun İlkeleri) [1914]; Die Papyrusurkunden der öffentlichen Bibliothek zu Basel (Basel Kütüphanesindeki Papirüs Belgeleri) [1917]; Rechtsverglechung und Internationale Rechtsprechung (Karşılaştırmalı Hukuk ve Milletlerarası Hukuk Dili) [1927]; Die Erbrechtsheorie Bonfantes (1930); Katagraphe (1934); Erbengemein-sehaft und Gewahrleistung: Rechtsvergleichende Bemerkungen zu den Neuen Gaius Fragm. (1935); Das Recht des Warenkaufs (Ticaret Hukuku) [1936] v.b. E. Levy ile birlikte lndex interpolationum Quae in İustiniani Digestis İnesse Dicuntur’u hazırladı. (M) 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABEL (Ernst) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RABANUS MAURUS (veya HRABANUS MAURUS), alman yazarı (Mainz 780′e doğr. -Winkel, Rheinland 856). Fulda manastırında yetişti. Alcuin’in yönetiminde öğrenim yapmak üzere Tours’a gönderildi (802). 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABANUS MAURUS (veya HRABANUS MAURUS), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RABA, alm. Raab, Avusturya ve Macaristan’da ırmak, çığırının büyük kısmı Macaristan’dadır; 398 km. Raba, Steiermark Alpleri’nden iner;, az beslenir, fakat rejimi oldukça düzenlidir. Kış mevsimi, suların alçalma dönemidir; ilkbaharda eriyen karlarla beslenen akışı, yazın da kara iklimi rejimindeki yağmurlar tarafından oldukça desteklenir. Bununla beraber buharlaşmanın yol açtığı akış azalması Tisza’daki kadar değilse de oldukça önemlidir. Raba. Tuna’ya ulaştığı yerde Györ (alm. Raab) şehrinden geçer. Havzası çok zengin bir tarım bölgesidir (Kis Alföld). [L] 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 17 Haziran 2009 RAALFE (Albert van), hollandalı orkestra şefi (doğ. Amsterdam 1890). Köln konservatuvarını bitirdi (1909). Birçok avrupa şehrinde orkestra şefliği yaptı. Alman işgali sırasında toplama kampına atıldı. 1945′te Hilversum radyosu orkestra yöneticiliğine tayin edildi ve bu orkestrayı Hollanda’nın en önemli orkestralarından biri haline getirdi. (M) 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAALFE (Albert van) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo), ispanyol generali (Tordesillas 1875 -Gambada, Sevilla yakınları 1951). ispanyol-Amerikan savaşma katıldı ve Fas’ta hizmet gördü. Cumhuriyetçi görüşleri benimsediği için Primo de Rivera’nın diktatörlüğüne karşı çıktı. Görevinden alındı; 1928′de bir ayaklanmaya kalkıştı. Paris’e sığındı ve ispanya’ya ancak 1931′de cumhuriyet kurulduğu zaman döndü; cumhurbaşkanı Alcala Zamora’nın askerî kabine şefi oldu. 1936′daki milliyetçi ayaklanmada önemli bir rol oynadı, atak bîr saldırıyle Sevilla’yı ve sonra Malaga’yı zaptetti (1937). Radyo yaymlarıyle düşman üstünde psikolojik etki yaratmağa çalıştı ve bu sebeple general RADİO lakabını aldı. Daha sonra, Madrid’de kalmış olan milliyetçi elemanlarla bağıntı kurdu. İç savaştan sonra İtalya’daki ispanyol Askerî heyetini yönetti (1939-1942). [L] 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUEDİUS i. Nemli ve karanlık yerlerde barınan böcek; pek çok türü vardır ve dünyanın her tarafında bulunur. (Kınkanatlıların staphylinidae familyasından.) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEDİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUEBEC eyaleti, Kanada’nın doğusunda eyalet; 1 539 843 km2; 5 744 000 nüf. Merkezi, Quebec; başlıca şehri, Montreal. Eyalet, ülkenin büyük tarım bölgelerinden biridir. Bununla birlikte toprağın ancak onda biri (Montreal ovası, Doğu kantonları, Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temiseamingue çukuru) tarıma elverişlidir. Eyalet, zenginliğini toprakların çok eski tarihlerden beri yoğun bir şekilde değerlendirilmesine borçludur. Tarla açma işine Saint-Laurent’dan ormana doğru birbirini takip eden «rang»lar halinde başlandı. XIX. yy. ortalarında ırmağın kıyılarından çok öteye yerleşildi (Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temis-camingue). Tarım sisteminde çeşitli tarım, küçük ve orta mülkiyet ağır basar. Fransız asıllı kanada köylüsü toprağına bağlıdır ve kendi işlediği tarlasında tahıl, yemlik bitki, sebze yetiştirir; her çiftliğin kendi bostanı ve meyve bahçesi, çoğunlukla da akça ağaç diktiği ormanı ve içinde sütçül inek, koyun ve domuz beslediği ağılambarı vardır. Bununla birlikte Quebec sütçülüğe yönelmiş olduğu için tarımda yemlik bitkiler ağır basar. İdare bölümlerinde tek tip tarım yapılır. Joliette’te tütün, Orleans adasında meyve, Montreal’e doğru sebze, Napierville’de patates v.b. Balıkçılık (Gaspesie), kürk hayvanı yetiştiriciliği (gümüşü tilki, vizon), birçok bıçkıhaneye ve büyük kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarına hammadde sağlayan ormanlar, ek gelir kaynaklarıdır. Quebec, Ontario’dan sonra ülkenin en büyük sanayi bölgesidir. Yeraltı altın ve bakır (Noranda-Rouyn, Malartic, .Vald’Or), amyant (Asbestos, Thetford Mines v.b.), demir (Lac-Allard) bakımından zengindir; ayrıca ormanlar önemli bir gelir kaynağıdır, üstelik Saint-Laurent suyolu ve beyaz kömür de eyaletin zenginliğini artırır. Saguenay (lle-Maligne, Chutea-Caron, Ship-shaw), Saint Laurent (Beauharnois, Les Cedres), Saint-Maurice (Shawinigan, Grand, Mere, La Tuque), Gatineau, Ottawa v.b. ırmakları üzerinde büyük hidroelektrik santralları kurulmuştur. Bu santralların ürettiği elektriğin üçte birini kâğıt hamuru ve özellikle alüminyum (Arvida, Shawinigan Falls, Beauharnois) sanayileri tüketir. Çok çeşitli olan imalât sanayii, Montreal, Doğu kantonları, Saint-Maurice, Quebec, Saguenay ve Ottawa bölgelerinde toplanmıştır. Turizm de (Laurentides, Gaspesie) önemli bir gelir kaynağıdır. • iktisat.. Eyaletin nüfusu 1961′den beri 500 000 kişi kadar arttı; bu artışın başlıca sebebi doğumların ölümlerden fazla olmasıdır. Toplam artışın yarısını eyalet nüfusunun yüzde 40′ından fazlasının yaşadığı Montreal çekmiştir.1964′te Quebec değer bakımından kanada maden üretiminin yüzde 19,8′ini sağladı. Bu oldukça yüksek orana, demir filizi çıkarımı (Jeannine ve Wabush göllerindeki yataklarla Knob Lake [Schefferville] yatakları) ile altın, çinko (Mattagami gölü çevresinde) ve amyant üretimi (dünya üretiminin yarısından çoğu) sayesinde ulaşıldı. 1965 Başında Quebec, hidroelektrik alanında Kanada’nın toplam üretiminin üçte birinden fazlasını (büyük kısmı Hydro-Quebec’in kontrolü altında olan 10 000 MW) üretiyordu. 1964′te Carillon santralının tamamlanmasından sonra Manicouagane ve Outardes ırmakları üzerinde girişilen çalışmalarla Quebec’in ülkedeki üstünlüğünün artması beklenmektedir. Ayrıca termik enerji de önemlidir: Sorel yakınında Tracy’de 600 MW’lık bir santral kurulmuştur. Eyaletin kanada imalât üretimindeki payı 1964′te yüzde 29,7 iken Ontario’nunki yüzde 50 idi. Kişi başına üretim Ontario’dakinden çok azdır. • Tarih. Tarihi Kanada’nınkiyle eşit olan bu büyük eyaletin sınırları 1763′te çizildi. 1791 Antlaşmasından sonra Aşağı Kanada adını aldı ve 3867′de Kanada konfederasyonunun ilk dört eyaletinden biri haline geldi. İkinci Dünya savaşından beri Quebec siyasetinin başlıca özelliği, muhafazakâr başbakan Maurice Duplessis’in uzun süre (1944-1960) iktidarda kalmasıdır. Duplessis’i rakipleri geçmişe dönük siyaseti ve seçim geleneklerini yozlaştırması bakımından tenkit ettiler. 1970 Nisanındaki eyalet seçimlerinde Millî Birlik hükümeti yenilgiye uğradı ve seçimi Liberal parti kazandı. Partinin lideri Jean Roberc Bourrassa’nın 12 mayısta göreve başlayan hükümeti, ilk adımda kargaşalıklarla uğraşmak zorunda kaldı. Montreal’deki ingiliz ticaret ataşesi Cross (5 ekim) ve Quebec çalışma bakanı Pierre Laporte (10 ekim), Quebec Bağımsızlık hareketi mensuplarınca kaçırıldılar. Olağanüstü tedbirlere rağmen Laporte öldürüldü (17 ekim). İngiliz ataşesi Cross ise, onu kaçıranlarla mübadele edilmek suretiyle kurtarılabildi. Çalışma bakanını öldürmekle suçlanan iki kişi ise müebbet hapse mahkûm edildi. (LM) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUEBEC,fr. Kanada’da şehir,Quebec eyaletinin merkezi,Saint-Charles ile Saint-Laurent’ın kavşağında; 171 000 nüf.(banliyölerile birlikte 310 000 nüf,). — Tar. Champlain’in, yerli köyü Stadacona’nın yerinde kurduğu yerleşme merkezi bugünkü Quebec’in çekirdeğidir. Kirke kumandasındaki İngilizlerin eline geçen Quebec (1629), 1632 antlaşmasıyle, Fransa’ya geri verildi. Bir cizvit okulu (1635) ve büyük bir papaz okulu inşa edildi (1663). 1674′te bir piskoposluk kurularak başına piskopos Laval getirildi. Quebec garnizonu’na hücum eden ingilizler (Phipps) püskürtüldüler (1690). 1759 Eylül’ünde Abraham ovalarında Montcalm’ın ölümünden sonra, garnizondaki 600 kişi (Ramezay’ın emrinde) teslim oldu. Paris antlaşmasıyle (1763) İngiltere’ye bırakılan şehri, James Murray (1763-1766) ve Guy Carleton gibi valiler sertliğe kaçmadan yöneterek Londra’yı ingiliz hukukunu zorla uygulamak isteğinden vaz geçirdiler. 1791′de çıkarılan bir kanunla Aşağı Kanada, Yukarı Kanada’dan ayrıldı; Quebec, Yukarı Kanada’nın merkezi olarak kaldı. Papineau’nun ayaklanmasından sonra (1837) iki eyalet Birlik kanunuyle (temmuz 1840) yeniden birleştirildi ve Kingston merkez oldu. 1864′te Quebec’te Londra konferansının kararlarını hazırlayan (aralık 1866) bir konferans toplandı; Londra konferansında şartları tespit edilen Kanada federasyonu, 1867 Kuzey Amerika anlaşmasıyle kuruldu. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 Quartier Latin, Paris’te, Sen nehrinin sol kıyısında, üniversite faaliyetinin merkezi olan kesime verilen ad. Saint- Michel bulvarının sağında ve solunda yer alan mahallelerden meydana gelir. Edebiyat, insan bilimleri, fen, hukuk, tıp ve eczacılık fakülteleri, enstitüler, birçok lise ve Paris’in en önemli kitabevleri bu bölgededir. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quartier Latin hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUAKER (titreyen anlamında ing. k.). «Dostlar derneği» denen protestan mezhebi üyesi. Quaker’ler XVII. yy.da, özellikle 1650′den itibaren büyük gelişmeler gösterdiler, iskoçya’ya yayılarak Fox’un şahsında presbiteryen kilisesine karşı geldiler. 1654-1656 Arasında ilk misyonerlerini Amerika’ya göndererek kısa zamanda Rhode İsland, 1676′da Batı New Jersey, 1682′de Doğu New Jersey yönetimini ele geçirdiler. Pennsyîvania toprağı 1681 şartı ile W. Penn’in mülkiyetine verildi ve quakerlerin üssü haline geldi. Başlangıçta hem İngiltere’de, hem Amerika’da zulüm gördüler. İngiltere’de Restorasyon’dan sonra Charles II’nin Clarendon yasası ile kırbaç ve hapis cezasına çarptırıldılar. Kuzey Amerika’da boston püritenleri birçok quaker’i ölüme mahkûm ettiler (1660-1661 Boston infazları). Ancak bu zulüm çok geçmeden yatıştı. Birçok dinî okul açmalarına elverişli kültürleri, liberal anlayışları ve çalışma şevkleri sayesinde quaker’ler XVIII. yy.da refaha kavuştular, fakat barışçı olduklarından Yediyıl savaşında Fransa’ya karşı savaşmak için asker toplamayı reddettikleri gibi, Pennsylvania meclisinden de çekildiler ve böylece, bu sömürgedeki siyasî etkilerini kaybettiler. Aynı şekilde savaş aleyhtarı olduklarından 1776 Amerikan ayaklanmasında yurtseverlere katılmadılar. XVIII. yy.dan itibaren «Dostlar derneği» gerilemeğe başladı ve bu gerileme XIX. yy.’da devam etti. Quaker’ler kabuklarına çekilerek, dünyada saflıklarını savunmaya koyuldular. «Sekinci» denen bu dönem, aynı zamanda bir tasavvuf dönemidir. Dünyada, gününmüzde bir dünya komitesi halinde teşkilâtlanmış bulunan 250 000′e yakın quaker vardır. Bunların büyük kısmı anglosakson ülkelerinde yaşamakla beraber, Avrupa, Asya ve Afrika’ya da yayılmışlardır. Fransa’da birkaç quaker grubu vardır. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAKER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUAGLİARELLE (Gastano), italyan kimyacısı (Salerno 1883 – Napoli 1957). F. Bottazzi’nin öğrencisiydi, 1926′da Napoli üniversitesi biyolojik kimya profesörü ve aynı üniversitenin rektörü oldu. Lincei akademisi millî üyeliğine ve senatörlüğe (1948-1953) seçildi. Canlı organizmalardaki sıvıların incelenmesi, adale fizyolojisiyle ilgili meselelerde, önemli beslenme problemlerinin ortaya konulması v.b. konularında kimyasal-fiziksel metotların uygulanmasına katkıda bulundu. (M) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAGLİARELLE (Gastano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİNTİLİUS, eski romalı bir aile üyelerinin taşıdığı ad; bunlardan Varus, en tanınmış dalı meydana getirdi. Appia yolu üzerindeki villalarından çok önemli kalıntılar kalmıştır. Bu villa Commodus tarafından ailenin elinden zorla alınmıştı. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİNN (Anthony), amerikalı sinema oyuncusu (Mexico 1915). Sinemaya 1936′da küçük rollerle başladı. Adını ancak 1950′den sonra duyurabildi. önemli filimleri, 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNN (Anthony) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUADRIO (Francesco Saverio), İtalyan bilgini (Ponte, Valtelina 1695-Milano 1756). Papanın izniyle cizvit tarikatından ayrıldı, özellikle Della Poesia İtaliana (italyan Şiiri Üstüne) [G. M. Andrani takma adiyle, 1734] adlı eseriyle tanınır. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADRIO (Francesco Saverio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 PYRENEES ORİENTALES idare bölgesi, Fransa’da idare bölgesi; 4 144 kme; 251 200 nüf. Merkezi, Perpignan. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRENEES ORİENTALES idare bölgesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 PYRENEES idare bölgesi (Hautes —), Fransa’nın güneydoğusunda idare bölgesi; 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRENEES idare bölgesi (Hautes —) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİNCKE (Friedrich), alman kimyacısı (Berlin 1865 – Hannover 1934), Georg Quincke’nin oğlu. Hannover Politeknik okulunda ders verdi. Teknolojik kimya alanında (nikelkarbonil, ferropentakarbonil ve litopon’un elde edilmesi) önemli araştırmalar yaptı. (M) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCKE (Friedrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİN (James), ingiliz tiyatro oyuncusu (Londra 1693 – Bath 1766). 1715′lerde Drury Lane’de sahneye çıktı. İnn Fields ve Covent Garden’da önemli rollerde oynadı. Çağdaşlarının gözünde meslektaşı Garrick ile aynı değerdeydi. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİN (James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas), ingiliz romancısı ve edebiyat tenkitçisi (Fowey, Cornwall 1863 – ay.y. 1944). «Q» adı ile birçok bölgesel roman yazdı: Troy Town (Truva Kenti) [1888], The Splendid Spur (Şahane Mahmuz) [1888]. R. L. Stevenson’ın etkisi altında kaldı ve onun Saint İves (1899) adlı romanını tamamladı. Ayrıca tenkitler, ingiliz nesir ve nazım sanatı üstüne önemli antolojiler yayımladı. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUERVAİN (Alfred DE), isviçreli coğrafyacı, meteorolog ve kâşif (Zürich 1897 – ay.y. 1927). Fizik, sismoloji ve meteoroloji okudu. Bir keşif seferi düzenleyerek, 1912′de Grönland’ı bir uçtan bir uca dolaştı. Bu sırada, buz takkesi konusunda önemli gözlemlerde bulundu. Zürich üniversitesinde dersler verdi. (L) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUERVAİN (Alfred DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUERİNÎ (Marco di Lauro), Venedikli a-miral (1515-1577). Adriyatik denizinde korsanlara karşı yaptığı savaşta sivrildi. Kandiye’de danışman olarak Türklere karşı başarı kazandı. Bu arada Magosa’yı kuşatan osmanlı donanmasını yenilgiye uğrattı. Kandiye’nin denizden savunmasını düzenledi. Lepanto (Inebahtı) birliğine bağlı gemilerle Messina’da birleşerek Osmanlılara karşı kazanılan zaferde önemli rol oynadı. (M) 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUERİNİ (Marco di Lauro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUERETERO Meksika’da şehir, eyalet merkezi, Mexico’nun güneybatısında; 74 000 nüf. XVI. yy.dan kalma katedral, önemli pamuk iplikhaneleri. Otomi’lerin uğraştığı opal zanaatçılığı. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUERETERO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 16 Haziran 2009 QUERCY, Fransa’da Akitanya havzasında bölge, Massif Central’ın kenarında. Quercy Causse’lar ve Aşağı Quercy diye ikiye ayrılır. 16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUERCY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 Pydna savaşı, romalı konsül Paulus Aemilius’un Makedonya kralı Perseus’a karşı kazandığı zafer (M.ö. 168) [22 haziran]. Bu zaferle, üçüncü Makedonya savaşı kesinlikle sona erdi. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pydna savaşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PÜSKÜRTME i. (püskürtmek’ten püskürtme). Püskürtmek işi. ♦ Sıf, Püskürtme yoluyle yapılmış: Püskürtme boya. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜSKÜRTME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PÜRİTENLİK i. (püriten’den püriten-lik; ing. puritanism). Püritenlerin inancı, öğretisi. || Mec. Ahlâkî, siyasî konularda taassup. — ANSİKL. Başlangıçta Püritenlik bir öğreti değildi, İngiltere’ye has, Kutsal Kitap’a aşırı ölçüde bağlı, alınyazısı kavramına saygılı bir inanç ve düşünüş tarzından ibaretti. XVI. ve XVII. yy.lar İngilteresi’nde halkın gerçekten benimsediği tek metin olan Kutsal Kitap’a bağlılık, onu düşüncelerinin kılavuzu sayan püriten için hayatın temel gerçeğiydi. Püriten’in dünya işlerine, sanata, tiyatroya (1642′de tiyatroları kapattırdılar) ve genellikle bütün eğlence şekillerine karşı duyduğu nefret buradan gelir; bu tutumlarının, Kutsal Kitap’ın etkisi yanında, kısmen Stuart’lara ve onların havailiğine karşı besledikleri hınçla da ilgili olduğu doğrudur. Bu duygu, püritenlerin alınyazısına verdikleri önem sonucu şiddetlendi ve kendilerini, günahkâr halk kütlelerinin üstünde, bir çeşit seçkinler zümresi olarak görmelerine kolaylıkla yol açtı. Püritenlik 1564′e doğru, Anglikan kilisesinin piskoposluğu tanımakta devam eden bazı mensuplarının, Prayer Book’ta. hâlâ muhafaza edilen katolik unsurlara baş kaldırmasıyle ortaya çıktı. Calvin ve Zwingli’den etkilenen püritenler, özellikle Cambridge üniversitesindeki mevkilerinden faydalanarak, Elizabeth I’in saltanatı boyunca büyük rol oynadılar; özellikle katoliklerden kalma âyin kıyafetlerinin kullanılışına karşı çıktılar ve böylece «kıyafet» kavgasını başlatmış oldular. 