RETEZAT
Tarih 29 Haziran 2009
RETEZAT, Romanya’da kütle, Erdel Alpleri’nde; Peleaga’da. 2 509 m. Güney Karpatlar’ın yüksek kütlelerinin en batıda olanıdır; kuzeyde Demir Kapılar ile son bulur. Bitki ve hayvan bakımından zengin olan kütlenin bir kısmı millî park haline getirilmiştir. (L) -
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RETEZAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMAGEN
Tarih 29 Haziran 2009
REMAGEN, Almanya’da (Batı Almanya, Rheinland Pfalz) şehir, Ren kıyısında; 7 100 nüf.
Bağcılık merkezi. Roman ve gotik üslûbunda kilise.
— Ask. tar. 7 Mart 1945′te müttefiklerin Remagen köprüsünü, Almanlar tahrip edemeden işgal etmeleri, Ren’in sağ kıyısındaki bölgede ilk köprübaşlarını kurmalarına imkân verdi.
Bk. REN SAVAŞI. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMAGEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REŞİTA
Tarih 29 Haziran 2009
REŞİTA, Romanya’da (Banat bölgesi) şehir, Retezat kütlesinin kıyısında;
46 000 nüf.
Romanya’nın, 1768′de kurulan, başlıca sanayi merkezlerinden biridir; yakınındaki maden kömürü yataklarından iyi cins kömürler, maden ocaklarından da demir ve manganez çıkarılır.
Şehir bugün önemli biı metalürji ve makine yapımı merkezidir (lokomotifler, tarım âletleri v.b.). [L]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİTA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESÜLAYN
Tarih 29 Haziran 2009
RESÜLAYN, Suriye’nin Türkiye sınırı üzerinde, Habur çayı kıyısında küçük bir şehir.
Şehrin, türk topraklarında kalan kesimine de önceleri bu ad veriliyordu. Sonra Ceylanpınar denildi; şehrin «pınar başı» anlamına gelen adı Asurlular devrinden kalmıştır (Riş Ayna). Bu ad Süryanîceye de Reş Ayna şeklinde geçti, Roma-Bizans hâkimiyeti sırasında da Resaina şeklini aldı. Burada Habur çayının önemli kaynakları vardır ve bu çay, aşağılara doğru, yazın kurumayan bir akarsu halini alır. XVI. yy. başlarında osmanlı hâkimiyetine geçen Resülayn, Zor sancağına bağlı bir ilçenin merkeziydi.
Birinci Dünya savaşından sonra şehrin, demiryolunun 7,5 m güneyinde kalan kesimi Suriye’ye geçti. Resülayn’ın güneybatısında Tel Halef harabelerine rastlanır. M.V. Oppenheim burada kazılar yaparak Kapara sarayını meydana çıkardı. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESÜLAYN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESTOUT veya RETOUT
Tarih 29 Haziran 2009
RESTOUT veya RETOUT, fransız ressam ailesi.
Başlıca üyeleri: eustache (Caen 1655-öl.1743). Ardennes manastırının bir kubbesini resimledi, Mondaye manastırı kilisesinin ve Saint-Jean de Falaise manastırının dekorasyonunu yaptı; — jean II (Rouen 1692-Paris 1768), Jean-Baptiste Jouvenet’nin yeğeni ve öğrencisi.
Resim ,akademisine profesör (1733) ve müdür oldu (1760). Tablolarında daha çok mitolojik ve dinî konuları işledi (İsa’nın İnmeli bir Hastayı İyi Edişi, Anania Ellerini Aziz Paulus’un Basına Koyarken [Paris, Louvre]); — jean BERNAED (Paris 1732-ay.y. 1797), Jean II’nin oğlu. 1758′de Roma Büyük ödülünü kazandı.
Jüpiter ile Mercurius, Philomen ve Baucis’in Sofrasında (Tours Müzesi) adlı tablosu sayesinde 1769′da Akademiye üye seçildi. Devrim sırasında Güzel Sanatlar Genel komisyonu başkanı oldu. Aziz Bruno Çölde Dua Ederken adlı tablosu Louvre müzesindedir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESTOUT veya RETOUT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Restorasyon üslûbu
Tarih 29 Haziran 2009
Restorasyon üslûbu, Ampir üslûbu ile Louis-Philippe üslûbu arasındaki geçiş döneminde ortaya çıkan üslûp.
Asıl Charles X’un hükümranlığı (1824-1830) sırasında geliştiği için Charles X üslûbu da denilen bu üslûp, mobilya ve süslemelerde yeni klasik biçimleri ve çizgileri değerlendirdi. 1822′ye doğru, Romantizm’in etkisiyle, gotik ve rönesans motiflerinden de yararlandı. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Restorasyon üslûbu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESTİF (veya RETİF) DE LA BRETONNE
Tarih 29 Haziran 2009
RESTİF (veya RETİF) DE LA BRETONNE (Nicolas restif, — denir), fransız yazarı (Auxerrois 1734-Paris 1806).
Bourgogne’lu bir çiftçinin oğluydu. Paris’te matbaa işçisi ve sahibi oldu. 1767′den itibaren taşra hayatını ve Paris şehrine karşı tutkusunu dile getiren romanlar yazmağa başladı.
Başlıca eserleri şunlardır: Lucile ou les Progres de la Vertu (Lucile veya Erdemin Gelişmesi) [1768], Le Paysan Perverti ou les Dangers de la Ville (Baştan Çıkan Köylü veya Şehir Hayatının Tehlikeleri) [1775], şaheseri sayılan Babamın Hayatı (La Vie de Mon Pere) [1779], kendi hayatını anlattığı Monsieur Nicolas ou le Coeur Humain Devoile (Bay Nicolas veya Sırrını Açığa Vuran Gönül) [1794-1797], Le Pornographe (Açık Saçık Şeyler Yazan) [1769], Le Glos-sographe (Sözlükçü) [1773], L’Andrographe (Hünsaların Hayatını Anlatan Yazar) [1782]. Restif de La Bretonne daha sonra îdees Singulieres (Acayip Düşünceler) adı altında toplanan bu son üç eserde atılgan bir ıslahatçı, insanları seven bir kimse olarak dikkati çeker. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESTİF (veya RETİF) DE LA BRETONNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESSAM
Tarih 29 Haziran 2009
RESSAM i. (ar. resm’den ressam). İşi resim yapmak olan kimse: Onlar romancının, ressamın uydurmaları… (R. N. Güntekin). Osman onu ileride bir çocuk resmi için hazırlanan, etrafını tetkik eden bir ressama benzetiyordu. (H. E. Adıvar).
Ressam değneği, ressamların fırça tutan ellerini dayamak için kullandıkları, ucu deri veya kumaş kaplı bir topuzla biten, hafif ağaçtan yapılmış değnek. Kitap ressamı, kitaplardaki resimleri çizen sanatçı.
Bk. ANSîKL.
— ANSİKL. Türkiye’de ressam’lar genellikle, sanat faaliyetlerinin yoğunlaştığı üç büyük ilde (Ankara, İstanbul, İzmir) toplanmıştır. Bu illerde çeşitli yerli ve yabancı sergiler düzenlenir. Ankara ve İstanbul’da, bir yıl içinde açılan resim sergilerin sayısı 100′ü aşar. Son yıllarda ikinci derecedeki bazı büyük illerde de galeriler açıldı. Ressamlar meslek formasyonlarını, sanat eğitimi yapan yüksekokullardan aldıkları gibi, yeteneklerini geliştiren çalışmalarla da kazanmaktadır.
Türkiye’de sanat eğitimi veren kuruluşlar, Devlet Güzel Sanatlar akademisi, eğitim enstitülerinin resim bölümleri, daha çok uygulamalı sanat kollarında faaliyet gösteren Tatbikî Güzel Sanatlar yüksekokuludur. Ressamların bir bölümü de, bu eğitim kuruluşlarında öğretim görevlisi olarak çalışırlar. Ortaöğretim okullarında resim öğretmeni olarak görev yapan ressamlar da önemli bir grup meydana getirirler. Asıl mesleği olan ressamlığın dışında başka işlerden geçimini sağlayanların sayısı oldukça kabarıktır. Türkiye’de hareketli bir resim piyasası bulunmadığı için ressamların tablolarını satarak geçinmesi zordur. Yağlıboya resmin Türkiye’de ressamlarca benimsendiği ilk yıllardan itibaren, resmî ve yarı resmî kuruluşlar ressamlara, eserlerini satın alarak maddî destek oldu.
1939′dan itibaren her yıl açılan «devlet resim ve heykel sergileri», ressamların eserlerinin ödüllerle değerlendirilmesine ve satılmasına imkân verdi. Türkiye’de ressamlar, 1908′den itibaren çeşitli kuruluşlarda biraraya geldiler. Bunların ilki 1908′de kurulan «Osmanlı Ressamlar cemiyetedir. Sonradan «Güzel Sanatlar birliği» olarak adını değiştiren bu kuruluşun, bir de yayın organı bulunuyordu. 1919′da kurulan «Türkiye Ressamlar cemiyeti», Galatasaray lisesi salonunda düzenlediği sergilerle ün kazandı. Bu cemiyet 1926′da dağıldı, önceleri Etnografya müzesi ve Türkocağı salonlarında düzenlenmiş olan Güzel Sanatlar birliği sergileri geniş ilgiyle karşılanıyor ve resim satışları da sağlıyordu. 1928′de Avrupa’daki eğitimlerini tamamlayarak yurda dönen genç sanatçılar grubunun oluşturduğu Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar birliği ile 1933′te beş ressam ve bir heykeltıraş tarafından kurulan «D» grubu, 1940 yılında ilk sergilerini açan Yeniler veya Liman Ressamları grubu ilk ressam kuruşları arasındadır.
• Kitap ressamı. En eski resimli elyazması örneklerinden biri, Codex Vaticanus adı verilen V. yy.dan kalma bir Vergilius’tur. Doğu’da olduğu kadar Batı’da da minyatürün kazandığı olağanüstü atılım bilinmektedir. XV. yy.da tahta kalıplarla basılan kitap resimleri arasında Mirouer de la Redemption de l’umain lignaige (Lyon, 1478), Breydenbach’ın Seyahati (Mayence, 1486) sayılabilir. Daha sonra, 1488′de Paris Dua Kitaplarında bakır üzerine işlemeler ortaya çıktı. O sıralarda adı en çok duyulmuş kitap ressamlarından biri parisli Pierre Le Rouge’du (La Mer des Histoires, 1488).
Ayrıca Fransa’da, Geoffroy Tory, Denis Janot, Mercure Jollat, Bernaıd Salomon (Küçük Bernard da denir), Jean Duvet, Pierre Woeiriot, Rene Boyvin, Rabel, Thomas de Leu sayılabilir. Aynı dönemde alman ve italyan basımevlerinde (özellikle Venedik’te) çok güzel resimli kitaplar yayımlanıyordu.
XVII. yy.da Fransa’da şu adlar önemlidir: çelik kalem alanında Leonard Gaultier, Crispin de Passe (Le Maneige royal, 1625), Valdo, Lasne; ofortta, Perelle’ler, Israel Sylvestre, Stefano della Bella, Abraham Bosse, Chauveau (Vergilius, 1649), Seb. Leelerc (Cl. Perrault’un Vitruve’ü, 1673), Le Pautre (Les Divertissements de Versailles [Versailles Eğlenceleri], 1676); XVIII. yy.da: Cocchin, Eisen, Larmessin, Tardieu, Gravelot (Decamerone, 1757), Moreau le Jeune (Benjamin de La Borde’un Chanson’u [Şarkı]), Marillier (Berquin’in Les İdylles’i [İdiller], 1775), Le Barbier, Monsiau; XIX.yy.da: Desenne, Duplessis-Berteaux, Tony Johannot (Notre-Dame de Paris), Gigoux, Celestin Nanteuil, Gavarni, Grandville (Un Autre Monde [Başka Bir Dünya], 1844), Gustave Dor6 (Dante’nin İnferno’su [Cehennem], 1861). XVIII. yy.da ortaya çıkan renkli gravürlerden sonra XIX.yy.da taşbaskı tekniği doğdu ve özellikle ilk fotoğraf çoğaltma metotlarının bulunması (1847-1882) kitap resmi tekniğini yavaş yavaş geliştirdi.
Günümüze kadar yetişen fransız gravürcüleri arasında şunlar sayılabilir: Daniel Vierge (L’Assommoir [Meyhane], 1878). Auguste Lepere, Rops, Steinlen, Louis Legrand, Chas -Laborde, Dignimont, Vertes, Boussingault, Sylvain Sauvage, Mariette Lydis, Daragnes, Laboureur, Gus Bofa, Pierre Falke, Luc-Albert Moreau, Dunoyer de Segonzac, Georg, Touchagues, Demeurisse, Clairin, Heuze, Brayer, Buffet. Kitap resmi yapan ressamların sayısı çoktur: Holbein (Les Simulacres de la Morı [ölümün Görüntüleri]), Dürer (Maximilien’in Le Livre de Prieres’i [Dualar Kitabı]). Poussin (bir Vergilius, bir Horatius ve bir Kutsal Kitap kapağı süsü), Oudry (Les Fables [Masallar], 1755-1759), De Troy ve Lemoine (La Henriade, 1728), Boucher; XIX. yy.da Deveria, Delacroix (Faust, 1828), Lami, Manet (Ch. Cros’un Le Fleuve’ü [Irmak], 1874), Maurice Deniş (Les Fioretti, 1913).
Bonnard’ın hazırladığı Parallelement (Paralel Olarak) [1900] ve Daphnis et Chloe (Daphnis ve Chloe) [1902], Desvallieres’in Rolla’sı (1906), Picasso’nun Başkalaşımlar’ı, Gromaire’in, Beaudelaire’in Nesir Şiirler’i, Salvador Dali’nin Les Chants de Maldoror’u, Mattisse’in, Mallarme’nin Şiirler’i, Dufy’nin Tarascon’lu Tartarin’i (Tartarin de Tarascon), Derain’in Heroides’i (Heroides’ler); Rouault’nun, Suares’nin La Passion’u (Çile), Dunoyer de Segonzac’ın Les Croix de Bois’sı (Tahta Haçlar) ve Louise Hervieu, Vlaminck, Chagall, Van Dongen, Othon Friesz ile Derain’in eserleri gibi birçok «Ressam Kitabı»nın hazırlanmasında Ambroise Vollard’ın ve kitapseverler derneklerinin rolü büyük oldu. Bu arada, «heykeltıraş kitapları» ile Rodin (Le Jardin des Supplices [işkenceler Bahçesi]), Maillol (Les Eglogues [Egloglar]), Bourdelle (Mozart Enfant [Çocuk Mozart]) ve Belmondo’yu da (Lucien de Samosate’ın Les Amours’u [Aşklar]) unutmamak gerekir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESSAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESPİGHİ (Ottorino)
Tarih 29 Haziran 2009
RESPİGHİ (Ottorino), italyan bestecisi (Bologna 1879-Roma 1936). Bologna’da Martucci’den, Petersburg’da Rimskiy-Korsakov’dan, Berlin’de Max Bruch’tan ders gördü.
Roma konservatuvarında beste öğretmenliği (1923) ve müdürlük (1923-1925) yaptı, daha sonra Santa Cecilia akademisinin Yüksek Bestecilik kursunun başına geçirildi. Roma manzaralarından veya sanat eserlerinden ilham alarak yazdığı senfonik şiirlerinde, fransız izlenimcilerinin, rus bestecilerinin ve Strauss’un etkisinde kaldı. Arkaik müziğe düşkündü, plenşan’ı örnek alarak yazdığı da oldu. Çok sayıdaki eserleri arasında ses müziği olarak, şarkı ve piyano için elli kadar melodi (Nebbie, Nevicata, Stornellatrice [1906]; Liriche, 4 Rispetti Toscani, [1914]; Deita Silvane), şarkı ve orkestra için melodiler, korolu eserler (La Primavera [İlkbahar], 1923; 4 Canzoni Scozzesi, 1926; Landa per la Nativita del Signore [İsa'nın Doğuşu İçin Şükran], 1931) vardır.
Oda müziği türünde re majör bir dörtlü (1907) ve Quartetto Dorico, piyano ve keman için si minör bir sonat (1916-1917), 3 Preludi Sopra Melodie Gregoirane per Piano (Gregoryen Melodileri İçin Üç Piyano Prelüdü) [1921] yazdı. Senfonik eserleri: Le Fontane di Roma (Roma Çeşmeleri) [1916] adlı senfonik şiir, Antiche Danze e Arie per Liuto adlı üç seri (1918, 1923, 1932), keman ve orkestra için Gregoryen Konçertosu (1921), i Pini di Roma (Roma’nın Çamları) adlı senfonik şiir, piyano ve orkestra için Concerto in Modo Misolidio (1925), Vetrate di Chiesa (senfonik şiir, 1926 -1927), Trittico Botticelliano (1927), Gli Uc-celli (Kuşlar) [süit, 1928], Feste Romane (Roma Şenlikleri) [senfonik şiir, 1928], piyano ve orkestra için Toccata, impressioni Brasiliane (Brezilya’dan İzlenimler) [1931] adlı senfonik şiir, Metamorphoseon XII Modi (tema ve çeşitlemeler, 1931), son olarak piyano ve oda orkestrası için bir Concerto a Cinque (1934),
Respighi ayrıca dramatik eserler de besteledi: Re Enzo (Kral Enzo) [operakomik, 1905], Semirama (lirik trajedi, 1910), La Boutique Fantasque (Rossini’nin temaları üstüne bale, 1917-1918), Belfagor (müzikli komedi, 1923), La Campana Sommersa (opera, 1927), Belkıs (koreografik eylem, 1932), Maria Egiziaca (dinî tiyatro 1932), La Fiamma (Alev) [1934] ve Lucrezia (1937) operaları. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESPİGHİ (Ottorino) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESMO
Tarih 29 Haziran 2009
RESMO, yun. Rethymnon, Girit adasının kuzeybatısında sancak merkezi şehir.
İlk çağlarda mykenai medeniyetinin bir şehriydi. Roma, Bizans, Araplar, tekrar Bizans ve Venediklilerin eline geçti (1204). Barbaros tarafından tahrip edildi (1538), 1646′da Deli Hüseyin Paşa tarafından Venediklilerden alındı ve bir sancak merkezi oldu. 1913′te kesin olarak türk yönetiminden çıktı ve Yunanistan’a bağlandı. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİM veya RESM
Tarih 29 Haziran 2009
RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görülen azizlerin resimlerine benzer bir hal aldı (H. R. Gürpınar).
Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yapmağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Güntekin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çizme, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Resim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.
— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanılır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anlamında kullanılır: Bir kere sevdaya tutulmaya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar edersen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.
— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.
— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsinden bir para: Gümrük resmi. Belediye resmi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. ansikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlananların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakılmaları durumu. (Bk. ansikl.) ||
— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtılması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memurlar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olmadığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapardı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kassam defteri vardı, ölenin terekesi kassam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, ölenin cenaze masraflarıyle kassamın alacağı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısmetin kimler tarafından tahsil edileceğini düzenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, hademeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılardan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayinlerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve salâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrasını taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Resmi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydettikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Kadıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlarlardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe arasında değişirdi. Buna sicil akçesi de denirdi.)
— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tahlif, devlet memurlarının işe başlarken yemin töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat yemini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)
— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa altmış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değirmen vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürürlükte olduğu dönemde ekili arazisi olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.
Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba bennâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işlenebilecek arazi demekti.
Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bırakarak başka iş yapanlardan alınan vergi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve ondan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alınırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adını aldı.) || Resmi güvara, turfanda meyve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı verilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.
Gayrimüslimlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzimattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderlerdi.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraattan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az verimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi almamağa başlandı.)
— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giydiği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hırkayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şeyhinin huzuruna çıkınca giyer.)
— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yarayan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geometrik resim, bir nesnenin geometrik orantılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belirtildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vurulan veya suluboya ile renklendirilen resim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yarayan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (marangozluk, topografya v.b.) uygulanması.
|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. alarak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanmadan yapılan ve bir nesneyi gerçekte olduğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi meydana getiren bütün parçaların ölçüsünü veren ve bu parçaların nasıl biraraya getirileceklerini belirten resim. (Bu tür resimde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösterilir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, yatay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit denir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli birtakım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, makine resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Teknik resim, sanayide, makine veya her çeşit imalât parçasının tam ve hatasız olarak yapılabilmesi için, çizimi yapan mühendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlardan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)
— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim testi, dört tane renkli resimden meydana gelir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki insan görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördüncü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, bazı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmektedir. Teste tabi tutulan denek, bu dört resmi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorundadır. Denekten istenen şey, bu resimlere bakarak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin konusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.
Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, deneğin anlattığı konuya karşı takındığı tavrı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini bitimi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliyetini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.
— Folk. önceleri folklorun bir parçası sayılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okumamış veya az okumuş bir toplumun sanatıdır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rastlanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha fazla ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapılmış olan bu resimler, ilkel bir özellik taşır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışında kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından denizler ve içinde gemiler görülür.
Halk resimleri halk masallarına uygun, halkın anlayabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bunları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (çoğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resimler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.
1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gösterir. Osmanlılar döneminde memurların gittiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yansıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, Enver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine karışmış Namık Kemal, Fatih’in atını denize sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in palabıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğraları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıydı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin develeri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süslerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine göre gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı gemisi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda denizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tulumbacılar v.d.
Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.
2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hikâyeler olmak üzere tarihî ve dinî konulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.
3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı varlıklara yer verilmeyen Mekke, Medine resimleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok sayfası resimlidir. Başta islâm inançlarını özetleyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sırat, bunun altında cehennem, zakkum ağacı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar halinde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.
4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasakladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatının en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şekiller, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi büyü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiştir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli sayfası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tılsım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.
5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konulardadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minarelerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapılmış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.
6. Yazıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.
7. Cam altı resimleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bunlar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, araları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de olağanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parçalanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk resimlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.
8. Karagöz resimleri halk sanatının en zengin bölümünü meydana getirir. Oyuna başlamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bahçeler perdeye konur. Buna göstermelik denir. Resimler saydamlaştırılmış deve derisine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.
— G. santl. Altamira veya Lascaux mağaralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanılan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resimlerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı mavisi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel boyayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılından yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve ince alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resimlere rastlanır.
Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar birbiri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borçludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten farklıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kumdan meydana gelen taze sıva üzerine yumuşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek genişlikte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, kurudukça hafifleyen çok ince renk armonileri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın derinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.
Freskte genellikle şu renkler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık siyahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kullanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alışkanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazırlanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kullanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan boyalar genellikle eskislerde çok işe yarar.
Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim yapılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sakıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tuval, kenevir tuvalden üstündür; daha kabaca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.
Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, karıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.
Birçok ressam, tablonun genel tonunu daha çabuk elde edecek şekilde önceden boyanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kolalanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalışırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kullanırdı; resimlerin zamanla kararmış olması bu yüzdendir.
Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulunur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çırakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yumuşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntıları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir yana sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).
Bunlar bir boya çanağı içinde sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenmeden önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş verniğine başvurulur. Bu vernik, donuklukları giderir, birkaç dakikada kurur, ama dayanıklı değildir.
• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmıştı. Romalılar da kral Attalos’un satın almak istediği bir tabloyu bu yoldan elde ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler aldı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak halka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satışı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avusturya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar kuruldu. O devirde belçikalı birçok ressam yalnız ihracat için çalışıyordu.
Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin merkezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ticaret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özellikle anılmağa değer.
— Huk. Resim, idarenin gözetim ve denetimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hizmet dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerinden, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluşları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hizmetler dolayısıyle alındığından, hizmetler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alınan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: damga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal resmi, hayvan alım satım resmi, ilân resmi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma resmi, işgaliye resmi.
• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiştir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuruluşların da resim ve harçlardan muaf olduğunu belirten özel hükümler vardır. Meselâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alınmayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Çocuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.
XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emekliye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhülislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışanların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağlı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafından;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya daha fazla akçe gündelikle çalışanların resmi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm resmi kısmetleri ise kazasker kassamları tarafından tahsil edilirdi.
— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çizimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, karakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fırça, silgi v.b. kullanılır.
Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanmasını sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, ölçekler, güdülen amaca ve çizilecek nesnelerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlıklar tamamlanınca resim tüm ve doğru olarak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: kimi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resimlerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ayrıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.
Teknoloji alanında kullanılan resim teknikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizilen resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür resimlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tekniğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genellikle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gerekir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazinin genel görünümünü verebilir, düzeç eğrileri veya taramalarla toprağın engebelerini gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farklarından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uygun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sadece tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştırmalar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntüsü üzerinden kalemle geçmektir; başka birtakım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.
+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESCRİPTUM
Tarih 29 Haziran 2009
RESCRİPTUM i. (rescribere, yazmak’tan lat. k.). Bir Roma imparatorunun, hukuk meseleleri konusunda kendisine danışan yüksek memur veya eyalet valilerine verdiği cevap.
— ANSİKL. Rom. huk. Rescriptum’lar, Roma imparatorlarının, sonra da papaların çıkardığı emirnamelerin ve kararnamelerin bir çeşidiydi. İmparator Hadrianus’a kadar, bunun pek az örneğine rastlanmıştır. Bir özel kişiye hitap eden rescriptumlar, sorunun altına, subscriptio şeklinde yazılırdı: bir magistratus için ise ayrı bir mektup şeklinde (epistola) kaleme alınırdı.
Başlangıçta ancak belirli bir olay için geçerli olan rescriptumlar, II. yy.da hukukî bir değer kazandı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESCRİPTUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y)
Tarih 29 Haziran 2009
REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y), ispanyol valisi ve siyaset adamı (Barcelona 1528-Brüksel 1576).
