RENKLİ
Tarih 27 Haziran 2009
RENKLİ sıf. (renkten renk-li). Rengi olan: Şarap, renkli bir sıvıdır. // Beyaz dışında bir rengi veya renkleri olan: Renkli gözlük camı. // Siyah ve beyazdan başka renkleri olan: Renkli fotoğraf. Renkli filim. // Göz alıcı, parlak renkte olan: O bahar akşamı renkli bir gurupla sona erdi (Ahmed Rasim).
En ehemmiyetsiz yerlere —renkli oyuncaklara bakan küçük çocuk gibi—sevinçle, saadetle bakıyor (R.N. G’üntekin). || Mec. Kendine özgü yanıyle ilgi çekici: Küçük yazılarında, eski günlerin renkli tablolarını çizer (Y. Z. Ortaç). Renkli bir yaşayış. Renkli toplantılar düzenlemek.
— Foto. ve Sine. Bk. FOTOĞRAFÇILIK.
— G. santl. Renkli kabartma. Bk. KAME.
— Matbaac. Renkli baskı, fotogravür metot-larıyle elde edilmiş klişelere göre yapılan renkli tipo baskı. Renkli litografik baskı. litografya ile art arda baskı yaparak çok renkli resimler elde etme metodu. (Bk. an-sikl.) || Bu metotla elde edilmiş baskı.
— Psikol. Renkli işitme, bir ses işitme sırasında gözde birtakım renklerin canlanması.
— Ansikl. Matbaac. ingiltere’de doğan renkli litografik baskı metodu, o zamana kadar siyah beyaz yapılıp sonradan mastharda renklendirilen afişleri renkli olarak basma imkânı verdi. Bu metotta, resmin çevre çizgileri gölge vurmadan veya üstünden birkaç kere geçerek koyulaştırmadan litografya taşı üzerine çizilir; sonra bundan, baskıda kullanılacak renk sayısı kadar taşın üzerine ayrı ayrı aktarma kopyalar veya yalancı kopyalar çıkarılır, bu taş levhalardan her biri üzerinde renk işçisi, renkli kalem veya litografya mürekkebiyle düz renkler veya noktalamalar, taramalar v.b. yapar; bunların sıklığı, çeşitli baskılar sırasında renklerin üst üste gelmesiyle elde edilmesi istenen koyuluk veya açıklık derecesine göre hesaplanır.
* Renklilik i. Renkli olma hali. (lm)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENKLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Persian
Tarih 27 Haziran 2009
Persiankiwi: Twitter devrimcisi İranlı.
Persian Farsça Ad:
Kökeni İran olan kimse.
Farsça:
[1] İran’ın resmi dili.
[2] Hint-Avrupa dil ailesinin, Hint-İran dil grubuna ait İran Dilleri alt grubunda yer alan dil.
Persian (İran Kedisi)
Temel Özellikleri
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Yüzünün etkileyici geniş ve yuvarlak kafasının kemik yapısı tamamen yuvarlaktır. Belirgin bir girintisi olan basık burnu kısa ve kalkıktır. Gözler iri, yuvarlak ve kabarıktır.
Uçları yuvarlak hafifçe öne eğik kulakları ufaktır ve alt tarafları fazla geniş değildir. Kulaklarının alçak oturuşu kafasının yuvarlaklığını bozmaz.
Bedeni alçak ve güçlü, asla kaba sayılmayacak bir tıknazlıktadır. Kemikleri ve kütlesi ona bir armağan gibidir. Kasları neredeyse abartıya kaçacak bir biçimde yapılıdır.
Dört ayağı da kısa ve kalındır, ön ayakları düz iner. Sırtı muntazamdır, iri patileri yuvarlak ve sıkıdır. Parmakları birbirine yakındır. Kuyruk uzun olmamakla beraber gövdenin uzunluğuna uygundur. Uzun, sık ve canlı tüyleri gövdeden aşağıya akıyormuş gibi kabarık durur. Omuzlar dahil tüm beden boyunda yelelenen ve oradan aşağı göğsü ve ön ayakları kaplayan uzun kürk gibi tüylerle kaplıdır. Pati altlarında ve kulak içlerinde dolgun fırçaya benzeyen tüyler vardır.
Tüy Bakımı
Her gün muntazaman fırçalanması şarttır. çok fazla sindirilmemiş tüyler bağırsak problemlerine yol açabilir. Yumuşak bir fırçayla ve yumuşak hareketlerle fırçalanmalıdır. Eğer şartlar başka türlüsünü gerektirmiyorsa mümkün olduğunca kuru şampuan kullanılması gerekir.
Kökeni
İran kedilerinin uzun tüylü Türk Ankara kedilerinden geldiği sanılmaktadır. Her iki cins de doğulu kediler olarak tanınır. Eski İran kedilerinin Ankara kedileriyle daha yoğun ve yünsü tüylü olmalarının dışında çok az farklılıkları vardı.
İran kedileri Avrupalılar tarafından tüylerinden ötürü beğenilerek yetiştirildiler ve tüm uzun tüylü kedi yarışmalarının vazgeçilmez galipleri oldular. İran kedisinin süregelen ısrarlı yetiştirilmesi sonucunda sarsılmaz yerleri olan İngiliz ve Amerikan Shorthair’ler bile kendi ana vatanlarında tahtlarını kaybettiler.
Örnekler:
tırmık, 3 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian).
shagy, 4 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
lokum, 4 aylık, dişi, İran Kedisi (Persian)
süleyman 2 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
İran Kedisi (Persian)
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir..
… kedi almaya niyetlenenlerin ilk baktığı, ancak bedava bulmanın imkansıza yakın olduğu bir kedi türüdür. yavru olanlar pethoplarda 250 $- 400 $ arası fiyatlara alıcı bulur. saf bir ırk değildir, ankara kedisi ve himayala kedisinin çiftleşmesi ile ortaya çıkmıştır. dediğim gibi şirinlikleri ile kedi almaya niyet edenleri hemen cezbeder ancak bir tane edinmeden önce defalarca düşünülmelidir. zira iran kedileri bakımı en zor kedilerdendir. gözleri ve kulaklarında sorunlar yaşamakla birlikte, yoğun tüy bakımı isterler ve pek çoğunun mama seçtiği görünmüştür. ayrıca uzun tüylerinden dolayı kendini temizlemesi zordur ve tüylerine yapışan kakalar önemli bir problem olur. sağırlık tıpkı kökenleri olan ankara kedileri gibi yaygın olmayan bir hastalıktır. bilindiği gibi sağırlık daha çok çift göz renkli van kedilerinde görünür. nispeten sorunsuz bir türü olan chinchilla, nadir ve aşırı güzel bir kedidir. ..
…Total ve Shell petrol firmalarının LNG Persian ve Pars projelerinden çekildikleri takdirde İran Gaz Sıvılaştırma Firması`nın söz konusu projelerin uygulamasında yer alabileceğini ve bununla ilgili olarak tüm hazırlıkları tamamladığını ilan etti……
Persian Gulf(İran Körfezi)
….Geçen hafta kutlanan Persian Gulf (İran Körfezi) gününde konuşan İran lideri Ayetullah Ali Hamaney`in danışmanı Ali Akbar Velayeti, `Doğru duruşumuzda ısrar etmeliyiz. Bu oyunların iptal edilmesine yol açsa bile duruşumuzu değiştirmeyeceğiz.` dedi……
…İsim değişikliği talebinin bölge istikrarına zarar verdiğini söyleyen İran meclis başkanı Ali Laricani, `Araplar bu büyük Körfez`in adını değiştirerek kendileri için faydasız girişimlerde bulunuyorlar.` dedi…..
Persiankiwi
Twitter devrimcisi İranlı, Tüm dünya İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olanları canlı yayın gibi aktaran Twitter müptelası, kim ve ne olduğu bilinmeyen bilgisayar tutkunu.
İlgili Haberler:
Ben şu anda öldürülüyorum!
23.06.2009 / 13:43:35
Tüm dünya İran’da olanları an be an Twitter’dan öğreniyor. Peki Twitter ne biliyor musunuz?
İran´da seçimlerden sonra ülke karıştı. Hergün protesto gösterileri oluyor, onlarca kişi hayatını kaybediyor. Reforcular ayakta… Ancak İran hala eski İran; ülkede gazeteciler hala yoğun baskı altında. Yabancı gazetecilere boykot var. Seçimler biter bitmez İran´dan çıkarıldılar. Ülkede kalmayı
başaranlar da kelle koltukta, fısıltıyla haber yapabiliyorlar. Ama tüm dünya orada yaşananları anında öğreniyor. Peki bu nasıl oluyor?
Cevap Fransız Liberation Gazetesi´nin manşetinde gizli: İran´da; Twitter devrimi mi? Belki de dünyada ilk kez bir internet sitesi belki de bir ülkenin kaderini değiştirecek.
Peki nedir bu Twitter?
www.twitter.com aynı facebook gibi bir sosyal iletişim ağı. Ancak bu sayfada tek bir soruya cevap veriyorsunuz. “What are you doing? – Şu anda ne yapıyorsun?” Ve bu soruya sadece 140 karakterle cevap verme şansınız var.
İlk anda bu uygulama insana saçma geliyor. “Kim benim ne yapmak istediğimle ilgilenir ki? Ya da banane hiç tanımadığım birinin yaptıklarından?” diyebilirsiniz. Bunu dedirtecek mesajlar da az değil. Çünkü twitter başlarda “Şu anda yatıyorum, duruyorum, tuvalete gidiyorum gibi mesajlarla” doluydu.
ÜNLÜLER DE TWİTTER´DA
Ancak gün geçtikçe bu ilginç ağın kullanıcıları da değişti. Birçok şirket, web sitesi ve ünlüler burada o anda ne yaptıklarını milyonlara duyurdu. “A şirketi şu anda x ürününü piyasaya sundu” gibi iletilerde gözle görülür bir artış oldu. Beğendiğiniz müzisyenler yeni albümlerini, konserlerini ya da sahne programlarını ilk kez twitter´la duyurdular. Hatta Martha Stewart köpeğinin bir propan patlamasında öldüğünü yine Twitter´dan duyurdu.
Asthon Kutcher karısı Demi Moore´un bikinili fotoğraflarını yine Twitter´da yayınladı. Amerika´nın en ünlü talk showcusu Oprah Winfrey de ilk ´twit´ini canlı yayında yazdı. Türkiye´den de Sertap Erener ve Demir Demirkan twitter üyesi…
İRAN´DAN GELEN SON MESAJDA ÖLÜM VAR
Cep telefonuyla internete girmek yaygınlaştıkça Twitter´ın kullanımı da boyut değiştirdi. Moldova´da protestocular Twitter sayesinde bir araya gelip ülkeyi salladılar. Çin´deki depremi de ilk duyuran yine bir Twitter kullanıcısı oldu. Gazze savaşından Hollanda´daki THY uçağının düşüşüne kadar birçok olay ilk olarak Twitter´da yer aldı. Hem de resimleriyle… Yani twitter üyesi herkes bir nevi gönüllü muhabir diyebiliriz.
AHMEDİNEJAD TWİTTER´I ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR
Şimdi de aynı şey İran için geçerli. Musavi yanlıları seçimin başından beri Twitter sayesinde bir araya gelip örgütleniyorlar. Seçimden sonra da aynı örgütlülüğü böyle sürdürüyorlar. Tabii tüm dünya da bu şekilde İran´da olup bitenlerden anında haberdar oluyor. Öyle ki 16 Haziran´daki server bakımı İran´daki genel seçimle aynı güne denk gelince ABD dışişleri bakanlığının ricasıyla şirket bakımı erteledi.
Ahmedinejad yönetimi protestocuları meydanlarda durdurmaya çalışırken, bir yandan da Twitter´ı ´susturmak´ için internet bağlantılarını engellemeye çalışıyor.
İran´dan gelen mesajlarda özellikle tek bir kullanıcı dikkat çekiyor. Persiankiwi ülkedeki son durumu anında dünyaya geçen gönüllü bir muhabir gibi çalışıyor. Haberi hazırlarken bile onun girdiği mesajlara yetişemedik. Persiankiwi´nin mesajlarını http://twitter.com/persiankiwi adresinden okuyabilirsiniz. Veya buraya tıalayınız >Persiankiwi Twitter
İşte Persiankiwi ‘nin son mesajları: Haber: http://www.habercinim.com
Dışişleri bakanlığına giden bütün yollar ve ara sokaklar güvenlik güçlerince kapatıldı.
Tahran´daki durum bugün çok karışık. Yolların çoğu kapatılmış durumda.
(Etemad Melli gazetesine saldırıldı.)
(Hapishalerdeki birçok özgürlükçü liderin açlık grevine başladığı söyleniyor. )
(Hamaney bu cuma yeniden vaaz verecek)
(Nobel ödüllü avukat Şirin Ebadi ´protestocuları öldürenlerin hepsini dava edeceğim)
(Allahu Ekber ve Rahmetullah- Barış size bağlı, bize destek veren herkese teşekkürler. )
(Eğer sokaklara çıkıp protesto etmekten korkuyorsanız, kan verin! Bu bile çok büyük yardım olacak.)
(Eğer milislerden birini görürseniz onları öldürmeyin, onlara kardeşiniz gibi davranın. )
DSL bağlantısını şu anda kesmek zorundayız. Çünkü bilgisayarın sahipleri gelmek üzere. Ama her zaman bağlantı kuracak bir yol bulacağız.
İran halkı gün bugündür. Bu yeni bir başlangıçtır. Umut ediyoruz ve hazırlanıyoruz.
Hükümet güçleri protestolara cevap olarak elektriği kestiler. Şu anda yemek pişirmek için bile evlere gaz girişi yapılamıyor.
Yiyecek kıtlığı başlayacak. Nakliye durduruldu. Bankalarda para sıkıntısı var.
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Emre KIZILKAYA 26 Haziran 2009
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Hürriyet:
Hürriyet’in, basına sıkı bir sansür uygulanan Tahran’daki haber kaynaklarından biri de, “Persiankiwi” takma adıyla internetten “canlı yayın” yapan cesur bir İranlı’ydı. Dünya basınının da yakından takip ettiği Twitter devrimcisi, önceki akşam “Bir arkadaşımı aldılar, işkence yapacaklar” dediği son mesajlarından sonra kayboldu.
DÜNYANIN dört bir yanında, aralarında dev basın kuruluşlarının da bulunduğu 37 bin abonesi olan tek kişilik bir medya ordusu…
“Mikro-mesajlaşma” temalı sosyal internet sitesi Twitter’ın İranlı kullanıcısı “Persiankiwi” (İranlı Kivi), işte böyle biri. Persiankiwi, Tahran’daki sokak olaylarının 12 gün önce başlamasından, önceki gün hükümetin artan baskılarıyla büyük ölçüde bastırılmasına dek, siteye tam 823 kısa mesaj gönderdi.
Esrarengiz Musevici
Persiankiwi’nin olay yerinden attığı bu mesajlar, aralarında Hürriyet’in de bulunduğu abonelerine, SMS ve eposta yoluyla anında iletiliyordu. Dehşeti birinci ağzından anlatan mesajlardaki bilgiler, geç de olsa hep doğrulanıyordu. Ajanslar, Persiankiwi’nin aktardığı bilgileri saatler sonra, bazen aynen haberleştiriyorlardı. Oysa Persiankiwi’nin erkek mi, kadın mı olduğu bile bilinmiyor.
Öldü mü, saklanıyor mu
Protestoların göbeğindeki bu “yurttaş gazeteci”, önceki akşam sustu. Twitter’da endişeli bir bekleyiş var. “Tammnesia” adlı kullanıcı “Hayatından endişe ediyorum” diyor.
Son mesajları, tutuklanmış veya öldürülmüş olabileceği şüphesini doğursa da, “Şu anda Baharistan civarında saklanıyor ve internet bağlantısı yok” iddiası da mevcut.
Son mesajları:
’Şehitleri hatırlayın Allahüekber’
PERSIANKIWI’nin önceki gün yazdığı son mesajlar şöyle:
Saat 16.15: Az önce Baharistan Meydanı’ndaydım. Bugün durum felaket. İnsanları hayvan gibi dövüyorlar. Kolu bacağı kırılmış, kafası yarılmış çok kişi gördüm. Savaş gibi.
Saat 17.34: Bütün dükkanlar kapalı. Kaçacak yer yok. İnsanları her yerde helikopterle takip ediyorlar.
Saat 18.12: Telefon hatlarını kullanıp internet kullanıcılarını buldukları söyleniyor. Şimdi buradan gitmem lazım.
Saat 18.22: Lalezar Meydanı da Baharistan gibi. İnanılmaz. Her yerde ölüler var.
Saat 18:42: Şimdi gitmeliyiz. İnternete ne zaman ulaşırım bilmiyorum. Birimizi aldılar, işkence yapacaklar, isim söyletmeye çalışacaklar. Hızlı hareket etmemiz şart.
Saat 18:52: Allahım, sen herşeyin yaratıcısısın ve herşey sana dönecek. Allahüekber.
’En önemli’ gazeteciden Obama’ya soru
LOS Angeles Times’dan El Cezire’ye, AFP’den Sky News’e, Daily Telegraph’dan MSNBC’ye kadar sayısız medya kuruluşu, Persiankiwi’nin Tahran’dan verdiği haberlerden yararlandı. Amerikalı gazeteci Spencer Ackerman, “Persiankiwi şu anda dünyanın en önemli gazetecisi” diye yazdı.
İhanet olmaz mı
Meçhul Twitter’cı, dolaylı yoldan bile olsa ABD Başkanı Barack Obama’ya kadar ulaştı. Persiankiwi, Amerikalı blog yazarı aracılığıyla Obama’ya basın toplantısında “Ahmedinejad’ın zaferini tanımanız, İranlı protestoculara ihanet olmaz mı” diye sordu./_np/7263/8277263.jpg
Seçim bitti geçim mesajı
Seçim sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürerken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, dün Tahran’ın güneyinde petrokimya tesisi açtı.
İran’ın ÖSS’si
Türbanlarını gevşetme mücadelesi veren birçok genç kız, protestolara ara verip, haremlik-selamlık salonlarda üniversite giriş sınavına katıldı.
Tahran’dan son gelişmeler
Prof’lara büyük gözaltı
AKADEMİK GÖZDAĞI:
Seçimi kaybeden aday Mir Hüseyin Musevi ile önceki gece bir araya gelen 70 üniversite profesörünün birkaç saatliğine gözaltına alındığı iddia edildi. Hükümet iddiayı yalanladı. 100 milletvekili, son gelişmeler nedeniyle Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın zafer kutlamasına katılmayacaklarını açıkladı.
WSJ’DEN ANKARA’YA:
Wall Street Journal Gazetesi, “Mahmud’ un Arkadaşları” başlıklı makalede, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. “Kanaat” bölümündeki yazıda, Ankara hükümetinin İran’daki seçimin hemen ardından Ahmedinejad’ı kutlamasının büyük bir hata olduğu iddia edildi.
—–
Persiankiwi neden sustu
Dünya basınının yakından takip ettiği Twitter devrimcisi İranlı ortadan kayboldu.
İlgili Kelimeler: RAPAKİVİ i. (fr. rapakiwi)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Persian hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECAİZADE MAHMUD EKREM
Tarih 25 Haziran 2009
RECAİZADE MAHMUD EKREM, türk şairi ve yazarı (İstanbul 1847-ay.y. 1914).
Tanzimat devri yazar ve bilginlerinden Takvimhane nazırı ve Meclisi Vâlâ üyesi Recai Efendinin oğlu, Ercüment Ekrem Talu’nun babası. Beyazıt rüştiyesi ile Mektebi İrfaniye’yi bitirdi. Harbiye idadisine girdi (1858); sağlığı bozulduğu ve matematikten çok edebiyata ilgi duyduğu için bu o-kuldan ayrıldı. Hariciye Nezareti Mektubî kalemine girdi (1862).
Vergi İdarei Umumiye kaleminde (1866), Esham Muhasebei Mühimine odasında çalıştı. Şûrayı Devlet’te muavin (1868) oldu: Nafıa (1869) ve Tanzimat (1872) dairelerinde görev aldı. Tanzimat dairesi başmuavini oldu (1873). Şûrayı Devlet üyeliğine getirildi (1877). Galatasaray sultanîsi ve Mülkiye mektebinde edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887). Temyiz Mahkemesi üyeliği ve Tanzimat dairesi reisliğinde (1898) bulundu.
Trablusgarp’a italyan saldırısını önlemek için inceleme yapmak üzere gönderilen kurula katıldı. Evkaf ve Maarif nazırlıkları yaptı (1908). Ayan üyeliğinde bulundu (1908-1914). Edebiyatla ilgili çalışmalarına divan edebiyatı yolunda şiirler yazarak başladı. Namık Kemal ile tanışması sanat anlayışında yenileşme imkânı yarattı. Namık Kemal Avrupa’ya gittikten sonra onun yerine Tasvir-i Efkâr’a makaleler yazdı (1867). Şûrayı Devlet’te muavinlik görevi alınca gazeteciliği bıraktı (1868).
İlk şiir kitabı Nağme-i Seher’i (Seher Nağmesi) 1871′de yayımladı. İki yıl sonra Yadigâr-ı Şebab (Gençlik Yadigârı) adlı şiir kitabı çıktı. 1890′da Zemzeme (Tatlı Sesler) a-dını taşıyan şiir kitaplarını birbirini izleyen ciltler halinde çıkarmağa başladı (I. kısım: 1883; II. kısım: 1884; III. kısım: 1885). III. Zemzeme ve Takdir-i Elhan (Nağmelerin Değerlendirilmesi) [1886] çıktığı zaman, eski edebiyat anlayışını savunanlarla giriştiği tartışmalar, geniş yankılar uyandırdı ve ancak hükümetin işe karışmasıyle kapatıldı. Recaizade Ekrem’in bu sıralarda yayımladığı tenkit yazıları bilgi ve akılla temellenmesi, gerçeğin araştırılmasını amaç edinmesiyle dikkati çekti.
Recaizade Ekrem, 1886′da Servetifünun dergisi çevresinde toplanan Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya (Uşaklıgil) gibi çağının genç yazarlarını destekleyerek biçim ve öz bakımından batı edebiyatı anlayışına bağlanan Edebiyatı Cedide hareketinin gelişmesine yardımcı oldu. Konuşma dilinden uzaklaşan ve titizlikle seçilmiş bir kelime kadrosunu, tabiat manzaraları ve hüzünlü duyguların özenli bir işçilikle anlatılmasında kullanan Zemzeme I – III’teki şiirleri, edebiyatı cedide şiirinin etkilendiği kaynakların başında gelir. Recaizade Ekrem, şiirleri ve tenkit yazıla-rıyle divan şiiri geleneğinin ve doğu-islâm düşüncesine bağlı eski edebiyat anlayışının bütünüyle değişmesini sağladı. Şiirin şekil bakımından gelişimine imkân hazırladı.
Divan şiirinde olduğu gibi, yazılışı birbirine benzeyen kelimelerin değil, ancak sesi benzeyen kelimelerin kafiye yapabileceğini, başka bir deyişle kafiyenin göz için değil kulak için olduğunu edebiyat dünyasına benimsetti. Şiirlerinde tabiat ve sevgiye yer verdi. Metafizik meselelerle ilgili olarak ölüm teması {Yakacıkta Bir Mezarlık Âlemi, Tahassür, Ah Nejad v.d. şiirleri) üstünde geniş ölçüde durdu.
Tefekkür (1888), Pejmürde (1894), Nejad Ekrem (genç yaşta ölen oğlu için yazılmıştır) [1914] kitaplarındaki mensur şiirleriyle nesir dilinin gelişmesine yardımcı oldu. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1889) adlı eserinden başlayarak roman alanında da çalışmalar yaptı. Bu türdeki en başarılı eseri batı medeniyetinin eksik kavranmasını ve yalnız biçim yönünden taklidini yeren Araba Sevdası’dır (1889). Konularını bir fransız hikâyesinden (Afife Anjelik [1870]), bir fransız romanından (Atala [1873]), bir masaldan (Çok Bilen Çok Yanılır [1914]) alan oyunları da vardır.
Edebiyat tarihi ve tenkit alanındaki çalışmaları arasında bazı şairlerin hayatlarını ve sanatlarının özelliklerini anlatan Kudemadan Birkaç Şair (1889), genç yazarların kitaplarına yazdığı sunuş yazılarını toplayan Takrizat (övgüler) [1898], yeni edebiyat anlayışının ilkelerini tanıtan edebiyat bilgileri kitabı Talim-i Edebiyat (1882) yer alır. Fransızcadan manzum ve mensur bazı tercümelerini Naçiz (Değersiz) [1885] adı altında yayımladı. Chateaubriand’ın Atala’sını (1871) ve Silvio Pellico’nun hatıralarını anlatan eserini de (Meprizon Tercümesi) [1875] Türkçeye çevirdi. (-> Bibliyo.) [M]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAİZADE MAHMUD EKREM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYNAL (Paul)
Tarih 24 Haziran 2009
RAYNAL (Paul), fransız tiyatro yazarı (Narbonne 1885). Le Maître de son Coeur (Kalbinin Efendisi) [1920], Au Soleil de l’İnstinct (İçgüdünün Güneşinde) [1932] gibi psikolojik dramlardan başka.
Birinci Dünya savaşının askerler ve siviller arasında yarattığı ahlâk meselelerini cesaretle ele alan oyunlar yazdı: Le Tombeau sous l’Arc de Triomphe (Zafer Anıtı’nın Altındaki Mezar) [1924], La Francerie (1933), Le Materiel Humain (insan Malzemesi) [1948].
Eserleri, tartışmalara yol açtı. İki tarihî dramı vardır: Napoleon Unigue (Tek Napolyon) [1937],
A Souffert sous Ponce-Pilate (Pontius Pilatus Zamanında Acı Çekti) [1939]. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAL (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAUPACH (Ernst)
Tarih 24 Haziran 2009
RAUPACH (Ernst), alman tiyatro yazan (Staupitz, Silezya 1784 – Berlin 1852). Rusya’da profesörlük yaptı, sonra Berlin’e yerleşti (1824).
Krallık tiyatrosu için yüz yirmi oyun yazdı. Konularının çoğunu tarihten alan bu eserlerin on altısı Hohenstaufen hanedanıyle ilgilidir. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUPACH (Ernst) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAM
Tarih 20 Haziran 2009
RAM sıf. (fars. ram, boyun eğen’den). [Yalnız ram etmek ve ram olmak şeklinde kullanılır] Ram etmek, boyun eğdirmek, itaat ettirmek: Her yerden o, hem aynı güzellikle göründü // Sandım bu biten gün beni ram ettiği gündü (Yahya Kemal).
Avrat gibi mağlub-ı heva olma er ol er // Nefsin seni ram etmeye, sen nefsini ram et (Ziya Paşa). || Ram olmak, buyruk altına girmek, itaat etmek, mağlup olmak: Bunlar bir bakışta uysal, fakat hakikatte hiç bir şeye ram olmayan âsi, hattâ hoyrat insanlardır (Ş. S. Aydemir). Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol // Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol (M. Â. Ersoy).
— Tasav. İnsanın bütün varlığıyle Tanrı’ya bağlanması, Tanrı dışında bütün varlık türlerinden sıyrılması. (Mutasavvıflar ram sözünü, dervişin bütün gönlüyle şeyhine bağlanması anlamında da kullanırlar.) [M]
20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİMBAUT d’Orange
Tarih 19 Haziran 2009
RAİMBAUT d’Orange, Provence’lı saz şairi (1146′ya doğr.-1173′e doğr.). Omelas senyörü (Lodeva eyaletinde) Guillaume’un oğlu. Düşünceyi en garip üslûp oyunları ve nazım biçimleriyle belirtmeyi amaç edinen trohar clus’u ilk benimseyenlerdendi. Rimbaut’un günümüze yalnız otuz beş kadar şiiri ulaşmıştır. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMBAUT d’Orange hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFAELLO
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFAELLO (SANTİ veya SANZİO, — denir), italyan ressamı ve mimarı (Urbino 1483 – Roma 1520). İlk resim derslerini babası Giovanni Santi’den aldı.
Babası ölünce (1494), o sıralar Fr. Francia ile birlikte çalışan Timoteo Viti’nin atelyesine girdi. Daha sonra, 1499′a kadar Perugia’da il Perugino’nun atelyesinde çalıştı. İl Perugino’nun hocalığı Raffaello’nun gelişmesinde başlıca etken oldu. Genç yaşına rağmen Raffaello, çıraktan çok bîr usta olarak kabul ediliyor, önemli iş teklifleri alıyordu; 1500′de Evangelista di Pian di Meleto ile birlikte Cittâ di Castello’da Sant’Agostinc kilisesinin mihrap arkalığını yaptı Bu eserin, aynı şehrin pinakotek’indeki bir kopyasıyla, ikisi Napoli’deki Capodimonte müzesinde, biri de Brescia’da Tosio Martinengo pinakotek’inde olmak üzere üç parçası günümüze kalmıştır.
Raffaello’nun ilk dönemi hakkında en iyi fikir verebilecek eserleri Şövalyenin Rüyası (National gallery, Londra) ile Üç Güzeller’dir (Conde” müzesi, Chantilly). Her ikisinde de sarı tonlar, sade, dengeli bir düzenleme ve geniş manzaralar hâkimdiı. Louvre müzesindeki, Aziz Mikael ve Aziz Georgius çift kanatlı tablosunda olduğu gibi, bu tablolarında da, Raffaello’nun sanatında gitgide daha belirgin bir hal alan mekânla kompozisyon arasındaki uyum göze çarpar. Raffaello Vatikan müzesindeki Taç Giyme tablosunda (basit geometrik figürlerde kolayca görüleceği gibi) kompozisyon üstünde titizlikle çalışarak renklere ışıklı bir yoğunluk ve ustasında olmayan bir canlılık getirerek İl Perugino’nun tekniğini aşar. Ayrıca Çarmıha Geriliş (National gallery, Londra); Meryem ve Azizler (Berlin) ve Kurtarıcı isa’da da (Brescia) İl Perugino’nun etkisi sezilirse de Raffaello’nun yeni belirmeğe başlayan kişiliğini gölgelemez.
Kutsal Bakire’nin Evlenmesi’nde (Brera, 1504) ise mekânın, kompozisyon ritmi .ve renk parlaklığıyle birleşmesi,İl Perugino’da rastlanılmayan bir özelliktir. Raffaello bu ünlü ve büyük tablosunu bitirdiğinde yirmi yaşındaydı. Hemen sonra Floransa’ya gitti (1504-1508). Bir yandan sanatını olgunlaştırıyor, öte yandan da floransa resim sanatının getirdiği yenilik ve heyecan dolu havayı tadıyor, Leonardo da Vinci’nin renk tekniğini inceliyordu. Leonardo’dan canlı varlıkları kendi düzenleri içinde duymağa ve bir kompozisyonda yalnız figürleri değil, aynı zamanda çevresinde havanın dolaştığı canlı varlıkların aralarındaki ilişkileri de incelemeyi öğrendi. Michelangelo da, dramatik üslûbu, yapıcı kuvveti, anlatım ve hareket yeteneği, eskiçağı canlandırma gücüyle Raffaello’yu büyüledi. Bu etkiler, özellikle Çarmıhtan İndiriliş’te
(Galleria Borghese, Roma, 1507) açıkça görülür. Floransa’da Raffaello’nun en yakın dostu sanatçı rahip Bartolomeo idi. Daha yaşlı olan Bartolomeo da, sanatta hızlı ve kesin değişikliklerin oluştuğu bu dönemde, klasik denge ülküsünün peşindeydi. Colonna mihrap arkalığı
(Metropolitan museum, New York), Ansidei mihrap arkalığı (National gallery, Londra), Madonna Northbrook (Londra) ve Aziz Georgius (Ermitaj) gitgide Floransa resim okuluna yaklaşan eserlerdir. Meselâ, Leonardo’nun etkisi, ilk Floransa dönemine ait bir dizi portrede (Urbino Dukalık sarayı) ve ünlü Madonna del Granduca’da (Galleria Fitti) daha gözle görülür bir hal alır; rahip Barlolomeo’nun üslûbuna yakın, piramit biçiminde düzenlenmiş eserlerin en gelişmiş örnekleri arasında Madonna del Belvedere (Kunsthistcrisches museum, Viyana), Madonna del Cardellîno (Uffizi), Güzel Bahçıvan (Louvre) v.b. sayılabilir. Açık havada resmettiği Meryemleriyle, Raffaello eski dinî temanın en tipik örneklerinden birini vererek yüzyıllar boyunca, gerek sanat gerek din yönünden kendini ideal olarak kabul ettirdi; figür gruplarının işlenişinde Michelangelo ile ortak noktaların bulunmasına ve kişilerin birbirleriyle bağlantılarında kısmen Leonardo’nun etkisi görülmesine rağmen, bu tablolar kişisel özellikten yoksun değildir: hepsinde de sakin, düşünceli bir hal, ilgi çekici ayrıntılar, yuvarlak biçimlerin huzuru hâkimdir. Raffaello’nun aynı dönemde yap-’ tığı öbür eserler şunlardır: Doni Çifti ve Hamile Kadın (Pitti), Orleans Bakiresi (Chantilly), Kutsal Aile (Bridgeater. Londra). Azize Caterina (National gallery, Londra), Madonna Esterhazy (Budapeşte), Madonna Canigiani (Münih), Meryem Tahtta (Pitti. Floransa) v.b. Tamamlanamayan bu sonuncu eserde Meryem ve Çocuk İsa, tabloda hareket halinde görülen diğer kişiler tarafından, azizlerle çevrili yüksek bir tahta çıkarılmıştır.
