Renault (REGİE NATİONALE DES USİNES)

Tarih 27 Haziran 2009

Renault (REGİE NATİONALE DES USİNES) [Renault Fabrikaları Millî rejisi]. 16 Ocak 1945 kararnamesiyle kurulmuş fransız tesi­si.

Bu kararnameyle, Marcel ve Louis Re­nault’nun kurduğu Renault fabrikaları mil­lileştirildi. Bu millileştirme, Louis Renault’nun özel mülkiyetindeki hisse senetleri­ne elkoyma ve işletmenin reji haline getiril­mesi yoluyle gerçekleştirildi. Tesisin faaliyet alanı, özel otomobil, kamyon ve traktör yapımından demiryolu ve denizcilik malze­mesi üretimine kadar uzanır (bu arada, özel çelik, boya ve tezgâh makine de yapılmak­tadır).

Renault fabrikalarının ana tesisi Billancourt’dadır. Rejinin, Fransa dışında çe­şitli sınaî ve ticarî kuruluşları vardır. Tür­kiye’de OYAK (Ordu Yardımlaşma kurumu) ile Yapı ve Kredi bankasının yer aldığı ortaklar grubuyle işbirliği yapılmıştır. Bursa’daki Oyak – Renault fabrikalarında 1971′den itibaren «.Renault 12» binek otomobili yapılmaktadır. 1972′de Statlon-Wagon ti­pinin yapımına başlanmıştır. (LM)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Renault (REGİE NATİONALE DES USİNES) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENAULT (Lotus)

Tarih 27 Haziran 2009

RENAULT (Lotus), fransız sanayicisi (Paris 1877-ay.y. 1944). 1898 Ekiminde Billancourt’daki küçük bir atelyede ilk otomobilini ken­di eliyle yaptı ve ona üç tekerlekli bir taşıt­tan söküp aldığı 1,75 BG’de bir Dion-Bouton motoru taktı.

Kardeşi MARCEL’in (Boulogne-Billancourt 1882-Bourgde-Vay, Payre komünü, Vienne 1903) isteği üzerine küçük seriler halinde ufak arabalar yapmağa karar verdi; 1899′da priz direk kutusunun ve ayçatallı vites şanzımanının patentini aldı. Bu arada, ufak arabalar yapmak amacıyle Billancourt’da küçük Renult Kardeşler fabrika­sı kurulmuştu. Madrid Otomobil yarışında kardeşi Marcel kaza sonucu ölünce, Louis Renault, fabrikasını genişletmek için ya­rışları bırakmağa karar verdi.

Bu konuda öteki kardeşi FERNAND (1865-1909), kendi­sine yardımcı oldu. Birinci Dünya savaşında fabrikaları uçak ve cephane imaline yö­neldi. 1918′de emin ve kullanışlı olan hafif Renault tankları’nı yapmayı başardı. Barış­la birlikte, Renault yeniden otomobil yapı­mına başladı; Boulogne-Billancourt tesisle­rinin sanayi gücünü arttırmağa devam etti ve bir süre sonra bu tesisler, «devlet içinde devlet» sözüne hak verdirecek bir duruma geldi. Louis Renault, diretken zekâsıyle (500′ün üstünde patent bıraktı) yeni iş alan­larına sürekli olarak el attı; özellikle tarım makineleri üstünde çok çalıştı; denizcilik ve sanayi tesisleri kurdu ve ağır vasıtalar için dizel motorları yaptı.
Louis Renault, işgalde Almanlar hesabına çalışmakla suçlandırıldı, kendini savuna-madan öldü ve bütün fabrikaları millileş­tirildi. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAULT (Lotus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REKLAM

Tarih 27 Haziran 2009

REKLAM i. (fr. reclame). Ticarî, sınaî v.b. bir kuruluşu tanıtmak veya herhangi bir malın satışını artırmak amacıyle kul­lanılan çeşitli yolların genel adı: Bu yazı­lar «Akbaba» için ayrı bir reklam olur, inan bana! (Y. Z. Ortaç).

Böylece tarihî bir hakikati reklam için tahrif etmiştik (A. H. Tanpınar). || Bu amaç için kulla­nılan yazı, resim, filim v.b.: Işıklı reklam. Gazeteye reklam göndermek. \\ Reklam bildirisi, reklamlar aracılığıyle herhangi bir şirketin bir ürün veya bir hizmetle ilgili olarak yaydığı haber. || Dolaysız reklam, seçilmiş adreslere reklam mesajları ulaştır­mak. (Bk. ansikl.) // Kolektif reklam, bir­çok kuruluş tarafından ortaklaşa gerçekleş­tirilen reklam faaliyeti. (Bk. ANSiKL.) // Satış yerinde reklam, satış yerinde, mağa­zada başvurulan reklam yollarının tümü. (Satış yerinde reklam, imalâtçı tarafından perakendecilere sağlanır; ücretsiz veya fa­turalı olabilir. Bunlar, küçük ilânlar, ban-dırollar, el ilânları [prospektüs, katalog], çıkartmalar, sabit veya hareketli takdim malzemesi, göstericiler v.b. şeklinde ola­bilir.

Satış yerinde işlenen konular ima­lâtçının genel reklam kampanyasında üs­tünde durduğu konuları yeniden ele alır. Bu reklam şekli, aynı zamanda, kendi şu­belerinde kendi adlarına faaliyet gösteren dağıtım zinciri firmalarının eseri de ola­bilir.)

— Ansikl. Reklam’cılıgın iktisadî görevi, ilgi uyandırarak ve istek yaratarak talebi teşvik etmektir. Demek ki reklamcılığın amacı satışları artırmaktır; bu sebeple de bir fikri yaymağa çalışan «propaganda»-dan ayrılır. Reklam kütle psikolojisine pa­ralel olarak gelişmiştir; bazı kuruluşlarda satış tekniklerinin yanı sıra reklamcılık da öğretilir. Modern reklamcılık, benzer ürün­ler (bu ürünlerin sadece bazıları, diğerleri arasındaki rekabeti bozarak piyasaları da­ha kusurlu hale getirir. Ürün talebini de­ğişikliğe uğratır ve böylece, üretimin doğ­rultusunda da değişikliğe yol açar. Ay­rıca işletmelerin toplaşmasını kolaylaştırır. İşletmeler, ortalama olarak, iş hacimleri­nin yüzde 5′i oranında bir reklam bütçesi­ne sahiptir. Ama bu yüzde, temel sanayi­ler (metalürji, kimya ve yakıtta yüzde 1′den, binde 1′e kadar) ile lüks eşya sana­yileri (lavantacılık, yüzde 25′ten yüzde 30′a kadar) arasında büyük farklar gösterir.

Reklam usullerinin her biri, aşırı bir uz­manlaşmanın konusu olan geliştirilmiş tek­niklerin uygulanmasını gerekli kılar. Bu teknikler büyük bir hızla gelişmektedir. Tekniklerin değerini ölçmek ve uygulanı­şını yönetmek amacıyle, karmaşık metot ve sistemler (pazar incelemeleri, sondaj yo­luyle anket, güdülenme anketleri, verimlilik testleri) gittikçe daha sık kullanılmaktadır. En fazla kullanılan reklam şekillerinde, bir ferdin veya fertler topluluğunun ha­rekete geçirilmesi söz konusu olduğu za­man reklam, fertlerin gösterdiği faaliyetin çeşitli dönemlerine dayanan bir dizi dav­ranış doğuracak şekilde hazırlanır ve ger­çekleştirilir. Ferdin bir davranışta bulu­nabilmesi için önce izleyeceği amaca dik­kat etmesi, bu amaca ulaştıracak araçla­rı bilmesi, ayrıca düşünmesi, karar vermesi ve nihayet harekete geçmesi gerekir.

Fert, amacı ve araçları hafıza gücünü kullanarak ele alır; ölçüp biçtikten sonra, edinmiş olduğu inanca dayanarak karar verir; ni­hayet, en az gayretle en fazla tatmini el­de edecek şekilde hareket eder ve harekete geçme zorunluğu ne kadar güçlüyse o öl­çüde hızla ve sağlam bir biçimde davra­nır. Bir reklam, kanıtlarını, yöneldiği kit­lelerin görüşü bakımından taşıdığı önem sırasına göre seçtiği ve az sayıda kanıt kullandığı; bu kanıtları zaman ve mekân­da bileştirilen araçlar yardımıyle değerlen­dirdiği ve tipik fertlerin meydana getirdi­ği büyük kütleler üstünde etki yapacak biçimde hazırladığı ve gerçekleştirdiği öl­çüde etkili olur.

Ürünlerin tüketimini veya hizmetlerin kul­lanımını genişletmeğe yarayan reklam, fi­yatların düşmesine, stok tedavülünün hız­lanmasına ve sermaye veriminin artmasına da yol açabilir. Sanayi bakımından geliş­miş toplumlarda reklamın rolü önemlidir. Reklam için yapılan masraflar millî geli­rin önemli bir bölümünü meydana getirir.

ülke 1964′te millî gelirin yüzdesi

A.B.D. 2,86
Federal Almanya 2,35
Büyük Britanya 2,13
İsveç 1,86
İsviçre 1,68
Hollanda 1,67
Belçika 0,98
Fransa 0,83
Türkiye 0,20

Reklam masraflarının çokluğu, genellikle tüketici için çalışan sanayilerin toplaşma derecesiyle orantılıdır. Ama reklamın top­laşma olayını desteklediği de düşünülebi­lir; çünkü ancak çok büyük çapta firma­ların etkili bir reklam bütçesi vardır. Reklam masraflarının tüketim maddeleri üstündeki yansımasının nispeten az olduğu söylenebilir: otomobil için yüzde 1 ilâ 2, besin maddelerinde yüzde 2 ilâ 4, elektrikli ev araçlarında yüzde 3 ilâ 5. Bununla bir­likte reklam giderleri, deterjanlar fiyatı­nın yüzde 10′una ve temizlik maddeleri ile parfümeri maddeleri fiyatlarının da yüzde 15′ine yakın bir bölümünü meydana ge­tirir.

• Reklamcılık işletmeleri. Bir reklamcılık işletmesi faaliyetini dört şekilde gerçekleş­tirebilir: kurumun danışmanlar kurulu, müşteriler için tamamen veya kısmen ince­lenmiş reklam kampanyalarının tasarlan­ması, işlenmesi ve gerçekleştirilmesi konu­sunda kısmî veya genel talimat verir; rek­lam görevlisi, müşterilerin adına ve hesa­bına, tamamen veya kısmen, her çeşit rek­lamın tasarlanmasını, gerçekleştirilmesini ve yaygınlaştırılmasını sağlar; dağıtımcı, müşteriler hesabına ve adına, reklam sipa­rişlerini ilgililere ulaştırır; serbest teknisyen, reklam tekniğinin belli bir alanında bir reklam kampanyasının gerçekleştiril­mesine yardım eder. «Profesyonel reklamcılar» denilen bu gruba, işletme içi rek­lam servisini yöneten reklam şeflerini de sokmak gerekir.

• Dolaysız reklam, kütle haberleşme araç­larını (basın, radyo, sinema) kullanan ge­nel reklamcılıktan farklıdır. Çünkü, do­laysız reklam, dikkatlerini belli bir ürün veya hizmete yönelten reklam açıklamaları sayesinde seçilen fertleri (özel kişiler veya sanayi tüketicileri) etkilemek amacını gü­der. Pullar, kuponlar, yarışma haberleri veya kataloglar dağıtmak yoluyle özel ki­şilere yönelmesine veya teşvik etmek, ko­lektif bir reklam kampanyasına katılmala­rını sağlamak ve yeni ürünlerin lanse edil­diğini bildirmek için dağıtımcılara veya donanım malları satmak için özel müşteri­lere hitap etmesine göre, dolaysız reklamın amaçları farklılık gösterir.

Mütecanis bir müşteri topluluğuna yöneltilen reklam açıklamaları, hitap ettikleri kimselere uy­gun bir üslûpla yazılır ve yine uygun kanıt­larla desteklenir. Bu açıklamalar, çeşitli biçimler içinde ve önceden incelenmiş a-ralıklarla tekrarlanabilir. Böylece, bu açık­lamaları yapan işletme ile dikkatini çek­mek istediği müşteriler arasında bir bağ kurulabilir. Dolaysız reklam, güç ve nazik bir iştir. Bu reklamı yürütmek için, işlet­menin özel listelerine, meslekî yıllıklara, resmî veya özel müesseselerin listelerine dayanılarak, adresleri titizlikle hazırlamak gerekir. Gönderilecek açıklamaların sayısını da tespit etmek zorunludur. Ayrıca, gön­derilen açıklamalarda değişiklikler ve çe­şitlemeler yapmak için hayal gücüne sa­hip olmak, ama aynı zamanda ihtiyatlı davranmak da şarttır. Çünkü, açıklamanın iyice anlaşılması ve kabul edilmesi gere­kir: açıklama ilgi çekici olabilir ama şa­şırtıcı olmamalıdır.

Dolaysız reklam, bütün işletmeler tarafın­dan kullanılabilir. Bununla birlikte, bu rek­lam çeşidi, çoğunlukla, iyice belirlenmiş tüketicilerle iş yapan ve sanayi ürünlerini veya özel kişileri ilgilendiren ürünleri sa­tan küçük veya orta işletmeler tarafından kullanılmaktadır. Dolaysız reklam bütün ülkelerde büyük bir gelişme göstermiştir ve bütün reklam harcamalarının aşağı yu­karı yüzde 10′unu meydana getirir.

• Kolektif reklam, bir üretim dalı veya bir mesleğin tümü tarafından gerçekleşti­rilir. Bu reklamın amacı, gerek bir ürünü başka bir ürüne (deriyi krepe, tereyağını margarine) karşı savunmak; gerek toplu gösteriler (otomobil salonu, yün derneği faaliyetleri v.b.) düzenleyerek veya öğretici nitelik taşıyan kampanyalar (banka ve sigorta servislerinin kullanılması v.b.) aracılığıyle bir ürünün tanınmasını ve yaygın­laşmasını sağlamaktır. Bu tür reklam, bir işletme ve müşterilerinden bazıları tarafın­dan kolektif olarak gerçekleştirilebilir. Bu durumda işletme, talepte bulunan müşte­riye, reklam amacıyle yapılmış klişelerini, filimlerini ve afişlerini verir. Bu araçlar müşterinin çalıştığı bölgede kullanılır ve hem üreticinin markasını hem de satıcının adını taşır.

• Türkiye’de basın reklâmları ilk defa (res­mî veya yarı resmî ilânlar sayılmazsa) 1860′tan sonra ortaya çıktı. Tercüman-ı Ah­valde, Ceride-i Havadis’te ve Tarik’ie çe­şitli malların (ilâç, elbise, züccaciye, çe­şitli âlet ve edavat) ilânları çıkardı. Bu dö­nemde, henüz bir reklam ajansı yoktu. Ab-dülharnid II devrinde, basına konan san­sür, gazete ilân ve reklamlarında da ken­dini gösterdi. Bu konuda ikinci Meşruti­yetten sonra, Türkiye’de kurulan (1909) ilk firma İlâncılık şirketi’ydi. Bu kuruluş uzun yıllar, ilânların gazetelere dağıtılması işini yürüttü. Batılı anlamda, reklam ajans­larının kuruluşu, İkinci Dünya savaşının sonlarına rastlar. Türkiye’de mallarını’ pazariayan yabancı şirketlerin reklama ver­dikleri önemi gören bazı yerli firmalar, reklamın satıştaki etkisini anlayarak bu alanda harcamalara başladı. 1943′te yarım milyon liıaya yakın ticarî reklam harca­ması yapılırken, 1950 başlarında bu mik­tar 3 milyon liraya yaklaştı, özellikle bankacılığın gelişmesiyle reklamlarda da bü­yük bir artış oldu.

Günlük tüketim sana­yiinin kurulması, yerli ve yabancı mallar arasında rekabetin kendini gösterdiği bir piyasanın meydana gelişiyle reklam har­camaları ve bu alanda artan ihtiyaca ce­vap verecek reklam ajanslarının sayılan art­tı. 1950 Yılma kadar, türk reklamcılığı ba­sın yoluyle gelişti. 1951 Yılında çıkan bir kararnameyle devlet radyoları da reklam al­mağa başladı. Radyo reklamcılığı çok kısa bir süre içinde gelişerek reklam harcama­larının büyük bir kısmını çekti. Filim relamcılığının başlaması da aynı tarihlere rastlar. Türkiye’de devlet televizyonunun sürekli yayınlara geçmesinden kısa bir za­man sonra (nisan 1972′den itibaren) tele­vizyon reklamları da başladı. Türkiye’de bugün, çeşitli konularda faaliyet gösteren 50 kadar reklam ajansı vardır. (LM)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKLAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGNİTZ

Tarih 26 Haziran 2009

REGNİTZ, Orta Almanya’da ırmak, Main’in kolu (sol kıyı); 210 km.

Frankin Rezat’ı ve Schwaben Rezat’ının birleşmesiyle meydana gelir, Fürth’ü sular, Pegnitz (sağ kıyı) ve Bamberg’i alır. Yukarı kolu Fürth’ün yukarısına doğru bir kapma so­nucunda meydana gelir. Sular eskiden Alt-mühl aracılığıyle Tuna’ya doğru akarken daha alçak bir taban seviyesinden yararla­nan Regnitz’in alt kolu tarafından kapıldı.

Terk edilmiş olan, bir demiryolunun aştığı eski vadi Weissenburg ile Trechtlingen arasında hâlâ net bir şekilde bellidir. Kav­şağından Roth’a kadar Regnitz vadisi mer­kezi Nürnberg olan ve Ludwigs kanalının açılması ve demiryolu döşenmesiyle geli­şen büyük bir sanayi bölgesidir: dokuma ve makine (otomobil) sanayii, elektrik mal­zemesi yapımı, deri işçiliği, basımevi, kim­ya sanayii, kâğıt fabrikaları, bira fabrika­ları. Çok yaygın vâdi yamaçlarının meyve bahçeleri, şerbetçiotu tarlaları ve bostan’larla örtülü olması sayesinde bölgenin nü­fusu çok yoğundur. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGNİTZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RALİ veya RALLİ

Tarih 20 Haziran 2009

RALİ veya RALLİ i. (ing. rally). Yarışma­cıların, yaya olarak veya otomobille (oto­mobil ralisi), çoğu zaman ayrı ayrı gü­zergâhları izleyerek ve bazı kurallara uya­rak belirli bir yere varmalarına dayanan spor karşılaşması. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALİ veya RALLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKİB

Tarih 20 Haziran 2009

RAKİB sıf. ve i. Bk. RAKİP. RÂKİB sıf. (ar. rüküb’dan rükib). Esk. Binek hayvanına binmiş olan, binici. || Bir taşıta binmiş olan.

*Râkiben zf. Esk. Binmiş olarak, bine­rek: Vali Salim Paşa ile Polis Müdürü Fuat Beyin bu gece bir ecnebi otomobiline râkiben Bulgar işgali altında bulunan Ka­raağaç’a firar ettikleri maruzdur (Atatürk). [M]

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKİB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOKİMYA

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOKİMYA i. (fr. radiochimie’den). Radyoaktifliğe bağlı kimya olaylarının in­celenmesi.
— ANSiKL. Kim. Nasıl ki ışık, «fotokimyasal» denen bazı tepkimeleri başlatabiliyorsa, radyoaktif maddelerin ve tanecik hızlandı­rıcılarının yaydığı çeşitli ışımalar da mo­lekülleri uyararak tepkimeler vermeğe el­verişli hale getirir ve kimyacıya geniş bir çalışma alanı sağlar. Bu amaçla radyokimya alanında, atom pillerinin verdiği radyoaktif kalıntılardan yararlanılabilir. En etkin olanlar beta ve gamma ışınlarıdır; bunlar, zincirleme tepkimelerin başlamasında rol oynar.

Bu taneciklerin, bilinen kimyasal madde molekülleriyle çarpışma ihtimali zayıf oldu­ğu için, böyle bir işlemin verimi de düşük olacaktır. Fakat büyük moleküler (elastomerler, plastikler, sentetik elyaf) alanında durum başkadır. Bu tür maddelerin ışınım­lara tutulması, maddenin özelliklerinde olumlu değişiklikler yapar, çünkü molekül zincirlerinin birbirine kaynaması madde­nin yapısında bir ağ dokusu meydana geti­rir, bu da kaynama noktasının yükselmesini ve kopmaya karşı direncin artmasını sağ­lar. Plastik maddelere uygulanan «aşı» iş­lemiyle, büyük moleküllü çeşitli maddeler aynı şekilde birbirine kaynatılabilir. Bir maddenin yüzeyinde uygulanan bu işlem, maddenin özelliklerini değiştirir. Böylece, meselâ pamuk ipliği daha az su emecek hale getirilir veya otomobil lastiği yapımında, kauçuğun beze yapışma niteliği arttı­rılabilir. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOKİMYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOGONYOMETRİ

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOGONYOMETRİ i. (fr. radiogonio-metrie). Verici bir telsiz istasyonunun yeri­ni ve doğrultusunu bulma. || Radyogonyo­metre kullanarak seyretme usulü.
— ANSİKL. 1901 Yılında Andre Blondel, çerçeve antenin yönlendirilmiş yayın yapma veya alma özelliğinden yararlanmayı dü­şündü; bu uygulamanın teorisini yaptıktan sonra, general Ferri ile birlikte, çerçeve an­tenin yöneltici özelliklerini ve normal an­tenden daha zayıf olan alıcı niteliğini deneylerle doğruladı.
Marconi’nin deneyleri (1903) sonunda «yö­neltilmiş antenli» radyogonyometreler yapıl­dı: bu antenler, merkezî bir toprak hattının çevresinde, birbirinden eşit uzaklıktaki ya­rıçaplar doğrultusunda yerleştirilmiştir; dö­ner bir komütatör her anteni sıra ile bağ­lar; alıcıya en kuvvetli şekilde veren anten belirlenerek, verici isyasyonun doğrultusu yaklaşık olarak bulunur.
Alıcı niteliği yüksek çerçeve antenle ilk radyogonyometri deneyleri, 1907′de E. Bel­lini tarafından, marttan mayısa kadar, Dieppe, Le Havre ve Barfleur arasında yapıl­dı. Fakat radyogonyometrinin aktif bir dö­neme girmesi, özellikle Birinci Dünya sa­vaşı yıllarına rastlar. Bir vericinin yerini ve doğrultusunu radyogonyometreyle tespit etmek için, kulaklıktaki ses şiddeti sıfır veya minimum oluncaya kadar çerçeveyi döndürmek yeterlidir: bu konumda, çerçeve düzlemine indirilen dikme aranan doğrultu­yu verir. Bununla birlikte, vericinin doğrul­tusunda yine de 180°’lik bir belirsizlik söz konusudur. Şüpheyi kaldırmak için, aynı an­da hem çerçeve anteni, hem de yöneltmesiz bir anteni dalga kolektörü olarak kul­lanarak bir ölçme daha yapılır. Çerçeve ve antenin birleşik diyagramı bakışımsızdır ve bu diyagramdan yararlanarak, birbirine zıt iki doğrultu arasında kesin bir seçime varı­labilir. Radyogonyometri tesisleri, gemi ve­ya uçakta olduğu gibi, karada sabit istas­yonlar halinde de kurulabilir. Ayrıca, gizli verici istasyonların tespiti için otomobillere yerleştirilmiş radyogonyometri tesisleri de vardır. Hava ve deniz trafiğinde, özellikle kapalı havalarda (sis, gece v.b.) önemli ya­rarlar sağlayan radyogonyometri, radar’ın bulunmasından sonra ikinci plana düşmüş­tür. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOGONYOMETRİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYO

Tarih 18 Haziran 2009

RADYO i. (fr. radio). Radyo yayınlarını alıcı cihaz. (Bk. alici.) || Düzenli bir şekilde radyo yayınları yapan radyoelektrik istasyonu.
— Radyotek. Otomobil radyosu, otomobil­de kullanılmak üzere yapılmış radyo alı­cısı. Bk. ANSİKL.

— Telekom. Radyo gazetesi, radyo verici­leri tarafından yayımlanan çeşitli haber, yorum ve makalelerin tümü. || Radyo muhabiri, radyo haber ve röportajları­nı hazırlayan gazeteci, Radyo rekla­mı, radyolar aracılığıyle söz ve müzik­ten faydalanılarak yapılan reklam. (Tür­kiye radyoları 1951′den itibaren reklam ya­yımlamağa başladı. İlk reklamlar, radyo­nun kendi spikerleri tarafından sözlü ola­rak yapılırken daha sonra reklam saatleri ayrıldı; reklam şirketleri sözlü, müzikli rek­lam yayımına başladı.
Bugün radyo reklam­larının ilgi çekmesi için söz ve müziğin ya­nı sıra yarışmalara, eğlence programlarına, skeçlere v.b. yer verilmektedir.) || Radyo röportajı, radyo ile yayımlanan röportaj. Radyo yayını, radyo alıcısı bulunanlar için, Hertz dalgalarıyle haber, konferans, konser, sanat, edebiyat, bilim v.b. prog­ramların nakli. (Bk. ANSiKL.) || İl radyosu, ancak yayımın yapıldığı ilde dinlenebile­cek güçteki radyo istasyonu; bu istasyo­nun yayımı. (Türkiye’de büyük şehirlerde il radyoları asıl radyo istasyonlarının yanı sıra yayın yapar ve programlarında yal­nız batı müziğine yer verir. Bu yayınlar «ikinci program» adiyle anılmaktadır. An­talya, Kars, Van, Gaziantep, Trabzon, Di­yarbakır il radyolarının programlarında her türlü söz ve müzik programı yer almak­tadır.)
— ANSiKL. Radyotek. Başlangıçta elek­tron lambalı olan otomobil radyosu, anot­ların beslenmesi için gerekli yüksek geri­limi sağlayacak bir vibrörlü konvertisörün kullanılmasını gerektiriyordu. Transistorlu olan modern alıcılar doğrudan doğruya arabanın bataryasıyle beslenir. Taşıtın elektrik donatımı parazite karşı korunmuş ol­malı, yani kıvılcım üreten organların (di­namo, bujiler, akım kesiciler) yaydığı pa­razitleri yok etmeğe veya hiç olmazsa önemli bir şekilde azaltmağa yarayan ele­manlar (kondansatörler ve dirençler) kul­lanılmalıdır. Otomobil radyolarının hemen hepsinde, bir tuşa basmakla istenen yayı­nı seçme imkânı veren bir kumanda klav­yesi vardır.

— Telekom. Radyo yayını yapan istasyon­ların sayısı radyoelektriğin temel ilkeleri ortaya konduktan sonra hızla arttı. Bugün 400′den fazlası Avrupa’da ve 4 000 civa­rında (özel istasyon) A.B.D.’de olmak üze­re binlerce istasyon vardır. Fakat Ameri­ka’dakilerin 800′ü dört büyük program ve reklâm dağıtıcı şebekesinden (networks) bi­rine bağlıdır. Türkiye’de, 10 tane devlet ve­rici radyo istasyonu (istanbul, Ankara, iz­mir, Çukurova, Erzurum, Kars, Diyarba­kır, Gaziantep, Trabzon, Antalya) vardır. Dünyadaki radyo dinleyicisi sayısı 1959′da yaklaşık olarak 365 milyondu, bu sayı yer­yüzü ölçüsünde her 1 000 kişide 127 kişi gibi bir ortalama verir. Kuzey Amerika 183 milyonla birinci sırayı alır (binde 707); Avrupa’da 133 milyon (binde 211); Asya’­da 28 milyon (binde 17); Güney Amerika’­da 13 milyon (binde 95); Afrika’da 4,5 mil­yon (binde 19) ve Okyanusya’da 3,7 milyon (binde 23) dinleyici vardır.
• Milletlerarası yönetmelik. Bir yayında taşıyıcı dalganın modülasyonu yan bantlar meydana getirir. Çok yakın frekanslı bir yayın yüzünden parazit olmaması için fre­kans tayfında her yayma bir kanal ayırmak gerekir, öbür yandan Hertz dalgalarını kul­lanan yalnız radyo yayınları değildir. Baş­lıca kamu hizmetleri (havacılık, denizcilik) alanında telsiz telgraf ve telsiz telefon için de frekans tayfında bantlar ayırmak ge­rekir. Bu amaçla 1947′de Atlantic City’de imzalanan Milletlerarası Telekomünikas­yon antlaşmasıyle bazı kurallar tespit edil­miştir.