1583′te kurulan Kilise Yüksek komisyonunun zulmüne uğrayınca, büyük topluluklar halinde Hollanda’ya, sonra A.B.D.’ye göç ettiler (bk. PÜRİTEN); ama bu arada, ingiliz toplumunun en etkili sınıflarından bazı unsurları kendi saflarına kazandılar. Çoğunlukla presbiteryen çevrelere katılarak veya Presbiteryenliği tercih ederek, James I’in aşırı piskoposçu anlayışına no bishop, no king («ne piskopos, ne kral») avazeleriyle karşı çıktılar. Püritenlik, İngiltere devriminde önemli rol oynayacak hale geldi. Böylece püritenlerin, fertleri, Kilise ile hiç bir bağı bulunmayan serbest topluluklar kurmakta serbest bırakma eğiliminde olan bir üçüncü grubu ortaya çıktı. Püritenîik, ağırbaşlılığa değer vererek, zenginliği bir seçkinlik belirtisi sayarak, İngiltere’de kapitalist burjuvazinin oluşmasına ve parlamento rejiminin gelişmesine katkıda bulundu, öte yandan, dinî hayatta ferdin rolüne önem vererek, alman piyetizm’i ile ingiliz metodizm’ine kaynaklık etti; sonradan, liberal Protestanlığın gelişmesinde de katkısı oldu; günümüzde Püritenlik Aşağı Kilise (Low Church) içinde varlığını kısmen sürdürmektedir. (L) 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRİTENLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PÜRİTEN i. (ing. puritan > fr. puritain). Kutsal kitapları yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya büyük önem veren ve pek çoğu Amerika’ya göç eden katı bir presbiteryen tarikatının üyesi. Büyük bir çoğunluğu Cromwell gibi doğu kontluklarından gelen ve Charles I’e karşı parlamento ile birlikte mücadele’ eden püritenler, kralın bozguna uğramasında ve 1649′da idamında büyük rol oynadılar. Ayrıca, İngiltere kilisesini Iskoçya kilisesi örneğine göre yeniden düzenlemeyi de tasarladılar (Covenant, 1643). Cromwell’in iktidara gelişinden sonra hükümeti fiilen kontrollan altına aldılar (Barebone’s Parliament, 1653). Ama tecrübesiz oldukları için devleti yeniden teşkilâtlandırmayı başaramadılar; bölündüler ve 1660′ta Charles II’nin tahta geçmesiyle tekrar kurulan krallık yönetiminin baskısıyle siyaset alanından çekildiler. Ama yine de püritenlerin siyasî (parlamenter demokrasinin kurulması), toplumsal ve ahlâkî (azamî kazanç peşinde koşan kapitalist bir burjuvazinin yerleşmesi) bakımlardan İngiltere’de derin etkisi görüldü. • Kuzey Amerika’da, Püritenlerin siyasî rolleri Kuzey Amerika’da çok daha uzun sürdü. Gerçekten, Anglikan kilisesinde yenilik yapmanın imkânsız olduğu kanısına varan bazı püritenler yurtlarından göç ederek yeni bir denizaşırı din topluluğu kurmayı tercih ettiler. Teorilerini uygulamak amacıyle Massachusetts kolonisini kuran bu kimselerin otuz beşi ayrı bir kilise olan Leiden kilisesindendi (Hollanda), altmış yedisi maceracıydı (Pilgrim Fathers). Okyanusu Mayflower gemisiyle geçtiler (6 eylül – 21 aralık 1520). Sonra da üstünde ileride Plymouth sömürgesinin kurulacağı bölgeye yerleşerek buradaki yerli halkla azizler azınlığı arasında kesin bir ayırım gözetmeğe çalışan bir topluluk kurdular. Bir vali, yedi yardımcısı ve bir meclisle kendi kendilerini yöneterek oy hakkını yalnız bir tarikatın üyelerine verdiler (Massachusetts halkının yüzde yirmi beşi). Bu hak da yalnız âyinde bulunanlara tanınmıştı. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRİTEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PÜLÜMÜR, Doğu Anadolu bölgesinde (Yukarı Fırat bölümü, Tunceli ili) ilçe merkezi; 2 714 nüf. (1970). 11 merkezinin 67 km kuzeyinde, bir vâdi içinde; yüksl. 1 550 m. Elazığ’ı Erzincan’a ve Erzurum’a bağlayan yol Pülümür’den geçer, önceleri Erzincan’a bağlıyken, Tunceli ilinin kurulması üzerine bu sonuncu ilin sınırları içine alındı. 1967′deki depremde önemli hasar gördü. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜLÜMÜR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PÜF i. (onomatope). Bir ateşi söndürmek veya canlandırmak amacıyle dudaklar büzülerek dışarıya verilen nefesin meydana getirdiği ses. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PUY DE DÖME idare bölgesi, Fransa’da idare bölgesi, Massif Central’da; Dordogne’un güneyinde Artense yaylasında da aynı ekonomi devam eder. Daha doğuda iki büyük yanardağ sistemi uzanır: kuzeyde Puy de Döme’da 1 465 m’yi bulan Puys sıradağları veya Döme dağları, güneyde Puy de Sancy’de 1886′m’ye ulaşan Mont-Dore kütlesi. Bu dağların hâkim olduğu yaylalarda sığır yetiştiriciliği peynir imalâtına yol açmıştır. Dağda Allier ırmağının akaçladığı verimli Limagnes ovaları uzanır: kuzeyde Limagne de Clermont, güneyde Limagne de Brioude; bu kesim verimli bir tarım (tahıl, şeker pancarı, meyve ağaçlan) alanıdır, idare bölgesinin doğu ucu yazın büyük sürülerin çıkarıldığı Forez dağları’nın ve Bois Noirs kütlesi’nin batı yamacını içine alır. Bölgede sanayi büyük ölçüde gelişmiştir: makine yapımı, dokuma sanayii, bıçakçılık (Thiers), Clermont-Ferrand’da kauçuk sanayii (otomobil lastiği yapımı). Ayrıca geleneksel el sanatları da devam etmektedir. Turizm de (ılıca merkezleri) önemli bir gelir kaynağıdır. (L) 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUY DE DÖME idare bölgesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PUTEAUX, Fransa’da Seine idare bölgesinde (Saint-Denis idare çevresi) kanton merkezi, Paris’in batı banliyösünde, Sen ırmağı kıyısında (sol kıyı), Asnieres dirseğinde; 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTEAUX hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PUSULA veya PUSLA i. (ital. bussola, küçük kutu’dan). Magnetik. Mıknatıslanmayan bir maddeden yapılmış, ortasında, uçları daima Yer’in magnetik kutuplarına yönelerek kuzey doğrultusunu gösteren mıknatıslanmış bir ibre bulunan kutu; ibre, bir eksen üzerinde serbestçe döner veya hükümsüz bir ipliğin ucuna asılmıştır: Pusula, uzun deniz seferlerinin yapılabilmesine imkân verdi. Eğilim pusulası. Mıknatıslanmış bir iğne, ağırlık merkezi çevresinde ve magnetik meridyen düzlemi içinde serbestçe hareket ederse, ufukla, eğilim açısı denilen bir açı yapacak şekilde bir doğrultu alır; bu açıyı ölçmeğe yarayan bütün âletlere eğilim pusulası denir. Eğilim açısını ilk gözleyen ingiliz fizikçisi Robert Norman’dır (XVI. yy.). Eğilim pusulasında mıknatıslanmış iğnenin ağırlık merkezinden bir eksen geçer; bu eksen, ayrıtları aynı yatay düzlem içinde olan iki prizma üzerine oturtulmuştur. Eğilim iğnesi magnetik meridyen düzleminin doğrultusunu verir; eğilim açısını hemen okuyabilmek için eğilim iğnesinin ekseni bu düzleme dik konuma getirilir. Fakat âlet kendi kendine yeterlidir: gerçekten, herhangi bir magnetik açıklıkta gözlemi yapılan görünür eğilim açısı i, yukarıkine dik magnetik açıklıkta okunan eğilim açısı i” ve gerçek eğilim açısı i ile gösterilirse, cotg2 i = cotg2 + cotg2 i” bağıntısı elde edilir. Sapma pusulası. Yatay bir düzlem içinde hareket eden mıknatıslanmış bir iğnenin kuzey-güney Yandaki şekil, gözlemi yapılacak ve ölçülecek FO’G ile DOE açılarını göstermektedir: BAC açısı bunların farkına eşittir. Ha-ritacılıkta çok yararlı taşınabilir aletler yapılmıştır. i’nin değerini bulmak için a’nın ölçülmesi yeterlidir. Sivili pusula, sözü edilen bu sakıncayı önler. Bu pusulanın magnetik düzeni, pusula kartının yapışık olduğu alüminyum bir diske bağlı iki büyük mıknatıstan meydana gelir. Şamandıralarla donatılan bu disk, normal pusuladaki gibi bir sapanla pusula kabının ortasındaki düşey mil üzerine yerleştirilmiştir; kabın içi, pusula kartının salı-nımlarını kısa sürede sönümleyen bir su ve alkol karışımıyle doldurulur. Şamandıraların görevi, mil üzerindeki sapanın mile sürtünmesini bir dereceye kadar önlemek için pusulanın ağırlığını hafifletmektir. Ahşap bir gemide bu tür pusulalar magnetik kuzeyi gösterir. Çelik gemiler Yer’in magnetik alanının şiddetini ve yönünü büyük ölçüde değiştirir; bu yüzden geminin bazı konumlarında pusulayı kullanılmaz hale getiren önemli sapmalar doğar. Onun için geminin demir kısımlarının etkisini, pusulanın çevresine uygun şekilde yerleştirilen kompansatörlerle giderme yolları aranır. (L) 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUSULA veya PUSLA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PURPURA i. Patol. Deri, mukoza veya özekdoku içindeki kılcal damarların kanaması. (Derideki purpura kırmızı bir leke halindedir ve cam basma ile kaybolmaz.) — ANSiKL. Furpura’lar iki büyük gruba ayrılır: trombositopenik purpuralar ve trombositopenik olmayan purpuralar. Trombositopenik purpura’ların başlıca özelliği kan sisteminde önemli düzensizliklerin belirmesidir: kanda pulcukların sayısı azalır, kanama süresi artar, dirsek kıvrımında morartı görülür, kan pıhtısı büzülmez, normal pıhtılaşma zamanı degişikliğe uğrar. Kanama belirtilerinden(burun,dişeti kanamaları.kan işeme) başka olayların üçte birinde dalak büyümesi görülür. Trombositopenik purpuralar kimyasal maddelerin (arsenik, benzol, Sülfamit, bizmut v.b.) ve X ışınları gibi fizik etkenlerin etkisiyle birincil veya ikincil olarak, yahut kan hastalıklarından (lösemi, aplastik kansızlık, Biermer hastalığı v.b.) veya karaciğer bozukluklarından sonra ikincil olarak ortaya çıkar. Hastalık ya ikame yoluyle (tam kan veya. trombosit nakli) veya iyileştirici usullerle (dalak çıkarma, A.C.T.H. veya kortizon uygulama) tedavi edilir, çoğu zaman iki metot birarada kullanılır. Trombositopenik olmayan purpura’larda kan muayenesinin sonuçları normaldir; yalnız, bazen dirsek kıvrımında morartı görülür. Bu purpuralardan «alerjik» denen Henoch purpurasinda romatizma ağrıları, bazen mide-bağırsak bozuklukları (ishaller, kusmalar) ve ateş görülür. Mikroplu hastalıkların birçoğunda da (tifo, kızıl v.b.) purpura görülebilir; bunlarda genellikle trombositopen yoktur. Trombositopenik olmayan purpuralar C ve P vitaminleriyle ve ihtiyatlı kullanılmak şartıyle kortizonla tedavi edilir. 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURPURA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PURCELL, ingiliz müzikçi ailesi. —henry (öl. Londra 1664), Krallık kilisesine bağlı soylu kişi ve Westminster kilisesinin koro yönetmeni. —Erkek kardeşi THOMAS (öl. Londra 1682) saray orkestrasında klavsen, lavta ve ses müziği bestecisi olarak görev aldı. —HENRY (Londra 1658 veya 1659-ay.y. 1695), ünlü besteci. Henry veya Thomas Purcell’in oğlu. Çok genç yaşta, Cooke. Pelham Humfrey, John Blow ve M. Locke’un yönetimi altındaki Krallık kilisesinin müzikçileri arasına katıldı; 1677′de Locke’un ölümünden sonra, kral orkestrasının besteciliğine, 1679′da da John Blow’dan boşalan Westminster kilisesi başorgculuğuna getirildi. 1680′de evlendiği Frances dul kaldıktan sonra bütün hayatını kocasının eserlerini değerlendirmeğe adadı. Genç yaşta ölen Purcell, hayatı boyunca kralın hizmetinde kalarak, saray için sahne eserleri, din ve çalgı müziği besteledi. Bunların arasında, opera ve sahne müziği olarak A Fool’s Preferment (Bir Çılgının Yükselişi) [1688], Dido and Aeneas (1689?), Dioclesian (1690), King Arthur (Kral Arthur) [1691], The Fairy Queen (Periler Kraliçesi) [1692], Timon of Athens (Atinalı Timon) [1694], The İndian Queen (Hintli Kraliçe) [1695], The Tempest (Fırtına) [1695], kral Charles II ile James II ve kraliçe Mary’ye ithaf ettiği Swifter isis (1681) adlı od ve kantatlar, Fly, Bold Rebellion (1683), From those Serrene (1684), Why Ar e ali the Muses Mute (Dilsiz Musa’lar) [1685], Sound the Trumpet (Davul Sesi) [1687], Now Does the Glorious Day Appear (Şanlı Gün Göründü) [1689], Arise my Muse (1690), Love’s Goddess (Aşk Tanrıçası) [1692], Celebrate This Festival (Festivali Kutlayalım) [1693], Azize Caecilia yortusu dolayısıyle yazdığı Welcome to ali Pleasures (bütün Haylazlara Merhaba) [1685], Hail Bright Cecilia (1692) özellikle anılmağa değer. Ayrıca, I was Glad, İn The Midst of Life (Hayatın Ortasında Sevinçliydim) [1682], Morning and Evening Service (si bemol) [Sabah ve Akşam Âyini] (1682-1683), My Heart is İnditing (Kalbimin Buyruğu) [1685], They That Go Down to The Sea (Denize Gidenler) [1685], T e Deum ve Jubilate (1694) gibi birçok anthem ve âyin müziği, dinî ve din dışı solo, ikili, üçlü şarkılar, «catches» lar, koro müzikleri, yaylı çalgılar için fantezi’ler, üç sesli on iki sonat, dört sesli on sonat, in Nomina adlı yedi sesli bir parça, bir «ehaconne» ve bir «pavan», klavsen için Musick’s Hand Maid, Choice Collection of Lessons for the Harpischord or Spinet adlarında iki parça ve org için de Voluntaries adlı bir eser besteledi. Kontrapunto tekniği ile yetişen Purcell’in özelliği millî folklara uygun bir melodi anlayışına varması ayrıca da tonal ve modal ıskalaları birlikte kullanmasıdır. Bazı ses uyuşum zorluklarını çözmeden askıda bırakması sık sık majörden minöre geçmesi eserlerine çağdaş müziğimizi andıran bir hava verir. —DANiEL, orgcu ve besteci (Londra 1660-ay.y. 1717), Henıy’nin kardeşi; The indian Queen operasının beşinci perdesi için bir «mask» yazdı ve pek önemli olmayan birçok eser besteledi. (L) 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 15 Haziran 2009 PUR i. Sivas çevresinde çok yaygın olan jips (alçıtaşı) formasyonuna bu çevre halkının verdiği ad. (Kolay eriyen jipsli tabakalarda, bu erime sonucu meydana gelen kapalı çukurlara da pur denilir. Purlarda suların birikmesiyle meydana gelen göllere de pur gölleri adı verilir. Bunlardan en önemlisi Sivas’ın doğusunda Hafik ile Zara arasındaki Tödürge [Demiryurt] gölüdür.) [M] 15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PULLUK i. (alm. pflug’dan), Zır. Toprağı sürmek için kullanılan tarım aracı. || Derin sürme pulluğu, toprağı derin sürerek ufalamak için kullanılan özel pulluk. — ANSİKL. Pulluk, VI. yy.dan beri Orta Avrupa’da kullanılan bir araçtır. Ağır bir araç olduğundan işlenmesi güç toprakları sürmek için kullanılır; direnç ekseni çekiç ekseniyle aynı değildir, yani araç bakışımsız çalışır, bu yüzden karasabana göre daha kuvvetli bir çekim gücü gerektirir. Koşum akımında sağlanan ilerlemeler (atlara hamut takılması) pulluğun daha yaygın hale gelmesini kolaylaştırdı. Karasabandan farklı olarak pulluk toprağı daha derin işler ve yalnız bir tarafa devirir; bu araçla hem düz sürme (döner kulaklı pulluk), hem tahtamsı sürme (nemli topraklarda) yapılabilir (sabit kulaklı pulluk). Âdi pulluk, çatı ve işlek parçalar diye başlıca iki kısma ayrılır: çatı kısmında kol, sap, payanda ve demirselik (pulluğun taban ve ökçesini taşıyan parça) bulunur. Kol, J veya V şeklinde çelikten uzun bir parçadır; arka tarafında pulluğu yöneltmeğe yarayan sap (tutamak) bulunur; payanda ve demirselik, kolu pulluk demirine bağlayan parçalardır; pulluğun toprağa dayanıp kaymasını sağlayan ökçe ve taban bu payanda ve demirseliğe bağlıdır. Pulluktaki işlek parçalar uç demiri, bıçak, kulak, ökçe, demirselik payandası ve keskidir; uç demiri toprağı yatay olarak, bıçak ise dikey olarak kesmeğe yarar; kulak, kesilen toprak şeridini devirir; demirselik payandası kesilen toprağın koptuğu yan çepere sürtünen ve demirseliğin aşınmasını önleyen bir plakadır; ökçe pulluğun izinde dibe dayanan kısımdır; keski, kulağın önünde giderek toprağın yüzey kısmını kesip esas toprak şeridinden önce deviren eğri madenî bir parçadır. • Derin sürme pulluğu, bazen âdi pulluğa benzer, ama demiri mızrak ucu gibi sivridir; bazen de genel görünüşüyle daha çok «toprak kabartma makinesi» veya «kültivatör» denen âleti andırır; bu takdirde mızrak ucu şeklindeki üç, beş veya yedi pulluk, iki tekerlekle çekilen bir şaseye monte edilir. Aynı zamanda toprağı hem bölen, hem altüst eden derin sürme pullukları da vardır. (LM) 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULLUK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PULİTZER (Joseph), amerikalı gazeteci (Makc, Macaristan 1847-Charleston, Güney Karolina 1911). Göçmen olarak 1864′t e A. B.D.’ye gitti. Bir süre Federal orduda görev aldı, gazetecilik ve siyaset alanlarında kısa zamanda sivrildi. 1878′de Saint-Louis’de iki gazeteyi birleştirerek Post Dispatch’i kurdu. 1883′te The World gazetesini satın aldı ve New York’un en önemli yayın organı haline getirdi. 1903′te Columbia üniversitesinde gazetecilik okulu kurulması için bir milyon dolarlık bağışta bulundu. Okulun temeli 1912′de alıldı, öldüğü zaman yirmi milyon dolarlık bir servet bıraktı ve Pulitzer ödüllerinin kurulmasını vasiyet etti. (L) 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULİTZER (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PULİCARİA i. Sarı çiçekli, bir veya çokyıllık otsu bitki; nemli yerlerde, hattâ bazen balçıkta bile yetişir. (Bileşikgillerden.) [L] 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULİCARİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PUKİREV (Vasiliy Vladimirovic), rus ressamı (doğ. 1832-Moskova 1890). Konusunu günlük olaylardan alan tablolar yaptı; bu tabloların en önemli yanı, tiplerin büyük bir canlılıkla çizilmesidir. Karakterleri tipik hale getirmesiyle Eşitsiz Evlilik (1862) adlı eseri XIX. yy.da yapılmış, konusunu günlük hayattan alan ilk rus tablosudur ve tablo içindeki şekiller tabiî büyüklükte çizilmiştir. Bu eseri, Bir Ressamın Stüdyosunda (1864-1865), Çeyizin Listeye Göre Teslimi (1870-1871) izledi. Başlıca tabloları Moskova Tretyakov galerisindedir. (M) 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUKİREV (Vasiliy Vladimirovic) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 PUİGCERDA, İspanya’da kasaba, Katalonya’da, (Gerona ili), Fransa sınırında, Cerdana’nın merkezi; 4 200 nüf. Yazlık yer. 1177′de Aragon kralı tarafından kurulan eski bir müstahkem şehir olan Puigcerda, XVII. ve XVIII. yy. Savaşları sırasında önemli rol oynadı. (L) 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUİGCERDA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Bu rasathanede çalışan biri Çinli olmak üzere 15 bilim adamı hakkında bilgiler vardır. Gazan Han tarafından Tebriz’de Ebvabül-Birr (Güzellik Kapıları) adlı bir yerde ikinci bir rasathane kuruldu; fakat bu rasathanedeki çalışmalar hakkında fazla bilgi yoktur. Yalnız Ebvabül Birr’in vakfiyesinde belirtildiğine göre, bu rasathanenin de vakıf gelirlerinden yararlandığı, bir rasathaneden çok astronomiyle ilgili öğretim yapan bir kurum olduğu sanılıyor. Meraga ve Gazan Harı rasathaneleri aracılığıyle islâm dünyası ve Uzakdoğu arasında astronomi alanında yakınlaşmalar oldu.
