RAHİP veya RAHİB
Tarih 19 Haziran 2009
RAHİP veya RAHİB i. (ar. rehb’den rahib). Yasası kilise tarafından onaylanmış bir hıristiyan tarikatından olan erkek, karabaş: O, şimdi başı önünde, yüzü huşu içinde, günahlarına tövbe eden bir rahibe benzemişti (H. E. Adıvar.) || Bazı dinlerde din adamı: Budist, mecusî rahibi.
— ANSiKL. Din. islâm dinine göre, hristiyan dinî reislerine rahip denir. Bu kavram, islâm dininin doğuşundan önceki çağlarda, özellikle Cahiliye devrinde de vardı. Bu dönemin şairleri, rahip kelimesini gölde giden yolcular, geceleri konaklama yeri hazırlayan kimseler için kullanıyorlardı.
Rahipler gece uzaktan gelen yolcuların görebilmesi için çadırlarının önüne lamba asarlar, böylece oranın bir konaklama yeri olduğunu ifade ederlerdi. İslâm dininin ortaya çıkışından sonra kelimenin anlamı değişti. Rahip yalnız hıristiyan dini görevlileri için kullanılmağa başlandı. Kur’an’da hıristiyanların, müslümanlara olan yakınlıklarından, dostluklarından, bunları rahiplerin sağladıklarından söz edilir, rahipler övülür (Maide, 82). Bu övme rahiplerin kendilerini Tanrı’ya adamalarından, dünya işlerinden, gösterişten el çekerek ibadete vermelerinden dolayıdır. Rahip sözü hadislerde, kıssalarda anıldığı gibi islâm edebiyatında da geçer. Rahip sözü, islâm dini dışında kalan bütün tektanrıcı ve çoktanrıcı din görevlileri için de kullanılır. Buddha, mecusî dinlerinde törenleri yöneten görevlilere de rahip denir. Eski Mezopotamya, Mısır, Anadolu ve Roma milletlerinde tapınaklarda görevi olan, din işlerine bakan kimselere Müslümanlığın değişmesinden sonra rahip adı verildi.
♦ Rahiban çoğl. i. Esk. Rahipler. (M)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHİP veya RAHİB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGUSA
Tarih 19 Haziran 2009
RAGUSA, Dalmaçya kıyısında eski cumhuriyet.
• Tarih. Ragusa, yunan şehri Epidauros’un Adriya denizinde, Dalmaçya kıyısı yakınında kurduğu koloniden doğdu. Roma dünyasına katılan ve uzun süre Batı Roma imparatorluğuna bağlı olarak yaşayan Ragusa, on iki yüzyıl boyunca Doğu dünyasının kenarında kurulmuş, deniz ticaretiyle uğraşan bir latin şehri olarak kaldı. Bizans imparatorluğunun gücünün devam ettiği ve Güney İtalya’ya hâkim olduğu süre boyunca Ragusa da Venedik gibi ona bağlıydı. Şehir 1000′de Bizans imparatorluğu sınırları içinde kalmağa devam etmekle beraber Venedik dukasının idarî hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Sonra, Venedik 1204′te Bizans imparatorluğunun deniz parçasını ele geçirince, sırp tehlikesine karşı yunan desteğinden yoksun kalan Ragusa kendiliğinden Venedik’e teslim oldu (1205).
Venedik Ragusa’ya dukayı temsil eden bir kont yerleştirdi ve şehirde kurumlan kendisininkini örnek alan aristokratik bir komün meclisi kurdu. Ama macarların baskısı Ragusa’yı macar kralının otoritesini kabul etmek zorunda bıraktı (1358). 1403′te patriciierinin akıllıca ve ustaca siyaseti, Ragusa’nın Venedik boyunduruğu altına düşmeksizin bağımsızlığını kazanmasına yol açtı. Balkanlar’ın deniz kapılarından biri olan Ragusa, Osmanlıların Akdeniz doğusunu ve Balkanlar’ı fethettikleri sırada kazanılan bu bağımsızlık sayesinde Floransa ve Barcelona’nın ticaret acentaları kurdukları bir yer haline geldi. Şehir zaten uzun süreden beri Balkanlar’da köle ticaretini ve tuz ticaretini kontrol altında tutan büyük bir ticaret yeriydi. Daha XIV. yy. sonunda gümüş üretimiyle ilgilenen Ragusa tüccarları, maden ülkelerinde (Bosna ve Sııbistan) koloniler kurmuşlar ve Batı Avrupa’ya gümüş sevkıyatı tekelini ele geçirmişlerdi; sonradan bakır, kurşun ve XV. yy.da bulunan (1420′ye doğru) yeni maden filizlerinin (özellikle 1430′dan sonra işletilen zencefre) ticaretini de ele geçirdiler.
Şehir bu sayede XV. yy.da büyük ölçüde zenginleşti, edebiyat ve sanat gelişti. Osmanlıların Macarîara karşı Mohaç zaferinden (1526) sonra, Ragusa osmanlı padişahının otoritesini kabul etmek ve her yıl vergi ödemek akıllığını gösterdi. Böylece, XIII. yy.a kadar Venedik’in Bizans imparatorluğu sınırında yaşadığı gibi, Osmanlı imparatorluğunun sınırında yaşamağa başlayan Ragusa, Akdeniz kıyısındaki hıristiyan ve müslüman ülkelerin aracısı haline geldi. Avrupa’nın en büyük filolarından birini kurdu ve gemilerini gerek Atlas okyanusunda gerek Akdeniz’de çalıştırılmak üzere her isteyene kiraladı. Böylece XVI. ve XVIII. yy.da, yeni bir burjuvazinin gelişmesine rağmen aristokratların hâkim olduğu bir rejim altında en parlak dönemini yaşadı.
Ama şehri hemen tamamıyle yıkan ve halkın yarısından çoğunun ölmesine yol açan 6 nisan 1667 depremi kesin bir darbe oldu. O tarihten sonra şehirde islav unsurların nüfuzu günden güne arttı ve Ragusa fiilî bağımsızlığını muhafaza etmesine rağmen bir şehir cumhuriyeti olarak büyük kara devletleri dünyasında çağ dışı bir hal aldı. 1806′da Fransızlarla Ruslar arasında kalınca Napolyon’un Fransız – italyanlarına teslim oldu; Ragusa dükü mareşal Marnı on 1808′de şehrin hükümetini ve senatosunu dağıttı, şehri önce Fransa’nın işgal ettiği Venedik’in Dalmaçya topraklarına bağladı, sonra da İllyria eyaletlerine kattı (1809). Viyana antlaşmasında (1815) şehri alan Avusturya 1918′e kadar muhafaza etti. Ragusa o tarihte islavca Dubrovnik adiyle, yeni kurulan Yugoslavya’ya katıldı.
• Edebiyat ve bilimler. Komşu İtalya’da parlak bir şekilde gelişen hümanizm, dalmaçya şehirlerinde de yayıldı ve bu şehirlerde, Şişgoriç (Georgius Sisgoreus) [1440-1509] ve Crijeviç (Cerva) [1460'a doğr, -1520] gibi meşhur hümanistler yetişti; islavca edebiyat ise özellikle Ragusa’da büyük ölçüde gelişti. İtalyan edebiyatı etkisi kalmış olan ragusa edebiyatında devrin bütün önemli tarzlarına rastlanır. XV. yy.da Sisko Mençetiç (1457-1527) ve Dzore Drziç (1451-1501) trubadur üslûbunda aşk şiirleri yazdılar. XVI. yy.da Ragusa, Güney İslavlarının gerçek fikir merkezi haline geldi. Trajedi ve felsefî şiirin temsilcisi verimli yazar Mavro Vetranoviç’tir (1482-1576). Komediyi Marin Drziç (1507-1567) doruğuna ulaştırdı: gerçek bir rönesans adamı olan Drziç eserlerinde zengin bir dille ve yer yer halk ağzıyla coşkun bir yaşama sevincini dile getirdi. XVI. yy. sonunda aşk şiirinde Petrarca ve Bembo tarzında yeni bir gelişme oldu: bu tarzın en orijinal temsilcisi Dominko Zlatariç’tir (1550′ye doğr. – 1609).
Karşı Reform Ragusa’da çok değişik bir atmosfer yarattı: aşk şiirinin ve komedinin yerini, dinî veya yurtsever edebiyat aldı. Bu yeni akımın XVII. yy. başında en etkili temsilcisi ivan Gunduliç’ti (1589-1638). Yeni denizyollarının keşfi Venedik gibi Ragusa’ya da öldürücü bir darbe indirdi.
O tarihten sonra yavaş yavaş sönen ragusa edebiyatı, cumhuriyetin 1805′te yıkılmasından sonra hırvat edebiyatıyle karıştı. Hırvat edebiyatının başlıca ragusalı yazarları Medo Puçiç (1821-1882) ve İvo Vojnoviç’tir (1857-1929). Ragusa başlıca edebiyat merkeziyse de, öbür dalmaçya şehirlerinde de değerli yazarlar yetişti: meşhur hümanist Maruliç (1460-1524) Split’li, ilk kır romanı (Dağ) yazarı Petar Zoraniç, Zadar’lı, ilk dindışı dram (Köle) yazarı Hanibal Luciç (1485-1533) ve Petar Hektoroviç (1486-1572) Hvar adasındandı.
Ragusa cumhuriyetinde birçok bilgin de yetişti: XV. yy.da latince ilk ticaret nazariyesini yayımlayan ragusalı Georgi, cebiri geometriye ilk; olarak uygulayan Getaldiç, «mizaç»lara, aşırı önem verilmesine ilk karşı çıkan hekim Baglivi (1688-1707), büyük matematikçi Boşkoviç
(öl. 1787), İmperium Orientale’nin yazarı Banduri (1670 – Paris 1743). [L]
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGUENET (rahip François)
Tarih 19 Haziran 2009
RAGUENET (rahip François), fransız müzik tenkitçisi (Rouen 1660-Paris 1722). Kardinal Bouillon’un Roma yolculuğuna katıldı (1698), italyan müziğine hayran kaldı. 1702′de Paris’e dönünce, Parallele des İtaliens et des Français en ce qui Regarde la Musique et les Operas (Müzik ve Opera Bakımından İtalyanlarla Fransızları Karşılaştırma) adlı bir kitap yayımladı; kitap, fransız müziğini tutanlar arasında büyük öfke uyandırdı. Raguenet Defense du «Parallele des İtaliens et des Français» («italyanlarla Fransızların Karşılaştırma» sının Savunması) [1705] ile karşılık verdi. Böylece fransız müziğini tutanlarla italyan müziğini tutanlar arasında çatışmalar başlamış oldu. (L)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUENET (rahip François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGNİSCO (Pietro)
Tarih 19 Haziran 2009
RAGNİSCO (Pietro), italyan felsefe tarihçisi (Pozzuoli 1830-Roma 1920). Palermo, Padova ve Roma üniversitelerinde ders verdi.
Başlıca eserleri: Storia Critica delle Categorie dai Primordi della Filosofia Greca Fino a Hegel (Yunan Felsefesinin Başlangıcından Hegel’e Kadar Kategorilerin Tenkitli Tarihi) [2 cilt, 1871]; İl Principio di Contraddizione (Çelişme İlkesi) [1883]. Ayrıca Kant, Schopenhauer, Nicoletto Vernia, G. Zabarella v.b. üstüne incelemeler yayımladı. (M)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGNİSCO (Pietro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAİMOND VII
Tarih 19 Haziran 2009
RAİMOND VII (Beaucaire 1197-Millau 1249), Toulouse kontu (1222-1249). Raimond VI’nın oğlu ve halefi. Toulouse devletini yeniden kurmağa çalıştı. Amaury de Montfort’u son sığınağı olan Carcasson’dan kovdu (1224) ve Katar’lara yapılan zulme fiilen son verdi.
Din sapkınlığı yeniden arttığı i-çin papa Honorius VIII, tarafından afaroz edildi. Oysa Raimond VII papaya boyun eğmiş olduğunu bildirmişti. Papa bu olayın hemen ardından, Louis VIII’i papalık elçisi Romano di Sant’Angelo’nun hazırladığı yeni bir haçlı seferine sürükledi. Avignon kuşatıldı ve teslim oldu (haziran-eylül 1226); Languedoc krala boyun eğdiğini bildirdi. Toulouse bölgesi yakılıp yıkıldığı için Raimond VII, eyaletlerinin Akdeniz bölümü (Carcassonne, Beziers, Agde, Nîmes) ile Tanrr’ın güneyindeki Albigeois’yı Fransa kralına bırakmak zorunda kaldı. Ama Toulouse bölgesini, Rouergue’i, Quercy’yi ve Albigeois’nın bir kısmını muhafaza ediyordu.
Ayrıca tek kızı Jeanne’ın Louis IX’un kardeşi Aîphonse de Poitiers ile evlenmesine de rıza gösteriyordu. Bu, Toulouse kontluğunun kesinlikle krallık mülkü içine alınmasını hazırlayan bir olaydı (Meaux-Paris antlaşması 1229).
Louis IX ve Kilise, din sapkınlığıyle mücadele etmek amacıyle, Raimond VII’yi, Toulouse üniversitesini kurmak (1229), Katar’ların kovuşturulmasını sağlayan ve toprakları üstünde dominiken engizisyoncuların adlî faaliyet göstermesine izin veren yasalar kabul etmek zorunda bıraktılar. Bunun üzerine papa Gregorius IX’dan Venaissin kontluğunun yeniden kurulması iznini alan (1234) Raimond VII, İngiltere kralı Henry III ile ittifak yaparak topraklarının Capet’ler tarafından yutulmasını önlemeğe çalıştı (1242). Henry III Narbonne’u geri aldı; ama İngilizlerin geri çekilmesinden sonra Raimond VII boyun eğmek (ekim 1242) ve kontluğun bağımsızlığına fiilen son veren Lorris antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı (1243). [L]
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMOND VII hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFAELLO da Montelupo
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFAELLO da Montelupo (Raffaeie Si-NİBALDİ, — denir), italyan heykeltıraşı (Montelupo, Floransa 1505′e doğr.- Roma 1566′ya doğr.). Michelangelo’nun çırağıydı. Julius II’nin mezarı için iki heykel yaptı, Loreto’da Sansovino ile birlikte çalıştı. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO da Montelupo hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFAELLO
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFAELLO (SANTİ veya SANZİO, — denir), italyan ressamı ve mimarı (Urbino 1483 – Roma 1520). İlk resim derslerini babası Giovanni Santi’den aldı.
Babası ölünce (1494), o sıralar Fr. Francia ile birlikte çalışan Timoteo Viti’nin atelyesine girdi. Daha sonra, 1499′a kadar Perugia’da il Perugino’nun atelyesinde çalıştı. İl Perugino’nun hocalığı Raffaello’nun gelişmesinde başlıca etken oldu. Genç yaşına rağmen Raffaello, çıraktan çok bîr usta olarak kabul ediliyor, önemli iş teklifleri alıyordu; 1500′de Evangelista di Pian di Meleto ile birlikte Cittâ di Castello’da Sant’Agostinc kilisesinin mihrap arkalığını yaptı Bu eserin, aynı şehrin pinakotek’indeki bir kopyasıyla, ikisi Napoli’deki Capodimonte müzesinde, biri de Brescia’da Tosio Martinengo pinakotek’inde olmak üzere üç parçası günümüze kalmıştır.
Raffaello’nun ilk dönemi hakkında en iyi fikir verebilecek eserleri Şövalyenin Rüyası (National gallery, Londra) ile Üç Güzeller’dir (Conde” müzesi, Chantilly). Her ikisinde de sarı tonlar, sade, dengeli bir düzenleme ve geniş manzaralar hâkimdiı. Louvre müzesindeki, Aziz Mikael ve Aziz Georgius çift kanatlı tablosunda olduğu gibi, bu tablolarında da, Raffaello’nun sanatında gitgide daha belirgin bir hal alan mekânla kompozisyon arasındaki uyum göze çarpar. Raffaello Vatikan müzesindeki Taç Giyme tablosunda (basit geometrik figürlerde kolayca görüleceği gibi) kompozisyon üstünde titizlikle çalışarak renklere ışıklı bir yoğunluk ve ustasında olmayan bir canlılık getirerek İl Perugino’nun tekniğini aşar. Ayrıca Çarmıha Geriliş (National gallery, Londra); Meryem ve Azizler (Berlin) ve Kurtarıcı isa’da da (Brescia) İl Perugino’nun etkisi sezilirse de Raffaello’nun yeni belirmeğe başlayan kişiliğini gölgelemez.
Kutsal Bakire’nin Evlenmesi’nde (Brera, 1504) ise mekânın, kompozisyon ritmi .ve renk parlaklığıyle birleşmesi,İl Perugino’da rastlanılmayan bir özelliktir. Raffaello bu ünlü ve büyük tablosunu bitirdiğinde yirmi yaşındaydı. Hemen sonra Floransa’ya gitti (1504-1508). Bir yandan sanatını olgunlaştırıyor, öte yandan da floransa resim sanatının getirdiği yenilik ve heyecan dolu havayı tadıyor, Leonardo da Vinci’nin renk tekniğini inceliyordu. Leonardo’dan canlı varlıkları kendi düzenleri içinde duymağa ve bir kompozisyonda yalnız figürleri değil, aynı zamanda çevresinde havanın dolaştığı canlı varlıkların aralarındaki ilişkileri de incelemeyi öğrendi. Michelangelo da, dramatik üslûbu, yapıcı kuvveti, anlatım ve hareket yeteneği, eskiçağı canlandırma gücüyle Raffaello’yu büyüledi. Bu etkiler, özellikle Çarmıhtan İndiriliş’te
(Galleria Borghese, Roma, 1507) açıkça görülür. Floransa’da Raffaello’nun en yakın dostu sanatçı rahip Bartolomeo idi. Daha yaşlı olan Bartolomeo da, sanatta hızlı ve kesin değişikliklerin oluştuğu bu dönemde, klasik denge ülküsünün peşindeydi. Colonna mihrap arkalığı
(Metropolitan museum, New York), Ansidei mihrap arkalığı (National gallery, Londra), Madonna Northbrook (Londra) ve Aziz Georgius (Ermitaj) gitgide Floransa resim okuluna yaklaşan eserlerdir. Meselâ, Leonardo’nun etkisi, ilk Floransa dönemine ait bir dizi portrede (Urbino Dukalık sarayı) ve ünlü Madonna del Granduca’da (Galleria Fitti) daha gözle görülür bir hal alır; rahip Barlolomeo’nun üslûbuna yakın, piramit biçiminde düzenlenmiş eserlerin en gelişmiş örnekleri arasında Madonna del Belvedere (Kunsthistcrisches museum, Viyana), Madonna del Cardellîno (Uffizi), Güzel Bahçıvan (Louvre) v.b. sayılabilir. Açık havada resmettiği Meryemleriyle, Raffaello eski dinî temanın en tipik örneklerinden birini vererek yüzyıllar boyunca, gerek sanat gerek din yönünden kendini ideal olarak kabul ettirdi; figür gruplarının işlenişinde Michelangelo ile ortak noktaların bulunmasına ve kişilerin birbirleriyle bağlantılarında kısmen Leonardo’nun etkisi görülmesine rağmen, bu tablolar kişisel özellikten yoksun değildir: hepsinde de sakin, düşünceli bir hal, ilgi çekici ayrıntılar, yuvarlak biçimlerin huzuru hâkimdir. Raffaello’nun aynı dönemde yap-’ tığı öbür eserler şunlardır: Doni Çifti ve Hamile Kadın (Pitti), Orleans Bakiresi (Chantilly), Kutsal Aile (Bridgeater. Londra). Azize Caterina (National gallery, Londra), Madonna Esterhazy (Budapeşte), Madonna Canigiani (Münih), Meryem Tahtta (Pitti. Floransa) v.b. Tamamlanamayan bu sonuncu eserde Meryem ve Çocuk İsa, tabloda hareket halinde görülen diğer kişiler tarafından, azizlerle çevrili yüksek bir tahta çıkarılmıştır.
Azizlerin her biri kişiliği belirecek şekilde resmedilmiştir; tahtı taşıyan melekler heykelsi bir gölünüm içindedirler; sahneyi tamamlayan giriş kapısının yarım daire şeklindeki, kısmı da son derece gösterişlidir.
Raffaello, papa Julius II tarafından çağırılarak 1511′de Roma’ya gitti, papanın Vatikan’daki yeni dairelerine fresk yapmakla görevlendirildi. Böylelikle, Andrea Mantegna ile Piero della Francesca’nın eserlerinin bulunduğu (bugün kaybolmuştur) daha eski bölümler yıkılıyordu. Raffaello, 1511′de tamamladığı imza odasının (Stanza Della Segnatura) süslemeleriyle işe başladı: Kutsal Tartışma, Parnassos, Atina Okulu, Üç Erdem ve tavandaki bilim ve sanatları konu alan alegorik figürler. Geniş kompozisyonlu bu fresklerde Michelangelo’nun huzursuz ve acı çeken insanlarına karşıt, sakin ve rahat figürler yaptı. 1510′da Agostino Chigi tarafından, Farnesina sarayına Galatea efsanesini canlandıran freskler yapmakla görevlendirildi. Burada B. Peruzzi, Sodoma ve Sebastiano del Piombo ile tanıştı. Raffaello’nun, Galatea konusunda B. Castiglione’ye yazdığı mektup onun estetik idealleri üstüne önemli bir belgedir.
Sanatçı bu mektupta, gerçek bir modeli izlemediğini ve Praksiteles’in yaptığı gibi, çeşitli modellerden de ayrıntılar almadığını öne sürer ve önceden var olan bir güzellik idealine ulaşmak istediğini belirtir. Raffaello’nun renk ve ışık karşıtlığıyle iman gücü yönünden etkileyici olan Madonna di Foligno (Vatikan pinakotek’i) ve Madonna di Casa d’Alba (National gallery, Washington) adlı eserleri aşağı yukarı aynı döneme rastlar. İkinci Stanza’nın fresklerinde (Eliodoro’nun Kovulması, Bolsena Âyini, Aziz Petrus’un Kurtuluşu, Büyük Leo’nun Attilâ ile Karşılaşması) [1511-1514], Sebastiano del Piombo’nun etkisiyle Raffaello rengi ön plana aldı, mimarî tarzındaki süslemelerde ışık ve gölgelere geniş yer verdi (özellikle Aziz Petrus’un Kurtuluşu sahnesinde, ışığın üç kaynaktan gelmesi).
Çağdaşlarının portreleri de (Peçeli Kadın, Pitti; Baldassare Castiglione, Louvre) Raffaello’nun bir renk sanatçısı olduğunu ortaya koyar; Floransa dönemine kıyasla, portrelerin ağırlık noktası artık genel atmosfere değil, modelin derinleştirilmesine bağlıdır. Rafafello bu arada, Michelangelo’nun Sistina şapelindeki peygamberlerinden ilham alarak, Sant’Agostino kilisesindeki işaya freskini yaptı. Meryem Sandalyede, Hezekiyel’e Kutsal Hayalin Görünmesi (Floransa, Pitti) ve Julius II de (Uffizi) aynı döneme rastlar. Raffaello, Leo X’un papalığı sırasında yorulmak bilmeden çalıştı. 1514-1517 Arasında, Stanza’nın Borgo Yangını süslemesini yaptı.
Bu süslemede yardımcılarının geniş ölçüdeki müdahalelerini de belirtmek gerekir. Raffaello yoğun bir dramatik etki yaratma çabasmdaydı: Michelangelo ile rekabet edercesine heykelsi figürler üstünde çalışması, perspektifleri karmaşıklığa götürmesi, bugün manierismo dediğimiz tarzın bilincinde olduğunu gösterir. 1515′te Bologna’daki San Giovanni in Monte’ye Azize Cecilia mihrap arkalığını (bugün pinakotek) yaptı. Aynı yıl, Roma’daki Santa Maria del Popolo kilisesinin Chigi şapeline gezegenleri tasvir eden mozaikler yaptı. Raffaello burada resimlerinde olduğu kadar önemli yapılarında da göze çarpan düzenli ritmiyle dikkati çeker. Stanza’da Yangın’ı bitirdikten sonra, Farnesina sarayının bir salonunda Psykhe efsanesini canlandırdı (1517).
1518, Raffaello sanatının son dönemidir: öğrencileriyle birlikte Vatikan lojmanlarının süslemesine başladı. 1519′da tamamladığı bu süslemelerde «grotesk»lerin arkeolojik motiflerini yeniden yaşattı. 1518′de Leo X’u Ludovico de «Rossi ve Giulio de» Medici arasında gösteren portresi belki de son çağının en iyi eseridir. Villa Madama’nın yapımını üstüne aldı, ayrıca 1518′de başladığı, fakat tamamlayamadan öldüğü ölümünden Sonra İsa’nın Üç Havarisine Görünmesi adlı son eserini öğrencisi Giulio Romano bitirdi. Son devrinde, ritimlerindeki zariflik kayboldu.
Figür kitleleri yoğunlaştı, ışık – gölge oyunları ağırlaştı ve hareketler donuklaştı. Çağının bütün büyük sanatçıları gibi çok yönlü olan Raffaello önemli mimarî eserler de verdi. Bramante’nin ölümü üzerine 1514′te San Pietro’nun mimarlığına getirildi, Loggia galerisini tamamladı, Esquilino mağaralarında bulunan figürler ve Tekvin’i anlatan küçük panolarla burayı süsledi (bu seriye «Raffaello’nun Kutsal Kitabı» denir). 1509′da, merkezî planlı Sant’Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazırlamıştı. Santa Maria del Popolo’daki Chigi kilisesini de yunan haçı biçiminde tasarladı. XVII. yy.da yıkılan Branconio dell’Aquila sarayının balkon ve nişlerle süslü cephesi de başlı başına bir şaheserdir (bu saray hakkındaki bilgimizi Parmesan’ın bir desenine borçluyuz [Louvre]). Raffaello’nun öteki mimarî çalışmaları arasında, G. F. Da Sangallo tarafından gerçekleştirilen, Floransa’daki Pandolfini sarayının projesi ve Eskiçağın «domus aurea» mimarîsine dayanan Roma’daki Villa Madama sayılabilir. Raffaello’nun sanatı, hümanist Bibbiena, şair Tebaldeo ve Ariosto, sanat koruyucusu Agostino Chigi gibi çağının aydın amatörleri arasında büyük bir hayranlık uyandırdı, ölçülü bir zarafete ve sağlam bir dengeye dayanan dehası, bütün sanat dallarını yüzyıllardan beri etkilemektedir. (ML)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFFAELLİNO DEL GARBO
Tarih 18 Haziran 2009
RAFFAELLİNO DEL GARBO, italyan ressamı (Floransa 1470′e doğr.-öl. 1525′e doğr.).
Vasari, üslûp yönünden uyuşmayan çeşitli eserleri Raffaellino’ya mal eder; bu arada tenkitçiler, bu eserlerden bir kısmının aynı adı taşıyan başka bir sanatçı tarafından yapıldığını ileri sürmüşlerdir: Raffaellino de’ CARLİ veya Capponi veya da Firenze). İl Vasari, Raffaellino del Garbo’nun, Filippino Lippi’nin izinde yürüdüğünü ve F. Lippi ile işbirliği yaptığını söyler. Raffaellino’nun Diriliş (Uffizi’de) ve Falcı Kadınlar (Roma’daki Santa Maria kilisesinin Carafa mihrabında, Minerva’nın üstünde) adlı tabloları Filippino üslûbundadır. Oysa, Raffaellino de Carli’ye mal edilen tablolar, Verrocchio, Ghirlandaio ve Degli Umbri’nin etkisinde kalmış bir sanatçıyı ortaya koyar; bu tablolar arasında: Meryem Azizler Arasında (Uffizi’de, 1500); Siena yakınında Santa Maria degli Angeli’de bir tablo (1502); Floransa’da Santo Spirito’daki mihrap arkalığı (1505) vardır. (M)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLİNO DEL GARBO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAETÎA veya RHAETİA
Tarih 18 Haziran 2009
RAETÎA veya RHAETİA. Esk. coğ. Orta Alpler’de bölge, Ren, İnn ve Adigo’nun yukarı vadileri çevresinde (bugün Graubünden, Tyrol, Lombardia) uzanır.
Kısmen kelt asıllı olan savaşçı halk topluluklarının yerleştiği bölgeyi, Romalılar Augustus zamanında aldılar; toprakların fethi, Tiberius ve Drusus zamanında tamamlandı (M,ö. 15). Procurator eyaleti haline getirilen Retia, kısa süre sonra Vindelici’yi içine aldı. Geri kalan bölge, kereste, post ve şarap üretiyordu.
Başlıca kasaba veya kaleler şunlardı: Tridentum (Trente), Castra Regina (Regensbuıg), Castra Batava (Passau), Brigantium (Bregenz). Aşağı İmparatorluk zamanında Raetia iki eyalete bölündü:
Rhaetia Prima (merkezi, Curia [Chur]) ve eski Vindelicia olan Rhaetia Secunda (merkezi Augusta Vindelicorum [Augsburg]). Barbar akınları yüzünden V. yy.da ıssızlaşan bölgeyi Büyük Theodorich bir ostrogot dükünün yetkisine verdi; Theodorich’in ölümünden sonra Bavyeralıların eline geçen Raetia, sonra Chur piskoposuna bağlandı (VIII. yy.), Schwaben düklüğüne geçti ve kısa süre içinde germenleştirildi. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAETÎA veya RHAETİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADYOFONİ
Tarih 18 Haziran 2009
RADYOFONİ i. (fr. radiophonie). Radyotek. Elektromagnetik dalgaların özelliklerinden yararlanarak sesleri ileten sistem.
— ANSiKL. Haberleri Morse işaretleriyle ileten telsiz telgrafa karşılık radyofoni, insan sesini veya çeşitli çalgı âletlerinin seslerini Hertz dalgalarıyle iletmeğe yarar. Radyofoni, iki kişi arasındaki karşılıklı konuşma için kullanılırsa telsiz telefon terimini kulanmak daha uygundur. Bir vericiden yayımlanan sesleri birçok alıcıya iletmek için kullanılırsa, radyo yayını söz konusu olur. Yukarıdaki bütün bu hallerde, yüksek frekans tekniğinin alışılmış usullerine başvurulur. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOFONİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADYOASTRONOMİ
Tarih 18 Haziran 2009
RADYOASTRONOMİ i. (fr. radio-astronomie). Evrenin, birkaç milimetreden aşağı yukarı 20 m’ye kadar uzanan dalga boyları bölgesinde, yani görülebilir ışımaların çok daha ötesinde gözlemlenmesini konu alan bilim.
— ANSİKL. Büyük dalga boyları üzerinden yapılan radyoastronomi gözlemleri, yer atmosferindeki bulutlar tarafından pek az engellendiği, yıldızlararası maddelerden yayılan bulutsular tarafından hiç engellenmediği için, hem gündüz, hem gece çok elverişli şartlar altında gerçekleştirilebilir. Yıldızlararası bulutsular, yoğunluklarının çok az (santimetre küpte 1 ilâ 3 atom; bu atomların büyük bir kısmı da, klasik tayfölçümü metotlarıyle anlaşılmayan nötür hidrojen atomlarıdır) olmasına rağmen, yıldızlar üstünde yapılan kadir ve tayf gözlemlerini bozar. «Astronominin 1 numaralı düşmanı» diye adlandırılmaları da bu yüzdendir. Oysa, Hertz cinsinden dalgalar bu bulutsuların arasından geçmekle kalmaz, ayrıca bulutsuların varlığını da haber verir; bulutsuları meydana getiren nötür hidrojen atomları, 21,105 sm’lik dalga boyuna tekabül eden çok ender, çok kısa sürede ve çok çabuk kaybolan, ancak modern radyoteleskop’larla meydana çıkarıJabilen çok belirsiz bir iç geçişe konu olur. Hattâ bu geçişlerin gözlemlendiği dalga boyları büyük bir kesinlikle gözlemlenebilir: gözlem değeri ile teorik değer arasındaki fark, gözlemlenen bulutun radyal hızını verir; buradan da bulutun uzaydaki konumu bulunur (Gökada’nın dönme şartları bugün çok iyi bilinmektedir).
Böylece, Gökada’mızın bu bulutsuları taşıyan kollarının ilk haritası çizilebildi. Radycastronomide kullanılabilecek dalga boyları, bir yandan 6 ilâ 8 mm genişliğinde su buharı ve oksijen soğurma şeritlerinin bulunması, öte yandan yer atmosferinin çok yüksek kısımlarında iyonosferi meydana getiren birçok iyonlaşmış tabakanın bulunmasıyle sınırlanmıştır. Elektromagnetik dalgaların iyonlaşmış bir atmosferde kırılma şartları, Ecdes tarafından incelendi, bu astronom, gelen dalgaların bir sınır frekansı olduğunu ve bu frekansın altında tam yansıma’nın meydana geldiğini ispatladı. Bu sınır frekans, geçilen ortamın elektron yağunluğuyle (birim hacimdeki elektron sayısı) orantılıdır. Böylece, iyonosfer için 15 MHz’lik (dalga boyu 20 m) bir sınır frekans elde edildi. Bu değerin ötesinde iyonosfer soğurucu olur.
Bu özellik, bütün iyonlaşmış atmosfer ve özellikle Güneş’i çevreleyen çeşitli tabakalar (ışıkküre, alçak ve yüksek atmosfer, Güneş tacının iç ve dış kısmı) için geçerlidir. Bunlardan her birinin ayrı bir sınır frekansı vardır. Kirchhoff ilkesine göre bir gaz tabakası ancak soğurabileceği ışınımları yayabilir. Demek ki bu tabakalardan her birinin azalan elektron yoğunluğuna, artan kritik dalga boyları tekabül eder. Böylece radyoastronomi, Güneş’i çevreleyen çeşitli tabakaların «derinliğine keşfi» için çok yararlı bir çare bulmuş olur: santimetre cinsinden dalgalar ışıkküreye tekabül ettiğine göre, dekametre cinsinden dalgalar da Güneş’in dış tacına tekabül eder. Bu iki sınır arasında, çeşitli yeryüzü olaylarına (radyotelegraf dalgalarının yayılması, magnetik fırtınalar, kutup ışıkları v.b.) çok büyük etki yapan ve çok çeşitli tipleri bulunan farklı Güneş püskürtü’leri (Doppler-Fizeau olayıyle hızları ölçülerek) izlenebilir.
Buna karşılık, alıcı âletlerin ayırma gücü, alınan ışınımların dalga uzunluğuyle ters orantılı olduğu için, büyük dalga boylarının kullanılması önemli sakıncalar doğurur. Demek ki, optik dalga boyları ile Hertz dalga boylan arasında, bir milyon basamağından bir katsayı vardır. Bu duruma uygun âletler yapılamayacağına göre, gözlem için, bir kilometreden daha fazla aralıklarla dizilmiş
birçok aliciyle uygulanan girişim metoduna başvurulur. Böyle bir sitemin ayırma gücü (gözlenen dalga boylarına göre değişir) çapı, iki uç alıcı arasındaki uzaklık kadar olan bir tek alıcı âletin ayırma gücüne eşittir. Fakat normal olarak böyle bir sistemin yararlı alıcı yüzeyi, hiç bir zaman basit âletlerin yüzeyleri toplamına eşit değildir. Bk.RADYOTELESKOP.
Evrenden gelen Hertz dalgaları için birçok yayın mekanizması vardır. Çoğu zaman verici cismin yüzeyindeki taneciklerin çalkantısından ve bu taneciklerin birbirine çarpmasından meydana gelen «ısı dalgaları» söz konusudur. Rayleigh’ın bulduğu klasik bir fizik formülü, bu durumda verici yüzeyin sıcaklığını, yayının alındığı dalga boyuna bağlı olarak ve alma şiddetini gözönünde bulundurarak hesaplama imkânı verir: bu da radyo astronomi gözlemlerinin optik gözlemlere bir üstünlüğüdür.
Isı dalgalarına dayanmayan yayın şekilleri arasında şunlar sayılabilir:
1. daha yukarıda sözünü ettiğimiz nötür hidrojen atomlarının yaydığı şeritlerin ve 21,105 sm’ye eşit dalga boylarının gözlenmesi;
2. oldukça şiddetli bir magnetik alandan geçen ve bu alanın kuvvet çizgileri etrafında helis şeklinde dolanan elektron fışkırmalarının yarattığı «cayromagnetik» yayın;
3. hızı, ışık hızının belli bir kesrine kadar varan elektronlar tarafından, benzer durumlarda «senkrotron etkisiyle» yaratılan yayınlar v.b. Günlük hareket sonucu bir radyokaynak batıdan doğuya doğru kayarken, sabit bir girişimölçerden alman işaretler, bütün alıcı âletlerde karşılaşılan fon gürültüsüyle aynı cinstendir. Büyük girişimölçerlerin ve bazı hassas alıcıların kullanılması, bu işaretlerin çok büyütülmesini ve fon gürültüsünden ayrılmasını sağlar. (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOASTRONOMİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADYOAKTİFLİK
Tarih 18 Haziran 2009
RADYOAKTİFLİK i. (radyoaktiften radyoaktiflik). Nükl. Bir atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromagnetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması. (RADYOAKTİVİTE de denir.) [Bk. ANSİKL.] || Radyoaktiflik sabiti, radyoaktif bir elementin kütlesinin bir saniyede parçalanabilen kesri.
— ANSiKL. Nükl. Radyoaktiflik olayını ilk defa 1896 yılında, H. Becquerel uranyumda keşfetti. Tabiatta, kendiliğinden radyoaktif olan bazı ağır çekirdekli elementler vardır. Bunlar dört grupta toplanır:
1. radyum ailesi (grubu); bu grup uranyum 238 ile başlar ve art arda parçalanmalarla bu çekirdek, kararlı olan kurşun 206 haline dönüşür;
2. aktinyum serisi; bu seri uranyum 235 ile başlar, kurşun 207′ye dönüşerek biter;
3. toryum serisi, toryum 232 ile başlar, kurşun 208 ile son bulur;
4. neptünyum serisi, neptünyum 237′den başlar bizmut 209′a dönüşerek biter.
Bu serilerde, radyoaktifliğin çeşitli tipleriyle karşılaşılır:
1. alfa (a) radyoaktiflik, iki nötron ve iki protondan meydana gelen bir helyum çekirdeği yaymaktır. (Meselâ: 92u238- 90 Th234 + a.) Bu radyoaktiflikte çekirdeğin yükü, iki birim oranında eksilir;
2. beta (B) radyoaktiflik, bir pozitif ve negatif elektron yayımıdır. (Meselâ: 90Th234 91Pa234 + B .) Bu radyoaktiflikte, elektron eksi yüklü ise çekirdek yükü bir birim artar, artı yüklü ise bir birim azalır;
3. gamma (y) radyoaktiflik, bir çekirdeği uyarılmış bir halden, daha az uyarılmış veya kararlı hale getiren elektromagnetik bir Işınım kuvantumunun yayımıdır. Radyoaktif dönüşümler az veya çok hızlı olur. Göz önüne alınan element çekirdeğinin yarısının parçalanması için gerekli süreye «periyot» denir. Dış etkenlerin hiç birine bağlı değilmiş gibi görünen bu periyot çekirdekten çekirdeğe çok değişir. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri (10-12 saniye) kadar süren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşanlar da vardır. Nükleer tepkimelerde, tabiatta bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edilebilir. Joliot tarafından keşfedilen bu olaya sunî radyoaktiflik denir; tıpta ve metalürjide kullanılan bütün radyoaktif izotoplar bu buluştan sonra elde edilebilmiştir.
• Radyoaktifliğin uygulamaları. Radyoaktiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerinden tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır; bu kontrolda, özellikle radyoaktif bir elementin radyoaktif olmayan bütün izotopiarıyle aynı kimsal özellikler göstermesinden yararlanılır. Bu özellikler belli atom gruplarının etiketlenmesine imkân vermiştir: böylece belli sayıda radyoaktif atom taşıyan moleküllere «etiketlenmiş molekül» adı verilir. Burada radyoaktifliğin değişik bilim dallarındaki birkaç uygulamasından söz edeceğiz.
a) Kimyada uygulamalar. «Işınım kimyası» adı altında yeni bir kimya dalı gelişmiştir. Bu dalın konusu ışıma altında gelişen yeni kimyasal tepkimelerin incelenmesidir. Böylece klasik kimyada bilinmeyen yüksek polimerler elde edilmiştir. Bu işlemlerde kobalt 60 gibi radyoaktiflik derecesi çok yüksek kaynaklar kullanılır.
b) Biyoloji ve tarımdaki uygulamalar. Radyoaktiflik en geniş uygulamasını bu alanda bulur.
Etiketlenmiş moleküllerden metabolizmaların incelenmesinde yararlanılır. Bir bitkiye, içinde düşük oranda karbon 14 radyoaktif izotopu bulunan karbon dioksit. solunumu yaptırıldığında, bitkinin bünyesinde karbon izlenebilir.
Radyoaktif ışınımlar canlı hücreler üstünde çok büyük etkiler yapar; bu hücreleri önce değişikliğe uğratır; sonra da öldürür, insan için çok zararlı olan bu etkiler tarımda yararlı sonuçlar verir. Böylece bu ışınımların etkisiyle değişime uğratılarak çok çabuk olgunlaşan yeni bir domates türü üretilmiştir. Bu yolla, iskandinav ülkelerinde domates ekimi çok geniş ölçüde geliştirilmiştir.
c) Tıbbî uygulamalar. Biyolojideki uygulamasıyle aynı ilkeye dayanır. Işınımla hücrelerin yok edilmesi kanser ve tümör tedavisinde bir metot haline gelmiştir; bu amaçla, uzun süredir X ışınları kullanılıyor. Fakat radyoaktif izotopların kullanılması bu metodun alanını çok genişletti. Hastalığın durumuna göre mevziî bir uygulama (meselâ enjeksiyonla) yapılabileceği gibi bir dış ışınım kaynağı da (kobalt «bombası») kullanılabilir. Kobalt 60, fosfor 32, iyot 131 ve altın 198 tıpta en çok kullanılan izotoplardır. Bk. ALFATERAPİ, BETATERAPİ, RADYUM tedavisi. RADYOBİYOLOJİ, RADYOTERAPİ.
ç) Metalürjideki uygulamalar. Radyoaktif izotoplardan, çeliğin kalıpta katılaşmasını metalürjik tepkimelerin kinetiğini v.b. incelemekte yararlanılır. Radyoaktif izotoplarla metallerin yayılması kolayca incelenir; meselâ bir alaşımda bir metalin dağılımı filme alınabilir. Çok yoğun kobalt 60 kaynakları kullanılarak, büyük madenî parçaların radyografisi yapılıp hatalar bulunabilir.
d) Sanayideki çeşitli uygulamalar. Sıvıların seviyelerini ölçme âletleri, viskozimetreler gibi, ışınımın özelliklerinden yararlanan birçok cihaz yapılmıştır. Bir seviye kontrol âleti saydam olmayan kapalı bir kaptaki sıvının seviyesini belirlemeğe yarar.
Ayrıca bu ışınımlardan, seri halinde yapılan yassı parçaların kalınlıklarını ölçmede yaygın şekilde faydalanılır (bunun için parça ışınım kaynağıyle detektör arasına konur ve kalınlığın fonksiyonu olarak soğurulan ışınım miktarı ölçülür).
e) Öbür uygulamalar. Radyoaktiflik aynı zamanda tarih ve jeolojide de kullanılır. Ahşap eşyanın veya kumaşların yapıldığı tarih, taşıdıkları karbon 14 miktarı tespit edilerek oldukça kesin bir şekilde bulunabilir. Bu usul, eski medeniyetlerin incelenmesinde büyük yararlar sağlar. (L)
RADYOAKTİVİTE i. (fr. radio-activite). Nükl. Bk. RADYOAKTİFLİK.
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOAKTİFLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGGİ (Antonio)
Tarih 18 Haziran 2009
RAGGİ (Antonio), italyan dekoratörü (Vico Moresto 1624-Roma 1686). Bernini için Quirinale’nin Sant-Andrea kubbesini yalancı mermerle kapladı ve Gesu kilisesinin süsleme motiflerini yaptı. (L) RAGİB sıf. Bk. RAGIP.
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGGİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFN (Cari)
Tarih 18 Haziran 2009
RAFN (Cari), danimarkalı arkeolog (Bra-hesborg, Fionia 1795-Kopenhag 1864). Kütüphane memuruydu, Kuzey Eskiçağ tarihini keşfetti.
Başlıca eserleri: Kuzeyin Mitîk ve Romantik Sagaları (1821-1826); Amerika’nın Kuzeyliler tarafından ilk keşfini anlatan Antiquitates Americanae (1837); fransızca yazdığı Antiquites Americanae (1837); fransızca yazdığı Antiquites Russes (Rusya’da Eskiçağ) [1850-1858], (L)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFN (Cari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFİNERİ
Tarih 18 Haziran 2009
RAFİNERİ i. (fr. raffinene). Bazı maddelerin rafine edildiği kuruluş.
— Petr. Ham petrolün işlenmiş ürün (benzinler, gazoiller, fuel-oiller, yağlar, bitümler, sıvılaştırılmış gazlar v.b.) haline dönüştürüldüğü fabrika Eşanl. tasfiyehane. Bk. ANSİKL.
– Şekercilik. Şeker fabrikaları tarafından üretilen ham şekerlerin saflaştırıldığı, yeniden eritildiği, durultulduğu, renk giderme işleminden geçirilip yeniden billurlaştırıldığı fabrika. (Elde edilen rafine şeker ya toz ya da kesme şeker halinde satılır.)
— ANSİKL. Petr. Bir rafinerinin ana bölümü, ayrımsal damıtma, dönüşüm işlemlerinin yapıldığı ve ürünlerin saflaştırıldığı rafinaj üniteleri’nden meydana gelir. Bu ünitelerin her biri birbirinden bağımsız olarak çalışır ve ayıı işlemler yapar: ana cihaz (reaktör veya tablalı sütun) çevresinde, fırınlar, isi değiştiriciler ve ürünlerin ayrıldığı çeşitli depolar toplanmıştır; bütün bu âletler borularla birbirine bağlanır, akışkan da, pompalar ve kompresörler yardımıyle borular içinde dolaşır.
Personel, kumanda cihazlarının ve otomatik âletlerin bulunduğu kontrol odasında çalışır.
Ham petrol rafinerilere, ya doğrudan doğruya üretim kuyularından ya da tankerlerin ürünlerini boşalttığı petrol limanlarından pipeline’larla getirilir. Bir rafineride, genellikle birkaç haftalık ihtiyacı kaşılayacak büyük kapasiteli stoklama depolarının bulunması gerekir; bu depolar sadece ham petrol için değil, işleme sırasında elde edilen ara ürünleri ve bekletilecek işlenmiş ürünleri stoklamak için de kullanılır. İşlenmiş ürünler, tankerler, sarnıçlı vagonlar ve pipe-line’lar aracılığıyle dağıtım depolarına ve ürünün akaryakıt gemilerine yüklendiği en yakın deniz ve nehir limanlarına gönderilir. Bir rafineride, bol miktarda elektrik (özellikle pompaları çalıştırmak için), buhar (ağdalı ürün depolarını ısıtmak için), soğutma suyu (kondansörler için), sıkıştırılmış hava (havalı cihazlar için) harcanır: bu akışkanlar genellikle fabrikanın enerji santralında üretilir, öte yandan, petrol ürünlerinin tutuşma ihtimali ve hidrokarbon yangınlarını söndürmekte çok güçlük çekilmesi, büyük ölçüde güvenlik tedbirlerinin alınmasını gerektirir.
Eskiden petrol alanları azdı ve rafinaj, üretim yerinde yapılıyordu (Pennsylvania, Kafkasya, Romanya, iran). Tüketimin gelişmesi ve dünyanın her tarafında petrol yataklarının bulunmasıyle birlikte, fabrikalar, inşaatın ve işletmenin çok kolay yapıldığı ve işlenmiş ürünlerin doğrudan doğruya dağıtıldığı sanayi ülkelerinde kurulmağa başlandı. 9 Türkiye’de ilk rafineri, Raman’da petrol bulunmasından sonra, deneme niteliğinde, Raman’ın Maymune boğazında kuruldu (1945).
Gemi kazanlarından yararlanılarak meydana getirilen tesisin kapasitesi 10 ton kadardı. Bölgenin başka yerlerinde de petrol bulununca tesisin kullanılabilir kısımları Batman’a nakledilerek istasyon karşısında, yılda 200 000 ton kapasiteli yeni bir rafineri kuruldu (1948). Bu tarihe kadar M.T.A.’ya ait olan petrol varlıklarıyle birlikte Batman rafinerisi de T.P.A.O.’ya devredildi (1954). Garzan’da petrol bulununca rafineri 330 000 ton/yıl kapasiteye yükseltildi (1955). Bu da ihtiyacı karşılamayınca tesis 0,58 milyon ton/yıl kapasiteye çıkartıldı (1961). Son olarak, kapasitesinin
1 milyon ton/yıla çıkarılması için çalışmalara başlandı ve bunun 1972′de tamamlanması programlandı. 1972′de çalışır durumda ve yapılmak üzere olan beş rafinerinin toplam arıtma gücü yaklaşık olarak 14,1 milyon ton/yıldı.
Bunlar: 1. Batman rafinerisi (kuruluşu 1955), 0,58 milyon ton/yıl kapasite. Kapasitenin yılda
1 milyon tona çıkarılması için çalışmalara başlandı ve işin 1972′de bitirilmesi öngörüldü
(sahibi T.P.A.O.);
2. İpraş rafinerisi (izmit Petrol Rafinerisi A.Ş.) [kuruluşu 1961], kuruluş kapasitesi 1 milyon ton/yıl, 1967′de 2,2 milyon ton/yıla, 1971′de 5,5 milyon ton/yıla çıkarıldı. Sahibi Caltex. Mart 1972′de T.P.A.O.’ya devri mukavelede öngörüldü ve bu tarihte devir hazırlıkları yapılarak
12 mart 1972′de devir işlemi tamamlandı;
3. Ataş (Anadolu Petrolleri A.Ş.) rafinerisi (kuruluşu 1962), kuruluş kapasitesi 3,2 milyon ton/yıl. Kapasite 1969′da 4,4 milyon ton/ yıl olarak arttırıldı. Yeri, Mersin. Sahibi Mobil (en büyük hissedar ve işletmeci), Shell ve British Petroleum;
4. izmir (Aliağa) rafinerisi (kuruluşu 1966), halen inşa halinde. Kuruluş kapasitesi 3 milyon ton/yıl (sahibi T.P.A.O.); 5. Ersan rafinerisi (kuruluşu 1968), halen inşa halinde. 1972′de tamamlanması öngörüldü. Kuruluş kapasitesi 200 bin ton/yıl. Tesis, ağır petrol işleyerek asfalt ve fuel-oil üretecek şekilde planlandı. (LM)
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNERİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAFİNAJ
Tarih 18 Haziran 2009
RAFİNAJ i. (fr. raffinage, arıtma). Kâ-ğıtç. Kâğıt hamuruna uygulanan son işlem. || Hamura, kâğıt haline gelebilmesi için gerekli fiziksel özellikleri kazandırma işlemi.
Rafinaj çok karmaşık bir işlemdir. Kâğıt tabakalarının yapımı sırasında, liflerin birbirine iyice geçmesi için lif yüzeyinin durum ve yapısı değiştirilir. Bu işlem değişik cihazlarda yapılır.)
— Petr. Petrol ürünlerini (yakıt, yağlayıcı v.b.) üretme usullerinin tümü. || Bu usullerden herhangi biri. Esanl. TASFİYE. Bk. ANSİKL.
— Şekercilik. Şekere, yeniden eritme, berraklaştırma ve renk giderme işlemlerinin uygulanması.
— ANSiKL. Petr. Dönüşüm sanayilerinin en önemlilerinden biri haline gelen petrol rafinaj’ı, herhangi bir ham petrolün bileşimindeki bütün ürünlerin elde edilmesini sağlar.
Ayrımsal damıtma işlemi üstüne kurulan ilk usuller serisinde, karmaşık hidrokarbon karışımı temel ürünlerine ayrılır. Daha sonra ikinci bir üretim usulüyle, bu ürünlerin nitelikleri ıslah edilerek saflaştırilir. Nihayet. sentez yoluyle yeni maddeler veya tabiî halde ender olarak bulunan, maddeler elde edilir.
• Beyaz ürünlerin rafinajı. Rafineriye tanker veya pipeline ile getirilen ham petrolde tuzlu su vardır; bu tuzlu su, stok haznelerinde durultularak veya kimyasal ya da elektrostatik bir işlemle giderilir. Rafinajın temel işlemlerinden ilki ham petrolün damıtılmasıdır (topping). İşlem, tablalı sütunlarda yapılır, ham petrol kısmen buharlaşarak ayrılır ve sırasıyle gaz, kaba benzin, nafta veya ağır benzin, gazyağı, iki ayrı kalitede gazoil ve fuel-oil denilen bir artık ürün verir.
Kaba benzinde, propan ve bütan gibi hafif hidrokarbonlar vardır ve bu hidrckaıbonlar dengeleme denen yeni bir damıtma işlemiyle ayrılır. Damıtma ve cracking benzinlerinde, kokuları ve aşındırıcı etkileri sebebiyle istenmeyen kükürtlü bileşikler (merkaptanlar gibi) bulunur. Bu maddeler bir ayıraçla (sodyum plombit, bakır klorür v.b.) nötürleştirilir veya solutizer kalıtılmış sodyum hidroksitle ortamdan çıkarılır: bu, benzinleri yumuşatma işlemidir.
Nafta’nın ve hattâ bazı ham petrollerden elde edilen kaba benzinin oktan indisi, modern motorlarda yakıt clarak kullanılmayacak kadar düşüktür ve bunlar reforming işlemiyle ıslah edilir. Bu usulde, izopaıafin ve olefin oranını arttırarak bazı molekülleri farklı bir şekilde ayrıştırmak ve birleştirmek için sıcaklık ve basınç etkisinden faydalanılır, işlem platin eşliğinde yapılırsa, oktan indisi çok yüksek olan benzen gibi aromatikler elde edilir. Bu katalitik reforming, kükürtsüz bir benzin ve hidrojen bakımından zengin bir gaz meydana getirir. Gazyağının ana maddesi olan kerozen’de genellikle kötü kokan kükürtlü ürünler ve gazyağını isli yapan aromatikler bulunur; bu aromatikler, kükürt dioksit gibi bir eritici yardımıyle giderilir (Edeleanu usulü). Kükürt oranı çok yüksek ham petrollerden damıtılarak elde edilen gazoil’in dizel motorlarında yakıt olarak kullanılmadan önce işlenmesi gerekir. Rafinerilerde, katalitik re-forming’den elde edilen hidrojen kullanıldığı zaman, bu işleme hidrojenle kükürt giderme denir.
Cracking, sıvı yakıt oranını azaltarak benzin oranını piyasanın ihtiyacına göre arttırmak imkânı veren mükemmel bir usuldür; 500°C’tan itibaren, ağır hidrokarbonlar basınç veya katalizör etkisiyle ayrılır.
• Gazların işlenmesi. Bu amaçla yapılan ilk işlemde, gazlar sıvılaştırma ve sogurma ile ayrılır ve fırınların ısıtılmasında kullanılan en hafif gazlar tasfiye edilir. Daha sonra, polimerleşme ünitelerinde, propilen ve butilen gibi gaz halindeki olefin sınıfı hidrokarbonlar uygun bir katalizör etkisiyle yeniden birleştirilerek yüksek kaliteli bir benzin elde edilir. Alkilasyonla (izcoktan sentezi) elde edilen izocktan, nazarî olarak, oktan indisi 100 olan bir benzindir. Bir asidi katalizör gibi kullanarak, özellikle cracking gazlarında bulunan izobütilen, daha çok damıtma gazlarında bulunan izobütanla birleştirilir. Bu tepkimelere katılmayan hidrokarbonlar sıvılaştırılmış gazlar halinde toplanır ve basınç altında tüplere konularak, bütan ve propan gazı halinde piyasaya sürülür.
• Benzinlerin hazırlanması. İstenilen oktan indisini ve uçuculuğu elde etmek için temel benzinler (kaba benzin, cracking ve reforming benzini, polimerler, alkilat) belli oranlarda karıştırılarak ve kurşun tetraetil (oktan indisini arttırmak için), tortu ve renk önleyici maddeler katılarak değişik kaliteli yakıtlar elde edilir.
• Yağların rafinajı. Petrol yağları genellikle özel ham petrollerden üretilir. Bu amaçla birinci damıtma tortusu fırınlarda ısıtılır ve güçlü bir vakum altındaki bir veya birkaç tablalı sütunda ayrımsal damıtma işleminden geçirilir. Yağların, üç veya dört kere çekilerek elde edilen hammaddesine «damıtma ürünleri» denir ve viskoziteleri en hafiflerinden en ağırlarına kadar gittikçe artar. Bu indirgeme veya vakum altında damıtma sonunda, normal bir sıcaklıkta sertleşen bir tortu elde edilir. Damıtma ürünlerinde giderilmesi gereken çeşitli maddeler vardır: parafin (düşük sıcaklıklarda yağın akışkan olarak kalması isteniyorsa, tasfiye edilmesi gerekir), arematikler, yağın viskozite indisini düşüren, yani sıcaklık etkisiyle çok farklı viskozite değişikliklerine yol açan kararsız bileşikler. Demek ki her damıtma ürünü, fürfürol veya fenol gibi bir eriticinin etkisine bırakılır ve bu etkiyle iki faza ayrılır: birincisi işlenmiş yağ, öbürü de, fuel-oillere katılan veya petrokimyada kullanılan aromatik ve ağır bir alt üründür. Daha sonra, metiletilketon veya propan gibi bir eritici yardımıyle parafini giderilir ve billurlar, işlenmiş yağ
— 10° C veya — 20° C’a doğru soğutulunca ayrılır.
Vakum altındaki döner tamburlarda, sürekli süzme işleminden sonra, parafini giderilmiş bir yağ ile yumuşak yağımsı bir parafin veya «gaç» elde edilir. Son işlem, ağır reçinelerin özel topraklarla yüze soğurulduğu renk giderme işlemidir: uygun bir sıcaklığa kadar ısıtılan yağ hemen toprakla karıştırılır ve «precoat» tipi bir tamburdan süzülür. Son zamanlarda, bazı yağlayıcılar için toprakla işleme yerine katalitik hidrojenleme işlemi uygulanır.
Vakum altında damıtma ile bitümlü bir artık ürün elde edilir ve asfaltı tasfiye edilerek bu üründen yararlanılır: propan gibi bir eritici etkisiyle asfalt çökelir ve geriye asfaltı giderilmiş bir yağ kalır. Bu yağın cracking işleminden veya damıtma ürünlerine uygulanan rafinaj işlemlerinden geçirilmesiyle ağır yağlama yağı veya «bright stock» elde edilir. Nihayet damıtma ürünleriyle bright stock karıştırılır ve istenilen viskozitede ince yağlar elde edilir; bunlara, kullanılacakları yere göre bazı katkı maddeleri eklenir.
*özel imalâtlar. Büyük fabrikalarda birbirinden farklı yüzlerce ürün imal edilir. Ayrımsal damıtma ve kimyasal temizleme tesisleri özel benzinlerin ikinci defa damıtılması için gereklidir. Petrokimya her ne kadar rafinaja bağlıysa da gene de başlıbaşına bir sanayidir.
Rafinaj sanayii ve petrokimya, yakıt ve kimyasal madde ihtiyaçlarının her on yılda iki misline çıkması sebebiyle günümüzde çok hızlı bir gelişme temposu göstermektedir.
Kömür azalmakta, nükleer enerji ise şimdilik bu ihtiyaçların çok az bir kısmını karşılamakta olduğuna göre, bunlar ancak petrol ve tabiî gazlar tarafından karşılanabilir; bu yüzden, bu maddelerin yüzyılın sonuna kadar yüzde 15 oranında bir artış göstermesi gerekir. Halen Avrupa’da inşa edilen rafineriler şu işlemleri yapabilmek üzere tasarlanmıştır: ham petrolün atmosfer basıncında damıtılması, benzinlerin hidrojenle işlenmesi, yanıcı gazlardan kükürdün çıkarılması, benzinlerin katalitik reformingi, gazoillerdeki ve kerozendeki kükürtün hidrojenle giderilmesi atmosfer basıncında biriken tortuların bitüm üretmek için vakum altında damıtılması. Bazı büyük rafineriler ayrıca parafinler, yağlama yağları, balmumu ve özel eriticiler üretir.
Bu basitleştirilmiş şema genellikle her türlü ham petrolün işlenmesine yeterlidir. Bununla birlikte, bazen benzin randımanını artırmak için bazı ek usullere başvurmak gerekir. Uygulanan başlıca usuller şunlardır: alkilasyon (çok pahalı olan bu metot A.B.D. dışında uygulanmaz ve damıtma ile cracking ürünü oıan sıvı gazlardan oktan indisi yüksek yakıtlar elde etmeğe yarar); benzinlerin, gazoillerden veya diğer ağır damıtma ürünlerinden itibaren elde edildiği katalitik cracking; ağır fuellerin daha az ağdalı fuellere dönüştürüldüğü vis-breaking*; ortamda hidrojen bulunması sebebiyle, daha ağır herhangi bir petrol ürününün benzin haline dönüştürüldüğü, çok yeni bir usul olan hidrocracking; düz moleküllü bir hidrokarbonun, dallı zincirli bir hidrokarbon haline dönüştürüldüğü ve böylece yakıtların oktan indisinin büyük ölçüde ıslah edildiği izomerleşme; artık ürünlerin kullanıldığı ve cracking ilşeminden geçirilen ağır gazoil tipi damıtma ürünlerinin elde edildiği vakum altında damıtma; vakum altında damıtma artıklarının işlendiği ve yağlama yağlarının veya cracking işleminden geçirilen yağların hammaddelerinin elde edildiği propanla asfalt giderme işlemi. Katalitik reforming, benzinlerin oktan indisini iktisadî bir şekilde yükselterek ve rafinajcılara, uzun bir süreden beri ihtiyaç duydukları hidrojeni düşük bir fiyatla sağlayarak, rafinaj tekniklerinde gerçek bir devrim yaptı. Katalizör olarak kullanılan platinin alüminyum oksitten bir destek üzerine çö-keltildiği reforming işleminde, bazı naften sınıfı hidrokarbonlar, aşağıdaki örneğe göre
C6H12-> C6H6 + 3H2 sikloheksan benzen hidrojen
hidrojen açığa çıkararak aromatik hidrokarbonlara dönüşür. Böylece elde edilen önemli miktardaki hidrojen (orta büyüklükteki bir rafineride, günde 10 ton), on yıldan beri uygulanan birçok yeni hidrojenleme usulünün geliştirilmesini sağladı: kükürt giderme ve cracking usulleri. İşlenecek üründeki kükürtlü bileşiklerin kükürdü, kükürtlü hidrojen şeklinde ayrılır ve Claus yükseltgeme metoduyle dönüştürülür: H2S + 1/2 O2 ->S + H2O.
Toplanan kükürt ısıtılmış bir depoda stok edilir ve genellikle sıvı halde, kamyonlarla tüketiciye gönderilir, Kükürtün giderilmesi, sağlık bakımından çok önemlidir. (Baca ve egzos dumanları v.b.) [L]
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNAJ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADİGUET (Raymond)
Tarih 17 Haziran 2009
RADİGUET (Raymond), fransız yazarı (Sa-int-Haur-des-Fosses 1903 – Paris 1923). ünlü sanatçıların, tanınmış kimselerin devam ettiği «Boeuf sur le toit» kahvesinin gediklilerindendi.
Kübizmi benimseyen edebiyat çevrelerinde yetişmiş olmasına rağmen, Jean Cocteau’nun ve basımcı Bernard Grasset’nin desteğiyle yayımladığı ilk romanı içimizdeki Şeytan’da (La Diable au Corps) [1923] klasik ölçülere bağlı kaldı, ölümünden sonra basılan ikinci romanı Le Bal du Comte d’Orgei’de. de (Orgel Kontunun Balosu) [1924] aynı temiz, duru üslûp, insan psikolojisinin ayrıntılarını incelemede aynı derin ve aydınlık tahlil gücü görülür. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİGUET (Raymond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADİÇEVİÇ (Branko)
Tarih 17 Haziran 2009
RADİÇEVİÇ (Branko), sırp şairi (Brod 1824-Viyana 1853). Viyana’da hukuk okudu, 1850′de Tıp fakültesine girdi. 1847′de, Viyana’da şiirlerini (Pesme [Şiirler]) iki kitap halinde yayımladı. 1851′de bu kitabın ikinci baskısı yapıldı, üçüncü bir kitap, ölümünden sonra 1862′de yayımlandı. Romantik bir şair olan Radiçeviç, Vuk Karadziç’in dil reformu konusundaki düşüncelerini benimsedi. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİÇEVİÇ (Branko) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADİCE (Attilia)
Tarih 17 Haziran 2009
RADİCE (Attilia), italyan kadın dansçı, koreograf ve pedagog (Taranto 1914). Milano’da Scala Dans okuluna girerek (1922) E. Cecchetti ile çalıştı. Scala’da birinci dansöz (1932) ve yıldız dansöz (1935) oldu, bütün klasik repertuvarda ve Aurel Millos’un başlıca balelerinde (Antiche Danze ed Arie [Eski Danslar ve Parçalar], Petruşka, Le Creature di Prometeo [Prometheus'un Yaratıkları], Orpheus v.b.) oynadı. 1957′den beri yönettiği Roma Operası Dans okulundaki öğrencilerine, ustası E. Cecchetti’nin öğretisini aktarmağa çalışmaktadır. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİCE (Attilia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADESCU (Nicolae)
Tarih 17 Haziran 2009
RADESCU (Nicolae), romanyalı general ve siyaset adamı (Calimaneşti 1876-New York 1953). Kral Carol II’nin diktatörlüğüne (1933-1940) ve alman-rumen ittifakına karşı mücadele etti. Bu yüzden Almanlar tarafından tutuklandı. Sovyet birliklerinin Romanya’ya girmesinden önce kral Mihai tarafından başbakanlığa getirildi (şubat 1945). Sonra istifa etmek zorunda kaldı. A.B.D.’ye gitti (1947), orada Hür Romanya birliğini yönetti. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADESCU (Nicolae) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADAR
Tarih 17 Haziran 2009
RADAR i. (ing. RAdİO Detection And Ranging’in kısaltması). Elektron. Radyoelektrik dalgalarının bir engel üzerine çarpıp geri dönmesiyle o engelin konumunu ve uzaklığını belirleyen cihaz.
(Bk. ANSiKL.) || Gözetleme radarı, hava savunması için karaya yerleştirilmiş radar.
(Bk. ANSiKL.) || Topçu veya atış radarı, elektronik bir hesaplayıcı ile birleşmiş olan ve topçu atışlarını düzenlemeğe yarayan radar. Bk. ANSiKL,
— ANSiKL. • Tarihçe. Radar’ın ilkesini daha 1911′de amerikalı Hugo Gernsback Ralph 124 C 41 + adlı romanında anlatmıştı. 1928′de Pierre David, uçakların yerini bulmak için bir elektromagnetik sistem, projesi hazırladı ve bunu 1934′te Bourget’de başarıyle uyguladı. Bu âletler, 5 000 m yükseltiye kadar geçen bütün uçakları haber veriyordu. Başka bir fransız araştırmacısı, Maurice Ponte, 1930′da çok yüksek frekansta kuvvetli elektrik titreşimleri yayınlayan ve çok kısa dalga üreten, radarın ana parçası magnetron’u buldu.
Henri Gutton ile işbirliği yaparak, elektromagnetik deteksiyon cihazlarını geliştirdi; bu âletlerden biri, 1935′te, bir engelin yaklaştığını bildirerek çarpışmayı önlemek için Normandie gemisine yerleştirildi, İkinci Dünya savaşı başında Watson – Watt yönetiminde ingiliz teknisyenleri, radar tekniğini daha geliştirerek düşman uçaklarını tespit etme amacı güden birçok istasyon kurdular. Bu merkezler, İngiltere muharebesinde kesin bir rol oynadı. Savaştan sonra radar, denizcilik ve havacılık alanlarında yaygınlaştı.
• Tasvir. Radar, çok dar ve çok kısa süreli bir demet halinde yayınlanan radyoelektrik dalgaların engele çarptıktan sonra yansıyarak vericiye dönmesi ilkesine dayanır. Dalgaların gidiş geliş süresinin (ışık hızıyle) bilinmesi, engelin uzaklığını hesaplamak imkânı verir. Engelin yönü, dalgaların yayınlanmasına ve alınmasına yarayan antenin o andaki konumuyle anlaşılır. Bu cihaz, yön verilebilen ortak antenli bir alıcı ile bir verici ve genellikle katodik bir osiloskoptan meydana gelen ve sonuçları veren bir göstergeden başka bir şey değildir. İlk radarlar metre cinsinden dalgalar üstünden çalışırdı; sonra desimetre cinsinden dalgalara geçildi, şimdi ise çoğu zaman santimetre cinsinden dalgalar kullanılır. Dalgalar ne kadar kısa olursa dar bir demet haline getirilmesi o derece kolaylaşır ve dar bir yansıtma yüzü olan küçük engellerin bulunmasına daha elverişli olur. Dalgalar, çok kısa zamanlı (mikrosaniye-nin kesri) ve yüksek güçlü (birçok megawat) empülsiyonlar halinde yayınlanır. Yön verici bir anten (parabcloyit reflektör) dalgaları engele doğru gönderir. Aynı zamanda empülsiyon osiloskopun zaman ayarını, yani katot ışınının çıkışını sağlar, özel bir düzenek kısa’süreli yayın sırasında alıcının duyarlığını minimuma indirir; bunun amacı, aşırı bir enerji yüklenmesinden âleti korumaktır.
Engelden yansıyan dalgalar antene geldiği zaman alıcı, bu dalgaları maksimum duyarlıkla alır ve osiloskop ekranı üzerinde spotun sapması veya parlaklığın artışı şeklinde görülür. Ekranda taramayı başlatan yayın anı ile yankının alınma anı arasında spotun katettiği yol, engelin uzaklığını gösterir. Yansıyan dalgayı alan antenin yönü engelin doğrultusunu verir. Gözetleme radarlarında, ufkun bütün azimutlarını tarayan dönel antenler veya büyük açılı antenler kullanılır.
Eğer katodik tüpün taraması kutupsal koordinatlara göre oluyorsa, spotun art arda çizdiği yarıçaplar antenle aynı açı altında yöneldiğinden, ekran üzerinde, merkezde bulunan bir gözlemcinin görebileceği bütün engeller ortaya çıkar. Ekran merkezine göre uzaklıklar, engelin radara olan gerçek uzaklığına tekabül eder. Bu tür cihazlar havaalanlarında kullanılır.
• Bellibaşlı kullanımları: Radarlar en kesif siste bile gemilerin çarpışmalarını önler, doğrudan doğruya görüş olmadan, liman ve dar kanalların girişlerinde manevra yapma imkânı verir.
Radarlar aynı zamanda hava trafiğinin kontrol ve düzenlenmesinde kullanılan başlıca araçtır. Havaalanına yerleştirilen radarlar uçakları belli bir arazide yüzlerce kilometre uzaklıklara kadar (bölgesel kontrol) inişe geçerken veya kalkerken (yaklaşma kontrolü) kontrol eder. Radarların düz hat olarak ulaşabileceği yayın alanı çok büyüktür. Ay’ın ve sonra da Mars gezegeninin incelenmesinde başarıyle kullanıldı. Ancak bunun için, yayımda çok yüksek bir güç, zayıf yankıları alışta da büyük bir duyarlık gerekmiştir.
• Askerî uygulamalar. Radarın hava savunmasında kullanılması ikinci Dünya savaşında başladı. Bombardıman uçaklarının gittikçe artan hızı karşısında, alarm vermede geç kalmıyor ve hava savunması etkisini kaybediyordu; düşman uçakları sesle veya gözle keşfedildiği zaman genellikle iş işten geçmiş oluyor ve avcı uçakları ancak bombardıman bittikten sonra müdahale edebiliyordu. Havada düşman uçaklarını zamanında avlayabilmek için daha kesin ve uzaktayken keşfetmek gerekti. İngiltere’de radar adını alan elektromagnetik deteksiyonun, 1939-1940 arasında alarm süresini kısaltmada büyük yardımı oldu. Radarın, hava şartları ne olursa olsun daha iyi ve daha uzağı görebilmesi yüzünden eski hava gözetleme sistemleri çok değişti. Radarın gelişmesinde, askerî uygulamaların büyük payı olmuştur. Radara büyük bir hassasiyet sağlayan santimetre cinsinden dalgaların 1942′de bulunması, 1943′te Almanların Atlantik’teki denizaltı hücumunu Sonuçsuz bıraktı; çünkü periskop ve snorkeller artık görülebiliyordu.
Aynı dalga demetinin yankısındaki frekans farkının (Doppler-Fizeau etkisi) ölçülmesi sonucunda hareket eden bir cismin hızını tespit etme imkânı bulundu ve 1944′te V1′lere karşı başarılı bir savunma yapılabildi. Daha sonraları da, radar füzeleri hazırlanabildi ve radar dalgalarını bozan parazit yayınlarını önleme imkânı bulundu. Radarın gelişmesi o kadar geniş imkânlar sağladı ki, her belirli iş için ayrı bir radar tipi yapmak gerekti. Havacılıkta ana radar uzayın bir bölgesinin gerçek ve tam görüntüsünü verir, buna karşılık sekonder radar, ekranı üzerinde, İFF kumandalı (ingiliz İ.F.F. sistemi: İdentification Friend or Foe) uçakları gösterir ve böylece dost uçaklar izlenip ayırt edilebilir. Ayrıca askerî havacılık da, kendi ihtiyaçları için çeşitli tipte radarlar kullanır; yaklaştırıcı radarlar, inişi kolaylaştırmak için kullanılır; uçuş, bombardıman ve atış radarları, ister yerde, ister uçaklarda olsun mürettebata görmeden ve büyük bir kesinlikle görevlerini yerine getirme imkânı sağlar. Güdümlü mermi alanındaki bütün buluşlar bu yeni tekniğin gelişmesine dayanır. Kara ordusuna radar, yer gözetleme ve topçu radarlarının yapımıyle girmiştir; 1962′de yer gözetleme radarları, 30 ile 40 km arasında, hareketli engelleri (taşıt, insan topluluğu) tespit etme imkânı vermiştir.
Topçu radarları (tip AN/MPQ 10 veya Cotal) düşman topçusunun yerini tespit eder ve kendi topçusunun mermi yörüngelerini izleyerek atışları düzenler. Bununla birlikte, radarlar ancak 20°’lik bir atış açısından sonra etkili olabildiği için, daha çok merminin yükseliş yörüngesini tespit ederek havan toplarının mevzilerini bulmada kullanılır. Uçaksavar topçu radarları, hedefi, sürekli olarak nişangâhta tutup izler ve topçuya yalnız mermi sürüp ateşleme görevi kalır.
Radarın başarısı sürekli çalışmasına (her mevsimde gece ve gündüz) ve teorik. olarak etkili olduğu alanın sonsuzluğuna dayanır. Bununla birlikte bugüne kadar radarın engelleri aşmasına, yani dolaysız görüşten kurtulmasına imkân bulunamadığı için, radarın burada kullanım alanı çok dardır ve alçaktan uçan uçaklara karşı etkisi yoktur. Meselâ 1961′de bir amerikan F 104 avcı uçağı radarlar tarafından görülmeden Amerika’yı boydan boya geçebilmiştir. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAÇKİ (Franjo)
Tarih 17 Haziran 2009
RAÇKİ (Franjo), hırvat tarihçisi (Fuzine, Rijeka yakınları 1828-Zagreb 1894). Kendisini San Gerolamo kolejini yönetmek üzere Roma’ya yollayan (1857-1860) Strossmayer’in yardımcısıydı. Hırvat diyetinde milletvekili ve Millî partinin şefi oldu. Yugoslav akademisinin kurucusudur, özellikle hırvat kaynaklarını ve Aziz Kiril ye Metodiy’in eserlerini inceledi. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAÇKİ (Franjo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACOVİTA (Emil)
Tarih 17 Haziran 2009
RACOVİTA (Emil), romanyalt biyoloji bilgini (Yaş 1868-Bükreş 1947). Paris’te hukuk ve fen fakültelerinden mezun oldu.
Yirmi yıl Banyuls-sur-Mer’deki Arago laboratuvarında müdür yardımcılığı yaptı. E.A. Martel’in yazılarını okuduktan ve Mallorca mağaralarının birindeki yer altı suyunda küçük kabuklu bir hayvan bulduktan sonra deniz bilim ve deniz favnası ile ilgili çalışmalarından vaz geçerek 1904′ten itibaren mağara hayvanlarını incelemeğe başladı. Az sonra, o sıralarda mağaracıl kınkanatlıları incelemeğe başlayan Rene Jeannel ile birlikte çalıştı. 1907′de Biyospeleoloji Sorunları Üstüne Denemeler’i yayımladı.
Bu eserle biyos-peleoloji’nin temellerini attı. Mağaracıl canlılarla ilgili ilk dergiyi Jeannel ile birlikte kurdu. Racovita, eşbacaklı kabukluların incelenmesi alanında uzmanlaştı. Banyuls, mağara favnasının incelendiği milletlerarası bir merkez haline geldi. 1920′de Banyuls’tan ayrılarak anayurduna gitti ve Cluj’da ilk speleoloji enstitüsünü kurarak müdür yardımcılığını Jeannel’e verdi. Bu iki biyoloji bilgini isviçreli P.A. Chappuis ile birleşerek Romanya ve Balkan yarımadasındaki mağaraları incelediler. Racovita, mağaralardaki hayat şartlarını, bu şartların canlılar üzerindeki etkilerini, yer altında yaşayan organizmaların evrim şekillerini, üremelerini, yeryüzündeki dağılışını ve zoolojideki sistematik yerini belirleyen ilk bilgindir. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACOVİTA (Emil) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACİNE (Jean)
Tarih 17 Haziran 2009
RACİNE (Jean), fransız trajedi yazarı (La Ferte-Milon 1639 – Paris 1699). Anne ve babasını çok küçük yaşta kaybeden Racine Port-Royal rahibeleri tarafından yetiştirildi.
1658′de Harcourt kolejinde felsefe öğrenimine başladı. Bu arada şiirler de yazıyordu; 1660ta yayımlanan La Nymphe de la Seine (Sen Nehrinin Perisi) çok beğenildi. 1660 ve 1661′de Amasie ve Les Amours d’Ovide (Ovidius’un Aşkları) adlı iki trajedi yazdı (oynanmayan bu eserler kaybolmuştur). Rahip olmayı tasarlıyordu. Bir ruhanî ödenek ve mevki elde edebilmek için Uzes’e (kasım 1661) gitti fakat hayal kırıklığına uğrayarak 1662 sonlarında veya 1663′ün başında Paris’e döndü. Yeniden tiyatroya yöneldi, fakat ilk piyesi Thebaide (haziran 1664) pek tutulmadı. Ama Alexandre (İskender) [aralık 1665] oyunuyle zamanının başta gelen yazarları arasında yer aldı, 1667′den itibaren de büyük eserlerini vermeğe başladı:
Andromaque (1667), Les Plaideurs (Davacılar) [1668]; Britannicus (1669); Berenice (1670), Bajazet (Bayezid) [1672]; Mithridate (1673); tphigenie (1674); Phedre (1677). Bunların hepsi aynı başarıya ulaşamadı, özellikle Britannicus üstüne çeşitli yorumlar yapıldı. Ama gene de Racine, kamuoyunca zamanının en büyük trajedi yazarı olarak kabul edildi. Onun dehasını kabul etmek istemeyenler yalnız Corneille taraftarlarıydı. Saray ise Racine’i tutuyordu. 1677′de, Racine’in artık trajedi yazmayacağını duyan halk çok şaşırdı. Bu kararın birçok sebebi vardı.
Louis XIV, Racine’i Saray’ın resmî tarihçiliğine tayin etmişti; bu resmî görev, şairlikle bağdaşamazdı, öte yandan, 1665′ten beri Port-Royal ile arası bozuk olan Racine, kendisini yetiştirenlerin sert ilkelerine dönmüştü. Bir de Phedre’e karşı yöneltilmiş saldırılar Racine’i hayli üzmüştü. Hoş karşılanmamış olmasına rağmen Phedre, kısa zamanda başarıya ulaştı. Mayıs 1677′de Racine evlendi ve böylece hayatında yeni bir dönem başladı.
On iki yıl sonra tekrar tiyatroya döndü. Mme de Maintenon’un isteği üzerine, Saint-Cyr okulu yatılı kız öğrencileri için Esther’i (1689) ve Athalie’yi (1691) yazdı. Tiyatroya düşman olan sofular Mme de Maintenon’a baskı yaparak bu oyunu oynattırmadılar. Provalar durduruldu, Racine de bundan böyle dinî trajediler yazmaktan vaz geçti. Artık koyu bir hıristiyan gibi yaşamağa başlayan yazar yalnız çocuklarının eğitimiyle ilgilendi. Louis XIV ona yakınlık gösteriyordu. Ama şair, Port-Royal’e bağlılığını saklamıyordu. Büsbütün gözden düşmemişti ama itibarı azalmıştı. 1698′de hastalandı ve 21 nisan 1699′da öldü. Tiyatro eserleri, bütünüyle ele alındığında Racine’in, Corneille ile Quinault arasında kendine özel bir yol bulmak çabasında olduğu görülür. Corneille 1660′tan sonra, aşkın hür ve kahramanca bir duygu olarak ikinci plana atıldığı, buna karşılık ahlâkî ve siyasî düşüncenin ağır bastığı bir trajedi anlayışını benimsemişti.
Buna karşılık Quinault, duygusal olmayan her çabayı küçümsüyor, aşkı karşı konulmaz, akıl dışı, coşkun ama kısır bir tutku sayıyordu. Racine ise tutkuyu, insanları cinayete ve ölüme kadar sürükleyen bir şer kuvveti olarak görür, öte yandan, trajedilerinde diyalogu Corneille veya Quinault gibi ele almaz. Corneille diyaloguna ahlâkî özdeyişler, manevî hayatla ilgili genel gerçekler, serpiştirmeğe meraklıdır. Quinault’nun trajedileri aşk üstüne söylenmiş vecizelerle süslüdür. Racine’in diyalogu ise, kişilerin birbirlerini yumuşatmağa veya yararlanmağa çalıştıkları bir çeşit karşılıklı çalışmadır.
Racine trajedisinin bu genel niteliklerine, Andromaque’tan Phedre’e kadarki eserlerinde belirli bir şekilde gelişen özellikleri de eklemek gerekir. Başlangıçta, yunan etkisinden çok latin etkisi altındadır. Andromague’ının konusunu Euripides’den değil Vergiliuş’tan almıştır. Britannicus ile Berenice’î yazdığında trajedi anlayışı Corneille’inkinden pek farklı değildi. Fakat Mithridate ile başlayan bir gelişme, İphigenie’de daha da belirgin bir hale geldi ve Phedre’de tam bir olgunluğa ulaştı. Racine yunan trajedisine döndü ve tanrıların hükmettiği kutsal dram havasını buldu. Tenkitçiler her zaman Racine’in sanatındaki olgunluğa, klasik trajedi kurallarına uymaktaki rahatlığına ve en ufak bir yanlışa bile düşmeyişindeki ustalığına hayran olmuşlardır. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACİNE (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RACHİLDE
Tarih 17 Haziran 2009
RACHİLDE (Marguerite EYMERY, Madam Alfred VALETTE — denir), fransız kadın yazar (Chateau l’Eveque, Dordogne 1860 -Paris 1953). Adı sembolizmin ve Mercure de France dergisinin tarihine bağlıdır. Bu derginin yöneticisi Alfred Valette ile evlendi. Birçok roman, deneme ve az rastlanılır ruh halleri konusunda incelemeler yayımladı.
Başlıca eserleri: Monsieur Venüs (Bay Venüs) [1889]; Les Hors-Nature (Tabiat Dışı’lar) [1897]; Le Meneur de Louves (Kurt Sürücüsü) [1905]; Le Tour d’Amour (Aşk Kulesi) [1914]; Le Grand Seigneur (Büyük Senyör) [1922]; Alfred Jarry ou le Surmâle des Lettres (Alfred Jarry veya Edebiyatın Üstün Erkeği) [1928]; Mon Etrange Plaisir (Garip Zevkim) [1934]; Face a la Peur (Korkuyle Karşı Karşıya) [1942]. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACHİLDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rabouilleuse (LA)
Tarih 17 Haziran 2009
Rabouilleuse (LA) ou le Menage de Garçon (Bulanık Suda Avlanan Kız veya Bekâr Evi). H. de Balzac’ın romanı (1842) [Scenes de la Vie de Province: les Celibataires] (Taşra Hayatından Sahneler: Bekârlar). Dul Agathe Bridau’nun iki oğlu vardır, bunlardan biri yarım maaşla emekliye ayrılmış bir yarbay olan Philippe’tir.
Ayrıca bir de İssoudun’da yaşayan çok zengin kardeşi vardır. JJ. Rouget adındaki bu kardeş hem hizmetçisi, hem metresi olan la Rabouilleuse (uzun zaman balıkçıların hizmetinde suları karıştırma görevi yaptığından «Karıştırıcı» adını almıştır) adlı bir kadının eline kalmıştır. Hizmetçi, çok sevdiği dostu Maxime Gillet ile işbirliği yaparak yaşlı bekârın mirasına konmak hevesine kapılır. İssoudoun’da yaşamağa mecbur edilen Philippe, bekâr amcasının evini bir düzene sokar, Maxime’i de bir düelloda öldürür.
Flore’u amcasıyle evlenmeğe zorlar. Aşırı davranışlara ittiği amcasının ölümünü çabuklaştırır. Sonra Flöre ile evlenir, kadını sefahat hayatına sürükler ve ölüme terk eder. Böylece dayısının servetini ele geçirerek zengin olur. Bu romanda, yarım aylıkla görevden uzaklaştırılmış insanların; amaçlarına ulaşmak için her şeyi yapmayı göze almış «işsizlik şövalyeleri’nin büyük bir kalabalık teşkil ettikleri Restorasyon devrindeki taşra hayatı başarıyle canlandırılmıştır. E. Fabre bu romandan bir oyun (1903), Lous Daquin de bir filim yaptı (1960). [L]
RABT i. Bk. RABIT.
RABTİYE i. Bk. RAPTİYE.
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rabouilleuse (LA) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABOU (Charles)
Tarih 17 Haziran 2009
RABOU (Charles), fransız yazarı (Paris 1803 – ay.y. 1871). Balzac’ın dostuydu; onunla birlikte çalıştı. Balzac, ölmeden önce, Rabou’yu yarım kalmış romanlarını tamamlamakla görevlendirdi: Le Depute d’Arcis (Arcis Milletvekili) [1854], Le Comte de Sallenave (Sallenave Kontu) [1855]» La Famille Beauvisage (Beauvisage Ailesi) [1855], Les Petits Bourgeois de Paris (Parisli Küçük Burjuvalar) [1856-1857]. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABOU (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABİRİUS (Caius)
Tarih 17 Haziran 2009
RABİRİUS (Caius), romalı şövalye (M.ö. I. yy.). Aristokrasi taraflısıydı. 63′te halkın itibarını arttırmayı ve pleb tribunusluğunu desteklemeyi arzulayan Sezar’ın kışkırtmasıyla, 1OO’de işlenen L. Apuleius Saturninus cinayetine katılmakla suçlandı. Mahkûm edildi, halk karşısında, yargıtayda Hortensius ile Cicero tarafından savunuldu (M. V. 63) ve son anda praetor Metellus sayesinde affedildi. Cicero’nun savunması günümüze kadar gelmiştir (Pro Rabirio). [L]
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABİRİUS (Caius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABİE (Jan Sebastian)
Tarih 17 Haziran 2009
RABİE (Jan Sebastian), afrikaanca yazan güney afrikalı yazar. (George, Kap ili 1920). Sartre ve Camus’yü çevirdi. Sosyal konuları işleyen romanlar yazdı (Ons die Afgod, 1958; Bolandia, 1964). [L]
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABİE (Jan Sebastian) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rabia
Tarih 17 Haziran 2009
Rabia, Halide Edip Adıvar’ın Sineklibakkal romanının kadın kahramanı.
İstanbul’un yoksul mahallelerinden Sineklibakkal’da yaşayan Rabia, bakkal ve ortaoyunu sanatçısı Tevfik’in kızıdır. Annesiyle babası ayrıldığı için, mahalle imamı büyükbabası tarafından yetiştirilir. Sesi güzel olan Rabia hafız ve mevlitçi olur. Abdülhamid II’nin zaptiye nazırı Selim Paşa ile karısı Sabiha Hanımın himayesini görür; onların konağında alaturka musiki dersi alır. Paşanın oğlu Hilmi ile Tevfik, «genç türkler»in istibdat yönetimine karşı giriştikleri çalışmalardan dolayı Şam’a sürüldükten sonra Rabia babasının dükkânını işletir. Selim Paşanın konağında Hilmi’ye piyano dersi veren, daha sonra da islâm dinine girerek Osman adını alan italyan Peregrini ile evlenir. Meşrutiyet’in ilânı üzerine sürgünden dönen babası, eşi ve yeni doğan çocuğuyle mutluluk içinde yaşar.
Rabia, yerli hayatın ve göreneklerin ayrıntılarıyle canlandirıldığı eserde türk ve islâm dünyasının değerlerini temsil eder. Peregrini ile evlenmesi, Batı’nın akliyle Doğu’nun iç zenginliğinin sentezine işaret sayılır. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rabia hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABELAİS (François)
Tarih 17 Haziran 2009
RABELAİS (François), fransız yazarı (La Deviniere, Chinon yakını 1494′e doğr. – Paris 1553). Babası Chinon krallık mahkemesinde avukattı.
Rabelais, 1520′de Fontenayle-Comte’daki Puy-Saint-Martin manastırında kaldı. Burada Pierre Amy ile Yunanca çalışıyor, o arada da Guillaume Bude ile mektuplaşıyordu. Papa Clemens VII’nin izniyle, 1524-1525′te benedikten tarikatına girdi. Burada fikir çalışmaları için elverişli bir sığınak bulacağını umuyordu. Manastırın başrahibiyle Poitou ve Perigord’u, sonra da Liguge’yi ziyaret etti.
1527 Başlarında papazlıktan ayrıldı, en ünlü üniversite şehirlerini dolaştı ve 17 eylül 1530′da Montpellier Tıp fakültesine yazıldı, burada büyük bir ün kazandı. Para sıkıntısı yüzünden, Lyon’a giderek, henüz doktor unvanını almamış olduğu halde Pont-du-Rhöne hastahanesinde hekimliğe başladı. Bir fikir ve yayın merkezi olan bu şehirde 1532′de Hippokrates’in AphorismoVsini (özlü Sözler), sonra da büyük eserinin ilk kitabı olan Horribles et Epouvantables Faits et Prouesses du tres Renomme Pantagruel’i (Çok ünlü Pantagruel’in Korkunç ve ürkütücü Marifetleri ve Kahramanlıkları), yayımladı. Yeni koruyucusu Paris piskoposu ve diplomat Jean du Bellay, Roma’ya görevli giderken Rabelais’yi de hekim olarak yanında götürdü.
Rabelais, Lyon’a dönüşünde, Pantagruel’in gördüğü ilgiden cesaret alarak, ekim 1534′te Vie tnestimable du Grand Gargantua, Pere de Pantagruel’i (Pantagruel’in Babası Koca Gargantua’nın Paha Biçilmez Hayatî) çıkardı. 1535′te Lyon’dan ayrılarak Jean du Bellây ile yeniden İtalya’ya gitti fakat bu arada Lyon’daki görevine son verilmişti; kardinal Saint-Maur- les -Foses Piskoposluk meclisinde ona bir üyelik maaşı bağladı.
Bundan sonraki on yılını (1536-1546) Rabelais hekimlik yaparak ve maceralı bir hayat sürerek geçirdi. 1597′de Montpellier’de doktor unvanını aldı, sonra kralın çevresine kabul edildi ve resmî bir şahsiyet oldu. Kardinalin kardeşi Guillaume du Bellay, Piemonte’ye gittiği sırada (1540), Rabelais hekim olarak onun yanında bulundu. Langey senyörünün ölümünden sonra, Krallık divanına danışman tayin edildi ve Poitou’ya yerleşti. 1546 Başlarında Tiers Livre des Faicts et Dicte Heroigues du Noble Pantagruel’i (Asil PantagrueJ’in Kahramanca İşleri ve Sözlerinin üçüncü Kitabı) Navarra kraliçesi Marguerite’e armağan etti. Sorbonne, bu kitabın «çeşitli sapık görüşlerle dolu» olduğunu öne sürdü ve önceki eserleri gibi bu eserini de suçladı. Rabelais, Metz’e kaçarak, yeni bir görevle Roma’ya gönderilen Jean du Bellay’ye katıldı. Lyon’dan geçerken Quart Livre de Pantagruel’i (Pantagruel’in Dördüncü Kitabı) yayımlattı (1548).
Bu eserin devamı ancak 1552′de çıktı. Rabelais, hayatının son iki yılında, Du Bellay’nin koruyuculuğu sayesinde Meudon’da papazlık yaptı. Bu neşeli papaz, vaktinin çoğunu Paris’te geçiriyor ve sık sık «sağlık cenneti» adını verdiği Saint-Maur-les-Fosses’ye gidiyordu, ölümünden dokuz yıl sonra, Cinguieme Livre de Pantagruel’in (Pantagruel’in Beşinci Kitabı) ilk bölümleri Ulsle Sonantc adiyle yayımlandı. Bu eserin tamamı 1564′te Lyon’da çıkmıştı. Yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu kitabın gerçekliği üstünde şüpheler belirdi. Ancak eser, Rabelais’ye maledilebilecek bir çaptadır. Ronsard, Rabelais’yi kendini içkiye vermiş ayyaş olarak tanıtır. Hakkında söylenenler, onun gerçek kişiliğini uzun süre gölgelemiştir. Rabelais XVII. ve XVIII. yy.da da okunmuştur. Oysa, o sıralarda rönesans eserleri gerektiği gibi değerlendirilmiyordu. Bundan ötürü bu çağlarda Rabelais’nin sadece açık saçık anlatımına önem verildi. Onu «fransız edebiyatının yaratıcısı» sayarak gerçek yerine oturtan Chateaubriand’dır.
Rabelais’de, XVI. yy.ın ilk yarısındaki hümanistlere özgü, doymak bilmeyen bir öğrenme isteği vardı. Gargantua’sı ve Pantagruel’i zamanın bütün büyük meselelerini alaycı bir biçimde dile getirmek için kullandığı birer araçtır. Rabelais, okurundan, eserindeki «özlü ilik»i çıkarmasını ve fanteziler ardındaki derin düşünceye varmasını bekler. Bu düşüncenin temel özelliği, ortaçağ zihniyetine karşı bir tepki olmasıdır: Rabelais, Hıristiyanlığın inr san bedenini hor görmesinden ve bâtıl inançlardan nefret eder, eserinin her satırında insan yaratılışına ve insanlığı ileri götürecek olan bilime inancını belirtir. Kiliseye, skolastiğe, geleneksel eğitim metotlarına saygısızlığı reformların bir an önce uygulanmasını istemesindendir; ustası saydığı Erasmus gibi, Rabelais’yi de hiç biı kilise tutmamış, katoliklerce protestan dostu, protestanlarca da dinsiz sayılmıştı.
Gerçekte Rabelais, hiç bir kapıya kul olamayacak kadar düşünce hürriyetine bağlıdır: insanoğlunun türlü çılgınlıklarını hoş görmek ve derin bir iç huzura kavuşmak için başvurulacak tek kaynak onca akıldı. Kahkaha, onun elinde, hayal kırıklığının tek ilâcı olmuş, Theleme manastırının alınlığına yazdığı vecizeyle de, sağduyuya beslediği güveni belirtmişti.
Hikayeci olarak Rabelais, her şeyden önce eşsiztir usta, eşine az rastlanır bir kelime cambazıdır; ele aldığı her tipi canlandırma yı gözümüzün önünden gitmeyecek ayrıntıları bulup yerine oturtmayıbilir. Güldürme sanatının bütün inceliklerinden, bütün imkanlarından yararlanmakta ustadır: hele önsözlerinde ve halk hikâyelerindeki kelime cümbüşü insanı âdeta sarhoş eder.
Çağının toplumunu, bıyık altından gülerek gözümüzün önüne seriverir ve ölümsüz tipler yaratır (Panurge, Picrochole, Bridoie v.b.). Hicvinde kin değil, candan bir kahkaha, ince bir mizah ve coşkun bir neşe vardır. Bunca zamandıı bunca insanı büyüleyebilmesinin sırrını, gerçek ile hayali, kaba saba şakalar ile en ince mizahı bağdaştırmasında aramalıdır, öyle ki, onun deyimiyle «ayak takımı» da, «en seçkin aydınları» da bu eserde aradıklarını bulabilirler. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABELAİS (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABEARİVELO (Jean-Joseph)
Tarih 17 Haziran 2009
RABEARİVELO (Jean-Joseph), madagaskarlı şair ve yazar (Tananarive 1903-ay.y. 1937). On üç yaşında, genel kültürünü ve edebiyat bilgisini tek başına geliştirmek amacıyle öğrenimini yarıda bıraktı.
Hova dilini öğrendi; ayrıca fransızca ve ispanyolca da yazmağa başladı. Klasik türdeki eserlerden (La Coupe de Cendres [Küllerden Kadeh], 1924) sonra geleneksel nazım ölçüsünü bıraktı ve serbest nazım tarzını seçerek avrupa kültürünün mitleriyle ülkesinin geleneksel temalarım birleştirdi: Presque Songes (Düş gibi) [1934], Chants pour Abeone, Abeone İçin Şarkılar) [1934]. Sahne için, korolu bir kantat şeklinde, İmaitsoanala, Fille d’Oiseau (İmaitse anala, Kuşun Kızı) adlı bir eser yazdı; ama güç hayat şartlarına ve kızı Voahangy’nin ölümüne dayanamayarak intihar etti. Bir romanı (L’Aube Rouge [Kızıl Tanyeri]), bir şiir derlemesi (Trefles [Yoncalar]), bir madagaskar şiiri antolojisi, Vieilles Chansons de s Pays d’imerina (imerina Ülkelerinden Eski Şarkılar) [1939], günlüğü (Calepins Bleus [Mavi Defterler]) ölümünden sonra yayımlandı. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABEARİVELO (Jean-Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABBATH MOAB
Tarih 17 Haziran 2009
RABBATH MOAB. Esk. coğ. Moab ülkesinde şehir, Roma devrinde Areopolis adiyle biraz önem kazandı. Kalıntıları Ürdün’de, Rabba’dadu. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABBATH MOAB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABAUD (Henri)
Tarih 17 Haziran 2009
RABAUD (Henri), fransız bestecisi (Paris 1873-ay.y. 1949). 1894′te Roma büyük ödülünü kazandı.
Roma’da bestelediği üç esere (ikinci mi minör senfoni; Lenau’nun Faustundan aldığı La Procession Nocturne [Gece Alayı], 1899; Eyyub oratoryosu), iki Rus Şarkısı Üstüne Divertimento’yu, Eyyub’un İkinci Kitabı Üstüne Şiir’i (1905) eklemek gerekir. Münih ve Bayreuth’e gitti, Wagner’den etkilenerek tiyatro için eserler yazmağa yöneldi: La Fille de Rolland (Rolland’ın kızı) [1904], Marouf, Savetier du Caire (Kahireli Kunduracı Maruf) [1914], L’Appel de la M er (Denizin Çağırışı) [1924], Rolande et le Mauvais Garçon (Rolande ve Bıçkın) [1949]. Ayrıca oda müziği, melodiler, bir XVI. yy. ingiliz Süiti, piyano ve orkestra için Prelüd ve Toccata v.b. besteledi. 1908-1918 Arasında Paris operasının orkestrasını yönetti. 1920-1941 Arasında da Paris konservatuvarında G. Faure’den boşalan müdürlük görevini üstüne aldı. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABAUD (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RABASA (Emilio)
Tarih 17 Haziran 2009
RABASA (Emilio), meksikalı romancı ve hukukçu (Ocozccoautla, Chiapas 1856-Mexico City 1878). Oaxa’da hukuk okudu, 1878′de mezun oldu.
Sancho Polo takma adıyle, XIX yy.ın ilk yarısındaki taşra hayatını canlı ve hoş bir biçimde, zaman zaman da etkileyici bir gerçekçilikle anlatan bir dizi roman yazdı: La Bola (yalan [1887]; La Gran Ciencia (Büyük Bilim) [1887]; El Cuarto Poder (Dördüncü Güç) [1888]; Moneda Falsa (Sahte Para) [1888]. Gençliğinden beri siyasetle ilgilendi, milletvekili, hâkim, vali ve senatör oldu. Ayrıca, anayasa hukukunda uzman olduğunu gösteren El Articulo XIV de. la Constitucîon (Anayasanın XIV. Maddesi) [1907] ve La Constitucîon y la Dictadura (Anayasa ve Diktatörlük) [1912] adlı eserleri yazdı. Rabasa sayesinde, Jose Joaquin Fernandez de Lizardi’nin kurduğu, gerçekçi «pikaresk» roman türü Mexico’da yeniden hayat buldu. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABASA (Emilio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAB
Tarih 17 Haziran 2009
RAB, ital. Arbe, Adriya denizinde yugos-lav adası, Velebit’in karşısında 92.4 km2; 7 200 nüf. Bağcılık. Zeytinlikler. Balıkçılık. Büyük turizm merkezi (yılda 20 000 turist gelir). Batı kıyısında Rab şehri 2 800 nüf. XII. yy.dan kalma katedral; roman üslûbunda güzel çan kulesi; XV. yy.dan kalma saraylar ve birçok ilgi çekici kilise. Sayfiye merkezi. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAABE (Wilhelm)
Tarih 17 Haziran 2009
RAABE (Wilhelm), alman yazarı (Eschers-hausen, Braunschweig, 1831-Braunschweig 1910). JACOB CORViNUS takma adiyle yayımladığı ilk romanı Die Chronik der Sperlinsgasse (Sperling Sokağı Kroniği) [1857] büyük ilgi gördü.
Asıl adiyle yayımladığı ikinci eseri Die Leute aus dem W aide (Vadideki İnsanlar) [1863] Goethe’nin Wilhelm Meister’inden ilham alınarak yazılmış sembolik bir romandır. Yazar, daha sonra, konusunu özellikle sıradan insanların hayatından ve onların göze çarpmayan günlük kahramanlıklarından alan romanlar ve küçük hikâyeler dizisine başladı. Bunlarda bazen, üçleme roman Aç Papaz (Der Hungerpastor) [1864], Abu elfan (1868) ve Schüdderump”ta (1870) olduğu gibi ağırbaşlı bir anlatım, bazen Deustcher Mondschein (Almanya’da Ay Işığı) [1873-1875] veya Horacker’de (1876) görüldüğü gibi duygulu bir nüktecilik, bazen de Stopfkuchen’de (1891) olduğu gibi, bireyin kaderini doğuran insan ruhunun derinliklerine doğru yöneliş göze çarpar. Raabe’in Des Reiches Krone (İmparatorluk Tacı) [1873] gibi tarihî hikâyeleri de vardır. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAABE (Wilhelm) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİRİS
Tarih 17 Haziran 2009
QUİRİS i. (lat. k.). Esk. Rom. Başlangıçta, silâh taşıma hakkı olan vatandaş. || Romada oturan vatandaş. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİRİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİRİNUS
Tarih 17 Haziran 2009
QUİRİNUS, eski roma tanrısı. Servius’a göre barışçı bir Mars idi.
Eski bir tarihte Jupiter-Mars-Quirinus üçlüsündendi. Romulus’a benzetme yoluyle «Romulus Quirinus» adı verildi. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİRİNUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quirinale tepesi
Tarih 17 Haziran 2009
Quirinale tepesi, Roma’nın tepelerinden biri, adını Mars ile eşdeğerli olan ve Romulus ile bir tutulan Sabin tanrısı Quirinus’tan aldı; tepede bir revakla çevrili çok eski bir Romulus tapınağı vardı. Servius’un semtlere bölmesinden önce Collis (tepe) denen Quirinale tepesi, Augustus zamanında VI. bölge haline getirildi ve Alta Semita adını aldı. Sallustus bahçeleri bu tepedeydi; Diocletianus ve Constantinus hamamları da burada inşa edildi. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quirinale tepesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quirinale sarayı
Tarih 17 Haziran 2009
Quirinale sarayı, Roma’da saray. Yapımı 1574′te Flaminio Ponzio’nun planlarına göre başladı, mimar Mascherino ve D. Fontana tarafından tamamlandı; saray, önce Maderno, sonra da Bernini ve Ferdinando Fuga tarafından genişletildi. Büyük avlusu üç taraftan kırk dört direkli bir revakla çevrilidir. Cepheyi meydana getiren dördüncü taraf, dor üslûbundadır ve bir saatle süslenmiştir. Dipteki merdiven, Melozzo da Forli’nin freskleriyle, Regia salonu Giovanni Lanfranco ve Carlo Saraceni’nin freskleriyle süslüdür. Sarayın arkasında, içinde Fuga’nın yaptığı küçük tapmağın bulunduğu geniş bahçeler uzanır. Eskiden papaların, sonra da kralın (1870) yazlık yerleri olan Quirinale bugün, cumhurbaşkanının yazlık sarayıdır. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quirinale sarayı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quirinale meydanı
Tarih 17 Haziran 2009
Quirinale meydanı, Roma’da meydan. Dioskuros heykelleriyle süslüdür (bu heykeller Constantinus hamamlarındaki yunan eserlerinin Romalılar tarafından yapılmış birer kopyasıdır). Dikilitaş Augustus’un mezarından, havuz ise Forum’dan getirilmiştir. Meydan Quirinale sarayı önünde uzanır. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quirinale meydanı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADULESCU-MOTRU (Constanttn)
Tarih 17 Haziran 2009
RADULESCU-MOTRU (Constanttn), romanyalı filozof (Butoeşti, Mehedinti 1868-öL 1957).
Bükreş üniversitesinde ders verdi; Studii Filosofice (Felsefe İncelemeleri) adlı dergiyi yönetti (1897); uzun süre, bilimsel felsefe akımlarını Romanya’da yaymağa çalıştı. Kant’ın felsefesini tenkit ederken W. Wundt’un felsefesinin çeşitli yönlerinden yararlandı.
Başlıca eserleri: Zur Entwicklung von Knats Theorie der Naturcausalitat (Kant’da Tabiatın Nedensellik Nazariyesinin Gelişmesi Üstüne) [1893], Personalismul Energetic (Enerjik Kişilik) [1912], Puterea Sufleteasca (Tanrısal Güç) [1908], Elemente de Metafizica (Metafiziğin Unsurları) [1912], Curs de Psihologie, (Psikoloji Dersleri) [2. baskı, 1929]. (M)
RADULFE. Bk. FRECULFE.
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADULESCU-MOTRU (Constanttn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADOUX (Tean Theodore)
Tarih 17 Haziran 2009
RADOUX (Tean Theodore), belçikalı besteci (Liege 1835-ay.y. 1911). Liege konservatuvarında Daussoigne-Mehul’den ders gördü, bir yandan besteye çalışırken öte yandan fagot dersleri verdi.
1859′da Serseri Yahudi adlı kantat’ı ile Roma Birinci ödülünü aldı, 1872′de Liege konservatuvarının yönetmenliğine getirildi. Tiyatro müziği (Le Bearnais [Bearn'lı Adam], 1868; La
Coupe Enchantee [Sihirli Çanak], 1871; Andre Doha [Andrea Doria]), lirik şiirle; (Cain [Kabil]; Patria [Vatna]), bir senfonik şiir (Godefroy de Bouillon), birçok kantat besteledi, ve Henrı Vieuxtemps, Sa Vie et Ses Oeuvres (Henri Vieuxtemps, Hayatı ve Eserleri) [1861] adlı bir kitap yazdı.
— Oğlu Charles (Liege 1877-ay.y. 1952), Liege konservatuvarında okudu, 1907′de Roma Büyük ödülünü kazandı. Liege konservatuvarında armoni öğretmenliği yaptı, Belçika müzik okulları müfettişliğine ve Liege’de Gretry müzesi yönetmenliğine getirildi; bir opera (Oudelette, 1912), bir senfoni (Halewyn’in Şarkısı), Visions d’ltalie (İtalya’dan Görüntüler), koro eserleri, çalgı ve ses parçaları besteledi. (L)
RADOVANO. Bk. radoano.
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADOUX (Tean Theodore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADO (Antal)
Tarih 17 Haziran 2009
RADO (Antal), macar edebiyat tarihçisi ve şairi (doğ. Mor 1862). Uzun süre İtalya’da yaşadı ve italyan edebiyatıyle ilgili birçok eser yazdı: Az Olasz irodalom Törtenete (İtalyan Edebiyatı Tarihi) [2 cilt, 1896], Goldoni es Alfieri (1897), Dante (1907). Ayrıca Romai Ritmusok (Roma Ritimleri) [1906] adlı bir şiir kitabı yayımladı. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADO (Antal) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEİROS (Jose Maria eça de)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEİROS (Jose Maria eça de), portekizli yazar (Povoa da Varzim 1845 – Paris 1900). 1873′ten sonra diplomatik mesleğine girdi. Edindiği tecrübeleri ve yaşantılarını portekiz edebiyatında gerçekçi türün en iyi örnekleri olan romanlarında dile getirdi: O Crime do Padre Amaro (Amaro Babanın Cinayeti) [1875]. O Primo Basilio (Kuzen Basilio) [1878], Â Reliquia (1887), Os Maias (Mayalar) [1888], A Cidade e as Serras (Şehirler ve Dağlar) [1901]. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEİROS (Jose Maria eça de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUATUORVİR
Tarih 16 Haziran 2009
QUATUORVİR i. (quatuor, dört ve vir adam’dan lat. k.). Roma’da, dört üyeli bir kurulun üyelerine verilen ad.
—ANSKL. Rom. tar. Çeşitli quatuorvir’ler vardı: koloni ve municipium quatuorvirleri (bu bölgelerin en yüksek adalet ve emniyet görevlileriydi), «yol quatuorvîrleri» (viis purgandis), para basımıyle görevli «para quatuorvirleri» (auro argento aere flando feriundo). [L]
QUAY (Jan Eduard De). Bk. de quay.
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUATUORVİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quasimodo
Tarih 16 Haziran 2009
Quasimodo, V. Hugo’nun Notre-Dame de Paris adlı romanının kişisi. Katedralin zangoçudur; kambur, tek gözlü, sağır, koca kafalı, ağzı çarpık, yüzü siyillerle dolu olmakla birlikte çok ince ve duyguludur. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quasimodo hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUARTARİUS
Tarih 16 Haziran 2009
QUARTARİUS i. Metrol. Roma’da sıvılar için kullanılan eski hacim ölçüsü birimi. (Sextarius’un dörtte biri, yani yaklaşık olarak 0,137 litre değerindeydi.) [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARTARİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUASİMODO (Salvatore)
Tarih 16 Haziran 2009
QUASİMODO (Salvatore), italyan şairi (Siracusa 1901 – Napoli 1968). Yoksul bir aileden geldiği için, öğrenimini çok erken terk etmek zorunda kaldı.
1921′de Roma’da, kendi kendine Yunanca ve Latince öğrendi. Görevli olarak İtalya’da seyahat etti; sonunda Milano’ya yerleşti. Giuseppe Verdi konservatuvarında italyan edebiyatı profesörü oldu ve Milano’nun günlük bir gazetesinde tiyatro tenkitleri yazdı. Anlaşılması güç bir şairdir. Gerçeği efsane şekline sokan hayallerinin arkasında kederli bir karamsarlık sezilir.
Başlıca şiir kitapları: Acqua e Terre (Su ve Topraklar) [1930], Oboe Sommerso (Batmış Obua) [1932], Giorno Dopo Giorno (Günler Geçtikçe) [1946], La Vita non e Sogno (Hayat Bir Rüya Değildir) [1949], La Terra impareggiabile (Eşsiz Toprak) [1958] (1959 Nobel Edebiyat armağanı). [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUASİMODO (Salvatore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUAESTOR
Tarih 16 Haziran 2009
QUAESTOR i. (lat. k.). Rom. tar. özellikle malî görevlerle yükümlü magistratus.
— ANSiKL. Başlangıçta sadece konsüllerin yardımcısı olan iki guaestor, konsüller tarafından, patrici sınıfından seçilirdi. Bunlar M.Ö. V. yy.da magistratus oldular ve comicia tributa’lar tarafından seçildiler. Sayıları dörde çıkarıldı ve pleb sınıfına da quaestorluğa seçilme hakkı tanındı. O tarihten sonra, suçların soruşturmasıyie ve amme hazinesinin yönetimiyle görevli iki şehir quaestoru ile, konsüllerle birlikte orduya katılan, orduda ödemeleri yapan, aylıkları dağıtan ve ganimetten amme hazinesinin payına düşen kısmın satışını yapan iki askerî quaestor ayırt edildi.
Askerî quaestor ayırt edildi. Askerî quaestor’lar, ordu kumandasında, konsüllerin yerini de tutabiliyorlardı. Yeni teşkilâtlandırılan roma deniz kuvvetlerinin yönetimi ve kıyı zabıta işleriyle yükümlü yeni donanma quaestorluğu’nun kurulması quaestor’ların sayısının sekize çıkmasına yol açtı (M.Ö. 267). Valiler nezdine, eyaletlerin malî durumunu yönetmek ve askerî quaestor’lar gibi şehir quaestor’larına hesap vermekle görevli quaestor’lar gönderilmesi kararlaştırılınca, bu görevlilerin sayısı yirmiyi buldu (M.Ö. 81). Quaestor sayısının artırılmasının bir sebebi de, bazı kimselerin senatoya girmelerini kolaylaştırmaktı; gerçekten de o tarihten itibaren quaestor’lar, cursus honorum’un gerektirdiği diğer görevlerde bulunmadan doğrudan doğruya senatoya geçebiliyorlardı. Sezar tarafından sayıları kırka yükseltilen (M.Ö. 45) quaestor’lar, Augustus tarafından tekrar yirmiye indirildi, imparatorluk devrinde, senato tarafından seçilen quaestor’lar yetkilerini, yavaş yavaş imparatorun seçtiği memurlara kaptırdılar. Bununla birlikte eskiden aedilislerin elinde olan oyunları düzenleme yetkisi onlara verildi. Constantius tarafından ihdas edilen (M.S. 372) saray quaestor’u, senatoda ve ruhban meclisinde imparatorun sözcüsüydü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAESTOR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUADUS’LAR
Tarih 16 Haziran 2009
QUADUS’LAR, lat. Quadi„ Esk. coğ. Sarmatlarla akraba germen halkı. Bugünkü Moravya’da yaşayan Quadus’ların bölgeye Keltlerden sonra yerleştikleri sanılır. Romalılarla başlangıçta barışçı ilişkiler kuran (özellikle Tiberius zamanında) Quadus’iar, Marcus Aurelius ve Commodios zamanında Markomanların safında Romalılara karşı savaştılar.III. ve IV. yy.da çeşitli istilâcı dalgalara katıldılar. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADUS’LAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUADRİGA
Tarih 16 Haziran 2009
QUADRİGA i. (lat. k.). Esk. çağ. önüne dört at koşulan iki tekerlekli araba.
— ANSîKL. Quadriga, eskiden Doğu’da, özellikle de Yunanistan ile Roma’da kullanılırdı. Eski Yunan’da quadriga yarışları olimpiyat oyunları programında yer alır, Roma’da zafer kazanan kumandan şehre beyaz atlar koşulmuş bir quadriga ile girerdi. Arka yanı açık olan araba çeşitli süslerle donatılırdı. Ortadaki atlar arabanın okuyle birbirinden ayrılır, öbür iki at ise arabaya yalnız koşum kayışıyle bağlanırdı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADRİGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quadrifrons
Tarih 16 Haziran 2009
Quadrifrons («dört yüzü olan»), Romalıların dört yüzlü terminus’lara verdikleri ad. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quadrifrons hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUADRELLİ (Emlio)
Tarih 16 Haziran 2009
QUADRELLİ (Emlio), italyan heykeltıraşı (Milano 1863-ay.y. 1925). P. Calvi ve F. Barzaghi’nin öğrencisiydi.
Başlıca eserleri: Hâkim Düşünce (Roma, Modern Sanat galerisi), Ugo Foscolo (Milano, Castello Sforzesco); birçok portre. Roma’daki Vittorio Emanuele anıtının süslemelerinde çalıştı. Vergilius’un dev bir heykelini yaptı (bu heykel şairin Mantova’daki mezarındadır). [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADRELLİ (Emlio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUADRANS
Tarih 16 Haziran 2009
QUADRANS i. Roma as’ının üç ons değerindeki askatı. (Başlangıçta 68,25 gr değerindeydi; ağırlık ölçüleri sisteminde değeri gittikçe azalarak M.ö. I. yy.da 3,4 gr’a kadar düştü.) [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADRANS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius), Roma imparatoru (öl. Aquileia 270). Kardeşi Claudius II’nin ölümü üzerine, askerleri tarafından imparator ilân edildi. Kendisine karşı Aurelianus imparator ilân edilince, Quintillus birkaç gün hüküm sürdükten sonra intihar etti. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTİLİUS VARUS (Publius)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNTİLİUS VARUS (Publius), romalı general (M. ö. 50′ye doğr. – Teutoburg ormanı M. S. 9). 22 Yılında Akhaia’da quaestor, 16 yılında Asya’da prokonsüllük valisi, 13 yılında konsül, sonra Afrika’da prokonsül oldu.
M.ö. 4′teki yahudi ayaklanmasını bastırdı. M.S. 6′da Germania’da papalık valisi oldu: memleketi düzene sokmağa çalıştı, fakat aşırı vergiler koyması yüzünden tam anlamıyle kontrol altına alamadığı bu savaşçı halkın düşmanlığına yol açtı. Arminius adlı romalılaşmış bir germen, Teutoburg ormanında Varus ve kıtalarına yollarını şaşırttı. Varus âsi germenlerin saldırısına uğradı. Lejyon askerlerinin hepsi öldürüldü. Bu olay, Roma için unutulmaz bir yıkım oldu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİUS VARUS (Publius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTİLİUS
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNTİLİUS, eski romalı bir aile üyelerinin taşıdığı ad; bunlardan Varus, en tanınmış dalı meydana getirdi. Appia yolu üzerindeki villalarından çok önemli kalıntılar kalmıştır. Bu villa Commodus tarafından ailenin elinden zorla alınmıştı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTİLİS
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNTİLİS i. (lat. k.). Rom. tar. Romalıların Sezar’ın takvim reformundan önce temmuz ayına verdikleri ad (Reformdan sonra Julius). [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius), romalı hatip (Calagurris Nassica [bugün Calahorra] 30′a doğr. – öl. 100′e doğr.), Babasının hatiplik yaptığı şehir Roma’da okudu. Sonra her halde Galba ile birlikte ispanya’ya döndü.
Galba imparator olunca, onunla birlikte tekrar Roma’ya gitti, avukat ve profesör olarak büyük ün kazandı. Yirmi yıl süreyle, Vespasianus tarafından kurulan resmî öğretim merkezlerinde profesörlük yaptı. Domitianus’un küçük yeğenlerini yerleştirmekle görevlendirildi, uğradığı felâketlere rağmen (karısının ve küçük yaşta iki oğlunun ölümü), bu görevde canla başla çalıştı. On iki ciltlik De İnstitutione Oratoria (Bir Hatibin Yetişmesi Üstüne) adlı eserinde, geleceğin hatibi için bebeklikten başlayan bir eğitim programı tasarladı.
Eser, edebî bakımdan olduğu kadar pedagoji bakımından da ilgi çekicidir. Quintilianus, Seneca’nın öncülüğünü yaptığı yeni edebî akımlara karşı tepki gösterdi. Uzun süredir modası geçmiş olan Cicero’yu övüyor ve ona gerçek değerini veriyordu. Fakat, Roma’daki sosyal ve siyasî gelişmelerden sonra, artık belagatın değeri kalmadığını ve belagat üzerine kurulu Cicero anlayışında bir eğitimin geçerli olamayacağını anlamıyor du. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTANAR DE LA ORDEN
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNTANAR DE LA ORDEN, İspanya’da şehir, Castilla la Vieja’da (Toledo ili), Mancha’da; 10 000 nüf. Kumaş fabrikası. Peynir, şarap ve rakı imalâtı. Cervantes’in Don Kişot romanında adı geçen birçok yer, şehrin dolaylarındadır. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTANAR DE LA ORDEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNTA (Claudia)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNTA (Claudia), romalı vesta rahibesi. Appius Claudius’un soyundandı; hayatı efsanelere konu oldu. Yaşama tarzı pek beğenilmiyordu, o da buna bir mucizeyle karşılık verdi: M.ö. 217′de Hannibal italya’yı yakıp yıkıyordu; Cumae’deki kâhin kadın, Romalılara, Pessinus’tan Kybele’nin amblemi olan siyah taşı getirtmelerini öğütledi; bunu taşıyan gemi Tiber nehri kıyılarında karaya oturdu. Kâhinler gemiyi ancak bir bakirenin yerinden oynatabileceğini bildirdiler; Claudia kemerini çözerek rahataça gemiyi denize indirdi. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTA (Claudia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNQUATRİA veya QUİNQUATRUS
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNQUATRİA veya QUİNQUATRUS i. (quinque, beş ve quator, dört’ten lat. k.). Romada Minerva şerefine ilkbaharda kutlanan ve beş gün süren (19 mart – 23 mart) bayram. || Küçük quinquatria’lar, Minerva şerefine haziranın on üçüncü günü kutlanan bayramdır. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNQUATRİA veya QUİNQUATRUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNET (Marcel)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNET (Marcel), belçikalı besteci (Binche 1915). Roma ödülünü kazandı (1945). Brüksel konservatuvarında öğretmenlik yapmaktadır. Orkestra için biı divertimento (1945), La Vague et le Sillon (Dalga ve Iz) adlı bir kantat (1945), üfleme çalgılar ve orkestra için bir konçertino (1961), oda müziği, klavye için müzik ve orkestra için üç parça besteledi. (L) QUİNHON. Coğ. Bk. KUi NON.
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNET (Marcel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNET (Fernand)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNET (Fernand), belçikalı besteci ve orkestra yöneticisi (Charleroi 1898). Brüksel konservatuvarından viyolonsel ve armoni ödülü, La Guerre (Savaş) adlı kantatıyle de Roma ödülünü kazandı (1921). Sırasıyle Brüksel konservatuvarında armoni öğretmenliği, Charleroi ve Liege konservatuvarlarında yönetmenlik yaptı.
Başlıca eserleri: viyola ve piyano için bir sonat, Moralites Non Legendaires, Üç İbranî Şarkısı ve orkestra için üç parça. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNET (Fernand) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNCUNX
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNCUNX i. (lat. k.). Roma’da, beş ons veya as’ın on ikide beşi değerinde bakır para. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCUNX hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNCTİUS FLAMİNİUS (Lucius)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNCTİUS FLAMİNİUS (Lucius), romalı konsül (öl. M. ö. 170). 199′da praetor oldu. Makedonya savaşında Roma donanmasına kumanda etti ve birkaç muharebe kazandı (198-195). 192′de konsül oldu; Galya’ya bazı seferler yaptı. 184′te işlediği cinayetleri ve ahlâksızlığı yüzünden censor Ca-to tarafından senatodan kovuldu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS FLAMİNİUS (Lucius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNCTİUS CİNCİNNATUS (Lucius)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNCTİUS CİNCİNNATUS (Lucius), törelerinin sadeliği ve sertliğiyle ün kazanmış romalı (M. ö 519′a doğr.). 460ta konsüllüğe getirildiğini müjdelemeğe gelen haberciler onu tarlasında çalışır buldular. 458′de dar bir boğazda Aequi’ler tarafından kuşatılan konsül Minucius’u kurtarmak için diktatör seçildi. Konsülü kurtardı ve zafer töreniyle karşılandı. Spurius Melius ile savaşmak üzere 439′da yeniden diktatör seçildi. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS CİNCİNNATUS (Lucius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus), romalı siyaset adamı (M. ö. V. yy.). Birçok defa konsül oldu. Aequi’leri ve Volsci’leri yendi. Antium’u aldı ve M. ö. 468′de zafer töreniyle karşılandı, içte ılımlı bir siyaset izledi. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNÇTİA ailesi
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNÇTİA ailesi, alba asıllı, eski roma patrici hanedanı.
Ünlü dalları: Capitolinus’lar (Barbatus’lar, daha sonra Crispinus’lar da dendi), Cincinnatus ve Flamininuslar. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNÇTİA ailesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYRROS II
Tarih 16 Haziran 2009
PYRROS II, Epir kralı (M. ö. 318′e doğr. -Argos 272), sürgünde yaşayan Epir kralı Aiakides’in oğlu. Çocukluğunu İllyria kralı Glaukias’ın yanında geçirdi.
Daha sonra Demetrios Poliorketes’in öğrencisi oldu ve onun yanında İpsos’ta savaştı (301). Epir’e döndü (297), İktidarı rakibi Neoptolemos ile paylaştı, sonra onu zehirleyerek tek başına kral oldu. İyi bir general olan Pyrros, başarısz bir siyasetçiydi. Poliorketes’e karşı Trakyalı Lysimakhos ile birleşti; 287′de Makedonya’yı onunla bölüştü ama, payını ortağına kaptırdı (284); Sicilya’yı, İtalya’yı ve Afrika’yı fethetmek hevesine kapıldı. 281 Yılı ilkbaharında, Roma’ya karşı savaşan Taras’ların yardım çağrısına uyarak İtalya’ya çıktı. 280′de, çok kanlı bir seferden sonra Herakleia’da, fillerinden ürken roma lejyonlarına karşı kesin bir zafer kazandı.
Anlaşma yapmayı geciktirdi. Daha sonra Roma’ya yaklaştı, ardından Sicilya’ya geçti, Kartacalıları kaçırdı, ama haksız vergilerle halkı bezdirdi. Paralı askerler tutup İtalya’ya döndü; epirli askerleri iyice kırılmıştı. 275′te Benevento yakınında yaptığı önemsiz bir çarpışma sonunda, gemilerine binerek ayrılma kararı aldı. Daha sonra Makedonya’yı istilâ etti, Peloponnesos’a geçti; Argos’ta, bir sokak savaşında öldü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRROS II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYRROS
Tarih 16 Haziran 2009
PYRROS. Yun, mit. Akhilleus ile Deidameia’nın oğlu Neoptolemos’a sonraları verilen ad. Akhilleus’un ölümünden sonra dövüşmek üzere Truva’ya gitti. Limni’de (Lemnos) Philoktetes’i yanına aldı. Birçok başarılı savaş verdi, Priamos ve Astyanaks’ı öldürdü. Tutsaklar arasında Andromakhe kendi payına düştü. Pyrros, Helenos ile birlikte, karayoluyle Yunanistan’a döndü ve Epir krallığını kurdu. Epir’e yerleşmesiyle ilgili efsaneler birbirinden farklıdır. Andromakhe’yi kıskanan karısı Hermione’nin kışkırtmasıyle Delphoi’de Orestes tarafından öldürüldü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRROS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PYRGİ
Tarih 16 Haziran 2009
PYRGİ. Esk. coğ. İtalya yarımadasında şehir, Tiren denizi kıyısında. Caere’nin (bugün Cerveteri) limanıydı.
Bir Leukothea (Mater Matuta) tapınağının bulunduğu şehir, M. ö. II. yy.da bir roma kolonisiydi. Bugün Civitavecchia yakınında Santa Severa. Şehirde 1957′den beri yapılan kazılarda iki büyük tapınağın (M. ö. VI.-V. yy.) temelleri ortaya çıkarıldı. Bu tapmaklardan birinde (üç cellae’li tipik bir etrüsk yapısı) atina ve syrakusai gümüş paralarıyle birçok yontulmuş ve boyanmış pişmiş toprak bulundu. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRGİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNARİUS
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNARİUS i. Nümism. 5 As değerinde roma sikkesi. (Altın quinarius, Sezar zamanında basılmağa başlandı: yarım aureus değerindeydi. Yarım denarius değerindeki gümüş quinariuslar M. S. 769′dan sonra basıldı. Decius zamanında basılan tunç qu-inariuslar da vardı.) [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNARİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİNAULT (Philippe)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİNAULT (Philippe), fransız tiyatro yazarı (Paris 1635 – ay.y. 1688). Tiyatroya 1653′te Les Rivales (Rakip Kadınlar) adlı komedisiyle başladı. Le Fantöme Amoureux (Âşık Hayalet) [1659] adlı eserinde Calderon’u taklit etti. Romanesk trajediler yazdı: Le Feint Alcibiade (Sahte Alkibiades) [1658], Agrippa (1662), Astarte (1665). La Mere Coquette (Şuh Ana) [1665] adlı bir komedisini oynattı. 1672′den itibaren operaya yöneldi ve Lully için birçok libretto yazdı: Alceste (1674), Proserpina (1680), Amadis de Gaule (1684), Roland (1685). [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNAULT (Philippe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİMPERLE
Tarih 16 Haziran 2009
QUİMPERLE, Fransa’da Finistere idare bölgesinde (Quimper idare çevresi) kanton merkezi, Cornuaille’da, birleşerek Laita’yı meydana getiren İsole ve Elle ırmaklarının kavşağında; 11 163 nüf. XI. yy.da kurulan ve XIX. yy.da onarılan Sainte-Croix kilisesi; Rönesanstan kalma mimber; roman üslûbunda yeraltı mezarlrğı. XIV. ve XV. yy.dan kalma Saint-Michel kilisesi. Eski evler. Sigara kâğıdı fabrikası. Tarım makineleri. Sebze ve balık konserveleri. Madenî kutu fabrikası. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİMPERLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas), ingiliz romancısı ve edebiyat tenkitçisi (Fowey, Cornwall 1863 – ay.y. 1944). «Q» adı ile birçok bölgesel roman yazdı: Troy Town (Truva Kenti) [1888], The Splendid Spur (Şahane Mahmuz) [1888]. R. L. Stevenson’ın etkisi altında kaldı ve onun Saint İves (1899) adlı romanını tamamladı. Ayrıca tenkitler, ingiliz nesir ve nazım sanatı üstüne önemli antolojiler yayımladı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİETUS (T. Fulvius)
Tarih 16 Haziran 2009
QUİETUS (T. Fulvius), «otuz tiranlar» diye anılan Roma imparatorlarından (öl. Emesus 261). İmparator ilân edilen babası Macrianus, onu ve kardeşini imparatorluğa ortak etti (260). Quietus, imparatorluğu Perslere karşı savunmakla görevlendirildi. Palmyra prensi Odenatus tarafından esir edildi ve öldürüldü. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİETUS (T. Fulvius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE), ispanyol yazarı (Madrid 1580 -Villanueva de los İnfantes, Ciudad Real eyaleti 1645).
Akrabaları sarayda yüksek görevlerde bulunuyordu, ilahiyat okuduktan sonra soylular çevresine katıldı. Saray halkıyle birlikte Valladolid’de yaşadı (1601-1606), 1606-1613 arasında Madrid’de kaldı. Belki de bir düellodan sonra Sicilya kral naibi Osuna dükünün hizmetine girdi. 1613-1620 Arasında dükün siyasetini güden en faal diplomatlardan biri oldu; ama onun gözden düşmesiyle Quevedo’nun da durumu sarsıldı (1621). 1623′te yeniden göze girdi ve Olivares tarafından himaye edilerek kralın sekreterliğine getirildi; ama 1628′de ikinci defa gözden düştü. Yeniden toparlandığı bir sırada kralın, peçetesinin altında bir yergi yazısı bulması üzerine 1639′da Leon’a San Marcos manastırına sürüldü.
Olivares’in gözden düşmesine kadar (1643) orada kaldı. 1648-1670 Arasında yayımlanan şiirleri en soylu ve derin konulardan en serbest ve argo bir dil kullandığı romanslara kadar çeşitlilik gösterir. Cartas del Caballero de la Tenaza (Şövalye de la Teneza’nın Mektupları) [1625]; Los Suenos (Rüyalar) [1607-1622] ve hayranlık verici eseri La Hora de Todos (Herkesin Saati) [1635-1636] adlı eserlerinde acımadan tenkit eden bir yergicidir. Ayrıca şaşırtıcı bir pikaro romanı yazdı: El Buscon veya El Gran Tacano (1626). Aynı zamanda, siyasî (La Politica de Dias [Tanrı'nın Siyaseti], 1626) ve ahlâkî (Marcus Brutus, 1644) eserleri yüksek bir Hıristiyanlık Stoa’cılığını ortaya koyar. Devrinin olaylarına karışan Quevedo bütün çağdaş polemiklere katıldı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEROL (Agustin)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEROL (Agustin), ispanyol heykeltıraşı (Tortosa 1860 – Madrid 1909). Barcelona’da öğrenim gördü, 1884′te Roma’ya gitti, öğrenimine orada devam etti.
Dönüşünde, Gelenek (Çağdaş Sanat müzesi, Madrid) adlı ese tiyle tanındı (1887). Canovas del Castillo’nun desteğiyle, Madrid’in en tutulan heykeltıraşı oldu, ispanya’dan olduğu kadar, ispanyol Amerikası’ndan da siparişler aldı. Heykellerinin kilden modelini hazırlamakla yetinir, bundan sonraki işi yardımcıları yapardı. Başlıca eserleri: Madrid’de, Canovas del Castillo’nun mezarı
(Atocha kilisesi), Madrid Millî kütüphanesi cephesinin süslemeleri, Vigo’da Mendez Vigo ve Elduayen’in, Bilbao’da Viuda de Epalza’nın, Barcelona’da Frederic Soler’in, Cadiz’de Moret’nin, Manila’da Legazpi ve Urdaneta’nın mezarları, Montevideo’da Garibaldi, Parana’da Urquiza, Guayaquil’de Bağımsızlık. (M)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEROL (Agustin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEiROLO (Francesco)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEiROLO (Francesco), italyan mimarı (Cenova 1704-Napoli 1762). Cenova’da B. Schiaffino’nun öğrencisi, Roma’da C. Rusconi’nin yardımcısıydı. Daha sonra A. Corradini ile çalışarak sanatını mükemmelleştirdi, özellikle tekniğinin inceliği çok beğenildi. Roma’da (Santa Maria Maggiore, Sant’Andrea delle Fratte) ve Napoli’de (Santa Maria della Pietâ dei Sangro’daki Hayal Kırıklığı) eserleri vardır. (M)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEiROLO (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel)
Tarih 16 Haziran 2009
Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel), Amsterdam’da 1915′te Emanuel Qu-erido’nun (1871-1943) kurduğu yayınevi, ö-zellikle edebî yayınlar yaptı. Şubesi «Querido Verlag» (1934) sürgün alman yazarlarının eserlerini yayımladı. Queridos’un listelerinde birçok hollandalı yazarın eserleri yer alır: şairlerden G. Achterberg, H. Marsman, L. Vroman; romancılardan M. Dermoût, A. Helman, A. M. de Jong, A. Kossmann, A. Van der Veen; tarihçi ve denemecilerden J. ve A. Romein, V. E. Van Vriesland, A. H. Mulder. Yabancı yazarlardan (A. Gide, Th. Mann, H. James, F. Kafka, R. M. Rilke, Tennessee Willams) tercümeler de yayımladı. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Quentin Durward
Tarih 16 Haziran 2009
Quentin Durward, Walter Scott’un romanı (1823). Bourgogne’lu zengin bir ailenin vârisi olan isabelle de Croye, istemediği biriyle evlenmekten kurtulmak için, Korkusuz Charles’ın sarayından kaçar.
Fransa kralı Louis XI onu yanına alır, entrikalarına âlet eder ve «Ardenne’lerin yaban domuzu» lakabını taşıyan yırtıcı müttefiki La Marck’a peşkeş çeker, iskoçyalı muhafız Quentin Durward bu planları başarısızlığa uğratır. İsabelle Korkusuz Charles’ın sarayına döner. Charles onu, La Marck’ı öldürecek olanla evlendirmeğe karar verir. Quentin’in amcalarından biri La Marck’ı öldürür ve isabelle ile evlenme hakkını yeğenine bırakır. Roman bütünüyle olayın geçtiği devrin sadık bir portresidir. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quentin Durward hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUENTAL (Anthero Tarquinio de)
Tarih 16 Haziran 2009
QUENTAL (Anthero Tarquinio de), portekizli yazar (Ponta Delgada, Asor adaları 1842-ay.y. 1891). Canlılığını kaybetmiş bir romantizmin tasfiyecisi olan ve derin ruh tahlilleri yapan Quental, demokratik ve ilerici düşünceler uğrunda mücadele etti.
Siyasî tezlerinin özünü, Causas de Decadencia dos Povos Penunsulares dos Ultimos Tres Seculos (Yarımada Halklarının Son üç Yüzyıldaki Siyasî Gerileyişinin Sebepleri) [1871] adlı kitabında açıkladı. Ama Quental, her şeyden önce bir şairdi: Raios de Extinta Luz (Sönmüş Bir Işığın Işınları) [1859 -1863], Odes Modernas (Modern Od’lar) [1865] ve Sonetos (Soneler) [1890] adlı eserleri kendini intihara götüren fizik ve metafizik bir dramın birbirini izleyen yönlerini dile getirir. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUENTAL (Anthero Tarquinio de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUEİROZ (Rachel de)
Tarih 16 Haziran 2009
QUEİROZ (Rachel de), brezilyalı kadın edebiyatçı (Fortaleza 1910). Romanlarında (O Quinze [On Beş], 1930; Joao Miguel, 1932; As Tres Marias [Üç Meryemler İçin], 1939), tiyatro eserlerinde (Lampiao [Sokak Feneri], 1953; A Beata Maria do Egito
[Mısırlı Meryem'e], 1958), denemelerinde, tarihî ve otobiyografik hikâyelerinde (A Donzela e a Moura Torta, 1948; Cronicas Escolhidas [Seçme Kronikler], 1958; O Brasileiro Perplexo
[Kararsız Brezilyalı], 1963) brezilya halkının hayatını gerçekçi bir üslûpla anlatır. (L)
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEİROZ (Rachel de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUY
Tarih 15 Haziran 2009
PUY, Fransada komün, Haute-Loire idare bölgesinin merkezi, Velay’de, Loire’ın kolu olan Borne ırmağr kıyısında; 28 007 nüf. Velay’in eski başkenti olan Puy, verimli bir çöküntünün ortasında yer alan Puy havzasında volkanik asıllı Corneille kayasının eteğinde kurulmuştur; kuzeyde Aiguilhe tepesi (Saint-Michel kilisesi) yükselir. Bir sanayi merkezi olan komün, aynı zamanda da Ortaçağdan beri Fransa’nın başlıca dantelcilik merkezidir. Konfeksiyon ve tuhafiyecilik. Karosercilik. Besin sanayii.
— G. santl. Ortaçağda Puy’deki Kara Meryem’i birçok yabancı (özellikle ispanyol) ziyaret ederdi. Katedralin roman üslûbundaki cephesi çok renkli malzemeden yapılmıştır; orta şahın kubbelerle örtülüdür; duvarlarda roman üslûbunda freskler (imparator Elbisesi Giymiş Aziz Mîkhael) görülür. Şehirdeki eski anıtlar arasında XIII. yy.dan kalma bir konak ve XIV. yy.dan kalma Saint-Laurent kilisesi sayılabilir. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUTRAMENT (Jerzy)
Tarih 15 Haziran 2009
PUTRAMENT (Jerzy), polonyalı şair ve romancı (Minsk 1910). Polonya’nın Paris elçisi oldu. Swieia Kulo (Ey Kutsal Kurşun) [1946] adlı savaş hikâyelerinden sonra yayımladığı Rzeezywistosc (Gerçek) [1947] adlı romanında öğrencilerin faşizmle mücadelesini anlattı; Wrzesien (Eylül) [1951] adlı kitabında Polonya’nın 1939′daki yenilgisinin sebeplerini inceledi. Rosztafe (Yol Ağzı) [1954] adlı romanında yeni Polonya’nın canlı bir tablosunu çizdi. Son eserleri arasında iki roman (Damatlar [1963], Yaban Domuzu [1964]), otobiyografik bir anlatı (Yarım Yüzyıl [1951-1965]) ve hikâye derlemeleri (Karaçamlar [1966]) sayılabilir. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTRAMENT (Jerzy) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUTLİTZ (Gustav)
Tarih 15 Haziran 2009
PUTLİTZ (Gustav), alman yazarı (Retzin şatosu 1821-ay.y. 1890). Schwerin (1863 -1867) ve Karlsruhe (1873-1889) saray tiyatrolarını yönetti. Birçok komedi (1850-1855), tarihî trajedi (Don Juan d’Austria [Avusturya'lı Don Juan], 1863) ve roman (Das Frölenhaus, 1881) yazdı. (M)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTLİTZ (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUTİNAS (Vincas)
Tarih 15 Haziran 2009
PUTİNAS (Vincas), litvanyalı yazar, Vincas Mykolaitis takma adiyle anılır (Pilotişkisi, Mariampole 1894). Kaunas (1923) ve Vilna (1940) üniversitelerinde ders verdi. Yazarlığa 1912′de başladı. Ziedas ir Moteris (Çiçek ve Kadın) ve Valdovas (Hükümdar) gibi sembolist eserler dışında uzun bir psikolojik roman yazdı: Altoriu Şeşely (Mihrapların Gölgesinde) [1930]. Büyük başarı kazanan bu roman, sanat hayatına atılmak ve hayatın zevklerini tatmak için manastırı bırakan genç bir rahibin serüvenini anlatır. (M)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTİNAS (Vincas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUŞKİN (Aleksandr Sergeyeviç)
Tarih 15 Haziran 2009
PUŞKİN (Aleksandr Sergeyeviç), rus yazarı (Moskova 1799-Petersburg 1837). Babası eski soylu bir ailedendi. Annesi ise Büyük Petro’nun sarayında yaşamış olan habeş prensi Hannibal’in torunuydu.
Puşkin annesi ve özellikle amcası Vasiliy Lvoviç’in sayesinde fransız edebiyatını genç yaşta tanıdı. Çarskoye Selo (bugünkü adiyle Puşkin) lisesinde okudu ve Dışişleri bakanlığında görev aldı. İlk şiirlerinde, liberal fi-kirleri dile getirdi. Gavriliada adlı manzumesinde, geleneksel kurumları ve görüşleri sert bir tenkitten geçirdi. Bundan ötürü, genç memur, çok geçmeden Besarabya’ya sürüldü. Dört yıl (1820-1824) süren bu sürgün sırasında, Yekaterinoslav’da, Kafkasya’da, Kişinev’de, Odessa’da yaşadı. Uzak yerlere gönderilmesi, onu pek etkilemedi. Çünkü edebiyat dışında bir hırsı ve tutkusu yoktu. Daha sonra, bir mektubunda, tanrı tanımaz olduğunu açıklaması yüzünden Pskov’da, Mihaylovskoye’deki malikânesinde göz altında tutuldu (1824-1826). Bu dönemde birçok eser verdi. 1814′ten itibaren çok sayıda lirik şiir yazdı.
Ayrıca, yine şiir türünde birçok eser kaleme aldı: ününü yaygınlaştıran Ruslan ve Lyudmila (1817-1820), Bahçisarayskiy Fontan (Bahçesaray Çeşmesi) [1822], Byron’ın etkisinde kalarak yazdığı Tsıyganıy (Çingeneler) [1823-1824], şaheseri sayılan ve manzum bir roman olan Yevgeniy Onyegin (1823-1830). 1825′te ünlü tarihî dramı Boris Godunov’u yazdı. 1826′da Moskova’ya, 1827′de ise Petersburg’a dönmesine izin verildi. Büyük bir hayranlık ve saygıyle karşılanan Puşkin, liberal fikirlerinden vaz geçmediği halde iktidara karşı açıkça cephe almaktan kaçınıyordu. 1831′de, Nataliya Gonçarova ile evlendi. Hayatı, kibarlar dünyası ile Mihaylovskoye’deki sakin malikânesi arasında geçiyordu. 1833′te Rus akademisi üyeliğine seçildi.
1833′te yazdığı Mednıy Vsadnik (Tunç Süvari) adlı şiiri dışında yeni eserlerinin hepsi nesir türündendi. Biyelkin’in Hikâyeler’i (Povesti Belkina) [1830] beş hikâyeyi kapsıyordu; Dubrovskiy (1832) ve Maça Kızı da (Psikovaya Dama) [1834] birer uzun hikâyeydi. W. Scott tarzı tarihî romanın etkisinde kalarak yazdığı Yüzbaşının Kızı da (Kapitanskaya Doçka) [1836] aynı türdendi. 22 Ocak 1837′de, bir düelloda, Rusya hizmetinde çalışan ve daha sonra Heeckeren baronu olan fransız subayı Georges d’Anthes tarafından ağır şekilde yaralandı ve çok geçmeden öldü. Bu düello’ya sebep, d’Anthes’in, şairin karısı hakkında ileri geri konuşmasıydı. Evrensel bir zekâsı olan Puşkin, rus edebiyatına hemen her alanda, biçim kusursuzluğu, ölçü ve zevk sağlamlığı bakımından kolayca erişilmeyen örnekler kazandırdı. Puşkin, hem lirizme hem de gerçekçiliğe yönelttiği modern rus edebiyatının kurucusu olarak kabul edilebilir. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUŞKİN (Aleksandr Sergeyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURPURA
Tarih 15 Haziran 2009
PURPURA i. Patol. Deri, mukoza veya özekdoku içindeki kılcal damarların kanaması. (Derideki purpura kırmızı bir leke halindedir ve cam basma ile kaybolmaz.)
— ANSiKL. Furpura’lar iki büyük gruba ayrılır: trombositopenik purpuralar ve trombositopenik olmayan purpuralar. Trombositopenik purpura’ların başlıca özelliği kan sisteminde önemli düzensizliklerin belirmesidir: kanda pulcukların sayısı azalır, kanama süresi artar, dirsek kıvrımında morartı görülür, kan pıhtısı büzülmez, normal pıhtılaşma zamanı degişikliğe uğrar. Kanama belirtilerinden(burun,dişeti kanamaları.kan işeme) başka olayların üçte birinde dalak büyümesi görülür. Trombositopenik purpuralar kimyasal maddelerin (arsenik, benzol, Sülfamit, bizmut v.b.) ve X ışınları gibi fizik etkenlerin etkisiyle birincil veya ikincil olarak, yahut kan hastalıklarından (lösemi, aplastik kansızlık, Biermer hastalığı v.b.) veya karaciğer bozukluklarından sonra ikincil olarak ortaya çıkar. Hastalık ya ikame yoluyle (tam kan veya. trombosit nakli) veya iyileştirici usullerle (dalak çıkarma, A.C.T.H. veya kortizon uygulama) tedavi edilir, çoğu zaman iki metot birarada kullanılır. Trombositopenik olmayan purpura’larda kan muayenesinin sonuçları normaldir; yalnız, bazen dirsek kıvrımında morartı görülür. Bu purpuralardan «alerjik» denen Henoch purpurasinda romatizma ağrıları, bazen mide-bağırsak bozuklukları (ishaller, kusmalar) ve ateş görülür. Mikroplu hastalıkların birçoğunda da (tifo, kızıl v.b.) purpura görülebilir; bunlarda genellikle trombositopen yoktur. Trombositopenik olmayan purpuralar C ve P vitaminleriyle ve ihtiyatlı kullanılmak şartıyle kortizonla tedavi edilir.
— Vet. Purpura, hayvanlarda, genellikle başka bir hastalıkla beraber, kılcal damar veya kan pulcukları bozukluğuna bağlı olarak birçok kan sızmasıyle kendini belli eder. Köpekte ve süt ineğinde karaciğer bozukluğu hallerinde, ferula veya eğreltiotu yiyen geviş getiren hayvanlarda meydana gelen bitki zehirlenmelerinde, etyolojisi belirsiz olmakla beraber sığırların bazı patolojik hallerinde de purpura görülür: charollais kan akıntısı, auvergne bağırsak-deri belirtisi, kanamalı ain belirtisi. Atanazarkı, zehirlenmeli ve intanî bir purpuradır. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURPURA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURPURA
Tarih 15 Haziran 2009
PURPURA i. Esk. çağ. Eski Roma’da başhâkimlik. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURPURA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUPİUS PİSO (Marcus)
Tarih 15 Haziran 2009
PUPİUS PİSO (Marcus), romalı hatip (M. ö. I. yy.) (evlât edinilme yoluyle, Calpurnia ailesinden Pupia ailesine geçti]. Prokonsül yetkisiyle İspanya’ya gönderildi. Pompeius’un yanında Mithridates ile savaştı ve 61′de konsül oldu. Cicero’ya karşı Clodius’u korudu. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUPİUS PİSO (Marcus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PUPiENUS
Tarih 15 Haziran 2009
PUPiENUS (Marcus Clodius — Maxi-mus) [öl. 238], Roma imparatoru. Orta halli bir ailedendi. Çeşitli eyaletlerde valilik yaptı. Gordianus I ve Gordianus II’nin ölümünden sonra, Maximilianus’a karşı, senato tarafından Balbinius ile birlikte imparator ilân edildi. Maximilianus askerler tarafından öldürüldü ama az sonra Pupienus ile Balbinius da imparatorluk muhafız erleri tarafından vuruldular. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUPiENUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULZONE (Scipione)
Tarih 13 Haziran 2009
PULZONE (Scipione), Gaeta’lı denir, italyan ressamı (Gaeta 1550′den önce-Roma 1598). Roma’da lacopino del Conte’nin öğrencisiydi. İlk portrelerinde (Fabrizio Spada’nın Portresi, Roma, Corsini galerisi) flaman etkisi görülür. Flaman ayrıntıcılığının izlerine Colonna Ailesi tablosunda da rastlanır (Roma – Colonna galerisi), Lucrezia Cenci’nin Portresi ile Sebastiâno del Piombo’nun Doria galerisinde (Roma) bulunan portresindeyse, Brcnzino’nun etkisi vardır. Son yıllarında Caravaggio’nun anlayışını benimseyen Pulzone’nin dinî resimleri önemsiz fakat portreleri değerlidir. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULZONE (Scipione) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULLUMEMELİGİLLER
Tarih 13 Haziran 2009
PULLUMEMELİGİLLER çoğl. blş. i. Dişsiz memeliler familyası; bugün yaşayan (manis) veya fosil (necromanis ve leptomanis) pangolinleri kapsar ve tek başına pulluhayvanlar takımını (veya alttakımını) meydana getirir. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULLUMEMELİGİLLER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pulitzer ödülleri
Tarih 13 Haziran 2009
Pulitzer ödülleri, amerikalı gazeteci Joseph Pulitzer’in kurduğu ödüllerin genel adı. 1918′den beri, Newyork Columbia Üniversitesi Gazetecilik okulu danışma kurulunun tavsiyelere uygun olarak bu üniversitenin yönetim kurulu tarafından her yıl dağıtılır.
Bu ödüller on iki tanedir ve her birinin karşılığı 500 dolardır. On iki dalın her birinde yalnız bir kişiye ödül verilir. Bu dallar şunlardır: kamuya yararlı faaliyetler (ödül, yıl içinde amerikan demokrasisine en iyi hizmette bulunmuş olan gazeteye verilir); röportaj (Washington veya yabancı bir ülkedeki en başarılı muhabirin haberi); makale; karikatür; fotoğraf; roman; tiyatro; tarih; biyografi; şiir; müzik. Pulitzer ödülü kazanmış kişilerin arasında roman yazarlarından Louis Bromfield, Pearl Buck, Margaret Mitchell, John Steinbeck ve Upton Sinclair’in, oyun yazarlarından Eugene O’Neill, Marc Connelly, Robert Sherwood, Thornton Wilder, Tennesse Williams ve Arthur Miller’ın, şairlerden Edwin Arlington Robinson, Robert Frostjve W.H. Auden’ın, bestecilerden de William Schuman, Howard Hanson ve Charles E. İves ile Virgil Thomson’un adları özellikle anılmağa değer. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pulitzer ödülleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULCİ (Luigi)
Tarih 13 Haziran 2009
PULCİ (Luigi), italyan yazarı (Floransa 1432 – Padova 1484). önce Laurenzo il Magnifico, sonra Roberto Sanseverino tarafından himaye edildi. 1466′da Lucrezia Tornabuoni’nin isteği üzerine Morgante Maggiore adlı, şövalye romanlarını alaya alan bürlesk manzumeyi yazmağa başladı (kesin biçimiyle 1481′de yayımlandı), öbür şiirleri: Lorenzo de Medici’nin Nencia da Barberino adlı eserini yansılayan Beca da Dicomano ile Lorenzo’nun turnuvada kazandığı zafer üzerine yazdığı Giostra (1569). Pulci, ayrıca erkek kardeşi LUCA (1431-1470) ile Ciriffo Calvaneo gibi daha ciddî şiirler de yazdı. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULCİ (Luigi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PULA
Tarih 13 Haziran 2009
PULA, ital. Pola, Yugoslavya’da (Hırvatistan) şehir, İstria’nın batı kıyısında; 36 800 nüf. ikinci Dünya savaşından önce 57 000 kişi olan şehir nüfusu, italyan halkın göçmesiyle azaldı. Pula bir savaş ve ticaret limanıdır (gemi yapımı). Romalılardan kalma güzel anıtlar (arena, Herakles kapısı, Aurea kapısı, tiyatro, Roma ve Aügustus tapınağı); XV. yy.dan kalma katedral; XVII. yy.dan kalma zengin eski eserler müzesi.
— Tar. Daha M.Ö. II. yy.da Romalıların eline geçen ve Augustus sömürgesi (Pietas Julia) haline getirilen, VI. yy.da piskoposluk, 1334′ten sonra da Venedik sömürgesi olan şehir, 1379′da Cenevizliler tarafından yıkıldı ve hemen yeniden inşa edildi. XVII. yy.da sıtma salgını yüzünden boşaltılan Pula, önce Avusturya-Macaristan’ın askerî limanı, italya’ya bağlanmasından sonra da (Rapallo antlaşması, 1920) bir sanayi merkezi .haline geldi. 1947′de Yugoslavya’ya geçti. (L)
13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|