Roma’da büyükelçi iken (1563) Pius V’i, Türklere karşı bir birlik kurmağa teşvik etti. Don Juan d’Autrich’in tuğamirali olarak ona giriştiği Tunus seferinde ve inebahtı (Lepanto) deniz savaşında yardım etti (1571). Ertesi yıl Milano valisi, sonra Hollanda’da Alba dükünün yerini aldı (1573), genel af ilân etti; Alba dükünün kurmuş olduğu olağanüstü mahkemeyi lağvetti ve Sessiz Willem I ile görüşme ortamı hazırladı.
Anvers garnizonunun ayaklanması, Leiden’ı ele geçirmesine (ekim 1574) engel oldu. Fakat Nimegue yakınında Nassau kardeşlere karşı Mook zaferini kazandı. Zeeland’ı fethetmek üzere iken hummadan öldü. Correspondencia Politica’sı (Siyasî Mektuplar) I892′de yayımlandı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rethondes mütarekeleri
Tarih 29 Haziran 2009
Rethondes mütarekeleri, Rethondes garının yakınında, Compiegne ormanında, bir demiryolu vagonunun içinde iki önemli mütareke imzalanmıştır.
Müttefikler ile Almanlar arasında 1 ekim 1918′de imzalanan birinci mütareke ile Birinci Dünya savaşı fiilen sona ermiş oldu. Müttefiklerin yüce savaş konseyi tarafından 4 ekim günü Versailles’da kararlaştırılan mütareke şartları 8 ekimde Almanlara bildirildi. Mütareke Versailles antlaşmasının imzalanmasına (28 haziran 1919) kadar yenilendi.
— 22 Haziran 1940′ta imzalanan ikinci mütareke kısa bir savaştan sonra yenik düşen Fransa’nın Almanya’ya başvurması üzerine yapıldı. Mareşal Petain 17 haziranda mütareke istemeğe karar vermişti. General Kuntziger’in başkanlığındaki fransız heyeti, 1918 mütarekesinin imzalandığı yerde bir tren vagonunda 21 haziran günü Hitler tarafından kabul edildi. Ateşkesme tarihi’ olarak da 25 haziran günü seçildi; bu geciktirmeye sebep daha önce Roma’nın yakınındaki İncisa ali Olgiata’da İtalya ile mütarekenin imzalanmasına imkân vermekti. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rethondes mütarekeleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REN nehri
Tarih 27 Haziran 2009
REN nehri, alm. Rhein, hollanda dilinde Rijn, Batı Avrupa’da nehir, Alpler’de doğar ve Kuzey Denizi’ne dökülür; 1 298 km.
• Coğrafya. Ren’in yatağı geç bir tarihte yerleşti: Pliyosen çağın sonunda havzasının Alpler’de bulunan kısmındaki sular hâlâ Sundgau aracılığıyle Saöne ovalarına akıyordu. Dördüncü zamanın başında bu sular Kuzey Denizi’ne yöneldi. Ren’in çok değişik bölgelerden geçmesi, rejimini ve nehirden yararlanma şekillerini etkiler. Ama çok eski çağlardan beri set çekilen ve düzeltilen çığırı, Avrupa’nın başlıca nehir yoludur. Konstanz gölüne kadar uzanan yukarı çığır’ı Alp semtlerinin örnek tipidir; ön Ren (Vorderrhein) ile Arka Ren’in (Hinterrhein) birleşmesiyle meydana gelir: suların yüksek dağlardan inmesi yağmur-kar tipinde bir beslenme sağlar; debinin en yüksek olduğu dönem yaz mevsimidir (hazirandaki debisi Konstanz gölüne girdiği yerde 524 m3/saniye, şubat ayında ise 71,2 m3/saniye).
Vadisi dördüncü zaman Ren buzulunda oyulmuş bir buzyalağıdır; dibi çakılla doludur ve eğimi diktir. Burası Graobonder boğazına giden, Ortaçağda çok kullanılan, bugün de özellikle turistlerin geçtiği büyük bir yoldur. Ayrıca önemi günden güne artan bir elektrik üretimi bölgesidir. Konstanz gölünden sonra Ren, jüra çağı kalkerleriyle oyulmuş oldukça dar bir vadiye girer (Schaffhousen’de Ren çağlayanı). Yağmur-kar tipindeki mahallî beslenmenin ilkbahara ve sonbahara doğru ikinci derecede maksimumlara yol açması ve Konstanz gölünün etkisi, yaz mevsimindeki kesin debiyi değiştirmemekle beraber debileri büyük ölçüde düzenler. Basel’in yakınlığı isviçre ve Almanya tarafından ortaklaşa işletilen bir hidroelektrik santralı kurulmasına yol açmıştır (Birsfalden, Rheinau, Reckingen) Burası isviçre elektro-kimyasının başlıca merkezlerinden biridir.
Ren ve büyük kolu Aare’yi bu kesimde sefere elverişli hale getirmek için bir proje hazırlanmıştır. Ren, Basel’de havzasının Alp kısmından (havzasının yüzölçümünün yüzde 22,5′i olmasına karşılık bu kısım suların yüzde 43′ünü [1 000 m3/saniyeden çok] sağlar) çıkarak hersinyen bölgeye girer ve Dördüncü zamanda Alp ırmak-buzul çakıllarıyle örttüğü Alsace ve Baden çöküntü hendeğini takip eder; Würmiyen çağından kalma tortullar verimsizdir ve tarım çok az gelişmiştir. Tabiî haliyle Ren. çökmekte olan bu bölgede eskiden birçok menderes çizerdi. XIX yy.ın ikinci yarısında Baden’li mühendis Tulla’nın planlarına göre sunî bir yatak açıldı (nehir bugün bentler arasına sıkışmıştır).
Sellerin yol açtığı zararların büyük kısmı önlendi; ama nehrin kısaltılması, aşındırıcı gücünü artırdığından, alüvyonların örttüğü kalker damarlarının açığa çıkmasına yol açtı (İstem); çalışmaların başka bir sonucu olarak yeraltı örtüsünün göçmesi, tarım için çok tehlikeli bir olaydır. Almanlar direkler dikerek nehri Mannheim’a kadar sefere elverişli hale getirdiler. 1918′den sonra Fransa, Ren üzerinde seferi önce Strasbourg’a, sonra da Aşağı İstein’ı kuşatan Kambs kanalının açılmasıyle Basel’e kadar ilerletti. Düzenlenmekte olan Büyük Alsace kanalı, Reims’e modern bir suyolu eklemekte ve büyük ölçüde elektrik sağlamaktadır.
Bu kesimde Ren’in rejimi özellikle güney almanya sularını getiren Neckar ve Main ile kavuştuğu yerlerin aşağısında önemli ölçüde değişir. Bu nehirlerin kesinlikle yağmur-kar tipinde olan rejimi. Ren’in kış minimumlarını azaltır. Mannheim’dan sonraki düzenleme, daha kolay olduğundan, XIX. yy. sonundan itibaren gerçekleştirilmiştir. Bingen’in ötesinde Ren, çöküntü hendeğinden çıkar ve «Kahramanlık gediği» yoluyle şistli Ren kütlesini aşmağa başlar: Dördüncü zamanda da devam eden yükselme hareketinden daha eski olan bu gedik, kenarları çok dik vadidir, özellikle Loch’taki kuvarsit damarları, seferi uzun süre engelledi ve ancak XIX. yy. sonunda yapılan çalışmalarla yarıldı. Alman romantik yazarlarını büyük ölçüde etkileyen bu güzel vâdi, bugün büyük bir turizm bölgesidir. Ren’in Koblenz’te aldığı kolu Moselle, Main ve Neckar gibi, nehrin rejiminin alp özelliğini hafifletir. Köln’de, şistli Ren kütlesinden çıktığı yerde, su kabarmaları daha yağındır. Kış mevsimindeki su azalmalarının yerini daha az ölçüde sonbahar azalmaları alır. Şartlar sefere son derece elverişlidir: debi, suların alçaklığı dönemde 1 120 m3/saniye, orta dönemde 1 750 M3/saniye, kabardığı dönemde 10 000 m3/saniye.
Irmak, Köln havzası çöküntü hendeğinde biçimsiz taraçaların ve linyitli üçüncü zaman topraklarının ortasında büyük menderesler çizer. Hollanda sınırının biraz aşağısında, delta başlar: nehrin çığırı kollara ayrılır; kolların çizdiği yollar bentler yapılmasından önce çok değişmiştir: ijsel, Kampen yakınında eski Zuiderzee’ye ulaşır; Eski Ren, Utrecht ve Leyde’den geçer, hattâ bir.kolu Amsterdam’a varır; başlıca kolu Waal, Mouse’a kavuşmadan Biesboch’ta bir delta meydana getirir; Lek Rotterdam’a yönelir. Bütün bu bölgede X. yy.da başlanan bent yapımı sayesinde, sulanabilen ovaların balçıkları üzerinde güzel polderler meydana getirilmiş ve nehir kollarının yatak değiştirmesi engellenerek tabiî şartlar tamamıyle değiştirilmişti. Köln’ün aşağısında havzanın yüzde 15′ini temsil eden bir kısım, Ren’e sularının ancak yüzde 8′ini sağlar, bu yüzden rejim hiç değişmez. Eğimin yumuşaklığı kabarmaları azaltarak rejimi düzenler.
• iktisadî rolü. Ren, Basel’den denize doğru giden ilgi çekici bir ulaşım yoludur ve Ortaçağdan beri kıyılarındaki şehirlerin zenginleşmesine yol açmıştır. Nehrin yakınlığı, üzüm yetiştirmeyi ve şehirlere gönderilen ekmeklik buğday tarımını geliştirerek köylerin iktisadî gelişmesini bile etkiledi. Nehrin iktisadî rolü, modern sanayinin gelişmesiyle daha da arttı. Ren üzerinde sefer kolaylığı Ruhr’un canlanmasında büyük rol oynadı ve bölgede kıyı şehirlerinin yararlandığı elverişli şartları sağladı. Ren aynı zamanda da Ruhr kömür ve çeliğinin Güney Almanya’ya ve İsviçre’ye doğru sevk edilmesine imkân verir ve kıyılarıyla kollarının kıyılarında yerleşen imalât sanayii merkezlerine ikmal yapar. Basel, nehir sayesinde, 5 milyon ton yük trafiğiyle İsviçre’nin başlıca pazarı haline gelmiştir. Strasbourg, 6 milyon tonla önemli bir limandır. Köln’ün aşağısında, Aşağı Ren 40 milyon ton trafikle dünyanın en işler nehirlerinden biridir. Ren üzerinde sefer, Versailles antlaşmasından beri milletlerarası bir rejime bağlıdır.
Başlıca önemli filolar, alman, hollanda, sonra da fransız, isviçre, ingiliz ve belçika filolarıdır. ikinci Dünya savaşı ertesinde yeniden düzenlenen Fransız parkı, tek bir konsorsiyumda toplandı. Nehrin düzenlenmesi, ren ticaret filosuna kendine has özellikler sağladı: 2 000 beygir kuvvetinde römorkörler ve yüklü ağırlığı 2 000 tonu geçen mavnalar suların kabarık olduğu zamanlarda Strasbourg’a kadar çıkabilir. Moselle’in kanallaştırılmasıyle, nehrin 1 000 tonluk mavnaların girmesine elverişli hale getirilmesi, bu sanayi bölgesinin denizden uzak olma sakıncasını azaltacaktır. 1966′da Emmerich’te alman-hollanda sınırında 88 Mt trafik kaydedilmiştir.
• Seyrüsefer talimatnamesi. Viyana kongresi (1815), Ren üzerinde güvenliği sağlamakla görevli bir Ren Seyrüseferi Merkez kurulu meydana getirdi (merkezi Mainz’teydi); açık denize kadar sefer serbestliğini Hollanda’nın kabul etmemesi üzerine, bu kurul işlemez hale geldi. 1831′de Mainz antlaşmasında ve 1868′de Mannheim antlaşmasında Hollanda’nın hak iddialarının tanınmamasına karşılık Ren kıyısındaki devletlere tanındı. Versailles antlaşmasıyle (1919), Ren ile kıyısı olmayan devletler de Merkez kuruluna alındı ve kurula Mannheim kurulunda değişiklik yapma hakkı tanındı. Almanya 14 kasımdan sonra Versailles antlaşmasının nehirle ilgili maddelerini tanımadığı için, Yeni Ren statüsü daha yaratılmadan işe yaramaz hale geldi (4 mayıs 1936). 1945′te Merkez kurulu, Köln’den Strasbourg’a taşındı; Almanya, kurula 1950′de girdi. Nehir üstündeki idare ve gümrük kontrolünü hafifletmek için çeşitli tedbirler alındı. 1951′de Almanlarla Hollandalılar arasındaki anlaşma Ren’in aşağı kolunda milletlerarası trafiği daha da kolaylaştırdı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REN nehri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENN
Tarih 27 Haziran 2009
RENN (Arnold vieth von golssenau, Ludwig — denir), alman yazarı (Dresden 1889).
Birinci Dünya savaşında subaylık yaptıktan sonra, barışçı ve devrimci fikirlerin etkisinde kalarak Krieg (Savaş) [1928] ve Nachkrieg (Savaş Sonrası) [1930] adlı romanları yazdı. Hitler’in iktidara gelişi sırasında göç etti. 1947′de Dresden’e döndü ve üniversitede antropoloji profesörü oldu (1947-1951). Sonra Berlin’e yerleşti. Son hikâyelerinde, kişisel yaşantılarından ahlâkî ve siyasî sonuçlar çıkardı (Auf den Trümmern des Kaiserreichs [İmparatorluğun Yıkıntıları Üstünde] 1961) veya yabancı halkların manevî zenginliği ve maddî ya da sosyal güçlükleri üstüne vatandaşlarının dikkatini çekti: Trinî, Lie Geschichte Eines İndianerjungen (Trini, Bir Kızılderili Çocuğun Başından Geçenler) [1954]; Der Neger Nobi (Zenci Nobi) [1955]. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENKTEŞLİK
Tarih 27 Haziran 2009
RENKTEŞLİK i. (renk’ten renkteş > denkteşlik). Biyol. Bir hayvanla yaşadığı ortam arasında renk benzerliği sağlayarak hayvanın görülmesini, hiç değilse insan gözüyle görülmesini zorlaştıran renk (ve daha geniş anlamda görünüş) özdeşliği. Eşanl homokromi.
— Ansikl. Aktif renkteşlik veya renk uyumu, hayvanın derisinde kromatoforların etkisiyle renk, hattâ şekil değişikliklerine yol açarak onun, bulunduğu çeşitli ortamlara göre çabucak renk almasını sağlayan bir değişikliktir (bukalemun, kalkanbalığı, ağaç-kurbağası). Resiflerde yaşayan bazı balıkların dağınık renkliliği de renkteşliğe yakındır; bunların üzerindeki koyu çizgiler hayvanın görülmesine imkân verir, fakat vücudun şekli ve duruşu hakkında insanı yanıltır.
Buna karşılık mimetizmde hayvan görülür, fakat başka bir hayvan veya bir bitki ile karıştırılır.
İster dağınık, ister benzeşik olsun renkteş bir görünüş, araştırıcıyı yanıltan aldatıcı bir görünüştür. Pasif renkteşlik, hayvanı yaşadığı ortamla karıştıran bir şekil ve renk özdeşliğidir (msl. yüksek otlar arasında yaşayan zebra, karda yaşayan beyaz tavşan). [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENKTEŞLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENKSEMEZ
Tarih 27 Haziran 2009
RENKSEMEZ sıf. (renk > renksemek’ten renkse-mez). Opt. Nesnelerin görüntülerini renkli saçaklarla çevrili olmaksızın veren bir optik sistem için kullanılır: Renksemez dürbünler. (Eşanl akromatik.) [L]
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENKSEMEZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENKSEÇMEZLİK
Tarih 27 Haziran 2009
RENKSEÇMEZLİK i. (renk ve seçmek > seçmez’den renkseçmez-lik). Oftalmoloji. Renkleri yanlış görme veya bazı renkleri birbiriyle karıştırma hastalığı. Eşanl. akromatopsi. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENKSEÇMEZLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Renaudot-Theophraste ödülü
Tarih 27 Haziran 2009
Renaudot-Theophraste ödülü, 1925′te bir edebiyat tenkitçileri (Gaston Picard, Georges Charensol ve P. Demartres) grubu tarafından kurulan ödül.
Fransız gazeteciliğinin kurucusu sayılan Renaudot’nun adını alan bu ödül 1926′dan beri her yıl Goncourt armağanı ile aynı zamanda, bir roman, bir anlatı, bir masal veya hikâye derlemesi yazarına verilir. Her ne kadar, hiç bir para bağışı tapılmazsa da çok tutulan; değerli yazarlara verilen bir ödüldür. (L>)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Renaudot-Theophraste ödülü hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENARD (Jules)
Tarih 27 Haziran 2009
RENARD (Jules), fransız yazarı (Châlons, Mayenne 1864 – Paris 1910). Mercure de France’ın kurucularından biridir (1890).
Başlıca hikâye ve romanları şunlardır: l’Ecornifleur (Otlakçı) [1892]; Le Vigneron dans sa Vigne (Bağcı Bağında) [1894]; Poil de Carotte (Horoz ibiği) [1894]; Histoires Naturelles (Tabiat Bilgisi) [1896]: Bucoliques (Çoban Şiirleri) [1898]. Tiyatro için küçük piyesler yazdı: Le Plaisir de Rompre (Kesip Atma Zevki) [1897]; Le Pain de Menage (Evin Ekmeği) [1898]. Renard, kendini, «görüntü avcısı» diye tanımlardı.
Gerçekten de hayatın çeşitli görünüşlerini, mizahî ve izlenimci bir üslûpla, kuru ve sert çizgilerle canlandırdı. 1887-1910 Arasında tuttuğu Günlük’ü, 1925-1927 yılları arasında yayımlandı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENARD (Jules) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAİX
Tarih 27 Haziran 2009
RENAİX, flamanca Ronse, Belçika’da (Doğu Flandre idare çevresi) şehir, Flandre dağlarının doğu ucu eteğinde; 25 100 nüf.
Roman üslûbunda (XII. yy.) kilise (yeraltı mezarlığı). Metalürji. Dokuma sanayii (pamuklu ve yünlü dokumalar, iplik bükümü, sunî ipek, konfeksiyon). Boyama ve apreleme atelyeleri. Bira fabrikası. (L)
REN i. (iskandinavca’dan alm. Remi). Zool. Bk. RENGEĞİYİ. (M)
REN. Coğ. Bk. REN NEHRİ.
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAİX hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMUS
Tarih 27 Haziran 2009
REMUS, Romulus’un ikiz kardeşi ve onunla birlikte Roma’nın kurucusu. Saban çığırıyle çizilen Roma şehrinin sınırını aşarak, kardeşinin buyruğuna karşı geldiği için onun tarafından öldürüldü. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMİZOV (Aleksey Mihayloviç)
Tarih 27 Haziran 2009
REMİZOV (Aleksey Mihayloviç), rus yazarı (Moskova 1877-Paris 1957). Gençliğinde çok seyahat etti, tutuklandı ve sürgüne gönderildi; birçok bilim dalıyle ilgilendi. Gerçekçi romana sembolizm anlayışını uyguladı, halk geleneğini modernleştirerek stilize etti ve ahenkli nesriyle epik ve lirik bir edebiyat türü yarattı.
Zamyatin veya Pilnyak gibi rus yazarlarını büyük ölçüde etkiledi. Çasıy (Saatler) adlı hikâye kitabiyle tanındı. Ama asıl ününü Prud (Gölcük) [1905], Krestovıye Sestrıy (Haçlı Rahibeler) [1911], Zga (Karanlık) adlı üçlemeyle sağladı. Ayrıca alaylı ve nükte dolu bir anlatı derlemesi yayımladı: Posolon (1906). 1907′de şaheseri sayılan Limonar (Limoncu) çıktı. 1921′de göç etti, Paris’e yerleşti. Paris’te mistik düşünceler, nükte ve buluşlarla dolu birçok eser yazdı: Vzvihrennaya Rossiya (Burgaçtaki Rusya) [1927]; Podst-rijyonnıymi Glazami (Kırpılmış Gözler) [1951]; Ogon Vesçey (Nesnelerin Ateşi) [1954]. (L)
REML i. Bk. REMİL.
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMİZOV (Aleksey Mihayloviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMARQUE
Tarih 27 Haziran 2009
REMARQUE (Erich Maria KRAMER, Erich Maria — denir), alman yazarı (Osnabrück 1898-Luzern, isviçre 1970).
Birinci Dünya savaşını Almanya açısından anlatan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (İm Westen Nichts Neues) [1929] adlı romanı yazdı. Savaşa karşı acı bir suçlama olan bu roman bütün dünyada geniş yankılar uyandırdı,
öbür eserleri: çarpışma bittikten sonra bile, savaş yıllarının zihniyetini sürdürmeğe çalışan bir zümrenin romanı Dönüş Yolu (Def Weg Zurück) [1931], İnsanları Seveceksin (Liebe Deinen Nachsten), Üç Arkadaş (Drei Kameraden) [1938]; Paris’teki göçmen çevrelerini konu alan Zafer Âbidesi (Arc de Triomphe) [1941]; alman toplama kamplarını anlatan Tedirgin Hayat (Der Funke Leben) [1952]; Der Sch-warze Obelisk (Kara Obelisk) [1958]; Der Himmel Kennt Keine Günstlinge (Tanrının Gözdeleri Yoktur) [1961]; Die Nacht in Lizbon (Lizbon Gecesi) [1963]. Remarque, Hitler’in iktidara gelişinden sonra yurdunu terk ederek Amerika’ya gitti. 1947′de amerikan uyruğuna girdi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMARQUE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMACHA (Fernando)
Tarih 27 Haziran 2009
REMACHA (Fernando), ispanyol bestecisi (Tudela 1898), Conrado del Campo’nun öğrencisi. 1932′de Roma’da İspanyol Birinci ödülünü aldı.
G. Fr. Malipiero’dan geniş ölçüde ilham aldı. Grup o de los Ocho’nun (Sekizler grubu) üyesiydi. Pamplona konservatuvarı müdürü oldu (1958).
Eserleri: iki yaylı sazlar dörtlüsü (1925, 1931); Cartel de Fiestas (Atlı Karınca) [1945]; koro ve orkestra için Visperas de San Fermin (San Fermin Arefesi) [1954]; Concierto para Guitarra (Gitar Konçertosu) [1955], Rapsodia de Esîrella (Yıldız Rapsodisi) [1958], Jesucristo en la Cruz (Çarmıha Gerilmiş İsa) [1963]. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMACHA (Fernando) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REITZENSTEİN (Richard)
Tarih 27 Haziran 2009
REITZENSTEİN (Richard), alman filologu ve din tarihçisi (Breslau 1861 – Göttingen 1931).
Rostock (1889-1892), Giessen (1892-1893), Strassburg (1893-1911), Freiburg-im-Breisgau (1911-1914) ve Göttingen (1914′ten sonra) üniversitelerinde ders verdi, özellikle Helenistik devirden kalma dinî metinleri inceledi, roma-yunan ve doğu dünyasının dinî inançlarıyle Hıristiyanlık arasında ilişkiler kurarak, Hıristiyanlığın menşei meselesini çözmeğe çalıştı.
Başlıca eserleri: Die Hellennistische Mysterienreligionen (Gizemci Helenistik Dinleri) [1910], Das Iranische Erlösungsmystrium (Iran Dininde Kurtuluşun Sırrı) [1921], Die Vorgeschichte der Christliche Taufe (Hıristiyanlıkta Vaftizin Tarihi) [1929]. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REITZENSTEİN (Richard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİSS – ANDERSEN (Gunnar)
Tarih 27 Haziran 2009
REİSS – ANDERSEN (Gunnar), norveçli şair (Larvik 1896). önceleri resme merak sardı. 1917-1920 Arasında Kopenhag ve Paris’te Güzel Sanatlar okuluna devam etti.
1921′de şiir yazmağa başladı ve birçok şiir kitabını yayımladı: İndivielsen Aar (Çıraklık Yılları) [1921], Himmelskrift (Gökyüzünün Yazısı) [1928], Spanske Farver (İspanyol Renkleri) [1933], Horisont (Ufuk) [1934], Diki Fra Krigstiden (Savaş Çağının Şiirleri) [1946], Samlede Dikt (Şiirler) [1946]. Ayrıca Nyt Liv (Yeni Hayat)’ [1925] adlı bir roman yazdı.
Denemelerini Güleryüzlü Ağırbaşlılık (1954), son şiirlerini Görünmeyen Yelkenli (1956) ve Seçme Şiirler (1964) adı altında topladı, önceleri Wildenvey ve Olaf Bull’un, sonra NordahJ Grieg’in etkisinde kalan Reiss-Andersen zamanla kişiliğini buldu. Şiirlerinde derin bir hürriyet aşkını dile getirdi. Bu tema özellikle alman işgali altında gizlice yayımlanıp düşmana karşı direnişi destekleyen şiirlerinde yer alır. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİSS – ANDERSEN (Gunnar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENK veya RENG
Tarih 27 Haziran 2009
RENK veya RENG i. (fars. reng). Işığın, kendi öz yapısına veya cisimler tarafından yayılma şekline bağlı olarak göz üzerinde yaptığı etki: Hakikatte annecikler altın sarısı ve gök mavisinden başka renklerde de olabilirdi (R.N. Güntekin).
Sonra dizlerden aşağıya çizmelerin üstüne dökülen, açık gümüş renginde bir çerkes mantosu yaptırdım (Ş.S. Aydemir). Bak! Dünya renkler içinde! // Bu güzel dünya içinde (O. V. Kanık). // Mec. Görünüş, tarz, şekil: «Hüsn-ü Aşk» devrin edebi hayatına yeni bir renk, yeni bir çeşni getirmiştir (N. A-raz). Pek rengine aldanma felek eski felektir; // Zira feleğin meşreb-i nâsazı dönektir (Ziya Paşa). // Esk. Hile, oyun, düzen: Bülbül-i surideve güller acep renk ettiler (Baki).
— ÇEŞ. DEY. Renk almak, yeni bir renk kazanmak: Mavimsi bir renk aldı. // Renk cümbüşü, değişik renklerin oluşturduğu karışım: Yalnız renk cümbüşünü değil, siyah beyazı öyle hünerle kaynaştırır ki (Y. Z. Ortaç). || Renk vermek (veya katmak), neşeli ve canlı bir özellik kazandırmak: Onun gelişi bu toplantılara bir başka renk verdi. // Renk vermemek (veya rengini belli etmemek), duygu veya düşüncesini saklamak, açığa vurmamak: Çok korkmasına rağmen renk vermedi. || Rengi atmak (kaçmak veya uçmak), solmak: Elbisenin rengi attı. Korku, heyecan v.b. durumlarda benzi sararmak: Hatçe’nin rengi attı (Yaşar Kemal).
|| Rengi çalık, solmuş, solgun. || Rengi çalmak, renk bakımından benzemek: Rengi sarıya çalıyor. || Rengi değişmek, eski durumunu yitirip yeni bir nitelik ve anlam kazanmak: Sizi uzun, ince vücudunuzla, menekşe gözlerinizle karşımda görünce her şeyin vengi değişti
(R. N. Güntekin). || Rengi tutmak (veya uymak), renk tonları birbirine benzemek: Bu iki kumaşın rengi birbirini tutuyor. \\ Renkten renge girmek, çek utanarak kızarıp bozarmak, sıkılmak: Nuri efendi renkten renge girerek: — Ne oldu anne, çabuk söyle (H. R. Gürpınar).
— Esk. Reng-âmiz, renk renk, çeşitli renklerde: Ekseri rengâmiz şal ve harirden serbendler sarınıp… (Naima). || Reng-âver, hileci, düzenci, dalavereci.
— Bot. Bitkilerin renkleri. Bk. ANSiKL.
— Boyacılık. Çevre renkleri, belirli bir yerin değişik yüzeylerine görüş rahatlığını sağlamak amacıyle vurulan, genellikle boyalar aracılığıyle elde edilen renk. || Görevsel renkler, belirli bir çalışma yerinin değişik yüzeylerine, çalışanların görüş rahatlığını arttırmak, yorgunluklarının azalmasına katkıda bulunmak ve üretimlerinin verimini çoğaltmak amacıyle vurulan ve genellikle boyalar aracılığıyle elde edilen renk. // İşaret veya güvenlik renkleri, çalışma yerlerinde, değişik yüzeylere, çalışanların dikkatini belirli tehlikelere çekmek, gidiş-geliş yollarını göstermek ve özellikle güvenlik aracılığıyle elde edilen renk. Bk. ANSiKL.
— Ed. ve G. santl. Yerel renk, bir milletin, bir dönemin medeniyetini, orijinal niteliklerini hatırlatmağa yarayan kavramlar bütünü. Bk. ANSiKL.
— Kim. Renk giderici, bazı maddelerin rengini kaybetme özelliği taşıyan kimyasal madde. (Bu renk giderme, ya boyarmad-denin soğurulmasından [hayvanî kömür] ya da bir redoks tepkimesinden [renk giderici klorürler] ileri gelir.)
— Metalürji. Meneviş ve tav renkleri, ısıtma sırasında çelik parçaların aldığı değişik renk tonları. Bk. ANSiKL.
— Mus. Rengi dil, türk musikisinde bir makam. Bk. ANSiKL.
— Opt. Bk. ANSİKL.
— Oyun. İskambil kâğıtları üzerindeki dört değişik işaret; genel olarak iki renkten meydana gelir: kırmızı ve siyah (sinek, karo, kör, pik). i| Renge oynamak, rulette, kırmızı veya siyaha para basmak.
Petr. Bk. ANSiKL.
— Res. Renklerin bir tablo içindeki dağılımı, renk uyumu: Rubens’in, Tiziano’nun, Claude Lorraine’in rengi. Bk. ANSiKL.
— Sanay. Renk giderme, işlenmiş ürünü istenen renge getirebilmek için, bir üründeki tabiî pigmentlerin veya renkli ayrışma maddelerinin yok edilmesi. Bk. ANSiKL.
— Teknol. Ana renk, boyacılıkta, diğer renklerin tür ediği renkler.
— Tekst. Renk sağlamlığı, bir kumaş boyasının çeşitli etkinlere dayanma niteliği. (Tekstil boyalarının renk sağlamlıkları çeşitli usullerle denenmiş ve her boyanın ışığa, suya, asitlere, deterjanlara, dinklemeye deniz suyuna v.b.lerine karşı direnci ayrı rakamlarla belirtilmiştir.) || Sağlam renk, zamanla solmayan renk. || Zayıf renk, kumaş üzerinde iyi tutunmayan ve kullanıldıkça veya yıkandıkça solan renk.
— ANSiKL. Bot. Bitkilerin renkleri. Bitkilerde klorofilden ileri gelen yeşil renkten başka, en çok renkli olan kısımlar üreme organlarıdır (çiçek ve meyve).
Bununla beraber, yaprak ve sap gibi diğer organlarda ve asalaklı kısımlarda değişik renklere rastlanabilir (begonia rex, co-leus, firfiri kayın ve bazı mazılar).
Yaprak tamamen düşmeden önce klorofil kaybolur, sarı ve kırmızı gibi diğer boyalar ortaya çıkar ve ormanlara sonbahar rengini verir.
Suyosunlarının rengi doğrudan doğruya bunların su altında yaşadığı derinlikle ilgilidir ve sınıflandırılmalarına esas teşkil eder. Mantar sporlarının rengi çok önemli bir özelliktir. Sporlar beyaz, pembe, esmer ve siyah olur.
— Boyacılık, ön planda oynadığı estetik rol dolayısıyle, bir boya tabakasının rengi, kullanan için temel bir nitelik taşır. Buradan bir boya fabrikasında çalışan renk uzmanının yaptığı işin önemi anlaşılabilir. Bu kişinin görevi, firmanın imal ettiği temel renklerinden meydana gelen paleti ortaya çıkarmak ve sözü geçen renklere karşıt renkler bularak, bunları, mümkün olduğu kadar mükemmel bir yapım düzgünlüğü içinde, çeşitli hammaddeleri kesin sınırlarla tanımlanan oranlarda kullanarak, istek üzerine imal etmektir.
Bir kuru tabakanın rengi (az veya çok parıltılı), katı maddelerin (doku boyası ve yüküm maddeleri) ezilme inceliğine, katı maddelerin kendilerine has niteliklerine (boyama, kaplama), asıltı ortamının renk ve tabiatına bağlıdır. Renklerin nispî ölçüleri, laboratuvarlarda değişik modellerdeki renkölçerler yardımıyle yapılmaktadır.
— Ed. Resim terimlerinden olan yerel renk deyimi, ancak romantik devirde tiyatro üstüne, yapılan tartışmalar sırasında edebî bir anlam kazandı (1809′dan sonra B. Cons-tant’da: Reflexions Sur la Tragedie de Wallstein [Wallstein Trajedisi üstüne Düşünceler]). Saint-Evremond veya Racine’de (Bafazet’nin önsözü), daha sonra Volltaire’-de trajedilerin sahneye konuşu sırasında eski töreleri doğru olarak yansıtma kaygısı varsa da Chateaubriand’ın (Les Martyrs [Din Şehitleri]), W. Scott’un yazdığı romanların ve tarihçilerin yaptığı (A. Thierry, Michelet) çalışmaların etkileriyle medeniyetler veya tarih devirleri arasındaki farkların modern anlamda kesinlikle belirlenmesi için XIX. yy.ı beklemek gerekir. Romantik dramın tutkularından biri, geçmişin gerçeğe uygun bir tablosunu çizmekti; kişilerin psikolojisinde olduğu kadar töre veya dekorun çizilmesinde de (Cromwell’in önsözü) yerel renge uymak gerekirdi.
Bu tarihten sonra dramatik gerçeğin en eski şartlarından biri haline gelen yerel renk, aynı zamanda tarihî veya egzotik romanın ve tasvirî veya epik şiirin (Leconte de Lisle’in Poemes Antiques [Eskiçağ Şiirleri], V. Hugo’nun La Leğende des Siecles [Yüzyılların Efsanesi] adlı e-serleri) başlıca çekici yanı oldu. Günümüzde bir kavram, üstünde uzun süredir tartışılmasına rağmen edebiyat sanatının temel unsurlarından biri olarak ortaya çıkar; bu unsurlar, yazarlara göre, bazen insanın farklı yanlarını, bazen de tersine bütün insanlıkta ortak olan bazı özelliklerin, görüntülerin dışında süreliliğin değerini ortaya koyar.
— Metalürji. Bir fırında veya bir demirci ocağında, hava temasında tedricî olarak ısıtılan bir çelik veya demir lama, sıcaklık yükseldikçe, meneviş renkleri denilen aşağıdaki renk tonlarını alır: 260°C’ta açık saman sarısı; 280°C’ta saman sarısı; 300°C’ta kehribar rengi; 305°C’ta kahverengi; 310°C’ta güvercin boynu; 320°C’ta mavi; 336°C’ta gri-mavi; 350°C’ta yeşil;
360°C’ta gümüşî gri; 400°C’ta kurşunî. Bu meneviş renkleri donuktur.
Isıtmaya devam edilirse, bir süre sonra, tav renkleri denilen aşağıdaki renk tonları elde edilir: 570°C’ta koyu kırmızı; 635°C’ta koyu kiraz kırmızısı; 746°C’ta kiraz kırmızısı; 843°C’ta açık kiraz kırmızısı; 900°C’ta turuncu; 940°C’ta açık turuncu; 996°C’ta sarı; 1080°C’ta açık sarı; 1200°C’ta beyaz. Demirciler eskiden, çeliklerin sıcaklık derecesini anlamak için bu renk değişimlerinden yararlanırlardı. Bugün sanayide, yüksek sıcaklıklarn ölçülmesine yarayan çok hassas âletler vardır.
— Mus. Rengi dil, neveser birleşik makamının acemaşiran – fa perdesindeki şeddidir. Güçlüsü, beşinci derece olan çargâh -do perde sidir. Donanıma si ve mi koma ( d ), la ve re bakiye ( b ) bemolleri konulur. Seyri, inici çıkıcıdır. Dizisinde nisebi şerife sayısı 6 olduğu için gizli mütenafirdir. Orta sekizlideki sesleri peşten tize doğru, acemaşiran, rast, zengüle, segah, çargâh, hicaz, dikhisar ve acem tertibindedir. Bu makama örnek olarak Halis Beyin Yürük Semai’si, Sadettin Arel’in iki Saz Semai’si, iki Durak’ı ve iki Gazel’i gösterilebilir.
— Opt. Bazı eskiçağ düşünürlerinin sandıkları gibi renk, cisimlerin özgül ve maddesel özelliklerinden biri değildir. Cisimlerin kendilerini aydınlatan ışığa göre renk değiştirdiğini Epikuros daha o zamanlar fark etmiş ve buradan, cisimlerin kendiliklerinden renkli olmadıkları sonucuna varmıştı. Descartes ve Böyle da bu görüşe katılmışlar, fakat renk teorisi ilk defa Newton tarafından, Optik inceleme (Opticus) adlı kitabında açıklanmıştır. Güneş ışığı karmaşıktır; dalga boyları ve kırılma indisleri farklı sonsuz sayıda ışınımdan meydana gelir; bu durum, güneş ışığını bir prizmadan geçirerek elde edilen güneş tayfı’nın analizinde kolayca görülebilir. Newton güneş tayfında yedi renk ayırt etti: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu, kırmızı. Gerçekte, bir renkten öbürüne geçiş, ara ışınımlar sayesinde fark edilmez bile.
Demek ki, bu ışınımların tümünü alan bir yüzey hepsini olduğu gibi yansıtırsa, söz konusu yüzey beyaz’dır denir; fakat bir kısmını yutup, yalnız geri kalanları yansıtırsa, yansıyan ışınımların birleşmesinden doğan bir renklenme ortaya çıkar. Siyah cisimler ise, gelen ışığın hepsini yutar. Kırmızı bir cismin rengi kırmızılar hariç bütün ışınımları yutarak alıkoymasından veya hiç değilse, öbür ışınımları kırmızılardan daha büyük oranda yutmasından ileri gelir.
Eğer bütün ışınımlar eşit oranlarda yutu-lursa, cisim gri gözükür. Şu halde renk, maddenin ışık üzerine etkime tarzından başka bir şey değildir veya Tyndall’ın ifadesine göre ışığın uğradığı işlem’in sonucudur. Çeşitli ışık kaynakları farklı ışınımlar yaydığına göre bir cismin rengi kendisini aydınlatan ışık kayna-ğıyle değişir. Meselâ nesnelerin gün ışığında ve elektrik ışığında değişik renkte görünmesi bundan ileri gelir. Mavi bir nesne karanlık bir odada bir mum ışığıyle aydınlatılırsa, mavi olarak değil de solgun beyaz bir renkte gözükür. Sarı sodyum ışığı tutulan insan çehreleri, ölü yüzü gibi kirli-sarı bir renk alır. Saydam cisimlerin, sadece bazı ışınımları geçiren filtre rolü oynaması da. bu yüzdendir ve yayılan ışığın rengi, cisimden geçen ışınımlara bağlıdır.
Basit, bileşik, tamamlayıcı renkler. Basit renkler, her biri ayrı bir frekans veya ayrı bir dalga boyu ile belirlenen tayf ışınımlarıdır; bu ışınımların dalga boyu 0,4 mikron (mor) ile 0,8 mikron (kırmızı) arasında değişir. Basit renkler ikinci bir prizmadan geçerken yeniden ayrışmazlar. Birbirleriyle birleşerek, bileşik renkler denilen çeşitli renkleri verirler. Karıştıkları zaman beyaz hissini uyandıran renklere de tamamlayıcı renkler denir. Helmholtz, farklı ışınımlar aynı yerde kesişecek şekilde birçok tayfı üst üste getirerek, birçok rengin karışmasından elde edilen rengi incelemişti. Newton ise özel bir âlet kullanıyordu (renk çemberi), ikişer ikişer gruplaşmış tamamlayıcı basit renkler şunlardır: mor, yeşilimsi sarı; lâcivert, sarı; mavi, turuncu; yeşilimsi mavi, kırmızı.
Renk kontrastları. Yan yana gelmiş iki renk karşılıklı olarak birbirini etkiler. Chevreul, iki renkli bandı yan yana koyarak yaptığı deneylerden şu sonuçlara vardı:
1. renklerden her birinin tonu, öbürünün tamamlayıcı rengiyle karışarak değişir;
2. yan yana konan renkler tamamlayıcı renklerse, her biri daha canlı ve saf görünür;
3. bir renk beyazın veya siyahın yanına getirilirse, tamamlayıcı renginde bir haleyle çevriliymiş hissini verir ve daha canlı görünür;
4. iki renk arasında belli bir mesafe bulunsa bile, yine aynı etkiler az da olsa meydana gelir. Gölgelerin rengi bu yoldan açıklanabilir: bir mumun (alevi kırmızı-turuncudur) verdiği gölge maviye çalar.
Ressamların iyi bildiği bu özellikler, yeni-izlenimcilik a-kımına temel olmuştur. Kuvvetli bir ışıkla aydınlatılmış renkli bir nesneye dikkatle baktıktan sonra, bütün öbür nesnelerin belli bir süre, ilk nesnenin tamamlayıcı rengiyle değişikliğe uğramış renkte görülmesi olayına art arda kontrastlar denir. Renk gamı. Renklerin de tıpkı sesler gibi bir gamı, yani tabiatın verdiği bir bağıntı düzeni vardır. Bu gamda prizmanın yedi rengi yer alır: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı. Bu yedi renk arasında ana renk kabul edilebilecek üç renk vardır; bunlar sarı, kırmızı ve mavidir. Resim dilinde her renk bir ton olarak adlandırılır. Kendi temel tonunun çevresinde toplanmış tonların hepsine birden ton yelpazesi denir. Gam, müzikte neyse resimde de odur; yani yedi tonun kendilerine has bir sıra ve bağıntı içinde biraraya gelmesidir. Bu gam, kendi bileşim yönünden değilse bile, tonların açıklık-koyuluk dereceleri veya tonların yan yana getirilmesiyle elde edilebilen renk bileşimleri yönünden sonsuza kadar değişebilir. Girişim renkleri. Bk. GİRİŞİM.
— Petr. Renk, rafine edilmiş petrol ürünlerinin en önemli niteliklerinden biridir; ürünün içindeki yabancı maddelerin varlığı en kolay şekilde renginden anlaşılır. Nitekim özel benzinler, tıpta kullanılan yağlar ve bazı kerozenler «su beyazı» yani su gibi duru olmalıdır; dizel yağı uçuk sarı, yağlama yağları biraz daha koyu sarı renkte olursa kalitelidir. Buna karşılık, hidrokarbonlu yakıtların çoğu, kolayca tanmabilmesi için sunî olarak boyanır. Petrol ürünlerinin rengi, bir renkölçerle tespit edilir.
— Res. Renklerden yararlanabilmek için değişik renklere özgü ışıldama yeteneğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bu renklerden bazıları, bitişik tonlara bulaşacak bir ışın saçımı gücüne sahiptir. Mavi, diğer renklerden daha çok, komşu renklerle aynı titreşime girerek onların rengini bozar; kırmızının yanında ise bu rengi morlaştırır; sarının yanında ise yeşilleştirir; beyazın yanında renklenmesini sağlar. Gözümüz en fazla mavi karşısında hassastır. Göz, mavi ton serisi içinde 1/205′ten 1/288′e kadar varan bir ışık şiddeti farkını algılayabilir, oysa kırmızı için bu ışık şiddeti farkı, 1/16′dan 1/70′e kadardır. Bu durumda kırmızının derecelenmeleri, mavininkine oranla daha az görülebilir niteliktedir. Gerçekten de, aydınlığın artmasıyle meydana gelen göz kamaşması mavide, kırmızıdan daha çoktur. Şüphesiz bu renk özellikleri, bir hareketten edindiğimiz duyuma benzettiğimiz duyumların kaynağını meydana getirir. Renkler, bizde bir mekanizma etkisi yaratır; ilerler veya geriler. Soğuk renkler (maviden mora kadar olan seri) ilerler; sıcak renkler (kırmızıdan yeşile kadar olan seri) geriler. Pilinius, «neşeli» renkleri, «ağır başlı» renk gruplardan ayırıyordu. Goethe, renk gruplarını «olumlu» ve «olumsuz» olarak, Fechner «etken» ve «kabul eden» olarak sınıflamıştı. Renklerin bu mekanizması, gözde bir üçüncü boyut etkisi yaratacak kadar tesirlidir ve renkli bölümlerinin değiştirilmesiyle bir kompozisyonu değişikliğe uğratmak mümkündür.
Tonlar, aynı çarpma gücüne sahip değildir; etkilen niceliklerine bağlıdır. Eşdengede bir duyum yaratabilmek için, sarı bir yüzeyin, dengelemek istediği kırmızı yüzeyden üçte bir oranında daha fazla alan kaplaması gerekir. Charles Henry, sarının asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 27 katının duyumuna eşit bir duyum yaratmak için, mavinin asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 100 katının gerektiğini hesaplamıştır, öyleyse verici kaynağın boyutları, doygunluğun temel unsurudur. Başka bir deyimle, geniş bir mavi yüzey, aynı maviye sahip daha küçük bir yüzeyden daha mavidir. Aynı şekilde hava perspektifi meselesi de doygunluk meselesine bağlıdır.
Alacalı bir nesneden meselâ renkli bir örnek kartından yavaş yavaş uzaklaşılırsa, kartın üzerindeki lekeler, kimliklerini kaybedinceye kadar gittikçe ufalan görüntüler sunarak yavaş yavaş daralır ve birbirleri üstüne taşar. Oysa böyle bir örnek kartında, birçok unsurun tamamlayıcı renklere sahip olmaması imkânsızdır; öyleyse bunlar birbirini ortadan kaldıracaktır; başlangıçtaki alacalılık, tamamlayıcı renklere sahip olduğu oranda çeşitliliğinden kaybedecek ve lekeler ne kadar dara bu kayıp o kadar tam ve çabuk olacaktır. Buradan, dekoratörlerin sanatı bakımından önemli bir sonuç çıkarılabilir. Bu sonuç uzaktan kimliklerini ve tonlarını koruyan yüzeylerin, sadece tek renkli yüzeyler olduğudur. Ayrıca titreşimleri yayan yüzeyin düz ve parlak olması gerekir. Aksi halde ışık, maden, kil veya kumaş gibi çoktaneli bir yüzeye çarparsa, renkli ışımalar, düzensiz bir şekilde dizilmiş pek çok küçük yüzeyden önemli miktarda saptırılacak; istenilen tarafa değil, bu sayısız yansıtıcı tarafından her yöne gönderilecek ve yansıyan ışınlar, değerlerini düşüren küçük gölgeler yüzünden zayıflayacaktır. Gerçekte de, rengin değeri saf renge karıştırılmış beyaz ve siyah renk vasıtasıyle tedricen belirlenen sapmadır. Beyazın etkisi altında buna, «yıkanmış» veya «kopmuş», siyahın etkisi altında ise «indirilmiş» denir. Değer, bir renk karışımını ifade eden «nüans»tan farklıdır. Ancak, bu tanımlamalar renklerin temel fenomenolojilerine değil, kullanılmalarına aittir.
Bununla birlikte, bir cisim tarafından yansıtılan belli bir tayf parçası ve enerjinin geçici bir durumu olan ve insan gözleri gibi değişken organizmalar tarafından algılanan renk, hiç olmazsa yaklaşık olarak tanımlanabilir. Fizik analiz bile, fizikçiler ve kimyacılar tarafından olduğu kadar, ressamlar, boyamacılar ve boyacılar tarafından da kabul edilen (1671 Colbert yönetmeliği ve eski korporatif tüzükleri) genel terimlere dayanmaktadır. Bu genel kabullerin, bir temel renk üçlemesini (mavi, kırmızı ve sarı) varsaymaları dikkat çekicidir.
Bu renklerin iki, üç v.b. yanlı bileşimleri çok geniş bir ton türemesini sağlar. Renklerin kullanılmasını düzenleyen sistemler de aynı şekilde bir üçleme üzerine kurulmuşlardır. Delacroix kendine, her biri üç temel renkle ayrılmış, 120 derecelik üç kısma bölünen çember şeklinde bir kadran yapmıştı. Çemberin bu üç parçasından her biri iki yanlı bir tonla ikiye ayrılıyor ve böylece meydana gelen bölümler de bileşik tonlarla bölünüyordu, üstat bu yolla, tam karşıtlığı yani, tamamlayıcı renkleri bulmasını sağlayan güvenilir kılavuzlar elde etmiş oluyordu. Chevreul’ün Gobbelins halı yapım evleri için yaptığı renk çemberinde de aynı ilke uygulanıyordu; üç parçadan her biri, kavuniçi, erguvan ve yeşille ve üçüncü bileşimlerle 720 bölüme ayrılıyordu. Diğer yandan çember, siyahın on değeriyle art arda indirilmiş on eşmerkezli bölgeye ayrılıyordu. Bilgin bu yolla, 14 400 ton elde ediyordu. Ama bu rakamın sınırlı olmasından başka, Chevreul’ün sisteminde bazı renklere hiç yer de verilmemişti. Chevreul, bunları nitens diye adlandırmıştır. Charles Henry ise, bir tondan diğerine geçiş bölümlerinden meydana gelen bir renk çemberi üstünde kullanılabilir bir «estetik iletici» yaptı. Fakat bütün bu kullanma metotları boyayıcı maddeler’e uygulanmıştır ve renkli ışıklar fenomenolojisi ile ilgili değildir.
Gerçekte, ressamın üç temel rengi, fizikçinin temel renkleri değildir. Göz siniri, kırmızı, yeşil ve morun yani görüntünün temel bölümlerinin uyandırdığı duyumu iletir. Gerçekte, Young’ı ve sonra Helmholtz’u bu sonuca götüren analizler, daha sonra, morun yerine maviyi koyan Maxwell tarafından kabul edilmemiştir. Hering, kırmızı, yeşil, sarı ve maviden meydana gelen dört temel renk kabul etmekte ve böylelikle Leonarda da Vinci’nin optiğine katılmaktadır. Renk etkileri, insan ağtabakasının dört konisi tarafından alındığına göre, organın bazen bir alanı, bazen diğer bir alanı dış uyartıdan etkilenmektedir.
Işık şiddetinin en çok olduğu kadar en az bulunduğu sırada da gözün, bazı önemli farkları algılayamaması yaptığı değerlendirmelerin kesin olmayışını yeterince açıklamaktadır. Çok aydınlık olduğu zaman nesneler bize çok açık, buna karşılık, loş ışıkta nesneler en koyu olanlar kadar koyu gözükmektedir. Gözümüzde, doygunluk ışıklılığa bağlanmaktadır. Rengin bu gücü duyarlığımız üzerinde büyük etki yapmaktadır: renk canlı varlıkların fizyolojisini bile şartlandırır, insan, renklerin psiko-fizyolojik etkilerini duymaktadır: mavi bir ortam yatıştırıcı, kırmızı bir ortam dürtücüdür. Bazı çizgisel üstünlüklere sahip oldukları zaman renkler, yasaklayıcı veya güç arttırıcıdır. Charles Henry renklerin «zevk veya engelleme duygusu» uyandırdığını söylemektedir. Konuşma dili, renklerin bu özelliğini «kaçıcı» tonlar ve «çekici» tonlar ayırımını yaparak belirtir.
Bu deneysel görüşler üstüne bir doktrin kurmak mümkündür.
Goethe kendiliğinden, morla sevinç fikrini, kırmızıyle güç fikrini, koyu mavi ile sükûn ve soğukluk fikrini birleştirirken ve yeşile çekicilik fikrini, canlı sarıya gülünç fikrini, açık sarıya soyluluk fikrini bağladığı zaman gerçeği ortaya koyuyordu. Aynı şey çağlar boyunca ve yerlere göre, değişik renklere atfedilen ve genellikle çelişen anlamlar için de geçerlidir. Ortaçağda sarı lânetlilerin, yeşil âşıkların rengi değil midir? Rimbaud’nun sonesinde renklere bağlanmış seslilerin sembolizmi sadece edebî bir buluştur. Buna karşılık, tedavi ve koruma alanında gerçek bir renk kullanma tekniği uygulanmıştır. Daha 1913′te, bir fransız hekimleri meclisi, hastahane salonları duvarlarının, bölümlerine uygun olarak boyanmasını öğütlemekteydi: «coşkunlar için mor, umutsuzlar için kırmızı, ağır kanlılar için sarı»; aynı zamanda okulların yeşile, kışlaların kavuniçiye boyanmasını da tavsiye etmekteydi.
Sanayi bugün renklerin özelliklerinden, gerek işçilerin dikkatlerini kolaylaştırıp yorgunluklarını azaltmak, gerekse her türlü tehlikeyi işaret ederek kazaları önleyebilmek amacıyle yararlanmaktadır. Ford fabrikalarında önlerinden ateşler fırlayan madenî parçalar, yanan gazin mavisinin karşıtlık yapabilmesi için kavuniçiye boyanmıştır. Bazı renkler, bugün, işaret olarak evrensel bir uygulama görmektedir: sarı şeritler mekanik bir tehlikeyi, kavuniçi şeritler termik bir tehlikeyi belirtmekte; yeşil haç yardım istasyonunu, canlı kırmızı bir fon yangın malzemesini işaret etmekte, mavi şekiller dikkat çekmek için kullanılmaktadır. Renk kullanılmasının kurallara bağlanmasından bu yana, iş kazalarında hafif bir azalış ve verimde büyük bir artış kaydedilmiştir. Diğer yandan mimarî, kendi yönünden, renkleri sadece zevklerin tatmini için değil fakat aynı zamanda, psiko-teknik amaçla da kullanılmaktadır.
— Sanay. Yağlı maddelerin bileşiminde, üretim sırasında hammaddeye uygulanan aşırı ısıtmanın etkisiyle meydana gelen renkli maddeler bulunur. Renk giderme, ya renk açıcı topraklar veya etkinleştirilmiş kömür üzerine soğurma ya da kimyasal etki (karbonlaştırma, yükseltgeme veya
indirgeme) yoluyle uygulanır. Yemeklik yağlar için özellikle yüze soğurma metotlarından yararlanılır; katı ve sıvı sanayi yağları, özellikle donyağlar için sodyum klorit kullanılması hızla yayılmaktadır. Tekstil sanayiinde, gerek kumaşları beyazlatmak, gerek kendisi renksiz olduğu halde yabancı maddelerle kirlenmiş organik eriyikleri arıtmak için renk giderme etkenlerine başvurulur. Bk. BEYAZLATMA, RAFİNERİ.
Basmacılıkta, bazı desenler renk gidermeyle elde edilir; top halinde tek renk boyanmış bir kumaşa, buharlaşma sırasında elyafa zarar vermeden boyarmaddeyi yok eden renk sökücü bir karışımla desen verilir. Böylece renkli fon üzerinde beyaz bir desen elde edilir.
Renk sökücü olarak ya yükseltgen (potasyum veya sodyum klorat, hipokloritler, nitratlar v.b.) ya da indirgen maddeler (çinko klorür, glikoz, sodyum hidrosülfit) kullanılır. Işık da renk giderici olarak etki eder; özellikle anilin türünden boyarmaddelerle elde edilmiş renkler üstünde etkilidir. Sülfüröz asit de çok etkili bir renk gidericidir.
Petrol ürünlerinin rengini gidermekte, ya sülfürik asit, ya da genellikle emici topraklar (tabiî veya etkinleştirilmiş) kullanılır. Perkolasyon metodu, yağı bir kuleden geçirdikten sonra, tekrar kullanmak üzere emici toprağı silindir biçiminde bir döner fırında kavurmağa dayanır. Daha yeni o-lan temas metodunda ise, toprak ve yağ sıcakta karıştırılır, sonra döner bir tambur veya özel bir filtreyle süzülür.
♦ Renk renk sıf. Her renkten olan, çok renkli, çeşitli renklerde görünen (şey): Karalı ve denizli ve renk renk memleketli, i Mektep hatırası bir haritam vardı benim
(C.S. Tarancı). Renk renk çiçekler. (LM)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENK veya RENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİNHOLD (Heinrich)
Tarih 27 Haziran 2009
REİNHOLD (Heinrich), alman ressamı (Gera 1788 veya 1790 – öl. Roma 1825). İtalya’da yaşadı, nazaren resim okuluna katıldı.
Daha çok manzara ressamı ve oymacı olarak tanındı (D. Vivant de Denon’un, Napolyon seferi üstüne yaptığı oymaya yardım etti). Eserleri Berlin, Nürnberg v.b. müzelerindedir. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNHOLD (Heinrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİNHARDT
Tarih 27 Haziran 2009
REİNHARDT (MAX GOLDMANN, Max — denir), avusturyalı tiyatro yönetmeni (Baden, Viyana yakını 1873 – New York 1943).
Viyana ve Salzburg konservatuvarlarında okudu. 1894′te Berlin’e gitti, öncü bir tiyatro olan Kleines Theater’e katıldı (1901). 1905′te Deutsches Theater’i kurdu. Almanya ve Avusturya’da sayısız tiyatro yönetti. 1928′de Berliner Theater’e yönetmen oldu. Hitler’in 1933′te iktidarı ele geçirmesi üzerine A.B.D.’ye göç etti. Birinci Dünya savaşından önce birkaç filim yönetmişti.
Sahneye koyucu olarak Sophokles’in Kral Oidipus, Aristophanes’in Lysistrata, Shakespeare’in Jul Sezar, Romain Rolland’ım Dariton v.b. oyunlarını değişik bir anlayışla sundu. 1920′den itibaren «Faust Şehri»ni kurduğu ve Döme katedrali önünde Jeder-mann’ı oynattığı Salzburg yıllık festivali gibi çalışmalarıyle dünya ölçüsünde ün kazandı. Kalabalık sahnelerin yönetimi, ışıklandırmanın kullanılışı, döner sahnelerin mükemmel hale getirilmesi bakımından tiyatro tekniğinde büyük yenilikler yaptı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNHARDT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİNACH (Salomon)
Tarih 27 Haziran 2009
REİNACH (Salomon), fransız arkeoloji ve filoloji uzmanı (Saint-Germain-en-Laye, Paris yakınları 1858 – Boulogne 1932), Joseph Reinach’ın kardeşi.
Yunanistan, Afrika ve Anadolu’da çeşitli arkeoloji heyetlerine katıldı; Fransa’da birçok idarî görevde bulundu. Büyük bir eski klasik çağ uzmanı olan Reinach, Fransa’da bu tür çalışmalara bilginlerin dikkatini çekti, eski yunan ve doğu dinlerini karşılaştırmalı olarak inceleme metodunu ortaya koydu.
İlgi çekici eserleri arasında, eskiçağ sanatının ikonografi dökümlerinden başka, şunlar sayılabilir: Voyage Archeologique en Grece et en Asie Mineure (Yunanistan ve Anadolu’da Arkeolojik Gezi) [1888], Atlas Arc-heologiçue de la Tunisie (Tunus’un Arkeoloji Atlası) [1892], Apollo: Histoire Generale des Arts Plastiques (Apollo: Plastik Sanatlar Genel Tarihi) [1904], Repertoire des Peintures Grecgues et Romaines (Yunan ve Roma Resimleri Dökümü) [1922] v.b. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNACH (Salomon) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİMS
Tarih 27 Haziran 2009
REİMS, Fransa’da Marne idare bölgesinde idare çevresi merkezi, Champagne’ın kuzeyinde, İlede-France yamacı yakınlarında; 160 000 (banliyölerle birlikte
175 000′e yakın) nüf.
Üniversite. Dokumacılık (yün işçiliği) merkezi, Champagne şarapları yapımı, demircilik, elektrik malzemesi, makine sanayii, camcılık v.b. önemli bir ticaret merkezi.
• Tarih. Galyalı Remi’lerin başkenti olan eski Durocortorum şehri (bugün Reims), roma hâkimiyeti sırasında Gallia Belgica’nın merkezi oldu ve Belçika yolu üzerinde önemli bir konak yeri haline geldi. 290′da bir piskoposluk merkeziydi. Aziz Remi’nin piskoposluğu sırasında Clovis, Hıristiyanlığı burada kabul etti; Fransa kralları, bu olaydan sonra bu şehirde taç giymeğe başladılar; 1548′de bir üniversite kuruldu. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında şehir, bombardımanlardan büyük zarar gördü.
• Askerî tarih. Belçika ile Bourgogne ve Paris ile Lorraine arasındaki ulaşım yollarının kavşak noktasında olan Reims hemen her devirde askerî açıdan önemli rol oynamıştır. 1 Eylül 1914′te Almanlar tarafından işgal edilen şehir, 13 eylülde Fransızlar tarafından geri alındı ve o tarihten itibaren Fransa sınırları içinde kalmakla beraber çeşitli savaşlara sahne oldu. General Eisenhower ve müttefik genelkurmay başkanları, 7 mayıs 1945′te alman generali Jodl’un teslim olma teklifini burada kabul ettiler.
• Güzel sanatlar. Şehirde Roma devrinden kalma birçok kalıntı vardır. Bunlar arasında «Mars kapısı» adı verilen bir zafer takı ile bir amfiteatr sayılabilir. Reims’te Ortaçağdan kalma en eski kilise Saint-Remi’dir. Ayrıca, büyük bir kısmı XIII. yy.da yapılmış, ama birçok değişikliğe uğramış ve Birinci Dünya savaşında çok zarar görmüş olan Saint-Jacques kilisesini de anmak gerekir Şehrin katedrali ise, Ortaçağdan kalma en ilgi çekici binadır.
1211′de eski bir karolenj tapınağının kalıntıları üzerine inşa edilen bu katedralin yapımı ancak XIII. yy. sonuna doğru tamamlanabildi. Yapımında çalışan ustaların adları katedralin içindeki bir labirentte yazılıdır: Jean d’Orbais, Bernard de Soissons ve ana cepheyi yapan Robert de Coucy. Çeşitli atelyelerde yapılmış olan ve katedralin dış kısmını süsleyen heykel grupları (Tebşir, Meryem’in Ziyareti, Meryem’in Kiliseye Takdim Yortusu; Gülümseyen Melek, Havva, «Philippe Auguste» adlı kral) gotik fransız sanatının en güzel örneklerindendir. Koro yerinin vitrayları XIII. yy.dan kalmadır. Reims, müzelerinin zenginliği bakımından da önemli bir şehirdir. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİMS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENİ
Tarih 27 Haziran 2009
RENİ, Sovyetler birliğinin Moldavya cumhuriyetinde (Besarabya), Tuna nehri kenarında, Prut çayının bu nehre karıştığı yerin biraz aşağısında yer alan kasaba. İkinci Dünya savaşından sonra Romanya petrol havzasından buraya bir boru hattı döşendi. (M)
RENİ (Guido). Bk. GUiDO (il).
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENGA
Tarih 27 Haziran 2009
RENGA i. (şiir dizisi anlamında Japonca k.). Japonya’da Eskiçağdan beri geçerli olan şiir türü.
— ANSiKL. Bu türde iki veya daha çok şair bir araya gelir, bunlardan biri irticalen bir diştik söyler (tanka’nın şimo no ku’su [7 + 7 hece]), ona başka bölümler eklemek gerekir: benzer distikler veya haıku. Renga’lar eski antolojilerde ayrı bir tür meydana getirir; bu türün kuralları Kamakura döneminden sonra belirlendi; bu tür esas gelişimini Muromaçi döneminden sonra kazandı.
Temayı ve. başlangıcı kuran ilk bölüm oldukça kesinleşmiştir, yer ve mevsimle belirgindir; öbür bölümler çağrışımlarla birbirine bağlanır, gramer kuralları bu şiir çalışmasını zorlaştırır. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rene
Tarih 27 Haziran 2009
Rene, fransız yazarı Chateaubriand’ın romanı; önce Genie du Christianisme’in (Hıristiyanlığın özü) bir bölümü olarak, sonra da, 1805′te, kitap halinde basıldı.
Eserin kahramanı, dünyadan ve kendinden bıkarak Amerika’ya giden üzüntülü bir delikanlıdır. Romanın romantik yazarlar üstünde büyük bir etkisi oldu. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rene hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Thomas MAYNE)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Thomas MAYNE), Yüzbaşı Mayne Reid diye tanınırdı, ingiliz romancısı (Bally-roney, Down 1818-Londra 1883).
Meksika’da, sonra A.B.D.’de Kızılderililerin bölgesinde avcılık yaptı. 1840′ta Texas seferine katıldı. 1843′ten 1846′ya kadar Philadelphia’da gazetecilik yaptı. 1845 Meksika savaşına gönüllü birliklerin kumandanı olarak katıldı. 1849′da ayaklanan Macarların yanında savaşmak için Avrupa’ya döndü. 1850′den sonra gençler için, Kızılderililerle ilgili serüven hikâyeleri yazdı:
The Rifles Rangers (Orman Bekçileri) [1850], The Scaîp Hun-ters (Kafatası Avcıları) [1851], The War Trail (Savaş izi) [1857], The White Chief (Beyaz Şef) [1859], The Headîess Horseman (Başsız Atlı) [1866], (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Thomas MAYNE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCHSRİTTER
Tarih 26 Haziran 2009
REİCHSRİTTER i. Eski Germen Roma imparatorluğunda şövalye. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHSRİTTER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REHABİLİTASYON
Tarih 26 Haziran 2009
REHABİLİTASYON i. (fr. rehabilitation’dan). Sakatları ve iyileşen hastaları işe alıştırmak ve bir meslek sahibi yapmak amacıyle yapılan eğitim.
Esanl. READAPTASYON.
— ANSiKL. Rehabilitasyon, özellikle sakatlara ve uzun süre tedaviyi gerektiren bir hastalık (verem, çocuk felci, akıl ve sinir hastalığı v.b.) geçirmiş olanlara topluca uygulanır. Bunun için çeşitli rehabilitasyon merkezleri veya kurumları vardır. Türkiye’de ilk kurulan rehabilitasyon kurumu 1952′de Ankara’da açılan körler okuludur.
Bu okulların sayısı 1972′ye kadar 10′a çıktı. 1958′de Lepra (cüzam) savaş derneği tarafından Ankara’da bir Lepra hastahanesi ve Rehabilistasyon merkezi kuruldu; 30 yataklı olan bu kurum Ankara Tıp fakültesine bağlandı. 1968′de Ankara’daki Numune hastanesi içinde bir rehabilitasyon merkezi kuruldu. Bununla bağlantılı olarak yürütülen çalışmalarda Sağlık ve Sosyal Yardım bakanlığınca istanbul ve izmir’de de birer rehabilitasyon merkezi kurulması kararlaştırıldı.
Türkiye’de rehabilitasyonu gerektiren insanların sayısı 1965 genel nüfus sayımında 53 000 sağır ve dilsiz; 37 000 kör, 27 081 çolak, 142 678 topal (bacak ve kalça arızası), 19 507 yatalak, 5 725 kambur, 5 995 çeşitli beden sakatlığı ve 200 986 ortopedik sakatlık olarak tespit edildi. Bilim çevrelerince, sınıflandırma ve beyan bakımından yeterli bulunmayan bu sayı 1972′de aynı çevrelerce, 100 000 eklem ve kemik tüberkülozu hastası, bir milyonu aşkın romatizmalıyle
20 000 kadar cüzamlı da eklenerek 3 600 000 olduğu sanılıyor. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REHABİLİTASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regrets (LES)
Tarih 26 Haziran 2009
Regrets (LES), Joachim du Bellay’in şiir kitabı (1558).
Antiquites de Rome’un (Roma’nın Eski Eserleri) coşkunluğundan sonra şair bu doksan sone’de melankoli dolu hüznünü ve Roma’da geçirdiği sıkıntı günlerini dile getirir. «Heureux qui comme Ulysse» (Ne mutlu ona ki Ulysee gibi…) veya «France, Mere des arts» (Sanatların anası Fransa) sonelerinde yurt özlemiyle yanar.
Ama eğitimsi yakarışın ardından, papalık sarayına, saray erkanına ve roma âdetlerine yönetilmiş şiddetli bir hicviye gelir. Şairin dediği gibi, bu hiciv, bir «bal, tuz ve safra karışımı»dır. Du Bellay hicivli soneyi yaratır ama bizi asıl etkileyen yanı, şairin ince ıuhunu sezmemizdir, çünkü şairin «özel günlüğü» gözlerimizin önüne serilmiştir. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regrets (LES) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGNİER (Henri DE)
Tarih 26 Haziran 2009
REGNİER (Henri DE), fransız yazarı (Honfleur 1864-Paris 1936). önceleri Le-conte de Lisle ve Heredia’nın etkisinde kaldı, fakat bir süre sonra kendi kişiliğini buldu.
Yumuşak ve belirsiz duyguları u-yumlu bir biçimde dile getirdi.
Başlıca eserleri: Poemes Anciens et Romanesgues’i Eski ve Romanesk Şiirler) [1890]; Les Je-ux Rustigues et Divins (Tanrısal Kıroyunlar) [1897]; Les Medailles d’Argile (Kilden Madalyalar) [1900]; La Çite des Eaux Sular Şehri) [1902]; La Sandale Ailee Kanatlı Sandal) [1906]; Vestigia Flammae 1920); Flamme Fenax (1922-1928). [L]
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGNİER (Henri DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGİONARİUS
Tarih 26 Haziran 2009
REGİONARİUS i. (lat. k.). Esk. Rom. M. S. IV. yy.da yazılmış açıklamalı Roma rehberi. (Bunlardan biri Curiosum, öteki Notitia’dır [M. S. IV. yy.].)
Rehberlerde, bölgelere göre, önemli veya ilgi çekici anıtlar belirtiliyor ve istatistik bilgiler de yer alıyordu (msl. evlerin ve binaların sayısı). (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGİONARİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGİOMONTANUS
Tarih 26 Haziran 2009
REGİOMONTANUS (Johnn MULLER, daha çok — adiyle tanınır), alman astronomu ve matematikçisi (Königsberg yakınları 1436 – Roma 1476).
On bir yaşında Leipzig üniversitesine kabul edildi, 1450′de öğrenime devam etmek için Viyana’ya gitti, orada Peuerbach’ın öğrencisi oldu. Yunancasını ilerletmek için kardinal Bessarion’un yanına İtalya’ya giderek uzun yıllar orada kaldı. Macar kralı Matyas Corvinus’un isteği üzerine Ofen kütüphanesindeki elyazmalarını sıraya koydu. 1471′de, zengin bir burjuva olan Bernhard Walther, onun emrine Nürnberg’de bir rasathane, âlet yapımı için bir atelye ve bir basımevi verdi.
Çeşitli çalışmalar yapmak ve bilimsel eserler yayımlamak isteyen Re-giomontanus bu şehre yerleşti. 1472′de kuyrukluyıldızı gözlemledi ve bununla ilgili özel bir broşür yazdı. 1475′te, papa Sixtus IV tarafından Roma’ya çağırıldı. Papa kendisini Regensburg piskoposu tayin etti ve gerçekleştirmeyi tasarladığı takvim reformuyle onu görevlendirdi. Ama Regiomontanus ertesi yıl vebadan öldü. ölümünden çok sonra yayımlanan De Triangulis Omnimodis (Her Çeşit Üçgen üstüne) [1553] adlı düzlem ve küresel trigonometri inceleme kitabı, kendinden sonra gelenleri büyük çapta etkiledi.
Bu kitapta tanjantların kullanılmasına öncülük etti ve «sinüs» terimini ortaya attı. Fakat bilim dünyasına en büyük yararı, kuyrukluyıldızları meteorlar olarak değil de, belirli bir hareketi olan ve ardışık konumları astronomi yoluyle bulunabilen gökcisimleri olarak kabul etmesidir. (L)
REGİON. Arkeol. Bk. REGİUM. REGİON. Bk.
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGİOMONTANUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGİO
Tarih 26 Haziran 2009
REGİO i. (lat. k.). Esk. Rom. Roma şehrinde mahalle (Servius Tullius, şehri dört bölüme ayırmıştı [Suburana, Esquilina, Collina ve Palatina], Augustus ise on dört bölüme ayırdı [Porta-Capena, Caelimontium, İsis ve Serapis, Templum Paris, Esquiliae, Alta Semita, Via-Lata, Forum-Romanum, Circus-Flaminius, Palatium, Circus-Maximus, Piscina-Publica, Aventinus, Transtiberim] ve numaraladı.
Bunlar da iki yüz altmış üç vici’ye ayrılıyordu. Vici’lere, tapınma yerlerini yönetmek için seçilen ve buralara tayin edilen magistri vicorum başkanlık ederdi. Hadrianus’tan itibaren, koruyucular, bölgelerin başına getirildiler.)
|| Augustus zamanında İtalya’nın on bir idarî bölümünden (Transpadana, Venetia ve İstria, Liguria, Emilia, Etruria, Umbria, Picenum, Samnium, Campania, Bruttium ve Lucania, Apulia ve Calabria) biri. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGİO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGİLLUM
Tarih 26 Haziran 2009
REGİLLUM. Esk. coğ. İtalya yarımadasında şehir.
Yakınındaki Regillum gölü kıyılarında diktatör Postimius, Tarquinus Superbus’un kışkırtmasıyle ayaklanan Latinleri yendi (M.ö. 496-449 arası). Efsaneye göre iki süvari (Dioskuros’lar) roma süvari birliğinin başına geçerek, zaferi kazandılar ve Roma’ya bildirdiler; Romalıların Forum tapınağını onların şerefine yaptıkları sanılır. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGİLLUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGİFUGİUM
Tarih 26 Haziran 2009
REGİFUGİUM i. (rex, regis, kral ve fugere kaçmak’tan lat. k.). Esk. Rom.
Roma’da 24 şubatta kutlanan bayram. («Kurbanlar kralı», kurban töreni bittikten sonra çarçabuk kaçardı. Eskiler, bu bayramın, Tarquinius’la.rın kovuluşunu anmak için kutlandığını söylerlerdi.) [L]
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGİFUGİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regia
Tarih 26 Haziran 2009
Regia, Roma’da Forum’un doğusunda yapı. Eskiden Numa’nın sarayıydı; daha sonra başrahiplerin resmî ikametgâhı oldu.
Şehrin resmî merkezi olan Vesta tapınağının müştemilâtıydı ve cumhuriyet döneminde çeşitli dinî törenler için kullanıldı. Mars’ın silâhları, Saliens’lerin kalkanları, rahiplerin fermanları, konsüllerin yıllıkları, zafer yıllıkları ve öbür belgeler burada saklanırdı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regia hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGGİO Dİ CALABRİA
Tarih 26 Haziran 2009
REGGİO Dİ CALABRİA, italya’da şehir, il idare merkezi, Calabria’da, Messina boğazı kıyısında; 153 400 nüf. Millî müze (eski eserler).
1908 Depreminden sonra yeniden kurulan şehrin, birbirini -diklemesine kesen caddeleriyle modern bir görünüşü vardır. — Reggio di Calahria ili, 609 100 nüf. İtalya yarımadasının güneybatısında uzanır; dağlık ekseninin kenarında kıyılara doğru tepeler yükselir. Halk geçimini tarımdan (özellikle turunçgiller) sağlar.
• Tarih. Reggio di Calabria (yun. Rhegion, lat. Regium), M.ö. 720 yıllarında, Eğriboz’daki Khalkis şehrinden gelen bir koloni tarafından kurulmuştu. M.ö. 600′de bu koloniye bir grup Messenia’lı da katıldı. Ülke, kanunlarını Kharandos’un hazırladığı bir oligarşi sistemiyle yönetiliyordu. 494′te, Messenia’lı Anaksilas, iktidara el-koyarak zorbalık rejimini kurdu.
Anaksilas’tan sonra kurulan demokratik hükümet 433′te Atina ile birleşti. 387′de şehir Syrakusai’liler tarafından hemen tamamıyle yıkıldı. Yeniden yapıldıktan sonra ancak 351′de hürriyetini kazanabildi. Roma bir garnizon yerleştirdiği (282) şehri Bruttium’lularla, Pyrrhos’a karşı korudu. M.ö. 89′da municipium olan şehir, Augustus’un emekli askerlerini yerleştirerek Regium Julium adını vermesinden sonra uzun süredir kaybettiği canlılığını yeniden kazandı. Hâlâ yunanca konuşulan şehir, sonradan bizans (piskoposluk metropolitlik haline getirildi, bizans kültürü yerleşti, nüfus arttı) ve arap (901-909, 918-920, 922-936, 951-956, 975, 1001-1027) hâkimiyetini kabul etti.
1060′da Roberto Guiscardo’nun aldığı şehir, XVI. yy. da sık sık Osmanlıların hücumuna uğradı (Barbaros Hayreddin Paşa [1545], Mustafa Paşa [1550], Sinan Paşa [1595), 1783′te ve 1908′de depremlerle yıkıldı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGGİO Dİ CALABRİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGER (Max)
Tarih 26 Haziran 2009
REGER (Max), alman bestecisi (Brand, Bavyera. 1873 – Leipzig 1916). Wiesbaden konservatuvarında, Münih Müzik akademisinde (1905-1906) öğretmenlik, Leipzig üniversitesinde yöneticilik ve aynı şehrin konservatuvarmda beste öğretmenliği yaptı.
Meiningen sarayının kapellasında yönetici oldu (1911-1914). Sonra Jena’ya çekildi. Besteci, orkestra yöneticisi, piyanocu, orgcu ve eğitimci olarak son romantiklerle çağdaş müzikçiler arasında bir köprü kurdu. Uzun senfonilerden vaz geçerek Bach’a, protestan koro eserlerine döndü. Brahms’tan beri ilk defa bu türde piyano parçaları besteledi. XIX.yy. sonlarının güçlü eserlerinden sonra yeni bir üslûp yaratarak yazdığı koral prelüdlerini biçimsel yapı bakımından sıkı bir disiplinle işledi.
Çalgı için: yalnız keman için sonatlar, keman ve piyano için sonatlar, yalnız viyolonsel ve piyano için suitler, org için: Fantasie ein Foste Burg, B-A-C-H üstüne Çeşitlemeler ve Füg,
piyano için: Bach’ın Bir Teması Üstüne Füg ve Çeşitlemeler, Teleman’ın bir Teması Üstüne Çeşitlemeler ve Füg, Ocak Başında Hayal Kurmalar, Beethoven’in Bir Teması Üstüne Çeşitlemeler ve Füg yazdı. Oda müziği alanında 6 yaylılar dörtlüsü, piyanolu 2 dörtlü, yaylılar için bir altılı, orkestra için Sinfonietta,. Seronat, Johann Adam Hiller’in Neşeli bir Tema’sı Üstüne Çeşitlemeler ve Füg, Bir Komedi İçin Uvertür, Romantik Süit, Arnold Böcklin’ den Dört Senfonik Şiir, Mozart’ın Bir Tema’sı Üstüne Çeşitlemeler ve Füg besteledi.
Ses müziği olarak şarkı ve piyano için birçok lied (Schlichte Weisen), erkek korosu, kadın korosu ve karma ses için eserler, ses ve orkestra eserleri, bu arada An die Hoffnung (Umut’a Sesleniş) kıcılığa başladı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGER (Max) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regensburg diyeti kararı
Tarih 26 Haziran 2009
Regensburg diyeti kararı, Kutsal Roma Germen imparatorluğunun parçalanmasına yol açan karar (1803).
Luneville antlaşması (1801), Ren’in sol kıyısında mallarını kaybetmiş alman prenslerine tazminat vermeyi öngörüyordu. Müzakereler Paris’te Napolyon ile ilgililerce satın alınan Talleyrand tarafından yürütüldü. Fransa’da hazırlanan karar, 24 mart 1803′te Regensburg diyeti tarafından onaylandı ve 27 nisanda imparator Franz II de bunu imzaladı.
Bu karar katolik prenslerini Protestanların yararına olarak zayıflatıyordu. Alman devletlerinin sayısı iyice azalmıştı. Serbest şehirlerin sayısı 51′den 6′ya (Bremen, Hamburg, Lübeck, Nürnberg, Augsburg ve Frankfurt) indirildi ve yüz yıllık kilise prenslikleri laikleştirildi. Artık yalnız bir tek kilise seçicisi vardı, o da Regensburg’a nakledilen Mainz seçicisiydi. «İmparatorluk başşansölyesi» ve «Diyet başkanı», unvanlarını taşıyordu. (Bk. DALBERG.)
Bu karardan en çok yararlanan Paderborn, Hildesheim, Erfurt ve kısmen de Münster piskoposluklarıyle genişleyen Prusya> Jülich, Zweibrücken ve Rheinland – Pfaiz’a karşılık Freising piskoposluğu ile Passau piskoposluğunun bir kısmını alan Bavyera; Ren’in sağ kıyısında Basel, Strasburg Speyer piskoposluklarıyle serbest Mannheim ve Heidelberg şehirlerini alan Baden prensliği idi. Toscana dukası Salzburg ve Eichstatt piskoposluklarını, Hanover’li Georg III Osnabrück’ü, Avusturya, Trento, Brixen piskoposluklarını ve Passau piskoposluğunun bir kısmını aldı.
Baden-Württemberg ve Hessen-Kassel’in protestan prensleri için yeni seçicilikler kuruldu ve bu da Seçiciler meclisinde beş katoliğe karşı Protestanların sayısını altıya çıkardı; böylece Prensler meclisinde Protestanların oy sayısı 54′e karşı 70′e çıktı. Böylece, Almanya’da Avusturya etkisi Fransa’nın yararına olarak geriliyordu. Regensburg kararı, fiilen Kutsal imparatorluğun sonunu gösteriyordu. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regensburg diyeti kararı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Regensburg diyeti
Tarih 26 Haziran 2009
Regensburg diyeti, 1630′da haziran ekim ayları arasında Regensburg’da toplanan imparatorluk diyeti, fransız temsilcisi rahip Joseph seçici prenslerin Ferdinand II’ye güvenini sarstı, Ferdinand II de oğlunu Roma kralı seçtirmedi.
Fransa, Mantova dukalıklarını Nevers düküne verdirdi. Rahip Joseph imparatorla barış imzaladı. Bu diyetle Fransa Avrupa’da üstünlük kurmağa başladı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Regensburg diyeti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGENSBURG
Tarih 26 Haziran 2009
REGENSBURG, Almanya’da (Batı Almanya, Bavyera) şehir, Yukarı Pfalz’ın merkezi, Tuna’nın sağ kıyısında, ırmağın Regen ile kavuştuğu yerin karşısında; 123 500 nüf.
Eski bir kelt sömürgesi olan ve Romalılar zamanında Almanlarla yapılan ticaretin merkezi haline gelen şehir, Ortaçağda ve Yeniçağda önemli rol oynadı. Ticaret, vatansever bir burjuvazinin gelişmesine ve büyük anıtlar yapılmasına imkân verdi: kiliseler (XIII.-XVI. yy. Sankt-Peter katedrali, Sankt-Emmeram manastırının XVIII. yy .da yenilenen roman üslûbunda kilisesi, gotik üslûbunda belediye saray] [XI. yy.]), saraylar, Tuna’nın iki kıyısını bağlayan meşhur taş köprü (1135), eski evler ve sokaklar. Bir üniversite şehri olan Regensburg’da birçok müze ve kütüphane vardır.
Şehir aynı zamanda bir sanayi merkezidir: mavna ve makine yapımı, kimya, besin ve elektrik sanayii, deri işçiliği. — Yakınındaki Walhalla, dor uslubunda bir tapınaktır; 1830-1842 arası Lee von Klenze tarafından Parthenon örnek alınarak yapıldı ve kral Ludwig I tarafından Almanya’nın en büyük adamlarına adandı.
• Tarih. Germenlerin Radasbona, Tornalıların Castra Regina adını verdikleri şehir, limes’in destek noktası ve Markoman’lara karşı seferinde Marcus Aurelius’un genel karargâhıydı. Aziz Emmeram, VIII. yy.başında şehirde Hıristiyanlığı yaydı. Bavyera dükünün eline geçen Regensburg’a bir burggraf tayin edildi (IX. yy.); bu görev sonradan düklere geçti (1205). 1207′de bir «şart» tanınan Regensburg, imparatorluk serbest şehri haline geldi (1245) ve ırmak ticareti gelişti.
Reform sırasında katoliklerle Protestanları yaklaştırmak amacıyla burada toplanan Diyet, Melanchton ve Bucher’in uzlaşmaya yanaşmamaları yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı
(şubat – haziran 1541). Şehir Reform’u benimsedi (1542). Maximilian II, protestan prenslerle, Rudolf’u Romalılar kralı seçtirmek için «seçim kapitülasyonu»nu ve 1555 Augsburg barışı şartlarının muhafazasını burada görüştü (1575). P. Joseph burada Ferdinand ile barış imzaladı
(ekim 1630).
Saksonya Weimar’lı Bernard’ın eline geçen, imparatorluk kuvvetleri tarafından geri alınan (1634) şehir, 1663′ten sonra Kutsal İmparatorluk diyetinin merkezi oldu. Yirmi yıl için imzalanan Regensburg mütarekesi (15 ağustos 1684), Regensburg’u ve ağustos 1681′den önce birleştirmiş olduğu şehirleri, Strasbourg’lu Ludwig XIV’e bıraktı. Doğrudan doğruya imparatorluğa bağlanan Regensburg, Mainz başpiskoposu Dalberg’e verildi, 1810′da da Bavyera’ya katıldı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGENSBURG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reform
Tarih 26 Haziran 2009
Reform, XVI. y.da Avrupa’nın büyük bir bölümünü papaların hâkimiyetinden çıkaran ve protestan kiliselerinin kurulmasına yol açan dinî hareket.
XV. yy.ın sonunda, hıristiyan kiliselerince istenen dinî ve ahlâkî reform, birtakım vaizler tarafından başlatılmıştı. Ne var ki Roma, dünyevî nüfuz siyasetinden caymadığı gibi yüksek kilise makamlarına tayin yapma sistemini de düzeltmeğe yanaşmıyordu. Halk derin bir huzursuzluk içindeydi ve bütün aydınlar bu duruma bir çözüm yolu bulunmasını istiyorlardı. Erasmus’un eserleriyle, Kutsal Kitap üstünde filoloji incelemeleri başlamış, dinî inanç ve kurumların tenkidine girişilmişti.
10 Kasım 1483′te Saksonya’nın Eisleben şehrinde doğan Augustinus rahibi Martin Luther, uzun süren bir vicdan bunalımından sonra, Aziz Paulus’un «Romalılara Mektup»unda, insanın manevî kurtuluşunu doğrudan doğruya iman’a bağlayan bir metin buldu. Bu metin bütün protestan kiliseleri için bir ilahiyat, bir ahlâk ve bir mistisizm kaynağı olacaktı. Johannes Tetzel’in yönetimindeki Dominiken rahipleri Saksonya’da gürültülü bir kampanya ile, papa Leo X’un San Pietro kilisesinin yeniden yapılması için gereken maddî imkânları sağlamak amacıyle satışa çıkardığı endüljans’lara müşteri toplamağa çalışırlarken, Luther, Wittenberg üniversitesinde kendi iman doktrinini okutmağa başlamıştı bile. 31 Ekim 1517′de, endüljans’ların dayandığı ülkeye ve fiilî uygulamaya karşı doksan beş tez ilân etti.
Ama henüz papaya başkaldırmış değildi. Bu tutumundan doğacak devrimci sonuçları, iki yıl içinde, yavaş yavaş geliştirecekti. Sonunda, haziran 1519′da, Leipzig’de ilâhiyatçı Johann Eck’e karşı, Kutsal Kitap araştırmalarında tek otoritenin, serbestçe kullanılan kişisel yargı olduğunu açıkladı.
Luther’in protestosu katolik dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştı. İbranî dili uzmanı Johann Reuchlin’in yeğeni Melan-chthon gibi birçok genç ilâhiyatçı Luther’i destekliyordu; Ulrich von Hutten ona Rheinland ve Schwaben şövalyelerinin desteğini vaat etti. Erasmus da, Saksonya seçicisinin himayesini sağlamıştı. Bunun üzerine Luther 1520 haziranıyle eylülü arasında yayımladığı üç başlıca eserinde doktrinini açıkladı.
Doktrinin anahatları şunlardı: evrensel ruhanîlik ilkesi, kutsal sırların üçe indirilmesi, kişi vicdanının hürriyete kavuşması ve aynı zamanda din bütünlüğü, kilise ve siyasî disiplin zorunluğu. Luther, aralık 1520′de, kendisini afaroz eden Leo X’un kararnamesini Wittenberg’de alenen yaktı. Ocak 1521′de imparator tarafından Worms diyetine çağrıldı ve fikirlerini cesaretle savundu. Saksonya seçicisi kendisine Wartburg’da inzivaya çekilebileceği bir yer sağladı. Luther orada «Reform»un eline bir silâh vermek için Kutsal Kitap’ı Almancaya çevirmeğe koyuldu.
Luther’in Wittenberg’deki en ateşli taraftarı olan Andreas Karlstadt, bunun üzerine rahiplerin yemin mecburiyetini kaldırdı, din adamlarının da evlenebileceğini ilân etti ve kutsal resimlere tapınmaya son verdi. Missa âyini bir «kurban» olmaktan çıktı ve bir anma töreni haline geldi. Wartburg’dan dönen Luther bu oldubittileri onayladı. Daha o zamandan, doktrinlere sansür koyma fikrini benimsemeğe başlamıştı; nitekim fazla radikal bulduğu Karlstadt’ı Saksonya’dan çıkarttı; eyalet içinde, tapınma âyinleri ve papazları olmayan dinî topluluklar kurmağa kalkışan Thomas Münzer Mülhausen’e sığınmak zorunda kaldı.
1524′ten beri, Güney Almanya’da, Münzer tarafından kışkırtılan bir köylü ihtilâli gelişiyordu. Luther, prensleri bu ihtilâli bastırmağa teşvik etti; o sıralarda bir «Devlet kilisesi» fikrini benimsemeğe başlamıştı. İmparator ve katoliklerle mücadelesinde prenslerin yardımına muhtaçtı. 1528′den beri devlet adına kiliseleri denetleyen «ziyaretçiler» de çok geçmeden bir çeşit yeni piskoposluk kurdular. Karlstadt’ın görüşü, İsviçre’de ve Ren havzasında kabul edilmeğe başlanmıştı. Antik hümanizme bağlı olan ve isviçre’den paralı asker alınmasına karşı gelmesiyle tanınan Uhich Zwingli, Luther’in çağrısına uydu ve tasarladığı reformlar gereğince 1525′te Zürich’te, 1528′de Bern’de Kutsal sırları reddetti ve litürjiyi çok sadeleştirdi. 1529′da Basel’de Oecoîampade, katoliklere ve hattâ Roma’ya sadık kalan Erasmus’a karşı Zvvingli mezhebini yaydı.
Bu mezhebi, Strassburg’ta da, 1524′te Martin Bucer kabul ettirmişti.
Kilise mülkünün el değiştirmesinde çıkar gören alman prensleri Luther reformunu destekliyordu. 1525′te katolikler Dessau’da bir savunma birliği kurunca, Saksonya seçicisi ile Hessen İandgrafı Philipp, buna karşılık, Gotha’da bir «İncil birliği»nin başına geçtiler (1526). Güney almanya şehirlerindeki Zvvingli taraftarları ise bu birliğin dışında bırakıldı. Avrupa siyasetinin papadan uzaklaştırdığı imparator, 1526′da devletlere kendi sınırları içinde din meselesini istedikleri gibi çözümlemek yetkisini vermişti; ama papayı yendikten sonra bu tavizlerini inkâr etti (1529).
Reform taraftarları bu tutumu «protesto» ettikleri için, bağlı oldukları kiliselere «protestan» adı verildi. 1529′da Marburg’da Luther ile Zvvingli arasında yapılan uzlaşma teşebbüsü sonuç vermedi. Ama imparator, fransız ve türk tehlikesi karşısında, 21 haziran 1530′da topladığı Augsburg diyetinde, Reform taraftarlarıyle Roma taraftarlarını birleştirmeğe çalıştı. Melalanchthon çok önemli tavizler verdi; ama ne zwingli’ciler ne de katolikler anlaşmaya hazır değildi. Sonunda Luther’in sabrı taştı ve gürültülü tartışmaların ardından ilişkiler kesildi.
Mart 1531′de, Luther’in reformunu kabul eden prensler ve şehirler Smalkalde birliğini kurdu. Zwingli’nin ölümünden sonra (11 ekim 1531), taraftarları 25 mayıs 1536′da Luther ile Witenberg uzlaşmasını yaptılar. 1532′de Smalkalde birliğinin Fransa ile yaptığı ittifak karşısında imparator daha ılımlı bir siyaset benimsemek zorunda kaldı. 1525 Köylü ihtilâlinin bir devamı olan ayaklanma, yani Strassburg’tan Amsterdam ve Münster’e kadar papazsız ve prenssiz bir toplum kurmak ve yetişkinlerin vaftiz edilmesini’ öngören bir kilise meydana getirmek amacında birleşen anabatistlerin ayaklanması karşısında, reformcularla katolikler bir an için birleştiler.
Bir prenslik ordusu Münster’e girerek korkunç misilleme hareketlerinde bulundu. Ancak imparatorun Luther ve Zwingli taraftarlarını Roma ile uzlaştırmak için harcadığı bütün çabalar (Hagenau ve Worms görüşmeleri ve 1541 Regensburg diyeti) ilâhiyatçıların inatçı tutumu yüzünden sonuç vermedi.
• Reform imparatorluk sınırlarını aşmağa başlıyordu. Anvers’te, Luther’in ilk yazılan 1518′den itibaren okunmağa başlanmıştı. Brüksel’de Marguerite d’Autriche’in hükümeti danışma için Erasmus’u ve bazı erasmus’çulan çağırdı. Ama 1520 ile 1531 arasında imparator emirnameleri, Kiliseden ayrılanların ölüm cezasına çarptırılacağını ilân ederek hiç olmazsa görünüşte başarı sağladı. Ne var ki, yine de anabatist propagandasının önü alınamamıştı. O sırada İsveç’te kral Gustaf I Vasa, İsveç’i Danimarka boyunduruğundan kurtarıyor (1523), itibarını kaybetmiş bir papaz sınıfının mülklerini kamulaştırıyor ve 1529′dan itibaren de millî monarşiye sıkıca bağımılı resmî bir luther’ci kilise kurmağa çalışıyordu.
Danimarka’da kral Christian II bir ihtilâlle devrilmiş, Friedrich I, Luther’ciliği resmî din haline getirmişti. Kısa bir süre sonra, Friedrich Iin tahtta hak iddia eden bir katoliği yenmesi Norveç’in protestan olmasına yol açtı (1537). İngiltere’de, kral Henry VIII, nazır Thomas Wolsey’in yardımıyle, aslında Luther’ciliğe kesinlikle karşı çıkan bir disiplin reformuna girişmişti. Ama Henry VIII, Kari V’in teyzesi olan karısı Catherine of Aragon ile evliliğinin bozulmasını istiyordu. Papa ise, imparatorun etkisi dolayısıyle, bu evliliği bozmadı. Bunun üzerine, kralın danışmanı Cromwell, 11 şubat 1531′de, kiliseyi tahta bağımlı kılan bir tasarıyı parlamentodan geçirdi. Oysa nazır Thomas Mora sapkınlığı ezmeğe devam ediyordu.
Cambridge’li bir ilâhiyatçı olan Thomas Cranmer, kralı papaya rağmen boşanmağa teşvik etti. Sonunda, Henry VIII, 11 temmuz 1533′te Anne Boleyn ile evlenince papa tarafından afaroz edildi. Ocak 1534′te de anglikan sapkınlığının yerleşmesine yol açan eylemler başladı. Katolik birliğini savunanlar, en ünlüleri Thomas More olan birçok kurban verdi. 1537′de ilân edilen Book of Ârticles, içinde yine de birçok katoliklik unsuru bulunan bir Protestanlık ortaya koyuyordu. İskandinavya’da olduğu gibi, İngiliz Protestanlığında da, kilise yöneticilerinin kademeleşmesi muhafaza edildi. Kilise mülkleri satışa çıkarıldı ve 1539′da ilân edilen 6 maddelik kararnameyle, sapkınlıkların kovuşturulması için engizisyon usullerinin uygulanması öngörüldü.
Bu arada, Fransa kilisesinde de derin değişiklikler başlıyordu. Jacques Lefevre d’Etaples, 1521′de, Meaux piskoposu Guillaume tarafından bölgesindeki reform çalışmalarına katılmağa çağrıldı ve ilk iş olarak da Yeni Ahit’i Fransızcaya çevirmeğe başladı. Bu arada tapınma usullerinde de sadeleşmeye gidiliyordu.
Lyon ve Meaux’da, reform propagandası sosyal bir nitelik kazanmağa başlamıştı. 1525 Pavia yenilgisinde kralın esir düşmesinden sonra naip Luisa di Savoia bir süre sapkınlığı bastırma siyaseti güttü. Lefevre d’Etaples, Strassburg’a sığınmak zorunda kaldı. Dört yıl sonra, Louis de Berquin’in ölüme mahkûm edilmesi Luther ve Zwingli propagandasını durdurdu. Kral François I, siyaset gereği papa. Clemens VII’ye yaklaşmıştı. 1534′te reform taraftarları propaganda afişleri asmağa başlayınca, Fransa hükümeti kıyıma geçti.
• Lefevre’in öğrencisi olan ve İsviçre’ye sığınan Guillaume Farel, Neuchâteld’e bir zwingli kilisesi ve faal bir propaganda merkezi kurmayı başarmıştı. 1535′te ise, Savoia dükünün ve piskoposunun boyunduruğundan kurtulan Cenevre’ye reform hareketini getirdi. Bu arada,
1 kasım 1533′te fakültelerin açılışı dolayısıyle rektör Nicolas Cop’u reformcu bir konuşma yapmağa teşvik eden Jean Calvin Basel’e sığınarak orada Oecolampade’ın doktrinini benimsedikten sonra 1536 martında İnstitution de la Religion Chretienne (Hıristiyan Dinî Kurumu) adlı kitabını yayımladı.
Calvin’in otoritesi, 1536 sonundan beri Farel’in ısrarı üzerine kaldığı Cenevre’de yayılıyordu. Calvin, Saint-Pierre vaizi olarak, institution Chretienne’i fransızca bir ilmihal biçiminde özetledi. 10 Kasım 1536′da Farel, her yurttaş için zorunlu olan iman düsturunu açıkladı. Ama bu çeşit bir kısıtlamayı ne liberal burjuva sınıfı, ne cumhuriyet topraklarına sığınmış anabatistler, ne de Kutsal Kitap’ın serbest yorumu sonucunda Arianus’çuluğa ve tabiî dine varan rasyonalist ilâhiyatçılar kabul ediyordu. Güçlü bir muhalefet, 23 nisan 1537′de alınan ve 26 mayıs 1538′de onaylanan bir kararla Farel ile.
Calvin’in sürgün edilmelerine yol açtı. Calvin, Strassburg’da Fransız Mültecileri kilisesini yeniden kurdu ve Hagenau’da, Worrns’ta, Regensburg’ta, iuther’cilerin Roma ile uzlaşmaması için mücadele etti. 1540 Seçimlerinde Protestanların kazanması Calvin’in 13 eylül 1541′de muzaffer olarak dönmesini sağladı. 20 Kasım 1541′de yayımlanan Orâonnances Ecclesiatiqueslerle hıristiyan reformu kesinleşti. Bu reforma uygun olarak kilise, kişilerin ve devlet memurlarının tutumunu denetleyen bir kurul tarafından yönetiliyordu. Muhalefet liderleri sürüldü veya ölümle cezalandırıldı. Aragon’lu bir doktor olan ve Teslis’i inkâr ederek bütün hıristiyan kiliselerini öfkelendiren Miguel Servet (Christianismi Restitutio, 1553) Calvin tarafından katolik engizisyonuna ihbar edildi.
Hapisten kaçarak Cenevre’ye sığman Servet tutuklandı ve 28 ekim 1553′te yakıldı. Bu gaddarlığın uyandırdığı kızgınlık uzun süre yatışmadı. Ama Calvin konseylerde, fransız mültecilerinden de destek gören sağlam bir çoğunluğa dayanıyordu. 1559′da Cenevre’de kurulan ve Theodore Beze’in yönetiminde bulunan Cenevre akademisi, Avrupa’nın en yüksek protestan okulu oldu. Wittenberg’in yapamadığını şimdi Cenevre başarıyordu. Yani şehir, militan Protestanlığın merkezi olmuştu. Kari V’in baskı siyaseti sonucunda Hollanda ve özellikle de Anvers’te gerileyen Protestanlığı Calvin’cilik yeniden canlandırdı.
İngiltere’de ise Henry VIII’in 28 ocak 1547′de ölmesinden sonra Calvin’cilik ikinci bir reformun ilham kaynağı oldu. Edward VI’nın henüz bir çocuk olmasından istifade eden Somerset ve daha sonra da Warwick, Cranmer’in yardımıyle, papazların evlenmemesini öngören hükmü ve kilise sunaklarını kaldırdılar ve sadece dinî görevlerde bir kademeleşmeyi kabul ettiler. Prayer Book’un (Dua Kitabı) 1549 ve 1552′de yayımlanan iki ayrı metni dua ve tapınmada birlik kurulmasını sağladı. Kral François I’in saltanatının son yıllarındaki kovuşturmalara ve sert kararnamelere rağmen Calvin’cilik krallığın hemen hemen bütün eyaletlerinde protestan kiliseleri kuruyordu. Ayrıca, Calvin’in üç delegesinin huzurunda mayıs 1559′da Paris’te ilk Sinod toplandı.
Bu arada, daha sonraları Karşı Reform adıyle anılacak olan hareket de teşkilâtlanıyordu. Bu hareket, gücünü, bazı küçük sapkın topluluklarının kolayca yok edildiği İspanya’dan ve İtalya’dan alıyordu. Ama Roma başlangıçta bazı hayal kırıklıklarına uğradı. 1545-1548 Arasında, Trento konsilinin ilk toplantıları Papalık kurumunda derin değişiklikler yapılması konusunu pek önemsememişti. Ayrıca, ne imparator ne de Fransa kralı, konsilin kararlarını kabul etmemişti. Protestan kiliseleri temsilcilerinin istemeyerek ve çok geç çağrıldıkları yeni görüşmelerse 1551′de başladı ve 28 nisan 1552′de savaşın taşlamasıyle yarıda kaldı.