XV. yy.da kurulan Semerkand rasathanesi de önemli bir kurumdur. Bu rasathane, özellikle, meridyen âletinin büyüklüğü, 30 yıl kadar süren çalışmaları ve Uluğ Beyin yönetimi altında bulunuşuyle tanınır.
Uluğ Bey, eski zayiçeleri düzeltmekle kalmadı; yıldızları doğrudan doğruya gözledi, önsözünü kendi yazdığı yeni bir zayiçe (Fihrist-i Kevakib [Yıldızlar Fihristi]) hazırlattı (1449). Bu rasathanede, Uluğ Beyden başka, Gıyaseddin Kâşî, Kadızade Rumî ve Ali Kuşçu gibi o çağın ünlü astronomları çalıştı. Baburname’de, bu rasathane binasının üç katlı olduğu belirtilir. Yıldızların hareketlerini gözlemek için kullanılan başlıca gözlem âletlerinin saklandıkları bölüm, yer altında bulunuyordu.
1575′te Murad III, Tophane tepesinde İstanbul rasathanesini yaptırdı. Başında astronom Takiyüddin Mehmed’in bulunduğu bu rasathanede 15 bilim adamı çalışıyordu.
Takiyüddin’in gözlemler yaparak, zayiçeier düzenlediği bu rasathane 1580 sonunda şeyhülislâmın işe karışmasıyle yıktırıldı. Şeyhülislâm Kadızade, Murad III’e bir mektup göndererek <
Cumhuriyet’in ilânından sonra üniversitelerin açılmasıyle İstanbul, Ankara ve izmir’de fen fakültelerine bağlı rasathaneler kuruldu. Erzurum üniversitesinde de fen fakültesine bağlı bir rasathanenin açılması için çalışmalar yapılmaktadır. (ML)RAŞİTİZM
Raşitizm sadece bu şişkinliklerden ibaret kalabilir, uygun bir rejim ve tedaviyle kaybolabilir. Ama bu şişkinliklere bir de kemiklerin kasılması eklenirse köpek kısa bacaklı kalır. (Base denilen köpek ırkı bu şekilde ortaya çıkmıştır.) Buldok ırkında görülen kalın çene de raşitizmin bir çeşididir. Raşitizm, fosfor-kalsiyum tuzları A ve D vitaminleri verilerek, içinde bol miktarda madenî madde bulunan besinler yedirilerek tedavi edilebilir; fakat kemiklerdeki şekil bozukluğu öylece çoğu zaman kalır. (L)Raşitefendi kütüphanesi
RAPİSARDİ
RAŞİANESTEZİ veya RAŞİANALJEZİ
Parasempatik sinirlere etkisi önemsizdir (sadece leğen parasempatiğinin kuyruk sokumu kısmını etkiler), sempatik sinir sistemini ise şiddetli bir şekilde etkiler (böbreküstü bezlerini kontrol eden bütün splanknik sinirleri ilgilendirir). Raşianestezi için çeşitli teknikler ortaya atılmıştır; fakat hepsinde bir ön hazırlığa ihtiyaç vardır, ancak ondan sonra bel ponksiyonu yapılarak uyuşturucu madde (prokain, tetrakain, linyokain) omurga kanalına şırınga edilir.
Uyuşturucu maddenin omuriliğin çeşitli tabaklarına dağılması, kullanılan eriyik yoğunluğunun beyin omurilik sıvısı yoğunluğuna olan orantısına bağlıdır.
Meselâ alt kökler etki yapmak için özgül ağırlığı büyük, üst kökler için özgül ağırlığı küçük olan eriyikler kullanılır. Raşianestezi’nin kullanıldığı önemli durumlara had veya müzmin akciğer hastalıklarının (astma, skleroz, amfizem) gerektirdiği ameliyatlar; kusma tehlikesi yaratan ameliyatlar (delinmiş mide ülseri meliyatı); leğen içi organlarda veya bağırsaklar üstün de yapılacak ameliyatlar (kadın hastalıkları, üroloji) ve nihayet genel anestezi yapılmasında sakınca bulunan kimseler meselâ çok şişmanlara, şeker hastalarına, kalp hastalarına yapılacak ameliyatlar. Bunlarda özellikle kan basıncının düşmesi dikkatle kontrol edilmelidir. (L)RAPALLO
RANZOLİ (Cesare)
En önemli eseri: Dizionario di Scienze Filosofiche’dk (Felsefe Bilimleri Lügati) [1905]. ölümünden sonra yayımlanan // Realismo Puro (Saf Gerçekçilik) [1932] ise yazarın gerçekçilik anlayışını en eksiksiz yansıtan kitabıdır. (M) RANGOON
• Tarih. Modern şehrin gerisinde pirinç tarlaları ve mangrov bataklıklarıyle örtülü geniş deltanın tek tepesi yükselir. Daha Tarih öncesinde yerleşilen şehirde M.S. ilk yüzyıllarda önemli bir buddha tapınağı (bugün Şve Dagon pagodası) kuruldu, O tarihte çok küçük olan şehrin adı Asitnagora Paukkaravati idi; Ortaçağda, Aşağı Birmanya’ya hâkim oîan Mon kralları zamanında Okkala adını aldı. Şehrin geçmişiyle ilgili ük tarihî kayıt 1372′de Hanthavaddi kralı Binya U’nun ziyaretini anlatır.
Yavaş yavaş güneye doğru inen birmanyalı fatih Alompra (Alaungpaya) Mon hanedanınım yendi ve 1755′te ele geçirdiği Okkala’ya (Dagon) «savaşın sonu» anlamına gelen «Yangon» adını verdi. Eski pagoda’nın yanında gelişen şehir, kral Bagyidav zamanında (1819-1837) kıyıya doğru kaydı, çevresi tahkim edildi. 1824′te İngilizler tarafından işgal edilen şehir iki yıl sonra Birmanyalılara geçti. Fakat İngilizler 1852′de burayı yeniden ele geçirdiler ve 90 yıl süreyle hâkimiyetleri altında tuttular.
Rangoon’daki bütün eski evler bambudandı; İngilizler Asya’da hiç rastlanmayan, düzgün planlı, sokakları birbirini dik açılarla kesen modern bir şehir kurdular; büyük blok apartmanlar inşa ettiler; anacaddeleri Şule Pagoda’sına bağladılar. Ticarî bir antrepo ve ingiliz idaresinin merkezi haline gelen yeni şehir hızla gelişti: 1871′de Birmanya kralı Mandalay’dan Şve Dgon Pagoda’sına altın bir hti (şemsiye-taç) yolladı. 1882′den sonra Belediye meclisinin üçte ikisi seçimle işbaşına gelmeğe başladı. 1922′de çıkan Belediye kanunu ile Ragoon muhtar bir şehir haline geldi.
XIX. yy.in sonuna doğru Rangoon’un etnik yapısında büyük bir değişiklik oldu.
Gelişme dönemini bir durgunluk ve sanayide huzursuzluk dönemi izledi. 1931′de hint aleyhtarı birçok kanlı ayaklanma patlak verdi. 1942 Martında Rangoon Japonların eline geçince hintlilerin çoğu kaçtı ve geri dönmedi, ikinci Dünya savaşında müttefikler tarafından bombalanan şehrin deniz cephesinde büyük yıkıntılar oldu. 3 Mayıs 1945′te geri dönen ingiliz-hint birlikleri harap bir şehirle karşılaştılar: yıkılan dokları eski haline getirmek için büyük çaba sarfedildi. 1947′de savaş öncesinde yüklenen mal oranının ancak yüzde 40′ına ulaşılabildi.
• Bağımsızlık sonrası. 1948′de Birmanya’nın bağımsızlığa kavuşmasından sonra ülkede birçok ayaklanma oldu; hattâ Rangoon bir süre için hükümet denetimindeki tek şehirdi. 1950′ye kadar gerilemeğe devam eden ticaret o tarihten sonra kalkındıysa da şehir eski ticarî önemini kazanamadı. Bunun sebeplerinden biri kıyı sularının taraklanmaması ve ırmakların bakımsızlığıdır. Nitekim büyük gemiler Rangoon ırmağına giremez. RANGONİ (Cristoforo)
RANDA (Antonin)
RAMPAL (Jean-Pierre)
RAMONDİA veya RAMONDA
R. Pyreensis’inki parlak mor renktedir. (L)RAMEAU (Jean-Philippe)
Rameau’nun çok sayıdaki eserlerinin en önemli ve en ilgi çekici kısmı otuz üç tiyatro eseridir (lirik trajediler, opera-bale’ler, komedi-bale’ler v.b.); bu eserlerde müzikçinin dramatik dehası ve yenilikçi yetenekleri açıkça görülür. Yaptığı en önemli yenilikler, recitativo’laıın ve aryaların biçimini metnin gereklerine bağımlı kılmak ve gereksiz süslemelerin bir yana bırakılarak danslarla divertimento’lara da anlatımcı bir değer, bir güç kazandırmaktır. Çalgı alanında Rameau orkestrada anarmoniyi ve yaylı çalgılarda çift tel ile pizzicato’yu kullanan ilk bestecidir. Klavsen alanında (dört büyük derleme) getirdiği yenilikler hem anlatım hem de teknik yönden orijinaldir. Füg biçimini kullanan motetieri ses yönünden çok zengindir. Din dışı kantatları çağının geleneklerine daha uygundur. Nazarî eserleri, özellikle akortların oluşması (üçlülerin temel bir bas üstünde üst üste gelmesiyle) ve çevirme ilkesiyle ilgili görüşleri ayrı bir önem taşır. Bunlar uyum teorisine yeni bir yön kazandırmıştır. (ML)RAMAZAN bayramı
Ramazan bayramı, Hicretin ikinci yılından sonra kutlanmağa başlandı. Bu bayramda yapılması gereken bütün törenler ve ibadetler (bayram namazı) Hz. Muhammed tarafından düzenlendi. İlk Ramazan bayramiyle ilgili işlemler de onun tarafından yapıldı. Bayram, ramazan ayının son günü olan arefeden sonra başlar ve üç gün sürer. Bu süre içinde bütün resmî kurumlar tatile girer. Sabah ezanınından sonra bayram namazı kılınır. Bayram namazını yalnız erkekler kılar. Namazın bitmesiyle bayrama girilir.
Ramazan bayramının üç ayrı özelliği vardır:
1. müslümanlar zekât görevini bu bayramda yerine getirir;
2. müslümanlar arasında karşılıklı görüşme, barışma ve birbirini ziyaret etme ve hediyeleşme adettir;
3. müslümanlar bu bayramda, özellikle bayram namazından sonra yakınlarının kabirlerini ziyaret ederler.
Ramazan bayramı oruç süresinin bitmesi dolayisiyle yapılan bir tören niteliğindedir. Bu bayramda, ziyaretçilere şeker sunmak töresi yerleşmiş bir gelenek olduğu için bayrama, Şeker bayramı da denir. Ramazan ayında olduğu gibi, Ramazan bayramında das yoksullara yardım etmek; hastaları, kimsesizleri, çocukları sevindirmek; sadaka ve zekât vermek gereklidir. Bayramın önemli özelliklerinden biri de büyüklerin küçüklere hediyeler vermesi, hiç değilse bir mendil armağan ederek gönül almasıdır. Yaş bakımından küçük olanların, büyükleri ziyaret etmeleri gereklidir. Ramazan ayında geceleri aydınlatılan ibadet yerleri, bayram süresince de aydınlatılır. Ramazanın son haftasında bayrama hazırlık olarak evler temizlenir, bayramlık elbiseler dikilir.
Anadolu köylerinde, Ramazan bayramında şenlikler düzenlenir; davul, zurna, kemence gibi yerli çalgılar çalınır, halk oyunları oynanır. Bazı yerlerde bayramda yoksullara yemek yedirilir. Şehirlerde, özellikle askerî birliklerin bulunduğu bölgelerde bayramın gelişi topla bildirilir; bayram günlerinin belli saatlerinde (genellikle namaz vakitleri) top atılır. Bayram yerlerinde çocuklar için salıncaklar, atlıkarıncalar v.b. eğlenceleriyle lunaparklar kurulur. Bazı Anadolu kasabalarında, halk tarafından gece eğlenceleri, küçük fener alayları düzenlenir. Osmanlı imparatorluğunda, devlet düzeni, islâm dini kurallarına dayandığı için Ramazan bayramı da resmî bir bayram olarak kutlanırdı. Geceleri fener alayları, şenlikler düzenlenir, geçit törenleri yapılırdı. Devlet büyükleri rütbe sırasına göre padişahın huzuruna çıkar ve bayram tebriklerini bildirirlerdi. Cumhuriyetin ilânından sonra (1923) Ramazan bayramı resmî bayramlar arasına sokulmadı, ama bayram günleri resmî tatil olarak kabul edildi. Bir dinî bayram olarak kaldı. Bugün, şeriata göre yönetilen bazı islâm ülkelerinde Ramazan bayramı devletin resmî bayramı olarak kutlanır. (M)RAMAPİTHECUS
RAKKA
• Tarih. Rakka Selefkilerden Kallinikos II tarafından kuruldu, imparator Julianus zamanında önemli bir ticaret merkeziydi. Justinianus 529′da İranlılar ile ticaretin Nisibis Kallinikon Rakka ve Artaksata (Erivan yakınında) sınır şehirlerinden yapılmasını kararlaştırdı. Hüsrev I, Suriye’ye yaptığı üçüncü seferinde şehri aldı ve onardı. Rakka, 640′ta Sad bin ebi Vakkas’ın El-Cezire’nin fethiyle görevlendirdiği iyaz bin Ganm tarafından barış yoluyle alındı. Ali, Büyük Sıffın savaşına Rakka’dan hareket etti. Halife Mansur 772′de Rakka’nın yanında yeni bir şehir yaptırdı ve buraya Horasanlıları yerleştirdi. Şehrin onarım işini veliaht Mehdî’ye verdi. Mehdî, şehri bir at nalı biçiminde yaptırdı; su getirmek için iki büyük kanal açtırdı ve Refika adını verdi. Ancak yavaş yavaş terk edilen eski Rakka’nın adı buraya da verildi. Refika nın zamanla genişlemesi iki komşu şehri bir şehir haline getirdi ve her ikisine Rakkatan dendi. Memun zamanında her iki şehrin arasına sur yapıldı (816). Bir ara halife Harun-ür-Reşid’in başkenti oldu. Abbasîlerin zayıflama devrinde Suriye’de kurulan devletlerin eline geçti.