Azizlerin her biri kişiliği belirecek şekilde resmedilmiştir; tahtı taşıyan melekler heykelsi bir gölünüm içindedirler; sahneyi tamamlayan giriş kapısının yarım daire şeklindeki, kısmı da son derece gösterişlidir.
Raffaello, papa Julius II tarafından çağırılarak 1511′de Roma’ya gitti, papanın Vatikan’daki yeni dairelerine fresk yapmakla görevlendirildi. Böylelikle, Andrea Mantegna ile Piero della Francesca’nın eserlerinin bulunduğu (bugün kaybolmuştur) daha eski bölümler yıkılıyordu. Raffaello, 1511′de tamamladığı imza odasının (Stanza Della Segnatura) süslemeleriyle işe başladı: Kutsal Tartışma, Parnassos, Atina Okulu, Üç Erdem ve tavandaki bilim ve sanatları konu alan alegorik figürler. Geniş kompozisyonlu bu fresklerde Michelangelo’nun huzursuz ve acı çeken insanlarına karşıt, sakin ve rahat figürler yaptı. 1510′da Agostino Chigi tarafından, Farnesina sarayına Galatea efsanesini canlandıran freskler yapmakla görevlendirildi. Burada B. Peruzzi, Sodoma ve Sebastiano del Piombo ile tanıştı. Raffaello’nun, Galatea konusunda B. Castiglione’ye yazdığı mektup onun estetik idealleri üstüne önemli bir belgedir.
Sanatçı bu mektupta, gerçek bir modeli izlemediğini ve Praksiteles’in yaptığı gibi, çeşitli modellerden de ayrıntılar almadığını öne sürer ve önceden var olan bir güzellik idealine ulaşmak istediğini belirtir. Raffaello’nun renk ve ışık karşıtlığıyle iman gücü yönünden etkileyici olan Madonna di Foligno (Vatikan pinakotek’i) ve Madonna di Casa d’Alba (National gallery, Washington) adlı eserleri aşağı yukarı aynı döneme rastlar. İkinci Stanza’nın fresklerinde (Eliodoro’nun Kovulması, Bolsena Âyini, Aziz Petrus’un Kurtuluşu, Büyük Leo’nun Attilâ ile Karşılaşması) [1511-1514], Sebastiano del Piombo’nun etkisiyle Raffaello rengi ön plana aldı, mimarî tarzındaki süslemelerde ışık ve gölgelere geniş yer verdi (özellikle Aziz Petrus’un Kurtuluşu sahnesinde, ışığın üç kaynaktan gelmesi).
Çağdaşlarının portreleri de (Peçeli Kadın, Pitti; Baldassare Castiglione, Louvre) Raffaello’nun bir renk sanatçısı olduğunu ortaya koyar; Floransa dönemine kıyasla, portrelerin ağırlık noktası artık genel atmosfere değil, modelin derinleştirilmesine bağlıdır. Rafafello bu arada, Michelangelo’nun Sistina şapelindeki peygamberlerinden ilham alarak, Sant’Agostino kilisesindeki işaya freskini yaptı. Meryem Sandalyede, Hezekiyel’e Kutsal Hayalin Görünmesi (Floransa, Pitti) ve Julius II de (Uffizi) aynı döneme rastlar. Raffaello, Leo X’un papalığı sırasında yorulmak bilmeden çalıştı. 1514-1517 Arasında, Stanza’nın Borgo Yangını süslemesini yaptı.
Bu süslemede yardımcılarının geniş ölçüdeki müdahalelerini de belirtmek gerekir. Raffaello yoğun bir dramatik etki yaratma çabasmdaydı: Michelangelo ile rekabet edercesine heykelsi figürler üstünde çalışması, perspektifleri karmaşıklığa götürmesi, bugün manierismo dediğimiz tarzın bilincinde olduğunu gösterir. 1515′te Bologna’daki San Giovanni in Monte’ye Azize Cecilia mihrap arkalığını (bugün pinakotek) yaptı. Aynı yıl, Roma’daki Santa Maria del Popolo kilisesinin Chigi şapeline gezegenleri tasvir eden mozaikler yaptı. Raffaello burada resimlerinde olduğu kadar önemli yapılarında da göze çarpan düzenli ritmiyle dikkati çeker. Stanza’da Yangın’ı bitirdikten sonra, Farnesina sarayının bir salonunda Psykhe efsanesini canlandırdı (1517).
1518, Raffaello sanatının son dönemidir: öğrencileriyle birlikte Vatikan lojmanlarının süslemesine başladı. 1519′da tamamladığı bu süslemelerde «grotesk»lerin arkeolojik motiflerini yeniden yaşattı. 1518′de Leo X’u Ludovico de «Rossi ve Giulio de» Medici arasında gösteren portresi belki de son çağının en iyi eseridir. Villa Madama’nın yapımını üstüne aldı, ayrıca 1518′de başladığı, fakat tamamlayamadan öldüğü ölümünden Sonra İsa’nın Üç Havarisine Görünmesi adlı son eserini öğrencisi Giulio Romano bitirdi. Son devrinde, ritimlerindeki zariflik kayboldu.
Figür kitleleri yoğunlaştı, ışık – gölge oyunları ağırlaştı ve hareketler donuklaştı. Çağının bütün büyük sanatçıları gibi çok yönlü olan Raffaello önemli mimarî eserler de verdi. Bramante’nin ölümü üzerine 1514′te San Pietro’nun mimarlığına getirildi, Loggia galerisini tamamladı, Esquilino mağaralarında bulunan figürler ve Tekvin’i anlatan küçük panolarla burayı süsledi (bu seriye «Raffaello’nun Kutsal Kitabı» denir). 1509′da, merkezî planlı Sant’Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazırlamıştı. Santa Maria del Popolo’daki Chigi kilisesini de yunan haçı biçiminde tasarladı. XVII. yy.da yıkılan Branconio dell’Aquila sarayının balkon ve nişlerle süslü cephesi de başlı başına bir şaheserdir (bu saray hakkındaki bilgimizi Parmesan’ın bir desenine borçluyuz [Louvre]). Raffaello’nun öteki mimarî çalışmaları arasında, G. F. Da Sangallo tarafından gerçekleştirilen, Floransa’daki Pandolfini sarayının projesi ve Eskiçağın «domus aurea» mimarîsine dayanan Roma’daki Villa Madama sayılabilir. Raffaello’nun sanatı, hümanist Bibbiena, şair Tebaldeo ve Ariosto, sanat koruyucusu Agostino Chigi gibi çağının aydın amatörleri arasında büyük bir hayranlık uyandırdı, ölçülü bir zarafete ve sağlam bir dengeye dayanan dehası, bütün sanat dallarını yüzyıllardan beri etkilemektedir. (ML)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACİNE (Jean)
Tarih 17 Haziran 2009
RACİNE (Jean), fransız trajedi yazarı (La Ferte-Milon 1639 – Paris 1699). Anne ve babasını çok küçük yaşta kaybeden Racine Port-Royal rahibeleri tarafından yetiştirildi.
1658′de Harcourt kolejinde felsefe öğrenimine başladı. Bu arada şiirler de yazıyordu; 1660ta yayımlanan La Nymphe de la Seine (Sen Nehrinin Perisi) çok beğenildi. 1660 ve 1661′de Amasie ve Les Amours d’Ovide (Ovidius’un Aşkları) adlı iki trajedi yazdı (oynanmayan bu eserler kaybolmuştur). Rahip olmayı tasarlıyordu. Bir ruhanî ödenek ve mevki elde edebilmek için Uzes’e (kasım 1661) gitti fakat hayal kırıklığına uğrayarak 1662 sonlarında veya 1663′ün başında Paris’e döndü. Yeniden tiyatroya yöneldi, fakat ilk piyesi Thebaide (haziran 1664) pek tutulmadı. Ama Alexandre (İskender) [aralık 1665] oyunuyle zamanının başta gelen yazarları arasında yer aldı, 1667′den itibaren de büyük eserlerini vermeğe başladı:
Andromaque (1667), Les Plaideurs (Davacılar) [1668]; Britannicus (1669); Berenice (1670), Bajazet (Bayezid) [1672]; Mithridate (1673); tphigenie (1674); Phedre (1677). Bunların hepsi aynı başarıya ulaşamadı, özellikle Britannicus üstüne çeşitli yorumlar yapıldı. Ama gene de Racine, kamuoyunca zamanının en büyük trajedi yazarı olarak kabul edildi. Onun dehasını kabul etmek istemeyenler yalnız Corneille taraftarlarıydı. Saray ise Racine’i tutuyordu. 1677′de, Racine’in artık trajedi yazmayacağını duyan halk çok şaşırdı. Bu kararın birçok sebebi vardı.
Louis XIV, Racine’i Saray’ın resmî tarihçiliğine tayin etmişti; bu resmî görev, şairlikle bağdaşamazdı, öte yandan, 1665′ten beri Port-Royal ile arası bozuk olan Racine, kendisini yetiştirenlerin sert ilkelerine dönmüştü. Bir de Phedre’e karşı yöneltilmiş saldırılar Racine’i hayli üzmüştü. Hoş karşılanmamış olmasına rağmen Phedre, kısa zamanda başarıya ulaştı. Mayıs 1677′de Racine evlendi ve böylece hayatında yeni bir dönem başladı.
On iki yıl sonra tekrar tiyatroya döndü. Mme de Maintenon’un isteği üzerine, Saint-Cyr okulu yatılı kız öğrencileri için Esther’i (1689) ve Athalie’yi (1691) yazdı. Tiyatroya düşman olan sofular Mme de Maintenon’a baskı yaparak bu oyunu oynattırmadılar. Provalar durduruldu, Racine de bundan böyle dinî trajediler yazmaktan vaz geçti. Artık koyu bir hıristiyan gibi yaşamağa başlayan yazar yalnız çocuklarının eğitimiyle ilgilendi. Louis XIV ona yakınlık gösteriyordu. Ama şair, Port-Royal’e bağlılığını saklamıyordu. Büsbütün gözden düşmemişti ama itibarı azalmıştı. 1698′de hastalandı ve 21 nisan 1699′da öldü. Tiyatro eserleri, bütünüyle ele alındığında Racine’in, Corneille ile Quinault arasında kendine özel bir yol bulmak çabasında olduğu görülür. Corneille 1660′tan sonra, aşkın hür ve kahramanca bir duygu olarak ikinci plana atıldığı, buna karşılık ahlâkî ve siyasî düşüncenin ağır bastığı bir trajedi anlayışını benimsemişti.
Buna karşılık Quinault, duygusal olmayan her çabayı küçümsüyor, aşkı karşı konulmaz, akıl dışı, coşkun ama kısır bir tutku sayıyordu. Racine ise tutkuyu, insanları cinayete ve ölüme kadar sürükleyen bir şer kuvveti olarak görür, öte yandan, trajedilerinde diyalogu Corneille veya Quinault gibi ele almaz. Corneille diyaloguna ahlâkî özdeyişler, manevî hayatla ilgili genel gerçekler, serpiştirmeğe meraklıdır. Quinault’nun trajedileri aşk üstüne söylenmiş vecizelerle süslüdür. Racine’in diyalogu ise, kişilerin birbirlerini yumuşatmağa veya yararlanmağa çalıştıkları bir çeşit karşılıklı çalışmadır.
Racine trajedisinin bu genel niteliklerine, Andromaque’tan Phedre’e kadarki eserlerinde belirli bir şekilde gelişen özellikleri de eklemek gerekir. Başlangıçta, yunan etkisinden çok latin etkisi altındadır. Andromague’ının konusunu Euripides’den değil Vergiliuş’tan almıştır. Britannicus ile Berenice’î yazdığında trajedi anlayışı Corneille’inkinden pek farklı değildi. Fakat Mithridate ile başlayan bir gelişme, İphigenie’de daha da belirgin bir hale geldi ve Phedre’de tam bir olgunluğa ulaştı. Racine yunan trajedisine döndü ve tanrıların hükmettiği kutsal dram havasını buldu. Tenkitçiler her zaman Racine’in sanatındaki olgunluğa, klasik trajedi kurallarına uymaktaki rahatlığına ve en ufak bir yanlışa bile düşmeyişindeki ustalığına hayran olmuşlardır. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACİNE (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUARTA
Tarih 16 Haziran 2009
QUARTA i. («dörtte bir» anlamında lat. k.). Rom. huk. Bk. ANSiKL.
— ANSİKL. Rom. huk. Quarta müessesesinin amacı, aşırı hürce davranışlara karşı bazı vârislerin haklarını korumaktı. Bu teşebbüs, vârise, tüm mirasın dörtte birini sağlayan Falcidia kanunuyle (M.ö. 40) başladı. Kabul edilen bu çeyrek hakka, Quarta legis Falcidiae adı verildi ve bu terim, Eski Rejim boyunca kullanılageldi. Lex Falcidia, başka hükümlerle tamamlandı: quarta legitime; Vespasianus zamanında konulan ve İustinianos zamanında Trebellianus diye adlandırılan quarta pegasianus (art mirasçılara da, vasiyetname ile aynı kuralları uyguluyordu); rüştünü ispat etmemiş mülga mirasçının haklarını koruyan quarta antonina v.b. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUZZLE
Tarih 15 Haziran 2009
PUZZLE [pazıl] i. (ing. k.). Çeşitli parçalara bölünmüş bir resmi, bu parçaları yerli yerine koyarak yeniden meydana getirmeye dayanan oyun. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUZZLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUVİS DE CHAVANNES (Pierre)
Tarih 15 Haziran 2009
PUVİS DE CHAVANNES (Pierre), fransız ressamı (Lyon 1824-Paris 1898). Yakalandığı bir hastalık yüzünden mühendislik öğrenimini yarıda bırakarak İtalya’ya gitti; orada Rönesans ustalarının fresklerini görünce resme karşı bir ilgi duydu.
Paris’e dönünce Delacroix’dan, Thomas Couture’den ders aldı. Pieta’sı 1850 Salon’una kabul edildi. Puvis de Chavannes, herkesten uzak yaşıyor, resimlerini çok seyrek olarak sergiliyordu. Bununla birlikte, 1859′da, Salon’a gönderdiği Av Dönüşü (Marsilya) adlı panosu dikkat çekti. Üslûbu yavaş yavaş olgunlaştı. 1861′de devletçe satın alınan Savaş, Çalışma ve Dinlenme (1863) adlı kompozisyonları gelişmesinin aşamalarını gösterir. Sanatçı, ilk büyük siparişi, Amiens müzesini yapan mimar Diet’nin aracılığıyle 1865′te aldı. önce, ünlü Ave Picardia Nutrix’i yaptı. 1882′de en orijinal eserlerinden biri olan iudus pro Patria’yı bitirdi. Bu resimde sadeleştirilmiş bir manzara içinde, sağda ve solda duran kadın ve erkek seyircilerin önünde mızrak atma denemeleri yapan gençler canlandırılmıştır. Sanatçı gerçeğin bu tarzda idealleştirilmesine ömrü boyunca bağlı kaldı. Fresk yapmadığı halde, yağlıboya kompozisyonlar, üzerinde yer alacakları duvarlarla tam bir uyum ve ayrılmazlık halindedir. Buna örnek olarak şu eserleri sayılabilir: Lyon müzesi için Eskiçağ Hayali ve Hıristiyan ilhamı; Marsilya müzesi için Yunan Kolonisi Marsilya ve Doğunun Kapısı Marsilya; Poitiers belediye sarayı için Arapları Yenen Charles Martel; Rouen için İnter artes et Naturam. Paris’te, Sorbonne’un büyük amfiteatrıyle, Belediye sarayını süsledi ve Pantheon için de Aziz Genevieve’in hikâyesini canlandıran bir kompozisyon hazırladı.
En ünlü eseri Aziz Genevieve Paris Şehrini Korurken’i de (1874) bu şehirde yaptı. Boston kütüphanesi için Dehayı Alkışlayan ilham Perileri’ni çizdi. Bu arada portreler de yaptı: Kendi Portresi (Floransa), Maria Cantacuzino’nun Portresi (1883, Lyon), Yoksul Balıkçı (Louvre). 1896′da prenses Cantacuzino ile evlendi; karısının ölümü yüzünden hayatının son ayları üzüntü içinde geçti. Puvis de Chavannes, zamanının resmini etkileyen bütün hareketlerin dışında kaldı. Sayıştay binasındaki fresklerine hayran olduğu Chasseriau’nun aracılığıyle İngres geleneğini benimseyen sanatçı, yine de akademik ressamlar arasında yer almaz. Resmî salonla ilişkisini keserek Cociste Nationale des Beaux-Arts’ın (Millî Güzel Sanatlar derneği) kurucularına katıldı. Buna karşılık izlenimci akımı hiç bir zaman benimsemedi. Nitekim manzara resimleri Monet’den çok Corot’yu hatırlatır. Ressamın özellikle Gauguin ve Maurice Denis üstünde büyük bir etkisi olmuştur. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUVİS DE CHAVANNES (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUTTİNG
Tarih 15 Haziran 2009
PUTTİNG [pating] i. (ing. k.). Golfte, oyunun yeşil sahada putter adlı sopa ile oynanan kısmı. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTTİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUTT
Tarih 15 Haziran 2009
PUTT i. [pat] (ing. k.). Golf oyununda, topa yeşil saha üstünde putter ile yapılan vuruş. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUT
Tarih 15 Haziran 2009
PUT i. (fars. büt’ten). Bir ilâhı temsil eden ve bazı insanların taptıkları resim veya heykel: Bu ümmet, mukaddema taştan ve ağaçtan yapma putlara tapardı (Cevdet Paşa), insanlar putlarını kendileri yaparlar (Ş.S. Aydemir). || Haç.
— ÇEŞ. DEY. Put gibi, hiç kımıldamadan ve bir şey söylemeden: Delikanlı, cevap vermeden bu sözleri put gibi dinledi (H.R. Gürpınar). || Put kesilmek, sessiz ve hareketsiz bir durum almak: «Şunu kurşuna dizin!» dedi. Donduk put kesildik! (Kemal Tahir).
— Ansikl. Arkeol. Mezopotamya’da puflara M.ö. 3000′e doğru rastlanır. Bunlar pişmiş topraktan veya taştan yapılmış küçük kaba heykellerdir. Çoğunlukla kadın heykelcikleri olan bu putların üzeri çeşitli şekillerle süslüydü. Susa’da ve İndus vadisine kadar uzanan bölgelerde birçok put bulunmuştur. Irak’ta (Yukarı Suriye) ele geçirilen gizli putlar da aynı döneme aittir. Birkaç santimetre boyunda siyah ve beyaz kaymak taşından yapılan bu heykellerin gövdeleri az çok dikdörtgen biçimindedir; bir veya iki çift gözü vardır; Kültepe’de (Kappadokia) bulunan ve üçgen biçimli bir, iki veya üç başlı taş putların bu tipten ilham alınarak yapıldığı sanılır (M.ö. 2200′e doğr.). Eski Ahit’te de putlardan söz edilir (Hâkimler, XVII, 3-4) ama biçimlerinin nasıl olduğu açıklanmamıştır. Bk. TANRI.
— Mant. Bacon, bu terimi, gerçek bilime zarar verebilecek bazı yanlış fikirleri belirtmek için kullanır ve şu putları ayırt eder: kabile putları (idola tribus) veya sosyal önyargılar; mağara putları (idola specus) veya eğitimden ve karakterden gelen ön yargılar; alan putları (idola fori) veya dilin yetersizliklerinden doğan yanlışlar; tiyatro putları (idola theatri) veya yanlış ve yanıltıcı sistemleştirmelerin yol açtığı hatalı düşünceler. (LM)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURCELL
Tarih 15 Haziran 2009
PURCELL, ingiliz müzikçi ailesi. —henry (öl. Londra 1664), Krallık kilisesine bağlı soylu kişi ve Westminster kilisesinin koro yönetmeni. —Erkek kardeşi THOMAS (öl. Londra 1682) saray orkestrasında klavsen, lavta ve ses müziği bestecisi olarak görev aldı. —HENRY (Londra 1658 veya 1659-ay.y. 1695), ünlü besteci. Henry veya Thomas Purcell’in oğlu. Çok genç yaşta, Cooke. Pelham Humfrey, John Blow ve M. Locke’un yönetimi altındaki Krallık kilisesinin müzikçileri arasına katıldı; 1677′de Locke’un ölümünden sonra, kral orkestrasının besteciliğine, 1679′da da John Blow’dan boşalan Westminster kilisesi başorgculuğuna getirildi. 1680′de evlendiği Frances dul kaldıktan sonra bütün hayatını kocasının eserlerini değerlendirmeğe adadı. Genç yaşta ölen Purcell, hayatı boyunca kralın hizmetinde kalarak, saray için sahne eserleri, din ve çalgı müziği besteledi. Bunların arasında, opera ve sahne müziği olarak A Fool’s Preferment (Bir Çılgının Yükselişi) [1688], Dido and Aeneas (1689?), Dioclesian (1690), King Arthur (Kral Arthur) [1691], The Fairy Queen (Periler Kraliçesi) [1692], Timon of Athens (Atinalı Timon) [1694], The İndian Queen (Hintli Kraliçe) [1695], The Tempest (Fırtına) [1695], kral Charles II ile James II ve kraliçe Mary’ye ithaf ettiği Swifter isis (1681) adlı od ve kantatlar, Fly, Bold Rebellion (1683), From those Serrene (1684), Why Ar e ali the Muses Mute (Dilsiz Musa’lar) [1685], Sound the Trumpet (Davul Sesi) [1687], Now Does the Glorious Day Appear (Şanlı Gün Göründü) [1689], Arise my Muse (1690), Love’s Goddess (Aşk Tanrıçası) [1692], Celebrate This Festival (Festivali Kutlayalım) [1693], Azize Caecilia yortusu dolayısıyle yazdığı Welcome to ali Pleasures (bütün Haylazlara Merhaba) [1685], Hail Bright Cecilia (1692) özellikle anılmağa değer. Ayrıca, I was Glad, İn The Midst of Life (Hayatın Ortasında Sevinçliydim) [1682], Morning and Evening Service (si bemol) [Sabah ve Akşam Âyini] (1682-1683), My Heart is İnditing (Kalbimin Buyruğu) [1685], They That Go Down to The Sea (Denize Gidenler) [1685], T e Deum ve Jubilate (1694) gibi birçok anthem ve âyin müziği, dinî ve din dışı solo, ikili, üçlü şarkılar, «catches» lar, koro müzikleri, yaylı çalgılar için fantezi’ler, üç sesli on iki sonat, dört sesli on sonat, in Nomina adlı yedi sesli bir parça, bir «ehaconne» ve bir «pavan», klavsen için Musick’s Hand Maid, Choice Collection of Lessons for the Harpischord or Spinet adlarında iki parça ve org için de Voluntaries adlı bir eser besteledi. Kontrapunto tekniği ile yetişen Purcell’in özelliği millî folklara uygun bir melodi anlayışına varması ayrıca da tonal ve modal ıskalaları birlikte kullanmasıdır. Bazı ses uyuşum zorluklarını çözmeden askıda bırakması sık sık majörden minöre geçmesi eserlerine çağdaş müziğimizi andıran bir hava verir. —DANiEL, orgcu ve besteci (Londra 1660-ay.y. 1717), Henıy’nin kardeşi; The indian Queen operasının beşinci perdesi için bir «mask» yazdı ve pek önemli olmayan birçok eser besteledi. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pulcinella
Tarih 13 Haziran 2009
Pulcinella, 1 perdelik şarkılı bale, ilk olarak 1920′de Paris operasında Sergey Diaghilev’in Rus Bale topluluğu tarafından temsil edildi. Müziği Stravinskiy ile Pergolesi’nin, koreograf isi Leonide Massine’nin, dekor ve kostümleri P. Picasso’nundur. Konu Sergey Diagbilev tarafından bir commedia dell’arte taslağından alınmıştır. Pulcinella’nın kadınlardan gördüğü ilgiyi çekemeyen bazı gençler onu öldürmeğe karar verirler. Bunu haber alan Pulcinella’nın yerine geçen bir arkadaşı darbelerin altında ölmüş taklidi yapar. Balenin sonunda, Öldüğü sanılan Pulcinella’nın dirilmesi düşmanları arasında büyük bir şaşkınlık yaratır. Oyun, bir gürültü patırtı içinde, neşeli bir şekilde son bulur. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pulcinella hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROZOPOAGNOZİ
Tarih 11 Haziran 2009
PROZOPOAGNOZİ i. (yun. prosopon, yüz ve agnosia, bilmezlik’ten fr. prosopoagnosie). Psikopatol. Fizyonomisine bakarak canlı nesneleri (çoğu zaman insan siluetlerini) tanıyamama. (Hasta, baktığı kimsenin belirgin bir yönünden, meselâ boyundan, yürüyüşünden, sesinden, özellikle giyinişinden yararlanarak ancak onu tanıyabilir. Mekân agnozisi [yer tanımama] çoğu zaman prozopoagnozi ile birarada görülür ve muhtemelen sağ beyin yarımküresindeki bozukluklardan ileri gelir.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROZOPOAGNOZİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROVINCİA
Tarih 11 Haziran 2009
PROVINCİA i. (lat. k.). Esk. Rom. İtalya dışında ele geçirilen, roma kanunlarına bağlı olan ve bir romalı vali tarafından yönetilen ülke.
— ANSIKL. Esk. Rom. Provincia kelimesi önce bir savaşın yükümlülüğünü, yani bir askerî kumandanlık (imperium) görevini, sonra, bir magistratus’a verilen her türlü işi belirtir; nihayet italya dışında bulunan ve roma hâkimiyetine boyun eğen topraklar için kullanılır. İlk provinca’lar, Sicilya (227), Sardinya-Korsika (227), Aşağı ve Yukarı ispanya’dır (197). Ele geçirilmiş ülke olarak provincia, askerî hükümete bağlıdır: vali, jus gladii (hayat hakkı ve ölüm hakkı) ile birlikte imperium’u (iktidar) elde tutar. Lex Provinciae’yi (Provincia kanunu) muzaffer general, on senato temsilcisinin yardımıyle uygulatır ve gerekirse boşlukları valilik fermanları (edictum) ile doldurur. Kanun, valinin ikametgâhını, provincia’larm durumunu (hür siteler, municipes, bağlı siteler), malî yükümlülüklerini (municipes’ten toplanan gayrimenkul vergisi, stipendium [haraç] ve bağlı sitelerden toplanan salmalar) belirler. Bu siteler, stipendium’u toplamakla görevli vergi memurlarının ve valilerin fazla vergi istemelerine karşı tamamen savunmasızdır; valiler, görevlerini yürütmek için girdikleri masrafları provincia’lardan elde ederler. Başlangıçta, görevli (konsül, praetof) veya görevleri uzatılmış (prokonsül, propraetof) magistratus’lara, provincia’ları senato veriyordu. Magistratuslar da, bu provincia’ları ya uzlaşma, ya da kura yoluyle aralarında paylaşırlardı. Lex Sempronia de Provinciis Consularibus (123-122) konsüller arasındaki rekabeti önlemek için bunların seçiminden önce bu paylaştırma işinin yapılmasını zorunlu kılmıştı. Lex Cornelia de Provinciis Ordinandis (81) ile, Sulla, o güne kadar istisnaî olan görev uzatmasını, olağan bir tedbir haline getirdi. Bir askerî kumandanlığa ihtiyaç gösteren sınır provincia’larını konsüllere ayırdı, öteki provincia’ların, görev bitiminde sekiz praetor’a bölüştürülmesi işini de senatoya bıraktı. Bu praetorlar, bir yıl görevde kalırlardı. M.ö. I. yy .ın olağanüstü kumanda görevleriyle geçersiz hale gelen bu emirname, valileri tayin işini üstüne alan Sezar çağında ortadan kalktı (M.ö. 49). M.ö. 27′de, Octavianus (bk.AUGUSTUS),
provincia’lan iki kategoriye ayırdı:
1. senato provincia’lan, genellikle Akdeniz kıyısında bulunan, barışın sağlandığı, dolayısıyle de garnizon bulundurmağa lüzum kalmayan Akdeniz kıyısındaki provincia’lardı. Ancak bir sivil iktidar sahibi olan ve M.ö. 52′de konan Lex Pompeia uyarınca senato tarafından seçilen senato prokonsüVlzr’mce yönetilirlerdi. Lex Pompeia (M.ö. 52) bir magistratusluk (konsül’lük veya praetoriluk) göreviyle bir provincia valiliğinin verilmesi arasında en az beş yıllık bir süre geçmesini şart koşardı. Uygulamak istedikleri hukuk kurallarını (edictum proyinciale) tespit edenler, valilerdi; gerçekte, yalnız iki provincia (Afrika ile Asya) prokonsüTlerin yönetiminde, ötekiler ise sadece propraetoriann yönetimindeydi; bunların gelir kaynakları, senato aerarium’umı beslerdi;
2. imparatorluk provincia’ların, genellikle barışın tam olarak sağlanamadığı, düşman tehdidi altında bulunan ve askerî birliklerin bulundurulmasını gerektiren bölgelerdi. Yeni toprakların eklenmesi, bazı himaye bölgelerinin provincia haline yükseltilmesi, önceden var olan bir provincia’nın birkaç vilâyete bölünmesi sonucunda (197′de Yukarı Bre-tagne ve Aşağı Bretagne olarak ikiye ayrılan Bretagne gibi) asker sayısı yükselmişti, öte yandan, procurator provincia’lan da praetor (Marcus Aurelius zamanında Norique ile Retya) veya konsül (Vespasianus zamanında Kappadokia) provincia’lan haline gelebilirdi. İmparatorluk provincia’larını elinde tutan Augustus, onları, senato emrindeki legali Augusti pro praetore’ye veya şövalyelere (Mısır’da praefectus, küçük provincia’larda procuratores) vermişti; bunların tümü de imparator tarafından seçilir ve zora başvurmalarını önlemek için de sabit bir ücret alırlardı. Roma ve Augustus imparatorluk kültü provincia meclislerinin her yıl toplanmasını (consilia’lar) öngörüyor ve bu meclisler sayesinde hükümet, valileri daha iyi denetleyebiliyordu. Caracalla zamanında (212) bütün provincia’lara site hakkının tanınması, Pax Romana’dan yararlanan provincia’lar ile İtalya arasında hukukî bakımdan bir fark bırakmadı, öte yandan, senato provincia’lanyle imparatorluk provincia’lan arasında süregelen ayırım da imparatorun yani Severus
Alexandrus’un bir senato provincia’sında görev alarak konsül ve praetorların listesini bizzat kendi hazırlamağa başlayınca sona erdi. III. yy.da imparator, statüleri ne olursa olsun, bütün provincia’ların valilerini kendi seçmeğe başladı ve 261′de de imparatorluk provincia’larının idaresinden senatörleri büsbütün uzaklaştırdı. Diocletianus (284-305), İtalya’yı provincia’lara böldü; senato ve imparatorluk provincia’ları ayırımını ortadan kaldırdı ve her ikisine de eşit sayıda asker gönderdi. Ayrıca sayılarını artırdı (Trajanus zamanındaki kırk iki vilâyet yerine, III, yy. sonunda yüz kadar vilâyet vardı) ve on iki diyakosluk halinde teşkilâtlandırdı. Artık sadece sivil magistratuslar haline gelmiş olan valiler veya rectores şu şekilde sınıflandırıldı: spectabiles (prokonsül); clarissimi (consulares veya correetores) ve riri perfeetissimi (praesides). Askerî yetkiler ise, dux’lara verildi. Büyük İstilâlar devrinde (M.S. V. yy.) Roma provincia’sı ortadan kalktı. Bunun yerini kontluk, sınır vilâyeti veya dukalık aldı. Ne var ki bu terim, latin ülkelerinde Rönesans devrinde ortaya çıkacaktı. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROVINCİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROTELEİA
Tarih 11 Haziran 2009
PROTELEİA i. (protelein, başlamak’tan fim. k.). Esk. Yun. Evliliğe hazırlık törenleri. (Bu törenlerde nişanlı kız Artemis’e saçından bir bukleyle birlikte çocukluğundaki oyuncakları sunardı.) [L]
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTELEİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prospero ile Caliban
Tarih 11 Haziran 2009
Prospero ile Caliban, Nurullah Ataç’ın deneme kitabı (1961). Batı medeniyetinin benimsenmesi, halkın eğitilmesi, aydınların topluma karşı görevleri v.b. konulan işler. Eserde Shakespeare’in Fırtına (The Tempest) adlı oyunundaki iki kahraman (Prospero ile Caliban), kültür ve medeniyet gelişmesinde iki aşamayı gösterir: Prospero aydınları, Caliban eğitilmemiş halkı temsil eder. Prospero, çoğunluğun yargılarına boyun eğmeyen kişidir; Caliban inançlara, kanılara, kurallara bağlıdır. Prospero dünün baskısından bugünü kurtarmakla görevlidir. Prospero’nun can düşmanı doğu düşüncesi, dogmatik inançlardır.
Eserde halkın eğitilmesi için önce çok iyi yetişmiş bir aydınlar topluluğu (intelligentsia) meydana getirilmesi düşüncesi savunulur. (M)
PROSPHORİANOS. Esk. coğ. Bk. BOSPORİON.
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prospero ile Caliban hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROLOG
Tarih 11 Haziran 2009
PROLOG i. (yun. prologos’dan fr. prologue). Tiyat. Eskiçağda, oyunun, koronun girişinden önce gelen ve konunun açıklanmasını hazırlayan giriş bölümü. || Bugün, bir tiyatro oyunundan önce okunan ve oyunu hazırlayan küçük şiir veya nesir parçası. || Bir tiyatro oyununda, asıl olaylardan önce geçen olayların ortaya konduğu birinci bölüm.
— Müz. Lirik trajedilere giriş olarak kullanılan opera bölümü. (XVII. yy. fransız operalarında uvertürden hemen sonra gelir, temsil edilecek eserle uzaktan yakından bir ilgisi olmaksızın, hükümdarın fazilet ve başarılarını överdi [Lully'nin Alceste operası].)
— ansîkl. Tiyat. Sophokles’e kadar yunan trajedisinde ve eski komedide oyunun koro girişinden önceki bölümüne prologos adı verilirdi. Oyunun sunulması, kişiler arasındaki konuşmalarla yapılırdı. Euripides çoğu zaman olayın dışında kalan yabancı bir kişinin aracılığıyle durumu anlatmayı, hattâ daha önceden bütün oyunun bir özetini yapmayı düşündü. Bu kişi genellikle bir tanrıydı. Bu metot önce yeni-komedi yazarları sonra da latin komik tiyatrosu tarafından benimsendi. Ortaçağda mirakl’ler ve mister’lerden önce bazan dua şeklinde prologlar okunurdu. Biçimleri sağlam bir şekilde tespit edilmiş olan klasik trajedi ve komedilerden prologlara yer verilmezdi, fakat en değişik biçimleri bile benimseyen çağdaş dramda bazen prologlar bulunabilir. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROLOG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROFİL
Tarih 10 Haziran 2009
PROFİL i. (fr. k.). Yandan görünüş. || İnsan yüzünün yandan görünüşü: Nevin dönüp kocasının pof iline baktı: Burnu dudaklarına sarkmıştı (S. F. Abasıyanık).
— Dy. Bir demiryolu hattının, bütün güzergâhı boyunca karşılaşılan iniş ve çıkışlarına bağlı karakteristiği.
— Elektroakust. Bir plağın iz profili, kayıt yapılmamış bir plakta, izin dik kesidinin geometrik şekli. (Bu dik kesit bir ikizkenar üçgen şeklindedir ve eşit kenarlara ait tepe ile izin dip tarafı hafifçe yuvarlaktır, izin başlıca elemanları, açıklık açısı, dip tarafın eğrilik yarıçapı, izin iki kenarı arasındaki genişlik veya derinliktir.)
— G. santl. Eksik profil veya kaçma profili, yüzden çok başın ön kısmını gösteren profil.
— Havc. Bir uçak kanadının boyuna kesiti. (Bir profilin bağıl kalınlığı, maksimum kalınlığının uzunluğuna oranıdır. Bu oran yüzde 12 veya daha fazlaysa, profil, dolayısıyle kanat kalındır. Yüzde 12 ile 9 arasında profil orta kalınlıkta, yüzde 9′dan küçükse incedir.) || Profil kaplaması, bir hava taşıtında, üzerinde hava akımı meydana gelen ve aerodinamik kuvvetlerin etkisinde kalan dış yapı kısmı.(Profil kaplaması vernikli bezden veya tahtadan olabileceği gibi, yapının genel direncine katılan cinsten de olabilir. Çok hızlı bazı uçaklarda kapla ma ve yapı bir bütün meydana getirdiği için, çok ince olan kanatlar yekpare bir madenden yapılır.)
— Hidrol. Irmak profili, bir akarsuyun yatağını niteleyen, topografya kesiti. Bk. ANSiKL.
— Jeofiz. Bir arazi kesiti meydana getirmek için, uzunluğunca bir seri deprem ölçmesi yapılan, hemen hemen doğrusal Çizgi.
— Jeomorfol. Boyuna profil, vâdi tabanı veya talveg boyunca uzanan profil. || Enine profil, vâdi eksenine veya ırmağın akış yönüne dikey uzanan profil.
— Marang. Profil açmak, bir rende yardımıyle ağaç parça üzerine kiniş açmak. (Bu işlem mekanik olarak tepsi freze tezgâhında yapılabilir.) || Ters profil vermek, bir parçayı, başka bir parçanın içine geçecek şekilde, ikincisine ters yönde yarmak.
— Mat. Profil doğrusu, bir profil düzleminde bulunan doğru. (yanay doğrusu da denir.) || Profil düzlemi, iki izdüşüm düzlemine, dolayısıyle yer çizgisine dik olan düzlem. Esanl. yanay düzlemi.
— Metalürji. Profil demir, çekme tezgâhında çekerek veya silindirli sıvama makinesinde şekil vererek elde edilen, özel profilli sabit bir kesiti olan uzun demir çubuk. (Bu terim genellikle, yüksekliği 80 ile 600 mm olan normal kirişler, yüksekliği 80 ile 400 mm arasında değişen U demirler, her boyuttan palplanşlar ve gerek doğrudan doğruya haddeden geçirerek gerek 100 mm’den büyük boyutlu I demirleri uzunlamasına yararak elde edilen T demirler için kullanılır. Anglosaksonlar, büyük köşebentleri de bu gruptan sayarlar.) [PROFİLE de denir.]
— Mim. Bir silme üzerinden alınan ve silmenin çeşitli kısımlarının birbirine göre girinti, çıkıntı ve eğikliğini gösteren enine kesit.
— Oto. İlerlemeye karşı en az direnç gösterecek şekilde düzenlenmiş özel karoseri şekli.
— Pedoloji. Toprak profili, toprağın bir kesitin cephesinde görünüşü: Toprak profili, toprağın tanımlanmasını ve sınıflanmasını sağlayan temel unsurdur. (Toprak suluklar» denen bazı «stratlar»dan oluşur; bunların profilde birbirini izleyişi ve fizyonomik görünüşü toprağı tanımlamayı sağlar. Toprağı tanımlamak için profilin tamamını bulmak gereklidir.)
— Teknol. Bir cismin, bir yapının veya bir zeminin düşey kesiti.
— Topogr. Profil çıkarma, bir arazinin profilini elde etmek için yapılan işlemler. II Bir arazinin düşey kesiti. || Boyuna profil veya boy kent, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın ekseni boyunca alınan kollanmış kesiti. || Enine profil veya enkesit, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın eksenine dik doğrultuda alınan kotlu kesiti.
— ANSiKL. Hidrol. Enine profil, bir ırmağın yatak kesitini gösterir. Kol sayısı, her kolun eni ve derinliği, bakışımsızlıkları, dip ve eşik tümsekleriyle nitelenir. Bu kesit alüvyon ovasına genişletilince, bir genel veya küçük yatak ile bir büyük yatak ayırt etmeğe imkân verir. Yatağın gömülmesine ve akarsuyun hızına göre, aşındırma veya alüvyon bırakma gücü değişir. Uzunlamasına profil, düşey düzlemde bir akarsuyun kaynak ve ağız arasındaki yolunu temsil eden eğriyi gösterir. Daha sert kayaçların yol açtığı çıkıntılar gösterebilir. Denge profili, debisi aşağı kesime doğru azalmayan ırmaklar için ideal bir uzunlamasına profildir. Kaynaktan temel seviyeye kadar devamlı olarak alçalan eğintiler, yani içbükeyliği yukarı kısma dönük parabol biçiminde bir yol çizer. Yukarı kesimdeki yükselme, düşük bir eğinti ve kaba gereçler hacmiyle orantılıdır; bu kaba gereçlerin boşaltılması için daha yüksek bir eğinti gereklidir; az bir eğinti, ince gereçlerin boşaltılmasına yettiği için aşağı kesimde debi yükten çok artar. Bu profil, ırmak yatağının en iyi şartlar altında ve en az güç sarfederek havzasının yüzeyine düşen suları akıtmasını ve aşındırmanın yarattığı gereçleri boşaltmasını sağlayacak eğintiyi gösterir.
Bir ırmağın kaynağa doğru debisi ne kadar yüksek olursa, aşındırma işine kayaçların yapısı ve cinsi o kadar çok yardım eder; talveg’i ağzından ne kadar uzakta ve derin kazılırsa ve eğinti aşağı kesime doğru ne kadar alçalırsa, denge profili o kadar iç bükey olur. Belirli şartlar (temel seviye, tektonik bozukluklar, iklim şartları) altında ırmağın oyması denge profilinden öteye geçmez. Bu kavram aslında dönencelerde yağışlı bölgelerdeki ırmaklara uyar. Dönencelerarası ırmaklar, katı yükler yataklarındaki dirençli kayaları yarmağa yetmediğinden bu kayaları çağlayanlarla aşar. Üstelik öbür bölgelerde iklim değişiklikleri ve deniz seviyesinin yeni glasyoöstatik değişmeleri denge profili kavramına tamamıyle teorik bir anlam verir. (LM) PROFİLAKSİ i. (fr. prophylaxe). Fizyol. ve Sağ. bil. Bk. KORUNMA.
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROFİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİZMA
Tarih 10 Haziran 2009
PRİZMA i. (yun. prizein, biçmek > pris-ma’dan). Mat. «Taban» denilen eşit ve paralel iki çokgen ile bu tabanların karşılıklı kenarları arasında kalan paralelkenar «yüz»lerle sınırlanmış katı cisim. (Bk. ANSîKL.) || Bir prizmanın dik kesiti, prizmanın, yanal ayrıtlarına dik bir düzlemle kesiti. || Dik prizma, yanal ayrıtları taban düzlemlerine dik olan prizma. || Düzgün prizma, tabanları düzgün çokgenler olan dik prizma. || Eğik prizma, yanal ayrıtları tabanlara dik olmayan prizma. || Kesik prizma, prizmatik bir yüzeyi, birbirine paralel olmayan iki düzlemle keserek elde edilen cisim.
— Opt. Işık ışınlarını saptıran ve ayrıştıran saydam maddeden yapılmış üçgen prizma. Bk. ANSiKL.
— Pirotekni. Prizma barut, ekseni boyunca bir kanal bulunan, altı köşeli, iri taneli kara barut.
—ANSiKL. Mat. Bir prizma’mn ayrıtları iki çeşittir: taban çokgenlerinin kenarları veya «taban ayrıtları» ile «yanal ayrıtlar» denilen öbür ayrıtlar. Prizmalar, taban çokgenlerinin kenar sayısıyle adlandırılır: taban bir üçgense prizmaya «üçgen prizma», dörtgense «dörtgen’prizma» denir.v.b.
Bir dik prizma’nın yanal alanı, tabanının çevresiyle prizmanın yüksekliğinin çarpımına eşittir.
Bir eğik prizma’nın yanal alanı, dik kesit çevresiyle yanal ayrıt uzunluğunun çarpımına eşittir.
Bir prizmanın hacmi, taban alanı ile yüksekliğini veya dik kesit alanı ile yanal ayrıt uzunluğunu çarparak elde edilir.
Üçgen tabanlı bir kesik prizma’nın hacmi, bu prizmanın tabanlarından birini ortak taban ve öbür tabanın üç köşesini sırasıyle tepe olarak alan üç piramidin hacimleri toplamına eşittir; bu hacim, aynı zamanda, dik kesit alanını üç yanal ayrıtın uzunluklarının aritmetik ortalamasıyle çarparak da elde edilebilir.
— Opt. Optikte, bir ikidüzlemlinin iki yüzüyle sınırlanmış kırıcı ortama prizma denir. İkidüzlemlinin yüzleri, prizmanın yüzleri, ikidüzlemlinin ayrıtı, kırma ayrıtı ve ikidüzlemlinin açısı da kırma açısı’dır. Asar kesit, ayrıta dik bir düzlemle belirlenen açıdır.
Eğer bir asal kesit içinde bulunan basit bir SI ışık ışını prizma üzerine düşerse, I I’ doğrultusunda kırılır ve I’ R doğrultusunda prizmadan çıkar. A kırma açısı, i ve i, r ve r’ gelme ve kırılma açılarıyle ışık ışınının D sapma aşısı arasındaki dört prizma formülü kolayca kurulabilir:
(1) sin i = n sin r. (2) sin i’ = n sin r’. (3) A = r+r’. (4) D = i + i’ — A.
Deney ve hesaplar, aynı maddeden yapılmış prizmalar ve aynı gelme açısı için sapmanın kırma açısıyle birlikte arttığını, prizmanın kırma indisi 1′den büyükse sapmanın bu indisle birlikte büyüdüğünü, açısı ve cinsi verilen bir prizmada gelme açısıyle değiştiğini, gelme açısı çıkma açısına eşit olduğu zaman en küçük Dm değerini aldığını gösterir. En küçük sapma halinde, yukarıda-
ki denklemler n = sin __A + Dm__ : sin __A__
2 2
bağıntısını verir; bu bağıntı, kırılma indislerini ölçmekte kullanılan bir metodun temelidir. Bir cam prizmanın bir ışık demetinin ayrıştırdığını Newton bulmuştur. (Bk. TAYF.)
Bir SI ışını, dik kesiti ikizkenar diküçgen olan bir prizmanın AB yüzü üzerine dik olarak düşerse (tam yansıtmalı prizma), ışın sapmadan girer, fakat AC hipotenüsüne 45°’lik bir gelme açısıyle, yani limit açıdan daha büyük bir açıyle vardığı için, IR doğrultusunda tam olarak yansır.
• Fresnel çift prizması. Işık ışınlarının girişim olaylarını incelemek için Fresnel, bir yanı düz, öbür yanı ise, aralarında çok geniş açı yapan iki düzlemden meydana gelmiş bir cam kullandı. Bu düzenek, tabanlarından birleştirilmiş eşit iki prizma meydana getirir; «çift prizma» denmesinin sebebi budur.
• Nicol prizması. Polarmayı incelemekte kullanılan bu prizma, yalnız olağanüstü ışının geçebileceği şekilde düzenlenmiş bir spattır; âdi ışın ise, kanada reçinesinden bir tabaka üzerinde tam yansımaya uğrar. Spatın asal kesiti ABCD olsun; gelen SI ışını iki kola ayrılır ve IER, IOR’ ışınları paralel olarak çıkar. Bundan sonra, billurun, asal kesite dik olarak AC boyunca kesildiğini ve iki kesik parçanın, ince bir kanada reçinesi tabakasıyle yeniden yapıştırıldığını farzedelim: uygun bir IO geliş doğrultusu altında âdi ışın, O’da tam yansıyarak M’ye gelir ve burada madenî çerçeveye çarparak durur.
• Rochon prizması. Bu âlet, spattan veya daha genel olarak kuvarstan yapılmış ve hipotenüsleri üst üste gelecek şekilde birleştirilmiş iki prizmadan meydana gelir. Birincisinde eksen giriş yüzeyine diktir, ikincisinde ise ayrıtlara paraleldir. Bu yüzden, asal kesitleri birbiriyle kesişir.
• Senarmont prizması. Spatın ekseni, dilinim yüzleriyle aşağı yukarı 45°’lik bir açı yapar. Senarmont prizması elde etmek için, bir spat billuru, eksenden geçen bir düzlemle asal kesite dik olarak kesilir ve parçalardan biri, öbürüyle bir dik açı yaparak birleşecek şekilde döndürülür; sonra bu çift prizma, dış yüzeyleri birbirine paralel olacak şekilde biçilir.
• Wollaston prizması. Rochon prizmasından tek farkı, ışığın yayılma doğrultusudur. Prizma açısının aynı değeri için, sapma açısı iki katına çıkar; fakat iki görüntü simetrik olarak yer alır ve hafifçe renklidir. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİZMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİM
Tarih 09 Haziran 2009
PRİM i. (fr. prime). Huk. Sosyal Sigortalar kanununa bağlı olan işçilerin ve bunları çalıştıran işverenlerin Sosyal Sigortalar kurumuna ödemek zorunda oldukları ve ücretin belli bir yüzdesiyle ifade edien paralara verilen ad. (Sosyal sigorta primleri, ödenmesindeki zorunluluk sebebiyle özel sigorta primlerinden ayrılır. Bk. ANSiKL. ve SİGORTALAR, SOSYAL SİGORTALAR.)
— İkt. Bk. ANSiKL. || ihracat primi, yurt içinde üretilen bir malın veya maddenin dış ülkelere satışını kolaylaştırmak amacıle fiyatını düşürebilmek için, bu mal veya maddeyi üreten veya ihraç edenlere verilen para. Bk. ANSiKL.
— Spor. üstün bir randıman gösteren oyuncuları mükâfatlandırmak için verilen bir miktar para, armağan veya hediye.
— Tic. Primler cetveli, bir menkul kıymetin alıcı veya satıcısı olmasına göre, bir spekülatöre, elde edeceği kâr veya uğrayacağı zararı önceden gösteren cetvel.
— ANSiKL. Huk. Bugün sosyal sigorta prim’leri iş kazaları ve meslek hastalıkla-rıyle, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları karşılığı alınır. Sosyal sigortaların son gelişmelerinden biri olan «işsizlik sigortası» henüz Türkiye’de kabul edilmemiştir.
(Bk. İŞSİZLİK sigortası.) Prim oranlan ve bunlara işçiyle işverenin katılma payı, sigorta çeşidine göre değişir.Türkiye’de genel olarak uygulanan prim tarifesi için bk. Tablo.
Primlere esas ücret, sigortalının her ay hak ettiği temel ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikte işçiye yapılan ödemelerle gene aynı nitelikte olmak üzere bir karar sonucu işçiye yapılan ödemelerin brüt toplamıdır. Bu tanım dışında kalan yolluklar, çocuk ve aile zammı, ölüm, doğum ve evlenme yardımlarıyle aynî yardımlar, sigorta primlerinin hesaplanmasında göz önünde tutulmaz. Primleri toplamak ve Sosyal Sigortalar kurumuna yatırmak işverene yüklenmiştir, işverenin gerek sigortalılarla ilgili bütün sigorta işlemleri yapmak, bildirimlerde bulunmak, gerek prim borçlarını Kuruma ödemek yükümü çok ağır müeyyidelere bağlanmıştır.
Primlerle ilgili işlemler veya bildirimlerin eksik olması halinde kurum resen ölçümleme olarak isimlendirilen bir yola başvurur. Buna itiraz eden işveren Prim İtiraz komisyonuna başvurmalıdır. Bu itiraz on beş gün içinde ve takdir edilen primin yüzde 1′i teminat gösterilerek yapılır. Komisyonun kararına, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesinde itiraz etmek gerekir. İtirazda sadece takdir edilen prim miktarının gerçeğe uygun olmadığı i-leri sürülebilir.
İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı işçilerin primlerini en geç ertesi ayın sonuna kadar kuruma ödemek zorundadır. Prim gerekli sürede ödenmemişse, ilk gecikme ayı için yüzde 10, bundan sonraki her bir ay için yüzde 2 gecikme zammı uygulanır. Gecikme zamlarının tutarı temel prim borcunun yüzde 20’sini aşamaz. Gecikme zammının uygulandığı sürenin sonundan itibaren de yüzde 5 kanunî temerrüt (ödememede direnme) faizi işler. İşyeri veya işletmenin devri halinde, prim ve gecikme zammı borçlarından eski ve yeni işveren müteselsil olarak sorumludur.
— ikt. İşçi ücreti çeşitli zaman ölçülerine göre tespit edilir. Aylık, haftalık, saat başına gibi tespit edilen ücret, işçinin temel ücretidir. Eşit ücret alan işçiler arasında, sürekli olarak verimli çalışan ve kaliteli iş yapan işçinin prim ile ücretinin artırılması işletmeler için gereklidir. Bk. İŞÇİ ücreti.
• İhracat primi, özellikle döviz gelirinin aıtması amacını güder. Bu suretle, ihraç edilen mal veya maddenin dış piyasada alıcı bulması, başka ülkelerin ürünleriyle rekabet edebilmesi sağlanır. Türkiye’de, ihracatı teşvik amacıyle prim verilmesini öngören hükümler konulmuştur. Olağanüstü durumlarda uygulanan Millî Korunma kanununda, Bakanlar kurulunun her türlü ihraç ve ithal maddelerine veya içeride üretilen veya tüketilen maddelere prim verebileceği de belirtilir. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİENE
Tarih 09 Haziran 2009
PRİENE, bugün. Güllübahçe. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) Samsun (Mykale) dağının güney yamacında şehir. Strabon’a göre öteki adı Kadme’dır. Teleoneia kalesinin bulunduğu dik bir kayalığın altında yer alır. Eski yazarlar Priene den, kara şehri olarak söz ederler. Bugün Eski Menderes tepesi adını taşıyan Akro-polis’in eteğinde akan Büyük Menderes (Maiandros) ırmağının kollarından bin, eski devirlerde Naulochos limanına kadar küçük kayıklar ve çatanalar için trafiğe elverişliydi. Priene adının Yunanöncesı devre kadar indiği ve Praisos Priansos gibi Girit adalarının, Priene ile ilişkili olduğu sanılıyor. Antik belgelere göre, Priene şehrinin kurucuları lon’lar ile karışmış Thebar’lılerdi ve başlarında Peneleos’un oğlu Phılotas ile Neleus’un oğlu Aipytos vardı. Şehrin kuruluşunun M.Ö. 2000′e kadar gittiği sanılır. Arkaik devre ait şehrin, bugünkü yerden daha içerilerde, Miletos’un yakınlarında kurulmuş olduğu sanılıyor. M.Ö. 645 yıllarında Lydia krallığının başkenti Sardeis’in düşüşünden sonra Priene, Trer’lerin ve Kimmer’lerin lideri Lygdamis tarafından ele geçirildi. Ancak bu sefer, geçici bir yağma niteliğinde olduğundan kısa süre sonra şehir, istilâdan kurtuldu; sonra da Lydia kralı Ardys tarafından ele geçirildi. Priene’deki Lydia hâkimiyetinin ne kadar sürdüğü bilinmiyor.
Şehrin, Kroisos devrinde de Lydia krallığının hâkimiyetinde olduğu kesindir. Herodotos ve Pausanias’a göre, Keyhüsrev’in kumandanı Media’lı Mazares M.Ö. 545 veya 544 yıllarında şehri tahrip etti ve halkını köle yaptı, lonia şehirlerinin M.Ö. 499′da Perslere isyan etmesiyle başlayan lonia ihtilâline ve M.ö. 494′te lonia ihtilâline son veren Lade savaşına Priene de 12 gemiyle katıldı. Bu savaştan sonra Miletos, Priene ve birçok ion şehri, tapınaklar ve kutsal yerlerle birlikte yakılıp yıkıldı. M. ö. 353′te Karia satrapı Mausolos’un ölümünden sonra Priene’nin yeniden inşa edildiği M.ö. 334′te de Büyük İskender’in şehre geldiği sanılıyor. M.ö. 283 veya 282 yılında Sisam (Samos) ile Priene arasında bir sınır olayı sonucunda çıkan anlaşmazlıkta Lysimakhos araya girerek iki tarafı uzlaştırdı ve Dryussa’yı Priene’lilere, Batinetis’i ise Samos’lulara verdi. M.ö. 246′da Selefkilere ait olan şehir Laodikeia savaşı sonucunda Ptolemaios’ların eline geçtiyse de M.ö. 196′da tekrar selefki hâkimiyetine girdi. Kısa bir süre sonra, Priene ile Samos arasında yeni bir anlaşmazlık başgösterdi. Rodosluların hakemliğiyle Priene, Karion ile Dryussa’yı elinde tuttu. M.ö. 188′de Manlius Volso, Küçük Asya’daki ilişkileri düzenleyince, Priene ve Samos, Romalıların bağımsız müttefiki olmayı kabul etti.
M.ö. 155′te Kappa-dokia kralı Ariarathes V ile Bergama kralı Attalos II, Priene’ye karşı savaş açtı. M.ö. 133′te Bergama kralı Attalos II ölünce topraklarını Roma’ya vasiyet etti ve Priene de roma hâkimiyeti altına girdi. Roma devrinde şehir sayısız savaş gördü, Augustus zamanında düzenli bir duruma geldi. Bu sıralarda Büyük Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonlarla, deniz devamlı olarak şehirden uzaklaştığı için Priene’nin önemi de gittikçe azalıyordu. Bizans devrinde Priene, Andronikos II Palaiologos’a kadar bir piskoposluk merkeziydi. Yazılı belgeler ve arkeolojik kalıntılar, şehirde, bizans yönetimi sırasında (XIII. yy.a kadar) yerleşme olduğunu ve bu tarihten sonra tamamen terk edildiğini gösterir.
• Arkeolojik kazılar ve araştırmalar. Şehir ilk defa 1673′te İzmir’den gelen ingiliz tüccarları tarafından tespit edildi. 1894′te Berlin Müzeleri Eski Eserler bölümü müdürü R. Kekule” von Stradcnitz ve Kari Human şehri birlikte ziyaret ederek arkeolojik bir araştırma yapmağa karar verdiler. 1895′te K. Human ilk kazıya başladıysa da, anî ölümü sonucunda kazı başkanlığına Theoder Wiegand getirildi. Bu çalışmalar 1899′da sona erdi.
Şehir, Hippodamos planı veya «ızgara plan» adı verilen bir plana göre yapılmıştır; yollar ve caddeler düzgün ve dik bir şekilde birbirlerini keser. Athena tapınağı, agora ve resmî yapılar şehrin merkezinde yer alır. Doğu-batı yönünde uzanan 6 yol, şehri düzgün parçalara böler. Bu yollardan en önemlisi agoranın yanından geçen Batı Kapı yolu (şehrin batı surlarında bir kapıya ulaşır), kayalık bîr arazinin oyuimasıyle yapılmıştır. Tiyatro yolunun, doğu ve batıda yer alan iki kapıyı birbirine bağladığı doğudaki kapının da şehrin ana kapısı olduğu sanılıyor. Bu kapıdan çıkan bir yol da Magnisa’ya (Menderes Magnesia’sı), oradan da ülkenin içlerine kadar uzanıyordu. Kapının iç tarafında bulunan ve kenarları yuvarlak duvarlar tarafından kapatılmış olan avlu, kapıyı kırarak giren düşmanı yeniden geri püskürtmek için bir tuzak vazifesini görüyordu. Güneydeki Batı kapısı da ana kapı kadar önemliydi. Doğuda, Kaynaklar kapısı adı verilen önemli bir giriş daha vardır. Şehrin kuzey-güney yönünde uzanan eksenlerinde çok eğimli yollar yer alır. Büyük bir kısmı merdivenlerden meydana gelen bu yollar şehir ulaşımını büyük ölçüde etkiliyordu. Yatay ve dikey eksenler tarafından sınırlandırılmış olan ev bloklarının (insulae) boyutları 47,20 X 35,40 m idi; her birinin üzerinde genellikle 4 ev vardı. Şehir akropolisi ve aşağı şehir arasındaki surlar kesintilidir. Yüksekte kurulmuş olan akropolisin yeri savunmaya elverişlidir. Akropolis üzerinde 10 kulenin bulunmasına karşılık, çok daha uzun olan şehir surları üzerinde 16 kule vardır. Güneyde, stadionun yakınlarında testere biçiminde olan surlar, şehrin güneyinden gelen saldırılara karşı başarılı bir şekilde savunulmasını sağlıyordu. Surlarda özellikle Bizans çağında bazı değişiklikler ve onarımlar yapıldı. Şehrin nekropclis’leri hakkında fazla bilgi yoktur. Yalnız doğudaki nekropolis’in önemli olduğu tespit edilmiştir.
Tapınak (Athena polias tapınağı). Şehrin en hâkim noktasında, kayalık bir teras üzerindedir. Vitruvius’a göre, ünlü mimarPyt-heus tarafından yapıldı (M.Ö. IV yy.). Şehrin en önemli ve aynı zamanda en eski yapısıdır. Tapınak doğu-batı yönünde inşa edilmiş olduğundan, şehir planının bu yapının çevresinde geliştirildiği sanılıyor. Her bakımdan klasik bir yapı elan Athena tapınağı küçük asya-ion düzeninde ve 6 X 11 sütunlu peripteros planlı bir yapıdır. Uzun ve kısa taraflarındaki sütun sayısının birbiriyle oranı, klasik dor tapmağı etkisini gösterir. Tapınağın yapımı sırasında kullanılan ve esas ölçü olan «ayak» 29,4 sm’lik attike ayağıdır. Tapınak, içindeki kült tasviri ve kaidesinde bulunan sikkelere göre, Kappado-kia kralı Orophernes tarafından adanmıştı. Pausanias da bu kült tasvirinden söz eder. Tespit edilen kalıntılara göre, Athena’nın heykelinin mermerden ve Nike’nin kanatlarının altın suyuna batırılmış tunçtan yapıldığı ve ünlü heykeltıraş Pheidias’ın Part-henon tapmağı için yaptığı Athena Parthenos heykelinin kopyası olduğu anlaşıldı. Athena tapmağının dışında bir de sunak vardır; Priene’nin yeniden kuruluşu sırasında yapıldığı ve büyük Bergama sunağı tipinde olduğu sanılıyor. Athena Polias tapmağında ve sunağın baş tabanı üzerinde, roma imparatoru Augustus devrine ait, Athena ve imparator için yazılmış bir adak yazıtı vardır.
Zeus veya Asklepios kutsal alanı. Agoranın doğusunda, kare planlı, kuzey ve güneyi galerili bir alandır. Tapınak 8,50 X 13,50 m boyutlarındadır. Girişinde ion düzeninde 4 sütun vardır. Bunun dışında tapınak hakkında fazla bilgi yoktur; ilk defa M.Ö. 330′da yapımına başlandığı kabul edilir. Demeter kutsal alanı. Demeter tapmağının M.Ö. II.yy.dan önce, doğu ucundaki sunağın ise daha geç bir devirde yapıldığı sanılır.
Mısır tanrıları kutsal alanı. Tiyatro ve Athena caddeleri arasında bir teras üzerindedir. Burada ele geçirilen III. yy.a ait yazıtlara göre alan Serapis, Osiris, isis, Anubis ve Harpokrates gibi mısır tanrılarına adanmıştır. Bu alanda uzunluğu 14,60 m, genişliği de bunun yarısı kadar olan büyük bir sunak vardır. Alanın kuzeybatı köşesindeki propylaion ile, batı duvarı kenarındaki galerinin, daha geç devirlerde yapıldığı sanılıyor. M. S. III. yy.di Böyle bir kutsal alanın yapılması, Ptölemaios III Euergetes’in Laodike-ia savaşından sonra mısır hâkimiyetini Ege bölgesine de yaymak istemesi ve bu yüzden Küçük Asya’nın batı kıyılarındaki stratejik mevkilerde yerleşmesiyle açıklanır. Meclis binası ve Prytaneion. Meclis, agoranın kuzeydoğu köşesindeki kutsal stoanın doğu uzantısında yer alır. 20,25 X 21,06 m boyutiarındadır. Priene’nin en iyi korunmuş yapılarındandır. Binanın içinde üç tarafında çatıya doğru gittikçe yükselen oturma sıraları, tam ortada da mermerden yapılmış ve çevresi kabartmalarla süslü, dört köşe bir sunak bulunur. Bu yapının bir «ekklesia» olması da mümkündür; fakat, Miletos’taki benzeri yapı ile karşılaştırılarak bu yapının bir «bulcuterion» olduğu genellikle kabul edilir. Prytaneion’un varlığı bir yazıttan öğrenildi. Bu yapı bir roma yapısının altında kalmıştır.
