RENKLİ

Tarih 27 Haziran 2009

RENKLİ sıf. (renkten renk-li). Rengi olan: Şarap, renkli bir sıvıdır. // Beyaz dışın­da bir rengi veya renkleri olan: Renkli göz­lük camı. // Siyah ve beyazdan başka renk­leri olan: Renkli fotoğraf. Renkli filim. // Göz alıcı, parlak renkte olan: O bahar ak­şamı renkli bir gurupla sona erdi (Ahmed Rasim).

En ehemmiyetsiz yerlere —renkli oyuncaklara bakan küçük çocuk gibi—sevinç­le, saadetle bakıyor (R.N. G’üntekin). || Mec. Kendine özgü yanıyle ilgi çekici: Kü­çük yazılarında, eski günlerin renkli tablo­larını çizer (Y. Z. Ortaç). Renkli bir yaşayış. Renkli toplantılar düzenlemek.

— Foto. ve Sine. Bk. FOTOĞRAFÇILIK.
— G. santl. Renkli kabartma. Bk. KAME.
— Matbaac. Renkli baskı, fotogravür metot-larıyle elde edilmiş klişelere göre yapılan renkli tipo baskı. Renkli litografik baskı. litografya ile art arda baskı yaparak çok renkli resimler elde etme metodu. (Bk. an-sikl.) || Bu metotla elde edilmiş baskı.

— Psikol. Renkli işitme, bir ses işitme sı­rasında gözde birtakım renklerin canlanma­sı.
— Ansikl. Matbaac. ingiltere’de doğan renkli litografik baskı metodu, o zamana kadar siyah beyaz yapılıp sonradan mastharda renklendirilen afişleri renkli olarak bas­ma imkânı verdi. Bu metotta, resmin çev­re çizgileri gölge vurmadan veya üstünden birkaç kere geçerek koyulaştırmadan litog­rafya taşı üzerine çizilir; sonra bundan, bas­kıda kullanılacak renk sayısı kadar taşın üzerine ayrı ayrı aktarma kopyalar veya ya­lancı kopyalar çıkarılır, bu taş levhalardan her biri üzerinde renk işçisi, renkli kalem veya litografya mürekkebiyle düz renkler ve­ya noktalamalar, taramalar v.b. yapar; bun­ların sıklığı, çeşitli baskılar sırasında renk­lerin üst üste gelmesiyle elde edilmesi iste­nen koyuluk veya açıklık derecesine göre hesaplanır.

* Renklilik i. Renkli olma hali. (lm)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENKLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Persian

Tarih 27 Haziran 2009

Persiankiwi: Twitter devrimcisi İranlı.
Persian Farsça Ad:
Kökeni İran olan kimse.
Farsça:
[1] İran’ın resmi dili.
[2] Hint-Avrupa dil ailesinin, Hint-İran dil grubuna ait İran Dilleri alt grubunda yer alan dil.

Persian (İran Kedisi)

Temel Özellikleri
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir.

Görünüş ve Vücut Yapısı
Yüzünün etkileyici geniş ve yuvarlak kafasının kemik yapısı tamamen yuvarlaktır. Belirgin bir girintisi olan basık burnu kısa ve kalkıktır. Gözler iri, yuvarlak ve kabarıktır.

Uçları yuvarlak hafifçe öne eğik kulakları ufaktır ve alt tarafları fazla geniş değildir. Kulaklarının alçak oturuşu kafasının yuvarlaklığını bozmaz.

Bedeni alçak ve güçlü, asla kaba sayılmayacak bir tıknazlıktadır. Kemikleri ve kütlesi ona bir armağan gibidir. Kasları neredeyse abartıya kaçacak bir biçimde yapılıdır.

Dört ayağı da kısa ve kalındır, ön ayakları düz iner. Sırtı muntazamdır, iri patileri yuvarlak ve sıkıdır. Parmakları birbirine yakındır. Kuyruk uzun olmamakla beraber gövdenin uzunluğuna uygundur. Uzun, sık ve canlı tüyleri gövdeden aşağıya akıyormuş gibi kabarık durur. Omuzlar dahil tüm beden boyunda yelelenen ve oradan aşağı göğsü ve ön ayakları kaplayan uzun kürk gibi tüylerle kaplıdır. Pati altlarında ve kulak içlerinde dolgun fırçaya benzeyen tüyler vardır.

Tüy Bakımı
Her gün muntazaman fırçalanması şarttır. çok fazla sindirilmemiş tüyler bağırsak problemlerine yol açabilir. Yumuşak bir fırçayla ve yumuşak hareketlerle fırçalanmalıdır. Eğer şartlar başka türlüsünü gerektirmiyorsa mümkün olduğunca kuru şampuan kullanılması gerekir.

Kökeni
İran kedilerinin uzun tüylü Türk Ankara kedilerinden geldiği sanılmaktadır. Her iki cins de doğulu kediler olarak tanınır. Eski İran kedilerinin Ankara kedileriyle daha yoğun ve yünsü tüylü olmalarının dışında çok az farklılıkları vardı.

İran kedileri Avrupalılar tarafından tüylerinden ötürü beğenilerek yetiştirildiler ve tüm uzun tüylü kedi yarışmalarının vazgeçilmez galipleri oldular. İran kedisinin süregelen ısrarlı yetiştirilmesi sonucunda sarsılmaz yerleri olan İngiliz ve Amerikan Shorthair’ler bile kendi ana vatanlarında tahtlarını kaybettiler.
Örnekler:
tırmık, 3 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian).
shagy, 4 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
lokum, 4 aylık, dişi, İran Kedisi (Persian)
süleyman 2 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
İran Kedisi (Persian)
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir..
… kedi almaya niyetlenenlerin ilk baktığı, ancak bedava bulmanın imkansıza yakın olduğu bir kedi türüdür. yavru olanlar pethoplarda 250 $- 400 $ arası fiyatlara alıcı bulur. saf bir ırk değildir, ankara kedisi ve himayala kedisinin çiftleşmesi ile ortaya çıkmıştır. dediğim gibi şirinlikleri ile kedi almaya niyet edenleri hemen cezbeder ancak bir tane edinmeden önce defalarca düşünülmelidir. zira iran kedileri bakımı en zor kedilerdendir. gözleri ve kulaklarında sorunlar yaşamakla birlikte, yoğun tüy bakımı isterler ve pek çoğunun mama seçtiği görünmüştür. ayrıca uzun tüylerinden dolayı kendini temizlemesi zordur ve tüylerine yapışan kakalar önemli bir problem olur. sağırlık tıpkı kökenleri olan ankara kedileri gibi yaygın olmayan bir hastalıktır. bilindiği gibi sağırlık daha çok çift göz renkli van kedilerinde görünür. nispeten sorunsuz bir türü olan chinchilla, nadir ve aşırı güzel bir kedidir. ..

…Total ve Shell petrol firmalarının LNG Persian ve Pars projelerinden çekildikleri takdirde İran Gaz Sıvılaştırma Firması`nın söz konusu projelerin uygulamasında yer alabileceğini ve bununla ilgili olarak tüm hazırlıkları tamamladığını ilan etti……

Persian Gulf(İran Körfezi)
….Geçen hafta kutlanan Persian Gulf (İran Körfezi) gününde konuşan İran lideri Ayetullah Ali Hamaney`in danışmanı Ali Akbar Velayeti, `Doğru duruşumuzda ısrar etmeliyiz. Bu oyunların iptal edilmesine yol açsa bile duruşumuzu değiştirmeyeceğiz.` dedi……

…İsim değişikliği talebinin bölge istikrarına zarar verdiğini söyleyen İran meclis başkanı Ali Laricani, `Araplar bu büyük Körfez`in adını değiştirerek kendileri için faydasız girişimlerde bulunuyorlar.` dedi…..

Persiankiwi

Twitter devrimcisi İranlı, Tüm dünya İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olanları canlı yayın gibi aktaran Twitter müptelası, kim ve ne olduğu bilinmeyen bilgisayar tutkunu.

İlgili Haberler:

Ben şu anda öldürülüyorum!
23.06.2009 / 13:43:35
Tüm dünya İran’da olanları an be an Twitter’dan öğreniyor. Peki Twitter ne biliyor musunuz?
İran´da seçimlerden sonra ülke karıştı. Hergün protesto gösterileri oluyor, onlarca kişi hayatını kaybediyor. Reforcular ayakta… Ancak İran hala eski İran; ülkede gazeteciler hala yoğun baskı altında. Yabancı gazetecilere boykot var. Seçimler biter bitmez İran´dan çıkarıldılar. Ülkede kalmayı

başaranlar da kelle koltukta, fısıltıyla haber yapabiliyorlar. Ama tüm dünya orada yaşananları anında öğreniyor. Peki bu nasıl oluyor?

Cevap Fransız Liberation Gazetesi´nin manşetinde gizli: İran´da; Twitter devrimi mi? Belki de dünyada ilk kez bir internet sitesi belki de bir ülkenin kaderini değiştirecek.

Peki nedir bu Twitter?

www.twitter.com aynı facebook gibi bir sosyal iletişim ağı. Ancak bu sayfada tek bir soruya cevap veriyorsunuz. “What are you doing? – Şu anda ne yapıyorsun?” Ve bu soruya sadece 140 karakterle cevap verme şansınız var.

İlk anda bu uygulama insana saçma geliyor. “Kim benim ne yapmak istediğimle ilgilenir ki? Ya da banane hiç tanımadığım birinin yaptıklarından?” diyebilirsiniz. Bunu dedirtecek mesajlar da az değil. Çünkü twitter başlarda “Şu anda yatıyorum, duruyorum, tuvalete gidiyorum gibi mesajlarla” doluydu.

ÜNLÜLER DE TWİTTER´DA
Ancak gün geçtikçe bu ilginç ağın kullanıcıları da değişti. Birçok şirket, web sitesi ve ünlüler burada o anda ne yaptıklarını milyonlara duyurdu. “A şirketi şu anda x ürününü piyasaya sundu” gibi iletilerde gözle görülür bir artış oldu. Beğendiğiniz müzisyenler yeni albümlerini, konserlerini ya da sahne programlarını ilk kez twitter´la duyurdular. Hatta Martha Stewart köpeğinin bir propan patlamasında öldüğünü yine Twitter´dan duyurdu.

Asthon Kutcher karısı Demi Moore´un bikinili fotoğraflarını yine Twitter´da yayınladı. Amerika´nın en ünlü talk showcusu Oprah Winfrey de ilk ´twit´ini canlı yayında yazdı. Türkiye´den de Sertap Erener ve Demir Demirkan twitter üyesi…

İRAN´DAN GELEN SON MESAJDA ÖLÜM VAR

Cep telefonuyla internete girmek yaygınlaştıkça Twitter´ın kullanımı da boyut değiştirdi. Moldova´da protestocular Twitter sayesinde bir araya gelip ülkeyi salladılar. Çin´deki depremi de ilk duyuran yine bir Twitter kullanıcısı oldu. Gazze savaşından Hollanda´daki THY uçağının düşüşüne kadar birçok olay ilk olarak Twitter´da yer aldı. Hem de resimleriyle… Yani twitter üyesi herkes bir nevi gönüllü muhabir diyebiliriz.

AHMEDİNEJAD TWİTTER´I ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR

Şimdi de aynı şey İran için geçerli. Musavi yanlıları seçimin başından beri Twitter sayesinde bir araya gelip örgütleniyorlar. Seçimden sonra da aynı örgütlülüğü böyle sürdürüyorlar. Tabii tüm dünya da bu şekilde İran´da olup bitenlerden anında haberdar oluyor. Öyle ki 16 Haziran´daki server bakımı İran´daki genel seçimle aynı güne denk gelince ABD dışişleri bakanlığının ricasıyla şirket bakımı erteledi.
Ahmedinejad yönetimi protestocuları meydanlarda durdurmaya çalışırken, bir yandan da Twitter´ı ´susturmak´ için internet bağlantılarını engellemeye çalışıyor.

İran´dan gelen mesajlarda özellikle tek bir kullanıcı dikkat çekiyor. Persiankiwi ülkedeki son durumu anında dünyaya geçen gönüllü bir muhabir gibi çalışıyor. Haberi hazırlarken bile onun girdiği mesajlara yetişemedik. Persiankiwi´nin mesajlarını http://twitter.com/persiankiwi adresinden okuyabilirsiniz. Veya buraya tıalayınız >Persiankiwi Twitter

İşte Persiankiwi ‘nin son mesajları: Haber: http://www.habercinim.com
Dışişleri bakanlığına giden bütün yollar ve ara sokaklar güvenlik güçlerince kapatıldı.

Tahran´daki durum bugün çok karışık. Yolların çoğu kapatılmış durumda.

(Etemad Melli gazetesine saldırıldı.)

(Hapishalerdeki birçok özgürlükçü liderin açlık grevine başladığı söyleniyor. )

(Hamaney bu cuma yeniden vaaz verecek)

(Nobel ödüllü avukat Şirin Ebadi ´protestocuları öldürenlerin hepsini dava edeceğim)

(Allahu Ekber ve Rahmetullah- Barış size bağlı, bize destek veren herkese teşekkürler. )

(Eğer sokaklara çıkıp protesto etmekten korkuyorsanız, kan verin! Bu bile çok büyük yardım olacak.)

(Eğer milislerden birini görürseniz onları öldürmeyin, onlara kardeşiniz gibi davranın. )

DSL bağlantısını şu anda kesmek zorundayız. Çünkü bilgisayarın sahipleri gelmek üzere. Ama her zaman bağlantı kuracak bir yol bulacağız.

İran halkı gün bugündür. Bu yeni bir başlangıçtır. Umut ediyoruz ve hazırlanıyoruz.

Hükümet güçleri protestolara cevap olarak elektriği kestiler. Şu anda yemek pişirmek için bile evlere gaz girişi yapılamıyor.

Yiyecek kıtlığı başlayacak. Nakliye durduruldu. Bankalarda para sıkıntısı var.

Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu

Emre KIZILKAYA 26 Haziran 2009
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu

Hürriyet:

Hürriyet’in, basına sıkı bir sansür uygulanan Tahran’daki haber kaynaklarından biri de, “Persiankiwi” takma adıyla internetten “canlı yayın” yapan cesur bir İranlı’ydı. Dünya basınının da yakından takip ettiği Twitter devrimcisi, önceki akşam “Bir arkadaşımı aldılar, işkence yapacaklar” dediği son mesajlarından sonra kayboldu.

DÜNYANIN dört bir yanında, aralarında dev basın kuruluşlarının da bulunduğu 37 bin abonesi olan tek kişilik bir medya ordusu…

“Mikro-mesajlaşma” temalı sosyal internet sitesi Twitter’ın İranlı kullanıcısı “Persiankiwi” (İranlı Kivi), işte böyle biri. Persiankiwi, Tahran’daki sokak olaylarının 12 gün önce başlamasından, önceki gün hükümetin artan baskılarıyla büyük ölçüde bastırılmasına dek, siteye tam 823 kısa mesaj gönderdi.

Esrarengiz Musevici

Persiankiwi’nin olay yerinden attığı bu mesajlar, aralarında Hürriyet’in de bulunduğu abonelerine, SMS ve eposta yoluyla anında iletiliyordu. Dehşeti birinci ağzından anlatan mesajlardaki bilgiler, geç de olsa hep doğrulanıyordu. Ajanslar, Persiankiwi’nin aktardığı bilgileri saatler sonra, bazen aynen haberleştiriyorlardı. Oysa Persiankiwi’nin erkek mi, kadın mı olduğu bile bilinmiyor.
Öldü mü, saklanıyor mu

Protestoların göbeğindeki bu “yurttaş gazeteci”, önceki akşam sustu. Twitter’da endişeli bir bekleyiş var. “Tammnesia” adlı kullanıcı “Hayatından endişe ediyorum” diyor.

Son mesajları, tutuklanmış veya öldürülmüş olabileceği şüphesini doğursa da, “Şu anda Baharistan civarında saklanıyor ve internet bağlantısı yok” iddiası da mevcut.

Son mesajları:

’Şehitleri hatırlayın Allahüekber’

PERSIANKIWI’nin önceki gün yazdığı son mesajlar şöyle:

Saat 16.15: Az önce Baharistan Meydanı’ndaydım. Bugün durum felaket. İnsanları hayvan gibi dövüyorlar. Kolu bacağı kırılmış, kafası yarılmış çok kişi gördüm. Savaş gibi.

Saat 17.34: Bütün dükkanlar kapalı. Kaçacak yer yok. İnsanları her yerde helikopterle takip ediyorlar.

Saat 18.12: Telefon hatlarını kullanıp internet kullanıcılarını buldukları söyleniyor. Şimdi buradan gitmem lazım.

Saat 18.22: Lalezar Meydanı da Baharistan gibi. İnanılmaz. Her yerde ölüler var.

Saat 18:42: Şimdi gitmeliyiz. İnternete ne zaman ulaşırım bilmiyorum. Birimizi aldılar, işkence yapacaklar, isim söyletmeye çalışacaklar. Hızlı hareket etmemiz şart.

Saat 18:52: Allahım, sen herşeyin yaratıcısısın ve herşey sana dönecek. Allahüekber.

’En önemli’ gazeteciden Obama’ya soru

LOS Angeles Times’dan El Cezire’ye, AFP’den Sky News’e, Daily Telegraph’dan MSNBC’ye kadar sayısız medya kuruluşu, Persiankiwi’nin Tahran’dan verdiği haberlerden yararlandı. Amerikalı gazeteci Spencer Ackerman, “Persiankiwi şu anda dünyanın en önemli gazetecisi” diye yazdı.

İhanet olmaz mı

Meçhul Twitter’cı, dolaylı yoldan bile olsa ABD Başkanı Barack Obama’ya kadar ulaştı. Persiankiwi, Amerikalı blog yazarı aracılığıyla Obama’ya basın toplantısında “Ahmedinejad’ın zaferini tanımanız, İranlı protestoculara ihanet olmaz mı” diye sordu./_np/7263/8277263.jpg

Seçim bitti geçim mesajı

Seçim sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürerken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, dün Tahran’ın güneyinde petrokimya tesisi açtı.

İran’ın ÖSS’si
Türbanlarını gevşetme mücadelesi veren birçok genç kız, protestolara ara verip, haremlik-selamlık salonlarda üniversite giriş sınavına katıldı.

Tahran’dan son gelişmeler

Prof’lara büyük gözaltı

AKADEMİK GÖZDAĞI:

Seçimi kaybeden aday Mir Hüseyin Musevi ile önceki gece bir araya gelen 70 üniversite profesörünün birkaç saatliğine gözaltına alındığı iddia edildi. Hükümet iddiayı yalanladı. 100 milletvekili, son gelişmeler nedeniyle Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın zafer kutlamasına katılmayacaklarını açıkladı.

WSJ’DEN ANKARA’YA:

Wall Street Journal Gazetesi, “Mahmud’ un Arkadaşları” başlıklı makalede, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. “Kanaat” bölümündeki yazıda, Ankara hükümetinin İran’daki seçimin hemen ardından Ahmedinejad’ı kutlamasının büyük bir hata olduğu iddia edildi.
—–
Persiankiwi neden sustu
Dünya basınının yakından takip ettiği Twitter devrimcisi İranlı ortadan kayboldu.

İlgili Kelimeler: RAPAKİVİ i. (fr. rapakiwi)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Persian hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECAİZADE MAHMUD EKREM

Tarih 25 Haziran 2009

RECAİZADE MAHMUD EKREM, türk şairi ve yazarı (İstanbul 1847-ay.y. 1914).

Tanzimat devri yazar ve bilginlerinden Takvimhane nazırı ve Meclisi Vâlâ üyesi Re­cai Efendinin oğlu, Ercüment Ekrem Talu’nun babası. Beyazıt rüştiyesi ile Mek­tebi İrfaniye’yi bitirdi. Harbiye idadisine girdi (1858); sağlığı bozulduğu ve matema­tikten çok edebiyata ilgi duyduğu için bu o-kuldan ayrıldı. Hariciye Nezareti Mektubî kalemine girdi (1862).

Vergi İdarei Umumi­ye kaleminde (1866), Esham Muhasebei Mü­himine odasında çalıştı. Şûrayı Devlet’te muavin (1868) oldu: Nafıa (1869) ve Tanzi­mat (1872) dairelerinde görev aldı. Tanzimat dairesi başmuavini oldu (1873). Şûrayı Dev­let üyeliğine getirildi (1877). Galatasaray sultanîsi ve Mülkiye mektebinde edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887). Temyiz Mah­kemesi üyeliği ve Tanzimat dairesi reisliğin­de (1898) bulundu.

Trablusgarp’a italyan saldırısını önlemek için inceleme yapmak üzere gönderilen kurula katıldı. Evkaf ve Ma­arif nazırlıkları yaptı (1908). Ayan üyeli­ğinde bulundu (1908-1914). Edebiyatla ilgili çalışmalarına divan edebi­yatı yolunda şiirler yazarak başladı. Namık Kemal ile tanışması sanat anlayışında yeni­leşme imkânı yarattı. Namık Kemal Avru­pa’ya gittikten sonra onun yerine Tasvir-i Efkâr’a makaleler yazdı (1867). Şûrayı Dev­let’te muavinlik görevi alınca gazeteciliği bıraktı (1868).

İlk şiir kitabı Nağme-i Seher’i (Seher Nağ­mesi) 1871′de yayımladı. İki yıl sonra Yadigâr-ı Şebab (Gençlik Yadigârı) adlı şiir ki­tabı çıktı. 1890′da Zemzeme (Tatlı Sesler) a-dını taşıyan şiir kitaplarını birbirini izleyen ciltler halinde çıkarmağa başladı (I. kısım: 1883; II. kısım: 1884; III. kısım: 1885). III. Zemzeme ve Takdir-i Elhan (Nağmelerin Değerlendirilmesi) [1886] çıktığı zaman, es­ki edebiyat anlayışını savunanlarla giriştiği tartışmalar, geniş yankılar uyandırdı ve ancak hükümetin işe karışmasıyle kapatıldı. Recaizade Ekrem’in bu sıralarda yayımladığı tenkit yazıları bilgi ve akılla temellenmesi, gerçeğin araştırılmasını amaç edinmesiyle dikkati çekti.

Recaizade Ekrem, 1886′da Servetifünun dergisi çevresinde toplanan Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya (Uşaklıgil) gibi çağının genç yazarlarını destekleyerek biçim ve öz bakımından batı edebiyatı an­layışına bağlanan Edebiyatı Cedide hareke­tinin gelişmesine yardımcı oldu. Konuşma dilinden uzaklaşan ve titizlikle seçilmiş bir kelime kadrosunu, tabiat manzaraları ve hü­zünlü duyguların özenli bir işçilikle anlatıl­masında kullanan Zemzeme I – III’teki şi­irleri, edebiyatı cedide şiirinin etkilendiği kaynakların başında gelir. Recaizade Ekrem, şiirleri ve tenkit yazıla-rıyle divan şiiri geleneğinin ve doğu-islâm düşüncesine bağlı eski edebiyat anlayışının bütünüyle değişmesini sağladı. Şiirin şekil bakımından gelişimine imkân hazırladı.

Di­van şiirinde olduğu gibi, yazılışı birbirine benzeyen kelimelerin değil, ancak sesi ben­zeyen kelimelerin kafiye yapabileceğini, baş­ka bir deyişle kafiyenin göz için değil kulak için olduğunu edebiyat dünyasına benimset­ti. Şiirlerinde tabiat ve sevgiye yer verdi. Metafizik meselelerle ilgili olarak ölüm teması {Yakacıkta Bir Mezarlık Âlemi, Ta­hassür, Ah Nejad v.d. şiirleri) üstünde geniş ölçüde durdu.

Tefekkür (1888), Pejmürde (1894), Nejad Ek­rem (genç yaşta ölen oğlu için yazılmıştır) [1914] kitaplarındaki mensur şiirleriyle nesir dilinin gelişmesine yardımcı oldu. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Ne­ticesi (1889) adlı eserinden başlayarak ro­man alanında da çalışmalar yaptı. Bu türdeki en başarılı eseri batı medeniyetinin eksik kavranmasını ve yalnız biçim yönünden tak­lidini yeren Araba Sevdası’dır (1889). Konularını bir fransız hikâyesinden (Afife Anjelik [1870]), bir fransız romanından (Atala [1873]), bir masaldan (Çok Bilen Çok Yanılır [1914]) alan oyunları da vardır.

Edebiyat tarihi ve tenkit alanındaki çalışma­ları arasında bazı şairlerin hayatlarını ve sa­natlarının özelliklerini anlatan Kudemadan Birkaç Şair (1889), genç yazarların kitapla­rına yazdığı sunuş yazılarını toplayan Takrizat (övgüler) [1898], yeni edebiyat anlayı­şının ilkelerini tanıtan edebiyat bilgileri ki­tabı Talim-i Edebiyat (1882) yer alır. Fransızcadan manzum ve mensur bazı tercümelerini Naçiz (Değersiz) [1885] adı altın­da yayımladı. Chateaubriand’ın Atala’sını (1871) ve Silvio Pellico’nun hatıralarını an­latan eserini de (Meprizon Tercümesi) [1875] Türkçeye çevirdi. (-> Bibliyo.) [M]

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAİZADE MAHMUD EKREM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAYNAL (Paul)

Tarih 24 Haziran 2009

RAYNAL (Paul), fransız tiyatro yazarı (Narbonne 1885). Le Maître de son Coeur (Kalbinin Efendisi) [1920], Au Soleil de l’İnstinct (İçgüdünün Güneşinde) [1932] gi­bi psikolojik dramlardan başka.

Birinci Dünya savaşının askerler ve siviller ara­sında yarattığı ahlâk meselelerini cesaretle ele alan oyunlar yazdı: Le Tombeau sous l’Arc de Triomphe (Zafer Anıtı’nın Altın­daki Mezar) [1924], La Francerie (1933), Le Materiel Humain (insan Malzemesi) [1948].
Eserleri, tartışmalara yol açtı. İki tarihî dramı vardır: Napoleon Unigue (Tek Napolyon) [1937],
A Souffert sous Ponce-Pilate (Pontius Pilatus Zamanında Acı Çek­ti) [1939]. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAL (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUPACH (Ernst)

Tarih 24 Haziran 2009

RAUPACH (Ernst), alman tiyatro yazan (Staupitz, Silezya 1784 – Berlin 1852). Rus­ya’da profesörlük yaptı, sonra Berlin’e yer­leşti (1824).

Krallık tiyatrosu için yüz yir­mi oyun yazdı. Konularının çoğunu tarih­ten alan bu eserlerin on altısı Hohenstau­fen hanedanıyle ilgilidir. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUPACH (Ernst) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAM

Tarih 20 Haziran 2009

RAM sıf. (fars. ram, boyun eğen’den). [Yalnız ram etmek ve ram olmak şeklinde kullanılır] Ram etmek, boyun eğdir­mek, itaat ettirmek: Her yerden o, hem aynı güzellikle göründü // Sandım bu biten gün beni ram ettiği gündü (Yahya Kemal).
Avrat gibi mağlub-ı heva olma er ol er // Nefsin seni ram etmeye, sen nefsini ram et (Ziya Paşa). || Ram olmak, buyruk altına girmek, itaat etmek, mağlup olmak: Bun­lar bir bakışta uysal, fakat hakikatte hiç bir şeye ram olmayan âsi, hattâ hoyrat insan­lardır (Ş. S. Aydemir). Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol // Yol varsa bu­dur, bilmiyorum başka çıkar yol (M. Â. Ersoy).
— Tasav. İnsanın bütün varlığıyle Tanrı’ya bağlanması, Tanrı dışında bütün varlık türlerinden sıyrılması. (Mutasavvıflar ram sözünü, dervişin bütün gönlüyle şeyhine bağlanması anlamında da kullanırlar.) [M]

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİMBAUT d’Orange

Tarih 19 Haziran 2009

RAİMBAUT d’Orange, Provence’lı saz şairi (1146′ya doğr.-1173′e doğr.). Omelas senyörü (Lodeva eyaletinde) Guillaume’un oğlu. Düşünceyi en garip üslûp oyunları ve nazım biçimleriyle belirtmeyi amaç edinen trohar clus’u ilk benimseyenlerdendi. Rimbaut’un günümüze yalnız otuz beş kadar şii­ri ulaşmıştır. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMBAUT d’Orange hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFFAELLO

Tarih 18 Haziran 2009

RAFFAELLO (SANTİ veya SANZİO, — de­nir), italyan ressamı ve mimarı (Urbino 1483 – Roma 1520). İlk resim derslerini ba­bası Giovanni Santi’den aldı.
Babası ölün­ce (1494), o sıralar Fr. Francia ile birlikte çalışan Timoteo Viti’nin atelyesine gir­di. Daha sonra, 1499′a kadar Perugia’da il Perugino’nun atelyesinde çalıştı. İl Perugino’nun hocalığı Raffaello’nun gelişme­sinde başlıca etken oldu. Genç yaşına rağ­men Raffaello, çıraktan çok bîr usta ola­rak kabul ediliyor, önemli iş teklifleri alı­yordu; 1500′de Evangelista di Pian di Meleto ile birlikte Cittâ di Castello’da Sant’Agostinc kilisesinin mihrap arkalığını yap­tı Bu eserin, aynı şehrin pinakotek’indeki bir kopyasıyla, ikisi Napoli’deki Capodimonte müzesinde, biri de Brescia’da Tosio Martinengo pinakotek’inde olmak üze­re üç parçası günümüze kalmıştır.
Raffa­ello’nun ilk dönemi hakkında en iyi fikir verebilecek eserleri Şövalyenin Rüyası (Na­tional gallery, Londra) ile Üç Güzeller’dir (Conde” müzesi, Chantilly). Her ikisinde de sarı tonlar, sade, dengeli bir düzenleme ve geniş manzaralar hâkimdiı. Louvre müze­sindeki, Aziz Mikael ve Aziz Georgius çift kanatlı tablosunda olduğu gibi, bu tab­lolarında da, Raffaello’nun sanatında git­gide daha belirgin bir hal alan mekânla kompozisyon arasındaki uyum göze çar­par. Raffaello Vatikan müzesindeki Taç Giyme tablosunda (basit geometrik figür­lerde kolayca görüleceği gibi) kompozisyon üstünde titizlikle çalışarak renklere ışıklı bir yoğunluk ve ustasında olmayan bir can­lılık getirerek İl Perugino’nun tekniğini aşar. Ayrıca Çarmıha Geriliş (National gallery, Londra); Meryem ve Azizler (Ber­lin) ve Kurtarıcı isa’da da (Brescia) İl Pe­rugino’nun etkisi sezilirse de Raffaello’nun yeni belirmeğe başlayan kişiliğini gölgele­mez.
Kutsal Bakire’nin Evlenmesi’nde (Brera, 1504) ise mekânın, kompozisyon ritmi .ve renk parlaklığıyle birleşmesi,İl Perugino’da rastlanılmayan bir özelliktir. Raf­faello bu ünlü ve büyük tablosunu bitir­diğinde yirmi yaşındaydı. Hemen sonra Floransa’ya gitti (1504-1508). Bir yandan sanatını olgunlaştırıyor, öte yandan da flo­ransa resim sanatının getirdiği yenilik ve heyecan dolu havayı tadıyor, Leonardo da Vinci’nin renk tekniğini inceliyordu. Leo­nardo’dan canlı varlıkları kendi düzenleri içinde duymağa ve bir kompozisyonda yal­nız figürleri değil, aynı zamanda çevresin­de havanın dolaştığı canlı varlıkların ara­larındaki ilişkileri de incelemeyi öğrendi. Michelangelo da, dramatik üslûbu, yapıcı kuvveti, anlatım ve hareket yeteneği, eski­çağı canlandırma gücüyle Raffaello’yu bü­yüledi. Bu etkiler, özellikle Çarmıhtan İndiriliş’te
(Galleria Borghese, Roma, 1507) açıkça görülür. Floransa’da Raffaello’nun en yakın dostu sanatçı rahip Bartolomeo idi. Daha yaşlı olan Bartolomeo da, sanatta hızlı ve kesin değişikliklerin oluş­tuğu bu dönemde, klasik denge ülküsünün peşindeydi. Colonna mihrap arkalığı
(Met­ropolitan museum, New York), Ansidei mihrap arkalığı (National gallery, Londra), Madonna Northbrook (Londra) ve Aziz Georgius (Ermitaj) gitgide Floransa resim okuluna yaklaşan eserlerdir. Meselâ, Leonardo’nun etkisi, ilk Floransa dönemine ait bir dizi portrede (Urbino Dukalık sa­rayı) ve ünlü Madonna del Granduca’da (Galleria Fitti) daha gözle görülür bir hal alır; rahip Barlolomeo’nun üslûbuna ya­kın, piramit biçiminde düzenlenmiş eser­lerin en gelişmiş örnekleri arasında Ma­donna del Belvedere (Kunsthistcrisches mu­seum, Viyana), Madonna del Cardellîno (Uffizi), Güzel Bahçıvan (Louvre) v.b. sa­yılabilir. Açık havada resmettiği Meryemleriyle, Raffaello eski dinî temanın en ti­pik örneklerinden birini vererek yüzyıllar boyunca, gerek sanat gerek din yönünden kendini ideal olarak kabul ettirdi; figür gruplarının işlenişinde Michelangelo ile or­tak noktaların bulunmasına ve kişilerin bir­birleriyle bağlantılarında kısmen Leonardo’nun etkisi görülmesine rağmen, bu tablo­lar kişisel özellikten yoksun değildir: hep­sinde de sakin, düşünceli bir hal, ilgi çe­kici ayrıntılar, yuvarlak biçimlerin huzuru hâkimdir. Raffaello’nun aynı dönemde yap-’ tığı öbür eserler şunlardır: Doni Çifti ve Hamile Kadın (Pitti), Orleans Bakiresi (Chantilly), Kutsal Aile (Bridgeater. Lon­dra). Azize Caterina (National gallery, Lon­dra), Madonna Esterhazy (Budapeşte), Ma­donna Canigiani (Münih), Meryem Tahtta (Pitti. Floransa) v.b. Tamamlanamayan bu sonuncu eserde Meryem ve Çocuk İsa, tabloda hareket halinde görülen diğer kişi­ler tarafından, azizlerle çevrili yüksek bir tahta çıkarılmıştır.
Azizlerin her biri kişi­liği belirecek şekilde resmedilmiştir; tahtı taşıyan melekler heykelsi bir gölünüm için­dedirler; sahneyi tamamlayan giriş kapısı­nın yarım daire şeklindeki, kısmı da son derece gösterişlidir.
Raffaello, papa Julius II tarafından çağı­rılarak 1511′de Roma’ya gitti, papanın Va­tikan’daki yeni dairelerine fresk yapmakla görevlendirildi. Böylelikle, Andrea Mantegna ile Piero della Francesca’nın eserlerinin bulunduğu (bugün kaybolmuştur) daha es­ki bölümler yıkılıyordu. Raffaello, 1511′de tamamladığı imza odasının (Stanza Della Segnatura) süslemeleriyle işe başladı: Kut­sal Tartışma, Parnassos, Atina Okulu, Üç Erdem ve tavandaki bilim ve sanatları ko­nu alan alegorik figürler. Geniş kompozisyonlu bu fresklerde Michelangelo’nun hu­zursuz ve acı çeken insanlarına karşıt, sa­kin ve rahat figürler yaptı. 1510′da Agostino Chigi tarafından, Farnesina sarayına Galatea efsanesini canlandıran freskler yap­makla görevlendirildi. Burada B. Peruzzi, Sodoma ve Sebastiano del Piombo ile ta­nıştı. Raffaello’nun, Galatea konusunda B. Castiglione’ye yazdığı mektup onun este­tik idealleri üstüne önemli bir belgedir.
Sanatçı bu mektupta, gerçek bir modeli izlemediğini ve Praksiteles’in yaptığı gibi, çeşitli modellerden de ayrıntılar almadı­ğını öne sürer ve önceden var olan bir güzellik idealine ulaşmak istediğini belir­tir. Raffaello’nun renk ve ışık karşıtlığıyle iman gücü yönünden etkileyici olan Madonna di Foligno (Vatikan pinakotek’i) ve Madonna di Casa d’Alba (National gallery, Washington) adlı eserleri aşağı yu­karı aynı döneme rastlar. İkinci Stanza’nın fresklerinde (Eliodoro’nun Kovulması, Bolsena Âyini, Aziz Petrus’un Kurtuluşu, Büyük Leo’nun Attilâ ile Karşılaşması) [1511-1514], Sebastiano del Piombo’nun et­kisiyle Raffaello rengi ön plana aldı, mimarî tarzındaki süslemelerde ışık ve göl­gelere geniş yer verdi (özellikle Aziz Petrus’un Kurtuluşu sahnesinde, ışığın üç kaynaktan gelmesi).
Çağdaşlarının portreleri de (Peçeli Kadın, Pitti; Baldassare Castiglione, Louvre) Raffaello’nun bir renk sanatçısı olduğunu ortaya koyar; Floransa dönemine kıyasla, portrelerin ağırlık noktası artık genel atmosfere değil, modelin derinleşti­rilmesine bağlıdır. Rafafello bu arada, Michelangelo’nun Sistina şapelindeki peygam­berlerinden ilham alarak, Sant’Agostino ki­lisesindeki işaya freskini yaptı. Meryem Sandalyede, Hezekiyel’e Kutsal Hayalin Gö­rünmesi (Floransa, Pitti) ve Julius II de (Uffizi) aynı döneme rastlar. Raffaello, Leo X’un papalığı sırasında yorulmak bilmeden çalıştı. 1514-1517 Ara­sında, Stanza’nın Borgo Yangını süsleme­sini yaptı.