Moğol istilâsına uğradı. Büyük Selçukluların, sonra Suriye Selçukluları ve Memlûkluların eline geçti. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılar tarafından alındı (1517). Osmanlılar Rakka ve çevresini bir eyalet haline getirdiler. Rakka bu eyaletin merkez sancağı oldu. Tımar, zeamet ve has sistemi kuruldu. Zeamet ve tımar sahipleri 1 100 kılıçtı; sefer zamanında cebel’leriyle 2 500 kişilik bir kuvvet meydana getiriyorlardı. Sonra şehre Mısır valisi Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa hâkim oldu. Mısır kuvvetleri Suriye’yi terk edince Osmanlı devletine geçti. Tanzimat devrinde yapılan idarî düzenlemede Halep eyaletine bağlı bir sancak oldu. (M)RAKİÇ (Milan)
RAKABE
— Huk. Esk. Temlik ve temellükü mümkün olan malların aynı ve zatı.
— ANSiKL. Rakabe, bugün kuru mülkiyet veya çıplak mülkiyet olarak anlatılan kavramı belirleyen bir terimdir. Rakabe, özellikle arazi bakımından önemlidir. Arazi üstünde mülkü aynî yani rakabe veya çıplak mülkiyete sahip bulunan kimse, arazisini dilediği gibi kullanabilir, gereğinde yakabilir, yıkabilir. Arazi kanununa göre rakabesi devletin olan topraklar üstünde devletin hakkı, bir mülkiyet hakkı değildir. Devlet bunlar üstünde, dilediği gibi tasarruf edemez. (M)RAJNA (Pio)
RAİNİLAİARİVONY
RAİMUND
Başlıca eserleri: Der Alpenkönig und der Menschenfeind (Alpler Kralı ve İnsan Düşmanı) [1828]; Der Verschwender (Savurgan) [1833]; bu kötümser eserlerde fars’ın güldürücü yanıyla şiirdeki inceliği bağdaştırdı. Das Mâdchen aus der Feenwelt oder der Bauer ah Millionâr (Periler Dünyasının Kızı veya Milyoner Köylü) [1826] adlı eseri de önemlidir. (L)RAİMOND BERENGER IV veya V
RAHLE
— DEY. (Birinin) Rahlei tedrisinde, yetişme ve düşünce bakımından «o kimsenin etkisinde» anlamında kullanılır.
— ANSÎKL. Zantl. Yanındaki ayakları oymalı, kenar pervazları ve üzeri düz tahta sehpa veya sıra biçiminde olan rahle, türk el sanatlarının önemli ürünlerinden biridir.
RAHMİ. Bk. rahim.RAHİM veya RAHM
— DEY. Ana rahmine (veya karnına) düşmek. Bk. ANA.
— Anat. Rahim atardamarı, aîtkarın atardamarının bir dalı. (Kıstak hizasında rahme ulaşır; birçok kol vererek rahmin yan yüzünde ilerler sonra içeriden dışarıya doğru yönelerek yumurtalığın alt ucuna ulaşır; geniş bağın dibinde sidik borusuyle çaprazlâşır [ameliyat bakımından önemli bir nokta].) || Rahim damar ağı, rahmin yan taraflarında bulunan toplardamar ağı.
|| Rahim sinir ağı, altkarın sinir ağına bağlı sinir topluluğu.
— Kadın-doğum. Rahim küçüklüğü, rahmin şekil bakımından normal, fakat hacim bakımından küçük olması. Bk. ANSîKL.
— Tip. Bk. DÖLYATAĞI.
— ANSîKL. Rahim küçüklüğü doğuştan gelen bir anormalliktir. Küçük rahmin çocuk rahminden farkı, sadece morfolojik bakımdan yetişkin rahim özelliği taşımasıdır. Rahim küçüklüğü klinik muayene, histerometri ve histerografiyle anlaşılır. Genç kızlarda aybaşı yokluğu, aybaşı gecikmesi ve dölyatağı kanaması gibi bozukluklara, gebelerde düşüklere sebep olur. Düşükler gittikçe gebeliğin sonlarına doğru başlar. Her gebelik dölyatağı kaslarının gelişmesini biraz daha kolaylaştırdığından peş peşe birkaç defa düşük olduktan sonra kadın çocuğunu normal doğurabilir. Rahim küçüklüğünün üst üste gebelikle iyileşmesi göz önüne alınarak, rahmi küçük kadınlara, sekiz-on iki hafta süre ile ve aralıksız olarak sentetik progestatifler verilir. Bu tedavi rahmin hacmini bir kat artırarak normal gebeliğe imkân verir.
♦ Rahimî sıf. Anat. Esk. Rahimle ilgili. (LM)RAHBE
Sonraki yıllarda meydana gelen savaşlar ahbasî kumandanlarından Âdil’in Bağdat’tan gelerek şehri ele geçirmesiyle sona erdi. Hamdanîlerden Nâsırüddevle zamanında Taglibîlerden Ceman, Rahbe’de isyan etti. Karışıklıklara son vermek için Ceman Rahbe’den çıkarıldı ve öldürüldü. Nâsırüddevle’nin ölümünden sonra (968) şehir oğlu Ebu Talib’e kaldı. 978′de Büveyhoğullarından Adududdevle’nin eline geçti. 1009′da Hafaci tarafından alındı. RAGUSA
• Tarih. Ragusa, yunan şehri Epidauros’un Adriya denizinde, Dalmaçya kıyısı yakınında kurduğu koloniden doğdu. Roma dünyasına katılan ve uzun süre Batı Roma imparatorluğuna bağlı olarak yaşayan Ragusa, on iki yüzyıl boyunca Doğu dünyasının kenarında kurulmuş, deniz ticaretiyle uğraşan bir latin şehri olarak kaldı. Bizans imparatorluğunun gücünün devam ettiği ve Güney İtalya’ya hâkim olduğu süre boyunca Ragusa da Venedik gibi ona bağlıydı. Şehir 1000′de Bizans imparatorluğu sınırları içinde kalmağa devam etmekle beraber Venedik dukasının idarî hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Sonra, Venedik 1204′te Bizans imparatorluğunun deniz parçasını ele geçirince, sırp tehlikesine karşı yunan desteğinden yoksun kalan Ragusa kendiliğinden Venedik’e teslim oldu (1205).
O tarihten sonra yavaş yavaş sönen ragusa edebiyatı, cumhuriyetin 1805′te yıkılmasından sonra hırvat edebiyatıyle karıştı. Hırvat edebiyatının başlıca ragusalı yazarları Medo Puçiç (1821-1882) ve İvo Vojnoviç’tir (1857-1929). Ragusa başlıca edebiyat merkeziyse de, öbür dalmaçya şehirlerinde de değerli yazarlar yetişti: meşhur hümanist Maruliç (1460-1524) Split’li, ilk kır romanı (Dağ) yazarı Petar Zoraniç, Zadar’lı, ilk dindışı dram (Köle) yazarı Hanibal Luciç (1485-1533) ve Petar Hektoroviç (1486-1572) Hvar adasındandı.
Ragusa cumhuriyetinde birçok bilgin de yetişti: XV. yy.da latince ilk ticaret nazariyesini yayımlayan ragusalı Georgi, cebiri geometriye ilk; olarak uygulayan Getaldiç, «mizaç»lara, aşırı önem verilmesine ilk karşı çıkan hekim Baglivi (1688-1707), büyük matematikçi Boşkoviç
(öl. 1787), İmperium Orientale’nin yazarı Banduri (1670 – Paris 1743). [L]RAGUET (Condy)
Kısa zamanda büyük servete kavuştu ve günün ticarî olaylarında önemli bir rol oynadı. 1815′te Yasama meclisine üye seçildi. 1822′de Rio de Janeiro’da, A.B.D. konsolosluğuna getirildi. 1825′te Brezilya’da maslahatgüzar oldu ve 1827′ye kadar bu görevde kaldı. A.B.D.’ye döndükten sonra, serbest ticaret doktrinlerini yayan birçok gazete yayımladı:
The Free Trade Advocate (1829); Examiner (1834-1835); The Financial Regis-ter (Malî Kayıtlar) [1837-1839] v.b. Ayrıca, Santo Domino ile ilgili iki küçük kitap ve Principles of Free Trade (Serbest Ticaretin ilkeleri) [1835]; On Currency and Banking (Tedavüldeki Paralar ve Bankacılık üstüne) [1839] v.b. eserler de yayımladı. (M)RAİMOND IV
(Toulouse 1042-Trablus 1105), Toulouse kontu (1093-1105). Daha Saint-Gilles kontu olduğu sıralarda ona, kuzini Berthe’ten Rouergue, Nîmes ve Narbonne kontluklarıyle Gothiya markiliği (1065) miras kaldı; topraklarına Gevaudan, Agde, Beziers’i ve U-zes ülkesini de kattı; kendi kızını Raimond’un lehine mirastan yoksun bırakan erkek kardeşi Guillaume IV ölünce Toulouse kontu oldu.
Toulouse devleti böylece kesin toprak bütünlüğünü kazandı. Fakat, ispanya’da müslümanlığa karşı yapılan bir sefere (Tudela önünde başarısızlığa uğradı, 1087) katıldıktan sonra, Urbanus II’nin çağırışına (Clermon konsili 1095) ilk cevap veren o oldu. Bir daha Batı’ya dönmemeğe ant içtiği için Toulouse kontluğunu oğlu Berttrand’a bıraktı. Güney Fransızları ordusunun kumandanı olan Raimond IV, Pr övence’tan ayrıldı (ekim 1096) ve papalık orta elçisi Ademar de Monteil ile birlikte Kuzey italya, Dalmaçya kıyısı ve Makedonya üzerinden istanbul’a geldi (nisan sonu, 1097). Haçlılar içinde yalnız Raimond, Aleksios I Komnenos’a vasallık yemininde bulunmayı reddetti. İznik (Nikaia) [haziran 1097], Eskişehir (Doryleion) [temmuz 1097] ve Antakya (An-tiokheia) [haziran 1098] kuşatmalarında ve çatışmalarında önemli payı oldu.
Antakya’da, Musul Atabeki tarafından öbür haçlılarla birlikte kuşatılan Raimond de Saint-Gilles, şehrin kurtuluşunda kesin bir rol oynamak ve şehri elde etmek için (1098), Provence’li bir köylü olan Pierre Barthelemy’nin «kutsal mızrak»! bulmasından yararlandı. Fakat, çetin bir tartışmadan sonra, Sicilyalı Bohemond bunu ele geçirdi. Buna kızan Raimond, Bizans imparatoruna yanaştı ve Kudüs’e yürümek isteyen haçlılar kitlesinin başına geçmeden önce, Trablus emirliğine karşı birçok sefere girişti (1098 sonu-1099 nisanı). Şehrin alınmasında yardımı dokundu (temmuz 1099), fakat Godefroi de Bouillon’un lehine, isa Peygamber’in mezar eminliğinden uzaklaştırıldı. RAFFAELLO
Babası ölünce (1494), o sıralar Fr. Francia ile birlikte çalışan Timoteo Viti’nin atelyesine girdi. Daha sonra, 1499′a kadar Perugia’da il Perugino’nun atelyesinde çalıştı. İl Perugino’nun hocalığı Raffaello’nun gelişmesinde başlıca etken oldu. Genç yaşına rağmen Raffaello, çıraktan çok bîr usta olarak kabul ediliyor, önemli iş teklifleri alıyordu; 1500′de Evangelista di Pian di Meleto ile birlikte Cittâ di Castello’da Sant’Agostinc kilisesinin mihrap arkalığını yaptı Bu eserin, aynı şehrin pinakotek’indeki bir kopyasıyla, ikisi Napoli’deki Capodimonte müzesinde, biri de Brescia’da Tosio Martinengo pinakotek’inde olmak üzere üç parçası günümüze kalmıştır.
Raffaello’nun ilk dönemi hakkında en iyi fikir verebilecek eserleri Şövalyenin Rüyası (National gallery, Londra) ile Üç Güzeller’dir (Conde” müzesi, Chantilly). Her ikisinde de sarı tonlar, sade, dengeli bir düzenleme ve geniş manzaralar hâkimdiı. Louvre müzesindeki, Aziz Mikael ve Aziz Georgius çift kanatlı tablosunda olduğu gibi, bu tablolarında da, Raffaello’nun sanatında gitgide daha belirgin bir hal alan mekânla kompozisyon arasındaki uyum göze çarpar. Raffaello Vatikan müzesindeki Taç Giyme tablosunda (basit geometrik figürlerde kolayca görüleceği gibi) kompozisyon üstünde titizlikle çalışarak renklere ışıklı bir yoğunluk ve ustasında olmayan bir canlılık getirerek İl Perugino’nun tekniğini aşar. Ayrıca Çarmıha Geriliş (National gallery, Londra); Meryem ve Azizler (Berlin) ve Kurtarıcı isa’da da (Brescia) İl Perugino’nun etkisi sezilirse de Raffaello’nun yeni belirmeğe başlayan kişiliğini gölgelemez.
Kutsal Bakire’nin Evlenmesi’nde (Brera, 1504) ise mekânın, kompozisyon ritmi .ve renk parlaklığıyle birleşmesi,İl Perugino’da rastlanılmayan bir özelliktir. Raffaello bu ünlü ve büyük tablosunu bitirdiğinde yirmi yaşındaydı. Hemen sonra Floransa’ya gitti (1504-1508). Bir yandan sanatını olgunlaştırıyor, öte yandan da floransa resim sanatının getirdiği yenilik ve heyecan dolu havayı tadıyor, Leonardo da Vinci’nin renk tekniğini inceliyordu. Leonardo’dan canlı varlıkları kendi düzenleri içinde duymağa ve bir kompozisyonda yalnız figürleri değil, aynı zamanda çevresinde havanın dolaştığı canlı varlıkların aralarındaki ilişkileri de incelemeyi öğrendi. Michelangelo da, dramatik üslûbu, yapıcı kuvveti, anlatım ve hareket yeteneği, eskiçağı canlandırma gücüyle Raffaello’yu büyüledi. Bu etkiler, özellikle Çarmıhtan İndiriliş’te
(Galleria Borghese, Roma, 1507) açıkça görülür. Floransa’da Raffaello’nun en yakın dostu sanatçı rahip Bartolomeo idi. Daha yaşlı olan Bartolomeo da, sanatta hızlı ve kesin değişikliklerin oluştuğu bu dönemde, klasik denge ülküsünün peşindeydi. Colonna mihrap arkalığı
(Metropolitan museum, New York), Ansidei mihrap arkalığı (National gallery, Londra), Madonna Northbrook (Londra) ve Aziz Georgius (Ermitaj) gitgide Floransa resim okuluna yaklaşan eserlerdir. Meselâ, Leonardo’nun etkisi, ilk Floransa dönemine ait bir dizi portrede (Urbino Dukalık sarayı) ve ünlü Madonna del Granduca’da (Galleria Fitti) daha gözle görülür bir hal alır; rahip Barlolomeo’nun üslûbuna yakın, piramit biçiminde düzenlenmiş eserlerin en gelişmiş örnekleri arasında Madonna del Belvedere (Kunsthistcrisches museum, Viyana), Madonna del Cardellîno (Uffizi), Güzel Bahçıvan (Louvre) v.b. sayılabilir. Açık havada resmettiği Meryemleriyle, Raffaello eski dinî temanın en tipik örneklerinden birini vererek yüzyıllar boyunca, gerek sanat gerek din yönünden kendini ideal olarak kabul ettirdi; figür gruplarının işlenişinde Michelangelo ile ortak noktaların bulunmasına ve kişilerin birbirleriyle bağlantılarında kısmen Leonardo’nun etkisi görülmesine rağmen, bu tablolar kişisel özellikten yoksun değildir: hepsinde de sakin, düşünceli bir hal, ilgi çekici ayrıntılar, yuvarlak biçimlerin huzuru hâkimdir. Raffaello’nun aynı dönemde yap-’ tığı öbür eserler şunlardır: Doni Çifti ve Hamile Kadın (Pitti), Orleans Bakiresi (Chantilly), Kutsal Aile (Bridgeater. Londra). Azize Caterina (National gallery, Londra), Madonna Esterhazy (Budapeşte), Madonna Canigiani (Münih), Meryem Tahtta (Pitti. Floransa) v.b. Tamamlanamayan bu sonuncu eserde Meryem ve Çocuk İsa, tabloda hareket halinde görülen diğer kişiler tarafından, azizlerle çevrili yüksek bir tahta çıkarılmıştır.
Azizlerin her biri kişiliği belirecek şekilde resmedilmiştir; tahtı taşıyan melekler heykelsi bir gölünüm içindedirler; sahneyi tamamlayan giriş kapısının yarım daire şeklindeki, kısmı da son derece gösterişlidir.
Raffaello, papa Julius II tarafından çağırılarak 1511′de Roma’ya gitti, papanın Vatikan’daki yeni dairelerine fresk yapmakla görevlendirildi. Böylelikle, Andrea Mantegna ile Piero della Francesca’nın eserlerinin bulunduğu (bugün kaybolmuştur) daha eski bölümler yıkılıyordu. Raffaello, 1511′de tamamladığı imza odasının (Stanza Della Segnatura) süslemeleriyle işe başladı: Kutsal Tartışma, Parnassos, Atina Okulu, Üç Erdem ve tavandaki bilim ve sanatları konu alan alegorik figürler. Geniş kompozisyonlu bu fresklerde Michelangelo’nun huzursuz ve acı çeken insanlarına karşıt, sakin ve rahat figürler yaptı. 1510′da Agostino Chigi tarafından, Farnesina sarayına Galatea efsanesini canlandıran freskler yapmakla görevlendirildi. Burada B. Peruzzi, Sodoma ve Sebastiano del Piombo ile tanıştı. Raffaello’nun, Galatea konusunda B. Castiglione’ye yazdığı mektup onun estetik idealleri üstüne önemli bir belgedir.
Sanatçı bu mektupta, gerçek bir modeli izlemediğini ve Praksiteles’in yaptığı gibi, çeşitli modellerden de ayrıntılar almadığını öne sürer ve önceden var olan bir güzellik idealine ulaşmak istediğini belirtir. Raffaello’nun renk ve ışık karşıtlığıyle iman gücü yönünden etkileyici olan Madonna di Foligno (Vatikan pinakotek’i) ve Madonna di Casa d’Alba (National gallery, Washington) adlı eserleri aşağı yukarı aynı döneme rastlar. İkinci Stanza’nın fresklerinde (Eliodoro’nun Kovulması, Bolsena Âyini, Aziz Petrus’un Kurtuluşu, Büyük Leo’nun Attilâ ile Karşılaşması) [1511-1514], Sebastiano del Piombo’nun etkisiyle Raffaello rengi ön plana aldı, mimarî tarzındaki süslemelerde ışık ve gölgelere geniş yer verdi (özellikle Aziz Petrus’un Kurtuluşu sahnesinde, ışığın üç kaynaktan gelmesi).