Radyo yayını için ayrılan frekans bantları, uzun dalga için 150-285 kHz (1 050 – 2 000 m arası), orta dalga için de 525 – 1 605 kHz’tir (187-560 m arası). Kısa dalgada ise, 2 300 kHz’lik frekans bandıyle eski bant­lardan yüzde 33 oranında fazla olmasına rağmen ancak 180 kanala yer verilebilmek­tedir. Bütün dünyadaki kısa dalga yayın-larıyle ilgili kanalları çeşitli milletler ara­sında dağıtmakla görevli Meksiko konfe­ransı çok karışık teorik bir plan karar­laştırarak 10 nisan 1949′dan sona ermiş­tir. Yayın alanı sınırlı olan uzun ve orta dalgaların çeşitli ülkeler arasında dağılımı için, dünya bağımsız bölgelere bölündü. Avrupa bölgesi, Greenwicb’in batısında 10., doğusunda 40. meridyen ve güneyde 30. kuzey paraleliyie sınııiandı. Bu bölge için Kopenhag’da 1948′de 25 hazirandan 16 ey­lüle kadar toplanan Avrupa Radyo Ya­yını konferansı 15 mart 1950′de yürürlüğe giren frekans (veya dalga boyu) dağılım planını tespit etti. Uzun dalgada, 18 ka­nala 21 istasyon yerleştirildi. Buna karşı­lık ortak dalgaların kullanılması (millî ve­ya milletlerarası) ve senkron çalışan millî şebekelerde ortak dalgalardan yararlanıl­ması sayesinde, 121 orta dalga kanalına 300′den fazla istasyon yerleştirilebildi. Bu planın birçok üstünlüğü vardır. Bir yan­dan istasyonların birbirine karışmasını bü­yük ölçüde önler, öte yandan aralarında yeterince frekans farkı bulunan bölge rad­yo vericilerinin aynı binada çalışmasını sağ­layarak kuruluş ve işletme giderlerini azal­tır.
• Programlar. Radyo yayın programların­da, her tür müzik, konuşmalar, haberler, röportajlar, eğlenceler, tiyatro oyunları (bunların bazıları özel olarak radyo için hazırlnamıştır), eğitim ve büyük bir gelir kaynağı olan reklamlar yer alır. Eskiden genellikle canlı yayın yapılırken bugün hemen hemen bütün programlar plak ve banda kaydedildikten sonra yayımlanır. Radyo ile müzik yayını. Doğrudan doğru­ya veya, plak ve banda alınarak yaprlan müzik yayınları, ülkelere göre bütün ya­yınların yüzde 50 ilâ 75′ini tutar. İstanbul radyosunun on iki devamlı hafif batı müzi­ği orkestrası vardır; ayrıca Şehir orkestra­sı ve Küçük orkestranın klasik batı müzi­ği yayınlarına yer verilir. Radyo arşivinde ise, çeşitli plak ve bantlardan başka, türk halk musikisinden derlenmiş bir koleksi­yon bulunur. (LM)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYATÖR

Tarih 18 Haziran 2009

RADYATÖR i. (lat. radius, ışın’dan fr. radiateur). Oto. Motorun soğutma organı; motordan gelen sıcak su, içinden geçen ha­vaya ısısını aktararak soğur. (Bk. ansikl.) || Radyatör kılıfı, bir otomobil radyatörü­nü soğuktan koruyan örtü.
—- Termik. Bir akaryakıtın yanmasından ve­ya sıcak bir akışkandan aldığı ısının önemli bir kısmını ışıma yolüyle ileten ısıtma ciha­zı. || Radyatör peteği, radyatörün merkez kısmını meydana getiren boru ve kanatçık­ların tümü. (Eşanl. radyatör bloku.) || Elektrikli radyatör, elektrik akımıyle ısıtılan bir direnci ısı kaynağı olarak kullanan ısıt­ma cihazı. Bk. Ansikl.
— Ansikl. Oto. Radyatör «arı peteği» bi­çiminde birbirine dik boru şebekesinden meydana gelir ve soğutma yüzeyini artırmak için kanatçıklarla donatılır. Bu borular bir boşaltma musluğu ve bîr taşma ağzı bulunan iki hazneye kaynakla bağlanır. Su, borular­dan geçerken bir vantilatörün de yardımıy­İe ısısını çabucak kaybeder. Radyatör oto­mobile esnek olarak monte edilir ve bir ka­fesle korunur.
— Termik Radyatörler dökme demir, çelik veya alüminyumdan yapılır. Dökme demir radyatörler genellikle «nipel» denilen bağ­lantı parçalanyle uçlarından birleştirilmiş, sökülebilir elemanlardan meydana gelir. Bu radyatörler ya kendi ayaklan üzerinde du­rur ya da duvara tutturulmuş mesnetler üzertne oturtulur. Gazlı radyatör’lerin daima bir boşaltma memesi ve ateşleme memesiyle donatılması gerekir; dökme demir veya saçtan yapılabibilir.

Saatte 1 400 mth’lik etkin güçten yukarısı i-çin, bir debi regülatörüne ihtiyaç gösterir. Işımalı radyatör çoğu zaman gaz brülörleriyle akkor hale getirilmiş ısıya dayanıklı bir maddeden yapılar bir yayıcı taşır. Işıyan enerji, hemen hemen daima parlak ma­denî bir reflektörle toparlanır. Konveksiyonlu radyatör’] er, çeperlerine değecek ha­vayı ısıtacak şekilde tasarlanmıştır. Işımalı ve konveksiyonlu radyatörler ise, ısıyı hem ışıma, hem de konveksiyonla iletecek şekil­de yapılmıştır. Işıyan ısı yüzdesinin en az 20 oranında olması gerekir.

• Elektrikli radyatörler genellikle çok ça­buk ısı verir; fakat ısıyı iyi muhafaza ede­medikleri için, akım kesilir kesilmez ısı yayı­mı durur. Isı birikimli radyatörler kendi hacimlerinde kalori depo eder ve sonradan bu kaloriyi, cihazın içinden geçen havaya sürekli olarak aktarır. Işımalı radyatör’lerde yayılan ısı genellikle ışıma yoluyle iletilir. Çoğu zaman parlak bir madenden yapılan reflektör, ısı akısını istenilen yöne .çevirme imkânı verir. Konveksiyonlu radyatör’lerde koruyucu bir gömlek içine yer­leştirilen ısıtıcı elemanlar, tam çalışma sı­rasında görünür şekilde akkorlaşmazlar. Vantilatörlü radyatör’ler ise arkadan em­diği havayı ısıtıcı elemanlar üzerine gönderen bir vantilatörle donatılmıştır. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYATÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUY DE DÖME idare bölgesi

Tarih 15 Haziran 2009

PUY DE DÖME idare bölgesi, Fransa’da idare bölgesi, Massif Central’da;
8 016 km2; 530 300 nüf. Merkezi, Clermont-Ferrand. İdare bölgesinin batı kısmı billûrlu Combraille d’Auvedgne tepelerini içine alır; bu ke­simde çeşitli tarımın yanı sıra hayvancılık yapılır.

Dordogne’un güneyinde Artense yay­lasında da aynı ekonomi devam eder. Daha doğuda iki büyük yanardağ sistemi uzanır: kuzeyde Puy de Döme’da 1 465 m’yi bulan Puys sıradağları veya Döme dağları, güney­de Puy de Sancy’de 1886′m’ye ulaşan Mont-Dore kütlesi. Bu dağların hâkim olduğu yay­lalarda sığır yetiştiriciliği peynir imalâtına yol açmıştır. Dağda Allier ırmağının akaçladığı verimli Limagnes ovaları uzanır: ku­zeyde Limagne de Clermont, güneyde Limagne de Brioude; bu kesim verimli bir ta­rım (tahıl, şeker pancarı, meyve ağaçlan) alanıdır, idare bölgesinin doğu ucu yazın büyük sürülerin çıkarıldığı Forez dağları’nın ve Bois Noirs kütlesi’nin batı yamacını içine alır. Bölgede sanayi büyük ölçüde gelişmiş­tir: makine yapımı, dokuma sanayii, bıçakçı­lık (Thiers), Clermont-Ferrand’da kauçuk sanayii (otomobil lastiği yapımı). Ayrıca geleneksel el sanatları da devam etmektedir. Turizm de (ılıca merkezleri) önemli bir ge­lir kaynağıdır. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUY DE DÖME idare bölgesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUTEAUX

Tarih 15 Haziran 2009

PUTEAUX, Fransa’da Seine idare bölge­sinde (Saint-Denis idare çevresi) kanton merkezi, Paris’in batı banliyösünde, Sen ır­mağı kıyısında (sol kıyı), Asnieres dirse­ğinde;
39 687 nüf. önemli sanayi merkezi: uçak ve otomobil yapımı, metalürji (dökümevleri, kazancılık), makine yapımı, tezgâh­lar, otomobil parçaları, radyo yapımı, pom­palar, ecza malzemesi ve parfüm, amyant, karton v.b. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTEAUX hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUEBLA veya PUEBLA DE ZARAGOZA

Tarih 13 Haziran 2009

PUEBLA veya PUEBLA DE ZARAGOZA, esk. Puebla de Los Angeles, Meksika’da şehir, eyalet merkezi, Atoyac va­disinde, Popocatepetl’in doğusunda; 309 100 nüf. üniversite. Puebla’da sömürge döne­minden kalma azulejos’larla süslü birçok barok üslûbunda kilise vardır; XVI. ve XVII. yy.dan kalma katedrali de çok süs­lüdür. Ticaret ve dokuma sanayii merke­zi. Otomobil yapımı.
— Pueblâ eyaleti, Anahuac yaylasının do­ğu ve güney ucunda uzanır, güneyde rio de las Balsas’ın yukarı havzasına taşar; 1 902 000 nüf. Nüfus yoğunluğu yüksek olan eyalet toprakları, zengin bölgeleri içine alır (ılıman ve astropikal iklim ürünleri: buğday, mısır, şekerkamışı).
— Tar. Puebla, 1531-1532 arası San Do­mingo başpiskoposu tarafından kuruldu. Tlaxcala piskoposluğu 1550′de buraya ta­şındı. 1862′de Fransızlar şehri kuşattılar ama ancak 1863′teki kuşatmadan sonra ala­bildiler. Bk. MEKSİKA SAVAŞI. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUEBLA veya PUEBLA DE ZARAGOZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRUSZKOW

Tarih 12 Haziran 2009

PRUSZKOW, Polonya’da (Varşova voyvo­dalığı) şehir; 37 500 nüf. Metalürji ve kim­ya (otomobil ve bisiklet lastiği) sanayii. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUSZKOW hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROJEKTÖR

Tarih 10 Haziran 2009

PROJEKTÖR i. (lat. projicere, ileriye fır-latmak’tan projectum > fr. projecteur). Bir kaynağın ışığını, çok şiddetli bir veya bir­kaç demet halinde uzağa iletmeğe yarayan âlet. Eşanl. IŞILDAK. Bk. ansikl.
— Oto. Bk. far. || Projktör karşılaşma huzmesi, iki taşıtın karşılaşması halinde, projektör ışığını, projektörün eksenine dik düşey bir ekranla kesip 15° sağa saptırarak elde edilen huzme.

— Ansikl. Uçakların gelişini izlemek, gemi­leri korumak, düşman kuvvetlerini aydınlat­mak v.b. zorunluğu, şiddetli bir kaynaktan çıkan ışık demetini her yöne çevirebilen projektör’lerin kullanılmasına yol açtı. Pro­jektörde, arka tarafı parabolik bir reflek­tör (gümüş kaplanmış cam, altın kaplanmış maden) vazifesi gören bir silindir vardır; bu reflektörün odağında, odak noktasının sabit kalmasını sağlamak için yatay kömürlü bir elektrik arkının ışık krateri veya çok güçlü bir akkor lamba bulunur. Âletin ön tarafı, ışığı dağıtan yollu bir camla veya farlardaki gibi büyütücü bir optik sistemle ka­patılmıştır. Arklı tipten çok kuvvetli pro­jektörlerde, bir kaş veya diyafram yardımıyle ışık geçici olarak ve tamamıyle ör­tülebilir. Gerektiğinde uzağa yerleştirilen bir yöneltme düzeneği, reflektörün alt kıs­mında bulunan iki motoru çalışarak, pro­jektörü istenilen doğrultuya çevirebilir ve hareketli bir hedefi takip edecek şekilde döndürebilir.

Projektörler sabittir veya ay­rıca bir elektrojen grubu taşıyan otomobil­lerin üzerine yerleştirilir. Bu iki tipten baş­ka, askerlikte, belli aralıklarla yakıp sön­dürerek işaret vermek için, pille çalışan kü­çük el projektörleri kullanılır.
Ticaret filosunda da, şantiyeleri ve ayırma garlarını aydınlatmak için yine projektörler­den yararlanılır. Tiyatro Sahnelerinin aydın­latılmasında, genellikle arklı veya akkor lambalı projektörler kullanılır. Bunların optik sistemlerinin önüne, renki filtrelerle donatılmış döner bir pano yerleştirilir. Sinemada, renkli film çekimi için, özel kö­mür çubukları olan arklı projektörler kul­lanılır; fakat 3 200° K’lik (Kelvin) özel lam­balarla donatılmış projektörler gittikçe gelişmektedir, çünkü bunlar arklı projektör­lerden daha kullanışlıdır: çok fazla ısı ya­yarak sanatçıları rahatsız etmediği gibi, verdiği ışığın renk kararlılığı da daha fazla­dır. Aydınlatmada, «Ses ve ışık» gösterile­rinde, şantiyelerde, büyük barajlarda, Spor sahalarında 500 ilâ 1 000 W’lık projektörler kullanılır. Aydınlatılacak yer, bol ışığa ih­tiyaç gösterecek kadar büyükse, üstelik ışı­ğı tam randımanla kullanmak gerekiyorsa özel bir tekniğe dayanan infranor projektörlere başvurulur. Bu güçlü ve etkili âlet­te, 3 kW’lık bir lamba gümüş kaplı parabo­lik bir reflektörle donatılmıştır. Lambanın akısı kontrol edilerek projektörün dibine gönderilir; burada bulunan ayarlanabilir lameller, akıyı, istenen açıklıkta dikdörtgen kesitli bir demet haline getirir. Bu demet, aydınlatılacak yüzeyi tamamıyle kaplayabi­leceği için, infranor projektörlerin kullanılması çok kolay ve sağlanan verim çok yük­sektir.
Taşıtlarda kullanılan projektörler, otomo­billerin, bisikletlerin, lokomotiflerin önüne veya yanlarına takılan küçük farlardır. Oto­mobillerde kullanılan bazı projektörler is­tenilen yöne çevrilebilir. (L)

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROJEKTÖR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pirelli

Tarih 08 Haziran 2009

Pirelli, ilk italyan elektrik kablo ve kau­çuk fabrikasından (Milano 1872) doğan italyan sanayi grubu. Kurucusu Giovanni Battista Pirelli’nin (Varenna 1848-Milano 1932) yerine oğulları PiERO (Milano 1881-ay.y. 1956) ve ALBERTO (Milano 1882) geçti. XX. yy. başlarında otomobil, ziraat araçları, motosiklet ve bisiklet lastiği sa­nayiine el atan kuruluş, kısa zamanda bü­yüdü ve genişledi, faaliyeti yurt dışına taş­tı; 1937′de, Basel’de isviçreli malî grup­ların yardımlarıyle, Milletlerarası Pirelli şirketi kuruldu, 13 firmayı, 16 fabrikayı ve ticaret şebekesini kontrolü altına aldı. Mi­lano’da 1921′de kurulan Pirelli ve ortak­ları İtalya’da, ana şirket Pirelli S.P.A.’dan bağımsız 11 şirketi denetliyordu. Pirelli, italya’nın en eski ve iş hacmi bakımından Fiat ve Montecatini’den sonra üçüncü ge­len firmasıdır.
Türkiye’de Pirelli kuruluşu (1960) yüzde 51′i yabancı, yüzde 49′u millî olan 120 milyon sermayeli bir anonim şirkettir. İz­mit’teki fabrikası (açılışı 1962) yılda 750 000 iç ve dış lastik imal edecek kapasitededir. (LM)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pirelli hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRAG çekçe Praha

Tarih 08 Haziran 2009

PRAG çekçe Praha, Çekoslovakya’nınbaşkenti, Bohemya’nın merkez kesiminde, Vltava kıyısında, ırmağın Elbe (Labe) ile kavuştuğu yerin yukarısında; 1 030 330 nüf. Üniversite.
• Coğrafya ve güzel sanatlar. Prag, Vltava vadisindeki küçük bir çanakta, ırmağın Polabi ve asıl Labe’ye ulaşmak için boğaz­lara girmeden önce menderesler çizerek akışının ağırlaştığı yerde kuruldu. Kraliyet şeh­ri olarak, Vltava’nın sol kıyısında, bir çeşit resmî şehir olan ve içinde surla çev­rili büyük bir katedral (XIV. yy.da Aras’lı Mathien ve P. Parler tarafından inşa edildi; Aziz Jan Nepomuklu’nun mezarı), saray ve saraya ait askerî ve idarî yapılar bulunan Hradçany’den itibaren geliş­ti. Aşağıda set set kiliseler ve genellik­le italyan mimarlarının eserleri olan Mala Strana semtinin sarayları sıralanır. Mala Strana, azizlerin heykelleriyle süslü Karel köprüsüyle (XIV. yy.) eski tacirler şeh­rine bağlanır; burada eskiden çeklerin tüc­car mahalleleri, alman semti Havel ve getto yer alırdı. Şehrin ırmağın sağ kı­yısındaki bu kısmı, Stare Mesto («eski şehir») adını taşır. Gerçekten sivil ve di­nî anıtları, dar sokakları ve sık mesken adalarıyle eski bir şehrin bütün özellik­lerine sahiptir. Başlıca anıtları İkinci Dün­ya savaşında kısmen yıkılan Belediye sa­rayı (mekanik saat), Havel kilisesi, Tynsky kilisesi ve eski kervansaraydır. Modern çağ­da dev kapılar açılan surlar eskiden Hrad-çany, Mala Strana ve Stare Mesto’nun meydana getirdiği bütünü çevrelerdi. Şehrin bu eski sınırı bugün kolayca göz önüne ge­tirilebilir: nitekim Na Prikope ve Narodni Trida ana caddelerini takip eder. XVIII. yy.da, Stare Mesto’nın ötesinde, başlangıç­ta bir çeşit geniş panayır yeri olan büyük Vaclavkse namesti’nin (Vaclavkse meydanı) çevresinde yeni semtler kuruldu. Böylece Kari IV’ün XIV. yy.da inşa ettirdiği Nove Mesto («yeni şehir») gelişti. Ama bu geniş­lemelere rağmen Prag’ın nüfusu 1850′de an­cak 150 000 kişiydi. İlk sanayi tesislerinin kurulması ortaya yoksul ve kasvetli semt­lerin çıkmasına yol açtı: özellikle Vlatava’nın büyük menderesinin sağ kıyısında Karlin semtinde kısa süre içinde un fabrikaları, se­pi yerleri, bira ve içki fabrikaları, iplikhane ve dokumahaneler, küçük makine ateîyeleri, mobilya fabrikaları kuruldu. Aynı dönemde şehrin yukarısında, ırmağın sol kıyısında Smichov sanayi semti gelişti. Bu arada, ırmağın sağ kıyısına hâkim olan yumuşak eğimli yamaçta, Çesky Brod ve Brno yol­ları boyunca mesken semtleri kuruluyor­du.
XX. yy. başında ve ilk Çekoslovak cumhu­riyeti döneminde şehir büyük ölçüde gelişti. Gerçekten o tarihte Prag çok büyük bir sa­nayi şehri haline geldi: yeni kurulan fab­rikalar ilk sanayi tesisleriyle oranlanamayacak kadar büyüktü. Eski şehrin aşağı kesi­minde, ırmağın menderesinin içbükey kısmını kapsayan büyük bir batı-doğu çöküntüsündeki serbest alanlara el atıldı: burada
Bubeneç ve Holeşovice semtleri kuruldu; Vlatava’nın küçük bir kolu olan ve büyük ölçüde çamurla dolan Rokytka’nın vadisinde Vysoçany ve Hloubetin semtleri inşa edildi, Bir yan kanalla Vltava ve Labe’ye bağlanan bir ırmak limanı (Bubeneç menderesinin alçak taraçalannın iç kısmında) düzenle­nerek sanayi bögesinin ulaşım imkânları genişletildi. Sanayi bölgesi Karlin semtini genişletip, şehrin Prag çanağını sınırlayan yamaçların eteğindeki kuzey kısmını da içine alarak, büyük bir bütün meydana getirdi. Bu bölgede önemli metalürji tesisleri; vagon ve sanayi makineleri fabrikaları, otomobil ve motor fabrikaları toplandı. Bubeneç’in menderesinde ve Holeşovice’de ise kimya ve besin sanayii tesisleri yer aldı. 1921′de şehrin yeniden bağımsız bir devletin başkenti olması ve sanayinin gelişmesi nüfus artışını hızlandırdı. Nüfus 1913′e doğru yarım mil­yondan azken, 1936′da bir milyona yaklaştı. Bunun üzerine şehrin bütünü için bir plan yapılmaksızın, semtler çevresinde en çeşitli şehircilik ve inşaat denemelerine girişildi. Şehrin doğusu özellikle büyük yapılarla do­lu semtlerden meydana gelir; bu semtler gü­neye doğru, Karel üniversitesinin enstitü ve laboratuvarları çevresindeki Vyşehrad’da da uzanır. Sol kıyıda, Hradçany’nin kuzeyinde XX. yy. başında yeni sanayiciler ve tacirler sınıfının oturduğu özenle yapılmış binalar­dan meydana gelen bir semt kuruldu; ku­zeydoğuya doğru bu semtten, meşhur Prag fuarı çevresindeki orta sınıfların oturduğu semte geçilir.

Şehir büyümeğe devam etmektedir: eski şeh­rin batısındaki Beyaz dağa (Bila Hora) ka­dar tırmanan karayolları boyunca genişle­mektedir. Başkent, Kobylisy’ye doğru Prag çanağının kuzey yamaçlarına da tırmanır; güneyde eski banliyöleri Libus ve Kunratice’ye ulaşır. Bugün başlıca hedefi şehir merkezinin düzenlenmesi olan bir şehir pla­nı uygulanmaktadır.

• Tarih. Ticarî olduğu kadar stratejik ko­numu da önemli olan Prag, Prensmyl’lerin iki şatosu (Hradçany ve Vyşehrad) çevresin­de, ırmağın her iki kıyısında gelişti; ırma­ğın geçit veren yerleri yakınında birçok ta­cir ve zanatçı (yahudi, italyan, fransız, ama özellikle alman) yerleşti. Bunlar daha X. yy.dan itibaren nispî muhtariyetler elde etti­ler; ama Prag’ın şehir derecesine yükseltil­mesini ancak şehre Nürnberg hakkını tanı­yan (1232-1235) Venceslav (Vaclav) I zama­nında sağlayabildiler. Bu eski şehir (Stare Mesto), Venceslav (Vaclav) I’in şansölyesi Eberhard tarafından inşa ettirilen yeni bir merkezle birleşti ve surlarla çevrildi (1253). 1257′de eski şehir halkıyle devam eden çatış­maların önünü alabilmek için Ottokar II yalnız alman kolonlar için yeni bir merkez (Mala Strana veya «küçük şehir») kurdu; kolonlara Magdeburg hakkı tanmdı ve muh­tar bir komün haline gelmeleri onaylandı (1338). XIV. yy.da birçok manastır kurulan ve çok zenginleşen Prag’ı Kari IV (1336-1378) imparatorluğun başkenti haline ge­tirdi (1344) ve çek milliyetçiliğinin mer­kezi olan üniversiteyi kurdu (1348). Vyşeh­rad çevresindeki köylerin birleştirilmesiy­le kurulan, çeklerin yerleştirildiği üçün­cü bir yeni şehir de (Nove Mesto) mil­liyetçiliği destekliyordu. Bir süre için Çek­lerin ülkeye kesinlikle hâkim olmasını sağ­layan Jan Hus taraftarlarının savaşı sı­rasında kızışan milliyet çatışmaları, Jîrji Podebrady zamanında yeniden başladı. Bu­nunla birlikte 1518′de tek bir komün ha­linde birleşen şehir, Habsburg’lar zamanın­da, Ferdinand I’in otoritesine karşı patlak veren isyandan sonra (1547) başkentini Viyana’ya nakletmesiyle önemini kaybetti, öm­rünü Prag’da geçiren Rudolf II’nin (1583-1610) büyük ilgisi sayesinde şehir yeni­den milletlerarası önemini kazandıysa da, yeni bir almanlaştırma denemesi açık bir is­yana yol açtı (23 mayıs 1618). Bila Hora sa­vaşını takip eden sert bastırma hareketiyle Prag, bir il haline getirildi. Dinî baskıdan kaçan iki bin burjuva ailesi göçtü; birçok defa yabancılar tarafından işgal edilen şe­hir (Saksonlar, 1631-1632; İsveçliler 1634, 1639 ve 1648), ancak XVII. yy. sonunda ve XVIII. yy.da
(barok çağ) yeniden canlan­dı. 1558′den beri krallık şehri olan Hrad­çany, öbür üç siteyle eşit haklara sahip olan dördüncü bir site haline getirildi (1756). Ama Josef II, dört siteyi tek bir komün ha­linde birleştirdi (1784). XIX. yy.da çek köy­lülerinin büyük ölçüde şehre göçmesine yol açan sanayileşmenin yanı sıra Bohemya soylularının mahallî fikir hayatına gösterdik­leri büyük ilgi sayesinde milliyetçi hareket yeniden canlandı. Windischgraetz’in 1548′de şiddetli bir şekilde bastırdığı milliyetçi hareketin (islav birliği toplantısından sonra ayaklanmalar) 1861 seçimlerinde, başarı gös­termesi, kısa süre sonra tamamıyle Çekle­rin elinde olan bir idare ve öğretim kurulmasına imkân verdi. Prusyalılar tarafından kuşatılan (1866) ve kendi adını taşıyan ba­rıştan sonra (ağustos 1866) Prag, modern­leşmeğe, sanayileşmeğe ve XX. yy.da çek milliyetçiliğini yönetmeğe devam etti. Çe­koslovakya’nın bağımsızlığı burada ilân edildi (28 ekim 1918) ve 14 kasım 1918′de Habsburg’ların tanınmadığını bildiren ve Tomaş Masaryk’i Çekoslovak cumhuriyeti­nin başkanı ilân eden devrimci millet mec­lisi burada toplandı. Birinci Dünya savaşından sonra kurulan Çekoslovakya’nın başkenti olan, fikir ve sanat merkezi haline gelen şehri, Hitler’in Çekoslovakya’yı par­çalamasından sonra 14 mart 1939′da Wehrmacht işgal etti. İkinci Dünya savaşı so­nunda Patton kumandasındaki A.B.D. bir­likleri hükümetlerinin emri üzerine şehre 90 km uzakta olan Plzen bölgesinde durdu­lar. Konyev kumandasında Dresden’den ve Malinovskiy kumandasında Viyana’dan ge­len sovyet birlikleri 6 mayıs 1945′te Prag’­da birleşti. (Bk. ALMANYA-RUSYA SAVAŞI.) 1948 Şubatında Prag’da yapılan hükümet darbesiyle idareyi bir komünist hükümet ele geçirdi. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAG çekçe Praha hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POULSSON (Magnus)

Tarih 06 Haziran 2009

POULSSON (Magnus), norveçli mimar (Lysaker 1881). Tek başına veya A.R. Arneberg ile birlikte Oslo’da birçok önemli bina yaptı: P.T.T. binası, Birleşik Deniz­cilik binası, Krallık Otomobilciler kulübü v.b. Ayrıca Oslo Belediye sarayının proje­lerini çizdi. (m)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POULSSON (Magnus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİPER-CUP

Tarih 05 Haziran 2009

PİPER-CUP [paypırkap] i. (amerikanca k.). Savaş alanını yakından gözetlemek için kara birlikleri tarafından kullanılan, çok hafif, idaresi kolay uçak tipi. (Bu tip uçaklarla donatılmış birlikler, kara ordusu hafif havacılık teşkilâtına bağlıdır.)

— ANSİKL. Ask. havc. Piper Aircraft Cor­poration tarafından yapılan piper-cup’lar ilk defa İkinci Dünya savaşı sırasında top­çu gözlem uçağı olarak kullanıldı. Her gru­ba iki, yani bir tümene on tane dağıtılan bu uçaklar, radyo aracılığıyle, atış ayarının en iyi şekilde yapılmasını sağlıyordu. Oto­mobil benziniyle çalışan zayıf bir motorla (100 BG’den az) donatılmış olan piper-cup, çok küçük arazilere bile iniş yapabi­lir. Silâh ve zırhı olmayan, 3 000 veya 4 000 m’ye kadar yükselebilen bu uçaklar, batar­yaların yakınlarında, kısa gözetleme uçuş­ları için kullanılır. Hava üstünlüğü halin­de, piper-cup’lar irtibat uçakları olarak büyük hizmet görür. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİPER-CUP hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORT ELİZABETH

Tarih 05 Haziran 2009

PORT ELİZABETH, Güney Afrika cum­huriyetinde (Kap ili) liman şehri, Algoa ko­yu (Hint okyanusu) kıyısında; 270 800 nüf. 1820′de ingiliz kolonları tarafından kurulan liman, bugün Kimberley’e kadar uzanan ge­niş bir bölgenin ürünlerini sevkeder. Büyük ölçüde yün ihracatı. Balıkçılık. Çeşitli sa­nayi: besin fabrikaları, kimya sanayii, oto­mobil montajı, cam fabrikaları, otomobil lastiği fabrikaları, konserve fabrikaları. (L)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORT ELİZABETH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORT ELİZABETH,

Tarih 05 Haziran 2009

PORT ELİZABETH, Güney Afrika cum­huriyetinde (Kap ili) liman şehri, Algoa koyu kıyısında (Hint okyanusu); 270 800 nüf. 1820′de ingiliz kolonları tarafından ku­rulan liman bugün Kimberley’e kadar uza­nan geniş bir art ülkenin ürünlerini ihraç eder. Yün ihracatı. Balıkçılık. Şehirde sa­nayi gelişmiştir: besin ve kimya sanayii; otomobil montajı; cam, otomobil lastiği, konserve fabrikaları. (L)
PORT EMPAİN. Bk. kîndu-port-em-pain.

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORT ELİZABETH, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNYON

Tarih 05 Haziran 2009

PİNYON i. (fr. peigne, tarak’tan pignon). Mekan. Silindirik veya konik bir dişli çif­tinde, dişli çarklardan en küçüğü. (Büyü­ğüne çark denir.)
Hareket iletim pinyonu, bir mekanizmanın uzaktaki bir parçasına hareket iletmeğe yarayan pinyon dişli.