Agora ve kutsal stoa. Agora, kuzeyden kutsal stoa ile sınırlandııılmıştır ve şehrin merkezinde yer alır. Şehrin planlanmasında, çıkış noktası olarak agoranın alınmış olması da mümkündür. Pausanias’ın sözünü ettiği agora, tipik bir ion agorasını gösterir. Agorayı kuzeyden sınırlayan «kutsal stoa», agorayı çevreleyen galerilerin içinde en önemlisidir. M. Ö. III. yy .da daha eski bir yapının onarımı ve genişletilmesi sonucu meydana gelmiş olduğu sanılıyor. Bir teras üzerinde bulunan stoa 116 m uzunluğundadır ve 3 basamakla çıkılır. Mimarî bakımdan burada dor ve ion biçimlerinin birbiriyle karıştırıldığı görülür. Cephedeki 49 sütunun başlıkları dor düzenindedir ve gövdeleri üzerinde 20 adet yiv vardır. İç kısımda 24 adet ion sütunu yer alır. ön kısımdakilere göre daha aralıklı ve yüksek olan bu sütunların gövdelerinin alt kısımlarında yiv yoktur. Arkeologlara göre, sütunların üzerinds ahşap bir semeıdam vardır. «Kutsal stoa» adının ilk defa Mithridates zamanında verildiği sanılıyor.
Tiyatro. En önemli ve ilgi çekici yapıların taşında gelir. M.ö. 332-331 veya 331-330 yıllarına ait ve Apellis adına yazılmış şeref yazıtında, bir tiyatrodan söz edildiği için, Priene tiyatrosunun bu yıllar içinde yapıldığı sanılıyor. Çok düzgün bir şehir planının içine, 5 000 kişilik oturma yeri olan bir tiyatronun yerleştirilmesi vardır; fakat Priene’li mimarlar bu güçlüğü yenerek tiyatroyu agoranın kuzeyine yerleştirmişlerdir. Seyirci kademeleri bir yamacın içine oyularak yapılmıştır. Orkestra bölümü sıkıştırılmış topraktır.
Gymnasion’lar ve Stadion. Yukarı ve aşağı olmak üzere iki gymnasion vardır. Yukarı gymnasion, tiyatro ile meclis binası arasındadır. Buradaki araştırmalar yetersiz olduğundan bu yapılar hakkında fazla bilgi yoktur. Şehrin güneyindeki Aşağı gymnasion daha iyi bilinir. Aşağı gymnasionun sütunlu avlusu, doğu-batı uzantısında 34,35 m, kuzey-güney uzantısında
35,11 m uzunluğunda Stadion, Priene’deki öteki yapılar gibi yüzyıllar boyunca değişikliklere uğramıştır; 191 m uzunluğunda olduğu sanılıyor. Evler. Priene’deki tapınak, tiyatro, agora v.b. yapılar çok gelişmiş olduğu halde evler çok az gelişmiştir. Şehirde ancak geç devirlere ait 4 adet peristilli ev ortaya çıkarıldı. Priene’deki evlerde prostaslı oikos (girişi stoalı ev) tipi yaygındır.
Wiegand, bu evlerde megaron tipinin etkileri olduğunu ileri sürer. Mykenai tarihöncesi evleriyle priene evleri arasında ilişkilerin varlığı tespit edilmiştir. Şehirde bugün en iyi durumda bulunan ev, tiyatro caddesinin kenarında, Athena tapınağının yanındadır. Bu ev, megarotı tipi bir yapının daha geç tir devirde, peristilli bir ev olaıak değiştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Evin, yalnız kadınlara, hemen yakınındaki başka bir evin de erkeklere ait olduğu sanılıyor. Ortaya çıkarılan başka iki ev de aynı zamanda tapınak olarak kullanıldığı için ilgi çekicidir. Bu evlerden biri, ele geçirilen buluntulara göre tanrıça Kybele’ye adanmıştı, ötekinin de «Kutsal ev» adım taşıdığı tespit edidi. Evlerin yapı malzemesi ve tekniği çok basittir. Duvarları genellikle çamur harçla tutturulmuş kırma taslardan veya kerpiç tuğlalardan yapılmıştır. İç yüzleri alçıyle sıvanmıştır. Pencereler çok az ve belki de çok yüksektedir.
Bizans yapıları,Andronikos ll Palaıologos devrine kadar bir piskoposluk meıkezi olan şehirde, İsaakios I Angelos ile Aleksios III Angelos devirlerinde selçuk ve osmanlı tehlikesine karşı bazı yapılar inşa edildi. Meselâ, Zeus tapınağının yanındaki küçük şatonun bu devirde yapıldığı kabul edilir. Başka bir bızans yapısı da, tiyatronun yakınındaki 600 kişilik piskopos kilisesidir; bunun, VI. yy.da yapıldığı sanılıyor. (-»Bibliyo.) [M]
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİENE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Preveze Deniz savaşı
Tarih 09 Haziran 2009
Preveze Deniz savaşı, Barbaros Hayreddin Paşanın kumandasındaki osmanlı donanmasıyle, Andrea Doria kumandasındaki haçlı donanması (venedik, ceneviz, portekiz, papalık, malta donanmaları) arasında Preveze’de yapılan (28 eylül 1538) deniz savaşı. Barbaros Hayreddin Paşa, Osmanlı devleti hizmetine girerek kaptanıderya olduktan sonra Türkler ile avrupa devletleri arasındaki deniz savaşları şiddetlendi. Osmanlı donanması Balear adalarını tahrip etti (1535); Ege denizinde Venedik’in elinde bulunan adaları ele geçirdi; Girit’in pek çok kale ve köyünü yağmaladı. Bunun üzerine papa ile Carlo V’in teşvikiyle ispanya, venedik, portekiz, malta, floransa donanmaları Türklere karşı birleştiler. Meydana gelen donanmanın başına Andrea Dona getirildi. Haçlı donanması Korfu adasında toplandı; daha sonra Preveze kalesini kuşattı. Barbaros Hayreddin Paşa, Preveze düşman donanması tarafından bombalandığı sırada İstanköy (Kos) körfezindeydi. Durumu öğrenince Eğriboz (Euboia) adasında Khalkis limanına geldi. Düş man hakkında bilgi edinmek için 20 parçalık bir donanma ile Turgut Reis’i Preveze’ye gönderdi; kendi de asıl osmanlı donanması ile Modon’a girdi. Barbaros’un yaklaştığını öğrenen Andrea Doria, Preveze kuşatmasını kaldırarak Korfu’ya çekildi. Barbaros da Modon’dan ayrıldı. Venedik’in elinde olan Kefalonya (Kephallonia) adasını bombaladıktan sonra Preveze’ye geldi. Preveze kalesini tamir ettirdi ve donanmayle birlikte Narda (Arta) körfezine girdi. Bunu haber alan Andrea Doria, Korfu’dan ayrılarak Preveze’ye geldi; fakat çok dar olan Narda körfezinin ağzı, Preveze kalesinin toplarıyle korunduğundan körfeze giremedi. Bu sırada haçlı donanmasında 60 000 asker ve 308′i büyük savaş gemisi olmak üzere 600′den fazla gemi vardı. Türk donanması ise 122 savaş gemisi ve 20 000 askerden meydana geliyordu. Türk donanmasında 166, haçlı donanmasında ise 2 500 top vardı. Barbaros, gemisinde toplanan mecliste, öteki kumandanların düşüncelerine uymayarak, körfezden çıkacağını ve haçlı donanmasına saldıracağını bildirdi; ona göre, bu kadar büyük bir haçlı donanması yenilirse, Akdeniz’de Türklerin üstünlüğü uzun süre devam edebilirdi. 27 Eylül 1538′de osmanlı donanması Narda körfezinden çıktı; yarım daire şeklinde yayılarak düşman donanmasına ateş açtı. Osmanlı donanmasının bu saldırısı karşısında Andrea Doria, savaşı kabul etmedi; kendisi için daha elverişli bir durumda savaşa girmek üzere Santa Maura (Leukas) adasıyle Ithake adası arasına çekildi. 28 Eylül gecesi iki donanma tekrar karşılaştı. Osmanlı donanmasının merkezine Barbaros Hayreddin Paşa, sağ kanadına Salih Reis, sol kanadına Şeydi Ali Reis kumanda ediyordu. Turgut Reis de yedek donanmanın kumandanıydı. Osmanlı donanması çektiri cinsi (kürekli) gemilerden meydana geliyordu. Haçlı donanmasında ise hem kalyon, hem de kürekli gemiler vardı. Savaş boyunca haçlı donanması yelkenli gemilerle kürekli gemilerin hareketlerini düzenleyemedi. Savaşın başlangıcında kuvvetli bir güney rüzgârı türk donanmasının hareketine engel oluyordu; fakat bir süre sonra rüzgâr hafifleyince Barbaros hareketsiz kalan düşman gemilerini çevirerek uzaktan top ateşine tuttu; 128 düşman savaş gemisi ve birçok nakliye gemisi battr. Türk donanması gemi kaybetmedi; sadece yüz ölü ve 800 yaralı verdi. Barbaros’un karşısında başarılı olamayan Andrea Doria, o zamanın geleneklerine göre büyük bir şerefsizlik sayılan bir hareket yaptı: amirallik fenerini söndürerek kaçtı. Preveze yenilgisinden en çok zarar gören ülke Venedik oldu: savaştan sonra Osmanlı devletiyle yaptığı barış antlaşmasıyle Mora ve Adriya kıyılarında elinde bulunan kaleleri ve Barbaros’un ele geçirdiği Ege denizi adalarını Osmanlı devletine bıraktı; 300 000 altın da savaş tazminatı vermek zorunda kaldı. Bk. osmanlılar renkli sayfası. (-»Bibliyo.) [m]
PREVEZELİ MUSTAFA PAŞA. Bk. mustafa paşa Prevezeli.
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Preveze Deniz savaşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİVERT (Jacques)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİVERT (Jacques), fransız şairi (Neuilly-sur-Seine 1900). Gerçeküstücülüğün şaşırtıcı, beklenmedik benzetmelerini halk edebiyatının alaycı zekâsıyle kaynaştırdı, ilk eseri Bifur dergisinde yayımlandı: Souvenirs de Famille ou l’Ange Gardien
(Aile Hatıraları ve Koruyucu Melek) [1930]. Birçok gazete ve dergide çıkan şiirlerini Paroles (Sözler) [1948] adlı kitapta topladı. Daha sonra Spectacle (Gösteri) [1951], La Pluie et le Beau Temps (Havadan Sudan) adlı eserleri çıktı. Ayrıca genellikle Marcel Carne’nin yönettiği filimlerin diyaloglarını hazırladı: Drdle de Drame (Tuhaf Oyun) [1937], Sisler Rıhtımı (Quai des Brumes) [1938], Son Ümit (Le Jour se Leve) [1939], Les Visiteurs du Soir (Akşam Ziyaretçileri) [1942], Les Enfants du Paradis (Paradideki Çocuklar) ve Jericho (1945), Les Portes de la Nuit (Gecenin Kapıları) [1946]. Şiirlerinden birçoğu Joseph Koşma tarafından bestelendi. Son olarak kendi yaptığı yapıştırma resimlerle süslediği Fatras (Karmakarışık) [1966] adında bir şiir kitabı yayımladı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİVERT (Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREVELAKİS (Pantelis)
Tarih 09 Haziran 2009
PREVELAKİS (Pantelis), yunanlı yazar ve sanat tarihi profesörü (Resmo [Rethymnon], Girit 1909). Dominikos Theotokopulos (1930-1941); To Khroniko Mias Politeias (Bir Şehrin Günlüğü) [1938]; Ağaç (1945); Giritli (1948), Meduza Kafası (1963) gibi tarihî incelemelerden başka bir de tiyatro oyunu yazdı: To İphaisteio (Volkan) [1962]. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVELAKİS (Pantelis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Preisz-Nocard basili
Tarih 09 Haziran 2009
Preisz-Nocard basili. Vet. Tekparmaklılarda ülserli lenfanjite, atta bulaşıcı sivilceye, sığırda sivilceli deri iltihabına sebep olan mikrop; bulaşıcı koyun zatürreesinde ve kangrenli meme iltihabında da bu mikroba rastlanır. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Preisz-Nocard basili hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREİSOVO (Gabriela)
Tarih 09 Haziran 2009
PREİSOVO (Gabriela), çek kadın romancı (Kutna Hora 1862 – Prag 1946). Romanlar, Moravya, Slovakya ve Carinthie İslavIarının hayatlarını konu alan tiyatro oyunları yazdı. Ayrıca, Janaçek’in operası Jenufa’nın (Evlâtlık Kız) librettosunu yazdı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREİSOVO (Gabriela) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prater
Tarih 08 Haziran 2009
Prater, Viyana’da millî park, lunaparkıyle tanınır. XV. yy.da Sarayın hayvanat bahçesiydi. 1776′da halkın istifadesine açıldı. Prater, Tuna boyunca uzanan yeşil sahalarla parklardan meydana gelir. Lunapark kesimi Volksprater, Wurstlprater adlarını taşır. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prater hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pragmatique Sanction de Bourges
Tarih 08 Haziran 2009
Pragmatique Sanction de Bourges (Bourges Dinî yönetmeliği), Charles VII tarafından, 7 temmuz 1438′de çıkartılan yönetmelik. Bununla, haziran ayında, Bourges meclisinde kralın danışmanlarıyle fransız papaz sınıfı temsilcileri tarafından, papa ile çatışma halinde bulunan Basel konsilinin kabul ettiği esasların Fransa’ya sokulması için verilen karar onaylanıp yürürlüğe sokulmuş oluyordu. Papalığın gevşekliği açığa vurulan bu yönetmeliğin yirmi üç maddesinde, Kilisenin genel disiplini ve Papalık ile ilişkileri tek taraflı olarak düzenleniyordu. Bu maddelerde konsil halinde biraraya gelmiş olan piskoposların papadan üstünlüğü ileri sürülüyor, piskoposların ve başpapazların piskoposlar meclisi ve manastırlar tarafından seçilmesi usulünü yeniden yürürlüğe koyuyor, papazlara ödenek bağlama hakkını Papalığın elinden alıyordu (papanın ödenek emirnamesinin kaldırılması). Papalık meclisince verilen imtiyazların yirmi dört dukalıktan fazla olan gelirinden papanın pay alma hakkı da alındığı gibi, ara yargı mercilerinin işlemi sona ermeden, bir hükmün Roma nezdinde temyiz edilmesi prensibi de reddolunmaktaydı. Prensler için (kral ve aynı zamanda büyük fief sahipleri) sahiplerin ve piskoposların seçimine müdahale (tavsiye) hakkının kabul edilmesi de, artık, Papalığın nüfuzundan kurtulan Fransa kilisesini, laik iktidarın nüfuzu altına sokuyordu
(bu da gallikanizm’in prensiplerinin ilk defa kendini açığa vuruşu oluyordu). Bourges Dinî yönetmeliği (pragmatique sanction) tabiî olarak, öteki hükümdarların da bunu taklit etmesinden ve böylece otoritelerinin zayıflamasından korkan papaların muhalefetiyle karşılandı; fakat Charles VII’ye bunu iptal ettiremediler. Babasının siyasetine tepki olarak dinî yönetmeliği (pragmetique sanction) iptal eden Louis XI (27 kasım 1461 ve 16 mart 1462) papaların beklediklerinden de fazlasını yaptı. Gerçekte, fief sahiplerinin elinden piskoposlarla rahipleri seçme hakkını almıştı. Fakat üniversitelerle, parlamentonun muhalefeti ve papaların imtiyaz emirnamesi verme hakkını yeniden elde etmek için gösterdikleri telâş Louis XI’i bu dinî yönetmeliği yeniden hukuken değilse bile fiilen yürürlüğe koymağa zorladı; bunu da 1463′ten 1464′e kadar çıkarttığı gallikan emir-nameleriyle gerçekleştirdi, bunların en önemlisi, papanın imtiyaz için emirname çıkartması hakkını kaldırarak (10 eylül 1464) 1467′de yeniden iptal edilip 1472′de yerine Tours konkordatosu geçirilen bu dinî yönetmelik 1484′te devletler tarafından yeniden yürürlüğe konuldu ve fiilen 1516′ya (her ne kadar iptali Bologna konkordatosunca öngörülmekle beraber, Papalığa karşı olan başlıca hükümleri muhafaza edilmişti) ve ruhu bakımından da 1789′a kadar devam etti. Gerçekte, yönetmelik, kral tarafından her ne kadar, papazları papanın vasiliğinden kurtarmaktan çok, kendi iradesine boyun eğdirmek için kullanılmış ve yine bu sınıfın zararına olarak tayin hakkının kralla papa arasında bölüşülmesi sonucuna varmışsa da (1516) yine de Fransa papaz sınıfını kendi gücünün ve birliğinin bilincine erdirdi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pragmatique Sanction de Bourges hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRAG çekçe Praha
Tarih 08 Haziran 2009
PRAG çekçe Praha, Çekoslovakya’nınbaşkenti, Bohemya’nın merkez kesiminde, Vltava kıyısında, ırmağın Elbe (Labe) ile kavuştuğu yerin yukarısında; 1 030 330 nüf. Üniversite.
• Coğrafya ve güzel sanatlar. Prag, Vltava vadisindeki küçük bir çanakta, ırmağın Polabi ve asıl Labe’ye ulaşmak için boğazlara girmeden önce menderesler çizerek akışının ağırlaştığı yerde kuruldu. Kraliyet şehri olarak, Vltava’nın sol kıyısında, bir çeşit resmî şehir olan ve içinde surla çevrili büyük bir katedral (XIV. yy.da Aras’lı Mathien ve P. Parler tarafından inşa edildi; Aziz Jan Nepomuklu’nun mezarı), saray ve saraya ait askerî ve idarî yapılar bulunan Hradçany’den itibaren gelişti. Aşağıda set set kiliseler ve genellikle italyan mimarlarının eserleri olan Mala Strana semtinin sarayları sıralanır. Mala Strana, azizlerin heykelleriyle süslü Karel köprüsüyle (XIV. yy.) eski tacirler şehrine bağlanır; burada eskiden çeklerin tüccar mahalleleri, alman semti Havel ve getto yer alırdı. Şehrin ırmağın sağ kıyısındaki bu kısmı, Stare Mesto («eski şehir») adını taşır. Gerçekten sivil ve dinî anıtları, dar sokakları ve sık mesken adalarıyle eski bir şehrin bütün özelliklerine sahiptir. Başlıca anıtları İkinci Dünya savaşında kısmen yıkılan Belediye sarayı (mekanik saat), Havel kilisesi, Tynsky kilisesi ve eski kervansaraydır. Modern çağda dev kapılar açılan surlar eskiden Hrad-çany, Mala Strana ve Stare Mesto’nun meydana getirdiği bütünü çevrelerdi. Şehrin bu eski sınırı bugün kolayca göz önüne getirilebilir: nitekim Na Prikope ve Narodni Trida ana caddelerini takip eder. XVIII. yy.da, Stare Mesto’nın ötesinde, başlangıçta bir çeşit geniş panayır yeri olan büyük Vaclavkse namesti’nin (Vaclavkse meydanı) çevresinde yeni semtler kuruldu. Böylece Kari IV’ün XIV. yy.da inşa ettirdiği Nove Mesto («yeni şehir») gelişti. Ama bu genişlemelere rağmen Prag’ın nüfusu 1850′de ancak 150 000 kişiydi. İlk sanayi tesislerinin kurulması ortaya yoksul ve kasvetli semtlerin çıkmasına yol açtı: özellikle Vlatava’nın büyük menderesinin sağ kıyısında Karlin semtinde kısa süre içinde un fabrikaları, sepi yerleri, bira ve içki fabrikaları, iplikhane ve dokumahaneler, küçük makine ateîyeleri, mobilya fabrikaları kuruldu. Aynı dönemde şehrin yukarısında, ırmağın sol kıyısında Smichov sanayi semti gelişti. Bu arada, ırmağın sağ kıyısına hâkim olan yumuşak eğimli yamaçta, Çesky Brod ve Brno yolları boyunca mesken semtleri kuruluyordu.
XX. yy. başında ve ilk Çekoslovak cumhuriyeti döneminde şehir büyük ölçüde gelişti. Gerçekten o tarihte Prag çok büyük bir sanayi şehri haline geldi: yeni kurulan fabrikalar ilk sanayi tesisleriyle oranlanamayacak kadar büyüktü. Eski şehrin aşağı kesiminde, ırmağın menderesinin içbükey kısmını kapsayan büyük bir batı-doğu çöküntüsündeki serbest alanlara el atıldı: burada
Bubeneç ve Holeşovice semtleri kuruldu; Vlatava’nın küçük bir kolu olan ve büyük ölçüde çamurla dolan Rokytka’nın vadisinde Vysoçany ve Hloubetin semtleri inşa edildi, Bir yan kanalla Vltava ve Labe’ye bağlanan bir ırmak limanı (Bubeneç menderesinin alçak taraçalannın iç kısmında) düzenlenerek sanayi bögesinin ulaşım imkânları genişletildi. Sanayi bölgesi Karlin semtini genişletip, şehrin Prag çanağını sınırlayan yamaçların eteğindeki kuzey kısmını da içine alarak, büyük bir bütün meydana getirdi. Bu bölgede önemli metalürji tesisleri; vagon ve sanayi makineleri fabrikaları, otomobil ve motor fabrikaları toplandı. Bubeneç’in menderesinde ve Holeşovice’de ise kimya ve besin sanayii tesisleri yer aldı. 1921′de şehrin yeniden bağımsız bir devletin başkenti olması ve sanayinin gelişmesi nüfus artışını hızlandırdı. Nüfus 1913′e doğru yarım milyondan azken, 1936′da bir milyona yaklaştı. Bunun üzerine şehrin bütünü için bir plan yapılmaksızın, semtler çevresinde en çeşitli şehircilik ve inşaat denemelerine girişildi. Şehrin doğusu özellikle büyük yapılarla dolu semtlerden meydana gelir; bu semtler güneye doğru, Karel üniversitesinin enstitü ve laboratuvarları çevresindeki Vyşehrad’da da uzanır. Sol kıyıda, Hradçany’nin kuzeyinde XX. yy. başında yeni sanayiciler ve tacirler sınıfının oturduğu özenle yapılmış binalardan meydana gelen bir semt kuruldu; kuzeydoğuya doğru bu semtten, meşhur Prag fuarı çevresindeki orta sınıfların oturduğu semte geçilir.
Şehir büyümeğe devam etmektedir: eski şehrin batısındaki Beyaz dağa (Bila Hora) kadar tırmanan karayolları boyunca genişlemektedir. Başkent, Kobylisy’ye doğru Prag çanağının kuzey yamaçlarına da tırmanır; güneyde eski banliyöleri Libus ve Kunratice’ye ulaşır. Bugün başlıca hedefi şehir merkezinin düzenlenmesi olan bir şehir planı uygulanmaktadır.
• Tarih. Ticarî olduğu kadar stratejik konumu da önemli olan Prag, Prensmyl’lerin iki şatosu (Hradçany ve Vyşehrad) çevresinde, ırmağın her iki kıyısında gelişti; ırmağın geçit veren yerleri yakınında birçok tacir ve zanatçı (yahudi, italyan, fransız, ama özellikle alman) yerleşti. Bunlar daha X. yy.dan itibaren nispî muhtariyetler elde ettiler; ama Prag’ın şehir derecesine yükseltilmesini ancak şehre Nürnberg hakkını tanıyan (1232-1235) Venceslav (Vaclav) I zamanında sağlayabildiler. Bu eski şehir (Stare Mesto), Venceslav (Vaclav) I’in şansölyesi Eberhard tarafından inşa ettirilen yeni bir merkezle birleşti ve surlarla çevrildi (1253). 1257′de eski şehir halkıyle devam eden çatışmaların önünü alabilmek için Ottokar II yalnız alman kolonlar için yeni bir merkez (Mala Strana veya «küçük şehir») kurdu; kolonlara Magdeburg hakkı tanmdı ve muhtar bir komün haline gelmeleri onaylandı (1338). XIV. yy.da birçok manastır kurulan ve çok zenginleşen Prag’ı Kari IV (1336-1378) imparatorluğun başkenti haline getirdi (1344) ve çek milliyetçiliğinin merkezi olan üniversiteyi kurdu (1348). Vyşehrad çevresindeki köylerin birleştirilmesiyle kurulan, çeklerin yerleştirildiği üçüncü bir yeni şehir de (Nove Mesto) milliyetçiliği destekliyordu. Bir süre için Çeklerin ülkeye kesinlikle hâkim olmasını sağlayan Jan Hus taraftarlarının savaşı sırasında kızışan milliyet çatışmaları, Jîrji Podebrady zamanında yeniden başladı. Bununla birlikte 1518′de tek bir komün halinde birleşen şehir, Habsburg’lar zamanında, Ferdinand I’in otoritesine karşı patlak veren isyandan sonra (1547) başkentini Viyana’ya nakletmesiyle önemini kaybetti, ömrünü Prag’da geçiren Rudolf II’nin (1583-1610) büyük ilgisi sayesinde şehir yeniden milletlerarası önemini kazandıysa da, yeni bir almanlaştırma denemesi açık bir isyana yol açtı (23 mayıs 1618). Bila Hora savaşını takip eden sert bastırma hareketiyle Prag, bir il haline getirildi. Dinî baskıdan kaçan iki bin burjuva ailesi göçtü; birçok defa yabancılar tarafından işgal edilen şehir (Saksonlar, 1631-1632; İsveçliler 1634, 1639 ve 1648), ancak XVII. yy. sonunda ve XVIII. yy.da
(barok çağ) yeniden canlandı. 1558′den beri krallık şehri olan Hradçany, öbür üç siteyle eşit haklara sahip olan dördüncü bir site haline getirildi (1756). Ama Josef II, dört siteyi tek bir komün halinde birleştirdi (1784). XIX. yy.da çek köylülerinin büyük ölçüde şehre göçmesine yol açan sanayileşmenin yanı sıra Bohemya soylularının mahallî fikir hayatına gösterdikleri büyük ilgi sayesinde milliyetçi hareket yeniden canlandı. Windischgraetz’in 1548′de şiddetli bir şekilde bastırdığı milliyetçi hareketin (islav birliği toplantısından sonra ayaklanmalar) 1861 seçimlerinde, başarı göstermesi, kısa süre sonra tamamıyle Çeklerin elinde olan bir idare ve öğretim kurulmasına imkân verdi. Prusyalılar tarafından kuşatılan (1866) ve kendi adını taşıyan barıştan sonra (ağustos 1866) Prag, modernleşmeğe, sanayileşmeğe ve XX. yy.da çek milliyetçiliğini yönetmeğe devam etti. Çekoslovakya’nın bağımsızlığı burada ilân edildi (28 ekim 1918) ve 14 kasım 1918′de Habsburg’ların tanınmadığını bildiren ve Tomaş Masaryk’i Çekoslovak cumhuriyetinin başkanı ilân eden devrimci millet meclisi burada toplandı. Birinci Dünya savaşından sonra kurulan Çekoslovakya’nın başkenti olan, fikir ve sanat merkezi haline gelen şehri, Hitler’in Çekoslovakya’yı parçalamasından sonra 14 mart 1939′da Wehrmacht işgal etti. İkinci Dünya savaşı sonunda Patton kumandasındaki A.B.D. birlikleri hükümetlerinin emri üzerine şehre 90 km uzakta olan Plzen bölgesinde durdular. Konyev kumandasında Dresden’den ve Malinovskiy kumandasında Viyana’dan gelen sovyet birlikleri 6 mayıs 1945′te Prag’da birleşti. (Bk. ALMANYA-RUSYA SAVAŞI.) 1948 Şubatında Prag’da yapılan hükümet darbesiyle idareyi bir komünist hükümet ele geçirdi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAG çekçe Praha hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pön savaşları
Tarih 08 Haziran 2009
Pön savaşları, M. ö. 264 ile 146 arasında Roma ile Kanaca arasındaki savaşlara verilen ad.
• Birinci Pön savaşının M.ö. 264′e kadarki menşeleri. Roma, önce Campania’daki yunan siteleri, sonra da Büyük Yunanistan siteleri üstünde nüfuzunu yaydığı sırada durumu sarsılmış olan Kartaca (V. yy.), Atina’nın deniz hâkimiyetini kaybetmesi üzerine Doğu Akdeniz’in kendisine yeniden açılması ve Ptolemaios’iar yönetimindeki Mısır ile iktisadî ilişki kurması (IV. yy.) sonucunda eski dinamizmini yeniden kazanmakta idi. Himera’da uğradıkları bozgundan (480) beri Sicilya’nın batısına çekilmiş olan Kartacalılar, tahıl üretimini denetimleri altında bulundurmak amacıyle bütün adaya hâkim olmayı tasarlıyorlardı. Pyrros’un giriştiği seferin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra da Osklardan olan Mamortinus’un (osk soyundan ücretli askerler) çağrısı üzerine Messina’ya yerleştiler. Mamortinus’lar şehri kısa bir süre önce ele geçirmişlerdi. Ama burada, Romalıların müttefiki Syrakusai’li Hieron’un tehdidi altındaydılar. Syrakusai’li Hieron 269′da onları yenilgiye uğratmıştı. Kartacalıların, Messina boğazını kapatmak ve Sicilya’yı tekellerine almak tehdidinde bulunmaları Güney İtalya Yunanlılarının çıkarlarına dokunuyordu; bu durum Roma’yi da, Kartaca ile imzaladığı antlaşmalara (306 ve 279-278) rağmen, konfederasyonun sağlamlığını korumak amacıyle adaya müdahale etmek zorunda bıraktı ve Kartaca’nın tahakkümünden usanan Mamertinus’lar sayesinde Roma, M.ö. 264′te Messina’yr işgal etti.
• Birinci Pön savaşı (264-241). Messina’daki kolonilerini ve boğaz üstündeki kontrol haklarını kabul ettirmekten başka düşünceleri olmayan Romalılar Syrakusai’li Hieron ile ittifak kurduktan (263) ve Agrigento’yu ele geçirdikten (262) sonra Kartacalıları tecrit ettiler. Ama denizlere hâkim olan düşmanlarına boyun eğdirtemeyince, bütün adayı ele geçirmenin zorunlu olduğunu anladılar ve bu iş için müttefiklerine 150 gemilik ilk roma donanmasını yaptırdılar. Bu donanma 260′ta corvus’un (karga) sayesinde Mylae’de önemli bir deniz savaşı kazandı. Ardından, 256′da, Kartaca’ya Afrika’da saldırarak Sicilya’yı bırakmasını sağlamak amacıyle ikinci bir denemeye girişildi ve 256 yazında Eknomon’da kartaca donanmasına önemlı kayıplar verdirdikten sonra 256-255′te Afrika’ya çıkan Regulus, Clupea’yı ele geçirdi, Kartaca’nın nüfuzunu sarstı (Numidia’lıların ayaklanması), ama yenildi ve Xantippus’un para ile tuttuğu yunanlı askerlere esir düştü, öte yandan, kartaca donanmasını Hermaion burnunda bozguna uğratan roma donanması da Camarina açıklarında battı. Bunun üzerine Roma yeniden Sicilya’yı ele geçirmeğe çalıştı ve 255-254′te 220 parça gemi yaptıktan sonra Panormus’u aldı. Ama 253 yılında Lucania’da Palinurum burnundaki ikinci bir deniz kazasında bu donanma da battı. Roma bundan sonra, ancak 250 yılında yeni bir donanma ile Lilybaeum ve Drepanum’u ablukaya aldıysa da kartaca donanmasının kuşatılanlara yiyecek sağlaması ve Drepanum önünde roma gemilerinin bir kısmını batırması, bu teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı.. Romalılar bu abluka sırasında kartaca donanmasının batırdığı gemilerden başka zararlara da uğramış ve kalan gemilerini de Camarina’da bir fırtınada kaybetmişlerdi (249). Ama Kartaca bu elverişli durumdan yararlanmayı bilemedi ve Hannon’un teşvikiyle, Afrika’yı fethe yönelerek Sicilya’da sadece Drepanum ile Lilybaeum’u savunmakla yetindi (Hamilkar Barkas’ın Heirkte ve Eryks dağlarındaki direnme hareketi). Bundan dolayı Roma, 243 yılında büyük bir çaba göstererek 200 parça gemi donatınca, Kartaca gafil avlanmış oldu ve Drepanum ile Lilybaeum’u savunamadığı gibi, donanmasının da Aegates adalarında bozguna uğramasını önleyemedi; sonuç olarak on yılda 3 200 talent ödemek, Sicilya’yı ve Aegates adalarıyle Lipari adalarını terk etmek zorunda kaldı (241 tarihli barış antlaşması).
*Birinci Pön savaşından İkinci Pön savaşına (241-219). Savaşı kazanan Roma, kartaca donanmasını Kartaca’ya bırakıyor, ama Korsika ın Sardinya’yı ele geçirerek (238-237) Batı Akdeniz’deki üstünlüğünü sağlamış oluyordu. Buysa, 241 tarihli antlaşmaya aykırıydı ve az daha yeni bir çatışmaya yol açacaktı. Çünkü, Kartaca’nın bu konudaki savaşçı tutumu karşısında Roma Kartaca’yı yeni bir savaşla tehdit etmiş ve onu hem bu oldubittiyi kabul etmek, hem de 1 200 talent’lik yeni bir tazminat vermek zorunda bırakmıştı. Roma, böylelikle de Birinci Pön savaşının yol açtığı pek büyük insan ve para kaybını çarçabuk telâfi etmiş, aynı zamanda da, kazandığı zafer sayesinde, zararları şüphesiz kendi zararlarından çok daha büyük olan müttefiklerin ayaklanma ihtimalini önlemiş oluyordu. Bitkin düşen ve iktisadî çöküntü içinde bulunan Kartaca ise, paralaıım ödeyemediği ücretli askerlerinin başkaldırmasına göğüs germek (241-237) ve yeni gelir kaynakları bulmak zorunda kaldı. Barkas’larla birlikte, 237′den itibaren, İspanya’da yeni bir imparatorluk kurmağa kalkıştı. Bu imparatorluk, insan ve maddî kaynaklarıyle Gades (Cadiz), Hamilkar Barkas’ın kurduğu Alicante (237-229/228) ve Hasdrubal’in kurduğu Carthagen (228-221) gibi önemli üsler sayesinde Akdeniz’de yeniden hâkim olabilecekti, önceleri, Kartaca’nın Sicilya’dan uzaklaşarak kendi çıkan bulunmayan İspanya’ya yönelmesinden pek hoşnut olan Roma, zamanla Kartaca’nın yeniden artan gücünden tedirginlik duymağa başladı. Bunun üzerine Kartaca genişleme sınırını Ebro nehri olarak tespit etti (226 antlaşması). Bundan sonra da iki ülke arasında savaş artık kaçınılmaz bir duruma geldi: Saguntum olayı bir savaş vesilesi oldu. Roma’nın müttefiki olan ve Ebro’nun güneyinde bulunan Saguntum, 219′da Hannibal tarafından zaptedildi. O sırada İllyria’da meşgul olan Roma geç harekete geçti ve görünüşü kurtarmak için, Kartaca’ya kabulü imkânsız bir ültimatom gönderdi. Hannibal’in teslimini ve Saguntum’un da geri verilmesini isteyen bu ültimatom üzerine iki taraf arasında savaş çıktı.
• İkinci Pön savaşı (M.ö. 218-201). Savaş ilân edildiği zaman nüfusu muhtemelen Kartaca’nınkine eşit, ordusu daha kalabalık olan ve yedek kuvvetlere sahip bulunan, üstelik denizlerde de durumu üstün görünen Roma, Aemilii’lerle birlikte saldırıya geçerek, düşmanı en güçlü olduğu İspanya ve Afrika’da vurmayı düşündü. Kartaca’nın gücüne güvenen, ama donanması olmayan Hannibal ise Roma’yı İtalya’da yenilgiye uğratarak kazanacağı başarılarla Roma imparatorluğunun İtalya’daki nüfuzunu ortadan kaldırmak, böylece de İtalya yarımadasında yaşayan halkların bağımsızlık ve hürriyet isteklerini kamçılamak istiyordu. Bunun için, 218 ilkbaharında İspanya’nın savunmasını kardeşi Hasdrubal’e bırakarak, Alpler üzerinden İtalya’ya doğru yola çıktı. Bu yolculuk beş ay sürdü ve sonunda iberlerle Numidia’lılardan meydana gelen ve otuz yedi fille takviye edilmiş olan ordusu Kuzey İtalya’ya vardı. Burada kısa bir süre içinde roma konsülleri P. Cornelius Scipio ile Tiberius Sempronius Longus’a karşı kazandığı zaferler (Ticinum, Trebia, 218) sayesinde (Salyalıların desteğini kazandı ve Cisalpina’yı denetimi altına aldı. 217 İlkbaharından itibaren de, Galyalılarla takviye edilmiş olan kartaca ordusu, Apenninler’i aşarak konsül Flaminius’un ordusuna bir baskın yaptı ve Trasimenus gölünün kuzey kıyısında onu bozguna uğrattı. Bu sırada, Roma’da seferberlik ilân edilmişti. Ama bir kuşatma için gerekli araç ve gereçleri olmadığı için Hannibal, Roma’ya yürümedi; buğday ve yem bakımından zengin olan Piccnum ile Apulia bölgelerine geçti. Bu sırada da Roma’nın müttefiklerine hoş görünmeğe çalışarak bir yandan karşı tarafta çözülmeler yaratmağa, bir yandan da Makedonyalı Philippos V’in yardımını sağlamağa çalışıyordu. Ama karşı tarafta bir çözülme olmadı. Çünkü Hannibal’in Galyalılarla ittifakı İtalyanları korkuya düşürmüştü. Ayrıca, comice centuriate’ler tarafından diktatör seçilmiş olan Fabius Maximus Cunctator da, savaştan kaçınmakla beraber, Kartacalıların ardından ayrılmıyor, böylece de Roma’nın varlığını korumuş oluyordu. Kartacalıların İspanya ilt bağlan da kesilmiş durumdaydı. Çünkü Publius Cornelius Scipio’nun kumandasındaki bir roma ordusu Ebro ile Terragona nehirlerinin ağızlarını denetim altında tutuyor ve Hasdrubal’in harekete geçmesine engel oluyordu. Ama yine de, Roma senatosunun sabırsızlığı ve sanıldığına göre, senatör Paulus Aemilius’un aykırı düşüncede olmasına rağmen yeni konsül C, Terentius Varro’nun, Fabius tarafından ileri sürülen ve düşmanı oyalayarak uygun zamanı kollamaya dayanan savaş kurnazlığını doğru bulmaması, Hannibal’in 2 ağustos 216 günü Cannes muharebesinde roma ordusunu ezmesine yol açtı. Bu yenilgi sonunda Roma konfederasyonu parçalanmağa başladı. Böylece, bazı Apulia’lılar, Samnit’ler, Lucania’lılar, Bruttium’lular Capua (216 sonbaharı), soma da Tarentum, Metapontum, Thurioi ve Herakleia (213-212) Hannibal ile birleştiler. Hannibal de, o sırada Makedonyalı Philippos V ile görüşerek, Roma’nın müttefiki Syrakusai’li Hieron’un ölümünden (215 sonu) sonra Sicilya’da da bazı destekler elde etmekteydi. Ama, Roma’nın çevresindeki Etruria, Ombria ve Latium Roma’ya bağlı kaldı. Güneydeki öbür yunan siteleri ise kararsızdı. Aslında Hannibal, Güney İtalya’da abluka altında ve takviyeden yoksun
(kati kuvvetler İspanya, Sicilya ve Korsika’daki savaşlarda kullanılmaktaydı) haldeydi.
Romalılar bir yandan Adriyatik’e hâkim oldukları, öte yandan da İlliria’da karşısına bazı engeller çıkardıklan için (Birinci Makedonya savaşı), Hannibal, Philippos V’ten de doğrudan doğruya bir yardım göremeyecek durumdaydı. Roma’ya yürüyormuş gibi yaparak bir şaşırtma hareketine başvurmasına rağmen, 211′de Romalıların Capua’yı geri almalarını önleyemedi. İtalya’nın dışında, kartaca orduları İspanya’da son ve çok önemli bir başarı kazandıktan (211′de roma ordusunun yok edilmesi ve bu ordunun kumandanları Publius ile Cneius Cornelius Scipio’nun ölmesi) kısa bir süre sonra bütün cephelerde savunma durumuna geçmek zorunda kaldılar. Sicilya’da, Kartaca’nın yardımından yoksun kalan Syrakusai, Arkhimedes’in sağladığı mancınıklara rağmen M. ö. 211′de konsül M. Claudius Marcellus tarafından saldırıyle ele geçirildi. İspanya’da ise, Genç Cornelius Scipio, 209 başında Carthagena’yı ele geçirdi, Ama Hasdrubal’in, Pireneler’in batı geçitlerinden kaçarak İtalya’ya geçmesini önleyemedi. Sonunda da, Hasdrubal M.ö. 207′de, Metaureus kıyılarında C. Claudius Nero tarafından usta bir manevra ile yenilerek öldürüldü. Altık kesinlikle yalnız kalmış olan Hannibal de, Bruttium’a çekildi, 205′te Lclcroi’yi terk etti ve ancak Corotone çevresinde tutunabildi. Bu durumda Romalıların ülkeye yeniden sahip olmalarını kabul etmek ve 206′da İlipa’da kazandıkları zaferden sonra İspanya’nın da tamamıyle ellerine geçmesine razı olmak zorunda kaldı. Barkas imparatorluğunun yok olmasından sonra ve Hannibal’in diğer kardeşi Magon’un Liguria’da yeni bir köprübaşı kurmasına rağmen (205-203) Scipio, savaşı Afrika’da sürdürmek konusunda senatodan yetki aldı. Bunun üzerine de 204′te Afrika’ya çıktı ve Massyli’lerin kralı Syphax’a (numidialı bir başka prens) karşı Massyli’lerin kralı numidialı prens Masinissa ile birleşti ve Kartaca’nın müttefiki olan bu prensi esir aldı. Bunun üzerine, Kartaca 203 sonbaharında Magon ile Hannibal’i geri çağırmak zorunda kaldı. Sonunda, 202 sonbaharında Zama’da Hannibal’i yenen Scipio, bir barış antlaşması kabul ettirmeyi başarabildi. Bu antlaşmaya göre Kartaca, İspanya’yı geri veriyor, fillerini ve (on gemisi dışındaki) bütün donanmasını teslim ediyor, yıllık taksitler halinde elli taksitte 10 000 talent vergi ödemeyi ve roma halkının rızası olmadan hiç bir savaşa girişmemeyi taahhüt ediyordu. Bu durum, Kartaca’yı toprakları, Syphax’ın ve Cirta şehrinin de katılmasıyle genişlemiş ve Roma ile ittifak kurmuş olan Masinissa’nın muhtemel saldırılarına karşı savunmasız bırakmış oluyordu (M.ö. 201). Dış siyasetinde Roma’ya bağımlı duruma gelen ve elinde yalnız Afrika’daki topraklar kalmış olan Kartaca, bu durumda artık büyük devlet olmaktan çıkmış ve yerini de İspanya ile Afrika’nın hâkimi, Doğu Akdeniz’de egemen Roma’ya bırakmış oluyordu. Kuşkusu yine de yatışmamış oları Roma, Kartaca’dan, ülkesinin toplumsal yapısını değiştirmeğe çalrşan Hannibal’in sürgüne gönderilmesini istedi (195) ve Afrika’da yeni bir tehlike baş gösterir göstermez bu şehrin yerle bir edilmesini kararlaştırdı.
* Üçüncü Pön savaşı (149-146). 153′e doğdu, Kartaca’nın Afrika’daki topraklarında sağladığı bolluk karşısında şaşkınlığa düşen Cato korkuya kapıldı ve Kartaca’nın yıkılması gerektiği sonucuna vardı. (Sık sık, Delenda est Carthago [Kartaca'yı yerle bir etmek gerekir] dediği ileri sürülmektedir.) Kartaca ile Masinissa arasında sık sık çıkan çatışmaların Kartaca’yı Massinissa’ya karşı M.ö. 201 tarihli antlaşmaya aykırı olarak silâhlanmak zorunda bırakması, yeni bir savaş vesilesi oldu. Bu savaş, Kartaca’nın bir afrika devleti tarafından ele geçirilerek kendi çıkarına uygun bir afrika gücü haline getirilmesinden çekinen Roma’nın işine geliyordu. Böylece 149-146 arasında üçüncü Pön savaşı çıkmış oldu. Bu savaş sırasında Romalılar iki yıl boyunca yaptıkları sürekli saldırılardan bir sonuç alamayınca, kuşatmanın yönetimini Scipio Aemilianus’a bıraktılar. O da, ülkenin ovalık bölümünü elinde tutan kartaca birliklerini bozguna uğrattı ve Kartacalıların kıskaçtan kurtulmak amacıyle gösterdikleri kahramanca çabalara (donanmanın abluka altında bulunduğu limandan çıkmasını sağlamak için kazılan kanal) rağmen şehrin kara ve denizle bağlantısını kesti. Sonunda, Byrsa tepesi on günlük bir kuşatmadan sonra düştü ve hayatta kalan son Kartacalılar Eşmun tapınağının yıkıntıları altında can verdiler. Bundan sonra, Kartaca yerle bir edildi, toprağı lanetlendi, şehrin yeniden kurulması yasaklandı ve toprakları da senatonun karanyle kazıları fossa regia’nın sınırları içine alındı. Böylece, Pön savaşları, birçok defa rakibini yenilgiye uğratabilecek kadar zorlamış olan Kartaca’nın, bütün çabalarına rağmen, yok edilmesiyle sonuçlanmış oluyordu. Kartaca’nın bazı önderlerinin yeteneksizliği, Barkas ve Hannon aileleri arasındaki rekabet, paralı askerlerin ordu içindeki aşırı derecede önemli rolü, İkinci Pön savaşı sırasında donanmanın şaşılacak kadar güçsüz oluşu v.b. sebepler, bu devletin, kazanması mümkün olabilecek bir savaştan yenik çıkmasına yol açmıştı.
• Pön savaşlarının sonuçları. Pön savaşları, Kartaca’nın yok olması dışında, birçok önemli Sonuç daha doğurdu. Bu sonuçlar kısaca şöyle özetlenebilir: Roma’nın ve İtalya’nın nüfus yoğunluğunun azalması; işlenmekte olan bazı toprakların yeniden işlenmeyen toprak haline gelmesi; küçük toprak Sahiplerinin elinde bulunan topraklarına, nobilitas tarafından düşük fiyatlarla satın alınması veya ager publicus topraklarının düşük ücretlerle kiralanması yoluyle geniş latifundia’iar (ağaç ve özellikle yoğun bir biçimde sığır yetiştirilmesi) kurulması ve yine bu kimselerin yabancı illerdeki kazançlı işletmelerle zenginleşmesi; bunun yanı sıra, ordulara donatım Sağlayarak ve vergi toplayarak, şövalyelerin servet yapması; küçük toprak sahiplerinin de katılmasıyle şehir plebleri sayısının artması ve bu sınıfın yoksullaşması; savaş sırasında yasama görevini halk meclislerine önem vermeyerek çoğu zaman tek başına yürüten Senatonun güçlenmesi, cursus honorum’a değer verilmemesi ve zafer kazanan generallere aşırı bir saygınlık sağlanması (meselâ Afrikalı Scipio) sonucunda roma demokrasisinin bozulması; gelenek ve göreneklerin (gösteriş merakı), dinin (Hannibal’in zafer kazanmasını önlemek amacıyle Roma’ya Cybele kültünün sokulması) ve siyasetin doğululaşması. Bu doğululaşma, yönetimini ele almayı umdukları yeni iller bulmak amacıyle Senatörlerin ve haraca bağlayacakları yeni iller veya kazançlı işler peşinde koşan şövalyelerin Batı Akdeniz’de hâkim durumda olan Roma’yı, doğuda sonu belli olmayan bir yayılmaya sürüklemek istemelerinin sonucuydu. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pön savaşları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÖLOT
Tarih 08 Haziran 2009
PÖLOT i. (fr. pelote). Spor. İçi kum doldurulmuş, cilâlı ve yağlanmış bir topla bir duvar karşısında oynanan oyun. (Karşılıklı oynanan oyunlardan daha eskidir.) || Bask pölotu, özellikle Basklar tarafından ve bir topla oynanan oyunların bütününe verilen ad. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖLOT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PÖL’LER
Tarih 08 Haziran 2009
PÖL’LER, Batı Afrika’da halk. Dilleri Pölce olan ve Pöl’lerin iktisadî düzeninin içinde yer alan Zenci Pöl’lerle birlikte sayıları 4 500 000 kadardır. Senegal’den Çat gölünün doğusuna kadar uzanan Sudan bölgesinde dağınık olarak yaşarlar. Etnik kaynakları bilinmez; ama antropolojik özellikleri bakımından Zencilerden ve Büyük Sahra’nm göçebe beyazlarından değişik, ortalama 1,74 m boyunda, ince yüzlü, hiç bir zaman basık olmayan düz veya kemerli burunlu, ten renkleri bakır rengiyle siyah arasında değişen insanlardır. Göçebe olarak yaşayanlar yerleşik zenci köylerinin sürülerine (sığır, koyun) çobanlık yaparlar. Yerleşik düzene geçmiş olanlarda ise ırkın iyice melezleşmiş olduğu görülür. Ama asıllarını hiç bir zaman unutmamışlardır. Bugün çoğu müslüman olan Pöl’lerin batı zenci afrika tarihi ve sosyolojisi üstünde büyük etkileri olmuştur.
• Tarih. Pöl’lerin menşei konusunda çeşitli varsayımlar öne sürülmüştür. Kesin olarak bilinen
XI. yy.da Senegal’e yerleşmiş olduklarıdır. Yüzyılın sonunda ise içlerinden bazıları doğuya doğru yer değiştirmeğe başladı. Yerleşme tarzları, XIV. yy.ın sonunda Macina’da, XVIII. yy.da Futa-Calon’da, XIII. – XVIII. yy.lar arasında Nijerya’da, XVIII. yy.da Adamaua’da hep aynı biçimde olmuştur. Geleneksel olarak hayvancılık yapan Pöl’ler, çiftçilerin sürülerine çobanlık yapmak için gelir, içlerinden bazıları yerleşik düzene geçerek bölge halkına karışır ve melez halklar ortaya çıkmasına yol açardı. Ama göçebe kalmış ve Müslümanlığı kabul etmiş olan öteki Pöl’ler kendilerini Zencilerden üstün sayarlardı. Bunlar, gerek hayat tarzı gerek ırk ve din bakımından Zencilerden farklıdırlar ve zenci boyunduıuğu altında yaşamağa katlanmak istemezler; bundan dolayı da ayaklanır, bazı toprakları ve sürüleri ellerine geçirir, bu topraklar üzerinde bağımsız pöl devletleri kurarlardı. XIV. yy.ın sonunda kurulmuş olan Maeina krallığı Ahmadu I (1818-1845) devrinde tamamıyle bağımsız oldu. Ama 1862′de Bani nehrinin üstündeki Saeval’de bu ülkeyi yenen Melez Fatih Hacı Ömer tarafından yıkıldı ve toprakları da 1889-1893 arasında geçen dört yıl içinde fransız hâkimiyeti altına alındı. 1694′te Futa-Calon’a giren Pöl’ler XVIII. yy.da (1725′e doğr.) burada dikkate değer bir vergi sistemi kuran ve 1725′ten beri de sürekli olarak din savaşları yapan feodal bir krallık kurdular.
Bu krallık 1888 ile 1896 arasında Fransızların hâkimiyeti altına girdi. İlk Pöl’lerin daha XIII. yy.da girdikleri Nijerya’da Osman dan Fodio (1754-1810) paganlaşmış olan Pöl’lere yeniden Müslümanlığı kabul ettirdi, Havsa’ları yendi (1804) ve bir müslüman devleti kurdu. Ayaklanmalar dolayısıyle zayıf düşen bu devlet 1885′te ingilizler tarafından kolayca boyunduruk altına alındı. XVIII. yy.dan itibaren yavaş yavaş girmeğe başladıkları Adamaua’da da Zencilere boyun eğmiş olan Pöl’ler, Osman dan Fodio’nun çağrısı üzerine ayaklandılar; Osman dan Fodio harekâtın yönetimini Adama’ya bıraktı (1805) ve o da adını ölümüne kadar (1848) hüküm sürdüğü bu ülkeye verdi. Bundan sonra da, Adamaua kralığı, ülkenin Almanlarla İngilizler arasında paylaşılmasına kadar yavaş yavaş parçalandı ve avrupalıların ülkeye tam olarak elkoyması 1901′de tamamlandı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖL’LER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POYKİLODERMİ
Tarih 08 Haziran 2009
POYKİLODERMİ i. (fr. poikilodermie). Dermatoloji, Çoğunlukla kadınlarda, yüzde ve boyunda görülen deri hastalığı; deride telanjiyektazi ile birlikte, ağ görünümünde renk bozukluğu ve atrofi vardır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POYKİLODERMİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POST
Tarih 06 Haziran 2009
POST i. (fars. püîf’tan). Tüyleri alınmamış hayvan derisi: Gözüm kaldı şu kaplanın postunda (Karacaoğlan). içine kurt postu geçirilmiş kısa gocuğunu, kısa konçlu çizmelerini giymişti (Kemal Tahir). || Mec. Makam: Post peşinde olmak. ] Sıf. Esk. Tüylü deriden yapılmış: Post kalpak. || Gür ve kaba: Post bıyık.
— çes. dey. Post elden gitmek, öldürülmek, işini, nüfuzunu kaybetmek. || Post kavgası, iktidarı veya bir makamı ele geçirme çabası: Yalnız tekkede post kavgası var. Onun da bir ucundan Derviş Mehmet, bir ucundan ben çekip duruyoruz (Ahmed Rasim). || Posta geçmek, yüksek bir makama geçmek. || Postu deldirmek. Argo. Kurşunla yaralanmak. || Postu kurtarmak, ölüm tehlikesini atlatmak. || Postu sermek, kalmak amacıyle bir yere veya makama yerleşmek: Sabiha Hanımı eğlendirmek bahanesiyle, konağa postu sermiş (H. E. Adıvar). || Postu sudan çıkarmak, durumunu düzeltmek, // Postu vermek, ölmek: Anlıyorsun ya, ya bu kafanın içindeki dünya hakikat olacak, ya da postu vereceğim (R. N. Güntekin). || (Birinin) Postuna oturmak, birinin makamını ele geçirmek. Kurumlanmak. || (Birinin) Postuna saman doldurmak, bir kimseyi öldUrmek. || (Birinin) Postuna çıkarmak, bir kimseyi öldürürcesine dövmek.
— Avc. Bk. ANSiKL.
— G. santl. Rönesans devrinde ve Klasik çağda heykelcilikte kullanılan hayvan derisi biçimindeki motif. (Kaynağını Herakles’in özel niteliği olan Nemea aslanı postundan alır, çoğunlukla arma kompozisyonlarında yer alır.)
— Tasav. Tarikatta şeyhin oturduğu makam. (Bk. ANSiKL.) || Post kubbesi, mevlevî dergâhlarında şeyhin (postnişin, dede) oturduğu makam. (Yerden biraz yüksekçe olduğu için bu adı alır.) || Post nakibi, tarikatte postları yerleştirmekle görevli olan kimse. // Postu dürmek, mevlevîlerde «Meydanı Şerif»teki Sultan Veled ve Ateşbazı Veli makamı sayılan yerde serili postun kaldırılması. (Gece yatılacağı zaman, manevî değeri büyük olan bu post saygısızlık olmasın diye dürülerek kaldırılır.) | Posta geçmek, şeyh olmak, şeyhlik makamına yükselmek. (Bk. ANSİKL.) || Posta oturmak, tekkeye şeyh olmak.
— ANSİKL. Avc. Post sözü genellikle yabanî hayvanların tüylü derisi için kullanılır; evcil hayvanlarınkine deri denir. Postun üzerinde çoğu zaman iki çeşit kıl bulunur: dik, kalın ve az çok uzun olan lara «kaba kıl», bunların altında, dipte bulunan, kıvrık kıllara «tüy» denir: Postlar hayvandan hayvana değişik olduğu gibi, mevsime, yaşa ve cinsiyete göre de değişik olur. Ayrıca, postun sırt tarafı karın tarafına göre genellikle daha koyu veya daha renklidir.
— Tasav. Tekkelerde, yönetimi elinde bulunduran, en yüksek yetkilinin oturduğu yere koyun, geyik gibi hayvanlardan birinin postu serilirdi. Bu post, zamanla tarikat düzeninde şeyhlik makamını gösteren bir kavram niteliği kazandı. Genellikle bektaşî ve mevlevîlerde her makamın bir postu vardı ve o makam post adiyle anılırdı, öteki tarikatlarda ise yalnız şeyhlerin postu vardır.
Bektaşîlerde oniki imamdan dolayı oniki makamı gösteren on iki post vardır:
1. baba postu. Buna horasan postu da denir. Horasan’dan gelen erlerin getirdiği bir posttur. Hacı Bektaş Veli’nin makamı sayıldığından bu posta kimse oturamazdı. Meydanda, ocağın yanında, kandilin altında kıbleye karşı serili siyah bir posttur;
2. aşçı postu (Seyid Ali postu);
3. ekmekçi postu (Balım Sultan postu);
4. nakip postu (Kaygısız Sultan postu);
5. atacı postu (Kamber Ali postu);
6. meydancı postu (Sarı ismail postu);
7. türbedar postu (Karadonlu Canbaba postu);
8. kilerci postu (Erkulu Hacim Sultan postu);
9. kahveci postu (Şah Şazeli postu);
10. kurbancı postu (Hazreti ibrahim aleyhisselâm postu);
11. ayakçı postu (Abdal Musa postu);
12. mihmanevı postu (Hızır aleyhisselâm postu). Mevlevîlerde «Meydanı Şerif»te en büyük makamı gösteren iki post vardı:
1. kırmızı post (Sultan Veled makamı); 2. beyaz post (Ateşbazı Veli makamı). Bütün bu postların kutsallık taşıdığına inanılırdı.
• Posta geçmek. Tekkelerde, yönetimi elinde bulunduran ve derece bakımından en yüksek basamakta olan kimseye şeyh denir. Şeyh’in görev sırasında oturduğu makamda genellikle post vardır. Bir tekke şeyhinden boşalan bu makama yeni bir görevlinin geçmesine posta geçmek veya posta oturmak denir. Bu deyim daha çok bektaşîler ve mevlevîler arasında kullanılır Bektaşîlerde ve mevlevîlerde posta geçmek deyimi, tarikatın kurulduğu, tarikat kurallarının yerleştiği zamandan kalmadır. (ML)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTİNARİ (Cândido)
Tarih 06 Haziran 2009
PORTİNARİ (Cândido), brezilyalı ressam (Brodosqui, Sâo-Paulo eyaleti 1903-Rio de Janeiro 1962). Bir italyan göçmen ailesinin oğlu. Rio de Janeiro Güzel Sanatlar okulunda okudu, 1928′de bir burs kazandı ve 1930′a kadar Paris’te kaldı. 1936′da Federal Eyalet üniversitesine profesör tayin edildi, önemli duvar resimleri yaptı: Brezilya Topraklarının işlenmesi, Çocuk Oyunları, Dört Unsur (Millî Eğitim bakanlığı, 1936-1945), Zenci Müziği (Radio-Tupi de Rio de Janeiro, 1943), İncil Çevrimi (Radio-Tupi de Sao Paulo, 1944), Göçmenler, Hac Yolu (Belo Horizonte katedrali, 1945). Başlangıçta gerçekçi ve yumuşak olan üslûbu, 1940′tan sonra ekspresyonist bir özellik kazandı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTİNARİ (Cândido) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PO ovası
Tarih 04 Haziran 2009
PO ovası, Kuzey İtalya’da Po ve kollarının akaçladığı ova. Alp yayı, Kuzey Apennin dağı ve Adriya denizi arasında yaklaşık olarak 46 000 km2′lik bir alanı içine alır, Piemonte, Lombardia, Emilia ve Veneto toprakları üzerinde uzanır. Tarım ve hayvancılığın zenginliği, sanayi faaliyetlerinin çeşitliliği sayesinde Po ovası İtalya’nın en zengin bölgesi olmuş ve nüfusu 100 000-’den fazla olan şehirlerin yarısı bu bölgede toplanmıştır. Eski bir pliyosen körfezin yerinde bulunan bu ova, doldurulmuş alanlar, ırmak-buzul taraçaları ile daha yeni bir alüvyon ovasından meydana gelir, üçüncü zaman topraklarının kalınlığı 8 000 m’ye ulaşır. Irmak-buzul döküntülerinden meydana gelen yüksek taraçalar çakıltaşlı, kuraktır ve ırmakların alçak killi taraçalarına hâkimdir. Bu iki taraça dizisi arasında kuzeyde Cuneo’dan Gorizia’ya kadar çok düzenli, güneyde daha dağınık olan fontanili çizgisi uzanır.
Ovanın her yeri değerlendirilir. Tarım toprakların cinsine göre değişir; yüksek kısımlarda tahıl, yemlik bitki ve meyve ağaçları, alçak kısımlarda nemli çayırlar ve pirinç yetiştirilir. Delta daha Eskiçağda büyük çabalar harcanarak kurutulmuş ve akaçlanmıştır. Islah çalışmaları bugün 335 km2′lik bir alanı kapsar (bundan 450 000 kişi yararlanır). Comacchio denizkulakları kurutulmuş ve toprak dağıtımı yapılmıştır. Bu kesimde başlıca tarım, kenevir, şeker pancarı (italya’daki şeker pancarı tarlalarının yüzde 80′i) ve meyve (elma ve erik) ağacı yetiştiriciliğidir. Sanayi kaynakları çeşitlidir: bütün ovaya dağıtılan tabiî gazın çıkarılması (Cortemaggiore, Bordolano, Ripalta), Cortemaggiore’de, Rovigo ve Ravenna’da petrol rafinerileri. Bölgede her çeşit sanayi vardır, metalürji, kimya ve dokuma sanayii şehirlerin çevresinde, besin sanayii (şeker fabrikaları, konservecilik) deltada toplanmıştır. İlgili dört bölgenin sanayi kollarında iki milyon kişi çalışır. Şehirler özellikle ovanın çevresinde su baskınlarının erişmediği ve savunmanın daha kolay olduğu yerlerde kurulmuştur. Güneyde, hem idare hem de sanayi merkezleri olan Parma, Reggio, Modena, Bologna gibi şehirler güneyde Emilia yolu boyunca sıralanır. Kuzeydeki şehirler ise yüksek taraçalarda asalp tepelerinin eteğinde kurulmuştur ve çoğu zaman ötekilerden daha hareketlidir: Bergamo, Brescia, Verona, Vicenza. Venedik ve özellikle limanı Mestre, ovanın Adriya denizine çıkış noktalarıdır. Batıda Torino ve Milano ikinci derecedeki Biella ve Novara şehirlerinin hayatına hâkimdir, iki otoban tarafından aşılan ve iki başka otobanla İtalya’nın diğer kısımlarına bağlanan Po ovası Alp geçitleri ağızlarında yer aldığı için Avrupa’nın çeşitli bölgeleriyle devamlı bağlantı halindedir. Tarih boyunca çeşitli çekişmelere yol açmış zengin Po ovası bugün italya’nın can damarıdır. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PO ovası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONT
Tarih 04 Haziran 2009
PONT i. (fr. ponte). Bakara, rulet v.b. oyunları kasa dışında oynayana verilen ad. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONSARD (François)
Tarih 04 Haziran 2009
PONSARD (François), fransız şairi (Vienne, İşere 1814 – Paris 1867). Avukattı. Tiyatroya yöneldi. Belli ölçüde romantizmden yana olmakla beraber, romantik drama karşı baş gösteren tepki hareketinin, antik edebiyata dönüş ve bir «sağduyu» akımının başında yer aldı. Burgraves adlı oyununun başarısızlığından sonra sahneye konan (Odeon, 22 nisan 1843) Lucrece, göklere çıkarıldı. Agnes de Meranie (1846), Charİotte Corday (1850), Horace et Lydie (1850), Ce qui Plaît aux Femmes (Kadınların Hoşlandığı) [1860] adlı oyunları pek başarı kazanamadı, öbür eserleri: L’Honneur et l’Argent (Şeref ve Para) [1853] adlı komedi, Direktuvar döneminin törelerini .yansıtan Le Lion Amoureux (Âşık Aslan) [1866] adli dram ve Galilee (1867). [L]
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONSARD (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPİGNAN
Tarih 04 Haziran 2009
POMPİGNAN (Jean-Jacques lefranc,— markisi), fransız şairi
(Montauban 1709- Pompignan, Guyenne 1784). Didon (1734) adlı trajedisi, sonraki oyunlarından ve yarı nazım, yarı nesir olarak yazdığı Voyage de Languedoc et de Provence’mdan (Languedoc ve Provence’a Seyahat) çok başarı kazandı. Davud’un mezmurlarını (1751), kehanetleri ve neşideleri, güçlü bir dille çevirdi. Oybirliğiyle Academie Française’e seçildi (1759); kabul töreni nutkunda filozoflara çatınca Voltaire’in hücumuna uğradı. Daha sonra, malikânesine çekilen Pompignan, O de s Chretiennes et Philosophiques (Hıristiyanlık ve Felsefe Odları) [1711] adlı eserini yazdı, Aeskhylos’un trajedilerini (1770) ve Les Georgigues’i [1784] çevirdi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPİGNAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPEİUS (Cneius — Magnus)
Tarih 04 Haziran 2009
POMPEİUS (Cneius — Magnus) [M. ö. 75-Miletos 35]. Babası ve kardeşi Cneius’un ölümünden sonra mücadeleye devam etti. Sezar öldükten sonra senatonun oyuncağı oldu ve donanma yönetciliğine getirildi. Triumvir’ler tarafından görevden uzaklaştırılınca, Akdeniz’de hâkimiyet kurdu; Sicilya, Sardinya ve Korsika’yı işgal ederek Roma’yı aç bıraktı. Antonius’un desteğini elde etti, Misenum antlaşmasında fiilî iktidarı resmen kabul edildi. Ama Naulochus’ta Agrippa tarafından yenilgiye uğratılınca (36) Miletos’a kaçtı ve orada Antonius’un bir subayı tarafından öldürüldü. (L)
POMPEİUS (Trogus). Bk. trogus pompeius.
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEİUS (Cneius — Magnus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPEİ
Tarih 04 Haziran 2009
POMPEİ, lat. Pompeii, Napoli eyaleti Campania’da Vezüv’ün eteklerinde kurulmuş italyan şehri, 19 100 nüf. önemli bir ziyaret yeri. Madonna del Rosario’nun tapınağı.
• Arkeol. M.ö. VI. yy.’da Osk’lar tarafından kurulan şehir Yunanlıların etkisi altına girdi; birkaç yıl da Samnit’lerin işgali altında kaldı (M.ö. 425-420). 290′da Roma’nın mütefiki oldu, Sınıf kavgası sırasında ayaklandı. Sulla tarafından ele geçirilerek (M. ö. 89) sömürge oldu ve M.S. 62′de «Colonia Neroniana» adını aldı. Deniz kenarında (o zamandan beri, volkan küllerinin birikmesi sonucunda kıyı yer değiştirmiştir) verimli toprakların üzerinde ve güzel bir ülkede kurulmuş olan Pompei, çevredeki Yunanlıların etkisiyle helenistik bir şehir görünüşü aldı. M.S. I. yy.da Romalılar buraya akın edince şehri bir zevk ve eğlence yeri haline getirdiler. Bu yüzyılda (59), Pompei, Nucerini’lerle çıkan bir anlaşmazlık yüzünden karıştı ve kan dökülmesine yol açan bu durum imparator tarafından şiddetle kınandı. Daha sonra 62′de bir deprem sonucunda yıkılan şehri kısmen yeniden inşa etmek gerekti. Pompei, yüzyıllar boyunca toprak altında kalmasına yol açan 79 felâketi sırasında, surlarla çevrili, elips şeklinde 30 000 nüfuslu bir şehirdi. Liman çok faaldi, fakat birçok işsiz güçsüz de vardı. Çok yaygın olan latin dilinin yanı sıra yunan kültürü de etkisini sürdürüyordu. Daha o zamanlar bile şehirde birkaç hıristiyan vardı.
Volkanın püskürmesi çok anî oldu. Belediye seçimlerinin yapıldığı bir dönemdi. Tiyatroda Plautus’un Casina adlı eseri oynuyordu. Küller ve yanardağ taşları yağmağa başladığı zaman halkın çoğu başlarında birer yastıkla kırlara kaçtı. Birçok kişi de evlerinde her şeylerini olduğu gibi bırakarak alelacele çıktı, geç kalan ya da değerli eşyalarını almak için geri dönenler ise bunu hayatlarıyle ödediler. Kazı yapanlar, katılaşmış kül yığınları içinde, cesetlerden arta kalan boşlukların alçıdan kalıplarını çıkararak bu kimselerin son andaki durumlarını tespit ettiler. Misena’da bulunan filonun kumandanı Büyük Plinius yanardağın püskürmesini yakından görmek istedi ve boğularak öldü. (Yeğeni Küçük Plinius ise olayları anlatmıştır.) Şehir metrelerce kalınlıkta volkanik artıklarla örtüldü. Bazı kimseler değerli eşyalarını almak için geri döndüler, ama bir süre sonra şehir kendi haline bırakıldı. 1600′e doğru bilgin Fontana buradaki yıkıntılara dikkati çekti. 1748′de bir köylü bazı heykeller buldu; 1860′tan sonra da gittikçe artan bir hızla kazılara başlandı. Kazı tekniği geliştirildi ve çalışmalar aralıksız sürdürüldü. Bugün şehrin deniz tarafında bulunan, toprağın yüzeyine yakın ve açılması en kolay olan üçte biri, XX. yy.da çok dikkatle yapılan kazılar sonunda da, özellikle Strada dell’ Abbondanza (Bereket caddesi) ortaya çıkarılmıştır.
Şehrin kendine bas bir görünüşü vardır. Çok düzensiz bir şekilde döşenmiş ve kenarlarında yüksek yaya kaldırımları bulunan caddelerde yayaların geçmesini kolaylaştırmak amacıyle yer yer çıkıntılar meydana getiren kaldırım taşı yığınları vardı. Çeşmelerin suyu bir kanalizasyon şebekesinden sağlanır. Dükkânlar pek çoktur: jüllonicae (kumaş boyama), thermopolia (kabareler). Bunların yol boyunca birer tezgâhları vardı. Arkada da, hiç bir özelliği olmayan basit birçok evle, yüksek burjuva sınıfının evleri (Casa) yer alır. Bunlardan bazıları freskleri ve heykelleriyle ünlüdür: Casa del Citharista, Casa dei Diadumeni, Casa del Criptoportico, Casa del Larario. Casa dei Menandro, Casa delle Nozze d’Argento, Casa degli Amorini Dorati, Casa del Fauno ve eski sahiplerinin adlarıyle anılan Vettius’ların (Casa dei Vettii), Loreius Tibuatinus’un Casa de Loreia Tiburtino ve bankacı «Jucundus»un (Casa di Jucundo) evleri. Bunlar, bir atrium, arkada ise bir neustil çevresinde kurulan o devrin tipik ev planını çizmeğe imkân vermiştir.
Bahçeler kısmen yeniden düzenlenmiştir, özellikle mitolojik konulu ve balmumu yahut kazeinle yapılmış duvar resimleri, etkisi çok canlı olan bir dekor meydana getirir.
Bununla birlikte konular hep aynıdır ve seri halinde iş çıkaran sanatçılar tarafından birbirinden kopya edilmiştir. Bu resimlerden bazıları oldukları yerde, camların altında muhafaza edilmiş, bazıları da Napoli müzesine konmuştur. Bunlarda dört ayrı üslûp görülür: mermer panoları örnek olan samnit üslûbu (M. ö. 200-70), aldatıcı bir görünüşü olan perspektifleri kapsayan üslûp, Augustus devrinde değişik manzaralarla çeşitli mitoloji sahnelerini işleyen üslûp ve Neron devrinde barok tarzına doğru bir eğilim gösteren üslûp. Süslemeler mozaik ve yalancı mermerle yapılmıştır. Ayrıca, bulunmuş olan çeşitli eşyalar da vardır: mutfak eşyası, ne işe yaradığı pek anlaşılamayan kaplar, borular, tabletler (mumlu tahtadan yapılmış ve iyice kömürleşmiş olan bankacı Jucundus’un tabletlerinde bir dizi sözleşme metni) vardır. Resmî binalar oldukça eskidir. Etrüsk ve Samnit devrinden kalma surlar içinde, M.ö. II.yy.dan kalma üç yanı kemeraltılı ve arabalarla yasaklanmış olan bir forum görülür. Bu forum imparatorların ve ünlü kişilerin heykelleriyle süslüdür. Kuzeyde Jüpiter tapınağı, doğuda da kapalıçarşı vardır. Çok klasik olan bazilika M.ö. II. yy.’dan kalmadır ve batıda bir Apollon tapmağının yanında yer alır.
Ayrıca burada «üç köşeli» adı verilen, etrüsk devrinden kalma ikinci bir forum, hamamlar (Stabiae hamamları), iki tiyatro, bir basamaklı tiyatro (M.Ö. I. yy.), bir Pompei Venüsü tapınağı (Venüs’e halkın özel bir sevgisi vardı), bir gladyatör kışlası v.b. bulunur. Duvarların dışında anayollar boyunca mezarlar, daha ötede de birkaç villa yer alır. Bunlardan, bir tepenin yanında bulunan Diomedes’in villası ve bir tarım işletmesi merkezi olan Villa dei Misteri, muhtemelen Dionysos âyinlerine ait sahnelerin yer aldığı freskleriyle ünlüdür. Şehirde yapılan incelemeler, grafitti’ler sayesinde roma taşra hayatının bütün dekoruyle günlük yaşantısını ortaya çıkardı. Bu duvarlarda zamanın şairlerinin mısraları, küçük haberler, yergi yazıları ve tanrıya yakarışlar görülür. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMORZE veya POMERANYA
Tarih 04 Haziran 2009
POMORZE veya POMERANYA, alm. Pommern, Polonya’da coğrafî bölge, Aşağı Odra koridoru ile Aşağı Vistül koridoru arasında. Pomorze, yüzey şekilleri karmaşık tepelerden meydana gelir; bu tepeler, güney yamaçta Vistül, Warta ve Odra’nın vadileri ile kuzey yamaçtaki Baltık denizine doğrudan doğruya dökülen küçük akarsular arasında suları ayıran bir eşiktir ve Kuzey Avrupa ovasının Dördüncü zamandaki son kıta buzullaşmasının («Baltık göl sırtları») kalmtısıdır. Bölgede birçok göl vardır. Denizin yakın olmasına rağmen, iklim serttir: Szczecinek’te üç ayın sıcaklık ortalaması sıfırın altındadır. Yazlar serin ve çoğunlukla sisli geçer. Pomorze’de tarım oldukça verimsizdir: çayırlar ve otlaklar ekili topraklardan çoktur. Hayvancılık yapılır (at, sığır, domuz), biraz çavdar ve patates yetiştirilir, turba çıkarılır. Düzeltilmiş olan kıyı mahfuz değildir, ancak birkaç balıkçı limanına rastlanır (Kolobrzeg, Ustka, Leba). Doğuda Pomorze kıyısı, Gdansk ve Gdynia koyunu kuzey rüzgârlarından koruyan uzun bir kum şeridiyle devam eder. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMORZE veya POMERANYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMERANYA
Tarih 03 Haziran 2009
POMERANYA, Baltık denizi kıyısında, sınırları çağlar boyunca değişen eski prenslik. Tarihte adı Karolenj’ler devrinde Odra ile Vistül arasında yaşayan Pomeranyalılarla (putperest islavlar) geçmeğe başladı. X. yy. sonundan sonra polonyalı prensler Pomeranyalıları hâkimiyetleri altına almayı ve Hıristiyanlığı kabul ettirmeyi denediler; kral Boleslaw III, Szczecin (Stettin) düküne metbuluğunu kabul ettirdi (1121) ve Vistül yakınındaki bölgeyi ilhak etti (1125); fakat Pomeranyalıların direnmesi karşısında, kendisi Aşağı Odra bölgesi üstünde imparator Lothar IH’ün metbuluğuna kabul etti (Merseburg antlaşması, 1135). Odra bölgesinin 1170′ten sonra Szczecin ve Demmin dükü unvanlarını taşıyan prensleri, Brandenburg markgraflarının vasalı olarak Kutsal Roma-Germen imparatorluğuna katıldılar (1181).
Sonradan Kamien’e nakledilen (1125) Wolin piskoposluğunu kuran (1140) alman misyonerleri, Odra bölgesini germenleştirmeğe ve tarla açma çalışmalarına başladılar. Doğuda Gdansk valilerinin kurdukları sülâlenin son temsilcisinin, Przemysl’e (sonradan Polonya kralı oldu) bıraktığı (1295) Vistül Pomeranyası, sonunda Szczecin düklüğü, Brandenburg markgraflığı ve toton tarikatı arasında bölüşüldü (1309); en büyük kısmını Tötonlar almıştı. Vistül yakınındaki bölge (Torun, 1466), o tarihten sonra «Batı Prusya» veya Krallık Prusya’sı adını aldı (bk. pomerelya); «Pomeranya» (alm. Pommern) adı ise Odra ırmağı yakınındaki prensliklere veriliyordu. 1326′da Rügen adasıyle Barth senyörlüğünü ele geçiren Pomeranya dükleri, Hansa’ya bağlanan kendi şehirleriyle ve komşularıyle (Mecklemburg, özellikle de Brandenburg) savaştılar; sonunda Brandenburg ve Mecklemburg dükleri onların metbuluğundan kurtularak bir veraset antlaşması yaptılar (1385). imparatorun metbuluğunu kabul eden (1529) Pomeranyalılar Luther’ciliği benimsediler (1534) ve Kamien piskoposluğunu laikleştirdiler (1536). Pomeranya’yı yeniden birleştiren (1625) Boguslaw XIV, islav sülâlesinin (1637′de sona erdi) son düküdür.
Otuzyıl savaşında düklüğünü işgal etmesine izin verdiği (1630) isveç, Boguslaw’ın Branden-burg’un üstündeki veraset hakkını ele geçirmeğe çalıştı. Vestfalya antlaşmalarıyle (1648) Batı Pomeranya ve Odra’nın ağızları İsveç’e, Doğu Pomeranya’nın geri kalan kısmı ise Brandenburg’a verildi.
Hollanda savaşı sırasında Pomeranya’yı işgal eden baş seçici prens Friedrich-Wilhelm, Saint-Germain-en-Laye antlaşmasıyle (1679) Odra’nın sağ kıyısındaki birkaç şehri aldı. Kari XII’nin saltanatının son yıllarında, İsveç Pomeranyası’nm tekrar işgali üzerine isveç, Peene’nin doğusundaki toprakları Prusya’ya bırakmak zorunda kaldı (Stockholm, 1720). Fransız birliklerinin 1806′da ve 1812′de işgal ettiği İsveç Pomeranyası, sonunda Prusya’ya bırakıldı (Viyana, 1815) ve Prusya Pomeranya’nın bütünlüğünü sağladı. İkinci Dünya savaşı sonunda Polonya ile Almanya arasında çizilen yeni sınırla (1945), Prusya Pomeranyası’nın büyük kısmı Polonya’ya verildi. (L)
POMERANYA. Bk. pomorze.
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMERANYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMARE III
Tarih 03 Haziran 2009
POMARE III, asıl adı Teriitaria (Tahiti 1819 – ay.y. 1827), Tahiti kralı (1821-1827), Pomare II’nin oğlu. 1824′te Avrupa usulünce taç giydi, ingiliz misyonerlerinin elinde oyuncak oldu. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMARE III hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMAKLAR
Tarih 03 Haziran 2009
POMAKLAR, pomak soyundan gelenler topluluğu. Pomak kelimesinin anlamı ve kaynağı üstünde duranlar, bunun islavca pomaçi (yardım etmek) fiilinden türeyen pomagaçi (yardımcı) kelimesine dayandığını göz önünde tutarak Pomakların voynuk teşkilâtında yardımcı vazife görmelerinden dolayı bu adı aldıklarını ileri sürerler. Pomak kelimesinin bulgarca mak (şiddet göstermek, cebretmek) fiilinden gelmiş olması ihtimali üstünde de durulmuş, bu kelimenin maça, mıça (eziyet çekmek) fiiliyle ilgili olduğu iddia edilmiştir. Mahallî halk ise kendisine Acharyani veya Agaryani adını verir. Bu arada pomak kelimesinin türkçe çomak adiyle ilgisi de araştırılmıştır. Bulgarlar, Pomak çanın kendi dillerine yakın olması yüzünden, Pom aklara müslüman Bulgarlar adını verir. Bulgaristan’ın Selvi ve Lofça bölgelerinde bulunan köylerin bir kısmı XIX. yy.da Osmanlılar tarafından pomak köyleri diye adlandırılıyordu. Fakat eski tahrir defterlerinde pomak adı taşıyan köy ve nahiye yoktur. Pomaklar, başlangıçta Rodoplar’da yaşıyordu. Türkler 1356′dan itibaren Rumeli’ye geçmeğe başladıktan sonra bu bölgelere kadar girdiler. Müslümanlık, yerli halk arasında yayıldı. Pomaklar XVII. yy.dan sonra müslüman oldular.
XIX. yy.da Pomakların yaşadığı bölgeler Rodoplar ile Doğu makedonya arasındaydı.
Bulgaristan’ın kuzeyinde Lofça, Plevne, Rahova, Orta Bulgaristan’da ise Filibe, Selanik, Manastır vilâyetlerinde Pomaklar vardı. 1880′de yapılan bir sayıma göre, Bulgaristan’da 400 000 pomak yaşıyordu. Bulgaristan’da çıkan ihtilâller sırasında Rodop Türkleri gibi Pomaklar da büyük yıkımlara uğradılar. 1877-1878 Türk-Rus savaşları sırasında Pomaklardan bir kısmı Makedonya’ya, bir kısmı da Anadolu’ya geçti. Ayasta-fanos antlaşmasına göre (3 mart 1878), Rodoplar’da yaşayan Pomaklar, öteki müslümanlarla birlikte bağımsız bir devlet kurmak istediler. Fakat 1878 Berlin antlaşmasıyle Pomakların yaşadıkları eski toprakların sınırları Bulgar prensliği ve Doğu Rumeli yararına değişti. Bu yüzden 1892 yılma kadar Anadolu ve öteki osmanlı ülkelerine sığınan pomak ve müslümanların sayısı 700 OOO’i buldu. 1885′te iki bulgar prensliği birleşince Pomaklar yeniden Anadolu’ya ve Selânik’e göç ettiler. Bu sebeple 1891′de Bulgaristan prensliğinde 28 000, 1910′da ise (resmî sayımlara göre) 21143 pomak kaldı. Buna rağmen 1917′de Bulgaristan’daki Pomakların sayısı 121 000′e çıktı. Bugün Bulgaristan’da 100 000 pomak yaşadığı sanılmaktadır. Bulgarlar zaman zaman Pomakları bulgarlaştıımağa çalıştılar; fakat bundan olumlu bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine Pomaklar, bulgar topraklarını terke zorlandılar. Bugün Türkiye’nin bazı bölgelerinde de, özellikle Bursa ve çevresinde, Kırklareli’nde pomak vardır; fakat bunlar türkleşmiştir. Pomak dili bir tür bulgarca şivesi olmasına rağmen, içine türkçe kelimeler de karışmıştır; bu yüzden Pomaklar türkçe de konuşurlar ve Türklere büyük bir yakınlık gösterirler. (M)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMAKLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLYDAMAS
Tarih 03 Haziran 2009
POLYDAMAS, tesalyalı atlet; M. ö. 408 Olimpiyat oyunlarını kazandı. Silâhsız olarak bir aslanı öldürdü, son hızla giden bir arabanın önüne çıkıp onu durdurdu v.b. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYDAMAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNG PONG
Tarih 02 Haziran 2009
PİNG PONG i. (tes. edil. ad; onomatope). Masa üstünde oynanan bir çeşit tenis (masa tenisi de denir): Halit Ayarcı ping pong oyununu çok seviyordu ve üst katta bunun için bir oda ayırîmıştı (A. H. Tanpınar).
— ANSiKL. Ping pong, boyu 2,74 m, eni 1,52 m, yerden yüksekliği 0,76 m olan, genellikle yeşile boyanmış bir masada oynanır. Masa ikili oyunlardaki servis atışları için boyuna olarak tam ortadan bölünmüştür. Oyunun amacı, çevresi 11,43-12,06 sm, ağırlığı 2,40-2,53 gr olan bir selüloit topu, masayı enlemesine ve tam ortadan bölen 15,25 sm yüksekliğindeki filenin üzerinden, genellikle kauçuk kaplı tahta bir raketle aşırtmaktır. Oyun kuralları tenis kurallarına benzer. Okkalama yasaktır ve taraflar sıra ile beşer servis atarlar. Ayrıca ikili oynarken servis atışlarında topun servis atılan bölümün çaprazındaki bölüme (teklide olduğu gibi fileye değdirmeden) düşmesi gerekir. Şampiyonluk turnuvalarında ping pong maçları her biri 21 sayılık (20 ve daha fazla sayılardaki beraberliklerde set kazanmak için rakipten iki sayı fazla almak gerekir) 3 veya 5 set üzerinden oynanır. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNG PONG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİNEZYALI
Tarih 01 Haziran 2009
POLİNEZYALI i. (Polinezya’dan polinez-ya-lı). Polinezya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.
— ANSiKL. Antropol. ve Etnol. Ada ve takımadalarının çokluğuna rağmen, Polinezya’da polinezya ırkı denen ve hayli homogen bir insan soyu yaşar. Bu yerliler, esmer tenli, uzun boylu, vücut ölçüleri avrupalılarınkini andıran, brakisefal, ince yüzlü, düz veya kıvırcık saçlı insanlardır, Bazı antropologlar onları sarı ırktan, bazıları da beyaz ırktan ve özellikle beyaz ırkın Akdeniz’de yaşayan grubundan sayarlar. Menşeleri meselesi de, ortaya atılan birçok teoriye rağmen belirsizdir. Bazı kimseler Malezyalılarla yakınlıkları olduğunu ve Mikronezya veya Melanezya yoluyle Güneydoğu Asya’dan geldiklerini öne sürerler. Kimine göre de Hindistan’dan, Eski İran dünyasından veya Japonya’dan gelmişlerdir. Thor Heyerdahl, balsa tahtasından yapılmış Kon-Tiki adındaki bir salın üzerinde Peru ile Tuamotu kıyıları arasında yaptığı bir gezinin sonuçlarına dayanarak amerika asıllı oldukları sonucuna varmıştır. Çok iyi denizci olan Polinezyalılar, iki uçlu tek kürekle çekilen oyma kayıklarla kabileler halinde yer değiştirirlerdi.
Eskiden, kademeli ve karmaşık bir toplum teşkilâtları, tabiatın gücü mana’ya. dayanan bir dinleri vardı. Tanrıları için marae denilen, dev boyutlu tapmaklar kurmuşlardı. Balıkçılık yapar, patates, hindistancevizi v.b. yetiştirirlerdi. Barınakları, özellikle bitkisel maddelerden yapılmış ve ancak belirli işler için kullanılan dikdörtgen veya yuvarlak bölmelerden meydana gelirdi. Avrupalılarla temasa başladıktan sonra Polinezyalıların çoğu Hıristiyanlığı kabul etti. Beyazların törelerini, yaşayış tarzlarını benimseyerek, kabile teşkilâtlarını ve geleneksel yiyecek iktisatlarını terkettiler. Bu arada yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldiler; savaşlar, çocuk katliamı ve kıtlıklar nüfusun azalmasına yol açtı. XIX. yy.daki sömürgeleşmeyle bu azalma daha da belirli bir hal aldı. XX. yy. başlarında misyonerlerin ve idarecilerin çabalarıyle durum düzeldi, üstelik nüfus yeniden artmağa başladı. Bk. POLİNEZYA. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİNEZYALI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİGNAC ailesi,
Tarih 01 Haziran 2009
POLİGNAC ailesi, Velay’li fransız ailesi, Yukarı Ortaçağdan beri tanınmış olmakla beraber, MELCHiOR’un (Le Puy 1661-Paris 1742) rahipliğe kabul edildikten sonra Roma’ya giderek (1689) Papalık hükümetiyle Fransa’nın uzlaşmasına yardım etmesiyle, XVIII. yy.dan itibaren ün kazandı; Melchior Polonya’ya elçi olarak gönderildi, Conti prensi François Joseph’i Jan III Sobieski’nin ölümünden (1696) sonra kral seçtirtti. Conti prensi krallığına çok geç sahip olmuştu, Louis XIV’ün bu başarısızlığı Melchior’a yüklemesi onu gözden düşürdü. Kralın danışmanı olarak (1706), Hollanda ve ingiltere ile yapılan görüşmelerde Fransa’yı temsil etti (1710-1713), kardinalliğe yükseldi (1712), Naiplik devrinde Maine dükü ile çevirdiği entrikalar yüzünden yeniden gözden düştü; Auch başpiskoposu oldu. Anti-Eucrkce (Lucretius’a Karşı) adlı büyük şiirini bitiremedi. — JULES FRANÇOİS (Claye 1743-Petersburg 1817), Melchior’un yeğeninin oğlu, irsî dük unvanı elde etti ve birçok önemli görevde bulundu.
—YOLANDE MARTİNE GABRiELLE (1749-Viyana 1793), Jules François’nın karısı Polastron’dan dünyaya geldi, Marie Antoinette’ten ailesi için birçok olağanüstü çıkar elde etti; bu durum Polignac’ların 1789′da halkın gözünden düşmesine yol açtı. Çabucak Fransa’dan göç etmek zorunda kaldılar. —ARMAND jULES MARİE HERACLİUS (Paris 1771-Saint Ger-mainen-Laye 1847), Jules François ile Po-lastron’un oğlu; babasıyle birlikte Rusya’ya gitti, Fransa’ya dönerek Cadoudal ile birlikte hükümete karşı bir komplo hazırlarken tutuklanarak ölüm cezasına çarptırıldı (1804). Cezası müebbet hapse çevrildi, sonra kaçmayı başardı (1813). Artois kontunun emir subaylığını yaptı, yaveri seçildi (1815) ve babası ölünce dük ve ayan üyesi oldu. Louis-Philippe’e bağlı kalacağına yemin etmediği için Ayan meclisinden atıldı.
— JULES AUGUSTE ARMAND MARİE (Versailles 1780-Paris 1847); öncekinin kardeşi. Cadoudal komplosuna katıldı; iki yıla mahkûm edildiği halde, kardeşiyle daha uzun süre hapis yattı ve onunla birlikte kaçtı. Artois kontu ile Paris’e döndü (1814), Bourbons’larla birlikte Gand’a gitti (1815). Louis XVIII zamanında (Mersan köşkünde) Artois dükünün etrafında toplanarak krallığın ve kilise nüfuzunun yeniden kurulmasını isteyenlere katıldı. Ayan üyesi olduktan sonra önce Charte’a bağlı kalacağına yemin etmek istemedi, ona göre bunda, dine karşı saygısızlık niteliğinde maddeler vardı. Katolikliğe aşırı bağlılığı kendisine Vatikan tarafından prenslik verilmesini sağladı (1820). Londra elçisi oldu (1823-1829), 6 temmuz 1827 tarihli antlaşmayı imzaladı; bu antlaşma gereğince İngiltere, Rusya ve Fransa, Osmanlılarla Yunanlılar arasında arabuluculuklarını kabul ettirerek Yunanistan’ın muhtariyetini sağlıyorlardı. Dışişleri bakanlığına (8 ağustos 1829), sonra başbakanlığa (17 kasım) getirildi ve liberal düşüncenin kendisini İngiltere’ye ve kiliseye boyun eğmekle suçlaması üzerine halkın gözünden düştü. Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasından sonra, Avrupa siyasî haritasının yeniden düzenlenmesi için bir tasarı ileri sürdü; Prusya’nın muhalefeti üzerine kesin olarak kenara itildikten sonra prens Polignac, Cezayir seferlerini hazırladı ve bu yüzden hükümeti, İngilizlerin dostluğunu kaybetti.
Bakanlarından Peyronnet ile yazdığı temmuz 1830 emirnameleri yüzünden iktidardan çekilmek zorunda kaldı (29 temmuz), ingiltere’ye kaçmağa çalıştığı bir sırada Granville’de tutuklandı (15 ağustos), Ayan meclisinin önünde yargılandı ve müebbet hapse mahkûm edildi, ayrıca unvanları ve medenî hakları da elinden alındı (21 aralık 1830). Ham kalesine kapatıldı; fakat 1836′da cezası affedildi.
—CHARLES MARİE (Londra 1827-Bouzarea 1904), Heraclius’un oğlu, ficole Polytechnique’i bitirdi; Cezayir Arap bürolarında subay olarak çalıştı (1857). 1862′de Cezayirli tuareg kabileleriyle, Fransa’nın Sudan’a girmesini kolaylaştıran bir antlaşmanın görüşmelerini yaptı. Tunus seferine katıldıktan (1881) sonra, Fransa’nın güney topraklarına sızma hareketlerinin gelişmesine çalıştığı Cezayir’de emekli oldu. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİGNAC ailesi, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLENZ (Wilhelm von)
Tarih 01 Haziran 2009
POLENZ (Wilhelm von), alman yazarı (Obercunewald şatosu, Bautzen yakınları 1861 – Bautzen 1903). Kendi deyimiyle, «korkmadan ve iğrenmeden modern hayatın bayağılıklarına karışarak», taşralı soylularla köylülerin törelerini anlatmağa çalıştı. Oyunlar, romanlar ve hikâyeler yazdı. Oyunları: Heinrich von Kleist (1891); küçük hikâyeleri: Die Unschuld (Suçsuzluk) [1892]; romanları: Der Pfarrer von Breitendorf (Breitendorf Papazı) [1893], Der Büttnerbauer (Fıçıcı) [1895], Der Grabenhâger Liebe ist Ewig (Aşk Sonsuzdur) [1900]. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLENZ (Wilhelm von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLEMON (Antonios)
Tarih 01 Haziran 2009
POLEMON (Antonios), yunan sofisti (Laodikeia, Karia M. S. 88 – 144). İzmir’de (Smyrna) Skopelianos’tan hitabet dersleri aldı. Sonra da bir okul açtı; bu okula bütün Asya’dan öğrenciler akın etti. Gösterişli yaşayışı ve gururuyle ün kazandı. İmparator Hadrianus ve Antonius’un gözde adamı oldu. Onun teşebbüsü ile İzmir eyaleti, Hadrianus’a olağanüstü itibar belirtisi olarak «Olympos’lu», «Kurtarıcı», «Kurucu» gibi adlar ve payeler verdi ve şerefine Olimpiyat oyunları tertipledi (129). 131′de Polemon, Hadrianus tarafından, Atina’da kurulan Olympieion’un açış nutkunu vermekle görevlendirildi. Kendine maledilen Fiziognomoni İnceleme Kitabı adlı eserde, Hadrianus’un hayatı üstüne yararlı bilgiler vardır.(L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLEMON (Antonios) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Polatlı höyüğü
Tarih 01 Haziran 2009
Polatlı höyüğü. Arkeol. Ankara’ya 40 km uzaklıkta Polatlı kasabasının yanında 250-300 m çapında höyük. 1949′da S. Lloyd ve N. Gökçe tarafından kazıldı; 31 yapı katı tespit edildi. Bunlardan I. kat – X. kat (I. kültür safhası) ile XI. – XV. kat (II. kültür safhası) Bakır çağına; XVI. ve XXII. kat (II. kültür safhası) kappadokia seramikleri devrine; XXIII. – XXXI. kat (IV. kültür safhası) Hitit çağına aittir. I. Kültür safhasında taş temelli, kerpiç duvarlı yapı kalıntılarıyle; koyu veya parlak pembe astarlı, perdahlı, bazen cilâlı seramikler bulundu. II. Kültür safhasının XI. katında bir ocak, XV. katta 1 m kalınlığında duvarlarla çevrili odalar, odaların içlerinde sedirler, mil taşları, siyah ve mat beyaz boya ile perdahlanmış basit çizgi bezemeli seramik ele geçirildi. II. Kültür safhasında yerleşme yerinin yangın geçirdiği görüldü. III. Kültür safhasında, XVI. katta yuvarlak çukurlar, taş duvarlarla tek renkli (monokrom) kappadokia seramiği bulundu. IV. Kültür safhasının XXV. katında ise büyük bir taş yapının bir bölümü ortaya çıkarıldı; ayrıca silo olduğu sanılan yuvarlak bir çukur görüldü. Yerleşmenin bütün safhalarında çakmaktaşı ve obsidiyen âletler, sığır, koyun, domuz, köpek, geyik kemikleri, istiridye kabukları bulundu. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polatlı höyüğü hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLATKAN (Saim)
Tarih 01 Haziran 2009
POLATKAN (Saim), türk binicisi (Malatya 1907). öğrenimini askerî okullarda yaptı. 1932′de teğmen olduğu sırada Türk Millî Binicilik ekibine alındı. Aynı yıl Nice’de yapılan milletlerarası müsabakalarda Kısmet adlı atiyle ikinciliği kazandı. Atatürk, kendisine Çankaya isimli bir at armağan etti. 1935 Aachen konkurhipiklerinde «Ren mükâfatı», 1938 Nice konkurhipiklerinde «Polonya Ordusu mükâfatı» ve Varşova konkurhipiklerinde de «Millî mükâfat»ı kazandı. 1938 Roma konkurhipiklerinde «Mussolini kupası»nı kazanan türk ekibinde yer aldı. Son olarak 1948 Londra Olimpiyat oyunlarına katıldı. Uzun süre Binicilik federasyonu başkanlığı yaptı. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLATKAN (Saim) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLLSBURY (Harry N.)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLLSBURY (Harry N.), amerikalı satranç oyuncusu (Somerville, Massachusetts 1872-Philadelphia, Pennsylvania 1906). 1895′te İngiltere’de yapılan Hastings Milletlerarası satranç turnuvasında şampiyon oldu. 1858′-den beri bu unvanı kazanan ilk amerikalıydı. 1898′de Viyana’daki milletlerarası karşılaşmada Tarrasch ile berabere kaldı, 1899′-da ikinciliği Janowsky ve Maroczy ile paylaştı. 1901′de Amerika’da, Buffalo’da yapılan turnuvada birinci oldu. Bunu takip eden milletlerarası yarışmalara şeref yarışmacısı sıfatıyle katıldı. 1897′de J.W. Showalter’ı yenerek Amerika şampiyonluğunu kazandı. Ayrıca, aynı anda 22 oyuncuya karşı gözleri bağlı oynayıp ve oyunların çoğunu kazanarak bu alanda bir rekor kırdı. Aynı zamanda çok usta bir dama oyuncusuydu. (M)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLLSBURY (Harry N.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLAK
Tarih 30 Mayıs 2009
POLAK i. (fr. polaque). Polonya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse: Bu bapta sual irad olunur olunmaz koca polakın haline bir tahavvül gelerek… (Ahmed Midhat).