Çağdaşlarının portreleri de (Peçeli Kadın, Pitti; Baldassare Castiglione, Louvre) Raffaello’nun bir renk sanatçısı olduğunu ortaya koyar; Floransa dönemine kıyasla, portrelerin ağırlık noktası artık genel atmosfere değil, modelin derinleştirilmesine bağlıdır. Rafafello bu arada, Michelangelo’nun Sistina şapelindeki peygamberlerinden ilham alarak, Sant’Agostino kilisesindeki işaya freskini yaptı. Meryem Sandalyede, Hezekiyel’e Kutsal Hayalin Görünmesi (Floransa, Pitti) ve Julius II de (Uffizi) aynı döneme rastlar. Raffaello, Leo X’un papalığı sırasında yorulmak bilmeden çalıştı. 1514-1517 Arasında, Stanza’nın Borgo Yangını süslemesini yaptı. RAEREN
— Arkeol. Raeren XVI. ve XVII. yy.da çok önemli bir seramik merkeziydi. Seramikleri kahverengi, gri-mavi veya manganez moru renginde kumtaşındandır, çoğunlukla kalaya monte edilmiştir, üzerlerinde, portreler, yazılar, armalar ve Kutsal Kitap’tan sahneler vardır. (L)RADYOSTRONSİYUM
28 yıl sürer. Bu sonuncusu, nükler reaktörlerde ve atom bombalarındaki fisyon olayı sırasında önemli miktarlarda meydana gelir. Bitkiler tarafından kolaylıkla tutulan bu atom, kemik dokuları içinde birikebilir ve büyük tehlike yaratır.) Bk. STRONSİYUM. (L)RADYOSONDA
0 ile 30 km yükseltideki havanın nemlilik, basınç ve sıcaklık değerlerini yerdeki bir istasyona radyo dalgalarıyle ileten otomatik cihaz.
— ANSiKL. Radyosonda, 1927 yılında fransız R. Bureau tarafından icat edildi. Cihazın başlıca elemanları, çift madenî şeritli bir termometre, bir barometre kapsülü ve saçlı bir higrometredir. Bu üç âlet, çok kısa dalga üzerinden sürekli yayın yapan bir vericinin işaretlerini keser. Gerçekten de her âlet bir ibreyi hareket ettirir; bu üç ibre aynı düzlem üzerindedir ve herbiri sabit bir işaretle birbirinden ayrılmıştır. Her ibre ve her işaret, saat ibrelerinin yönünde dönen hareketli bir kolun kendilerine dokunmasıy-le elektrik kontağını keser. Böylece vericinin yayını düzenli (işaretler tarafından) ve düzensiz olarak (ibreler tarafından) kesilir ve bu kesilmeler yerdeki kayıt şeridi üzerinde belirir.Daha önceden yapılmış bir ölçeğe göre bu kayıtlar çözümlenebilir. Balon, yörüngesinin en üst noktasında patladığı zaman, radyosonda, br paraşüt yardımıyle yere iner. (L)RADYOPELVİMETRİ
RADYOGONYOMETRİ
— ANSİKL. 1901 Yılında Andre Blondel, çerçeve antenin yönlendirilmiş yayın yapma veya alma özelliğinden yararlanmayı düşündü; bu uygulamanın teorisini yaptıktan sonra, general Ferri ile birlikte, çerçeve antenin yöneltici özelliklerini ve normal antenden daha zayıf olan alıcı niteliğini deneylerle doğruladı.
Marconi’nin deneyleri (1903) sonunda «yöneltilmiş antenli» radyogonyometreler yapıldı: bu antenler, merkezî bir toprak hattının çevresinde, birbirinden eşit uzaklıktaki yarıçaplar doğrultusunda yerleştirilmiştir; döner bir komütatör her anteni sıra ile bağlar; alıcıya en kuvvetli şekilde veren anten belirlenerek, verici isyasyonun doğrultusu yaklaşık olarak bulunur.
Alıcı niteliği yüksek çerçeve antenle ilk radyogonyometri deneyleri, 1907′de E. Bellini tarafından, marttan mayısa kadar, Dieppe, Le Havre ve Barfleur arasında yapıldı. Fakat radyogonyometrinin aktif bir döneme girmesi, özellikle Birinci Dünya savaşı yıllarına rastlar. Bir vericinin yerini ve doğrultusunu radyogonyometreyle tespit etmek için, kulaklıktaki ses şiddeti sıfır veya minimum oluncaya kadar çerçeveyi döndürmek yeterlidir: bu konumda, çerçeve düzlemine indirilen dikme aranan doğrultuyu verir. Bununla birlikte, vericinin doğrultusunda yine de 180°’lik bir belirsizlik söz konusudur. Şüpheyi kaldırmak için, aynı anda hem çerçeve anteni, hem de yöneltmesiz bir anteni dalga kolektörü olarak kullanarak bir ölçme daha yapılır. Çerçeve ve antenin birleşik diyagramı bakışımsızdır ve bu diyagramdan yararlanarak, birbirine zıt iki doğrultu arasında kesin bir seçime varılabilir. Radyogonyometri tesisleri, gemi veya uçakta olduğu gibi, karada sabit istasyonlar halinde de kurulabilir. Ayrıca, gizli verici istasyonların tespiti için otomobillere yerleştirilmiş radyogonyometri tesisleri de vardır. Hava ve deniz trafiğinde, özellikle kapalı havalarda (sis, gece v.b.) önemli yararlar sağlayan radyogonyometri, radar’ın bulunmasından sonra ikinci plana düşmüştür. (L)RADYOASTRONOMİ
Böylece, Gökada’mızın bu bulutsuları taşıyan kollarının ilk haritası çizilebildi. Radycastronomide kullanılabilecek dalga boyları, bir yandan 6 ilâ 8 mm genişliğinde su buharı ve oksijen soğurma şeritlerinin bulunması, öte yandan yer atmosferinin çok yüksek kısımlarında iyonosferi meydana getiren birçok iyonlaşmış tabakanın bulunmasıyle sınırlanmıştır. Elektromagnetik dalgaların iyonlaşmış bir atmosferde kırılma şartları, Ecdes tarafından incelendi, bu astronom, gelen dalgaların bir sınır frekansı olduğunu ve bu frekansın altında tam yansıma’nın meydana geldiğini ispatladı. Bu sınır frekans, geçilen ortamın elektron yağunluğuyle (birim hacimdeki elektron sayısı) orantılıdır. Böylece, iyonosfer için 15 MHz’lik (dalga boyu 20 m) bir sınır frekans elde edildi. Bu değerin ötesinde iyonosfer soğurucu olur.
Bu özellik, bütün iyonlaşmış atmosfer ve özellikle Güneş’i çevreleyen çeşitli tabakalar (ışıkküre, alçak ve yüksek atmosfer, Güneş tacının iç ve dış kısmı) için geçerlidir. Bunlardan her birinin ayrı bir sınır frekansı vardır. Kirchhoff ilkesine göre bir gaz tabakası ancak soğurabileceği ışınımları yayabilir. Demek ki bu tabakalardan her birinin azalan elektron yoğunluğuna, artan kritik dalga boyları tekabül eder. Böylece radyoastronomi, Güneş’i çevreleyen çeşitli tabakaların «derinliğine keşfi» için çok yararlı bir çare bulmuş olur: santimetre cinsinden dalgalar ışıkküreye tekabül ettiğine göre, dekametre cinsinden dalgalar da Güneş’in dış tacına tekabül eder. Bu iki sınır arasında, çeşitli yeryüzü olaylarına (radyotelegraf dalgalarının yayılması, magnetik fırtınalar, kutup ışıkları v.b.) çok büyük etki yapan ve çok çeşitli tipleri bulunan farklı Güneş püskürtü’leri (Doppler-Fizeau olayıyle hızları ölçülerek) izlenebilir.
Buna karşılık, alıcı âletlerin ayırma gücü, alınan ışınımların dalga uzunluğuyle ters orantılı olduğu için, büyük dalga boylarının kullanılması önemli sakıncalar doğurur. Demek ki, optik dalga boyları ile Hertz dalga boylan arasında, bir milyon basamağından bir katsayı vardır. Bu duruma uygun âletler yapılamayacağına göre, gözlem için, bir kilometreden daha fazla aralıklarla dizilmiş
birçok aliciyle uygulanan girişim metoduna başvurulur. Böyle bir sitemin ayırma gücü (gözlenen dalga boylarına göre değişir) çapı, iki uç alıcı arasındaki uzaklık kadar olan bir tek alıcı âletin ayırma gücüne eşittir. Fakat normal olarak böyle bir sistemin yararlı alıcı yüzeyi, hiç bir zaman basit âletlerin yüzeyleri toplamına eşit değildir. Bk.RADYOTELESKOP.
Isı dalgalarına dayanmayan yayın şekilleri arasında şunlar sayılabilir:
1. daha yukarıda sözünü ettiğimiz nötür hidrojen atomlarının yaydığı şeritlerin ve 21,105 sm’ye eşit dalga boylarının gözlenmesi;
2. oldukça şiddetli bir magnetik alandan geçen ve bu alanın kuvvet çizgileri etrafında helis şeklinde dolanan elektron fışkırmalarının yarattığı «cayromagnetik» yayın;
3. hızı, ışık hızının belli bir kesrine kadar varan elektronlar tarafından, benzer durumlarda «senkrotron etkisiyle» yaratılan yayınlar v.b. Günlük hareket sonucu bir radyokaynak batıdan doğuya doğru kayarken, sabit bir girişimölçerden alman işaretler, bütün alıcı âletlerde karşılaşılan fon gürültüsüyle aynı cinstendir. Büyük girişimölçerlerin ve bazı hassas alıcıların kullanılması, bu işaretlerin çok büyütülmesini ve fon gürültüsünden ayrılmasını sağlar. (L)RADYOAKTİF
Bk. RADYOAKTİFLİK.
— Miner. Radyoaktif cevherler. Bk. ANSİKL.
— Teknel. Radyoaktif belirtici, bir cisme çok az miktarda katıldığında, bu cismin dönüşümlerini veya yer değişimlerini izlemeğe imkân veren radyoaktif izotop. Bk. ANSiKL.
— Tıbbî fiz. Radyoaktif işaretleme, incelenen bir molekülün akıbetini görebilmek amacıyle o molekülün bir atomunu izotopuyle değiştirme işlemi.
— ANSiKL. Nükl. Radyoaktif elementler, kendiliğinden hızla veya yavaş yavaş parçalanarak yapı değiştiren kararsız atomlardan meydana gelir. Çekirdekleri, duruma göre, negatif veya pozitif elektronlar (beta radyoaktiflik), ya da helyum çekirdekleri (alfa radyoaktiflik) yayar. Birinci durumda element, periyodik sınıflandırmanın bir hanesinden hemen bitişik hanesine geçer; ikinci durumda iki hane atlar. Radyoaktif elementler çoğu zaman gamma ışınları da yayarlar.
vardır. Bk. RADYOAKTİFLİK.
— Miner. Radyoaktif cevher’ler iki grupta toplanır: uranyum ve toryum grupları. Uranyum grubuna giren başlıca cevherler şunlardır: pekblend, uraninit ve davidit; daha ender rastlanan cevherler ise, karnotit, tüyamanit, torbernit, otünit, uranofan ve şrökingerit’tir. Uranyum cevherleri, fosfatlar ve altın cevherleriyle birleşmiş halde de bulunabilir. Pekblend aynı zamanda bir radyum cevheridir. Toryum’un en önemli cevheri ise monazit’tir.
— Teknol. Radyoaktif belirtici’lerin kullanılması, bir yayılma olayı sırasında bir madenin başka bir maden içindeki dağılımını kolaylıkla inceleme imkânı verir. Bu inceleme, bir maden örneğinin bir yüzüne, ışımaya tutularak radyoaktif hale getirilmiş başka bir maden tabakası yaymağa dayanır; bu izotopun, zamana ve sıcaklığa bağlı olarak öteki madene içleme miktarı, bu madenden ince tabakalar alıp radyoaktifliğini bir sayaçla tespit ederek ölçülür. (L)RADYO
— Radyotek. Otomobil radyosu, otomobilde kullanılmak üzere yapılmış radyo alıcısı. Bk. ANSİKL.
Bugün radyo reklamlarının ilgi çekmesi için söz ve müziğin yanı sıra yarışmalara, eğlence programlarına, skeçlere v.b. yer verilmektedir.) || Radyo röportajı, radyo ile yayımlanan röportaj. Radyo yayını, radyo alıcısı bulunanlar için, Hertz dalgalarıyle haber, konferans, konser, sanat, edebiyat, bilim v.b. programların nakli. (Bk. ANSiKL.) || İl radyosu, ancak yayımın yapıldığı ilde dinlenebilecek güçteki radyo istasyonu; bu istasyonun yayımı. (Türkiye’de büyük şehirlerde il radyoları asıl radyo istasyonlarının yanı sıra yayın yapar ve programlarında yalnız batı müziğine yer verir. Bu yayınlar «ikinci program» adiyle anılmaktadır. Antalya, Kars, Van, Gaziantep, Trabzon, Diyarbakır il radyolarının programlarında her türlü söz ve müzik programı yer almaktadır.)
— ANSiKL. Radyotek. Başlangıçta elektron lambalı olan otomobil radyosu, anotların beslenmesi için gerekli yüksek gerilimi sağlayacak bir vibrörlü konvertisörün kullanılmasını gerektiriyordu. Transistorlu olan modern alıcılar doğrudan doğruya arabanın bataryasıyle beslenir. Taşıtın elektrik donatımı parazite karşı korunmuş olmalı, yani kıvılcım üreten organların (dinamo, bujiler, akım kesiciler) yaydığı parazitleri yok etmeğe veya hiç olmazsa önemli bir şekilde azaltmağa yarayan elemanlar (kondansatörler ve dirençler) kullanılmalıdır. Otomobil radyolarının hemen hepsinde, bir tuşa basmakla istenen yayını seçme imkânı veren bir kumanda klavyesi vardır.
• Milletlerarası yönetmelik. Bir yayında taşıyıcı dalganın modülasyonu yan bantlar meydana getirir. Çok yakın frekanslı bir yayın yüzünden parazit olmaması için frekans tayfında her yayma bir kanal ayırmak gerekir, öbür yandan Hertz dalgalarını kullanan yalnız radyo yayınları değildir. Başlıca kamu hizmetleri (havacılık, denizcilik) alanında telsiz telgraf ve telsiz telefon için de frekans tayfında bantlar ayırmak gerekir. Bu amaçla 1947′de Atlantic City’de imzalanan Milletlerarası Telekomünikasyon antlaşmasıyle bazı kurallar tespit edilmiştir.
• Programlar. Radyo yayın programlarında, her tür müzik, konuşmalar, haberler, röportajlar, eğlenceler, tiyatro oyunları (bunların bazıları özel olarak radyo için hazırlnamıştır), eğitim ve büyük bir gelir kaynağı olan reklamlar yer alır. Eskiden genellikle canlı yayın yapılırken bugün hemen hemen bütün programlar plak ve banda kaydedildikten sonra yayımlanır. Radyo ile müzik yayını. Doğrudan doğruya veya, plak ve banda alınarak yaprlan müzik yayınları, ülkelere göre bütün yayınların yüzde 50 ilâ 75′ini tutar. İstanbul radyosunun on iki devamlı hafif batı müziği orkestrası vardır; ayrıca Şehir orkestrası ve Küçük orkestranın klasik batı müziği yayınlarına yer verilir. Radyo arşivinde ise, çeşitli plak ve bantlardan başka, türk halk musikisinden derlenmiş bir koleksiyon bulunur. (LM)RADYATÖR
—- Termik. Bir akaryakıtın yanmasından veya sıcak bir akışkandan aldığı ısının önemli bir kısmını ışıma yolüyle ileten ısıtma cihazı. || Radyatör peteği, radyatörün merkez kısmını meydana getiren boru ve kanatçıkların tümü. (Eşanl. radyatör bloku.) || Elektrikli radyatör, elektrik akımıyle ısıtılan bir direnci ısı kaynağı olarak kullanan ısıtma cihazı. Bk. Ansikl.
— Ansikl. Oto. Radyatör «arı peteği» biçiminde birbirine dik boru şebekesinden meydana gelir ve soğutma yüzeyini artırmak için kanatçıklarla donatılır. Bu borular bir boşaltma musluğu ve bîr taşma ağzı bulunan iki hazneye kaynakla bağlanır. Su, borulardan geçerken bir vantilatörün de yardımıyİe ısısını çabucak kaybeder. Radyatör otomobile esnek olarak monte edilir ve bir kafesle korunur.
— Termik Radyatörler dökme demir, çelik veya alüminyumdan yapılır. Dökme demir radyatörler genellikle «nipel» denilen bağlantı parçalanyle uçlarından birleştirilmiş, sökülebilir elemanlardan meydana gelir. Bu radyatörler ya kendi ayaklan üzerinde durur ya da duvara tutturulmuş mesnetler üzertne oturtulur. Gazlı radyatör’lerin daima bir boşaltma memesi ve ateşleme memesiyle donatılması gerekir; dökme demir veya saçtan yapılabibilir.RAGGHİANTİ (Carlo Ludovico)
RAFİNAJ
— Petr. Petrol ürünlerini (yakıt, yağlayıcı v.b.) üretme usullerinin tümü. || Bu usullerden herhangi biri. Esanl. TASFİYE. Bk. ANSİKL.
— Şekercilik. Şekere, yeniden eritme, berraklaştırma ve renk giderme işlemlerinin uygulanması.
— ANSiKL. Petr. Dönüşüm sanayilerinin en önemlilerinden biri haline gelen petrol rafinaj’ı, herhangi bir ham petrolün bileşimindeki bütün ürünlerin elde edilmesini sağlar.
Ayrımsal damıtma işlemi üstüne kurulan ilk usuller serisinde, karmaşık hidrokarbon karışımı temel ürünlerine ayrılır. Daha sonra ikinci bir üretim usulüyle, bu ürünlerin nitelikleri ıslah edilerek saflaştırilir. Nihayet. sentez yoluyle yeni maddeler veya tabiî halde ender olarak bulunan, maddeler elde edilir.
• Gazların işlenmesi. Bu amaçla yapılan ilk işlemde, gazlar sıvılaştırma ve sogurma ile ayrılır ve fırınların ısıtılmasında kullanılan en hafif gazlar tasfiye edilir. Daha sonra, polimerleşme ünitelerinde, propilen ve butilen gibi gaz halindeki olefin sınıfı hidrokarbonlar uygun bir katalizör etkisiyle yeniden birleştirilerek yüksek kaliteli bir benzin elde edilir. Alkilasyonla (izcoktan sentezi) elde edilen izocktan, nazarî olarak, oktan indisi 100 olan bir benzindir. Bir asidi katalizör gibi kullanarak, özellikle cracking gazlarında bulunan izobütilen, daha çok damıtma gazlarında bulunan izobütanla birleştirilir. Bu tepkimelere katılmayan hidrokarbonlar sıvılaştırılmış gazlar halinde toplanır ve basınç altında tüplere konularak, bütan ve propan gazı halinde piyasaya sürülür.
• Benzinlerin hazırlanması. İstenilen oktan indisini ve uçuculuğu elde etmek için temel benzinler (kaba benzin, cracking ve reforming benzini, polimerler, alkilat) belli oranlarda karıştırılarak ve kurşun tetraetil (oktan indisini arttırmak için), tortu ve renk önleyici maddeler katılarak değişik kaliteli yakıtlar elde edilir.
• Yağların rafinajı. Petrol yağları genellikle özel ham petrollerden üretilir. Bu amaçla birinci damıtma tortusu fırınlarda ısıtılır ve güçlü bir vakum altındaki bir veya birkaç tablalı sütunda ayrımsal damıtma işleminden geçirilir. Yağların, üç veya dört kere çekilerek elde edilen hammaddesine «damıtma ürünleri» denir ve viskoziteleri en hafiflerinden en ağırlarına kadar gittikçe artar. Bu indirgeme veya vakum altında damıtma sonunda, normal bir sıcaklıkta sertleşen bir tortu elde edilir. Damıtma ürünlerinde giderilmesi gereken çeşitli maddeler vardır: parafin (düşük sıcaklıklarda yağın akışkan olarak kalması isteniyorsa, tasfiye edilmesi gerekir), arematikler, yağın viskozite indisini düşüren, yani sıcaklık etkisiyle çok farklı viskozite değişikliklerine yol açan kararsız bileşikler. Demek ki her damıtma ürünü, fürfürol veya fenol gibi bir eriticinin etkisine bırakılır ve bu etkiyle iki faza ayrılır: birincisi işlenmiş yağ, öbürü de, fuel-oillere katılan veya petrokimyada kullanılan aromatik ve ağır bir alt üründür. Daha sonra, metiletilketon veya propan gibi bir eritici yardımıyle parafini giderilir ve billurlar, işlenmiş yağ
— 10° C veya — 20° C’a doğru soğutulunca ayrılır.
Vakum altındaki döner tamburlarda, sürekli süzme işleminden sonra, parafini giderilmiş bir yağ ile yumuşak yağımsı bir parafin veya «gaç» elde edilir. Son işlem, ağır reçinelerin özel topraklarla yüze soğurulduğu renk giderme işlemidir: uygun bir sıcaklığa kadar ısıtılan yağ hemen toprakla karıştırılır ve «precoat» tipi bir tamburdan süzülür. Son zamanlarda, bazı yağlayıcılar için toprakla işleme yerine katalitik hidrojenleme işlemi uygulanır.
Rafinaj sanayii ve petrokimya, yakıt ve kimyasal madde ihtiyaçlarının her on yılda iki misline çıkması sebebiyle günümüzde çok hızlı bir gelişme temposu göstermektedir.
C6H12-> C6H6 + 3H2 sikloheksan benzen hidrojen
hidrojen açığa çıkararak aromatik hidrokarbonlara dönüşür. Böylece elde edilen önemli miktardaki hidrojen (orta büyüklükteki bir rafineride, günde 10 ton), on yıldan beri uygulanan birçok yeni hidrojenleme usulünün geliştirilmesini sağladı: kükürt giderme ve cracking usulleri. İşlenecek üründeki kükürtlü bileşiklerin kükürdü, kükürtlü hidrojen şeklinde ayrılır ve Claus yükseltgeme metoduyle dönüştürülür: H2S + 1/2 O2 ->S + H2O. RADLKOFER (Ludwig Jacob Timotheus)
Embriyoloji ve sistematik problemleri, fundalık sistematiğinin anatomik özellikleri üstünde çalıştı. En önemli eseri: Der Befruchtungsvorgang im Pflanzehreich
(Bitkiler Dünyasında Döllenme Olayı). [1857]. (M)RADL (Emanuel)
Omurgalıların ve omurgasızların duyu organları üstüne fizyolojik ve anatomik araştırmalar yaptı ve sinir sistemiyle ilgili bir nazariye ortaya attı. Ayrıca tarihî, felsefî çalışmalar da yaptı ve vitalistler, arasında önemli bir yer tuttu.
Eserleri: Zur Geschichte der Biologie Von Linne bis Darwin (Linnaeus’tan Darwin’e Kadar Biyoloji Tarihi üstüne) [1915], O Nasi Nyneişi Filosofii (Çağdaş Felsefe Üstüne) [1922], O Smyslu Naşich Dejin (Tarihimizin Anlamı Üstüne) [1925], Narodnost Jako Problem Vedicky (Bilimsel Mesele Olarak Milliyet) [1929]. (L)RADİX
RADİOLA
(en çok 10 sm uzun!.), tüysüz küçük bitki; nemli kumsallarda yetişir. (Linaceae familyasından.) [L]RADİKALİZM
— Fels. Bilgi alanındaki çağrışımcılıkla iktisat ve siyaset alanındaki liberalizmi kaynaştıran felsefî, siyasî ve iktisadî öğretilerin genel adı. (özellikle, Beutham, James ve J. Stuart Mili tarafından temsil edilir.)
— ansikl. Siyaset. • Büyük Britanya’da, «radikal» sıfatı whig’ler, sonra da onların yerini alan liberaller arasında en kararlı reformcuları belirtmek için kullanıldı. Terim, aralarında, kurulu düzene ve özellikle monarşi ile kiliseye karşı belirli bir düşmanlıktan başka hiç bir ortak yan bulunmayan çeşitli eğilimleri karşılar. İlk radikalizm, George III devrinde onun otoriter siyasetine tepki olarak Wilkes meselesi sırasında ortaya çıktı. Amerika savaşı patlak verince, ayaklanan kolonları tutan radikaller Cartwright’ın çevresinde toplanarak, bir parlamento reformunun gerekliliği üstünde ısrarla durmağa başladılar. Fransız devrimi, Paine’in yazılarıyle desteklenen ve Fox tarafından hoşgörüyle izlenen yeni bir hareketin doğmasına yol açtı. Artık sosyal kaygıları da yansıtan siyasî talepler daha şiddetlendi ve hükümetin sert tepkilerine yol açtı (1795).
Victoria çağı sonundaki bu radikalizmin sözcülüğünü J. Chamberlain yaptı ve emperyalist «mesihçilik» manisiyle modası geçmiş sayılan iktisadî liberalizme karşı duyduğu küçümsemeyi bu akıma aşıladı. Bir yandan siyasî reformların tamamlanması, öte yandan bir sosyalist partinin kurulması, XX. yy. başlarında radikalizmin ortadan kalkmasına yol açtı.
Sol kanatları yönetememesi üzerine (1924-1926), 1932′den sonra yeniden teşkilâtlandırılan ve Halk cephesinin sağ kanadını meydana getiren parti (1936-1938) ılımlılarla birlikte hükümette tekrar görev almayı başardı (1938-1940). Vichy rejimi sırasında bölünen radikaller, III. Cumhuriyetin kurumlarına bağlı olduklarını açıkladılar; ama kamuoyu 1940 bozgununun sorumluluğunu III. Cumhuriyete yüklediği için 1945 seçimlerinde büyük kayıplara uğradılar. Ortanın solundaki partilerle bağlarını yeniden kuran radikal parti, 1948′den itibaren «üçüncü kuvvet» haline geldi ve kiliseye karşı takındığı sert tavırdan vaz geçmek zorunda kaldı. Partiyi ılımlı bir yönetim altında (E. Faure) ya da solcu bir doğrultuda (Mendes – France) gençleştirme hareketi başarısızlıkla sonuçlandı. General de Gaulle’ün başa geçmesiyle bir kere daha bölünen parti, F. Gaillard ve M. Faure gibi radikalizmin liberal yanma daha çok bağlı olan kişilerin eline geçti.
• ispanya’da, liberalizmin belirmesiyle, radikalizme benzeyen görüşler de ortaya çıkmıştı. Ama «radikal» teriminin tam anlamıyle belli gruplara verilmesi ancak 1868 ile 1874 arası dönemde gerçekleşti. XIX. yy.ın ortalarından itibaren, Demokrat partinin ortaya çıkmasıyle, radikalizmin hedefleri (demokratik kurumlara bağlılık, kişisel hürriyetlerin garanti altına alınması, genel seçim, cumhuriyetçi formüllerin ortaya konması, sosyalist tipte bir planlamanın gerçekleştirilmesi) bizzat bu parti ve ilericilerin sol kanatları tarafından savunuldu.
1868 Devrimiyle bu terim, ispanyol siyasî hayatına yerleşti ve Prim tarafından, kraliyetçi demokratları tanımlamak için kullanıldı. Ama bir radikal parti ancak Amadeo I’in krallığı sırasında kurulabildi. 1872 Seçimlerinden önce, Ruiz Zorrilla, Radikal (veya Demokrat Radikal) partiyi, kendi taraftarlarını ve eski demokratları biraraya getirerek kurdu. Eski demokratlar arasında Marcos ve Rivero gibi gişiler vardı. Bunlar cumhuriyetçi görüşleri savunuyorlardı. Ağustos 1872 seçimleri sonucunda radikaller ezici bir çoğunluk sağladılar ve Martos’un liderliğinde, parlamento mücadelelerine etkili bir biçimde katıldılar. Daha sonra cumhuriyetçi rejimden yavaş yavaş ayrılarak muhafazakâr güçlerle aynı paralele geldiler. Ama XIX. yy. sonlarından itibaren, yeniden toparlanmağa çalıştılar.
L”erroux’nun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı bir radikal partinin kurulması ancak 1908′de mümkün oldu. Onun yönetimi altında, Radikal parti, küçük burjuvalarla bir kısım proletarya tarafından desteklendi. Daha sonra, halk kütlelerinin gözünden düştü ve radikaller, işçi sınıfını etkileri altına, alma niyetinden vaz geçerek kütleleri etkilemeyen fesatçı ve tertipçi bir siyaset güttüler. Siyasetlerini, kişi hürriyetlerinin savunulması, devletin kiliseden ayrılması, laik eğitim sisteminin gerçekleştirilmesi, küçük toprak sahiplerinin ve şehirde yaşayan orta sınıfı savunacak tedbirlerin alınması gibi ilkelere dayandırmışlardı. Diktatörlük sırasında, parti çeşitli başkaldırma teşebbüslerine katıldı ve San Sebastian antlaşmasının imzalanmasında önemli bir rol oynadı. 1929′da, Radikal Sosyalist partinin kurulmasıyle, Radikal parti içinde bir bölünme oldu. Radikaller haziran 1931 seçimlerinde büyük başarı elde ettiler ve sosyalistlerden sonra ikinci önemli parti durumuna geçtiler.
Sosyalistlerle solcu cumhuriyetçiler birleşerek Sol bloku meydana getirdikleri zaman Lerroux ve partisi sağa doğru keskin bir dönüş yaptı. 1933 Seçimlerinde Radikal parti çoğunluğu sağladı ve 1933 ile 1935 arasında hükümetin başına geçti. Lerroux ile radikaller, gittikçe daha gerici bir tutumu benimsediler (toprak karşı reformu, kilise siyaseti, seçim sistemini yeni baştan düzenlemeğe teşebbüs) ve bundan ötürü partinin prestijini kaybetmesine sebep oldular. Parti de bu yüzden yıkıldı. Bu yıkılış, karaborsa ve Nombela skandallarının ortaya çıkmasıyle kesinleşti. Çünkü bunlara karışmış kimselerin çoğunluğu, Radikal partinin ilerigelenleriydi. Martinez Barrio yönetiminde partiden ayrılan bir grup bu kargaşalıktan sıyrılabilmiş, şubat 1936 seçimlerinde, «Union Republicana» (Cumhuriyetçi birlik) adı altında 39 milletvekili çıkarmıştı. Bu olaylar sonunda Radikal parti fiilen ortadan kalkmış oldu.
• Latin Amerika’da radikalizm taraftarı siyasî toplulukların teşkilâtlandırılması, XX.yy.ın sonuna rastlar ve liberalizmin muhafazakâr eğilimlerine tepki olarak kendini gösterir.
Şili Radikal partisi, 1888′de bu ad altında teşkilâtlandırıldı. Bu parti, 1857′de muhafazakârlarla birleşmeye karşı olan liberal bir grubun bölünmesinden doğmuş ve art arda gelen liberal koalisyonların bir unsuru olmuştu. Alessandri’nin sağcı siyaseti (1920-1924) ve daha da solda yer alarak orta sınıfın desteğini kazanan teşkilâtların (Demokrat parti) ortaya çıkması, radikallerin siyasetlerinde bir dönüş yapmalarına yol açtı. Böylece radikaller, işçi partilerinin halk cephesi çizgisine yaklaşmışlardı. Bu siyaset, Aguirre Cerda’yı cumhurbaşkanlığına getirdi. Fakat partinin yeni siyaseti sağ kanat tarafından hiç bir şekilde kabul edilmemişti. Bu durum 1941′de, iktidarın sağ kanat adayı Juan Antonio Rios’a geçmesine yol açtı. Rios’un cumhurbaşkanlığından itibaren ve özellikle halefi Gonzales Videla (o da radikal bir sağcıydı) devrinde (1946-1951) halk cephesi rejimi yozlaşarak yeni muhafazakâr bir tutum benimsedi ve Amerika’nın desteklediği soğuk harp siyasetinden yana çıktı. Ama sonunda halk cephesi parçalandı ve cepheyi meydana getiren partiler kanun dışı ilân edildi. Şili radikalizmi bundan sonra kendini bir merkez gruplaşması olarak tanıtmak istedi. Ama başarılı olamadı. Halk üstündeki etkisini yavaş yavaş kaybederek sonunda fırsatçı bir siyaset takip etti. Bundan ötürü, 1964′te Frei’nin Hıristiyan-Demokrat partisini, 1970′te de Allende’nin Sosyalist partisini destekledi. Arjantin’deki Medenî Radikal birlik, 1891′de kuruldu ve 1916′da Yrigoyen’in seçilmesiyle iktidarı ele geçirdi.
Ancak, 1930′daki askerî darbe Yrigoyen taraftarlarının bu sola dönüşlerini boşa çıkardı. Bir süre taraf tutmayan yrigoyen’ciler (1930-1934 arası) parlamento muhalefet grubu olarak yeni rejime katılma kararı aldılar. Peron devrinde, radikalizm etkisini daha da kaybetti. Yeni bölünmeler ortaya çıktı. Halkçı radikallerle görünürde daha solda olan uzlaşmaz radikaller birbirinden ayrıldı.
Bunlardan ikinci grup Frondizi vasıtasıyle peron’cu kütleleri kendine çekmeğe çalıştı. Bu arada sanayi burjuvazisiyle A.B.D. kapitalizminin desteğini kazanmayı da amaç edindi. Frondizi, 1963′te, uzlaşmaz radikalizmi terk ederek Movimiento de ingegracion y Desarrollo’yu (Birleşme ve Gelişme Hareketi) kurdu. (ML)RADFORD (Arthur)
Bu tip gemilerin en kuvvetli savunucularmdan biri oldu. 1943′te Pasifik’te bir uçak gemileri filosu kumandanlığı yaptı ve japon filosunun yok edilmesinde büyük payı oldu. Savaştan sonra, deniz ve hava kuvvetlerinin yönetimiyle ilgili mücadeleye bütün gücüyle katıldı. 1949′da Pasifik donanması kumandanı olarak Kore savaşında önemli bir rol oynadı. Bradley’den sonra, Amerikan Genelkurmay Başkanları komitesinin başına getirildi (1953 -1957). [L]RADCLİFFE-BROYWN (Alfred Reginald)
1916′da Tonga’da eğitim işleriyle görevlendirildi. 1921′de Kap üniversitesinde bir sosyal antropoloji kürsüsünü, 1925′te de Sidney üniversitesinde bir etnoloji kürsüsüsünü yönetti. 1931-1937 Arasında Chicago üniversitesinde etnoloji kürsüsünde, 1937-1946 arasında ise Oxford’ta sosyal antropoloji kürsüsünde çalıştı. Arkaik toplumlardaki akrabalık incelemelerine yaptığı çok önemli katkı, akrabalık ilişkilerinin sistematik özelliğini gün ışığına çıkarmada yardımcı oldu. Bu ilişkileri tanımlamakla yetinmedi, aynı zamanda bunları tasnif ve tahlil etti; ayrıca bunların toplum düzeniyle sıkı bağıntısını da belirtti ve böylelikle o zamana kadar hüküm süren totemizm görüşü de alt üst oldu.
Başlıca eserleri: The Andaman islanders (Andaman Adasında Yaşayanlar) [1922]; Social Organisation of Australian Tribes (Avustralya Kabilelerinde Toplum Düzeni) [1931]; Structure and Function in Primitive Society (İlkel Toplumların Yapısı ve İşleyişi) [1957]; Method in Social Anthropology (Sosyal Antropolojide Metot) [1958]; son iki eser yazarın ölümünden sonra yayımlandı. (L) RACASTHAN
Racasthan 1949′dan beri racput prensliklerinin çoğunu (Racasthan birliği adının da belirttiği gibi; 19 devlet) ve eski Acmer devletinin topraklarını içine alır. Bu şehirlerin çoğu savunmaya elverişli yerlerde kurulmuştur; surlarla çevrili olmaları veya kalelerin eteğinde bulunmaları, çöllerin, Ganj ovasının ve Dekkan’ın sınırlarında önemli bir stratejik yeri elde tutan racput prenslerinin askerî rolünü hatırlatır. Bu kurak bölgelerde buğday, darı ve pamuk tarımı verimlidir. Bozkırlarda göçebeler büyük deve, koyun ve keçi sürüleri otlatır. Yün iplikçiliği ve dokumacılığı başlıca sanayi faaliyetidir.