— ansikl. Pinyon’lar genellikle silindiriktir; yalnız, bir hareketi belli bir açı altında iletmek gerektiği zaman, konik dişli çiftinde olduğu gibi, konik biçimli bir pin­yon ile uygun biçimli başka bir pinyon dişli kullanılır. Sessiz çalışmasını sağlamak için, pinyonlara helisel diş açılır. Meselâ otomobillerin vites kutularında, sessiz çalışmayı sağlamak için, sekonder mille sürek­li bağlantı halinde olan helisel dişli pin­yonlara baş vurulur. Sekonder mil ile pin­yon arasındaki bağlantı, tırnaklı kavrama ile veya iç dişlilerle sağlanır. (l)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTİAC

Tarih 04 Haziran 2009

PONTİAC, A.B.D.’de (Michigan) şehir, Detroit’in kuzeybatısında; 82 200 nüf. İkti­sadî faaliyet otomobil sanayiine ve ona bağlı işlere (dökümevleri) dayanır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTİAC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONTARLİER

Tarih 04 Haziran 2009

PONTARLİER, Fransa’da Doubs idare çev­resinin merkezi, Jura’nın kenarında; 16 205 nüf. Şehir, 1736 yılındaki büyük yangından sonra yeniden inşa edildi, önemli sanayi merkezi: otomobil parçaları, elektrik mal­zemesi, tuhafiye eşyası, besin sanayii (çi­kolata, peynir, likör fabrikaları), kereste sanayii, saatçilik, sepi yeri. —İdare çevresi, 54 123 nüf.
— Tar. Pontarlier’nin XIII. yy.da 18 köyle meydana getirdiği fiilen muhtar cumhuri­yet, ancak 1678′de ortadan kalktı. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTARLİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPA

Tarih 04 Haziran 2009

POMPA i. (ital. k.). Bir akışkanı yükselt­meğe veya basmağa yarayan makine, / Bir kapta boşluk meydana getirmek için, o kaptaki havayı emmeğe yarayan âlet.
Bk. ANSiKL. Mekan, bölümü.
— Denizc. Bk. ANSiKL.
— Fiz. Molekül pompaları, civa buharlı pompalar. Bk. ANSiKL.

— Mekan. Devri daim pompası, bir akış­kanın boru şebekesinde dolaşımını sağla­yan pompa. || Dişli pompa, bir gövde için­de, biri diğeri üzerinde dönen iki dişliden meydana gelen ve dönmeleri sırasında diş­leriyle akışkanı bir basma kanalına iten pompa: Dişli pompalar otomobil motorla­rında yağ pompası olarak çok kullanılır. || Gres pompası, yağ pompasına püskürtülmeden önce, yağlayıcının vida veya levye ta­rafından hareket ettirilen bir pistonla sıkıştırıldığı silindir. || Hava pompası, gaz basıp sıkıştırmağa yarayan pompa. (Bk. kompresör.) || Paletli pompa, silindir bi­çimindeki gövdeye göre dışmerkezli bir poyradan meydana gelen pompa. (Poyra gövdenin iç çeperlerine yaylarla sürekli olarak dayanan hareketli paletler taşır.) || Pistonlu pompa, içinde alternatif doğrusal hareketli bir piston bulunan bir odanın ha­cim değişimi ilkesine dayanarak çalışan pompa.

— Oto. Yakıt pompası. Bk. ANSiKL.
— Soğutma. Isı pompası, düşük sıcaklıkta­ki bir ortamdan aldığı ısıyı yüksek sıcak­lıktaki bir ortama aktarmak için mekanik enerjiden yararlanan tesisat. Bk. ansikl.
— Teknol. Dönel pompa, sürekli dairesel hareket yapan parçalarla bir akışkanın yer değiştirmesini sağlayan pompa. (Bk. an­SiKL. Mekan, bölümü.) || Lastik pompası, özellikle bisiklet ve motosikletlastiklerini şi­şirmekte kullanılan emme basma pompa.

— Termik. Besleme pompası, kazanlarda buharlaşmadan ileri gelen su kaybını gider­meğe yarayan cihaz. || Boşaltma pompası, buharın yoğunlaşmasıyle meydana gelen su­yu kondansörden boşaltmağa yarayan pom­pa. || Dolaşım pompası, bir kondansörde buharı soğutmağa ve yoğunlaştırmağa yara­yan su basma pompası.
— Tic. Yakıtların perakende satış ve da­ğıtımında kullanılan cihaz. Bk. ANSiKL.

— ANSiKL. Denize. 1948 Londra konferan­sı kararlarına göre boyu 91 m’den uzun olan bir yolcu gemisinde su boşaltan en az dört pompa bulunacak, bunlardan üçü ken­di kendine ayrı olarak, birisi de ana ma­kineye bağlı olarak çalışacaktır. Bunların genellikle, saatte bin metre küpe kadar su basacak güçte santrifüj tipi pompalar olma­sı kabul edilmiştir.

— Fiz. Elektrik lambalarının, X ışınlı am­pullerin, fotosellerin, elektron lambaları­nın, ısı izolatörlerinin yapımı, gittikçe daha ileri derecede vakumlar gerektirmektedir. Bu çok düşük basınçları sağlayan cihaz­lar bir «ilk boşluk» veren yardımcı pom­paların kullanılmasını zorunlu kılar. Bu cihazlar molekül pompaları, civa buharlı pompalar olmak üzere ikiye ayrılır. Mole­kül pompaları arasında yüzde bir milimetre civa basıncını birkaç milyonda bir milimet­reye indiren Gaede ve Hohveck pompaları sayılabilir. Meselâ Gaede pompası, ken­dinden çok az büyük bir silindirin içine yerleştirilen ve ekseni etrafında çok hızlı dönen bir silindirden meydana gelir. Silindirler arasında bulunan boşluk, biri boşal­tılacak kaba, öbürü ilk boşaltıcı pompaya giden iki geniş boruya bağlıdır. Hareketli çeper üzerine çarpan gaz molekülleri, bi­rinci kaptan ikinci kaba sürüklenir. Civa buharlı pompalar arasında Gaede’nin ya-yınmalı pompa3sı, Langmuir’in yoğunlaşma-lı pompa’sı sayılabilir. Boşaltılacak kaptaki gaz molekülleri civa buharı akımıyle sürük­lenir ve sonra bu buhar soğutularak yoğun-laştırılır. Nihayet boşaltmanın tam olması için, sıcaklıkta soğurma olayından faydala­nılır; bu işlemde çoğu zaman, sıvı havada soğutulmuş hindistancevizi kömürü kullanı­lır.
— Mekan. Bir pompada mekanik enerji, bir akışkanın (sıvı veya gaz) bir boru şebeke­sinde yer dğiştirmesini sağlamak, genel­likle de bu akışkanı eski seviyesinden daha yüksek bir seviyeye çıkarmak için harca­nır. Çoğu zaman pompa adı, sıvıların yeri­ni değiştirmek için yapılan makinelere ve­rilir; çünkü gazların yerini değiştirmeğe yarayan makineler kompresör, vantilatör emmeç v.b. özel adlar alır. Bununla bir­likte hava basmağa yarayan makinelere hava pompası denir. Pompalar üç büyük kategoriye ayrılır.
0 Alternatif doğrusal hareketli pompalar meskenlerde kuyu ve sarnıçlardan su çek­mek, sanayide kazanları beslemek, günlük su tüketimini karşılamak, sızma sularını kurutmak, hidrolik presleri çalıştırmak için kullanılır. Bugün küçük debi ve yüksek basınç gerekmediği hallerde, bunların yeri­ne santrifüj pompalar tercih edilir.
• Dönel pompalar’ın gövdesi iki kısma ayrılmıştır; her iki kısmın hacmi, emme ve basma elemanlarının hareketiyle değişir ve aralarında doğrudan doğruya ilişki yoktur. Pompada emme ve tutma klapesinden baş­ka klape bulunmaz. Dönme hızı, basma yüksekliğine bağlı değildir ve ancak debi­yi etkiler. En çok kullanılanları paletli ve dişli olan bu tür pompalar sürtünmeyle çabuk aşınır ve verimleri iyi değildir.
• Santrifüj pompalar’ın pistonlu pompa­lara oranla daha az karışık, daha ucuz ol­mak ve sürekli bir debi sağlamak gibi üs­tünlükleri vardır; ayrıca bir elektrik mo­toruna doğrudan doğruya bağlanabilir ve titreşimsiz çalışır; bu bakımdan da tercih edilir. Bir santrifüj pompa, kendisini çevreleyen bir gövde içinde dönen bir çark ile basma borusuna bağlı bir çıkış ağzın­dan meydana gelir. Çark, suya belirli bir hız verir ve çıkış ağzı içinde suyun kine­tik enerjisi potansiyel enerjiye dönüşür. Pompanın hızı değiştiği zaman, debi hıza eşit oranda, çıkış basıncı hızın karesi ka­dar, soğurulan güç hızın küpü kadar de­ğişir. Bu bakımdan pompanın verimi, hız­la doğrudan doğruya ilintilidir. Basma ba­sıncı hız arttırılarak yükseltilebilir, fakat elektrik motoruyla dakikada 2 800 devrin üstüne çıkılamaz. Eğer pompaya bir buhar tür biniyle kumanda edilirse, dakikada 6 000 ile 8 000 devirlik bir rejim sağlanır. Ba­sınç tek çarka göre fazla geliyorsa, pom­pa gövdesi birkaç bölmeye ayrılır ve seri halde yerleştirilmiş birçok çark kullanılır; bu çarkların arasına da hızı basınca dö­nüştüren alıcı kanatlar eklenir. Bir santrifüj pompa, pistonlu veya dönel pompalar gibi kendiliğinden çalışmağa baş­layamaz. Emme boru şebekesi de, kendisi de çalıştırılmadan önce su ile doldurulma­lıdır. Emme yüksekliği artırılırsa çarktaki basınç düşer, bazı noktalarda da su buha­rı gerilimiyle bir olur ve su kaynamağa başlar; bu, çarkın hızla aşınmasına yol açan kavitasyon olayıdır. Genellikle basma borusu üzerine bir tut­ma klapesi takılır; fakat borunun uzunluğu birkaç yüz metreyi aşarsa, meydana gele­bilecek koç darbelerini hesaba katmak ge­rekir. Pompa, bir elektrik motoruyle çalıştırılıyorsa, akım kesildiği zaman cihaz, çok kısa bir süre içinde (birkaç saniyede) anîden durur. O zaman pompanın giriş ağ­zında bir basınç düşmesi meydana gelir ve hiç bir tedbir alınmazsa, genellikle bo­runun bir kısmında kavitasyon meydana gelir. Borunun üst kısmına gelince, bu ba­sınç düşmesi bir basınç fazlalığına dönü­şür. Bu da boruyu tehlikeye düşüreceğin­den bir emniyet sistemi kullanmak şarttır. Santrifüj pompalar, özellikle yükseltme pom­pası olarak su dağıtımında, boşaltma pom­pası olarak maden yataklarında ve püskürtücü pompa olarak da yangınlarda çok kullanılır. Ayrıca, çamurlu sulan da eme­bilecek güçte olduğu için su yataklarının dibini taramakta da kullanılır.

— Oto. Yakıt pompası, termik motorla­rın yakıt besleme sisteminde kullanılır; amacı, ateşlemenin yapılacağı anda enjek­törü beslemek, öbür yandan, çalışma şart­ları ne olursa olsun aynı dozda hava ve yakıt gerektiren, düzgün bir hava-yakıt ka­rışımı vermektir. Havanın emildiği kelebek açıklığı, benzinin emildiği kelebek açıklı­ğına bağlıdır; aynca birçok düzeltici âlet kullanılır: motorun rejim hızı arttığı za­man dodurma oran: azalan doldurma regülatörü, yüksekliğe göre havanın yoğun­luk değişimlerini göz önüne alan yükselti düzenleyicisi, motor soğuduğunda uğradığı sürtünme maksimuma ulaştığı zaman hava ve yakıt debisini arttıran sıcaklık yoklayıcısı.

— Soğutma. 1852′de lord Kelvin’in tasar­ladığı ist pompası, bir yakıtın sağladığı ısı­yı mekanik enerjiye dönüştüren termik mo­torun tam tersidir. Bu cihazda bir buharlaştırıcı, bir kompresör, bir kondansör ve kapalı devre halinde dolaşan bir akışkan bulunur. Kp kompresörü, akışkanı (genel­likle amonyak veya Freon) B buharlaştırıcı-sından gaz halinde» emer ve Kd kondansörüne buhar halinde basar; bu buhar bu­rada sıvı haline gelir. Bu yoğunlaşma, buharların gizli buharlaşma ısısını bırakmasıyle meydana gelir. Buharlaşma gizli ısısı, ister doğrudan doğruya, ister dolaylı ola­rak bir aracı akışkanla ısıtılacak ortama iletilir. Buharların yoğunlaşmasından ile­ri gelen sıvı, basıncı düşüren G genleştirici sinden geçerek buharlaştırıcıya döner. Burada sıvı, çevresindeki ortamdan ısı ala­rak yeniden buharlaşır. Bu sistem, soğut­ma veya ısıtma makinesi olarak çalışabilir. Isı pompası olarak kullanıldığı zaman, so­ğuk kaynağın (buharlaştırıcı) mümkün ol­duğu kadar sıcak olması da yararlıdır; so­ğuk ve sıcak kaynaklar arasında sıcaklık farkı ne kadar az olursa, cihaz o kadar iyi çalışır. Verimin aynı seviyede kalabilmesi için genellikle, sıcaklığı mümkün ol­duğu kadar sabit ve büyük kapasiteli kay­naklar seçilir: yeraltı suları, kullanılmış sanayi suları, yüzey sulan (göller, nehir­ler), deniz suyu, hava, güneş enerjisi v.b. Isı pcmpası binaların veya büyük işyerleri­nin ısıtılmasında, çeşitli sanayi dallarının sıcak su ihtiyacını karşılamakta, eriyikle­rin yoğunlaştırılmasında, yüzme havuzları­nın ısıtılmasında, denizaltılarm ve gemi­lerin havalandırılmasında kullanılır.
— Tic. Modern yakıt pompaları elektrik­le çalışır; doldurma, ayarlı bir tabanca ile basınç altında yapılır; satılan miktar ise «sayaç» yardımıyle ölçülür. Böylece, dağı­tım işlemi çok hızlı ve emniyetli bir şe­kilde yapılır.
Benzin ve mazot pompaları yol kenarların­daki «servis istasyonlarında ve garajlarda bulunur. (Bk. DAĞITICI.) [LM]

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Polonya’dan Türkiye’ye İhracat

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA’DA YABANCI YATIRIM ORANI:
“DEĞERLENDİRME”

Yabancı firmaların geçtiğimiz yıl yani 2006′da Polonya’ya rekor düzeyde yatırım yapmış olmalarına karşın, yatırım tutarı kişi başına vurulduğunda, ör. Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi bölgemizin başka ülkelerine göre hala sönük kalındı.

Polonya gittikçe daha fazla dış yatırım alıyor. Başta LCD ekranlar olmak üzere elektronik cihaz üretiminde yavaş yavaş bir üretim devine dönüşüyoruz. Toshiba, Funai, Sharp, LG Philips ya da Dell gibi dünya devleri Polonya’da fabrikalar kuruyorlar. Bunu da otomobil, yakıt ya besin sektörleri için yapılan (özellikle Toyota, Bridgestone, Shell ya da Carlsberg şirketleri tarafından) yapılan yatırımlar izliyor. Bu şirketler, binlerce yeni iş yeri yaratırken, yeni teknolojilerin Polonya’ya akarılmasına da etki ediyorlar. Onlar sayesinde ekonomi daha çabuk gelişiyor. Yabancı konsorsiyumlar, 2006 yılı sonuna kadar Polonya’da yaklaşık 180 milyar Dolar yatırım yaptılar. Bu, kişi başına 2,8 bin Dolar’ı aşkın bir yatırım demek. Ancak bu rakam, sıradan bir Çek vatandaşı için 6,3 bin Dolar’ın, bir Macar içinse 6,7 bin Dolar’ın üzerinde gerçekleşiyor.

Geçen yıl, Polonya için bir rekor yılı oldu; Polonya Merkez Bankası’nın ilk verilerine göre yatırımlar 14,7 milyar Dolar’a erişti. Bu rakam, geçen yıla göre 5 milyar Dolar’ın üzerinde bir artış demek.
Polonya şirketlerinin yurtdışındaki doğrudan yatırımları da artıyor. 2006 yılında 4,3 milyar Dolarlık dış yatırımla rekor bir rakam yakalandı. Bu rakamda, Litvanya’nın Mozejki rafinerisinin PKN Orlen tarafından 2, 34 milyar Dolara alınmasının büyük payı var. Peki, yabancı şirketleri Polonya’ya çeken şey ne? Dünya Bankası’nın Polonyalı iktisatçılarından Leszek Kasek’e göre, sanayide çalışma verimliliğinin dinamik gelişimi, talep piyasasının büyüklüğü ve Avrupa şartlarına göre hala ucuz olmayı sürdüren iş gücü, bu çekiciliğin nedenleri. Yurtdışı yatırımlar, sadece ekonominin modernleşmesine etki etmekle kalmıyor, ama aynı zamanda Polonya’nın dış ticaretini de şekillendiriyorlar.

Yabancı sermayeli şirketlerin Polonya’nın ithalatında ve ihracatında %60′ı aşan payları var. Özellikle onlar sayesinde ticaret çabuk gelişiyor. Polonya Merkez Bankası verilerine göre, Polonya’da faaliyet sürdüren şirketler geçtiğimiz yıl (2005 yılına göre %19,8′lik bir artışla) 93 milyar Dolarlık mal ihracı gerçekleştirmişler. Aynı dönemde ithalat yaklaşık 97 milyar Dolar artarak bir önceki yıla göre %21,5 daha fazla olarak gerçekleşmiş.

http://www.ankara.polemb.net

Ticaret, ekonomi ve yatırım konularında işbirliğinin durumu
(seviyesi, dinamiği, yapısı ve bilançosu)

Polonya’da Gümrük Giriş ve Çıkış Beyannamelerindeki verilere göre hazırlanan istatistiki bilgiler doğrultusunda, Türkiye ile karşılıklı ticari cirolar aşağıdaki şekildedir (yıllardaki ihracat ve ithalat tutarlarının değişiklikleri yüzde olarak ve 1999 yılındaki değerler baz alınarak hesaplanmıştır):

(milyon ABD Dolari)

Yıllar

1999

%

2000

%

2001

%

2002

%

İhracat

84,4

100

132,9

157,4

138,0

163,5

255,3

302,0

İthalat

193,6

100

215,8

111,4

399,1

206,1

629,3

325,0

Toplam

278,0

100

348,7

125,4

537,1

193,2

884,6

318,2

Fark

-109,2

x

-83,0

x

-261,1

x

-374,0

x

T.C Devlet İstatistik Enstitüsü ‘nün verilerine göre ise karşılıklı ticari cirolar aşağıda gibidir :

Yıllar

1999

2000

2001

2002

Polonya’dan Türkiye’ye İhracat

81,2

163,9

168,1

244,2

Polonya’nın Türkiye’den İthalatı

219,6

173,4

240,7

340,5

Toplam

300,0

337,3

408,8

584,7

Fark

-138,4

-10,0

-72,6

-96,0

Yukarıdaki bilgilere göre Polonya ve Türk istatistikleri arasında ciddi farklar mevcuttur. Türk istatistikleri Polonya’ya ihracatı düşük göstermektedir. Dokuma ürünleri gibi kalemlerde yaklaşık 100 milyon ABD Doları tutarında ihracat gösterilmiş, Polonya istatistiklerine göre ise bu ürünlerin ithalatı 222 milyon ABD Doları tutarında kaydedilmiştir. Motorlu araç kaleminde Türk verileri 90 milyon ABD Doları tutarında ihracat gösterilmekte, Polonya istatistiklerinde ise bu tutar 156 milyon ABD Dolarıdır.

Bu farklar, Türk mallarının Polonya gümrük sahasına üçüncü ülkeler (örneğin Almanya veya İtalya) üzerinden girebilme ihtimalinden dolayı kısmen açıklanabilir.

2002 yılında karşılıklı ticaret hacminde önemli artış kaydedilmiştir. 2001 yılına göre Polonya’nın ihracatı % 85, ithalatı ise % 57′ye yakın oranda büyümüştür.

2002 yılında Polonya’nın Türkiye’ye ihracatındaki başlıca ürünler
(bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırma)

No.

PCN
kodu

Ürün adı

2002
İhracat
mln USD

İhracat
dinamiği
%

İhracattaki
payı
%

1

8540

Sıcak ve soğuk katotlu elektronik lambalar, fotoseller, vakumlu lambalar, vs.

90,635

164,9

35,50

2

8905

Fener gemileri, itfaiye gemileri, yüzen vinç, dok, platform

23,963

9,38

3

2701

Taş kömürü, briketler ve kömürden mamul diğer yakıtlar

14,556

241,3

5,70

4

8539

Flamalı ampul ve lambalar, far setleri, ultraviole ve infrared ışın kaynakları

6,745

123,8

2,64

5

7216

Alaşımsız çelikten köşebent ve profiller

5,564

582,2

2,18

6

8212

Usturalar, tıraş makineleri, jiletler (yarı mamul şeritler halinde olanlar dahil)

5,472

102,1

2,14

7

4804

Kükürtlü, kaplamasız kağıt ve mukavva, rulo ve tabaka halinde, 4802. veya 4803. maddedekiler hariç

5,092

214,9

1,99

8

4011

Araç dış lastikleri, yeni

4,306

120,3

1,69

9

3904

PVC ve diğer klorlu alkenler, basit formlarda

4,145

327,6

1,62

10

8708

Motorlu araçların parça ve aksamları, 8701 – 8705′e göre

3,819

80,6

1,50

11

7308

9406. madde hariç konstrüksiyonlar ve çelik konstrüksiyonların parçaları

3,672

832,7

1,44

12

8503

Sadece 8501. ve 8502. Maddelerdeki makineler için parçalar

3,445

1,35

13

7204

Çelik ve demir döküm hurda ve atıkları, ve onların tekrar eritmede kullanılan kaplar

3,362

1,32

14

3902

Basit formlarda propilen veya diğer alkenlerin polimerleri

3,129

139,8

1,23

15

8408

Kendinden ateşlemeli akaryakıt motorları

2,419

111,0

0,95

16

3214

Camcı macunu, reçine esaslı macunlar, boyacılıkta kullanılan dolgu malzemeleri ve diğerleri

2,222

261,6

0,87

17

3105

Nitrat, fosfor veya potasyum arasından iki veya üçünü içeren mineral ve kimyasal gübreler

2,194

0,86

18

8413

Ölçüm cihazı olan olmayan sıvı için pompalar,sıvı için liftler

2,008

223,7

0,79

2002 yılında Polonya’nın Türkiye’den ithalatındaki başlıca ürünler
(bir önceki yılın aynı dönemi = %100)

No.

PCN
kodu

Ürün adı

2002
İthalat
mln USD

İthalat
dinamiği
%

İthalattaki
Payı
%

1

8703

Motorlu araçlar, binek, binek-yük araçları (8702. maddedekiler hariç) ve yarış araçları 104,147 160,3 16,55
2

8528

TV yayını için alıcı cihazlar, monitör ve video projektörleri 27,543 129,5 4,38
3

8413

Ölçüm cihazı olan veya olmayan sıvı için pompalar, sıvı için liftler 26,442 4,20
4

2401

İşlenmemiş tütün, tütün atıkları 23,873 272,4 3,79
5

5209

Pamuk oranı % 85 ve daha fazla olan ve ağırlığı 200g/m2′den fazla olan pamuklu kumaşlar 23,242 106,4 3,69
6

5801

Kaplamalı ve şenil kumaşlar, 5802. ve 5806. maddeler hariç 16,758 324,8 2,66
7

6110

Örme kumaştan bluzlar, kazaklar, hırkalar, yelekler vs. 16,714 216,1 2,66
8

6204

Bayan ve kız çocuğu için giyim eşyaları, takımlar, ceketler, elbiseler, etekler ve pantolonlar 15,170 221,6 2,41
9

6109

Örme kumaştan her türlü tişört, atlet 13,466 218,0 2,14
10

8708

Motorlu araçların parça ve aksamları, 8701 – 8705′e göre 13,312 156,7 2,12
11

3401

Sabun ve sabun olarak kullanılan organik, yüzeysel aktif maddeler, sabun içeren kağıtlar vs. 12,928 112,5 2,05
12

5509

Sentetik elyaftan iplik (dikiş ipliği hariç), perakende satış amaçlı olmayan 12,288 420,0 1,95
13

0805

Taze veya kurutulmuş narenciye meyveleri 11,110 115,2 1,77
14

8504

Elektrik transformatörleri, redresörler ve benzerleri, ikaz cihazları 11,043 156,1 1,75
15

5407

Sentetik elyaf ipliğinden kumaş, 5404. maddedeki malzemeden yapılan kumaşlar dahil 10,459 139,0 1,66
16

8702

Sürücü dahil on veya daha fazla kişinin taşınması için motorlu araçlar 10,322 129,5 1,64
17

0802

Taze veya kurutulmuş kabuklu yemiş, 0801. maddedekiler hariç 9,806 120,0 1,56

http://www.ankara.polemb.net

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polonya’dan Türkiye’ye İhracat hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA COĞRAFYA

Tarih 02 Haziran 2009

POLONYA COĞRAFYA

Bölgesel coğrafya
Dağlık bir kütle görünüşünde olan Polon­ya, kara iklimi hüküm süren bir ovalar ül­kesidir. Varşova’da sıcaklıklar üç ay 0°C’ın altındadır; yılda 70-100 gün don olur. Kış boyunca kar uzun süre kalkmaz ve ül­kenin büyük kısmındaki ırmak ve göller buz tutar. Uzun ve sert kışa karşılık dört ay süren (15 mayıstan eylül başına kadar) yaz mevsiminde, sıcaklık ortalaması 15°C’tır. Bununla birlikte yıllık sıcaklık fark­ları 23°C’ı geçmez. Büyük tabiî bölgeleri, ülkenin her yerinde hemen hemen aynı olan iklimden çok, tekdüze olmasına rağ­men yüzey şekilleri ve toprakların cinsi birbirinden ayırır: güney bölgeleri, Merkez veya Büyük Polonya, kuzey (Pomorze ve Mazurya).
• Güney Polonya. Güney Polonya en fark­lı bölgedir: güneydoğuda Batı Karpatlar’ın kenarı ve güneybatıda Bohemya kütlesinin kenarı ayırt edilir. Polonya Karpatları ve önülkeleri Dniester’in kaynaklarıyle Moravya kapısı arasında 400 km boyunca uzanır. Sınırı Yukarı Tatralar’ın (1 499 m) doru­ğu takip eder. önde, Tatralar ile Yu­karı Vistül (Wisla) havzası arasında Beskidler’in kumtaşlı dorukları (1 500-1 725 m) uzanır. Karpat dağlarının kuzeyinde Yu­karı Vistül «koridoru», Vistül ile San’ın kavşak bölgesinde geniş bir havza şeklini alır. Daha ötedeki yaylalar ve tepeler böl­gesi, Batı Avrupa hersinyen kütleleri ve havzalarının uzantısıdır. Yüzey şekillerin­de pek çelişme yoktur: yükseltiler, Gory Swietokrzzyskie (veya Lysogory) kütlesi ile Vistül veya Odra vadileri arasında 611 m’den 150 m’ye düşer. Ama jeoloji katları­nın farklılaşmasının yanı sıra, maden kay­nakları çok çeşitlidir. Küçük Polonya yay­lalarında demir filizi (Kielce), kurşun ve çinko vardır. Birinci zamandan kalma Yu­karı Silezya tümseği Avrupa’nın en büyük kömür havzalarından birini (Ruhr’a eşit büyüklükte) kapsar. Polonya’nın güneyba­tısı Orta ve Aşağı Silezya ile Bohemya «dörtgeni»nin doğu kenarına (Südetler, 1 500 m; Karkonosze, 1 603 m) karışır. Billûrlu kütlelerde çeşitli maden filizi yatakları var­dır; Walbrzych bölgesi önemli bir kömür havzasını kapsar. Ovanın verimlilik derecesi yer yer değişir: yüksek verimli en iyi top­raklar Aşağı Silezya topraklarıdır.

• Orta Polonya. Polonya’nın ortasında de­nizden Pomorze {Pomeranya) ve Mazurya yükseklikleri dizisiyle ayrılan ovalar yer alır. Odra yönünde Warta ve kolları tarafın’dan akaçlananlar, Kujawy’leri ve Yukarı Polonya’yı meydana getirir. Vistül’ün orta havzası Mazovya’ya (Mazowzse) tekabül eder. Bütün, kumlu ve toprakları asitli şe­ritlerle batı-doğu yönünde uzanan uzun çöküntüler anlaşmasından meydana gelir; Dördüncü zamandan kalma buzul ön­cesi olukları olan bu çöküntüler (Pradoliny, alm. Vrstrom taler) sonradan kuzeye sapan çeşitli akarsular tarafından akaçlanır: en güneydeki çöküntüyü Bug, Vistül, W ar­ta, Odra ve Obra aşar; en kuzeydekinden ise Vistül’ün orta çığırı, Noteç ve Aşağı Warta geçer. Bu mecralar ağır topraklardan oluşan, akaçlanması güç, çoğunlukla bataklıklar, turba yatakları ve ormanlarla örtülü bölgelerdir.
Tarım bakımından güney ovalarından da­ha az verimli olmasına rağmen Orta Polon­ya gene de bir tahıl tarımı (özellikle çav­dar) ve hayvancılık bölgesidir.