— Tar. XVIII. yy.da Fransa hizmetinde çalışan polonyalı süvari. (Polak’lar millî kıyafetlerini giyerlerdi. Silâhları da, çekiç, balta [marteau d'armes] ve palaydı. 1632′de Castelnaudary muharebesinde kısmen yok edildiler.) [LM]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLAÇEK (Karel)
Tarih 30 Mayıs 2009
POLAÇEK (Karel), çek yazarı (Rychnov nad Kneznou 1892-Oswiecim [Auschwitz] kampı 1944). Hikâye ve romanlarında canlı ve insancıl bir mizahla Çekoslovakya’daki küçük burjuva yaşayışını anlattı (Povidky israelskeho Vyznani [israil Dininden Hikâyeler], 1926; Dum na Predmesti [Banliyödeki Ev], 1927; Muzi v Offsidu [Oyun Dışı İnsanlar], 1913; Hostinec «U Kamenneho Stolu» [«Taş Masa» Lokantası], 1931). Nazi toplama kampında öldü. (M)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLAÇEK (Karel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİZAT (Alfred)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİZAT (Alfred), fransız tiyatro yazarı ve şairi (Roussillon, İşere 1863-Marsilya 1936). önce yunan oyunlarından manzum uyarlamalar yaptı. Electre (1905), Antigone (1909), Sophonisbe (1910), Meleagre et Atalante (1911), tnes de Castro (1912), Sainte Cecile (Azize Caecilia) [1918] adlı eserleri ile eski trajedi tarzının canlanmasına yol açtı. Poizat, antik yunan medeniyetiyle katolik geleneğine bağlı bir hümanistti. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİZAT (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTOU
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTOU, Fransa’da eski il; kuzeyde Bretagne, Anjou, Touraine, doğuda Berry ve la Marche, güneyde Saintonge ve Aunis arasında; toprakları Vienne, Deux-Sevres ve Vendee idare bölgelerini ve Haute-Vienne, Charente ve Charente-Maritime idare bölgelerinin küçük bir kısmını içine alır.
• Coğrafya. Poitou coğrafî bakımdan çeşitli bölgelere ayrılır: 1. Poitou eşiği, ikinci zaman topraklarından oluşan bir ovadır; Paris havzasını Akitanya havzasına bağlar ve Armorik masifini Massif Central’dan ayırır. Touraine bağları ve Chrente bölgeleri arasında bir tahıl bölgesidir;
2. batıya doğru uzanan kalkerli Fonterayle-Comte ovası ve kıyıda Poitou bataklığı, alüvyonların doldurduğu bir üçüncü zaman körfezidir; bura’da sebze ve yemlik bitki yetiştirilir;
3. Armorik masifinin bir parçası olan Vendee’nin billûrlu toprakları, kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uzanır. Koruluk bir bölgedir, köy ekonomisine buğday ve sığır yetiştiriciliğiyle tereyağı kooperatifleri hâkimdir; kıyıda gerçek bir polder olan Breton bataklığı’nda tahıl ve sebze tarımı yapılır; hayvan yetiştirilir. Yumuşak iklimli Noirmoutier adası yoğun bir şekilde işletilir (km2′ye 130 nüf.).
— Poitou-Charentes bölgesel seçim çevresi, Charente, Charente-Maritime, Deux-Semes ve Vienne idare bölgelerini içine alır.
• Tarih. Bölgenin ilk halkı olan Pictav’-ar, M.Ö. 56′da Romalılara boyun eğdiler. V. yy.da Vizigotların işgal ettiği bölgeyi, Vouille savaşından (507) sonra Franklar aldı. Clavis vârisleri arasında bölüşülen Poitou, Birinci Akitanya düklüğü zamanında (VII. yy. sonu 768) birleştirildi ve Rannoux (839-867) Poitiers kontları sülâlesini kurdu. Poitou, 1137′de Fransa hanedanına geçti, 1152′de Henry II Plantagenet ile ingiliz hâkimiyetine girdi. Fransa kralı Louis VIII tarafından tekrar fethedilen bölgede XIII. yy.da ingiltere kralı Henry III’ün desteklediği mahallî soylular monarşiyle çatıştı; ama Henry III’ün yenilmesiyle krallık otoritesi tekrar sağlandı. Yüzyıl savaşlarından çok zarar gören Poitou, ingiltere’ye bırakıldı (Bretigny antlaşması, 1360), sonra Fransızlar tarafından geri alındı (1369-1378) ve Charles VII zamanında Fransa tahtına bağlandı. XII. ve XIII. yy.dan sonra bataklık, fundalık ve ormanlarda birçok ıslah çalışması yapıldı ve topraklar soyluların elinde toplandı. XVI. yy.da fiyatların yükselmesi, paranın satın alma gücünün azalması enflasyona yol açtı. La Rochelle limanında ticaretin çok canlı olmasına karşılık (XIII. yy.), sanayi çok geç bir tarihte kurulabildi.
— Leng. Poitou lehçesi, Poitou’da konuşulan oil dili lehçesi. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTOU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTİERS kontları ailesi
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTİERS kontları ailesi, Rannoux’nun (839-866) soyundan gelen fransız kont ailesi. Rannoux II’den (889) itibaren bu aile Auvergne (Akitanya dükü Dindar Guillaume) ve Toulouse (Raimond III Pons) kontlarının isteklerine rağmen, Akitanya düklüğünü Guillaume X’un ölümüne kadar elinde tuttu. Guillaume, düklüğü kızı Alienor ile kocası Fransa kralı Louis VII’ye vasiyetle bırakmıştı. Guillaume X’un küçük kardeşi Raimond I de Poitiers, Antakya prensi oldu (1136-1149). Çocuklar evlenme yoluyle Kudüs, Kıbrıs, Kilikya, Ermeniye’de ve Baybars tarafından 1268′de ele geçirilinceye kadar Antakya’da hâkimiyetlerini sürdürdüler. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTİERS kontları ailesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTİER (Sidney)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTİER (Sidney), amerikalı zenci sinema oyuncusu (Miami, Florida 1924). önce, American Negro theater’da oynanan birçok piyeste rol aldı. 1950′de From Whom Cometh My Help (Uşağımı Kim Yolladı) filmiyle sinemaya girdi. Daha çok, ırk çatışmalarını konu alan «tezli» filimlerde oynadı: İnsan Araları (Something of the Value) [1954]. 1963′te çevirdiği Lillies of the Field’daki (Tarladaki Zambaklar) oyunuyle, 1964′te Akademi’nin en iyi oyuncu ödülünü kazanan ilk zenci oldu. öbür filimleri: Cry, the Beloved Country (Ağla, Sevgili Memleket) [1952], The Blackboard Jungle (Kara Ağaçlar Ormanı) [1955], Kader Bağlayınca (The Defiant Ones) [1957; bu filimle New York Filim tenkitçileri ödülünü aldı], A Raisin in the Sun (Güneşte Yetişen üzümler) [1960; bu filimde 1959'da Broadvvay tiyatrosunda yarattığı rolü oynadı], Uzun Gemiler (The Long Ships) [1963], Diablo’da Düello (Duell at Diablo) [1965], Sevgili Arkadaşım (A Patch of Blue) [1965], Sevgili Hocamız (To Sir With Love) [1967] ve Gecenin Sıcağında (tn the Heat of the Night) [1967], Beklenmeyen Misafir (Guess Who’s Corning to Diner) [1967] sayılabilir. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTİER (Sidney) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTEVİN (Guillaume),
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTEVİN (Guillaume), fransız bestecisi (Arles 1630′a doğr. – Aixen-Provence 1706). Otuz beş yıl boyunca Aix’teki Saint-Sauveur kilisesinin korosunda çalıştı. Campra, Gilles, Gabassol, Pellegrin, Belissen ve Blanchard’ı yetiştirdi. Poitevin’in bestelediği mîssaların ancak birkaç bölümü bugüne kadar gelebilmiştir. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTEVİN (Guillaume), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİTEVİN (Alphonse)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİTEVİN (Alphonse), fransız kimyacısı (Conflanssur-Anille, Sarthe 1819-ay. y. 1882). Ecole Çentrale’de okudu sonra Lyon’da kimyasal maddeler imal eden bir fabrikada çalıştı. Bütün hayatı boyunca fotoğrafçılık ve fototipografya üstüne araştırmalar yaptı. Bozulmayan kopyalar çıkarmak için, bikromat jelatinin özelliklerinden ilk yararlanan ve fotokolografiyi bulan odur. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTEVİN (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİNCARE (Raymond)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİNCARE (Raymond), fransız devlet adamı (Barle-Duc 1860-Paris 1934). Henri Poincare’nin kuzeni. Milletvekili (1887-1903), senatör (1903-1913) seçildi ve çeşitli bakanlık görevlerinde (1893-1895 ve 1906) bulundu, Başbakan (1912-1913) oldu. Almanya’ya karşı sert bir siyaset güttü ve Üçlü Ittifak’ın sağlamlaştırılması için çalıştı (Rusya yolculuğu, temmuz 1914); iç işlerinde kara ve deniz ordularını güçlendirdi, barışçı hareketleri bastırdı, Clemenceau’yu ve radikal çoğunluğunu kendisine düşman eden yeni bir seçim kanununu kabul ettirdi. Cumhurbaşkanının yetkilerini genişletmekten yanaydı, bu amaçla 1913′te kendini cumhurbaşkanlığına seçtirdi.
1914 Temmuzundan itibaren, «Fransa kutsal birliğinin tek önderi oldu. Askerî yenilgilerden sonra durumu düzeltmek için Clemenceau’yu hükümetin başına getirdi (kasım 1917), fakat, Clemenceau’nun mütareke fikrine boşuna karşı koymağa çalıştığı gibi, Rheinland bölgesinin işgalinden ve Ren kıyılarında bir müttefiklerarası kuvvet bulundurma tasarısından vaz geçmek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanlığının son döneminde Alsace Lorraine’in Fransa’ya katılmasını sağladı. Tekrar Senato’ya döndü (1920), harp tazminatı komisyonunun başkanlığına seçildi, fakat tam tazminat teklifi reddedilince komisyondan ayrıldı, Briand hükümetini düşürdü (1922), hükümet kurmakla görevlendirildi (1922-1924). Lloyd George ile anlaşamadığı için Türkiye’de güç durumda olan İngilizleri yalnız bıraktı (3 eylül 1922) ve Almanya’nın moratorium hakkını reddetti, tazminatın ödenmesinin geciktiğini görerek Ruhr’u işgal ettirdi ve Ren bölgesindeki ayrılıkçılığın gelişmesine yol açtı (eylül 1923). Alman hükümeti işgali kabul edince Poincare bu zaferden yararlanmayarak yeniden müttefiklere katıldı (bk. DAWES planı).
Fransa’nın içinde bulunduğu malî güçlükler dolayısıyle siyasetini’değiştirdi. Ama bu güçlüklerin baskısıyle yeni vergiler kabul ettirmesi, seçimler arefesinde, Sollar kartelini meydana getiren muhaliflerinin başarısını sağladı (mayıs 1924) ve istifasına sebep oldu (1 haziran). Malî buhran sırasında (23 temmuz 1926) kamuoyunun isteğiyle yeniden başbakanlığa gelen Poincare (23 temmuz 1926) «Millî Birlik» kabinesi adı verilen kabineyi kurdu. Bu kabinede dışişleri bakanlığını Briand’a bırakmış, maliye bakanlığını ise kendisi almıştı. Ülkenin ve parlamentonun büyük ölçüde desteğini sağlayarak malî siyasetini uygulamak için tam yetki aldı (31 temmuz 1926).
Yeni vergiler koydu, harcamalarda kısıntıya gitti, bir amortisman sandığı kurdu ve özellikle yeniden güveni sağlayarak, 25 haziran 1928′de, 1914′tekinin beşte bir değeriyle frankın değerini korumayı başardı; böylece yabancı sermayenin dönmesini ve Banque de France’taki altın ihtiyatının eski halini almasını sağladı. Radikaller Angers kongresinden sonra (kasım 1928) hükümetten çekildiler. Bunun üzerine Poincare, merkez ve sağ partilerine dayanan.bir kabine kurarak maliye bakanlığını Henri Chemn’a (11 kasım 1928) bıraktı. Ama hastalığı dolayısıyle istifa etmek zorunda kaldı (27 temmuz 1929) ve bundan sonra da siyasetten tamamıyle çekilerek, 1926′dan itibaren, Au Service de la France (Fransa’nın Hizmetinde) adiyle yayımlanan hatıralarını yazmağa devam etti. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNCARE (Raymond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PO ırmağı
Tarih 30 Mayıs 2009
PO ırmağı, Kuzey İtalya’da ırmak; Torino, Piacenza ve Cremona’dan geçer. 652 km uzunluğunda olan ırmak, kollarıyle birlikte 70 742 km2′lik bir hidrografya havzasını akaçlar.
Po ırmağı Viso dağının eteğinde, 2 022 m yükseltide, Piano del Re’de doğar. Yüksek eğimli ve Alp rejiminde 35 km’lik bir çığırdan sonra ovaya girer ve ansızın bir dirsek yaparak Torino’ya kadar kuzeye doğru akar; sonra tekrar doğuya yönelir. Eğimi birden azalır (Torino’da binde 1,5; . daha aşağıda binde 0,5-0,3); Ticino ile birleştiği yerden sonra ırmak setlerle tutulur. Ova boyunca çizdiği geniş mendereslerin devamlı yer değiştirmesi, ırmağın sınır olduğu devirde siyasî tartışmalara yol açmıştır. Irmağın rejimi ovada Alp rejimidir: mayısta ve sonbaharda iki maksimum, kışın ve. yazın iki minimum; kış minimumu yaz minimumundan daha alçaktır. Mincio ile birleşmesinden sonra çok düşük eğimli ovadaki buharlaşma, yaz minimumunu azaltarak kış minimumundan daha alçalmasına yol açar. Nehrin ağzından 100 km uzaklıkta delta başlar: eğim ancak binde 0,01′dir; alüvyonların çokluğu (toplam olarak yılda 17 milyon metre küp) yüzünden suların normal yüksekliği deniz seviyesini 8,5 m aşar. Adriya denizinin hafif yükselmesi yüzünden deltanın gelişmesi bugün yavaşlamıştır. Po, Adriya denizine başlıca beş ağızdan dökülür: suların yüzde 60′ını Po della Pila, geri kalanını ise Po della Maestra, Po di Tolle. Po della Gnocca ve Po di Goro akıtır.
Irmağın ortalama debisi, deltanın girişinde. Ferrara yakınında 1 540 m3/sn’dir (en az: 240; 1951′de en çok: 12 000). özellikle sonbahardaki su baskınları, çoğunlukla 1951′de ve 1957′de olduğu gibi âfet halini alır ve daha çok sol kıyıda yayılır. Bu tehlike yüzünden Po ırmağı bir yerleşme ekseni olamamıştır. Irmak Adda ile birleştiği yerden sonra, madenî yağlar taşıyan 600 tonluk mavnaların girmesine elverişlidir. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PO ırmağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POGO,POGODİN
Tarih 30 Mayıs 2009
POGO—, yun. pogon, sakal’dan alman ve birçok kelimenin yapısına giren unsur. (L)
POGODİN (Nikolay Fyodoroviç STUKALOV, denir), sovyet dram yazarı (Gundorovskaya-na-Donu 1900-öl. 1962). İlk piyeslerinde, Ekim devrimini takip eden yılları gerçekçi bir anlatımla dile getirdi: Posle Bala (Balondan Sonra) [1923]; M oy Drug (Dostum) [1932]; Aristokratıy (Soylular) [1934], Ama asıl ününü tarihî oyunlarıyle kazandı: Lenin’in hayatını anlatan üç oyun: Çelpvek s Orujyom (Tüfekli Adam) [1937]; Kremlyovskiye Kurantıy (Kremlin Çanları) [1941]; Tretya Pateticeskaya (Üçüncü Patetik) [1958]. Filim senaryoları da yazdı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGO,POGODİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PODESTA
Tarih 30 Mayıs 2009
PODESTA i. (ital. k.). Kuzey ve orta italya şehirlerinin birinci yüksek görevlisi (XIII.-XIV.yy.). [Podesta bazı konsüller bunlunun yerini alır veya bu kurulu tamamlardı; bir veya iki yıl boyunca görevde kalır ve tayin veya seçilme şekli şehirden şehire değişirdi. Yardımcılarını (curia ve familia) şehir dışından seçer, yürütme ve yargılama gücünü elinde tutardı.] / Faşizm sırasında, İtalya’da, seçimle değil de hükümet tarafından tayinle işbaşına getirilen belediye başkanlarına verilen ad. (Bu kurum 4 nisan 1944′te kaldırıldı.) [L]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODESTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
P.N. testi
Tarih 30 Mayıs 2009
P.N. testi, doktor Corman tarafından çocuklara uygulanmak üzere hazırlanmış projeksiyonlu test; «Kara Pençe» adındaki bir domuz yavrusunu sahneye koyan on altı resimden ibarettir. Testin birinci bölümünde, çocuktan her resim hakkında serbestçe konuşması, sonra resimleri tercih sırasına göre dizmesi ve hikâyeden hangi kahramanın yerinde olmak istediğini söylemesi istenir.
Bu test psikanaliz kavramlarını kullanır; amacı, ailevî çatışmaları araştırmaktır. Testin 16 resmi çocukluk hayatının başlıca eğilimlerini ele alır. Resimlerin tercih sırasına göre dizilişi, çocuğun «ben»inin kendi içtepileri karşısındaki tutumunu ortaya koyacaktır; çocuk, kendini hikâyedeki kişilerden birinin yerine koyunca «ben»in savunma mekanizması harekete geçer. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa P.N. testi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCHAT (Michel)
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCHAT (Michel), fransız oyun yazar: (Vienne, İşere 1790-Paris 1828). Cumhuriyetçi ve yurtsever düşünceleri yansıtan oyunlarıyle tanındı: Turnus (1824); Leonidas (1825); Guillaume Teli (1830). [L]
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHAT (Michel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCENUM
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCENUM. Esk. coğ. İtalya’da bölge, Apennin dağlarıyle Adriya denizi arasında Buraya önce Ümbria’lılar, sonra efsaneye göre bir yeşil ağaçkakanın yol gösterdiğ Sabin’ler yerleşti; ülkenin adı bu kuştar (picus) gelir. Augustus zamanında İtalya’nın V. bölgesi oldu. Başlıca şehirleri: Anconc ve Asculum idi. M.ö. 268′de Roma’ya boyun eğdi. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCENUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCENTES
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCENTES. Esk. coğ. Picenum halkı, merkezleri Asculum (bugün Ascoli Piceno) idi; dilleri oskumbria tipindeydi. M.ö. 268 de Romalılara boyun eğdi. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCENTES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PICART LE DOUX (Jean)
Tarih 29 Mayıs 2009
PICART LE DOUX (Jean), fransız dekoratörü (Paris 1902). 1940′ta Jean Lurçat’dan halıcılık sanatını öğrendi. Caen Edebiyat fakültesi için İnsan ve Düşünce ve Caen teknik okulu için Dört Mevsim adlı büyük duvar halılarını yaptı. Gobelins imalâthanesi için üç yüzü aşkın halı deseni hazırladı. Ayrıca çeşitli yapılarda duvar panoları vardır. Oyun kâğıtları ve afişler üstünde çalıştı, kitaplar resimledi. Eserleri Paris’te ve dünyanın başka şehirlerindeki müzelerde sergilenmektedir. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PICART LE DOUX (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCARD (Louis Benoit)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCARD (Louis Benoit), fransız oyun yazarı (Paris 1769 – ay.y. 1828).. FieVee ile birlikte yazdığı ilk oyunu Le Badinage Dan-gereux (Tehlikeli Şaka) [1789] oynandığı zaman yirmi yaşındaydı. Daha sonra Louvois tiyatrosuna, Odeon tiyatrolarına ve Opera’ya müdür oldu. Beş perdelik mensur oyunu La Petite Ville (Küçük Şehir) [1801] en başarılı eseridir. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCARD (Louis Benoit) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİKET
Tarih 29 Mayıs 2009
PİKET i. (fr. piquet’ten). İki kişi arasında otuz iki kâğıtla oynanan bir iskambil oyunu: Oynanması hesaba, teamüle, zihne muhtaç bulunan ve vist ve piket ve briç gibi oyunlar (Ahmed Mithad).
Piket kâğıt, piket oynamağa yarayan otuz iki iskambil kâğıdı.
Yazılı piket, sayı indirme şeklinde ‘normal piketten değişik bir şekilde oynanan piket.
Normandiya piketi, üç kişi arasında oynanan piket.
Rulikon piketi, dört el kâğıt oynayarak bunlardan ilk ve son hamlelerde kâğıtları çiftleyerek oynanan piket.
—ANSİKL. Piket, normal olarak iki kişi arasında ve otuz iki kâğıtla oynanır. Oyunun en büyük kâğıdı as, en küçük kâğıt ise yedilidir. As on bir puan, resimli kâğıtlar on puan, ötekileri de üzerlerindeki noktalar kadar puan sayılır. Oyun kozsuz olarak, küçük kâğıtlardan başlayarak oynanır. Normal oyun yüz veya yüz elli puan üstünden oynanır, kontrada ise iki yüz bir puan kazanan taraf oyunu bitirmiş olur. Kâğıt dağıtan ikişer ve üçer kâğıt olmak üzere her oyuncuya on iki kâğıt verir. Yerde kalan sekiz kâğıt ise oyuncuların ellerinden yere çıkaracakları değersiz kâğıtların yerine alınır. İlk oyuncu yerdeki kâğıtlardan beşini, kâğıt dağıtan da üçünü alır. Oyun şu şekilde oynanır: as ve resimli kâğıtların dışında elde bulunan kâğıtlardan ikisi yere atıldıktan sonra eldeki on kâğıt içinde resimli kâğıt bulunmayan on puan kazanır. Elinde aynı renkten kâğıdı bulunanlar sıra durumuna göre puan kazanır; aynı renkten üç, dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz kâğıdın sıralı şekilde bulunması üç, dört, on beş, on altı, on yedi veya on sekiz puan kazandırır. Üç, aynı tür üç kâğıdın bir arada bulunması, dört (kare) ise aynı tür dört kâğıdın (7,8 ve 9 dışında) birarada bulunması üç veya on dört puan, her el bir puan ve son eli alan da iki puan kazanır. Her puan sıralı üç veya dört (kare) rakibin üç sıralı veya dört (kare) kâğıttan kazandığı puanları değersizleştirir. Bu şekilde alman sayılar birbirini götürdüğü için sayılmaz. Rakip oyuncu hiç sayı almadan otuz veya altmış sayı alan oyuncu, altmış yapmış olur. Doksan ise oyuncunun daha oyun başlamadan rakibinin hiç sayı almamış olmasına karşılık eldeki kâğıtlardan otuz sayı kazanması halinde olur. Kaput, hiç el alamayan oyuncu için söz konusudur. Kaput giden oyuncu kırk puan kazanır. (LM)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİKE
Tarih 29 Mayıs 2009
PİKE i. (fr. piquer, dalmak, dikine inmek’ten pique). Havc. Bir uçağın, çok büyük bir açı altında hızla inişe geçmesi. (pike uçuşu, pike yapmak veya pikeye geçmek de denir.) Bk. ans1kl.
— Ask. havc. Pike bombardımanı veya yarı pike bombardımanı, bir hedefe saldıran bombardıman uçağının, hedef üzerine hızla dalıp (pikede 60°, yarı pikede 30°’lik açı altında), pikeden çıkış noktasına en yakın yerde . bombalarını atmasına dayanan bombardıman usulü: Almanların «Stuka»sı, 1940′ta, pike bombardımanına en elverişli uçaktı. (Bu usul sonradan, hücum* ve hava destek* uçakları tarafından uygulanır oldu.)
— Koreograf i. Gövdenin bütün ağırlığını, yere tabanıyle basan bir ayağa vererek, öbür ayağın parmak uçları öne, arkaya veya yana değdirmeğe dayanan dans hareketi.
— Oyun. Pike yapmak, bilardoda, masaya dikey durumda tutulmuş ıstaka ile topa vurmak. (Topu öteki toplardan birinin üstünden atlatmak veya vuruş yapılan topun eğri gitmesini sağlamak için, bantlı veya bantsız pike vuruşu yapılır.)
— ansikl. Havc. Pike sırasında uçak. büyük aerodinamik kuvvetlerin etkisinde kalarak tahrip olabilir. Bu yüzden pilot, her uçak için ayrı olan ve «kritik hız» denilen bir limit hızı geçmeyecek şekilde, pike açısını ve motor devrini kontrol etmek zorundadır. (l)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİAZZETTA (Giovanni Battista)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİAZZETTA (Giovanni Battista), italyan ressamı (Venedik 1682 – ay.y. 1754). Bologna’da G. M. Crespi’nin yanında yetişti. 1750′de Venedik akademisi müdürü oldu. Eserlerinde ışık-gölge oyunlarına önem verdi ve halkın günlük hayatını işledi. G. B. Tiepolo’yu etkiledi.
Başlıca eserleri; Rebeka ile Eleazar (Brera, Milano), Deniz Kıyısında Aşk (Köln), Falcı Kadın (Academia, Venedik), Meryem’in Uruc’u (Louvre). Kömür kalemi ve tebeşirle desenler de yaptı (Venedik akademisi). [L]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAZZETTA (Giovanni Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİANKHY
Tarih 29 Mayıs 2009
PİANKHY (öl. M. ö. 716), Napata kralı (M. ö. 751′e doğr. – 716). 730′da Teb ve Aşağı Mısır’ı boyunduruğu altına aldı, sonra kendi başkentine döndü. Savaş başarılan, Cebel Barkal’da (Nil’in dördüncü şelâlesi), dikilitaş üzerindeki kitabede anlatılmaktadır. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİANKHY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİACENZA
Tarih 29 Mayıs 2009
PİACENZA, İtalya’da şehir, Emilia’da, Emilia yolu üzerinde, il idare merkezi, Trebbia ile Po’nun kavuştuğu yer yakınında; 87 900 nüf. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: Farnese’lerin at üzerinde iki heykelinin (XVII. yy.) bulunduğu dei Cavalli meydanında XIII. yy.dan kalma, gotik üslûbunda komün sarayı ve San Francesco kilisesi (roman ve gotik üslûbunda kubbe); Vignola’nın planlarına göre yapılan Farnese sarayı (XVI. yy.). Piacenza bir tarım ve sanayi merkezidir (şeker fabrikaları, plastik maddeler imalâtı). Yakınında önemli maden ve petrol yatakları. Piacenza ili, 291 110 nüf. Apennin’lerden Po’ya kadar Trebbia’nın her iki kıyısında uzanan Piacenza’da kır hayatı canlıdır (tahıl, üzüm, tütün, hayvancılık); petrol yatakları italya üretiminin önemli kısmını sağlar.
• Tarih. Romalıların kurduğu bir koloni olan (M. ö. 218) Placentia, Hannibal’e (M. ö. 218), sonra da Hasdrubal’e (207) karşı direndi, ama Keltler ve Ligürler (200) tarafından yıkıldı. Bir Roma municipium’u (M.ö. 90) olunca, imparatorluk zamanında tahkim edildi ve güzelleştirildi. Markomanlar Aurelianus’u burada yendiler (M.S. 271) ve şehir Totiia tarafından yıkıldı (546). Bourgogne’lu Rodolfo II, imparator Berengaro I’i burada yendi (923). Urbanus II, Henri IV ile savaşmak için (mart 1095) burada bir din meclisi topladı. Komün olan (XII. yy.), sonra Kızılsakal Friedrich’e boyun eğen (1161) Piacenza, Lombardia birliğine katıldı. Constance barışının ilk tasarılarıburada imzalandı (30 nisan 1183). İkinci Lombardia birliğine katılan (1226) Piacenza’da, İnnocentius IV bir üniversite kurdu (1248). Oberto Pallavicino şehri alarak (1245) Anjou’lu Charles’a bıraktı (1270). Alberto Scotti’nin yönetimine giren (1290) şehir, 1332′den itibaren birçok defa el değiştirdi ve kısa süren bir cumhuriyet devrinden sonra (1447-1448) Milano’nun oldu (1448-1511). Louis XII (1499), sonra da Leon X (1512), tarafından alman Piacenza’yı papa Paulus III «Parma ve Piacenza düklüğü» haline getirerek oğlu Pier Luigi Farnese’ye verdi (1545). Antonio Farnese’nin ölümünden sonra düklük İspanya kralı Felipe V ile Elisabeth Farnese’nin oğlu Carlo I’e (Viyana antlaşması, 1731) geçti; ama Carlo I iki-Sicilya kralı olunca, 1738 antlaşmasıyle Avusturya’ya bırakıldı.
Aachen barışıyle Piacenza, Carlo I’in kardeşi Filippo’ye verildi (1748). Ferdinand I’in Bonaparte ile anlaşması sonucunda şehir Suvorov tarafından işgal edildi (mayıs 1799), sonra Murat tarafından geri alındı (mayıs 1800). Madrid antlaşmasıyle (1801), Piacenza Fransa’ya katıldı ve Taro idare bölgesine bağlı bir idare çevresi merkezi oldu; Napolyon, maliye nazırı Lebrun’e Piacenza dükü unvanını verdi (nisan 1808). imparatoriçe Marie-Louise 1815-1847 arası Parma ye Piacenza düşesi oldu. Bourbon’lara verilen düklük, 1848 kargaşalıklarından sonra yeniden kurulduysa da haziran 1859 millî ayaklanmasıyle son dük Robert, unvanından vaz geçmek zorunda kaldı ve Piacenza mart 1860 referandumuyle Piemonte’ye katıldı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PITRAK
Tarih 29 Mayıs 2009
PITRAK i. (pot, kıvrım’dan pot-rak > pıtrak). İnsanların üzerine veya hayvanların tüylerine takılan dikenli bitki tohumu.
— DEY. Pıtrak gibi, ağaç veya dal üzerinde çok sayıda meyve bulunduğunu belirtmek için kullanılır.
— Bot. San çiçekli, dikenli iri meyveli, bir yıllık otsu bitki; yıkıntılarda ve yol kenarlarında yetişir. (Bileşikgillerden.)
— Tekst. Pıtrak temizleme, taranmış yün iplikçiliğinde, yün içindeki yabancı maddeleri mekanik olarak temizleme işlemi. Bk.
ANSİKL.
— ansikl. Tekst. Çoğu ülkelerde, özellikle Güney Amerika’da, koyunların otladığı bölgeler, yaprakları veya meyveleri dikenli çeşitli bitkilerle doludur. «Pıtrak» denen bu bitkiler, koyunların sırtındaki posta takılır. Eğer iplik veya kumaş haline getirilirken yün, bu parçacıklardan iyice ayıklanıp temizlenmezse, boyamada önemli kusurlar meydana gelir. Eskiden pıtrak temizleme elle yapılırdı. Temizlenecek yün fazlaysa, pıtrak temizleyici takımları olan tarak makineleri kullanılır. Bu takımlar, çok hızlı dönen ve üzerinde kıvrık ince uçlar bulunan silindirler yardımıyle pıtrakları tutar. Bu uçlara çarpan pıtraklar takılır ve âletin altındaki saç elekte toplanır. Yüne daha çok yapışan diğer dikenli bitkileri ayıklamak için başka tip takımlar kullanılır. Bu takımlarda yün, oluklu ve çok sıkı madenî silindirler arasından geçirilir ve içindeki yassı pıtraklar ezilerek tarama sırasında kolayca temizlenir. (LM)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PITRAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PIRILDAMA
Tarih 29 Mayıs 2009
PIRILDAMA i. (pırıldamak’tan pırıldama). Pırıldamak eylemi.
— Astron. Bk. ANSİKL. Eşanl. KIRPIŞMA, IŞIK TİTREMESİ.
— Elektron. Alfa taneciği gibi yüksek enerjili bir taneciğin çarpmasjyle meydana gelen, kısa süreli (yaklaşık olarak 10-° saniye) noktasal ışıldama.
— ANSiKL. Astron. Yıldızlar gezegenlerden daha çok pırıldar. Bu olayı açıklamak için Arago, bir yıldızı, gözle görülemeyecek kadar küçük çaplı basit bir ışık noktası olarak düşündü. Bu noktadan gözlemciye ulaşan iki ışın, birbirine çok yakın, fakat aynı olmayan hava tabakalarından geçer; sürekli hareket halindeki bu kırıcı ortamdan geçerken, bazı ışınlar kırıldığı için gözlemciye geç ulaşır ve iki ışının gecikme süreleri arasındaki farkın yarı dalga boyunun tek veya çift katı olmasına göre girişim meydana gelir veya gelmez; böylece ışık ya kaybolur ya da artar. Bu olay, parlaklığın kısa süre içinde değişme sebeplerini açıklar. Pırıldama, özellikle kuru havanın nemlenmesi sırasında meydana gelir. Bu yüzden, gemiciler arasında genellikle havanın kötü olacağını gösteren bir işaret sayılır. Başucuna oranla ufukta dağ tepelerine oranla ovalarda pırıldama daha şiddetlidir. Bu ışık kırpışmaları, «pırıldamaölçer» denen özel cihazlarla incelenir. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIRILDAMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PINAR
Tarih 29 Mayıs 2009
PINAR i. (esk. yürk. mıngar’dan pınar). yerden kaynayarak çıkan su: Sovuk sovuk pınarlarım gerek ise / Ana içit olsun (Dede Korkut). Kim bu pınara dudak değdirdiyse, dünyası da, ahreti de mamur oldu, ışıdı, aydınlandı (N. Araz). || Bu suyun çıktığı yer: Ona kendi pırıltıları ve kendi gölgeleriyle, kendi dalgalanışları ve kendi akışlarıyle, tıpkı bir pınarın suyu gibi, kendi yolunu kendi açarak yürümek imkânı verir (Y. K. Karaosmanoğlu). İnme turnam inme sen bu pınara / Avcı tuzak kurmuş var yolun ara (Halk türküsü). || Pınar başı, su başı: El dayanmaz, diş dayanmaz’ pınar başlarında / Kavaklar yatar, boylu boyunca (O.V. Kanık). || Göz pınarı. Bk. göz. (M)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHYTALİDAİ
Tarih 29 Mayıs 2009
PHYTALİDAİ. Esk. Yun. Attike’nin rahip ailesi; Phytalos’un soyundan gelen bu aile Demeter kültüne bağlıydı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYTALİDAİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHYLOBASİLEUS
Tarih 29 Mayıs 2009
PHYLOBASİLEUS i. (yun. phyle, boy ve basileus, kral’dan yun. phylobasileus). Esk. Yun. Attike’nin eski teşkilâtlanma biçiminde, dört ionia boyunun krallarına verilen ad. (Bunlar Eupatrides’lerdi. Kleisthenes, onlara yalnız din görevlerini bıraktı.) [L]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLOBASİLEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHYLLOGNATHUS
Tarih 29 Mayıs 2009
PHYLLOGNATHUS i. 30 mm boyunda, parlak esmer renkli böcek; kurtçuğu bağlara zarar verir. (İlmî adı Phyllognathus Silenus. Kınkanatlıların scarabeidae familyasından.) [L]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOGNATHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHUKET veya JUNKCEYLON
Tarih 28 Mayıs 2009
PHUKET veya JUNKCEYLON, malezya dilinde Ujong Salang, Malakka boğazının kuzey girişinde ada, Malezya yarımadasının batı kıyısı yakınında; 49 300 nüf. (taylandlılar ve cinliler), idare merkezi, Phuket (18 750 nüf.) Ada, Tayland’ın başlıca kalay üretim bölgesidir. Kalay dökümhanesi. Kauçuk, biber ve kıyı boyunca hindistancevizi yetiştiriciliği. Birmanya ile Siyam arasında uzun süre çekişme konusu olan ada XIX. yy.da Siyam’a geçti. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHUKET veya JUNKCEYLON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHRYNİKHOS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHRYNİKHOS, atinalı trajedi yazarı (Sicilya M.ö. VI. yy. sonları). Suidas’a göre 67 olimpiyatlarında, oyun yazarları yarışmasında (512-509) ilk olarak ödül kazandı. Phrynikhos trajedi türünün yaratıcılarından biridir. Maskeyi onun tasarladığı ve trajediye kadın rollerini onun soktuğu ileri sürülür, Dokuz oyununun başlığı bilinir: Alkestios, Anraios, Danaides, Aigyptioi (Mısırlılar i. Pleuroniai (Pleuron Kadınları), Miletu Halossi (Miletos’un Zaptı), Phoinissai Fenikeli Kadınlar), Tantalos, Troilos. Phrynikhos’tan günümüze ancak bazı parçalar kalmıştır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHRYNİKHOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPE II Yiğit
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİPPE II Yiğit (Pontoise 1342 – Hal 1404), Bourgogne dükü (1363/1364-1404), Artois, Bourgogne, Rethel, Nevers (1384-1404) ve Charolais (1390-1404) kontu, Jean II ile Bonne de Luxembourg’un dördüncü oğlu. Philippe II lakabını Poitiers savaşında kazandı (1356), sonra babasıyle birlikte esir düştü. Fransa’ya döndüğünde, has olarak kendisine Touraine (1360), sonra da Bourgogne düklüğü (1363) verildi. Kardeşi Charles V bu düklüğün mülkiyetinin Philippe’e ait olduğunu onayladı (1364) ve onu Louis de Male’in kızı Marguerite ile evlendirdi (1369). Kayınbabasının ölümü üzerine, Philippe ile karısı miras yoluyle Flandre, Rethel, Nevers, Bourgogne (Franche-Comte) ve Artois kontluklarını elde ettiler.
Kuzeydeki eyaletler arasında sıkı ilişkiler kurmak isteyen genç kont, Lille’de maliye ve adalet işlerini yönetme yetkisine sahip bir meclis topladı ve bu meclisin günde iki oturum yapmasını şart koştu. Charles V’in ölümünden (1380) sonra, Bourgogne dükü, Bourbon düküyle birlikte küçük yaştaki Charles VI’nın vasisi olarak, Fransa’yı flamanlara karşı güttüğü siyasete yarayacak şekilde idare etti: fransız ordusu Gand’lıları yendi (Roosebeke, 1382), Norwich piskoposunu görevinden attı (1383), Damme’ı geri alarak Gand’ı boyun eğmeğe zorladı (Tournai barışı, 1385). Kurnazca düzenlenen bir nikâh yoluyle Bourgogne sülâlesinin Hollanda’ya el atması sağlandı. Philippe, kızı Marguerite’i Hainaut eyaletiyle Hollanda tahtının vârisi olan Bavyera kralı Wilhelm’e verdi ve oğlu Jean’ı Wilhelm’in kızkardeşi Marguerite ile evlendirdi (1385); daha sonra da, kızı Catherine’i Avusturya kralı Leopold IV’e, öteki kızı Marie’yi Savoia kontu Amedeo III’e verdi (1393). G’elderland düküne karşı fransız ordusundan yardım gören (1388) düşeş Jeanne de Brabant, ölümünden sonra yerine geçme hakkını Philippe’e verdi (1390); o da, bu hakkı oğlu Antoine’a devretti. Bu konudaki anlaşmalar, düşesin ölümünden (1406) sonra uygulanmak üzere Brabant meclisleri tarafından onaylandı (1403). Philippe Il’nin Isabeau de Baviere ile evlendirdiği Charles VI, tek başına yönetimi eline almağa karar verdi. Ama deliliğinin ilk belirtileri görülür görülmez, Philippe II ile yeğeni Louis d’Orleans yönetimi ele aldılar. İki rakip ingiltere ve Cenova ile mütareke yapma (1396), papaya bağlılıktan ayrılma konularında ve Lüksemburg düklüğü (1402) meselesinde birbirleriyle çatıştılar.
— Ikonogr. Dükün, Klaas Van de Werve tarafından yapılmış bir mezar taşı (Dijon müzesi) ile Champmol manastırının kapısı önünde bulunan, Sluter tarafından yapılmış diz çökmüş heykeli vardır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE II Yiğit hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPE II Auguste
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİPPE II Auguste (Paris 1165-Man-tes 1223), Louis VII ile Adele de Champagne’ın oğlu. Babasının ölümünden (1179) sonra tahta çıktı, önce amcaları Champagne ile Flandre dükü Philippe d’Alsace’ın vesayetinden kurtuldu. Philippe d’Alsace’ın yeğeni isabelle de Hainaut ile evlendi. Böylece Isabelle’in çeyizi olan Artois’yı elde etti (1180); ama Flamanlarla bozuştu ve başdanışman olarak yeniden Champagne’lı Guillaume’u seçti (1182); derebeylerinin çıkardığı büyük bir ayaklanmaya başarıyle karşı koydu; kazandığı zafer sonunda Amiens, Montdidier kontluklarıyle, Roye ve Thourotte derebeyliklerini ülkesine kattı (Boves antlaşması, 1185).
Monarşinin güvenliğini sağlamak üzere, kesin kararını vererek, iktidarları Capet’ler için devamlı bir tehdit unsuru olan Plantagenet’ler imparatorluğuna karşı mücadeleye girdi: oğullarının Henry II’ye karşı giriştikleri ayaklanmayı metbuluk haklarına dayanarak destekledi: Küçük Henry’nin ayaklanması 1183′e, Geoffrey of Brittany’ninki ise 1186′ya kadar sürdü. İssoudun’a yönelttiği bir saldırıdan sonra, Henry II’yi Vermendois’nın bir kısmını kendisine terk etmek ve oğlu Yurtsuz John’u kendi kızıyle evlendirmek zorunda bıraktı (Châteauroux antlaşması, 1187). Geleceğin Aslan Yürekli Richard’ını kendi davasına kazandı ve Henry II’ye, küçük düşürücü Azayle-Rideau antlaşmasını kabul ettirdi (1189). Ama müttefiki, kral olunca, korkulacak bir hasım halini aldı; buna rağmen Üçüncü Haçlı seferinde Philippe’in yanında yer aldı. Sicilya’da birlikte kaldıktan sonra (eylül 1190-mart 1191), iki hükümdar Kudüs’e vardılar, ülkeye ilk giren (nisan) Philippe Auguste, Akkâ kuşatmasını sona erdirdi. Ama haziranda karaya çıkan Richard, tantanalı ve gösterişli ama yararsız davranışlarıyle Fransa kralını küçük düşürdü. Buna üzülen Auguste bir hastalığı bahane ederek Batı’ya döndü (1191), orada hasmı hakkında çeşitli söylentiler yaydı ve ona karşı Yurtsuz John ile anlaşarak, Normandiya Vexin’ini, Aumale ile Eu kontluklarını ele geçirdi. Endişeye kapılan Richard krallığına döndü; fakat Kudüs’te hakaret ettiği ve Yurtsuz John ile Philippe Auguste’ün para ile elde etmiş olduğu Avusturya dükü Leopold tarafından tutuklandı; sonra da kral Henry IV’e teslim edildi (1192-1194). Richard, kurtulur kurtulmaz Fransa’ya savaş açtı. Philippe II Freteval (1194) ve Courcelles’de (1198) yenildi; bu arada Breton’lar hasmını yeğeni olan Genç Arthur of Brittany’yi ona emanet ettiler (1196). Philippe II kesin yenilgiye uğramak üzereyken Richard Limousin’de öldürüldü (nisan 1199); himayesine aldığı genç prensin haklarının koruyucusu olan Philippe Auguste, İngiltere’nin yeni kralı Yurtsuz John’a saldırdı ve onun krallık unvanını ancak Normandiya Vexin’i Evreux ve Berry’nin bir kısmının kendisine bırakılması şartıyle tanıdı (Goulet barışı, 1200). Fakat İngiltere kralı, vasalı Hugues de Lu-signan’ın nişanlısıyle evlenince (1200), krallık mahkemesine çağırıldı; mahkemeye çıkmaktan kaçınınca topraklarına elkondu (1202). Bu cezadan kuvvet olan Philippe, Normandiya’nın (Chateau-Gaillard ve Rouen’ın zaptı, 1204), Maine’in, Anjou’nun, Touraine’in ve Poitou’nun büyük bir kısmını fethetmeğe girişti, hattâ oğluna İngiltere’ye çıkartma yaptırmayı (1213) bile düşündü. John, öcünü almak için imparator Otto von Braunschvveig, Flandre ve Boulogne kontlarıyle, Capet’lere karşı geniş bir ittifak meydana getirdi. Fakat kendisi La Rocheı-aux-Moines’da, müttefikleri de Bouvines’de bozguna uğradı (temmuz 1214). 1216′da Philippe, ingiliz baronlarının bir isyanından yararlanarak İngiltere krallığını ele geçirmeğe bir defa daha teşebbüs etti (krallık prensi Louis’nin seferi) ama papanın karşı koyması yüzünden başarısızlığa uğradı. Ne var ki, hiç bir antlaşma ile kazançları resmen tanınmadığı halde, İngiltere’de işgal edilen toprakların sahibi olarak kaldı. Ayrıca 1189′da ingiltere tahtından kopardığı Auvergne ve Champagne’a da elkoydu (1201 ve 1213 antlaşmaları); öte yandan Simon de Montfort’un Toulouse kontu ile Albi’lilere karşı giriştiği teşebbüsleri el altından destekledi. Bundan dolayı, öldüğü Zaman, Plantagenet imparatorluğunu yıkmış ve krallıkta Capet’ler otoritesinin kesinlikle yayılmasına yol açmış en güçlü fransız senyörüydü.
Ama boşanmak için giriştiği teşebbüslerde Vatikan ile olan kavgaları yüzünden bir hayli sıkıntıya uğradı. 1193′te, isabelle de Hainaut’nun ölümünden üç yıl sonra, Danimarka kralı Knud IV’ün kızkardeşi olan İsambour adındaki bir prensesle evlendi. Fakat hemen ertesi günü bilinmeyen sebeplerden ötürü boşanmağa karar verdi ve bir piskoposlar meclisinden evliliğin hükümsüzlüğü hakkında karar çıkarttı. Az sonra bavyeralı büyük bir senyörün kızı olan Agnes de Meran ile evlendi ve bu kadından iki oğlu oldu. Danimarka krallık ailesi meseleyi Vatikan’a götürdü; Celestinus III tehditte bulundu, fakat harekete geçemeden öldü (1198). Onun yerini alan Innocentius III Fransa’yı afaroz etti (ocak 1200). Philippe II, boyun eğer ve isambour ile uzlaşır gibi göründü; gerçekte ise onunla yeniden evlenmeyi reddetti. Eski karısını yarı tutsak haline getirdi ve ancak 1213′te, karısı olarak değil de kraliçe olarak (bu arada Agnes ölmüştü) kabul etti.
İçeride senyörleri zayıflatmak için Louis VI gibi komün hareketini destekleyerek, tacirlere ve şehirlere, büyük bir ustalıkla yardımcı oldu; şehir topluluklarına birçok bağışıklık tanıdı ve özellikle Paris’e ayrıcalıklar verdi (su satıcılarına ayrıcalık, sokakların düzeltilmesi, bir sur duvarının yapılması). Hattâ tarikatları destekleyerek ve piskoposları serbestçe seçme hakkını din adamlarına bırakarak, ruhban sınıfıyle de iyi ilişkiler kurdu. Buna karşılık, asiller sınıfına göz açtırmayacak şekilde davrandı. Metbuluk haklarını etkili bir şekilde kullanıp birçok kere Flandre’ın işlerine, özellikle kont Philippe (1191) ve kont Baudouin’in ölümü (1205) meselelerine karıştı. Nihayet devlet ve yönetim işlerini düzene koydu. Gelirlerin yönetimini yeniden düzenleyerek, güçlü bir orduyu ayakta tutacak zengin bir hazineye sahip oldu. Hukukî işlerle veya malî meselelerle uğraşan ve vasallardan meydana gelen eski feodal kurul da bu çağda gelişme gösterdi. Parlamento ve sayıştay daha sonra bu kuruldan doğdu. Philippe Auguste’ün ihtiras ve otoritesinin ürünü bu yeni yönetim biçimiyle, Capet monarşisi, krala ait geniş topraklarda ve krallığın kapsadığı bölgelerde hâkimiyetini büyük ölçüde arttırdı. Hanedanın otoritesi iyice sağlamlaştı ve bu durumun sonu olarak Hugues Capet’den bu yana tahtın vârisi, ilk defa babası hayattayken değil de, onun ölümünden üç hafta sonra taç giydi. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE II Auguste hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİDOR
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİDOR, XVII. ve XVIII. yy.larda yaşamış fransız müzikçi ailesinin lakabı. Ailenin asıl soyadı Danican’dı. —JEAN (1620′-ye doğr.-1679), birkaç dans havası besteledi; sarayın resmî orkestrasında fifre, tiz krummhorn ve donanma trompeti çalgıcısıydı.
—Oğlu ANDRE (öl. Dreux 1730), sarayın resmî ve özel orkestralarında krummhorn, trompet, obua ve tenor krummhorn çalgıcısıydı. Ordu için marşlar besteledi; opera – baleler (Le Canal de Versailles [Versailles Yolu], 1687; La Princesse de Crete [Girit Prensesi]), divertimento’lar (Le Mariage de La Couture Avec la Grosse Cathos [La Couture'ün Şişko Cathos ile Evlenmesi], 1688), maskarad’lar (Savgialıların Maskarad’ı, Çin Kralı [1700]), çalgılı müzik eserleri (Trompet ve Timpani Parçaları [1685]. iki Basviyol, Bas Keman ve Bas için Parçalar, [1700]) yazdı. Kralın Müzik kütüphanesinde görev aldı ve XVI. yy.ın başından beri sarayda çalman eski eserleri
derledi; bu parçaların yalnız bir kısmı günümüze kalmıştır. —JACQUES (Paris 1657-Versailles 1708), Jean’ın oğlu, sarayın Büyük orkestrasında fifre, krummhorn, daha sonra donanma trompeti çaldı (1679-1697); kralın özel kemancısı oldu, sarayın küçük orkestrasında da obua, pes trompet ve kornet çaldı. Marşlar ve kadril havaları besteledi. — Alexandre (doğ. Paris 1660), Jacques’m kardeşi ve françois (Versailles 1689-ay.y. 1717), Andre’nin oğlu, bas krummhorn ve donanma trompeti çalgıcısıydılar; François, Yan Flüt için Parçalar besteledi (1716-1718). —anne (1681 – Paris 1728), Andre’nin oğlu, sarayın Büyük orkestrasında obua ve keman çaldı. Bir Yan Flüt, Gagalı Flüt, Keman ve Obua için Parçalar Kitabı (1712) yayımladı, ayrıca bir Te Deum ve pastoraller besteledi; Tuileries sarayının ruhanî konserlerini başlattı (1725). —FRANÇOİS ANDRE (Dreux 1726-Londra 1795), François’nın kardeşi; çok genç yaşta kralın Versailles kapellasında görev aldı. Campra ile beste çalıştı. Dünyanın en üstün satranç oyuncusu olarak ün kazandı ve özellikle bu sıfatla, Hollanda, Almanya ve İngiltere’ye gitti. Analyse du Jeu des Echecs (Satrancın Analizi) adlı bir kitap yazdı. Kralın kapellasında yöneticilik elde etmeğe çalıştı, bu amaçla Lauda Jerusalem (1754) adlı bir büyük motet icra ettirdi, fakat pek beğenilmedi. 1759′da tiyatroya yöneldi, birçok operakomik besteledi, bunlar arasında Blaise le Savetier (Ayakkabıcı Blaise), L’Huître et les Plaideurs (İstiridye ve Savunucular) [1759], Le Quiproquo (Yanlış Teşhis) [1759], Le Soldat Magicien (Sihirbaz Asker) [1760], Le Jardinier et le Seigneur (Bahçıvan ve Efendisi) [1761], Le Marechal-Ferrant (Nalbant) [1761], Sanço Pança Adada (1762), Le Bûcheron ou les Trois Souhaits (Oduncu veya Üç Dilek) [1763], T om Jones (1765), L’Amant Deguise (Maskeli Âşık) [1769], La Nouvelle Ecole des Femmes (Yeni Kadınlar Okulu) [1770], Le Bon Fils (Hayırlı Evlât) [1773], Les Femmes Vengees (öcü Alınan Kadınlar) [1775], Le Puits d’Amour (Aşk Kuyusu) [1779], La Belle Esclave (Güzel Esire) [1787], le Mari Comme.İl Les Fa-udrait Tous (örnek Koca) [1788] sayılabilir. Ayrıca birkaç lirik trajedi (Persee, [1780], Temistokles, [1786]), Horatius’un metni üstüne XVIII. yy.ın tek din dışı oratoryosu Carmen Saeculare’yı (1779), bir Requiem, bir Te Deum, bir İngiliz Od’u, bir Modülasyon Sanatı (obua, keman, bas için dörtlü) ve arietta’lar yazdı. Devrimden yana olmasına rağmen, Londra’da oturması, kendisinin göçmenler listesine girmesine ve aylığının kesilmesine yol açtı. Dram duygusu ve bestelerindeki özel anlatımıyle zamanında öncü bir rol oynadı. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİDOR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri,
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLADELPHİA, A.B.D.’de (Pennsylvania) şehir, 2 002 500 nüf. Philadelphia, Schuylkill ile Delavvare’in kavuşmasıyle oluşan yarımada üzerinde kuruldu; ırmak derinliğinin fazla olması, denizden uzaklığına rağmen (160 km) büyük bir liman kurulmasına yol açtı. 41 Milyon tonajla Houston ve New York’tan sonra A.B.D.’nin üçüncü limanı olan bu limandan maden filizi, petrol, şeker, yün, yağ bitkileri ithal edilir, kömür, tahıl, sanayi ürünleri (rafine şeker, makine eşyaları) satılır. Ağır sanayi yakın bir tarihte büyük ölçüde gelişti; petrol tasfiyesi, demir sanayii, kimyasal ürünler. En önemli sanayiler imalât sanayileri ve tüketim sanayiidir: dokumacılık, konfeksiyon, makine (otomobil, vagon, lokomotif) sanayii, gemi yapımı, ecza malzemeleri. Bu iktisadî gücü sayesinde şehir A.B.D.’nin üçüncü malî merkezi haline geldi. Planlarını Penn’in çizdiği eski şehir çekirdeği bugün de iş merkezidir. Doğuda, Delaware boyunca, liman yakınında ve batıda Schuylkill boyunca sanayi ve işçi semtleri uzanır. İlk hücreyi meydana getiren yarımadanın ötesinde de sanayi ve konut semtleri vardır: bunlar Delaware boyunca (West Philadelphia, Manayunk, German-town) ve ırmağın doğusunda (Camden) uzanan şehre bağlı eski köylerdir.
• Tarih. Philadelphia, William Penn tarafından (1682) kuruldu ve düzenlendi. Quaker’lerin yerleştiği modern bir şehir oldu. Şehre Alman ve İskoçlar da yerleştiler. XVIII. yy.da büyük ölçüde genişleyen ve sömürgenin fikir merkezi haline gelen şehirde ilk dergi 1741′de, ilk gazete de 1784′te yayımlandı. Phiiadelphia’da o zamandan kalma birçok anıt ve güzel konak vardır. Şehir başkaldırma hareketinde önemli rol oynadı ve 1774 ile 1775′teki ilk kongreler burada toplandı; Bağımsızlık bildirisi (4 temmuz 1776) burada imzalandı. 1790-1800 Arası A.B.D.’nin başkenti olan Philadelphia, XIX. yy.da köleciliğe karşı, puritan ve muhafazakâr bir şehir haline geldi. (L)
Philadelphia konvansiyonu, on üç A.B.D. eyaletinin meclislerini temsil eden ve 65 temsilciden meydana gelen kurucu meclis; oturumlara 55 temsilci katıldı. Başkanı George Washington, sekreteri Jackson olan ve üyeleri arasında Franklin, Madison ve Robert Morris bulunan konvansiyon, 27 eylül 1787′de A.B.D. anayasasını hazırladı; ancak 41 temsilcinin onayladığı bu anayasa 4 mart 1789′da New York kongresinde imzalandı. Uzak görüşlü olan meclis, küçük eyaletlerin çıkarlarına saygı gösteren (her birinin iki senatörü olacaktı) uzlaştırıcı bir anayasa hazırlamayı başardı. Ayrıca kuzey ve güney eyaletlerine denge sağlayıcı bazı üstünlükler tanındı: güney eyaletleri mecliste zencilerin sayısının üçte ikisi göz önünde tutularak temsil edilecekti, iktisadî alanda da buna benzer bir dengeleme uygulandı: kuzey eyaletleri köleliğin kaldırılmasını, güney eyaletleri ise ticaret ve sanayiyi talimata bağlayan seyrüsefer kanunlarının kaldırılmasını istemekten vaz geçecekti. (L)
Philadelphia müzeleri, PENNSYLVANiA GÜZEL SANATLAR AKADEMİSl’nde yüz yılı aşkın bir zamandır beîîibaşîı amerikalı ressamların eserleri sergilenir. Oldukça zengin Olan PHİLADELPHİA SANAT MÜZESİ’nde sayısız roman ve gotik eser (Fransa, İtalya), seramik koleksiyonlar, demir eşya, ince marangozluk işleri, ısfahan fayansları ve halıları, çin yeşim taşları bulunmaktadır. Resim galerilerinde ilk italyan ressamlarının eserlerinden XIX. yy. ressamlarının eserlerine kadar çeşitli tablolar sergilenir (Giot-lo. Botticelli, Bosch, Van Eyck, Van der Weyden, Rubens, Rembrandt, Poussin, Delacroix, Corot, Daumier, Courbet, Cezanne). PENNSYLVANİA ÜNİVERSİTESİ MÜZESİ, Mısır, Filistin, Yunanistan, Roma, Afrika ve Meksika heykel ve eşyalarıyle Sarat müzesini tamamlar. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHEREKRATES
Tarih 28 Mayıs 2009
PHEREKRATES, atinalı eski komedi şairi (M.ö. V.yy.ın ikinci yarısı). Oyunlarından kaba alayı ve küfürbaz tipleri uzaklaştırdı, bazen çok fanteziye kaçan yeni konular işledi. En ünlü oyunu Agrioi (Yabanîler) [420], tabiat halinde yaşamayı öven hayalci kişilere yöneltilmiş bir yergidir. Pherekrates’in eserlerinden birçok parça kalmıştır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHEREKRATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHEİDİAS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHEİDİAS, yunan heykeltıraşı (M.ö. 490′a doğr.-öl. 431), Atinalı Kharmides’in oğlu. önceleri resimle uğraştı, 470′ten önce de Myron ve Polykleitos ile Hegias’ın öğrencisi oldu. Plateia (veya Plataia) tapmağı için çok büyük bir Athena heykeli, Delphoi’de ise Miltiades onuruna bir anıt, Akropolis üzerinde bir Limni’li Athena heykeli ve Perikles tarafından ısmarlanan bronzdan anıtsal Promakhos Athena heykeli yaptı. Eldeki kesin metinlere göre Olympia’daki Zeus heykeli Pheidias’ın üne ulaşmasını sağladı; tanrı çok süslü bir taht üzerinde görülüyordu; tamamı 10 metre yüksekliğe varan bu eser altın ve fildişinden yapılmıştı. Sanatçının bir başka krizelefantin eseri de Parthenon’un içini süslemek için yapılan ve 438′e doğru tamamlanan Athena Parthanos heykeliydi. Bu heykelin üzerinde uzun bir tunik, sol elinde bir mızrak, sağ elinde bir zafer sembolü vardı. Heykelin, «Barbarakeion Athenası» denen Atina Millî müzesindeki II. yy.dan kalma bir kopyası, boyunun kısalığına rağmen, kocaman heykelin görünüşünü andırır. Perikles, Pheidias’ı Parthenon’un süslenmesi ve eserin genel yapımını kontrol etmekle görevlendirmişti. Tapınağın metopları, frizleri ve alınlıkları Pheidias ve çevresindeki sanatçılar tarafından yapıldı. Athena Parthenos heykeline ayrılan fildişinin bir kısmını kendisi için alıkoymakla suçlandırılan Pheidias, Perikles taraftarlarına gösterilen hoşnutsuzluktan kurtulamadı ve şehirden uzaklaştı. Pheidias dehası ile heykel sanatına o zamana kadar bilinmeyen bir esneklik ve bir hareket getirmişti, insan yüzüne soylu ve huzur dolu bir güzellik vermesini bildi. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHEİDİAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Phedre
Tarih 28 Mayıs 2009
Phedre, Racine’in trajedisi (1677). Yazar bu eseri yazarken Euripides’in Hippolytus’u ile Seneca’nın Phaedra’smdan ilham almıştır. Ama Racine’in Hippolyte’i, Artemis’e bağlanmış bir antik kahraman değil, tatlı Aricie’ye âşık bir prenstir. Babası Thesee’nin gözünde bir dürüstlük örneğidir. Bu doğruluk, sonunda onu Phedre’in kurbanı yapacaktır. Thesee’nin ölümünü bildiren asılsız haberlere kanan Phedre, Hippolyte’e olan aşkını açıklar. Fakat kralın beklenmeyen bir anda dönüşü üzerine üvey oğlunu kendisini iğfal etmeğe kalkışmakla suçlar. Süt ninesi Oenone de onu destekler. Phedre pişmanlığa kapılarak gerçeği itiraf etmek ister, ama Hippolyte’in Aricie’yi sevdiğini öğıenince kıskançlığından susar. Bu susuş, babası tarafından deniz tanrısı Neptün’e terk edilen Hippolyte’in ölümüne sebep olur. Eserin son bölümünde, Theramene, genç prensin ölümünü anlatır; prensin atlan deniz tanrısı tarafından kıyıya gönderilen bir canavarı görünce ürkerek kaçışmışlardır.
Trajedi, tutkularının esiri, ahlâk düşüklüğünün bilincinde, fakat hatalarının sorumluluğunu yüklenemeyen Phedre’in kişiliğini ortaya koyar: Phedre alınyazısının elinde bir oyuncaktır. Racine’in amacı, yunan trajedisinin temel niteliklerinden olan, fakat modern fransız tiyatrosunda ve özellikle Corneilie’de rastlanmayan kutsallık kavramını yeniden meydana çıkarmaktı. Racine, özellikle Theramene’in son bölümdeki anlatısında, yunanlı trajedi yazarlarının şiirli diliyle boy ölçüşmeğe çalışmıştır. (-» Bibli-yo.) [L]
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Phedre hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHARNABAZOS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHARNABAZOS, Gürcistan kralı. M.ö. 320′de Pharnabazos’lar hanedanını kurdu, ülkeyi Makedonya’nın boyunduruğundan kurtardı. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHARNABAZOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHARAMOND
Tarih 28 Mayıs 2009
PHARAMOND, ilk frank kralı. Bir efsaneye göre Truvalı Priamos’un soyundandı. Daha VIII. yy .da adı geçen bu kral, XVIII. yy.da hâlâ tarih incelenmelerine konu olmaktaydı. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHARAMOND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHANES,
Tarih 27 Mayıs 2009
PHANES, Orpheus’çuluk doktrininde yaratıcı tanrı. Dünyanın (gökyüzü ve yer) güç halinde saklı bulunduğu yumurtayı kırardı. Bütün tanrılar onun soyundan gelir. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHANES, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|