Bu süslemede yardımcılarının ge­niş ölçüdeki müdahalelerini de belirtmek gerekir. Raffaello yoğun bir dramatik etki yaratma çabasmdaydı: Michelangelo ile re­kabet edercesine heykelsi figürler üstünde çalışması, perspektifleri karmaşıklığa gö­türmesi, bugün manierismo dediğimiz tar­zın bilincinde olduğunu gösterir. 1515′te Bologna’daki San Giovanni in Monte’ye Azize Cecilia mihrap arkalığını (bugün pinakotek) yaptı. Aynı yıl, Roma’daki Santa Maria del Popolo kilisesinin Chigi şape­line gezegenleri tasvir eden mozaikler yap­tı. Raffaello burada resimlerinde olduğu kadar önemli yapılarında da göze çarpan düzenli ritmiyle dikkati çeker. Stanza’da Yangın’ı bitirdikten sonra, Farnesina sara­yının bir salonunda Psykhe efsanesini can­landırdı (1517).

1518, Raffaello sanatının son dönemidir: öğrencileriyle birlikte Va­tikan lojmanlarının süslemesine başladı. 1519′da tamamladığı bu süslemelerde «grotesk»lerin arkeolojik motiflerini yeniden yaşattı. 1518′de Leo X’u Ludovico de «Rossi ve Giulio de» Medici arasında gösteren portresi belki de son çağının en iyi ese­ridir. Villa Madama’nın yapımını üstüne aldı, ayrıca 1518′de başladığı, fakat tamamlayamadan öldüğü ölümünden Sonra İsa’nın Üç Havarisine Görünmesi adlı son eserini öğrencisi Giulio Romano bitirdi. Son devrinde, ritimlerindeki zariflik kaybol­du.

Figür kitleleri yoğunlaştı, ışık – gölge oyunları ağırlaştı ve hareketler donuklaştı. Çağının bütün büyük sanatçıları gibi çok yönlü olan Raffaello önemli mimarî eser­ler de verdi. Bramante’nin ölümü üzerine 1514′te San Pietro’nun mimarlığına getiril­di, Loggia galerisini tamamladı, Esquilino mağaralarında bulunan figürler ve Tekvin’i anlatan küçük panolarla burayı süsledi (bu seriye «Raffaello’nun Kutsal Kitabı» denir). 1509′da, merkezî planlı Sant’Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazırlamıştı. Santa Maria del Popolo’daki Chigi kilisesi­ni de yunan haçı biçiminde tasarladı. XVII. yy.da yıkılan Branconio dell’Aquila sara­yının balkon ve nişlerle süslü cephesi de başlı başına bir şaheserdir (bu saray hak­kındaki bilgimizi Parmesan’ın bir deseni­ne borçluyuz [Louvre]). Raffaello’nun öte­ki mimarî çalışmaları arasında, G. F. Da Sangallo tarafından gerçekleştirilen, Flo­ransa’daki Pandolfini sarayının projesi ve Eskiçağın «domus aurea» mimarîsine dayanan Roma’daki Villa Madama sayılabilir. Raffaello’nun sanatı, hümanist Bibbiena, şair Tebaldeo ve Ariosto, sanat koruyucusu Agostino Chigi gibi çağının aydın amatör­leri arasında büyük bir hayranlık uyan­dırdı, ölçülü bir zarafete ve sağlam bir dengeye dayanan dehası, bütün sanat dal­larını yüzyıllardan beri etkilemektedir. (ML)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACİNE (Jean)

Tarih 17 Haziran 2009

RACİNE (Jean), fransız trajedi yazarı (La Ferte-Milon 1639 – Paris 1699). Anne ve babasını çok küçük yaşta kaybeden Racine Port-Royal rahibeleri tarafından yetiştiril­di.

1658′de Harcourt kolejinde felsefe öğ­renimine başladı. Bu arada şiirler de ya­zıyordu; 1660ta yayımlanan La Nymphe de la Seine (Sen Nehrinin Perisi) çok beğe­nildi. 1660 ve 1661′de Amasie ve Les Amours d’Ovide (Ovidius’un Aşkları) adlı iki trajedi yazdı (oynanmayan bu eserler kaybolmuştur). Rahip olmayı tasarlıyordu. Bir ruhanî ödenek ve mevki elde edebilmek için Uzes’e (kasım 1661) gitti fakat hayal kı­rıklığına uğrayarak 1662 sonlarında veya 1663′ün başında Paris’e döndü. Yeniden tiyatroya yöneldi, fakat ilk piyesi Thebaide (haziran 1664) pek tutulmadı. Ama Alexandre (İskender) [aralık 1665] oyunuyle za­manının başta gelen yazarları arasında yer aldı, 1667′den itibaren de büyük eserlerini vermeğe başladı:
Andromaque (1667), Les Plaideurs (Davacılar) [1668]; Britannicus (1669); Berenice (1670), Bajazet (Bayezid) [1672]; Mithridate (1673); tphigenie (1674); Phedre (1677). Bunların hepsi aynı başarıya ulaşamadı, özellikle Britannicus üstüne çe­şitli yorumlar yapıldı. Ama gene de Racine, kamuoyunca zamanının en büyük tra­jedi yazarı olarak kabul edildi. Onun de­hasını kabul etmek istemeyenler yalnız Corneille taraftarlarıydı. Saray ise Racine’i tu­tuyordu. 1677′de, Racine’in artık trajedi yazmayacağını duyan halk çok şaşırdı. Bu kararın birçok sebebi vardı.

Louis XIV, Racine’i Saray’ın resmî tarihçiliğine tayin etmişti; bu resmî görev, şairlikle bağdaşamazdı, öte yandan, 1665′ten beri Port-Royal ile arası bozuk olan Racine, ken­disini yetiştirenlerin sert ilkelerine dönmüş­tü. Bir de Phedre’e karşı yöneltilmiş saldı­rılar Racine’i hayli üzmüştü. Hoş karşı­lanmamış olmasına rağmen Phedre, kısa zamanda başarıya ulaştı. Mayıs 1677′de Ra­cine evlendi ve böylece hayatında yeni bir dönem başladı.

On iki yıl sonra tekrar tiyatroya döndü. Mme de Maintenon’un isteği üzerine, Saint-Cyr okulu yatılı kız öğrencileri için Esther’i (1689) ve Athalie’yi (1691) yazdı. Tiyatro­ya düşman olan sofular Mme de Maintenon’a baskı yaparak bu oyunu oynattırma­dılar. Provalar durduruldu, Racine de bun­dan böyle dinî trajediler yazmaktan vaz geçti. Artık koyu bir hıristiyan gibi yaşamağa başlayan yazar yalnız çocuklarının eğitimiyle ilgilendi. Louis XIV ona yakın­lık gösteriyordu. Ama şair, Port-Royal’e bağlılığını saklamıyordu. Büsbütün gözden düşmemişti ama itibarı azalmıştı. 1698′de hastalandı ve 21 nisan 1699′da öldü. Tiyatro eserleri, bütünüyle ele alındığında Racine’in, Corneille ile Quinault arasında kendine özel bir yol bulmak çabasında olduğu görülür. Corneille 1660′tan sonra, aş­kın hür ve kahramanca bir duygu olarak ikinci plana atıldığı, buna karşılık ahlâkî ve siyasî düşüncenin ağır bastığı bir tra­jedi anlayışını benimsemişti.

Buna karşılık Quinault, duygusal olmayan her çabayı kü­çümsüyor, aşkı karşı konulmaz, akıl dışı, coşkun ama kısır bir tutku sayıyordu. Ra­cine ise tutkuyu, insanları cinayete ve ölüme kadar sürükleyen bir şer kuvveti ola­rak görür, öte yandan, trajedilerinde diya­logu Corneille veya Quinault gibi ele al­maz. Corneille diyaloguna ahlâkî özdeyiş­ler, manevî hayatla ilgili genel gerçekler, serpiştirmeğe meraklıdır. Quinault’nun traje­dileri aşk üstüne söylenmiş vecizelerle süslüdür. Racine’in diyalogu ise, kişilerin bir­birlerini yumuşatmağa veya yararlanmağa çalıştıkları bir çeşit karşılıklı çalışmadır.
Racine trajedisinin bu genel niteliklerine, Andromaque’tan Phedre’e kadarki eserle­rinde belirli bir şekilde gelişen özellikleri de eklemek gerekir. Başlangıçta, yunan et­kisinden çok latin etkisi altındadır. Andromague’ının konusunu Euripides’den değil Vergiliuş’tan almıştır. Britannicus ile Berenice’î yazdığında trajedi anlayışı Corneille’inkinden pek farklı değildi. Fakat Mith­ridate ile başlayan bir gelişme, İphigenie’de daha da belirgin bir hale geldi ve Phedre’de tam bir olgunluğa ulaştı. Ra­cine yunan trajedisine döndü ve tanrıların hükmettiği kutsal dram havasını buldu. Tenkitçiler her zaman Racine’in sanatın­daki olgunluğa, klasik trajedi kurallarına uymaktaki rahatlığına ve en ufak bir yan­lışa bile düşmeyişindeki ustalığına hayran olmuşlardır. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACİNE (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUARTA

Tarih 16 Haziran 2009

QUARTA i. («dörtte bir» anlamında lat. k.). Rom. huk. Bk. ANSiKL.

— ANSİKL. Rom. huk. Quarta müessesesi­nin amacı, aşırı hürce davranışlara karşı bazı vârislerin haklarını korumaktı. Bu te­şebbüs, vârise, tüm mirasın dörtte birini sağlayan Falcidia kanunuyle (M.ö. 40) baş­ladı. Kabul edilen bu çeyrek hakka, Quarta legis Falcidiae adı verildi ve bu terim, Eski Rejim boyunca kullanılageldi. Lex Falcidia, başka hükümlerle tamamlandı: quarta legitime; Vespasianus zamanında ko­nulan ve İustinianos zamanında Trebellianus diye adlandırılan quarta pegasianus (art mirasçılara da, vasiyetname ile aynı kuralları uyguluyordu); rüştünü ispat et­memiş mülga mirasçının haklarını koruyan quarta antonina v.b. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUZZLE

Tarih 15 Haziran 2009

PUZZLE [pazıl] i. (ing. k.). Çeşitli parçalara bölünmüş bir resmi, bu parçaları yerli yerine koyarak yeniden meydana getirmeye dayanan oyun. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUZZLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUVİS DE CHAVANNES (Pierre)

Tarih 15 Haziran 2009

PUVİS DE CHAVANNES (Pierre), fransız ressamı (Lyon 1824-Paris 1898). Yakalan­dığı bir hastalık yüzünden mühendislik öğ­renimini yarıda bırakarak İtalya’ya gitti; orada Rönesans ustalarının fresklerini görün­ce resme karşı bir ilgi duydu.

Paris’e dö­nünce Delacroix’dan, Thomas Couture’den ders aldı. Pieta’sı 1850 Salon’una kabul edildi. Puvis de Chavannes, herkesten uzak yaşıyor, resimlerini çok seyrek olarak ser­giliyordu. Bununla birlikte, 1859′da, Salon’a gönderdiği Av Dönüşü (Marsilya) adlı pa­nosu dikkat çekti. Üslûbu yavaş yavaş ol­gunlaştı. 1861′de devletçe satın alınan Savaş, Çalışma ve Dinlenme (1863) adlı kompozis­yonları gelişmesinin aşamalarını gösterir. Sanatçı, ilk büyük siparişi, Amiens müzesini yapan mimar Diet’nin aracılığıyle 1865′te aldı. önce, ünlü Ave Picardia Nutrix’i yaptı. 1882′de en orijinal eserlerinden biri olan iudus pro Patria’yı bitirdi. Bu resimde sadeleştiril­miş bir manzara içinde, sağda ve solda duran kadın ve erkek seyircilerin önünde mızrak atma denemeleri yapan gençler canlandırılmıştır. Sanatçı gerçeğin bu tarzda idealleştirilmesine ömrü boyunca bağlı kaldı. Fresk yapmadığı halde, yağlıboya kompozisyonlar, üzerinde yer alacakları duvarlarla tam bir uyum ve ayrılmazlık halindedir. Buna ör­nek olarak şu eserleri sayılabilir: Lyon mü­zesi için Eskiçağ Hayali ve Hıristiyan il­hamı; Marsilya müzesi için Yunan Kolonisi Marsilya ve Doğunun Kapısı Marsilya; Poi­tiers belediye sarayı için Arapları Yenen Charles Martel; Rouen için İnter artes et Naturam. Paris’te, Sorbonne’un büyük amfiteatrıyle, Belediye sarayını süsledi ve Pantheon için de Aziz Genevieve’in hikâ­yesini canlandıran bir kompozisyon hazır­ladı.

En ünlü eseri Aziz Genevieve Paris Şehrini Korurken’i de (1874) bu şehirde yap­tı. Boston kütüphanesi için Dehayı Alkış­layan ilham Perileri’ni çizdi. Bu arada port­reler de yaptı: Kendi Portresi (Floransa), Maria Cantacuzino’nun Portresi (1883, Lyon), Yoksul Balıkçı (Louvre). 1896′da prenses Cantacuzino ile evlendi; karısının ölümü yüzünden hayatının son ayları üzün­tü içinde geçti. Puvis de Chavannes, zama­nının resmini etkileyen bütün hareketlerin dışında kaldı. Sayıştay binasındaki freskleri­ne hayran olduğu Chasseriau’nun aracılığıyle İngres geleneğini benimseyen sanatçı, yine de akademik ressamlar arasında yer al­maz. Resmî salonla ilişkisini keserek Cociste Nationale des Beaux-Arts’ın (Millî Gü­zel Sanatlar derneği) kurucularına katıldı. Buna karşılık izlenimci akımı hiç bir zaman benimsemedi. Nitekim manzara resimleri Monet’den çok Corot’yu hatırlatır. Res­samın özellikle Gauguin ve Maurice Denis üstünde büyük bir etkisi olmuştur. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUVİS DE CHAVANNES (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUTTİNG

Tarih 15 Haziran 2009

PUTTİNG [pating] i. (ing. k.). Golfte, oyunun yeşil sahada putter adlı sopa ile oynanan kısmı. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTTİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUTT

Tarih 15 Haziran 2009

PUTT i. [pat] (ing. k.). Golf oyununda, to­pa yeşil saha üstünde putter ile yapılan vu­ruş. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUT

Tarih 15 Haziran 2009

PUT i. (fars. büt’ten). Bir ilâhı temsil eden ve bazı insanların taptıkları resim veya heykel: Bu ümmet, mukaddema taştan ve ağaçtan yapma putlara tapardı (Cevdet Pa­şa), insanlar putlarını kendileri yaparlar (Ş.S. Aydemir). || Haç.

— ÇEŞ. DEY. Put gibi, hiç kımıldamadan ve bir şey söylemeden: Delikanlı, cevap vermeden bu sözleri put gibi dinledi (H.R. Gürpınar). || Put kesilmek, sessiz ve hare­ketsiz bir durum almak: «Şunu kurşuna di­zin!» dedi. Donduk put kesildik! (Kemal Tahir).
— Ansikl. Arkeol. Mezopotamya’da puf­lara M.ö. 3000′e doğru rastlanır. Bunlar pişmiş topraktan veya taştan yapılmış kü­çük kaba heykellerdir. Çoğunlukla kadın heykelcikleri olan bu putların üzeri çeşitli şekillerle süslüydü. Susa’da ve İndus vadi­sine kadar uzanan bölgelerde birçok put bulunmuştur. Irak’ta (Yukarı Suriye) ele geçirilen gizli putlar da aynı döneme aittir. Birkaç santimetre boyunda siyah ve beyaz kaymak taşından yapılan bu heykellerin gövdeleri az çok dikdörtgen biçimindedir; bir veya iki çift gözü vardır; Kültepe’de (Kappadokia) bulunan ve üçgen biçimli bir, iki veya üç başlı taş putların bu tipten il­ham alınarak yapıldığı sanılır (M.ö. 2200′e doğr.). Eski Ahit’te de putlardan söz edi­lir (Hâkimler, XVII, 3-4) ama biçimlerinin nasıl olduğu açıklanmamıştır. Bk. TANRI.
— Mant. Bacon, bu terimi, gerçek bilime zarar verebilecek bazı yanlış fikirleri belirt­mek için kullanır ve şu putları ayırt eder: kabile putları (idola tribus) veya sosyal ön­yargılar; mağara putları (idola specus) ve­ya eğitimden ve karakterden gelen ön yar­gılar; alan putları (idola fori) veya dilin yetersizliklerinden doğan yanlışlar; tiyatro putları (idola theatri) veya yanlış ve yanıl­tıcı sistemleştirmelerin yol açtığı hatalı dü­şünceler. (LM)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PURCELL

Tarih 15 Haziran 2009

PURCELL, ingiliz müzikçi ailesi. —henry (öl. Londra 1664), Krallık kilisesine bağlı soylu kişi ve Westminster kilisesinin koro yönetmeni. —Erkek kardeşi THOMAS (öl. Londra 1682) saray orkestrasında klavsen, lavta ve ses müziği bestecisi olarak görev aldı. —HENRY (Londra 1658 veya 1659-ay.y. 1695), ünlü besteci. Henry veya Thomas Purcell’in oğlu. Çok genç yaşta, Cooke. Pelham Humfrey, John Blow ve M. Locke’un yönetimi altındaki Krallık kilisesinin müzikçileri arasına katıldı; 1677′de Locke’un ölümünden sonra, kral orkestrasının besteciliğine, 1679′da da John Blow’dan bo­şalan Westminster kilisesi başorgculuğuna getirildi. 1680′de evlendiği Frances dul kal­dıktan sonra bütün hayatını kocasının eser­lerini değerlendirmeğe adadı. Genç yaşta ölen Purcell, hayatı boyunca kralın hizme­tinde kalarak, saray için sahne eserleri, din ve çalgı müziği besteledi. Bunların ara­sında, opera ve sahne müziği olarak A Fool’s Preferment (Bir Çılgının Yükselişi) [1688], Dido and Aeneas (1689?), Dioclesian (1690), King Arthur (Kral Arthur) [1691], The Fairy Queen (Periler Kraliçesi) [1692], Timon of Athens (Atinalı Timon) [1694], The İndian Queen (Hintli Kraliçe) [1695], The Tempest (Fırtına) [1695], kral Charles II ile James II ve kraliçe Mary’ye ithaf ettiği Swifter isis (1681) adlı od ve kantatlar, Fly, Bold Rebellion (1683), From those Serrene (1684), Why Ar e ali the Muses Mute (Dilsiz Musa’lar) [1685], Sound the Trumpet (Davul Sesi) [1687], Now Does the Glorious Day Appear (Şanlı Gün Göründü) [1689], Arise my Muse (1690), Love’s Goddess (Aşk Tanrıçası) [1692], Celebrate This Festival (Festivali Kutlayalım) [1693], Azize Caecilia yortusu dolayısıyle yazdığı Welcome to ali Pleasures (bü­tün Haylazlara Merhaba) [1685], Hail Bright Cecilia (1692) özellikle anılmağa değer. Ay­rıca, I was Glad, İn The Midst of Life (Hayatın Ortasında Sevinçliydim) [1682], Morning and Evening Service (si bemol) [Sabah ve Akşam Âyini] (1682-1683), My Heart is İnditing (Kalbimin Buyruğu) [1685], They That Go Down to The Sea (Denize Gidenler) [1685], T e Deum ve Jubilate (1694) gibi birçok anthem ve âyin müziği, dinî ve din dışı solo, ikili, üçlü şarkılar, «catches» lar, koro müzikleri, yaylı çalgılar için fantezi’ler, üç sesli on iki sonat, dört sesli on sonat, in Nomina adlı yedi sesli bir parça, bir «ehaconne» ve bir «pavan», klavsen için Musick’s Hand Maid, Choice Collection of Lessons for the Harpischord or Spinet adlarında iki parça ve org için de Voluntaries adlı bir eser besteledi. Kontrapunto tekniği ile yetişen Purcell’in özelliği millî folklara uygun bir melodi anlayışına varması ayrıca da tonal ve modal ıskala­ları birlikte kullanmasıdır. Bazı ses uyu­şum zorluklarını çözmeden askıda bırak­ması sık sık majörden minöre geçmesi eserlerine çağdaş müziğimizi andıran bir ha­va verir. —DANiEL, orgcu ve besteci (Londra 1660-ay.y. 1717), Henıy’nin karde­şi; The indian Queen operasının beşinci perdesi için bir «mask» yazdı ve pek önemli olmayan birçok eser besteledi. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURCELL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pulcinella

Tarih 13 Haziran 2009

Pulcinella, 1 perdelik şarkılı bale, ilk ola­rak 1920′de Paris operasında Sergey Diaghilev’in Rus Bale topluluğu tarafından tem­sil edildi. Müziği Stravinskiy ile Pergolesi’nin, koreograf isi Leonide Massine’nin, de­kor ve kostümleri P. Picasso’nundur. Ko­nu Sergey Diagbilev tarafından bir com­media dell’arte taslağından alınmıştır. Pulcinella’nın kadınlardan gördüğü ilgiyi çekemeyen bazı gençler onu öldürmeğe ka­rar verirler. Bunu haber alan Pulcinella’nın yerine geçen bir arkadaşı darbelerin altında ölmüş taklidi yapar. Balenin sonun­da, Öldüğü sanılan Pulcinella’nın dirilme­si düşmanları arasında büyük bir şaşkınlık yaratır. Oyun, bir gürültü patırtı içinde, neşeli bir şekilde son bulur. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pulcinella hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROZOPOAGNOZİ

Tarih 11 Haziran 2009

PROZOPOAGNOZİ i. (yun. prosopon, yüz ve agnosia, bilmezlik’ten fr. prosopoagnosie). Psikopatol. Fizyonomisine bakarak canlı nesneleri (çoğu zaman insan siluetlerini) tanıyamama. (Hasta, baktığı kimse­nin belirgin bir yönünden, meselâ boyun­dan, yürüyüşünden, sesinden, özellikle giyinişinden yararlanarak ancak onu tanıya­bilir. Mekân agnozisi [yer tanımama] çoğu zaman prozopoagnozi ile birarada görü­lür ve muhtemelen sağ beyin yarımküresin­deki bozukluklardan ileri gelir.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROZOPOAGNOZİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROVINCİA

Tarih 11 Haziran 2009

PROVINCİA i. (lat. k.). Esk. Rom. İtal­ya dışında ele geçirilen, roma kanunlarına bağlı olan ve bir romalı vali tarafından yönetilen ülke.
— ANSIKL. Esk. Rom. Provincia kelimesi önce bir savaşın yükümlülüğünü, yani bir askerî kumandanlık (imperium) görevini, sonra, bir magistratus’a verilen her türlü işi belirtir; nihayet italya dışında bulunan ve roma hâkimiyetine boyun eğen toprak­lar için kullanılır. İlk provinca’lar, Sicil­ya (227), Sardinya-Korsika (227), Aşağı ve Yukarı ispanya’dır (197). Ele geçirilmiş ül­ke olarak provincia, askerî hükümete bağ­lıdır: vali, jus gladii (hayat hakkı ve ölüm hakkı) ile birlikte imperium’u (iktidar) el­de tutar. Lex Provinciae’yi (Provincia ka­nunu) muzaffer general, on senato temsil­cisinin yardımıyle uygulatır ve gerekirse boşlukları valilik fermanları (edictum) ile doldurur. Kanun, valinin ikametgâhını, provincia’larm durumunu (hür siteler, municipes, bağlı siteler), malî yükümlülükleri­ni (municipes’ten toplanan gayrimenkul vergisi, stipendium [haraç] ve bağlı sitelerden toplanan salmalar) belirler. Bu siteler, stipendium’u toplamakla görevli vergi me­murlarının ve valilerin fazla vergi isteme­lerine karşı tamamen savunmasızdır; vali­ler, görevlerini yürütmek için girdikleri masrafları provincia’lardan elde ederler. Başlangıçta, görevli (konsül, praetof) veya görevleri uzatılmış (prokonsül, propraetof) magistratus’lara, provincia’ları senato veri­yordu. Magistratuslar da, bu provincia’ları ya uzlaşma, ya da kura yoluyle aralarında paylaşırlardı. Lex Sempronia de Provinciis Consularibus (123-122) konsüller arasındaki rekabeti önlemek için bunların seçiminden önce bu paylaştırma işinin yapılmasını zorunlu kılmıştı. Lex Cornelia de Provinciis Ordinandis (81) ile, Sulla, o güne kadar istisnaî olan görev uzatmasını, olağan bir tedbir haline getirdi. Bir askerî kumandan­lığa ihtiyaç gösteren sınır provincia’larını konsüllere ayırdı, öteki provincia’ların, gö­rev bitiminde sekiz praetor’a bölüştürülmesi işini de senatoya bıraktı. Bu praetorlar, bir yıl görevde kalırlardı. M.ö. I. yy .ın olağanüstü kumanda görevleriyle geçersiz hale gelen bu emirname, valileri tayin işini üstüne alan Sezar çağında ortadan kalktı (M.ö. 49). M.ö. 27′de, Octavianus (bk.AUGUSTUS),

provincia’lan iki kategoriye ayırdı:
1. senato provincia’lan, genellikle Akdeniz kıyısında bulunan, barışın sağlan­dığı, dolayısıyle de garnizon bulundurmağa lüzum kalmayan Akdeniz kıyısındaki provincia’lardı. Ancak bir sivil iktidar sahibi olan ve M.ö. 52′de konan Lex Pompeia uyarınca senato tarafından seçilen senato prokonsüVlzr’mce yönetilirlerdi. Lex Pom­peia (M.ö. 52) bir magistratusluk (konsül’lük veya praetoriluk) göreviyle bir provincia valiliğinin verilmesi arasında en az beş yıllık bir süre geçmesini şart koşardı. Uygulamak istedikleri hukuk kurallarını (edictum proyinciale) tespit edenler, vali­lerdi; gerçekte, yalnız iki provincia (Afri­ka ile Asya) prokonsüTlerin yönetiminde, ötekiler ise sadece propraetoriann yöneti­mindeydi; bunların gelir kaynakları, sena­to aerarium’umı beslerdi;
2. imparatorluk provincia’ların, genellikle barışın tam ola­rak sağlanamadığı, düşman tehdidi altında bulunan ve askerî birliklerin bulundurul­masını gerektiren bölgelerdi. Yeni toprak­ların eklenmesi, bazı himaye bölgelerinin provincia haline yükseltilmesi, önceden var olan bir provincia’nın birkaç vilâyete bölünmesi sonucunda (197′de Yukarı Bre-tagne ve Aşağı Bretagne olarak ikiye ay­rılan Bretagne gibi) asker sayısı yükselmiş­ti, öte yandan, procurator provincia’lan da praetor (Marcus Aurelius zamanında Norique ile Retya) veya konsül (Vespasianus zamanında Kappadokia) provincia’lan ha­line gelebilirdi. İmparatorluk provincia’larını elinde tutan Augustus, onları, senato emrindeki legali Augusti pro praetore’ye veya şövalyelere (Mısır’da praefectus, küçük provincia’larda procuratores) vermişti; bun­ların tümü de imparator tarafından seçilir ve zora başvurmalarını önlemek için de sa­bit bir ücret alırlardı. Roma ve Augustus imparatorluk kültü provincia meclislerinin her yıl toplanmasını (consilia’lar) öngörüyor ve bu meclisler sayesinde hükümet, valileri daha iyi denetleyebiliyordu. Caracalla za­manında (212) bütün provincia’lara site hakkının tanınması, Pax Romana’dan ya­rarlanan provincia’lar ile İtalya arasında hukukî bakımdan bir fark bırakmadı, öte yandan, senato provincia’lanyle imparator­luk provincia’lan arasında süregelen ayırım da imparatorun yani Severus

Alexandrus’un bir senato provincia’sında görev alarak kon­sül ve praetorların listesini bizzat kendi ha­zırlamağa başlayınca sona erdi. III. yy.da imparator, statüleri ne olursa olsun, bütün provincia’ların valilerini kendi seçmeğe baş­ladı ve 261′de de imparatorluk provincia’larının idaresinden senatörleri büsbütün uzaklaştırdı. Diocletianus (284-305), İtalya’­yı provincia’lara böldü; senato ve impara­torluk provincia’ları ayırımını ortadan kal­dırdı ve her ikisine de eşit sayıda asker gönderdi. Ayrıca sayılarını artırdı (Trajanus zamanındaki kırk iki vilâyet yerine, III, yy. sonunda yüz kadar vilâyet vardı) ve on iki diyakosluk halinde teşkilâtlandırdı. Ar­tık sadece sivil magistratuslar haline gel­miş olan valiler veya rectores şu şekilde sınıflandırıldı: spectabiles (prokonsül); clarissimi (consulares veya correetores) ve riri perfeetissimi (praesides). Askerî yetki­ler ise, dux’lara verildi. Büyük İstilâlar devrinde (M.S. V. yy.) Roma provincia’sı ortadan kalktı. Bunun yerini kontluk, sınır vilâyeti veya dukalık aldı. Ne var ki bu terim, latin ülkelerinde Rönesans devrinde ortaya çıkacaktı. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROVINCİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTELEİA

Tarih 11 Haziran 2009

PROTELEİA i. (protelein, başlamak’tan fim. k.). Esk. Yun. Evliliğe hazırlık tören­leri. (Bu törenlerde nişanlı kız Artemis’e saçından bir bukleyle birlikte çocukluğundaki oyuncakları sunardı.) [L]

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTELEİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prospero ile Caliban

Tarih 11 Haziran 2009

Prospero ile Caliban, Nurullah Ataç’ın deneme kitabı (1961). Batı medeniyetinin benimsenmesi, halkın eğitilmesi, aydınların topluma karşı görevleri v.b. konulan işler. Eserde Shakespeare’in Fırtına (The Tempest) adlı oyunundaki iki kahraman (Pros­pero ile Caliban), kültür ve medeniyet geliş­mesinde iki aşamayı gösterir: Prospero ay­dınları, Caliban eğitilmemiş halkı temsil eder. Prospero, çoğunluğun yargılarına bo­yun eğmeyen kişidir; Caliban inançlara, ka­nılara, kurallara bağlıdır. Prospero dünün baskısından bugünü kurtarmakla görevlidir. Prospero’nun can düşmanı doğu düşüncesi, dogmatik inançlardır.
Eserde halkın eğitilmesi için önce çok iyi yetişmiş bir aydınlar topluluğu (intelligentsia) meydana getirilmesi düşüncesi savunu­lur. (M)
PROSPHORİANOS. Esk. coğ. Bk. BOSPORİON.