• Kuzey Polonya. Kuzey Polonya sert ik­limli bir bölgedir; buzultaş birikintilerinden oluşan ve yüzey şekilleri çok karmaşık iki tepeler dizisini içine alır; özellikle Aşağı Vistül’ün doğusunda birçok göl uzanır. Od­ra ve Vistül arasında bu tepeler Pomorze’yi oluşturur, Vistül ve S.S.C.B. sınırı arasında ise Mazurya adını taşır. Odra ve Vistül’ün aşağı vadileri bu tepeler bölge­sini kesen yapısal çöküntüleri kapsar; çö­küntülerin herbiri bir koyla sona erer: bir yanda Szczecin ve Pomeranya koyları; öte yanda Gdansk koyu. Bu koylar liman yer­leridir. Barınağı olmayan Pomeranya kıyı­sında yalnız balıkçılık yapılır.

Beşerî coğrafya
Bugünkü toprak sınırları içinde Polonya’­da hemen hiç azınlık yoktur. Doğu sınırı, 1919′da Polonya’ya katılan Litvanyahları, Beyaz Rusları ve Ukraynalıları S.S.C.B.’de bıraktı. S.S.C.B.’ye geri verilen bölgelerdeki Polonyalı azınlıklar, Polonya’ya göçtü. Ba­tı topraklarındaki Almanlar Almanya’ya gönderildi. Cieszyn (Teschen) şehri ve ida­re bölümü Çekoslovakya ile paylaşılmıştır. Polonya iki dünya savaşı arasında ekono­misine oranla çok kalabalık ülkeydi; bu­gün elindeki işçiler, ekonominin modernleştirilmesinin yüklediği görevleri yerine getir­mesine güçlükle yeter, ülke savaştan çok büyük zarar görmüştür. Savaşta 123 000 as­ker ve 521 000 kişi öldü. Çoğu eski Polon­ya’nın yahudi halkını meydana getiren 5 384 000 kişi toplama kamplarında can ver­di. Ayrıca geniş bir sanayileşme çabası kapsayan yeni dinamik ekonomi, büyük işçi kütlelerine ihtiyaç gösterdi. 1938′de 1 mil­yon kişiden az olmasına karşılık sanayi bu­gün 5 milyon işçi istihdam eder. Okul sü­resi uzatılmıştır. Bu yüzden Polonya daha önceki dönemde göçmek zorunda kalan halklarını geri çağırmaktadır; bugün özel­likle Fransa’da birkaç yüz bin polonyalı yaşar. Doğum oranının yüksekliği sayesinde hızla çoğalan nüfus, bölgelere eşit bir şekilde dağılmaz.
Yukarı Silezya’da, Varşo­va bölgesinde ve Wroclaw bölgesinde geli­şen ağır sanayi, en yoğun nüfuslu bölge­lerden gelen kır halkını çeker. En kalaba­lık bölgelerde kurulan yeni sanayi tesisleri (özellikle hafif sanayi), mahallî işçi faz­lasını istihdam eder. Ama hâlâ çok kala­balık olan güney bölgeleriyle, orta ve ku­zeydeki işçi bulmanın çok zor olduğu bazı bölgeler çelişir. Batı illerinde alman halkın yerine Polonyalıların yerleştirilmesi çok ça­buk gerçekleştirildi: iki yıldan kısa süre içinde bu bölgeler ekonominin ihtiyacına uygun bir halka kavuştu.

iktisadî coğrafya
• Enerji kaynakları ve ilk maddeler. Po­lonya maden kaynakları bakımından zen­gindir: maden kömürü bakımından Avru­pa’da İngiltere’den sonra Almanya ile eşit seviyede üçüncüdür, önemi eşit olmayan iki havza işletilmektedir: yıllık üretimi 95 milyon ton olan Yukarı Silezya havzası; yılda 5 milyon ton üreten Walbrzych hav­zası (Aşağı Silezya). Linyit yatakları önem­lidir (Aşağı Silezya’da, Turoszow’da). ül­kenin güneydoğusunda, Rzeszow bölgesinde küçük bir petrol yatağı işletilir. Küçük Po­lonya ovasındaki tortul demir filizi yatak­ları (300 milyon ton) Kielce ve Czestochowa’da işletilir. Silezya’da Karbon çağı topraklarının yüzeyindeki triyas tabakası çinko, kurşun, gümüş filizleri ve piritleri kapsar. Gory Swietokrzyskie kütlesi çevre­sinde ve Aşağı Silezya’da küçük bakır ya­takları dağınıktır.
Polonya tuz bakımından da zengindir. Bü­yük Polonya’da birçok yerde ve güneyde Krakow yakınında çok eski Wieliczka ma­denleri işletilir, Ayrıca Tarnobrzeg’de kü­kürt çıkarılır.

• Sanayi. Yılda 10 milyonlarca ton kömür ihraç edebilen ve bu sayede ekonomisinin gelişmesi için gerekli ürünleri veya üretim araçlarını satın alabilen Polonya, on yıl­dan kısa süre içinde modern bir sanayi ekonomisi kurmayı başardı. Sanayide ve inşaatta istihdam edilen işçilerin oranı yüz­de 53,5′tir. 7 Milyon tona yakın çelik üre­timi; her çeşit sanayi âleti (bu arada has­sas makineler, kamyon ve otomobiller, de­miryolu malzemesi, tarım makineleri v.b.) üreten çok çeşitli metalürjinin temelidir. Yeni sanayi tesisleri kurulması, savaş sıra­sında yıkılan şehir ve yapıların yeniden in­şa edilmesi, inşaat sanayiinin gelişmesine yol açtı. Kimya sanayii de çok çeşitli dal­larda gelişti: karbon ve klor kimyası; ısı­ya karşı tepki gösteren maddeler; sunî el­yaf ve plastik maddeler yapımı; boya mad­deleri ve lake üretimi. Hafif sanayi, do­kumacılık (600 milyon m pamuklu kumaş, 100 milyon m ipekli kumaş; naylon; sunî ipek), çok ihracat yapan kereste ve kâ­ğıt sanayii ve birçok besin sanayii tesisiyle .temsil edilir. Eski sanayi merkezleri Yu­karı Silezya, Varşova, Wroclaw, Gdansk, Szczecin ve Poznan (metalürji sanayii) ile Lodz (pamuk işlenmesi) idi. Ama bugün sanayi faaliyeti günden güne yayılmakta­dır: Krakow, banliyösü Nowa Huta ile yeni bir ağır metalürji merkezi haline gelmek­tedir; Lublin’de otomobil imal edilir; sana­yi Bialystok gibi eski küçük kır şehirlerine taşmaktadır. Bu yüzden büyük bir elektriklendirme çabasına girilmiştir.

• Tarım. Bir sanayi ülkesi haline gelmekle birlikte Polonya hâlâ büyük bir tarım mad­deleri üreticisidir. İklimin sertliği ve orta ile kuzey bölge topraklarının yoksulluğu, özen isteyen tarımların yapılmasına imkân vermez.
Polonya tarımı bir nicelik tarımıdır: 70 milyon kental çavdar; 23 milyon kental buğday; 24 milyon kental yulaf; 378 mil­yon kental patates; 102 milyon kental şe­ker pancarı, keten, kenevir ve kolza. Hay­vancılığa İkinci Dünya savaşından sonra yeniden girişildi: 10 milyon baş kadar sığır, 2 milyon davar, 3 milyon at, 9 700 000 domuz v.b. Kurtuluştan hemen sonra ya­pılan toprak reformu feodal tipte büyük mülkleri ortadan kaldırdı: işlenebilir top­raklarda kişi başına mülkiyet sınırı 50 hektardır; en az yarısı otlak ve orman olan topraklarda ise 100 hektardır.

1955′te ülke­de 9 076 üretim kooperatifi, 66 300 çiftlik veya devlet tarım işletmesi vardı. Ama 1960′ta 1 668 tarım üretim kooperatifi ve 5 734 devlet çiftliği kaldı. Bugün 19 641 000 hektar toprak (toplamın yüzde 63′ü), özel mülk sahiplerince işlenir; kişisel işletme sahiplerinin kurduğu 23 135 tarım çevresinin -hedefi, tarım üretimini artırmak ve iyileş­tirmektir. Ayrıca 500′den çok makine ve traktör merkezi, işletmecilere malzeme ki­ralar ve bakımını yapar.

• Şehirler. Sanayileşmenin hızla gelişmesi ve bunun sonucu olarak işçilerin yoğunlaş­ması, toplam nüfusa oranla şehir nüfusunu artırdı. Başlıca sanayi merkezleri olan bü­yük şehirler büyük önem kazandı. Ağır sa­nayi bölgesi Yukarı Silezya, istatistik bü­yüklüğüne ulaşamamakla birlikte Rheinland’a oranlanabilecek gerçek bir şehir nebulasıdır. On iki kadar merkez, başlıca şehirleri Katowice, Chorzov, Zabrze, Glivvice ve Bytom olan devamlı bir yerleşme mer­kezi meydana getirir. Krakow, yeni banliyö­sü Nowa Huta ile birlikte yarım milyona yaklaşır: bu sayıyı Lodz’daki büyük doku­ma merkezleri aşar. Batıda büyük Wroclaw ve Poznan şehirlerinin nüfusları 400 000 kişiden çoktur, iki büyük liman Gdansk ve Szczecin’in nüfusları 250 000′in üstünde­dir. Ayrıca başkent Varşova’da ilgi çekici bir yeniden inşa denemesi yapılmıştır.

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA COĞRAFYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİÜRETAN

Tarih 02 Haziran 2009

POLİÜRETAN i. (fr. polyurethanne). Plast. mad. Polyester veya polieterlerin izosiya-natlarla (tolilendi-izosiyanat) birleşmesin­den elde edilen plastik madde.
— ANSiKL. İzosiyanat grupları (—N = C = 0) kapsayan bileşiklerin hidroksil grupları (—OH) kapsayan bileşiklerle birleşmesin­den elde edilen poliüretan’lar cam, vernik veya kauçuk görünüşündeki çeşitli plastik maddeleri meydana getirir. Yoğunlukları çok düşüktür; bazı çok hafif köpüklerin 1 metre küpünün ağırlığı 15 kg’dır. Değişik ve çeşitli uygulama alanları olan poliüretanlar esnek köpük (otomobil koltuklarının ve mobilyaların döşenmesinde) ve sert kö­pük (termik yalıtkanlar, inşaat panoları, ambalajlar) şeklinde, elastomerler (sunî kösele, parke, beton ve saç döşemeler, ya­pıştırıcılar) ve dokuma elyafı şeklinde git­gide daha çok kullanılmaktadır. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİÜRETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİKARBONAT

Tarih 01 Haziran 2009

POLİKARBONAT i. (fr. polycarbonate). Plast. mad. Aromatik gruplarıyle karbonat grubu —O—CO—O— kapsayan monomerlerden meydana gelen çizgisel polimer.

— ANSiKL. Polikarbonat’lar, 1956′da Bayer laboratuvarlarında keşfedildi; bis-fenol A’nın piridin eşliğinde fosgen ile polikondansasyonundan elde edilir; piridin, tepkime sonucu meydana gelen hidroklorik asidin ortamdan giderilmesi için gereklidir. Polikarbonatlar, üretim usullerinin karmaşık ve pahalı olması yüzünden hâlâ inceleme ko­nusudur. Ticarette, ya işlenmiş olarak silindir şeklinde ya da yan işlenmiş olarak tane veya ince yalıtkan tabakalar halinde satılır, özellikleri polyesterlerin özellikle­rine çok benzer: gerçekte bunlar, ergime noktaları yüksek termoplastiklerdir. Polistirol’ünkine benzeyen yüzeysel sertlik, nay­lon 66′nınkini andıran mekanik dayanıklı­lık, akrilonitril-bütadien-stiren kopolimerininkine benzeyen az nem çekme özelliği gösterir; darbelere karşı fenol reçineleri kadar dayanıklıdır, termik dayanıklılığı ise diğer termoplastik reçinelerden çok daha yüksektir. Elektronik ve elektroteknikte ya­lıtkan parçalar ile hesap makineleri par­çalarının, havacılıkta uçuş takımlarının ya­pımında, grafik sanatlarda fotolitografiler ve fotogravürler için süpor olarak, meka­nikte dişli takımı ve makine parçaları, tıpta radyoloji cihazlarına ait parçaların laboratuvar filtre kaplarının, otomobil karoser­lerinin iç kısımlarının yapımında kullanı­lır. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİKARBONAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİL

Tarih 29 Mayıs 2009

PİL i. (fr. pile). Elektr. Kimyasal bir tep­kime sırasında açığa çıkan enerjiyi, doğ­rudan doğruya elektrik enerjisine dönüş­türen sistem. (Bk. ANSiKL.)

Gazlı pil. Bk. GAZ.
Güneş pili, güneş ışınlarını alarak elektrik akımı üreten, silisyumlu fotodiyot bataryası. (Yapma uydularda ener­ji kaynağı olarak kullanılır.) [Bk. ANSiKL.]
Kuru pil, elektroliti durgun olan pil.
ölçek pil, elektromotor kuvveti ölçmeğe ya­rayan pil: Weston ölçek pili.
Termoeelektrik pil, değişik cinsten iki . iletkenin, uçları ikişer ikişer birbirine değecek şe­kilde birleştirilmesiyle meydana gelen sis­tem; iletkenlerin değme noktalarında, sı­caklık farkına bağlı olarak bir elektromo­tor kuvvet meydana gelir.
Volta pili, bir sıvıya veya ayrı ayrı sıvılara batırılmış iki elektrottan meydana gelen ve bir elektro­motor kuvvet üreten sistem. (Volta pili, bugünkü elektrik pillerinin kaynağıdır.)
Yakıtlı pil, bir yakıtın yanmasından doğan kimyasal enerjiyi doğrudan doğruya elekt­rik enerjisine dönüştüren cihaz. Bk. AN­SİKL.
— Kim. Hidroelektrik piller teorisi. Bk. REDOKS.
— Nükl. Atom pili veya nükleer reaktör, atom fisyonundan yararlanan enerji kay­nağı. (Bk. ANSiKL.)
Yenileyici pil, uran­yum 235 (veya plütonyum) tüketiminden doğan açığın, uranyum 238′deki nötronların yakalanma siyle oluşan plütonyumla denge­lendiği özel atom pili. (Yenileyici piller, yakıt bakımından büyük bir tasarruf sağla­dığı için çok ilgi çekicidir. Yakıt yenilen­mesinde, toryum yoluyle uranyum 233 olu­şumundan da yararlanılır.)
elektrik pilleri
— ANSiKL. Elektr. Bir hidroelektrik pil, aralarında bakışımsız (iki elektrodu ayrı) bir voltametre bulunan bir iletkenler zin­cirinden meydana gelir. İlk pili Volta yap­mıştır (1800); bu pil, hafif asitli su emdi­rilmiş çuha veya karton rondelalarla bir­birinden yalıtılan, yuvarlak bakır ve çinko levhalar dizisinden meydana gelmişti. Son bakır levha son çinko levhaya bağlandığın­da madenî telden akım geçiyordu. Bu pilin sakıncalarını (asitli suyun sızarak kısa dev­re yapması) gidermek için Cruikshank, asitli su dolu bir çanak içine yatırılmış bir pilden meydana gelen çanaklı pil’i yaptı. 1826′da Becquerel, akım verildiği zaman bu pillerin elektromotor kuvvetinde mey­dana gelen azalmayı, dokunma yerlerin­deki bir değişikliğe, özellikle pozitif elekt­rot üzerinde elektroliz sonucu hidrojen ka­barcıkları birikmesine bağlayarak açıkladı. Elektrotlardaki bu kutuplaşmayı azaltmak için, hidrojen birikintilerini dağıtacak ok­sitleyiciler katmak gerekir. Bunun için, sıvı (kromik asit, potasyum bikromat, nitrik asit) ve katı (kurşun dioksit veya manganez dioksit) kutuplaşma önleyici maddeler ka­tılmış piller yapıldı. Poggendorff 1842′de potasyum bikromath pil’i tasarladı; bu pil, sırasıyle Grenct, Ducretet ve Trouve tara­fından geliştirildi. Bikromath pilin klasik tipi şöyle yapılmıştı: pozitif kutup vazifesi gören karni kömüründen iki levha, negatif kutup vazifesi gören bir çinko lamanın iki yanına yerleştirilmişti; üçü birden, potas­yum bikromatm asit çözeltisi içine daldı­rılıyordu. Madenî levha çözeltiye daldırılır daldırılmaz, şu tepkimeler sonucu akım meydana geliyordu: bir potasyum ve krom çift sülfatı oluşurken, tepkimede açığa çı­kan oksijen hidrojenle birleşerek kutuplaş­mayı önler. Elektromotor kuvveti 2 V olan bu pillerin debisi oldukça yüksektir. Bunsen pili’nde (1842), kutuplaşma önleyici olarak nitrik asit kullanılır. Kutuplaşma ön­leyicisi bir tek katı maddeden meydana ge­len piller arasında en kullanışlısı Leclanche pili’dir (1868); amonyum klorür eriyiği içine daldırılan bir çinko çubuk negatif kutup görevi yapar; ortada gözenekli bir kap veya bezden bir torba bulunur; bunun içine karni kömüründen bir çubuk (pozitif kutup) konup etrafına basınçla manganez dioksit doldurulur; elektromotor kuvveti 1,5 V olan bu pil, düşük şiddette akım üre­tir. Zil, telefon gibi kesik akımlı işlerde kullanılan bu pil Fery tarafından geliştiril­miştir. Fery pili’nde, bir çinko levhadan meydana gelen negatif elektrot kabın di­bine yatay olarak konur; pozitif elektrot, katalizör görevi yapan gözenekli kömürden yapılmıştır; elektrolit yine amonyum klorür çözeltisidir; sıvının üst kısmında eriyen ha­vanın oksijeni, kutuplaşma önleyici rolü oynar. Aynı ilkeyle, soğurucu (odun tala­şı) veya jelatinli bir maddeyle elektroliti durgun hale getirilen ve cep fenerlerinde kullanılan kuru pirler yapılır. Ayrıca, iki sivili kutuplaşmayan piller ger­çekleştirilmiştir; bu pillerde elektrotlar iki ayrı madenden yapılmıştır ve her biri ya­pıldığı maden tuzunun eriyiği içine daldı­rılır. Bu tür pillerden ilki 1836′da ortaya çıkan Daniell pili’din çinko sülfat; eriyiği bulunan bir kaba bir çinko çubuğu (nega­tif kutup) batırılır; bu kap içine konan gö­zenekli bir başka kapta doymuş bakır sül­fat eriyiğine batırılmış bakır bir silindir (pozitif kutup) vardır. Bu pil, 1,08 V’luk bir elektromotor kuvvet verir. Derişmeli (yoğunlaşmalı) piller de kutup­laşmayan pillerdendir; her iki elektrot da aynı madenden yapılır ve her biri bu ma­den tuzunun farklı derişiklikte eriyiklerine batırılır. Elektromotor kuvvet, eriyiklerin derişiklik derecesine bağlıdır; pil akım ve­rirken daha az derişik eriyikte bulunan elektrot (negatif kutup) erir; pozitif kutbu meydana getiren öbür elektrotun kütlesi, içinde bulunduğu daha derişik eriyik zara­rına artar; böylece her iki eriyiğin deri­şiklik derecesi eşit hale gelir. Gazlı piller’de (Grove, Gaugain, Zeuger) [Bk. GAZ, ANSiKL. Teknol bölümü.] elekt­rotlara gaz emdirilmiş ve bu elektrotlar ba­sınçlı bir gaz içine yerleştirilmiştir. Eri­yiklerin pH’ı derişmeli pillerden türeyen pillerle ölçülebilir (bunların elektrotları hidrojen içine konmuş platin levhalardan meydana gelir; iki levha, H+iyonu bakı­mından farklı derişiklikte iki eriyiğe batırı­lır). Bir pilin, elektromotor kuvvet, di­renç gibi sabitleri geleneksel metotlarla öl­çülebilir. Karşı koyma metodunda, Daniell pili, Lamiter Clark pili, JVeston pili gibi kutuplaşmayan ölçek pillere başvurulur; Weston pilinde, sodyum malgaması (nega­tif kutup), kadmiyum sülfat ve elektromo­tor kuvveti 2ü°C’ta 1,01830 V olan civa sülfat (pozitif kutup) bulunur.
meteoroloji uydusu Tiros Güneş Pilleri
Piller teorisi. Helmholtz tersinir piller için termodinamik bir teori tasarladı; bu teori, pil içinde meydana gelen enerji alış­verişine dayanır. Pillerin elektromotor kuv­vetinin, her elektrodun içinde bulunduğu eriyikle dokunma yüzeyinde, elektrottan eri­yiğe ve eriyikten elektroda iyonların geçme­sine dayandığı kabul edilerek, iyon teori­leri kurmak (Nernst) mümkün olmuştur. Elektromotor kuvvetleri düşük (1 V sevi­yesinde) ve dirençleri fazla (1 ohm seviye­sinde) olduğu için, piller zayıf güçte üre­teçlerdir; pilleri seri veya paralel bağlaya­rak bataryalar yapılabilir. Verdikleri enerji çok pahalıdır (bir dinamonun enerjisinden en az yirmi kat daha pahalı). En büyük avantajları taşınabilir olmalarıdır. Piller, tele­fonda, telgrafta, zillerde ve cep lambaların­da kullanılır; bunların yerine çoğu zaman akümülatörler tercih edilir. Ayrıca, elekt­roliz olayları meydana gelmeyen bazı üre­teçlere de «pil» denir: termoelektrik piller, fotoelektrik piller gibi. Yakıtlı p/Z’lerde, elektroliz olayındaki dö­nüşümün tersi meydana gelir. Bu piller, ha­reketli parçaları olmayan, verimi yüksek, sessiz ve bir bütün halinde üreteçlerdir. Çoğunda yakıt olarak hidrojen kullanılır; fa­kat hidrokarbonlarla, metanol, amonyak ve metollerle çalışan çeşitli örnekler de var­dır. Ancak bu pillerin yapımında daima güçlüklerle karşılaşılır.
Güneş pillerinin çalışma ilkesi, transistörlerin ilkesine benzer. Bu piller, yarı iletken cisimlerin monokristallerinden mey­dana gelir. Meselâ, iki bölgeye ayrılmış bir silisyum levha kullanılabilir: bu bölgeler­den biri ışık alır ve yabancı madde olarak bor taşır, yani P tipindendir; N tipinden olan ikinci bölgede ise yabancı madde ola­rak fosfor atomları vardır; P bölgesine gelen fotonlar silisyum atomlarına çarparak elektronları koparır; bu elektronlar, bütün yerleri tutulmuş olan N bölgesine giremez ve P tabakasında kalarak boşlukları dol­durur. Bu olayın sonucu olarak, iki bölge arasında 0,56 V’luk bir potansiyel farkı şeklinde ortaya çıkan bir elektron denge­sizliği meydana gelir. N bölgesine madenî bir levha, P bölgesine bir halka yapıştırı­larak bu potansiyel farkı toplanır. Bu şe­kilde düzenlenen güneş pillerinin verimi, yüzde 15 gibi yüksek bir seviyeye ulaşır, fa­kat maliyet fiyatlarının yüksekliği yüzünden henüz kullanmağa elverişli değildir.
— Nükleer. Atom pili. Bir uranyum veya plü­tonyum çekirdeğinin fisyonu sırasında bü­yük miktarda enerji açığa çıkar. Ayrıca yeni fisyonlara yol açabilecek birçok nöt­ron yayılır. Böylece zincirleme bir tepki­me doğar. Bu tepkime kontrol edilebilecek kadar ağır gelişirse bir atom pili elde edi­lir. eneda serbest kalan enerji ısı şek­linde açığa çıkar ve bir akışkanın (gaz, sıvı veya ergimiş maden) dolaşımıyle ısı pil­den alınır. Pillerin çok değişik tipleri var­dır. Meselâ bazı pillerde nötronlar, yavaş­latıldıktan sonra (ağır su veya grafitle), bazılarında da hızını kaybetmeden kullanı­lır. Fisyona uğrayan madde, tabiî uran­yum, plütonyum veya tabiî uranyumdan da­ha iyi özellikleri olan uranyum 233 ve uranyum 235 gibi izotoplar olabilir. Meselâ bir uranyum 235 çekirdeğinin fisyonu sıra­sında ortalama 2,5 nötron yayılır. Bunlar hızlı nötronlardır ve bir kısmı yeni fisyon­lara yol açar. Fakat genellikle bunların sayısı (büyük tedbirlerle saf uranyum 235′-in kullanılması dışında) çok düşüktür. Bu yüzden, uranyumun fisyonunun etkin süre­sini uzatmak için, nötronları yavaşlatma yollan aranır; bu amaçla uranyum, hafif çekirdekli bir ortam (su, ağır su, berilyum, grafit) içinde yayılır. Yavaşlatma sırasında nötronlar, pil malzemesinde, özellikle uran­yum 238 içinde yakalanarak kaybolur. Nöt­ronların bir kısmı da pilin dışına çıkar. Bu yüzden, zincirleme tepkimeyi meydana ge­tirmek için bir nötronu korumak güçleşir. Bu koruma için şu şartlar gereklidir:
1. nötronların pil dışına kaçışını azaltan ve «kritik hacim» denilen minimum bir ha­cim;
2. fazla miktarda nötron soğuran bazı ele­mentlerden (bor, hafniyum v.b.) temizlen­miş ve «nükleer saflık» denilen çok yüksek saflık derecesine getirilmiş malzemeler;
3. uranyum ve yavaşlatıcının en uygun şe­kilde yerleştirilmesi;
4. pili saran ve kaçacak nötronların bir kısmının çarparak geri dönmesini sağlayan, genellikle grafitten yapılmış bir reflektör. Bu şartlar, tabiî uranyum yerine 235 izo­topu veya plütonyumla zenginleştirilmiş uranyum kullanılırsa daha basitleşir; çünkü bu durumda nötron fazlalığı ve reaktiflik daha büyüktür. Pil, içine konan ve nöt­ronları soğuran bir maddeyle kontrol edilir. Bu alanda en çok kullanılan madde kad­miyumdur. Bu kontrol, fisyonda nötronların bir kısmının belli bir gecikmeyle (gecik­meli nötronlar) yayılmasına bağlıdır. Ge­ciken nötronların sayısı, bütün fisyon nöt­ronlarının yüzde birinden azdır; fakat reak­tiflik yeterince zayıfsa, nötronların 1 da­kikaya ulaşan gecikmelerinin kadmiyum kontrol çubuğunun yer değiştirmesiyle kü­çük reaktiflik değişimini dengeleyebilmesi için bu sayı yeterlidir.
• Atom pillerinin kullanılması. İlk atom pilleri, plütonyum üretmek için yapılmıştı. Plütonyum, uranyum 238′den bir nötron alarak meydana gelir. Bu madde ile atom bombası yapılabilir ve zaten ilk defa bu alanda kullanılmıştır. Plütonyum ayrıca, büyük bir reaktiflik taşıyan ve ikincil pil denilen yeni pillerin yapımında kullanıla­bilir; fakat kısa bir süre sonra pillerin kul­lanma alanları genişlemiştir. Radyoaktif izotopların hazırlanması. Tıpta, biyolojide v.b. kullanılan bu maddeler, ge­nellikle kararlı bir elementi pil içinde belli bir süre ışımaya tutarak elde edilir. Mese­lâ kobalt 60, kütle numarası 59 olan klasik madenî kobaltı ışımaya tutarak üretilir. Işımadan faydalanma. Pil, özellikle nötron bakımından çok yoğun bir ışıma kaynağıdır; bunlardan, fizik, teknoloji, biyoloji deney­lerinde yararlanılır. Meselâ fizikte yavaş­latılmış nötron*lar, katıların magnetik ya­pısını incelemekte kullanılır, öbür deney­ler, yoğun ışımaya tutulan malzemenin tepkisini incelemek amacını güder. Gerçek­ten birçok madde bu ışımanın etkisiyle önemli dönüşümlere uğrayan fiziksel ve me­kanik özellikler taşır. Bu olayın incelen­mesi, daha güçlü pillerin yapımı bakımın­dan önemlidir. Biyolojide, ışımaların yol açabileceği değşinimler incelenir; fakat pil­lerin temel uygulama alanı enerji üreti­midir. 1939′da birkaç fizikçinin dikkatini çeken bu üretim şekli, ancak 1954′ten son­ra gerçekleşmiştir. Bu enerji, gerek bir atom motorunun, gerek elektrik üreten sa­bit bir tesisin çalıştırılmasında kullanılır. Bir atom santralının çalışma ilkesi basit­tir: bir akışkan (gaz, sıvı, ergimiş maden) fisyonla yüksek bir sıcaklığa ulaşmış uranyum içinde dolaştırılır. Bu şekilde ısı­nan akışkan, ısı değiştiricilerinden geçer ve orada birkaç yüz derece sıcaklıkta su bu­harı üretir. Bu buhar, kömürle çalışan ter­mik santraldaki gibi kullanılır. Bu teknik en kolay olanıdır, fakat dünyanın her ya­nında, verimi daha yüksek başka tip santralların kurulmasına çalışılmaktadır. Mese­lâ Amerika’da yavaşlatıcı olarak sudan fay­dalanan bir pilin kullanılması düşünülmek­tedir. Bu su, pilin çalışması sırasında kay­namağa başlar ve elde edilen buhar doğru­dan doğruya bir türbini çalıştırmak için kullanılır. Çeşitli ülkelerde başka ilkeler de incelenmektedir (meselâ asıltı halinde dolaştırılan uranyumla yapılmış pil)-. 1 gr uranyum fisyonunun 3 ton kömürün yanmasıyle elde edilen enerjiyi verdiği bilinir­se, atom enerjisinin olağanüstü imkânları kolayca anlaşılır.
Teknisyenlerin amaçlarından biri, uran­yumun mümkün olduğu kadar fazla kısmı­nın fisyona uğrayabileceği piller yapmaktır, atom pili Tabiî uranyumdan faydalanan bir pilde uranyumun yalnız çok küçük bir kısmı kul­lanılabilmektedir. Gerçekten yalnız uranyum 235 (yüzkırkta bir kısmı) doğrudan doğruya zincirleme tepkimeye girer. Uygun miktarda kullanılınca zincirleme tepkime durur. Pi­lin ömrü, uranyum 238 içinde nötron yakalanması sonucunda meydana gelen plütonyumla uzatılır; fakat nötronları soğuran bazı fisyon ürünlerinin etkisiyle doğan pil zehirlenmesi, uranyumdan fay­dalanma oranını düşürür. Bununla birlikte gerçekten uranyumun büyük kısmını kulla­nacak pillerin yapılması mümkün görül­mektedir. Bunun için yenileyici piller de­nilen ikincil pillerde, uranyum 235 veya da­ha elverişli olan uranyum 233 veya plüton­yumla (primer pil denilen pil de toryumdan elde edilir) zenginleştirilmiş uranyum kul­lanılır. Bugün bir atom santralıyle sağlanan elektriğin fiyatı küçük çapta geleneksel te­sislerden sağlanan elektriğe göre daha yük­sektir. Fakat yeryüzü, geleneksel yakıtlar­dan çok daha büyük rezervleri olan yeni bir enerji kaynağına kavuşmuştur. Gerçek­ten fisyonla elde edilecek enerji rezervle­rinin kömürden ve diğer fosil yakıtlardan çıkarılan enerji kaynaklarından yirmi beş defa fazla olduğu tahmin edilmektedir. Bir atom motoru aynı ilkelere göre çalışır. Personeli ışımaya karşı korumak için atom pilini çok büyük bir İcap içine yerleştirmek gerektiğinden, atom motoru ancak büyük boyutlu taşıtlarda kullanılabilir; bu yüzden otomobillerde kullanılması mümkün görül­memektedir. A.B.D.’de atom denizaltıları (Nautilus) ve Rusya’da bir buzkıran ya­pılmıştır. Atom motorunun ilgi çekici yön­lerinden biri, taşıtın çok uzun süre yakıt ikmali yapmadan gidebilmesini sağlaması ve denizaltılarda yakıt artığı bırakmamasıdır.
• Tarihçe. Fisyon, 1938′de alman Hahn ve Strassman tarafından keşfedildi. Bu yeni olay, Fransa’da Halban, Joliot-Curie, Kowarski, F. Perrin ekibi, ingiltere’de Frisch, Amerika’da Feımi tarafından incelendi. Da­ha 1939′da fransız ekibi, nötronların fisyon sırasında yayıldığını ve sayılarının bir zin­cirleme tepkime doğurmağa yeterli oldu­ğunu ispatladı. Bir ağır su ve uranyum bü­tünü içinde zincirleme bir tepkime mey­dana getirmek için planlar yapıldı. Bu ça­lışmalar 1940 haziranında kesildi. Ameri­ka’da Fermi, 2 aralık 1942′de Chicago’da ilk atom pilini yaptı. Bu pil 50 ton uran­yum ve 500 ton grafit yığını halindeydi. Bu deneyin başarıya ulaşması Amerika hükü­metini askerî amaçlarla nükleer araştırma­lara çok büyük ölçüde maddî imkân sağ­lamağa yöneltti. Plütonyum üretmek için düşünülen piller Hanford’da yapıldı. Bu ilk plütonyum, atom bombası yapımında kullanıldı, ikinci Dünya savaşından sonra, büyük ülkeler (Amerika, Rusya, İngiltere ve Fransa) atom enerjisini geliştirme prog­ramları hazırladı. Birkaç kW gücündeki de­ney pilini daha güçlü yeni deney pilleri iz­ledi. 1955′te Amerika’da bir atom denizaltısının ve Rusya’da küçük bir elektrik sant­ralının (5 000 kW) çalışmağa başlamasıyle enerji üretimine geçildi; sonra ingiltere’de 1956′da yaklaşık olarak 500 000 kW gücün­de bir santral kuruldu. 1940′tan sonra çe­şitli ülkelerde çalışmalara devam edildi. 1955′te toplanan Cenevre konferansında, bütün ülkelerin bilim adamları aldıkları so­nuçları tartıştılar. Bu konferans, barışçı amaçlarla kullanılacak atom enerjisi devri­ni açtı. 19567da Birleşmiş Milletler bünye­sinde bir Milletlerarası Atom ajansı kurul­du.