— G. santl. Racasthan’da birçok minyatür okulu (bu arada Caypur ve Bundela okulları) gelişmiştir. (L)RACAN
RABL (Cari)
RABEL (Ernst)
RABANUS MAURUS (veya HRABANUS MAURUS),
Rahip (814), Fulda piskoposluk müfettişi (815), başpapaz (822) oldu; 842′de istifa etti, fakat Leo IV kendisine Mainz başpiskoposluğunu kabul ettirdi (847). Almanlar onu ülkelerinde ilahiyatın kurucusu (praeceptor Germaniae) sayarlar. Rabanus Maurus, önemli bir fikir adamı olduğu kadar değerli bir siyaset adamıydı da. Dindar Louis’nin, sonra Lothar’ın, daha sonra Germen Ludwig’in danışmanı oldu. Onun zamanında Fulda manastırı Almanya’da misyonerlerin faaliyet merkezi haline geldi. Rabanus Maurus’un, Kutsal Kitap üstüne yorumları, incelemeleri (De institutione Clericorum [Kilise Kurumları], 1819), din sohbetleri, bir ansiklopedisi (De Rerum Naturis [Tabiat Bilgisi], 842-847), bir Martyrologia’sı (Din Şehitleri Kitabı), tövbe duaları, şiirleri ve ilgi çekici mektupları vardır. (L)RABA
RAALFE (Albert van)
QUEİPO DE LLANO Y SİERRA (Gonzalo)
QUEDİUS
— Ansıkl. Quedius’lar genellikle ormanlarda, bitki kırıntılarının veya yosunların arasında yaşar. Bazıları karınca yuvalarında, bazıları memeli hayvanların inlerinde barınır. (L)QUEBEC eyaleti
• Coğrafya. Quebec eyaletinin toprakları Kanada’daki üç büyük coğrafî bütün üzerinde uzanır: Kanada «kalkanı», Laurentides bölgesi, Apalaş bölgesi. Güney (Laurentides) ve doğu (Nouveau Quebec) kısmını içine aldığı Kanada «kalkanı» geniş ormanlarla kaplı ve birçok göl, çukur ve tepeciklerden meydana gelen bir labirent görünüşündedir. Laurentides bölgesi ırmağın her iki kıyısında (Saint – Laurent ülkesi, Montreal ovası) uzanan bir alçak topraklar bölgesidir. Apalaş bölgesi ise tepe çizgilerinin hâkim olduğu’bir yaylalar (Gaspesie, halicin güney yaylaları, doğu kantonları) kesimidir, iklim kışın sert (Quebec’te ocak ortalaması: —12,4°C), yazın sıcaktır (Ouebec’te ağustos ortalaması: 18,7°C); bol yağmur yağar (Quebec’te 1 070 mm); kar Quebec’te beş altı ay kalkmaz.
Quebec’te daha çok ek değeri az olan sanayiler yerleşmiştir. Dokumacılık, kereste sanayii. Sanayinin bu yapısı hayat seviyesinin millî ortalamadan epeyce, komşu eyaletinkinden ise çok düşük olmasını açıklar. 1964′te kişi başına malî gelir Quebec’te 1 567 dolar, Ontario’da 2 113 dolardı (bütün Kanada için 1 812 dolar). Enerji elde edebilme imkânlarına (hiç olmazsa elektrik alanında, maden üretiminin önemine, Saint-Laurent denizyoluna ve ülkenin en, büyük merkezinin burada olmasına rağmen giderilemeyen bu eşitsizliğin sebebinin iç yatırımların yönelimiyle ilgili olduğu ve kısa vadede değiştirilemeyeceği sanılır.
1960 Seçimlerinde büyük bir zafer kazanan liberaller, Millî Birlik’in çıkardığı 44 milletvekiline karşılık 50 milletvekili çıkardılar. Jean Lesage yönetiminde kurulan yeni hükümetin başlattığı reformlar, «sessiz devrim»i meydana getirdi: iktisadî alanda reformlardan bir kısmının hedefi Amerikalıların veya ingiliz asıllı Kanadalıların işletmelerinin ve sermayelerinin etkisini azaltmak (elektrik üretiminin devletleştirilmesi gibi) ve sanayileşmeyi geliştirmekti; sosyal alanda eski sosyal yapılara el atıldı ve meselâ ‘Katolik kilisesinin eğitimdeki fiilî tekeli, bir Kamu Eğitimi bakanlığının kurulmasıyle yumuşatıldı. Ama kamuoyunun, Kanada federasyonu yapısının değiştirilmesini isteyen unsurları, bu reformları çok yetersiz buldular. Bunlardan bir kısmı bağımsız ama Kanada’nın öbür eyaletleriyle ilişkili bir Quebec devleti kurulmasını istediler. Bazılarıyse çeşitli kuruluşlar çerçevesinde tam bağımsızlık için savaşmaktadırlar: başlıca «bağımsızlıkçı» teşkilât Millî Bağımsızlık birliğidir. Toplulukların bazısı ise millî kurtuluş mücadelelerine «sömürgecilik aleyhtarı» bir savaş gözüyle bakıyordu. Bu görüş açısından hareket eden bazı militanlar şiddet hareketlerine başvurulmasını öğütlediler. 1963′te Montreal’de patlayan bombalar birçok kişinin ölümüne sebep oldu. «İki dillilik» üstüne yapılan bir soruşturmanın (1965) açığa vurduğu gibi, Kanada’da kamuoyunun bütün kesimleri Fransızca konuşanların aşağılanmasına karşıdır.
Soruşturma bu eşitsizliğin Kanada’nın bütünlüğünü tehlikeye düşürdüğünü açığa vurdu. Quebec ile Kanada’nın geri kalan kısmı arasındaki buhranı, 1966 seçimlerini Daniel Johnson’un yönettiği Millî Birlik partisinin kazanması (51 liberale karşılık, 55 milletvekili) daha da artırdı. Muhafazakârlar Fransızca konuşulan eyaletle Ottawa arasındaki ilişkilere, milliyetçi bir eğilim vermeğe kalkıştılar. General de Gaulle’ün Montreal Dünya sergisini ziyareti (temmuz 1967), olayların hızlanmasına yol açtı. Quebec halkının coşkunlukla karşıladığı De Gaulle, nutuklarında kaderlerine hâkim olmaları gereken «Kanadalı Fransızlar»ın hürleştirilmeleri zorunluğunu kesinlikle ortaya koydu; Montreal’de verdiği kısa nutku «Yaşasın hür Quebec» diye bağırarak bitirmesi, federal hükümetin şiddetli tepkisiyle karşılaştı; bunun üzerine De Gaulle, Ottawa’ya yapacağı ziyareti iptal etti. O tarihten sonra Quebec ile Fransa arasında Ottawa’yı işe karıştırmadan önemli iktisadî ve kültürel anlaşmalar imzalandı.QUEBEC
Laval üniversitesi Şehir, bu kesimde Diamant burnu ile (100 m yüksl.) Levis tepeleri arasında akan Saint-Laurent halicinin ağzında kuruldu. Hisarı ırmağa hâkimdir; kuzeyde Saint -Charles ırmağının kıvrımlar çizerek aktığı geniş bir çöküntü uzanır. Askerî ve idarî bir şehir olan Quebec, XVIII. yy. sonunda, limanı sayesinde bir ticaret merkezi haline geldi; ama XIX. yy.ın ikinci yarısında Montreal’in rekabetinden oldukça zarar gördü. Sanayi de aynı dönemde gelişti (dericilik, ayakkabı yapımı, konfeksiyon, kürk, makine yapımı, kâğıt fabrikaları). Limanı hâlâ canlı ve buğday trafiği önemlidir. Ama Quebec her şeyden önce bir idare, din ve fikir merkezidir. Her yıl birçok turist çeken şehir, Fransızlardan kalma anılarla doludur.Quartier Latin
QUAKER
— ANSiKL. George Fox’un hâkim Bennet’i «Tanrı’ya saygı göstermeye ve Kelâmı önünde titremeye» (ingilizce to guake) davet eden sözlerinden kinaye ile «Dostlar derneği» üyelerine takılan alaylı lakap. Bu lakap, 1654′ten sonra kullanılmağa başlandı, XVII. yy. sonunda yerleşti. 1638′de Amerika’da Rhode İsland sömürgesini kuran ve insan vicdanının kutsal olduğunu ileri süren püriten Roger Williams, tarikatın öncülerindendir. Derneğin kurucusu, doktrinini ilk defa 1647′de vazeden kunduracı George Fox, kanunkoyucu William Penn ve tek ilâhiyatçısı da Robert Barclay’dir. «Dostlar»ın iman düsturları: hıristiyana, hayatının bütün hallerinde yol gösteren üstün otorite, kalbine hitap eden kutsal ruhtur (buna göre Kutsal Kitap dogma kıstası olmaktan çıkmaktadır); bütün kutsal sırlar ortadan kaldırılmıştır (communio manevî bir işlemdir); andîçme yasaklanmıştır; nefis müdafaası hakkı yoktur; teşkilâtlanmış bir papaz sınıfı gerekmez; evrensel papazlık kadınlara da açıktır; kült ihtiyarîdir, hiç bir dogma yoktur, insan tabiatının günah sonucu lekelendiği teorisini reddeden quaker’ler, Calvin’in takdiri ilâhi ile ilgili fikirlerini, lütuf nazariyesini, îman sayesinde bağışlanma nazariyelerine de karşı çıkıp, sadece ibadet âdetlerini muhafaza etmişlerdir. Quaker’ler birbirlerine «sen» diye hitap eder, üstlerine şapka çıkararak selâm vermeyi ve giyeceklerinde düğme taşımayı reddederlerdi.
Quaker’ler o zamanlar büyük toplum içinde küçük bir toplum halinde yaşamaktaydılar, giydikleri ve biraz da gülünç bir çeşit üniformayı terkettiler. XIX. yy.da quaker mezhebinde iki büyük skhisma meydana geldi: katıksız bir deizmi savunan Elis Hicks skhisması (1827-1828) ve muhafazakâr olan John Wilbur skhisması (1845-1854). Sonunda, mezhep dört gruba ayrıldı: Ortodoks Dostlar derneği (bunlar gerçek quaker’lerdir); Hicks’ci Dostlar derneği; Wilbur’cu Ortodoks Muhafazakâr Dostlar ve bunlardan ayrılan Philadelphia Dostları Dinî derneği. Bununla birlikte, XIX. yy. başından beri, quaker’lerin esirlikle savaşta, halk eğitiminde, hapishanelerin reformunda önemli payları oldu. Aslında anglosakson olan dernek, Birinci Dünya savaşından beri hemen hemen bütün dünyaya yayıldı ve «Milletlerarası Quaker Yardımı» teşkilâtını kurdu. 1947′de ingiliz ve amerikan quaker komiteleri Nobel Barış ödülünü kazandı.QUAGLİARELLE (Gastano)
QUİNTİLİUS
QUİNN (Anthony)
E. Kazan’ın, Viva Zapata’sı (1951); F. Fellini’nin, Sonsuz Sokakları (La Strada) [1954]; J.Delannoy’un, Nötre Dame’ın Kamburu (Nötre – Dame de Paris) [1956]; G. Cukor’un, Heller in Pink Tights’ı (1959); R. Nelson’un, Reçuiem for a Heavy Weight’i (1961); M. Kakoyannis’in Zorba’sı (1964); A. Mackendrick’in, Jamaika’da Fırtına’sı (High Wind in Jamaica) [1965]. (L)QUADRIO (Francesco Saverio)
Daha sonra genişletilerek Della Storia e della Ragione d’Ogni Poesia (Her Şiirin Hikâyesi ve Sebebi Üstüne) [7 cilt, 1739-1752] adını alan bu eser, ilk dünya edebiyatı tarihi denemesidir; pek düzenli ve açık seçik olmamakla beraber günümüzde bile yararlanılan önemli belgeleri kapsar. (M)PYRENEES ORİENTALES idare bölgesi
İdare bölgesinin ortasında ve kuzeyinde alüvyonlu Roussillon ovaları uzanır; bu ovaların en yüksek kısımlarını meydana getiren kurak topraklar (aspres) bugün meşhur şarapların yapıldığı bir bağcılık bölgesidir. Roussillon’un Tet ve Teche tarafından sulanan en alçak kısımları, meyve (kayısı, şeftali) bahçeleriyle örtülüdür. Roussillon, güneyde Alberes dağlarıyle sınırlıdır; yükseltisi Neulos’da 1 275 m’yi bulan bu dağların denize bakan yamaçları bağlarla kaplıdır; kıyıda birkaç balıkçı ve ticaret limanı (Port-Vendres) yer alır.
Batıda idare bölgesi, Doğu Pireneler üzerinde uzanır; bu kesimde hayvancılık çok önemlidir; kuzeyde Corbieres dağlarının ucu, bir hayvancılık ve çeşitli tarım bölgesi olan Fenouillet çöküntüsü yanında ansızın yükselir. İdare bölgesinin ortasında, Tefin orta vadisi, Conflenfi meydana getirir; Prades havzası meyve bahçeleriyle örtülüdür. Fransa ile ispanya arasında bölüşülmüş olan Cerdagne ovaları, verimli bir tarım bölgesidir. İdare bölgesinin güneyinde Canigou kütlesi Conflent’i çeşitli tarım ve hayvancılık yapılan Tech’in yukarı vadisinden (Vallespir) ayırır.
İdare bölgesinde sanayi çok gelişmemiştir: Canigou’da demir filizi işletmesi, besin sanayii (içki, konserve), ayakkabıcılık, mantar işlenmesi ve dokuma atelyeleri. Turizm hızla gelişmektedir:
ılıca merkezleri ve yaz sayfiyeleri. (L)PYRENEES idare bölgesi (Hautes —)
4 534 km2; 211 400 nüf. (km2′ye 46 kişi). İdare merkezi, Tarbes; 3 idare çevresi (Tarbes, Argeles-Gazost, Bagneres-de-Bigorre) vardır, idare bölgesinin güneyi, Orta Pireneler’in bir kısmını içine alır; Batıda Lav edan, Pau sel suyu ile kollarının (Cauterets ve Arrens sel suları) yukarı vadilerinde uzanır. Ortada Yukarı Adour vadisi ve kolları pek dağlık olmayan bir bölge meydana getirir. Doğuda Neste’in yukarı havzası daha az nemli bir bölgedir, idare bölgesinin kuzeybatısı geniş Adour ovası’nı kuzeydoğusu fundalıklarla örtülü Lanne-mezan yaylası’nı içine alır. Tarbes’da makine yapımı ile ayakkabı fabrikaları başlıca sanayi faaliyetidir. Lannemezan, Pierrefitte-Nestalas ve Soulom’da Lacq gazı sayesinde kimya sanayii, Bagneres-de-Bigorre’da dokuma sanayii gelişmiştir. Ayrıca turizm büyük bir gelir kaynağıdır (yaz ve kış sayfiyeleri, ılıca merkezleri). [L]QUİNCKE (Friedrich)
QUİN (James)
QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas)
QUERVAİN (Alfred DE)
QUERİNİ (Marco di Lauro)
QUERETERO
— Queretaro eyaleti, 379 200 nüf. Eyalet, özellikle kuzeyde, dağlık bölgelerde uzanır; ama güneye doğru sıcak ve verimli topraklarda tahıl ve şekerkamışı yetiştirilir. Maden kaynakları boldur; gümüş, bakır, altın, kurşun, antimon, civa v.b. Metalürji.
— Tar. Eski bir aztek şehri olan Queretaro, 1531′de ispanyollar tarafından alındı. 1810′da Hİdalgo, Dominguez ve Allende’nin ayaklanması burada hazırlandı. A. B.D. ile Guadeleoupe Hİdalgo antlaşmasının imzalandığı Meksika kongresi burada toplandı, imparator Maximilian, Miramon ve Mejia tarafından burada kuşatıldı ve ihanete uğraması üzerine teslim olunca kurşuna dizildi (19 haziran 1867). Şehirde Carranza’nın topladığı Konvansiyon meclisi şubat 1917 Anayasasını hazırladı. (L)QUERCY
Causse’lar, Massif Central kenarında uzanan çöküntülerin yukarısında yükselen çok az nüfuslu, çorak, kalkerli yaylalardır: Lot’nun kuzeyinde Limargue’a hâkim olan Gramat Causse’u, güneyde Villefranche-de-Rouergue çöküntüsü kenarında Limogne Causse’u. Cılız otlaklar ve seyrek ormanlarla (meşe) kaplı olan yaylaların karstlı yüzey şekillerine has çöküntülerinde birçok turistik yer vardır (Padirac mağarası Rocamadour v.b.). Güneybatıda, Aveyron ile Tarın’ın alt çığırına doğru Aşağı Quercy, birbirine paralel vadilerle, aşağı kesimine doğru da tepelerle ayrılan dar yaylalardan meydana gelir. Burası çeşitli tarım (buğday, mısır) ülkesidir; bağcılık önemli rol oynar. Hayvancılık da günden güne gelişmektedir.
— Tar. Halkının (cadurci) direnmesine rağmen Sezar tarafından fethedilen bölge, 507′de Clovis’in eline geçti. Fransa ve İngiltere arasında çekişmeye yol açan Quercy, XV. yy.da Fransa tahtına bağlandı. Şehir XVI. yy.da katoliklerle Protestanlar arasındaki savaştan çok zarar gördü.
— Leng. Ouercy lehçesi, Fransa’da Lot, Tarnet-Garonne idare bölgelerinde ve Lot-etGaronne’un bir bölümünde konuşulan oc dili lehçesi. (L)Pydna savaşı
On beş günlük kısa bir harekât sonucunda, Paulus Aemilius, Perseus’u Pydna kalesinin güneyinde kurulan mevzilere çekilmeğe zorladı. 22 Haziran günü akşamüstü, romalı konsül, arızalı arazide sıkışık düzeni bir an bozulan Makedonya alayının (phalanks) safları arasına, daha hareketli olan kendi birliklerini sokmayı başardı. Saflarının arası açılan Makedonya alayı bozguna uğradı ve makedonya süvarisinin yetişmesine vakit kalmadan kılıçtan geçirildi. Muhafızlarının çoğu ölen Perseus Semendirek’e (Samorthrake) kadar tek başına kaçmak zorunda kaldı. Pydna savaşının önemli sonuçları oldu. Phalanks tarihe karıştı, yerini taktik üstünlüğü artık tartışmasız kabul edilen legio aldı; Antigonos’lar hanedanı ortadan kalktı (Perseus tutsak olarak Roma’da öldü); bağımsızlığını kaybeden Makedonya dört ayrı yönetim bölgesine ayrıldı: bütün Doğu Roma’ya terkedilmiş oldu. (L)PÜSKÜRTME
— Elektr. Katodik püskürtme, seyreltilmiş bir gazdan elektrik akımı geçirmeğe dayanan maden kaplama metodu. Eşanl. İYONOPLASTİ. Bk. ansikl.
— Metalürji. Püskürtme döküm, ergimiş madenî kalıp içine püskürterek yapılan döküm. || Tabanca ile püskürtme, bir parça yüzeyinin, tabancayle ergimiş maden veya alaşım (çinko, alüminyum v.b.) püskürtülerek korunması tekniği.
— Oto. Bir motorun yanma odasına, yanmağa elverişli bir karışım meydana getirebilmek için belli oranda hava ile karıştırılmış yakıtın basınç altında gönderilmesi. (Eşanl. enjeksiyon.)
[Bk. ANSİKL] || Direk püskürtme, yakıtı doğrudan doğruya motorun yanma odasına püskürtme. (iç püskürtme de denir.) [Bk. ANSiKL] || Endirek püskürtme, yakıtın, motorun emme borularına püskürtülmesi. (Diş püskürtme de denir.) Bk. ANSiKL.
— Zır. Püskürtme makinesi, bitkiler üzerine böcek ve mantar öldürücü toz püskürtmeğe yarayan makine. || İlâç püskürtme, hastalıklara karşı veya zararlı böcekleri yok etmek için bitkilere toz ilâç saçma işlemi (msl. kükürt).
— Ansikl. Elektr. Fransa’da Houllevigue tarafından incelenen katodik püskürtme, kuru yoldan yapılan bir çeşit galvanoplasti-dir. içindeki gaz basıncı yüzde birkaç milimetre civa basıncına kadar düşürülmüş bir cam tüpün iki elektrodu vardır, indükleme bobini yardımıyle, bu iki elektrot arasında yüksek bir gerilim meydana getirilir. Tüpün içinde, katot ışınları halinde elektrik akımı meydana geldiği anda, tüpün katot karşısına düşen iç çeperinin yavaş yavaş bir maden tabakasıyle kaplandığı görülür. Püskürtülen bu katot ışınlarının önüne bir cisim yerleştirilirse, bunun üzerinde oldukça ince ve düz bir maden tabakası birikir. Bu usuller, girişimölçerlerde kullanılan yarı sırlı cam levhalar, fotoseller için tabakalar, çok yüksek değerli dirençler, koloidal maden eriyikleri hazırlanır.
— Oto. Emme zamanında silindire gelecek yakıt karışımını hazırlamakla görevli olan karbüratör, sayısız gelişimler geçirdiği halde birçok yönden hâlâ eksiklikleri vardır. Buharlaşma ile çalıştığı için, motor rejim sıcaklığına ulaşmadıkça verimi düşük olmaktadır. Emme borusunun soğuk havalarda ısıtılmasına rağmen, karışım genellikle homogen değildir. Çalışması, pistonun inişiyle silindir içinde meydana gelen basınç düşmesinin değerine bağlıdır. Bu basınç düşmesi motorun dönme hızına göre değiştiğinden, hiç bir düzenek, rejim ne olursa olsun hava ve yakıt oranı tam bir karışım sağlamağa yeterli değildir. Buharlaşma ile karbürasyon yerine, ya motorun yanma odasına, ya da emme supabı yakınında emme borusuna yakıt püskürtme yoluna gidilir. Böylece benzin taneciklerinin hava içinde asıltı halinde bulunduğu bir aerosol elde edilir; yoğunlaşma elektrik olaylarıyle önlendiği için bu karışım uzun süre kararlı kalır. Soğuk karbürasyon yerine sıcak karbürasyon uygulanırsa yakıt karışımı daha yoğun olur; bu da hem özgül gücün arttırılmasını, hem de, vuruntu tehlikesi yaratmadan sıkıştırma oranının yükseltilmesini sağlar.
Silindirler de daha iyi dolar; çünkü karbüratör memesi ortadan kalkmıştır. Püskürtülen yakıt miktarı yakıt pompasının ayarına bağlıdır; yakıt karışımı rejim ne olursa olsun sabittir.
• Direk püskürtme, dizel motorlarında uygulanan sistemden farklıdır. Püskürtme, sıkıştırma zamanında meydana gelir; pompanın basıncı daha düşüktür (50 bar seviyesinde); fakat belli bir sürede verilen benzin miktarı çok daha azdır; bundan dolayı, pompa ve enjektör parçalarının yapımında aranan hassasiyet maliyet fiyatının artmasına yol açar. üstelik, pompa ve enjektör bir kurutucu etkisi yapan yakıtla süpürüldüğü için bu organların yağlanması da önemli bir meseledir.
* Endirek püskürtme için direk püskürtmeden daha basit bir sistem yeterlidir; ayrıca, direk püskürtmenin avantajlarından başka, yanma odasına girmeden önce gazların çalkalanması gibi bir üstünlük taşır, bu da yakıt karışımının homogenliğini arttırır. Karışımın oranı, motorun rejimine ve yüküne bağlıdır. Kalkış sırasında yakıt karışımını zenginleştirmek ve bazen yükseltiye göre oranı ayarlamak iyi sonuç verir. Yakıt beslenecek silindirlerin sayısı kadar enjektörle ve yalnız birkaç barlık bir basınçla basılır. Bu enjektörlerden her biri bir emme supabının yanına yerleştirilir; gaz karışımı, emme sırasmda, homogenliğini arttıran bir ön karışmaya uğrar.
— İnş. Püskürtme hava ile ısıtma, bir termik santraldan elde edilen sıcak havayı bir körük sistemiyle binaların içine göndererek ısıtma tekniği. (Borular içinden geçen sıcak hava, özel ağızlardan binanın bütün odalarına püskürtülür.) [LM] PÜRİTENLİK
PÜRİTEN
— ANSîKL. • ingiltere’de James I Stuart’ın Presbiteryenliğe katılmakla birlikte piskoposluğu kaldırmayı reddetmesi ve hükümdarın püritenler için hoşgörü isteyen Binler dilekçesini kabul etmemesi (Hampton Court konferansı, ocak 1604), 1610′a doğru, siyasî bir Püritenliğin doğmasına yol açtı. Bu Püritenlik, kralların tanrısal hakkına karşılık, milletin krala üstün olduğunu savunuyordu. Siyasî Püritenliğin ilahiyat alanındaki Püritenlikle birleşmesi ingiliz devrimini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. 1638′den itibaren püritenler, krallığın bütün kiliselerine din konusundaki her çeşit yeniliği reddetme andı olan National Covenant!ı habul ettirdiler.
Ayrıca, 1635 tarihli bir kanunla âyinde bulunmak da zorunlu kılındı. Ama gelenlerin sayısının gitgide artması (1630 -1640 arasında 20 000 kişi) ve bu püritenlerin daha önce yerleşmiş olan kolonilere zarar verecek biçimde batıya ve güneye doğru yayılmaları, din sapkını olduklarından kuşkulandıkları kimselere veya başka mezheplerden olanlara karşı hoşgörüyle davranmamaları, gitgide artan kazanç hırsı, aziz çocuklarını vaftizden muaf tutmak istememeleri, Charles II tarafından Massachusetts «şart»ının yürürlükten kaldırılması (1684) New-England’ın püriten rejimini sarstı. Bununla beraber, 1689′da çıkan Hoşgörü fermanına rağmen, püritenler dinî sapmaların peşini bırakmadıkları gibi katı ahlâk anlayışını da muhafaza ettiler. Bundan dolayı da biçimciliğe düştüler. Sonunda püritenlerin ve tarikatçıların, vaftiz edilmiş olanların hiç birini âyine kabul etmemeleri üzerine XVII. yy.ın sonunda New-England’ın dinî birliği bozuldu. Gelenekçiler, varlıklarını sürdürebilmek için, devletin belirli bir ölçüde laikleşmesini kabul etmek zorunda kaldılar.
Bu laikleşme, rahiplerin elinden siyasî otoritelerinin bir kısmını alıyordu. Nihayet, 1691′de püriten kolonisi de dağıldı. Ama ortak yasaya boyun eğen püritenler uzun süre dinî özelliklerini korumayı başardılar. Ne var ki bu durum onların ilahiyat alanında daha az dogmacı, bireysel bakımdan da daha beşerî bir anlayışa yönelmelerini önleyemedi. Fakat gene de, kongregasyonalist bir Kilise ve Devletin kongre anlayışına bağlı kaldılar ve 1750′den itibaren, Anglikan piskoposluğu ile İngiliz hükümetine karşı çıkmağa başladılar. Bu bakımdan da, Amerika’daki ingiliz sömürgelerini bağımsızlığa yönelten 1776 devriminin hazırlanmasında büyük bir rol oynadılar. (L)PÜLÜMÜR
— Pülümür ilçesi 1 505 km2, 20 387 nüf. (1970). Merkez, Balpayam, Dağyolu, Kırmızıköprü ve Üçdam bucakları; 67 köy. Hayvancılık. Ziraat. (M)
PÜLVERİZATÖR i. (fr. pulverisateur). Bk. PÜSKÜRTEÇ.
PÜNCÜŞK i. (fars. bincişk’ten). Zool. Esk. Serçe. (M)PÜF
— ÇEŞ. DEY. Püf desen Uçacak, çok zayıf kimseler için kullanılır. // Püf noktası, bir işin en önemli ve ince noktası: Pek doğru söylüyorsun, hem de bu işin iç yüzünü tafsilâtıyle bilmediğin halde püf noktasını buluyorsun, Davut Ağa (R. H. Karay). [M]PUY DE DÖME idare bölgesi
8 016 km2; 530 300 nüf. Merkezi, Clermont-Ferrand. İdare bölgesinin batı kısmı billûrlu Combraille d’Auvedgne tepelerini içine alır; bu kesimde çeşitli tarımın yanı sıra hayvancılık yapılır.PUTEAUX
39 687 nüf. önemli sanayi merkezi: uçak ve otomobil yapımı, metalürji (dökümevleri, kazancılık), makine yapımı, tezgâhlar, otomobil parçaları, radyo yapımı, pompalar, ecza malzemesi ve parfüm, amyant, karton v.b. (L)PUSULA veya PUSLA
(Bk. ANSİKL.) || Eğitim pusulası, yatay bir eksen üzerine yerleştirilen ve magnetik eğilimi, yani bulunulan bölgedeki Yer magnetik alanının doğrultusuyle ufuk arasındaki açıyı ölçmeğe yarayan mıknatıslanmış ibre. || Magnetik değişim pusulası, bütün bir gün boyunca mıknatıslı ibrenin küçük oynamalarını gösteren âlet. (İbrenin oynamaları, magnetik çalkalanma günlerinde çok daha büyük olabilir.) || Sapma pusulası, herhangi bir yerdeki sapmayı, yani magnetik meridyenin coğrafî meridyenle yaptığı değişken açıyı ölçen klasik pusula.
— DEY. Pusulayı şaşırmak, güç bir durum karşısında ne yapacağını bilememek: —Peygamberimiz kimdir? deyince, onlar da pusulayı şaşırdılar (Ş. S. Aydemir).
— Denize, ve Havc. Bütün doğrultuları magnetik kuzey doğrultusuna göre değerlendirmeğe yarayan âlet. (Magnetik kuzey ile gerçek kuzey veya coğrafî kuzey arasında, sapma açısı denilen bir açı bulunur; harita üzerinde işaretlenen bu açı yardımıyle pilot veya kaptan, uçağının veya gemisinin gidiş yönünü tayin edebilir.)
[Bk. ANSİKL.] || Pusula dolabı veya sehpası, içine pusula, mıknatıs çubuklar ve pusulayı aydınlatan lambaların konulduğu silindir biçiminde dolap, (üzerinde pusulayı su, toz v.b.den korumağa yarayan meşin bir kılıf vardır.) || Pusula feneri, eski pusulalarda, pusula dolabının içindeki fener. || Pusula kartı, pusula kadranına yapıştırılan, yüzeyi otuz iki bölüme ayrılmış yuvarlak kart. (Pusula gülü de denir.) || Açıklık pusulası, magnetik güney açısını (açıklık) belirlemek için Güneş’in veya herhangi bir gökcisminin yerini tayin eden pusula.
(KERTERİZ PUSULASI da denir.) || Cayro pusula veya cayroskopik pusula. Bk. CAYROPUSULA. || Elektronik pusula, magnetik pusula ile otomatik pilot arasında röle görevi yapan elektronik donatım. || El pusulası, deniz gezintilerinde, amatör denizcilerin kerteriz yapmak için kullandığı kenarına bir sap takılmış pusula. || Sivili pusula, pusula kartının salınımlarını önlemek için, kabında su ve alkol karışımı bulunan pusula. Bk. ANSİKL.
— İda. Esk. Pusula odası, Şeyhülislâm dairesine bağlı Fetvahanedeki üç kalemden biri. (Burada fetva, isteyenlerin istekleri yazılırdı; müracaat edenler, bu yazıyle modaya giderek fetvayı yazılı veya ağızdan dinlerlerdi.)
— Ansikl. Magnetik. Pusula, Yer magnetik alanının doğrultusunu gösterecek şekilde yerleştirilmiş mıknatıslı bir ibreden başka bir şey değildir. Hareketli bir mıknatısla yapılmış elektromagnetik ölçü âletleri de bu adla anılır. Mıknatısın kutuplanma özelliğini ve Yer’in mıknatıs üstündeki yönlendirici etkisini ilk fark eden Çinliler oldu: M. ö. 120 yıllarına doğru yazılmış Cung Vey lügatinde bu olayların ifadesine rastlanır; cinli denizciler VII.-VIII. yy.larda mıknatıslı iğneyi kullandılar. Pusulanın kullanılışını Çinlilerden öğrenen Araplar da Avrupa’ya yaydılar. 1180 Yılına doğru yazılmış bir şiirde, «denizcilerin yoldaşı» çirkin kara bir taştan söz edilir. Yine o devirde yaşamış bir yazarın açıkladığına göre, bu «denizcilerin yoldaşı», yarısına kadar su dolu bir cam kap çine konmuş mıknatıslı bir iğnedir: iki saman çöpü üzerinde yüzen bu iğneye kalamit adı verilmiştir,
Gerçek pusulanın hikâyesi kesinlikle bilinmiyor; bununla birlikte 1294′te Saint-Nicolas gemisinin demirbaş defterinde calamita cum apparitibus suis ve bir bussula de ligno kaydına rastlanmıştır; bu da, pusula kelimesinin sicilya dilinden geldiğini gösterir. Rüzgârgülüyle birlikte, eksiksiz ilk pusulanın 1483′te portekizli Ferranda tarafından yapıldığı sanılır.
doğrultusunu tam almadığını ilk defa sezen, belki de, Kristof Kolomb olmuştur. Bugünkü sapma pusulaları magnetik teodolit veya pusulalı teodolitler türüne girer. Bk. magnetometre. Topografya pusulası. Uçları taksimatlı bir çember üzerinde hareket eden mıknatıslanmış yatay iğne, dikdörtgen bir kutuya yerleştirilmiştir. Kutunun yan tarafında, taksimatlı çemberin bir çapma paralel bir dürbün veya iki düşey çizgi vardır; bu çaptan başlanarak taksimat okunur. Bu cihaz arazide köşesi ulaşılmayan bir noktada olduğu zaman bir BAC açısını ölçmeğe yarar.
Elektromagnetik ölçü âletleri. Bazı elektromagnetik ölçü âletleri de pusula adı altında anılır. Bu âletlerde, akımın mıknatıslar üstündeki etkisi esas alınmıştır ve bu âletler özellikle akım şiddetini ölçer. Akım geçen yassı bir bobin halinde, düşey bir çerçeve düşünelim; merkezinde mıknatıslanmış yatay bir iğne bulunsun; bu çerçevenin düzlemi magnetik meridyen düzlemiyle çakışırsa, iğne denge halinde olur; fakat akım geçtiğinde, Yer’in magnetik alanına dik bir alan doğurur; birbirine dik bu iki alanın bileşke alanı etkisinde kalan iğne bir a açısı kadar sapar; a açısı ile i akım şiddeti arasında
Gi = Bo tga
bağıntısı vardır; Bo Yer magnetik alanının yatay bileşeninin değerini, G âletin bir sabitini gösterir. Çerçeve a yarıçapında, çember biçiminde, sarım sayısı n olan bir bobinse ve iğne bunun merkezine yerleştirilmişse, hesaplar bağıntısının bulunduğunu gösterir; bu bağıntıdan
i = _1o7 Boa_ tga
2x
çıkarılır.
Tanjantlar pusulası, Pouillet tarafından bulunmuş ve Gaugain tarafından geliştirilmiştir. Bu âletle yukarıdaki formül doğrudan doğruya uygulanabilir. Hareketli mıknatıslı galvanometre, çok gelişmiş, bir tanjantlar pusulasıdır.
— Denize, ve Havc. Pusula, ahşap bir ayak içindeki kadrana asılı, üzeri camla kapatılmış bir kaptan meydana gelir. Bu kabın ortasında, düşey olarak yerleştirilmiş, sivri uçlu bir mil bulunur; bu milin üzerine de bir sapan oturtulmuştur. Sapan, alüminyumdan yapılmış hareketli bir halkayı taşır; halkanın üzerine bir pusula kartı yapıştırılmıştır; karta da, ipek ipliklerle, birbirine paralel birçok mıknatıslı iğneden meydana gelen magnetik bir düzenek asılır. Geminin yalpalaması ve baş vurması, pusula kartının sönümlenmesi uzun süren salmımlara sebep olur.PURPURA
— Vet. Purpura, hayvanlarda, genellikle başka bir hastalıkla beraber, kılcal damar veya kan pulcukları bozukluğuna bağlı olarak birçok kan sızmasıyle kendini belli eder. Köpekte ve süt ineğinde karaciğer bozukluğu hallerinde, ferula veya eğreltiotu yiyen geviş getiren hayvanlarda meydana gelen bitki zehirlenmelerinde, etyolojisi belirsiz olmakla beraber sığırların bazı patolojik hallerinde de purpura görülür: charollais kan akıntısı, auvergne bağırsak-deri belirtisi, kanamalı ain belirtisi. Atanazarkı, zehirlenmeli ve intanî bir purpuradır. (L)PURCELL
PUR
PULLUK
İyi ayarlanmış tekerlekli bir pulluk, sürekli olarak sapla düzeltilmeğe ihtiyaç göstermez. Atla çekilen pulluklar bir veya iki kulaklı ve çoğunlukla saplı olur. Motorlu pulluklarda ise sap bulunmaz; bunlar bir veya çok kulaklı ve tekerleklidir; genellikle bir traktörle çekilir. Pulluklar çeşitli tiptedir: döner kulaklı pulluk her iki yönde gittiği zaman toprağı hep aynı tarafa devirme imkânı verir; aynı amaçla terazili pulluklar icat edilmiştir; bunlar ortasında değişik çapta iki tekerlek bulunan V şeklindeki bir çatının iki ucuna bağlı iki pulluk halindedir, gidiş yönüne göre sıra ile çalışır.
Traktörle çekilen bağcı pulluklarında çekim eksenine göre bakışık veya ters bakışık olarak iş gören iki pulluk yer alır; bu sayede asma diplerini doldurur veya açar. Alt pulluğunun (köstebek pulluk) kolu çok kuvvetlidir; bunlar toprağı devirmeden keser, ucunda pençeli bir bıçak bulunan pulluk demiri toprağı derinden işler, akaçlanacak suların akmasını kolaylaştırır. Diskli pulluklar, âdi pulluktan farklı olarak kulak yerinde disk bulunan pulluklardır; değirmi saç biçimindeki diskler bir mil üzerinde dönerken toprağı bıçak gibi keser ve devirir. PULİTZER (Joseph)
PULİCARİA
PUKİREV (Vasiliy Vladimirovic)
PUİGCERDA