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prospero ile Caliban hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROLOG

Tarih 11 Haziran 2009

PROLOG i. (yun. prologos’dan fr. prologue). Tiyat. Eskiçağda, oyunun, koronun girişinden önce gelen ve konunun açıklanmasını hazırlayan giriş bölümü. || Bugün, bir tiyatro oyunundan önce okunan ve oyunu hazırlayan küçük şiir veya nesir par­çası. || Bir tiyatro oyununda, asıl olay­lardan önce geçen olayların ortaya konduğu birinci bölüm.
— Müz. Lirik trajedilere giriş olarak kul­lanılan opera bölümü. (XVII. yy. fransız operalarında uvertürden hemen sonra ge­lir, temsil edilecek eserle uzaktan yakın­dan bir ilgisi olmaksızın, hükümdarın fa­zilet ve başarılarını överdi [Lully'nin Alceste operası].)
— ansîkl. Tiyat. Sophokles’e kadar yu­nan trajedisinde ve eski komedide oyunun koro girişinden önceki bölümüne prologos adı verilirdi. Oyunun sunulması, kişiler arasındaki konuşmalarla yapılırdı. Euripides çoğu zaman olayın dışında kalan yabancı bir kişinin aracılığıyle durumu anlatmayı, hattâ daha önceden bütün oyunun bir öze­tini yapmayı düşündü. Bu kişi genellikle bir tanrıydı. Bu metot önce yeni-komedi yazarları sonra da latin komik tiyatrosu tarafından benimsendi. Ortaçağda mirakl’ler ve mister’lerden önce bazan dua şeklinde prologlar okunurdu. Biçimleri sağlam bir şekilde tespit edilmiş olan klasik trajedi ve komedilerden prologlara yer verilmezdi, fakat en değişik biçimleri bile benimseyen çağdaş dramda bazen prologlar bulunabi­lir. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROLOG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROFİL

Tarih 10 Haziran 2009

PROFİL i. (fr. k.). Yandan görünüş. || İnsan yüzünün yandan görünüşü: Nevin dönüp kocasının pof iline baktı: Burnu du­daklarına sarkmıştı (S. F. Abasıyanık).

— Dy. Bir demiryolu hattının, bütün gü­zergâhı boyunca karşılaşılan iniş ve çıkış­larına bağlı karakteristiği.

— Elektroakust. Bir plağın iz profili, kayıt yapılmamış bir plakta, izin dik kesidinin geometrik şekli. (Bu dik kesit bir ikiz­kenar üçgen şeklindedir ve eşit kenarlara ait tepe ile izin dip tarafı hafifçe yuvar­laktır, izin başlıca elemanları, açıklık açı­sı, dip tarafın eğrilik yarıçapı, izin iki ke­narı arasındaki genişlik veya derinliktir.)
— G. santl. Eksik profil veya kaçma profili, yüzden çok başın ön kısmını gösteren profil.
— Havc. Bir uçak kanadının boyuna ke­siti. (Bir profilin bağıl kalınlığı, maksimum kalınlığının uzunluğuna oranıdır. Bu oran yüzde 12 veya daha fazlaysa, profil, dola­yısıyle kanat kalındır. Yüzde 12 ile 9 ara­sında profil orta kalınlıkta, yüzde 9′dan küçükse incedir.) || Profil kaplaması, bir ha­va taşıtında, üzerinde hava akımı meydana gelen ve aerodinamik kuvvetlerin etkisinde kalan dış yapı kısmı.(Profil kaplaması vernikli bezden veya tahtadan olabileceği gibi, yapının genel direncine katılan cinsten de olabilir. Çok hızlı bazı uçaklarda kapla ma ve yapı bir bütün meydana getirdiği için, çok ince olan kanatlar yekpare bir madenden yapılır.)

— Hidrol. Irmak profili, bir akarsuyun ya­tağını niteleyen, topografya kesiti. Bk. AN­SiKL.
— Jeofiz. Bir arazi kesiti meydana getir­mek için, uzunluğunca bir seri deprem ölçmesi yapılan, hemen hemen doğrusal Çizgi.
— Jeomorfol. Boyuna profil, vâdi tabanı veya talveg boyunca uzanan profil. || Eni­ne profil, vâdi eksenine veya ırmağın akış yönüne dikey uzanan profil.

— Marang. Profil açmak, bir rende yardımıyle ağaç parça üzerine kiniş açmak. (Bu işlem mekanik olarak tepsi freze tez­gâhında yapılabilir.) || Ters profil vermek, bir parçayı, başka bir parçanın içine ge­çecek şekilde, ikincisine ters yönde yarmak.
— Mat. Profil doğrusu, bir profil düzle­minde bulunan doğru. (yanay doğrusu da denir.) || Profil düzlemi, iki izdüşüm düzlemine, dolayısıyle yer çizgisine dik olan düzlem. Esanl. yanay düzlemi.
— Metalürji. Profil demir, çekme tezgâ­hında çekerek veya silindirli sıvama maki­nesinde şekil vererek elde edilen, özel pro­filli sabit bir kesiti olan uzun demir çubuk. (Bu terim genellikle, yüksekliği 80 ile 600 mm olan normal kirişler, yüksekliği 80 ile 400 mm arasında değişen U demirler, her boyuttan palplanşlar ve gerek doğrudan doğruya haddeden geçirerek gerek 100 mm’den büyük boyutlu I demirleri uzunla­masına yararak elde edilen T demirler için kullanılır. Anglosaksonlar, büyük köşebent­leri de bu gruptan sayarlar.) [PROFİLE de denir.]
— Mim. Bir silme üzerinden alınan ve sil­menin çeşitli kısımlarının birbirine göre girinti, çıkıntı ve eğikliğini gösteren enine kesit.
— Oto. İlerlemeye karşı en az direnç gös­terecek şekilde düzenlenmiş özel karoseri şekli.
— Pedoloji. Toprak profili, toprağın bir kesitin cephesinde görünüşü: Toprak pro­fili, toprağın tanımlanmasını ve sınıflanma­sını sağlayan temel unsurdur. (Toprak su­luklar» denen bazı «stratlar»dan oluşur; bunların profilde birbirini izleyişi ve fizyonomik görünüşü toprağı tanımlamayı sağ­lar. Toprağı tanımlamak için profilin ta­mamını bulmak gereklidir.)
— Teknol. Bir cismin, bir yapının veya bir zeminin düşey kesiti.
— Topogr. Profil çıkarma, bir arazinin profilini elde etmek için yapılan işlemler. II Bir arazinin düşey kesiti. || Boyuna pro­fil veya boy kent, bir karayolu veya demir­yolunun, bir kanalın ekseni boyunca alınan kollanmış kesiti. || Enine profil veya enkesit, bir karayolu veya demiryolunun, bir kanalın eksenine dik doğrultuda alınan kotlu kesiti.

— ANSiKL. Hidrol. Enine profil, bir ırma­ğın yatak kesitini gösterir. Kol sayısı, her kolun eni ve derinliği, bakışımsızlıkları, dip ve eşik tümsekleriyle nitelenir. Bu kesit alüvyon ovasına genişletilince, bir genel ve­ya küçük yatak ile bir büyük yatak ayırt etmeğe imkân verir. Yatağın gömülmesine ve akarsuyun hızına göre, aşındırma veya alüvyon bırakma gücü değişir. Uzunlamasına profil, düşey düzlemde bir akarsuyun kaynak ve ağız arasındaki yolu­nu temsil eden eğriyi gösterir. Daha sert kayaçların yol açtığı çıkıntılar gösterebilir. Denge profili, debisi aşağı kesime doğru azalmayan ırmaklar için ideal bir uzunla­masına profildir. Kaynaktan temel seviye­ye kadar devamlı olarak alçalan eğintiler, yani içbükeyliği yukarı kısma dönük para­bol biçiminde bir yol çizer. Yukarı kesim­deki yükselme, düşük bir eğinti ve kaba ge­reçler hacmiyle orantılıdır; bu kaba ge­reçlerin boşaltılması için daha yüksek bir eğinti gereklidir; az bir eğinti, ince gereç­lerin boşaltılmasına yettiği için aşağı ke­simde debi yükten çok artar. Bu profil, ırmak yatağının en iyi şartlar altında ve en az güç sarfederek havzasının yüzeyine dü­şen suları akıtmasını ve aşındırmanın yarat­tığı gereçleri boşaltmasını sağlayacak eğin­tiyi gösterir.

Bir ırmağın kaynağa doğru debisi ne kadar yüksek olursa, aşındırma işine kayaçların yapısı ve cinsi o kadar çok yardım eder; talveg’i ağzından ne kadar uzakta ve derin kazılırsa ve eğinti aşağı ke­sime doğru ne kadar alçalırsa, denge pro­fili o kadar iç bükey olur. Belirli şartlar (temel seviye, tektonik bozukluklar, iklim şartları) altında ırmağın oyması denge pro­filinden öteye geçmez. Bu kavram aslında dönencelerde yağışlı bölgelerdeki ırmakla­ra uyar. Dönencelerarası ırmaklar, katı yükler yataklarındaki dirençli kayaları yar­mağa yetmediğinden bu kayaları çağlayanlarla aşar. Üstelik öbür bölgelerde iklim de­ğişiklikleri ve deniz seviyesinin yeni glasyoöstatik değişmeleri denge profili kavra­mına tamamıyle teorik bir anlam verir. (LM) PROFİLAKSİ i. (fr. prophylaxe). Fizyol. ve Sağ. bil. Bk. KORUNMA.

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROFİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİZMA

Tarih 10 Haziran 2009

PRİZMA i. (yun. prizein, biçmek > pris-ma’dan). Mat. «Taban» denilen eşit ve pa­ralel iki çokgen ile bu tabanların karşılıklı kenarları arasında kalan paralelkenar «yüz»lerle sınırlanmış katı cisim. (Bk. ANSîKL.) || Bir prizmanın dik kesiti, prizmanın, yanal ayrıtlarına dik bir düzlemle kesiti. || Dik prizma, yanal ayrıtları taban düzlemlerine dik olan prizma. || Düzgün prizma, ta­banları düzgün çokgenler olan dik prizma. || Eğik prizma, yanal ayrıtları tabanlara dik olmayan prizma. || Kesik prizma, prizmatik bir yüzeyi, birbirine paralel olmayan iki düzlemle keserek elde edilen cisim.
— Opt. Işık ışınlarını saptıran ve ayrıştıran saydam maddeden yapılmış üçgen prizma. Bk. ANSiKL.
— Pirotekni. Prizma barut, ekseni boyunca bir kanal bulunan, altı köşeli, iri taneli kara barut.

—ANSiKL. Mat. Bir prizma’mn ayrıtları iki çeşittir: taban çokgenlerinin kenarları ve­ya «taban ayrıtları» ile «yanal ayrıtlar» de­nilen öbür ayrıtlar. Prizmalar, taban çok­genlerinin kenar sayısıyle adlandırılır: taban bir üçgense prizmaya «üçgen prizma», dörtgense «dörtgen’prizma» denir.v.b.
Bir dik prizma’nın yanal alanı, tabanının çevresiyle prizmanın yüksekliğinin çarpımı­na eşittir.
Bir eğik prizma’nın yanal alanı, dik kesit çevresiyle yanal ayrıt uzunluğunun çarpı­mına eşittir.
Bir prizmanın hacmi, taban alanı ile yüksek­liğini veya dik kesit alanı ile yanal ayrıt uzunluğunu çarparak elde edilir.
Üçgen tabanlı bir kesik prizma’nın hacmi, bu prizmanın tabanlarından birini ortak taban ve öbür tabanın üç köşesini sırasıyle tepe olarak alan üç piramidin hacimleri toplamına eşittir; bu hacim, aynı zamanda, dik kesit alanını üç yanal ayrıtın uzunluk­larının aritmetik ortalamasıyle çarparak da elde edilebilir.
— Opt. Optikte, bir ikidüzlemlinin iki yü­züyle sınırlanmış kırıcı ortama prizma de­nir. İkidüzlemlinin yüzleri, prizmanın yüz­leri, ikidüzlemlinin ayrıtı, kırma ayrıtı ve ikidüzlemlinin açısı da kırma açısı’dır. Asar kesit, ayrıta dik bir düzlemle belirlenen açıdır.

Eğer bir asal kesit içinde bulunan basit bir SI ışık ışını prizma üzerine düşerse, I I’ doğrultusunda kırılır ve I’ R doğrultusunda prizmadan çıkar. A kırma açısı, i ve i, r ve r’ gelme ve kırılma açılarıyle ışık ışınının D sapma aşısı arasındaki dört prizma for­mülü kolayca kurulabilir:

(1) sin i = n sin r. (2) sin i’ = n sin r’. (3) A = r+r’. (4) D = i + i’ — A.

Deney ve hesaplar, aynı maddeden yapılmış prizmalar ve aynı gelme açısı için sapma­nın kırma açısıyle birlikte arttığını, prizma­nın kırma indisi 1′den büyükse sapmanın bu indisle birlikte büyüdüğünü, açısı ve cinsi verilen bir prizmada gelme açısıyle değiş­tiğini, gelme açısı çıkma açısına eşit oldu­ğu zaman en küçük Dm değerini aldığını gösterir. En küçük sapma halinde, yukarıda-

ki denklemler n = sin __A + Dm__ : sin __A__
2 2

bağıntısını verir; bu bağıntı, kırılma indis­lerini ölçmekte kullanılan bir metodun te­melidir. Bir cam prizmanın bir ışık deme­tinin ayrıştırdığını Newton bulmuştur. (Bk. TAYF.)

Bir SI ışını, dik kesiti ikizkenar diküçgen olan bir prizmanın AB yüzü üzerine dik ola­rak düşerse (tam yansıtmalı prizma), ışın sapmadan girer, fakat AC hipotenüsüne 45°’lik bir gelme açısıyle, yani limit açıdan daha büyük bir açıyle vardığı için, IR doğ­rultusunda tam olarak yansır.

• Fresnel çift prizması. Işık ışınlarının gi­rişim olaylarını incelemek için Fresnel, bir yanı düz, öbür yanı ise, aralarında çok ge­niş açı yapan iki düzlemden meydana gelmiş bir cam kullandı. Bu düzenek, tabanla­rından birleştirilmiş eşit iki prizma meydana getirir; «çift prizma» denmesinin sebebi budur.

• Nicol prizması. Polarmayı incelemekte kullanılan bu prizma, yalnız olağanüstü ışı­nın geçebileceği şekilde düzenlenmiş bir spattır; âdi ışın ise, kanada reçinesinden bir tabaka üzerinde tam yansımaya uğrar. Spatın asal kesiti ABCD olsun; gelen SI ışını iki kola ayrılır ve IER, IOR’ ışınları para­lel olarak çıkar. Bundan sonra, billurun, asal kesite dik olarak AC boyunca kesildiği­ni ve iki kesik parçanın, ince bir kanada re­çinesi tabakasıyle yeniden yapıştırıldığını farzedelim: uygun bir IO geliş doğrultusu altında âdi ışın, O’da tam yansıyarak M’ye gelir ve burada madenî çerçeveye çar­parak durur.

• Rochon prizması. Bu âlet, spattan veya daha genel olarak kuvarstan yapılmış ve hi­potenüsleri üst üste gelecek şekilde birleşti­rilmiş iki prizmadan meydana gelir. Birinci­sinde eksen giriş yüzeyine diktir, ikincisin­de ise ayrıtlara paraleldir. Bu yüzden, asal kesitleri birbiriyle kesişir.

• Senarmont prizması. Spatın ekseni, dili­nim yüzleriyle aşağı yukarı 45°’lik bir açı yapar. Senarmont prizması elde etmek için, bir spat billuru, eksenden geçen bir düzlemle asal kesite dik olarak kesilir ve parçalardan biri, öbürüyle bir dik açı ya­parak birleşecek şekilde döndürülür; sonra bu çift prizma, dış yüzeyleri birbirine pa­ralel olacak şekilde biçilir.

• Wollaston prizması. Rochon prizmasın­dan tek farkı, ışığın yayılma doğrultusudur. Prizma açısının aynı değeri için, sapma açısı iki katına çıkar; fakat iki görüntü simetrik olarak yer alır ve hafifçe renklidir. (L)

10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİZMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİM

Tarih 09 Haziran 2009

PRİM i. (fr. prime). Huk. Sosyal Sigorta­lar kanununa bağlı olan işçilerin ve bunla­rı çalıştıran işverenlerin Sosyal Sigortalar kurumuna ödemek zorunda oldukları ve üc­retin belli bir yüzdesiyle ifade edien parala­ra verilen ad. (Sosyal sigorta primleri, öden­mesindeki zorunluluk sebebiyle özel sigor­ta primlerinden ayrılır. Bk. ANSiKL. ve Sİ­GORTALAR, SOSYAL SİGORTALAR.)
— İkt. Bk. ANSiKL. || ihracat primi, yurt içinde üretilen bir malın veya maddenin dış ülkelere satışını kolaylaştırmak amacıle fiyatını düşürebilmek için, bu mal veya maddeyi üreten veya ihraç edenlere veri­len para. Bk. ANSiKL.
— Spor. üstün bir randıman gösteren oyun­cuları mükâfatlandırmak için verilen bir miktar para, armağan veya hediye.
— Tic. Primler cetveli, bir menkul kıymetin alıcı veya satıcısı olmasına göre, bir spekü­latöre, elde edeceği kâr veya uğrayacağı za­rarı önceden gösteren cetvel.
— ANSiKL. Huk. Bugün sosyal sigorta prim’leri iş kazaları ve meslek hastalıkla-rıyle, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları karşılığı alınır. Sosyal si­gortaların son gelişmelerinden biri olan «işsizlik sigortası» henüz Türkiye’de kabul edilmemiştir.
(Bk. İŞSİZLİK sigortası.) Prim oranlan ve bunlara işçiyle işverenin katıl­ma payı, sigorta çeşidine göre değişir.Türkiye’de genel olarak uygulanan prim ta­rifesi için bk. Tablo.

Primlere esas ücret, sigortalının her ay hak ettiği temel ücret, prim, ikramiye ve bu ni­telikte işçiye yapılan ödemelerle gene aynı nitelikte olmak üzere bir karar sonucu iş­çiye yapılan ödemelerin brüt toplamıdır. Bu tanım dışında kalan yolluklar, çocuk ve aile zammı, ölüm, doğum ve evlenme yardımlarıyle aynî yardımlar, sigorta primleri­nin hesaplanmasında göz önünde tutulmaz. Primleri toplamak ve Sosyal Sigortalar ku­rumuna yatırmak işverene yüklenmiştir, işverenin gerek sigortalılarla ilgili bütün si­gorta işlemleri yapmak, bildirimlerde bu­lunmak, gerek prim borçlarını Kuruma ödemek yükümü çok ağır müeyyidelere bağ­lanmıştır.

Primlerle ilgili işlemler veya bildirimlerin eksik olması halinde kurum resen ölçümleme olarak isimlendirilen bir yola başvu­rur. Buna itiraz eden işveren Prim İtiraz komisyonuna başvurmalıdır. Bu itiraz on beş gün içinde ve takdir edilen primin yüz­de 1′i teminat gösterilerek yapılır. Komis­yonun kararına, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesinde itiraz etmek gerekir. İtirazda sadece takdir edilen prim miktarının gerçeğe uygun olmadığı i-leri sürülebilir.
İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı işçilerin primlerini en geç ertesi ayın sonuna kadar kuruma ödemek zorundadır. Prim gerekli sürede ödenmemişse, ilk gecikme ayı için yüzde 10, bundan sonraki her bir ay için yüzde 2 gecikme zammı uygulanır. Ge­cikme zamlarının tutarı temel prim bor­cunun yüzde 20’sini aşamaz. Gecikme zam­mının uygulandığı sürenin sonundan itiba­ren de yüzde 5 kanunî temerrüt (ödeme­mede direnme) faizi işler. İşyeri veya iş­letmenin devri halinde, prim ve gecikme zammı borçlarından eski ve yeni işveren müteselsil olarak sorumludur.

— ikt. İşçi ücreti çeşitli zaman ölçülerine göre tespit edilir. Aylık, haftalık, saat başına gibi tespit edilen ücret, işçinin temel ücre­tidir. Eşit ücret alan işçiler arasında, sü­rekli olarak verimli çalışan ve kaliteli iş ya­pan işçinin prim ile ücretinin artırılması iş­letmeler için gereklidir. Bk. İŞÇİ ücreti.

• İhracat primi, özellikle döviz gelirinin aıtması amacını güder. Bu suretle, ihraç edilen mal veya maddenin dış piyasada alıcı bulması, başka ülkelerin ürünleriyle rekabet edebilmesi sağlanır. Türkiye’de, ihracatı teş­vik amacıyle prim verilmesini öngören hü­kümler konulmuştur. Olağanüstü durumlar­da uygulanan Millî Korunma kanununda, Bakanlar kurulunun her türlü ihraç ve ithal maddelerine veya içeride üretilen veya tüke­tilen maddelere prim verebileceği de belirti­lir. (M)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİENE

Tarih 09 Haziran 2009

PRİENE, bugün. Güllübahçe. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) Samsun (Mykale) dağının güney yamacında şehir. Strabon’a göre öteki adı Kadme’dır. Teleoneia kalesinin bulunduğu dik bir kayalığın altında yer alır. Eski yazarlar Priene den, kara şehri olarak söz ederler. Bugün Eski Menderes tepesi adını taşıyan Akro-polis’in eteğinde akan Büyük Menderes (Maiandros) ırmağının kollarından bin, es­ki devirlerde Naulochos limanına kadar kü­çük kayıklar ve çatanalar için trafiğe elve­rişliydi. Priene adının Yunanöncesı devre kadar indiği ve Praisos Priansos gibi Girit adalarının, Priene ile ilişkili olduğu sanılı­yor. Antik belgelere göre, Priene şehrinin kurucuları lon’lar ile karışmış Thebar’lılerdi ve başlarında Peneleos’un oğlu Phılotas ile Neleus’un oğlu Aipytos vardı. Şehrin ku­ruluşunun M.Ö. 2000′e kadar gittiği sanılır. Arkaik devre ait şehrin, bugünkü yerden daha içerilerde, Miletos’un yakınlarında ku­rulmuş olduğu sanılıyor. M.Ö. 645 yıllarında Lydia krallığının baş­kenti Sardeis’in düşüşünden sonra Priene, Trer’lerin ve Kimmer’lerin lideri Lygdamis tarafından ele geçirildi. Ancak bu sefer, ge­çici bir yağma niteliğinde olduğundan kısa süre sonra şehir, istilâdan kurtuldu; sonra da Lydia kralı Ardys tarafından ele geçirildi. Priene’deki Lydia hâkimiyetinin ne kadar sürdüğü bilinmiyor.

Şehrin, Kroisos devrin­de de Lydia krallığının hâkimiyetinde oldu­ğu kesindir. Herodotos ve Pausanias’a gö­re, Keyhüsrev’in kumandanı Media’lı Mazares M.Ö. 545 veya 544 yıllarında şehri tah­rip etti ve halkını köle yaptı, lonia şehirlerinin M.Ö. 499′da Perslere isyan etme­siyle başlayan lonia ihtilâline ve M.ö. 494′te lonia ihtilâline son veren Lade savaşına Priene de 12 gemiyle katıldı. Bu savaştan sonra Miletos, Priene ve birçok ion şehri, tapınaklar ve kutsal yerlerle birlikte yakı­lıp yıkıldı. M. ö. 353′te Karia satrapı Mausolos’un ölümünden sonra Priene’nin yeniden inşa edildiği M.ö. 334′te de Büyük İskender’in şehre geldiği sanılıyor. M.ö. 283 veya 282 yılında Sisam (Samos) ile Pri­ene arasında bir sınır olayı sonucunda çı­kan anlaşmazlıkta Lysimakhos araya gire­rek iki tarafı uzlaştırdı ve Dryussa’yı Priene’lilere, Batinetis’i ise Samos’lulara ver­di. M.ö. 246′da Selefkilere ait olan şehir Laodikeia savaşı sonucunda Ptolemaios’ların eline geçtiyse de M.ö. 196′da tekrar selefki hâkimiyetine girdi. Kısa bir süre sonra, Priene ile Samos arasında yeni bir anlaşmazlık başgösterdi. Rodosluların hakemliğiyle Priene, Karion ile Dryussa’yı elinde tuttu. M.ö. 188′de Manlius Volso, Küçük Asya’daki ilişkileri düzenleyince, Pri­ene ve Samos, Romalıların bağımsız mütte­fiki olmayı kabul etti.

M.ö. 155′te Kappa-dokia kralı Ariarathes V ile Bergama kralı Attalos II, Priene’ye karşı savaş açtı. M.ö. 133′te Bergama kralı Attalos II ölünce top­raklarını Roma’ya vasiyet etti ve Priene de roma hâkimiyeti altına girdi. Roma devrin­de şehir sayısız savaş gördü, Augustus za­manında düzenli bir duruma geldi. Bu sıra­larda Büyük Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonlarla, deniz devamlı olarak şehirden uzaklaştığı için Priene’nin önemi de gittikçe azalıyordu. Bizans devrinde Priene, Andronikos II Palaiologos’a kadar bir piskopos­luk merkeziydi. Yazılı belgeler ve arkeolojik kalıntılar, şehirde, bizans yönetimi sı­rasında (XIII. yy.a kadar) yerleşme olduğu­nu ve bu tarihten sonra tamamen terk edil­diğini gösterir.

• Arkeolojik kazılar ve araştırmalar. Şehir ilk defa 1673′te İzmir’den gelen ingiliz tüc­carları tarafından tespit edildi. 1894′te Ber­lin Müzeleri Eski Eserler bölümü müdürü R. Kekule” von Stradcnitz ve Kari Human şehri birlikte ziyaret ederek arkeolojik bir araştırma yapmağa karar verdiler. 1895′te K. Human ilk kazıya başladıysa da, anî ölümü sonucunda kazı başkanlığına Theoder Wiegand getirildi. Bu çalışmalar 1899′da so­na erdi.
Şehir, Hippodamos planı veya «ızgara plan» adı verilen bir plana göre yapılmıştır; yol­lar ve caddeler düzgün ve dik bir şekilde birbirlerini keser. Athena tapınağı, agora ve resmî yapılar şehrin merkezinde yer alır. Doğu-batı yönünde uzanan 6 yol, şehri düzgün parçalara böler. Bu yollardan en önemlisi agoranın yanından geçen Batı Kapı yolu (şehrin batı surlarında bir kapıya ulaşır), kayalık bîr arazinin oyuimasıyle ya­pılmıştır. Tiyatro yolunun, doğu ve batıda yer alan iki kapıyı birbirine bağladığı doğu­daki kapının da şehrin ana kapısı olduğu sanılıyor. Bu kapıdan çıkan bir yol da Magnisa’ya (Menderes Magnesia’sı), oradan da ülkenin içlerine kadar uzanıyordu. Ka­pının iç tarafında bulunan ve kenarları yu­varlak duvarlar tarafından kapatılmış olan avlu, kapıyı kırarak giren düşmanı yeniden geri püskürtmek için bir tuzak vazifesini görüyordu. Güneydeki Batı kapısı da ana kapı kadar önemliydi. Doğuda, Kaynaklar kapısı adı verilen önemli bir giriş daha var­dır. Şehrin kuzey-güney yönünde uzanan eksenlerinde çok eğimli yollar yer alır. Bü­yük bir kısmı merdivenlerden meydana ge­len bu yollar şehir ulaşımını büyük ölçüde etkiliyordu. Yatay ve dikey eksenler tara­fından sınırlandırılmış olan ev bloklarının (insulae) boyutları 47,20 X 35,40 m idi; her birinin üzerinde genellikle 4 ev vardı. Şehir akropolisi ve aşağı şehir arasındaki surlar kesintilidir. Yüksekte kurulmuş olan akropolisin yeri savunmaya elverişlidir. Akropolis üzerinde 10 kulenin bulunmasına kar­şılık, çok daha uzun olan şehir surları üze­rinde 16 kule vardır. Güneyde, stadionun yakınlarında testere biçiminde olan surlar, şehrin güneyinden gelen saldırılara karşı ba­şarılı bir şekilde savunulmasını sağlıyordu. Surlarda özellikle Bizans çağında bazı de­ğişiklikler ve onarımlar yapıldı. Şehrin nekropclis’leri hakkında fazla bilgi yoktur. Yal­nız doğudaki nekropolis’in önemli olduğu tespit edilmiştir.

Tapınak (Athena polias tapınağı). Şehrin en hâkim noktasında, kayalık bir teras üze­rindedir. Vitruvius’a göre, ünlü mimarPyt-heus tarafından yapıldı (M.Ö. IV yy.). Şeh­rin en önemli ve aynı zamanda en eski yapı­sıdır. Tapınak doğu-batı yönünde inşa edil­miş olduğundan, şehir planının bu yapının çevresinde geliştirildiği sanılıyor. Her ba­kımdan klasik bir yapı elan Athena tapınağı küçük asya-ion düzeninde ve 6 X 11 sütunlu peripteros planlı bir yapıdır. Uzun ve kısa taraflarındaki sütun sayısının birbiriyle oranı, klasik dor tapmağı etkisini gösterir. Tapınağın yapımı sırasında kullanılan ve esas ölçü olan «ayak» 29,4 sm’lik attike aya­ğıdır. Tapınak, içindeki kült tasviri ve kai­desinde bulunan sikkelere göre, Kappado-kia kralı Orophernes tarafından adanmıştı. Pausanias da bu kült tasvirinden söz eder. Tespit edilen kalıntılara göre, Athena’nın heykelinin mermerden ve Nike’nin kanat­larının altın suyuna batırılmış tunçtan ya­pıldığı ve ünlü heykeltıraş Pheidias’ın Part-henon tapmağı için yaptığı Athena Parthenos heykelinin kopyası olduğu anlaşıldı. Athena tapmağının dışında bir de sunak vardır; Priene’nin yeniden kuruluşu sıra­sında yapıldığı ve büyük Bergama sunağı tipinde olduğu sanılıyor. Athena Polias ta­pmağında ve sunağın baş tabanı üzerinde, roma imparatoru Augustus devrine ait, At­hena ve imparator için yazılmış bir adak yazıtı vardır.

Zeus veya Asklepios kutsal alanı. Agoranın doğusunda, kare planlı, kuzey ve güneyi ga­lerili bir alandır. Tapınak 8,50 X 13,50 m boyutlarındadır. Girişinde ion düzeninde 4 sütun vardır. Bunun dışında tapınak hakkın­da fazla bilgi yoktur; ilk defa M.Ö. 330′da yapımına başlandığı kabul edilir. Demeter kutsal alanı. Demeter tapmağının M.Ö. II.yy.dan önce, doğu ucundaki suna­ğın ise daha geç bir devirde yapıldığı sanı­lır.

Mısır tanrıları kutsal alanı. Tiyatro ve At­hena caddeleri arasında bir teras üzerinde­dir. Burada ele geçirilen III. yy.a ait yazıt­lara göre alan Serapis, Osiris, isis, Anubis ve Harpokrates gibi mısır tanrılarına adanmıştır. Bu alanda uzunluğu 14,60 m, genişliği de bunun yarısı kadar olan büyük bir sunak vardır. Alanın kuzeybatı köşesindeki propylaion ile, batı duvarı kenarındaki galerinin, daha geç devirlerde yapıldığı sanılıyor. M. S. III. yy.di Böyle bir kutsal alanın yapıl­ması, Ptölemaios III Euergetes’in Laodike-ia savaşından sonra mısır hâkimiyetini Ege bölgesine de yaymak istemesi ve bu yüzden Küçük Asya’nın batı kıyılarındaki stratejik mevkilerde yerleşmesiyle açıklanır. Meclis binası ve Prytaneion. Meclis, agora­nın kuzeydoğu köşesindeki kutsal stoanın doğu uzantısında yer alır. 20,25 X 21,06 m boyutiarındadır. Priene’nin en iyi korunmuş yapılarındandır. Binanın içinde üç tarafın­da çatıya doğru gittikçe yükselen oturma sı­raları, tam ortada da mermerden yapılmış ve çevresi kabartmalarla süslü, dört köşe bir sunak bulunur. Bu yapının bir «ekklesia» olması da mümkündür; fakat, Miletos’taki benzeri yapı ile karşılaştırılarak bu yapının bir «bulcuterion» olduğu genellikle kabul edilir. Prytaneion’un varlığı bir ya­zıttan öğrenildi. Bu yapı bir roma yapısının altında kalmıştır.
Agora ve kutsal stoa. Agora, kuzeyden kut­sal stoa ile sınırlandııılmıştır ve şehrin mer­kezinde yer alır. Şehrin planlanmasında, çı­kış noktası olarak agoranın alınmış olması da mümkündür. Pausanias’ın sözünü ettiği agora, tipik bir ion agorasını gösterir. Agorayı kuzeyden sınırlayan «kutsal stoa», agorayı çevreleyen galerilerin içinde en önemlisidir. M. Ö. III. yy .da daha eski bir ya­pının onarımı ve genişletilmesi sonucu mey­dana gelmiş olduğu sanılıyor. Bir teras üzerinde bulunan stoa 116 m uzunluğundadır ve 3 basamakla çıkılır. Mimarî bakımdan burada dor ve ion biçimlerinin birbiriyle karıştırıldığı görülür. Cephedeki 49 sütunun başlıkları dor düzenindedir ve gövdeleri üzerinde 20 adet yiv vardır. İç kısımda 24 adet ion sütunu yer alır. ön kısımdakilere göre daha aralıklı ve yüksek olan bu sütun­ların gövdelerinin alt kısımlarında yiv yok­tur. Arkeologlara göre, sütunların üzerinds ahşap bir semeıdam vardır. «Kutsal stoa» adının ilk defa Mithridates zamanında ve­rildiği sanılıyor.
Tiyatro. En önemli ve ilgi çekici yapıların taşında gelir. M.ö. 332-331 veya 331-330 yıllarına ait ve Apellis adına yazılmış şeref yazıtında, bir tiyatrodan söz edildiği için, Priene tiyatrosunun bu yıllar içinde yapıldığı sanılıyor. Çok düzgün bir şehir planının içine, 5 000 kişilik oturma yeri olan bir tiyatronun yerleştirilmesi vardır; fakat Priene’li mimarlar bu güçlüğü yenerek tiyat­royu agoranın kuzeyine yerleştirmişlerdir. Seyirci kademeleri bir yamacın içine oyula­rak yapılmıştır. Orkestra bölümü sıkıştırıl­mış topraktır.
Gymnasion’lar ve Stadion. Yukarı ve aşağı olmak üzere iki gymnasion vardır. Yukarı gymnasion, tiyatro ile meclis binası arasın­dadır. Buradaki araştırmalar yetersiz oldu­ğundan bu yapılar hakkında fazla bilgi yok­tur. Şehrin güneyindeki Aşağı gymnasion da­ha iyi bilinir. Aşağı gymnasionun sütunlu avlusu, doğu-batı uzantısında 34,35 m, kuzey-güney uzantısında
35,11 m uzunluğun­da Stadion, Priene’deki öteki yapılar gibi yüzyıllar boyunca değişikliklere uğramış­tır; 191 m uzunluğunda olduğu sanılıyor. Evler. Priene’deki tapınak, tiyatro, agora v.b. yapılar çok gelişmiş olduğu halde ev­ler çok az gelişmiştir. Şehirde ancak geç devirlere ait 4 adet peristilli ev ortaya çı­karıldı. Priene’deki evlerde prostaslı oikos (girişi stoalı ev) tipi yaygındır.

Wiegand, bu evlerde megaron tipinin etkileri olduğunu ileri sürer. Mykenai tarihöncesi evleriyle prie­ne evleri arasında ilişkilerin varlığı tespit edilmiştir. Şehirde bugün en iyi durumda bulunan ev, tiyatro caddesinin kenarında, Athena tapı­nağının yanındadır. Bu ev, megarotı tipi bir yapının daha geç tir devirde, peristilli bir ev olaıak değiştirilmesi sonucu ortaya çık­mıştır. Evin, yalnız kadınlara, hemen yakı­nındaki başka bir evin de erkeklere ait ol­duğu sanılıyor. Ortaya çıkarılan başka iki ev de aynı zamanda tapınak olarak kulla­nıldığı için ilgi çekicidir. Bu evlerden biri, ele geçirilen buluntulara göre tanrıça Kybele’ye adanmıştı, ötekinin de «Kutsal ev» adım taşıdığı tespit edidi. Evlerin yapı mal­zemesi ve tekniği çok basittir. Duvarları ge­nellikle çamur harçla tutturulmuş kırma tas­lardan veya kerpiç tuğlalardan yapılmıştır. İç yüzleri alçıyle sıvanmıştır. Pencereler çok az ve belki de çok yüksektedir.

Bizans yapıları,Andronikos ll Palaıologos devrine kadar bir piskoposluk meıkezi olan şehirde, İsaakios I Angelos ile Aleksios III Angelos devirlerinde selçuk ve osmanlı teh­likesine karşı bazı yapılar inşa edildi. Mese­lâ, Zeus tapınağının yanındaki küçük şato­nun bu devirde yapıldığı kabul edilir. Başka bir bızans yapısı da, tiyatronun yakınındaki 600 kişilik piskopos kilisesidir; bunun, VI. yy.da yapıldığı sanılıyor. (-»Bibliyo.) [M]

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİENE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Preveze Deniz savaşı

Tarih 09 Haziran 2009

Preveze Deniz savaşı, Barbaros Hayreddin Paşanın kumandasındaki osmanlı donanmasıyle, Andrea Doria kumandasındaki haçlı donanması (venedik, ceneviz, portekiz, pa­palık, malta donanmaları) arasında Preveze’de yapılan (28 eylül 1538) deniz savaşı. Barbaros Hayreddin Paşa, Osmanlı devleti hizmetine girerek kaptanıderya olduk­tan sonra Türkler ile avrupa devletleri ara­sındaki deniz savaşları şiddetlendi. Osmanlı donanması Balear adalarını tahrip etti (1535); Ege denizinde Venedik’in elinde bulunan adaları ele geçirdi; Girit’in pek çok kale ve köyünü yağmaladı. Bunun üze­rine papa ile Carlo V’in teşvikiyle ispan­ya, venedik, portekiz, malta, floransa do­nanmaları Türklere karşı birleştiler. Mey­dana gelen donanmanın başına Andrea Do­na getirildi. Haçlı donanması Korfu ada­sında toplandı; daha sonra Preveze kale­sini kuşattı. Barbaros Hayreddin Paşa, Preveze düşman donanması tarafından bom­balandığı sırada İstanköy (Kos) körfezindeydi. Durumu öğrenince Eğriboz (Euboia) adasında Khalkis limanına geldi. Düş man hakkında bilgi edinmek için 20 par­çalık bir donanma ile Turgut Reis’i Preve­ze’ye gönderdi; kendi de asıl osmanlı donan­ması ile Modon’a girdi. Barbaros’un yaklaş­tığını öğrenen Andrea Doria, Preveze kuşat­masını kaldırarak Korfu’ya çekildi. Bar­baros da Modon’dan ayrıldı. Venedik’in elinde olan Kefalonya (Kephallonia) ada­sını bombaladıktan sonra Preveze’ye gel­di. Preveze kalesini tamir ettirdi ve donanmayle birlikte Narda (Arta) körfezine girdi. Bunu haber alan Andrea Doria, Korfu’dan ayrılarak Preveze’ye geldi; fakat çok dar olan Narda körfezinin ağzı, Pre­veze kalesinin toplarıyle korunduğundan körfeze giremedi. Bu sırada haçlı donan­masında 60 000 asker ve 308′i büyük savaş gemisi olmak üzere 600′den fazla gemi vardı. Türk donanması ise 122 savaş gemisi ve 20 000 askerden meydana geliyordu. Türk do­nanmasında 166, haçlı donanmasında ise 2 500 top vardı. Barbaros, gemisinde topla­nan mecliste, öteki kumandanların düşünce­lerine uymayarak, körfezden çıkacağını ve haçlı donanmasına saldıracağını bildirdi; ona göre, bu kadar büyük bir haçlı do­nanması yenilirse, Akdeniz’de Türklerin üs­tünlüğü uzun süre devam edebilirdi. 27 Eylül 1538′de osmanlı donanması Narda körfezinden çıktı; yarım daire şeklinde ya­yılarak düşman donanmasına ateş açtı. Os­manlı donanmasının bu saldırısı karşısın­da Andrea Doria, savaşı kabul etmedi; kendisi için daha elverişli bir durumda sa­vaşa girmek üzere Santa Maura (Leukas) adasıyle Ithake adası arasına çekildi. 28 Eylül gecesi iki donanma tekrar karşılaş­tı. Osmanlı donanmasının merkezine Bar­baros Hayreddin Paşa, sağ kanadına Sa­lih Reis, sol kanadına Şeydi Ali Reis ku­manda ediyordu. Turgut Reis de yedek donanmanın kumandanıydı. Osmanlı do­nanması çektiri cinsi (kürekli) gemiler­den meydana geliyordu. Haçlı donanma­sında ise hem kalyon, hem de kürekli ge­miler vardı. Savaş boyunca haçlı donan­ması yelkenli gemilerle kürekli gemilerin hareketlerini düzenleyemedi. Savaşın baş­langıcında kuvvetli bir güney rüzgârı türk donanmasının hareketine engel oluyordu; fakat bir süre sonra rüzgâr hafifleyince Barbaros hareketsiz kalan düşman gemilerini çevirerek uzaktan top ateşine tuttu; 128 düş­man savaş gemisi ve birçok nakliye gemisi battr. Türk donanması gemi kaybetmedi; sa­dece yüz ölü ve 800 yaralı verdi. Barbaros’­un karşısında başarılı olamayan Andrea Do­ria, o zamanın geleneklerine göre büyük bir şerefsizlik sayılan bir hareket yaptı: ami­rallik fenerini söndürerek kaçtı. Preveze ye­nilgisinden en çok zarar gören ülke Venedik oldu: savaştan sonra Osmanlı devletiyle yap­tığı barış antlaşmasıyle Mora ve Adriya kıyılarında elinde bulunan kaleleri ve Barbaros’un ele geçirdiği Ege denizi adalarını Os­manlı devletine bıraktı; 300 000 altın da sa­vaş tazminatı vermek zorunda kaldı. Bk. osmanlılar renkli sayfası. (-»Bibliyo.) [m]
PREVEZELİ MUSTAFA PAŞA. Bk. mus­tafa paşa Prevezeli.

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Preveze Deniz savaşı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİVERT (Jacques)

Tarih 09 Haziran 2009

PRİVERT (Jacques), fransız şairi (Neuilly-sur-Seine 1900). Gerçeküstücülüğün şa­şırtıcı, beklenmedik benzetmelerini halk edebiyatının alaycı zekâsıyle kaynaştırdı, ilk eseri Bifur dergisinde yayımlandı: Souvenirs de Famille ou l’Ange Gardien
(Aile Hatı­raları ve Koruyucu Melek) [1930]. Birçok gazete ve dergide çıkan şiirlerini Paroles (Sözler) [1948] adlı kitapta topladı. Daha sonra Spectacle (Gösteri) [1951], La Pluie et le Beau Temps (Havadan Sudan) adlı eserleri çıktı. Ayrıca genellikle Marcel Carne’nin yönettiği filimlerin diyaloglarını hazırladı: Drdle de Drame (Tuhaf Oyun) [1937], Sisler Rıhtımı (Quai des Brumes) [1938], Son Ümit (Le Jour se Leve) [1939], Les Visiteurs du Soir (Akşam Ziyaretçileri) [1942], Les Enfants du Paradis (Paradideki Çocuklar) ve Jericho (1945), Les Portes de la Nuit (Gecenin Kapıları) [1946]. Şiirle­rinden birçoğu Joseph Koşma tarafından bestelendi. Son olarak kendi yaptığı ya­pıştırma resimlerle süslediği Fatras (Kar­makarışık) [1966] adında bir şiir kitabı yayımladı. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİVERT (Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PREVELAKİS (Pantelis)

Tarih 09 Haziran 2009

PREVELAKİS (Pantelis), yunanlı yazar ve sanat tarihi profesörü (Resmo [Rethymnon], Girit 1909). Dominikos Theotokopulos (1930-1941); To Khroniko Mias Politeias (Bir Şehrin Günlüğü) [1938]; Ağaç (1945); Giritli (1948), Meduza Kafası (1963) gibi tarihî incelemelerden başka bir de ti­yatro oyunu yazdı: To İphaisteio (Volkan) [1962]. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVELAKİS (Pantelis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Preisz-Nocard basili

Tarih 09 Haziran 2009

Preisz-Nocard basili. Vet. Tekparmaklılarda ülserli lenfanjite, atta bulaşıcı sivilce­ye, sığırda sivilceli deri iltihabına sebep olan mikrop; bulaşıcı koyun zatürreesinde ve kangrenli meme iltihabında da bu mik­roba rastlanır. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Preisz-Nocard basili hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PREİSOVO (Gabriela)

Tarih 09 Haziran 2009

PREİSOVO (Gabriela), çek kadın roman­cı (Kutna Hora 1862 – Prag 1946). Roman­lar, Moravya, Slovakya ve Carinthie İslavIarının hayatlarını konu alan tiyatro oyun­ları yazdı. Ayrıca, Janaçek’in operası Jenufa’nın (Evlâtlık Kız) librettosunu yazdı. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREİSOVO (Gabriela) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prater

Tarih 08 Haziran 2009

Prater, Viyana’da millî park, lunaparkıyle tanınır. XV. yy.da Sarayın hayvanat bahçesiydi. 1776′da halkın istifadesine açıldı. Prater, Tuna boyunca uzanan yeşil saha­larla parklardan meydana gelir. Lunapark kesimi Volksprater, Wurstlprater adlarını taşır. (M)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prater hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pragmatique Sanction de Bourges

Tarih 08 Haziran 2009

Pragmatique Sanction de Bourges (Bourges Dinî yönetmeliği), Charles VII ta­rafından, 7 temmuz 1438′de çıkartılan yö­netmelik. Bununla, haziran ayında, Bour­ges meclisinde kralın danışmanlarıyle fransız papaz sınıfı temsilcileri tarafından, pa­pa ile çatışma halinde bulunan Basel konsilinin kabul ettiği esasların Fransa’ya so­kulması için verilen karar onaylanıp yü­rürlüğe sokulmuş oluyordu. Papalığın gev­şekliği açığa vurulan bu yönetmeliğin yirmi üç maddesinde, Kilisenin genel disiplini ve Papalık ile ilişkileri tek taraflı olarak düzenleniyordu. Bu maddelerde konsil halin­de biraraya gelmiş olan piskoposların pa­padan üstünlüğü ileri sürülüyor, piskopos­ların ve başpapazların piskoposlar meclisi ve manastırlar tarafından seçilmesi usulü­nü yeniden yürürlüğe koyuyor, papazlara ödenek bağlama hakkını Papalığın elin­den alıyordu (papanın ödenek emirname­sinin kaldırılması). Papalık meclisince verilen imtiyazların yirmi dört dukalıktan faz­la olan gelirinden papanın pay alma hak­kı da alındığı gibi, ara yargı mercilerinin işlemi sona ermeden, bir hükmün Roma nezdinde temyiz edilmesi prensibi de reddolunmaktaydı. Prensler için (kral ve aynı zamanda büyük fief sahipleri) sahiplerin ve piskoposların seçimine müdahale (tav­siye) hakkının kabul edilmesi de, artık, Papalığın nüfuzundan kurtulan Fransa kili­sesini, laik iktidarın nüfuzu altına sokuyor­du
(bu da gallikanizm’in prensiplerinin ilk defa kendini açığa vuruşu oluyordu). Bo­urges Dinî yönetmeliği (pragmatique sanc­tion) tabiî olarak, öteki hükümdarların da bunu taklit etmesinden ve böylece otorite­lerinin zayıflamasından korkan papaların muhalefetiyle karşılandı; fakat Charles VII’ye bunu iptal ettiremediler. Babasının siyasetine tepki olarak dinî yö­netmeliği (pragmetique sanction) iptal eden Louis XI (27 kasım 1461 ve 16 mart 1462) papaların beklediklerinden de fazlasını yap­tı. Gerçekte, fief sahiplerinin elinden pis­koposlarla rahipleri seçme hakkını almış­tı. Fakat üniversitelerle, parlamentonun mu­halefeti ve papaların imtiyaz emirnamesi verme hakkını yeniden elde etmek için gösterdikleri telâş Louis XI’i bu dinî yönetmeliği yeniden hukuken değilse bile fiilen yürürlüğe koymağa zorladı; bunu da 1463′ten 1464′e kadar çıkarttığı gallikan emir-nameleriyle gerçekleştirdi, bunların en önemlisi, papanın imtiyaz için emirname çı­kartması hakkını kaldırarak (10 eylül 1464) 1467′de yeniden iptal edilip 1472′de yeri­ne Tours konkordatosu geçirilen bu di­nî yönetmelik 1484′te devletler tarafından yeniden yürürlüğe konuldu ve fiilen 1516′ya (her ne kadar iptali Bologna konkordatosunca öngörülmekle beraber, Papalı­ğa karşı olan başlıca hükümleri muhafa­za edilmişti) ve ruhu bakımından da 1789′a kadar devam etti. Gerçekte, yönetmelik, kral tarafından her ne kadar, papazla­rı papanın vasiliğinden kurtarmaktan çok, kendi iradesine boyun eğdirmek için kullanılmış ve yine bu sınıfın zararına olarak tayin hakkının kralla papa arasında bölü­şülmesi sonucuna varmışsa da (1516) yine de Fransa papaz sınıfını kendi gücünün ve birliğinin bilincine erdirdi. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pragmatique Sanction de Bourges hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRAG çekçe Praha

Tarih 08 Haziran 2009

PRAG çekçe Praha, Çekoslovakya’nınbaşkenti, Bohemya’nın merkez kesiminde, Vltava kıyısında, ırmağın Elbe (Labe) ile kavuştuğu yerin yukarısında; 1 030 330 nüf. Üniversite.
• Coğrafya ve güzel sanatlar. Prag, Vltava vadisindeki küçük bir çanakta, ırmağın Polabi ve asıl Labe’ye ulaşmak için boğaz­lara girmeden önce menderesler çizerek akışının ağırlaştığı yerde kuruldu. Kraliyet şeh­ri olarak, Vltava’nın sol kıyısında, bir çeşit resmî şehir olan ve içinde surla çev­rili büyük bir katedral (XIV. yy.da Aras’lı Mathien ve P. Parler tarafından inşa edildi; Aziz Jan Nepomuklu’nun mezarı), saray ve saraya ait askerî ve idarî yapılar bulunan Hradçany’den itibaren geliş­ti. Aşağıda set set kiliseler ve genellik­le italyan mimarlarının eserleri olan Mala Strana semtinin sarayları sıralanır. Mala Strana, azizlerin heykelleriyle süslü Karel köprüsüyle (XIV. yy.) eski tacirler şeh­rine bağlanır; burada eskiden çeklerin tüc­car mahalleleri, alman semti Havel ve getto yer alırdı. Şehrin ırmağın sağ kı­yısındaki bu kısmı, Stare Mesto («eski şehir») adını taşır. Gerçekten sivil ve di­nî anıtları, dar sokakları ve sık mesken adalarıyle eski bir şehrin bütün özellik­lerine sahiptir. Başlıca anıtları İkinci Dün­ya savaşında kısmen yıkılan Belediye sa­rayı (mekanik saat), Havel kilisesi, Tynsky kilisesi ve eski kervansaraydır. Modern çağ­da dev kapılar açılan surlar eskiden Hrad-çany, Mala Strana ve Stare Mesto’nun meydana getirdiği bütünü çevrelerdi. Şehrin bu eski sınırı bugün kolayca göz önüne ge­tirilebilir: nitekim Na Prikope ve Narodni Trida ana caddelerini takip eder. XVIII. yy.da, Stare Mesto’nın ötesinde, başlangıç­ta bir çeşit geniş panayır yeri olan büyük Vaclavkse namesti’nin (Vaclavkse meydanı) çevresinde yeni semtler kuruldu. Böylece Kari IV’ün XIV. yy.da inşa ettirdiği Nove Mesto («yeni şehir») gelişti. Ama bu geniş­lemelere rağmen Prag’ın nüfusu 1850′de an­cak 150 000 kişiydi. İlk sanayi tesislerinin kurulması ortaya yoksul ve kasvetli semt­lerin çıkmasına yol açtı: özellikle Vlatava’nın büyük menderesinin sağ kıyısında Karlin semtinde kısa süre içinde un fabrikaları, se­pi yerleri, bira ve içki fabrikaları, iplikhane ve dokumahaneler, küçük makine ateîyeleri, mobilya fabrikaları kuruldu. Aynı dönemde şehrin yukarısında, ırmağın sol kıyısında Smichov sanayi semti gelişti. Bu arada, ırmağın sağ kıyısına hâkim olan yumuşak eğimli yamaçta, Çesky Brod ve Brno yol­ları boyunca mesken semtleri kuruluyor­du.
XX. yy. başında ve ilk Çekoslovak cumhu­riyeti döneminde şehir büyük ölçüde gelişti. Gerçekten o tarihte Prag çok büyük bir sa­nayi şehri haline geldi: yeni kurulan fab­rikalar ilk sanayi tesisleriyle oranlanamayacak kadar büyüktü. Eski şehrin aşağı kesi­minde, ırmağın menderesinin içbükey kısmını kapsayan büyük bir batı-doğu çöküntüsündeki serbest alanlara el atıldı: burada
Bubeneç ve Holeşovice semtleri kuruldu; Vlatava’nın küçük bir kolu olan ve büyük ölçüde çamurla dolan Rokytka’nın vadisinde Vysoçany ve Hloubetin semtleri inşa edildi, Bir yan kanalla Vltava ve Labe’ye bağlanan bir ırmak limanı (Bubeneç menderesinin alçak taraçalannın iç kısmında) düzenle­nerek sanayi bögesinin ulaşım imkânları genişletildi. Sanayi bölgesi Karlin semtini genişletip, şehrin Prag çanağını sınırlayan yamaçların eteğindeki kuzey kısmını da içine alarak, büyük bir bütün meydana getirdi. Bu bölgede önemli metalürji tesisleri; vagon ve sanayi makineleri fabrikaları, otomobil ve motor fabrikaları toplandı. Bubeneç’in menderesinde ve Holeşovice’de ise kimya ve besin sanayii tesisleri yer aldı. 1921′de şehrin yeniden bağımsız bir devletin başkenti olması ve sanayinin gelişmesi nüfus artışını hızlandırdı. Nüfus 1913′e doğru yarım mil­yondan azken, 1936′da bir milyona yaklaştı. Bunun üzerine şehrin bütünü için bir plan yapılmaksızın, semtler çevresinde en çeşitli şehircilik ve inşaat denemelerine girişildi. Şehrin doğusu özellikle büyük yapılarla do­lu semtlerden meydana gelir; bu semtler gü­neye doğru, Karel üniversitesinin enstitü ve laboratuvarları çevresindeki Vyşehrad’da da uzanır. Sol kıyıda, Hradçany’nin kuzeyinde XX. yy. başında yeni sanayiciler ve tacirler sınıfının oturduğu özenle yapılmış binalar­dan meydana gelen bir semt kuruldu; ku­zeydoğuya doğru bu semtten, meşhur Prag fuarı çevresindeki orta sınıfların oturduğu semte geçilir.

Şehir büyümeğe devam etmektedir: eski şeh­rin batısındaki Beyaz dağa (Bila Hora) ka­dar tırmanan karayolları boyunca genişle­mektedir. Başkent, Kobylisy’ye doğru Prag çanağının kuzey yamaçlarına da tırmanır; güneyde eski banliyöleri Libus ve Kunratice’ye ulaşır. Bugün başlıca hedefi şehir merkezinin düzenlenmesi olan bir şehir pla­nı uygulanmaktadır.

• Tarih. Ticarî olduğu kadar stratejik ko­numu da önemli olan Prag, Prensmyl’lerin iki şatosu (Hradçany ve Vyşehrad) çevresin­de, ırmağın her iki kıyısında gelişti; ırma­ğın geçit veren yerleri yakınında birçok ta­cir ve zanatçı (yahudi, italyan, fransız, ama özellikle alman) yerleşti. Bunlar daha X. yy.dan itibaren nispî muhtariyetler elde etti­ler; ama Prag’ın şehir derecesine yükseltil­mesini ancak şehre Nürnberg hakkını tanı­yan (1232-1235) Venceslav (Vaclav) I zama­nında sağlayabildiler. Bu eski şehir (Stare Mesto), Venceslav (Vaclav) I’in şansölyesi Eberhard tarafından inşa ettirilen yeni bir merkezle birleşti ve surlarla çevrildi (1253). 1257′de eski şehir halkıyle devam eden çatış­maların önünü alabilmek için Ottokar II yalnız alman kolonlar için yeni bir merkez (Mala Strana veya «küçük şehir») kurdu; kolonlara Magdeburg hakkı tanmdı ve muh­tar bir komün haline gelmeleri onaylandı (1338). XIV. yy.da birçok manastır kurulan ve çok zenginleşen Prag’ı Kari IV (1336-1378) imparatorluğun başkenti haline ge­tirdi (1344) ve çek milliyetçiliğinin mer­kezi olan üniversiteyi kurdu (1348). Vyşeh­rad çevresindeki köylerin birleştirilmesiy­le kurulan, çeklerin yerleştirildiği üçün­cü bir yeni şehir de (Nove Mesto) mil­liyetçiliği destekliyordu. Bir süre için Çek­lerin ülkeye kesinlikle hâkim olmasını sağ­layan Jan Hus taraftarlarının savaşı sı­rasında kızışan milliyet çatışmaları, Jîrji Podebrady zamanında yeniden başladı. Bu­nunla birlikte 1518′de tek bir komün ha­linde birleşen şehir, Habsburg’lar zamanın­da, Ferdinand I’in otoritesine karşı patlak veren isyandan sonra (1547) başkentini Viyana’ya nakletmesiyle önemini kaybetti, öm­rünü Prag’da geçiren Rudolf II’nin (1583-1610) büyük ilgisi sayesinde şehir yeni­den milletlerarası önemini kazandıysa da, yeni bir almanlaştırma denemesi açık bir is­yana yol açtı (23 mayıs 1618). Bila Hora sa­vaşını takip eden sert bastırma hareketiyle Prag, bir il haline getirildi. Dinî baskıdan kaçan iki bin burjuva ailesi göçtü; birçok defa yabancılar tarafından işgal edilen şe­hir (Saksonlar, 1631-1632; İsveçliler 1634, 1639 ve 1648), ancak XVII. yy. sonunda ve XVIII. yy.da
(barok çağ) yeniden canlan­dı. 1558′den beri krallık şehri olan Hrad­çany, öbür üç siteyle eşit haklara sahip olan dördüncü bir site haline getirildi (1756). Ama Josef II, dört siteyi tek bir komün ha­linde birleştirdi (1784). XIX. yy.da çek köy­lülerinin büyük ölçüde şehre göçmesine yol açan sanayileşmenin yanı sıra Bohemya soylularının mahallî fikir hayatına gösterdik­leri büyük ilgi sayesinde milliyetçi hareket yeniden canlandı. Windischgraetz’in 1548′de şiddetli bir şekilde bastırdığı milliyetçi hareketin (islav birliği toplantısından sonra ayaklanmalar) 1861 seçimlerinde, başarı gös­termesi, kısa süre sonra tamamıyle Çekle­rin elinde olan bir idare ve öğretim kurulmasına imkân verdi. Prusyalılar tarafından kuşatılan (1866) ve kendi adını taşıyan ba­rıştan sonra (ağustos 1866) Prag, modern­leşmeğe, sanayileşmeğe ve XX. yy.da çek milliyetçiliğini yönetmeğe devam etti. Çe­koslovakya’nın bağımsızlığı burada ilân edildi (28 ekim 1918) ve 14 kasım 1918′de Habsburg’ların tanınmadığını bildiren ve Tomaş Masaryk’i Çekoslovak cumhuriyeti­nin başkanı ilân eden devrimci millet mec­lisi burada toplandı. Birinci Dünya savaşından sonra kurulan Çekoslovakya’nın başkenti olan, fikir ve sanat merkezi haline gelen şehri, Hitler’in Çekoslovakya’yı par­çalamasından sonra 14 mart 1939′da Wehrmacht işgal etti. İkinci Dünya savaşı so­nunda Patton kumandasındaki A.B.D. bir­likleri hükümetlerinin emri üzerine şehre 90 km uzakta olan Plzen bölgesinde durdu­lar. Konyev kumandasında Dresden’den ve Malinovskiy kumandasında Viyana’dan ge­len sovyet birlikleri 6 mayıs 1945′te Prag’­da birleşti. (Bk. ALMANYA-RUSYA SAVAŞI.) 1948 Şubatında Prag’da yapılan hükümet darbesiyle idareyi bir komünist hükümet ele geçirdi. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRAG çekçe Praha hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pön savaşları

Tarih 08 Haziran 2009

Pön savaşları, M. ö. 264 ile 146 arasında Roma ile Kanaca arasındaki savaşlara ve­rilen ad.
• Birinci Pön savaşının M.ö. 264′e kadarki menşeleri. Roma, önce Campania’daki yu­nan siteleri, sonra da Büyük Yunanistan si­teleri üstünde nüfuzunu yaydığı sırada du­rumu sarsılmış olan Kartaca (V. yy.), Ati­na’nın deniz hâkimiyetini kaybetmesi üzerine Doğu Akdeniz’in kendisine yeniden açıl­ması ve Ptolemaios’iar yönetimindeki Mısır ile iktisadî ilişki kurması (IV. yy.) sonucun­da eski dinamizmini yeniden kazanmakta idi. Himera’da uğradıkları bozgundan (480) beri Sicilya’nın batısına çekilmiş olan Kartacalılar, tahıl üretimini denetimleri altında bulundurmak amacıyle bütün adaya hâkim olmayı tasarlıyorlardı. Pyrros’un giriştiği seferin başarısızlıkla sonuçlanmasından son­ra da Osklardan olan Mamortinus’un (osk soyundan ücretli askerler) çağrısı üzerine Messina’ya yerleştiler. Mamortinus’lar şehri kısa bir süre önce ele geçirmişlerdi. Ama burada, Romalıların müttefiki Syrakusai’li Hieron’un tehdidi altındaydılar. Syrakusai’­li Hieron 269′da onları yenilgiye uğratmıştı. Kartacalıların, Messina boğazını kapatmak ve Sicilya’yı tekellerine almak tehdidinde bulunmaları Güney İtalya Yunanlılarının çı­karlarına dokunuyordu; bu durum Roma’yi da, Kartaca ile imzaladığı antlaşmalara (306 ve 279-278) rağmen, konfederasyonun sağ­lamlığını korumak amacıyle adaya müdaha­le etmek zorunda bıraktı ve Kartaca’nın tahakkümünden usanan Mamertinus’lar sa­yesinde Roma, M.ö. 264′te Messina’yr işgal etti.
• Birinci Pön savaşı (264-241). Messina’daki kolonilerini ve boğaz üstündeki kontrol haklarını kabul ettirmekten başka düşünce­leri olmayan Romalılar Syrakusai’li Hieron ile ittifak kurduktan (263) ve Agrigento’yu ele geçirdikten (262) sonra Kartacalıları tec­rit ettiler. Ama denizlere hâkim olan düş­manlarına boyun eğdirtemeyince, bütün ada­yı ele geçirmenin zorunlu olduğunu anladı­lar ve bu iş için müttefiklerine 150 gemilik ilk roma donanmasını yaptırdılar. Bu donan­ma 260′ta corvus’un (karga) sayesinde Mylae’de önemli bir deniz savaşı kazandı. Ar­dından, 256′da, Kartaca’ya Afrika’da saldı­rarak Sicilya’yı bırakmasını sağlamak ama­cıyle ikinci bir denemeye girişildi ve 256 ya­zında Eknomon’da kartaca donanmasına önemlı kayıplar verdirdikten sonra 256-255′te Afrika’ya çıkan Regulus, Clupea’yı ele ge­çirdi, Kartaca’nın nüfuzunu sarstı (Numidia’lıların ayaklanması), ama yenildi ve Xantippus’un para ile tuttuğu yunanlı asker­lere esir düştü, öte yandan, kartaca donan­masını Hermaion burnunda bozguna uğra­tan roma donanması da Camarina açıkların­da battı. Bunun üzerine Roma yeniden Si­cilya’yı ele geçirmeğe çalıştı ve 255-254′te 220 parça gemi yaptıktan sonra Panormus’u aldı. Ama 253 yılında Lucania’da Palinurum burnundaki ikinci bir deniz kazasında bu donanma da battı. Roma bundan sonra, an­cak 250 yılında yeni bir donanma ile Lilybaeum ve Drepanum’u ablukaya aldıysa da kartaca donanmasının kuşatılanlara yiyecek sağlaması ve Drepanum önünde roma gemi­lerinin bir kısmını batırması, bu teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı.. Romalılar bu abluka sırasında kartaca do­nanmasının batırdığı gemilerden başka za­rarlara da uğramış ve kalan gemilerini de Camarina’da bir fırtınada kaybetmişlerdi (249). Ama Kartaca bu elverişli durumdan yararlanmayı bilemedi ve Hannon’un teşvi­kiyle, Afrika’yı fethe yönelerek Sicilya’da sadece Drepanum ile Lilybaeum’u savun­makla yetindi (Hamilkar Barkas’ın Heirkte ve Eryks dağlarındaki direnme hareketi). Bundan dolayı Roma, 243 yılında büyük bir çaba göstererek 200 parça gemi donatınca, Kartaca gafil avlanmış oldu ve Drepanum ile Lilybaeum’u savunamadığı gibi, donan­masının da Aegates adalarında bozguna uğ­ramasını önleyemedi; sonuç olarak on yılda 3 200 talent ödemek, Sicilya’yı ve Aegates adalarıyle Lipari adalarını terk etmek zorun­da kaldı (241 tarihli barış antlaşması).