18 Şubat 1546′da Luther öldüğü zaman. Karşı Reform, Lutherci’liğin yok olacağı umuduna kapıldı. Saksonya dükü Moritz’in yenilgisinden sonra Mühiberg’de galip gelen Kari V, 19 mayıs 1547′de Wittenberg’e girmişti. Ama imparator, Roma’nın beklediği tavizleri vermek istemedi. Augsburg’da yapılan bir antlaşma Protestanların temel hürriyetlerini ortadan kaldırmakla birlikte Trento konsilinin kararlarını da uygulatmadı. 1552′de Saksonyalı Moritz imparatorluk davasını terk etti ve savaş yeniden başladı. 3 Ekim 1555′te imzalanan Augsburg antlaşmasıyle de imparatorluğun sınırları içinde protestan kilise ve devletlerin varlığı resmen kabul ediliyor ve her yurttaşın kendi devletinin dinini kabul etmek zorunda olduğu belirtiliyordu. O sırada Protestanlık Almanya’nın üçte ikisine hâkim olmuş, Bohemya’yı ele geçirmiş ve etkisini kısmen Avusturya, Macaristan ve Polonya’ya da yaymıştı.
Reformun henüz iyice yaygın bir duruma gelmediği ingiltere’de katolikler, 3 ağustos 1553′te Henry VlII’in büyük kızı Mary Tudor’un tahta çıkışını sevinç gösterileriyle karşıladılar. Mary Tudor, kardinal Pole ile anlaşarak, İngiltere krallığını Papalık ile uzlaştırmak için çaba göstermeğe başladı. Oğlu Philipp’i kraliçeyle evlendirmiş olan imparatorun aracılığıyle, papa Julius III, kilisenin kamulaştırılmış malları üstünde hak iddiasından vaz geçti ve parlamento 30 kasım 1554′te ingiltere’nin yeniden katolik kilisesine döndüğünü ilân etti. Bundan sonra girişilen kıyımda, Anglikan kilisesi, başta Cramer olmak üzere 277 kurban verdi. Ama 17 kasım 1558′de Mary Tudor ve kardinal Pole öldüler.
Henry VIII ile Anne Boleyn’in kızı Elizabeth, ingiltere kraliçesi oldu. Katoliklikten nefret eden Elizabeth için din bir hükümet aracından başka şey değildi. Babasının reformunu Edward VI’nın reformuna tercih ediyor ve Calvin’ciliğin getirdiği cumhuriyetçi kurumlardan da hoşlanmıyordu. Üç karanameyle, tahtın kilise üstündeki hâkimiyetini yeniden kurdu. 1552 Tarihli Prayer Book (Dua Kitabı) bazı değişikliklerle yeniden yürürlüğe girdi, ingiltere’de «Tanrı çocuklarının katkısız serbestliğini» arayan küçük topluluklar belirmeğe başlamıştı.
Roma, Elizabeth’e karşı İskoçya’nın yardımına güvenebilirdi. Ama John Knox’un ateşli dinî konuşmaları, kişizadelerin düşmanlığı ve halkın hoşnutsuzluğu çok geçmeden kuzeyde de tamamıyle cumhuriyetçi ve piskopossuz bir kilisenin gelişmesine yol açtı.
Fransız Protestanları arasında, krala bağlı subaylar, İtalya ve Fransa’da savaşmış kimseler ve en yüksek ailelerden bazı kişiler yer almağa başlamıştı. O zamana kadar sadece dinî nitelik taşıyan bu topluluk askerî bir kimlik kazanıyordu. Mayıs 1558′de, Preaux-Clercs’de 4 000 kişi, silâhlı kimselerin refakatinde, ilâhiler okuyarak Sen nehri boyunca yürüyüşe geçti. Kral Henri II durumdan kuşkulandı. Guise düklerinin kardeşi olan Lorraine kardinali 1550′den beri Cizvitleri Paris’e kabul etmişti. 1555 Aralık ayında Roma’da papa Paulus IV ile yaptığı görüşmeler sırasında Calvin’cilikle derhal mücadeleye girişmeğe söz vermiş, Roma engizisyonunun Fransa’ya yerleşmesini de memnuniyetle kabul etmişti. 3 Nisan 1559′da imzalanan Cateau-Cambresis antlaşmasiyle, altmış beş yıldan beri süregelen İtalya savaşları ispanya lehine sonuca bağlandı ve iki krallık din sapkınlarına karşı uzlaşmaya vardı.
Henri II Cenevre veya ingiltere’ye karşı bir haçlı seferi düzenlemek istiyordu. 2 Haziran 1559′da Ecouen’da imzalanan yeni bir kararname, Protestanlara kaçmak veya ayaklanmaktan başka bir çare bırakmadı. Paris parlamentosundan dört danışman Bastille’e hapsedilmişti. 10 Temmuzda kralın bir kaza sonucu ölümü, Fransa’da din savaşlarının başlamasını ancak üç yıl geciktirebildi. Bk. PROTESTANLIK. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reform hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCH
Tarih 26 Haziran 2009
REİCH i. Eskiden, genel olarak «devlet» anlamına gelen almanca kelime; günümüzde, Germen imparatorluğunu veya Alman devletinin öbür adlarını belirtmek için kullanılır.
— Ansikl. • İlk Reich veya Kutsal Roma-German imparatorluğu (962-1806). Milletler-üstü bir karakteri olan bu imparatorluk Ortaçağda kendini manevî gücüyle kabul ettirdi; fakat millî ve egemen bir devlet olmağa kalkışınca Otuzyıl savaşlarına sürüklendi ve Vestfalya antlaşmasryle bölündü (1648). Pressburg barışı (1805), Ren Konfederasyonu anayasası (12 temmuz 1806) ve özellikle hükümdar Franz von Habsburg’un Kutsal İmparatorluk tahtından çekilmesiyle
(6 Ağustos 1806) imparatorluk kesinlikle dağıldı.
• ikinci Reich (1871-1918). Bismarck, Prusya kontluğu yerine, egemen bir alman imparatorluğu kurma fikrini yeniden ele aldı ve bunu Versailles’da gerçekleştirdi (1871).
II. Reich, gücünü askerî kuvvet ve iktisadî genişlemeden alan, federatif ve emperyalist bir devlet oldu. 1918 Devrimi imparatorluk rejimine son verdi ama Weimar cumhuriyeti devrinde Reich’ın yapısı hiç değişmedi.
• Üçüncü Reich (1933-1945). Hitler, birleştirilmiş bir Almanya temeli üstüne totaliter
III. Reich’ı kurdu (1933). Hitler’in ırkçı ve ilhakçı siyaseti, Almanya’yı 1945 felâketine sürükledi. (Bk. hitler, nasyonal sosyalizm.) Frankfurt parlamentosu tarafından 27 mart 1849′da ilân edilen rejime de Reich denildi. Ama Friedrich-Wilhelm IV’ün imparatorluk tacını almayı reddetmesi üzerine bu rejim başarısızlığa uğradı. Weimar cumhuriyeti tarafından (1919-1933) kurulan rejime de aynı ad verildi. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDİCULUS kampı
Tarih 25 Haziran 2009
REDİCULUS kampı, Roma yakınında tepe, Appia yolu üzerinde, Capena kapısı yakınında. Denildiğine göre Hannibal burada kamp kurmuş ve Roma’yı buradan seyretmişti. (Aslında Roma’ya başka bir yönden yaklaşmıştır.) Romalılar burada tanrı Rediculus («dönüş tanrısı») adına bir tapınak yaptılar. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDİCULUS kampı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECUPERATOR
Tarih 25 Haziran 2009
RECUPERATOR i. (recuperatio, tarafların talebi’nden lat. k.).
Rom. huk. Hakem (Recuperator’lar her dava için, praetor tarafından, ilgililerin ret hakkı mahfuz kalmak üzere, kura ile tek sayıda seçilirlerdi, önceleri Romalılarla yabancılar arasındaki davalarda karar vermekle görevlendirilmişlerdi. Bazı davaların [infuria, rapina, hacir altına alma davaları] tek hâkim yerine neden recuperator’lara verildiği belli değildir. Bu terim, eyalet ve belediye hâkimlerini belirtmek için de kullanılmıştır.) [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECUPERATOR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECORDİNG [rikording]
Tarih 25 Haziran 2009
RECORDİNG [rikording] i. (ing. k.). Sesin elektromagnetik kaydı. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECORDİNG [rikording] hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Recklinghausen hastalığı
Tarih 25 Haziran 2009
Recklinghausen hastalığı. Deri altında çok sayıda fibrom, damar karsinomu ve deride renkli lekeler halinde beliren genelleşmiş nörofibromatoz.
Bazen göğüs ve kafatası içinde derin nörinomlar bulunur; bunlar, nadir de olsa, baskı yaparak veya zararlı bir gelişme göstererek tehlikeli olabilir. Hastalığın adı, alman hekimi
F. D. Recklinghausen’den (1833-1910) gelir. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Recklinghausen hastalığı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REBELO (Joao Lourenço veya Joao Soares)
Tarih 25 Haziran 2009
REBELO (Joao Lourenço veya Joao Soares), portekizli besteci
(Caminha 1609-Apelaçao, Lizbon yakınları 1661).
Vila Vicosa polifonik okulunda okudu. Sonradan Joao IV adiyle tahta çıkan prens Joao’nun sınıf arkadaşıydı. Kral tarafından saray kapeliası yönetciliğine getirildi; hayatı boyunca birçok şeref payesi aldı; eserleri prens tarafından Roma’da bastırıldı. Rebelo, portekiz barok döneminin en ilgi çekici polifoniklerindendir. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBELO (Joao Lourenço veya Joao Soares) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REATTU (Jacques)
Tarih 25 Haziran 2009
REATTU (Jacques), fransız ressamı (Arles 1760 – ay.y. 1833). 1791′de Roma ödülünü kazandı.
1793′te Marsilya’ya gitti, burada Grand-Theâtre’ın süslemelerini yaptı (1818). Beaucaire kilisesini Aziz Paulus’un Hayat Hikâyesi adlı tablolarla süsledi (1828). 1822′de, Arles’da, Saint-Gilles manastırını satın aldı ve bu manastırı, koleksiyonları ve eserleriyle birlikte doğduğu şehre bıraktı, 1868′den beri bu manastır «Reattu müzesi» adını taşımaktadır. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REATTU (Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REANİMASYON
Tarih 25 Haziran 2009
REANİMASYON i. (fr. reanimation). Ted. Had ve ağır hastalık hallerinde, suyuk ve fonksiyonlardaki dengeyi normale döndürmek amacıyle başvurulan fizik, kimyasal ve biyolojik yolların tümü.
— ANSiKL. Cerrahî reanimasyon, ameliyat geçirecek hastaya uygulanır; yani sistemli olarak ameliyattan önce; ameliyat esnasında ve ameliyattan sonra bazı tedbirlerin alınmasını öngörür.
Ameliyattan önce gerekli muayeneler yapılır ve bakım .şartları yerine getirilir. Ameliyat sırasında anesteziye, dolaşım ve solunumun düzgün olmasına sıkı bir şekilde dikkat edilir; ayrıca hastanın perfüzyonla, gereğinde kan nakliyle sürekli olarak biyolojik dengesini sağlamak meselesi ortaya çıkabilir.
Birkaç dakikadan fazla sürecek her ameliyat için sistemli olarak damar içi bir perfüzyon takılır; damla damla verilen serumun içine, ihtiyaca göre anestezikler, kürarlayıcılar, gangliyoplejikler ve analeptikler katılır. Kan nakilleri, ancak hastanın kan kaybı belirli bir hacmi aştığı, ameliyat bölgesinin veya doğrudan doğruya ameliyat şeklinin gerektirdiği hallerde yapılır. Ameliyat süresince yapılan bu bakım hastadaki fizyopatolojik değişiklikleri ortaya çıkarır ve anestezi hekiminin alacağı tedbirlere ışık tutar.
Ameliyattan sonraki bakım, gerekli bazı hareketleri ve küçük tedbirleri kapsar; ama bunların zamanında yerine getirilmesi şarttır. Hastanın yatağa yatırılması, odanın ısı derecesinin ayarlanması yelerli oksijen verilmesi, uyanmanın kontrolü yapılacak ilk işlerdir; bundan sonra nabız, ateş ve tansiyon kontrolları gelir ve bu sayede şok, kanama, tromboz, kalp ve akciğer komplikasyonları gibi sakıncaları önleme imkânı doğar.
Bununla beraber ameliyatların çoğu, anestezi ve reanimasyon hekiminin son derece dikkatli olmasını gerektirir; bu sayede ameliyat sonrası bakımı kolaylaştırır. Bazı büyük ve ağır ameliyatlarda ise reanimasyo-nun bütün imkânları ortaya konur ve bazen hasta tam anlamıyle yeniden diriltilir. Suda veya havasızlıktan boğulmuş, zehirlenmiş, siniısel ve intanı sebeplerle komaya girmiş hastaların tıbbî reanimasyonunda cerrahî animasyonun metotlarına benzer metotlar kullanılır; sunî solunum, perfüzyon, kan değiştirme v.b. usuller uygulanır; bu arada hastalığın sebeplerini ortadan kaldırıcı ilâçlar (antibiyotikler, zehir gidericiler) verilir.
Reanimasyonun asıl amacı had solunum yetersizliği, kalp ritmindeki ve kan hacmindeki bozuklukları tedavi etmektir.
Had solunum yetersizlikleri şu sebeplerden ileri gelebilir:
— mekanik lezyonlar (kaburga kırıkları, soluk borusu ve bronşlardaki yabancı cisimler, plevra ve akciğerlerdeki yaralar, plevrada sıvı veya gaz toplanması);
— bazı hastalıklar (tetanoz, çocuk felci) ve bazı zehirlenmeler sırasında görülen solunum kasları felçleri;
— solunum merkezlerinin zedelenmesi (elektrik çarpması, zehirlenme). Solunum yetersizliğinin sebebi ne olursa olsun reanimasyon iki esas harekete dayanır: üst solunum yollarını tıkanıklıktan kurtarmak için trakeotomi veya trakea entübasyonu uygulamak ve hastaya sunî solunum yaptırmak. Trakeotomi lokal veya genel anestezi altında yapılır.
Bu ameliyat soluk borusunun ilk iki kıkırdağının ön çeperini kesmeğe, açılan delikten soluk borusu içine kauçuktan (Sjöberg kanülü) veya madenden (Krishaber kanülü) bir kanül sokmağa dayanır.
Trakea entübasyonu da lokal veya genel anestezi altında uygulanır, önce bir larengoskop’un ucu ile gırtlak kapağı yukarıya kaldırılır ve gırtlak dili deliğinden içeriye kauçuk bir tüp sokulur. Bu tüpün orta yerinde bir balon bulunabilir. Ağız sert bir kamille açık tutulur. Trakeotomi ile entübasyon arasında yapılacak tercih solunum yetersizliğinin tahminî süresine bağlıdır. Trakea entübasyonuna çoğu zaman yirmi dört saatten fazla dayanılmaz. Bugün bütün reanimasyon merkezlerinde sunî solunum aygıtları vardır. Bunlar, trakeotomi veya entübasyon gerektiren iç solunum aygıtlarıdır. Kalp ritmi bozuklukları, bilinen veya farkına varılmamış bir kalp hastalığına, damar kolapsına veya solunum darlığına bağlıdır;
— paroksistik bradikardiler, kulakçıkla karıncık arasındaki sinir akımının tıkanmasından ileri gelir. Kulakçıktan çıkan uyartılar karıncığa ulaşamaz; karıncık kendine has bir ritim (dakikada 20-40 vuruş) çarpmağa başlar. Vuruş 30′dan aşağı düşerse kalp tamamen durabilir.
Bu bozuklukların tedavisinde damar içine izoprenalin klorhidratı şırınga edilir; kalp dıştan uyarılmağa çalışılır. Daha sonra bu gibi hastalar kendilerine bir kalp içi uyarıcı (pacemaker) takılmak üzere cerraha gönderilebilir;
— paroksistik taşikardiler, tedricî bir şekilde başlar ve ağır bir kalp bozukluğu bulunduğunu gösterir. Bu taşikardilerin en iyi tedavisi elektrik şokudur; şok, hastanın durumuna, vakanın âcil olmasına göre genel anestezi altında veya anestezi yapılmadan uygulanır. Yuvarlak iki elektrot göğüs üzerine yerleştirilir. Elektrik akımı, bir kondansatör deşarjından veya 50 frekanslı bir alternatif akımdan alınır. Şok süresinde hasta elektronik bir cihazla kontrol altında tutulur. Bu cihaz elektrokardiyogramın değişikliklerini takip ederek bir kalp durması veya fibrilasyon halinde kalbi yeniden harekete geçirir. Elektrik şokundan daha iyi sonuç almak için bazen damar içine prokainamid veya ajmalin şırıngaları tavsiye edilir;
— kalp durması, büyük atardamarlarda nabzın kaybolması ve dinlemede kalp seslerinin duyulmayışı şeklinde tarif edilir. Görünüşte hasta ölü gibidir, ama kalp çok yavaş ve etkisiz olarak atmağa devam eder. Bu durum çok âcildir, çünkü kalp durması dört dakikayı aşarsa beyinde tamiri imkânsız lezyonlar meydana gelir. Hemen kalbe dıştan masaj yapılmağa ve aynı zamanda akciğerlere hava verilmeğe başlanır. Reanimasyon merkezlerinde kalp, dıştan masaj yerine, dıştan veya sondalama ile içten verilen bir elektrik akımıyle canlandırılmağa çalışılır.
• Kan hacmi bozuklukları. Burada sadece had bir kanama veya bir şoktan ileri gelen kansızlıklar söz konusudur. Had bir kanama karşısında yapılacak cerrahî müdahalelerle (penslerle, bağlama veya bastırmakla kanı durdurma) beraber, kaybedilen kanın âcil olarak hastaya dışarıdan verilmesi düşünülmelidir. Re animasyonu yapan hekimin ilk hareketi acele olarak kan verilebilecek çapta bir toplardamar bulmak, buraya iğneyle veya trokarla girmektir. Hastanın kan grubu tespit edildikten sonra aynı grup ve Rh’tan kan nakli yapılmalıdır; birinci şişe kan genel vericinin
(0 Rh—) kanından olabilir.
Kan bulunmadığı zaman ve özellikle şok hallerinde hastaya plazma vermek gerektir, çünkü şok damar çeperlerinden dışarıya plazma sızmasına, yani plazma’nın eksilmesine sebep olmuştur. Plazma yerine geçen maddeler reanimasyonda büyük faydalar sağlar; bu maddeler, böbreklerden atılması yavaş olan büyük moleküllü protein eriyikleridir. Plazma ve onun yerine geçen maddelerin içinde kanın şekilli elemanları yoktur, fakat bu maddeler damar sistemi içinde kalan hemoglobinin taşınmasına yardım eder. Çeşitli eriyikler ve bunların arasında özellikle yüzde 10-15′lik hipertonik glikoz serumları kısa bir zaman için kan kitlesinin eksiğini tamamlar, fakat böbrekten çabuk olarak dışarıya atılır.
Bir yandan kan hacmi yerine getirilirken, bir yandan da kalp-damar kolapsı önlenmeğe çalışılmalıdır. Bu amaçla kamfre yağı, kafein, neosinefrin gibi kalp-damar analeptikleri sık sık kullanılır. Son zamanlarda metaraminol bitar-tarat, izoprenalin gibi kuvvetli ilâçlar bulunmuştur. Bu ilâçlar kullanılırken atardamar basıncı, toplardamar basıncı ve elektrokardiyogram devamlı olarak kontrol edilir. Böyle bir kontrol ise ancak reanimasyon merkezlerinde mümkündür. En kuvvetli analeptik ilâçlardan biri böbreküstü hormonudur.
Hidrokortizon tuzlarıyle bunların damar içine şırınga edilebilen türevlerinin etkileri de kuvvetlidir. Bazı vakalarda fenotiyazin veya kloropromazin türevleri kullanılarak bir nöropleji meydana getirmek faydalı olabilir. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REANİMASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REAKTANS
Tarih 25 Haziran 2009
REAKTANS i. (fr. reactance). Elektr. ve Radyotek. Belirli periyotta bir alternatif akım için bir devrenin empedansını belirlemek üzere, bu devrenin direncine eklenen miktar. (Pülsasyonu olan bir alternatif akım için magnetik indüklemesi L ve sığası C olan bir devrede, reaktansın değeri Lw – 1 / Cw dir.
Reaktans bobini, alternatif akımla beslenen bir devrenin akım şiddetini ferromagnetik bir çekirdek yardımıyle değiştirmek için bu devreye yerleştirilen, magnetik indükleme gücü yüksek bobin. (L)
REAKTİF i. (fr. reactif). Kim. Bk. AYIRAÇ.
# Sıf. Bk. TEPKİN. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAKTANS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
READE (Charles)
Tarih 25 Haziran 2009
READE (Charles), ingiliz yazarı (İpsden, Oxfordshire 1814 – Londra 1884). Avukattı; Tom Taylor ile birlikte oyunlar yazdı, özellikle Masks and Faces (Maskeler ve Yüzler) [1852] ile ilgi çekti.
Bir süre Strand Theatre’ı yönetti, sonra edebiyata yöneldi, romanlar ve hikâyeler yayımladı: cezaların infaz usullerini tenkit eden İt’s Never Too Late to Mend (Zararın Neresinden Dönülse Kârdır) [1856], tarihî roman The Cloister and the Hearth (Manastır ve Yürek) [1861], Hard Cash (Peşin Para) [1863], Griffith Gaunt (1866), A Terrible Temptation (1871). Sistemli bir gerçekçiydi ve Zola gibi belge toplardı (Zola’nın L’Assommoir’ını 1879′da ingiliz sahnesine uyguladı). Bu çalışmaları için özellikle gazetelerden ve mahkeme kayıtlarından yararlandı. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READE (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYNAUD (Ernest)
Tarih 24 Haziran 2009
RAYNAUD (Ernest), fransız şairi (Paris 1864 – ay.y. 1936).
Edebiyat hayatına dekadanların estetiğine uygun olan Le Signe (İşaret) adlı kitabiyle atıldı (1877). 1891′de roman okulunun kuruluşuna katıldı. 1900′de Sagittaire dergisini yayımladı. En iyi şiirlerini La Couronne des Jours (Günlerin Tacı) [1905] adlı kitabında topladı. La Melee Symboliste (Sembolist Çatışma) [1918, 1921, 1925] adlı edebî hatıraları kayda değer. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAUD (Ernest) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYÇEV (Georgi)
Tarih 24 Haziran 2009
RAYÇEV (Georgi), bulgar yazarı (Zemlen, Stara Zagora 1882-öl. 1947).
Romanlar (Pesen na Gorata [Ormanın Şarkısı], 1928; Gospodina s Momiçeto [Bay ve Genç Kız], 1937), bir tiyatro eseri (Elenovo Tsarstvo [Geyikler Ülkesi], 1937) ve hikâyeler (Veseli Razkazi [Neşeli Hikâyeler], 1918: Tsaritsa Neranza [Kraliçe Neranza], 1920) yazdı. (M)
RAYEGAN sıf. Bk. RAYGÂN.
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYÇEV (Georgi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAY (Satyacit)
Tarih 24 Haziran 2009
RAY (Satyacit), hintli filim yönetmeni (Kalküta 1921). Ressam ve yayınevi sahibiydi, sinemaya 1952′de başladı.
Bengali sinemasının geleneğini, çağdaş sanat estetiği ve insan sevgisiyle bağdaştırdı. En ünlü filmi, Bibhuti Bhusan Banerjee’nin otobiyografik romanından uyarladığı bir üçlü’dür: Pather Pançhali (Pançali Baba) [1955]; Aparacito (Yenilmez) [1957]; Apu Sansar (Apu’nun Dünyası) [1958]. Ayrıca, Paraş Patar (Sihirli Taş) [1958], Devi (Tanrıça) [1961], Mahanagar (Büyük Şehir) [1963], Kapurus (Korkak Adam) [1965] adlı filimlerin yönetmenliğini yaptı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAY (Satyacit) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWLİNGS
Tarih 24 Haziran 2009
RAWLİNGS (Kinnan, Marjorie — denir), amerikalı kadın romancı (Washington 1895-St. Augustine, Florida 1953).
1918′de Wisconsin üniversitesini bitirdi, sonra on yıl gazetecilik yaptı. 1908′de gazeteciliği bıraktı, kendini çiftçiliğe ve yazarlığa verdi. 1931′de Jacob’s Ladder (Yakub’un Merdiveni) adlı hikayesiyle Scribner’s Magazine hikâye yarışmasını kazandı. İki yıl sonra Gal Young Un adlı eseriyle O. Henry kısa hikâye ödülünü aldı.
Romanları: South Moon Under (Güney Ay’ı Altında) [1933], Pülitzer ödülünü kazanan The Yearling (Bir Yaşındaki Bebek) [1938], Golden Apples (Altın Elmalar) [1935], The Sojourner (Misafir) [1953]. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWLİNGS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ravenna eksarklığı
Tarih 24 Haziran 2009
Ravenna eksarklığı. Tar. coğ. Bizans İtalyası’nda eyalet. Lombard istilâsının (Spoleto dukası Faroald, 579′da Cîassis’i işgal etti)
İtalya ve Ravenna’yı tehdit etmesi üzerine, imparator Maurikios askerî kuvvetlerini ve sivil güçleri, temsilcisi olan ek-sark veya «patricius et exarchus İtaliae»’nin yönetimi altında imparatorluğun eski başkentinde toplamağa karar verdi (584). Franklardan kısmen gereksiz yardımlar isteyen (584, 585, 588 ve 590 saldırıları), Doğu’dan gelen takviyeleri ise daha başarılı şekilde kullanan eksarklar (Smaragdos [585-589] ve Romanos [589-593], Classis’i geri alarak (589) ve Roma yolunu (via Flaminia) temizleyerk Ravenna üstündeki tehdidi kaldırdılar; fakat Lombard’ların istria ile kıyı bağlantılarını kesmelerine engel olamadılar. Gerek malî (ücretleri ödenmeyen askerler 615′e doğru eksark İoannes’i öldürdüler), gerek kişisel (619′da eksark Eleutherios’un imparatora karşı başlattığı ayaklanmayı bizanslı kuvvetler bastırdı; manastır sicilleri muhafızı Maurikios’un isyanını 642 yılında eksark İsaakios Roma’da bastırdı) iç karışıklıklar eksarklığı zaten zayıflatmıştı. Fakat en ciddî meseleler dinî meselelerdi: monotelizm’i suçlayan papa Martinus I’i, imparator tutuklatmak istedi, eksark Olympos bu emre karşı geldi, hattâ bağımsızlığını ilân etti (649-651), fakat Sicilya’da Sarazenler tarafından öldürüldü. Yeni eksark Theodoros Kaîliopas 653′te Roma’ya gönderildi ve monotelizm aleyhinde olan Maksimos Homologetes’i, kaçmış bulunduğu Roma’dan İstanbul’a getirdi. Lombard tehlikesine karşı papa ile eksarkın işbirliği yapmalarını engelleyen bu kavgaları Ravenna’nın, kendisine tanınan hakların İstanbul patriğine de tanınmasını kabul etmeyen papa Sergius I’i desteklemesi daha da şiddetlendirdi. Şehrin bir gasıbı on yıl süreyle (695-705) tanımasına da kızan imparator İustinianos II misillemeler yaptı (709 veya 710); bunun üzerine eksarklığın isyanı (710-712), imparator Philippikos Bardanes’i şehir milislerinin dağıtılmamasını kabul etmek zorunda bıraktı, imparatorun ikonalar aleyhindeki kararnamelerinin yol açtığı ayaklanma sonunda (727), imparator Leon III İsauria’lı, eksarklık sınırlarını Apenninler’in kuzeyindeki bölgeye geriletti (731-732); fakat eksarklık ansızın Liutprand’a teslim olan başkentini ve Lombard kralı Aistolf’un işgaliyle bağımsızlığını kaybetti (751). Durumu tehlikeye düşen papa Stephanus II’nin, Kısa Pepin’den yardım istemesi (754, Ponthion görüşmesi), üzerine Pepin, Aistolf’u eksarklığı geri vermek zorunda bıraktı (756) ve imparatorun itirazlarına rağmen yönetimi papaya verdi; Roma kilisesinin toprak gücünün temeli olan bu bağış, Charlemagne tarafından da onaylandı (774). Fakat Ravenna eksarklığı papaya resmen ancak 1278′de imparator Habsburg’lu Rodolph tarafından bırakıldı. (ML). 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ravenna eksarklığı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAVENNA, İtalya’da şehir, Emilia’da, il idare merkezi, Adriya denizi yakınında; 115 500 nüf. Eskiden zengin bir deniz ticaret merkezi olan Ravenna, denize uzaklığı yüzünden önemini kaybetti. Şeker rafinerileri. Dokumacılık (jüt). Petrol rafinerileri; kimya sanayii (gübre). Tabiî gaz işletmesi. Corsini kanal-limanı oldukça canlıdır. • Tarih. Umbria’lıların kurduğu Ravenna, III. yy.da Roma ile ittifak yaptı; Romalılar Ariminum yolu üzerindeki şehrin stratejik konumundan yararlandılar. Rubico ırmağının aşılmasından önce Sezar’ın genel karargâhı (M.ö. 53-50) olan şehrin bir ön limanı vardı: Roma imparatorluğunun iki büyük donanmasından birinin demirli olduğu Classis (Fossa Augıtsta). Şehir M.S. II. yy.da Flaminia’nın, IV. yy.da da Emilia’nın başkenti oldu. 402′de imparator Honorius, Ravenna’yı bataklıklarla çevrili olması ve Doğu ile deniz bağlantılarının kolaylığı sebebiyle Batı Roma imparatorluğunun merkezi haline getirdi; Stilicho’yu bu şehirde idam ettirdi (408). Çok uzun bir kuşatmadan sonra Odoaker şehri Ostrogot kralı Theodorich’e teslim etti (şubat 493) ve bir ziyafet sırasında burada onun tarafından öldürtüldü (mart 493). Ostrogotlar devrinde hükümdarın ikamet merkezi olan şehir Belisarius’un bizans orduları tarafından işgal edildi (mayıs 540) ve İtalya eyaletinin başkenti haline getirildi. İmparatorluk başkenti olduğu için papanın otoritesinden kurtulduğunu iddia eden ve «Trescapitali» kavgasına katılan Ravenna, Lombardia’nın tehdidi karşısında Roma’nın hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı (568), fakat, 595′e kadar pallium’dan geniş ölçüde yararlanmak istedi; Bizans imparatoru Mauricius şehrin savunmasını 584′ten sonra devamlı olarak şehirde oturan bir eksark’a (patricius et exarchus) verdi. Eksarklığı içten ve dıştan kemiren karışıklıklardan yararlanan Ravenna piskoposu, imparator Konstantos’tan hürriyet fermanı aldı (663); ama fermanı Konstantinos’un yerine geçen Konstantinos IV iptal etti (681). Şehir sonradan İstanbul patriğinin eşitlik iddialarına karşı papa Sergius I’i desteklediği için (şehir milislerinin ayaklanması; VII. yy. sonu), özelikle de bir gasıpı tanıdığı (695-705) için lustinianos’un emriyle Sicilya kumandanı tarafından yağmalandı (709 veya 710); bunun üzerine yeni eksark loannes Rizokopos, 710) öldürüldü ve şehir bağımsız bir devlet halinde teşkilâtlandı; imparator Philippikos Vartan’a boyun eğdikten sonra (712) bile milis kuvvetini muhafaza etti. Classis’in Liutprando tarafından geçici olarak işgaliyle bir başına kalan Ravenna’yı bu Lombard kralı üç yıl süreyle kuşattı ve halefi Aistolf aldı (751). Bunun üzerine Kısa Pepin, şehri papaya vermeyi kararlaştırarak (754 ve 756) Aistolf’u şehri ve eksarklığı terk etmek zorunda bıraktı. Bologna’nın gelişmesinden önce roma hukuku eğitim merkezi olan Ravenna, İtalya krallığına geçti (889). Uzun süre, şehirde Germania krallarına sadık kaldıktan sonra aristokratik bir şehir haline geldi (XII. yy.) ve imparatorluklara karşı Romagna ve Marche şehirleri birliğini kurdu (1198). Friedrich II tarafından işgal edildikten (1240) sonra Polenta’ların derebeylik yönetimine boyun eğdi (1275-1441). Kanalların kumla dolması limanının gerilemesine yol açtı. XIII. yy.da Venediklilerin iktisadî kontrolü altına giren şehir, 1449-1509 arası Venedikliler tarafından işgal edildi, sonra Papalığa geri verildi. 1512 Savaşı sırasında yağmalanan şehir, sıtma salgını sonucunda ıssızlaştı. Fransızların 1797′de papadan aldıkları Ravenna, Csalpina cumhuriyetine (1792), İtalya cumhuriyetine (1802) ve İtalya krallığına (1805) katıldı, 1815′te papaya geri verildi. 1859 Haziranında ayaklandı ve bir referandum sonucunda Piemonte’ye katıldı (mart 1860). 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAVEL (Maurice), fransız bestecisi (Ciboure 1875-Paris 1937). Paris konservatuvarında Anthiome, Ch.de Beriot, Pessard, Gedalge ve Faure’nin öğrencisiydi. Katıldığı birçok yarışma arasında yalnızca Roma ikincilik ödülünü kazandı. Daha çok Paris’te yaşadı. Birinci Dünya savaşında asker oldu. 1920′de Montford-l’Amaury’de yerleşti, Avrupa ve Amerika’yı dolaştı (1928). 1933′e doğru bir beyin kanaması geçirdi, son çare olarak ameliyata başvurulduysa da kurtarılamadı. Doğuştan müzikçi olan Ravel benimsediği her tarzda ustalığını ortaya koydu; bu arada, en orijinal ifadesi çalgı müziği alanında belirdi. Ravel, Wagner hayranlığına kapılmadı, Bayreuth’deki çeşitli tartışmalara da hiç katılmadı. Habanera adlı eseriyle daha 1895′te gerçek kişiliğini bulduğunu ortaya koydu. Chabrier gibi, melodi çizgisine ve akorların uyuşumlu bir şekilde birbirini izlemesine dikkat ederek eski fransız klavsencilerinin ve lavtacılarının geleneğini sürdürdü. En katı akademiciliği, en aşırı cüretlerle birleştirerek her türlü taklitten uzak kaldı. Ravel Chabrier ve Rus bestecilerinden çok Saint-Saens, hattâ Liszt’e yakındır. Bütün sanatına hâkim olan melodi anlayışı onu makam düzenini kullanmağa yöneltti. Müzik dili alanında gösterdiği cüret ve buluşlara, lirik ve senfonik eserlerinden çok önce, piyano eserlerinde rastlanır. Habanera, Noctuelles (Miroirs), Gaspard de la Nuit, Les Valses Nobles et Sentimentales (Soylu ve Duygulu Valsler) bu yolda birer aşamadır. Ravel’in yaratıcı gücü hiç bir zaman teknik düzeniyle bozulmadı. Ravel’in ses için yazdığı eserler, ayrı ayrı yayımlanmış 22 melodi ve derlemelerden meydana gelir: şarkı ve orkestra için Şehrazat (Tristan Kling-sor, 1903), Histoires Naturelles (J. Renard, 1906), Stephane Mallarme’nin Üç Şiiri (orkestra ve şarkı için, 1913), Madagaskar Şarkıları (ses ve çalgılar için, Parny, 1925, 1926), Don Kişot Dulcinea’da (P. Mo-rand, 1932). Bunlara üç uyumlu melodi derlemesini (Beş Yunan Halk Melodisi [1907], Dört Halk Şarkısı [1910], İki İbranî Melodisi [1914] ve a cappelîa karışık koro için Üç Şarkı’yı [M. Ravel, 1915]) eklemek gerekir. Çalgı için bestelediği eserler: piyano için, Habanera (iki piyano için, 1895), Menuet Antiçue (1895), Pavane pour une İnfante Defunte (ölmüş Bir İnfanta İçin Pavan) [1899], Jeux d’Eaux (Fıskiyeler) [1901], Sonatine (1905), Miroirs (1905), Ma Mere l’Oye (dört elle piyano için, 1908), Gaspard de la Nuit (1908), Valses Nobles et Sentimentales (1911), Le Tombeau de Couperin (Coupe-rin’in Mezarı) [1917], iki piyano konçertosu (1931) [ikincisi yalnız sol içindir]. Oda müziği alanındaki eserleri: yaylı çalgılar için fa’lı dörtlü (1902-1903), İntroduction et Allegro (flüt, klarinet ve yaylı çalgılar eşliğinde arp için, 1905-1906), piyano, keman ve viyolonsel için la üçlüsü (1914), iki sonat, keman ve piyano için bir rapsodi, Çigan (1924); senfonik müziği: İspanyol Rapsodisi (orkestra için, 1907), Vals (1919-1920), Bolero (1928). Tiyatro eserleri, lirik tiyatro (L’Heure Espagnole [Franc-Nohain], 1907; l’Enfant et les Sortileges [Çocuk ve Büyücüler], Gölette 1920-1925) ve baleler (Daphnis ve Chloe [1909-1912] ve dört elle piyanonun orkestra aktarması olan Ma Mere VOye [1912]) olmak üzere iki bölüme ayrılır. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVEL (Maurice) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAURİCA’LAR. Esk. coğ. Roma Galya’sında halk, Yukarı Ren bölgesinde yerleşmişti. Merkezi Augusta Rauracorum şehriydi. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAURİCA’LAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATTİGAN (Terence Mervyn), ingiliz oyun yazarı (Londra 1911). Oxford’da okudu, sonra Londra’ya gitti, French Without Tears (Gözleri Yaşsız Fransızlar) [1936] adlı farsıyle büyük başarı kazandı. İkinci Dünya savaşında yazdığı romantik savaş dramı Flare Path (Işıklı Yol) [1942] ve While the Sun Shines (Güneş Işıldarken) [1943] adlı komedisi Londra’da büyük ilgi gördü, öbür eserleri: Love in tdleness (Aylaklıkta Aşk) [1944], Sonuna Kadar (The Winslow Boy) [1946], The Browning Version (Browning Tercümesi) [1948], Derin Mavi Deniz (The Deep Blue Sea) [1952], Ayrı Masalar (Se-parate Tables) [1954], Uyuyan Prens (The Sleeping Prince) [1954]. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATTİGAN (Terence Mervyn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATTAZZİ (Urbano, — kontu), italyan siyaset adamı (Alessandria 1808-Frosinone 1873). Avukattı. Hukuk profesörü oldu. Torino parlamentosuna seçildi (1848), burada Merkez solu yönetti. Eğitim ve adalet bakanlığı yaptı ve hükümeti Avusturya ile mütarekeyi bozmağa teşvik etti (mart 1849). Meclis başkanı (1852) olarak Cavour’a Connubio koalisyonu içinde Merkez solun desteğini sağladı. 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATTAZZİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 READ (Thomas Buchanan), amerikalı şair ve ressam (Chaster idare bölümü, Pennsyl-vania 1822-New York 1872). Babası çiftçiydi. Okula çok az devam edebildi ve gençliğinin büyük bir kısmını Philadelphia, Cincinnati, New York ve Boston’da geçirdi. Zaman buldukça, portreler çizdi, şiirler yazdı. Bunun yanı sıra geçinmek için tabelâ ressamlığı, puro yapımı, oyunculuk gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri 1843-1844 arasında, Boston Courier’de yer aldı. 1850′de Avrupa’ya gitti ve Roma’da yaşayan amerikalı sanatçıların çevresine girdi. Bu şehirde resim konusunda ciddî bir şekilde çalışma fırsatını elde etti ve Amerika’ya yaptığı bazı gezilerin dışında, ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Beyaz Hayalet, Kaybolmuş Pleiad, Beytüllahm Yıldızı, Sheridan ve Atı gibi tabloları çok beğenildi. Mr. Browning’in, eski Napoli kraliçesinin, Henry W. Long-fellow’un ve Longfellow’un çocuklarının portrelerini yaptı. George Peabody’nin portresi Baltimore enstitüsündedir. General Sheridan’ın büstünü hayatının son yıllarında yaptı. Şair olarak, özellikle hatip ve oyuncu James E. Murdock için yazdığı dokunaklı Sheridans’s Ride (Sheridan’ın Ata Binişi) ve son derece ahenkli lirik şiiri Drifting (Sürükleniş) ile dikkati çeker. Şiir kitapları: The New Pastoral (Yeni Pastoral) [1855]; Sylvia or the Last Shepherd (Sylvia veya Son Çoban) [1857]; The Vagoner of the Alleghanies (Alleghanie’lerin Arabacısı). Toplu şiirleri 1882′de yayımlandı. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (Thomas Buchanan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAZUS (Martin), slovak yazarı (Vrbica 1888-Brezno 1937). Şiir derlemeleri yayımladı: Z Tichych a Burnych Chvil (Durgun ve Fırtınalı Anlar) [1917]; To Je Vojna (Savaş Bu) [1919]; Hoj Zem Draha (Ey Sevgili Ülkem) [1919]; Kamen na Medzi (Çizgi Üstünde Taş) [1925]; Stretnutie (Karşılaşma) [1937]. özellikle tarihî ve otobiyografik romanlar yazdı: Svety (Dünyalar) [1929]; Julia (1930); Maroşko (1932); Krçmarsky Kral (Kabare Kralı) [1935]; Odkaz Mrtvych (ölülerin Vasiyeti) [1936]. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZUS (Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASSE (François), belçikalı besteci ve orkestra yöneticisi Brüksel konservatuvarını, kendi bestesi Concertstück’ü çalarak birincilikle bitirdi; sırasıyle Monnaie tiyatrosunda (Brüksel), Toulouse’un Capitole tiyatrosunda, Amsterdam operasında orkestra şefliği yaptı, Schaerbeek Müzik okulunu ve Liege konservatuvarını yönetti (1925). 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASSE (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASMUSSEN (Gustav), danimarkalı siyaset adamı (Odense 1895-Kopenhag 1953). Danimarka’nın Londra elçiliğinde müşavir (1939), İtalya’da büyükelçi olarak (1945) bulundu. 1945-1950 Arasında dışişleri bakanlığı yaptı, 1951′de yeniden Roma büyükelçiliğine tayin edildi. (M) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASMUSSEN (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RAKAM i. (ar. rakam). Sayıları göstermeğe yarayan işaretlerin genel adı: Romen rakamları. (Bk. ANSiKL. Mat. bölümü.) || Bu işaretlerle yazılan sayı: Bu rakamlar uzayın büyüklüğü hakkında bize bir fikir vermektedir. Deprem bölgesinden alınan son rakamlar. || Miktar, nicelik. // Astronomik rakam, son derece büyük rakam. — Esk. Yazı yazma. // Hesap bilgisi ve kurallarının genel adı. || Rakam dökmek, hesap etmek, hesaplamak. || Rakam-keş, rakam yazan. || Rakam-pezir, rakam haline getirilebilir. || Rakam-zede, yazıya geçirilmiş. || Rakam-zen, yazan. Bununla birlikte, yunan sisteminde tam bir uyuşma yoktu: on binler çok çeşitli şekillerde yazılabiliyor, bazen romen sistemindeki gibi büyük harfler kullanılıyordu. İç içe yazılmış harfler çarpmayı gösteriyordu; meselâ: olarak kabul ediyorlardı. Romalıların da, bazı büyük harflerden yararlanan kullanışsız bir sayılama sistemi vardı. Bu sistemin başlıca harfleri şunlardır: Bugün bile bazı özel durumlarda kullanılan romen sitemi zamanla bir parça değiştirilmiştir ve iki temel ilkeye dayanır: 1. kendinden daha yüksek veya eşit değerde bir harfin sağma konan her harfin değeri soldakine eklenir; 2. kendisinden daha büyük değerdeki bir harfin soluna konan harfin değeri sağdaki harfin değerinden çıkarılır. Meselâ: 46 = 50 — 10 + 5 + 1=XLVI. — Müz. Rakamların müzikte birçok görevi vardır. Meselâ ölçüleri, piyano ile telli çalgılarda da her nota için hangi parmağın kullanılması gerektiğini göstermeğe yarar. J. -J. Rousseau’nunki gibi bazı not alama sistemlerinde de notaların yerine rakam kullanılmıştır. Rakam, bundan başka, rakamlı baslarda akort’u, yani armoniyi meydana getiren notaların her birini belirtir. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASYONEL sıf. (fr. rationnel). Sırf akla dayanan, ussal, ölçülü, hesaplı: Rasyonel ve tam verimli bir çalışma, yalnız iktisadî, ticarî ve sınaî memleketlere mahsus bir zaruret değildir (F. R. Atay). || Ampirik hiç bir yanı bulunmayan, çıkarsama ürünü olan. || Akla veya iyi bir metoda uygun olan. — ANSîKL. Elektr. Coulomb kanunu boşlukta f = 1 / 4n€o qq / r2 formülüyle ifade ediliyorsa, elektrostatik formülleri rasyonel sistemdendir denir. Boşluktaki Laplace kuvvetini veren formül df = wo / 4n Bidl şeklinde yazılıyorsa, elektromagnetizma formülleri de rasyonel sisteme girer. Bu sistemin, yukarıdaki ifadelerden çıkarılan temel formüllerinde, 4n çarpanı kaldırılarak sadeleştirme yapılmıştı, Üstelik n sayısı, yalnız bir silindir veya küre simetrisi gösteren olaylarda kullanılır. (LM) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASYONEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAOUX (Jean), fransız ressamı (Montpellier 1677-Paris 1734). Ranc ve Bon Boullongne’un öğrencisiydi. 1704′te İtalya’ya gitti, üç yıl Roma’da, iki yıl da Venedik’de kaldı. 1714′te Paris’e dönüşünde, çeşitli fanteziler yaptı (kapı alınlıkları, masal kompozisyonları, tarihî portreler). Bir İngiltere gezisi dönüşünde, rahibe, su perisi, ilham perisi kılığında tiyatro oyuncularının, Ceres, Venüs, Diana, Pomone kılığında saraylı kadınların resmini yaptı. Eserleri Louvre, Versailles ve eyalet müzelerindedir. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAOUX (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANK (Joseph), avusturyalı yazar (Friedrichsthal, Bohemya ormanı 1816-Hietzing, Viyana 1896). Sansürle başı derde girince Viyana’yı terk etti. Strasbourg’a, Prag’a, oradan da Dresden’e gitti. 1848′de Frankfurt parlamentosuna seçildi ve ılımlı sol kanatla mücadele etti. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANK (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANİERİ (Antonio), italyan yazarı (Napoli 1806-ay.y. 1888). 1831-1837 Arasında, daha çok Leopardi ile olan dostluğu dolayısıyle tanındı. Ama, çok sonraları yayımladığı bir hatıra kitabında (Sette Anni di Sodalizio con G. Leopardi [G. Leopardi ile Yedi Yıl], 1880) bu dostluktaki rolünü hoş olmayan bir tarzda övdü. Ginevra o L’Orfanella della Nunziata (Ginevra veya Nunziata’lı öksüz Kız) [1839] adlı romanında, Napoli’deki yoksul çocuklar yurdunda yetişen fakir bir kızın hazin hikâyesini anlattı. Yazarın kovuşturulmasına yol açan bu eser, uzaktan uzağa verismo okulunu müjdeler. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANİERİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANDAZZO, İtalya’da komün, Sicilya’da Catania ili), Alcantara vadisinde, Etna’nın eteğinde 12 700 nüf. Tamamı siyah lavlardan inşa edilmiş olan şehir Peloritani ve Etna dağlan arasındaki geçide hâkim olduğu için İkinci Dünya savaşında çok zarar gördü. Fakat hâlâ Ortaçağ havasını muhafaza eder: roman ve gotik üslûbunda Santa-Maria kilisesi (XIII. yy.) San Martino kilisesinde XIV. yy.dan kalma çan kulesi. Randazzo bir tarım pazarıdır. Besin sanayii. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDAZZO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAN (Nâzım Hikmet), türk şairi (Selanik 1902-Moskova 1963). Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Nâzım Beyin oğlu, şair ve mevlevî Nâzım Paşanın torunu. Göztepe’de Taşmektep’te, bir süre Galatasaray lisesinde okudu. Nişantaşı Numune mektebinden Heybeliada Bahriye mektebine geçti. Beş yıl sonra, hastalanınca okuldan ve askerlikten ayrıldı. Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya geçti (1920). Bir süre Bolu’da öğretmenlik yaptı. Sonra, İnebolu yoluyle Rusya’ya geçti. Moskova üniversitesinde sosyoloji ve ekonomi öğrenimi yaptı. 1928 Yılında Türkiye’ye döndü. 1931-1936 Yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. 1938 Yılında Harp okulunda komünizm propagandası yapmak suçuyla tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapse mahkûm oldu. 1950 Temmuzunda çıkan af kanunundan yararlandı, hapisten çıktı. Resmî makamlardan habersiz olarak Türkiye’yi terk etti. Rusya’ya gitti. Türkiye aleyhinde faaliyette bulunma gerekçesiyle 15 ağustos 1951 tarihli Resmî Gazete de türk vatandaşlığından çıkarıldığı ilân edildi. Polonya tabiiyetine girdi ve Borzecki soyadını aldı. Lehistan Mektubu adlı şiirinde dedelerinden birinin Polonya’dan geldiğini, onun da kendisi gibi ihtilâlci olduğunu ve bu dedesiyle övündüğünü anlatması bu olaya bağlanabilir. Bundan sonraki yılları Sofya, Varşova, Moskova’da geçti. İlk şiirleri Alemdar gazetesinde Yarın dergisinde ve Celâl Sahir Erozan’ın aylık şiir dergilerinde yayımlandı. Moskova’ya ilk gidişinden sonra yazdığı şiirlerde hece veznini, ölçülü, kafiyeli şiir tarzını bıraktı. Rusya’da sıkı bir komünist terbiyesi gören şair 19 Yaşım başlıklı şiirinde bu yıllarını anlatır ve «24 saatte 24 saat Lenin / 24 saat Marks, 24 saat Engels» sözleriyle kendisine öğretilen doktrinin niteliğini ve yoğunluğunu belirtir. Yine kendi deyimiyle «beyninin kıvrımlarına kadar materyalist» olan Nâzım, bu ilk gençlik yıllarında aldığı fikrî telkini, ömrü boyunca muhafaza etti. 1920′lerin Rusya’sında kendisini tamamıyle Komünist partisinin emrine verdi. O sırada Rus Komünist partisi bütün sanatçıları, işçilere marksist-leninist dünya görüşünü telkin etmek için seferber etmişti. Komünist şairler yazdıkları şiirleri fabrikalarda işçilere okuyorlardı. Nâzım Hikmet de bu yolda şiirler yazdı. İşçinin seviyesine ve zevkine hitap eden bu şiirler, çok hareketli ve gürültülü bir hitabet edası taşır. 1909′da ortaya çıkan ve niteliği bakımından ihtilâlci olan fütürizm, Rusya’da Mayakovskiy tarafından yüksek bir sanat seviyesine çıkarılmış bulunuyordu. Nâzım Hikmet onun ve diğer rus şairlerinin kendi dillerinde yaptıklarını Türkçeye uyguladı. 1928 Yılında Türkiye’ye dönünce, şiirlerini 1938 yılma kadar Resimli Ay dergisinde yayımladı, birkaç şiir kitabı çıkardı. Nâzım’ın bu yıllara ait şiirleri şekil bakımından fütürist, muhteva bakımından ideolojiktir. Şair, fikirlerini ifade ederken bol bol fantastik hayallere de başvurur. Nâzım, türk edebiyatında esasen var olan bu akıma, fütürist bir şekil, marksist ve leninist bir muhteva verdi. Daha önce Ahmed Hâşim’in aruz ile denediği serbest müstezat tarzını heceye uyguladı. 1938′den başlayarak hapishanede, kalabalıktan uzak kalan ve kendine dönen Nâzım’ın şiirlerinde ton, muhteva ve üslûp bakımından büyük bir değişiklik oldu. Daha önceki şiirlerine hâkim olan ve makine gürültüsünü hatırlatan çok sesli ve çok hareketli üslûbun yerini yumuşak bir ifade tarzı, ideolojinin yerini şahsî günlük yaşantılar ve özlemler aldı. Nâzım Hikmet’in bu devreye ait şiirlerinde hapishane hayatının zarurî kıldığı hareketsizlik ve içe dönüş kadar, Orhan Veli ve arkadaşlarının ikinci Dünya savaşı yıllarında vücuda getirdikleri düz, sade, günlük yaşantı şiirlerinin de etkisi vardır. Şiirde ses ve benzetmeyi reddeden Orhan Veli, Nâzım’ın daha önceki şiirlerinin başlıca özelliğini teşkil eden gürültülü retoriği öldürmüştür, denilebilir. 1950 Yılından sonra Nâzım Hikmet, Moskova’da tekrar komünist âlemin gürültülü ve gürültücü havasına daldı. Türkiye’de Bursa hapishanesinde kazandığı lirik üslûbu kaybetti. Bu yıllarda A.B.D.’ye karşı dünya çapında ideolojik bir savaşa giren Sovyet Rusya, büyük şöhret kazanan Nâzım Hikmet’i dünyanın çeşitli ülkelerine propagandacı olarak yolladı. Nâzım’ın 1951 yılından sonra yazmış olduğu şiirlerden çoğu Parti’nin emriyle ve onun hoşuna gitmek için yazılmış propaganda şiirlerinden ibaret kaldı. 1960 Yılında Moskova’da yazdığı bir şiirde kendisinin Rusya’ya ne kadar bağlı olduğunu belirtmek için «Lenin, diyorum da, Vladimir ilic Lenin, diyorum ve 40 yıldır onun peşince parti biletimle gidiyorum» demek ihtiyacını duyar. Nâzım, bu döneme ait fazla ideolojik şiirleri yanında çeşitli ülkelere yaptığı yolculuk izlenimlerini ve Türkiye’ye ait hatıralarını anlatan lirik şiirler de yazdı. Annesi bir ressam olan Nâzım’da kuvvetli bir görme ve gördüğünü kaydetme duygusu vardı. Nâzım Hikmet’in şiirlerinde marksizm ve materyalizm bir tür din haline gelmiştir. Bir şiirinde kendisinden bahsederken «tepeden tırnağa iman» sözlerini kullanır. «Hâfız-ı Kapital» olmak istediğini belirtir. Başka bir şiirinde tıpkı mistikler gibi Tan-rı’nm her yerde «toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte» tecelli ettiğini söyler. Onu dindar mistiklerden ayıran taraf, maddeyi reddedecek yerde ona tapmasıdır. Şiir kitapları: 835 Satır (1929); Jokond ile Si-Ya-u (1929); Varan 3 (1930); 1+1 = 1 (1930); Sesini Kaybeden Şehir (1931); Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1931); Oyunları: Kafatası (1932); Bir ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) [1932]; Unutulan Adam (1935); Ferhad ile Şirin (1965); Sabahat (1965); İnek (1965); Ocak Başında Yolcu (iki oyun birarada) [1966]; Yusuf ile Menofis (1967); Romanları: Kan Konuşmaz (1965); Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme) [1965]; Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAN (Nâzım Hikmet) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMNES veya RAMNENSES. Rom. tar.’ Roma’nın ilk üç boyundan biri. öbür boyları Sabinler (Titienses) ve Etrüsklerdir (Luceres). 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMNES veya RAMNENSES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 Rameau’nun Yeğeni (Le Neveu de Rameau), Diderot’un eseri. Diyalog şeklinde yazılmış olan, hem hicive, hem de romana benzeyen bu kitap, 1762′ye doğru kaleme alındı. 1773′te gözden geçirildi ama yayımlanmadı. 1805′te bir kopyadan yararlanan Goethe tarafından Almancaya çevrildi; Briere 1821′de eseri yeniden Fransızcaya çevirdi. Eserin orijinal elyazması, Paris’te eski kitapçılarda bulunmuş ve bilgin Monval tarafından 1891′de yayımlanmıştır. Satranç oyuncularının buluştuğu «Cafe’de la Regence»ta eserin müzikisi ve aylak kahramanı, hamisi tarafından nasıl kovulduğunu Diderot’ya anlatır. Yazar bu tema üstünde hicivli, pedagojik, felsefî ve edebî çeşitlemeler yapar. Piron, Cazotte ve Mercier’nin tasvir ettikleri gerçek bir kimse olan bu kahraman aracılığiyla, Diderot kendi tenkitçi fikirlerini açıklar ve Encyclopedie düşmanlarına şiddetle hücum eder. (-» Bibliyo.) [L] RAMEE (LA). Bk. RAMUS. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rameau’nun Yeğeni (Le Neveu de Rameau) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMBOUİLLET (Catherine DE ViVONNE, —- markizi) [Roma 1588-Paris 1665], Fransa’nın Roma büyükelçisi Jean de Vivonne’un ve Giulia Savelli’nin kızı. 1600′de Rambouillet markizi Charles d’Angennes ile evlendi. Bu evlilikten yedi çocuğu oldu. Çocuklarının altısı kızdı ve aralarında Montausier düşesi Julie (1607-1671) ile doğuştan kambur olan ve 1645′te Nördlingen’de öldürülen Leon Pompee (Pisany markisi) adlı oğlu da vardı. Şairlerin «Arthenice» lakabını taktığı Madame de Rambouillet, XVII. yy.ın en ünlü kadınlarından biriydi. Salonunun, Fransa’daki sosyete hayatı üstünde büyük etkisi oldu. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMBOUİLLET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANKOVİÇ (Svetolik), sırp yazarı (Moştanica 1863-Belgrad 1899). Gerçekçi bir yazardı. Küçük hikâyeler ve üç roman yazdı: Gorski Tsar (Dağlar Kralı) [1897], Seoska Uçitelyitsa (Köy öğretmeni) [1898] ve ölümünden sonra yayımlanan Poruşeni 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANKOVİÇ (Svetolik) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANKE (Leopold von), alman tarihçisi (Wiehe, Thüringen 1795-Berlin 1886). Berlin’de profesörlük yaptı (1825-1871), resmî tarih yazarlığına getirildi (1841). Venedik kütüphanesi belgelerinden yararlanarak Geschichte der Germanischen und Roma-nischen Völker 1494 bis 1535 (1494-1535 Arasında Germen ve Latin Halklarının Tarihi) [1824], Die Osmanen und die Spanische Monarchie im 16, und 17. Jahrhundert (XVI. ve XVII. yy.larda Osmanlılar ve İspanya Krallığı) [1827], Die Römische Pâpste, ihre Kirche und ihr Staat im 16. und. 17. Jahrhundert (Roma Papaları, Kiliseleri, XVI. ve XVII. yy.larda Papalık Devleti) [1834] adlı eserleri yazdı, 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANKE (Leopold von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAİS (Karel), Çekoslovak yazarı (Lazne Belohrad 1859 – Prag 1926). özellikle gerçekçi roman türünde başarı kazandı. Bu romanlarda, modern hayatın, basit köy hayatında yarattığı sarsıntıları dile getirdi: it Üzümü (1892); Rodiçe a Deti (Ana Babalar ve Çocuklar) [1893]; Sıkıntı (1895); Pantata Bezouşek (Efendimiz Bezouşek) [1897]; Biraz Funda (1920). Karel Rais romanlarında çek milliyetçiliğinin adsız kahramanlarına da yer verdi: Zapadli Vlasten’ ci (Unutulmuş Yurttaşlar) [1894]; Zapad (Batan Güneş) [1899]; O Ztracenem Şevci (Kayıp Kunduracı) [1920]. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİS (Karel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 Rains Came (THE) [Yağmurlar Gelince], Louis Bromfield’in romanı (1937). Yazar, bu eseri Hindistan’a yaptığı bir yolculuk sırasında tasarladı. Gerçekçilikle egzotizmi ustaca birleştirdiği bu romanda Rançipur şehrinin insanlarını ve özellikle de hint halkına karışmadan yaşayan ilgi çekici bir ingiliz topluluğunu anlatır. Bir barajın yıkılması ve bu arada çıkan bir salgın, şehri felâkete sürükler. Bütün bu olaylar basit görünüşlü insanların ne kadar büyük fedakârlıklara katlanabileceğim ortaya çıkarır. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rains Came (THE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç), bulgar asıllı sovyet siyaset adamı (Kotel 1873 -S.S.C.B. toplama kampında 1941 veya 1953). ikinci Balkan savaşından (1913) sonra Romanya’ya yerleşti; Fransa’da tıp okudu. Romanya’ya dönünce Sosyalist partiye yeni bir düzen verdi ve 1916′da tutuklandı. Şubat devriminden sonra serbest bırakıldı; bolşevik lideri oldu ve Ukrayna Halk Komiserleri konseyi başkanlığına getirildi (1919). S.S.C.B.’yi Londra’da (1923-1925) ve Paris’te (1925-1927) temsil etti; daha sonra partiden çıkarıldı (1927) ve troçki’ci olduğu iddiası ile Sovyet Orta Asyası’na sürüldü. 1934′te yeniden partiye kabul edildiyse de, 1938′de tekrar kürek cezasına çarptırıldı. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKOVSKİ (Georgi), bulgar yazarı ve milliyetçisi (Kotel 1821-Bükreş yakınları 1867). Siyasî hürriyetleri savundu. Kısmen fransızca yayımlanan Le Cygne du Danube adiı gazetesi ve Gorski Pıtnik (Ormandaki Yolcu) [1858] adlı şiiri ile büyük etki yaptı. Coşkun millî duygularla dolu olan bu romantik şiirde hayduk’ların ülküsünü övdü. ölüme mahkûm edildi, Marsilya’ya göç etti. Sırbistan’da Hür Bulgar birliğini kurdu. Son yıllarını Romanya’da geçirdi, oradaki bulgar göçmenlerin liderliğini yaptı. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOVSKİ (Georgi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKOSİ (Jenö), macar gazetecisi ve yazarı. (Acsad 1842-Budapeşte 1929). XIX. yy. sonlarında macar tiyatrosunda görülen yeni romantik akımların öncüsü oldu. Muhafazakâr bir gazete olan Budapesti Hirlap’ı (1881) kurdu. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOSİ (Jenö) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 20 Haziran 2009 RAKOSİ (Jenö), macar gazetecisi ve yazarı. (Acsad 1842-Budapeşte 1929). XIX. yy. sonlarında macar tiyatrosunda görülen yeni romantik akımların öncüsü oldu. Muhafazakâr bir gazete olan Budapesti Hirlap’ı (1881) kurdu. (L) 20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOSİ (Jenö) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİNALDİ (Girolamo), italyan mimarı (Roma 1570 – 1655), ressam ve mimar ADRİANO’nun (öl. Roma 1597) oğlu. Montelto’da mimarlık okudu, öğretmeni Domenico Fontana tarafından Sixtus Quintus için bir kilise yapmakla görevlendirildi. Sixtus Quintus da Senato sarayının tamamlanmasını ona bıraktı. 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNALDİ (Girolamo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMONDİ (Pietro), italyan bestecisi (Roma 1786 – ay.y. 1853). Napoli’de kralın tiyatrolarında müdürlük yaptı (1824-1832), hayatının son yıllarında Roma’da San Pietro kapellasının yöneticisi oldu. Altmıştan çok opera, yirmi bir bale, pek çok din müziği besteledi. (L) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMONDİ (Pietro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMONDİ (Gianni), italyan tenoru (Bologna 1923). İlk olarak 1947′de Bologna’da, 1953′te Londra’da, 1955′te de Scala’ya girerek Maria Callas’ın yanında Traviata’da oynadı. Daha sonra, Viyana’da ve New York Metropolitan’ında (1965) özellikle italyan romantik operalarındaki rolleriyle başarılı oldu. (L) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMONDİ (Gianni) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAİMONDİ (Antonio), italyan gezgini ve bilim adamı (Milano 1826 – San Pedro de Facasmayo, Peru 1890). Roma cumhuriyeti aleyhinde gösterdiği faaliyet yüzünden İtalya’yı terk etmek zorunda kaldı ve Peru’ya yerleşti. Orada tabiat bilgisi dersleri verdi (1851). Daha sonra, özellikle Kuzey Peru ve Bolivya’da And dağlarının keşfedilmemiş yerlerine geziler yaptı, Peru’nun bir haritasını hazırladı; ayrıca, topladığı çeşitli belgelerle Peru’nun tabiat şartlarını anlatan bir eser 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMONDİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 19 Haziran 2009 RAHL (Kari), avusturyalı ressam ve oymacı (Viyana 1812 – ay.y. 1865). Oymacı Kari Heinrich’in (1779-1843) oğludur. Viyana akademisinde yetişti; sanatını Münih’te geliştirdi. 1836′dan sonra Roma’ya gitti, daha sonra Viyana’ya yerleşti ve Viyana akademisinde ders verdi (1850). Çevresini büyük ölçüde etkiledi. Viyana’daki kilise ve saraylarda birçok freski, alman müzelerinde tuval üzerine yaptığı resimleri vardır. Rahl aynı zamanda bir portre ressamıydı. (M) 19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHL (Kari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| RAVENNA
— Yakınında, deniz kıyısında Marina di Ravenna şehrin sayfiye merkezidir; buraya Dante ve Byron’ın şiirlerinde dile getirdikleri San Vitale çam ormanından geçerek ulaşılır.
—Ravenna ili, 329 600 nüf. Lamone ırmağı boyunca, Apennin dağlarının kenarında ve Adriya denizi kıyısındaki alçak ovalarda uzanır. Gelir kaynakları tarıma dayanır: ovada tahıl ve kenevir; dağlık bölgede üzüm ve mısır. Sanayi faaliyeti tarıma bağlıdır (şeker rafinerileri, gübre fabrikaları). Tuzlu bataklıklar.
• Güzel sanatlar. Ravenna’da bir amfiteatr, surlar ve bir porta Aurea (Claudius zamanından) ve Trajanus zamanından kalma bir su kemeri vardır. Müzede birçok roma kabartması bulunur. Şehirde ayrıca Bizanslılardan kalma birçok anıt vardır: 424′te Gala Placidia tarafından yaptırılan ve XI., XIII. ve XIV. yy.da (Giotto’nun duvar resimleri) onarılan San Giovanni Evangelista kilisesi, Sant’Agorta Maggiore kilisesi (V. yy.), eski bir roma hamamı o-lan ve V. yy.da yenilenen San Giovanni in Fonte vaftiz yeri (X. yy.dan kalma silindir biçimi kule), VI. yy.dan kalma kabartma çinilerle kaplı sekizgen planlı bir yapı olan San Vitale bazilikası, Dello Spirito Santo kilisesi ve Ari’ler vaftiz yeri, IX. yy.dan kalma San Francesco çan kulesi ve eğik «torre del Publico».
Şehrin dışında da anıtlar vardır: Theodorich’in inşa ettirdiğ Sant’-Opollinare Nuovo (V. yy.dan kalma çiniler). «Palazzo teodorico» sarayı; yekpare taştan kubbesi olan «Rotonda» veya Theodorich’in mezarı (520), XI. yy.dan kalma Santa Maria in Porto Fuori (Giotto okulunun freskleri), 594′te inşa edilen, XII. yy. dan kalma birçok çini kapsayan üç sahınlı Sant’Apollinare in Classe kilisesi, Palazzo Comunale (XV. yy.), 1483′te Pietro Soîari’-nin tamamladığı Dante’nin mezarı, XVIII. yy.dan kalma katedral, Eski Eserler müzesi (Galla Placidia’nın mezarı). Güzel Sanatlar akademisi (Madonna’lar), Classense kütüphanesi. (L)RAVEL (Maurice)
RAURİCA’LAR
RATTİGAN (Terence Mervyn)
RATTAZZİ
Adalet bakanı oldu (1853). İçişleri bakanıyken (1855-1858) Cavour ile bozuştu. La Marmora kabinesinde yeniden görev aldı (1859-1860). Başbakan olunca (mart-aralık 1862) Garibaldi’yi Güney İtalya’da harekete geçmeğe teşvik etti ve onun Aspromonted’e esir düşmesi üzerine istifa etmek zorunda kaldı.
Ricasoli’nin yerini aldı (nisan-ekim 1867). Garibaldi’yi tekrar Roma’ya karşı kışkırttı ve Mentana savaşı arifesinde çekildi. (L)READ (Thomas Buchanan)
Daha sonra Paul Reading adlı devrimci hikâye (1845) ve Poems’i (Şiirler) [1846], Philadelphia’da The Female Poets of America’yı (Amerika’nın Kadın Şairleri) [1848] ve Lays and Ballads’ı (Şiirler ve Baladlar) [1849] yayımladı. RAZUS (Martin)
RASSE (François)
(Helchin, Batı Flandre 1873- Brüksel 1955).
Brüksel konservatuvarında ayrıca çalgı notası okuma ve aktarım dersleri verdi.
Besteleri: Şövalye’nin Efsanesi (kantat), Deidamia (1906), Rahibe Beatrice operaları, bir romantik senfoni, bir melodik senroni, keman için bir konçerto. Bir Hayat adlı süit. (L)RASMUSSEN (Gustav)
RAKAM
— Müz. Bk. ANSİKL.
— Psikopatol. Rakam, tanıyamama, aritmetik işaretlerini ve sayıları tanıyamama hastalığı; bu çeşit hastalar işaret ve sayıları resim gibi görür. (Bozukluğun sebebi, artkafa ve yankafa bölgelerindeki lezyonlardır. Çoğu zaman konuşma bozukluklarıyle birlikte görülür.)
— ANSİKL. Mat. Sayıları basit olarak gösterebilmek: için genellikle kabul edilen sembol niteliğindeki rakam’lara, arap rakamları denir; ancak böyle denmesinin sebebi, bu rakamları bugünkü şekliyle Araplardan almış olmamız değil, kullandığımız sayılama sisteminin Araplardan bize geçmiş olmasıdır. Gerçekten de, ilk on rakamın: 1,2,3,4,5,6,7,8,9,0′ın kaynağı bugüne kadar ortaya atılan en akıllıca hipotezlere rağmen hâlâ gizli kalmıştır. X. yy.da papa Sylvestre II (Gerbert d’Aurillac) tarafından Avrupa’ya tanıtılan bu rakamlar, bütün avrupa ülkelerince aynı anda benimsenmemiş ve bütün yazı biçimlerine uyabilmesi için şekilleri çoğu zaman değiştirilmiştir.
ibranîlerde sayılar harflerle gösterilir ve yan yana iki harften sağda bulunanı en büyük değeri ifade ederdi. Binler, on binler ve yüz binleri göstermek için de, üstüne iki nokta koyarak yine aynı harfler kullanılırdı. (Bu sayılama sisteminin yandaki kısaltılmış tablosuna bakınız.)
Yunanlılar da buna benzer bir sistem kullanıyorlardı; fakat fark olarak, bu sistemde büyük rakamlar küçük rakamların soluna getiriliyordu. Yunanlıların kullandığı başlıca semboller şunlardır:


Parmak işaretlerindeyse, 1 rakamı piyanoda baş parmağı, kemanda da, bu parmak kullanılmadığı için, işaret parmağını gösterir. Armonide rakam kullanma daha karmaşık bir iştir ve akort’ları rakamlamağa, yani rakamlı bas kurmağa yaradığı için rakamla-ma adiyle anılır.
♦ Rakamî sıf. Esk. Rakamla ilgili, rakama ait.
♦ Rakamlı sıf. içinde rakam bulunan, rakamı olan: Üç rakamlı sayılar. Beş rakamlı sayılar. (LM)RASYONEL
— Elekti. Rasyonel sitem, M.K.S.A. Giorgi biıim sisteminde kullanılan elektrostatik ve elektromagnetizma formüllerinin tümü.
— Mat. Rasyonel sayı. Bk. ORANSAL sayı.RAOUX (Jean)
RANK (Joseph)
Kır hayatını anlatan gerçekçi hikayeleriyle tanındı: Aus dem Böhmerwalde (Bohemya Ormanlarından) [1842], Neue Erzahlungen aus dem Böhmerwalâe (Bohemya Ormanlarından Yeni Hikâyeler) [1847]. Romanlarından en ünlüsü Achtspânnig’dir. (1857). Rank, L. Anzengruber ile birlikte, Die Heimat dergisini yönetti. (M)RANİERİ (Antonio)
RANDAZZO
RAN (Nâzım Hikmet)
Sosyalizm ile sanayileşmeyi bir tutan Nâzım, makineyi yüceltir ve insanı makineye uydurmağa çalışır. Trrrum trrrum trrrum trak tiki tak/Makinalaşmak istiyorum mısraları bu düşünceyi özetler. Nâzım’ın bu yıllarda yazdığı şiirlerde sanayi sahasından alınma hayaller büyük bir yer tutar. Şiirlerden çoğuna mekanik sesleri taklit eden bir gürültü hâkimdir. Geniş türk okuyucusu komünizmi reddetmekle birlikte, şekil bakımından çok yeni, sanayileşme ideali ile kendi istek ve hayallerine cevap veren bu şiirleri sevmiştir. Nâzım’dan önce Tevfik Fikret, Mehmed Âkif ve Mehmed Emin, çağdaş medeniyeti öven, sosyal muhtevalı şiirler yazmışlardı.
Seyahat intihalarında Nâzım’ın bu kabiliyeti açıkça görülür. 1941 Yılında Bursa hapishanesinde yazdığı çok uzun Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiirlerinde hayatına ait hatıra ve intibaları gerçeküstücü bir metotla anlatan Nâzım, hayatının son yıllarına ait şiirlerinde de bu metoda başvurur. Bir bütün olarak ele alınacak olursa Nâzım Hikmet’in şiirleri, marksizm ideolojisinin emrinde olmakla beraber, şekil ve muhteva bakımından çok zengindir. Bu zenginlik basit ve basmakalıp olan ideolojik sistemden değil, şairin yaratma gücünden, dünyayı bütün duyu organlarıyle kavrama, hemen hemen her şeyi şiire sokma çabasından, gözlem ve tasvir kabiliyetinden ileri gelir. Türk ve dünya şiirinin bütün anlatım araçlarını kullanan Nâzım, bu zengin muhtevayı ses, kafiye, kelime ve cümle oyunlarıyle çok değişik ve çarpıcı bir şekilde verir.
Gece Gelen Telgraf (1932); Taranta Babu’ya Mektuplar (1935); Portreler (1935); Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936); Saat 21-22 Şiirleri (1965); Kurtuluş Savaşı Destanı (1965); Şu 1941 Yılında («Memleketimden insan Manzaralarının 3. kitabı) [1965]; Dört Hapishaneden (1966); Rubailer (1966); Yeni Şiirler (1966); Memleketimden insan Manzaraları (ilk bölüm) [1966]; Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-1967); Kuvayı Milliye (1968).
(1967) ;
Fıkraları: İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adiyle gazetelerde yazdığı yazılar) [1965]. Masal kitabı: Sevdalı Bulut (1968) . [M]RAMNES veya RAMNENSES
— Bu boydan toplanmış altı yüz kişiden meydana gelen ve her biri yüzer kişilik altı birlik için de bu ad kullanılırdı. (L)Rameau’nun Yeğeni (Le Neveu de Rameau)
RAMBOUİLLET
RANKOVİÇ (Svetolik)
İdeali (Yıkılmış Ülküler) [1900]. Bu romanlarında kötümser bir üslûpla o zamanki Sırbistan’ı anlattı. (L)RANKE (Leopold von)
öbür eserleri: Deutsche Geschicte im Zeitaller der Reformation (Reform Çağında Alman Tarihi) [1839-1847], Die Serbische Revolution (Sırp İsyanı) [1829], Serbien und die Türkei im 19. Jahrhundert (XIX. yy.da Sırbistan ve Türkiye) [1879]. 1875′te başladığı Weltgeschichte
(Dünya Tarihi) adlı eserini bitiremedi. Modern tarih anlayışı onunla olgunluğa ve metot sağlamlığına kavuştu denebilir. (L)RAİS (Karel)
Rains Came (THE)
RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç)
RAKOVSKİ (Georgi)
RAKOSİ (Jenö)
RAKOSİ (Jenö)
RAİNALDİ (Girolamo)
— Oğlu, CARLO (Roma 1611 -1691), Bernini’nin öğrencisi idi. Roma’da ikiz Santa Maria dei Miracoli ve Santa Maria in Montesanto kiliselerini yaptı (1662).
Berrini’nin büyük bir projesinden ilham alarak Santa-Maria-Maggiore’nin mihrabını inşa etti. (L) RAİMONDİ (Pietro)
RAİMONDİNO DE LİUCCİ. Bk. MONDİNO DEİ LİUZZİ.RAİMONDİ (Gianni)
RAİMONDİ (Antonio)
(El Peru [3 cilt, 1874-1879]) yazdı. (M)RAHL (Kari)