+ Pilli sıf. Pili olan, pille çalışan: Ben önde, Nezir arkada, çamurlu yoldan, yağ­mur yiye yiye elimdeki pilli fenerin ışığın­da yürüyoruz (R.H. Karay). Pilli radyo. (LM)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri,

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLADELPHİA, A.B.D.’de (Pennsylvania) şehir, 2 002 500 nüf. Philadelphia, Schuylkill ile Delavvare’in kavuşmasıyle olu­şan yarımada üzerinde kuruldu; ırmak de­rinliğinin fazla olması, denizden uzaklığına rağmen (160 km) büyük bir liman kurulma­sına yol açtı. 41 Milyon tonajla Houston ve New York’tan sonra A.B.D.’nin üçüncü limanı olan bu limandan maden filizi, pet­rol, şeker, yün, yağ bitkileri ithal edilir, kömür, tahıl, sanayi ürünleri (rafine şeker, makine eşyaları) satılır. Ağır sanayi yakın bir tarihte büyük ölçüde gelişti; petrol tas­fiyesi, demir sanayii, kimyasal ürünler. En önemli sanayiler imalât sanayileri ve tüke­tim sanayiidir: dokumacılık, konfeksiyon, makine (otomobil, vagon, lokomotif) sana­yii, gemi yapımı, ecza malzemeleri. Bu ik­tisadî gücü sayesinde şehir A.B.D.’nin üçün­cü malî merkezi haline geldi. Planlarını Penn’in çizdiği eski şehir çekirdeği bugün de iş merkezidir. Doğuda, Delaware boyunca, liman yakınında ve batıda Schuylkill bo­yunca sanayi ve işçi semtleri uzanır. İlk hücreyi meydana getiren yarımadanın öte­sinde de sanayi ve konut semtleri vardır: bunlar Delaware boyunca (West Philadel­phia, Manayunk, German-town) ve ırmağın doğusunda (Camden) uzanan şehre bağlı es­ki köylerdir.
• Tarih. Philadelphia, William Penn tara­fından (1682) kuruldu ve düzenlendi. Quaker’lerin yerleştiği modern bir şehir oldu. Şehre Alman ve İskoçlar da yerleştiler. XVIII. yy.da büyük ölçüde genişleyen ve sömürgenin fikir merkezi haline gelen şe­hirde ilk dergi 1741′de, ilk gazete de 1784′te yayımlandı. Phiiadelphia’da o zamandan kalma birçok anıt ve güzel konak vardır. Şehir başkaldırma hareketinde önemli rol oynadı ve 1774 ile 1775′teki ilk kongreler burada toplandı; Bağımsızlık bildirisi (4 temmuz 1776) burada imzalandı. 1790-1800 Arası A.B.D.’nin başkenti olan Philadelp­hia, XIX. yy.da köleciliğe karşı, puritan ve muhafazakâr bir şehir haline geldi. (L)
Philadelphia konvansiyonu, on üç A.B.D. eyaletinin meclislerini temsil eden ve 65 temsilciden meydana gelen kurucu meclis; oturumlara 55 temsilci katıldı. Başkanı George Washington, sekreteri Jackson olan ve üyeleri arasında Franklin, Madison ve Robert Morris bulunan konvansiyon, 27 eylül 1787′de A.B.D. anayasasını hazırladı; ancak 41 temsilcinin onayladığı bu anayasa 4 mart 1789′da New York kongresinde im­zalandı. Uzak görüşlü olan meclis, küçük eyaletlerin çıkarlarına saygı gösteren (her birinin iki senatörü olacaktı) uzlaştırıcı bir anayasa hazırlamayı başardı. Ayrıca kuzey ve güney eyaletlerine denge sağlayıcı bazı üstünlükler tanındı: güney eyaletleri mec­liste zencilerin sayısının üçte ikisi göz önün­de tutularak temsil edilecekti, iktisadî alanda da buna benzer bir dengeleme uygu­landı: kuzey eyaletleri köleliğin kaldırılma­sını, güney eyaletleri ise ticaret ve sanayiyi talimata bağlayan seyrüsefer kanunlarının kaldırılmasını istemekten vaz geçecekti. (L)
Philadelphia müzeleri, PENNSYLVANiA GÜZEL SANATLAR AKADEMİSl’nde yüz yılı aşkın bir zamandır beîîibaşîı amerikalı res­samların eserleri sergilenir. Oldukça zengin Olan PHİLADELPHİA SANAT MÜZESİ’nde sayısız roman ve gotik eser (Fransa, İtal­ya), seramik koleksiyonlar, demir eşya, in­ce marangozluk işleri, ısfahan fayansları ve halıları, çin yeşim taşları bulunmaktadır. Resim galerilerinde ilk italyan ressamlarının eserlerinden XIX. yy. ressamlarının eserle­rine kadar çeşitli tablolar sergilenir (Giot-lo. Botticelli, Bosch, Van Eyck, Van der Weyden, Rubens, Rembrandt, Poussin, Delacroix, Corot, Daumier, Courbet, Cezanne). PENNSYLVANİA ÜNİVERSİTESİ MÜZESİ, Mısır, Filistin, Yunanistan, Roma, Af­rika ve Meksika heykel ve eşyalarıyle Sa­rat müzesini tamamlar. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Peugeot S.A

Tarih 27 Mayıs 2009

Peugeot S.A., fransız holding şirketi; 1965 ve 1966 yıllarında, Peugeot ailesine ait çe­şitli şirketlerin sermayelerini birleştirerek kuruldu. Bu şirket, Peugeot grubunun bü­tün sınaî ve ticarî faaliyetini yönetir. Sınaî faaliyetin temsilcileri Societe industrielle et Commerciale des Vehicules Peugeot (1966′da Renault ile birleşti), Societe” des Cycles Peugeot ve Societe” des Aciers et Outilages Peugeot’dur. Ticarî faaliyeti 19 otomobil ve yedek parça satış şirketi, yabancı ülkelerde 2 satış şubesi ve 2 kredi servisi sürdürür. (M)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peugeot S.A hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEUGEOT

Tarih 27 Mayıs 2009

PEUGEOT, Montbeliard’lı fransız sanayici ve mühendis ailesi, jean-pierre I (Herimoncourt 1734 – öl. 1814), 1804′te tekstil alanında çalışmağa başladı. İki büyük oğ­lu jean-PİERRE I (Henmoncourt 1768-01. 1852) ve jean-PİERRE II (Henmoncourt 1778-01. 1822), bugünkü Peugeot sanayiinin ilk kurucularıdır. Çeliği soğukta hadde­leyerek testere şeritleri imaline başladılar; sonra 1843′te Valentigney’de bir hırdavat fabrikası satın aldılar. Jean-Pierre II’nin oğullarından ikisi, jules (Herimoncourt 1811-01. 1889) ve emile (Henmoncourt 1815 -Valentigney 1874) fabrikayı yenilediler, bu kuruluş 1891′de Valentigney’e taşındı ve Les Fils de Peugeot Freres adını aldı. Jules’ün oğlu eugene (Herimoncourt 1844-öl. 1907) ve Emile’in oğlu armand (Valen­tigney 1849 Neuilly-sur-Seine 1915), Fran­sa’da bisiklet ve otomobil imalinin öncü­leridir. 1885′te bisiklet yapımı için ilk atelye kuruldu: bu imalâthane hızla gelişti. Şirket öbür geleneksel imalâtlarını da sür­dürüyordu. Eugene ile Armand, Serpolîet ile buharlı, motorlu ve üç tekerlekli bir araba yapıp 1889 Sergisi’nde gösterdiler; da­ha sonra bunun yerini Daimler motoruyle işleyen dört tekerlekli bir araba aldı. Peugeot 1890′da bu çift silindirli motorun li­sansını elde etti ve benzinle işleyen ilk otomobillerden birini meydana getirdi. Artık Daimler motoruyle değil, Peugeot motoru ile çalışan arabalarının büyük başarısı karşısında kendini daha çok yeni buluşlara ver­mek isteyen Armand, kuzenlerinden ayrılıp (1897) Audincourt (Doubs) ve Fives-Lille’-de birer fabrika ile, 1910′da Societe Anonyme des Automobiles et Cycles Peugeot adını alan, Societe des Automobiles Peugeot’yu kurdu. On yıl boyunca, iki şirket birbirine rakip oldu: Armand’ın teşebbüsünü çok cü­retli sayan Les Fils de Peugeot Freres, pi­yasaya çeşitli tipte motosiklet ve «Lion Peugeot» adı verilen, önce bir, sonra iki silin­dirli hafif bir araba sürdüler. Birinci Dünya savaşı ertesinde çeşitli Peu­geot firmaları gelişmeye devam etti. Peu­geot et Cie (1842′de kuruldu ve Les fils de Peugeot Freres ile birleşti) avadanlık ve özel çelik yapımına girişti, 1926′da ayrı bir şir­ket haline gelen Peugeot Cycles, faaliyetini bisiklet yapımıyle sürdürdü; Peugeot Auto­mobiles ise, otomobil yapımında art arda hamleler yaptı. 1940-1944 Arası Peugeot fab­rikaları bombardıman ve büyük yağmalar­dan hasar oldu. Savaş yıkıntıları büyük çabalar sayesinde onarıldı. Peugeot Auto­mobiles başarılı bir şekilde otomobil yapı­mını sürdürdü; Peugeot Cycles imalâtını ve pazarlarını genişletti; Pegueot et Cie özel çelik levhalar, elektronik avadanlıklar ve mutfak eşyası imalâtını geliştirdi. Peugeot Automobiles 1964′te Renault ile bir işbirliği anlaşması imzaladı, bu arada malî bağımsızlığını da korudu. (LM)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEUGEOT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Petrolün coğrafyası

Tarih 26 Mayıs 2009

Petrolün coğrafyası
Bilinen petrol rezervleri, özellikle büyük kömür rezervleriyle karşılaştırılınca çok az­dır. Bununla birlikte, yeni petrol yatakla­rının bulunması, üretimden biraz daha hızlı bir tempoda gelişmektedir. 1939′dan beri, kesin rezervler 6 misli, üretim ise hemen hemen 3 misli artmıştır. Petrol rezervleri,5 000 milyar tonluk kömür rezervlerine kar­şılık, 30 milyar tondur ve yeyüzüne düzen­siz bir şekilde dağılmıştır. A.B.D.’de yüzde 16, S.S.C.B.’de yüzde 5, Venezuela’da yüz­de 6, Uzakdoğu’da yüzde 2, Ortadoğu’da yüzde; 66 oranında petrol rezervi vardır. An­cak bu rezerv dağılımı zamanla değişikliğe uğrar. Bazı bölgelerde, yeraltında petrol yataklarının bulunduğu kanısını uyandıran belirtilere rastlanır. Petrol araştırmalarının başarılı sonuçlar vermesi, Sahra yatakla­rının önemini ortaya koymuştur. Orta As­ya, Amazon çanağı ve diğer bölgeler, bü­yük petrol imkânlarına sahip ülkeler ola­rak kabul edilir. Petrolün aranması ve iş­letilmesi, büyük yatırım imkânlarına, güçlü bir sanayi temeline sahip, bilim seviyesi yüksek kuruluşlar tarafından yapılır. Rafinaj için uygulanan sayısız işlem, teknik bakım­dan, ancak büyük rafinerilerde verimli ola­rak gerçekleştirilebilir. Rafinaj sanayii bü­yük yatırımlar gerektirdiği için, ham pet­rol işletmeleri gibi dağınık değil, belli mer­kezlerde toplanmış haldedir. Petrol üreti­minin gelişmesi henüz çok yenidir; fakat bu gelişme çok hızlı olmuştur. 1870′ten 1890′a kadar, o zamanlar yalnız aydınlat­mada kullanılan petrol üretimi, 0,7 milyon tondan 10 milyon tona ulaştı. Daha bu tarihte, birinci üretici olan A.B.D.’yi (6 milyon ton), Rusya (Baku bölgesi), Indonezya, Meksika takip ediyordu, 1900 Yı­lında dünya üretimi 20 milyon tona yük­seldi ve XIX. yy.ın sonundan itibaren pet­rol üretimi her on yılda iki misli arttı.

XX. yy.ın başında, üretimi, nakliyatı, ra­finajı ve petrol ticaretini kontrol eden bü­yük malî kuruluşlar iyiden iyiye güçlendi. Lamba ile aydınlanmanın yerini elektrikle aydınlanmanın aldığı sanayi ülkelerinde, petrol sanayii için yeni ve önemli pazar­lar doğdu: patlamalı motorların yapımı, uçak ve otomobil sanayiinin gelişmesi, pet­rol ürünlerine duyulan ihtiyacın artmasına yol açtı. Kütle birimi başına enerji gücü kömürünkünden daha büyük olan (benzin için, kilogram başına 12 000 ile 13 000 kilo kalori olmasına karşılık, kömür için 8 000 ile 9 000 kilo kalori) ve daha elverişli bir şekilde kullanılan petrol, sadece gemilerde ve demiryollarında değil, diğer birçok sanayi dalında da kömürün yerini aldı. Pet­rol, sanayinin hemen hemen bütün yağla­yıcı ihtiyacını karşıladı; petrol ve rafinaj alt ürünlerinden çok sayıda madde elde edilebildiği için, kimya sanayii sektörü, petrokimya gelişti. Ayrıca petrol üretimi de büyük ölçüde arttı; 1929′da 205 milyon to­na, 1938′de 282 milyon tona ulaştı. İkinci Dünya savaşından sonra, petrol ürünleri, bugüne kadar görülmedik bir hızla arttı ve günümüzde 1 milyar tonu aştı. 1920′de pet­rol, bütün dünyada kullanılan enerjinin yüz­de 12’sini meydana getiriyordu, fakat bu oran bugün yüzde 37′ye yükselmiştir. Aynı süre içinde, petrol yataklarıyle birleşmiş yataklarda bulunan tabiî gaz üretimi yüzde 3′ten yüzde 15′e yükseldi, üretimdeki bu ar­tış, petrol coğrafyasında bazı değişikliklere yol açtı. 1939′dan önce dünya petrolünün dörtte üçünü üreten ve ilk ihracatçılardan olan A.B.D. bugün ancak yüzde 36 ora­nında petrol üretir ve üreticilerin arasında birinci şifayı işgal etmesine rağmen, günü­müzde en büyük ithalâtçılar arasına girmiş­tir. Kaliforniya’da petrol üretimi 1920 yılın­da ilerlemeğe başladı ve eski Pennsylvania ile İndiana yataklarının yerine geçen en eski yataklardan «Mid Continen»ın üretimi­ne katıldı. 1930-1940 Yıllarından sonra Texas ve Lousiana yatakları bulunarak işle­tilmeğe başlandı; bu yataklar bugün A.B.D. üretminin üçte ikisini karşılar. Orta Kanada’nın son yıllardaki üretimi dünya üre­timinin yüzde 2,5ini buldu. Dünya üretimi­nin yüzde 16’sını karşılayan Venezuela’da petrol üretiminin gelişmesi 1929′da başlar.
Amerika kıtası bütünüyle dünya petrolünün yüzde 58′ini üretir. Rusya oldukça eski Azerbaycan (Baku) yatakları ve yeni bulu­nan Batı Ural petrol yatakları sayesinde ikinci durumdadır. Ortadoğu ülkeleri İkinci Dünya savaşından sonra büyük miktarda petrol üretmiştir. Dünya üretiminin dörtte birini karşılayan bu ortadoğu ülkeleri ara­sında en önemlileri şunlardır: Kuveyt, Suu­dî Arabistan, İran, Irak ve Katar. Batı Avrupa’nın (Almanya, Fransa, Avusturya) ve Uzakdoğu’nun (İndonezya, Borneo v.b.) üretimi (yüzde 2,5) oldukça düşüktür. Araştırmacılar tarafından uzun süre önemsen­meyen Afrika, Cezayir Sahrası’nda (Hassi-Mesud, Ecele) ve Libya’da petrol yatakları­nın bulunmasıyle büyük bir önem kazandı. A.B.D. ile S.S.C.B.’nin dışında, büyük mik­tarda petrol tüketen ülkeler, büyük üretici ülkeler değildir. Bu sebeple ithalâtçı ülke­lerin girişimiyle büyük bir milletlerarası petrol trafiği doğdu ve bu ürün milletler­arası ticarette tonaj bakımından ilk sıravı aldı.
Petrolün karadan nakli genellikle pipeline’larla yapılır. Bu hattın dörtte üçü A.B.D.’dedir. S.S.C.B.’de de bu tür şebekeler hız­la gelişmektedir. Tankerlerle deniz nakli­yatı, uzun mesafeler arasındaki trafiğin bü­yük bir kısmını karşılamaktadır. Petrol ge­mi filosu dünya ticaret tonilatosunun üçte biridir. Büyük ithalâtçılar bu filonun büyük bir kısmını ellerinde tutmaktaysa da, Li­berya ve Panama bandıralı gemiler de vardır. Miletlerarası petrol trafiğinin başlı­ca iki kutbu vardır: A.B.D. ve Büyük Bri­tanya’ya ihracat yapan Venezuela ve özellik­le Batı Avrupa’ya ihracat yapan Ortadoğu Sosyalist ülkelerin dışında, petrol dünyasın yatakları araştıran ve işleten, pipe-line’lan döşeyen, büyük petrol nakliyat şirketlerin düzenleyen, rafineriler işleten (ve bu sebeple kimya sanayiinin büyük bir kısmına etki eden), ulaştırma ve ticaret yollarını elinek tutan büyük firmalar organize eder. Bu şirketler arasında, 1867′de A.B.D.’de Rcc kefeller tarafından kurulan ve 1911′de birçok şubeye ayrılan Standard Oil en eskisidir. Bu, dünyadaki petrol şirketlerinin en büyüğüdür ve A.B.D.’nin dışında, etkisi Venezuela ve Ortadoğu’ya kadar yayılmıştır. Başlıca üretim alanı Ortadoğu olan British Petroleum ile kolları bütün dünyaya yayılmış olan Royal Dutch Shell’de ingiliz serma­yesi ağır basar. Büyük petrol şirketleri arasındaki ilişkiler çok sıkıdır ve yedi büyük şirket (dört amerikan: Standard Oil, Texas Oil company, Gulf Oil, Socony Mobiloil şirketi; iki ingiliz: Shell ve British Petroleum şirketi ve Fransız Petrol şir­keti) bir milletlerarası kartel kurmuştur; bu kartel, maliyet Jiyatı ne olursa olsun ve A.B.D. hariç, satıldığı ülke neresi olursa olsun, petrolün tek bir fiyatla satılmasını, dövizle ödenmesini ayarlar (petrol, malî yönden, üretildiği ülkenin değil de, işleten şirketin bağlı bulunduğu devletin uyrukluğundadır) ve üyeleri için üretim tüzüğüyle kotaları tespit eder.
Petrol, büyük kuruluşların yaşamasında çok önemli bir yer tutar; ortaya konan malî imkânlar çok büyüktür, elde edilmesi as­kerlik açısından çok önemlidir; bu yüzden bu enerji kaynağına bağlı meseleler günü­müzde milletlerarası stratejinin temel unsur­larından biri haline gelmiştir. Günümüzde petrol, üretiminin yaklaşık ola­rak yüzde 40′mı sağladığı bir enerjinin baş­lıca kaynağıdır. 1960-1967 Arası petrol üre­timi yılda 100 Mt civarında artarak 1 054 Mt’dan 1 758 Mt’a yükseldi. Bu yükselme böl­gelere göre büyük farklar gösterir, bu yüz­den üretim coğrafyası oldukça değişmiştir. 1960′ta Kuzey Amerika hâlâ dünya petrol üretiminin üçte birinden fazlasını sağlardı; 1967′de ise üretiminin 480 Mt’a çıkmasına rağmen (A.B.D., 433 Mt) bu oran yüzde 27′ye düştü. 1960′ta dünya petrolünün yüz­de 25′ini sağlayan Ortadoğu bugün, Kuzey Amerika’yı geçmiştir (505 Mt). 1967′de Su­udî Arabistan ve İran (her biri 130 Mt), Kuveyt (115 Mt) ve Irak (60 Mt) bu bölge­nin başlıca petrol üreticileriydi. Aynı yıl, özellikle hızla gelişmekte olan S.S.C.B. üre­timi sayesinde sosyalist dünya, petrol üretiminin yüzde 20’sini sağladı (üretim 1960′ta 148 Mt iken, 1967′de 290 Mt’a yükseldi). 3 aslıca üretici olan Venezuela’nın üretimi çok az artmakta (1967′de 185 Mt), Latin Amerika’nın ve Antiller’in dünya üretimin­deki payı devamlı olarak azalmaktadır (1967′de yüzde 14,4); İndonezya dışında Uzakdoğu’nun petrol üretimi önemsizdir (26 Mt). Petrol üretimindeki en önemli olay Or­tadoğu üretiminin gelişmesi ve Sahra’nın büyük petrol üretim bölgeleri arasına gir­mesidir. 1960-1967 Arası Sahra’nın dünya petrol üretimindeki payı yüzde 1′den 8′e yükseldi. Libya, büyük petrol üreticileri arasına girdi (1961′de 0,7 Mt, 1967′de 80 Mt’dan çok); Cezayir ise 1967′de 38 Mt üretti. Petrol üretimine yeni başlayan Nijerya hız­la gelişmektedir (1967′de 15,5 Mt’dan çok). Sosyalist ülkeler dışında Batı Avrupa’nın petrol üretimi önemsizdir (dünya üretimi­nin yüzde 1,1′i; batı Almanya 8 Mt). Bu­na karşılık ihtiyaçlarının günden güne art­ması dünya üretiminin üçte birini kapsayan petrol ticaretinin önemini açıklar. Batı Av­rupa’nın petrol üretimi 20 Mt’u bulmazken tüketimi 350 Mt’u aşar. Kuzey Amerika’nın büyük ölçüdeki üretimine rağmen ortalama 100 Mt’luk açığı vardır (Japonya’nın bugün yaklaşık olarak kullandığı miktar). 1965′-te 55 Mt kapasitesi olan petrol filosu, dün­ya ticaret filosunun yüzde 35′ini meydana getiriyordu. Gemi boyutlarının gittikçe bü­yümesi (bazıları 200 000 t’u geçer), bu alan­daki gelişmeyi açıklar, üretim ve tüketimin artışına paralel olarak tasfiye kapasitesi de artmıştır. Bu kapasite A.B.D.’de 500 Mt’u aşar, S.S.C.B.’de 200 Mt’dur; ingiltere’de, Batı Almanya’da, Japonya’da, Fransa’da ve İtalya’da 60-100 Mt arasında değişir. Pet­rol üretimi yapılmayan ülkelerdeki rafine petrol üretiminin bir kısmı yeniden ihraç edilir. Bu ülkelerin bazılarında rafineriler artık ithal limanlarında değil de tüketim bölgelerine yakın yerlerde kurulmağa baş­lanmıştır.
• Türkiye’de ilk petrol aramaları 1887′de Ahmed Necati Bey tarafından pek derin ol­mayan sondajlar şeklinde İskenderun çev­resinde yapıldı.
1890′da Abdülhamid II, Musul ve Bağdat vilâyetlerindeki petrol belirtilerini «emlâki şahane» olarak kaydettirdiği zaman, bu böl­gede ancak, tabiî şekilde sızan petrollerden yararlanılıyordu. 1892′de Mürefte’de Gazi-köy yakınlarında petrol belirtileri görülerek bir şirket kuruldu; fakat faaliyete geçmedi. 1897′de Mürefte dolaylan bir fermanla (Av­rupa Petrol şirketi) Halil Rıfat Paşaya ve­rildi. 1899′da «European Petroleum Com­pany, Londra’dan Adyaseviç adlı bir uz­mana burada jeolojik bir etüt yaptırdı. Horadere’de 1900′de açılan 98,5 m’lik bir ku­yuda petrole rastlandı; bir süre, günde 2 tona kadar petrol alındıktan sonra verim azaldı. 1901′de bu verim yeterli görülmedi­ği için kuyu terkedildi. 1913-1914 Yıllarında Halil Rıfat Paşa, imtiyaz hakkını Avustur­yalı Stanislas Mihailiki’ye devretti; fakat Birinci Dünya savaşının başlaması üzerine işlerine son verildi. 1916-1917 Yıllarında rus işgali altında bulunan doğu illerinde rus je­ologları tarafından Kürzot, Hasankale, Tercan ve Katranlı dolaylarında petrol ara­maları yapıldı. Cumhuriyetin ilânından son­ra ülkedeki petrol aramaları devlet tarafın­dan yürütüldü. 1926′da 792 Sayılı Petrol ka­nunu çıkarıldı. Bu kanun hükümlerine göre Türkiye cumhuriyeti sınırları içinde bütün petrol arama ve işletilme hakları hüküme­te verildi. 20 Haziran 1935′te 2804 Sayılı ka­nunla kurulan Maden Tetkik ve Arama ens­titüsü, altın ve kömür idareleriyle birlikte, petrol arama ve işletme idaresi de, bu ku­rumun içinde yer aldı.. M.T.A. enstitüsü tarafından yürütülen bü­tün petrol faaliyetleri, petrol bulunan Raman – Garzan bölgeleri ve Batman’da yapıl­mış olan modern rafineri, mart 1954 tarihli ve 6326 Sayılı Petrol kanunu gereğince Tür­kiye Petrolleri A. O.’na devredildi. M.T.A. tarafından 1939′da Gercüş’te açı­lan bir sondajda petrol izi görüldü ve Maymune boğazında Raman -1 sondajına baş­landı. 20 Nisan 1940′ta 1 048 m’de petrol bu­lundu. Raman – 1 ilk günlerinde 11 ton pet­rol verirken sonraları verim düştü ve 1944′te yüzde 98 oranında su verdiğinden kuyu terkedildi. Raman dağının durumunu tes­pit etmek üzere R-2, R-3 ve R-6 numaralı sondajlar yapıldı. Bu kuyulardan iyi sonuç­lar elde edilemedi. 1945′te R-8 kuyusu açıl­dı, 1 361 m’de petrol bulundu, bu kuyudan günde 28 ton petrol elde edilmesiyle Raman sahasında ilk önemli sonuç elde edildi. Da­ha sonra açılan R-9, R-12 kuyularından alınan sonuçlar Raman sahasında iktisadî değerde petrol olduğunu gösterdi 1951′de Raman sahası işletmeye açıldı. Garzan’da 1945′te bir deneme sondajı yapıldı, bazı iz­lere rastlandı. Aynı bölgede ikinci sondaj 6.II.1951′de yapıldı ve 1 500 m’den pompa ile günde 50 t üstünde petrol elde edildi. Garzan sahasında işletmeye açılmak üzere istihsal sondajları yapıldı ve saha geliştiril­di.
T.P.A.O., Batman rafineri tesislerini işlet­meye açtı ve sondajlara devam etti; bu ça­lışmalar sonucu 6 ayrı petrol sahası bulun­du. Yeni bulunan 8 saha şunlardır: 1. Ger­mik sahası (bulunma tarihi: 1.IV.1958). 1944′te M.T.A. tarafından bulunduğu halde 1956′da işletmeye açılabilen Garzan sahası­nın batıya doğru bir devamı olan Germik sahası, daha küçüktür. Bugüne kadar 9 ku­yu açılmıştır. Garzan petrolüyle aynı özel­likte olan Germik petrolü 23 APİ derece­lidir; 2. Mağrip sahası (bulunma tarihi: 12. V.1961). Garzan sahasından 12 km kadar kuzeydedir. Bugüne kadar 21 kuyu açıldı; bun­lardan çoğunda petrol yoktur; 3. Batı Raman sahası (bulunma tarihi: 18.VII.1961). Bugün için Türkiye’de bilinen rezervlerin en büyüğüdür. Raman dağından 16 km batıda yer alır. Günde 100-300 varil arasında pet­rol veren bu sahadan elde edilen petrol çok ağırdır ve içinde yüzde 5′ten fazla kükürt vardır. APİ derecesi 13,3′tür. Bugüne kadar 66 kuyu açıldı; 4. Kurtalan sahası (bulun­ma tarihi: 22.X.1962). Bugüne kadar 2 son­daj yapıldı; birincisinden bir miktar petrol elde edildi. İkinci sondaj kuru çıktı ve küçük olduğu anlaşılan saha henüz gelişme imkânı bulamadı; 6. Çelikli sahası (bulun­ma tarihi: 24.X.1963). Mağrip sahasının 15 km kadar kuzeyinde bulunan bu sahada Türkiye’nin en hafif, dolayısıyle de kendi­liğinden fışkıran petrolü bulundu. Petrolün APİ derecesi 40′tır; 7. Malehermo sahası, Petropar’dan devir alındı (10.XI.1965). APİ 32; 8. Adıyaman sahası, yeni keşfedildi (1970). American Overseas şirketi 11 eylül İ958′de Adıyaman iline bağlı Kâhta ilçesi yakınında petrol buldu. Kâhta petrol sa­hasını, Ersan Petrol Sanayii A. Ş. 1962′de satın aldı. Buradaki petrolün APİ derecesi 12′dir. Kâhta çevresinde 5 kuyu açıldı; üçünde petrole rastlandı, ikisi kuru çıktı.
Türkiye’de bugün faaliyet gösteren yaban­cı petrol şirketlerinden Mobil’in petrol sa­haları şunlardır: 1. Bulgurdağı (bulunma tarihi: 31.VII.1960). Adana havzasında, Adana’nın 30 km kuzeybatısında bulunan Bulgurdağ sahasının petrol rezervi 20 milyon varil kadardı. APİ 39; 2. Batı Raman-101 (bulunma tarihi: 18.V.1962). Buradaki petrol çok ağır (14°AP1) ve çok kükürtlüdür (yüz­de 6). Bu saha, sonradan T.P.A.O.’na satıl­dı; 3. Silvanka – I (bulunma tarihi: 3.X. 1962). 2 280 m derinlikte bulunan petrol ol­dukça ağır ve kükürtlüdür. (Gravitesi 20° APİ ve kükürt yüzde 0,3). Bu saha da son­radan açık artırma sonucu T.P.A.O.’na sa­tıldı. 4. Şelmo (bulunma tarihi: 9.VI.1964). Rezerv miktarı 12 milyon varil kadar tahmin edildi (APİ derecesi 34,5°, kükürt yüz­de 1,12).
Yabancı şirketlerden Shell 1960′tan itibaren Diyarbakır dolaylarında yoğun arama ve sondaj yaptı ve 7 ayrı sahada iyi kaliteli ve hafif petrol çıkardı.
Kayaköy (1961′de bulundu; APİ derecesi 38,5); Kürkan (1963′te bulundu; APİ dere­cesi 31,4); Beykon (1964′te bulundu; APİ 33,2); Batı Kayaköy (1964′te bulundu; APİ 34,7); Şahaban (1966′da bulundu; APİ 34,0); Güney Kürhan (1967′de bulundu; APİ 34,7): Piyanko (1968′de bulundu; APİ 33,03). Türkiye’de ham petrol üretimi çalışmaların­dan ilk sonuçlar 1955 yılında alındı (T.P.A.O. 178 596 ton). Türkiye Petrolleri A.O. ertesi yıllarda üretimini 300 000 tonun üstüne çı­kardı (1956; 305 616 t; 1957; 298 139 t; 1958: 238 543 t; 1959: 372 889 t; 1960: 362 485 t). 1961 Yılında Shell ve Mobil kuyularının da faaliyete geçmesiyle yıllık ham petrol üre­timi 443 734 tonu buldu (T.P.A.O. 414 271 1; Shell 15 261 t; Mobil 14 202 t). Ertesi yıl üretim 595 464 tonu buldu (1962: T.P.A.O. 510 670 t; Mobil 51 795 t; Shell 32 999 t). 1963 Yılında ERSAN Petrol Sanayii A.O.-nın da katılmasıyle, petrol üreten kuruluş sayısı dörde çıktı ve yıllık üretim 1965′te 1 milyon, 1966′da 2 milyon, 1968′de 3 mil­yon tonu aşacak oranda artmağa devam etti (bk. 1963 – 1971 YILLARI HAM PETROL ÜRETİMİ şeması). Bu üretim şemasına göre, 1955-1970 yılları boyunca Türkiye’de üretilen ham petrol toplamı 24 439 617 tondur (T.P. A. O. 10 763 059 t [17 yıl]; Shell 9 344 127 t [11 yıl]; Mobil 3 949 606 t [11 yıl]; Ersan 382 825 t [8 yıl]).

— Gıda sanay. Petrolden besin üretimi. Petroldeki parafinden yararlanarak çeşitli bakterilerin üretilmesiyle, parafince fakirle­şen petrol ucuza rafine edilir ve daha önemlisi, ölen ve otolize uğrayan bakteriler toplanıp besin maddesi olarak kullanılır; bu madde, proteini bol, yardımcı bir besin­dir, vücut tarafından kolayca kabul edilir ve sindirilir; tatsızdır ama içine bazı mad­deler katılarak çok lezzetli hale getirilebilir

Petrolden besin üretimiyle ilgili araştırma­ları, 1962′de Champagnat yönetiminde British Petroleum başlatmıştır. Shell’in araştır­ma laboratuvarlarında da buna benzer ça­lışmalar yapılmakta ama bakteriler parafin yerine metanla beslenmektedir.
— 1da. huk. Petrolün günümüzde büyük önemi olması, Türkiye’de, genel maden ka­nunu dışında, bir Petrol kanunu çıkarılma­sına yol açmıştır. Anayasa da, tabiî servet­ler ve kaynaklarının devletin hüküm ve ta­sarrufu altında bulunduğunu, kural olarak bunların aranması ve işletilmesi hakkının devlete ait olduğunu belirtir. Ancak, devle­tin özel teşebbüsle birleşmesi veya doğ­rudan doğruya özel teşebbüs eliyle arama ve işletme faaliyetine girişilmesi, kanunun açık izniyle mümkündür. Ko­nuyu düzenleyen Petrol kanunu da, tabiî servetler arasında bulunan petrol kaynakla­rının devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu belirtmiştir. Bununla beraber bu kanunun, 2. maddesiyle belirlenen amacı, Türkiye cumhuriyeti petrol kaynaklarını özel teşebbüs eli ve yatırımlarıyle hızla, ara vermeden ve verimli bir şekilde geliştirilip değerlendirilmesi ve bu amaca uygun olduğu oranda Türkiye içinde yabancı petrolle yapılan petrol ameliyelerinin gelişmesini sağlama, devletin rolünü azalttığı ve Anaya­sanın istisna olarak koyduğu bir imkânı ku­ral kabul ettiği için Anayasa ile zor bağda­şır görülmektedir. Bu sebeple, Türkiye’de uzun tartışmalar yapılmışsa da, Petrol ka­nunu yürürlüktedir ve asıl düzenlemeyi bu kanun yapmaktadır. Petrol kanununun tanımlamalarına göre: yerden çıkarılan veya çıkarılabilen sıvı veya gaz halindeki bütün tabiî hidrokarbonlara, sıvı petrol veya gaz­la birlikte üretime elverişli olan veya bun­ların içinde erimiş bulunan bütün asfalt ve öteki katı hidrokarbonlara ve bu madde­lerden çıkan hidrokarbon ürünlerine petrol denilir.
• Petrol ameliyesi. Petrol kanunu, arama, keşif, gelişim, üretim, tasfiye ve bunlarla ilgili faaliyetlerle, petrolün ve petrol ürün­lerinin bulunması, nakledilmesi, satılması ve bu işler için gerekli enerji ve su tesisleri­nin, bina, kamp ve öteki bütün tesislerin, teçhizatın yapımı, kurulması ve işletilme­siyle ilgili çalışmaları petrol ameliyesi (iş­lemi) olarak niteler. Petrol ameliyeleri ida­rî bir karara dayanılarak yürütülür. Ameli­yeler iki ana gruba ayrılır: 1. arama, pet­rol, devletin hüküm ve tasarrufu altında bu­lunduğu için, petrolün bulunabileceği top­rağın maliki, arama hakkına sahip değildir. İdarenin izniyle arama yapılır ve iktisadî işletmeye elverişli miktarda bir petrol birikintisini ihtiva ettiği tespit edilen yeryüzü parçası, yani petrollü arazi keşfedilir. Ara­ma, kanunun kullandığı teknik terimle je­olojik istikşaf ve petrol bulmak veya pet­rollü arazinin genişliğini tespit etmek amacıyle tecrübe kuyuları açılması demek olan arama sondajlarıyle tamamlanır; 2. işletme, keşiften sonra petrolün üretimi, tasfiyesi, satışı gibi faaliyetleri kapsar, işletme hak­kının ilgili olduğu alana da «işletme saha­sı» denilir. Bütün petrol ameliyeleri idare­nin verdiği izin belgeleriyle yürütülür.

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petrolün coğrafyası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Petrol sanayii

Tarih 26 Mayıs 2009

Petrol sanayii
Yuda bitümü gibi petrol aflörmanları, Es­kiçağdan beri, eczacılıkta veya kaba yağla­mada kullanılmak için işletilmiştir. Daha XVIII. yy.da Rusya ve Alsace’ta petrol da­mıtıldığı halde, gerçek petrol sanayii 1859′da TitusvilleMe (Pennsylvania), Drake tarafın­dan açılan ilk petrol kuyusuyle başladı. Teknik gelişmenin bunu izleyen büyük aşamaları şöyle sıralanabilir: 1860-1885, gazyağı devri; diğer damıtma ürünleri henüz uygulama alanına girmemiş­tir;
1885-1900, petrol yağlarının, sanayide ve evlerde yağlama yağı olarak kullanılan bit­kisel yağların yerini alması;
1900-1914, benzin devri; otomobilin yaygın­laşması yeni petrol bölgelerinin bulunması­nı ve işletilmesini gerektirdi; 1914-1930, sürekli damıtma, ısıl cracking iş­lemlerinin ortaya çıktığı, fuel’lerin kulla­nıldığı devir;
1930-1940, ısıl reforming ve eriticiyle işleme usullerinin uygulandığı devir; bu usuller ürünlerin kalitesini arttırmıştır.
1940′tan günümüze kadar, katalizörler yardımıyle rafinaj işleminin ve petrokimyanın doğması.
Petrol sanayiinin yüzyıllık tarihi, petrol­den elde edilen işlenmiş ürün sayısının, kalite ve miktarı olarak sürekli bir artış gösterdiğini ortaya koyar; Batı Avrupa’da kişi başına yılda 500 kg petrol ürünü tü­ketildiği halde, A.B.D.’de bu miktar 2 500 kg’ı bulur.
• Araştırma ve arazinin incelenmesi. Pet­rol araştırmalarına yön veren tek kesin bilgi, petrolün yalnız tortul havzalarda bu­lunmasıdır. Petrol yatakları bakımından o güne kadar incelenmemiş bir arazide pet­rol aranacağı zaman, havzanın tortul yapı­sını belirleyebilmek için yüzeyin jeolojik durumunu dikkatle incelemek ve sızıntı olup olmadığını araştırmak gerekir; daha sonra yüzeyde ve toprak yüzeyine yakm yerlerde ya yerçekiminin veya tabiî magnetizmanın, ya da sunî olarak yaratılan es­nek dalgaların ölçülmesini hedef tutan jeo­fizik araştırmalara başvurulur; çünkü bu büyüklükler toprak altındaki tabakaların yapısına göre değiştiğinden arazi hakkında bilgi verir. Magnetik metot ile kayaların mık­natıslanma özelliklerinde ve kalıcı mıkna­tıslanma değerlerinde meydana gelen de­ğişikliklere bağlı olan yer magnetik alanı­nın distorsiyonları kaydedilir. Tortul ara­ziler genellikle magnetik olmadığı için, bu araştırma özellikle tabanın, eski yanardağ kayalarının incelenmesini sağlar. Uçakla yapılan magnetik alan ölçümleri, çok ge­niş bölgelerin rölövesinin çıkarılmasını ve önemli yapı aykırılıklarının tespit edilmesini sağlar. Bu araştırmalarda kullanılan uçağın altında, Yer’in magnetik alanının vektörüne göre otomatik olarak yönelen ve Yer magnetik alanının toplam şiddetini öl­çen bir cihaz bulunur.
Yerçekimi metodu’yla, değişik yoğunlukta­ki tortul kayaların etkisiyle Yer’in çekim alanında meydana gelen değişimler ölçü­lür. Pratikte, yerçekimi ivmesinin g değer­lerini birbiriyle karşılaştırmak yeterlidir; bu karşılaştırma «gravimetre» denen kü­çük bir burulma terazisiyle yapılır.
Sismik metot’ta, patlayıcı maddelerle yara­tılan sunî dalga alanı meydana getirilir; bu alanın yayılması, toprak altındaki tabakala­rın esnekliğine bağlıdır. Toprak yüzeyine yer­leştirilen detektörler, kırılarak (kayalar ta­rafından kırılan ve incelenen kayaların de­rinliğinden çok daha büyük mesafeleri aşa­rak geri dönen dalgalar) veya yansıyarak (sismograflar empülsiyon yayma bölgesine daha fazla yaklaştırıldığında, çeşitli tabakalar tarafından peş peşe yansıtılan dalga­lar) geri dönen empülsiyonları kaydeder. Diğer bütün usuller arasında, yapı aykırılık­larının muhtemel konumu üzerine en fazla bilgi veren bu usuldür, fakat, araştırmanın en emin yolu yine de kuyu açmadır. Yal­nız, maliyetinin çok yüksek olması (en ucuz kuyularda 50 000 ile 100 000 dolar, «wild-cat» tipi kuyular için 1 milyon dolar) jeofizik metotların daha çok kullanılmasına yol açar.
• Kuyu açma, kontrol ve üretime başla­ma. Petrol kuyuları, «matkap ucu» deni­len bir âletin döndürülmesiyle «rotary» me­toduna göre açılır; bu usul, darbeli sonda veya darbeli kuyu açma usulünün yerini ta­mamen almıştır. Matkap ucu, iç içe geçerek vidalanan sondaj çubuklarına bağlıdır; son­da çubuğu bir Dizel motoruyle veya ender olarak bir buhar makinesiye çalıştırılır. Bununla beraber, kuyu dibine indirilen dö­ner bir cihaz da (elektrik motoru veya hid­rolik türbin) matkabı döndürebilir. Türbin­le kuyu açma denemeleri çok başarılı sonuçlar vermiş ve bu yeni usul S.S.C.B.’de oldukça yaygınlaşmıştır. Kullanılan metot ne olursa olsun, tahkimat borularının ve delgi çubuklarının kuyuya yerleştirilmesi için «derrick» denen bir kule gerekir. Yu­muşak bir arazide âletin dönme hızı da­kikada 500 devire çıkabilir ve saatte bir­kaç metre ilerler; fakat sert bir kayaya rastlandığı zaman hız dakikada 30 devire, ilerleme ise 15 sm’ye düşer ve matkap ucu birkaç saat içinde tamamen aşınabilir. Bu durumda, bütün boru dizisini, bocurgat ve makaralı palanga yardımıyle yukarıya çekerek matkap ucunu değiştirmek gerekir. Bu fırsattan yararlanarak, kuyunun içine, hem delme sırasında, hem de petrol fışkırdığı zaman kuyu çeperlerini destekleye­cek bir boru sistemi döşenir ve çimentoy­la sağlamlaştırılır. Bu boruların çapı kuyu dibine doğru küçülür ve kuyu açma işlemi gitgide daha küçük bir matkap ucuyle yü­rütülür; böylece kuyu, 200 m’ye kadar 38 sm, 1 200 m’ye kadar 28 sm, 2 000 m’ye kadar 20 sm, daha sonra da 15 sm çapında kademeli bir görünüş kazanır. Kuyu açma tekniğinde kaydedilen çok önemli bir geliş­me de, kuyu dibine akıtılan sondaj çamur­larının en iyi şekilde değerlendirilmesi ol­muştur; bu çamurlar, kuyu içindeki kaya parçalarını dışarı atmağa ve petrol bulun­duğu zaman, yatak basıncını dengeleyerek fışkırma tehlikesini azaltmağa yarar. Yo­ğunluğu ve başka özellikleri dikkatli bir şekilde incelenen çamur, pompalar yardimiyle, kuyu açma borularının içinden kuyu dibine gönderilir ve kuyu çeperiyle boru arasındaki halka şeklinde boşluktan yer­yüzüne çıkar; burada toplanarak süzülür ve yeniden kuyuya gönderilir. Çamur için­den toplanan artıkların analizi, jeologa, kuyu açılan arazi hakkında fikir verir; fa­kat gerektiğinde incelemek için, özel bir matkap ucuyle araziden silindir şeklinde bir eşantiyon, «karot» kesilerek çıkarılabi­lir. Petrol arazileri okyanusların altında da uzanır ve denizde kuyu açma usulleri, son on yılda büyük bir hızla gelişmiştir; der­rick ve bütün kuyu açma malzemesi bir sal üzerine veya su derin değilse, bir platform üzerine yerleştirilir. «Off shore» denen bu kuyu açma usulü tabiî ki karada yapılan­ları daha pahalıya mal olur; fakat petrol yataklarının, özellikle A.B.D.’dekilerin git­gide kuruması, petrolü karalardan çok açık denizlerde arama zorunluğunu doğurmuş pek yakında binlerce metre derinlikteki okyanuslarda kuyu açarak petrole rastlanacağı ümit edilmektedir.

• Petrol yataklarının en verimli şekilde işletilmesi ve üretim. Açılan kuyu bir petrol yatağına ulaştığı zaman, hidrokarbonların varlığı, çamur ve artıklarda rastlanan petrol veya gazla belli olur ve kuyunun işletilmesine karar verilir; o zaman, bir üretim sütunu petrol yatağına kadar indirilir ve kuyunun başına, değişik boyutlu vanalarla kuyunun üretim debisini ayarlarlamağa yarayan rakorlar yerleştirilir; bu bütüne Verimi arttırmak için, ikinci üretim metotları kullanılarak (kuyudan çıkan gazın yeniden kuyuya gönderilmesi, petrolün bulunduğu oluşumun altına basınç altında supüskürtmesi) basıncı aynı seviyede tutmak gerekir.Böylece, hidrokarbonların yaklaşık olarak yarısı çıkarılabilir; verimli usullerle çıkarılamayan diğer yarısı da yatak içinde kalır.
*Petrolün ve tabii gazın nakli. Petrol alanları,çogu zaman kullanma yerlerinden çok uzakta bulunur; bu yüzden petrolü ra­finerilere iletmek için, kuyudan en yakın yükleme limanlarına kadar uzanan pipeline’lar günden güne daha büyükleri yapı­lan tankerler kullanmak gerekir; günümüz­de 150 000 t’luk akaryakıt gemileri servise konmuştur. Hava şartlarının bozuk olması veya bazı imkânsızlıklar yüzünden seyrüse­ferde doğacak aksaklıkları karşılamak için gereken stoklar, yükleme ve boşaltma li­manlarındaki depolarda yapılır. Kuveyt’teki dünyanın en büyük deposu, yakaşık olarak 100 000 m3 kapasitededir. Tabiî gaz uzun zaman yalnız pipeline’larla iletildi; fakat «metan gemisi» denen ve düşük sıcaklıkta sıvılaştırılmış gaz taşıyan özel gemilerin ser­vise konması, nakliyatın ucuza mal olmasını ve gazın daha rahat nakledilmesini sağladı.
• Rafinaj. Hem belirli nitelikte ürünler elde etmek, hem de elde edilen değişik da­mıtma ürünlerini en verimli şekilde kullan­mak için, hammadde, «rafinaj» adı altında toplanan bazı işlemlerden ve dönüşümler­den geçirilir.
Bir laboratuvar analizi, önce ham petrol­den elde edilebilecek işlenmiş ürünlerin miktarı ve kalitesi hakkında bilgi verir; bu­har basıncının yüksek olması petrolde gaz­ların bulunduğunu, viskozite ve yoğunlu­ğun fazla olması da, benzin oranının dü­şük veya parafin ile bitüm oranının yük­sek olduğunu gösterir. Daha sonra ya­pılan damıtma denemeleri, ayrımsal damıt­ma ürünlerinin toplanmasını ve analizini sağlar; ürünler, bütün rafinaj işlemlerinin küçük ölçeklerde yapıldığı «pilot tesisler»de tam olarak incelenir; bu rafinaj işlemleri üç grupta toplanır: karmaşık hidrokarbon karışımlarının ayrılması istenmeyen ele­mentlerin ayrılması; yeni maddelerin sen­tezi. Gerçekten de petrolün kimyasal yapı­sı çok değişkendir: sadece her yatağa göre değişen dört temel hidrokarbonun (para­finler, olefinler, naftenik ve aromatik hid­rokarbonlar) oranına değil, kısmen veya tamamen giderilmesi gereken çeşitli mad­delerin (gaz, kükürt [kükürtlü hidrojen ve merkaptan gibi bileşikleriyle oranı yüzde 3'e kadar çıkabilir], az veya çok tuzlu su, oksijenli ve azotlu bileşikler, eser halinde madenler v.b.) oranına da bağlıdır. İşleme usulleri, katalizörler, sıcaklıklar, ba­sınçlar, karışım oranlan ve diğer işlem şart­ları, ticarî ve iktisadî incelemelerle elde edi­len verilere (işlenecek ham petrolün ve elde edilecek işlenmiş ürünlerin niceliği ve niteli­ği) göre seçildiği için, başlıca iki tip rafi­neri usulü ayırt edilir: en çok kullanılan ürünlerin (yakıtlar) üretildiği rafineri usul­leri ve bunlardan başka yağlama yağlan, parafinler, bitümler gibi ikinci dereceden maddelerin üretildiği rafineri usulleri. Rafinajın temel işlemi, sürekli ayrım­sal damıtmadır, önceden 360°C’a kadar ısıtılan ham petrol, hafif ürünlerin ay­rıldığı bir veya birkaç tablalı sütuna gön­derilir; hafif ürünler damıtma kuleleri­nin baş kısımlarında damıtılarak yoğun­la ştırılır; ara ürünler yan kısımlardan, ar­tıklar ise kulelerin dibinden alınır. Bu ilk damıtmadan elde edilen ham ürünlerin, satışa çıkarılmadan önce mutlaka arıtılma­sı ve işlenmesi gerekir. Ham petrolden da­mıtılan hafif benzinlerin kararlı hale geti­rilmesi, yani bileşimindeki bütan ve pıo-panın giderilmesi, daha sonra da aşındırıcı ve kötü kokulu kükürtlü bileşikleri yok eden bir katalizör veya ayıraç yardımıyle temizlenmesi gerekir.
Ağır benzinler, patlamalı motorlarda kulla­nılmak üzere reforming işleminden geçiril­melidir. Bu işlem, 500° C’ta ve 35 kg/sm2′lik bir basınç altında, bir platin katalizör eşliğinde yapıiır; hidrojen açığa çıkan ti­pik bir tepkime sırasında, düşük kaliteli naftenler aromatik hidrokarbonlara dönü­şür. Bu tepkimeye, diğer tepkimeler, özel­likle kükürt giderme tepkimeleri eşlik eder ve sıkıştırma oranı yüksek motorlarda kul­lanılan, oktan indisi yüksek süperyakıt el­de edilir.
Uçak benzinleri, gaz halindeki hidrokar­bonlardan sentez yoluyle elde edilir. «Alkilasyon» adı verilen bu işlemde, katali­zör olarak sülfürik asit veya hidroflüorik asit kullanılır ve sadece, çok büyük bazı rafinerilerde uygulanır. Yakıtların kalitesi,en son kurşun tetraetil ve diğer bazı katıl­ma ürünleri ilâve ederek arttırılır.
Gazyağı, ham petrolün damıtılmasıyle elde edilen ürünler içinde, uzun süre, en çok kul­lanılanı oldu; elektrikle aydınlanmanın ge­nelleşmesinden önce fitilli lambalarda yakıt olarak kullanılıyor ve petrolden elde edildiği için bu lambalara kısaca «petrol lambası» de­niyordu. Gazyağı, lambalardan başka soba yakıtı olarak da çok kullanılır. Çabuk tu­tuşmasına yol açan benzinin gazyağına ka­rışmasını bir dereceye kadar önlemek için, gazyağının parlama noktası 40° C’ı geçme­melidir. İşlenmemiş gazyağlarında, gazyağını isli yapan aromatik hidrokarbonlar bu­lunur ve bunların, sülfürik asitli, kükürt dioksitîi özel rafinaj işlemlerinden veya diğer aromatik hidrokarbonları giderme iş­leminden geçirilmesi gerekir. Gazyağının günümüzdeki en önemli uygulama alanların­dan biri de, reaktör yakıtı veya tepkili uçaklarda özel yakıt olarak kullanılmasıdır. Hızlı Dizel motorlarının yakıtı olan gazoil, katalitik hidrojenleme işlemiyle kükürtten temizlenmelidir. Ham petrolde benzinden daha fazla kükürt varsa, 500° C’ta, ko­balt – molibden’li bir katalizör eşliğinde cracking işleminden geçirilebilir; böylece elde edilen benzin yüksek kalitelidir. Crac­king ve damıtma işlemlerinin ağır artıkları, sanayide ve evlerde ısıtma için kullanılan “fuel-oilleri veya ağır mazotları meydana getirir.
Ağır ürünler (yağlar, parafinler ve bitüm­ler), ilk ayrımsal damıtma artığının vakum altında damıtılmasıyle ve bu artığın vakum altında asfalt giderme işleminden geçiril­mesiyle elde edilir.
Bileşimlerindeki kararsız ve aromatik bile­şiklerin çıkarılması için bu maddelerin bir eritici (fenol veya fürfürol) yardımıyle işlen­mesi, sonra da döner tamburlar üzerinde, —20°C’ta filtre edilerek parafin giderme iş­leminden geçirilmesi gerekir. Parafin’in ve parafindeki petrol mumlarının ayrılması, propan veya keton gibi bir eriticiyle kolay-laştırılır; ayırma işleminden sonra, 200°C’ta, soğurucu killer yardımıyle yağın rengi açılır. Bazı rafinerilerde, yağlama yağlarının elde edilmesi veya renginin açılması yerine, ka­talitik hidrojenleme işlemi uygulanır. Çatı ve yol kaplamalarında kullanılan bitüm’ler, eritici vazifesi gören propanla çökeltiîen değişik miktardaki asfaltın katılmasından sonra, vakum altında yapılan damıtmanın artığı olarak elde edilir. Bazı rafineriler­de, ağır ürünlerin ayrılması, kauçuk, mü­rekkep ve elektrot üretiminde kullanılan petrol koku’na. kadar sürdürülür.
• işlenmiş ürünlerin dağıtımı. Rafineriler­den çıkar perol ürünleri, sadece diğer sa­nayi kollarını beslemekle (gaz, fuel-oil, ter­mik santrallar da, demir-çelik sanayiinde ve şebekelerde kullanılan diğer yakıtlar, kim­yasal maddelerin üretiminde hammadde olarak kullanılan gaz ve benzin) kalmaz, ülkedeki sınaî ve özel kuruluşların ihtiya­cını da karşılar. «Dağıtım» adı altında top­lanan stoklama, kalite kontrolü, satış ve alıcıya teslim işlemleri, evlerde büyük öl­çüde kullanılan bütan, çeşitli benzinler, ya­kıtlar fuel-oil, motor yağları gibi ürünler ağır bastığı için, çok güçlü bir ticarî ve teknik teşkilâtlanma gerektirir. Dağıtım şekli, rafinerilerin bulunduğu yere de bağ­lıdır. Başlangıçta, rafinerilerin üretim yer­lerinde kurulması (Pensylvania, Kafkasya, Romanya, İran) ve işlenmiş ürünlerin denizyoluyle kıyılardaki depolara nakledil­mesi daha ucuza mal oluyordu. Fransa, büyük limanlarında (Dunkerque, Le Havre, Rouen, Bordeaux, Sete ve Berre gölü) petrol rafinerisi kuran ülkelerin ilkidir. Pipe-line tekniğinde ki ilerlemeler, bu çeşit petrol nakliyatı ile denizyollanyle yapılan nakliyat arasında rekabete yol açtı ve bu­nun sonucu, büyük tüketim merkezlerinde rafineriler kurulmağa taşlandı; nitekim, kı­ta Avrupa’sının petrol ihtiyacı, AVilhelms-haven, Rotterdam, Lavera ve Genes’den ge­len pipeline’larla beslenen, Renanie, Alsace, Bavyera ve İsviçre’deki yeni rafineri­lerle karşılanmaktadır.
Rafinerilerden çıkan ürünlerin kamyon veya vagonlarla nakledilmesi ve bu ürünlerden bazılarının nakledilebilir hale getirilmesi için, biçok ara stoklama deposu kullanılır; nitekim propan ve bütan büyük alıcılara konteynerlerle, küçük tüketicilere ise tüp­lerle teslim edilir; yağlama yağları fıçılarda veya bidonlarda, bitümler fıçılarda veya çantalarda, parafinler karton kutularda, özel benzinler bidonlarda veya bazen cerikan’larda satılır. Buna karşılık fuel-oil gibi yakıtlar alıcıya tankerlerle teslim edilir; benzin ve mazotun büyük bir kısmı kara yollarındaki servis istasyonlarında satılır; uçak yakıtları ve reaktör yakıtları havaalan­larındaki depolara teslim edilir, buradan da tankerlerle uçaklara doldurulur; bazı büyük havaalanları, ucunda bir dağıtım ağzı bulunan yeraltı şebekeleriyle donatılmıştır. Gemilerin mazot yakıt ikmali, limanlarda fuel-oil ve mazot depolarından yapılır. Kı­yılardaki depolar tankerlerle, diğer depo­lar da kamyonlarla, demiryolu veya pipe-line’larla rafineriler tarafından beslenir.
• Petrolle ilgili sanayiler. Petrol sanayii, bir kısmı petrol şirketleri tarafından denet­lenen, deniz ve nehir donanımı, pipe-line’la nakliyat, tabiî gaz sanayii, petrokimya* gi­bi çeşitli yan kuruluşlarla tamamlanır.

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petrol sanayii hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Halikarnassos

Tarih 08 Mayıs 2009

Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.

Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.

M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.

Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.

Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.

Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.

Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.

Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.

Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.

1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.

Edebi Hayatı

1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAY GONİ (Antonio)

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAUD (Alphonse)

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü.
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAS, PENATES

Tarih 08 Mayıs 2009

PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m)

PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri.

— ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENARROYA-PUEBLONUEVO

Tarih 08 Mayıs 2009

PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENANG

Tarih 08 Mayıs 2009

PENANG, esk. Prince of Wales, Malezya’da (Petıang eyaleti) ads, Malakka boğazında; Malezya yarımadasından ve Penang eyaletinin karadaki kısmından Penang boğazı ile ayrılır; 227 km2; 262 700 nüf. Yükseltisi 900 m’yi bulan ve kauçuk ağacı çiftlikleri kurulmuş ormanlarla kaplı olan yüksek tepeler, adanın en canlı kısmı olan kıyı ovalarına hâkimdir; pirinç ve hindistancevizi tarımı, balıkçılık. Karabiber, karanfil ve hindistancevizi başlıca ticaret ürünleridir. Başlıca şehri, George Town. (L)

PENANG, Malezya’da eyalet, Malakka boğazı kıyısında; iki kısımdan meydana gelir. Penang adası ve ona bağlı küçük adalar; kuzeyde, doğuda ve güneyde Kedah eyaletiyle sınırlı olan kara parçası; 1036 km2; 642 200 nüf. Merkezi, George Town. Tepelerdeki büyük tarım işletmelerinde kauçuk üretimi, kıyı ovalarında pirinç ve hindistancevizi yetiştiriciliği başlıca tarım faaliyetidir. Sanayi Butterworth’da ve özellikle George Town’da toplanmıştır.

— Tar. 1786′da Kedah sultanının izniyle İngilizler tarafından işgal edilen Penang, 1800′de bir ingiliz himaye bölgesi haline getirildi; 1826′da Straits Settiements’e girdi. Straits Settlements’ın dağılmasından (1946) sonra Penang Malezya federasyonuna katıldı (1948). [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENANG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELSENEER (Paul)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELOUSE, PELOUZE

Tarih 08 Mayıs 2009

PELOUSE (Leon Germain), fransız ressamı (Pierrelaye, Seine-et-Oise 1838-ay.y. 1891). lle-de-France ve Normandiya manzaralarını canlandıran tablolarıyle tanınır {Orman içi, Louvre). [L]

PELOUZE (Theophile Jules), fransız kimyacısı ve fizikçisi (Valognes 1807-Paris 1867). 1836′da Almanya’ya gitti. Orada Liebig ile çalıştı. Daha sonra College de France’ta Thenard’m yerini aldı. Petrollerin bileşimini inceledi. Bütün organik asitlerin sentezini sağlayan genel bir tepkimeye dayanarak hidrosiyanik asitten formik asit elde etti. 1834′te nitrilleri buldu ve 1836′da gliserinin bir alkol olduğunu ispatladı. 1839′da, Geliş ile birlikte bütirik asit mayalanmasını keşfetti. Fremy ile birlikte Traite de Chimie Analytique (Analitik Kimya İncelemesi) [1847-1850] adlı bir eser yayımladı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOUSE, PELOUZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM

Tarih 08 Mayıs 2009

PELOR i. İskorpitgillerden kemikli balık; Hint okyanusunda bulunur. (L)

PELORİ i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorie). Bot. Normal yapısı birbakışımlı olan bir çiçek tacının aktinomorf olması. (Yüksükotu, nevruzotu gibi bitkilerde peloriye rastlanır.) [L]

PELORİA çoğl. i. (yun. k.). Esk. Yun. Zeus Pelorios (dev Zeus) onuruna yapılan Tesalya şenlikleri. (Şölen sırasında efendilerle köleler arasında fark gözetilmezdi.) [L]

PELORİTANİ, italya’da kütle. Sicilya’da, adanın kuzeybatısında, Akdeniz kıyısındaki Calava burnu ile Taormina yakınındaki Sant’Andrea burnu arasında. Billûrlu kayalardan meydana gelen ve kenar kısımları ikinci zaman kalkerleriyle örtülü olan kütle çok vahşî görünüşlüdür; geniş ve düz vadiler üzerinde yüzey şekilleri ansızın yükselir; yamaçlar hemen tamamıyle çıplaktır. (L)

PELORİZM i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorisme). Çiçekleri birbakışımlı olan bazı bitkilerde aktinomorf çiçeklerin belirmesi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELOPS

Tarih 08 Mayıs 2009

PELOPS. Yun. mit. Peloponnesos’a adını veren kahraman, Frigya kralı Tantalos’un oğlu. Babası onu parçalara bölerek bir ziyafette tanrılara sundu. Zeus Pelops’u diriltti ve Demeter’in yediği omuzunun yerine fudisinden bir omuz verdi; Pelbps Elis’ten Pisa’ya gitti. Burada, kral Oinomaos, kızı Hippodamea ile evlenmek isteyenleri araba yarışına çağırıyor ve yenerek öldürüyordu. Pelops, Poseidondan aldığı bir kanatlı at veya Oinomaos’un arabacısının yardımıyle yarışı kazandı, Hippodameia’nm babasını öldürerek onunla evlendi ve kral oldu. Manisa (Sipylos) dağının bir çukurunda Pelops’un tahtı, Elis Olympia’sındaki Altis adlı kutsal koruda da mezarının bulunduğu söyleniyordu. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİOT (Paul)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİOT (Paul), fransız sinoloğu (Paris 1878-ay.y. 1945). Hanoi’de, Uzakdoğu Fransız okulunda cince profesörlüğü yaptı (1901), Orta Asya’da arkeolojik keşiflerle görevlendirildi (1906-1909); VI. ve XI. yy.-dan kalma cince, tibetçe, türkçe, sogdca ve ibranice metinler buldu. College de France’ta profesör (1911) ve Societe Asiatique başkanı (1936) oldu. Başlıca eserleri: Les Grottes de Tuenhuang (Tuenhuang Mağaraları) [1920-1924], Jades Archaiques de la Chine (Çin’de Eski Yeşim Taşları) [1925], La Mission Pelliot en Asie Centrale (Orta Asya’da Pelliot Misyonu) [1924], Les Mongols et la Papaute (Moğollar ve Papalık) [1922-1923]. (L)

Soğdca:
Soğdca Orta Asya’da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil.

9′ncu yüzyıla kadar ipek yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuştur. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişlerdir.

Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistanın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil vardır. Afganistan ve Tacikistan’ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşamaktadır. Ancak 10.yy.’dan itibaren Anadolu’ya Türk ve Moğollar’ın önünden gelerek yerleşen Soğd kabilelerinden bazıları dillerini kısmen sürdürmektedirler. Kars, Ankara(Haymana), Adapazarı(Akyazı) Soğdca’nın yaşadığı bilinen son varislerinin yerleşim yerleridir.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİOT (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİ dağı veya PİLLİ dağı, Van gölü gündeyinde Güneydoğu Toroslar’ın yüksek bir doruğu; yüksl. 3 060 m. (M)

PELLİONELLA i. Kurtçuk iken kürkleri ve postları kemiren güve. (ilmî adı Vinea pel-lionella. Güvegillerden.) [L]

PELLİONİA i. Guzelyapraklı sürüngen ot. (Isırgangillerden.)
— ANSiKL. Pellionia’mn çiçekleri iki evcikli, yaprakları kısa bir sapın ucunda çifttir. Asya’nın tropikal bölgelerinde yirmi beş kadar türü yetişir. Çinhindi’nde yetişen iki türü limonluklarda sarmaşık gibi yetiştirilir. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİCO (Silvio)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİCO (Silvio), italyan yazarı (Saluzzo 1789-Torino 1854). Oldukça sıkı bir din eğitimi gördü, fakat Lyon’da kaldığı sırada akılcı ve liberal fikirlere yöneldi. Milano’ya dönünce Monti ve Foscolo ile ilişki kurdu. Birkaç başarısız trajedi yazdı. Yurtseverlik duygularını işleyen Francesca da Rimini (1815) adlı eseriyle ün kazandı.
Zengin bir ailenin yanında eğitmen oldu. Madam de Stael, Schlegel, Thorvaldsen ve Francesca da Rimini’yi İngilizceye çeviren Byron ile tanıştı. Milano’da çıkan İl Conciliatore gazetesinde romantizm üstüne birkaç makale yazdı. Carbonaro olabilmek için hangi şartları yerine getirmek gerektiğini soran bir mektubu postaya vermek ihtiyatsızlığında bulundu. Bu yüzden tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı (1820). 1822′de cezası on beş yıl ağır hapse çevrildi. Bu cezayı Spielberg’teki Brno hapishanesinde çekti. 1830′da aftan yararlandı, Torino’ya yerleşti. Le Mie PrigionVyi (Hapisteki Hayatım) [1832] yayımladı. Hapiste çektiği acıları dile getiren eserde, gençliğindeki hıristiyan inançlarına döndüğünü açıklar. O zamandan sonra liberal hareketler ve yurtseverlik hareketlerine karışmadı. Hayatının son yıllarında, Torino’da marki Barolo’nun yanında kütüphane memuru olarak çalıştı. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCO (Silvio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİCAN, PELLİCİER

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİCAN. Bk. KURSCNER (Conrad). PELLİCER (Carlos), meksikalı şair (Mexico 1899). özellikle Villa Hermosa’da Venta parkını kurarak önemli müze faaliyetlerinde bulundu. Gerçeküstücülüğün etkisiyle tropikal dünyaya, kolomböncesi efsanelere yöneldi (Colores en el Mar y Otros Poemas [Denizin üstündeki Renkler ve Başka Hikâyeler], 1921; Practica de Vuelo [Uçmağa Çalışmak], 1956; Con Palabras y Fuego [Kelimeler ve Ateşler], 1963). [L]

PELLİCİER veya PELLİSSİER (Guillau-me), fransız rahip ve diplomatı (Manguio 1490′a doğr. Montferrand, Montpellier 1568). Maguelonne piskoposu (1529) idi. François I tarafından önemli görüşmeleri yürütmekle görevlendirildi: Cambrai antlaşması (1529), geleceğin Henri H’sinin Catherine de M6dicis ile evlendirilmesi (1533). Venedik’te elçilik yaptı (1540-1542). Sonra piskoposluğuna döndü. Geniş kültürü, liberalizmi, dünya hayatına bağlılığı, Rabelais’yi koruması, Protestanlara karşı hoşgörülü davranmasıyla örnek bir hümanist din adamıydı

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCAN, PELLİCİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİA, PELLİBRANCHİATA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİA i. Ağaçların üzerinde çok görülen yapraklı ciğeryosunu. (L)

PELLİBRANCHİATA çoğl. i. Arttansolun gaçlı yumuşakçalar grubu; elysia’lar gibi sahici solungacı ve sırt kabarcığı bulunmayan, solunumunu bütün vücut yüzeyini saran kirpiklerle yapan yumuşakçaları kapsar. (Bu küçük grup böylece hem tectibranchiata, hem de nudibranchiata grubundan ayrılır.) [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİA, PELLİBRANCHİATA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEW (Edward)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEW (Edward), birinci Exmoueth kontu, ingiliz amirali (Dover 1757-Teign-mouth, Devonshire 1833). önce Amerika savaşında, sonra Devrim ve İmparatorluk Fransa’sı ile yapılan savaşlarda yararlık gösterdi. 1816′da Cezayir’e yapılan bir seferi başarıyle yönetti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEW (Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLETİER

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLETİER (Bertrand), fransız kimyacı ve eczacısı (Bayonne 1761 – Paris 1797). 1795′-te £cole Polytechnique’te profesör oldu. Fosfor, metal fosfürleri, sabun yapımı v.b. konularda araştırmalar yaptı. (L)
PELLETİER (Pierre Joseph), fransız eczacısı (Paris 1788 – Clichy-la-Garenne, Seine 1842). Bertrand Pelletier’nin oğlu. Paris Yüksek Eczacılık okulunda tabiat tarihi profesörü (1825). önce reçineleri inceledi, 1817′de ipeka kökünden daha sonra «emetin» adiyle tanınan kusturucu maddeyi elde etti. Kolesterol üstündeki çalışmaları, Caventon ile verimli bir işbirîiğin başlangıcı oldu. Onunla birlikte striknin’i (1818), brusin’i (1819), veratrin’i, sevadik asiti ve kinin’i (1820) keşfetti. «Modern tedavinin en büyük keşfi» diye adlandırılan bü son keşfin ardından kinin sülfat’ın yapım usulünü buldu. 1832′de, J. Pelletier afyondan narsein ve tebain elde etti. (L)

PELLETİER (Wilfred), kanadalı orkestra yöneticisi (Montreal 1896). 1914′te Quebec eyaleti Avrupa ödülünü kazanarak Paris’e gitti. Burada İsidore Philipp, Marcel Ro-usseau, Charles Marie Widor ve Camille Bellaigue’den müzik dersi aldı. 1917′de Ne w York Metropolitan operasında yardımcı orkestra yöneticisi, 1932′de de yönetici oldu. özellikle fransız ve italyan eserleri üstünde uzmanlaştı. Ayrıca Metropolitan operasının Montreal, Chicago ve San Fran-cisco’da verdiği açıkhava konserlerini yönetti. (M)

PELLETİER – VOLMeRANGES (Benoit), fransız oyun yazarı (Orleans 1756-Paris 1824). önce aktörlük yaptı, sonra oyunlar yazdı: Le Devoir et la Nature (ödev ve Tabiat) [1797, dram]; Le Mariage du Capucin (Kapüsen’in Evlenmesi) [1798, komedi]; Clemence et JValdemar (1801, dram); Les Freres â l’Epreuve (Kardeşler Sınavda) [1806, komedi]; La Comtesse de Narbonne ou le Fils Vengeur (Narbonne Kontesi veya öç Alan Oğul) [1816, melodram]. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLETAN

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L)

PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLERİN,

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLERİN (Jean), fransız şairi (Pontc-harra, İşere 1895 – Le Châtetard 1921). Lirizmle alayı ustaca kaynaştıran şiirlerinin çoğu ölümünden sonra, Le Bouquet tnutile (Gereksiz Demet) [1933] adiyle yayımlandı. Fantezisi okulun başlıca temsilcilerindendir.

PELLERİN (Jean – Victor), fransız yazarı (Paris 1889). Yazdığı birçok tiyatro eseri Gaston Baty tarafından sahneye kondu: T ete de Rechange (Yedek Kafa) [1926]; Cris des Coeurs (Gönül Çığlıkları) [1928]; Terrain Vague (Boş Arsa) [1931]. Ayrıca şiir kitapları yayımladı: Ailleurs (Başka Bir Yerde) [1959]; Miel et Fiel (Bal ve Zehir) [1962]; Pour et Contre (Lehte ve Aleyhte) [1967]. (L)

PELLERİN (Joseph), fransız nümismatı (Marly-le-Roi 1684 – Paris 1782). Sikkeler üstünde incelemeler yaptı ve 32 500 ender parça topladı. Koleksiyonunu Louis XVI’-ya sattı. Recueil des Medailles des Rois, Peuples et V ille s (Kral, Halk ve Şehir Madalyaları Koleksiyonu) [1762-1778] adiı bir eser yazdı. (l)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLERİN, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNO

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNO (MONTE), italya’da doruk, Sicilya’da, kuzeyde Palermo ovasına ve Palermc şehrine hâkimdir; yükseklik 606 m. (L)

PELLEGRİNO de’ Pellegrini. Bk. TİBALDl (Pellegrino ve Domenico).

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Domenico), italyan müzik-çisi (XVII. yy.). Gitar virtüözüydü; bu çalgı için bir müzik kitabı yayımladı (1650); ses ve çalgı için parçalar besteledi. (M)

PELLEGRİNİ (Domenico), italyan ressamı (Galilere Veneta 1759 – Roma 1840). Venedik akademisinde L. Gallina’nın öğrencisiydi. Portrede A. Longhi’nin yolunda yürüdü. A. Canova tarafından himaye edilen Pellegrini, Roma’da D. Corri’nin yanında bilgini arttırdı. Birçok yolculuk yaptı: Paris’e, Londra’ya (1792-1803) gitti. Londra’da Fr. Bartolozzi tarafından himaye edildi ve ingiliz portre ressamlarının üslûbunda birçok portre yaptı. Daha sonra Lizbon, Venedik, Napoli ve 1820′den sonra da Roma’ya gitti. (M)

PELLEGRİNİ (Ferdinando), italyan müzikçisi (Napoli 1715′e doğr. – XVIII. yy. sonları). Klavsenciydi. 1750-1760 Arasında Paris ve Londra’da konserler verdi. Klavsen için, 1754-1768 arasında yayımlanan, birçok parça besteledi. (M)

PELLEGRİNİ (Giovanni Antonio), italyan ressamı (Venedik 1675 – ay.y. 1741). Venedik, Paris, Londra. Dresden ve Viyana’da yaşadı. Londra’da (1708-1712) Akademi Yönetim kuruluna katıldı. Dresden’de seçici prensin hizmetinde bulundu. Alegorik resim ve portreler (Augsburg müzesi) yaptı; öbür eserleri: Hamlet’in Annesi (Cenova); Hebe (Roma, San Luca akademisi). [L]

PELLEGRİNİ (Vincenzc), italyan müzikçisi (Pesaro XVI. yy.ın ikinci yarısı – Milano 1636). Milano katedralinde kapella yöneticiliği yaptı (1611-1631). Selefi Giulio Cesare Gabussi’nin bestelerini derledi, daha sonra buna kendi besteleri ile bazı mi-lanolu müzikçilerin eserlerini ekleyerek 4 kitap halinde yayımladı: Pontificalia Amb-rosianae Ecclesiae ad Vesperas. Ayrıca org için on üç şarkı fatte alla francese (1599), dinî eserler: 4 ve 5 sesli sekiz missa (1603), on Magnificat (1613), motetler ve Litaniae Ambrosianae et Romanae adı altında kilise duaları besteledi. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLİZZİ (Camillo)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLİZZİ (Camillo), italyan edebiyatçısı sosyologu (doğ. Collegno 1896). Londra üniversitesinde 1920-1939 arasında ital-ır.ca profesörüydü, 1939-1943 arasında da Messina ve Floransa üniversitelerinde genel terlet doktrini (bu öğretiye sonradan faşizm gretisî adı verildi) dersleri verdi. 1948′de Frransa Üniversitesi Sosyoloji kürsüsüne çeçti. Ayrıca italyan ve ingiliz edebiyatiyle uğraştı. Başlıca eserleri: Le Lettere 1ta-iume del Nostro Secolo (Çağdaş İtalyan E-ftci /atı) [1929]; İl Teatro İnglese (İngiliz ratrosu) [1933]; Una Rivoluzione Manca-Başansız bir Devrim) [1948]; Simbolo e etâ (Sembol ve Toplum) [1950]; La De-crazia e la Politica di Massa (Demokra-re Kitle Siyaseti) [1952]; Discussion sans _ •; landage (Pazarlıksız Tartışma) [1956]; ::al;an Sociology in Our Century (Çağdaş riyam Sosyolojisi ,[1957]. (M)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİZZİ (Camillo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ (Carlos),

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Carlos), arjantinli siyaset adamı (Buenos Aires 1848 – ay.y. 1906). Bir italyan göçmeninin oğlu. Savaş bakanı (1880-1885). senatör (1881), başkan yardımcısı (1886), sonra cumhurbaşkanı oldu.(1890-1892). Maliyeyi sağlamlaştırdı ve Millî bankayı kurdu (1891).

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlos), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRİNİ (Carlo)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRİNİ (Carlo), ingiliz karikatürcüsü (Capua, İtalya 1839 – Londra 1889). Babasının Capua’da toprakları vardı, annesi Medici’lerdendi. Babasından kalan serveti tükettikten senra Garibaldi’nin ordusuna katıldı. Volturno ve Capua’da savaştı. 1864′te İngiltere’ye gitti ve karikatürcülüğe başladı. 1863 Ocağından ölümüne kadar, başta Disraeli’nin olmak üzere, yüzlerce kişinin karikatürünü Vanity Fair’ât «Singe» (daha sonra «Ape») imzasıyla yayımladı.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLEGRA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLEGRA i. (lat. pellis, deri ve yun. agra, yakalama > fr. pellagre’dan). Tıp. Derinin açık kısımlarında eritemli döküntüler, sinir ve mide  bağırsak bozukluklarıyle kendini belli eden ve vitaminsizlikten ileri gelen genel hastalık.

— ANSiK. Pellegra özellikle ilkbaharda ortaya çıkar. Yüzde, boyunda ve ellerde kaşıntılı eritemler görülür; eritemli plakalar su keseleriyle kaplanır, sonra kurur; deri pullanıp dökülür. Deri olaylarıyle beraber sindirim bozuklukları (kırmızı dil, aftlı stama-tit, gastrit belirtileri, ishal) ve akıl bozuklukları ortaya çıkar. Hastalık çok zaman müzmin bir gelişme ile ilkbaharda ve yazın artışlar gösterir (güneşle temasın rolü). Tek belirtili şekillerine çok rastlanır. Pellegra PP vitamini veya nikotinik amit yokluğuna bağlı bir hastalıktır; hayvansal protein azlığından ileri gelir. PP vitamini ile tedavi çok etkili sonuçlar verir. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLE (Maurice Cesar Joseph)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLE (Maurice Cesar Joseph), fransız generali (Douai 1863-Toulon 1924). Ecoie Polytechnique’in topçu bölümünü bitirdi. Berlin’de askerî ataşelik yaptı (1911). İdarî işler âmiri (1914) ve Joffre’un yanında yardımcı general (1915) oldu. 1917′de 15. kolorduya komuta etti. 1918 Martındaki alman saldırısında düşmana Oise yolunu kapayarak yararlık gösterdi. Savaştan sonra, Çekoslovakya’ya gönderilen fransız askerî kuruluna başkanlık etti (1919) ve İstanbul’da Fransa Yüksek komiserliği yaptı (1920). 23 Nisan 1923′te başlayan Lozan konferansının ikinci devresine fransız delegesi olarak katıldı. (L)

Pelleas et Melisande, beş perde ve on üç tabloluk müzikli dram. Librettosu Maeter-linck’in bir eserinden alınan bu dramı Debussy besteledi. İlk defa Messager yönetiminde Mary Garden, Jean Perier, H. Duf-rane ve F. Vieuille’ün katılmasıyle Opera Comiqu,e’te temsil edildi. Orta yaşlı senyör Golaud, zarif Melisande ile evlenir. Üvey kardeşi Pelleas genç kadına âşık olur. Kuşkulanan Golaud, kıskançlıktan Pelleas’ı öldürürken Melisande’m da ölümüne sebep olur. Olayın üstü kapalı bir biçimde gelişmesi, karşılıklı recitativo biçimindeki dramatik şarkının sürekli olarak duyulması, tek ve toplu söylenen şarkı bulunmayışı, senfonik unsurun silinmesi, orkestrada leitmotiv’in ve beş tonlu gamın kullanılması bu müzikli eserin başlıca özellikleridir. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLE (Maurice Cesar Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELLAN (Alfred)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELLAN (Alfred), kanadalı ressam (Quebec 1905). önceleri gerçekçiydi sonra gitgide kübizme ve gerçeküstücülüğe yöneldi. Montreal’e yerleşti, tiyatro dekorları ve döşemecilik maketleri yaptı. Parçalı şekillerin ve parlak renklerin bir fışkırması olatak nitelenen eserleri Quebec Eyalet müzesi, Ottavva Millî galerisi ve Paris Art Moderne müzesi koleksiyonlarında yer alır. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLAN (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELL A, PELLA, PELLAEA

Tarih 08 Mayıs 2009

PELL A i. (isp. k.). Metalürji Yapısında, ağırlığının üçte ikisi kadar civa bulunan gümüş malgaması. (L)

PELLA. Esk. coğ. Filistin’de (Peraia) şehir, M.ö. IV. yy.a doğru Petra yakınında kuruldu. Kudüslü hıristiyanlar M.ö. 70 kuşatmasından kısa süre önce buraya sığındılar. (L)

PELLA. Esk. coğ. Makedonya’da şehir, Emathia’da, M.ö. yaklaşık olarak 400′-den 168′e kadar Makedonya krallığının başkentiydi; senra bir roma kolonisi haline geldi. Birkaç yıkıntı. (L)

PELLA, Yunanistan’da il, Makedonya’da; 133 100 nüf. Merkezi Edessa. (L)

PELLAEA i. Orta ve Güney Amerika’da kuıak bölgelerde yetişen eğreltiotu. Birçok türü (Pellaea falcata, P. viridis, P. rotun-difolia) süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir. (Eğreltiotugillerden.) [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL A, PELLA, PELLAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELL (John)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü.

Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELİT

Tarih 08 Mayıs 2009

PELİT i. (yun. pelos, kil’den fr. pelite). Çok küçük taneli (çapı birkaç mikron) kırıntılı tortul kaya. (Organik çamur veya balçıktan meydana gelene tutturulmamış pelit denir; ayrıca tutturulmuş pelit veya asıl pelit de vardır. Bazı pelitler glokonilidir.) [L]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELISSİER (Aimable Jean Jacques)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELISSİER (Aimable Jean Jacques), Malakoff dükü, Fransa mareşali (Maromme 1794 – Cezayir 1864). 1815′te Ren ordusunda ilk defa savaşa katıldıktan sonra Cezayir’de hizmet gördü. Birinci Kabiliye sefer t ne kumanda etti. Bu seferde 1852′de Laghouat’yı zaptetti. Kırım savaşında I. Kolordu kumandanıydı. Mayıs 1855′te Canrobert’in yerine Kırım’daki fransız ordusunun başına geçti ve Malakoff tabyasını ele geçirmek başarısını gösterdi. Bu başarı, mareşalliğe yükselmesini ve dük unvanını almasını sağladı. 1858′de Londra büyükelçisi oldu. 1860′-ta Cezayir valiliğine tayin edildi, ölünceye kadar bu görevde kaldı. —Kardeşi PHiLiPPE (Vouges, Cöte-d’Or 1812-Paris 1887). 1861′de general oldu ve Paris kuşatmasında kuzey bölge topçusuna kumanda etti. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELISSİER (Aimable Jean Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELİNDABA, PELİON

Tarih 08 Mayıs 2009

PELİNDABA, Güney Afrika’da (Transvaal) yer, Pretoria yakınında, 1965′te hizmete giren nükleer reaktör. (L)

PELİON, yun. Peleion, yaygın şekliyle Pilio, Yunanistan’da kütle, Tesalya’nın güneydoğusunda, Volos körfeziyie Ege denizi arasında; 1 651 m. Doruklarından birinde Eskiçağda Zeus Akraios tapınağı vardı; altındaki mağara mitolojiye göre Kheiron’un inidir. Devler tanrılara karşı giriştikleri savaşta Olympos’a tırmanabilmek için Pelion’un üstüne Ossa’yı yerleştirdiler. Kentauroslar burada oturdu. Thetis ve Peleus burada evlendi ve Argonautlar buradan yola çıktılar. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİNDABA, PELİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELİKÜL, PELETİYERİN

Tarih 08 Mayıs 2009

PELETİYERİN i. (fr. pelletierine). Eczc. Tanret tarafından nar ağacının (Punica gra-natum) kök kabuğundan saf olarak elde edilen alkaloit.

— ANSİKL. Eczc. Peletiyerin sülfat, peletiyerin ve izopeletiyerin sülfatlarının karışımı.
anaları tarafından yarı sindirilmiş hazır besinlerle beslenir. (L)

PELİKÜL i. (fr. pellicule). Bk. FİLİM. PELİN i. Çok acı ve keskin kokulu otsu bitki; boş topraklarda, kumsallarda, kayalıklarda tabiî olarak yetişir; ayrıca bahçelerde ve saksılarda yetiştirilir, büyük pelin (Artemisia absinthum) ve küçük pelin (A. pontica) diye iki türü vardır. (Bileşikgillerden.) [M]

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİKÜL, PELETİYERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELETIER

Tarih 08 Mayıs 2009

PELETİER (Jacques), fransız bilgini ve yazarı (Le Mans 1517 – Paris 1582). Mans piskoposu, Rene du Bellay’in sekreteriydi. Sonra Bayeux kolejinin yöneticiliğine getirildi, tıp okudu, hekimlik yaptı, öldüğünde Mans kolejinin yöneticisiydi. Dialogue de l’OrtograpHe’ta (İmlâ Diyalogu) fransız imlâsını fonetik imlâ olarak yenileştirmeğe çalıştı. Art Poctigue d’Horace’ı (Horatius’-un Şiir Sanatı) [1545] manzum olarak Fransızcaya çevirdi. Bunu Art Poetiçue Français (Fransız Şiir Sanatı) [1555] adlı eseri takip etti. Kolay anlaşılır bir şairdi, fakat fazla incelik taraf lısıydı. Yayımladığı eserler: Les Oeuvres Poetiçues (Şiirler) [1547] ince bir tabiat duygusuyle ilgi çeker; VAmour des Amours (Sevgilerin Sevgisi) [1555] ve devamı olan UUranie (Petrarca tarzı şiirlerle bilimsel şiirlerin karışımı); La Savoie (1572); Les Louanges (övgüler) [1581] ve matematik kitapları. 1547′de dü Bellay ve Ronsard ile tanıştı. Ronsard, önce G. Des Autels’e ayırdığı yeri J. Peletier’ye vererek, onu Pl&ade topluluğuna aldı (1555). [L]

Jacques Peletier (French poet)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELETIER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELESENK

Tarih 08 Mayıs 2009

PELESENK i. (ar. belesân’dan). Dalbergia*nın Amerika’da yetişen çeşitli türlerinden elde edilen değerli kereste. (Bk. ANSiKL.) |] Türlü bitkilerden çıkarılan kokulu reçine.

— DEY. (Bir şeyi) Diline pelesenk etmek, o şeyi sık sık söylemek.

— ANSiKL. Pelesenk’leı genel olarak brezilya pelesengi ve Honduras pelesengi diye ikiye ayrılır. Birincisi, Dalbergia nigra, D. Cubilquitzensis, D. Spruceana gibi türlerden elde edilir. Değişik renklerde (kahverengi, mor veya esmer, hattâ vişne çürüğü), ağır, sert, kaplamacılıkta çok makbul sayılan, mobilya, fırça, bıçak sapı yapımında ve tornacılıkta kullanılan bir kerestedir. Mobilyacılıkta XVIII. yy.dan itibaren kullanılmağa başlandı ve XIX. yy.ın bronz işlemeli mobilyalarında moda haline geldi. Honduras pelesengi, diğer adiyle rosewood Honduras veya nagaed wood (A.B.D.) D. Stewensonii’ûtn elde edilir. Oldukça kaba, fakat işlenince güzelleşen bir kerestedir; mobilyacılıkta ve lavtacılıkta kullanılır; ama ihracatı öbürüne göre çok düşüktür. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELESENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELERİN DE MARİCOURT

Tarih 08 Mayıs 2009

PELERİN DE MARİCOURT (Pierre EE), fransız filozofu (XIII. yy.da Maricourt’da doğdu). Paris’te Roger Baccn’un hocasıydı. Mıknatıs konusunda önemli bir mektubu (Epistola de Magnete) vardır. Sigu de Fousancourt adında birine yazdığı ve ilk olarak 1558′de yayımlanan bu mektupta, magnetizmanın ve deneysel metodun temellerini atar. (L)

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN DE MARİCOURT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELERİN

Tarih 08 Mayıs 2009

PELERİN i. (fr. pelerine’ten). Omuzlardan aşağıya doğru inen, geniş, kolsuz ve çoğunlukla kapüşonlu bir çeşit giyecek, üstlük: Ama bana da İSİ ermin’in resmin-deki gibi kukuletalı bir pelerin giydireceksiniz (Kemal Tahir). Çarşaflarının etekleri dar, pelerinleri kısa, inik peçeleri inceydi (H. E. Adıvar).

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Ansiklopedi Başlıklar

Tarih 07 Mayıs 2009

İyibilen Ansiklopedisi iyi bilen yazarları tarafından çeşitli güvenilir kaynaklardan derlenerek hazırlanmaktadır. Özgür, bağımsız, ücretsiz, bir web ansiklopedisidir.  Sürekli büyümekte yeni bilgiler, resim, video ve haritalar eklenmektedir. Lütfen telif hakları ve genel ahlak kurallarına aykırı bir durum gördüğünüzde bizimle irtibata geçiniz.

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ansiklopedi Başlıklar hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELENG

Tarih 07 Mayıs 2009

PELENG i. (fars. k.). Esk. Kaplan. || Peleng âheng, kaplan gibi.

♦ Pelengâne zf. Esk. Kaplan gibi: Sığmamış sadr-ı pelengânene kalb-i şirin i Yetmemiş kudretine şöhret-i âlem-gırin (Tevfik Fikret).

♦ Pelengî sıf. Esk. Çizgili ve benekli (şey). (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEMİR

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEMİR i. Tarlalarda yetişen, sarı, beyaz, mavi veya mor çiçekli büyük bitki. (İlmî adı Cephalaria syriaca. Tarakotugillerden.)

— ANSiKL. Pelemir’ler bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir; dayanıklı bir bitki olduğundan, bahçenin, devamlı bakım istemeyen köşelerine dikilir. (E)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEMANS (Willem)

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEMANS (Willem), belçikalı besteci (Anvers 1901). Lirik eserler (Le Petit Soldat de Plomb [Küçük Kurşun Asker], 1945; Le Combat de la Vierge et du Diahle [Bakire İle Şeytan'ın Çatışması], 1949; De Mannen van Smeerop, 1963), bir bale, yedi senfoni, iki piyano konçertosu (1945, 1950), bir keman konçertosu (1945), bir oratoryo (1929), oda müziği, on altı piyano sonatı besteledi. (E)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMANS (Willem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEİA, PELEİAS, Pelekamon

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) şehir. Eski yazarların verdikleri bilgilere göre, M.ö. 452-451 ve M.ö. 428-427 yılları arasında Attike – Delos Deniz birliği listelerinde adı geçtiğinden, bu birliğe üye olduğu kabul edilir. Paton ve Myres, Bodrum (HalikarnaSsos) şehrinin kuzeybatısında Türkmen dağı üzerinde yer alan küçük bir Lelegler (Leleges) yerleşmesinin yakınındaki Pelen adını taşıyan yeri eski Peleia olarak kabul ederler. (M)

PELEİAS’LAR çoğl. i. (yun. k.). Dodone’de Zeus kehanet yerindeki rahibelere verilen ad. (L)

Pelekamon (Maltepe) savaşı, bizans imparatoru Andronikos III Palaiologos ile Orhan Beyin kuvvetleri arasında yapılan (mayıs 1329) savaş. Andronikos, Orhan Gazi tarafından kuşatılan İznik (Nikaia) şehrini kurtarmak için Pelekamon’a gelerek, Orhan Bey’in kardeşi Pazarlu Bey kumandasındaki türk kuvvetleriyle savaştı; fakat yenilerek İstanbul’a döndü. Bizans ordusu paniğe kapılarak bozuldu; birçok rum soylusu öldü. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEİA, PELEİAS, Pelekamon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELEE dağı

Tarih 07 Mayıs 2009

PELEE dağı, Martinik’te volkanik doruk, adanın kuzey ucunda; 1 397 m. Pelee dağı 1792′de ve 1851-1852 yılları arasında birkaç defa püskürdü, nisan 1902′de yeniden canlandı ve 8 mayısta toprak üzerinde yuvarlanarak giden «kızgın bir bulut» Saint Piere’i yıktı. Hemen hemen katı haldeki lavların birikmesiyle doruk üzerinde meydana gelen sivri çıkıntılı kubbede kısa süre sonra çöktü. 1929-1932 Arası tekrar patlayan yanardağ gene kızgın bulutlar çıkardı ve eski doruktan 100 m kadar yüksek bir kubbe meydana geldi. Saint-Vincent kükürt ocağı ile Orta Amerika’daki bazı yanardağlarda da aynı zamanda püskürmeler kaydedildi.

— Jeolojik. Pelee tipi yanardağ püskürmesi, hemen hemen katı halde bulunan ve hızla katılaşma özelliği gösteren lavın yer kabuğu içine sokulmasıyle nitelenen, lav yığınları ve şiddetli patlamalarla kızgın bulutlar oluşturan yanardağ püskürme tiplerinden biri. (Buharlar saydamsız ve koyu renklidir; volkan aygıtında kratersiz bir lav yığını vardır; bazen, Pelee dağında olduğu gibi, sivri bir lav doruğu da oluşur.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEE dağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELE

Tarih 07 Mayıs 2009

PELE i. (fars. k.). Esk. Terazi kefesi. || Merdiven basamağı. || Çark dişi. (M)

PELE (Edson AranteS do nasçimento,demir)

PELE A i. Güney afrika antilobu. (Keçi antilop veya kaya antilobu da denen Pelea capreolus [Boer'ler rehbok derler] dağ keçisine benzeyen bir antiloptur; kılları boz ve yün gibi yumuşak, kulakları iridir. Dağlık bölgelerde yaşar.) [L]

PELECANOIDES i. Siyah ve beyaz tüylü, tıknaz gövdeli küçük dalgıç kuşu; güney denizlerinde yaşar. (Pelecanoides’ler kanatlan zayıf olduğu için az uçar, fakat kolayca suya dalabilir. Fırtınakuşları takımının pelecanoididae familyasından.) [L]

PELECiNUS i. Zoolv Tropikal Amerika’da yaşayan çok uzun karınlı ichneumon. (Zarkanatlıların ichneumonidae familyasından.) [E]

PELECYPHORA i. Mamillaria’ya yakın kaktüs cinsi. (Meksika asıllı Pelecyphora aselliphormis limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.) [E]

PELECYPODA çoğl. i. BAŞSIZLAR, IKl-ÇENETLİLER veya YASSISOLUNGAÇLILAR da denen yumuşakçalar sınıfı. (E)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELCL (Frantişek Martin)

Tarih 07 Mayıs 2009

PELCL (Frantişek Martin), bohemyalı tarihçi ve filolog (Ruchnov 1734 – Prag 1801). 1792′de Prag üniversitesinde çek dili ve edebiyatı profesörüydü. XVIII. yy.ın en önemli bohemyalı tarihçiler indendir. Kurzgefasste Geschichte der Böhmen (özetlenmiş Bohemya Tarihi) [1774] adlı eseri, Pa-lacky’ye kadar bohemya tarihi üstüne en iyi eser olarak kaldı. Karel IV (1783-1784) ve Venceslav (1788-1790) üstüne monografiler de yayımladı. J. Dobrovsky ile birlikte Scriptores Rerum Bohemicarum (Bohemya Krallığı Yazarları) [1783-1784] adlı tarihî kaynaklarla ilgili eserin yayımlanmasında çalıştı. Ayrıca, 1457-1798 arasında çıkan çekçe kitapların bir katalogunu ve Dobrovsky ile birlikte Bohemya Dili GramerVm (1795) hazırladı. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELCL (Frantişek Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELAYO

Tarih 07 Mayıs 2009

PELAYO I (öl. Cangas 737), Asturia kralı. Asturia’ya sığınan Vizigotlar tarafından kral Seçildi, Covadonga’da Arapları yendi (718). Bu olay, «Reconquista»nın (yeniden fetih) başlangıcı sayılır. Birçok ispanyol yazarı, özellikle Lope de Vega (El Ultimo Goto [Sonuncu Got]) ve G. M. de Jovel-lanos, Pelayo’nun zaferi üstüne eserler verdiler. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELAT

Tarih 07 Mayıs 2009

PELAT dağı, Fransa’da Güney Alpleri’nde (Basses-Alpes idare bölgesi) doruk, Allos geçiti ile Cayolle geçiti arasında; 3 053 m. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELAVICINO veya PALLAVICINO

Tarih 07 Mayıs 2009

PELAVICINO veya PALLAVICINO

(Oberto, — markisi), italyan savaş adamı (Piacenza – öl. Gisalecchio, Pontremoli 1269). 1236′da Piacenza’dan sürgün edildi, Lunigiana’ya imparator naibi tayin edildi, kendine bağlı bir ordu meydana getirdi ve Cremona’da başhâkim (1250), sonra Del-la Torre ile birlikte Milano ortak senyörü (1260) oldu. Ele geçirdiği birçok şehri ölümünden önce kaybetti. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAVICINO veya PALLAVICINO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELASGİOTİS, PELASGOS

Tarih 07 Mayıs 2009

PELASGİOTİS. Esk. coğ. Tesalya’da bölge, Peneios vadisinin güneyinde. (M) PELASGOS. Yun. mit. PelaSgos’lara adını veren kahraman. Arkadia’lılara göre Zeus ile Niobe’nin, Argos’lulara göre de Triopas ile Soisis’in oğlu. (L)

PELASGOS’LAR yun. Pelasgoi. Esk. coğ. Eskiçağ insanlarına göre, Yunanistan’da ve komşu ülkelerde (Karia, Girit, Sicilya, Güney İtalya, Etruria) Yunanlıların gelmesinden önce yaşayan ilkel halk. Terim uzun süre Yunanlılardan önceki halkları ve Ho-meros’tan önceki Yunan medeniyetini belirtmek için kullanıldı. Aslında Pelasgos’-ların, özellikle Tesalya’nın bir kısmında yaşayan halk olduğu sanılır.

— Leng. Pelasgos dili. Bazı çağdaş dilbilimciler (Georgiev, van VVindekens, Carnoy) tarafından, Ege bölgesinde helen devrinden önce konuşulan bir dile verilen isim. Yunanca’ya alt tabaka dili görevi yapan bu dil, yer isimlerinde ve mitolojideki özel isimlerde birçok iz bıraktı. (Pelasgoi, ön-hint-avrupa dili olarak kabul edilir; bu dil ile kelt ve italik dillerden önce konuşulan diller arasında bağlantı kurulmağa çalışıldı, özellikle özel, isimlerin etmoloji yorumlarına baş vuran bu sistem çok tartışılmıştır.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELASGİOTİS, PELASGOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELARGONİK

Tarih 07 Mayıs 2009

PELARGONİK sıf. (fr. pelargonigue). Kim. Pelargonium roseum’un yapraklarında bulunan, CH3 (CH2)7C02H formülündeki bir yağ asidi için kullanılır. Eşanh NORMAL NONîLÎK, NONANOYİK.

— ANSiKL. Pelargonik asit, hint yağının damıtma ürünü olan undesilenik asidin sodyum hidroksitle eritilmesinden veya oleik asidin permanganatla yükseltgenmesinden elde edilir.

Pelargonik asit 254° C’ta kaynar; 12,5° C’ta ergir ve billûrlaşabilir. Etil esteri, iyi cins konyaklara koku vermekte kullanılan ve 227° C’ta kaynayan bir sıvıdır. (L)

PELASGİA. Eski coğrafya. Kıta Yunanistanı’nın, Peloponneso’un ve Midilli adasının ilk adı; bu bölgelerde Pelasgoslar yaşardı. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELARGONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKKANEN (Toivo)

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKKANEN (Toivo), fince yazan finlandiyalı yazar (Kotka 1902-Kopenhag 1957). Metalürji işçisiydi; 1927′de roman yazmağa başladı ve 1932′de yayımladığı sosyal bir romanla ün kazandı: Tehtaan Varjossa (Fabrika Gölgesinde). O zamandan bu yana yazdıkları arasında Chmisten Kevat (Baharda İnsanlar) [1935], bir işçi grevinin romanı o-lan Muşta Hurmio (Finlandiya’nın Kıyılarında) [1938] anılmağa değer. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKKANEN (Toivo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİT i. (pekitmek’teri). Heyk. Ayrı bir parçayı gerek sürekli olarak, gerek heykel yerine yerleştirilinceye kadar desteklemek İçin bir eserde bırakılan mermer veya taş çıkıntısı. (M)

PEKİTME i. (pekitmekten pekit-me). Sağlamlaştırma, kuvvetlendirme.

— Mim. Pekitme ayağı, payanda, destek, dayak.(M)

PEKİTMEK geçi. f. (esk. türk. bekitmekten). Sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, sertleştirmek. Esk. Tekit etmek. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME,

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİŞMEK geçz. f. (esk. türk. bekişmek’ten). Sert ve katı hale gelmek, sertleşmek, sağlamlaşmak. |j Sıkışmak, tıkanmak.

Pekiştirmek geçi. f. Katılaştırmak, sertleştirmek. j| Sağlamlaştırmak. Esk. Tahkim etmek. (M)

PEKİŞTİRME i. (pekiştirmek’ten pekiştirme). Sağlamlaştırma, sertleştirme. |J Sıkıştırma, tıkama.

— Bayınd. Bk. ANS1KL.

— Dil bil. Pekiştirme ünlüsü, pekiştirmeli kelimelerde anlamı kuvvetlendirmek için ortaya çıkan ünlü. (Güp-e-gündüz örneğindeki e ünlüsü gibi.)

— ANSıKL. Bayınd. Ağırlık barajlarım, zemine derinlemesine gömülmüş Ön gerilmeli gergilerle pekiştirme tekniği, ilk defa Che-urfas barajında Andre Coyne tarafından uygulandı. Bu gergiler, barajda ve temel kayasında açılmış bir delik içine yerleştirilen, çok dayanıklı paralel çelik tellerden meydana gelmiştir. Gergiler, önce kaya içine enjekte edilen bir şerbetin donmasıyle kayaya bağlanır, sonra barajın tepe tacına dayanan hidrolik krikolarla gerilir. Daha sonra, kablonun başı tutturulur ve kablonun geçtiği delik katılaşan bir şerbetle doldurularak blokaj gerçekleştirilir. Korsika’daki Tol-la barajı gibi, önce çok ince olarak yapılan bazı kemer barajlar, sonradan mansap tarafından inşa edilen kalın bir kemerle pekiştirilmiştir. (ML)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİNUA

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİNUA i. (Pekin’den fr. pekinois). Zootekn. Cüce epanyöller grubundan süs köpeği. (Menşei çok eskilere varan Pekinua Î860′ta Çin’den İngiltere’ye getirildi; şimdi pek çok ülkeye yayılmış durumdadır. Başı iri, kafatası yassı, burnu çok kısa, gözleri çıkık, kulakları sarkık ve saçaklıdır; değişik renkte pek çok çeşidi vardır; bunlar evlerde beslenen sevimli köpeklerdir.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİNUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEKİN Ördeği

Tarih 07 Mayıs 2009

PEKİN Ördeği, çin asıllı ördek ırkı. (Başta Amerika olmak üzere her tarafta yaygındır. Amerika’da hem çiftliklerde, hem de özel yetiştirme yerlerinde büyük ölçüde yetiştirilir. Pekin ördeği kükürt sarısı renginde, dik duruşlu, dayanıklı, iri bir ördektir; eti’ ve yumurtası için yetiştirilir.) [L]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİN Ördeği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEK

Tarih 07 Mayıs 2009

PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).

— ÇEŞ. DEY. Pek başlı, inatçı. || Pek canlı, dayanıklı. || Pek gözlü, cesur, atılgan. |j Pek söylemek, yüksek sesle konuşmak. Kırıcı ve sert bir şekilde konuşmak. j| Pek tut-

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEJMÜRDE,PEJUH

Tarih 07 Mayıs 2009

PEJMÜRDE sıf. (fars. k.). Eski püskü, yırtık: ikinci defasında pejmürde kılıklı bir a-damcağız yanlarında idi (A.H, Tanpınar). || Perişan, dağınık: Beni kötrüm ve boş muhitimde I M er ar e timle unut; çünkü leng ü pejmürde I Nazarlarım seni maziye çekmek ister (Tevfik Fikret). || Solmuş: Pejmürde çiçeklere hitabeler (H. Z. Uşaklı-gil).

— Esk. Pejmürde-hal, üstü başı perişan olan. || Pejmürde-kıyafet, kıyafeti pejmürde olan. j| Pejmürderuy, solgun yüzlü. (M)

PEJORATİF sıf. ve i. (fr. pejoratif). Kendi anlamından ayrı olarak kötü bir anlamı da olan (kelime): Velet, ukalâ v.b. gibi. E-şanl. YERMELİ. (M)

PEJUH i. (fars. pejühiden, sormak’tan pe-jüh). Esk. Araştırma.

Pejuhende sıf. Esk. Gizli şeyleri araştırmayı seven. (M)

PEJVİN sıf. (fars. pejvîn). Esk. Çirkin. II Kirli, pis. (M)

PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar).

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEJMÜRDE,PEJUH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Peixoto

Tarih 07 Mayıs 2009

Peixoto, Brezilya’da (Minas Gerais) yer, Rio Grande kıyısında. 110 km uzunlukta bir alanı kaplayan ve 4 milyon metre küp-lük bir hazne meydana getiren önemli baraj. Hidroelektrik santral. (L)

PEİXOTO (Floriano), brezilyalı mareşal ve devlet başkanı (Maceio, Alagoas 1842— Rio de Janeiro 1895). 1889′da, Pedro II’-yi ülkeden uzaklaştıran devrim sırasında generaldi, sonra harbiye nazırı, Kurucu mecliste milletvekili ve cumhurbaşkanı yardımcısı oldu (1891). Fonseca’nın başarısız hükümet darbesi üzerine cumhurbaşkanı seçildi (1891), Î894′e kadar süren bu görev döneminde Sık sık patlak veren ayaklanmaları bastırmak zorunda kaldı. (L)

PEiXOTO (Julio Afranio), brezilyalı yazar (Lehzois, Bahia 1876 – Rio de Janeiro 1947). Bahia eyaletinin bölgesel romanasıydı; A Esfinge (1911), Bugrinha (1922) v.b. romanlarında modernizm’e karşı olduğu görülür. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peixoto hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİTHON

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİTHON, Büyük İskender’in generallerinden (öl. M.ö. 316). iskender’in ölümünden sonra Media’yı yönetti ve Antigonos tarafından öldürüldü. — Büyük iskender’in subaylarından (öl. Gara M.ö. 312). Hindistan satrabı oldu. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİTHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİSİSTRATOS

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİSİSTRATOS, atinalı tiran (M.ö. 600-527). Hayat hikâyesi efsanelerle karışıktır. Megarahları yendi ve Diakreia veya Diak-ria çoban ve oduncularının meydana getirdiği halkçı dağ partisinin başına geçti.

Diktatör olmasından korkan Solon’un muhalefetine rağmen kişisel bir muhafız birliği kurdu. Buna dayanarak 560′ta Akropo-lis’i ve iktidarı ele geçirmeyi başardı. Bir veya iki sürgün devresinin dışında iktidarı elinde tuttu ve siyasî düşmanlarının çokluğuna rağmen bu iktidarı gitgide sağlamlaştırmayı başardı. Solon’un sosyal reformlarını muhafaza etti, soylulardan müsadere edilen sürülmemiş topraklan dağıtarak araziyi parçalara ayırdı, zeytinciliği teşvik etti. Trakya ve Çanakkale’ye (Hellespontos) uzandı, Troas’ta Yenişehir’i (Sigeion) işgal etti ve öteki tiranları destekledi. Düşmanlarının geçimsizliklerinden yararlanmasını bildi ve hattâ evlenme yoiuyîe bir süre için Alkmeon’cularla uzlaştı. Kuvvet kullanarak çeşitli hizipleri ortadan kaldırdı ve Atina, onun uranlığı sırasında ilk vergi sistemi ve altın çağını yaşadı, başkent oldu, vergi sistemi ve sağlam maliyesi sayesinde çeşitli anıtlara (Enneakrunos, Hekatompedon, Olympieion, Eleusis Telesterion’a) kavuştu, ayrıca Peisistratos Homeros devrinin bütün eserlerini biraraya getirerek şehirde ilk genel kütüphaneyi açtı. Peisistratos zamanında bayramlar, şenlikler göz kamaştırıcı bir şekilde yapılırdı. Oğulları (Hippias ve Hip-parkhos) babalarının eserini devam ettiremediler. Peisistratos’un başlattığı kalkınmayı tamamlayan, VI, yy.ın sonunda Kleisthenes oldu. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİSİSTRATOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİRESKİOPSİS i. Yapraklarını dökmeyen kaktüs. (Meksika asıllı Peireskiopsis spathulata, peireskia gibi yetiştirilen bir ağaçcıktır.) [L]

PEİRİTHUS veya PEİRİTHOOS lat. Pirithous. Yun. mit. Tesalyalı kahraman, Zeus’un veya lksionos’un oğlu, Lapithes’lerin başlıca önderlerinden biri ve Theseus’un dostuydu. Kentauros’ların karşı koymasına rağmen, Hippodameia ile evlenmeyi başardı; ama. düğününde şiddetli bir çatışma Kentauros’larla Lapithes’leri karşı karşıya getirdi. Theseus ile birlikte Cehennem’e gitti. (L)

PEİSANDROS, rodoslu yunan destan şairi (M.ö. VII. veya VI. yy.). Herakles’in yaptıklarını anlatan büyük bir destan yazdı: Herakleia. Bu eserden bazı parçalar kalmıştır. (l)

PEİSİDİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Frigya-Pisidia sınır bölgesinde) şehir. Hoyran gölünün kuzeyindeki Gündanlı’da bulunan bir yazıtta adına rastlanır. Henüz bir araştırma yapılmamakla birlikte şehrin Hoyran gölünün batısındaki Pisa’da yer aldığı sanılıyor. (M)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de)

Tarih 07 Mayıs 2009

PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de), fransız bilgini (Belgentier, Provence 1580 -Aixen-Provence 1637). Astronomiyle ilgilendi, Orion bulutsusunu buldu ve Ay’ın haritasını yapmağa çalıştı. (L)

PEİRESKİA i. (Nicolas Claude Fabri de Peiresc’in adından). Güney Amerika’da ve Antiller’de yetişen kaktüs. (Peireskia acu-leata [Barbades frenküzümü] limonluklarda süs için yetiştirilir. Peireskiopsis gibi bunun da gerçek yaprakları vardır.) [l]

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Peirene çeşmesi

Tarih 07 Mayıs 2009

Peirene çeşmesi. Esk. Yun. Eskiden Akrokorinthos’un tepesinden fışkıran kaynak. Kayanın alt yanından da Aşağı Peirene a-kardı. Korinthosiular bu kaynağı Akhe-loos’un kızı ve bir tanrıça olarak kabul ettiler. Pegagos buradan su içmişti. Aşağıdaki kaynak Arkaik çağda Herodes Atticus tarafından düzenlendi ve superileri çeşmesiy-le süslendi. Bu kaynaktan bugün de su akmaktadır. (L)

07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peirene çeşmesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRE CARDENAL

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİRE CARDENAL, trubadur (Le Puy 1210′a doğr. – öl. XIII. yy. sonlarına doğr.). Ortaçağın en aydın ahlâkçılarından ve en sert yergi şairlerinden biriydi. Günümüze kadar kalan yetmişe yakın sirventes’inde, fransız zulmüne ve ahlâksız din adamlarına şiddetle çatar. (L)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRE CARDENAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEİRCE (James Mills)

Tarih 06 Mayıs 2009

PEİRCE (James Mills), amerikalı matematikçi (Cambridge, Massachusetts 1834 – öl. 1906). 1853′te Harvard’ı bitirdi. 1861′de bu üniversitenin Matematik bölümünde yardımcı profesör olarak çalışmağa başladı. 1869′da profesör oldu. Başlıca eserleri: Texbook of Analytic Geometry (Analitik Geometri Dersleri) [1857], Three and Four Place Tables of Logarithmic and Trigono-metric Functions (Logaritmik ve Trigonometrik Fonksiyonların Üç ve Dört Haneli Cetvelleri) [1871]; The Element s of Loğa-, rithms (Logaritmanın Unsurları) [1874]; Mathematical Tables, Chiefly to Four Fi-gures (Dört Rakamlı Matematik Cetveller) [1879]. (M)

06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (James Mills) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »