RAHİP veya RAHİB

Tarih 19 Haziran 2009

RAHİP veya RAHİB i. (ar. rehb’den rahib). Yasası kilise tarafından onaylanmış bir hı­ristiyan tarikatından olan erkek, karabaş: O, şimdi başı önünde, yüzü huşu içinde, gü­nahlarına tövbe eden bir rahibe benzemişti (H. E. Adıvar.) || Bazı dinlerde din ada­mı: Budist, mecusî rahibi.
— ANSiKL. Din. islâm dinine göre, hristiyan dinî reislerine rahip denir. Bu kavram, islâm dininin doğuşundan önceki çağlarda, özellikle Cahiliye devrinde de vardı. Bu dö­nemin şairleri, rahip kelimesini gölde giden yolcular, geceleri konaklama yeri hazırlayan kimseler için kullanıyorlardı.

Rahipler gece uzaktan gelen yolcuların görebilmesi için çadırlarının önüne lamba asarlar, böylece oranın bir konaklama yeri olduğunu ifade ederlerdi. İslâm dininin ortaya çıkışından sonra kelimenin anlamı değişti. Rahip yal­nız hıristiyan dini görevlileri için kullanıl­mağa başlandı. Kur’an’da hıristiyanların, müslümanlara olan yakınlıklarından, dost­luklarından, bunları rahiplerin sağladıkla­rından söz edilir, rahipler övülür (Maide, 82). Bu övme rahiplerin kendilerini Tanrı’ya adamalarından, dünya işlerinden, gösteriş­ten el çekerek ibadete vermelerinden dola­yıdır. Rahip sözü hadislerde, kıssalarda anıldığı gibi islâm edebiyatında da geçer. Rahip sözü, islâm dini dışında kalan bü­tün tektanrıcı ve çoktanrıcı din görev­lileri için de kullanılır. Buddha, mecu­sî dinlerinde törenleri yöneten görevlile­re de rahip denir. Eski Mezopotamya, Mı­sır, Anadolu ve Roma milletlerinde ta­pınaklarda görevi olan, din işlerine bakan kimselere Müslümanlığın değişmesinden sonra rahip adı verildi.
♦ Rahiban çoğl. i. Esk. Rahipler. (M)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHİP veya RAHİB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGUSA

Tarih 19 Haziran 2009

RAGUSA, Dalmaçya kıyısında eski cum­huriyet.
• Tarih. Ragusa, yunan şehri Epidauros’un Adriya denizinde, Dalmaçya kıyısı ya­kınında kurduğu koloniden doğdu. Roma dünyasına katılan ve uzun süre Batı Ro­ma imparatorluğuna bağlı olarak yaşayan Ragusa, on iki yüzyıl boyunca Doğu dün­yasının kenarında kurulmuş, deniz ticare­tiyle uğraşan bir latin şehri olarak kaldı. Bizans imparatorluğunun gücünün devam ettiği ve Güney İtalya’ya hâkim olduğu sü­re boyunca Ragusa da Venedik gibi ona bağlıydı. Şehir 1000′de Bizans imparator­luğu sınırları içinde kalmağa devam etmek­le beraber Venedik dukasının idarî hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Son­ra, Venedik 1204′te Bizans imparatorluğu­nun deniz parçasını ele geçirince, sırp teh­likesine karşı yunan desteğinden yoksun kalan Ragusa kendiliğinden Venedik’e tes­lim oldu (1205).

Venedik Ragusa’ya duka­yı temsil eden bir kont yerleştirdi ve şe­hirde kurumlan kendisininkini örnek alan aristokratik bir komün meclisi kurdu. Ama macarların baskısı Ragusa’yı macar kralı­nın otoritesini kabul etmek zorunda bırak­tı (1358). 1403′te patriciierinin akıllıca ve ustaca siyaseti, Ragusa’nın Venedik bo­yunduruğu altına düşmeksizin bağımsızlı­ğını kazanmasına yol açtı. Balkanlar’ın de­niz kapılarından biri olan Ragusa, Osman­lıların Akdeniz doğusunu ve Balkanlar’ı fethettikleri sırada kazanılan bu bağımsız­lık sayesinde Floransa ve Barcelona’nın ti­caret acentaları kurdukları bir yer haline geldi. Şehir zaten uzun süreden beri Balkanlar’da köle ticaretini ve tuz ticaretini kontrol altında tutan büyük bir ticaret yeriydi. Daha XIV. yy. sonunda gümüş üretimiyle ilgilenen Ragusa tüccarları, ma­den ülkelerinde (Bosna ve Sııbistan) ko­loniler kurmuşlar ve Batı Avrupa’ya gü­müş sevkıyatı tekelini ele geçirmişlerdi; sonradan bakır, kurşun ve XV. yy.da bu­lunan (1420′ye doğru) yeni maden filizle­rinin (özellikle 1430′dan sonra işletilen zencefre) ticaretini de ele geçirdiler.

Şehir bu sayede XV. yy.da büyük ölçüde zen­ginleşti, edebiyat ve sanat gelişti. Osmanlıların Macarîara karşı Mohaç zafe­rinden (1526) sonra, Ragusa osmanlı pa­dişahının otoritesini kabul etmek ve her yıl vergi ödemek akıllığını gösterdi. Böy­lece, XIII. yy.a kadar Venedik’in Bizans imparatorluğu sınırında yaşadığı gibi, Os­manlı imparatorluğunun sınırında yaşama­ğa başlayan Ragusa, Akdeniz kıyısındaki hıristiyan ve müslüman ülkelerin aracısı haline geldi. Avrupa’nın en büyük filola­rından birini kurdu ve gemilerini gerek Atlas okyanusunda gerek Akdeniz’de çalıştırılmak üzere her isteyene kiraladı. Böy­lece XVI. ve XVIII. yy.da, yeni bir bur­juvazinin gelişmesine rağmen aristokratların hâkim olduğu bir rejim altında en par­lak dönemini yaşadı.

Ama şehri hemen tamamıyle yıkan ve hal­kın yarısından çoğunun ölmesine yol açan 6 nisan 1667 depremi kesin bir darbe ol­du. O tarihten sonra şehirde islav unsur­ların nüfuzu günden güne arttı ve Ragu­sa fiilî bağımsızlığını muhafaza etmesine rağmen bir şehir cumhuriyeti olarak büyük kara devletleri dünyasında çağ dışı bir hal aldı. 1806′da Fransızlarla Ruslar arasında kalınca Napolyon’un Fransız – italyanlarına teslim oldu; Ragusa dükü mareşal Mar­nı on 1808′de şehrin hükümetini ve senato­sunu dağıttı, şehri önce Fransa’nın işgal ettiği Venedik’in Dalmaçya topraklarına bağladı, sonra da İllyria eyaletlerine kattı (1809). Viyana antlaşmasında (1815) şehri alan Avusturya 1918′e kadar muhafaza etti. Ragusa o tarihte islavca Dubrovnik adiyle, yeni kurulan Yugoslavya’ya katıldı.

• Edebiyat ve bilimler. Komşu İtalya’da parlak bir şekilde gelişen hümanizm, dal­maçya şehirlerinde de yayıldı ve bu şehir­lerde, Şişgoriç (Georgius Sisgoreus) [1440-1509] ve Crijeviç (Cerva) [1460'a doğr, -1520] gibi meşhur hümanistler yetişti; is­lavca edebiyat ise özellikle Ragusa’da bü­yük ölçüde gelişti. İtalyan edebiyatı etkisi kalmış olan ragusa edebiyatında devrin bü­tün önemli tarzlarına rastlanır. XV. yy.da Sisko Mençetiç (1457-1527) ve Dzore Drziç (1451-1501) trubadur üslûbunda aşk şiirleri yazdılar. XVI. yy.da Ragusa, Güney İslavlarının gerçek fikir merkezi haline gel­di. Trajedi ve felsefî şiirin temsilcisi ve­rimli yazar Mavro Vetranoviç’tir (1482-1576). Komediyi Marin Drziç (1507-1567) doruğuna ulaştırdı: gerçek bir rönesans ada­mı olan Drziç eserlerinde zengin bir dille ve yer yer halk ağzıyla coşkun bir ya­şama sevincini dile getirdi. XVI. yy. so­nunda aşk şiirinde Petrarca ve Bembo tar­zında yeni bir gelişme oldu: bu tarzın en orijinal temsilcisi Dominko Zlatariç’tir (1550′ye doğr. – 1609).

Karşı Reform Ra­gusa’da çok değişik bir atmosfer yarattı: aşk şiirinin ve komedinin yerini, dinî veya yurtsever edebiyat aldı. Bu yeni akımın XVII. yy. başında en etkili temsilcisi ivan Gunduliç’ti (1589-1638). Yeni denizyolları­nın keşfi Venedik gibi Ragusa’ya da öldürücü bir darbe indirdi.
O tarihten son­ra yavaş yavaş sönen ragusa edebiyatı, cum­huriyetin 1805′te yıkılmasından sonra hırvat edebiyatıyle karıştı. Hırvat edebiyatının baş­lıca ragusalı yazarları Medo Puçiç (1821-1882) ve İvo Vojnoviç’tir (1857-1929). Ra­gusa başlıca edebiyat merkeziyse de, öbür dalmaçya şehirlerinde de değerli yazarlar yetişti: meşhur hümanist Maruliç (1460-1524) Split’li, ilk kır romanı (Dağ) yazarı Petar Zoraniç, Zadar’lı, ilk dindışı dram (Köle) yazarı Hanibal Luciç (1485-1533) ve Petar Hektoroviç (1486-1572) Hvar adasındandı.
Ragusa cumhuriyetinde birçok bilgin de ye­tişti: XV. yy.da latince ilk ticaret naza­riyesini yayımlayan ragusalı Georgi, cebiri geometriye ilk; olarak uygulayan Getaldiç, «mizaç»lara, aşırı önem verilmesine ilk karşı çıkan hekim Baglivi (1688-1707), büyük ma­tematikçi Boşkoviç
(öl. 1787), İmperium Orientale’nin yazarı Banduri (1670 – Paris 1743). [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGUENET (rahip François)

Tarih 19 Haziran 2009

RAGUENET (rahip François), fransız mü­zik tenkitçisi (Rouen 1660-Paris 1722). Kar­dinal Bouillon’un Roma yolculuğuna katıl­dı (1698), italyan müziğine hayran kaldı. 1702′de Paris’e dönünce, Parallele des İtaliens et des Français en ce qui Regarde la Musique et les Operas (Müzik ve Opera Ba­kımından İtalyanlarla Fransızları Karşılaş­tırma) adlı bir kitap yayımladı; kitap, fran­sız müziğini tutanlar arasında büyük öfke uyandırdı. Raguenet Defense du «Parallele des İtaliens et des Français» («italyanlarla Fransızların Karşılaştırma» sının Savunma­sı) [1705] ile karşılık verdi. Böylece fran­sız müziğini tutanlarla italyan müziğini tu­tanlar arasında çatışmalar başlamış oldu. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUENET (rahip François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGNİSCO (Pietro)

Tarih 19 Haziran 2009

RAGNİSCO (Pietro), italyan felsefe tarihçisi (Pozzuoli 1830-Roma 1920). Palermo, Padova ve Roma üniversitelerinde ders ver­di.
Başlıca eserleri: Storia Critica delle Categorie dai Primordi della Filosofia Greca Fino a Hegel (Yunan Felsefesinin Başlan­gıcından Hegel’e Kadar Kategorilerin Ten­kitli Tarihi) [2 cilt, 1871]; İl Principio di Contraddizione (Çelişme İlkesi) [1883]. Ay­rıca Kant, Schopenhauer, Nicoletto Vernia, G. Zabarella v.b. üstüne incelemeler yayım­ladı. (M)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGNİSCO (Pietro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİMOND VII

Tarih 19 Haziran 2009

RAİMOND VII (Beaucaire 1197-Millau 1249), Toulouse kontu (1222-1249). Raimond VI’nın oğlu ve halefi. Toulouse devletini yeniden kurmağa çalıştı. Amaury de Montfort’u son sığınağı olan Carcasson’dan kov­du (1224) ve Katar’lara yapılan zulme fiilen son verdi.

Din sapkınlığı yeniden arttığı i-çin papa Honorius VIII, tarafından afaroz edildi. Oysa Raimond VII papaya boyun eğmiş olduğunu bildirmişti. Papa bu olayın hemen ardından, Louis VIII’i papalık elçisi Romano di Sant’Angelo’nun hazırladığı ye­ni bir haçlı seferine sürükledi. Avignon kuşatıldı ve teslim oldu (haziran-eylül 1226); Languedoc krala boyun eğdiğini bil­dirdi. Toulouse bölgesi yakılıp yıkıldığı için Raimond VII, eyaletlerinin Akdeniz bö­lümü (Carcassonne, Beziers, Agde, Nîmes) ile Tanrr’ın güneyindeki Albigeois’yı Fransa kralına bırakmak zorunda kaldı. Ama Toulouse bölgesini, Rouergue’i, Quercy’yi ve Albigeois’nın bir kısmını muhafaza ediyor­du.
Ayrıca tek kızı Jeanne’ın Louis IX’un kardeşi Aîphonse de Poitiers ile evlenmesine de rıza gösteriyordu. Bu, Toulouse kontlu­ğunun kesinlikle krallık mülkü içine alın­masını hazırlayan bir olaydı (Meaux-Paris antlaşması 1229).

Louis IX ve Kilise, din sapkınlığıyle müca­dele etmek amacıyle, Raimond VII’yi, Toulouse üniversitesini kurmak (1229), Katar’ların kovuşturulmasını sağlayan ve toprak­ları üstünde dominiken engizisyoncuların ad­lî faaliyet göstermesine izin veren yasalar kabul etmek zorunda bıraktılar. Bunun üzerine papa Gregorius IX’dan Venaissin kontluğunun yeniden kurulması iznini alan (1234) Raimond VII, İngiltere kra­lı Henry III ile ittifak yaparak toprakla­rının Capet’ler tarafından yutulmasını ön­lemeğe çalıştı (1242). Henry III Narbonne’u geri aldı; ama İngilizlerin geri çekilmesin­den sonra Raimond VII boyun eğmek (ekim 1242) ve kontluğun bağımsızlığına fiilen son veren Lorris antlaşmasını imzalamak zorun­da kaldı (1243). [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİMOND VII hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFFAELLO da Montelupo

Tarih 18 Haziran 2009

RAFFAELLO da Montelupo (Raffaeie Si-NİBALDİ, — denir), italyan heykeltıraşı (Montelupo, Floransa 1505′e doğr.- Roma 1566′ya doğr.). Michelangelo’nun çırağıydı. Julius II’nin mezarı için iki heykel yaptı, Loreto’da Sansovino ile birlikte çalıştı. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO da Montelupo hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFFAELLO

Tarih 18 Haziran 2009

RAFFAELLO (SANTİ veya SANZİO, — de­nir), italyan ressamı ve mimarı (Urbino 1483 – Roma 1520). İlk resim derslerini ba­bası Giovanni Santi’den aldı.
Babası ölün­ce (1494), o sıralar Fr. Francia ile birlikte çalışan Timoteo Viti’nin atelyesine gir­di. Daha sonra, 1499′a kadar Perugia’da il Perugino’nun atelyesinde çalıştı. İl Perugino’nun hocalığı Raffaello’nun gelişme­sinde başlıca etken oldu. Genç yaşına rağ­men Raffaello, çıraktan çok bîr usta ola­rak kabul ediliyor, önemli iş teklifleri alı­yordu; 1500′de Evangelista di Pian di Meleto ile birlikte Cittâ di Castello’da Sant’Agostinc kilisesinin mihrap arkalığını yap­tı Bu eserin, aynı şehrin pinakotek’indeki bir kopyasıyla, ikisi Napoli’deki Capodimonte müzesinde, biri de Brescia’da Tosio Martinengo pinakotek’inde olmak üze­re üç parçası günümüze kalmıştır.
Raffa­ello’nun ilk dönemi hakkında en iyi fikir verebilecek eserleri Şövalyenin Rüyası (Na­tional gallery, Londra) ile Üç Güzeller’dir (Conde” müzesi, Chantilly). Her ikisinde de sarı tonlar, sade, dengeli bir düzenleme ve geniş manzaralar hâkimdiı. Louvre müze­sindeki, Aziz Mikael ve Aziz Georgius çift kanatlı tablosunda olduğu gibi, bu tab­lolarında da, Raffaello’nun sanatında git­gide daha belirgin bir hal alan mekânla kompozisyon arasındaki uyum göze çar­par. Raffaello Vatikan müzesindeki Taç Giyme tablosunda (basit geometrik figür­lerde kolayca görüleceği gibi) kompozisyon üstünde titizlikle çalışarak renklere ışıklı bir yoğunluk ve ustasında olmayan bir can­lılık getirerek İl Perugino’nun tekniğini aşar. Ayrıca Çarmıha Geriliş (National gallery, Londra); Meryem ve Azizler (Ber­lin) ve Kurtarıcı isa’da da (Brescia) İl Pe­rugino’nun etkisi sezilirse de Raffaello’nun yeni belirmeğe başlayan kişiliğini gölgele­mez.
Kutsal Bakire’nin Evlenmesi’nde (Brera, 1504) ise mekânın, kompozisyon ritmi .ve renk parlaklığıyle birleşmesi,İl Perugino’da rastlanılmayan bir özelliktir. Raf­faello bu ünlü ve büyük tablosunu bitir­diğinde yirmi yaşındaydı. Hemen sonra Floransa’ya gitti (1504-1508). Bir yandan sanatını olgunlaştırıyor, öte yandan da flo­ransa resim sanatının getirdiği yenilik ve heyecan dolu havayı tadıyor, Leonardo da Vinci’nin renk tekniğini inceliyordu. Leo­nardo’dan canlı varlıkları kendi düzenleri içinde duymağa ve bir kompozisyonda yal­nız figürleri değil, aynı zamanda çevresin­de havanın dolaştığı canlı varlıkların ara­larındaki ilişkileri de incelemeyi öğrendi. Michelangelo da, dramatik üslûbu, yapıcı kuvveti, anlatım ve hareket yeteneği, eski­çağı canlandırma gücüyle Raffaello’yu bü­yüledi. Bu etkiler, özellikle Çarmıhtan İndiriliş’te
(Galleria Borghese, Roma, 1507) açıkça görülür. Floransa’da Raffaello’nun en yakın dostu sanatçı rahip Bartolomeo idi. Daha yaşlı olan Bartolomeo da, sanatta hızlı ve kesin değişikliklerin oluş­tuğu bu dönemde, klasik denge ülküsünün peşindeydi. Colonna mihrap arkalığı
(Met­ropolitan museum, New York), Ansidei mihrap arkalığı (National gallery, Londra), Madonna Northbrook (Londra) ve Aziz Georgius (Ermitaj) gitgide Floransa resim okuluna yaklaşan eserlerdir. Meselâ, Leonardo’nun etkisi, ilk Floransa dönemine ait bir dizi portrede (Urbino Dukalık sa­rayı) ve ünlü Madonna del Granduca’da (Galleria Fitti) daha gözle görülür bir hal alır; rahip Barlolomeo’nun üslûbuna ya­kın, piramit biçiminde düzenlenmiş eser­lerin en gelişmiş örnekleri arasında Ma­donna del Belvedere (Kunsthistcrisches mu­seum, Viyana), Madonna del Cardellîno (Uffizi), Güzel Bahçıvan (Louvre) v.b. sa­yılabilir. Açık havada resmettiği Meryemleriyle, Raffaello eski dinî temanın en ti­pik örneklerinden birini vererek yüzyıllar boyunca, gerek sanat gerek din yönünden kendini ideal olarak kabul ettirdi; figür gruplarının işlenişinde Michelangelo ile or­tak noktaların bulunmasına ve kişilerin bir­birleriyle bağlantılarında kısmen Leonardo’nun etkisi görülmesine rağmen, bu tablo­lar kişisel özellikten yoksun değildir: hep­sinde de sakin, düşünceli bir hal, ilgi çe­kici ayrıntılar, yuvarlak biçimlerin huzuru hâkimdir. Raffaello’nun aynı dönemde yap-’ tığı öbür eserler şunlardır: Doni Çifti ve Hamile Kadın (Pitti), Orleans Bakiresi (Chantilly), Kutsal Aile (Bridgeater. Lon­dra). Azize Caterina (National gallery, Lon­dra), Madonna Esterhazy (Budapeşte), Ma­donna Canigiani (Münih), Meryem Tahtta (Pitti. Floransa) v.b. Tamamlanamayan bu sonuncu eserde Meryem ve Çocuk İsa, tabloda hareket halinde görülen diğer kişi­ler tarafından, azizlerle çevrili yüksek bir tahta çıkarılmıştır.
Azizlerin her biri kişi­liği belirecek şekilde resmedilmiştir; tahtı taşıyan melekler heykelsi bir gölünüm için­dedirler; sahneyi tamamlayan giriş kapısı­nın yarım daire şeklindeki, kısmı da son derece gösterişlidir.
Raffaello, papa Julius II tarafından çağı­rılarak 1511′de Roma’ya gitti, papanın Va­tikan’daki yeni dairelerine fresk yapmakla görevlendirildi. Böylelikle, Andrea Mantegna ile Piero della Francesca’nın eserlerinin bulunduğu (bugün kaybolmuştur) daha es­ki bölümler yıkılıyordu. Raffaello, 1511′de tamamladığı imza odasının (Stanza Della Segnatura) süslemeleriyle işe başladı: Kut­sal Tartışma, Parnassos, Atina Okulu, Üç Erdem ve tavandaki bilim ve sanatları ko­nu alan alegorik figürler. Geniş kompozisyonlu bu fresklerde Michelangelo’nun hu­zursuz ve acı çeken insanlarına karşıt, sa­kin ve rahat figürler yaptı. 1510′da Agostino Chigi tarafından, Farnesina sarayına Galatea efsanesini canlandıran freskler yap­makla görevlendirildi. Burada B. Peruzzi, Sodoma ve Sebastiano del Piombo ile ta­nıştı. Raffaello’nun, Galatea konusunda B. Castiglione’ye yazdığı mektup onun este­tik idealleri üstüne önemli bir belgedir.
Sanatçı bu mektupta, gerçek bir modeli izlemediğini ve Praksiteles’in yaptığı gibi, çeşitli modellerden de ayrıntılar almadı­ğını öne sürer ve önceden var olan bir güzellik idealine ulaşmak istediğini belir­tir. Raffaello’nun renk ve ışık karşıtlığıyle iman gücü yönünden etkileyici olan Madonna di Foligno (Vatikan pinakotek’i) ve Madonna di Casa d’Alba (National gallery, Washington) adlı eserleri aşağı yu­karı aynı döneme rastlar. İkinci Stanza’nın fresklerinde (Eliodoro’nun Kovulması, Bolsena Âyini, Aziz Petrus’un Kurtuluşu, Büyük Leo’nun Attilâ ile Karşılaşması) [1511-1514], Sebastiano del Piombo’nun et­kisiyle Raffaello rengi ön plana aldı, mimarî tarzındaki süslemelerde ışık ve göl­gelere geniş yer verdi (özellikle Aziz Petrus’un Kurtuluşu sahnesinde, ışığın üç kaynaktan gelmesi).
Çağdaşlarının portreleri de (Peçeli Kadın, Pitti; Baldassare Castiglione, Louvre) Raffaello’nun bir renk sanatçısı olduğunu ortaya koyar; Floransa dönemine kıyasla, portrelerin ağırlık noktası artık genel atmosfere değil, modelin derinleşti­rilmesine bağlıdır. Rafafello bu arada, Michelangelo’nun Sistina şapelindeki peygam­berlerinden ilham alarak, Sant’Agostino ki­lisesindeki işaya freskini yaptı. Meryem Sandalyede, Hezekiyel’e Kutsal Hayalin Gö­rünmesi (Floransa, Pitti) ve Julius II de (Uffizi) aynı döneme rastlar. Raffaello, Leo X’un papalığı sırasında yorulmak bilmeden çalıştı. 1514-1517 Ara­sında, Stanza’nın Borgo Yangını süsleme­sini yaptı.

Bu süslemede yardımcılarının ge­niş ölçüdeki müdahalelerini de belirtmek gerekir. Raffaello yoğun bir dramatik etki yaratma çabasmdaydı: Michelangelo ile re­kabet edercesine heykelsi figürler üstünde çalışması, perspektifleri karmaşıklığa gö­türmesi, bugün manierismo dediğimiz tar­zın bilincinde olduğunu gösterir. 1515′te Bologna’daki San Giovanni in Monte’ye Azize Cecilia mihrap arkalığını (bugün pinakotek) yaptı. Aynı yıl, Roma’daki Santa Maria del Popolo kilisesinin Chigi şape­line gezegenleri tasvir eden mozaikler yap­tı. Raffaello burada resimlerinde olduğu kadar önemli yapılarında da göze çarpan düzenli ritmiyle dikkati çeker. Stanza’da Yangın’ı bitirdikten sonra, Farnesina sara­yının bir salonunda Psykhe efsanesini can­landırdı (1517).

1518, Raffaello sanatının son dönemidir: öğrencileriyle birlikte Va­tikan lojmanlarının süslemesine başladı. 1519′da tamamladığı bu süslemelerde «grotesk»lerin arkeolojik motiflerini yeniden yaşattı. 1518′de Leo X’u Ludovico de «Rossi ve Giulio de» Medici arasında gösteren portresi belki de son çağının en iyi ese­ridir. Villa Madama’nın yapımını üstüne aldı, ayrıca 1518′de başladığı, fakat tamamlayamadan öldüğü ölümünden Sonra İsa’nın Üç Havarisine Görünmesi adlı son eserini öğrencisi Giulio Romano bitirdi. Son devrinde, ritimlerindeki zariflik kaybol­du.

Figür kitleleri yoğunlaştı, ışık – gölge oyunları ağırlaştı ve hareketler donuklaştı. Çağının bütün büyük sanatçıları gibi çok yönlü olan Raffaello önemli mimarî eser­ler de verdi. Bramante’nin ölümü üzerine 1514′te San Pietro’nun mimarlığına getiril­di, Loggia galerisini tamamladı, Esquilino mağaralarında bulunan figürler ve Tekvin’i anlatan küçük panolarla burayı süsledi (bu seriye «Raffaello’nun Kutsal Kitabı» denir). 1509′da, merkezî planlı Sant’Eligio degli Orefici kilisesinin projesini hazırlamıştı. Santa Maria del Popolo’daki Chigi kilisesi­ni de yunan haçı biçiminde tasarladı. XVII. yy.da yıkılan Branconio dell’Aquila sara­yının balkon ve nişlerle süslü cephesi de başlı başına bir şaheserdir (bu saray hak­kındaki bilgimizi Parmesan’ın bir deseni­ne borçluyuz [Louvre]). Raffaello’nun öte­ki mimarî çalışmaları arasında, G. F. Da Sangallo tarafından gerçekleştirilen, Flo­ransa’daki Pandolfini sarayının projesi ve Eskiçağın «domus aurea» mimarîsine dayanan Roma’daki Villa Madama sayılabilir. Raffaello’nun sanatı, hümanist Bibbiena, şair Tebaldeo ve Ariosto, sanat koruyucusu Agostino Chigi gibi çağının aydın amatör­leri arasında büyük bir hayranlık uyan­dırdı, ölçülü bir zarafete ve sağlam bir dengeye dayanan dehası, bütün sanat dal­larını yüzyıllardan beri etkilemektedir. (ML)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFFAELLİNO DEL GARBO

Tarih 18 Haziran 2009

RAFFAELLİNO DEL GARBO, italyan res­samı (Floransa 1470′e doğr.-öl. 1525′e doğr.).
Vasari, üslûp yönünden uyuşmayan çeşitli eserleri Raffaellino’ya mal eder; bu arada tenkitçiler, bu eserlerden bir kısmının aynı adı taşıyan başka bir sanatçı tarafından yapıldığını ileri sürmüşlerdir: Raffaellino de’ CARLİ veya Capponi veya da Firenze). İl Vasari, Raffaellino del Garbo’nun, Filippino Lippi’nin izinde yürüdüğünü ve F. Lippi ile işbirliği yaptığını söyler. Raffaellino’nun Diriliş (Uffizi’de) ve Falcı Kadınlar (Roma’daki Santa Maria kilisesinin Carafa mihrabında, Minerva’nın üstünde) adlı tabloları Filippino üslûbundadır. Oysa, Raffaellino de Carli’ye mal edilen tablolar, Verrocchio, Ghirlandaio ve Degli Umbri’nin etkisinde kalmış bir sanatçıyı ortaya koyar; bu tablo­lar arasında: Meryem Azizler Arasında (Uf­fizi’de, 1500); Siena yakınında Santa Maria degli Angeli’de bir tablo (1502); Floransa’da Santo Spirito’daki mihrap arkalığı (1505) vardır. (M)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFFAELLİNO DEL GARBO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAETÎA veya RHAETİA

Tarih 18 Haziran 2009

RAETÎA veya RHAETİA. Esk. coğ. Orta Alpler’de bölge, Ren, İnn ve Adigo’nun yukarı vadileri çevresinde (bugün Graubünden, Tyrol, Lombardia) uzanır.
Kısmen kelt asıllı olan savaşçı halk topluluklarının yerleştiği bölgeyi, Romalılar Augustus zamanında aldılar; toprakların fethi, Tiberius ve Drusus zamanında tamamlandı (M,ö. 15). Procurator eyaleti haline getirilen Retia, kısa süre sonra Vindelici’yi içine aldı. Geri kalan bölge, kereste, post ve şarap üretiyordu.
Başlıca kasaba veya kaleler şunlardı: Tridentum (Trente), Castra Regina (Regensbuıg), Castra Batava (Passau), Brigantium (Bregenz). Aşağı İmpa­ratorluk zamanında Raetia iki eyalete bölündü:
Rhaetia Prima (merkezi, Curia [Chur]) ve eski Vindelicia olan Rhaetia Secunda (merkezi Augusta Vindelicorum [Augsburg]). Barbar akınları yüzünden V. yy.da ıssızlaşan bölgeyi Büyük Theodorich bir ostrogot dükünün yetkisine verdi; Theodorich’in ölümünden sonra Bavyeralıların eline geçen Raetia, sonra Chur piskoposu­na bağlandı (VIII. yy.), Schwaben düklü­ğüne geçti ve kısa süre içinde germenleştirildi. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAETÎA veya RHAETİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOFONİ

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOFONİ i. (fr. radiophonie). Radyo­tek. Elektromagnetik dalgaların özelliklerinden yararlanarak sesleri ileten sistem.
— ANSiKL. Haberleri Morse işaretleriyle ileten telsiz telgrafa karşılık radyofoni, in­san sesini veya çeşitli çalgı âletlerinin ses­lerini Hertz dalgalarıyle iletmeğe yarar. Radyofoni, iki kişi arasındaki karşılıklı ko­nuşma için kullanılırsa telsiz telefon teri­mini kulanmak daha uygundur. Bir verici­den yayımlanan sesleri birçok alıcıya ilet­mek için kullanılırsa, radyo yayını söz ko­nusu olur. Yukarıdaki bütün bu hallerde, yüksek frekans tekniğinin alışılmış usulleri­ne başvurulur. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOFONİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOASTRONOMİ

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOASTRONOMİ i. (fr. radio-astronomie). Evrenin, birkaç milimetreden aşağı yu­karı 20 m’ye kadar uzanan dalga boyları bölgesinde, yani görülebilir ışımaların çok daha ötesinde gözlemlenmesini konu alan bilim.

— ANSİKL. Büyük dalga boyları üzerinden yapılan radyoastronomi gözlemleri, yer atmosferindeki bulutlar tarafından pek az en­gellendiği, yıldızlararası maddelerden yayı­lan bulutsular tarafından hiç engellenmediği için, hem gündüz, hem gece çok elverişli şartlar altında gerçekleştirilebilir. Yıldızlar­arası bulutsular, yoğunluklarının çok az (san­timetre küpte 1 ilâ 3 atom; bu atomların büyük bir kısmı da, klasik tayfölçümü metotlarıyle anlaşılmayan nötür hidrojen atom­larıdır) olmasına rağmen, yıldızlar üstünde yapılan kadir ve tayf gözlemlerini bozar. «Astronominin 1 numaralı düşmanı» diye adlandırılmaları da bu yüzdendir. Oysa, Hertz cinsinden dalgalar bu bulutsuların arasından geçmekle kalmaz, ayrıca bulutsu­ların varlığını da haber verir; bulutsuları meydana getiren nötür hidrojen atomları, 21,105 sm’lik dalga boyuna tekabül eden çok ender, çok kısa sürede ve çok çabuk kaybo­lan, ancak modern radyoteleskop’larla mey­dana çıkarıJabilen çok belirsiz bir iç geçişe konu olur. Hattâ bu geçişlerin gözlemlendiği dalga boyları büyük bir kesinlikle gözlem­lenebilir: gözlem değeri ile teorik değer arasındaki fark, gözlemlenen bulutun radyal hızını verir; buradan da bulutun uzaydaki konumu bulunur (Gökada’nın dönme şart­ları bugün çok iyi bilinmektedir).
Böylece, Gökada’mızın bu bulutsuları taşıyan kolla­rının ilk haritası çizilebildi. Radycastronomide kullanılabilecek dalga boyları, bir yan­dan 6 ilâ 8 mm genişliğinde su buharı ve ok­sijen soğurma şeritlerinin bulunması, öte yandan yer atmosferinin çok yüksek kısım­larında iyonosferi meydana getiren birçok iyonlaşmış tabakanın bulunmasıyle sınır­lanmıştır. Elektromagnetik dalgaların iyonlaşmış bir atmosferde kırılma şartları, Ecdes tarafından incelendi, bu astronom, gelen dalgaların bir sınır frekansı olduğunu ve bu frekansın altında tam yansıma’nın meydana geldiğini ispatladı. Bu sınır frekans, geçilen ortamın elektron yağunluğuyle (birim ha­cimdeki elektron sayısı) orantılıdır. Böylece, iyonosfer için 15 MHz’lik (dalga boyu 20 m) bir sınır frekans elde edildi. Bu değerin ötesinde iyonosfer soğurucu olur.
Bu özellik, bütün iyonlaşmış atmosfer ve özellikle Güneş’i çevreleyen çeşitli tabakalar (ışıkküre, alçak ve yüksek atmosfer, Gü­neş tacının iç ve dış kısmı) için geçerlidir. Bunlardan her birinin ayrı bir sınır frekansı vardır. Kirchhoff ilkesine göre bir gaz ta­bakası ancak soğurabileceği ışınımları ya­yabilir. Demek ki bu tabakalardan her biri­nin azalan elektron yoğunluğuna, artan kritik dalga boyları tekabül eder. Böylece radyoastronomi, Güneş’i çevreleyen çeşitli tabakaların «derinliğine keşfi» için çok ya­rarlı bir çare bulmuş olur: santimetre cin­sinden dalgalar ışıkküreye tekabül ettiğine göre, dekametre cinsinden dalgalar da Gü­neş’in dış tacına tekabül eder. Bu iki sınır arasında, çeşitli yeryüzü olaylarına (radyotelegraf dalgalarının yayılması, magnetik fırtınalar, kutup ışıkları v.b.) çok büyük et­ki yapan ve çok çeşitli tipleri bulunan farklı Güneş püskürtü’leri (Doppler-Fizeau ola­yıyle hızları ölçülerek) izlenebilir.
Buna karşılık, alıcı âletlerin ayırma gücü, alınan ışınımların dalga uzunluğuyle ters orantılı olduğu için, büyük dalga boylarının kullanılması önemli sakıncalar doğurur. De­mek ki, optik dalga boyları ile Hertz dalga boylan arasında, bir milyon basamağından bir katsayı vardır. Bu duruma uygun âletler yapılamayacağına göre, gözlem için, bir ki­lometreden daha fazla aralıklarla dizilmiş
birçok aliciyle uygulanan girişim metoduna başvurulur. Böyle bir sitemin ayırma gücü (gözlenen dalga boylarına göre değişir) çapı, iki uç alıcı arasındaki uzaklık kadar olan bir tek alıcı âletin ayırma gücüne eşittir. Fakat normal olarak böyle bir sistemin ya­rarlı alıcı yüzeyi, hiç bir zaman basit âlet­lerin yüzeyleri toplamına eşit değildir. Bk.RADYOTELESKOP.

Evrenden gelen Hertz dalgaları için birçok yayın mekanizması vardır. Çoğu zaman ve­rici cismin yüzeyindeki taneciklerin çalkan­tısından ve bu taneciklerin birbirine çarpma­sından meydana gelen «ısı dalgaları» söz ko­nusudur. Rayleigh’ın bulduğu klasik bir fi­zik formülü, bu durumda verici yüzeyin sı­caklığını, yayının alındığı dalga boyuna bağlı olarak ve alma şiddetini gözönünde bulundurarak hesaplama imkânı verir: bu da radyo astronomi gözlemlerinin optik göz­lemlere bir üstünlüğüdür.
Isı dalgalarına dayanmayan yayın şekilleri arasında şunlar sayılabilir:
1. daha yukarıda sözünü ettiğimiz nötür hidrojen atomlarının yaydığı şeritlerin ve 21,105 sm’ye eşit dalga boylarının gözlenmesi;
2. oldukça şiddetli bir magnetik alandan geçen ve bu alanın kuvvet çizgileri etrafında helis şeklinde do­lanan elektron fışkırmalarının yarattığı «cayromagnetik» yayın;
3. hızı, ışık hızının belli bir kesrine kadar varan elektronlar ta­rafından, benzer durumlarda «senkrotron et­kisiyle» yaratılan yayınlar v.b. Günlük hareket sonucu bir radyokaynak batıdan doğuya doğru kayarken, sabit bir girişimölçerden alman işaretler, bütün alıcı âletlerde karşılaşılan fon gürültüsüyle aynı cinstendir. Büyük girişimölçerlerin ve bazı hassas alıcıların kullanılması, bu işaretlerin çok büyütülmesini ve fon gürültüsünden ay­rılmasını sağlar. (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOASTRONOMİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOAKTİFLİK

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOAKTİFLİK i. (radyoaktiften rad­yoaktiflik). Nükl. Bir atom çekirdeğinin, ta­necikler veya elektromagnetik ışımalar ya­yarak kendiliğinden parçalanması. (RADYO­AKTİVİTE de denir.) [Bk. ANSİKL.] || Rad­yoaktiflik sabiti, radyoaktif bir elementin kütlesinin bir saniyede parçalanabilen kesri.
— ANSiKL. Nükl. Radyoaktiflik olayını ilk defa 1896 yılında, H. Becquerel uranyum­da keşfetti. Tabiatta, kendiliğinden radyoak­tif olan bazı ağır çekirdekli elementler var­dır. Bunlar dört grupta toplanır:
1. radyum ailesi (grubu); bu grup uranyum 238 ile başlar ve art arda parçalanmalarla bu çekirdek, kararlı olan kurşun 206 haline dönüşür;
2. aktinyum serisi; bu seri uranyum 235 ile başlar, kurşun 207′ye dönüşerek biter;
3. toryum serisi, toryum 232 ile başlar, kur­şun 208 ile son bulur;
4. neptünyum serisi, neptünyum 237′den başlar bizmut 209′a dönüşerek biter.

Bu serilerde, radyoaktifliğin çeşitli tipleriy­le karşılaşılır:
1. alfa (a) radyoaktiflik, iki nötron ve iki protondan meydana gelen bir helyum çekirdeği yaymaktır. (Meselâ: 92u238- 90 Th234 + a.) Bu radyoaktiflikte çekirdeğin yükü, iki birim oranında eksilir;
2. beta (B) radyoaktiflik, bir pozitif ve nega­tif elektron yayımıdır. (Meselâ: 90Th234 91Pa234 + B .) Bu radyoaktiflikte, elektron eksi yüklü ise çekirdek yükü bir birim ar­tar, artı yüklü ise bir birim azalır;
3. gamma (y) radyoaktiflik, bir çekirdeği uyarılmış bir halden, daha az uyarılmış veya kararlı hale getiren elektromagnetik bir Işınım kuvantumunun yayımıdır. Radyoaktif dönüşümler az veya çok hızlı olur. Göz önü­ne alınan element çekirdeğinin yarısının parçalanması için gerekli süreye «periyot» denir. Dış etkenlerin hiç birine bağlı değil­miş gibi görünen bu periyot çekirdekten çekirdeğe çok değişir. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri (10-12 saniye) kadar sü­ren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşanlar da vardır. Nükleer tepkimelerde, tabiatta bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edi­lebilir. Joliot tarafından keşfedilen bu ola­ya sunî radyoaktiflik denir; tıpta ve meta­lürjide kullanılan bütün radyoaktif izotop­lar bu buluştan sonra elde edilebilmiştir.

• Radyoaktifliğin uygulamaları. Radyoak­tiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerin­den tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır; bu kontrolda, özellikle radyoaktif bir elementin radyoaktif olmayan bütün izotopiarıyle aynı kimsal özellikler göstermesinden yararlanılır. Bu özellikler belli atom gruplarının etiketlenmesine imkân vermiştir: böylece belli sayıda radyo­aktif atom taşıyan moleküllere «etiketlenmiş molekül» adı verilir. Burada radyoaktifliğin değişik bilim dallarındaki birkaç uygulama­sından söz edeceğiz.

a) Kimyada uygulamalar. «Işınım kimya­sı» adı altında yeni bir kimya dalı ge­lişmiştir. Bu dalın konusu ışıma altında gelişen yeni kimyasal tepkimelerin ince­lenmesidir. Böylece klasik kimyada bilin­meyen yüksek polimerler elde edilmiştir. Bu işlemlerde kobalt 60 gibi radyoaktif­lik derecesi çok yüksek kaynaklar kullanılır.
b) Biyoloji ve tarımdaki uygulamalar. Rad­yoaktiflik en geniş uygulamasını bu alanda bulur.
Etiketlenmiş moleküllerden metabolizmala­rın incelenmesinde yararlanılır. Bir bitkiye, içinde düşük oranda karbon 14 radyoaktif izotopu bulunan karbon dioksit. solunumu yaptırıldığında, bitkinin bünyesinde karbon izlenebilir.
Radyoaktif ışınımlar canlı hücreler üstünde çok büyük etkiler yapar; bu hücreleri önce değişikliğe uğratır; sonra da öldürür, insan için çok zararlı olan bu etkiler tarımda ya­rarlı sonuçlar verir. Böylece bu ışınımların etkisiyle değişime uğratılarak çok çabuk ol­gunlaşan yeni bir domates türü üretilmiştir. Bu yolla, iskandinav ülkelerinde domates ekimi çok geniş ölçüde geliştirilmiştir.

c) Tıbbî uygulamalar. Biyolojideki uygulamasıyle aynı ilkeye dayanır. Işınımla hücre­lerin yok edilmesi kanser ve tümör tedavisin­de bir metot haline gelmiştir; bu amaçla, uzun süredir X ışınları kullanılıyor. Fakat radyoaktif izotopların kullanılması bu meto­dun alanını çok genişletti. Hastalığın duru­muna göre mevziî bir uygulama (meselâ enjeksiyonla) yapılabileceği gibi bir dış ışınım kaynağı da (kobalt «bombası») kulla­nılabilir. Kobalt 60, fosfor 32, iyot 131 ve altın 198 tıpta en çok kullanılan izotoplar­dır. Bk. ALFATERAPİ, BETATERAPİ, RAD­YUM tedavisi. RADYOBİYOLOJİ, RADYO­TERAPİ.
ç) Metalürjideki uygulamalar. Radyoaktif izotoplardan, çeliğin kalıpta katılaşmasını metalürjik tepkimelerin kinetiğini v.b. ince­lemekte yararlanılır. Radyoaktif izotoplarla metallerin yayılması kolayca incelenir; me­selâ bir alaşımda bir metalin dağılımı filme alınabilir. Çok yoğun kobalt 60 kaynakları kullanılarak, büyük madenî parçaların rad­yografisi yapılıp hatalar bulunabilir.
d) Sanayideki çeşitli uygulamalar. Sıvıların seviyelerini ölçme âletleri, viskozimetreler gibi, ışınımın özelliklerinden yararlanan bir­çok cihaz yapılmıştır. Bir seviye kontrol âle­ti saydam olmayan kapalı bir kaptaki sıvının seviyesini belirlemeğe yarar.
Ayrıca bu ışınımlardan, seri halinde yapı­lan yassı parçaların kalınlıklarını ölçmede yaygın şekilde faydalanılır (bunun için par­ça ışınım kaynağıyle detektör arasına konur ve kalınlığın fonksiyonu olarak soğurulan ışınım miktarı ölçülür).
e) Öbür uygulamalar. Radyoaktiflik aynı za­manda tarih ve jeolojide de kullanılır. Ah­şap eşyanın veya kumaşların yapıldığı ta­rih, taşıdıkları karbon 14 miktarı tespit edi­lerek oldukça kesin bir şekilde bulunabilir. Bu usul, eski medeniyetlerin incelenmesinde büyük yararlar sağlar. (L)

RADYOAKTİVİTE i. (fr. radio-activite). Nükl. Bk. RADYOAKTİFLİK.

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOAKTİFLİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGGİ (Antonio)

Tarih 18 Haziran 2009

RAGGİ (Antonio), italyan dekoratörü (Vico Moresto 1624-Roma 1686). Bernini için Quirinale’nin Sant-Andrea kubbesini yalan­cı mermerle kapladı ve Gesu kilisesinin süs­leme motiflerini yaptı. (L) RAGİB sıf. Bk. RAGIP.

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGGİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFN (Cari)

Tarih 18 Haziran 2009

RAFN (Cari), danimarkalı arkeolog (Bra-hesborg, Fionia 1795-Kopenhag 1864). Kütüphane memuruydu, Kuzey Eskiçağ tarihini keşfetti.
Başlıca eserleri: Kuzeyin Mitîk ve Romantik Sagaları (1821-1826); Amerika’nın Kuzeyliler tarafından ilk keşfini anlatan Antiquitates Americanae (1837); fransızca yaz­dığı Antiquites Americanae (1837); fransız­ca yazdığı Antiquites Russes (Rusya’da Es­kiçağ) [1850-1858], (L)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFN (Cari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFİNERİ

Tarih 18 Haziran 2009

RAFİNERİ i. (fr. raffinene). Bazı mad­delerin rafine edildiği kuruluş.

— Petr. Ham petrolün işlenmiş ürün (ben­zinler, gazoiller, fuel-oiller, yağlar, bitümler, sıvılaştırılmış gazlar v.b.) haline dönüştürüldüğü fabrika Eşanl. tasfiyeha­ne. Bk. ANSİKL.

– Şekercilik. Şeker fabrikaları tarafından üretilen ham şekerlerin saflaştırıldığı, yeni­den eritildiği, durultulduğu, renk giderme işleminden geçirilip yeniden billurlaştırıldığı fabrika. (Elde edilen rafine şeker ya toz ya da kesme şeker halinde satılır.)
— ANSİKL. Petr. Bir rafinerinin ana bölü­mü, ayrımsal damıtma, dönüşüm işlemleri­nin yapıldığı ve ürünlerin saflaştırıldığı ra­finaj üniteleri’nden meydana gelir. Bu üni­telerin her biri birbirinden bağımsız olarak çalışır ve ayıı işlemler yapar: ana cihaz (re­aktör veya tablalı sütun) çevresinde, fırınlar, isi değiştiriciler ve ürünlerin ayrıldığı çeşitli depolar toplanmıştır; bütün bu âletler boru­larla birbirine bağlanır, akışkan da, pompa­lar ve kompresörler yardımıyle borular içinde dolaşır.

Personel, kumanda cihazları­nın ve otomatik âletlerin bulunduğu kontrol odasında çalışır.
Ham petrol rafinerilere, ya doğrudan doğ­ruya üretim kuyularından ya da tankerlerin ürünlerini boşalttığı petrol limanlarından pipeline’larla getirilir. Bir rafineride, ge­nellikle birkaç haftalık ihtiyacı kaşılayacak büyük kapasiteli stoklama depolarının bulunması gerekir; bu depolar sadece ham petrol için değil, işleme sırasında elde edilen ara ürünleri ve bekletilecek işlenmiş ürün­leri stoklamak için de kullanılır. İşlenmiş ürünler, tankerler, sarnıçlı vagonlar ve pipe-line’lar aracılığıyle dağıtım depolarına ve ürünün akaryakıt gemilerine yüklendiği en yakın deniz ve nehir limanlarına gönderilir. Bir rafineride, bol miktarda elektrik (özel­likle pompaları çalıştırmak için), buhar (ağ­dalı ürün depolarını ısıtmak için), soğutma suyu (kondansörler için), sıkıştırılmış hava (havalı cihazlar için) harcanır: bu akışkan­lar genellikle fabrikanın enerji santralında üretilir, öte yandan, petrol ürünlerinin tu­tuşma ihtimali ve hidrokarbon yangınlarını söndürmekte çok güçlük çekilmesi, büyük ölçüde güvenlik tedbirlerinin alınmasını ge­rektirir.

Eskiden petrol alanları azdı ve rafinaj, üre­tim yerinde yapılıyordu (Pennsylvania, Kaf­kasya, Romanya, iran). Tüketimin gelişmesi ve dünyanın her tarafında petrol yatakla­rının bulunmasıyle birlikte, fabrikalar, inşa­atın ve işletmenin çok kolay yapıldığı ve iş­lenmiş ürünlerin doğrudan doğruya dağıtıl­dığı sanayi ülkelerinde kurulmağa başlandı. 9 Türkiye’de ilk rafineri, Raman’da petrol bulunmasından sonra, deneme niteliğinde, Raman’ın Maymune boğazında kuruldu (1945).
Gemi kazanlarından yararlanılarak meydana getirilen tesisin kapasitesi 10 ton kadardı. Bölgenin başka yerlerinde de pet­rol bulununca tesisin kullanılabilir kısım­ları Batman’a nakledilerek istasyon karşı­sında, yılda 200 000 ton kapasiteli yeni bir rafineri kuruldu (1948). Bu tarihe kadar M.T.A.’ya ait olan petrol varlıklarıyle birlikte Batman rafinerisi de T.P.A.O.’ya devredildi (1954). Garzan’da petrol bulununca rafineri 330 000 ton/yıl ka­pasiteye yükseltildi (1955). Bu da ihtiyacı karşılamayınca tesis 0,58 milyon ton/yıl ka­pasiteye çıkartıldı (1961). Son olarak, ka­pasitesinin
1 milyon ton/yıla çıkarılması için çalışmalara başlandı ve bunun 1972′de ta­mamlanması programlandı. 1972′de çalışır durumda ve yapılmak üzere olan beş rafinerinin toplam arıtma gücü yaklaşık olarak 14,1 milyon ton/yıldı.
Bunlar: 1. Batman rafinerisi (kuruluşu 1955), 0,58 milyon ton/yıl kapasite. Kapasitenin yılda
1 milyon tona çıkarılması için çalışma­lara başlandı ve işin 1972′de bitirilmesi ön­görüldü
(sahibi T.P.A.O.);
2. İpraş rafinerisi (izmit Petrol Rafinerisi A.Ş.) [kuruluşu 1961], kuruluş kapasitesi 1 milyon ton/yıl, 1967′de 2,2 milyon ton/yıla, 1971′de 5,5 mil­yon ton/yıla çıkarıldı. Sahibi Caltex. Mart 1972′de T.P.A.O.’ya devri mukavelede öngö­rüldü ve bu tarihte devir hazırlıkları yapıla­rak
12 mart 1972′de devir işlemi tamamlandı;
3. Ataş (Anadolu Petrolleri A.Ş.) rafinerisi (kuruluşu 1962), kuruluş kapasitesi 3,2 mil­yon ton/yıl. Kapasite 1969′da 4,4 milyon ton/ yıl olarak arttırıldı. Yeri, Mersin. Sahibi Mobil (en büyük hissedar ve işletmeci), Shell ve British Petroleum;
4. izmir (Aliağa) rafinerisi (kuruluşu 1966), halen inşa halin­de. Kuruluş kapasitesi 3 milyon ton/yıl (sa­hibi T.P.A.O.); 5. Ersan rafinerisi (kuruluşu 1968), halen inşa halinde. 1972′de tamamlan­ması öngörüldü. Kuruluş kapasitesi 200 bin ton/yıl. Tesis, ağır petrol işleyerek asfalt ve fuel-oil üretecek şekilde planlandı. (LM)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNERİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAFİNAJ

Tarih 18 Haziran 2009

RAFİNAJ i. (fr. raffinage, arıtma). Kâ-ğıtç. Kâğıt hamuruna uygulanan son işlem. || Hamura, kâğıt haline gelebilmesi için ge­rekli fiziksel özellikleri kazandırma işlemi.

Rafinaj çok karmaşık bir işlemdir. Kâğıt tabakalarının yapımı sırasında, liflerin bir­birine iyice geçmesi için lif yüzeyinin du­rum ve yapısı değiştirilir. Bu işlem değişik cihazlarda yapılır.)
— Petr. Petrol ürünlerini (yakıt, yağlayıcı v.b.) üretme usullerinin tümü. || Bu usuller­den herhangi biri. Esanl. TASFİYE. Bk. AN­SİKL.
— Şekercilik. Şekere, yeniden eritme, berraklaştırma ve renk giderme işlemlerinin uy­gulanması.
— ANSiKL. Petr. Dönüşüm sanayilerinin en önemlilerinden biri haline gelen petrol rafinaj’ı, herhangi bir ham petrolün bile­şimindeki bütün ürünlerin elde edilmesini sağlar.
Ayrımsal damıtma işlemi üstüne kurulan ilk usuller serisinde, karmaşık hidrokarbon ka­rışımı temel ürünlerine ayrılır. Daha sonra ikinci bir üretim usulüyle, bu ürünlerin ni­telikleri ıslah edilerek saflaştırilir. Nihayet. sentez yoluyle yeni maddeler veya tabiî hal­de ender olarak bulunan, maddeler elde edilir.

• Beyaz ürünlerin rafinajı. Rafineriye tan­ker veya pipeline ile getirilen ham petrol­de tuzlu su vardır; bu tuzlu su, stok hazne­lerinde durultularak veya kimyasal ya da elektrostatik bir işlemle giderilir. Rafinajın temel işlemlerinden ilki ham pet­rolün damıtılmasıdır (topping). İşlem, tab­lalı sütunlarda yapılır, ham petrol kısmen buharlaşarak ayrılır ve sırasıyle gaz, kaba benzin, nafta veya ağır benzin, gazyağı, iki ayrı kalitede gazoil ve fuel-oil denilen bir artık ürün verir.

Kaba benzinde, propan ve bütan gibi hafif hidrokarbonlar vardır ve bu hidrckaıbonlar dengeleme denen yeni bir damıtma işlemiyle ayrılır. Damıtma ve cracking benzinlerinde, kokuları ve aşındırıcı etkileri sebebiyle is­tenmeyen kükürtlü bileşikler (merkaptanlar gibi) bulunur. Bu maddeler bir ayıraçla (sodyum plombit, bakır klorür v.b.) nötürleştirilir veya solutizer kalıtılmış sodyum hidroksitle ortamdan çıkarılır: bu, benzinleri yumuşatma işlemidir.

Nafta’nın ve hattâ bazı ham petrollerden el­de edilen kaba benzinin oktan indisi, mo­dern motorlarda yakıt clarak kullanılmaya­cak kadar düşüktür ve bunlar reforming işlemiyle ıslah edilir. Bu usulde, izopaıafin ve olefin oranını arttırarak bazı molekülle­ri farklı bir şekilde ayrıştırmak ve birleştir­mek için sıcaklık ve basınç etkisinden fay­dalanılır, işlem platin eşliğinde yapılırsa, oktan indisi çok yüksek olan benzen gibi aromatikler elde edilir. Bu katalitik refor­ming, kükürtsüz bir benzin ve hidrojen ba­kımından zengin bir gaz meydana getirir. Gazyağının ana maddesi olan kerozen’de ge­nellikle kötü kokan kükürtlü ürünler ve gazyağını isli yapan aromatikler bulunur; bu aromatikler, kükürt dioksit gibi bir eritici yardımıyle giderilir (Edeleanu usulü). Kükürt oranı çok yüksek ham petrollerden damıtılarak elde edilen gazoil’in dizel mo­torlarında yakıt olarak kullanılmadan önce işlenmesi gerekir. Rafinerilerde, katalitik re-forming’den elde edilen hidrojen kullanıldı­ğı zaman, bu işleme hidrojenle kükürt gi­derme denir.

Cracking, sıvı yakıt oranını azaltarak ben­zin oranını piyasanın ihtiyacına göre arttır­mak imkânı veren mükemmel bir usuldür; 500°C’tan itibaren, ağır hidrokarbonlar ba­sınç veya katalizör etkisiyle ayrılır.
• Gazların işlenmesi. Bu amaçla yapılan ilk işlemde, gazlar sıvılaştırma ve sogurma ile ayrılır ve fırınların ısıtılmasında kullanılan en hafif gazlar tasfiye edilir. Daha sonra, polimerleşme ünitelerinde, propilen ve bu­tilen gibi gaz halindeki olefin sınıfı hidro­karbonlar uygun bir katalizör etkisiyle yeni­den birleştirilerek yüksek kaliteli bir benzin elde edilir. Alkilasyonla (izcoktan sentezi) elde edilen izocktan, nazarî olarak, oktan indisi 100 olan bir benzindir. Bir asidi kata­lizör gibi kullanarak, özellikle cracking gaz­larında bulunan izobütilen, daha çok damıt­ma gazlarında bulunan izobütanla birleştiri­lir. Bu tepkimelere katılmayan hidrokarbon­lar sıvılaştırılmış gazlar halinde toplanır ve basınç altında tüplere konularak, bütan ve propan gazı halinde piyasaya sürülür.
• Benzinlerin hazırlanması. İstenilen oktan indisini ve uçuculuğu elde etmek için temel benzinler (kaba benzin, cracking ve refor­ming benzini, polimerler, alkilat) belli oran­larda karıştırılarak ve kurşun tetraetil (ok­tan indisini arttırmak için), tortu ve renk önleyici maddeler katılarak değişik kaliteli yakıtlar elde edilir.
• Yağların rafinajı. Petrol yağları genellik­le özel ham petrollerden üretilir. Bu amaç­la birinci damıtma tortusu fırınlarda ısıtılır ve güçlü bir vakum altındaki bir veya birkaç tablalı sütunda ayrımsal damıtma işleminden geçirilir. Yağların, üç veya dört kere çekile­rek elde edilen hammaddesine «damıtma ü­rünleri» denir ve viskoziteleri en hafiflerin­den en ağırlarına kadar gittikçe artar. Bu in­dirgeme veya vakum altında damıtma sonun­da, normal bir sıcaklıkta sertleşen bir tortu elde edilir. Damıtma ürünlerinde giderilmesi gereken çeşitli maddeler vardır: parafin (dü­şük sıcaklıklarda yağın akışkan olarak kal­ması isteniyorsa, tasfiye edilmesi gerekir), arematikler, yağın viskozite indisini düşü­ren, yani sıcaklık etkisiyle çok farklı visko­zite değişikliklerine yol açan kararsız bile­şikler. Demek ki her damıtma ürünü, fürfürol veya fenol gibi bir eriticinin etkisine bı­rakılır ve bu etkiyle iki faza ayrılır: birincisi işlenmiş yağ, öbürü de, fuel-oillere katılan veya petrokimyada kullanılan aromatik ve ağır bir alt üründür. Daha sonra, metiletilketon veya propan gibi bir eritici yardımıyle parafini giderilir ve billurlar, işlenmiş yağ
— 10° C veya — 20° C’a doğru soğutulunca ayrılır.
Vakum altındaki döner tamburlarda, sürekli süzme işleminden sonra, parafini gi­derilmiş bir yağ ile yumuşak yağımsı bir pa­rafin veya «gaç» elde edilir. Son işlem, ağır reçinelerin özel topraklarla yüze soğuruldu­ğu renk giderme işlemidir: uygun bir sıcak­lığa kadar ısıtılan yağ hemen toprakla ka­rıştırılır ve «precoat» tipi bir tamburdan sü­zülür. Son zamanlarda, bazı yağlayıcılar için toprakla işleme yerine katalitik hidrojenleme işlemi uygulanır.

Vakum altında damıtma ile bitümlü bir artık ürün elde edilir ve asfaltı tasfiye edile­rek bu üründen yararlanılır: propan gibi bir eritici etkisiyle asfalt çökelir ve geriye as­faltı giderilmiş bir yağ kalır. Bu yağın crac­king işleminden veya damıtma ürünleri­ne uygulanan rafinaj işlemlerinden geçirilmesiyle ağır yağlama yağı veya «bright stock» elde edilir. Nihayet damıtma ürünle­riyle bright stock karıştırılır ve istenilen viskozitede ince yağlar elde edilir; bunlara, kullanılacakları yere göre bazı katkı madde­leri eklenir.

*özel imalâtlar. Büyük fabrikalarda birbi­rinden farklı yüzlerce ürün imal edilir. Ay­rımsal damıtma ve kimyasal temizleme te­sisleri özel benzinlerin ikinci defa damıtıl­ması için gereklidir. Petrokimya her ne ka­dar rafinaja bağlıysa da gene de başlıbaşına bir sanayidir.
Rafinaj sanayii ve petrokimya, yakıt ve kim­yasal madde ihtiyaçlarının her on yılda iki misline çıkması sebebiyle günümüzde çok hızlı bir gelişme temposu göstermektedir.

Kömür azalmakta, nükleer enerji ise şimdi­lik bu ihtiyaçların çok az bir kısmını karşı­lamakta olduğuna göre, bunlar ancak petrol ve tabiî gazlar tarafından karşılanabilir; bu yüzden, bu maddelerin yüzyılın sonuna ka­dar yüzde 15 oranında bir artış göstermesi gerekir. Halen Avrupa’da inşa edilen rafine­riler şu işlemleri yapabilmek üzere tasarlan­mıştır: ham petrolün atmosfer basıncında damıtılması, benzinlerin hidrojenle işlenme­si, yanıcı gazlardan kükürdün çıkarılması, benzinlerin katalitik reformingi, gazoillerdeki ve kerozendeki kükürtün hidrojenle giderilmesi atmosfer basıncında biriken tortu­ların bitüm üretmek için vakum altında da­mıtılması. Bazı büyük rafineriler ayrıca pa­rafinler, yağlama yağları, balmumu ve özel eriticiler üretir.

Bu basitleştirilmiş şema genellikle her türlü ham petrolün işlenmesi­ne yeterlidir. Bununla birlikte, bazen benzin randımanını artırmak için bazı ek usullere başvurmak gerekir. Uygulanan başlıca usul­ler şunlardır: alkilasyon (çok pahalı olan bu metot A.B.D. dışında uygulanmaz ve da­mıtma ile cracking ürünü oıan sıvı gazlar­dan oktan indisi yüksek yakıtlar elde etme­ğe yarar); benzinlerin, gazoillerden veya di­ğer ağır damıtma ürünlerinden itibaren elde edildiği katalitik cracking; ağır fuellerin daha az ağdalı fuellere dönüştürüldüğü vis-breaking*; ortamda hidrojen bulunması sebebiyle, daha ağır herhangi bir petrol ürü­nünün benzin haline dönüştürüldüğü, çok yeni bir usul olan hidrocracking; düz mo­leküllü bir hidrokarbonun, dallı zincirli bir hidrokarbon haline dönüştürüldüğü ve böy­lece yakıtların oktan indisinin büyük ölçü­de ıslah edildiği izomerleşme; artık ürün­lerin kullanıldığı ve cracking ilşeminden ge­çirilen ağır gazoil tipi damıtma ürünlerinin elde edildiği vakum altında damıtma; vakum altında damıtma artıklarının işlendiği ve yağlama yağlarının veya cracking işleminden geçirilen yağların hammaddelerinin elde edildiği propanla asfalt giderme işlemi. Kata­litik reforming, benzinlerin oktan indisini iktisadî bir şekilde yükselterek ve rafinajcılara, uzun bir süreden beri ihtiyaç duy­dukları hidrojeni düşük bir fiyatla sağlaya­rak, rafinaj tekniklerinde gerçek bir devrim yaptı. Katalizör olarak kullanılan platinin alüminyum oksitten bir destek üzerine çö-keltildiği reforming işleminde, bazı naften sınıfı hidrokarbonlar, aşağıdaki örneğe göre
C6H12-> C6H6 + 3H2 sikloheksan benzen hidrojen
hidrojen açığa çıkararak aromatik hidrokar­bonlara dönüşür. Böylece elde edilen önemli miktardaki hidrojen (orta büyüklükteki bir rafineride, günde 10 ton), on yıldan beri uy­gulanan birçok yeni hidrojenleme usulünün geliştirilmesini sağladı: kükürt giderme ve cracking usulleri. İşlenecek üründeki kü­kürtlü bileşiklerin kükürdü, kükürtlü hidro­jen şeklinde ayrılır ve Claus yükseltgeme metoduyle dönüştürülür: H2S + 1/2 O2 ->S + H2O.

Toplanan kükürt ısıtılmış bir de­poda stok edilir ve genellikle sıvı halde, kamyonlarla tüketiciye gönderilir, Kükürtün giderilmesi, sağlık bakımından çok önemli­dir. (Baca ve egzos dumanları v.b.) [L]

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAFİNAJ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİGUET (Raymond)

Tarih 17 Haziran 2009

RADİGUET (Raymond), fransız yazarı (Sa-int-Haur-des-Fosses 1903 – Paris 1923). ün­lü sanatçıların, tanınmış kimselerin devam ettiği «Boeuf sur le toit» kahvesinin gediklilerindendi.
Kübizmi benimseyen edebiyat çevrelerinde yetişmiş olmasına rağmen, Jean Cocteau’nun ve basımcı Bernard Grasset’nin desteğiyle yayımladığı ilk romanı içimizdeki Şeytan’da (La Diable au Corps) [1923] klasik ölçülere bağlı kaldı, ölümün­den sonra basılan ikinci romanı Le Bal du Comte d’Orgei’de. de (Orgel Kontunun Balosu) [1924] aynı temiz, duru üslûp, insan psikolojisinin ayrıntılarını incelemede aynı derin ve aydınlık tahlil gücü görülür. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİGUET (Raymond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİÇEVİÇ (Branko)

Tarih 17 Haziran 2009

RADİÇEVİÇ (Branko), sırp şairi (Brod 1824-Viyana 1853). Viyana’da hukuk okudu, 1850′de Tıp fakültesine girdi. 1847′de, Vi­yana’da şiirlerini (Pesme [Şiirler]) iki kitap halinde yayımladı. 1851′de bu kitabın ikin­ci baskısı yapıldı, üçüncü bir kitap, ölü­münden sonra 1862′de yayımlandı. Roman­tik bir şair olan Radiçeviç, Vuk Karadziç’in dil reformu konusundaki düşüncelerini benimsedi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİÇEVİÇ (Branko) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİCE (Attilia)

Tarih 17 Haziran 2009

RADİCE (Attilia), italyan kadın dansçı, koreograf ve pedagog (Taranto 1914). Mila­no’da Scala Dans okuluna girerek (1922) E. Cecchetti ile çalıştı. Scala’da birinci dansöz (1932) ve yıldız dansöz (1935) oldu, bütün klasik repertuvarda ve Aurel Millos’un başlıca balelerinde (Antiche Danze ed Arie [Eski Danslar ve Parçalar], Petruşka, Le Creature di Prometeo [Prometheus'un Yaratıkları], Orpheus v.b.) oynadı. 1957′den beri yönettiği Roma Operası Dans okulun­daki öğrencilerine, ustası E. Cecchetti’nin öğretisini aktarmağa çalışmaktadır. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİCE (Attilia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADESCU (Nicolae)

Tarih 17 Haziran 2009

RADESCU (Nicolae), romanyalı general ve siyaset adamı (Calimaneşti 1876-New York 1953). Kral Carol II’nin diktatörlüğüne (1933-1940) ve alman-rumen ittifakına karşı mücadele etti. Bu yüzden Almanlar tara­fından tutuklandı. Sovyet birliklerinin Romanya’ya girmesinden önce kral Mihai ta­rafından başbakanlığa getirildi (şubat 1945). Sonra istifa etmek zorunda kaldı. A.B.D.’ye gitti (1947), orada Hür Romanya bir­liğini yönetti. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADESCU (Nicolae) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADAR

Tarih 17 Haziran 2009

RADAR i. (ing. RAdİO Detection And Ranging’in kısaltması). Elektron. Radyoelek­trik dalgalarının bir engel üzerine çarpıp geri dönmesiyle o engelin konumunu ve uzaklığını belirleyen cihaz.
(Bk. ANSiKL.) || Gözetleme radarı, hava savunması için ka­raya yerleştirilmiş radar.
(Bk. ANSiKL.) || Topçu veya atış radarı, elektronik bir hesaplayıcı ile birleşmiş olan ve topçu atışlarını düzenlemeğe yarayan radar. Bk. AN­SiKL,

— ANSiKL. • Tarihçe. Radar’ın ilkesini daha 1911′de amerikalı Hugo Gernsback Ralph 124 C 41 + adlı romanında anlatmıştı. 1928′de Pierre David, uçakların yerini bul­mak için bir elektromagnetik sistem, pro­jesi hazırladı ve bunu 1934′te Bourget’de başarıyle uyguladı. Bu âletler, 5 000 m yük­seltiye kadar geçen bütün uçakları haber veriyordu. Başka bir fransız araştırmacısı, Maurice Ponte, 1930′da çok yüksek fre­kansta kuvvetli elektrik titreşimleri yayın­layan ve çok kısa dalga üreten, radarın ana parçası magnetron’u buldu.

Henri Gutton ile işbirliği yaparak, elektromagnetik deteksiyon cihazlarını geliştirdi; bu âletler­den biri, 1935′te, bir engelin yaklaştığını bildirerek çarpışmayı önlemek için Normandie gemisine yerleştirildi, İkinci Dünya savaşı başında Watson – Watt yönetiminde ingiliz teknisyenleri, radar tekniğini daha geliştirerek düşman uçaklarını tespit etme amacı güden birçok istasyon kurdular. Bu merkezler, İngiltere muharebesinde kesin bir rol oynadı. Savaştan sonra radar, de­nizcilik ve havacılık alanlarında yaygın­laştı.
• Tasvir. Radar, çok dar ve çok kısa sü­reli bir demet halinde yayınlanan radyo­elektrik dalgaların engele çarptıktan son­ra yansıyarak vericiye dönmesi ilkesine da­yanır. Dalgaların gidiş geliş süresinin (ışık hızıyle) bilinmesi, engelin uzaklığını hesap­lamak imkânı verir. Engelin yönü, dalga­ların yayınlanmasına ve alınmasına yara­yan antenin o andaki konumuyle anlaşılır. Bu cihaz, yön verilebilen ortak antenli bir alıcı ile bir verici ve genellikle katodik bir osiloskoptan meydana gelen ve sonuçları veren bir göstergeden başka bir şey değil­dir. İlk radarlar metre cinsinden dalgalar üstünden çalışırdı; sonra desimetre cinsin­den dalgalara geçildi, şimdi ise çoğu za­man santimetre cinsinden dalgalar kulla­nılır. Dalgalar ne kadar kısa olursa dar bir demet haline getirilmesi o derece kolay­laşır ve dar bir yansıtma yüzü olan küçük engellerin bulunmasına daha elverişli olur. Dalgalar, çok kısa zamanlı (mikrosaniye-nin kesri) ve yüksek güçlü (birçok megawat) empülsiyonlar halinde yayınlanır. Yön verici bir anten (parabcloyit reflektör) dal­gaları engele doğru gönderir. Aynı za­manda empülsiyon osiloskopun zaman ayarını, yani katot ışınının çıkışını sağlar, özel bir düzenek kısa’süreli yayın sırasında alı­cının duyarlığını minimuma indirir; bunun amacı, aşırı bir enerji yüklenmesinden âle­ti korumaktır.

Engelden yansıyan dalgalar antene geldiği zaman alıcı, bu dalgaları maksimum duyarlıkla alır ve osiloskop ek­ranı üzerinde spotun sapması veya parlak­lığın artışı şeklinde görülür. Ekranda taramayı başlatan yayın anı ile yankının alın­ma anı arasında spotun katettiği yol, en­gelin uzaklığını gösterir. Yansıyan dalgayı alan antenin yönü engelin doğrultusunu verir. Gözetleme radarlarında, ufkun bütün azimutlarını tarayan dönel antenler veya büyük açılı antenler kullanılır.

Eğer katodik tüpün taraması kutupsal ko­ordinatlara göre oluyorsa, spotun art ar­da çizdiği yarıçaplar antenle aynı açı al­tında yöneldiğinden, ekran üzerinde, mer­kezde bulunan bir gözlemcinin görebileceği bütün engeller ortaya çıkar. Ekran merke­zine göre uzaklıklar, engelin radara olan gerçek uzaklığına tekabül eder. Bu tür ci­hazlar havaalanlarında kullanılır.

• Bellibaşlı kullanımları: Radarlar en ke­sif siste bile gemilerin çarpışmalarını ön­ler, doğrudan doğruya görüş olmadan, li­man ve dar kanalların girişlerinde ma­nevra yapma imkânı verir.
Radarlar aynı zamanda hava trafiğinin kont­rol ve düzenlenmesinde kullanılan başlıca araçtır. Havaalanına yerleştirilen radarlar uçakları belli bir arazide yüzlerce kilomet­re uzaklıklara kadar (bölgesel kontrol) ini­şe geçerken veya kalkerken (yaklaşma kont­rolü) kontrol eder. Radarların düz hat ola­rak ulaşabileceği yayın alanı çok büyük­tür. Ay’ın ve sonra da Mars gezegeninin incelenmesinde başarıyle kullanıldı. Ancak bunun için, yayımda çok yüksek bir güç, zayıf yankıları alışta da büyük bir duyarlık gerekmiştir.

• Askerî uygulamalar. Radarın hava sa­vunmasında kullanılması ikinci Dünya sa­vaşında başladı. Bombardıman uçaklarının gittikçe artan hızı karşısında, alarm ver­mede geç kalmıyor ve hava savunması et­kisini kaybediyordu; düşman uçakları sesle veya gözle keşfedildiği zaman genellikle iş işten geçmiş oluyor ve avcı uçakları an­cak bombardıman bittikten sonra müdaha­le edebiliyordu. Havada düşman uçakları­nı zamanında avlayabilmek için daha ke­sin ve uzaktayken keşfetmek gerekti. İngil­tere’de radar adını alan elektromagnetik deteksiyonun, 1939-1940 arasında alarm süre­sini kısaltmada büyük yardımı oldu. Ra­darın, hava şartları ne olursa olsun daha iyi ve daha uzağı görebilmesi yüzünden eski hava gözetleme sistemleri çok değiş­ti. Radarın gelişmesinde, askerî uygula­maların büyük payı olmuştur. Radara bü­yük bir hassasiyet sağlayan santimetre cin­sinden dalgaların 1942′de bulunması, 1943′te Almanların Atlantik’teki denizaltı hü­cumunu Sonuçsuz bıraktı; çünkü peris­kop ve snorkeller artık görülebiliyordu.
Aynı dalga demetinin yankısındaki frekans farkının (Doppler-Fizeau etkisi) ölçülme­si sonucunda hareket eden bir cismin hızını tespit etme imkânı bulundu ve 1944′te V1′lere karşı başarılı bir savunma yapılabildi. Daha sonraları da, radar füzeleri hazırla­nabildi ve radar dalgalarını bozan parazit yayınlarını önleme imkânı bulundu. Ra­darın gelişmesi o kadar geniş imkânlar sağ­ladı ki, her belirli iş için ayrı bir radar tipi yapmak gerekti. Havacılıkta ana radar uzayın bir bölgesinin gerçek ve tam gö­rüntüsünü verir, buna karşılık sekonder radar, ekranı üzerinde, İFF kumandalı (ingiliz İ.F.F. sistemi: İdentification Friend or Foe) uçakları gösterir ve böylece dost uçaklar izlenip ayırt edilebilir. Ayrı­ca askerî havacılık da, kendi ihtiyaçları için çeşitli tipte radarlar kullanır; yaklaş­tırıcı radarlar, inişi kolaylaştırmak için kul­lanılır; uçuş, bombardıman ve atış radar­ları, ister yerde, ister uçaklarda olsun mü­rettebata görmeden ve büyük bir kesinlikle görevlerini yerine getirme imkânı sağlar. Güdümlü mermi alanındaki bütün buluş­lar bu yeni tekniğin gelişmesine dayanır. Kara ordusuna radar, yer gözetleme ve topçu radarlarının yapımıyle girmiştir; 1962′de yer gözetleme radarları, 30 ile 40 km ara­sında, hareketli engelleri (taşıt, insan top­luluğu) tespit etme imkânı vermiştir.
Topçu radarları (tip AN/MPQ 10 veya Cotal) düşman topçusunun yerini tespit eder ve kendi topçusunun mermi yörüngelerini iz­leyerek atışları düzenler. Bununla birlikte, radarlar ancak 20°’lik bir atış açısından sonra etkili olabildiği için, daha çok mer­minin yükseliş yörüngesini tespit ederek havan toplarının mevzilerini bulmada kul­lanılır. Uçaksavar topçu radarları, hedefi, sürekli olarak nişangâhta tutup izler ve top­çuya yalnız mermi sürüp ateşleme görevi kalır.

Radarın başarısı sürekli çalışmasına (her mevsimde gece ve gündüz) ve teorik. ola­rak etkili olduğu alanın sonsuzluğuna da­yanır. Bununla birlikte bugüne kadar ra­darın engelleri aşmasına, yani dolaysız gö­rüşten kurtulmasına imkân bulunamadığı için, radarın burada kullanım alanı çok dar­dır ve alçaktan uçan uçaklara karşı etkisi yoktur. Meselâ 1961′de bir amerikan F 104 avcı uçağı radarlar tarafından görülmeden Amerika’yı boydan boya geçebilmiştir. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAÇKİ (Franjo)

Tarih 17 Haziran 2009

RAÇKİ (Franjo), hırvat tarihçisi (Fuzine, Rijeka yakınları 1828-Zagreb 1894). Kendi­sini San Gerolamo kolejini yönetmek üze­re Roma’ya yollayan (1857-1860) Strossmayer’in yardımcısıydı. Hırvat diyetinde mil­letvekili ve Millî partinin şefi oldu. Yugos­lav akademisinin kurucusudur, özellikle hırvat kaynaklarını ve Aziz Kiril ye Metodiy’in eserlerini inceledi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAÇKİ (Franjo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACOVİTA (Emil)

Tarih 17 Haziran 2009

RACOVİTA (Emil), romanyalt biyoloji bil­gini (Yaş 1868-Bükreş 1947). Paris’te hukuk ve fen fakültelerinden mezun oldu.
Yirmi yıl Banyuls-sur-Mer’deki Arago laboratuvarında müdür yardımcılığı yaptı. E.A. Martel’in yazılarını okuduktan ve Mallorca ma­ğaralarının birindeki yer altı suyunda küçük kabuklu bir hayvan bulduktan sonra deniz bilim ve deniz favnası ile ilgili çalışmala­rından vaz geçerek 1904′ten itibaren mağara hayvanlarını incelemeğe başladı. Az sonra, o sıralarda mağaracıl kınkanatlıları incele­meğe başlayan Rene Jeannel ile birlikte ça­lıştı. 1907′de Biyospeleoloji Sorunları Üstüne Denemeler’i yayımladı.
Bu eserle biyos-peleoloji’nin temellerini attı. Mağaracıl can­lılarla ilgili ilk dergiyi Jeannel ile birlikte kurdu. Racovita, eşbacaklı kabukluların in­celenmesi alanında uzmanlaştı. Banyuls, mağara favnasının incelendiği milletlerarası bir merkez haline geldi. 1920′de Banyuls’tan ayrılarak anayurduna gitti ve Cluj’da ilk speleoloji enstitüsünü kurarak müdür yardımcılığını Jeannel’e verdi. Bu iki biyo­loji bilgini isviçreli P.A. Chappuis ile bir­leşerek Romanya ve Balkan yarımadasındaki mağaraları incelediler. Racovita, mağara­lardaki hayat şartlarını, bu şartların canlılar üzerindeki etkilerini, yer altında ya­şayan organizmaların evrim şekillerini, üre­melerini, yeryüzündeki dağılışını ve zoolo­jideki sistematik yerini belirleyen ilk bil­gindir. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACOVİTA (Emil) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACİNE (Jean)

Tarih 17 Haziran 2009

RACİNE (Jean), fransız trajedi yazarı (La Ferte-Milon 1639 – Paris 1699). Anne ve babasını çok küçük yaşta kaybeden Racine Port-Royal rahibeleri tarafından yetiştiril­di.

1658′de Harcourt kolejinde felsefe öğ­renimine başladı. Bu arada şiirler de ya­zıyordu; 1660ta yayımlanan La Nymphe de la Seine (Sen Nehrinin Perisi) çok beğe­nildi. 1660 ve 1661′de Amasie ve Les Amours d’Ovide (Ovidius’un Aşkları) adlı iki trajedi yazdı (oynanmayan bu eserler kaybolmuştur). Rahip olmayı tasarlıyordu. Bir ruhanî ödenek ve mevki elde edebilmek için Uzes’e (kasım 1661) gitti fakat hayal kı­rıklığına uğrayarak 1662 sonlarında veya 1663′ün başında Paris’e döndü. Yeniden tiyatroya yöneldi, fakat ilk piyesi Thebaide (haziran 1664) pek tutulmadı. Ama Alexandre (İskender) [aralık 1665] oyunuyle za­manının başta gelen yazarları arasında yer aldı, 1667′den itibaren de büyük eserlerini vermeğe başladı:
Andromaque (1667), Les Plaideurs (Davacılar) [1668]; Britannicus (1669); Berenice (1670), Bajazet (Bayezid) [1672]; Mithridate (1673); tphigenie (1674); Phedre (1677). Bunların hepsi aynı başarıya ulaşamadı, özellikle Britannicus üstüne çe­şitli yorumlar yapıldı. Ama gene de Racine, kamuoyunca zamanının en büyük tra­jedi yazarı olarak kabul edildi. Onun de­hasını kabul etmek istemeyenler yalnız Corneille taraftarlarıydı. Saray ise Racine’i tu­tuyordu. 1677′de, Racine’in artık trajedi yazmayacağını duyan halk çok şaşırdı. Bu kararın birçok sebebi vardı.

Louis XIV, Racine’i Saray’ın resmî tarihçiliğine tayin etmişti; bu resmî görev, şairlikle bağdaşamazdı, öte yandan, 1665′ten beri Port-Royal ile arası bozuk olan Racine, ken­disini yetiştirenlerin sert ilkelerine dönmüş­tü. Bir de Phedre’e karşı yöneltilmiş saldı­rılar Racine’i hayli üzmüştü. Hoş karşı­lanmamış olmasına rağmen Phedre, kısa zamanda başarıya ulaştı. Mayıs 1677′de Ra­cine evlendi ve böylece hayatında yeni bir dönem başladı.

On iki yıl sonra tekrar tiyatroya döndü. Mme de Maintenon’un isteği üzerine, Saint-Cyr okulu yatılı kız öğrencileri için Esther’i (1689) ve Athalie’yi (1691) yazdı. Tiyatro­ya düşman olan sofular Mme de Maintenon’a baskı yaparak bu oyunu oynattırma­dılar. Provalar durduruldu, Racine de bun­dan böyle dinî trajediler yazmaktan vaz geçti. Artık koyu bir hıristiyan gibi yaşamağa başlayan yazar yalnız çocuklarının eğitimiyle ilgilendi. Louis XIV ona yakın­lık gösteriyordu. Ama şair, Port-Royal’e bağlılığını saklamıyordu. Büsbütün gözden düşmemişti ama itibarı azalmıştı. 1698′de hastalandı ve 21 nisan 1699′da öldü. Tiyatro eserleri, bütünüyle ele alındığında Racine’in, Corneille ile Quinault arasında kendine özel bir yol bulmak çabasında olduğu görülür. Corneille 1660′tan sonra, aş­kın hür ve kahramanca bir duygu olarak ikinci plana atıldığı, buna karşılık ahlâkî ve siyasî düşüncenin ağır bastığı bir tra­jedi anlayışını benimsemişti.

Buna karşılık Quinault, duygusal olmayan her çabayı kü­çümsüyor, aşkı karşı konulmaz, akıl dışı, coşkun ama kısır bir tutku sayıyordu. Ra­cine ise tutkuyu, insanları cinayete ve ölüme kadar sürükleyen bir şer kuvveti ola­rak görür, öte yandan, trajedilerinde diya­logu Corneille veya Quinault gibi ele al­maz. Corneille diyaloguna ahlâkî özdeyiş­ler, manevî hayatla ilgili genel gerçekler, serpiştirmeğe meraklıdır. Quinault’nun traje­dileri aşk üstüne söylenmiş vecizelerle süslüdür. Racine’in diyalogu ise, kişilerin bir­birlerini yumuşatmağa veya yararlanmağa çalıştıkları bir çeşit karşılıklı çalışmadır.
Racine trajedisinin bu genel niteliklerine, Andromaque’tan Phedre’e kadarki eserle­rinde belirli bir şekilde gelişen özellikleri de eklemek gerekir. Başlangıçta, yunan et­kisinden çok latin etkisi altındadır. Andromague’ının konusunu Euripides’den değil Vergiliuş’tan almıştır. Britannicus ile Berenice’î yazdığında trajedi anlayışı Corneille’inkinden pek farklı değildi. Fakat Mith­ridate ile başlayan bir gelişme, İphigenie’de daha da belirgin bir hale geldi ve Phedre’de tam bir olgunluğa ulaştı. Ra­cine yunan trajedisine döndü ve tanrıların hükmettiği kutsal dram havasını buldu. Tenkitçiler her zaman Racine’in sanatın­daki olgunluğa, klasik trajedi kurallarına uymaktaki rahatlığına ve en ufak bir yan­lışa bile düşmeyişindeki ustalığına hayran olmuşlardır. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACİNE (Jean) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACHİLDE

Tarih 17 Haziran 2009

RACHİLDE (Marguerite EYMERY, Madam Alfred VALETTE — denir), fransız kadın yazar (Chateau l’Eveque, Dordogne 1860 -Paris 1953). Adı sembolizmin ve Mercure de France dergisinin tarihine bağlıdır. Bu derginin yöneticisi Alfred Valette ile ev­lendi. Birçok roman, deneme ve az rast­lanılır ruh halleri konusunda incelemeler yayımladı.
Başlıca eserleri: Monsieur Ve­nüs (Bay Venüs) [1889]; Les Hors-Nature (Tabiat Dışı’lar) [1897]; Le Meneur de Louves (Kurt Sürücüsü) [1905]; Le Tour d’Amour (Aşk Kulesi) [1914]; Le Grand Seigneur (Büyük Senyör) [1922]; Alfred Jarry ou le Surmâle des Lettres (Alfred Jarry veya Ede­biyatın Üstün Erkeği) [1928]; Mon Etrange Plaisir (Garip Zevkim) [1934]; Face a la Peur (Korkuyle Karşı Karşıya) [1942]. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACHİLDE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rabouilleuse (LA)

Tarih 17 Haziran 2009

Rabouilleuse (LA) ou le Menage de Garçon (Bulanık Suda Avlanan Kız veya Be­kâr Evi). H. de Balzac’ın romanı (1842) [Scenes de la Vie de Province: les Celibataires] (Taşra Hayatından Sahneler: Be­kârlar). Dul Agathe Bridau’nun iki oğlu vardır, bunlardan biri yarım maaşla emek­liye ayrılmış bir yarbay olan Philippe’tir.
Ayrıca bir de İssoudun’da yaşayan çok zen­gin kardeşi vardır. JJ. Rouget adındaki bu kardeş hem hizmetçisi, hem metresi olan la Rabouilleuse (uzun zaman balık­çıların hizmetinde suları karıştırma görevi yaptığından «Karıştırıcı» adını almıştır) ad­lı bir kadının eline kalmıştır. Hizmetçi, çok sevdiği dostu Maxime Gillet ile işbir­liği yaparak yaşlı bekârın mirasına kon­mak hevesine kapılır. İssoudoun’da yaşa­mağa mecbur edilen Philippe, bekâr amca­sının evini bir düzene sokar, Maxime’i de bir düelloda öldürür.
Flore’u amcasıyle ev­lenmeğe zorlar. Aşırı davranışlara ittiği amcasının ölümünü çabuklaştırır. Sonra Flöre ile evlenir, kadını sefahat hayatına sürükler ve ölüme terk eder. Böylece da­yısının servetini ele geçirerek zengin olur. Bu romanda, yarım aylıkla görevden uzaklaştırılmış insanların; amaçlarına ulaş­mak için her şeyi yapmayı göze almış «iş­sizlik şövalyeleri’nin büyük bir kalabalık teşkil ettikleri Restorasyon devrindeki taş­ra hayatı başarıyle canlandırılmıştır. E. Fabre bu romandan bir oyun (1903), Lous Daquin de bir filim yaptı (1960). [L]
RABT i. Bk. RABIT.
RABTİYE i. Bk. RAPTİYE.

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rabouilleuse (LA) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABOU (Charles)

Tarih 17 Haziran 2009

RABOU (Charles), fransız yazarı (Paris 1803 – ay.y. 1871). Balzac’ın dostuydu; onun­la birlikte çalıştı. Balzac, ölmeden önce, Rabou’yu yarım kalmış romanlarını tamamlamakla görevlendirdi: Le Depute d’Arcis (Arcis Milletvekili) [1854], Le Comte de Sallenave (Sallenave Kontu) [1855]» La Famille Beauvisage (Beauvisage Ailesi) [1855], Les Petits Bourgeois de Paris (Pa­risli Küçük Burjuvalar) [1856-1857]. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABOU (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABİRİUS (Caius)

Tarih 17 Haziran 2009

RABİRİUS (Caius), romalı şövalye (M.ö. I. yy.). Aristokrasi taraflısıydı. 63′te halkın itibarını arttırmayı ve pleb tribunusluğunu desteklemeyi arzulayan Sezar’ın kışkırtma­sıyla, 1OO’de işlenen L. Apuleius Saturninus cinayetine katılmakla suçlandı. Mahkûm edildi, halk karşısında, yargıtayda Hortensius ile Cicero tarafından savunuldu (M. V. 63) ve son anda praetor Metellus sayesinde af­fedildi. Cicero’nun savunması günümüze ka­dar gelmiştir (Pro Rabirio). [L]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABİRİUS (Caius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABİE (Jan Sebastian)

Tarih 17 Haziran 2009

RABİE (Jan Sebastian), afrikaanca yazan güney afrikalı yazar. (George, Kap ili 1920). Sartre ve Camus’yü çevirdi. Sosyal konu­ları işleyen romanlar yazdı (Ons die Afgod, 1958; Bolandia, 1964). [L]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABİE (Jan Sebastian) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Rabia

Tarih 17 Haziran 2009

Rabia, Halide Edip Adıvar’ın Sineklibakkal romanının kadın kahramanı.

İstanbul’­un yoksul mahallelerinden Sineklibakkal’da yaşayan Rabia, bakkal ve ortaoyunu sanatçısı Tevfik’in kızıdır. Annesiyle baba­sı ayrıldığı için, mahalle imamı büyükba­bası tarafından yetiştirilir. Sesi güzel olan Rabia hafız ve mevlitçi olur. Abdülhamid II’nin zaptiye nazırı Selim Paşa ile ka­rısı Sabiha Hanımın himayesini görür; on­ların konağında alaturka musiki dersi alır. Paşanın oğlu Hilmi ile Tevfik, «genç türkler»in istibdat yönetimine karşı giriştikleri çalışmalardan dolayı Şam’a sürüldükten sonra Rabia babasının dükkânını işletir. Selim Paşanın konağında Hilmi’ye piyano dersi veren, daha sonra da islâm dinine girerek Osman adını alan italyan Peregrini ile evlenir. Meşrutiyet’in ilânı üzerine sür­günden dönen babası, eşi ve yeni doğan çocuğuyle mutluluk içinde yaşar.
Rabia, yerli hayatın ve göreneklerin ayrıntılarıyle canlandirıldığı eserde türk ve islâm dünyasının değerlerini temsil eder. Peregrini ile evlenmesi, Batı’nın akliyle Doğu’nun iç zenginliğinin sentezine işaret sayılır. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rabia hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABELAİS (François)

Tarih 17 Haziran 2009

RABELAİS (François), fransız yazarı (La Deviniere, Chinon yakını 1494′e doğr. – Pa­ris 1553). Babası Chinon krallık mahkeme­sinde avukattı.
Rabelais, 1520′de Fontenayle-Comte’daki Puy-Saint-Martin manastırın­da kaldı. Burada Pierre Amy ile Yunanca çalışıyor, o arada da Guillaume Bude ile mektuplaşıyordu. Papa Clemens VII’nin iz­niyle, 1524-1525′te benedikten tarikatına gir­di. Burada fikir çalışmaları için elverişli bir sığınak bulacağını umuyordu. Manastırın başrahibiyle Poitou ve Perigord’u, sonra da Liguge’yi ziyaret etti.
1527 Başlarında papazlıktan ayrıldı, en ünlü üniversite şehirlerini dolaştı ve 17 eylül 1530′da Montpellier Tıp fakültesine yazıldı, burada büyük bir ün kazandı. Para sıkıntı­sı yüzünden, Lyon’a giderek, henüz doktor unvanını almamış olduğu halde Pont-du-Rhöne hastahanesinde hekimliğe başladı. Bir fikir ve yayın merkezi olan bu şehirde 1532′de Hippokrates’in AphorismoVsini (öz­lü Sözler), sonra da büyük eserinin ilk kita­bı olan Horribles et Epouvantables Faits et Prouesses du tres Renomme Pantagruel’i (Çok ünlü Pantagruel’in Korkunç ve ürkütücü Marifetleri ve Kahramanlıkları), ya­yımladı. Yeni koruyucusu Paris piskoposu ve diplomat Jean du Bellay, Roma’ya görev­li giderken Rabelais’yi de hekim olarak ya­nında götürdü.
Rabelais, Lyon’a dönüşün­de, Pantagruel’in gördüğü ilgiden cesaret alarak, ekim 1534′te Vie tnestimable du Grand Gargantua, Pere de Pantagruel’i (Pantagruel’in Babası Koca Gargantua’nın Paha Biçilmez Hayatî) çıkardı. 1535′te Lyon’dan ayrılarak Jean du Bellây ile yeniden İtal­ya’ya gitti fakat bu arada Lyon’daki görevi­ne son verilmişti; kardinal Saint-Maur- les -Foses Piskoposluk meclisinde ona bir üye­lik maaşı bağladı.

Bundan sonraki on yılını (1536-1546) Rabe­lais hekimlik yaparak ve maceralı bir hayat sürerek geçirdi. 1597′de Montpellier’de dok­tor unvanını aldı, sonra kralın çevresine ka­bul edildi ve resmî bir şahsiyet oldu. Kar­dinalin kardeşi Guillaume du Bellay, Piemonte’ye gittiği sırada (1540), Rabelais he­kim olarak onun yanında bulundu. Langey senyörünün ölümünden sonra, Krallık divanına danışman tayin edildi ve Poitou’ya yer­leşti. 1546 Başlarında Tiers Livre des Faicts et Dicte Heroigues du Noble Pantagruel’i (Asil PantagrueJ’in Kahramanca İşleri ve Sözlerinin üçüncü Kitabı) Navarra kraliçe­si Marguerite’e armağan etti. Sorbonne, bu kitabın «çeşitli sapık görüşlerle dolu» oldu­ğunu öne sürdü ve önceki eserleri gibi bu eserini de suçladı. Rabelais, Metz’e kaçarak, yeni bir görevle Roma’ya gönderilen Jean du Bellay’ye katıldı. Lyon’dan geçerken Quart Livre de Pantagruel’i (Pantagruel’in Dördüncü Kitabı) yayımlattı (1548).

Bu ese­rin devamı ancak 1552′de çıktı. Rabelais, ha­yatının son iki yılında, Du Bellay’nin koruyuculuğu sayesinde Meudon’da papazlık yaptı. Bu neşeli papaz, vaktinin çoğunu Pa­ris’te geçiriyor ve sık sık «sağlık cenneti» adını verdiği Saint-Maur-les-Fosses’ye gidi­yordu, ölümünden dokuz yıl sonra, Cinguieme Livre de Pantagruel’in (Pantagruel’in Beşinci Kitabı) ilk bölümleri Ulsle Sonantc adiyle yayımlandı. Bu eserin tamamı 1564′te Lyon’da çıkmıştı. Yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu kitabın gerçekliği üstünde şüpheler belirdi. Ancak eser, Rabelais’ye maledilebilecek bir çaptadır. Ronsard, Ra­belais’yi kendini içkiye vermiş ayyaş olarak tanıtır. Hakkında söylenenler, onun gerçek kişiliğini uzun süre gölgelemiştir. Rabelais XVII. ve XVIII. yy.da da okunmuştur. Oy­sa, o sıralarda rönesans eserleri gerektiği gibi değerlendirilmiyordu. Bundan ötürü bu çağlarda Rabelais’nin sadece açık saçık an­latımına önem verildi. Onu «fransız edebi­yatının yaratıcısı» sayarak gerçek yerine oturtan Chateaubriand’dır.

Rabelais’de, XVI. yy.ın ilk yarısındaki hümanistlere özgü, doy­mak bilmeyen bir öğrenme isteği vardı. Gar­gantua’sı ve Pantagruel’i zamanın bütün bü­yük meselelerini alaycı bir biçimde dile getirmek için kullandığı birer araçtır. Rabe­lais, okurundan, eserindeki «özlü ilik»i çı­karmasını ve fanteziler ardındaki derin dü­şünceye varmasını bekler. Bu düşüncenin te­mel özelliği, ortaçağ zihniyetine karşı bir tepki olmasıdır: Rabelais, Hıristiyanlığın inr san bedenini hor görmesinden ve bâtıl inançlardan nefret eder, eserinin her satırın­da insan yaratılışına ve insanlığı ileri götü­recek olan bilime inancını belirtir. Kiliseye, skolastiğe, geleneksel eğitim metotlarına say­gısızlığı reformların bir an önce uygulan­masını istemesindendir; ustası saydığı Erasmus gibi, Rabelais’yi de hiç biı kilise tut­mamış, katoliklerce protestan dostu, protestanlarca da dinsiz sayılmıştı.

Gerçekte Rabelais, hiç bir kapıya kul olamayacak kadar düşünce hürriyetine bağlıdır: insanoğlunun türlü çılgınlıklarını hoş görmek ve derin bir iç huzura kavuşmak için başvuru­lacak tek kaynak onca akıldı. Kahkaha, onun elinde, hayal kırıklığının tek ilâcı ol­muş, Theleme manastırının alınlığına yazdığı vecizeyle de, sağduyuya beslediği güveni belirtmişti.
Hikayeci olarak Rabelais, her şeyden önce eşsiztir usta, eşine az rastlanır bir kelime cambazıdır; ele aldığı her tipi canlandırma yı gözümüzün önünden gitmeyecek ayrıntı­ları bulup yerine oturtmayıbilir. Güldürme sanatının bütün inceliklerinden, bütün imkanlarından yararlanmakta ustadır: hele ön­sözlerinde ve halk hikâyelerindeki kelime cümbüşü insanı âdeta sarhoş eder.

Çağının toplumunu, bıyık altından gülerek gözümü­zün önüne seriverir ve ölümsüz tipler yara­tır (Panurge, Picrochole, Bridoie v.b.). Hic­vinde kin değil, candan bir kahkaha, ince bir mizah ve coşkun bir neşe vardır. Bunca zamandıı bunca insanı büyüleyebilmesinin sırrını, gerçek ile hayali, kaba saba şakalar ile en ince mizahı bağdaştırmasında arama­lıdır, öyle ki, onun deyimiyle «ayak takımı» da, «en seçkin aydınları» da bu eserde ara­dıklarını bulabilirler. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABELAİS (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABEARİVELO (Jean-Joseph)

Tarih 17 Haziran 2009

RABEARİVELO (Jean-Joseph), madagaskarlı şair ve yazar (Tananarive 1903-ay.y. 1937). On üç yaşında, genel kültürünü ve edebiyat bilgisini tek başına geliştirmek amacıyle öğrenimini yarıda bıraktı.
Hova di­lini öğrendi; ayrıca fransızca ve ispanyolca da yazmağa başladı. Klasik türdeki eserler­den (La Coupe de Cendres [Küllerden Ka­deh], 1924) sonra geleneksel nazım ölçüsü­nü bıraktı ve serbest nazım tarzını seçerek avrupa kültürünün mitleriyle ülkesinin gele­neksel temalarım birleştirdi: Presque Songes (Düş gibi) [1934], Chants pour Abeone, Abeone İçin Şarkılar) [1934]. Sahne için, korolu bir kantat şeklinde, İmaitsoanala, Fille d’Oiseau (İmaitse anala, Kuşun Kızı) adlı bir eser yazdı; ama güç hayat şartları­na ve kızı Voahangy’nin ölümüne dayana­mayarak intihar etti. Bir romanı (L’Aube Rouge [Kızıl Tanyeri]), bir şiir derlemesi (Trefles [Yoncalar]), bir madagaskar şiiri antolojisi, Vieilles Chansons de s Pays d’imerina (imerina Ülkelerinden Eski Şarkılar) [1939], günlüğü (Calepins Bleus [Mavi Def­terler]) ölümünden sonra yayımlandı. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABEARİVELO (Jean-Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABBATH MOAB

Tarih 17 Haziran 2009

RABBATH MOAB. Esk. coğ. Moab ülkesinde şehir, Roma devrinde Areopolis adiyle biraz önem kazandı. Kalıntıları Ür­dün’de, Rabba’dadu. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABBATH MOAB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABAUD (Henri)

Tarih 17 Haziran 2009

RABAUD (Henri), fransız bestecisi (Paris 1873-ay.y. 1949). 1894′te Roma büyük ödü­lünü kazandı.
Roma’da bestelediği üç esere (ikinci mi minör senfoni; Lenau’nun Faustundan aldığı La Procession Nocturne [Ge­ce Alayı], 1899; Eyyub oratoryosu), iki Rus Şarkısı Üstüne Divertimento’yu, Eyyub’un İkinci Kitabı Üstüne Şiir’i (1905) eklemek gerekir. Münih ve Bayreuth’e git­ti, Wagner’den etkilenerek tiyatro için eserler yazmağa yöneldi: La Fille de Rolland (Rolland’ın kızı) [1904], Marouf, Savetier du Caire (Kahireli Kunduracı Ma­ruf) [1914], L’Appel de la M er (Denizin Çağırışı) [1924], Rolande et le Mauvais Garçon (Rolande ve Bıçkın) [1949]. Ayrıca oda müziği, melodiler, bir XVI. yy. ingiliz Süiti, piyano ve orkestra için Prelüd ve Toccata v.b. besteledi. 1908-1918 Arasında Paris operasının orkestrasını yö­netti. 1920-1941 Arasında da Paris konservatuvarında G. Faure’den boşalan müdürlük görevini üstüne aldı. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABAUD (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABASA (Emilio)

Tarih 17 Haziran 2009

RABASA (Emilio), meksikalı romancı ve hukukçu (Ocozccoautla, Chiapas 1856-Mexico City 1878). Oaxa’da hukuk okudu, 1878′de mezun oldu.
Sancho Polo takma adıyle, XIX yy.ın ilk yarısındaki taşra haya­tını canlı ve hoş bir biçimde, zaman zaman da etkileyici bir gerçekçilikle anlatan bir dizi roman yazdı: La Bola (yalan [1887]; La Gran Ciencia (Büyük Bilim) [1887]; El Cuarto Poder (Dördüncü Güç) [1888]; Moneda Falsa (Sahte Para) [1888]. Gençliğin­den beri siyasetle ilgilendi, milletvekili, hâ­kim, vali ve senatör oldu. Ayrıca, anayasa hukukunda uzman olduğunu gösteren El Articulo XIV de. la Constitucîon (Anayasanın XIV. Maddesi) [1907] ve La Constitucîon y la Dictadura (Anayasa ve Diktatörlük) [1912] adlı eserleri yazdı. Rabasa sayesinde, Jose Joaquin Fernandez de Lizardi’nin kur­duğu, gerçekçi «pikaresk» roman türü Mexico’da yeniden hayat buldu. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABASA (Emilio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAB

Tarih 17 Haziran 2009

RAB, ital. Arbe, Adriya denizinde yugos-lav adası, Velebit’in karşısında 92.4 km2; 7 200 nüf. Bağcılık. Zeytinlikler. Balıkçı­lık. Büyük turizm merkezi (yılda 20 000 tu­rist gelir). Batı kıyısında Rab şehri 2 800 nüf. XII. yy.dan kalma katedral; roman üslûbunda güzel çan kulesi; XV. yy.dan kalma saraylar ve birçok ilgi çekici kilise. Sayfiye merkezi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAB hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAABE (Wilhelm)

Tarih 17 Haziran 2009

RAABE (Wilhelm), alman yazarı (Eschers-hausen, Braunschweig, 1831-Braunschweig 1910). JACOB CORViNUS takma adiyle ya­yımladığı ilk romanı Die Chronik der Sperlinsgasse (Sperling Sokağı Kroniği) [1857] büyük ilgi gördü.
Asıl adiyle yayımladığı ikinci eseri Die Leute aus dem W aide (Va­dideki İnsanlar) [1863] Goethe’nin Wilhelm Meister’inden ilham alınarak yazıl­mış sembolik bir romandır. Yazar, daha sonra, konusunu özellikle sıradan insanla­rın hayatından ve onların göze çarpmayan günlük kahramanlıklarından alan roman­lar ve küçük hikâyeler dizisine başladı. Bunlarda bazen, üçleme roman Aç Papaz (Der Hungerpastor) [1864], Abu elfan (1868) ve Schüdderump”ta (1870) olduğu gibi ağırbaşlı bir anlatım, bazen Deustcher Mondschein (Almanya’da Ay Işığı) [1873-1875] veya Horacker’de (1876) görül­düğü gibi duygulu bir nüktecilik, bazen de Stopfkuchen’de (1891) olduğu gibi, bire­yin kaderini doğuran insan ruhunun derin­liklerine doğru yöneliş göze çarpar. Raabe’in Des Reiches Krone (İmparatorluk Tacı) [1873] gibi tarihî hikâyeleri de vardır. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAABE (Wilhelm) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİRİS

Tarih 17 Haziran 2009

QUİRİS i. (lat. k.). Esk. Rom. Başlangıç­ta, silâh taşıma hakkı olan vatandaş. || Romada oturan vatandaş. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİRİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİRİNUS

Tarih 17 Haziran 2009

QUİRİNUS, eski roma tanrısı. Servius’a göre barışçı bir Mars idi.
Eski bir tarihte Jupiter-Mars-Quirinus üçlüsündendi. Romulus’a benzetme yoluyle «Romulus Quirinus» adı verildi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİRİNUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quirinale tepesi

Tarih 17 Haziran 2009

Quirinale tepesi, Roma’nın tepelerinden biri, adını Mars ile eşdeğerli olan ve Romulus ile bir tutulan Sabin tanrısı Quirinus’tan aldı; tepede bir revakla çevrili çok eski bir Romulus tapınağı vardı. Servius’un semtlere bölmesinden önce Collis (tepe) denen Quirinale tepesi, Augustus zamanın­da VI. bölge haline getirildi ve Alta Semita adını aldı. Sallustus bahçeleri bu tepedeydi; Diocletianus ve Constantinus hamamları da burada inşa edildi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quirinale tepesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quirinale sarayı

Tarih 17 Haziran 2009

Quirinale sarayı, Roma’da saray. Yapı­mı 1574′te Flaminio Ponzio’nun planlarına göre başladı, mimar Mascherino ve D. Fontana tarafından tamamlandı; saray, ön­ce Maderno, sonra da Bernini ve Ferdinando Fuga tarafından genişletildi. Büyük avlusu üç taraftan kırk dört direkli bir revakla çevrilidir. Cepheyi meydana geti­ren dördüncü taraf, dor üslûbundadır ve bir saatle süslenmiştir. Dipteki merdiven, Melozzo da Forli’nin freskleriyle, Regia salonu Giovanni Lanfranco ve Carlo Saraceni’nin freskleriyle süslüdür. Sarayın ar­kasında, içinde Fuga’nın yaptığı küçük ta­pmağın bulunduğu geniş bahçeler uzanır. Eskiden papaların, sonra da kralın (1870) yazlık yerleri olan Quirinale bugün, cum­hurbaşkanının yazlık sarayıdır. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quirinale sarayı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quirinale meydanı

Tarih 17 Haziran 2009

Quirinale meydanı, Roma’da meydan. Dioskuros heykelleriyle süslüdür (bu hey­keller Constantinus hamamlarındaki yunan eserlerinin Romalılar tarafından yapılmış birer kopyasıdır). Dikilitaş Augustus’un me­zarından, havuz ise Forum’dan getirilmiştir. Meydan Quirinale sarayı önünde uzanır. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quirinale meydanı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADULESCU-MOTRU (Constanttn)

Tarih 17 Haziran 2009

RADULESCU-MOTRU (Constanttn), romanyalı filozof (Butoeşti, Mehedinti 1868-öL 1957).
Bükreş üniversitesinde ders verdi; Studii Filosofice (Felsefe İncelemeleri) adlı dergiyi yönetti (1897); uzun süre, bilimsel felsefe akımlarını Romanya’da yaymağa ça­lıştı. Kant’ın felsefesini tenkit ederken W. Wundt’un felsefesinin çeşitli yönlerinden ya­rarlandı.
Başlıca eserleri: Zur Entwicklung von Knats Theorie der Naturcausalitat (Kant’da Tabiatın Nedensellik Nazariyesinin Gelişmesi Üstüne) [1893], Personalismul Energetic (Enerjik Kişilik) [1912], Puterea Sufleteasca (Tanrısal Güç) [1908], Elemente de Metafizica (Metafiziğin Unsurları) [1912], Curs de Psihologie, (Psikoloji Dersleri) [2. baskı, 1929]. (M)
RADULFE. Bk. FRECULFE.

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADULESCU-MOTRU (Constanttn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADOUX (Tean Theodore)

Tarih 17 Haziran 2009

RADOUX (Tean Theodore), belçikalı bes­teci (Liege 1835-ay.y. 1911). Liege konservatuvarında Daussoigne-Mehul’den ders gördü, bir yandan besteye çalışırken öte yandan fagot dersleri verdi.
1859′da Serseri Yahudi adlı kantat’ı ile Roma Birinci ödülünü aldı, 1872′de Liege konservatuvarının yönetmenliğine getirildi. Tiyatro müziği (Le Bearnais [Bearn'lı Adam], 1868; La
Coupe Enchantee [Sihirli Çanak], 1871; Andre Doha [Andrea Doria]), lirik şiirle; (Cain [Kabil]; Patria [Vatna]), bir senfonik şiir (Godefroy de Bouillon), birçok kantat besteledi, ve Henrı Vieuxtemps, Sa Vie et Ses Oeuvres (Henri Vieuxtemps, Hayatı ve Eserleri) [1861] adlı bir kitap yazdı.
— Oğ­lu Charles (Liege 1877-ay.y. 1952), Liege konservatuvarında okudu, 1907′de Roma Büyük ödülünü kazandı. Liege konservatu­varında armoni öğretmenliği yaptı, Belçika müzik okulları müfettişliğine ve Liege’de Gretry müzesi yönetmenliğine getirildi; bir opera (Oudelette, 1912), bir senfoni (Halewyn’in Şarkısı), Visions d’ltalie (İtalya’­dan Görüntüler), koro eserleri, çalgı ve ses parçaları besteledi. (L)
RADOVANO. Bk. radoano.

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADOUX (Tean Theodore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADO (Antal)

Tarih 17 Haziran 2009

RADO (Antal), macar edebiyat tarihçisi ve şairi (doğ. Mor 1862). Uzun süre İtalya’­da yaşadı ve italyan edebiyatıyle ilgili bir­çok eser yazdı: Az Olasz irodalom Törtenete (İtalyan Edebiyatı Tarihi) [2 cilt, 1896], Goldoni es Alfieri (1897), Dante (1907). Ayrıca Romai Ritmusok (Roma Ri­timleri) [1906] adlı bir şiir kitabı yayımla­dı. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADO (Antal) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEİROS (Jose Maria eça de)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEİROS (Jose Maria eça de), portekizli yazar (Povoa da Varzim 1845 – Paris 1900). 1873′ten sonra diplomatik mesleğine girdi. Edindiği tecrübeleri ve yaşantılarını portekiz edebiyatında gerçekçi türün en iyi ör­nekleri olan romanlarında dile getirdi: O Crime do Padre Amaro (Amaro Babanın Cinayeti) [1875]. O Primo Basilio (Kuzen Basilio) [1878], Â Reliquia (1887), Os Maias (Mayalar) [1888], A Cidade e as Serras (Şe­hirler ve Dağlar) [1901]. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEİROS (Jose Maria eça de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUATUORVİR

Tarih 16 Haziran 2009

QUATUORVİR i. (quatuor, dört ve vir adam’dan lat. k.). Roma’da, dört üyeli bir kurulun üyelerine verilen ad.
—ANSKL. Rom. tar. Çeşitli quatuorvir’ler vardı: koloni ve municipium quatuorvirleri (bu bölgelerin en yüksek adalet ve emniyet görevlileriydi), «yol quatuorvîrleri» (viis purgandis), para basımıyle görevli «para quatuorvirleri» (auro argento aere flando feriundo). [L]
QUAY (Jan Eduard De). Bk. de quay.

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUATUORVİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quasimodo

Tarih 16 Haziran 2009

Quasimodo, V. Hugo’nun Notre-Dame de Paris adlı romanının kişisi. Katedralin zangoçudur; kambur, tek gözlü, sağır, koca kafalı, ağzı çarpık, yüzü siyillerle dolu olmakla birlikte çok ince ve duyguludur. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quasimodo hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUARTARİUS

Tarih 16 Haziran 2009

QUARTARİUS i. Metrol. Roma’da sıvı­lar için kullanılan eski hacim ölçüsü bi­rimi. (Sextarius’un dörtte biri, yani yakla­şık olarak 0,137 litre değerindeydi.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUARTARİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUASİMODO (Salvatore)

Tarih 16 Haziran 2009

QUASİMODO (Salvatore), italyan şairi (Siracusa 1901 – Napoli 1968). Yoksul bir aile­den geldiği için, öğrenimini çok erken terk etmek zorunda kaldı.
1921′de Roma’da, ken­di kendine Yunanca ve Latince öğrendi. Görevli olarak İtalya’da seyahat etti; so­nunda Milano’ya yerleşti. Giuseppe Verdi konservatuvarında italyan edebiyatı profesörü oldu ve Milano’nun günlük bir gaze­tesinde tiyatro tenkitleri yazdı. Anlaşılma­sı güç bir şairdir. Gerçeği efsane şekline sokan hayallerinin arkasında kederli bir karamsarlık sezilir.
Başlıca şiir kitapları: Acqua e Terre (Su ve Topraklar) [1930], Oboe Sommerso (Batmış Obua) [1932], Giorno Dopo Giorno (Günler Geçtikçe) [1946], La Vita non e Sogno (Hayat Bir Rüya Değildir) [1949], La Terra impareggiabile (Eşsiz Toprak) [1958] (1959 Nobel Edebiyat armağanı). [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUASİMODO (Salvatore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUAESTOR

Tarih 16 Haziran 2009

QUAESTOR i. (lat. k.). Rom. tar. özellikle malî görevlerle yükümlü magistratus.
— ANSiKL. Başlangıçta sadece konsüllerin yardımcısı olan iki guaestor, konsüller ta­rafından, patrici sınıfından seçilirdi. Bunlar M.Ö. V. yy.da magistratus oldular ve comicia tributa’lar tarafından seçildiler. Sayıları dörde çıkarıldı ve pleb sınıfına da quaestorluğa seçilme hakkı tanındı. O tarihten sonra, suçların soruşturmasıyie ve amme hazinesi­nin yönetimiyle görevli iki şehir quaestoru ile, konsüllerle birlikte orduya katılan, or­duda ödemeleri yapan, aylıkları dağıtan ve ganimetten amme hazinesinin payına düşen kısmın satışını yapan iki askerî quaestor ayırt edildi.
Askerî quaestor ayırt edildi. Askerî quaestor’lar, ordu kumandasında, konsüllerin yerini de tutabiliyorlardı. Yeni teşkilâtlandırılan roma deniz kuvvetlerinin yönetimi ve kıyı zabıta işleriyle yükümlü yeni donanma quaestorluğu’nun kurulması quaestor’ların sayısının sekize çıkmasına yol açtı (M.Ö. 267). Valiler nezdine, eyaletlerin malî durumunu yönetmek ve askerî quaestor’lar gibi şehir quaestor’larına hesap ver­mekle görevli quaestor’lar gönderilmesi kararlaştırılınca, bu görevlilerin sayısı yirmiyi buldu (M.Ö. 81). Quaestor sayısının artırıl­masının bir sebebi de, bazı kimselerin se­natoya girmelerini kolaylaştırmaktı; gerçek­ten de o tarihten itibaren quaestor’lar, cursus honorum’un gerektirdiği diğer görevler­de bulunmadan doğrudan doğruya senatoya geçebiliyorlardı. Sezar tarafından sayıları kırka yükseltilen (M.Ö. 45) quaestor’lar, Augustus tarafından tekrar yirmiye indirildi, imparatorluk devrinde, senato tarafından se­çilen quaestor’lar yetkilerini, yavaş yavaş imparatorun seçtiği memurlara kaptırdılar. Bununla birlikte eskiden aedilislerin elinde olan oyunları düzenleme yetkisi onlara ve­rildi. Constantius tarafından ihdas edilen (M.S. 372) saray quaestor’u, senatoda ve ruhban meclisinde imparatorun sözcüsüydü. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUAESTOR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUADUS’LAR

Tarih 16 Haziran 2009

QUADUS’LAR, lat. Quadi„ Esk. coğ. Sarmatlarla akraba germen halkı. Bugünkü Moravya’da yaşayan Quadus’ların bölgeye Keltlerden sonra yerleştikleri sanılır. Romalılarla başlangıçta barışçı ilişkiler kuran (özellikle Tiberius zamanında) Quadus’iar, Marcus Aurelius ve Commodios zamanın­da Markomanların safında Romalılara karşı savaştılar.III. ve IV. yy.da çeşitli istilâcı dalgalara katıldılar. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADUS’LAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUADRİGA

Tarih 16 Haziran 2009

QUADRİGA i. (lat. k.). Esk. çağ. önüne dört at koşulan iki tekerlekli araba.
— ANSîKL. Quadriga, eskiden Doğu’da, özellikle de Yunanistan ile Roma’da kulla­nılırdı. Eski Yunan’da quadriga yarışları olimpiyat oyunları programında yer alır, Roma’da zafer kazanan kumandan şehre beyaz atlar koşulmuş bir quadriga ile gi­rerdi. Arka yanı açık olan araba çeşitli süslerle donatılırdı. Ortadaki atlar arabanın okuyle birbirinden ayrılır, öbür iki at ise arabaya yalnız koşum kayışıyle bağlanırdı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADRİGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quadrifrons

Tarih 16 Haziran 2009

Quadrifrons («dört yüzü olan»), Romalı­ların dört yüzlü terminus’lara verdikleri ad. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quadrifrons hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUADRELLİ (Emlio)

Tarih 16 Haziran 2009

QUADRELLİ (Emlio), italyan heykeltıra­şı (Milano 1863-ay.y. 1925). P. Calvi ve F. Barzaghi’nin öğrencisiydi.
Başlıca eser­leri: Hâkim Düşünce (Roma, Modern Sanat galerisi), Ugo Foscolo (Milano, Castello Sforzesco); birçok portre. Roma’daki Vittorio Emanuele anıtının süslemelerinde ça­lıştı. Vergilius’un dev bir heykelini yaptı (bu heykel şairin Mantova’daki mezarındadır). [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADRELLİ (Emlio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUADRANS

Tarih 16 Haziran 2009

QUADRANS i. Roma as’ının üç ons değe­rindeki askatı. (Başlangıçta 68,25 gr değe­rindeydi; ağırlık ölçüleri sisteminde değeri gittikçe azalarak M.ö. I. yy.da 3,4 gr’a kadar düştü.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADRANS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius), Roma imparatoru (öl. Aquileia 270). Kardeşi Claudius II’nin ölümü üzerine, askerleri tara­fından imparator ilân edildi. Kendisine kar­şı Aurelianus imparator ilân edilince, Quintillus birkaç gün hüküm sürdükten sonra intihar etti. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLLUS (Marcus Aurelius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTİLİUS VARUS (Publius)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTİLİUS VARUS (Publius), romalı general (M. ö. 50′ye doğr. – Teutoburg or­manı M. S. 9). 22 Yılında Akhaia’da quaestor, 16 yılında Asya’da prokonsüllük vali­si, 13 yılında konsül, sonra Afrika’da prokonsül oldu.
M.ö. 4′teki yahudi ayaklan­masını bastırdı. M.S. 6′da Germania’da pa­palık valisi oldu: memleketi düzene sokma­ğa çalıştı, fakat aşırı vergiler koyması yü­zünden tam anlamıyle kontrol altına alamadığı bu savaşçı halkın düşmanlığına yol açtı. Arminius adlı romalılaşmış bir ger­men, Teutoburg ormanında Varus ve kıta­larına yollarını şaşırttı. Varus âsi germen­lerin saldırısına uğradı. Lejyon askerlerinin hepsi öldürüldü. Bu olay, Roma için unu­tulmaz bir yıkım oldu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİUS VARUS (Publius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTİLİUS

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTİLİUS, eski romalı bir aile üyeleri­nin taşıdığı ad; bunlardan Varus, en tanın­mış dalı meydana getirdi. Appia yolu üzerindeki villalarından çok önemli kalıntılar kalmıştır. Bu villa Commodus tarafından ailenin elinden zorla alınmıştı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTİLİS

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTİLİS i. (lat. k.). Rom. tar. Romalı­ların Sezar’ın takvim reformundan önce temmuz ayına verdikleri ad (Reformdan sonra Julius). [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius), romalı hatip (Calagurris Nassica [bugün Calahorra] 30′a doğr. – öl. 100′e doğr.), Babasının hatiplik yaptığı şehir Roma’da okudu. Son­ra her halde Galba ile birlikte ispanya’ya döndü.
Galba imparator olunca, onunla bir­likte tekrar Roma’ya gitti, avukat ve profe­sör olarak büyük ün kazandı. Yirmi yıl sü­reyle, Vespasianus tarafından kurulan resmî öğretim merkezlerinde profesörlük yaptı. Domitianus’un küçük yeğenlerini yerleştir­mekle görevlendirildi, uğradığı felâketlere rağmen (karısının ve küçük yaşta iki oğlu­nun ölümü), bu görevde canla başla çalış­tı. On iki ciltlik De İnstitutione Oratoria (Bir Hatibin Yetişmesi Üstüne) adlı ese­rinde, geleceğin hatibi için bebeklikten baş­layan bir eğitim programı tasarladı.
Eser, edebî bakımdan olduğu kadar pedagoji ba­kımından da ilgi çekicidir. Quintilianus, Seneca’nın öncülüğünü yaptığı yeni edebî akımlara karşı tepki gösterdi. Uzun süredir modası geçmiş olan Cicero’yu övüyor ve ona gerçek değerini veriyordu. Fakat, Roma’daki sosyal ve siyasî gelişmelerden son­ra, artık belagatın değeri kalmadığını ve belagat üzerine kurulu Cicero anlayışında bir eğitimin geçerli olamayacağını anlamı­yor du. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTİLİANUS (Marcus Fabius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTANAR DE LA ORDEN

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTANAR DE LA ORDEN, İspanya’da şehir, Castilla la Vieja’da (Toledo ili), Mancha’da; 10 000 nüf. Kumaş fabrikası. Peynir, şarap ve rakı imalâtı. Cervantes’in Don Kişot romanında adı geçen birçok yer, şehrin dolaylarındadır. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTANAR DE LA ORDEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTA (Claudia)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTA (Claudia), romalı vesta rahibesi. Appius Claudius’un soyundandı; hayatı efsanelere konu oldu. Yaşama tarzı pek be­ğenilmiyordu, o da buna bir mucizeyle kar­şılık verdi: M.ö. 217′de Hannibal italya’yı yakıp yıkıyordu; Cumae’deki kâhin kadın, Romalılara, Pessinus’tan Kybele’nin amb­lemi olan siyah taşı getirtmelerini öğüt­ledi; bunu taşıyan gemi Tiber nehri kıyı­larında karaya oturdu. Kâhinler gemiyi an­cak bir bakirenin yerinden oynatabileceğini bildirdiler; Claudia kemerini çözerek rahataça gemiyi denize indirdi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTA (Claudia) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNQUATRİA veya QUİNQUATRUS

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNQUATRİA veya QUİNQUATRUS i. (quinque, beş ve quator, dört’ten lat. k.). Romada Minerva şerefine ilkbaharda kut­lanan ve beş gün süren (19 mart – 23 mart) bayram. || Küçük quinquatria’lar, Minerva şerefine haziranın on üçüncü günü kutlanan bayramdır. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNQUATRİA veya QUİNQUATRUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNET (Marcel)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNET (Marcel), belçikalı besteci (Binche 1915). Roma ödülünü kazandı (1945). Brüksel konservatuvarında öğretmenlik yap­maktadır. Orkestra için biı divertimento (1945), La Vague et le Sillon (Dalga ve Iz) adlı bir kantat (1945), üfleme çalgılar ve orkestra için bir konçertino (1961), oda mü­ziği, klavye için müzik ve orkestra için üç parça besteledi. (L) QUİNHON. Coğ. Bk. KUi NON.

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNET (Marcel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNET (Fernand)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNET (Fernand), belçikalı besteci ve orkestra yöneticisi (Charleroi 1898). Brüksel konservatuvarından viyolonsel ve armoni ödülü, La Guerre (Savaş) adlı kantatıyle de Roma ödülünü kazandı (1921). Sırasıyle Brüksel konservatuvarında armoni öğret­menliği, Charleroi ve Liege konservatuvarlarında yönetmenlik yaptı.
Başlıca eserleri: viyola ve piyano için bir sonat, Moralites Non Legendaires, Üç İbranî Şarkısı ve orkestra için üç parça. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNET (Fernand) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNCUNX

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNCUNX i. (lat. k.). Roma’da, beş ons veya as’ın on ikide beşi değerinde bakır para. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCUNX hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNCTİUS FLAMİNİUS (Lucius)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNCTİUS FLAMİNİUS (Lucius), roma­lı konsül (öl. M. ö. 170). 199′da praetor ol­du. Makedonya savaşında Roma donanma­sına kumanda etti ve birkaç muharebe ka­zandı (198-195). 192′de konsül oldu; Galya’ya bazı seferler yaptı. 184′te işlediği cina­yetleri ve ahlâksızlığı yüzünden censor Ca-to tarafından senatodan kovuldu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS FLAMİNİUS (Lucius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNCTİUS CİNCİNNATUS (Lucius)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNCTİUS CİNCİNNATUS (Lucius), törelerinin sadeliği ve sertliğiyle ün kazanmış romalı (M. ö 519′a doğr.). 460ta konsüllüğe getirildiğini müjdelemeğe gelen ha­berciler onu tarlasında çalışır buldular. 458′de dar bir boğazda Aequi’ler tarafından kuşatılan konsül Minucius’u kurtarmak için diktatör seçildi. Konsülü kurtardı ve zafer töreniyle karşılandı. Spurius Melius ile sa­vaşmak üzere 439′da yeniden diktatör se­çildi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS CİNCİNNATUS (Lucius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus), romalı siyaset adamı (M. ö. V. yy.). Birçok defa konsül oldu. Aequi’leri ve Volsci’leri yendi. Antium’u aldı ve M. ö. 468′de zafer töreniyle karşılandı, içte ılımlı bir siyaset izledi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNÇTİA ailesi

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNÇTİA ailesi, alba asıllı, eski roma patrici hanedanı.
Ünlü dalları: Capitolinus’lar (Barbatus’lar, daha sonra Crispinus’lar da dendi), Cincinnatus ve Flamininuslar. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNÇTİA ailesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRROS II

Tarih 16 Haziran 2009

PYRROS II, Epir kralı (M. ö. 318′e doğr. -Argos 272), sürgünde yaşayan Epir kralı Aiakides’in oğlu. Çocukluğunu İllyria kra­lı Glaukias’ın yanında geçirdi.
Daha son­ra Demetrios Poliorketes’in öğrencisi oldu ve onun yanında İpsos’ta savaştı (301). Epir’e döndü (297), İktidarı rakibi Neoptolemos ile paylaştı, sonra onu zehirleyerek tek başına kral oldu. İyi bir general olan Pyrros, başarısz bir siyasetçiydi. Poliorketes’e karşı Trakyalı Lysimakhos ile birleşti; 287′de Makedonya’yı onunla bölüştü ama, payını ortağına kaptırdı (284); Sicilya’yı, İtalya’yı ve Afrika’yı fethetmek hevesine ka­pıldı. 281 Yılı ilkbaharında, Roma’ya kar­şı savaşan Taras’ların yardım çağrısına uyarak İtalya’ya çıktı. 280′de, çok kanlı bir seferden sonra Herakleia’da, fillerinden ür­ken roma lejyonlarına karşı kesin bir zafer kazandı.
Anlaşma yapmayı geciktirdi. Da­ha sonra Roma’ya yaklaştı, ardından Si­cilya’ya geçti, Kartacalıları kaçırdı, ama haksız vergilerle halkı bezdirdi. Paralı as­kerler tutup İtalya’ya döndü; epirli asker­leri iyice kırılmıştı. 275′te Benevento ya­kınında yaptığı önemsiz bir çarpışma so­nunda, gemilerine binerek ayrılma kararı aldı. Daha sonra Makedonya’yı istilâ et­ti, Peloponnesos’a geçti; Argos’ta, bir so­kak savaşında öldü. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRROS II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRROS

Tarih 16 Haziran 2009

PYRROS. Yun, mit. Akhilleus ile Deidameia’nın oğlu Neoptolemos’a sonraları ve­rilen ad. Akhilleus’un ölümünden sonra dövüşmek üzere Truva’ya gitti. Limni’de (Lemnos) Philoktetes’i yanına aldı. Birçok başarılı savaş verdi, Priamos ve Astyanaks’ı öldürdü. Tutsaklar arasında Andromakhe kendi payına düştü. Pyrros, Helenos ile bir­likte, karayoluyle Yunanistan’a döndü ve Epir krallığını kurdu. Epir’e yerleşmesiyle ilgili efsaneler birbirinden farklıdır. Andromakhe’yi kıskanan karısı Hermione’nin kışkırtmasıyle Delphoi’de Orestes tarafından öldürüldü. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRROS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRGİ

Tarih 16 Haziran 2009

PYRGİ. Esk. coğ. İtalya yarımadasında şehir, Tiren denizi kıyısında. Caere’nin (bugün Cerveteri) limanıydı.
Bir Leukothea (Mater Matuta) tapınağının bulunduğu şehir, M. ö. II. yy.da bir roma kolonisiydi. Bugün Civitavecchia yakınında Santa Severa. Şehirde 1957′den beri yapılan kazılarda iki büyük tapınağın (M. ö. VI.-V. yy.) temel­leri ortaya çıkarıldı. Bu tapmaklardan birin­de (üç cellae’li tipik bir etrüsk yapısı) atina ve syrakusai gümüş paralarıyle birçok yontulmuş ve boyanmış pişmiş toprak bu­lundu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRGİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNARİUS

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNARİUS i. Nümism. 5 As değerinde roma sikkesi. (Altın quinarius, Sezar zama­nında basılmağa başlandı: yarım aureus değerindeydi. Yarım denarius değerindeki gümüş quinariuslar M. S. 769′dan sonra basıldı. Decius zamanında basılan tunç qu-inariuslar da vardı.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNARİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNAULT (Philippe)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNAULT (Philippe), fransız tiyatro ya­zarı (Paris 1635 – ay.y. 1688). Tiyatroya 1653′te Les Rivales (Rakip Kadınlar) adlı komedisiyle başladı. Le Fantöme Amoureux (Âşık Hayalet) [1659] adlı eserinde Calderon’u taklit etti. Romanesk trajediler yaz­dı: Le Feint Alcibiade (Sahte Alkibiades) [1658], Agrippa (1662), Astarte (1665). La Mere Coquette (Şuh Ana) [1665] adlı bir komedisini oynattı. 1672′den itibaren ope­raya yöneldi ve Lully için birçok libretto yazdı: Alceste (1674), Proserpina (1680), Amadis de Gaule (1684), Roland (1685). [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNAULT (Philippe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİMPERLE

Tarih 16 Haziran 2009

QUİMPERLE, Fransa’da Finistere idare bölgesinde (Quimper idare çevresi) kanton merkezi, Cornuaille’da, birleşerek Laita’yı meydana getiren İsole ve Elle ırmaklarının kavşağında; 11 163 nüf. XI. yy.da kurulan ve XIX. yy.da onarılan Sainte-Croix kili­sesi; Rönesanstan kalma mimber; roman üslûbunda yeraltı mezarlrğı. XIV. ve XV. yy.dan kalma Saint-Michel kilisesi. Eski evler. Sigara kâğıdı fabrikası. Tarım maki­neleri. Sebze ve balık konserveleri. Made­nî kutu fabrikası. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİMPERLE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas), in­giliz romancısı ve edebiyat tenkitçisi (Fowey, Cornwall 1863 – ay.y. 1944). «Q» adı ile birçok bölgesel roman yazdı: Troy Town (Truva Kenti) [1888], The Splendid Spur (Şahane Mahmuz) [1888]. R. L. Stevenson’ın etkisi altında kaldı ve onun Saint İves (1899) adlı romanını tamamladı. Ayrıca ten­kitler, ingiliz nesir ve nazım sanatı üstüne önemli antolojiler yayımladı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİLLER-COUCH (sir Arthur Thomas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİETUS (T. Fulvius)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİETUS (T. Fulvius), «otuz tiranlar» di­ye anılan Roma imparatorlarından (öl. Emesus 261). İmparator ilân edilen babası Macrianus, onu ve kardeşini imparatorluğa ortak etti (260). Quietus, imparatorluğu Perslere karşı savunmakla görevlendirildi. Palmyra prensi Odenatus tarafından esir edildi ve öldürüldü. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİETUS (T. Fulvius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE), ispanyol yazarı (Madrid 1580 -Villanueva de los İnfantes, Ciudad Real eyaleti 1645).
Akrabaları sarayda yüksek görevlerde bulunuyordu, ilahiyat okuduk­tan sonra soylular çevresine katıldı. Saray halkıyle birlikte Valladolid’de yaşadı (1601-1606), 1606-1613 arasında Madrid’de kaldı. Belki de bir düellodan sonra Sicilya kral naibi Osuna dükünün hizmetine girdi. 1613-1620 Arasında dükün siyasetini güden en faal diplomatlardan biri oldu; ama onun göz­den düşmesiyle Quevedo’nun da durumu sarsıldı (1621). 1623′te yeniden göze girdi ve Olivares tarafından himaye edilerek kra­lın sekreterliğine getirildi; ama 1628′de ikin­ci defa gözden düştü. Yeniden toparlandı­ğı bir sırada kralın, peçetesinin altında bir yergi yazısı bulması üzerine 1639′da Leon’a San Marcos manastırına sürüldü.
Olivares’in gözden düşmesine kadar (1643) orada kaldı. 1648-1670 Arasında yayımlanan şiir­leri en soylu ve derin konulardan en ser­best ve argo bir dil kullandığı romanslara kadar çeşitlilik gösterir. Cartas del Caballero de la Tenaza (Şövalye de la Teneza’nın Mektupları) [1625]; Los Suenos (Rü­yalar) [1607-1622] ve hayranlık verici eseri La Hora de Todos (Herkesin Saati) [1635-1636] adlı eserlerinde acımadan tenkit eden bir yergicidir. Ayrıca şaşırtıcı bir pikaro romanı yazdı: El Buscon veya El Gran Tacano (1626). Aynı zamanda, siyasî (La Politica de Dias [Tanrı'nın Siyaseti], 1626) ve ahlâkî (Marcus Brutus, 1644) eserleri yüksek bir Hıristiyanlık Stoa’cılığını orta­ya koyar. Devrinin olaylarına karışan Quevedo bütün çağdaş polemiklere katıldı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEROL (Agustin)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEROL (Agustin), ispanyol heykeltıraşı (Tortosa 1860 – Madrid 1909). Barcelona’da öğrenim gördü, 1884′te Roma’ya gitti, öğ­renimine orada devam etti.
Dönüşünde, Gelenek (Çağdaş Sanat müzesi, Madrid) adlı ese tiyle tanındı (1887). Canovas del Castillo’nun desteğiyle, Madrid’in en tutu­lan heykeltıraşı oldu, ispanya’dan olduğu kadar, ispanyol Amerikası’ndan da sipariş­ler aldı. Heykellerinin kilden modelini ha­zırlamakla yetinir, bundan sonraki işi yar­dımcıları yapardı. Başlıca eserleri: Mad­rid’de, Canovas del Castillo’nun mezarı
(Atocha kilisesi), Madrid Millî kütüphane­si cephesinin süslemeleri, Vigo’da Mendez Vigo ve Elduayen’in, Bilbao’da Viuda de Epalza’nın, Barcelona’da Frederic Soler’in, Cadiz’de Moret’nin, Manila’da Legazpi ve Urdaneta’nın mezarları, Montevideo’da Garibaldi, Parana’da Urquiza, Guayaquil’de Bağımsızlık. (M)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEROL (Agustin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEiROLO (Francesco)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEiROLO (Francesco), italyan mimarı (Cenova 1704-Napoli 1762). Cenova’da B. Schiaffino’nun öğrencisi, Roma’da C. Rusconi’nin yardımcısıydı. Daha sonra A. Corradini ile çalışarak sanatını mükemmelleştirdi, özellikle tekniğinin inceliği çok be­ğenildi. Roma’da (Santa Maria Maggiore, Sant’Andrea delle Fratte) ve Napoli’de (Santa Maria della Pietâ dei Sangro’daki Hayal Kırıklığı) eserleri vardır. (M)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEiROLO (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel)

Tarih 16 Haziran 2009

Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel), Amsterdam’da 1915′te Emanuel Qu-erido’nun (1871-1943) kurduğu yayınevi, ö-zellikle edebî yayınlar yaptı. Şubesi «Querido Verlag» (1934) sürgün alman yazar­larının eserlerini yayımladı. Queridos’un listelerinde birçok hollandalı yazarın eser­leri yer alır: şairlerden G. Achterberg, H. Marsman, L. Vroman; romancılardan M. Dermoût, A. Helman, A. M. de Jong, A. Kossmann, A. Van der Veen; tarihçi ve denemecilerden J. ve A. Romein, V. E. Van Vriesland, A. H. Mulder. Yabancı ya­zarlardan (A. Gide, Th. Mann, H. James, F. Kafka, R. M. Rilke, Tennessee Willams) tercümeler de yayımladı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quentin Durward

Tarih 16 Haziran 2009

Quentin Durward, Walter Scott’un roma­nı (1823). Bourgogne’lu zengin bir ailenin vârisi olan isabelle de Croye, istemediği biriyle evlenmekten kurtulmak için, Korku­suz Charles’ın sarayından kaçar.
Fransa kralı Louis XI onu yanına alır, entrika­larına âlet eder ve «Ardenne’lerin yaban domuzu» lakabını taşıyan yırtıcı müttefiki La Marck’a peşkeş çeker, iskoçyalı muha­fız Quentin Durward bu planları başarı­sızlığa uğratır. İsabelle Korkusuz Charles’ın sarayına döner. Charles onu, La Marck’ı öldürecek olanla evlendirmeğe karar verir. Quentin’in amcalarından biri La Marck’ı öldürür ve isabelle ile evlenme hakkını ye­ğenine bırakır. Roman bütünüyle olayın geçtiği devrin sadık bir portresidir. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quentin Durward hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUENTAL (Anthero Tarquinio de)

Tarih 16 Haziran 2009

QUENTAL (Anthero Tarquinio de), portekizli yazar (Ponta Delgada, Asor adaları 1842-ay.y. 1891). Canlılığını kaybetmiş bir romantizmin tasfiyecisi olan ve derin ruh tahlilleri yapan Quental, demokratik ve ilerici düşünceler uğrunda mücadele etti.
Siyasî tezlerinin özünü, Causas de Decadencia dos Povos Penunsulares dos Ultimos Tres Seculos (Yarımada Halklarının Son üç Yüzyıldaki Siyasî Gerileyişinin Sebepleri) [1871] adlı kitabında açıkladı. Ama Quental, her şeyden önce bir şairdi: Raios de Extinta Luz (Sönmüş Bir Işığın Işınları) [1859 -1863], Odes Modernas (Modern Od’lar) [1865] ve Sonetos (Soneler) [1890] adlı eserleri kendini intihara götüren fizik ve me­tafizik bir dramın birbirini izleyen yön­lerini dile getirir. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUENTAL (Anthero Tarquinio de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEİROZ (Rachel de)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEİROZ (Rachel de), brezilyalı kadın edebiyatçı (Fortaleza 1910). Romanlarında (O Quinze [On Beş], 1930; Joao Miguel, 1932; As Tres Marias [Üç Meryemler İçin], 1939), tiyatro eserlerinde (Lampiao [Sokak Feneri], 1953; A Beata Maria do Egito
[Mısırlı Meryem'e], 1958), denemelerinde, tarihî ve otobiyografik hikâyelerinde (A Donzela e a Moura Torta, 1948; Cronicas Escolhidas [Seçme Kronikler], 1958; O Brasileiro Perplexo
[Kararsız Brezilyalı], 1963) brezilya halkının hayatını gerçekçi bir üs­lûpla anlatır. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEİROZ (Rachel de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUY

Tarih 15 Haziran 2009

PUY, Fransada komün, Haute-Loire idare bölgesinin merkezi, Velay’de, Loire’ın kolu olan Borne ırmağr kıyısında; 28 007 nüf. Velay’in eski başkenti olan Puy, verimli bir çöküntünün ortasında yer alan Puy havza­sında volkanik asıllı Corneille kayasının eteğinde kurulmuştur; kuzeyde Aiguilhe tepe­si (Saint-Michel kilisesi) yükselir. Bir sanayi merkezi olan komün, aynı zamanda da Or­taçağdan beri Fransa’nın başlıca dantelcilik merkezidir. Konfeksiyon ve tuhafiyecilik. Karosercilik. Besin sanayii.
— G. santl. Ortaçağda Puy’deki Kara Mer­yem’i birçok yabancı (özellikle ispanyol) zi­yaret ederdi. Katedralin roman üslûbundaki cephesi çok renkli malzemeden yapılmıştır; orta şahın kubbelerle örtülüdür; duvarlarda roman üslûbunda freskler (imparator Elbi­sesi Giymiş Aziz Mîkhael) görülür. Şehir­deki eski anıtlar arasında XIII. yy.dan kal­ma bir konak ve XIV. yy.dan kalma Saint-Laurent kilisesi sayılabilir. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUTRAMENT (Jerzy)

Tarih 15 Haziran 2009

PUTRAMENT (Jerzy), polonyalı şair ve ro­mancı (Minsk 1910). Polonya’nın Paris el­çisi oldu. Swieia Kulo (Ey Kutsal Kurşun) [1946] adlı savaş hikâyelerinden sonra ya­yımladığı Rzeezywistosc (Gerçek) [1947] adlı romanında öğrencilerin faşizmle müca­delesini anlattı; Wrzesien (Eylül) [1951] ad­lı kitabında Polonya’nın 1939′daki yenil­gisinin sebeplerini inceledi. Rosztafe (Yol Ağzı) [1954] adlı romanında yeni Polonya’­nın canlı bir tablosunu çizdi. Son eserleri arasında iki roman (Damatlar [1963], Ya­ban Domuzu [1964]), otobiyografik bir an­latı (Yarım Yüzyıl [1951-1965]) ve hikâye derlemeleri (Karaçamlar [1966]) sayılabilir. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTRAMENT (Jerzy) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUTLİTZ (Gustav)

Tarih 15 Haziran 2009

PUTLİTZ (Gustav), alman yazarı (Retzin şatosu 1821-ay.y. 1890). Schwerin (1863 -1867) ve Karlsruhe (1873-1889) saray tiyatro­larını yönetti. Birçok komedi (1850-1855), tarihî trajedi (Don Juan d’Austria [Avusturya'lı Don Juan], 1863) ve roman (Das Frölenhaus, 1881) yazdı. (M)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTLİTZ (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUTİNAS (Vincas)

Tarih 15 Haziran 2009

PUTİNAS (Vincas), litvanyalı yazar, Vincas Mykolaitis takma adiyle anılır (Pilotişkisi, Mariampole 1894). Kaunas (1923) ve Vilna (1940) üniversitelerinde ders verdi. Yazarlığa 1912′de başladı. Ziedas ir Moteris (Çiçek ve Kadın) ve Valdovas (Hüküm­dar) gibi sembolist eserler dışında uzun bir psikolojik roman yazdı: Altoriu Şeşely (Mihrapların Gölgesinde) [1930]. Büyük ba­şarı kazanan bu roman, sanat hayatına atıl­mak ve hayatın zevklerini tatmak için ma­nastırı bırakan genç bir rahibin serüvenini anlatır. (M)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUTİNAS (Vincas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUŞKİN (Aleksandr Sergeyeviç)

Tarih 15 Haziran 2009

PUŞKİN (Aleksandr Sergeyeviç), rus yaza­rı (Moskova 1799-Petersburg 1837). Babası eski soylu bir ailedendi. Annesi ise Büyük Petro’nun sarayında yaşamış olan habeş prensi Hannibal’in torunuydu.
Puşkin an­nesi ve özellikle amcası Vasiliy Lvoviç’in sayesinde fransız edebiyatını genç yaşta ta­nıdı. Çarskoye Selo (bugünkü adiyle Puş­kin) lisesinde okudu ve Dışişleri bakanlı­ğında görev aldı. İlk şiirlerinde, liberal fi-kirleri dile getirdi. Gavriliada adlı manzu­mesinde, geleneksel kurumları ve görüşleri sert bir tenkitten geçirdi. Bundan ötürü, genç memur, çok geçmeden Besarabya’ya sürüldü. Dört yıl (1820-1824) süren bu sür­gün sırasında, Yekaterinoslav’da, Kafkas­ya’da, Kişinev’de, Odessa’da yaşadı. Uzak yerlere gönderilmesi, onu pek etkilemedi. Çünkü edebiyat dışında bir hırsı ve tutkusu yoktu. Daha sonra, bir mektubunda, tanrı tanımaz olduğunu açıklaması yüzünden Pskov’da, Mihaylovskoye’deki malikânesinde göz altında tutuldu (1824-1826). Bu dönemde birçok eser verdi. 1814′ten itibaren çok sa­yıda lirik şiir yazdı.

Ayrıca, yine şiir tü­ründe birçok eser kaleme aldı: ününü yay­gınlaştıran Ruslan ve Lyudmila (1817-1820), Bahçisarayskiy Fontan (Bahçesaray Çeşme­si) [1822], Byron’ın etkisinde kalarak yaz­dığı Tsıyganıy (Çingeneler) [1823-1824], şa­heseri sayılan ve manzum bir roman olan Yevgeniy Onyegin (1823-1830). 1825′te ünlü tarihî dramı Boris Godunov’u yazdı. 1826′da Moskova’ya, 1827′de ise Petersburg’a dön­mesine izin verildi. Büyük bir hayranlık ve saygıyle karşılanan Puşkin, liberal fikirlerin­den vaz geçmediği halde iktidara karşı açıkça cephe almaktan kaçınıyordu. 1831′de, Nataliya Gonçarova ile evlendi. Hayatı, ki­barlar dünyası ile Mihaylovskoye’deki sa­kin malikânesi arasında geçiyordu. 1833′te Rus akademisi üyeliğine seçildi.

1833′te yaz­dığı Mednıy Vsadnik (Tunç Süvari) ad­lı şiiri dışında yeni eserlerinin hepsi ne­sir türündendi. Biyelkin’in Hikâyeler’i (Povesti Belkina) [1830] beş hikâyeyi kap­sıyordu; Dubrovskiy (1832) ve Maça Kı­zı da (Psikovaya Dama) [1834] birer uzun hikâyeydi. W. Scott tarzı tarihî romanın etkisinde kalarak yazdığı Yüzbaşı­nın Kızı da (Kapitanskaya Doçka) [1836] aynı türdendi. 22 Ocak 1837′de, bir düel­loda, Rusya hizmetinde çalışan ve daha sonra Heeckeren baronu olan fransız subayı Georges d’Anthes tarafından ağır şekilde yaralandı ve çok geçmeden öldü. Bu düello’ya sebep, d’Anthes’in, şairin karısı hakkın­da ileri geri konuşmasıydı. Evrensel bir ze­kâsı olan Puşkin, rus edebiyatına hemen her alanda, biçim kusursuzluğu, ölçü ve zevk sağlamlığı bakımından kolayca erişil­meyen örnekler kazandırdı. Puşkin, hem lirizme hem de gerçekçiliğe yönelttiği mo­dern rus edebiyatının kurucusu olarak ka­bul edilebilir. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUŞKİN (Aleksandr Sergeyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PURPURA

Tarih 15 Haziran 2009

PURPURA i. Patol. Deri, mukoza veya özekdoku içindeki kılcal damarların kanaması. (Derideki purpura kırmızı bir leke halindedir ve cam basma ile kaybolmaz.)

— ANSiKL. Furpura’lar iki büyük gruba ayrılır: trombositopenik purpuralar ve trombositopenik olmayan purpuralar. Trombositopenik purpura’ların başlıca özelliği kan sisteminde önemli düzensizlikle­rin belirmesidir: kanda pulcukların sayısı azalır, kanama süresi artar, dirsek kıvrı­mında morartı görülür, kan pıhtısı büzül­mez, normal pıhtılaşma zamanı degişikliğe uğrar. Kanama belirtilerinden(burun,dişeti kanamaları.kan işeme) başka olayların üçte birinde dalak büyümesi görü­lür. Trombositopenik purpuralar kimyasal maddelerin (arsenik, benzol, Sülfamit, biz­mut v.b.) ve X ışınları gibi fizik etkenlerin etkisiyle birincil veya ikincil olarak, yahut kan hastalıklarından (lösemi, aplastik kan­sızlık, Biermer hastalığı v.b.) veya karaci­ğer bozukluklarından sonra ikincil olarak ortaya çıkar. Hastalık ya ikame yoluyle (tam kan veya. trombosit nakli) veya iyileş­tirici usullerle (dalak çıkarma, A.C.T.H. veya kortizon uygulama) tedavi edilir, ço­ğu zaman iki metot birarada kullanılır. Trombositopenik olmayan purpura’larda kan muayenesinin sonuçları normaldir; yal­nız, bazen dirsek kıvrımında morartı görü­lür. Bu purpuralardan «alerjik» denen Henoch purpurasinda romatizma ağrıları, ba­zen mide-bağırsak bozuklukları (ishaller, kusmalar) ve ateş görülür. Mikroplu hasta­lıkların birçoğunda da (tifo, kızıl v.b.) pur­pura görülebilir; bunlarda genellikle trombositopen yoktur. Trombositopenik olma­yan purpuralar C ve P vitaminleriyle ve ih­tiyatlı kullanılmak şartıyle kortizonla teda­vi edilir.
— Vet. Purpura, hayvanlarda, genellikle başka bir hastalıkla beraber, kılcal damar veya kan pulcukları bozukluğuna bağlı olarak birçok kan sızmasıyle kendini belli eder. Köpekte ve süt ineğinde karaciğer bozukluğu hallerinde, ferula veya eğreltiotu yiyen geviş getiren hayvanlarda mey­dana gelen bitki zehirlenmelerinde, etyolo­jisi belirsiz olmakla beraber sığırların bazı patolojik hallerinde de purpura görülür: charollais kan akıntısı, auvergne bağırsak-deri belirtisi, kanamalı ain belirtisi. Atanazarkı, zehirlenmeli ve intanî bir purpuradır. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURPURA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PURPURA

Tarih 15 Haziran 2009

PURPURA i. Esk. çağ. Eski Roma’da başhâkimlik. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURPURA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUPİUS PİSO (Marcus)

Tarih 15 Haziran 2009

PUPİUS PİSO (Marcus), romalı hatip (M. ö. I. yy.) (evlât edinilme yoluyle, Calpurnia ailesinden Pupia ailesine geçti]. Prokonsül yetkisiyle İspanya’ya gönderildi. Pompeius’un yanında Mithridates ile sa­vaştı ve 61′de konsül oldu. Cicero’ya kar­şı Clodius’u korudu. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUPİUS PİSO (Marcus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUPiENUS

Tarih 15 Haziran 2009

PUPiENUS (Marcus Clodius — Maxi-mus) [öl. 238], Roma imparatoru. Orta halli bir ailedendi. Çeşitli eyaletlerde vali­lik yaptı. Gordianus I ve Gordianus II’nin ölümünden sonra, Maximilianus’a karşı, se­nato tarafından Balbinius ile birlikte im­parator ilân edildi. Maximilianus askerler tarafından öldürüldü ama az sonra Pupienus ile Balbinius da imparatorluk muhafız erleri tarafından vuruldular. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUPiENUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PULZONE (Scipione)

Tarih 13 Haziran 2009

PULZONE (Scipione), Gaeta’lı denir, ital­yan ressamı (Gaeta 1550′den önce-Roma 1598). Roma’da lacopino del Conte’nin öğ­rencisiydi. İlk portrelerinde (Fabrizio Spada’nın Portresi, Roma, Corsini galerisi) fla­man etkisi görülür. Flaman ayrıntıcılığının izlerine Colonna Ailesi tablosunda da rast­lanır (Roma – Colonna galerisi), Lucrezia Cenci’nin Portresi ile Sebastiâno del Piombo’nun Doria galerisinde (Roma) bulunan portresindeyse, Brcnzino’nun etkisi vardır. Son yıllarında Caravaggio’nun anlayışını benimseyen Pulzone’nin dinî resimleri önemsiz fakat portreleri değerlidir. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULZONE (Scipione) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PULLUMEMELİGİLLER

Tarih 13 Haziran 2009

PULLUMEMELİGİLLER çoğl. blş. i. Diş­siz memeliler familyası; bugün yaşayan (manis) veya fosil (necromanis ve leptomanis) pangolinleri kapsar ve tek başına pulluhayvanlar takımını (veya alttakımını) mey­dana getirir. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULLUMEMELİGİLLER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Pulitzer ödülleri

Tarih 13 Haziran 2009

Pulitzer ödülleri, amerikalı gazeteci Jo­seph Pulitzer’in kurduğu ödüllerin genel adı. 1918′den beri, Newyork Columbia Üniversi­tesi Gazetecilik okulu danışma kurulunun tavsiyelere uygun olarak bu üniversitenin yönetim kurulu tarafından her yıl dağıtılır.

Bu ödüller on iki tanedir ve her birinin karşılığı 500 dolardır. On iki dalın her bi­rinde yalnız bir kişiye ödül verilir. Bu dal­lar şunlardır: kamuya yararlı faaliyetler (ödül, yıl içinde amerikan demokrasisine en iyi hizmette bulunmuş olan gazeteye veri­lir); röportaj (Washington veya yabancı bir ülkedeki en başarılı muhabirin haberi); ma­kale; karikatür; fotoğraf; roman; tiyatro; tarih; biyografi; şiir; müzik. Pulitzer ödülü kazanmış kişilerin arasında roman yazar­larından Louis Bromfield, Pearl Buck, Margaret Mitchell, John Steinbeck ve Upton Sinclair’in, oyun yazarlarından Eugene O’Neill, Marc Connelly, Robert Sherwood, Thornton Wilder, Tennesse Williams ve Arthur Miller’ın, şairlerden Edwin Arlington Robinson, Robert Frostjve W.H. Auden’ın, bestecilerden de William Schuman, Howard Hanson ve Charles E. İves ile Virgil Thomson’un adları özellikle anılmağa değer. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pulitzer ödülleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PULCİ (Luigi)

Tarih 13 Haziran 2009

PULCİ (Luigi), italyan yazarı (Floransa 1432 – Padova 1484). önce Laurenzo il Magnifico, sonra Roberto Sanseverino ta­rafından himaye edildi. 1466′da Lucrezia Tornabuoni’nin isteği üzerine Morgante Maggiore adlı, şövalye romanlarını alaya alan bürlesk manzumeyi yazmağa başla­dı (kesin biçimiyle 1481′de yayımlandı), öbür şiirleri: Lorenzo de Medici’nin Nencia da Barberino adlı eserini yansılayan Beca da Dicomano ile Lorenzo’nun tur­nuvada kazandığı zafer üzerine yazdığı Giostra (1569). Pulci, ayrıca erkek kardeşi LUCA (1431-1470) ile Ciriffo Calvaneo gibi daha ciddî şiirler de yazdı. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULCİ (Luigi) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PULA

Tarih 13 Haziran 2009

PULA, ital. Pola, Yugoslavya’da (Hırva­tistan) şehir, İstria’nın batı kıyısında; 36 800 nüf. ikinci Dünya savaşından önce 57 000 kişi olan şehir nüfusu, italyan halkın göçmesiyle azaldı. Pula bir savaş ve ticaret limanıdır (gemi yapımı). Romalılardan kal­ma güzel anıtlar (arena, Herakles kapısı, Aurea kapısı, tiyatro, Roma ve Aügustus tapınağı); XV. yy.dan kalma katedral; XVII. yy.dan kalma zengin eski eserler mü­zesi.
— Tar. Daha M.Ö. II. yy.da Romalıların eline geçen ve Augustus sömürgesi (Pietas Julia) haline getirilen, VI. yy.da piskopos­luk, 1334′ten sonra da Venedik sömürge­si olan şehir, 1379′da Cenevizliler tarafın­dan yıkıldı ve hemen yeniden inşa edildi. XVII. yy.da sıtma salgını yüzünden boşaltılan Pula, önce Avusturya-Macaristan’ın askerî limanı, italya’ya bağlanmasından sonra da (Rapallo antlaşması, 1920) bir sanayi merkezi .haline geldi. 1947′de Yu­goslavya’ya geçti. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

« Önceki sayfaSonraki sayfa »