*Birinci Pön savaşından İkinci Pön savaşı­na (241-219). Savaşı kazanan Roma, kartaca donanmasını Kartaca’ya bırakıyor, ama Korsika ın Sardinya’yı ele geçirerek (238-237) Batı Akdeniz’deki üstünlüğünü sağla­mış oluyordu. Buysa, 241 tarihli antlaşmaya aykırıydı ve az daha yeni bir çatışmaya yol açacaktı. Çünkü, Kartaca’nın bu konudaki savaşçı tutumu karşısında Roma Kartaca’yı yeni bir savaşla tehdit etmiş ve onu hem bu oldubittiyi kabul etmek, hem de 1 200 talent’lik yeni bir tazminat vermek zorunda bırakmıştı. Roma, böylelikle de Birinci Pön savaşının yol açtığı pek büyük insan ve pa­ra kaybını çarçabuk telâfi etmiş, aynı zamanda da, kazandığı zafer sayesinde, zarar­ları şüphesiz kendi zararlarından çok daha büyük olan müttefiklerin ayaklanma ihtima­lini önlemiş oluyordu. Bitkin düşen ve ikti­sadî çöküntü içinde bulunan Kartaca ise, paralaıım ödeyemediği ücretli askerlerinin başkaldırmasına göğüs germek (241-237) ve yeni gelir kaynakları bulmak zorunda kal­dı. Barkas’larla birlikte, 237′den itibaren, İspanya’da yeni bir imparatorluk kurmağa kalkıştı. Bu imparatorluk, insan ve maddî kaynaklarıyle Gades (Cadiz), Hamilkar Bar­kas’ın kurduğu Alicante (237-229/228) ve Hasdrubal’in kurduğu Carthagen (228-221) gibi önemli üsler sayesinde Akdeniz’de ye­niden hâkim olabilecekti, önceleri, Karta­ca’nın Sicilya’dan uzaklaşarak kendi çıkan bulunmayan İspanya’ya yönelmesinden pek hoşnut olan Roma, zamanla Kartaca’nın yeniden artan gücünden tedirginlik duymağa başladı. Bunun üzerine Kartaca genişleme sınırını Ebro nehri olarak tespit etti (226 antlaşması). Bundan sonra da iki ülke ara­sında savaş artık kaçınılmaz bir duruma gel­di: Saguntum olayı bir savaş vesilesi oldu. Roma’nın müttefiki olan ve Ebro’nun güne­yinde bulunan Saguntum, 219′da Hannibal tarafından zaptedildi. O sırada İllyria’da meşgul olan Roma geç harekete geçti ve görünüşü kurtarmak için, Kartaca’ya ka­bulü imkânsız bir ültimatom gönderdi. Hannibal’in teslimini ve Saguntum’un da geri verilmesini isteyen bu ültimatom üzerine iki taraf arasında savaş çıktı.

• İkinci Pön savaşı (M.ö. 218-201). Savaş ilân edildiği zaman nüfusu muhtemelen Kartaca’nınkine eşit, ordusu daha kalabalık olan ve yedek kuvvetlere sahip bulunan, üs­telik denizlerde de durumu üstün görünen Roma, Aemilii’lerle birlikte saldırıya geçerek, düşmanı en güçlü olduğu İspanya ve Afrika’da vurmayı düşündü. Kartaca’nın gü­cüne güvenen, ama donanması olmayan Hannibal ise Roma’yı İtalya’da yenilgiye uğratarak kazanacağı başarılarla Roma im­paratorluğunun İtalya’daki nüfuzunu orta­dan kaldırmak, böylece de İtalya yarımada­sında yaşayan halkların bağımsızlık ve hür­riyet isteklerini kamçılamak istiyordu. Bu­nun için, 218 ilkbaharında İspanya’nın sa­vunmasını kardeşi Hasdrubal’e bırakarak, Alpler üzerinden İtalya’ya doğru yola çık­tı. Bu yolculuk beş ay sürdü ve sonun­da iberlerle Numidia’lılardan meydana ge­len ve otuz yedi fille takviye edilmiş olan ordusu Kuzey İtalya’ya vardı. Bu­rada kısa bir süre içinde roma konsül­leri P. Cornelius Scipio ile Tiberius Sempronius Longus’a karşı kazandığı zafer­ler (Ticinum, Trebia, 218) sayesinde (Sal­yalıların desteğini kazandı ve Cisalpina’yı denetimi altına aldı. 217 İlkbaharından itibaren de, Galyalılarla takviye edilmiş olan kartaca ordusu, Apenninler’i aşarak konsül Flaminius’un ordusuna bir baskın yaptı ve Trasimenus gölünün kuzey kıyısın­da onu bozguna uğrattı. Bu sırada, Roma’da seferberlik ilân edilmişti. Ama bir kuşat­ma için gerekli araç ve gereçleri olmadığı için Hannibal, Roma’ya yürümedi; buğday ve yem bakımından zengin olan Piccnum ile Apulia bölgelerine geçti. Bu sırada da Ro­ma’nın müttefiklerine hoş görünmeğe çalı­şarak bir yandan karşı tarafta çözülmeler yaratmağa, bir yandan da Makedonyalı Philippos V’in yardımını sağlamağa çalışıyordu. Ama karşı tarafta bir çözülme olmadı. Çün­kü Hannibal’in Galyalılarla ittifakı İtal­yanları korkuya düşürmüştü. Ayrıca, comice centuriate’ler tarafından diktatör seçilmiş olan Fabius Maximus Cunctator da, savaştan kaçınmakla beraber, Kartacalıların ardın­dan ayrılmıyor, böylece de Roma’nın varlı­ğını korumuş oluyordu. Kartacalıların İs­panya ilt bağlan da kesilmiş durumdaydı. Çünkü Publius Cornelius Scipio’nun ku­mandasındaki bir roma ordusu Ebro ile Terragona nehirlerinin ağızlarını denetim al­tında tutuyor ve Hasdrubal’in harekete geç­mesine engel oluyordu. Ama yine de, Ro­ma senatosunun sabırsızlığı ve sanıldığına göre, senatör Paulus Aemilius’un aykırı dü­şüncede olmasına rağmen yeni konsül C, Terentius Varro’nun, Fabius tarafından ileri sürülen ve düşmanı oyalayarak uygun za­manı kollamaya dayanan savaş kurnazlığını doğru bulmaması, Hannibal’in 2 ağustos 216 günü Cannes muharebesinde roma ordusunu ezmesine yol açtı. Bu yenilgi sonunda Roma konfederasyonu parçalanmağa başladı. Böy­lece, bazı Apulia’lılar, Samnit’ler, Lucania’lılar, Bruttium’lular Capua (216 sonbaharı), soma da Tarentum, Metapontum, Thurioi ve Herakleia (213-212) Hannibal ile bir­leştiler. Hannibal de, o sırada Makedon­yalı Philippos V ile görüşerek, Roma’­nın müttefiki Syrakusai’li Hieron’un ölümünden (215 sonu) sonra Sicilya’da da bazı destekler elde etmekteydi. Ama, Ro­ma’nın çevresindeki Etruria, Ombria ve Latium Roma’ya bağlı kaldı. Güneydeki öbür yunan siteleri ise kararsızdı. Aslın­da Hannibal, Güney İtalya’da abluka al­tında ve takviyeden yoksun
(kati kuvvetler İspanya, Sicilya ve Korsika’daki savaş­larda kullanılmaktaydı) haldeydi.

Romalı­lar bir yandan Adriyatik’e hâkim olduk­ları, öte yandan da İlliria’da karşısına bazı engeller çıkardıklan için (Birinci Makedon­ya savaşı), Hannibal, Philippos V’ten de doğrudan doğruya bir yardım göremeyecek durumdaydı. Roma’ya yürüyormuş gibi ya­parak bir şaşırtma hareketine başvurmasına rağmen, 211′de Romalıların Capua’yı geri al­malarını önleyemedi. İtalya’nın dışında, kartaca orduları İspanya’da son ve çok önemli bir başarı kazandıktan (211′de roma ordusunun yok edilmesi ve bu ordunun ku­mandanları Publius ile Cneius Cornelius Scipio’nun ölmesi) kısa bir süre sonra bü­tün cephelerde savunma durumuna geçmek zorunda kaldılar. Sicilya’da, Kartaca’nın yardımından yoksun kalan Syrakusai, Arkhimedes’in sağladığı mancınıklara rağmen M. ö. 211′de konsül M. Claudius Marcellus ta­rafından saldırıyle ele geçirildi. İspanya’da ise, Genç Cornelius Scipio, 209 başında Carthagena’yı ele geçirdi, Ama Hasdrubal’in, Pireneler’in batı geçitlerinden kaçarak İtalya’ya geçmesini önleyemedi. Sonunda da, Hasdrubal M.ö. 207′de, Metaureus kıyı­larında C. Claudius Nero tarafından usta bir manevra ile yenilerek öldürüldü. Altık kesinlikle yalnız kalmış olan Hannibal de, Bruttium’a çekildi, 205′te Lclcroi’yi terk et­ti ve ancak Corotone çevresinde tutunabildi. Bu durumda Romalıların ülkeye yeniden sahip olmalarını kabul etmek ve 206′da İlipa’da kazandıkları zaferden sonra İspanya’­nın da tamamıyle ellerine geçmesine razı ol­mak zorunda kaldı. Barkas imparatorlu­ğunun yok olmasından sonra ve Hanni­bal’in diğer kardeşi Magon’un Liguria’da yeni bir köprübaşı kurmasına rağmen (205-203) Scipio, savaşı Afrika’da sürdür­mek konusunda senatodan yetki aldı. Bu­nun üzerine de 204′te Afrika’ya çıktı ve Massyli’lerin kralı Syphax’a (numidialı bir başka prens) karşı Massyli’lerin kralı nu­midialı prens Masinissa ile birleşti ve Kar­taca’nın müttefiki olan bu prensi esir al­dı. Bunun üzerine, Kartaca 203 sonbaha­rında Magon ile Hannibal’i geri çağırmak zorunda kaldı. Sonunda, 202 sonba­harında Zama’da Hannibal’i yenen Scipio, bir barış antlaşması kabul ettirmeyi başara­bildi. Bu antlaşmaya göre Kartaca, İspan­ya’yı geri veriyor, fillerini ve (on gemisi dı­şındaki) bütün donanmasını teslim ediyor, yıllık taksitler halinde elli taksitte 10 000 talent vergi ödemeyi ve roma halkının rızası olmadan hiç bir savaşa girişmemeyi ta­ahhüt ediyordu. Bu durum, Kartaca’yı top­rakları, Syphax’ın ve Cirta şehrinin de katılmasıyle genişlemiş ve Roma ile ittifak kurmuş olan Masinissa’nın muhtemel saldı­rılarına karşı savunmasız bırakmış oluyor­du (M.ö. 201). Dış siyasetinde Roma’ya ba­ğımlı duruma gelen ve elinde yalnız Afrika’daki topraklar kalmış olan Kartaca, bu durumda artık büyük devlet olmaktan çık­mış ve yerini de İspanya ile Afrika’nın hâ­kimi, Doğu Akdeniz’de egemen Roma’ya bı­rakmış oluyordu. Kuşkusu yine de yatışma­mış oları Roma, Kartaca’dan, ülkesinin top­lumsal yapısını değiştirmeğe çalrşan Hanni­bal’in sürgüne gönderilmesini istedi (195) ve Afrika’da yeni bir tehlike baş gösterir gös­termez bu şehrin yerle bir edilmesini karar­laştırdı.

* Üçüncü Pön savaşı (149-146). 153′e doğ­du, Kartaca’nın Afrika’daki topraklarında sağladığı bolluk karşısında şaşkınlığa düşen Cato korkuya kapıldı ve Kartaca’nın yıkıl­ması gerektiği sonucuna vardı. (Sık sık, Delenda est Carthago [Kartaca'yı yerle bir etmek gerekir] dediği ileri sürülmektedir.) Kartaca ile Masinissa arasında sık sık çıkan çatışmaların Kartaca’yı Massinissa’ya karşı M.ö. 201 tarihli antlaşmaya ay­kırı olarak silâhlanmak zorunda bırak­ması, yeni bir savaş vesilesi oldu. Bu sa­vaş, Kartaca’nın bir afrika devleti tara­fından ele geçirilerek kendi çıkarına uy­gun bir afrika gücü haline getirilmesinden çekinen Roma’nın işine geliyordu. Böylece 149-146 arasında üçüncü Pön savaşı çıkmış oldu. Bu savaş sırasında Romalılar iki yıl boyunca yaptıkları sürekli saldırılardan bir sonuç alamayınca, kuşatmanın yönetimini Scipio Aemilianus’a bıraktılar. O da, ülke­nin ovalık bölümünü elinde tutan kartaca birliklerini bozguna uğrattı ve Kartacalıların kıskaçtan kurtulmak amacıyle gösterdik­leri kahramanca çabalara (donanmanın ab­luka altında bulunduğu limandan çıkmasını sağlamak için kazılan kanal) rağmen şehrin kara ve denizle bağlantısını kesti. Sonun­da, Byrsa tepesi on günlük bir kuşatmadan sonra düştü ve hayatta kalan son Kartacalılar Eşmun tapınağının yıkıntıları altında can verdiler. Bundan sonra, Kartaca yerle bir edildi, toprağı lanetlendi, şehrin yeniden kurulması yasaklandı ve toprakları da sena­tonun karanyle kazıları fossa regia’nın sınırları içine alındı. Böylece, Pön savaşları, birçok defa rakibini yenilgiye uğratabilecek kadar zorlamış olan Kartaca’nın, bütün ça­balarına rağmen, yok edilmesiyle sonuçlan­mış oluyordu. Kartaca’nın bazı önderlerinin yeteneksizliği, Barkas ve Hannon aileleri arasındaki rekabet, paralı askerlerin ordu içindeki aşırı derecede önemli rolü, İkinci Pön savaşı sırasında donanmanın şaşılacak kadar güçsüz oluşu v.b. sebepler, bu devle­tin, kazanması mümkün olabilecek bir savaştan yenik çıkmasına yol açmıştı.

• Pön savaşlarının sonuçları. Pön savaşla­rı, Kartaca’nın yok olması dışında, birçok önemli Sonuç daha doğurdu. Bu sonuçlar kı­saca şöyle özetlenebilir: Roma’nın ve İtalya’nın nüfus yoğunluğunun azalması; işlen­mekte olan bazı toprakların yeniden işlen­meyen toprak haline gelmesi; küçük toprak Sahiplerinin elinde bulunan topraklarına, nobilitas tarafından düşük fiyatlarla satın alınması veya ager publicus topraklarının düşük ücretlerle kiralanması yoluyle geniş latifundia’iar (ağaç ve özellikle yoğun bir biçimde sığır yetiştirilmesi) kurulması ve yi­ne bu kimselerin yabancı illerdeki kazançlı işletmelerle zenginleşmesi; bunun yanı sıra, ordulara donatım Sağlayarak ve vergi top­layarak, şövalyelerin servet yapması; küçük toprak sahiplerinin de katılmasıyle şehir plebleri sayısının artması ve bu sınıfın yok­sullaşması; savaş sırasında yasama görevini halk meclislerine önem vermeyerek çoğu za­man tek başına yürüten Senatonun güçlen­mesi, cursus honorum’a değer verilmemesi ve zafer kazanan generallere aşırı bir say­gınlık sağlanması (meselâ Afrikalı Scipio) sonucunda roma demokrasisinin bozulması; gelenek ve göreneklerin (gösteriş merakı), dinin (Hannibal’in zafer kazanmasını önle­mek amacıyle Roma’ya Cybele kültünün so­kulması) ve siyasetin doğululaşması. Bu doğululaşma, yönetimini ele almayı umdukları yeni iller bulmak amacıyle Senatörlerin ve haraca bağlayacakları yeni iller veya ka­zançlı işler peşinde koşan şövalyelerin Batı Akdeniz’de hâkim durumda olan Roma’yı, doğuda sonu belli olmayan bir yayılmaya sürüklemek istemelerinin sonucuydu. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pön savaşları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÖLOT

Tarih 08 Haziran 2009

PÖLOT i. (fr. pelote). Spor. İçi kum dol­durulmuş, cilâlı ve yağlanmış bir topla bir duvar karşısında oynanan oyun. (Karşılıklı oynanan oyunlardan daha eskidir.) || Bask pölotu, özellikle Basklar tarafından ve bir topla oynanan oyunların bütününe verilen ad. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖLOT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÖL’LER

Tarih 08 Haziran 2009

PÖL’LER, Batı Afrika’da halk. Dilleri Pölce olan ve Pöl’lerin iktisadî düzeninin için­de yer alan Zenci Pöl’lerle birlikte sayıları 4 500 000 kadardır. Senegal’den Çat gölünün doğusuna kadar uzanan Sudan bölgesinde dağınık olarak yaşarlar. Etnik kaynakları bilinmez; ama antropolojik özellikleri bakı­mından Zencilerden ve Büyük Sahra’nm gö­çebe beyazlarından değişik, ortalama 1,74 m boyunda, ince yüzlü, hiç bir zaman basık olmayan düz veya kemerli burunlu, ten renkleri bakır rengiyle siyah arasında deği­şen insanlardır. Göçebe olarak yaşayanlar yerleşik zenci köylerinin sürülerine (sığır, koyun) çobanlık yaparlar. Yerleşik düzene geçmiş olanlarda ise ırkın iyice melezleşmiş olduğu görülür. Ama asıllarını hiç bir za­man unutmamışlardır. Bugün çoğu müslüman olan Pöl’lerin batı zenci afrika tarihi ve sosyolojisi üstünde büyük etkileri olmuş­tur.

• Tarih. Pöl’lerin menşei konusunda çeşitli varsayımlar öne sürülmüştür. Kesin olarak bilinen
XI. yy.da Senegal’e yerleşmiş olduk­larıdır. Yüzyılın sonunda ise içlerinden ba­zıları doğuya doğru yer değiştirmeğe başla­dı. Yerleşme tarzları, XIV. yy.ın sonunda Macina’da, XVIII. yy.da Futa-Calon’da, XIII. – XVIII. yy.lar arasında Nijerya’da, XVIII. yy.da Adamaua’da hep aynı biçimde olmuştur. Geleneksel olarak hayvancılık ya­pan Pöl’ler, çiftçilerin sürülerine çobanlık yapmak için gelir, içlerinden bazıları yerleşik düzene geçerek bölge halkına karışır ve melez halklar ortaya çıkmasına yol açardı. Ama göçebe kalmış ve Müslümanlığı kabul etmiş olan öteki Pöl’ler kendilerini Zenciler­den üstün sayarlardı. Bunlar, gerek hayat tarzı gerek ırk ve din bakımından Zenciler­den farklıdırlar ve zenci boyunduıuğu altın­da yaşamağa katlanmak istemezler; bundan dolayı da ayaklanır, bazı toprakları ve sü­rüleri ellerine geçirir, bu topraklar üzerinde bağımsız pöl devletleri kurarlardı. XIV. yy.­ın sonunda kurulmuş olan Maeina krallığı Ahmadu I (1818-1845) devrinde tamamıyle bağımsız oldu. Ama 1862′de Bani nehrinin üstündeki Saeval’de bu ülkeyi yenen Melez Fatih Hacı Ömer tarafından yıkıldı ve top­rakları da 1889-1893 arasında geçen dört yıl içinde fransız hâkimiyeti altına alındı. 1694′te Futa-Calon’a giren Pöl’ler XVIII. yy.da (1725′e doğr.) burada dikkate değer bir vergi sistemi kuran ve 1725′ten beri de sürekli olarak din savaşları yapan feodal bir krallık kurdular.

Bu krallık 1888 ile 1896 arasında Fransızların hâkimiyeti altına girdi. İlk Pöl’­lerin daha XIII. yy.da girdikleri Nijerya’da Osman dan Fodio (1754-1810) paganlaşmış olan Pöl’lere yeniden Müslümanlığı kabul ettirdi, Havsa’ları yendi (1804) ve bir müslüman devleti kurdu. Ayaklanmalar dolayısıyle zayıf düşen bu devlet 1885′te ingilizler tarafından kolayca boyunduruk altına alın­dı. XVIII. yy.dan itibaren yavaş yavaş gir­meğe başladıkları Adamaua’da da Zencilere boyun eğmiş olan Pöl’ler, Osman dan Fodio’nun çağrısı üzerine ayaklandılar; Osman dan Fodio harekâtın yönetimini Adama’ya bıraktı (1805) ve o da adını ölümüne kadar (1848) hüküm sürdüğü bu ülkeye verdi. Bun­dan sonra da, Adamaua kralığı, ülkenin Al­manlarla İngilizler arasında paylaşılmasına kadar yavaş yavaş parçalandı ve avrupalıların ülkeye tam olarak elkoyması 1901′de tamamlandı. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÖL’LER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POYKİLODERMİ

Tarih 08 Haziran 2009

POYKİLODERMİ i. (fr. poikilodermie). Dermatoloji, Çoğunlukla kadınlarda, yüzde ve boyunda görülen deri hastalığı; deride telanjiyektazi ile birlikte, ağ görünümünde renk bozukluğu ve atrofi vardır. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POYKİLODERMİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POST

Tarih 06 Haziran 2009

POST i. (fars. püîf’tan). Tüyleri alınmamış hayvan derisi: Gözüm kaldı şu kaplanın postunda (Karacaoğlan). içine kurt postu geçirilmiş kısa gocuğunu, kısa konçlu çizmelerini giymişti (Kemal Tahir). || Mec. Makam: Post peşinde olmak. ] Sıf. Esk. Tüylü deriden yapılmış: Post kalpak. || Gür ve kaba: Post bıyık.

— çes. dey. Post elden gitmek, öldürül­mek, işini, nüfuzunu kaybetmek. || Post kavgası, iktidarı veya bir makamı ele geçir­me çabası: Yalnız tekkede post kavgası var. Onun da bir ucundan Derviş Mehmet, bir ucundan ben çekip duruyoruz (Ahmed Rasim). || Posta geçmek, yüksek bir makama geçmek. || Postu deldirmek. Argo. Kurşunla yaralanmak. || Postu kurtarmak, ölüm teh­likesini atlatmak. || Postu sermek, kalmak amacıyle bir yere veya makama yerleş­mek: Sabiha Hanımı eğlendirmek bahane­siyle, konağa postu sermiş (H. E. Adıvar). || Postu sudan çıkarmak, durumunu düzelt­mek, // Postu vermek, ölmek: Anlıyorsun ya, ya bu kafanın içindeki dünya hakikat ola­cak, ya da postu vereceğim (R. N. Güntekin). || (Birinin) Postuna oturmak, birinin makamını ele geçirmek. Kurumlanmak. || (Birinin) Postuna saman doldurmak, bir kimseyi öldUrmek. || (Birinin) Postuna çı­karmak, bir kimseyi öldürürcesine dövmek.
— Avc. Bk. ANSiKL.
— G. santl. Rönesans devrinde ve Klasik çağda heykelcilikte kullanılan hayvan deri­si biçimindeki motif. (Kaynağını Herakles’in özel niteliği olan Nemea aslanı postun­dan alır, çoğunlukla arma kompozisyonla­rında yer alır.)

— Tasav. Tarikatta şeyhin oturduğu ma­kam. (Bk. ANSiKL.) || Post kubbesi, mevlevî dergâhlarında şeyhin (postnişin, dede) oturduğu makam. (Yerden biraz yüksekçe olduğu için bu adı alır.) || Post nakibi, tarikatte postları yerleştirmekle görevli olan kimse. // Postu dürmek, mevlevîlerde «Meydanı Şerif»teki Sultan Veled ve Ateş­bazı Veli makamı sayılan yerde serili pos­tun kaldırılması. (Gece yatılacağı zaman, manevî değeri büyük olan bu post saygı­sızlık olmasın diye dürülerek kaldırılır.) | Posta geçmek, şeyh olmak, şeyhlik makamı­na yükselmek. (Bk. ANSİKL.) || Posta otur­mak, tekkeye şeyh olmak.

— ANSİKL. Avc. Post sözü genellikle ya­banî hayvanların tüylü derisi için kullanı­lır; evcil hayvanlarınkine deri denir. Pos­tun üzerinde çoğu zaman iki çeşit kıl bulunur: dik, kalın ve az çok uzun olan lara «kaba kıl», bunların altında, dipte bu­lunan, kıvrık kıllara «tüy» denir: Postlar hayvandan hayvana değişik olduğu gibi, mevsime, yaşa ve cinsiyete göre de deği­şik olur. Ayrıca, postun sırt tarafı karın tarafına göre genellikle daha koyu veya daha renklidir.
— Tasav. Tekkelerde, yönetimi elinde bu­lunduran, en yüksek yetkilinin oturduğu yere koyun, geyik gibi hayvanlardan biri­nin postu serilirdi. Bu post, zamanla tari­kat düzeninde şeyhlik makamını gösteren bir kavram niteliği kazandı. Genellikle bektaşî ve mevlevîlerde her makamın bir pos­tu vardı ve o makam post adiyle anılırdı, öteki tarikatlarda ise yalnız şeyhlerin pos­tu vardır.
Bektaşîlerde oniki imamdan dolayı oniki makamı gösteren on iki post vardır:
1. baba postu. Buna horasan postu da denir. Horasan’dan gelen erlerin getirdiği bir post­tur. Hacı Bektaş Veli’nin makamı sayıldı­ğından bu posta kimse oturamazdı. Mey­danda, ocağın yanında, kandilin altında kıbleye karşı serili siyah bir posttur;
2. aş­çı postu (Seyid Ali postu);
3. ekmekçi pos­tu (Balım Sultan postu);
4. nakip postu (Kaygısız Sultan postu);
5. atacı postu (Kamber Ali postu);
6. meydancı postu (Sarı ismail postu);
7. türbedar postu (Karadonlu Canbaba postu);
8. kilerci postu (Erkulu Hacim Sultan postu);
9. kahveci postu (Şah Şazeli postu);
10. kurbancı pos­tu (Hazreti ibrahim aleyhisselâm postu);
11. ayakçı postu (Abdal Musa postu);
12. mihmanevı postu (Hızır aleyhisselâm postu). Mevlevîlerde «Meydanı Şerif»te en büyük makamı gösteren iki post vardı:
1. kırmızı post (Sultan Veled makamı); 2. beyaz post (Ateşbazı Veli makamı). Bütün bu postların kutsallık taşıdığına inanılırdı.

• Posta geçmek. Tekkelerde, yönetimi elinde bulunduran ve derece bakımından en yüksek basamakta olan kimseye şeyh de­nir. Şeyh’in görev sırasında oturduğu ma­kamda genellikle post vardır. Bir tekke şey­hinden boşalan bu makama yeni bir görev­linin geçmesine posta geçmek veya posta oturmak denir. Bu deyim daha çok bektaşîler ve mevlevîler arasında kullanılır Bek­taşîlerde ve mevlevîlerde posta geçmek de­yimi, tarikatın kurulduğu, tarikat kurallarının yerleştiği zamandan kalmadır. (ML)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORTİNARİ (Cândido)

Tarih 06 Haziran 2009

PORTİNARİ (Cândido), brezilyalı ressam (Brodosqui, Sâo-Paulo eyaleti 1903-Rio de Janeiro 1962). Bir italyan göçmen ailesinin oğlu. Rio de Janeiro Güzel Sanatlar okulunda okudu, 1928′de bir burs kazandı ve 1930′a kadar Paris’te kaldı. 1936′da Fe­deral Eyalet üniversitesine profesör tayin edildi, önemli duvar resimleri yaptı: Bre­zilya Topraklarının işlenmesi, Çocuk Oyunları, Dört Unsur (Millî Eğitim bakan­lığı, 1936-1945), Zenci Müziği (Radio-Tupi de Rio de Janeiro, 1943), İncil Çevrimi (Radio-Tupi de Sao Paulo, 1944), Göçmen­ler, Hac Yolu (Belo Horizonte katedrali, 1945). Başlangıçta gerçekçi ve yumuşak olan üslûbu, 1940′tan sonra ekspresyonist bir özellik kazandı. (L)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTİNARİ (Cândido) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PO ovası

Tarih 04 Haziran 2009

PO ovası, Kuzey İtalya’da Po ve kolları­nın akaçladığı ova. Alp yayı, Kuzey Apennin dağı ve Adriya denizi arasında yakla­şık olarak 46 000 km2′lik bir alanı içine alır, Piemonte, Lombardia, Emilia ve Veneto toprakları üzerinde uzanır. Tarım ve hayvancılığın zenginliği, sanayi faaliyetleri­nin çeşitliliği sayesinde Po ovası İtalya’nın en zengin bölgesi olmuş ve nüfusu 100 000-’den fazla olan şehirlerin yarısı bu bölgede toplanmıştır. Eski bir pliyosen körfezin ye­rinde bulunan bu ova, doldurulmuş alanlar, ırmak-buzul taraçaları ile daha yeni bir alüvyon ovasından meydana gelir, üçüncü zaman topraklarının kalınlığı 8 000 m’ye ulaşır. Irmak-buzul döküntülerinden meyda­na gelen yüksek taraçalar çakıltaşlı, ku­raktır ve ırmakların alçak killi taraçalarına hâkimdir. Bu iki taraça dizisi arasında ku­zeyde Cuneo’dan Gorizia’ya kadar çok dü­zenli, güneyde daha dağınık olan fontanili çizgisi uzanır.
Ovanın her yeri değerlendirilir. Tarım top­rakların cinsine göre değişir; yüksek kısım­larda tahıl, yemlik bitki ve meyve ağaçla­rı, alçak kısımlarda nemli çayırlar ve pi­rinç yetiştirilir. Delta daha Eskiçağda bü­yük çabalar harcanarak kurutulmuş ve akaçlanmıştır. Islah çalışmaları bugün 335 km2′lik bir alanı kapsar (bundan 450 000 ki­şi yararlanır). Comacchio denizkulakları ku­rutulmuş ve toprak dağıtımı yapılmıştır. Bu kesimde başlıca tarım, kenevir, şeker pan­carı (italya’daki şeker pancarı tarlalarının yüzde 80′i) ve meyve (elma ve erik) ağacı yetiştiriciliğidir. Sanayi kaynakları çeşitli­dir: bütün ovaya dağıtılan tabiî gazın çı­karılması (Cortemaggiore, Bordolano, Ripalta), Cortemaggiore’de, Rovigo ve Ravenna’da petrol rafinerileri. Bölgede her çeşit sanayi vardır, metalürji, kimya ve do­kuma sanayii şehirlerin çevresinde, besin sanayii (şeker fabrikaları, konservecilik) del­tada toplanmıştır. İlgili dört bölgenin sanayi kollarında iki milyon kişi çalışır. Şehirler özellikle ovanın çevresinde su baskınlarının erişmediği ve savunmanın daha kolay olduğu yerlerde kurulmuştur. Güneyde, hem idare hem de sanayi merkezleri olan Parma, Reggio, Modena, Bologna gibi şehirler güneyde Emilia yolu boyunca sıralanır. Ku­zeydeki şehirler ise yüksek taraçalarda asalp tepelerinin eteğinde kurulmuştur ve çoğu zaman ötekilerden daha hareketlidir: Bergamo, Brescia, Verona, Vicenza. Vene­dik ve özellikle limanı Mestre, ovanın Adriya denizine çıkış noktalarıdır. Batıda Torino ve Milano ikinci derecedeki Biella ve Novara şehirlerinin hayatına hâkimdir, iki otoban tarafından aşılan ve iki başka oto­banla İtalya’nın diğer kısımlarına bağlanan Po ovası Alp geçitleri ağızlarında yer al­dığı için Avrupa’nın çeşitli bölgeleriyle de­vamlı bağlantı halindedir. Tarih boyunca çeşitli çekişmelere yol açmış zengin Po ova­sı bugün italya’nın can damarıdır. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PO ovası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONT

Tarih 04 Haziran 2009

PONT i. (fr. ponte). Bakara, rulet v.b. oyunları kasa dışında oynayana verilen ad. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONSARD (François)

Tarih 04 Haziran 2009

PONSARD (François), fransız şairi (Vienne, İşere 1814 – Paris 1867). Avukattı. Ti­yatroya yöneldi. Belli ölçüde romantizm­den yana olmakla beraber, romantik dra­ma karşı baş gösteren tepki hareketinin, an­tik edebiyata dönüş ve bir «sağduyu» akı­mının başında yer aldı. Burgraves adlı oyu­nunun başarısızlığından sonra sahneye ko­nan (Odeon, 22 nisan 1843) Lucrece, gök­lere çıkarıldı. Agnes de Meranie (1846), Charİotte Corday (1850), Horace et Lydie (1850), Ce qui Plaît aux Femmes (Kadın­ların Hoşlandığı) [1860] adlı oyunları pek başarı kazanamadı, öbür eserleri: L’Honneur et l’Argent (Şeref ve Para) [1853] adlı komedi, Direktuvar döneminin törelerini .yansıtan Le Lion Amoureux (Âşık Aslan) [1866] adli dram ve Galilee (1867). [L]

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONSARD (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPİGNAN

Tarih 04 Haziran 2009

POMPİGNAN (Jean-Jacques lefranc,— markisi), fransız şairi
(Montauban 1709- Pompignan, Guyenne 1784). Didon (1734) adlı trajedisi, sonraki oyunlarından ve ya­rı nazım, yarı nesir olarak yazdığı Voyage de Languedoc et de Provence’mdan (Languedoc ve Provence’a Seyahat) çok başarı kazandı. Davud’un mezmurlarını (1751), kehanetleri ve neşideleri, güçlü bir dille çevirdi. Oybirliğiyle Academie Française’e seçildi (1759); kabul töreni nutkunda filo­zoflara çatınca Voltaire’in hücumuna uğ­radı. Daha sonra, malikânesine çekilen Pompignan, O de s Chretiennes et Philosophiques (Hıristiyanlık ve Felsefe Odları) [1711] adlı eserini yazdı, Aeskhylos’un tra­jedilerini (1770) ve Les Georgigues’i [1784] çevirdi. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPİGNAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPEİUS (Cneius — Magnus)

Tarih 04 Haziran 2009

POMPEİUS (Cneius — Magnus) [M. ö. 75-Miletos 35]. Babası ve kardeşi Cneius’un ölümünden sonra mücadeleye devam et­ti. Sezar öldükten sonra senatonun oyun­cağı oldu ve donanma yönetciliğine geti­rildi. Triumvir’ler tarafından görevden uzaklaştırılınca, Akdeniz’de hâkimiyet kur­du; Sicilya, Sardinya ve Korsika’yı işgal ederek Roma’yı aç bıraktı. Antonius’un desteğini elde etti, Misenum antlaşmasın­da fiilî iktidarı resmen kabul edildi. Ama Naulochus’ta Agrippa tarafından yenilgiye uğratılınca (36) Miletos’a kaçtı ve orada Antonius’un bir subayı tarafından öldürül­dü. (L)
POMPEİUS (Trogus). Bk. trogus pom­peius.

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEİUS (Cneius — Magnus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMPEİ

Tarih 04 Haziran 2009

POMPEİ, lat. Pompeii, Napoli eyaleti Campania’da Vezüv’ün eteklerinde kurul­muş italyan şehri, 19 100 nüf. önemli bir zi­yaret yeri. Madonna del Rosario’nun tapı­nağı.

• Arkeol. M.ö. VI. yy.’da Osk’lar tarafın­dan kurulan şehir Yunanlıların etkisi altına girdi; birkaç yıl da Samnit’lerin işgali al­tında kaldı (M.ö. 425-420). 290′da Roma’nın mütefiki oldu, Sınıf kavgası sırasında ayak­landı. Sulla tarafından ele geçirilerek (M. ö. 89) sömürge oldu ve M.S. 62′de «Colonia Neroniana» adını aldı. Deniz kenarın­da (o zamandan beri, volkan küllerinin bi­rikmesi sonucunda kıyı yer değiştirmiştir) verimli toprakların üzerinde ve güzel bir ülkede kurulmuş olan Pompei, çevredeki Yu­nanlıların etkisiyle helenistik bir şehir gö­rünüşü aldı. M.S. I. yy.da Romalılar bura­ya akın edince şehri bir zevk ve eğlence ye­ri haline getirdiler. Bu yüzyılda (59), Pom­pei, Nucerini’lerle çıkan bir anlaşmazlık yü­zünden karıştı ve kan dökülmesine yol açan bu durum imparator tarafından şiddetle kı­nandı. Daha sonra 62′de bir deprem sonu­cunda yıkılan şehri kısmen yeniden inşa et­mek gerekti. Pompei, yüzyıllar boyunca top­rak altında kalmasına yol açan 79 felâketi sırasında, surlarla çevrili, elips şeklin­de 30 000 nüfuslu bir şehirdi. Liman çok faaldi, fakat birçok işsiz güçsüz de vardı. Çok yaygın olan latin dilinin yanı sıra yu­nan kültürü de etkisini sürdürüyordu. Daha o zamanlar bile şehirde birkaç hıristiyan vardı.

Volkanın püskürmesi çok anî oldu. Belediye seçimlerinin yapıldığı bir dönemdi. Tiyatro­da Plautus’un Casina adlı eseri oynuyordu. Küller ve yanardağ taşları yağmağa başla­dığı zaman halkın çoğu başlarında birer yastıkla kırlara kaçtı. Birçok kişi de evlerin­de her şeylerini olduğu gibi bırakarak ale­lacele çıktı, geç kalan ya da değerli eşya­larını almak için geri dönenler ise bunu hayatlarıyle ödediler. Kazı yapanlar, katılaş­mış kül yığınları içinde, cesetlerden arta ka­lan boşlukların alçıdan kalıplarını çıkararak bu kimselerin son andaki durumlarını tes­pit ettiler. Misena’da bulunan filonun ku­mandanı Büyük Plinius yanardağın püskür­mesini yakından görmek istedi ve boğularak öldü. (Yeğeni Küçük Plinius ise olayları anlatmıştır.) Şehir metrelerce kalınlıkta vol­kanik artıklarla örtüldü. Bazı kimseler de­ğerli eşyalarını almak için geri döndüler, ama bir süre sonra şehir kendi haline bı­rakıldı. 1600′e doğru bilgin Fontana bura­daki yıkıntılara dikkati çekti. 1748′de bir köylü bazı heykeller buldu; 1860′tan sonra da gittikçe artan bir hızla kazılara başlandı. Kazı tekniği geliştirildi ve çalışmalar ara­lıksız sürdürüldü. Bugün şehrin deniz ta­rafında bulunan, toprağın yüzeyine yakın ve açılması en kolay olan üçte biri, XX. yy.da çok dikkatle yapılan kazılar sonunda da, özellikle Strada dell’ Abbondanza (Bere­ket caddesi) ortaya çıkarılmıştır.
Şehrin kendine bas bir görünüşü vardır. Çok düzensiz bir şekilde döşenmiş ve kenar­larında yüksek yaya kaldırımları bulunan caddelerde yayaların geçmesini kolaylaştır­mak amacıyle yer yer çıkıntılar meydana getiren kaldırım taşı yığınları vardı. Çeş­melerin suyu bir kanalizasyon şebekesinden sağlanır. Dükkânlar pek çoktur: jüllonicae (kumaş boyama), thermopolia (kabareler). Bunların yol boyunca birer tezgâhları vardı. Arkada da, hiç bir özelliği olmayan basit birçok evle, yüksek burjuva sınıfının evleri (Casa) yer alır. Bunlardan bazıları freskleri ve heykelleriyle ünlüdür: Casa del Citharista, Casa dei Diadumeni, Casa del Criptoportico, Casa del Larario. Casa dei Menandro, Casa delle Nozze d’Argento, Ca­sa degli Amorini Dorati, Casa del Fauno ve eski sahiplerinin adlarıyle anılan Vettius’ların (Casa dei Vettii), Loreius Tibuatinus’un Casa de Loreia Tiburtino ve bankacı «Jucundus»un (Casa di Jucundo) evleri. Bunlar, bir atrium, arkada ise bir neustil çevresinde kurulan o devrin tipik ev planını çizmeğe imkân vermiştir.

Bahçeler kısmen yeniden düzenlenmiştir, özellikle mitolojik konulu ve balmumu yahut kazeinle yapıl­mış duvar resimleri, etkisi çok canlı olan bir dekor meydana getirir.
Bununla birlikte konular hep aynıdır ve seri halinde iş çıkaran sanatçılar tarafın­dan birbirinden kopya edilmiştir. Bu resim­lerden bazıları oldukları yerde, camların al­tında muhafaza edilmiş, bazıları da Napoli müzesine konmuştur. Bunlarda dört ayrı üs­lûp görülür: mermer panoları örnek olan samnit üslûbu (M. ö. 200-70), aldatıcı bir görünüşü olan perspektifleri kapsayan üslûp, Augustus devrinde değişik manzaralarla çeşitli mitoloji sahnelerini işleyen üslûp ve Neron devrinde barok tarzına doğru bir eği­lim gösteren üslûp. Süslemeler mozaik ve yalancı mermerle yapılmıştır. Ayrıca, bu­lunmuş olan çeşitli eşyalar da vardır: mut­fak eşyası, ne işe yaradığı pek anlaşıla­mayan kaplar, borular, tabletler (mumlu tahtadan yapılmış ve iyice kömürleşmiş olan bankacı Jucundus’un tabletlerinde bir dizi sözleşme metni) vardır. Resmî binalar oldukça eskidir. Etrüsk ve Samnit devrin­den kalma surlar içinde, M.ö. II.yy.dan kal­ma üç yanı kemeraltılı ve arabalarla yasak­lanmış olan bir forum görülür. Bu forum imparatorların ve ünlü kişilerin heykelle­riyle süslüdür. Kuzeyde Jüpiter tapınağı, doğuda da kapalıçarşı vardır. Çok klasik olan bazilika M.ö. II. yy.’dan kalmadır ve batıda bir Apollon tapmağının yanında yer alır.

Ayrıca burada «üç köşeli» adı ve­rilen, etrüsk devrinden kalma ikinci bir fo­rum, hamamlar (Stabiae hamamları), iki ti­yatro, bir basamaklı tiyatro (M.Ö. I. yy.), bir Pompei Venüsü tapınağı (Venüs’e hal­kın özel bir sevgisi vardı), bir gladyatör kışlası v.b. bulunur. Duvarların dışında anayollar boyunca mezarlar, daha ötede de birkaç villa yer alır. Bunlardan, bir tepe­nin yanında bulunan Diomedes’in villası ve bir tarım işletmesi merkezi olan Villa dei Misteri, muhtemelen Dionysos âyinlerine ait sahnelerin yer aldığı freskleriyle ünlüdür. Şehirde yapılan incelemeler, grafitti’ler sa­yesinde roma taşra hayatının bütün dekoruyle günlük yaşantısını ortaya çıkardı. Bu duvarlarda zamanın şairlerinin mısraları, küçük haberler, yergi yazıları ve tanrıya ya­karışlar görülür. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMORZE veya POMERANYA

Tarih 04 Haziran 2009

POMORZE veya POMERANYA, alm. Pommern, Polonya’da coğrafî bölge, Aşağı Odra koridoru ile Aşağı Vistül koridoru arasında. Pomorze, yüzey şekilleri karma­şık tepelerden meydana gelir; bu tepeler, güney yamaçta Vistül, Warta ve Odra’nın vadileri ile kuzey yamaçtaki Baltık denizi­ne doğrudan doğruya dökülen küçük akar­sular arasında suları ayıran bir eşiktir ve Kuzey Avrupa ovasının Dördüncü zaman­daki son kıta buzullaşmasının («Baltık göl sırtları») kalmtısıdır. Bölgede birçok göl vardır. Denizin yakın olmasına rağmen, ik­lim serttir: Szczecinek’te üç ayın sıcaklık ortalaması sıfırın altındadır. Yazlar serin ve çoğunlukla sisli geçer. Pomorze’de tarım oldukça verimsizdir: ça­yırlar ve otlaklar ekili topraklardan çoktur. Hayvancılık yapılır (at, sığır, domuz), bi­raz çavdar ve patates yetiştirilir, turba çıkarılır. Düzeltilmiş olan kıyı mahfuz de­ğildir, ancak birkaç balıkçı limanına rast­lanır (Kolobrzeg, Ustka, Leba). Doğuda Pomorze kıyısı, Gdansk ve Gdynia koyunu kuzey rüzgârlarından koruyan uzun bir kum şeridiyle devam eder. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMORZE veya POMERANYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMERANYA

Tarih 03 Haziran 2009

POMERANYA, Baltık denizi kıyısında, sınırları çağlar boyunca değişen eski prens­lik. Tarihte adı Karolenj’ler devrinde Odra ile Vistül arasında yaşayan Pomeranyalılarla (putperest islavlar) geçmeğe başla­dı. X. yy. sonundan sonra polonyalı prens­ler Pomeranyalıları hâkimiyetleri altına al­mayı ve Hıristiyanlığı kabul ettirmeyi de­nediler; kral Boleslaw III, Szczecin (Stettin) düküne metbuluğunu kabul ettirdi (1121) ve Vistül yakınındaki bölgeyi ilhak etti (1125); fakat Pomeranyalıların direnme­si karşısında, kendisi Aşağı Odra bölgesi üstünde imparator Lothar IH’ün metbuluğuna kabul etti (Merseburg antlaşması, 1135). Odra bölgesinin 1170′ten sonra Szc­zecin ve Demmin dükü unvanlarını taşıyan prensleri, Brandenburg markgraflarının vasalı olarak Kutsal Roma-Germen impara­torluğuna katıldılar (1181).

Sonradan Kamien’e nakledilen (1125) Wolin piskopos­luğunu kuran (1140) alman misyonerleri, Odra bölgesini germenleştirmeğe ve tarla açma çalışmalarına başladılar. Doğuda Gdansk valilerinin kurdukları sülâlenin son temsilcisinin, Przemysl’e (sonradan Polonya kralı oldu) bıraktığı (1295) Vistül Pomeranyası, sonunda Szczecin düklüğü, Branden­burg markgraflığı ve toton tarikatı arasın­da bölüşüldü (1309); en büyük kısmını Tötonlar almıştı. Vistül yakınındaki bölge (Torun, 1466), o tarihten sonra «Batı Prus­ya» veya Krallık Prusya’sı adını aldı (bk. pomerelya); «Pomeranya» (alm. Pommern) adı ise Odra ırmağı yakınındaki prensliklere veriliyordu. 1326′da Rügen adasıyle Barth senyörlüğünü ele geçiren Po­meranya dükleri, Hansa’ya bağlanan ken­di şehirleriyle ve komşularıyle (Mecklemburg, özellikle de Brandenburg) savaştılar; sonunda Brandenburg ve Mecklemburg dük­leri onların metbuluğundan kurtularak bir veraset antlaşması yaptılar (1385). impara­torun metbuluğunu kabul eden (1529) Pomeranyalılar Luther’ciliği benimsediler (1534) ve Kamien piskoposluğunu laikleştirdiler (1536). Pomeranya’yı yeniden birleşti­ren (1625) Boguslaw XIV, islav sülâlesinin (1637′de sona erdi) son düküdür.
Otuzyıl savaşında düklüğünü işgal etmesine izin verdiği (1630) isveç, Boguslaw’ın Branden-burg’un üstündeki veraset hakkını ele geçir­meğe çalıştı. Vestfalya antlaşmalarıyle (1648) Batı Pomeranya ve Odra’nın ağızları İs­veç’e, Doğu Pomeranya’nın geri kalan kıs­mı ise Brandenburg’a verildi.

Hollanda sa­vaşı sırasında Pomeranya’yı işgal eden baş seçici prens Friedrich-Wilhelm, Saint-Germain-en-Laye antlaşmasıyle (1679) Odra’nın sağ kıyısındaki birkaç şehri aldı. Kari XII’nin saltanatının son yıllarında, İsveç Pomeranyası’nm tekrar işgali üzerine isveç, Peene’nin doğusundaki toprakları Prusya’ya bırakmak zorunda kaldı (Stockholm, 1720). Fransız birliklerinin 1806′da ve 1812′de işgal ettiği İsveç Pomeranyası, sonunda Prusya’­ya bırakıldı (Viyana, 1815) ve Prusya Pomeranya’nın bütünlüğünü sağladı. İkinci Dünya savaşı sonunda Polonya ile Almanya arasında çizilen yeni sınırla (1945), Prus­ya Pomeranyası’nın büyük kısmı Polonya’­ya verildi. (L)

POMERANYA. Bk. pomorze.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMERANYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMARE III

Tarih 03 Haziran 2009

POMARE III, asıl adı Teriitaria (Tahiti 1819 – ay.y. 1827), Tahiti kralı (1821-1827), Pomare II’nin oğlu. 1824′te Avrupa usulün­ce taç giydi, ingiliz misyonerlerinin elinde oyuncak oldu. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMARE III hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POMAKLAR

Tarih 03 Haziran 2009

POMAKLAR, pomak soyundan gelenler topluluğu. Pomak kelimesinin anlamı ve kaynağı üstünde duranlar, bunun islavca pomaçi (yardım etmek) fiilin­den türeyen pomagaçi (yardımcı) kelime­sine dayandığını göz önünde tutarak Po­makların voynuk teşkilâtında yardımcı vazife görmelerinden dolayı bu adı aldıklarını ileri sürerler. Pomak kelimesinin bulgarca mak (şiddet göstermek, cebretmek) fiilinden gelmiş olması ihtimali üstünde de durulmuş, bu kelimenin maça, mıça (eziyet çekmek) fiiliyle ilgili olduğu iddia edilmiştir. Ma­hallî halk ise kendisine Acharyani veya Agaryani adını verir. Bu arada pomak keli­mesinin türkçe çomak adiyle ilgisi de araş­tırılmıştır. Bulgarlar, Pomak çanın kendi dillerine yakın olması yüzünden, Pom aklara müslüman Bulgarlar adını verir. Bulgaris­tan’ın Selvi ve Lofça bölgelerinde bulunan köylerin bir kısmı XIX. yy.da Osmanlılar tarafından pomak köyleri diye adlandırılı­yordu. Fakat eski tahrir defterlerinde po­mak adı taşıyan köy ve nahiye yoktur. Pomaklar, başlangıçta Rodoplar’da yaşıyordu. Türkler 1356′dan itibaren Rumeli’ye geçme­ğe başladıktan sonra bu bölgelere kadar girdiler. Müslümanlık, yerli halk arasında yayıldı. Pomaklar XVII. yy.dan sonra müslüman oldular.
XIX. yy.da Pomakların yaşadığı bölgeler Rodoplar ile Doğu makedonya arasındaydı.

Bulgaristan’ın kuzeyinde Lofça, Plevne, Rahova, Orta Bulgaristan’da ise Filibe, Sela­nik, Manastır vilâyetlerinde Pomaklar var­dı. 1880′de yapılan bir sayıma göre, Bulga­ristan’da 400 000 pomak yaşıyordu. Bulga­ristan’da çıkan ihtilâller sırasında Rodop Türkleri gibi Pomaklar da büyük yıkımlara uğradılar. 1877-1878 Türk-Rus savaşları sı­rasında Pomaklardan bir kısmı Makedonya’ya, bir kısmı da Anadolu’ya geçti. Ayasta-fanos antlaşmasına göre (3 mart 1878), Ro­doplar’da yaşayan Pomaklar, öteki müslümanlarla birlikte bağımsız bir devlet kurmak istediler. Fakat 1878 Berlin antlaşmasıyle Pomakların yaşadıkları eski toprakların sı­nırları Bulgar prensliği ve Doğu Rumeli ya­rarına değişti. Bu yüzden 1892 yılma kadar Anadolu ve öteki osmanlı ülkelerine sığı­nan pomak ve müslümanların sayısı 700 OOO’i buldu. 1885′te iki bulgar prensliği bir­leşince Pomaklar yeniden Anadolu’ya ve Selânik’e göç ettiler. Bu sebeple 1891′de Bulgaristan prensliğinde 28 000, 1910′da ise (resmî sayımlara göre) 21143 pomak kaldı. Buna rağmen 1917′de Bulgaristan’daki Po­makların sayısı 121 000′e çıktı. Bugün Bul­garistan’da 100 000 pomak yaşadığı sanıl­maktadır. Bulgarlar zaman zaman Pomakları bulgarlaştıımağa çalıştılar; fakat bun­dan olumlu bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine Pomaklar, bulgar topraklarını terke zorlandılar. Bugün Türkiye’nin bazı bölge­lerinde de, özellikle Bursa ve çevresinde, Kırklareli’nde pomak vardır; fakat bunlar türkleşmiştir. Pomak dili bir tür bulgarca şivesi olmasına rağmen, içine türkçe keli­meler de karışmıştır; bu yüzden Pomaklar türkçe de konuşurlar ve Türklere büyük bir yakınlık gösterirler. (M)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMAKLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLYDAMAS

Tarih 03 Haziran 2009

POLYDAMAS, tesalyalı atlet; M. ö. 408 Olimpiyat oyunlarını kazandı. Silâhsız ola­rak bir aslanı öldürdü, son hızla giden bir arabanın önüne çıkıp onu durdurdu v.b. (L)

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYDAMAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNG PONG

Tarih 02 Haziran 2009

PİNG PONG i. (tes. edil. ad; onomatope). Masa üstünde oynanan bir çeşit tenis (ma­sa tenisi de denir): Halit Ayarcı ping pong oyununu çok seviyordu ve üst katta bunun için bir oda ayırîmıştı (A. H. Tanpınar).

— ANSiKL. Ping pong, boyu 2,74 m, eni 1,52 m, yerden yüksekliği 0,76 m olan, ge­nellikle yeşile boyanmış bir masada oynanır. Masa ikili oyunlardaki servis atışları için boyuna olarak tam ortadan bölünmüştür. Oyunun amacı, çevresi 11,43-12,06 sm, ağır­lığı 2,40-2,53 gr olan bir selüloit topu, ma­sayı enlemesine ve tam ortadan bölen 15,25 sm yüksekliğindeki filenin üzerinden, genel­likle kauçuk kaplı tahta bir raketle aşırt­maktır. Oyun kuralları tenis kurallarına benzer. Okkalama yasaktır ve taraflar sı­ra ile beşer servis atarlar. Ayrıca ikili oynarken servis atışlarında topun servis atılan bölümün çaprazındaki bölüme (teklide olduğu gibi fileye değdirmeden) düşmesi gerekir. Şampiyonluk turnuvalarında ping pong maçları her biri 21 sayılık (20 ve daha fazla sayılardaki beraberliklerde set kazanmak için rakipten iki sayı fazla al­mak gerekir) 3 veya 5 set üzerinden oy­nanır. (L)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNG PONG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİNEZYALI

Tarih 01 Haziran 2009

POLİNEZYALI i. (Polinezya’dan polinez-ya-lı). Polinezya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.

— ANSiKL. Antropol. ve Etnol. Ada ve takımadalarının çokluğuna rağmen, Polinezya’da polinezya ırkı denen ve hayli homogen bir insan soyu yaşar. Bu yerliler, esmer tenli, uzun boylu, vücut ölçüleri avrupalılarınkini andıran, brakisefal, ince yüz­lü, düz veya kıvırcık saçlı insanlardır, Ba­zı antropologlar onları sarı ırktan, bazıları da beyaz ırktan ve özellikle beyaz ırkın Akdeniz’de yaşayan grubundan sayarlar. Menşeleri meselesi de, ortaya atılan bir­çok teoriye rağmen belirsizdir. Bazı kim­seler Malezyalılarla yakınlıkları olduğunu ve Mikronezya veya Melanezya yoluyle Gü­neydoğu Asya’dan geldiklerini öne sürerler. Kimine göre de Hindistan’dan, Eski İran dünyasından veya Japonya’dan gelmişler­dir. Thor Heyerdahl, balsa tahtasından yapılmış Kon-Tiki adındaki bir salın üzerinde Peru ile Tuamotu kıyıları arasında yaptığı bir gezinin sonuçlarına dayanarak amerika asıllı oldukları sonucuna varmıştır. Çok iyi denizci olan Polinezyalılar, iki uçlu tek kürekle çekilen oyma kayıklarla kabi­leler halinde yer değiştirirlerdi.

Eskiden, kademeli ve karmaşık bir toplum teşkilât­ları, tabiatın gücü mana’ya. dayanan bir dinleri vardı. Tanrıları için marae deni­len, dev boyutlu tapmaklar kurmuşlardı. Balıkçılık yapar, patates, hindistancevizi v.b. yetiştirirlerdi. Barınakları, özellikle bitkisel maddelerden yapılmış ve ancak belirli işler için kullanılan dikdörtgen veya yuvarlak bölmelerden meydana gelirdi. Av­rupalılarla temasa başladıktan sonra Polinezyalıların çoğu Hıristiyanlığı kabul etti. Beyazların törelerini, yaşayış tarzlarını be­nimseyerek, kabile teşkilâtlarını ve gele­neksel yiyecek iktisatlarını terkettiler. Bu arada yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldiler; savaşlar, çocuk katliamı ve kıt­lıklar nüfusun azalmasına yol açtı. XIX. yy.daki sömürgeleşmeyle bu azalma daha da belirli bir hal aldı. XX. yy. başlarında misyonerlerin ve idarecilerin çabalarıyle du­rum düzeldi, üstelik nüfus yeniden artmağa başladı. Bk. POLİNEZYA. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİNEZYALI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLİGNAC ailesi,

Tarih 01 Haziran 2009

POLİGNAC ailesi, Velay’li fransız ailesi, Yukarı Ortaçağdan beri tanınmış olmakla beraber, MELCHiOR’un (Le Puy 1661-Paris 1742) rahipliğe kabul edildikten sonra Roma’ya giderek (1689) Papalık hükümetiyle Fransa’nın uzlaşmasına yardım etmesiyle, XVIII. yy.dan itibaren ün kazandı; Melchior Polonya’ya elçi olarak gönderildi, Conti prensi François Joseph’i Jan III Sobieski’nin ölümünden (1696) sonra kral seçtirtti. Conti prensi krallığına çok geç sahip olmuş­tu, Louis XIV’ün bu başarısızlığı Melchior’a yüklemesi onu gözden düşürdü. Kralın danışmanı olarak (1706), Hollanda ve ingil­tere ile yapılan görüşmelerde Fransa’yı tem­sil etti (1710-1713), kardinalliğe yükseldi (1712), Naiplik devrinde Maine dükü ile çevirdiği entrikalar yüzünden yeniden göz­den düştü; Auch başpiskoposu oldu. Anti-Eucrkce (Lucretius’a Karşı) adlı büyük şii­rini bitiremedi. — JULES FRANÇOİS (Claye 1743-Petersburg 1817), Melchior’un yeğeni­nin oğlu, irsî dük unvanı elde etti ve bir­çok önemli görevde bulundu.

—YOLANDE MARTİNE GABRiELLE (1749-Viyana 1793), Jules François’nın karısı Polastron’dan dünyaya geldi, Marie Antoinette’ten ailesi için birçok olağanüstü çıkar elde etti; bu durum Polignac’ların 1789′da halkın gözünden düş­mesine yol açtı. Çabucak Fransa’dan göç etmek zorunda kaldılar. —ARMAND jULES MARİE HERACLİUS (Paris 1771-Saint Ger-mainen-Laye 1847), Jules François ile Po-lastron’un oğlu; babasıyle birlikte Rusya’­ya gitti, Fransa’ya dönerek Cadoudal ile birlikte hükümete karşı bir komplo hazır­larken tutuklanarak ölüm cezasına çarptı­rıldı (1804). Cezası müebbet hapse çevrildi, sonra kaçmayı başardı (1813). Artois kontunun emir subaylığını yaptı, yaveri seçildi (1815) ve babası ölünce dük ve ayan üyesi oldu. Louis-Philippe’e bağlı kalacağına ye­min etmediği için Ayan meclisinden atıldı.

— JULES AUGUSTE ARMAND MARİE (Versailles 1780-Paris 1847); öncekinin kardeşi. Cadoudal komplosuna katıldı; iki yıla mah­kûm edildiği halde, kardeşiyle daha uzun süre hapis yattı ve onunla birlikte kaçtı. Ar­tois kontu ile Paris’e döndü (1814), Bourbons’larla birlikte Gand’a gitti (1815). Louis XVIII zamanında (Mersan köşkünde) Ar­tois dükünün etrafında toplanarak krallığın ve kilise nüfuzunun yeniden kurulmasını is­teyenlere katıldı. Ayan üyesi olduktan son­ra önce Charte’a bağlı kalacağına yemin etmek istemedi, ona göre bunda, dine karşı saygısızlık niteliğinde maddeler vardı. Kato­likliğe aşırı bağlılığı kendisine Vatikan ta­rafından prenslik verilmesini sağladı (1820). Londra elçisi oldu (1823-1829), 6 temmuz 1827 tarihli antlaşmayı imzaladı; bu ant­laşma gereğince İngiltere, Rusya ve Fran­sa, Osmanlılarla Yunanlılar arasında ara­buluculuklarını kabul ettirerek Yunanistan’­ın muhtariyetini sağlıyorlardı. Dışişleri ba­kanlığına (8 ağustos 1829), sonra başbakan­lığa (17 kasım) getirildi ve liberal düşünce­nin kendisini İngiltere’ye ve kiliseye boyun eğmekle suçlaması üzerine halkın gözün­den düştü. Osmanlı imparatorluğunun par­çalanmasından sonra, Avrupa siyasî harita­sının yeniden düzenlenmesi için bir tasarı ileri sürdü; Prusya’nın muhalefeti üzerine kesin olarak kenara itildikten sonra prens Polignac, Cezayir seferlerini hazırladı ve bu yüzden hükümeti, İngilizlerin dostluğunu kaybetti.

Bakanlarından Peyronnet ile yaz­dığı temmuz 1830 emirnameleri yüzünden iktidardan çekilmek zorunda kaldı (29 tem­muz), ingiltere’ye kaçmağa çalıştığı bir sı­rada Granville’de tutuklandı (15 ağustos), Ayan meclisinin önünde yargılandı ve mü­ebbet hapse mahkûm edildi, ayrıca unvanları ve medenî hakları da elinden alındı (21 aralık 1830). Ham kalesine kapatıldı; fakat 1836′da cezası affedildi.
—CHARLES MARİE (Londra 1827-Bouzarea 1904), Heraclius’un oğlu, ficole Polytechnique’i bitirdi; Ceza­yir Arap bürolarında subay olarak çalıştı (1857). 1862′de Cezayirli tuareg kabileleriyle, Fransa’nın Sudan’a girmesini kolaylaştıran bir antlaşmanın görüşmelerini yaptı. Tunus seferine katıldıktan (1881) sonra, Fransa’nın güney topraklarına sızma hareketlerinin gelişmesine çalıştığı Cezayir’de emekli oldu. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİGNAC ailesi, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLENZ (Wilhelm von)

Tarih 01 Haziran 2009

POLENZ (Wilhelm von), alman yazarı (Obercunewald şatosu, Bautzen yakınları 1861 – Bautzen 1903). Kendi deyimiyle, «korkma­dan ve iğrenmeden modern hayatın baya­ğılıklarına karışarak», taşralı soylularla köylülerin törelerini anlatmağa çalıştı. Oyunlar, romanlar ve hikâyeler yazdı. Oyun­ları: Heinrich von Kleist (1891); küçük hi­kâyeleri: Die Unschuld (Suçsuzluk) [1892]; romanları: Der Pfarrer von Breitendorf (Breitendorf Papazı) [1893], Der Büttnerbauer (Fıçıcı) [1895], Der Grabenhâger Liebe ist Ewig (Aşk Sonsuzdur) [1900]. (L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLENZ (Wilhelm von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLEMON (Antonios)

Tarih 01 Haziran 2009

POLEMON (Antonios), yunan sofisti (Laodikeia, Karia M. S. 88 – 144). İzmir’de (Smyrna) Skopelianos’tan hitabet dersleri aldı. Sonra da bir okul açtı; bu okula bütün Asya’dan öğrenciler akın etti. Gösterişli ya­şayışı ve gururuyle ün kazandı. İmparator Hadrianus ve Antonius’un gözde adamı ol­du. Onun teşebbüsü ile İzmir eyaleti, Hadrianus’a olağanüstü itibar belirtisi olarak «Olympos’lu», «Kurtarıcı», «Kurucu» gibi adlar ve payeler verdi ve şerefine Olimpiyat oyunları tertipledi (129). 131′de Polemon, Hadrianus tarafından, Atina’da kurulan Olympieion’un açış nutkunu vermekle gö­revlendirildi. Kendine maledilen Fiziognomoni İnceleme Kitabı adlı eserde, Hadrianus’un hayatı üstüne yararlı bilgiler vardır.(L)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLEMON (Antonios) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Polatlı höyüğü

Tarih 01 Haziran 2009

Polatlı höyüğü. Arkeol. Ankara’ya 40 km uzaklıkta Polatlı kasabasının yanında 250-300 m çapında höyük. 1949′da S. Lloyd ve N. Gökçe tarafından kazıldı; 31 yapı katı tespit edildi. Bunlardan I. kat – X. kat (I. kültür safhası) ile XI. – XV. kat (II. kültür safhası) Bakır çağına; XVI. ve XXII. kat (II. kültür safhası) kappadokia seramikleri devrine; XXIII. – XXXI. kat (IV. kültür safhası) Hitit çağına aittir. I. Kültür safhasında taş temelli, kerpiç du­varlı yapı kalıntılarıyle; koyu veya parlak pembe astarlı, perdahlı, bazen cilâlı sera­mikler bulundu. II. Kültür safhasının XI. katında bir ocak, XV. katta 1 m kalınlığın­da duvarlarla çevrili odalar, odaların içle­rinde sedirler, mil taşları, siyah ve mat be­yaz boya ile perdahlanmış basit çizgi bezemeli seramik ele geçirildi. II. Kültür safha­sında yerleşme yerinin yangın geçirdiği gö­rüldü. III. Kültür safhasında, XVI. katta yuvarlak çukurlar, taş duvarlarla tek renkli (monokrom) kappadokia seramiği bulundu. IV. Kültür safhasının XXV. katında ise bü­yük bir taş yapının bir bölümü ortaya çı­karıldı; ayrıca silo olduğu sanılan yuvarlak bir çukur görüldü. Yerleşmenin bütün saf­halarında çakmaktaşı ve obsidiyen âletler, sığır, koyun, domuz, köpek, geyik kemikleri, istiridye kabukları bulundu. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polatlı höyüğü hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLATKAN (Saim)

Tarih 01 Haziran 2009

POLATKAN (Saim), türk binicisi (Malat­ya 1907). öğrenimini askerî okullarda yaptı. 1932′de teğmen olduğu sırada Türk Millî Binicilik ekibine alındı. Aynı yıl Nice’de yapılan milletlerarası müsabakalarda Kıs­met adlı atiyle ikinciliği kazandı. Atatürk, kendisine Çankaya isimli bir at armağan etti. 1935 Aachen konkurhipiklerinde «Ren mükâfatı», 1938 Nice konkurhipiklerinde «Polonya Ordusu mükâfatı» ve Varşova konkurhipiklerinde de «Millî mükâfat»ı ka­zandı. 1938 Roma konkurhipiklerinde «Mussolini kupası»nı kazanan türk ekibinde yer aldı. Son olarak 1948 Londra Olimpiyat oyunlarına katıldı. Uzun süre Binicilik fe­derasyonu başkanlığı yaptı. (M)

01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLATKAN (Saim) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLLSBURY (Harry N.)

Tarih 31 Mayıs 2009

PİLLSBURY (Harry N.), amerikalı satranç oyuncusu (Somerville, Massachusetts 1872-Philadelphia, Pennsylvania 1906). 1895′te İngiltere’de yapılan Hastings Milletlerarası satranç turnuvasında şampiyon oldu. 1858′-den beri bu unvanı kazanan ilk amerikalıydı. 1898′de Viyana’daki milletlerarası kar­şılaşmada Tarrasch ile berabere kaldı, 1899′-da ikinciliği Janowsky ve Maroczy ile pay­laştı. 1901′de Amerika’da, Buffalo’da yapı­lan turnuvada birinci oldu. Bunu takip eden milletlerarası yarışmalara şeref yarışmacısı sıfatıyle katıldı. 1897′de J.W. Showalter’ı yenerek Amerika şampiyonluğunu kazandı. Ayrıca, aynı anda 22 oyuncuya karşı gözleri bağlı oynayıp ve oyunların çoğunu ka­zanarak bu alanda bir rekor kırdı. Aynı zamanda çok usta bir dama oyuncusuydu. (M)

31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLLSBURY (Harry N.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLAK

Tarih 30 Mayıs 2009

POLAK i. (fr. polaque). Polonya halkın­dan veya bu halkın soyundan olan kimse: Bu bapta sual irad olunur olunmaz koca polakın haline bir tahavvül gelerek… (Ahmed Midhat).
— Tar. XVIII. yy.da Fransa hizmetinde çalışan polonyalı süvari. (Polak’lar millî kıyafetlerini giyerlerdi. Silâhları da, çekiç, balta [marteau d'armes] ve palaydı. 1632′de Castelnaudary muharebesinde kısmen yok edildiler.) [LM]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLAÇEK (Karel)

Tarih 30 Mayıs 2009

POLAÇEK (Karel), çek yazarı (Rychnov nad Kneznou 1892-Oswiecim [Auschwitz] kampı 1944). Hikâye ve romanlarında canlı ve insancıl bir mizahla Çekoslovakya’daki küçük burjuva yaşayışını anlattı (Povidky israelskeho Vyznani [israil Dininden Hikâ­yeler], 1926; Dum na Predmesti [Banliyö­deki Ev], 1927; Muzi v Offsidu [Oyun Dışı İnsanlar], 1913; Hostinec «U Kamenneho Stolu» [«Taş Masa» Lokantası], 1931). Nazi toplama kampında öldü. (M)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLAÇEK (Karel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİZAT (Alfred)

Tarih 30 Mayıs 2009

POİZAT (Alfred), fransız tiyatro yazarı ve şairi (Roussillon, İşere 1863-Marsilya 1936). önce yunan oyunlarından manzum uyarla­malar yaptı. Electre (1905), Antigone (1909), Sophonisbe (1910), Meleagre et Atalante (1911), tnes de Castro (1912), Sainte Cecile (Azize Caecilia) [1918] adlı eserleri ile eski trajedi tarzının canlanmasına yol açtı. Poizat, antik yunan medeniyetiyle katolik ge­leneğine bağlı bir hümanistti. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİZAT (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTOU

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTOU, Fransa’da eski il; kuzeyde Bretagne, Anjou, Touraine, doğuda Berry ve la Marche, güneyde Saintonge ve Aunis arasında; toprakları Vienne, Deux-Sevres ve Vendee idare bölgelerini ve Haute-Vienne, Charente ve Charente-Maritime idare böl­gelerinin küçük bir kısmını içine alır.

• Coğrafya. Poitou coğrafî bakımdan çe­şitli bölgelere ayrılır: 1. Poitou eşiği, ikin­ci zaman topraklarından oluşan bir ova­dır; Paris havzasını Akitanya havzasına bağlar ve Armorik masifini Massif Cent­ral’dan ayırır. Touraine bağları ve Chrente bölgeleri arasında bir tahıl bölgesidir;
2. batıya doğru uzanan kalkerli Fonterayle-Comte ovası ve kıyıda Poitou bataklığı, alüvyonların doldurduğu bir üçüncü za­man körfezidir; bura’da sebze ve yemlik bitki yetiştirilir;
3. Armorik masifinin bir parçası olan Vendee’nin billûrlu toprakla­rı, kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uza­nır. Koruluk bir bölgedir, köy ekonomisine buğday ve sığır yetiştiriciliğiyle tereyağı kooperatifleri hâkimdir; kıyıda gerçek bir polder olan Breton bataklığı’nda tahıl ve sebze tarımı yapılır; hayvan yetiştirilir. Yumuşak iklimli Noirmoutier adası yoğun bir şekilde işletilir (km2′ye 130 nüf.).
— Poitou-Charentes bölgesel seçim çevresi, Charente, Charente-Maritime, Deux-Semes ve Vienne idare bölgelerini içine alır.

• Tarih. Bölgenin ilk halkı olan Pictav’-ar, M.Ö. 56′da Romalılara boyun eğdiler. V. yy.da Vizigotların işgal ettiği bölgeyi, Vouille savaşından (507) sonra Franklar aldı. Clavis vârisleri arasında bölüşülen Poitou, Birinci Akitanya düklüğü zamanın­da (VII. yy. sonu 768) birleştirildi ve Rannoux (839-867) Poitiers kontları sülâlesini kurdu. Poitou, 1137′de Fransa hanedanına geçti, 1152′de Henry II Plantagenet ile in­giliz hâkimiyetine girdi. Fransa kralı Louis VIII tarafından tekrar fethedilen bölgede XIII. yy.da ingiltere kralı Henry III’ün desteklediği mahallî soylular monarşiyle çatıştı; ama Henry III’ün yenilmesiyle kral­lık otoritesi tekrar sağlandı. Yüzyıl savaş­larından çok zarar gören Poitou, ingiltere’­ye bırakıldı (Bretigny antlaşması, 1360), sonra Fransızlar tarafından geri alındı (1369-1378) ve Charles VII zamanında Fran­sa tahtına bağlandı. XII. ve XIII. yy.dan sonra bataklık, fundalık ve ormanlarda bir­çok ıslah çalışması yapıldı ve topraklar soyluların elinde toplandı. XVI. yy.da fi­yatların yükselmesi, paranın satın alma gücünün azalması enflasyona yol açtı. La Rochelle limanında ticaretin çok canlı olmasına karşılık (XIII. yy.), sanayi çok geç bir ta­rihte kurulabildi.
— Leng. Poitou lehçesi, Poitou’da konu­şulan oil dili lehçesi. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTOU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTİERS kontları ailesi

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTİERS kontları ailesi, Rannoux’nun (839-866) soyundan gelen fransız kont ailesi. Rannoux II’den (889) itibaren bu aile Auvergne (Akitanya dükü Dindar Guillaume) ve Toulouse (Raimond III Pons) kont­larının isteklerine rağmen, Akitanya dük­lüğünü Guillaume X’un ölümüne kadar elinde tuttu. Guillaume, düklüğü kızı Alienor ile kocası Fransa kralı Louis VII’ye vasiyetle bırakmıştı. Guillaume X’un küçük kardeşi Raimond I de Poitiers, Antakya prensi oldu (1136-1149). Çocuklar evlenme yoluyle Kudüs, Kıbrıs, Kilikya, Ermeniye’de ve Baybars tarafından 1268′de ele geçiri­linceye kadar Antakya’da hâkimiyetlerini sürdürdüler. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTİERS kontları ailesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTİER (Sidney)

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTİER (Sidney), amerikalı zenci sine­ma oyuncusu (Miami, Florida 1924). önce, American Negro theater’da oynanan bir­çok piyeste rol aldı. 1950′de From Whom Cometh My Help (Uşağımı Kim Yolladı) filmiyle sinemaya girdi. Daha çok, ırk çatışmalarını konu alan «tezli» filimlerde oynadı: İnsan Araları (Something of the Value) [1954]. 1963′te çevirdiği Lillies of the Field’daki (Tarladaki Zambaklar) oyunuyle, 1964′te Akademi’nin en iyi oyuncu ödülünü kazanan ilk zenci oldu. öbür filimleri: Cry, the Beloved Country (Ağla, Sevgili Memleket) [1952], The Blackboard Jungle (Kara Ağaçlar Ormanı) [1955], Ka­der Bağlayınca (The Defiant Ones) [1957; bu filimle New York Filim tenkitçileri ödü­lünü aldı], A Raisin in the Sun (Güneşte Yetişen üzümler) [1960; bu filimde 1959'da Broadvvay tiyatrosunda yarattığı rolü oy­nadı], Uzun Gemiler (The Long Ships) [1963], Diablo’da Düello (Duell at Diablo) [1965], Sevgili Arkadaşım (A Patch of Blue) [1965], Sevgili Hocamız (To Sir With Love) [1967] ve Gecenin Sıcağında (tn the Heat of the Night) [1967], Beklenmeyen Misafir (Guess Who’s Corning to Diner) [1967] sayılabilir. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTİER (Sidney) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTEVİN (Guillaume),

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTEVİN (Guillaume), fransız bestecisi (Arles 1630′a doğr. – Aixen-Provence 1706). Otuz beş yıl boyunca Aix’teki Saint-Sauveur kilisesinin korosunda çalıştı. Campra, Gilles, Gabassol, Pellegrin, Belissen ve Blanchard’ı yetiştirdi. Poitevin’in bestele­diği mîssaların ancak birkaç bölümü bu­güne kadar gelebilmiştir. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTEVİN (Guillaume), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİTEVİN (Alphonse)

Tarih 30 Mayıs 2009

POİTEVİN (Alphonse), fransız kimyacısı (Conflanssur-Anille, Sarthe 1819-ay. y. 1882). Ecole Çentrale’de okudu sonra Lyon’da kimyasal maddeler imal eden bir fabrikada çalıştı. Bütün hayatı boyunca fo­toğrafçılık ve fototipografya üstüne araştır­malar yaptı. Bozulmayan kopyalar çıkar­mak için, bikromat jelatinin özelliklerinden ilk yararlanan ve fotokolografiyi bulan odur. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİTEVİN (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POİNCARE (Raymond)

Tarih 30 Mayıs 2009

POİNCARE (Raymond), fransız devlet adamı (Barle-Duc 1860-Paris 1934). Henri Poincare’nin kuzeni. Milletvekili (1887-1903), senatör (1903-1913) seçildi ve çeşitli bakanlık görevlerinde (1893-1895 ve 1906) bulundu, Başbakan (1912-1913) oldu. Al­manya’ya karşı sert bir siyaset güttü ve Üçlü Ittifak’ın sağlamlaştırılması için ça­lıştı (Rusya yolculuğu, temmuz 1914); iç işlerinde kara ve deniz ordularını güçlendir­di, barışçı hareketleri bastırdı, Clemenceau’yu ve radikal çoğunluğunu kendisine düşman eden yeni bir seçim kanununu ka­bul ettirdi. Cumhurbaşkanının yetkilerini genişletmekten yanaydı, bu amaçla 1913′te kendini cumhurbaşkanlığına seçtirdi.
1914 Temmuzundan itibaren, «Fransa kutsal bir­liğinin tek önderi oldu. Askerî yenilgiler­den sonra durumu düzeltmek için Clemenceau’yu hükümetin başına getirdi (kasım 1917), fakat, Clemenceau’nun mütareke fik­rine boşuna karşı koymağa çalıştığı gibi, Rheinland bölgesinin işgalinden ve Ren kı­yılarında bir müttefiklerarası kuvvet bulun­durma tasarısından vaz geçmek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanlığının son dönemin­de Alsace Lorraine’in Fransa’ya katılma­sını sağladı. Tekrar Senato’ya döndü (1920), harp tazminatı komisyonunun başkanlığına seçildi, fakat tam tazminat teklifi redde­dilince komisyondan ayrıldı, Briand hükümetini düşürdü (1922), hükümet kurmak­la görevlendirildi (1922-1924). Lloyd George ile anlaşamadığı için Türkiye’de güç durumda olan İngilizleri yalnız bıraktı (3 eylül 1922) ve Almanya’nın moratorium hakkını reddetti, tazminatın ödenmesinin geciktiğini görerek Ruhr’u işgal ettirdi ve Ren bölgesindeki ayrılıkçılığın gelişmesine yol açtı (eylül 1923). Alman hükümeti iş­gali kabul edince Poincare bu zaferden yararlanmayarak yeniden müttefiklere ka­tıldı (bk. DAWES planı).

Fransa’nın içinde bulunduğu malî güçlükler dolayısıyle siya­setini’değiştirdi. Ama bu güçlüklerin baskısıyle yeni vergiler kabul ettirmesi, seçim­ler arefesinde, Sollar kartelini meydana ge­tiren muhaliflerinin başarısını sağladı (ma­yıs 1924) ve istifasına sebep oldu (1 haziran). Malî buhran sırasında (23 temmuz 1926) kamuoyunun isteğiyle yeniden baş­bakanlığa gelen Poincare (23 temmuz 1926) «Millî Birlik» kabinesi adı verilen kabineyi kurdu. Bu kabinede dışişleri bakanlığını Briand’a bırakmış, maliye bakanlığını ise kendisi almıştı. Ülkenin ve parlamentonun büyük ölçüde desteğini sağlayarak malî si­yasetini uygulamak için tam yetki aldı (31 temmuz 1926).

Yeni vergiler koydu, harca­malarda kısıntıya gitti, bir amortisman sandığı kurdu ve özellikle yeniden güveni sağlayarak, 25 haziran 1928′de, 1914′tekinin beşte bir değeriyle frankın değerini korumayı başardı; böylece yabancı sermayenin dönmesini ve Banque de France’taki altın ihtiyatının eski halini almasını sağladı. Ra­dikaller Angers kongresinden sonra (ka­sım 1928) hükümetten çekildiler. Bunun üzerine Poincare, merkez ve sağ partilerine dayanan.bir kabine kurarak maliye bakan­lığını Henri Chemn’a (11 kasım 1928) bı­raktı. Ama hastalığı dolayısıyle istifa et­mek zorunda kaldı (27 temmuz 1929) ve bundan sonra da siyasetten tamamıyle çekilerek, 1926′dan itibaren, Au Service de la France (Fransa’nın Hizmetinde) adiyle ya­yımlanan hatıralarını yazmağa devam etti. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNCARE (Raymond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PO ırmağı

Tarih 30 Mayıs 2009

PO ırmağı, Kuzey İtalya’da ırmak; Torino, Piacenza ve Cremona’dan geçer. 652 km uzunluğunda olan ırmak, kollarıyle bir­likte 70 742 km2′lik bir hidrografya havza­sını akaçlar.
Po ırmağı Viso dağının eteğinde, 2 022 m yükseltide, Piano del Re’de doğar. Yüksek eğimli ve Alp rejiminde 35 km’lik bir çı­ğırdan sonra ovaya girer ve ansızın bir dir­sek yaparak Torino’ya kadar kuzeye doğru akar; sonra tekrar doğuya yönelir. Eğimi birden azalır (Torino’da binde 1,5; . daha aşağıda binde 0,5-0,3); Ticino ile birleştiği yerden sonra ırmak setlerle tutulur. Ova boyunca çizdiği geniş mendereslerin devam­lı yer değiştirmesi, ırmağın sınır olduğu devirde siyasî tartışmalara yol açmıştır. Ir­mağın rejimi ovada Alp rejimidir: mayısta ve sonbaharda iki maksimum, kışın ve. ya­zın iki minimum; kış minimumu yaz mini­mumundan daha alçaktır. Mincio ile birleş­mesinden sonra çok düşük eğimli ovadaki buharlaşma, yaz minimumunu azaltarak kış minimumundan daha alçalmasına yol açar. Nehrin ağzından 100 km uzaklıkta delta başlar: eğim ancak binde 0,01′dir; alüvyon­ların çokluğu (toplam olarak yılda 17 mil­yon metre küp) yüzünden suların normal yüksekliği deniz seviyesini 8,5 m aşar. Adriya denizinin hafif yükselmesi yüzünden deltanın gelişmesi bugün yavaşlamıştır. Po, Adriya denizine başlıca beş ağızdan dökülür: suların yüzde 60′ını Po della Pila, geri kalanını ise Po della Maestra, Po di Tolle. Po della Gnocca ve Po di Goro akıtır.
Irmağın ortalama debisi, deltanın girişinde. Ferrara yakınında 1 540 m3/sn’dir (en az: 240; 1951′de en çok: 12 000). özellikle son­bahardaki su baskınları, çoğunlukla 1951′de ve 1957′de olduğu gibi âfet halini alır ve daha çok sol kıyıda yayılır. Bu tehlike yü­zünden Po ırmağı bir yerleşme ekseni ola­mamıştır. Irmak Adda ile birleştiği yerden sonra, madenî yağlar taşıyan 600 tonluk mavnaların girmesine elverişlidir. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PO ırmağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POGO,POGODİN

Tarih 30 Mayıs 2009

POGO—, yun. pogon, sakal’dan alman ve birçok kelimenin yapısına giren unsur. (L)
POGODİN (Nikolay Fyodoroviç STUKALOV, denir), sovyet dram yazarı (Gundorovskaya-na-Donu 1900-öl. 1962). İlk pi­yeslerinde, Ekim devrimini takip eden yılları gerçekçi bir anlatımla dile getirdi: Posle Bala (Balondan Sonra) [1923]; M oy Drug (Dostum) [1932]; Aristokratıy (Soylular) [1934], Ama asıl ününü tarihî oyunlarıyle kazandı: Lenin’in hayatını anlatan üç oyun: Çelpvek s Orujyom (Tüfekli Adam) [1937]; Kremlyovskiye Kurantıy (Kremlin Çanları) [1941]; Tretya Pateticeskaya (Üçüncü Patetik) [1958]. Filim senaryoları da yazdı. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POGO,POGODİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PODESTA

Tarih 30 Mayıs 2009

PODESTA i. (ital. k.). Kuzey ve orta italya şehirlerinin birinci yüksek görevlisi (XIII.-XIV.yy.). [Podesta bazı konsüller bunlunun yerini alır veya bu kurulu ta­mamlardı; bir veya iki yıl boyunca görev­de kalır ve tayin veya seçilme şekli şehir­den şehire değişirdi. Yardımcılarını (curia ve familia) şehir dışından seçer, yürütme ve yargılama gücünü elinde tutardı.] / Fa­şizm sırasında, İtalya’da, seçimle değil de hükümet tarafından tayinle işbaşına getiri­len belediye başkanlarına verilen ad. (Bu kurum 4 nisan 1944′te kaldırıldı.) [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PODESTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

P.N. testi

Tarih 30 Mayıs 2009

P.N. testi, doktor Corman tarafından ço­cuklara uygulanmak üzere hazırlanmış projeksiyonlu test; «Kara Pençe» adındaki bir domuz yavrusunu sahneye koyan on altı resimden ibarettir. Testin birinci bölümün­de, çocuktan her resim hakkında serbestçe konuşması, sonra resimleri tercih sırasına göre dizmesi ve hikâyeden hangi kahrama­nın yerinde olmak istediğini söylemesi is­tenir.
Bu test psikanaliz kavramlarını kullanır; amacı, ailevî çatışmaları araştırmaktır. Tes­tin 16 resmi çocukluk hayatının başlıca eği­limlerini ele alır. Resimlerin tercih sırasına göre dizilişi, çocuğun «ben»inin kendi içtepileri karşısındaki tutumunu ortaya ko­yacaktır; çocuk, kendini hikâyedeki kişiler­den birinin yerine koyunca «ben»in sa­vunma mekanizması harekete geçer. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa P.N. testi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCHAT (Michel)

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCHAT (Michel), fransız oyun yazar: (Vienne, İşere 1790-Paris 1828). Cumhuri­yetçi ve yurtsever düşünceleri yansıtan oyunlarıyle tanındı: Turnus (1824); Leonidas (1825); Guillaume Teli (1830). [L]

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHAT (Michel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCENUM

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCENUM. Esk. coğ. İtalya’da bölge, Apennin dağlarıyle Adriya denizi arasında Buraya önce Ümbria’lılar, sonra efsaneye göre bir yeşil ağaçkakanın yol gösterdiğ Sabin’ler yerleşti; ülkenin adı bu kuştar (picus) gelir. Augustus zamanında İtalya’nın V. bölgesi oldu. Başlıca şehirleri: Anconc ve Asculum idi. M.ö. 268′de Roma’ya boyun eğdi. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCENUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCENTES

Tarih 30 Mayıs 2009

PİCENTES. Esk. coğ. Picenum halkı, mer­kezleri Asculum (bugün Ascoli Piceno) idi; dilleri oskumbria tipindeydi. M.ö. 268 de Romalılara boyun eğdi. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCENTES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PICART LE DOUX (Jean)

Tarih 29 Mayıs 2009

PICART LE DOUX (Jean), fransız deko­ratörü (Paris 1902). 1940′ta Jean Lurçat’dan halıcılık sanatını öğrendi. Caen Ede­biyat fakültesi için İnsan ve Düşünce ve Caen teknik okulu için Dört Mevsim adlı büyük duvar halılarını yaptı. Gobelins imalâthanesi için üç yüzü aşkın halı deseni hazırladı. Ayrıca çeşitli yapılarda duvar panoları vardır. Oyun kâğıtları ve afişler üstünde çalıştı, kitaplar resimledi. Eserleri Paris’te ve dünyanın başka şehirlerindeki müzelerde sergilenmektedir. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PICART LE DOUX (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİCARD (Louis Benoit)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİCARD (Louis Benoit), fransız oyun yazarı (Paris 1769 – ay.y. 1828).. FieVee ile birlikte yazdığı ilk oyunu Le Badinage Dan-gereux (Tehlikeli Şaka) [1789] oynandığı zaman yirmi yaşındaydı. Daha sonra Louvois tiyatrosuna, Odeon tiyatrolarına ve Opera’ya müdür oldu. Beş perdelik mensur oyunu La Petite Ville (Küçük Şehir) [1801] en başarılı eseridir. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCARD (Louis Benoit) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİKET

Tarih 29 Mayıs 2009

PİKET i. (fr. piquet’ten). İki kişi arasında otuz iki kâğıtla oynanan bir iskambil oyu­nu: Oynanması hesaba, teamüle, zihne muhtaç bulunan ve vist ve piket ve briç gibi oyunlar (Ahmed Mithad).

Piket kâ­ğıt, piket oynamağa yarayan otuz iki is­kambil kâğıdı.

Yazılı piket, sayı indir­me şeklinde ‘normal piketten değişik bir şekilde oynanan piket.
Normandiya pi­keti, üç kişi arasında oynanan piket.
Rulikon piketi, dört el kâğıt oynayarak bun­lardan ilk ve son hamlelerde kâğıtları çift­leyerek oynanan piket.

—ANSİKL. Piket, normal olarak iki kişi ara­sında ve otuz iki kâğıtla oynanır. Oyunun en büyük kâğıdı as, en küçük kâğıt ise ye­dilidir. As on bir puan, resimli kâğıtlar on puan, ötekileri de üzerlerindeki nok­talar kadar puan sayılır. Oyun kozsuz ola­rak, küçük kâğıtlardan başlayarak oynanır. Normal oyun yüz veya yüz elli puan üs­tünden oynanır, kontrada ise iki yüz bir puan kazanan taraf oyunu bitirmiş olur. Kâğıt dağıtan ikişer ve üçer kâğıt olmak üzere her oyuncuya on iki kâğıt verir. Yer­de kalan sekiz kâğıt ise oyuncuların ellerinden yere çıkaracakları değersiz kâğıtla­rın yerine alınır. İlk oyuncu yerdeki kâ­ğıtlardan beşini, kâğıt dağıtan da üçünü alır. Oyun şu şekilde oynanır: as ve resimli kâğıtların dışında elde bulunan kâğıtlar­dan ikisi yere atıldıktan sonra eldeki on kâğıt içinde resimli kâğıt bulunmayan on puan kazanır. Elinde aynı renkten kâğıdı bulunanlar sıra durumuna göre puan kaza­nır; aynı renkten üç, dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz kâğıdın sıralı şekilde bulunması üç, dört, on beş, on altı, on yedi veya on sekiz puan kazandırır. Üç, aynı tür üç kâğıdın bir arada bulunması, dört (kare) ise aynı tür dört kâğıdın (7,8 ve 9 dışında) birarada bulunması üç veya on dört puan, her el bir puan ve son eli alan da iki puan kazanır. Her puan sıralı üç veya dört (kare) rakibin üç sıralı veya dört (kare) kâğıttan kazandığı puanları değersizleştirir. Bu şekilde alman sayılar bir­birini götürdüğü için sayılmaz. Rakip oyuncu hiç sayı almadan otuz veya altmış sayı alan oyuncu, altmış yapmış olur. Doksan ise oyuncunun daha oyun başla­madan rakibinin hiç sayı almamış olma­sına karşılık eldeki kâğıtlardan otuz sayı kazanması halinde olur. Kaput, hiç el ala­mayan oyuncu için söz konusudur. Kaput giden oyuncu kırk puan kazanır. (LM)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİKE

Tarih 29 Mayıs 2009

PİKE i. (fr. piquer, dalmak, dikine inmek’ten pique). Havc. Bir uçağın, çok bü­yük bir açı altında hızla inişe geçmesi. (pike uçuşu, pike yapmak veya pikeye geçmek de denir.) Bk. ans1kl.
— Ask. havc. Pike bombardımanı veya yarı pike bombardımanı, bir hedefe saldı­ran bombardıman uçağının, hedef üzerine hızla dalıp (pikede 60°, yarı pikede 30°’lik açı altında), pikeden çıkış noktasına en ya­kın yerde . bombalarını atmasına dayanan bombardıman usulü: Almanların «Stuka»sı, 1940′ta, pike bombardımanına en elve­rişli uçaktı. (Bu usul sonradan, hücum* ve hava destek* uçakları tarafından uygu­lanır oldu.)
— Koreograf i. Gövdenin bütün ağırlığını, yere tabanıyle basan bir ayağa vererek, öbür ayağın parmak uçları öne, arkaya ve­ya yana değdirmeğe dayanan dans hareketi.
— Oyun. Pike yapmak, bilardoda, masaya dikey durumda tutulmuş ıstaka ile topa vurmak. (Topu öteki toplardan birinin üs­tünden atlatmak veya vuruş yapılan topun eğri gitmesini sağlamak için, bantlı veya bantsız pike vuruşu yapılır.)
— ansikl. Havc. Pike sırasında uçak. büyük aerodinamik kuvvetlerin etkisinde kalarak tahrip olabilir. Bu yüzden pilot, her uçak için ayrı olan ve «kritik hız» de­nilen bir limit hızı geçmeyecek şekilde, pi­ke açısını ve motor devrini kontrol etmek zorundadır. (l)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİAZZETTA (Giovanni Battista)

Tarih 29 Mayıs 2009

PİAZZETTA (Giovanni Battista), italyan ressamı (Venedik 1682 – ay.y. 1754). Bologna’da G. M. Crespi’nin yanında yetişti. 1750′de Venedik akademisi müdürü oldu. Eserlerinde ışık-gölge oyunlarına önem ver­di ve halkın günlük hayatını işledi. G. B. Tiepolo’yu etkiledi.
Başlıca eserleri; Rebeka ile Eleazar (Brera, Milano), Deniz Kıyısında Aşk (Köln), Falcı Kadın (Academia, Venedik), Meryem’in Uruc’u (Louvre). Kömür kalemi ve tebeşirle desenler de yaptı (Venedik akademisi). [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAZZETTA (Giovanni Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİANKHY

Tarih 29 Mayıs 2009

PİANKHY (öl. M. ö. 716), Napata kralı (M. ö. 751′e doğr. – 716). 730′da Teb ve Aşağı Mısır’ı boyunduruğu altına aldı, sonra kendi başkentine döndü. Savaş başarılan, Cebel Barkal’da (Nil’in dördüncü şelâlesi), dikilitaş üzerindeki kitabede anlatılmakta­dır. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİANKHY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİACENZA

Tarih 29 Mayıs 2009

PİACENZA, İtalya’da şehir, Emilia’da, Emilia yolu üzerinde, il idare merkezi, Trebbia ile Po’nun kavuştuğu yer yakının­da; 87 900 nüf. Şehirde ilgi çekici anıtlar vardır: Farnese’lerin at üzerinde iki heyke­linin (XVII. yy.) bulunduğu dei Cavalli meydanında XIII. yy.dan kalma, gotik üs­lûbunda komün sarayı ve San Francesco kilisesi (roman ve gotik üslûbunda kubbe); Vignola’nın planlarına göre yapılan Farnese sarayı (XVI. yy.). Piacenza bir tarım ve sanayi merkezidir (şeker fabrikaları, plastik maddeler imalâtı). Yakınında önemli maden ve petrol yatakları. Piacenza ili, 291 110 nüf. Apennin’lerden Po’ya kadar Trebbia’nın her iki kıyısında uzanan Piacenza’da kır hayatı canlıdır (tahıl, üzüm, tütün, hayvancılık); petrol yatakları italya üretiminin önemli kısmını sağlar.

• Tarih. Romalıların kurduğu bir koloni olan (M. ö. 218) Placentia, Hannibal’e (M. ö. 218), sonra da Hasdrubal’e (207) karşı direndi, ama Keltler ve Ligürler (200) ta­rafından yıkıldı. Bir Roma municipium’u (M.ö. 90) olunca, imparatorluk zamanında tahkim edildi ve güzelleştirildi. Markomanlar Aurelianus’u burada yendiler (M.S. 271) ve şehir Totiia tarafından yıkıldı (546). Bourgogne’lu Rodolfo II, imparator Berengaro I’i burada yendi (923). Urbanus II, Henri IV ile savaşmak için (mart 1095) burada bir din meclisi topladı. Komün olan (XII. yy.), sonra Kızılsakal Friedrich’e boyun eğen (1161) Piacenza, Lombardia birliğine katıldı. Constance barışının ilk tasarılarıburada imzalandı (30 nisan 1183). İkinci Lombardia birliğine katılan (1226) Piacenza’da, İnnocentius IV bir üniversite kurdu (1248). Oberto Pallavicino şehri alarak (1245) Anjou’lu Charles’a bıraktı (1270). Alberto Scotti’nin yönetimine giren (1290) şehir, 1332′den itibaren birçok defa el de­ğiştirdi ve kısa süren bir cumhuriyet dev­rinden sonra (1447-1448) Milano’nun oldu (1448-1511). Louis XII (1499), sonra da Leon X (1512), tarafından alman Piacenza’yı papa Paulus III «Parma ve Piacenza düklü­ğü» haline getirerek oğlu Pier Luigi Farnese’ye verdi (1545). Antonio Farnese’nin ölümünden sonra düklük İspanya kralı Felipe V ile Elisabeth Farnese’nin oğlu Carlo I’e (Viyana antlaşması, 1731) geçti; ama Carlo I iki-Sicilya kralı olunca, 1738 antlaşmasıyle Avusturya’ya bırakıldı.
Aachen barışıyle Piacenza, Carlo I’in kardeşi Filippo’ye verildi (1748). Ferdinand I’in Bonaparte ile anlaşması sonucunda şehir Suvorov tarafından işgal edildi (mayıs 1799), sonra Murat tarafından geri alındı (mayıs 1800). Madrid antlaşmasıyle (1801), Piacen­za Fransa’ya katıldı ve Taro idare bölgesi­ne bağlı bir idare çevresi merkezi oldu; Napolyon, maliye nazırı Lebrun’e Piacenza dükü unvanını verdi (nisan 1808). imparatoriçe Marie-Louise 1815-1847 arası Parma ye Piacenza düşesi oldu. Bourbon’lara verilen düklük, 1848 kargaşalıklarından sonra yeniden kurulduysa da haziran 1859 millî ayaklanmasıyle son dük Robert, unvanın­dan vaz geçmek zorunda kaldı ve Piacenza mart 1860 referandumuyle Piemonte’ye ka­tıldı. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİACENZA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PITRAK

Tarih 29 Mayıs 2009

PITRAK i. (pot, kıvrım’dan pot-rak > pıtrak). İnsanların üzerine veya hayvanla­rın tüylerine takılan dikenli bitki tohumu.
— DEY. Pıtrak gibi, ağaç veya dal üzerin­de çok sayıda meyve bulunduğunu belirt­mek için kullanılır.
— Bot. San çiçekli, dikenli iri meyveli, bir yıllık otsu bitki; yıkıntılarda ve yol kenar­larında yetişir. (Bileşikgillerden.)
— Tekst. Pıtrak temizleme, taranmış yün iplikçiliğinde, yün içindeki yabancı madde­leri mekanik olarak temizleme işlemi. Bk.
ANSİKL.
— ansikl. Tekst. Çoğu ülkelerde, özel­likle Güney Amerika’da, koyunların otladığı bölgeler, yaprakları veya meyveleri dikenli çeşitli bitkilerle doludur. «Pıtrak» denen bu bitkiler, koyunların sırtındaki pos­ta takılır. Eğer iplik veya kumaş haline ge­tirilirken yün, bu parçacıklardan iyice ayıklanıp temizlenmezse, boyamada önemli ku­surlar meydana gelir. Eskiden pıtrak te­mizleme elle yapılırdı. Temizlenecek yün fazlaysa, pıtrak temizleyici takımları olan tarak makineleri kullanılır. Bu takımlar, çok hızlı dönen ve üzerinde kıvrık ince uç­lar bulunan silindirler yardımıyle pıtrakları tutar. Bu uçlara çarpan pıtraklar takılır ve âletin altındaki saç elekte toplanır. Yüne daha çok yapışan diğer dikenli bitkileri ayıklamak için başka tip takımlar kullanılır. Bu takımlarda yün, oluklu ve çok sıkı ma­denî silindirler arasından geçirilir ve için­deki yassı pıtraklar ezilerek tarama sıra­sında kolayca temizlenir. (LM)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PITRAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PIRILDAMA

Tarih 29 Mayıs 2009

PIRILDAMA i. (pırıldamak’tan pırılda­ma). Pırıldamak eylemi.
— Astron. Bk. ANSİKL. Eşanl. KIRPIŞMA, IŞIK TİTREMESİ.
— Elektron. Alfa taneciği gibi yüksek ener­jili bir taneciğin çarpmasjyle meydana ge­len, kısa süreli (yaklaşık olarak 10-° sani­ye) noktasal ışıldama.

— ANSiKL. Astron. Yıldızlar gezegenlerden daha çok pırıldar. Bu olayı açıklamak için Arago, bir yıldızı, gözle görülemeyecek ka­dar küçük çaplı basit bir ışık noktası ola­rak düşündü. Bu noktadan gözlemciye ula­şan iki ışın, birbirine çok yakın, fakat aynı olmayan hava tabakalarından geçer; sürekli hareket halindeki bu kırıcı ortamdan geçer­ken, bazı ışınlar kırıldığı için gözlemciye geç ulaşır ve iki ışının gecikme süreleri arasındaki farkın yarı dalga boyunun tek veya çift katı olmasına göre girişim mey­dana gelir veya gelmez; böylece ışık ya kay­bolur ya da artar. Bu olay, parlaklığın kısa süre içinde değişme sebeplerini açıklar. Pı­rıldama, özellikle kuru havanın nemlenmesi sırasında meydana gelir. Bu yüzden, gemi­ciler arasında genellikle havanın kötü olacağını gösteren bir işaret sayılır. Başucuna oranla ufukta dağ tepelerine oranla ovalarda pırıldama daha şiddetlidir. Bu ışık kır­pışmaları, «pırıldamaölçer» denen özel ci­hazlarla incelenir. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PIRILDAMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PINAR

Tarih 29 Mayıs 2009

PINAR i. (esk. yürk. mıngar’dan pınar). yerden kaynayarak çıkan su: Sovuk sovuk pınarlarım gerek ise / Ana içit olsun (De­de Korkut). Kim bu pınara dudak değdirdiyse, dünyası da, ahreti de mamur oldu, ışıdı, aydınlandı (N. Araz). || Bu suyun çıktığı yer: Ona kendi pırıltıları ve kendi gölgeleriyle, kendi dalgalanışları ve kendi akışlarıyle, tıpkı bir pınarın su­yu gibi, kendi yolunu kendi açarak yürümek imkânı verir (Y. K. Karaosmanoğlu). İnme turnam inme sen bu pınara / Av­cı tuzak kurmuş var yolun ara (Halk tür­küsü). || Pınar başı, su başı: El dayanmaz, diş dayanmaz’ pınar başlarında / Kavak­lar yatar, boylu boyunca (O.V. Kanık). || Göz pınarı. Bk. göz. (M)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYTALİDAİ

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYTALİDAİ. Esk. Yun. Attike’nin ra­hip ailesi; Phytalos’un soyundan gelen bu aile Demeter kültüne bağlıydı. (L)

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYTALİDAİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLOBASİLEUS

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLOBASİLEUS i. (yun. phyle, boy ve basileus, kral’dan yun. phylobasileus). Esk. Yun. Attike’nin eski teşkilâtlanma biçimin­de, dört ionia boyunun krallarına verilen ad. (Bunlar Eupatrides’lerdi. Kleisthenes, onlara yalnız din görevlerini bıraktı.) [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLOBASİLEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHYLLOGNATHUS

Tarih 29 Mayıs 2009

PHYLLOGNATHUS i. 30 mm boyunda, parlak esmer renkli böcek; kurtçuğu bağla­ra zarar verir. (İlmî adı Phyllognathus Silenus. Kınkanatlıların scarabeidae familya­sından.) [L]

29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHYLLOGNATHUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHUKET veya JUNKCEYLON

Tarih 28 Mayıs 2009

PHUKET veya JUNKCEYLON, malezya dilinde Ujong Salang, Malakka boğazının kuzey girişinde ada, Malezya yarımadasının batı kıyısı yakınında; 49 300 nüf. (taylandlılar ve cinliler), idare merkezi, Phuket (18 750 nüf.) Ada, Tayland’ın başlıca kalay üretim bölgesidir. Kalay dökümhanesi. Ka­uçuk, biber ve kıyı boyunca hindistancevizi yetiştiriciliği. Birmanya ile Siyam arasında uzun süre çekişme konusu olan ada XIX. yy.da Siyam’a geçti. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHUKET veya JUNKCEYLON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHRYNİKHOS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHRYNİKHOS, atinalı trajedi yazarı (Si­cilya M.ö. VI. yy. sonları). Suidas’a göre 67 olimpiyatlarında, oyun yazarları yarış­masında (512-509) ilk olarak ödül kazandı. Phrynikhos trajedi türünün yaratıcılarından biridir. Maskeyi onun tasarladığı ve traje­diye kadın rollerini onun soktuğu ileri sü­rülür, Dokuz oyununun başlığı bilinir: Alkestios, Anraios, Danaides, Aigyptioi (Mı­sırlılar i. Pleuroniai (Pleuron Kadınları), Miletu Halossi (Miletos’un Zaptı), Phoinissai Fenikeli Kadınlar), Tantalos, Troilos. Phrynikhos’tan günümüze ancak bazı parçalar kalmıştır. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHRYNİKHOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPPE II Yiğit

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLİPPE II Yiğit (Pontoise 1342 – Hal 1404), Bourgogne dükü (1363/1364-1404), Ar­tois, Bourgogne, Rethel, Nevers (1384-1404) ve Charolais (1390-1404) kontu, Jean II ile Bonne de Luxembourg’un dördüncü oğlu. Philippe II lakabını Poitiers savaşında ka­zandı (1356), sonra babasıyle birlikte esir düştü. Fransa’ya döndüğünde, has olarak kendisine Touraine (1360), sonra da Bour­gogne düklüğü (1363) verildi. Kardeşi Char­les V bu düklüğün mülkiyetinin Philippe’e ait olduğunu onayladı (1364) ve onu Louis de Male’in kızı Marguerite ile evlendirdi (1369). Kayınbabasının ölümü üzerine, Phi­lippe ile karısı miras yoluyle Flandre, Ret­hel, Nevers, Bourgogne (Franche-Comte) ve Artois kontluklarını elde ettiler.

Kuzeydeki eyaletler arasında sıkı ilişkiler kurmak isteyen genç kont, Lille’de maliye ve ada­let işlerini yönetme yetkisine sahip bir mec­lis topladı ve bu meclisin günde iki oturum yapmasını şart koştu. Charles V’in ölümün­den (1380) sonra, Bourgogne dükü, Bourbon düküyle birlikte küçük yaştaki Charles VI’nın vasisi olarak, Fransa’yı flamanlara karşı güttüğü siyasete yarayacak şekilde ida­re etti: fransız ordusu Gand’lıları yendi (Roosebeke, 1382), Norwich piskoposunu görevinden attı (1383), Damme’ı geri alarak Gand’ı boyun eğmeğe zorladı (Tournai ba­rışı, 1385). Kurnazca düzenlenen bir nikâh yoluyle Bourgogne sülâlesinin Hollanda’ya el atması sağlandı. Philippe, kızı Margueri­te’i Hainaut eyaletiyle Hollanda tahtının vârisi olan Bavyera kralı Wilhelm’e verdi ve oğlu Jean’ı Wilhelm’in kızkardeşi Margue­rite ile evlendirdi (1385); daha sonra da, kızı Catherine’i Avusturya kralı Leopold IV’e, öteki kızı Marie’yi Savoia kontu Amedeo III’e verdi (1393). G’elderland düküne karşı fransız ordusundan yardım gören (1388) düşeş Jeanne de Brabant, ölümünden sonra yerine geçme hakkını Philippe’e verdi (1390); o da, bu hakkı oğlu Antoine’a dev­retti. Bu konudaki anlaşmalar, düşesin ölü­münden (1406) sonra uygulanmak üzere Brabant meclisleri tarafından onaylandı (1403). Philippe Il’nin Isabeau de Baviere ile evlendirdiği Charles VI, tek başına yö­netimi eline almağa karar verdi. Ama de­liliğinin ilk belirtileri görülür görülmez, Philippe II ile yeğeni Louis d’Orleans yö­netimi ele aldılar. İki rakip ingiltere ve Cenova ile mütareke yapma (1396), papaya bağlılıktan ayrılma konularında ve Lüksemburg düklüğü (1402) meselesinde birbirleriy­le çatıştılar.

— Ikonogr. Dükün, Klaas Van de Werve tarafından yapılmış bir mezar taşı (Dijon müzesi) ile Champmol manastırının kapısı önünde bulunan, Sluter tarafından yapılmış diz çökmüş heykeli vardır. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE II Yiğit hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİPPE II Auguste

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLİPPE II Auguste (Paris 1165-Man-tes 1223), Louis VII ile Adele de Champagne’ın oğlu. Babasının ölümünden (1179) sonra tahta çıktı, önce amcaları Champagne ile Flandre dükü Philippe d’Alsace’ın vesayetinden kurtuldu. Philippe d’Alsace’ın yeğeni isabelle de Hainaut ile evlendi. Böy­lece Isabelle’in çeyizi olan Artois’yı elde etti (1180); ama Flamanlarla bozuştu ve başdanışman olarak yeniden Champagne’lı Guillaume’u seçti (1182); derebeylerinin çı­kardığı büyük bir ayaklanmaya başarıyle karşı koydu; kazandığı zafer sonunda Amiens, Montdidier kontluklarıyle, Roye ve Thourotte derebeyliklerini ülkesine kattı (Boves antlaşması, 1185).
Monarşinin güvenliğini sağlamak üzere, ke­sin kararını vererek, iktidarları Capet’ler için devamlı bir tehdit unsuru olan Plantagenet’ler imparatorluğuna karşı mücade­leye girdi: oğullarının Henry II’ye karşı giriştikleri ayaklanmayı metbuluk hakları­na dayanarak destekledi: Küçük Henry’nin ayaklanması 1183′e, Geoffrey of Brittany’ninki ise 1186′ya kadar sürdü. İssoudun’a yönelttiği bir saldırıdan sonra, Hen­ry II’yi Vermendois’nın bir kısmını ken­disine terk etmek ve oğlu Yurtsuz John’u kendi kızıyle evlendirmek zorunda bıraktı (Châteauroux antlaşması, 1187). Geleceğin Aslan Yürekli Richard’ını kendi davasına kazandı ve Henry II’ye, küçük düşürücü Azayle-Rideau antlaşmasını kabul ettirdi (1189). Ama müttefiki, kral olunca, kor­kulacak bir hasım halini aldı; buna rağ­men Üçüncü Haçlı seferinde Philippe’in ya­nında yer aldı. Sicilya’da birlikte kaldık­tan sonra (eylül 1190-mart 1191), iki hü­kümdar Kudüs’e vardılar, ülkeye ilk giren (nisan) Philippe Auguste, Akkâ kuşatma­sını sona erdirdi. Ama haziranda karaya çı­kan Richard, tantanalı ve gösterişli ama ya­rarsız davranışlarıyle Fransa kralını küçük düşürdü. Buna üzülen Auguste bir hastalığı bahane ederek Batı’ya döndü (1191), orada hasmı hakkında çeşitli söylentiler yaydı ve ona karşı Yurtsuz John ile anlaşarak, Normandiya Vexin’ini, Aumale ile Eu kont­luklarını ele geçirdi. Endişeye kapılan Ric­hard krallığına döndü; fakat Kudüs’te ha­karet ettiği ve Yurtsuz John ile Philippe Auguste’ün para ile elde etmiş olduğu Avusturya dükü Leopold tarafından tutuk­landı; sonra da kral Henry IV’e teslim edildi (1192-1194). Richard, kurtulur kurtul­maz Fransa’ya savaş açtı. Philippe II Freteval (1194) ve Courcelles’de (1198) yenil­di; bu arada Breton’lar hasmını yeğeni olan Genç Arthur of Brittany’yi ona emanet ettiler (1196). Philippe II kesin yenilgiye uğramak üzereyken Richard Limousin’de öldürüldü (nisan 1199); himayesine aldığı genç prensin haklarının koruyucusu olan Philippe Auguste, İngiltere’nin yeni kralı Yurtsuz John’a saldırdı ve onun krallık unvanını ancak Normandiya Vexin’i Evreux ve Berry’nin bir kısmının kendisine bırakıl­ması şartıyle tanıdı (Goulet barışı, 1200). Fakat İngiltere kralı, vasalı Hugues de Lu-signan’ın nişanlısıyle evlenince (1200), kral­lık mahkemesine çağırıldı; mahkemeye çık­maktan kaçınınca topraklarına elkondu (1202). Bu cezadan kuvvet olan Philippe, Normandiya’nın (Chateau-Gaillard ve Rouen’ın zaptı, 1204), Maine’in, Anjou’nun, Touraine’in ve Poitou’nun büyük bir kıs­mını fethetmeğe girişti, hattâ oğluna İn­giltere’ye çıkartma yaptırmayı (1213) bile düşündü. John, öcünü almak için impara­tor Otto von Braunschvveig, Flandre ve Boulogne kontlarıyle, Capet’lere karşı ge­niş bir ittifak meydana getirdi. Fakat ken­disi La Rocheı-aux-Moines’da, müttefikleri de Bouvines’de bozguna uğradı (temmuz 1214). 1216′da Philippe, ingiliz baronlarının bir isyanından yararlanarak İngiltere kral­lığını ele geçirmeğe bir defa daha teşebbüs etti (krallık prensi Louis’nin seferi) ama papanın karşı koyması yüzünden başarı­sızlığa uğradı. Ne var ki, hiç bir antlaşma ile kazançları resmen tanınmadığı halde, İngiltere’de işgal edilen toprakların sahibi olarak kaldı. Ayrıca 1189′da ingiltere tah­tından kopardığı Auvergne ve Champagne’a da elkoydu (1201 ve 1213 antlaşmaları); öte yandan Simon de Montfort’un Toulouse kontu ile Albi’lilere karşı giriştiği teşeb­büsleri el altından destekledi. Bundan do­layı, öldüğü Zaman, Plantagenet impara­torluğunu yıkmış ve krallıkta Capet’ler otoritesinin kesinlikle yayılmasına yol açmış en güçlü fransız senyörüydü.
Ama boşanmak için giriştiği teşebbüslerde Vatikan ile olan kavgaları yüzünden bir hayli sıkıntıya uğradı. 1193′te, isabelle de Hainaut’nun ölümünden üç yıl sonra, Da­nimarka kralı Knud IV’ün kızkardeşi olan İsambour adındaki bir prensesle evlendi. Fakat hemen ertesi günü bilinmeyen sebep­lerden ötürü boşanmağa karar verdi ve bir piskoposlar meclisinden evliliğin hükümsüzlüğü hakkında karar çıkarttı. Az sonra bavyeralı büyük bir senyörün kızı olan Agnes de Meran ile evlendi ve bu ka­dından iki oğlu oldu. Danimarka krallık ailesi meseleyi Vatikan’a götürdü; Celestinus III tehditte bulundu, fakat harekete geçemeden öldü (1198). Onun yerini alan Innocentius III Fransa’yı afaroz etti (ocak 1200). Philippe II, boyun eğer ve isambour ile uzlaşır gibi göründü; gerçekte ise onunla yeniden evlenmeyi reddetti. Eski karısını yarı tutsak haline getirdi ve an­cak 1213′te, karısı olarak değil de kraliçe olarak (bu arada Agnes ölmüştü) kabul etti.
İçeride senyörleri zayıflatmak için Louis VI gibi komün hareketini destekleyerek, tacirlere ve şehirlere, büyük bir ustalıkla yardımcı oldu; şehir topluluklarına birçok bağışıklık tanıdı ve özellikle Paris’e ayrı­calıklar verdi (su satıcılarına ayrıcalık, so­kakların düzeltilmesi, bir sur duvarının ya­pılması). Hattâ tarikatları destekleyerek ve piskoposları serbestçe seçme hakkını din adamlarına bırakarak, ruhban sınıfıyle de iyi ilişkiler kurdu. Buna karşılık, asiller sınıfına göz açtırmayacak şekilde davran­dı. Metbuluk haklarını etkili bir şekilde kullanıp birçok kere Flandre’ın işlerine, özellikle kont Philippe (1191) ve kont Baudouin’in ölümü (1205) meselelerine karıştı. Nihayet devlet ve yönetim işlerini düzene koydu. Gelirlerin yönetimini yeniden dü­zenleyerek, güçlü bir orduyu ayakta tuta­cak zengin bir hazineye sahip oldu. Huku­kî işlerle veya malî meselelerle uğraşan ve vasallardan meydana gelen eski feodal ku­rul da bu çağda gelişme gösterdi. Parla­mento ve sayıştay daha sonra bu kurul­dan doğdu. Philippe Auguste’ün ihtiras ve otoritesinin ürünü bu yeni yönetim biçi­miyle, Capet monarşisi, krala ait geniş top­raklarda ve krallığın kapsadığı bölgelerde hâkimiyetini büyük ölçüde arttırdı. Hane­danın otoritesi iyice sağlamlaştı ve bu du­rumun sonu olarak Hugues Capet’den bu yana tahtın vârisi, ilk defa babası hayat­tayken değil de, onun ölümünden üç hafta sonra taç giydi. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE II Auguste hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLİDOR

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLİDOR, XVII. ve XVIII. yy.larda ya­şamış fransız müzikçi ailesinin lakabı. Aile­nin asıl soyadı Danican’dı. —JEAN (1620′-ye doğr.-1679), birkaç dans havası beste­ledi; sarayın resmî orkestrasında fifre, tiz krummhorn ve donanma trompeti çalgıcısıydı.
—Oğlu ANDRE (öl. Dreux 1730), sara­yın resmî ve özel orkestralarında krumm­horn, trompet, obua ve tenor krummhorn çalgıcısıydı. Ordu için marşlar besteledi; opera – baleler (Le Canal de Versailles [Versailles Yolu], 1687; La Princesse de Crete [Girit Prensesi]), divertimento’lar (Le Mariage de La Couture Avec la Grosse Cathos [La Couture'ün Şişko Cathos ile Ev­lenmesi], 1688), maskarad’lar (Savgialıların Maskarad’ı, Çin Kralı [1700]), çalgılı müzik eserleri (Trompet ve Timpani Parçaları [1685]. iki Basviyol, Bas Keman ve Bas için Parçalar, [1700]) yazdı. Kralın Müzik kü­tüphanesinde görev aldı ve XVI. yy.ın ba­şından beri sarayda çalman eski eserleri
derledi; bu parçaların yalnız bir kısmı gü­nümüze kalmıştır. —JACQUES (Paris 1657-Versailles 1708), Jean’ın oğlu, sarayın Büyük orkestrasında fifre, krummhorn, daha sonra donanma trompeti çaldı (1679-1697); kralın özel kemancısı oldu, sarayın küçük orkestra­sında da obua, pes trompet ve kornet çal­dı. Marşlar ve kadril havaları besteledi. — Alexandre (doğ. Paris 1660), Jacques’m kardeşi ve françois (Versailles 1689-ay.y. 1717), Andre’nin oğlu, bas krummhorn ve donanma trompeti çalgıcısıydılar; François, Yan Flüt için Parçalar besteledi (1716-1718). —anne (1681 – Paris 1728), Andre’nin oğ­lu, sarayın Büyük orkestrasında obua ve keman çaldı. Bir Yan Flüt, Gagalı Flüt, Keman ve Obua için Parçalar Kitabı (1712) yayımladı, ayrıca bir Te Deum ve pastoraller besteledi; Tuileries sarayının ruhanî konserlerini başlattı (1725). —FRANÇOİS ANDRE (Dreux 1726-Londra 1795), François’nın kardeşi; çok genç yaşta kralın Versail­les kapellasında görev aldı. Campra ile bes­te çalıştı. Dünyanın en üstün satranç oyun­cusu olarak ün kazandı ve özellikle bu sı­fatla, Hollanda, Almanya ve İngiltere’ye gitti. Analyse du Jeu des Echecs (Satrancın Analizi) adlı bir kitap yazdı. Kralın kapel­lasında yöneticilik elde etmeğe çalıştı, bu amaçla Lauda Jerusalem (1754) adlı bir bü­yük motet icra ettirdi, fakat pek beğenilme­di. 1759′da tiyatroya yöneldi, birçok opera­komik besteledi, bunlar arasında Blaise le Savetier (Ayakkabıcı Blaise), L’Huître et les Plaideurs (İstiridye ve Savunucular) [1759], Le Quiproquo (Yanlış Teşhis) [1759], Le Soldat Magicien (Sihirbaz Asker) [1760], Le Jardinier et le Seigneur (Bahçıvan ve Efendisi) [1761], Le Marechal-Ferrant (Nal­bant) [1761], Sanço Pança Adada (1762), Le Bûcheron ou les Trois Souhaits (Oduncu veya Üç Dilek) [1763], T om Jones (1765), L’Amant Deguise (Maskeli Âşık) [1769], La Nouvelle Ecole des Femmes (Yeni Kadın­lar Okulu) [1770], Le Bon Fils (Hayırlı Ev­lât) [1773], Les Femmes Vengees (öcü Alı­nan Kadınlar) [1775], Le Puits d’Amour (Aşk Kuyusu) [1779], La Belle Esclave (Gü­zel Esire) [1787], le Mari Comme.İl Les Fa-udrait Tous (örnek Koca) [1788] sayılabilir. Ayrıca birkaç lirik trajedi (Persee, [1780], Temistokles, [1786]), Horatius’un metni üs­tüne XVIII. yy.ın tek din dışı oratoryosu Carmen Saeculare’yı (1779), bir Requiem, bir Te Deum, bir İngiliz Od’u, bir Modülasyon Sanatı (obua, keman, bas için dört­lü) ve arietta’lar yazdı. Devrimden yana olmasına rağmen, Londra’da oturması, ken­disinin göçmenler listesine girmesine ve ay­lığının kesilmesine yol açtı. Dram duygusu ve bestelerindeki özel anlatımıyle zamanın­da öncü bir rol oynadı. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİDOR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri,

Tarih 28 Mayıs 2009

PHİLADELPHİA, A.B.D.’de (Pennsylvania) şehir, 2 002 500 nüf. Philadelphia, Schuylkill ile Delavvare’in kavuşmasıyle olu­şan yarımada üzerinde kuruldu; ırmak de­rinliğinin fazla olması, denizden uzaklığına rağmen (160 km) büyük bir liman kurulma­sına yol açtı. 41 Milyon tonajla Houston ve New York’tan sonra A.B.D.’nin üçüncü limanı olan bu limandan maden filizi, pet­rol, şeker, yün, yağ bitkileri ithal edilir, kömür, tahıl, sanayi ürünleri (rafine şeker, makine eşyaları) satılır. Ağır sanayi yakın bir tarihte büyük ölçüde gelişti; petrol tas­fiyesi, demir sanayii, kimyasal ürünler. En önemli sanayiler imalât sanayileri ve tüke­tim sanayiidir: dokumacılık, konfeksiyon, makine (otomobil, vagon, lokomotif) sana­yii, gemi yapımı, ecza malzemeleri. Bu ik­tisadî gücü sayesinde şehir A.B.D.’nin üçün­cü malî merkezi haline geldi. Planlarını Penn’in çizdiği eski şehir çekirdeği bugün de iş merkezidir. Doğuda, Delaware boyunca, liman yakınında ve batıda Schuylkill bo­yunca sanayi ve işçi semtleri uzanır. İlk hücreyi meydana getiren yarımadanın öte­sinde de sanayi ve konut semtleri vardır: bunlar Delaware boyunca (West Philadel­phia, Manayunk, German-town) ve ırmağın doğusunda (Camden) uzanan şehre bağlı es­ki köylerdir.
• Tarih. Philadelphia, William Penn tara­fından (1682) kuruldu ve düzenlendi. Quaker’lerin yerleştiği modern bir şehir oldu. Şehre Alman ve İskoçlar da yerleştiler. XVIII. yy.da büyük ölçüde genişleyen ve sömürgenin fikir merkezi haline gelen şe­hirde ilk dergi 1741′de, ilk gazete de 1784′te yayımlandı. Phiiadelphia’da o zamandan kalma birçok anıt ve güzel konak vardır. Şehir başkaldırma hareketinde önemli rol oynadı ve 1774 ile 1775′teki ilk kongreler burada toplandı; Bağımsızlık bildirisi (4 temmuz 1776) burada imzalandı. 1790-1800 Arası A.B.D.’nin başkenti olan Philadelp­hia, XIX. yy.da köleciliğe karşı, puritan ve muhafazakâr bir şehir haline geldi. (L)
Philadelphia konvansiyonu, on üç A.B.D. eyaletinin meclislerini temsil eden ve 65 temsilciden meydana gelen kurucu meclis; oturumlara 55 temsilci katıldı. Başkanı George Washington, sekreteri Jackson olan ve üyeleri arasında Franklin, Madison ve Robert Morris bulunan konvansiyon, 27 eylül 1787′de A.B.D. anayasasını hazırladı; ancak 41 temsilcinin onayladığı bu anayasa 4 mart 1789′da New York kongresinde im­zalandı. Uzak görüşlü olan meclis, küçük eyaletlerin çıkarlarına saygı gösteren (her birinin iki senatörü olacaktı) uzlaştırıcı bir anayasa hazırlamayı başardı. Ayrıca kuzey ve güney eyaletlerine denge sağlayıcı bazı üstünlükler tanındı: güney eyaletleri mec­liste zencilerin sayısının üçte ikisi göz önün­de tutularak temsil edilecekti, iktisadî alanda da buna benzer bir dengeleme uygu­landı: kuzey eyaletleri köleliğin kaldırılma­sını, güney eyaletleri ise ticaret ve sanayiyi talimata bağlayan seyrüsefer kanunlarının kaldırılmasını istemekten vaz geçecekti. (L)
Philadelphia müzeleri, PENNSYLVANiA GÜZEL SANATLAR AKADEMİSl’nde yüz yılı aşkın bir zamandır beîîibaşîı amerikalı res­samların eserleri sergilenir. Oldukça zengin Olan PHİLADELPHİA SANAT MÜZESİ’nde sayısız roman ve gotik eser (Fransa, İtal­ya), seramik koleksiyonlar, demir eşya, in­ce marangozluk işleri, ısfahan fayansları ve halıları, çin yeşim taşları bulunmaktadır. Resim galerilerinde ilk italyan ressamlarının eserlerinden XIX. yy. ressamlarının eserle­rine kadar çeşitli tablolar sergilenir (Giot-lo. Botticelli, Bosch, Van Eyck, Van der Weyden, Rubens, Rembrandt, Poussin, Delacroix, Corot, Daumier, Courbet, Cezanne). PENNSYLVANİA ÜNİVERSİTESİ MÜZESİ, Mısır, Filistin, Yunanistan, Roma, Af­rika ve Meksika heykel ve eşyalarıyle Sa­rat müzesini tamamlar. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLADELPHİA,Philadelphia konvansiyonu,Philadelphia müzeleri, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHEREKRATES

Tarih 28 Mayıs 2009

PHEREKRATES, atinalı eski komedi şai­ri (M.ö. V.yy.ın ikinci yarısı). Oyunlarından kaba alayı ve küfürbaz tipleri uzak­laştırdı, bazen çok fanteziye kaçan yeni ko­nular işledi. En ünlü oyunu Agrioi (Yaba­nîler) [420], tabiat halinde yaşamayı öven hayalci kişilere yöneltilmiş bir yergidir. Pherekrates’in eserlerinden birçok parça kalmıştır. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHEREKRATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHEİDİAS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHEİDİAS, yunan heykeltıraşı (M.ö. 490′a doğr.-öl. 431), Atinalı Kharmides’in oğlu. önceleri resimle uğraştı, 470′ten önce de Myron ve Polykleitos ile Hegias’ın öğrenci­si oldu. Plateia (veya Plataia) tapmağı için çok büyük bir Athena heykeli, Delphoi’de ise Miltiades onuruna bir anıt, Akropolis üzerinde bir Limni’li Athena heykeli ve Perikles tarafından ısmarlanan bronzdan anıt­sal Promakhos Athena heykeli yaptı. El­deki kesin metinlere göre Olympia’daki Zeus heykeli Pheidias’ın üne ulaşmasını sağladı; tanrı çok süslü bir taht üzerinde görülüyordu; tamamı 10 metre yüksekliğe varan bu eser altın ve fildişinden yapılmış­tı. Sanatçının bir başka krizelefantin eseri de Parthenon’un içini süslemek için yapılan ve 438′e doğru tamamlanan Athena Parthanos heykeliydi. Bu heykelin üzerinde uzun bir tunik, sol elinde bir mızrak, sağ elinde bir zafer sembolü vardı. Heykelin, «Barbarakeion Athenası» denen Atina Mil­lî müzesindeki II. yy.dan kalma bir kop­yası, boyunun kısalığına rağmen, kocaman heykelin görünüşünü andırır. Perikles, Pheidias’ı Parthenon’un süslenmesi ve eserin genel yapımını kontrol etmekle görevlendir­mişti. Tapınağın metopları, frizleri ve alın­lıkları Pheidias ve çevresindeki sanatçılar tarafından yapıldı. Athena Parthenos hey­keline ayrılan fildişinin bir kısmını ken­disi için alıkoymakla suçlandırılan Pheidias, Perikles taraftarlarına gösterilen hoşnutsuz­luktan kurtulamadı ve şehirden uzaklaştı. Pheidias dehası ile heykel sanatına o zamana kadar bilinmeyen bir esneklik ve bir ha­reket getirmişti, insan yüzüne soylu ve hu­zur dolu bir güzellik vermesini bildi. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHEİDİAS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Phedre

Tarih 28 Mayıs 2009

Phedre, Racine’in trajedisi (1677). Yazar bu eseri yazarken Euripides’in Hippolytus’u ile Seneca’nın Phaedra’smdan ilham almış­tır. Ama Racine’in Hippolyte’i, Artemis’e bağlanmış bir antik kahraman değil, tatlı Aricie’ye âşık bir prenstir. Babası Thesee’nin gözünde bir dürüstlük örneğidir. Bu doğruluk, sonunda onu Phedre’in kurbanı yapacaktır. Thesee’nin ölümünü bildiren asılsız haberlere kanan Phedre, Hippolyte’e olan aşkını açıklar. Fakat kralın beklen­meyen bir anda dönüşü üzerine üvey oğlu­nu kendisini iğfal etmeğe kalkışmakla suç­lar. Süt ninesi Oenone de onu destekler. Phedre pişmanlığa kapılarak gerçeği itiraf etmek ister, ama Hippolyte’in Aricie’yi sevdiğini öğıenince kıskançlığından susar. Bu susuş, babası tarafından deniz tanrısı Neptün’e terk edilen Hippolyte’in ölümü­ne sebep olur. Eserin son bölümünde, Theramene, genç prensin ölümünü anlatır; prensin atlan deniz tanrısı tarafından kıyı­ya gönderilen bir canavarı görünce ürke­rek kaçışmışlardır.
Trajedi, tutkularının esiri, ahlâk düşüklü­ğünün bilincinde, fakat hatalarının sorum­luluğunu yüklenemeyen Phedre’in kişiliğini ortaya koyar: Phedre alınyazısının elinde bir oyuncaktır. Racine’in amacı, yunan tra­jedisinin temel niteliklerinden olan, fakat modern fransız tiyatrosunda ve özellikle Corneilie’de rastlanmayan kutsallık kavra­mını yeniden meydana çıkarmaktı. Racine, özellikle Theramene’in son bölümdeki an­latısında, yunanlı trajedi yazarlarının şiirli diliyle boy ölçüşmeğe çalışmıştır. (-» Bibli-yo.) [L]

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Phedre hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHARNABAZOS

Tarih 28 Mayıs 2009

PHARNABAZOS, Gürcistan kralı. M.ö. 320′de Pharnabazos’lar hanedanını kurdu, ülkeyi Makedonya’nın boyunduruğundan kurtardı. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHARNABAZOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHARAMOND

Tarih 28 Mayıs 2009

PHARAMOND, ilk frank kralı. Bir efsa­neye göre Truvalı Priamos’un soyundandı. Daha VIII. yy .da adı geçen bu kral, XVIII. yy.da hâlâ tarih incelenmelerine konu olmaktaydı. (L)

28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHARAMOND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHANES,

Tarih 27 Mayıs 2009

PHANES, Orpheus’çuluk doktrininde yara­tıcı tanrı. Dünyanın (gökyüzü ve yer) güç halinde saklı bulunduğu yumurtayı kırardı. Bütün tanrılar onun soyundan gelir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHANES, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »