REŞİD MEVLÂ BİN ŞERİF
Tarih 29 Haziran 2009
REŞİD MEVLÂ BİN ŞERİF, Ali soyundan gelen Fas sultanı (1630-1672). Şerifler devletinde saltanat süren sülâlenin gerçek kurucusudur.
Güney Fas’ta, Tafilalt’ta doğdu. Ataları olan Sicilmase’deki Hasanî Şurefa burada parlak bir zaviye kurdular ve zamanla önem kazandılar. Etkileri Sadi’ler soyunun çöküşü üzerine daha da arttı. Bunun üzerine Tafilalt şerifleri (Şurefa), kısa sürede, kuzeydeki geniş sahayı ele geçirdiler. Zaviye yöneticisinin büyük oğlu olan Mevlâ Muhammed 1640′ta aynı siyasî amaçlarla hareket eden Tazarvalt’ta İlig zaviyesi murabıtı Ali Ebu Hassun’u yendi, hükümdar oldu. Genellikle Doğu Fas’ta hâkimiyet kurdu. 1653′te babası Mevlâ Şerifin ölümü üzerine Mevlâ Reşid, kardeşine güvenemedi, zaviyesini terk etti. önce, rakip olan Dila zaviyesine, sonra Azru’ya ve Fas’a gitti. Doğu Fas’ta çok sayıda taraftar buldu.
Beni Snassen kabilesinden iyi kabul gördü. Dâr İbni Meşal’da zengin bir yahudiyi öldürerek emlâkine el-koydu. Çevredeki halka kuvvetli etkisi oldu. 1664′te büyük Angad kabilesinin idaresini aldı. Vacda’da gerçek hükümdar olarak yaşamağa başladı. Kardeşi Muhammed Reşid ile yaptığı savaşta kardeşi ölünce, onun kalan kuvvetleri kendi tarafına geçti. Böylece kolayca Taze’yi ele geçirdi. Fas’ı tehdit etti, aile yurdu olan Tafilalt’ı takviye etti. Fransızlar ve İngilizlere ticaret serbestliği veren Rif hâkiminin elinden, bu limanı ele geçirdi.
Reşid, henüz hâkimiyetini tanımayan Kuzey Fas’ın merkezi Fas şehrine karşı da harekete geçti. Kuşatılan şehir 1666 haziranında alındı. Şehrin hâkimi Dureydî kaçtı. Reşid, şehrin ilerigelenlerine karşı şiddetli davrandı. Halk kendisini sultan olarak tanıdı. Sonra hâkimiyetini batı ve güneye doğru genişletmeğe başladı. Kasrül Kebir, Meknes ve Tetuan’ı ele geçirdi. 1668′de Batnül Rumman yakınında, Dila zaviyesi şeyhi Muhammed Hacc’ı yendi. Bölgesini tahrip etti. Aynı yıl Marakeş’i ele geçirdi. 1670′te Sus’a bir sefer yaptı. Tarudant ile llig kaleleri de alındı. Fas’a dönüşünde bütün Fas’ın hâkimi olarak karşılandı. Yeğenlerinden biri taht üstünde hak ileri sürdüğü için 1671′de Marakeş’e gitti. Bu şehirde bir kaza sonucu öldü. Marakeş’te gömüldü, sonra mezarı Fas’a nakledildi.
Yerine kardeşi Mevlâ İsmail geçti. Mevlâ Reşid, kısa süren hükümdarlığı sırasında büyük başarılar kazandı. Yaptırdığı önemli eserleri içinde, Urgancılar medresesi, Resif köprüsü, Fas’ın yakınmda Vadi Sebu üzerindeki 9 kemerli köprü vardır. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİD MEVLÂ BİN ŞERİF hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİD GALİP
Tarih 29 Haziran 2009
RESİD GALİP, türk devlet adamı (Rodos 1897 – istanbul 1934). Mahkeme reisi Mehmed Galip Beyin oğlu.
İlköğrenimini Rodos’ta yaptı, izmir idadisini ve İstanbul Tıp fakültesini bitirdi (1917). öğrenciyken Balkan savaşlarına ve Birinci Dünya savaşına gönüllü olarak katıldı. Tıp fakültesi Seririyatı (kliniği) asistanlığında, Darüley tam hekimliğinde bulundu. O günlerdeki Türkçülük akımını benimsedi. Birinci Dünya savaşının bitmesine yakın IV. Ordu Hıfzıssıhha müessesesine (Şam) gönderildi. Mütareke olunca İstanbul’a döndü. Köylerde hekimlik yapmak için Anaodlu’ya geçti (1919). Kütahya çevresinde Müdafaai Hukuk cemiyetinin kurulması için çalıştı.
Kütahya işgale uğrayınca Denizli’ye giderek burada Kızılay hekimliği yaptı. Ankara’ya gelerek Sıhhiye vekâleti umumî hıfzıssıhha muavini oldu (1922). Kurtuluş savaşından sonra, resmî görevinden ayrılarak özel hekimlik yapmağa ve Türk ocağı gibi sosyal derneklerde çalışmağa başladı. Muhtelit Mübadele komisyonuna türk delegesi seçildi (1925). Aynı yıl Aydın milletvekili olarak T.B.M. M.’ye girdi. Şeyh Sait isyanından sonra kurulan Şark İstiklâl mahkemesi üyeliğine getirildi. Maarif vekili oldu (1932). Bir yıl kadar bu görevde kaldı. Bir süre Türk Tarihi ve Türk Dil kurumlarında çalıştı. CHP Genel İdare kurulu üyesiydi. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİD GALİP hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REŞETAR (Milan)
Tarih 29 Haziran 2009
REŞETAR (Milan), sırp-hırvat asıllı islav dilleri uzmanı (Dubrovnik, Dalmaçya 1860-Floransa 1942).
Viyana üniversitesi islav filolojisi bölümünde ders verdi; Birinci Dünya savaşından sonra Zagrep üniversitesine geçti. 1928′de Floransa’ya yerleşti. Dalmaçya ve özellikle Dubrovnik bölgesinin dilbilim, edebiyat ve kültürü üzerine çalışmalar yaptı.
Eserleri: Die Metrik Gundulic’s (Gunduliç’in Vezni) [Archelogie für Slavische Philologie, XXV'de (İslav Filolojisi Arkeolojisi)]; Die Ragusanischen Urkunden des XIU-XIV Jahrhunderts (XIII.-XIV. yy. Dubrovnik Belgeleri) [aynı seride, XVI-XVII]; Die Serbokroatische Betonung, Süd-westlicher Mundarten (Sırpça’da Vurgu, Güneybatı Lehçeleri) [1900]; Der Ştokavische Dialekt (Ştokav Lehçesi) [1911]; Duprowacka Numizmatika (Split Nümismatiği) [1924 - 1925] v.b. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞETAR (Milan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESÜLAYN
Tarih 29 Haziran 2009
RESÜLAYN, Suriye’nin Türkiye sınırı üzerinde, Habur çayı kıyısında küçük bir şehir.
Şehrin, türk topraklarında kalan kesimine de önceleri bu ad veriliyordu. Sonra Ceylanpınar denildi; şehrin «pınar başı» anlamına gelen adı Asurlular devrinden kalmıştır (Riş Ayna). Bu ad Süryanîceye de Reş Ayna şeklinde geçti, Roma-Bizans hâkimiyeti sırasında da Resaina şeklini aldı. Burada Habur çayının önemli kaynakları vardır ve bu çay, aşağılara doğru, yazın kurumayan bir akarsu halini alır. XVI. yy. başlarında osmanlı hâkimiyetine geçen Resülayn, Zor sancağına bağlı bir ilçenin merkeziydi.
Birinci Dünya savaşından sonra şehrin, demiryolunun 7,5 m güneyinde kalan kesimi Suriye’ye geçti. Resülayn’ın güneybatısında Tel Halef harabelerine rastlanır. M.V. Oppenheim burada kazılar yaparak Kapara sarayını meydana çıkardı. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESÜLAYN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESULÎLER
Tarih 29 Haziran 2009
RESULÎLER, Yemen’de 1231 ile 1454 yılları arasında hüküm süren hanedan.
Kaynaklara göre Resulîler, Yemen’e, Salâhaddin Eyyubî’nin kardeşi Turan Şah ile birlikte geldiler (1174). — muhammed bin harun, Resulî hanedanının kurucusudur. Bir Türkmen olan Muhammed bin Harun, Abbasîler devrinde aşiretiyle Bağdat’a gelerek halifenin hizmetine girdi. Abbasî halifeleri, Muhammed’i birkaç kere elçi olarak Şam ve Mısır’a gönderdiler; zamanla Muhammed’in gerçek adı unutularak Resul («elçi») diye anılmağa başlandı. Sonra, Bağdat’ta çıkan bir ayaklanma üzerine Resul, bütün aşiretiyle Mısır’a göçtü. O dönemde Mısır’ı yönetimi altında bulunduran Salâhaddin Eyyubî bu türkmen reisine özel bir ilgi gösterdi.
Kardeşi Turan Şah ile birlikte Resul’ü ve üç oğlunu Yemen’e gönderdi. Resulîler, Yemen’de Eyyubîlerin hizmetinde resmî görevlerin başına getirildiler (1174); —nureddin ömer (öl. 1250), Ali bin Resul’un oğlu. Eyyubî hanedanının son hükümdarı olan Salâhaddin Yusuf Yemen’den ayrılınca, Yemen valisi oldu (1227). Salâhaddin Yusuf’un Mısır’a giderken ölmesi üzerine Nureddin Ömer bağımsızlığını ilân etti ve Zebid’i kendisine başkent yaptı. Sana, Taizz, Kevkebân yaylalarını ve Mekke’yi aldı (1241). Bu arada yönetimi ele geçirmek isteyen yeğeni Esedüddin ile savaştı; — muzaffer yusuf (öl. 1295), Ömer’in oğlu. Babasının Cened’de öldürülmesi üzerine (1250) başa geçti. Muzaffer Yusuf, tahta geçtikten sonra birkaç yıl kendi yakınlarıyle ve Kölemenlerle uğraşmak zorunda kaldı.
Sonunda ülke içinde düzeni sağladı; — eşref ömer (öl. 1297), babası Muzaffer Yusuf’un yerine geçti (1295); —davud (öl. 1300), Eşref Ömer’in kardeşi. Zamanında ayaklanmalar başladı. Davud, isyanları bastırdı; Karmatîlere karşı yaptığı savaşı kazandı (1298). Mısır’ı örnek alarak ordusunu yeniden düzenledi; —seyfeddİn ali (öl. 1363), Davud’un oğlu. Babasının yerine geçti (1321). Seyfeddin Ali’nin saltanat yılları kargaşalıklar ve ayaklanmalarla geçti; — efdal abbas (öl. 1377), babası Seyfeddin Ali’nin ölümünden sonra yönetimi eline aldı (1363). Karışıklıklar onun devrinde de devam etti, Zeydîler ayaklanarak Zebid’e kadar geldiler.
Zemar yakınlarında savaş başladı; sonra anlaşmaya varıldı; — eşref ismail (öl. 1401), Efdal Abbas’ın oğlu. Efdal Abbas ölünce tahta çıktı; fakat Kölemenler ayaklandılar, Sana, bir şerifin eline geçti. Eşref ismail, bu karışıklıklar karşısında başarı sağlayamadı; — nasır salâhaddin
(öl. 1424), Eşref İsmail’in oğlu. Babası ölünce yerine hükümdar oldu (1401). Kuzeyde bulunan Hali bölgesini yönetimi altına aldı, Vusab yöresinde kırk kadar kaleyi ele geçirdi.
Kardeşinin isyanını bastırdı. 1424′te ölünce ülkesi parçalanmağa başladı. Kölemenler yeniden ayaklandılar, ülkede büyük bir veba salgını çıktı. Taht kavgaları ve çekişmeler çökmeyi kolaylaştırdı. Iç savaşlardan yararlanan Araplar Zebid’i aldılar (1443). Benî Tabir devleti Resulîlere karşı savaş açarak Lehic ve Aden’i aldı. Son resulî hükümdarının bu savaşta tahttan vaz geçmesi üzerine bu hanedan sona erdi. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESULÎLER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Restitutionsedikt
Tarih 29 Haziran 2009
Restitutionsedikt, imparator Ferdinand II’nin 6 mart 1629′da çıkardığı ferman.
Ferdinand II, bu fermanla, Danimarka’ya ve Almanya’nın protestan prenslerine karşı kazanılan zaferlerden sonra, Karşı-Reformun savunucusu olarak, biri Magdeburg, diğeri de Bremen’deki iki başpiskoposluğun, on iki piskoposluğun ve yüz yirmiyi aşkın manastırın Protestanlar tarafından geri verilmesini istiyordu.
Fermanın uygulanmasını da ordusuyle Wallenstein sağlayacaktı. Bu işe büyük bir istekle girişildi; ama Otuzyıl savaşının gelişmeleri ve imparatorun uğradığı başarısızlıklar işin tamamıyle gerçekleştirilmesini önledi. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Restitutionsedikt hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESSİLER
Tarih 29 Haziran 2009
RESSİLER, Beni Tabataba da denir, Yemen’de hüküm sürmüş olan bir sülâle (897-1300).
Sülâlenin adı, Ali bin Ebutalib’in oğlu Hasan’ın soyundan olan ilk imam Kasım Ressi’nin babasının unvanından gelir. Resilerin ilk çalışmaları Taberistan’da oldu.
— YAHYA BİN HÜSEYİN (859-911), Ali bin Ebutalib’in torunlarından Zeyd’in halefiydi. Medine’de dindar bir bilgin olarak tanındı. Yahya bin Hüseyin yeğenleri olan Taberistan’daki zeydî imamlarına yaptığı bir ziyaretten sonra burada kalamadı ve Güney Arabistan’a gitti; taraftarlarıyle birlikte Sana’ya yakın Sa’de şehrini aldı (897). Bir süre sonra da Necran’ı ele geçirdi, imamül Hadi ilel hakk (doğru yola yöneltici imam) unvanıyle halkı peygamber ailesine bağlanmağa çağırdı. Necran’da, hıristiyanlar, müslümanlar ve bedeviler arasında uzlaştırıcı çalışmalar yaptı; gittikçe daha çok taraftar kazandı. Sana şehrini birkaç kere ele geçirdiyse de sonunda daha kuvvetli olan Karmatîlere bırakmak zorunda kaldı; —MURTAZA EBüL KASIM MUHAMMED, Yahya bin Hüseyin’in oğlu. Muhammed, Sa’de’yi idare merkezi yaptı. Hamdan, Necran ve Havlan’a hâkim oldu; —NASIR AHMED (Öl.934), kardeşi Muhammed’in yerine geçti.
Karmatilerle yaptığı savaşta Beni Ya’fur tarafından yenilgiye uğratıldı, öldükten sonra iki oğlu arasında taht savaşları çıktı; —KASIM (öl. 956), Nasır Ahmed’in oğlu. Sana’yı aldı (956); fakat aynı yıl öldürüldü; —YUSUF, NASIR AHMED ‘in torunu olan Yusuf, Sana’yı yabancı saldırılarından korudu; — KASlMüL mansur (öl. 1003), Yemen’de Ressilerin ataları olan Kasımül Ressi’nin torunlarından Kasımül Mansur, Bişe’den Sa’de’ye çağrıldı. Sa’de’ye gelerek Ressilere imam olan Kasım, Sana’yı elinde tuttu; — mehdiül Hüseyin (öl. 1014), Kasım’ın oğlu. Babasının yerine geçti. Elhan’dan Sana’ya kadar olan bölgelerde hükümdar olarak tanındı. Hüseyin, mehdîliğini de ileri sürdü; —ebül haşimül hasan (öl. 1039), Hicaz’da bulunan Ebül Haşim el-Hasan Sa’de’ye gelerek imam oldu. ölümünden sonra Ressiler soyundan olmayan Ebül Feth Deylemî, Yemen’e geldi. Sa’de’yi ele geçirdi.
Böylece Ressiler hâkimiyetlerini kaybettiler. 1039′dan 1137′ye kadar Ressiler sülâlesinin başında bulunanlar bilinmiyor; — mütevekkil ahmed (öl. 1171), Nasır Ahmed’in torunlarından Süleyman’ın oğlu. 1137′de imam oldu. Sa’de, Necran ve Cevf bölgelerinde hüküm sürdü. Hemdanî hükümdarı Hatim bin Ahmed’i yenerek Sana’yı aldı. Sonra da Zebid’i ele geçirdi. Karmetîlere karşı başarılı savaşlar yaptı, ölümünden sonra kısa bir karışıklık devresi meydana geldi; —mansur abdullah bin hamza (öl. 1218), 1197′de imam oldu. Sana’yı aldı; fakat Yemen’de eyyubî sultanı Muizzüddin ismail karşısında tutunamadı ve Sana’yı Eyyubîlere bırakarak daha kuzeye çekildi. Hayber ve Yenbu’dan vergi aldı.
1214′te Sana’yı ele geçirdi. Zemar’ı da ülkesine kattı ve Lehic’e saldırılar yaptı; ancak askerleri savaştan yorulduğu için Sana’yı bırakmak zorunda kaldı. Hamza’dan sonra gelen ressi imamları şunlardır: —nasır izzeddin muhammed ve hadi necmeddin yahya (1218-1226); mehdi ahmed bin hüseyin (1226-1258); mütevekkil şemseddin ahmed (1258-1281);
muntasır davud (1281-1300). Bundan sonra Yemen’de iktidar Tahinlerin eline geçti. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESSİLER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESNAİS (Alain)
Tarih 29 Haziran 2009
RESNAİS (Alain), fransız filim yönetmeni (Vannes 1922). Paris Sinema yüksekokulunda okudu.
Birçok kısa filim çekti: Van Gogh (1948); Gauguin (1950); Guernica (Ro-bert Hessens ile birlikte, 1950); Les Statues Meurent Aussi (Heykeller de Ölür) [Chris Marker ile birlikte,1951]; Nuit et Brouillard (Gece ve SrSj [1956]; Toute la Memoire du Monde (Dünyanın Bütün Belleği) [1956]; Le Mystere de l’Atelier 15 (15 Numaralı Atelyenin Esrarı) [Chris Marker ile birlikte, 1957]; Le Chant du Styrene (Styrene’in Şarkısı) [1958]. 1959′da yaptığı ilk uzun filmi Hiroşima Sevgilim (Hiroshima Mon Amour) ile genç nesil sinemacılarının en ünlüleri arasında yer aldı.
öbür filimleri: Marienbad’da . Geçen yıl (L’Annee Derniere â Marienbad) [1961]; Savaş Bitti (La Guerre est Finie) [1965]; Je t’aime, je t’aime (Seni Seviyorum) [1967]. (L)
RESNELİ NİYAZİ BEY. Bk. NİYAZİ BEY Resneli.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESNAİS (Alain) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RESİMLİ
Tarih 29 Haziran 2009
RESİMLİ sıf. (resim’den resim-li). [Gazete dergi v.b. için] İçinde resimler bulunan: Hiç cevap vermedi. Ben resimli gazeteye bakıyordum (M. Ş. Esendal). Resimli çocuk kitapları. \\ Resimli roman, metinle birlikte sunulan resimler dizisi; resmin bulunduğu karenin içinde resmin anlaşılmasına yardımcı olan metin de yer alır.
— ANSİKL. Ed. A.B.D.’de şimdiki halini almadan önce, metinsiz veya bir metni canlandırmak için yapılan resimlerden meydana gelen hikâyeler, resimli roman’ın öncüsü sayılır. Resimli roman, 1880 yıllarında resimli magazinlerin rağbet görmesiyle yayıldı. Bu arada, mizahî dergilerin hızla gelişmesi ve New York basınının iki kodamanı olan Joseph-Pulitzer ile W.R. Hearst arasındaki mücadele, resimli romandaki iki unsuru yani resim ile yazının kaynaşmasını hızlandırdı. Bu gelişme özellikle Richard Outcault’un (Yellow Kid [1896], Buster Brown [1902]) ve Rudolph Dirks’in (The Katzenjammer Kids [1897], Little Tmmy [1905]) eserlerinde görülür.
İlk şekliyle resimli roman resimle sınırlanmadan devam eden bir metni süsleyen bir resimler dizişiydi. Ama daha 1900′de, resimlerin içinde çoğu zaman şahısların ağzından çıkan sözlerin yer aldığı balonlar belirdi. Başlangıçta mizahî olan resimli roman (Comics adı buradan gelir) kısa zamanda, çeşitli konuları ele aldı: mitoloji, bilim ve teknik, fantastik” hikâyeler (Gustave Verbeck’in Upslde Downs’ı [1903]), rüya âlemi (Winsor Mc Cay’in Little Nemo in Slumberland’i [1905]). 15 Kasım 1907′de Bud Fisher, ertesi yıl Mutt and Jeff adını alacak olan Mr. A, Matt’in serüvenleriyle ilk günlük resimli romanı yarattı.
Avrupa’da Pinchon’un Becassine (1905) ve Louis Forton’un La Bande des Pieds-Nickeles’inde görüldüğü gibi metin, resimli romandaki önceliğini muhafaza ederken, amerikalı ressamlar ilk olarak comic’leri sinemaya uyguladılar. Harry Hershfield, Desperate Desmond’da (1910) o çağın birçok kısımlı filmini hicvederken Winsor Mc Cay sanat değeri olan ilk canlı resmi (Gertie the Dinosaur) yaptı (1910). 1910′dan sonra resimli roman çizenler arasında başlıca iki eğilim belirdi: bunların bir kısmı resimli romanı sadece bir eğlence aracı olarak kabul ediyor, bazıları da yeni bir ifade aracı olarak görüyordu. Krazy Kat’ın (1911) yaratıcısı George Herriman, canlı resimden Felix the Cat tipini alan (1921) Pat Sullivan ve özellikle Bringing up Father (1913) ile milletlerarası ün kazanan George Mc Manus, ikinci grupta yer alıyorlardı.
Basın dağıtım ajanslarının (International News service, 1912; King Features syndicate, 1914) kuruluşuyle resimli romanın yayılışı büyük ölçüde arttı. Ama aynı ajanslar, herhangi müstakbel bir
müşteriyi tedirgin etmemek için resimli roman yaratıcılarının ifade hürriyetini kısıtladılar. En fazla tavsiye edilen konu burjuva ailesi ve hayatı idi (Sidney Smith’in The Gumpsi). Bu tür resimli romanın örneği, tek başına veya erkek kardeşiyle birlikte, günlük hayatını bir maceralar âlemi haline sokan evin genç kızı tipi (Cliff Strett’in Polly and her Pals’i) ve Martin Branner’in Winnie Winkle’ı bu türden doğdu. Buna karşıt olarak da bıçkınları (Frank Villard’ın Moon Mullins’i), gayri ciddî kahramanları (Billy de Beck’in Barney Google’i), maceraperestleri ve .öksüzleri (Harold Gray’in Little Orphan Annie’si) ele alan resimli romanlar çıktı.
Daily Sketch, 1921′de J. Millar Watt’ın Pop’u ile Avrupa’da ilk olarak büyüklere mahsus günlük resimli romanı ortaya attı. Fakat A.B.D.’li sanatçıların çabasıyle resimli macera romanları kısa zamanda bütün dünyaya yayıldı. Harold Foster’in resimlediği Tarzan (1936′da, yerini Bürne Ho-garth aldı) ve Dicks Calkins ile Phil Nowlan’ın Buck Rogers’i (bu resimli romanda «hayalbilim» konuları işlenmektedir) aynı gün, yani 7 aralık 1929′da yayımlanmağa başladı. Bu yeni dizilerin kazandığı başarı, basın ajanslarının, «suspense» (heyecan) ve harekete önem vermesine yol açtı.
Böylece, Chester Gould, Dick Tracey (1931) ile poli’s romanını resimli romana aktarırken Alexander Raymond (1911-1956), bir polisiye macerayı (Secret Agent X-9), uzak ülkeleri ele alan bir hikâyeyi (Jungle Jim) ve bir bilimsel macerayı (Flash Gordon) yayımlamağa başladı. Bununla beraber Harold Foster Prince Valianfı ile (1937) Eskiçağ veya Ortaçağ maceralarıyle ilgi topluyordu. Bu arada, ressamların çoğu, geleneksel sanat kurallarını resimli romana uygularken, Milton Caniff, Frank Robbins ve Frank Godvin (Connie, 1932) gibi sanatçılar da resim veya sinemaya has usulleri uygulayarak özel bir üslûp bulmağa çalıştılar. Böylece, kompozisyon (helezonî, piramit biçiminde v.b.) resimli romana girdi.
Resimlerin çerçevesi, eşkenar dörtgen, elips ve daire şeklini aldı. Seçilen konular genellikle cepheden çizilirken, ressamlar yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya görüntülerden de yararlanmağa başladılar. Rengin kullanılışı estetik bir değer kazandı; renk çoğu zaman gerçeğe uygun olmuyor ama psikolojik ve dramatik etkileri pekiştirmek için kullanılıyordu. Macera konularını işlemekte kullanılan bu yeni araçlar, 1933′te yayımlanan ilk resimli roman kitaplarının çok kısa zamanda başarı kazanmasını sağladı.
Bu kitaplar önce basında çıkmış çeşitli bantları yeniden yayımlamakla yetiniyordu (New Fun, 1935); daha sonra sadece bir tek kahramanın maceralarını kapsadı (Superman, 1938).
Macera romanları türü, 1940′ta resimli roman üretiminin yarısına ulaşıyordu ama mizah romanları da kimi zaman ağır basıyordu. Elzie Segar’ın Temel Reis’i (Po-pey) [1929], Murat Young’un Fatoş’u (Blondie) [1930] ve Al Capp’ın Hoş Memo’su (Lil’Abner) [1934] bunun örnekleridir. Ne var ki, mizahî resimli romanın ticarî başarısı durmadan artarken, bu romanları yaratanların hayal gücü tükeniyor ve canlı resme (Miki Fare [Micket Mouse], Vakvaka Kardeş [Donald Duck, 1931]) ve hayalî konulara (Lee Falk’in Mandrake’si [Mandrake the Magician]) daha fazla başvuruluyordu.
Avrupa’da en çok ilgi gören resimli romanlar ise şunlardı: Almanya’da Erich Ohser’in Vater und Sohn’u (1934), Fransa’da A. Daix’in Profesör Nimbus’u (Le Professeur Nimbus) [1934], İtalya’da Giovanni Scolari’nin Saturno Contro la Terra’sı ve özellikle Belçika’da Herge’nin Tenten’i (Tintin) [1929]. İkinci Dünya savaşı sırasında, Dave Breger’in G. L. Joe’su, George Baker’in Sad Sack’ı, Milton Caniff’in Maie Call’u (1942) gibi, amerikan askerleri için özel olarak çizilmiş yeni resimli romanlar ortaya çıktı. Buna rağmen günlük gazetelerde resimli roman boyutlarının küçültülmesi macera romanlarının ve desenin gelişmesi üstünde olumsuz bir etkisi oldu. Crockett Johnson’un savaş zihniyetine karşı koymak için yarattığı Barnaby (1942) bu devrenin en ilgi çekici eseridir.
Savaş sonrası, resimli romanlarda, amerikan toplumunun karışıklığı ve şaşkınlığı görülür. Burne Hogarth’ın Drago’su (1945), Alex Raymond’un Rip Kirby’si (1946) ve Milton Caniff’in Steve Canyon’ı (1947) gibi askerden yeni terhis edilmiş kahramanlar, özellikle ahlâk ve fikir meseleleri üstünde dururlar. Avrupa’da kâğıt tüketiminin kısıtlanması, din ahlâkiyle laik okulun karşı koyması ve siyasî kavgalar, resimli basının gelişmesini engelledi. Bununla beraber Jean Ache (Arabelle la derniere Sirene) [1947], Edgar P. Jacobs (Professeur Mortimer) [1946] gibi genç ressamlar ilk eserlerini verdiler. Franquin, savaştan önce R. Velter’in yarattığı bir kahraman olan Sipru’yu (Spirou) yeniden ele aldı ve Maurice De Bevere sevimli kovboy Red Kit’i yarattı (1946). 1950 Yılı başlarında amerikan resimli romanının içine düştüğü acıklı hal, bu türün estetiğini ve ahlâkını tenkit eden eğitimci ve psikologların saldırısını haklı gösterecek gibidir.
Bu sırada Walt Kelly’nin resimli masalları (Pogo, 1949) ve Charles Schultz’un korkunç çocuksu dünyası (Peanuks, 1950) ile, resimli roman, önemli insanî ve siyasî meselelere el attı. Fikir yanı ağır basan bu resimli romanlar kısa zamanda tutundu ve Jules Feiffer (Feiffer) [1956], Mel Lazarus (Miss Peach) [1957] ve Johnny Hart (B.C.) [1958] tarafından taklit edildi. Fakat bu serilerin yanı sıra, Ailen Saunders’in Worth’s Family’si (1947) gibi melodramları da rağbet gördü ve bunlardan «sabunlu opera» (soap opera) denilen tür doğdu. Stan Drake’ın The Heart of Juliet Jones’u (1953), Leonard Starr’ın On Stage’ı (1957) ve Alex Kotzy’nin Apartment 3-G’si (1962) bu son türün örnekleridir.
Amerika’daki yeniliğe paralel olarak, resimli roman, bütün dünyada hızla gelişti. İngiltere’de yetişkinlerin okuduğu resimli romanların yapımı olağanüstü bir miktara ulaştı (Leslie Caswell’in Better or Worse’u, Peter O’Donnel’in Modesty Blaise’i, D. Wright’un Carol Day’i, Maz’ın İane, Da-ughter of Jane’i). Bu arada, arjantinli resimli roman sanatçıları, kovboy hikâyelerinde uzmanlaşmışlardı (Arturo del Castillo’nun Randall’i), 1959′dan bu yana Albert Uderzo ve Rene Goscinny, galyalı Asterix’in (Bücür) maceralarını canlandırarak fransız tarihî resimli roman geleneğine yeni bir hava getirdiler.
• Türkiye’de. Türkiye’de ilk resimli hikâye Salih Erimez tarafından Akşam gazetesinde çizildi (1935). Erimez, bu resimli hikâyelerde eski türk yaşayışını dile getirdi. Bugünkü anlamıyle ilk resimli roman tercümesi Mehmet Faruk Gürtunca’nın çıkardığı Çocuk Sesi dergisinde yayımlandı: Baytekin Meçhul Dünyalarda (Alexander Raymond) [1935]. İlk yerli resimli roman da aynı dergide Orhan Ural tarafından çizildi: Zıpzıp Ali ve Arkadaşları (1935). Günlük gazetede yayımlanan ilk resimli yerli roman Vatan gazetesinde Çetin özkırım’ın çizdiği Toprak Kokusu’dur. (1952). Resimli romanı yaygınlaştıran ve geliştirerek çağdaş çizgiye ulaştıran Karaoğlan (Akşam gazetesi) [1961] ile Suat Yalaz oldu. Sezgin Burak’ın çizdiği Tarkan adlı resimli roman da ün kazandı. Resimli roman türünde (Turhan Selçuk [Abdülcanbaz], Altan Erbulak [Cafer ile Hürmüz], Oğuz Aral [Hayk Mammer] v.d.) türk karikatüristleri de çeşitli örnekler verdiler. Bugün, Türkiye’de resimli romanlar gazete ve dergilerde yayımlanmakta veya okura dergi halinde sunulmaktadır (Karaoğlan, Tarkan, Malkoçoğlu, Ergenekon v.d.). [LM]
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUETE
Tarih 29 Haziran 2009
REQUETE i. (isp. k.). XIX. yy.da, Carlos ordularında gönüllü savaşçı (1833-1872). || 1936-1939 ispanya iç savaşında Carlos taraftarlarınca özellikle bask illerinde silâh altına alınarak Franko’nun safında savaşan birliklere katılmış asker. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUETE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y)
Tarih 29 Haziran 2009
REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y), ispanyol valisi ve siyaset adamı (Barcelona 1528-Brüksel 1576).
Roma’da büyükelçi iken (1563) Pius V’i, Türklere karşı bir birlik kurmağa teşvik etti. Don Juan d’Autrich’in tuğamirali olarak ona giriştiği Tunus seferinde ve inebahtı (Lepanto) deniz savaşında yardım etti (1571). Ertesi yıl Milano valisi, sonra Hollanda’da Alba dükünün yerini aldı (1573), genel af ilân etti; Alba dükünün kurmuş olduğu olağanüstü mahkemeyi lağvetti ve Sessiz Willem I ile görüşme ortamı hazırladı.
Anvers garnizonunun ayaklanması, Leiden’ı ele geçirmesine (ekim 1574) engel oldu. Fakat Nimegue yakınında Nassau kardeşlere karşı Mook zaferini kazandı. Zeeland’ı fethetmek üzere iken hummadan öldü. Correspondencia Politica’sı (Siyasî Mektuplar) I892′de yayımlandı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPNİN
Tarih 29 Haziran 2009
REPNİN, büyük rus prens ailesi (1801′de soyu tükenmiştir).
Başlıca üyeleri:NiKİTA İVANOVİÇ (1668-1726), Büyük Petro’nun silâh arkadaşı. Azov seferinde generalliğe yükseldi, Karl XII’ye yenildi ve gözden düştü. Tekrar göze girdi, Poltava’da rus ordusunun merkez kuvvetlerine kumanda etti. Riga valisi oldu ve Katerina I tarafından feldmaresalliğe yükseltildi; —
NiKOLAY VASİLYEVİÇ (Petersburg 1734-Riga 1801), Nikita İvanoviç’in torunu. Prusya’da, sonra Polonya’da (1763) elçilik yaptı. Polonya’da isyancıları desteklemekle görevlendirildi. Bu siyasete karşı olmakla beraber, Polonya’yı rus himayesi altına soktu (1768 diyeti). Türkiye’ye karşı yapılan savaşlara ve Küçük Kaynarca (1774) ile Cieszyn barış müzakerelerine katıldı. 1795′te Estonya ve Livonya valisi oldu. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPNİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REPİNGTON (Charles A’Court)
Tarih 29 Haziran 2009
REPİNGTON (Charles A’Court), ingiliz subayı ve askerî yazarı (Londra 1858-Hove, Sussex 1925).
Afganistan ve Sudan’da hizmet gördükten sonra, 1902′de ordudan ayrıldı ve 1904′ten 1918′e kadar Times’ın sonra Morning Post’un askerî muhabirliğini yaptı. Birinci Dünya savaşı üstüne birçok eser yazdı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPİNGTON (Charles A’Court) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENTENMARK
Tarih 29 Haziran 2009
RENTENMARK i. Birinci Dünya savaşı sonunda Almanya’daki para enflasyonunu durdurmak üzere, 13 ekim 1923 tarihli kanunla kabul edilen geçici alman parası.
— ANSİKL. Helfferich tarafından tasarlanan, daha sonra Hilferding ve Luther tarafından değişikliğe uğratılan para sisteminden çıkan Rentenmark, millî ekonomi üstünde tesis edilen ipotekli bir borca dayanıyordu. Rentenmark, Deutsche Rentenbank tarafından ihraç edildi ve
15 ekim 1923′ten 11 ekim 1924′e kadar tedavülde kaldı. 12 Kasımda Dr. Schacht para işleri müşavirliğine getirilince, emisyon 15 kasımda başlatıldı ve 20 kasımda 1 trilyon kâğıt mark bir Rentenmark karşılığında değiştirilmeğe başlandı.
Emisyon tavanının 1 200 000 000 Rentenmark olarak tespiti, tecrübenin başarısını sağladı. 30 Ağustos 1924 tarihli bir kanunla Rentenmark, Reichsmark lehine tedavülden kaldırıldı. İkinci Dünya savaşında yeniden bir Rentenmark emisyonu yapıldı. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENTENMARK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENOUVİN (Pierre)
Tarih 29 Haziran 2009
RENOUVİN (Pierre), fransız tarihçisi (Paris 1893). Eski bir muharip olarak 1914 Savaşının kaynakları üstünde araştırmalar yaptı:
Les Origines immediates de la Guerre de 1914 (1914 Savaşının Dolaysız Kaynakları) [1925]. Savaşın daha uzak kaynaklarını, sonradan 1926′dan 1939′a kadar Camille Bloch ile birlikte yönettiği Revue d’Histoire de la Guerre Mondia-le’de (Dünya Savaşı Tarihi Dergisi) [17 cilt], Crise Economique et la Premiere Guerre Mondiale’âe (İktisadî Kriz ve Birinci Dünya Savaşı) [«Peuples et Civili-sations»], cilt XIX, 1934] ve başka yazarlarla birlikte yazdığı Paix Armee et la Grande Guerre (Silâhlı Barış ve Büyük Savaş) [«Cilio», cilt IX, 2; 1939] adlı eserlerinde inceledi.
Milletlerarası ilişkilerde uzmanlaştı. öbür eserleri: La Question d’Extreme-Orient, 1840-1940 (Uzakdoğu Meselesi, 1840-1940) [1946] ve Histoire des Relations İnternati-onales (Milletlerarası İlişkiler Tarihi) [cilt, 1953-1958]. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENOUVİN (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rethondes mütarekeleri
Tarih 29 Haziran 2009
Rethondes mütarekeleri, Rethondes garının yakınında, Compiegne ormanında, bir demiryolu vagonunun içinde iki önemli mütareke imzalanmıştır.
Müttefikler ile Almanlar arasında 1 ekim 1918′de imzalanan birinci mütareke ile Birinci Dünya savaşı fiilen sona ermiş oldu. Müttefiklerin yüce savaş konseyi tarafından 4 ekim günü Versailles’da kararlaştırılan mütareke şartları 8 ekimde Almanlara bildirildi. Mütareke Versailles antlaşmasının imzalanmasına (28 haziran 1919) kadar yenilendi.
— 22 Haziran 1940′ta imzalanan ikinci mütareke kısa bir savaştan sonra yenik düşen Fransa’nın Almanya’ya başvurması üzerine yapıldı. Mareşal Petain 17 haziranda mütareke istemeğe karar vermişti. General Kuntziger’in başkanlığındaki fransız heyeti, 1918 mütarekesinin imzalandığı yerde bir tren vagonunda 21 haziran günü Hitler tarafından kabul edildi. Ateşkesme tarihi’ olarak da 25 haziran günü seçildi; bu geciktirmeye sebep daha önce Roma’nın yakınındaki İncisa ali Olgiata’da İtalya ile mütarekenin imzalanmasına imkân vermekti. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rethondes mütarekeleri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Rennes müzesi
Tarih 27 Haziran 2009
Rennes müzesi, ikinci Dünya savaşında çok zarar gören ve modern müzecilik kurallarına uygun olarak yeniden yapılıp 1957′de açılan müze.
Üç bölümü vardır: Güzel Sanatlar bölümü, Arkeoloji bölümü ve Bre-tagne bölümü. Birincisi özellikle XVI. ve XVII. yy. resmi (Fontainebleau okulu, Georges de La Tour, Philippe de Champaigne, Le Nain) ve Veronese ile Jordaens’în başlıca eserleri bakımından zengindir.
Ayrıca Coysevox’un iki alçak kabartması, önemli bir desenler bölümü ve fayanslar koleksiyonu da sayılabilir. Arkeoloji bölümü özellikle Mısır’ın tarihöncesi antikiteleri, Jean de Court’un mineli bir tabağını (XV. yy.) ve etnografi parçalarını kapsar. Bretag-ne bölümünde de eşi az bulunur bir elbise koleksiyonu vardır. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rennes müzesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENNENKAMPE (Pavel Karloviç)
Tarih 27 Haziran 2009
RENNENKAMPE (Pavel Karloviç), rus generali (Estonya 1854-Taganrog 1918). Rus-Japon savaşma katıldıktan sonra 1906′da, Mançurya ordusunun yurda dönmesini sağlamak üzere, Sibirya’daki ayaklanmaları bastırmakla görevlendirildi.
1914′te Doğu Prusya’da I. Orduya kumanda etti, fakat Hindenburg’a yenilerek Neman üstüne çekilmek zorunda kaldı ve hemen azledildi. Bütün arzusuna rağmen 1917′ye kadar hiç bir göreve tayin edilmedi. Troçki, 1918′de kendisine Kızılordu’nun emir ve kumandasını teklif etti, fakat Rennenkampf’ın kesinlikle reddetmesi üzerine onu idama mahkûm ettirdi ve kurşuna dizdirdi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENNENKAMPE (Pavel Karloviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REN nehri
Tarih 27 Haziran 2009
REN nehri, alm. Rhein, hollanda dilinde Rijn, Batı Avrupa’da nehir, Alpler’de doğar ve Kuzey Denizi’ne dökülür; 1 298 km.
• Coğrafya. Ren’in yatağı geç bir tarihte yerleşti: Pliyosen çağın sonunda havzasının Alpler’de bulunan kısmındaki sular hâlâ Sundgau aracılığıyle Saöne ovalarına akıyordu. Dördüncü zamanın başında bu sular Kuzey Denizi’ne yöneldi. Ren’in çok değişik bölgelerden geçmesi, rejimini ve nehirden yararlanma şekillerini etkiler. Ama çok eski çağlardan beri set çekilen ve düzeltilen çığırı, Avrupa’nın başlıca nehir yoludur. Konstanz gölüne kadar uzanan yukarı çığır’ı Alp semtlerinin örnek tipidir; ön Ren (Vorderrhein) ile Arka Ren’in (Hinterrhein) birleşmesiyle meydana gelir: suların yüksek dağlardan inmesi yağmur-kar tipinde bir beslenme sağlar; debinin en yüksek olduğu dönem yaz mevsimidir (hazirandaki debisi Konstanz gölüne girdiği yerde 524 m3/saniye, şubat ayında ise 71,2 m3/saniye).
Vadisi dördüncü zaman Ren buzulunda oyulmuş bir buzyalağıdır; dibi çakılla doludur ve eğimi diktir. Burası Graobonder boğazına giden, Ortaçağda çok kullanılan, bugün de özellikle turistlerin geçtiği büyük bir yoldur. Ayrıca önemi günden güne artan bir elektrik üretimi bölgesidir. Konstanz gölünden sonra Ren, jüra çağı kalkerleriyle oyulmuş oldukça dar bir vadiye girer (Schaffhousen’de Ren çağlayanı). Yağmur-kar tipindeki mahallî beslenmenin ilkbahara ve sonbahara doğru ikinci derecede maksimumlara yol açması ve Konstanz gölünün etkisi, yaz mevsimindeki kesin debiyi değiştirmemekle beraber debileri büyük ölçüde düzenler. Basel’in yakınlığı isviçre ve Almanya tarafından ortaklaşa işletilen bir hidroelektrik santralı kurulmasına yol açmıştır (Birsfalden, Rheinau, Reckingen) Burası isviçre elektro-kimyasının başlıca merkezlerinden biridir.
Ren ve büyük kolu Aare’yi bu kesimde sefere elverişli hale getirmek için bir proje hazırlanmıştır. Ren, Basel’de havzasının Alp kısmından (havzasının yüzölçümünün yüzde 22,5′i olmasına karşılık bu kısım suların yüzde 43′ünü [1 000 m3/saniyeden çok] sağlar) çıkarak hersinyen bölgeye girer ve Dördüncü zamanda Alp ırmak-buzul çakıllarıyle örttüğü Alsace ve Baden çöküntü hendeğini takip eder; Würmiyen çağından kalma tortullar verimsizdir ve tarım çok az gelişmiştir. Tabiî haliyle Ren. çökmekte olan bu bölgede eskiden birçok menderes çizerdi. XIX yy.ın ikinci yarısında Baden’li mühendis Tulla’nın planlarına göre sunî bir yatak açıldı (nehir bugün bentler arasına sıkışmıştır).
Sellerin yol açtığı zararların büyük kısmı önlendi; ama nehrin kısaltılması, aşındırıcı gücünü artırdığından, alüvyonların örttüğü kalker damarlarının açığa çıkmasına yol açtı (İstem); çalışmaların başka bir sonucu olarak yeraltı örtüsünün göçmesi, tarım için çok tehlikeli bir olaydır. Almanlar direkler dikerek nehri Mannheim’a kadar sefere elverişli hale getirdiler. 1918′den sonra Fransa, Ren üzerinde seferi önce Strasbourg’a, sonra da Aşağı İstein’ı kuşatan Kambs kanalının açılmasıyle Basel’e kadar ilerletti. Düzenlenmekte olan Büyük Alsace kanalı, Reims’e modern bir suyolu eklemekte ve büyük ölçüde elektrik sağlamaktadır.
Bu kesimde Ren’in rejimi özellikle güney almanya sularını getiren Neckar ve Main ile kavuştuğu yerlerin aşağısında önemli ölçüde değişir. Bu nehirlerin kesinlikle yağmur-kar tipinde olan rejimi. Ren’in kış minimumlarını azaltır. Mannheim’dan sonraki düzenleme, daha kolay olduğundan, XIX. yy. sonundan itibaren gerçekleştirilmiştir. Bingen’in ötesinde Ren, çöküntü hendeğinden çıkar ve «Kahramanlık gediği» yoluyle şistli Ren kütlesini aşmağa başlar: Dördüncü zamanda da devam eden yükselme hareketinden daha eski olan bu gedik, kenarları çok dik vadidir, özellikle Loch’taki kuvarsit damarları, seferi uzun süre engelledi ve ancak XIX. yy. sonunda yapılan çalışmalarla yarıldı. Alman romantik yazarlarını büyük ölçüde etkileyen bu güzel vâdi, bugün büyük bir turizm bölgesidir. Ren’in Koblenz’te aldığı kolu Moselle, Main ve Neckar gibi, nehrin rejiminin alp özelliğini hafifletir. Köln’de, şistli Ren kütlesinden çıktığı yerde, su kabarmaları daha yağındır. Kış mevsimindeki su azalmalarının yerini daha az ölçüde sonbahar azalmaları alır. Şartlar sefere son derece elverişlidir: debi, suların alçaklığı dönemde 1 120 m3/saniye, orta dönemde 1 750 M3/saniye, kabardığı dönemde 10 000 m3/saniye.
Irmak, Köln havzası çöküntü hendeğinde biçimsiz taraçaların ve linyitli üçüncü zaman topraklarının ortasında büyük menderesler çizer. Hollanda sınırının biraz aşağısında, delta başlar: nehrin çığırı kollara ayrılır; kolların çizdiği yollar bentler yapılmasından önce çok değişmiştir: ijsel, Kampen yakınında eski Zuiderzee’ye ulaşır; Eski Ren, Utrecht ve Leyde’den geçer, hattâ bir.kolu Amsterdam’a varır; başlıca kolu Waal, Mouse’a kavuşmadan Biesboch’ta bir delta meydana getirir; Lek Rotterdam’a yönelir. Bütün bu bölgede X. yy.da başlanan bent yapımı sayesinde, sulanabilen ovaların balçıkları üzerinde güzel polderler meydana getirilmiş ve nehir kollarının yatak değiştirmesi engellenerek tabiî şartlar tamamıyle değiştirilmişti. Köln’ün aşağısında havzanın yüzde 15′ini temsil eden bir kısım, Ren’e sularının ancak yüzde 8′ini sağlar, bu yüzden rejim hiç değişmez. Eğimin yumuşaklığı kabarmaları azaltarak rejimi düzenler.
• iktisadî rolü. Ren, Basel’den denize doğru giden ilgi çekici bir ulaşım yoludur ve Ortaçağdan beri kıyılarındaki şehirlerin zenginleşmesine yol açmıştır. Nehrin yakınlığı, üzüm yetiştirmeyi ve şehirlere gönderilen ekmeklik buğday tarımını geliştirerek köylerin iktisadî gelişmesini bile etkiledi. Nehrin iktisadî rolü, modern sanayinin gelişmesiyle daha da arttı. Ren üzerinde sefer kolaylığı Ruhr’un canlanmasında büyük rol oynadı ve bölgede kıyı şehirlerinin yararlandığı elverişli şartları sağladı. Ren aynı zamanda da Ruhr kömür ve çeliğinin Güney Almanya’ya ve İsviçre’ye doğru sevk edilmesine imkân verir ve kıyılarıyla kollarının kıyılarında yerleşen imalât sanayii merkezlerine ikmal yapar. Basel, nehir sayesinde, 5 milyon ton yük trafiğiyle İsviçre’nin başlıca pazarı haline gelmiştir. Strasbourg, 6 milyon tonla önemli bir limandır. Köln’ün aşağısında, Aşağı Ren 40 milyon ton trafikle dünyanın en işler nehirlerinden biridir. Ren üzerinde sefer, Versailles antlaşmasından beri milletlerarası bir rejime bağlıdır.
Başlıca önemli filolar, alman, hollanda, sonra da fransız, isviçre, ingiliz ve belçika filolarıdır. ikinci Dünya savaşı ertesinde yeniden düzenlenen Fransız parkı, tek bir konsorsiyumda toplandı. Nehrin düzenlenmesi, ren ticaret filosuna kendine has özellikler sağladı: 2 000 beygir kuvvetinde römorkörler ve yüklü ağırlığı 2 000 tonu geçen mavnalar suların kabarık olduğu zamanlarda Strasbourg’a kadar çıkabilir. Moselle’in kanallaştırılmasıyle, nehrin 1 000 tonluk mavnaların girmesine elverişli hale getirilmesi, bu sanayi bölgesinin denizden uzak olma sakıncasını azaltacaktır. 1966′da Emmerich’te alman-hollanda sınırında 88 Mt trafik kaydedilmiştir.
• Seyrüsefer talimatnamesi. Viyana kongresi (1815), Ren üzerinde güvenliği sağlamakla görevli bir Ren Seyrüseferi Merkez kurulu meydana getirdi (merkezi Mainz’teydi); açık denize kadar sefer serbestliğini Hollanda’nın kabul etmemesi üzerine, bu kurul işlemez hale geldi. 1831′de Mainz antlaşmasında ve 1868′de Mannheim antlaşmasında Hollanda’nın hak iddialarının tanınmamasına karşılık Ren kıyısındaki devletlere tanındı. Versailles antlaşmasıyle (1919), Ren ile kıyısı olmayan devletler de Merkez kuruluna alındı ve kurula Mannheim kurulunda değişiklik yapma hakkı tanındı. Almanya 14 kasımdan sonra Versailles antlaşmasının nehirle ilgili maddelerini tanımadığı için, Yeni Ren statüsü daha yaratılmadan işe yaramaz hale geldi (4 mayıs 1936). 1945′te Merkez kurulu, Köln’den Strasbourg’a taşındı; Almanya, kurula 1950′de girdi. Nehir üstündeki idare ve gümrük kontrolünü hafifletmek için çeşitli tedbirler alındı. 1951′de Almanlarla Hollandalılar arasındaki anlaşma Ren’in aşağı kolunda milletlerarası trafiği daha da kolaylaştırdı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REN nehri hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENN
Tarih 27 Haziran 2009
RENN (Arnold vieth von golssenau, Ludwig — denir), alman yazarı (Dresden 1889).
Birinci Dünya savaşında subaylık yaptıktan sonra, barışçı ve devrimci fikirlerin etkisinde kalarak Krieg (Savaş) [1928] ve Nachkrieg (Savaş Sonrası) [1930] adlı romanları yazdı. Hitler’in iktidara gelişi sırasında göç etti. 1947′de Dresden’e döndü ve üniversitede antropoloji profesörü oldu (1947-1951). Sonra Berlin’e yerleşti. Son hikâyelerinde, kişisel yaşantılarından ahlâkî ve siyasî sonuçlar çıkardı (Auf den Trümmern des Kaiserreichs [İmparatorluğun Yıkıntıları Üstünde] 1961) veya yabancı halkların manevî zenginliği ve maddî ya da sosyal güçlükleri üstüne vatandaşlarının dikkatini çekti: Trinî, Lie Geschichte Eines İndianerjungen (Trini, Bir Kızılderili Çocuğun Başından Geçenler) [1954]; Der Neger Nobi (Zenci Nobi) [1955]. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ren muharebesi
Tarih 27 Haziran 2009
Ren muharebesi, İkinci Dünya savaşının son muharebesine verilen ad. Bu çarpışmada, müttefik birlikleri mart – nisan 1945′te Ren nehrini aşarak Almanya’nın içlerine girdiler.
Ren nehrinin sol kıyısına hâkim durumdaki (bk. SiEGFRİED hattı) müttefikler, 90 tümen
(61′ amerikan, 13′ü ingiliz, 5′i kanada, 10′u fransız, 1′i polonya tümeni) olan kuvvetleriyle, hiç ara vermeksizin, nehri geçme teşebbüslerine giriştiler. 23 Martta general Patton, Oppenheim’da nehri baskınla geçti ve hemen doğuya doğru i-lerleyerek Frankfurt ile Wiesbaden’i zaptetti
(29 mart). Bu iki köprübaşı tarafından desteklenen başkumandanlık, saldırısının ağırlık merkezini, alman ordusu tarafından henüz sağlam bir şekilde tutulmakta olan Aşağı Ren üstüne yöneltti.
Wesel’in doğusunda bir hava indirmesiyle desteklenen bu harekât, Montgomery’nin emri altında 21. Ordular grubu (I. Kanada, II. İngiliz, IX. Amerikan orduları) tarafından sevk ve idare edildi. Montgomery, 24 martta büyük bir başarı ile Duisburg yakınından saldırıya geçti ve kuzeyden Ruhr nehrini aştı (Münster’-in zaptı, 2 nisan). Ren nehrinin yukarı kısmını 26 martta Worms’ta general Patch, 31 martta da Karlsruhe’nin (4 nisanda Fransızlar tarafından ele geçirildi) batısında Philippsburg’da general de Lattre aştı; sonra da bu iki ordu Tuna’ya doğru yön değiştirdi.
Bu arada Hodges ile Patton da Mafburg’u geçiyor ve Kassel’e yaklaşıyorlardı. Eisenhower, düşmanı daha ilerilere kadar takip etmeden önce Ruhr’daki alman tümenlerini tasfiye etmek istedi; bu tümenler 2 nisanda Lippstadt’ta I. (Hodges) ve IX. (Simpson) Amerikan orduları tarafından çevrildi. 18 Nisanda sanayi bölgesindeki bütün mukavemet kırılmıştı. Almanya’nın içerilerine dalma görevi general Bradley’e verildi. IX., III. ve I. Amerikan ordularıyle Bradley, Le-ipzig istikametinde hemen saldırıya geçti. 4 Nisanda Kassel, 13 nisanda Jena zaptedildi; ayın 11′inde Simpson emrindeki kuvvetler Magdeburg yakınında Elbe nehrine ulaştı; 14 nisanda Patton’ın kıtaları Leipzig’i ele geçirdikten sonra, emir üzerine Muide hizasında durdu; 18 nisanda bu kuvvetler Prag’a 90 km mesafedeki Pîzen’e vardı, ama Sovyetlerle yapılan antlaşma sonunda geri çekildi. Sovyet birlikleri Patton kıtalarıyle 25 nisanda Elbe üzerinde Torgau’da birleşti.
Kuzeyde, Hollanda’daki alman kuvvetlerini (Blaskovitz) yok etmeyi Kanadalılara bırakan Montgomery, Bremer’i zaptetti ve 3 mayısta Wismar’da Sovyetlerle irtibat: kurdu. Hamburg 4 mayısta teslim oldu. Güneyde, alman mukavemeti daha kuvvetliydi. Bu direnmenin önce Pfarzheim-Würzburg hattı üzerinde Patch ve de Lattre kuvvetleri tarafından kırılması gerekiyordu. Patch 19 nisanda Nürnberg’e, 30 nisanda Münih’e girdi. Alman direnmesini Freudenstadt’ta bozan de Lattre, sol kanadını 22 nisanda düşen Stuttgart’a, sağ kanadını; da isviçre sınırına (Konstanz), Tuna’ya (Ulm, 24 nisan) ve Avusturya’ya (Vorarlberg) doğru saldırıya geçirdi. 4 Mayısta Brenner geçidini aşan Patch İtalya’daki müttefik kuvvetleriyle birleşti; general Leclerc de Berehtesgaden’i işgal etti. Aynı gün, Danimarka, Hollanda ve Westfalen’deki alman orduları Lüneburg sözleşmesiyle teslim oldu: bu durum, alman ordusunun 7 mayısta Reims’te ve 8 mayısta Berlin’de kayıtsız şartsız teslim olmasına yol açtı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ren muharebesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENDULİC (Lothar)
Tarih 27 Haziran 2009
RENDULİC (Lothar), alman generali (Wiener – Neustadt 1887).
Avusturya – Macaristan ordusunda subaylık yaptı. Bu orduda Birinci Dünya savaşına katıldı, 1935′te albay rütbesiyle Avusturya genelkurmayında görev aldı, Paris’te askerî ataşe oldu. 1938′de alman ordusuna girdi ve Viyana’daki 17. Kolordunun kurmay başkanlığına getirildi. 1940′ta bir tümene kurnanda etti, 1941-1943 arasında Sovyet cephesinde savaştı, daha sonra Balkanlar’ın batı kesimindeki alman ve hırvat kuvvetlerinin başına getirildi.
1944′t.e, Dietl’in yerine Finlandiya’daki 20. Ordunun basına geçti ve 1945 yılının ocak ayından mayısına kadar, sırasiyle, Doğu Prusya Ordular grubuna, Courlande Ordular grubuna ve Avusturya’nın, savunmasıyle görevli Güney Ordular grubuna kumanda etti. 7 Mayısta Patton emrindeki amerikan kuvvetlerine teslim oldu. 1951′de serbest bırakıldı. 1954′te, Gekâmpft, Geseigt, Geschlagen (Savaştı, Kazandı, Yenildi) başlığı altında hatıralarını yayımladı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDULİC (Lothar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENDA (Mustafa Abdülhalik)
Tarih 27 Haziran 2009
RENDA (Mustafa Abdülhalik), türk devlet adamı (Yanya 1881-İstanbul 1948). Rendazade Aslan Efendinin oğlu.
İlköğrenimini ve ortaöğreniminin bir kısmını Yanya’da yaptı. İstanbul’da Mülkiye idadisini ve Mülkiye mektebini bitirdi (1903). Rodos idadisinde matematik ve fransızca öğretmenliği, Cezairi Bahri Sefid ve Yanya vilâyetleri maiyet memurlukları, Tepedelen, Meçova, Payan, Delvine kaymakamlığı, Siirt mutasarrıflığı, Bitlis, Kastamonu ve Halep valiliği yaptı. Dahiliye müsteşarlığına tayin edildi.
Bursa valiliğine getirildi; fakat oraya gitmeden azledildi. Birinci Dünya savaşı sonunda Malta’ya gönderildi. Buradan dönüsünde önce iktisat, sonra dahiliye müsteşarlığına tayin edildi. Dahiliye müsteşarlığına ek olarak Konya valiliğine gönderildi, izmir valisi oldu. İzmir’de bulunduğu sırada milletvekili seçildi. Maliye (1924); millî müdafaa vekili oldu (1927).
Ticaret, nafıa, bahriye, sıhhiye, iktisat vekilliklerine vekâlet etti. 1934′te C.H.P. Meclis grubu reis vekili ve ertesi yıl Büyük Millet meclis başkanlığına seçildi. Reisicumhur vekilliği yaptı (1939). 1946′da B.M.M. başkanlığından ayrıldı. Aynı yıl Hasan Saka kabinesine devlet bakanı olarak girdi. 1948′de istifa etti. (M)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDA (Mustafa Abdülhalik) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAULT (Lotus)
Tarih 27 Haziran 2009
RENAULT (Lotus), fransız sanayicisi (Paris 1877-ay.y. 1944). 1898 Ekiminde Billancourt’daki küçük bir atelyede ilk otomobilini kendi eliyle yaptı ve ona üç tekerlekli bir taşıttan söküp aldığı 1,75 BG’de bir Dion-Bouton motoru taktı.
Kardeşi MARCEL’in (Boulogne-Billancourt 1882-Bourgde-Vay, Payre komünü, Vienne 1903) isteği üzerine küçük seriler halinde ufak arabalar yapmağa karar verdi; 1899′da priz direk kutusunun ve ayçatallı vites şanzımanının patentini aldı. Bu arada, ufak arabalar yapmak amacıyle Billancourt’da küçük Renult Kardeşler fabrikası kurulmuştu. Madrid Otomobil yarışında kardeşi Marcel kaza sonucu ölünce, Louis Renault, fabrikasını genişletmek için yarışları bırakmağa karar verdi.
Bu konuda öteki kardeşi FERNAND (1865-1909), kendisine yardımcı oldu. Birinci Dünya savaşında fabrikaları uçak ve cephane imaline yöneldi. 1918′de emin ve kullanışlı olan hafif Renault tankları’nı yapmayı başardı. Barışla birlikte, Renault yeniden otomobil yapımına başladı; Boulogne-Billancourt tesislerinin sanayi gücünü arttırmağa devam etti ve bir süre sonra bu tesisler, «devlet içinde devlet» sözüne hak verdirecek bir duruma geldi. Louis Renault, diretken zekâsıyle (500′ün üstünde patent bıraktı) yeni iş alanlarına sürekli olarak el attı; özellikle tarım makineleri üstünde çok çalıştı; denizcilik ve sanayi tesisleri kurdu ve ağır vasıtalar için dizel motorları yaptı.
Louis Renault, işgalde Almanlar hesabına çalışmakla suçlandırıldı, kendini savuna-madan öldü ve bütün fabrikaları millileştirildi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAULT (Lotus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAUDİN (Jean François)
Tarih 27 Haziran 2009
RENAUDİN (Jean François), fransız amirali (Saint-Martin-du-Gua, Saintonge 1750-ay.y. 1809).
1793′te albay oldu. 1 Haziran 1794 savaşında Vengeur kalyonu kumandanıydı. Bu savaşta İngilizlere esir düştü. Memleketine döndükten sonra (ekim 1794) tuğamiralliğe yükseldi.
1799′da Napoli Deniz kuvvetlerinin kumandanlığını yaptı. 1801′de Atlantik limanları müfettişi oldu ve emekliye ayrıldığı 1805′e kadar bu görevde kaldı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAUDİN (Jean François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAUD DE CHATİLLON
Tarih 27 Haziran 2009
RENAUD DE CHATİLLON (öl. 1187), Antakya prensi (1153-1160), Maveraiürdün senyörü (1177-1187). Serüven düşkünüydü.
1153′te Antakya prensesi Constance ile evlendi. Kıbrıs’ı yağma etti. Ama Manuel I Komnenos’un boyunduruğundan kurtulamadı. Sonra Şam sultanı Nureddin’in kuvvetlerine esir düştü (1160). 1177′ye kadar Halep’te tutuklu kaldı. Daha sonra, Maveraiürdün’ün vârisiyle evlendi.
Yürürlükteki antlaşmalara rağmen yaptığı seferler ve giriştiği talanlar, batı latin dünyasının siyasî dengesini bozdu. Hicaz limanlarını yağmaladıktan ve Mekke’yi tehdit ettikten sonra, Moab kalesinde Salâhaddin Eyyubî tarafından kuşatıldı (1183), Hattin savaşında esir düştü ve öldürüldü. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAUD DE CHATİLLON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENARD (Andre)
Tarih 27 Haziran 2009
RENARD (Andre), belçikalı sendikacı (Valenciennes 1911 – Seraing 1962). işçiydi, sonra ustabaşı oldu; 1940′ta Almanlara esir düştü.
Belçika’ya dönüşünde direnme hareketine katıldı. Savaştan sonra, Wallonie’li metalürji işçileri arasında siyasî partilerden tamamen bağımsız bir sendikacılığın gelişmesine önayak oldu. Flaman hareketinin güçlenmesi karşısında Wallonların mücadelesini sendikacılıktan federalist alana ve dil meselelerine yöneltti. Aralık 1960 – ocak 1961 grevlerinde Belçika’da federalizmin öncülüğünü yaptı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENARD (Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENAN (Ernest)
Tarih 27 Haziran 2009
RENAN (Ernest), fransız yazarı (Treguier 1823 – Paris 1892). Beş yaşında babasını kaybetti. Annesi ve ablası tarafından yetiştirildi. Çeşitli din okullarında okudu. Saint-Sulpice kolejinde îbranîce öğrendi.
Alman düşüncesinden etkilenerek katolik i-nancından koptu. 1845′te papazlıktan ayrıldı. Felsefenin yanı sıra, filoloji çalışma ve araştırmalarını da sürdürdü. 1847′de Essai Historique et Theorigue sur les Langues Semitiques (Samî Dilleri üstüne Tarihî ve Nazarî Deneme) adlı eseriyle Volney ödülünü kazandı. 1848 Devriminden büyük ölçüde etkilendi. Jules Simon’un yönettiği La Liberte de Penser (Düşünme Hürriyeti) adlı gazetede yazılar yazmağa başladı.
İnsanlığı ilgilendiren büyük meselelerin ancak liberal bir bilim yoluyla çözümlenebileceğini ispatlamak amacıyle Avenir de la Science (Bilimin Geleceği) adlı eseri yazdı. Bu eser, ancak 1890′da kitap olarak yayımlandı. 1850′de Bibliotheque Nationale’deki süryanîce elyazmalarını sınıflandırmakla görevlendirildi. Revue des Deux Mondes ve Journal des Debats’da. yazılar yazdı. 1852′de Averroes et Averro-isme (İbni Rüşt ve İbni Rüşt’çülük) konulu teziyle doktorasını verdi. 1860′ta ablasıyle birlikte, arkeolojik bir görevle Suriye’ye gitti. 1861′de ablasının ölümü üzerine yalnız olarak yurda döndü; göreviyle ilgili çok geniş temel bilgiler ve ilgi çekici örnekler dışında, isa’nın Hayatı (Vie de Jesus) adlı eserinin müsveddelerini de getirdi; bu eser, yirmi yıllık çalışmalarının büyük bir kısmını kapsayan Histoire des Origines du Christianisme’in (Hıristiyanlık Menşelerinin Tarihi) ilk cildidir. Renan, 1862′de College de France’ın îbranîce kürsüsüne getirildi. Ama daha ilk dersinde, isa’dan «eşsiz bir adam» olarak söz etmesi gürültülere yol açtı.
Dersleri önce ertelendi, sonra da bütün bütün kaldırıldı. Renan’ın edebiyat çevrelerine girmesi bu sıralara rastlar. 1863′te yayımlanan İsa’nın Hayatı’nda. isa’yı tenkitçi tarih metotlarıyle incelediği için yeni tepkilere yol açtı! 1864′te eserine devam edebilmek için Mısır’a, Anadolu’ya ve Yunanistan’a gitti. 1869′da siyasete atılmayı denedi. Savaş sırasında Prusya prensi Friedrich ile barış konusunda görüşmeğe çalıştı. Savaştan sonra yeniden College de France’taki kürsüsüne dönerek, ülkesinde düşünce ve ahlâk alanını kapsayan bir reform üstünde çalışmalara başladı. 1883′te College de France’ın müdürü oldu.
Hayatının son yıllarında Origines adlı eserini Histoire du Peuple d’israel (İsrail Milletinin Tarihi) ile tamamlamağa çalıştı ve Drames Philosophiques’i (Felsefî Dramlar) yazdı.
Renan’ın öbür eserleri: Histoire Generale et Systeme Compare des Langues Semitigues (Samî Dillerinin Karşılaştırmalı Sistemi ve Genel Tarihi) [1885]; Essais de Morale et de Critigue (Ahlâk ve Tenkit Denemeleri) [1859]; Questions Contemporaines (Çağdaş Meseleler) [1868]; Dialogues et Fragments Philosophiques (Felsefî Diyalog ve Yazıtlar) [1876]; Drames Philosophiques (Felsefî Dramlar) [Caliban, l'Eau de Jouvence (Gençlik Suyu), Le Pretre de Nemi (Nemi Rahibi), Abbesse de Jouarre (Jouarre Rahibesi)] (1886); Çocukluk ve Gençlik Hatıraları (Souvenirs d’Enfance et de Jeunesse) [1883], Feuilles Detachees (Kopuk Sayfalar) [1892]. Renan, kiliseden kopmakla birlikte, en büyük önemi manevî değerlere verdi, insanlığın ilerlemesi konusunda bütün varlığıyle liberal bilime ve tenkitçi düşünceye bağlandı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAN (Ernest) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Remington Rand company
Tarih 27 Haziran 2009
Remington Rand company, yazı makineleri, hesap makineleri ve büro malzemesi imal eden amerikan firması.
1925′te, American Kardex co. (1915′te kuruldu) ile Remington Typewriter co.nin birleşmesiyle kuruldu. Remington Typewriter co., 1860′ta karabina imali için kurulan ve Ayrılık savaşından sonra (1861-1865) karabina satışı azaldığı için çeşitli kollara ayrılarak tarım malzemesi, dikiş makineleri ve yazı makineleri imal etmeğe başlayan Remington’un kollarından biriydi, iki şirketin birleşmesinden sonra Remington Rand, 1927′de benzer veya tamamlayıcı iş kollarında çalışan birçok firmayı satın aldı.
İkinci Dünya savaşı sonunda bu grup, Eckert Mauchly Compunter corporation’ı satın alarak çeşitli elektronik makineler yapımına girişti. Bu alandaki gücünü kabul ettiren Remington Rand, 1955′te Sperry Corporation ile birleşerek Sperry Rand Corporation adını aldı ve yeni şirket, her iki şirketin bütün dünyadaki mallarını bünyesinde topladı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Remington Rand company hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REMARQUE
Tarih 27 Haziran 2009
REMARQUE (Erich Maria KRAMER, Erich Maria — denir), alman yazarı (Osnabrück 1898-Luzern, isviçre 1970).
Birinci Dünya savaşını Almanya açısından anlatan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (İm Westen Nichts Neues) [1929] adlı romanı yazdı. Savaşa karşı acı bir suçlama olan bu roman bütün dünyada geniş yankılar uyandırdı,
öbür eserleri: çarpışma bittikten sonra bile, savaş yıllarının zihniyetini sürdürmeğe çalışan bir zümrenin romanı Dönüş Yolu (Def Weg Zurück) [1931], İnsanları Seveceksin (Liebe Deinen Nachsten), Üç Arkadaş (Drei Kameraden) [1938]; Paris’teki göçmen çevrelerini konu alan Zafer Âbidesi (Arc de Triomphe) [1941]; alman toplama kamplarını anlatan Tedirgin Hayat (Der Funke Leben) [1952]; Der Sch-warze Obelisk (Kara Obelisk) [1958]; Der Himmel Kennt Keine Günstlinge (Tanrının Gözdeleri Yoktur) [1961]; Die Nacht in Lizbon (Lizbon Gecesi) [1963]. Remarque, Hitler’in iktidara gelişinden sonra yurdunu terk ederek Amerika’ya gitti. 1947′de amerikan uyruğuna girdi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMARQUE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RELJKOVİÇ (Matija Antun)
Tarih 27 Haziran 2009
RELJKOVİÇ (Matija Antun), hırvat şairi (Svinjar, Slavonya 1732-Vinkovci 1798).
Avusturya ordusunda subaydı. Yediyıl savaşları sırasında esir düştü. Prusya’da esir kaldığı yılları okuyarak geçirdi ve Fransızca öğrendi. Serbest bırakıldıktan sonra, 1761′de Dresden’de büyük başarı kazanan Satir adlı öğretici bir şiir yazdı. Ayrıca Fabule’ler (Hayvan Masalları), bir dilbilgisi kitabı ve bir lügat yayımladı. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RELJKOVİÇ (Matija Antun) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REKÜPERASYON
Tarih 27 Haziran 2009
REKÜPERASYON i. (fr. recuperation geri alma, yeniden toplama). Biyol. ve Tar. Reküperasyon kanunu, yaşama güçlüğü arttığı zaman canlılarda üremenin arttığını gösteren biyoloji kanunu.
— ANSÎKL. Biyel. Reküperasyon kanunu. Eski tabiat bilginlerinin, özellikle Buffon ve Lamarck’ın öngördüğü bu kanun, ilk defa 1844′te A. Bordier tarafından öne sürüldü: «Bir hayvan veya bitki türü soğuk, kuraklık, nemlilik, mikroplu hastalık, şiddetli kıyım v.b. soyu tüketici bir sebeple karşı karşıya bulunduğu zaman, yaşayanların döl veriminde önemli dercede artış görülür; öyle ki canlı varlık bununla eski miktarını dengede tutar».
Bu kanun bitkilere, hayvanlara, hattâ insanlara uygulanabilir. Meselâ Otuzyıl savaşlarından sonra Almanya’daki, Bağımsızlık savaşlarından sonra diğer ülkelerdeki, ihtilâl ve imparatorluk, 1870-1871, 1914 – 1918, 1939 – 1945 savaşlarından sonra Fransa’daki nüfus artışı bu kanunu doğrulayan olaylardır. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKÜPERASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REKSİZM
Tarih 27 Haziran 2009
REKSİZM (lat. deyim Christus Rex > fr. rexisme’den). Belçikada 1935′te Leon Deg-relle tarafından başlatılan ve organı Le Pays Reel gazetesi olan parlamento aleyhtarı hareket.
— ANSiKL. Katolikliğin siyasetini güttüğünü öne süren, ama Katolik kilisesi tarafından suçlanmış olan reksizm, faşist yapılı otoriter ve korporatif bir siyasî sistemin savunucusuydu. Geleneksel partilere karşı ağır suistimal ithamlarında bulundu ve flaman milliyetçi hareketini destekledi. Böylelikle 24 mayıs 1936 seçimlerinde parlak sonuçlar aldı (21 milletvekili, 12 senatör).
Ama bu başarısı uzun sürmedi ve 11 nisanl937′de Leon Degrelle ile Van Zeeland’ı şahsen karşı karşıya getiren kısmî seçimlerde yenilgiye uğrayan reksizm gerilemeğe başladı; ekim 1938 belediye seçimlerinde tam bir yenilgiye uğradı. Haziran 1940 yenilgisinden sonra Almanya ile işbirliğini savunan ve bolşevik aleyhtan «Wallonie» lejyonunun kuruluşuna katkıda bulunan reksizm savaş sonunda yasaklandı ve önderi gıyaben ölüme mahkûm edildi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKSİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REKLAM
Tarih 27 Haziran 2009
REKLAM i. (fr. reclame). Ticarî, sınaî v.b. bir kuruluşu tanıtmak veya herhangi bir malın satışını artırmak amacıyle kullanılan çeşitli yolların genel adı: Bu yazılar «Akbaba» için ayrı bir reklam olur, inan bana! (Y. Z. Ortaç).
Böylece tarihî bir hakikati reklam için tahrif etmiştik (A. H. Tanpınar). || Bu amaç için kullanılan yazı, resim, filim v.b.: Işıklı reklam. Gazeteye reklam göndermek. \\ Reklam bildirisi, reklamlar aracılığıyle herhangi bir şirketin bir ürün veya bir hizmetle ilgili olarak yaydığı haber. || Dolaysız reklam, seçilmiş adreslere reklam mesajları ulaştırmak. (Bk. ansikl.) // Kolektif reklam, birçok kuruluş tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen reklam faaliyeti. (Bk. ANSiKL.) // Satış yerinde reklam, satış yerinde, mağazada başvurulan reklam yollarının tümü. (Satış yerinde reklam, imalâtçı tarafından perakendecilere sağlanır; ücretsiz veya faturalı olabilir. Bunlar, küçük ilânlar, ban-dırollar, el ilânları [prospektüs, katalog], çıkartmalar, sabit veya hareketli takdim malzemesi, göstericiler v.b. şeklinde olabilir.
Satış yerinde işlenen konular imalâtçının genel reklam kampanyasında üstünde durduğu konuları yeniden ele alır. Bu reklam şekli, aynı zamanda, kendi şubelerinde kendi adlarına faaliyet gösteren dağıtım zinciri firmalarının eseri de olabilir.)
— Ansikl. Reklam’cılıgın iktisadî görevi, ilgi uyandırarak ve istek yaratarak talebi teşvik etmektir. Demek ki reklamcılığın amacı satışları artırmaktır; bu sebeple de bir fikri yaymağa çalışan «propaganda»-dan ayrılır. Reklam kütle psikolojisine paralel olarak gelişmiştir; bazı kuruluşlarda satış tekniklerinin yanı sıra reklamcılık da öğretilir. Modern reklamcılık, benzer ürünler (bu ürünlerin sadece bazıları, diğerleri arasındaki rekabeti bozarak piyasaları daha kusurlu hale getirir. Ürün talebini değişikliğe uğratır ve böylece, üretimin doğrultusunda da değişikliğe yol açar. Ayrıca işletmelerin toplaşmasını kolaylaştırır. İşletmeler, ortalama olarak, iş hacimlerinin yüzde 5′i oranında bir reklam bütçesine sahiptir. Ama bu yüzde, temel sanayiler (metalürji, kimya ve yakıtta yüzde 1′den, binde 1′e kadar) ile lüks eşya sanayileri (lavantacılık, yüzde 25′ten yüzde 30′a kadar) arasında büyük farklar gösterir.
Reklam usullerinin her biri, aşırı bir uzmanlaşmanın konusu olan geliştirilmiş tekniklerin uygulanmasını gerekli kılar. Bu teknikler büyük bir hızla gelişmektedir. Tekniklerin değerini ölçmek ve uygulanışını yönetmek amacıyle, karmaşık metot ve sistemler (pazar incelemeleri, sondaj yoluyle anket, güdülenme anketleri, verimlilik testleri) gittikçe daha sık kullanılmaktadır. En fazla kullanılan reklam şekillerinde, bir ferdin veya fertler topluluğunun harekete geçirilmesi söz konusu olduğu zaman reklam, fertlerin gösterdiği faaliyetin çeşitli dönemlerine dayanan bir dizi davranış doğuracak şekilde hazırlanır ve gerçekleştirilir. Ferdin bir davranışta bulunabilmesi için önce izleyeceği amaca dikkat etmesi, bu amaca ulaştıracak araçları bilmesi, ayrıca düşünmesi, karar vermesi ve nihayet harekete geçmesi gerekir.
Fert, amacı ve araçları hafıza gücünü kullanarak ele alır; ölçüp biçtikten sonra, edinmiş olduğu inanca dayanarak karar verir; nihayet, en az gayretle en fazla tatmini elde edecek şekilde hareket eder ve harekete geçme zorunluğu ne kadar güçlüyse o ölçüde hızla ve sağlam bir biçimde davranır. Bir reklam, kanıtlarını, yöneldiği kitlelerin görüşü bakımından taşıdığı önem sırasına göre seçtiği ve az sayıda kanıt kullandığı; bu kanıtları zaman ve mekânda bileştirilen araçlar yardımıyle değerlendirdiği ve tipik fertlerin meydana getirdiği büyük kütleler üstünde etki yapacak biçimde hazırladığı ve gerçekleştirdiği ölçüde etkili olur.
Ürünlerin tüketimini veya hizmetlerin kullanımını genişletmeğe yarayan reklam, fiyatların düşmesine, stok tedavülünün hızlanmasına ve sermaye veriminin artmasına da yol açabilir. Sanayi bakımından gelişmiş toplumlarda reklamın rolü önemlidir. Reklam için yapılan masraflar millî gelirin önemli bir bölümünü meydana getirir.
ülke 1964′te millî gelirin yüzdesi
A.B.D. 2,86
Federal Almanya 2,35
Büyük Britanya 2,13
İsveç 1,86
İsviçre 1,68
Hollanda 1,67
Belçika 0,98
Fransa 0,83
Türkiye 0,20
Reklam masraflarının çokluğu, genellikle tüketici için çalışan sanayilerin toplaşma derecesiyle orantılıdır. Ama reklamın toplaşma olayını desteklediği de düşünülebilir; çünkü ancak çok büyük çapta firmaların etkili bir reklam bütçesi vardır. Reklam masraflarının tüketim maddeleri üstündeki yansımasının nispeten az olduğu söylenebilir: otomobil için yüzde 1 ilâ 2, besin maddelerinde yüzde 2 ilâ 4, elektrikli ev araçlarında yüzde 3 ilâ 5. Bununla birlikte reklam giderleri, deterjanlar fiyatının yüzde 10′una ve temizlik maddeleri ile parfümeri maddeleri fiyatlarının da yüzde 15′ine yakın bir bölümünü meydana getirir.
• Reklamcılık işletmeleri. Bir reklamcılık işletmesi faaliyetini dört şekilde gerçekleştirebilir: kurumun danışmanlar kurulu, müşteriler için tamamen veya kısmen incelenmiş reklam kampanyalarının tasarlanması, işlenmesi ve gerçekleştirilmesi konusunda kısmî veya genel talimat verir; reklam görevlisi, müşterilerin adına ve hesabına, tamamen veya kısmen, her çeşit reklamın tasarlanmasını, gerçekleştirilmesini ve yaygınlaştırılmasını sağlar; dağıtımcı, müşteriler hesabına ve adına, reklam siparişlerini ilgililere ulaştırır; serbest teknisyen, reklam tekniğinin belli bir alanında bir reklam kampanyasının gerçekleştirilmesine yardım eder. «Profesyonel reklamcılar» denilen bu gruba, işletme içi reklam servisini yöneten reklam şeflerini de sokmak gerekir.
• Dolaysız reklam, kütle haberleşme araçlarını (basın, radyo, sinema) kullanan genel reklamcılıktan farklıdır. Çünkü, dolaysız reklam, dikkatlerini belli bir ürün veya hizmete yönelten reklam açıklamaları sayesinde seçilen fertleri (özel kişiler veya sanayi tüketicileri) etkilemek amacını güder. Pullar, kuponlar, yarışma haberleri veya kataloglar dağıtmak yoluyle özel kişilere yönelmesine veya teşvik etmek, kolektif bir reklam kampanyasına katılmalarını sağlamak ve yeni ürünlerin lanse edildiğini bildirmek için dağıtımcılara veya donanım malları satmak için özel müşterilere hitap etmesine göre, dolaysız reklamın amaçları farklılık gösterir.
Mütecanis bir müşteri topluluğuna yöneltilen reklam açıklamaları, hitap ettikleri kimselere uygun bir üslûpla yazılır ve yine uygun kanıtlarla desteklenir. Bu açıklamalar, çeşitli biçimler içinde ve önceden incelenmiş a-ralıklarla tekrarlanabilir. Böylece, bu açıklamaları yapan işletme ile dikkatini çekmek istediği müşteriler arasında bir bağ kurulabilir. Dolaysız reklam, güç ve nazik bir iştir. Bu reklamı yürütmek için, işletmenin özel listelerine, meslekî yıllıklara, resmî veya özel müesseselerin listelerine dayanılarak, adresleri titizlikle hazırlamak gerekir. Gönderilecek açıklamaların sayısını da tespit etmek zorunludur. Ayrıca, gönderilen açıklamalarda değişiklikler ve çeşitlemeler yapmak için hayal gücüne sahip olmak, ama aynı zamanda ihtiyatlı davranmak da şarttır. Çünkü, açıklamanın iyice anlaşılması ve kabul edilmesi gerekir: açıklama ilgi çekici olabilir ama şaşırtıcı olmamalıdır.
Dolaysız reklam, bütün işletmeler tarafından kullanılabilir. Bununla birlikte, bu reklam çeşidi, çoğunlukla, iyice belirlenmiş tüketicilerle iş yapan ve sanayi ürünlerini veya özel kişileri ilgilendiren ürünleri satan küçük veya orta işletmeler tarafından kullanılmaktadır. Dolaysız reklam bütün ülkelerde büyük bir gelişme göstermiştir ve bütün reklam harcamalarının aşağı yukarı yüzde 10′unu meydana getirir.
• Kolektif reklam, bir üretim dalı veya bir mesleğin tümü tarafından gerçekleştirilir. Bu reklamın amacı, gerek bir ürünü başka bir ürüne (deriyi krepe, tereyağını margarine) karşı savunmak; gerek toplu gösteriler (otomobil salonu, yün derneği faaliyetleri v.b.) düzenleyerek veya öğretici nitelik taşıyan kampanyalar (banka ve sigorta servislerinin kullanılması v.b.) aracılığıyle bir ürünün tanınmasını ve yaygınlaşmasını sağlamaktır. Bu tür reklam, bir işletme ve müşterilerinden bazıları tarafından kolektif olarak gerçekleştirilebilir. Bu durumda işletme, talepte bulunan müşteriye, reklam amacıyle yapılmış klişelerini, filimlerini ve afişlerini verir. Bu araçlar müşterinin çalıştığı bölgede kullanılır ve hem üreticinin markasını hem de satıcının adını taşır.
• Türkiye’de basın reklâmları ilk defa (resmî veya yarı resmî ilânlar sayılmazsa) 1860′tan sonra ortaya çıktı. Tercüman-ı Ahvalde, Ceride-i Havadis’te ve Tarik’ie çeşitli malların (ilâç, elbise, züccaciye, çeşitli âlet ve edavat) ilânları çıkardı. Bu dönemde, henüz bir reklam ajansı yoktu. Ab-dülharnid II devrinde, basına konan sansür, gazete ilân ve reklamlarında da kendini gösterdi. Bu konuda ikinci Meşrutiyetten sonra, Türkiye’de kurulan (1909) ilk firma İlâncılık şirketi’ydi. Bu kuruluş uzun yıllar, ilânların gazetelere dağıtılması işini yürüttü. Batılı anlamda, reklam ajanslarının kuruluşu, İkinci Dünya savaşının sonlarına rastlar. Türkiye’de mallarını’ pazariayan yabancı şirketlerin reklama verdikleri önemi gören bazı yerli firmalar, reklamın satıştaki etkisini anlayarak bu alanda harcamalara başladı. 1943′te yarım milyon liıaya yakın ticarî reklam harcaması yapılırken, 1950 başlarında bu miktar 3 milyon liraya yaklaştı, özellikle bankacılığın gelişmesiyle reklamlarda da büyük bir artış oldu.
Günlük tüketim sanayiinin kurulması, yerli ve yabancı mallar arasında rekabetin kendini gösterdiği bir piyasanın meydana gelişiyle reklam harcamaları ve bu alanda artan ihtiyaca cevap verecek reklam ajanslarının sayılan arttı. 1950 Yılma kadar, türk reklamcılığı basın yoluyle gelişti. 1951 Yılında çıkan bir kararnameyle devlet radyoları da reklam almağa başladı. Radyo reklamcılığı çok kısa bir süre içinde gelişerek reklam harcamalarının büyük bir kısmını çekti. Filim relamcılığının başlaması da aynı tarihlere rastlar. Türkiye’de devlet televizyonunun sürekli yayınlara geçmesinden kısa bir zaman sonra (nisan 1972′den itibaren) televizyon reklamları da başladı. Türkiye’de bugün, çeşitli konularda faaliyet gösteren 50 kadar reklam ajansı vardır. (LM)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKLAM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİSS – ANDERSEN (Gunnar)
Tarih 27 Haziran 2009
REİSS – ANDERSEN (Gunnar), norveçli şair (Larvik 1896). önceleri resme merak sardı. 1917-1920 Arasında Kopenhag ve Paris’te Güzel Sanatlar okuluna devam etti.
1921′de şiir yazmağa başladı ve birçok şiir kitabını yayımladı: İndivielsen Aar (Çıraklık Yılları) [1921], Himmelskrift (Gökyüzünün Yazısı) [1928], Spanske Farver (İspanyol Renkleri) [1933], Horisont (Ufuk) [1934], Diki Fra Krigstiden (Savaş Çağının Şiirleri) [1946], Samlede Dikt (Şiirler) [1946]. Ayrıca Nyt Liv (Yeni Hayat)’ [1925] adlı bir roman yazdı.
Denemelerini Güleryüzlü Ağırbaşlılık (1954), son şiirlerini Görünmeyen Yelkenli (1956) ve Seçme Şiirler (1964) adı altında topladı, önceleri Wildenvey ve Olaf Bull’un, sonra NordahJ Grieg’in etkisinde kalan Reiss-Andersen zamanla kişiliğini buldu. Şiirlerinde derin bir hürriyet aşkını dile getirdi. Bu tema özellikle alman işgali altında gizlice yayımlanıp düşmana karşı direnişi destekleyen şiirlerinde yer alır. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİSS – ANDERSEN (Gunnar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİMS
Tarih 27 Haziran 2009
REİMS, Fransa’da Marne idare bölgesinde idare çevresi merkezi, Champagne’ın kuzeyinde, İlede-France yamacı yakınlarında; 160 000 (banliyölerle birlikte
175 000′e yakın) nüf.
Üniversite. Dokumacılık (yün işçiliği) merkezi, Champagne şarapları yapımı, demircilik, elektrik malzemesi, makine sanayii, camcılık v.b. önemli bir ticaret merkezi.
• Tarih. Galyalı Remi’lerin başkenti olan eski Durocortorum şehri (bugün Reims), roma hâkimiyeti sırasında Gallia Belgica’nın merkezi oldu ve Belçika yolu üzerinde önemli bir konak yeri haline geldi. 290′da bir piskoposluk merkeziydi. Aziz Remi’nin piskoposluğu sırasında Clovis, Hıristiyanlığı burada kabul etti; Fransa kralları, bu olaydan sonra bu şehirde taç giymeğe başladılar; 1548′de bir üniversite kuruldu. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında şehir, bombardımanlardan büyük zarar gördü.
• Askerî tarih. Belçika ile Bourgogne ve Paris ile Lorraine arasındaki ulaşım yollarının kavşak noktasında olan Reims hemen her devirde askerî açıdan önemli rol oynamıştır. 1 Eylül 1914′te Almanlar tarafından işgal edilen şehir, 13 eylülde Fransızlar tarafından geri alındı ve o tarihten itibaren Fransa sınırları içinde kalmakla beraber çeşitli savaşlara sahne oldu. General Eisenhower ve müttefik genelkurmay başkanları, 7 mayıs 1945′te alman generali Jodl’un teslim olma teklifini burada kabul ettiler.
• Güzel sanatlar. Şehirde Roma devrinden kalma birçok kalıntı vardır. Bunlar arasında «Mars kapısı» adı verilen bir zafer takı ile bir amfiteatr sayılabilir. Reims’te Ortaçağdan kalma en eski kilise Saint-Remi’dir. Ayrıca, büyük bir kısmı XIII. yy.da yapılmış, ama birçok değişikliğe uğramış ve Birinci Dünya savaşında çok zarar görmüş olan Saint-Jacques kilisesini de anmak gerekir Şehrin katedrali ise, Ortaçağdan kalma en ilgi çekici binadır.
1211′de eski bir karolenj tapınağının kalıntıları üzerine inşa edilen bu katedralin yapımı ancak XIII. yy. sonuna doğru tamamlanabildi. Yapımında çalışan ustaların adları katedralin içindeki bir labirentte yazılıdır: Jean d’Orbais, Bernard de Soissons ve ana cepheyi yapan Robert de Coucy. Çeşitli atelyelerde yapılmış olan ve katedralin dış kısmını süsleyen heykel grupları (Tebşir, Meryem’in Ziyareti, Meryem’in Kiliseye Takdim Yortusu; Gülümseyen Melek, Havva, «Philippe Auguste» adlı kral) gotik fransız sanatının en güzel örneklerindendir. Koro yerinin vitrayları XIII. yy.dan kalmadır. Reims, müzelerinin zenginliği bakımından da önemli bir şehirdir. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİMS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENİ
Tarih 27 Haziran 2009
RENİ, Sovyetler birliğinin Moldavya cumhuriyetinde (Besarabya), Tuna nehri kenarında, Prut çayının bu nehre karıştığı yerin biraz aşağısında yer alan kasaba. İkinci Dünya savaşından sonra Romanya petrol havzasından buraya bir boru hattı döşendi. (M)
RENİ (Guido). Bk. GUiDO (il).
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENEE DE FRANCE
Tarih 27 Haziran 2009
RENEE DE FRANCE (Blois 1510 – Montargis 1575′e doğr.), Ferrara düşesi (1534-1559). Louis XII ile Anne de Bretagne’ın ikinci kızıdır.
Aralarında geleceğin Kari V’i [mart 1515'te] ile ingiltere kralı Henry VIII’in de bulunduğu birçok prensle nişanlandı ve sonunda Ferrara dükü (1528) Alfonso I’in oğlu ve ondan sonra tahta geçen mirasçısı (1534) Ercole II d’Este ile evlendi, italya’nın en parlak saray topluluklarından biri onun çevresinde toplanmıştı. Fransa’da dostluk kurduğu Marguerite de Navarre sayesinde Lefevre d’Etaples’in öğrencisi olan Renee, Ferrara’da kendisine Reform’u benimseten yazar ve asilleri toplantılarına kabul ediyordu.
Papanın müdahalesinden korkan kocası, Protestanları Ferrara’dan kovdu (1550); ayrıca Henri II’ye başvurdu. Bunun üzerine Henri II, Fransa’daki engizisyon şefi Ory’yi ona yolladı. Ory, daha 1540′ta bazı kutsal törenleri reddetmiş olan düşesin mahkûm edilip tutuklanmasını sağladı (1554); ayrıca düşesin dostları da sürgün edildi (1554). Az sonra serbest bırakılan Renee, din sapkınlarıyle yeniden ilişki kurdu; din sapkınlığından vaz geçeceğine dair kendisine yemin verdiği Ferrara dukasının ölümü (1559) üzerine oğlu Alfonso II’nin düşmanlığından kurtulmak için Fransa’ya döndü (1560). Montargis’ye çekildi. Din savaşları sırasında Protestanları destekledi. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENEE DE FRANCE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Persian
Tarih 27 Haziran 2009
Persiankiwi: Twitter devrimcisi İranlı.
Persian Farsça Ad:
Kökeni İran olan kimse.
Farsça:
[1] İran’ın resmi dili.
[2] Hint-Avrupa dil ailesinin, Hint-İran dil grubuna ait İran Dilleri alt grubunda yer alan dil.
Persian (İran Kedisi)
Temel Özellikleri
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Yüzünün etkileyici geniş ve yuvarlak kafasının kemik yapısı tamamen yuvarlaktır. Belirgin bir girintisi olan basık burnu kısa ve kalkıktır. Gözler iri, yuvarlak ve kabarıktır.
Uçları yuvarlak hafifçe öne eğik kulakları ufaktır ve alt tarafları fazla geniş değildir. Kulaklarının alçak oturuşu kafasının yuvarlaklığını bozmaz.
Bedeni alçak ve güçlü, asla kaba sayılmayacak bir tıknazlıktadır. Kemikleri ve kütlesi ona bir armağan gibidir. Kasları neredeyse abartıya kaçacak bir biçimde yapılıdır.
Dört ayağı da kısa ve kalındır, ön ayakları düz iner. Sırtı muntazamdır, iri patileri yuvarlak ve sıkıdır. Parmakları birbirine yakındır. Kuyruk uzun olmamakla beraber gövdenin uzunluğuna uygundur. Uzun, sık ve canlı tüyleri gövdeden aşağıya akıyormuş gibi kabarık durur. Omuzlar dahil tüm beden boyunda yelelenen ve oradan aşağı göğsü ve ön ayakları kaplayan uzun kürk gibi tüylerle kaplıdır. Pati altlarında ve kulak içlerinde dolgun fırçaya benzeyen tüyler vardır.
Tüy Bakımı
Her gün muntazaman fırçalanması şarttır. çok fazla sindirilmemiş tüyler bağırsak problemlerine yol açabilir. Yumuşak bir fırçayla ve yumuşak hareketlerle fırçalanmalıdır. Eğer şartlar başka türlüsünü gerektirmiyorsa mümkün olduğunca kuru şampuan kullanılması gerekir.
Kökeni
İran kedilerinin uzun tüylü Türk Ankara kedilerinden geldiği sanılmaktadır. Her iki cins de doğulu kediler olarak tanınır. Eski İran kedilerinin Ankara kedileriyle daha yoğun ve yünsü tüylü olmalarının dışında çok az farklılıkları vardı.
İran kedileri Avrupalılar tarafından tüylerinden ötürü beğenilerek yetiştirildiler ve tüm uzun tüylü kedi yarışmalarının vazgeçilmez galipleri oldular. İran kedisinin süregelen ısrarlı yetiştirilmesi sonucunda sarsılmaz yerleri olan İngiliz ve Amerikan Shorthair’ler bile kendi ana vatanlarında tahtlarını kaybettiler.
Örnekler:
tırmık, 3 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian).
shagy, 4 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
lokum, 4 aylık, dişi, İran Kedisi (Persian)
süleyman 2 yaşında, erkek, İran Kedisi (Persian)
İran Kedisi (Persian)
Tartışmasız ilk tercih edilen ev kedisi olan Persian, aileye ve dostluğa olan tüm düşkünlüğü ve zekası ile tanınır. Ancak bakımı oldukça dikkat gerektirir..
… kedi almaya niyetlenenlerin ilk baktığı, ancak bedava bulmanın imkansıza yakın olduğu bir kedi türüdür. yavru olanlar pethoplarda 250 $- 400 $ arası fiyatlara alıcı bulur. saf bir ırk değildir, ankara kedisi ve himayala kedisinin çiftleşmesi ile ortaya çıkmıştır. dediğim gibi şirinlikleri ile kedi almaya niyet edenleri hemen cezbeder ancak bir tane edinmeden önce defalarca düşünülmelidir. zira iran kedileri bakımı en zor kedilerdendir. gözleri ve kulaklarında sorunlar yaşamakla birlikte, yoğun tüy bakımı isterler ve pek çoğunun mama seçtiği görünmüştür. ayrıca uzun tüylerinden dolayı kendini temizlemesi zordur ve tüylerine yapışan kakalar önemli bir problem olur. sağırlık tıpkı kökenleri olan ankara kedileri gibi yaygın olmayan bir hastalıktır. bilindiği gibi sağırlık daha çok çift göz renkli van kedilerinde görünür. nispeten sorunsuz bir türü olan chinchilla, nadir ve aşırı güzel bir kedidir. ..
…Total ve Shell petrol firmalarının LNG Persian ve Pars projelerinden çekildikleri takdirde İran Gaz Sıvılaştırma Firması`nın söz konusu projelerin uygulamasında yer alabileceğini ve bununla ilgili olarak tüm hazırlıkları tamamladığını ilan etti……
Persian Gulf(İran Körfezi)
….Geçen hafta kutlanan Persian Gulf (İran Körfezi) gününde konuşan İran lideri Ayetullah Ali Hamaney`in danışmanı Ali Akbar Velayeti, `Doğru duruşumuzda ısrar etmeliyiz. Bu oyunların iptal edilmesine yol açsa bile duruşumuzu değiştirmeyeceğiz.` dedi……
…İsim değişikliği talebinin bölge istikrarına zarar verdiğini söyleyen İran meclis başkanı Ali Laricani, `Araplar bu büyük Körfez`in adını değiştirerek kendileri için faydasız girişimlerde bulunuyorlar.` dedi…..
Persiankiwi
Twitter devrimcisi İranlı, Tüm dünya İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olanları canlı yayın gibi aktaran Twitter müptelası, kim ve ne olduğu bilinmeyen bilgisayar tutkunu.
İlgili Haberler:
Ben şu anda öldürülüyorum!
23.06.2009 / 13:43:35
Tüm dünya İran’da olanları an be an Twitter’dan öğreniyor. Peki Twitter ne biliyor musunuz?
İran´da seçimlerden sonra ülke karıştı. Hergün protesto gösterileri oluyor, onlarca kişi hayatını kaybediyor. Reforcular ayakta… Ancak İran hala eski İran; ülkede gazeteciler hala yoğun baskı altında. Yabancı gazetecilere boykot var. Seçimler biter bitmez İran´dan çıkarıldılar. Ülkede kalmayı
başaranlar da kelle koltukta, fısıltıyla haber yapabiliyorlar. Ama tüm dünya orada yaşananları anında öğreniyor. Peki bu nasıl oluyor?
Cevap Fransız Liberation Gazetesi´nin manşetinde gizli: İran´da; Twitter devrimi mi? Belki de dünyada ilk kez bir internet sitesi belki de bir ülkenin kaderini değiştirecek.
Peki nedir bu Twitter?
www.twitter.com aynı facebook gibi bir sosyal iletişim ağı. Ancak bu sayfada tek bir soruya cevap veriyorsunuz. “What are you doing? – Şu anda ne yapıyorsun?” Ve bu soruya sadece 140 karakterle cevap verme şansınız var.
İlk anda bu uygulama insana saçma geliyor. “Kim benim ne yapmak istediğimle ilgilenir ki? Ya da banane hiç tanımadığım birinin yaptıklarından?” diyebilirsiniz. Bunu dedirtecek mesajlar da az değil. Çünkü twitter başlarda “Şu anda yatıyorum, duruyorum, tuvalete gidiyorum gibi mesajlarla” doluydu.
ÜNLÜLER DE TWİTTER´DA
Ancak gün geçtikçe bu ilginç ağın kullanıcıları da değişti. Birçok şirket, web sitesi ve ünlüler burada o anda ne yaptıklarını milyonlara duyurdu. “A şirketi şu anda x ürününü piyasaya sundu” gibi iletilerde gözle görülür bir artış oldu. Beğendiğiniz müzisyenler yeni albümlerini, konserlerini ya da sahne programlarını ilk kez twitter´la duyurdular. Hatta Martha Stewart köpeğinin bir propan patlamasında öldüğünü yine Twitter´dan duyurdu.
Asthon Kutcher karısı Demi Moore´un bikinili fotoğraflarını yine Twitter´da yayınladı. Amerika´nın en ünlü talk showcusu Oprah Winfrey de ilk ´twit´ini canlı yayında yazdı. Türkiye´den de Sertap Erener ve Demir Demirkan twitter üyesi…
İRAN´DAN GELEN SON MESAJDA ÖLÜM VAR
Cep telefonuyla internete girmek yaygınlaştıkça Twitter´ın kullanımı da boyut değiştirdi. Moldova´da protestocular Twitter sayesinde bir araya gelip ülkeyi salladılar. Çin´deki depremi de ilk duyuran yine bir Twitter kullanıcısı oldu. Gazze savaşından Hollanda´daki THY uçağının düşüşüne kadar birçok olay ilk olarak Twitter´da yer aldı. Hem de resimleriyle… Yani twitter üyesi herkes bir nevi gönüllü muhabir diyebiliriz.
AHMEDİNEJAD TWİTTER´I ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR
Şimdi de aynı şey İran için geçerli. Musavi yanlıları seçimin başından beri Twitter sayesinde bir araya gelip örgütleniyorlar. Seçimden sonra da aynı örgütlülüğü böyle sürdürüyorlar. Tabii tüm dünya da bu şekilde İran´da olup bitenlerden anında haberdar oluyor. Öyle ki 16 Haziran´daki server bakımı İran´daki genel seçimle aynı güne denk gelince ABD dışişleri bakanlığının ricasıyla şirket bakımı erteledi.
Ahmedinejad yönetimi protestocuları meydanlarda durdurmaya çalışırken, bir yandan da Twitter´ı ´susturmak´ için internet bağlantılarını engellemeye çalışıyor.
İran´dan gelen mesajlarda özellikle tek bir kullanıcı dikkat çekiyor. Persiankiwi ülkedeki son durumu anında dünyaya geçen gönüllü bir muhabir gibi çalışıyor. Haberi hazırlarken bile onun girdiği mesajlara yetişemedik. Persiankiwi´nin mesajlarını http://twitter.com/persiankiwi adresinden okuyabilirsiniz. Veya buraya tıalayınız >Persiankiwi Twitter
İşte Persiankiwi ‘nin son mesajları: Haber: http://www.habercinim.com
Dışişleri bakanlığına giden bütün yollar ve ara sokaklar güvenlik güçlerince kapatıldı.
Tahran´daki durum bugün çok karışık. Yolların çoğu kapatılmış durumda.
(Etemad Melli gazetesine saldırıldı.)
(Hapishalerdeki birçok özgürlükçü liderin açlık grevine başladığı söyleniyor. )
(Hamaney bu cuma yeniden vaaz verecek)
(Nobel ödüllü avukat Şirin Ebadi ´protestocuları öldürenlerin hepsini dava edeceğim)
(Allahu Ekber ve Rahmetullah- Barış size bağlı, bize destek veren herkese teşekkürler. )
(Eğer sokaklara çıkıp protesto etmekten korkuyorsanız, kan verin! Bu bile çok büyük yardım olacak.)
(Eğer milislerden birini görürseniz onları öldürmeyin, onlara kardeşiniz gibi davranın. )
DSL bağlantısını şu anda kesmek zorundayız. Çünkü bilgisayarın sahipleri gelmek üzere. Ama her zaman bağlantı kuracak bir yol bulacağız.
İran halkı gün bugündür. Bu yeni bir başlangıçtır. Umut ediyoruz ve hazırlanıyoruz.
Hükümet güçleri protestolara cevap olarak elektriği kestiler. Şu anda yemek pişirmek için bile evlere gaz girişi yapılamıyor.
Yiyecek kıtlığı başlayacak. Nakliye durduruldu. Bankalarda para sıkıntısı var.
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Emre KIZILKAYA 26 Haziran 2009
Twitter devrimcisi İranlı’ya ne oldu
Hürriyet:
Hürriyet’in, basına sıkı bir sansür uygulanan Tahran’daki haber kaynaklarından biri de, “Persiankiwi” takma adıyla internetten “canlı yayın” yapan cesur bir İranlı’ydı. Dünya basınının da yakından takip ettiği Twitter devrimcisi, önceki akşam “Bir arkadaşımı aldılar, işkence yapacaklar” dediği son mesajlarından sonra kayboldu.
DÜNYANIN dört bir yanında, aralarında dev basın kuruluşlarının da bulunduğu 37 bin abonesi olan tek kişilik bir medya ordusu…
“Mikro-mesajlaşma” temalı sosyal internet sitesi Twitter’ın İranlı kullanıcısı “Persiankiwi” (İranlı Kivi), işte böyle biri. Persiankiwi, Tahran’daki sokak olaylarının 12 gün önce başlamasından, önceki gün hükümetin artan baskılarıyla büyük ölçüde bastırılmasına dek, siteye tam 823 kısa mesaj gönderdi.
Esrarengiz Musevici
Persiankiwi’nin olay yerinden attığı bu mesajlar, aralarında Hürriyet’in de bulunduğu abonelerine, SMS ve eposta yoluyla anında iletiliyordu. Dehşeti birinci ağzından anlatan mesajlardaki bilgiler, geç de olsa hep doğrulanıyordu. Ajanslar, Persiankiwi’nin aktardığı bilgileri saatler sonra, bazen aynen haberleştiriyorlardı. Oysa Persiankiwi’nin erkek mi, kadın mı olduğu bile bilinmiyor.
Öldü mü, saklanıyor mu
Protestoların göbeğindeki bu “yurttaş gazeteci”, önceki akşam sustu. Twitter’da endişeli bir bekleyiş var. “Tammnesia” adlı kullanıcı “Hayatından endişe ediyorum” diyor.
Son mesajları, tutuklanmış veya öldürülmüş olabileceği şüphesini doğursa da, “Şu anda Baharistan civarında saklanıyor ve internet bağlantısı yok” iddiası da mevcut.
Son mesajları:
’Şehitleri hatırlayın Allahüekber’
PERSIANKIWI’nin önceki gün yazdığı son mesajlar şöyle:
Saat 16.15: Az önce Baharistan Meydanı’ndaydım. Bugün durum felaket. İnsanları hayvan gibi dövüyorlar. Kolu bacağı kırılmış, kafası yarılmış çok kişi gördüm. Savaş gibi.
Saat 17.34: Bütün dükkanlar kapalı. Kaçacak yer yok. İnsanları her yerde helikopterle takip ediyorlar.
Saat 18.12: Telefon hatlarını kullanıp internet kullanıcılarını buldukları söyleniyor. Şimdi buradan gitmem lazım.
Saat 18.22: Lalezar Meydanı da Baharistan gibi. İnanılmaz. Her yerde ölüler var.
Saat 18:42: Şimdi gitmeliyiz. İnternete ne zaman ulaşırım bilmiyorum. Birimizi aldılar, işkence yapacaklar, isim söyletmeye çalışacaklar. Hızlı hareket etmemiz şart.
Saat 18:52: Allahım, sen herşeyin yaratıcısısın ve herşey sana dönecek. Allahüekber.
’En önemli’ gazeteciden Obama’ya soru
LOS Angeles Times’dan El Cezire’ye, AFP’den Sky News’e, Daily Telegraph’dan MSNBC’ye kadar sayısız medya kuruluşu, Persiankiwi’nin Tahran’dan verdiği haberlerden yararlandı. Amerikalı gazeteci Spencer Ackerman, “Persiankiwi şu anda dünyanın en önemli gazetecisi” diye yazdı.
İhanet olmaz mı
Meçhul Twitter’cı, dolaylı yoldan bile olsa ABD Başkanı Barack Obama’ya kadar ulaştı. Persiankiwi, Amerikalı blog yazarı aracılığıyla Obama’ya basın toplantısında “Ahmedinejad’ın zaferini tanımanız, İranlı protestoculara ihanet olmaz mı” diye sordu./_np/7263/8277263.jpg
Seçim bitti geçim mesajı
Seçim sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürerken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, dün Tahran’ın güneyinde petrokimya tesisi açtı.
İran’ın ÖSS’si
Türbanlarını gevşetme mücadelesi veren birçok genç kız, protestolara ara verip, haremlik-selamlık salonlarda üniversite giriş sınavına katıldı.
Tahran’dan son gelişmeler
Prof’lara büyük gözaltı
AKADEMİK GÖZDAĞI:
Seçimi kaybeden aday Mir Hüseyin Musevi ile önceki gece bir araya gelen 70 üniversite profesörünün birkaç saatliğine gözaltına alındığı iddia edildi. Hükümet iddiayı yalanladı. 100 milletvekili, son gelişmeler nedeniyle Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın zafer kutlamasına katılmayacaklarını açıkladı.
WSJ’DEN ANKARA’YA:
Wall Street Journal Gazetesi, “Mahmud’ un Arkadaşları” başlıklı makalede, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. “Kanaat” bölümündeki yazıda, Ankara hükümetinin İran’daki seçimin hemen ardından Ahmedinejad’ı kutlamasının büyük bir hata olduğu iddia edildi.
—–
Persiankiwi neden sustu
Dünya basınının yakından takip ettiği Twitter devrimcisi İranlı ortadan kayboldu.
İlgili Kelimeler: RAPAKİVİ i. (fr. rapakiwi)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Persian hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Whitelaw)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Whitelaw), amerikalı siyaset adamı ve gazeteci (Xenia, Ohio 1837-Londra 1912).
Ayrılık savaşı sırasında savaş muhabiriydi. 1867′de After the War (Savaştan Sonra), 1868′de de Ohio in The War (Savaş Sırasında Ohio) adlı eserleri yayımladı. 1872′de New York Tribüne gazetesine girdi ve gazetenin başyazarı oldu.
Son olarak diplomatlık mesleğine atıldı ve Fransa’da Amerika’yı temsil etti (1889-1892), 1905′ten ölümüne kadar büyükelçi olarak Londra’da bulundu. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Whitelaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİD (Thomas MAYNE)
Tarih 26 Haziran 2009
REİD (Thomas MAYNE), Yüzbaşı Mayne Reid diye tanınırdı, ingiliz romancısı (Bally-roney, Down 1818-Londra 1883).
Meksika’da, sonra A.B.D.’de Kızılderililerin bölgesinde avcılık yaptı. 1840′ta Texas seferine katıldı. 1843′ten 1846′ya kadar Philadelphia’da gazetecilik yaptı. 1845 Meksika savaşına gönüllü birliklerin kumandanı olarak katıldı. 1849′da ayaklanan Macarların yanında savaşmak için Avrupa’ya döndü. 1850′den sonra gençler için, Kızılderililerle ilgili serüven hikâyeleri yazdı:
The Rifles Rangers (Orman Bekçileri) [1850], The Scaîp Hun-ters (Kafatası Avcıları) [1851], The War Trail (Savaş izi) [1857], The White Chief (Beyaz Şef) [1859], The Headîess Horseman (Başsız Atlı) [1866], (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Thomas MAYNE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reichstag
Tarih 26 Haziran 2009
Reichstag, alman yasama meclisi (1867-1945). Kutsal İmparatorluğun Diyet meclisi olan ilk Reichstag 1663′ten itibaren, Regensburg’da temsilcilerden kurulu bir daimî kongre oldu ve imparatorlukla birlikte dağıldı (1806).
Kuzey Almanya Konfederasyonu anayasasıyle Reichstag Bundesrat’tan (Federal meclis) ayrı olarak temsilcileri halktan seçilen bir yasama organı olarak kuruldu. Reichstag milletvekilleri tek dereceli seçimle 100 000 kişiye bir milletvekili olmak üzere seçilirlerdi; ancak vergi mükelleflerinin oyu ile seçilen dolayısıyle de daha muhafazakâr olan Prusya Landtag’ına göre bu meclis hiç değilse görünüşte, daha demokratik sayılabilirdi.
Bütçe ve kanunlar Reichstag’dan geçerdi, fakat yürürlüğe girmesi için Bundesrat tarafından onaylanmaları şarttı. 16 Nisan 1871 imparatorluk anayasası Reichstag’ın bünyesinde herhangi bir değişiklik yapmadı. 1874′te Alsace-Lorraine’in katılmasıy-le milletvekillerinin sayısı 397′yi buldu; üç yıllık mazbata süresi beş yıla çıkarıldı (1885). Milletvekilleri parlamento ödeneği almazlardı. İsteklerini bildirmek ve soru sormak hakları vardı, fakat ancak imparatora karşı sorumlu olan başbakana güvensizlik oyu veremezler ve onu deviremezlerdi.
Buna karşılık başbakanın, Bundesrat’ın kararını alarak Reichstag’ı feshetmek yetkisi vardı, Bismarck ve ondan sonra gelenler, istedikleri çoğunluğu sağlamak için bu usulden yararlanmışlardı. Bismarck Kultur-kampf’ta milliyetçi literalerden faydalanmış, sonra, devlet soyalizmi siyasetim uygulamak için merkez muhafazakârları ile birleşmişti. Wilhelm II ve başbakanları muhafazakârlarla milliyetçi liberallerin koalisyonuna dayanarak hükümeti idare ettiler.
Weimar anayasasında da (1919 temmuz) Reichstag, seçimle işbaşına gelen ve alman milletini temsil eden bir yasama meclisi olarak kaldı. Fakat milletin hâkimiyetini temsil etmesi dolayısıyle devletin en üstün gücü sayılıyordu. Buna karşılık Bundesrat’ın yerine geçen Reichsrat’ın ancak erteleyici bir veto hakkı olduğundan, kanunları onaylamak sadece Reichstag’ın yetkisindeydi; ayrıca bütçeyi tespit eden, antlaşmaları onaylayan, savaşa veya barışa karar veren de oydu. Ertelenmesi ve dağıtılması söz konusu olamıyacağı için hükümeti de doğrudan doğruya kontrolü altına almıştı. III. Reich, Reichstag’ı temsilci meclis olarak muhafaza etti, fakat 15 mart 1933 seçimleri, Nasyonal-Sosyalist parti dışındaki bütün partilerin lağv edilmesinden sonra yapıldığı için nasyonal-sosyalist milletvekillerinden başka kimsenin bulunmadığı Reichstag’ın, hükümetin açıklamalarını dinlemek, Hitler’in nutuklarını alkışlamaktan başka bir görevi kalmadı.
27 Şubat 1933′te naziler tarafından düzenlenen ama komünistlere mal edilen Reichstag sarayı yangını, komünistlere karşı bir baskı siyaseti uygulamak için vesile oldu. Reichstag yangını davası (eylül -aralık 1933) hollandalı komünist Van der Lubbe’nin ölüme mahkûm edilmesi ve baş lıca suçluların (Torgler, Dimitrov) delil yetersizliğinden beraat etmeleriyle sonuçlandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reichstag hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reichstadt antlaşması
Tarih 26 Haziran 2009
Reichstadt antlaşması. Avusturya-Macaristan imparatorluğuyle Rusya arasında yapılan antlaşma (8 temmuz 1876).
Osmanlı-Sırp-Karadağ savaşlarının başlamasından sonra (1 Temmuz 1876) Avusturya -Macaristan imparatoru ve başvekiliyle rus çarı ve başvekili Reichstadt’da buluşarak Balkanlar’ın durumunu gözden geçirdiler ve bir prensip anlaşmasına vardılar (8 temmuz 1876). O zaman gizli tutulan bu antlaşmaya göre:
1- savaşlar Osmanlı devletinin başarısıyle son bulursa iki devlet Balkanlar’da statükonun değişmesi için çalışacaklar;
2- Osmanlı devletinin yenilmesi halinde Bosna-Hersek, Avusturya-Macaristan, Sırbistan ve Karadağ arasında paylaşılacak, Rusya ise Balkanlar’da Besarabya’yı, doğuda da Batum’u alacaktı;
3- savaşlar Osmanlı devletinin tamamıyle yıkılmasıyle neticelenirse Balkanlar’da üç yeni devlet kurulacak, Tesalya ve Epir Yunanistan’a verilecek, İstanbul ise serbest şehir olacaktı. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reichstadt antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reichsbanner
Tarih 26 Haziran 2009
Reichsbanner, eski savaşçı cumhuriyetçiler federasyonu; 1924′te Magdeburg’da kuruldu ve sosyal demokratlar tarafından yönetildi; amacı muhafazakâr Stahlhelm’le («Çelik miğfer») mücadele etmekti. S.A.’ya karşı silâhlı sivil birlikler kurdu (1931). 1933′te dağıldı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reichsbanner hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCHENBACH
Tarih 26 Haziran 2009
REİCHENBACH, Dzierzoniow’un eski almanca adı. Friedrich II’nin Daun Avusturyalılarına karşı kazandığı zafer (1762).
Avusturya’nın Türkiye üzerindeki hak iddialarını sınırlandırmak için çeşitli avrupa devletleri arasında uzlaşma (27 temmuz 1790) ve Napolyon’a karşı savaşı sürdürmekle ilgili olarak Rusya, Avusturya ve Prusya arasındaki antlaşma (27 haziran 1813) Reichenbach’ta imzalandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCHENBACH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REHABİLİTASYON
Tarih 26 Haziran 2009
REHABİLİTASYON i. (fr. rehabilitation’dan). Sakatları ve iyileşen hastaları işe alıştırmak ve bir meslek sahibi yapmak amacıyle yapılan eğitim.
Esanl. READAPTASYON.
— ANSiKL. Rehabilitasyon, özellikle sakatlara ve uzun süre tedaviyi gerektiren bir hastalık (verem, çocuk felci, akıl ve sinir hastalığı v.b.) geçirmiş olanlara topluca uygulanır. Bunun için çeşitli rehabilitasyon merkezleri veya kurumları vardır. Türkiye’de ilk kurulan rehabilitasyon kurumu 1952′de Ankara’da açılan körler okuludur.
Bu okulların sayısı 1972′ye kadar 10′a çıktı. 1958′de Lepra (cüzam) savaş derneği tarafından Ankara’da bir Lepra hastahanesi ve Rehabilistasyon merkezi kuruldu; 30 yataklı olan bu kurum Ankara Tıp fakültesine bağlandı. 1968′de Ankara’daki Numune hastanesi içinde bir rehabilitasyon merkezi kuruldu. Bununla bağlantılı olarak yürütülen çalışmalarda Sağlık ve Sosyal Yardım bakanlığınca istanbul ve izmir’de de birer rehabilitasyon merkezi kurulması kararlaştırıldı.
Türkiye’de rehabilitasyonu gerektiren insanların sayısı 1965 genel nüfus sayımında 53 000 sağır ve dilsiz; 37 000 kör, 27 081 çolak, 142 678 topal (bacak ve kalça arızası), 19 507 yatalak, 5 725 kambur, 5 995 çeşitli beden sakatlığı ve 200 986 ortopedik sakatlık olarak tespit edildi. Bilim çevrelerince, sınıflandırma ve beyan bakımından yeterli bulunmayan bu sayı 1972′de aynı çevrelerce, 100 000 eklem ve kemik tüberkülozu hastası, bir milyonu aşkın romatizmalıyle
20 000 kadar cüzamlı da eklenerek 3 600 000 olduğu sanılıyor. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REHABİLİTASYON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reform
Tarih 26 Haziran 2009
Reform, XVI. y.da Avrupa’nın büyük bir bölümünü papaların hâkimiyetinden çıkaran ve protestan kiliselerinin kurulmasına yol açan dinî hareket.
XV. yy.ın sonunda, hıristiyan kiliselerince istenen dinî ve ahlâkî reform, birtakım vaizler tarafından başlatılmıştı. Ne var ki Roma, dünyevî nüfuz siyasetinden caymadığı gibi yüksek kilise makamlarına tayin yapma sistemini de düzeltmeğe yanaşmıyordu. Halk derin bir huzursuzluk içindeydi ve bütün aydınlar bu duruma bir çözüm yolu bulunmasını istiyorlardı. Erasmus’un eserleriyle, Kutsal Kitap üstünde filoloji incelemeleri başlamış, dinî inanç ve kurumların tenkidine girişilmişti.
10 Kasım 1483′te Saksonya’nın Eisleben şehrinde doğan Augustinus rahibi Martin Luther, uzun süren bir vicdan bunalımından sonra, Aziz Paulus’un «Romalılara Mektup»unda, insanın manevî kurtuluşunu doğrudan doğruya iman’a bağlayan bir metin buldu. Bu metin bütün protestan kiliseleri için bir ilahiyat, bir ahlâk ve bir mistisizm kaynağı olacaktı. Johannes Tetzel’in yönetimindeki Dominiken rahipleri Saksonya’da gürültülü bir kampanya ile, papa Leo X’un San Pietro kilisesinin yeniden yapılması için gereken maddî imkânları sağlamak amacıyle satışa çıkardığı endüljans’lara müşteri toplamağa çalışırlarken, Luther, Wittenberg üniversitesinde kendi iman doktrinini okutmağa başlamıştı bile. 31 Ekim 1517′de, endüljans’ların dayandığı ülkeye ve fiilî uygulamaya karşı doksan beş tez ilân etti.
Ama henüz papaya başkaldırmış değildi. Bu tutumundan doğacak devrimci sonuçları, iki yıl içinde, yavaş yavaş geliştirecekti. Sonunda, haziran 1519′da, Leipzig’de ilâhiyatçı Johann Eck’e karşı, Kutsal Kitap araştırmalarında tek otoritenin, serbestçe kullanılan kişisel yargı olduğunu açıkladı.
Luther’in protestosu katolik dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştı. İbranî dili uzmanı Johann Reuchlin’in yeğeni Melan-chthon gibi birçok genç ilâhiyatçı Luther’i destekliyordu; Ulrich von Hutten ona Rheinland ve Schwaben şövalyelerinin desteğini vaat etti. Erasmus da, Saksonya seçicisinin himayesini sağlamıştı. Bunun üzerine Luther 1520 haziranıyle eylülü arasında yayımladığı üç başlıca eserinde doktrinini açıkladı.
Doktrinin anahatları şunlardı: evrensel ruhanîlik ilkesi, kutsal sırların üçe indirilmesi, kişi vicdanının hürriyete kavuşması ve aynı zamanda din bütünlüğü, kilise ve siyasî disiplin zorunluğu. Luther, aralık 1520′de, kendisini afaroz eden Leo X’un kararnamesini Wittenberg’de alenen yaktı. Ocak 1521′de imparator tarafından Worms diyetine çağrıldı ve fikirlerini cesaretle savundu. Saksonya seçicisi kendisine Wartburg’da inzivaya çekilebileceği bir yer sağladı. Luther orada «Reform»un eline bir silâh vermek için Kutsal Kitap’ı Almancaya çevirmeğe koyuldu.
Luther’in Wittenberg’deki en ateşli taraftarı olan Andreas Karlstadt, bunun üzerine rahiplerin yemin mecburiyetini kaldırdı, din adamlarının da evlenebileceğini ilân etti ve kutsal resimlere tapınmaya son verdi. Missa âyini bir «kurban» olmaktan çıktı ve bir anma töreni haline geldi. Wartburg’dan dönen Luther bu oldubittileri onayladı. Daha o zamandan, doktrinlere sansür koyma fikrini benimsemeğe başlamıştı; nitekim fazla radikal bulduğu Karlstadt’ı Saksonya’dan çıkarttı; eyalet içinde, tapınma âyinleri ve papazları olmayan dinî topluluklar kurmağa kalkışan Thomas Münzer Mülhausen’e sığınmak zorunda kaldı.
1524′ten beri, Güney Almanya’da, Münzer tarafından kışkırtılan bir köylü ihtilâli gelişiyordu. Luther, prensleri bu ihtilâli bastırmağa teşvik etti; o sıralarda bir «Devlet kilisesi» fikrini benimsemeğe başlamıştı. İmparator ve katoliklerle mücadelesinde prenslerin yardımına muhtaçtı. 1528′den beri devlet adına kiliseleri denetleyen «ziyaretçiler» de çok geçmeden bir çeşit yeni piskoposluk kurdular. Karlstadt’ın görüşü, İsviçre’de ve Ren havzasında kabul edilmeğe başlanmıştı. Antik hümanizme bağlı olan ve isviçre’den paralı asker alınmasına karşı gelmesiyle tanınan Uhich Zwingli, Luther’in çağrısına uydu ve tasarladığı reformlar gereğince 1525′te Zürich’te, 1528′de Bern’de Kutsal sırları reddetti ve litürjiyi çok sadeleştirdi. 1529′da Basel’de Oecoîampade, katoliklere ve hattâ Roma’ya sadık kalan Erasmus’a karşı Zvvingli mezhebini yaydı.
Bu mezhebi, Strassburg’ta da, 1524′te Martin Bucer kabul ettirmişti.
Kilise mülkünün el değiştirmesinde çıkar gören alman prensleri Luther reformunu destekliyordu. 1525′te katolikler Dessau’da bir savunma birliği kurunca, Saksonya seçicisi ile Hessen İandgrafı Philipp, buna karşılık, Gotha’da bir «İncil birliği»nin başına geçtiler (1526). Güney almanya şehirlerindeki Zvvingli taraftarları ise bu birliğin dışında bırakıldı. Avrupa siyasetinin papadan uzaklaştırdığı imparator, 1526′da devletlere kendi sınırları içinde din meselesini istedikleri gibi çözümlemek yetkisini vermişti; ama papayı yendikten sonra bu tavizlerini inkâr etti (1529).
Reform taraftarları bu tutumu «protesto» ettikleri için, bağlı oldukları kiliselere «protestan» adı verildi. 1529′da Marburg’da Luther ile Zvvingli arasında yapılan uzlaşma teşebbüsü sonuç vermedi. Ama imparator, fransız ve türk tehlikesi karşısında, 21 haziran 1530′da topladığı Augsburg diyetinde, Reform taraftarlarıyle Roma taraftarlarını birleştirmeğe çalıştı. Melalanchthon çok önemli tavizler verdi; ama ne zwingli’ciler ne de katolikler anlaşmaya hazır değildi. Sonunda Luther’in sabrı taştı ve gürültülü tartışmaların ardından ilişkiler kesildi.
Mart 1531′de, Luther’in reformunu kabul eden prensler ve şehirler Smalkalde birliğini kurdu. Zwingli’nin ölümünden sonra (11 ekim 1531), taraftarları 25 mayıs 1536′da Luther ile Witenberg uzlaşmasını yaptılar. 1532′de Smalkalde birliğinin Fransa ile yaptığı ittifak karşısında imparator daha ılımlı bir siyaset benimsemek zorunda kaldı. 1525 Köylü ihtilâlinin bir devamı olan ayaklanma, yani Strassburg’tan Amsterdam ve Münster’e kadar papazsız ve prenssiz bir toplum kurmak ve yetişkinlerin vaftiz edilmesini’ öngören bir kilise meydana getirmek amacında birleşen anabatistlerin ayaklanması karşısında, reformcularla katolikler bir an için birleştiler.
Bir prenslik ordusu Münster’e girerek korkunç misilleme hareketlerinde bulundu. Ancak imparatorun Luther ve Zwingli taraftarlarını Roma ile uzlaştırmak için harcadığı bütün çabalar (Hagenau ve Worms görüşmeleri ve 1541 Regensburg diyeti) ilâhiyatçıların inatçı tutumu yüzünden sonuç vermedi.
• Reform imparatorluk sınırlarını aşmağa başlıyordu. Anvers’te, Luther’in ilk yazılan 1518′den itibaren okunmağa başlanmıştı. Brüksel’de Marguerite d’Autriche’in hükümeti danışma için Erasmus’u ve bazı erasmus’çulan çağırdı. Ama 1520 ile 1531 arasında imparator emirnameleri, Kiliseden ayrılanların ölüm cezasına çarptırılacağını ilân ederek hiç olmazsa görünüşte başarı sağladı. Ne var ki, yine de anabatist propagandasının önü alınamamıştı. O sırada İsveç’te kral Gustaf I Vasa, İsveç’i Danimarka boyunduruğundan kurtarıyor (1523), itibarını kaybetmiş bir papaz sınıfının mülklerini kamulaştırıyor ve 1529′dan itibaren de millî monarşiye sıkıca bağımılı resmî bir luther’ci kilise kurmağa çalışıyordu.
Danimarka’da kral Christian II bir ihtilâlle devrilmiş, Friedrich I, Luther’ciliği resmî din haline getirmişti. Kısa bir süre sonra, Friedrich Iin tahtta hak iddia eden bir katoliği yenmesi Norveç’in protestan olmasına yol açtı (1537). İngiltere’de, kral Henry VIII, nazır Thomas Wolsey’in yardımıyle, aslında Luther’ciliğe kesinlikle karşı çıkan bir disiplin reformuna girişmişti. Ama Henry VIII, Kari V’in teyzesi olan karısı Catherine of Aragon ile evliliğinin bozulmasını istiyordu. Papa ise, imparatorun etkisi dolayısıyle, bu evliliği bozmadı. Bunun üzerine, kralın danışmanı Cromwell, 11 şubat 1531′de, kiliseyi tahta bağımlı kılan bir tasarıyı parlamentodan geçirdi. Oysa nazır Thomas Mora sapkınlığı ezmeğe devam ediyordu.
Cambridge’li bir ilâhiyatçı olan Thomas Cranmer, kralı papaya rağmen boşanmağa teşvik etti. Sonunda, Henry VIII, 11 temmuz 1533′te Anne Boleyn ile evlenince papa tarafından afaroz edildi. Ocak 1534′te de anglikan sapkınlığının yerleşmesine yol açan eylemler başladı. Katolik birliğini savunanlar, en ünlüleri Thomas More olan birçok kurban verdi. 1537′de ilân edilen Book of Ârticles, içinde yine de birçok katoliklik unsuru bulunan bir Protestanlık ortaya koyuyordu. İskandinavya’da olduğu gibi, İngiliz Protestanlığında da, kilise yöneticilerinin kademeleşmesi muhafaza edildi. Kilise mülkleri satışa çıkarıldı ve 1539′da ilân edilen 6 maddelik kararnameyle, sapkınlıkların kovuşturulması için engizisyon usullerinin uygulanması öngörüldü.
Bu arada, Fransa kilisesinde de derin değişiklikler başlıyordu. Jacques Lefevre d’Etaples, 1521′de, Meaux piskoposu Guillaume tarafından bölgesindeki reform çalışmalarına katılmağa çağrıldı ve ilk iş olarak da Yeni Ahit’i Fransızcaya çevirmeğe başladı. Bu arada tapınma usullerinde de sadeleşmeye gidiliyordu.
Lyon ve Meaux’da, reform propagandası sosyal bir nitelik kazanmağa başlamıştı. 1525 Pavia yenilgisinde kralın esir düşmesinden sonra naip Luisa di Savoia bir süre sapkınlığı bastırma siyaseti güttü. Lefevre d’Etaples, Strassburg’a sığınmak zorunda kaldı. Dört yıl sonra, Louis de Berquin’in ölüme mahkûm edilmesi Luther ve Zwingli propagandasını durdurdu. Kral François I, siyaset gereği papa. Clemens VII’ye yaklaşmıştı. 1534′te reform taraftarları propaganda afişleri asmağa başlayınca, Fransa hükümeti kıyıma geçti.
• Lefevre’in öğrencisi olan ve İsviçre’ye sığınan Guillaume Farel, Neuchâteld’e bir zwingli kilisesi ve faal bir propaganda merkezi kurmayı başarmıştı. 1535′te ise, Savoia dükünün ve piskoposunun boyunduruğundan kurtulan Cenevre’ye reform hareketini getirdi. Bu arada,
1 kasım 1533′te fakültelerin açılışı dolayısıyle rektör Nicolas Cop’u reformcu bir konuşma yapmağa teşvik eden Jean Calvin Basel’e sığınarak orada Oecolampade’ın doktrinini benimsedikten sonra 1536 martında İnstitution de la Religion Chretienne (Hıristiyan Dinî Kurumu) adlı kitabını yayımladı.
Calvin’in otoritesi, 1536 sonundan beri Farel’in ısrarı üzerine kaldığı Cenevre’de yayılıyordu. Calvin, Saint-Pierre vaizi olarak, institution Chretienne’i fransızca bir ilmihal biçiminde özetledi. 10 Kasım 1536′da Farel, her yurttaş için zorunlu olan iman düsturunu açıkladı. Ama bu çeşit bir kısıtlamayı ne liberal burjuva sınıfı, ne cumhuriyet topraklarına sığınmış anabatistler, ne de Kutsal Kitap’ın serbest yorumu sonucunda Arianus’çuluğa ve tabiî dine varan rasyonalist ilâhiyatçılar kabul ediyordu. Güçlü bir muhalefet, 23 nisan 1537′de alınan ve 26 mayıs 1538′de onaylanan bir kararla Farel ile.
Calvin’in sürgün edilmelerine yol açtı. Calvin, Strassburg’da Fransız Mültecileri kilisesini yeniden kurdu ve Hagenau’da, Worrns’ta, Regensburg’ta, iuther’cilerin Roma ile uzlaşmaması için mücadele etti. 1540 Seçimlerinde Protestanların kazanması Calvin’in 13 eylül 1541′de muzaffer olarak dönmesini sağladı. 20 Kasım 1541′de yayımlanan Orâonnances Ecclesiatiqueslerle hıristiyan reformu kesinleşti. Bu reforma uygun olarak kilise, kişilerin ve devlet memurlarının tutumunu denetleyen bir kurul tarafından yönetiliyordu. Muhalefet liderleri sürüldü veya ölümle cezalandırıldı. Aragon’lu bir doktor olan ve Teslis’i inkâr ederek bütün hıristiyan kiliselerini öfkelendiren Miguel Servet (Christianismi Restitutio, 1553) Calvin tarafından katolik engizisyonuna ihbar edildi.
Hapisten kaçarak Cenevre’ye sığman Servet tutuklandı ve 28 ekim 1553′te yakıldı. Bu gaddarlığın uyandırdığı kızgınlık uzun süre yatışmadı. Ama Calvin konseylerde, fransız mültecilerinden de destek gören sağlam bir çoğunluğa dayanıyordu. 1559′da Cenevre’de kurulan ve Theodore Beze’in yönetiminde bulunan Cenevre akademisi, Avrupa’nın en yüksek protestan okulu oldu. Wittenberg’in yapamadığını şimdi Cenevre başarıyordu. Yani şehir, militan Protestanlığın merkezi olmuştu. Kari V’in baskı siyaseti sonucunda Hollanda ve özellikle de Anvers’te gerileyen Protestanlığı Calvin’cilik yeniden canlandırdı.
İngiltere’de ise Henry VIII’in 28 ocak 1547′de ölmesinden sonra Calvin’cilik ikinci bir reformun ilham kaynağı oldu. Edward VI’nın henüz bir çocuk olmasından istifade eden Somerset ve daha sonra da Warwick, Cranmer’in yardımıyle, papazların evlenmemesini öngören hükmü ve kilise sunaklarını kaldırdılar ve sadece dinî görevlerde bir kademeleşmeyi kabul ettiler. Prayer Book’un (Dua Kitabı) 1549 ve 1552′de yayımlanan iki ayrı metni dua ve tapınmada birlik kurulmasını sağladı. Kral François I’in saltanatının son yıllarındaki kovuşturmalara ve sert kararnamelere rağmen Calvin’cilik krallığın hemen hemen bütün eyaletlerinde protestan kiliseleri kuruyordu. Ayrıca, Calvin’in üç delegesinin huzurunda mayıs 1559′da Paris’te ilk Sinod toplandı.
Bu arada, daha sonraları Karşı Reform adıyle anılacak olan hareket de teşkilâtlanıyordu. Bu hareket, gücünü, bazı küçük sapkın topluluklarının kolayca yok edildiği İspanya’dan ve İtalya’dan alıyordu. Ama Roma başlangıçta bazı hayal kırıklıklarına uğradı. 1545-1548 Arasında, Trento konsilinin ilk toplantıları Papalık kurumunda derin değişiklikler yapılması konusunu pek önemsememişti. Ayrıca, ne imparator ne de Fransa kralı, konsilin kararlarını kabul etmemişti. Protestan kiliseleri temsilcilerinin istemeyerek ve çok geç çağrıldıkları yeni görüşmelerse 1551′de başladı ve 28 nisan 1552′de savaşın taşlamasıyle yarıda kaldı.
18 Şubat 1546′da Luther öldüğü zaman. Karşı Reform, Lutherci’liğin yok olacağı umuduna kapıldı. Saksonya dükü Moritz’in yenilgisinden sonra Mühiberg’de galip gelen Kari V, 19 mayıs 1547′de Wittenberg’e girmişti. Ama imparator, Roma’nın beklediği tavizleri vermek istemedi. Augsburg’da yapılan bir antlaşma Protestanların temel hürriyetlerini ortadan kaldırmakla birlikte Trento konsilinin kararlarını da uygulatmadı. 1552′de Saksonyalı Moritz imparatorluk davasını terk etti ve savaş yeniden başladı. 3 Ekim 1555′te imzalanan Augsburg antlaşmasıyle de imparatorluğun sınırları içinde protestan kilise ve devletlerin varlığı resmen kabul ediliyor ve her yurttaşın kendi devletinin dinini kabul etmek zorunda olduğu belirtiliyordu. O sırada Protestanlık Almanya’nın üçte ikisine hâkim olmuş, Bohemya’yı ele geçirmiş ve etkisini kısmen Avusturya, Macaristan ve Polonya’ya da yaymıştı.
Reformun henüz iyice yaygın bir duruma gelmediği ingiltere’de katolikler, 3 ağustos 1553′te Henry VlII’in büyük kızı Mary Tudor’un tahta çıkışını sevinç gösterileriyle karşıladılar. Mary Tudor, kardinal Pole ile anlaşarak, İngiltere krallığını Papalık ile uzlaştırmak için çaba göstermeğe başladı. Oğlu Philipp’i kraliçeyle evlendirmiş olan imparatorun aracılığıyle, papa Julius III, kilisenin kamulaştırılmış malları üstünde hak iddiasından vaz geçti ve parlamento 30 kasım 1554′te ingiltere’nin yeniden katolik kilisesine döndüğünü ilân etti. Bundan sonra girişilen kıyımda, Anglikan kilisesi, başta Cramer olmak üzere 277 kurban verdi. Ama 17 kasım 1558′de Mary Tudor ve kardinal Pole öldüler.
Henry VIII ile Anne Boleyn’in kızı Elizabeth, ingiltere kraliçesi oldu. Katoliklikten nefret eden Elizabeth için din bir hükümet aracından başka şey değildi. Babasının reformunu Edward VI’nın reformuna tercih ediyor ve Calvin’ciliğin getirdiği cumhuriyetçi kurumlardan da hoşlanmıyordu. Üç karanameyle, tahtın kilise üstündeki hâkimiyetini yeniden kurdu. 1552 Tarihli Prayer Book (Dua Kitabı) bazı değişikliklerle yeniden yürürlüğe girdi, ingiltere’de «Tanrı çocuklarının katkısız serbestliğini» arayan küçük topluluklar belirmeğe başlamıştı.
Roma, Elizabeth’e karşı İskoçya’nın yardımına güvenebilirdi. Ama John Knox’un ateşli dinî konuşmaları, kişizadelerin düşmanlığı ve halkın hoşnutsuzluğu çok geçmeden kuzeyde de tamamıyle cumhuriyetçi ve piskopossuz bir kilisenin gelişmesine yol açtı.
Fransız Protestanları arasında, krala bağlı subaylar, İtalya ve Fransa’da savaşmış kimseler ve en yüksek ailelerden bazı kişiler yer almağa başlamıştı. O zamana kadar sadece dinî nitelik taşıyan bu topluluk askerî bir kimlik kazanıyordu. Mayıs 1558′de, Preaux-Clercs’de 4 000 kişi, silâhlı kimselerin refakatinde, ilâhiler okuyarak Sen nehri boyunca yürüyüşe geçti. Kral Henri II durumdan kuşkulandı. Guise düklerinin kardeşi olan Lorraine kardinali 1550′den beri Cizvitleri Paris’e kabul etmişti. 1555 Aralık ayında Roma’da papa Paulus IV ile yaptığı görüşmeler sırasında Calvin’cilikle derhal mücadeleye girişmeğe söz vermiş, Roma engizisyonunun Fransa’ya yerleşmesini de memnuniyetle kabul etmişti. 3 Nisan 1559′da imzalanan Cateau-Cambresis antlaşmasiyle, altmış beş yıldan beri süregelen İtalya savaşları ispanya lehine sonuca bağlandı ve iki krallık din sapkınlarına karşı uzlaşmaya vardı.
Henri II Cenevre veya ingiltere’ye karşı bir haçlı seferi düzenlemek istiyordu. 2 Haziran 1559′da Ecouen’da imzalanan yeni bir kararname, Protestanlara kaçmak veya ayaklanmaktan başka bir çare bırakmadı. Paris parlamentosundan dört danışman Bastille’e hapsedilmişti. 10 Temmuzda kralın bir kaza sonucu ölümü, Fransa’da din savaşlarının başlamasını ancak üç yıl geciktirebildi. Bk. PROTESTANLIK. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reform hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REFERANDUM
Tarih 26 Haziran 2009
REFERANDUM i. (fr. referendum’dan). Siyaset ve Huk. Siyasî iktidar tarafından alınan bir kararın idare edilenler tarafından kabul edilip edilmediğini ortaya koyan halkoyuna başvurma usulü.
— ANSİKL. Halkın doğrudan doğruya yönetime katılması iki şekilde olabilir. Birinde (buna «dolaysız demokrasi» adı verilir), vatandaşlar, belirli zamanlarda, siyasî ve idarî kararlara katılmak üzere genel kurul halinde toplanırlar. Eskiçağ sitelerinde bu kurul, gerçek bir hükümet organı ödevi görürdü ama site halkının yalnız bir kısmı vatandaş sayılıyordu.
İsviçre’nin üç kantonunda (Glaris, Appenzell, Unterwald) ve bazı amerikan komünlerinde, yılda bir kez toplanan genel kurulun görevi ancak yöneticileri denetlemekten ibarettir. Halkın yönetime katılmasının ikinci şeklinde ise (buna «yarı dolaysız demokrasi» denir) seçmenlerin görevi, basit temsilî rejimde olduğu gibi, temslicileri seçmekten ibaret değildir; seçmenler, günlük dilde çok zaman referandum ortak adı altında birbirine karıştırılan çeşitli ve değişik usullerle, gerek yasama yetkisine, gerek anayasa yapma yetkisine katılmış olurlar.
Bu çeşitli usuller şunlardır: .
• Halk vetosu. Kanun, parlamento tarafından hazırlanır ve yürürlüğe konmadan önce halka bildirilir. O zaman seçmenlerin bir dilekçe verme hakkı vardır; eğer kanuna karşı olanlar yeterince imza toplayabilirlere, bu kanunun onaylanması veya kaldırılması konusunda bir referanduma başvurulur; eğer referandum yapılması lehinde kullanılmış oylar yetersiz ise, kanun onaylanmış sayılır. Böyle bir sistem Fransız ihtilâlinden sonra, Yıl I’in «Montagnarde» Anayasasınca öngörülmüştü. Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri, mahallî anayasalarında bu sisteme yer vermişlerdir.
• Seçme. Hükümet, seçmenlere birkaç çözüm yolu sunar, seçmenler bunlar arasından birini seçerler. Meselâ 21 ekim 1945′te hükümet, Fransızlara şunu sormuştu:
a) aynı gün seçtikleri meclis, yeni bir anayasa hazırlamakla görevli bir kurucu meclis mi olacak, yoksa 1875 Anayasası kanunları çerçevesinde (senato o zaman iki ay içinde seçilirdi) çalışan bir milletvekilleri meclisi mi olacak;
b) bu meclis bir kurucu meclis ise, yetkileri sınırsız mı olacak, yoksa ek bir geçici anayasa mı yürürlüğe konacak?
• Anayasal referandum. Yeni anayasalar veya anayasa tadili tasarıları seçmenlere sunulur. Fransa’da birkaç anayasa için bu yola başvuruldu.
İsviçre’de, anayasal referandum, gerek federal alanda, gerek kantonlar alanında, mecburîdir.
• Yasama referandumu. Hükümet ve parlamento, organik veya alelade bir kanun teklif veya tasarısını halkın onayına sunar. 1952 Fransız Anayasası toplantılar süresince hükümetin veya iki meclisin, resmî gazetede yayınlanan teklifini referanduma sunma hakkını cumhurbaşkanına verir.
Ancak bunların, amme yetkilerinin teşkilâtlanmasına ilişkin veya Anayasaya aykırı olmamakla birlikte, kurumların çalışmasında aksaklıklar yaratması muhtemel bir devletlerarası antlaşmanın onaylanmasıyle ilgili kanun teklifleri olması gerekir. Burada sınırlı konular üstünde ihtiyarî bir referandum söz konusu demektir.
Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri ihtiyarî referandum, bazıları ise mecburî referandum usulünü uygular.
İsviçre’de, yasama referandumu, federal alanda ihtiyarîdir (30 000 vatandaşın veya 8 kanton hükümetinin talebi gerekir). Ama bütçe, malî kanunlar ve üyelerin mutlak çoğunluğuyle meclislerin âcil kararını aldıkları kanunlar için referanduma gidilemez. Kantonlar alanında ise bazen mecburî, bazen ihtiyarîdir.
• Danışmak referandum. Resmî makamlar, seçmenleri danışmalı bir referanduma da çağırabilirler. 1852 Fransız Anayasasının bu tür bir istişareyi öngördüğü anlaşılıyorsa da, bu yola hiç başvurulmamıştır.
• Halk teşebbüsü. Vatandaşların teşebbüsüne katılma hakkına bu ad verilir. Burada, kaleme alınmış bir kanun teklifi üstünde veya ilân edilmiş bir reform konusunda belirli sayıda imza toplamak söz konusudur (yazılı teşebbüs). Dilekçe kanunî sayıda imzayı toplayabildiği zaman (İsviçre’de federal kanunlar için 50 000) gerçek bir referanduma gidilir.
Bazı anayasalar (İsviçre, Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri) bir dolaysız teşebbüs öngörürler; bu yolla kabul edilen tasarı, kanun hükmündedir.
Bazı anayasalar (Kuzey Amerika’nın çeşitli eyaletleri) ise, dolaylı teşebbüsü öngörürler. Bu durumda teklif veya reform bildirisi parlamentoya sunulur; parlamento onaylar veya reddeder; bazı hallerde, parlamentonun kabul ettiği metin yeniden bir yasama referandumuna sunulur.
İsviçre’de, federal işlerde, halk teşebbüsü ancak Anayasa konusunda işe karışabilir. Bu sınırlamanın sakıncası, Anayasaya, amme yetkilerinin teşkilâtlanmasını hiç bir surette ilgilendirmeyen tedbirlerin sokulmasıdır. Kantonlarda ise, halk teşebbüsü, gerek Anayasa alanında, gerekse yasama alanında uygulanır.
* Referandum – hakemlik. İki savaş arasında yürürlüğe giren bazı avrupa anayasaları, yürütme kuvveti ile yasama kuvveti arasındaki anlaşmazlılkarda hakemliği reform aracılığıyle halka tevdi etmeyi öngörmüştür. General de Gaulle’ün de 1958 Anayasasını bu açıdan yorumladığı söylenebilir. Referandumun demokratik niteliği reddedilemez. Çünkü halka, bu yolla, bazı kararların alınmasına doğrudan doğruya katılma imkânı sağlanır (Duguit, seçmen kitlesinin şu veya bu kanun tasarısı üstünde fikir beyan ederken yetenekli temsilciler seçmek istediği zamankinden daha isabetli davrandığını öne sürer).
Ama buna karşılık referandum, bir yandan muhafazakâr niteliği dolayısıyle (İsviçre’de reform tasarılarının çoğu statükoyu korumak üzere reddedilmiştir) ve öte yandan da seçmenin çok zaman referandum kavramıyle plebisit kavramını birbirine karıştırıp metnin kendisinden çok kendisine bu metni sunan ve işbaşında bulunan devlet adamını göz önünde tutarak oy kullanması sebebiyle kınanmıştır.
• Türkiye’de 1961 Anayasası tasarısı, Kurucu meclis tarafından hazırlandıktan sonra halkoyuna sunuldu. Milletlerarası hukuk dışında yurt içinde ilk olarak başvurulan bu referandum, 28 mart 1961 tarihli ve 283 sayılı, Anayasanın Halkoyuna Sunulması Hakkında kanun hükümlerine uyularak yapıldı. Anayasa tasarısının halkoyuna sunulması Kurucu Meclis Teşkili Hakkında kanunla öngörülmüş, hattâ yine bu kanunla, referandum sonucunda Anayasanın reddi halinde, her 100 000 nüfus için bir üye hesabiyle ve yeni seçim kanunu hükümlerine göre yeni bir Temsilciler meclisinin seçileceği ve bu suretle yeni bir tasarı daha hazırlanacağı belirtilmişti.
Referandumu düzenleyen kanuna göre, seçme yeterliği bulunan her vatandaş, seçmen kütüğüne kayıtlı olmak şartıyle halkoyuna katılabilecekti. Anayasayı kabul eden seçmenler, üzerinde «evet», kabul etmeyenler de üzerinde «hayır» yazılı pusulaları kullandılar. Bu oy pusulaları değişik renklerde yapıldı. Seçim kurulu, Anayasanın halkoyuna sunulmasında uygulanacak esasları ayrıca açıklamıştı.
Bu açıklamaya göre, kendilerine oy verme gününe kadar seçme yeteneğini kaybettiğine dair yetkili mercilerden resmî belge gelmiş bulunanlar, seçmen kütüğünde yazılı olsalar bile oy veremeyeceklerdi. Oy verme süresi saat 8′den 17′ye kadardı. Seçim çevresi, seçim bölgesi ve sandık bölgeleriyle propaganda, araçların sağlanması, sandık kurulu üyelerinin ant içmeleri, görev ve yetkileriyle oy verme yeri, oy verme sırasındaki işler konusunda genel seçim kuralları uygulandı. Referandumda kullanılan oy pusulaları 7×10 sm ölçüsünde, 24 puntoluk harflerle beyaz renktekilerin üzerine «evet», açık kırmızı renktekilerin üzerine de «hayır» yazılmak suretiyle hazırlanmıştı.
Bu pusulaların içine konulacağı zarflar, ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mühürleriyle mühürlendi. Seçmen, çift mühürlü zarflardan birini aldıktan sonra kapalı oy verme yerine gidecek ve burada bulunan «evet» veya «hayır» ibaresini taşıyan pusulalardan dilediğini bu zarfa koyarak zarfın ağzını bizzat kapattıktan sonra, eliyle sandığa atacaktı. Her iki pusulanın da bulunduğu zarflar geçersiz sayıldı. Bir zarfta aynı renkte birden fazla oy pusulası çıktığı takdirde bu, bir oy sayıldı.
O tarihte Türkiye’nin nüfusu 27 818 248 idi ve bunun 18 992 740′ı köy ve bucaklarda, 8 825 508′i de şehirlerde yaşamaktaydı. Seçmen sayısı da şöyle tespit edilmişti: köy ve bucaklarda
8 693 465 (yüzde 45,8), şehirlerde 4 054 436 (yüzde 45,9); toplam 12 747 901 (yüzde 45,8). Referandum 15 temmuz 1961 günü yapıldı. Köy ve bucaklarda 42 256, şehirlerde 13 793 sandıkta oy kullanıldı. Sayım sonunda köy ve bucaklarda 7 245 158 (yüzde 83,3), şehirlerde ise 3 075 593 (yüzde 79,9) kişinin oy kullandığı anlaşıldı.
Geçerli oyların sayısı şöyleydi: köy ve bucaklarda 7 215 101 (yüzde 60,5), şehirlerde 3 066 935 (yüzde 64,7). Anayasa geçerli oyların yüzde 61,7’siyle onaylanmış oldu, oy sahiplerinin yüzde 38,3′ü de Anayasaya «hayır» dedi. Bu suretle referanduma sunulan 1961 Anayasası 9 temmuz 1961 günü 3 934 370 hayır oyuna karşı 6 348 191 evet oyuyle kabul edildi. (LM)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFERANDUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Refah faciası
Tarih 26 Haziran 2009
Refah faciası, İkinci Dünya savaşı içinde İngiltere’ye sipariş edilmiş
4 denizaltıyı almağa giden Refah şilebinin Kıbrıs’ın 10 mil doğusunda torpillenerek batması olayına verilen ad (23 haziran 1941).
Şilebin batırılması sebebi ve kimlerin batırdığı kesinlikle bilinemedi. Türk hükümeti, savaştan önce, İngiltere hükümetine dört denizaltı sipariş etmiş, anlaşmaya göre, denizaltıların türk limanlarında ingilizler tarafından teslimi kararlaştırılmıştı. Son anda İngilizler, teslim işleminde güçlük çıkardılar. Recep Peker hükümeti, Danıştay’ın onayını beklemeden, denizaltıları teslim alıp getirme kararını aldı ve bu görev Refah şilebine verildi. Gidecek kafilenin kumandanlığına yarbay Zeki Esin, süvariliğine izzet Dalgakıran getirildi.
Subay ve öğrencilerden, seçkin bir görevliler kadrosu kuruldu. Bütün subay, er ve öğrencisiyle bu kadro 199 kişiydi. Gemide ayrıca, tankçı subayı olduğu bilinen bir ingiliz vardı. Refah, hareket ettiği gece (23 haziran) torpillendi. Gemideki 25′er kişilik iki filikadan biri parçalandı. Diğer filikaya 28 kişi binebildi. Bunlar 20 saat sonra Adana’nın ilçesi Karataş’a çıktılar.
Geminin ahşap parçalarına tutunup 72 saat ölümle pençeleşen kazazedeler telsizle kaza yerine gitme emri alan Doğan gemisi tarafından kurtarıldı. Bunlar dört kişiydi. Böylece 167 görevli boğulmuş oluyordu. Açılan tahkikatta, önce sekiz, sonra iki (kaptan ve süvari) kişi sorumlu bulundu. Bunlar ölenler arasındaydı. Kazazedelerin ailelerine kaza sebebi meçhul olarak bildirildi ve ölenlere şehit işlemi uygulanmadı. (M)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Refah faciası hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REED (sir Carol)
Tarih 26 Haziran 2009
REED (sir Carol), ingiliz sinema yönetmeni (Londra 1906).
Bir süre oyunculuk yaptı. 1936′da Midshipman Easy ile yönetmenliğe başladı. İkinci Dünya savaşından önce Bank Holiday (Bayram) [1938], Penny Paradise (Ucuz Cennet) [1938], Stars Look Down (Yıldızların Altında) [1939] gibi filimleriyle tanındı.
Daha sonra belgeciler okulunun etkisinde kaldı, 1945′ten sonra en iyi ingiliz yönetmenlerinden biri oldu. önemli filimleri; ölümden Kuvvetli (Odd Man Out) 11947], The True Glory (Gerçek Zafer) [1945], Üçüncü Adam Kim? (The Third Man) [1949], Güreşçinin Sevgilisi (A Kid For Two Farthings) [1956], Trapez (Trapeze) [1956], Anahtar (The Key) [1958], Havana’daki Ajan (Our Man in Hawana) [1959], The Running Man (1962), Agony and Ecstasy (1965). Oliver Twist (1968) ile Oşcar kazandı. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REED (sir Carol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİCH
Tarih 26 Haziran 2009
REİCH i. Eskiden, genel olarak «devlet» anlamına gelen almanca kelime; günümüzde, Germen imparatorluğunu veya Alman devletinin öbür adlarını belirtmek için kullanılır.
— Ansikl. • İlk Reich veya Kutsal Roma-German imparatorluğu (962-1806). Milletler-üstü bir karakteri olan bu imparatorluk Ortaçağda kendini manevî gücüyle kabul ettirdi; fakat millî ve egemen bir devlet olmağa kalkışınca Otuzyıl savaşlarına sürüklendi ve Vestfalya antlaşmasryle bölündü (1648). Pressburg barışı (1805), Ren Konfederasyonu anayasası (12 temmuz 1806) ve özellikle hükümdar Franz von Habsburg’un Kutsal İmparatorluk tahtından çekilmesiyle
(6 Ağustos 1806) imparatorluk kesinlikle dağıldı.
• ikinci Reich (1871-1918). Bismarck, Prusya kontluğu yerine, egemen bir alman imparatorluğu kurma fikrini yeniden ele aldı ve bunu Versailles’da gerçekleştirdi (1871).
II. Reich, gücünü askerî kuvvet ve iktisadî genişlemeden alan, federatif ve emperyalist bir devlet oldu. 1918 Devrimi imparatorluk rejimine son verdi ama Weimar cumhuriyeti devrinde Reich’ın yapısı hiç değişmedi.
• Üçüncü Reich (1933-1945). Hitler, birleştirilmiş bir Almanya temeli üstüne totaliter
III. Reich’ı kurdu (1933). Hitler’in ırkçı ve ilhakçı siyaseti, Almanya’yı 1945 felâketine sürükledi. (Bk. hitler, nasyonal sosyalizm.) Frankfurt parlamentosu tarafından 27 mart 1849′da ilân edilen rejime de Reich denildi. Ama Friedrich-Wilhelm IV’ün imparatorluk tacını almayı reddetmesi üzerine bu rejim başarısızlığa uğradı. Weimar cumhuriyeti tarafından (1919-1933) kurulan rejime de aynı ad verildi. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REHİNE
Tarih 26 Haziran 2009
REHİNE i. (ar. rehîn’den rehine). Bir antlaşma, sözleşme v.b. nin gereklerinin yerine getirilmesini sağlamak amacıyle hasım tarafa verilen veya hasım tarafın teminat olarak aldığı kimse.
— ANSiKL. Devl. huk. Eskiçağda ve Ortaçağda, rehine’lerden, antlaşmaların uygulanmasını teminat altına almak için faydalandırdı. Bu usul modern devletlerce terk edilmişse de, önleyici tedbir olarak ve özellikle, halkı işgal kuvvetlerine karşı düşmanca davranışlarda bulunmaktan alıkoymak için rehine alındığı olmaktadır.
Bu tedbirler işe yaramadığı zaman, rehinler misilleme olarak öldürülür. Bu konu devletler hukuku bakımından, sivillerin korunması amacıyle ele alındı, özellikle savaş zamanında sivil halktan rehine alınmasını önleyebilmek için 1949 Cenevre sözleşmesinin 34. maddesi kabul edildi; İkinci Dünya savaşı sırasında, işgal makamları sivil halktan rehineler toplayarak, bunları öldürmüşlerdi. Savaştan sonra kurulan askerî mahkemeler bu fiilleri birer savaş suçu sayarak cezalandırdı. (ML)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REHİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDLİCH (Josef)
Tarih 25 Haziran 2009
REDLİCH (Josef), avusturyalı tarihçi, hukukçu ve siyaset adamı (Hodonin, Moravya 1869 – Viyana 1936).
Bilimsel çalışmalarına, ingiliz mahallî yönetimi ve ingiliz parlamentosundaki yargılama usulüyle ilgili eserler yazarak başladı: Englische Lokalverwaltung (İngiliz Mahallî Yönetimi) [1901], Recht und Technik des Eng-lischen Parlamentarismus (İngiliz Parlamentosunda Hukuk ve Teknik) [1905]. A-vusturya parlamentosuna seçildi (1907-1918) ve alman Liberal partisinin etkili bir üyesi oldu.
Son Lammasch kabinesinden maliye bakanlığı yaptı (ekim 1918), ilk Buresch kabinesinde de aynı göreve getirildi (1931). Savaştan sonra Das österreichische Staatsund Reichsproblem (Avusturya’da Devlet ve imparatorluk Meselesi) [2 cilt, 1920-1926] adlı önemli eserini yazdı. Redlich, 1926-1931 arasında Harvard üniversitesinde karşılaştırmalı hukuk dersleri verdi. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDLİCH (Josef) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDİGAST veya RİDAGAST
Tarih 25 Haziran 2009
REDİGAST veya RİDAGAST («şen konuk»), islav mitolojisinde, elinde iki yüzlü bir balta tutan savaş tanrısı. Rethra’da (bugün Mecklemburg) ünlü bir tapınağı vardı. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDİGAST veya RİDAGAST hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECUAY
Tarih 25 Haziran 2009
RECUAY, Peru’nun kuzeyinde And’lar bölgesinde eski bir medeniyet
(M. S. 400 -1000 arası).
Burada ortaya çıkarılan çömleklerde chavin kültürünün etkisi görülür (insan biçimli çok sayıda vazo, kedi tasvirleri). Süsleme sanatı pek gelişmemiştir. Efrizler oldukça basittir. Bu medeniyetten günümüze birtakım savaşçı ve kedi heykelleri kalmıştır. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECUAY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Reconquista
Tarih 25 Haziran 2009
Reconquista, hıristiyanların, müslümaniarm elindeki İspanya’yı yeniden fethetmelerini belirtmek için tarihçilerin kullandığı ispanyolca kelime.
Reconquista başlangıçta çok yavaş gelişti. Daha sonraları, her mevsimde tekrarlanan ve değişik sonuçlar veren a-kınlar (algarada) halini aldı, (Bu arada, meselâ 1064′te, Barbastro’ya kadar başarıyle ilerleyen bir akıncı birliği, yağmadan ve şehrin hareminde geçirdikleri eğlenceli saatlerden sonra baskına uğrayarak öldürüldüler.)
Bütün bu çabalar hıristiyanların sürekli olarak savaşa hazır durumda bulunmasını ve henüz birbirinden kopamamış hıristiyan krallıklarında erken sayılabilecek bir millî bilincin uyanmasını gerektiriyordu. Reconquista, bu hıristiyan ülkeleriyle Avrupa’nın öbür krallıkları arasında bir bağ kurulmasına da yaradı. Hıristiyanlık dünyasının uç eyaleti olan İberik yarımadası, Fransa’nın dört yanından koşup gelen şövalyelerle doldu: Charlemagne’ın şövalyeleri, ispanya ordularına katılan Franklar ve XI. yy.da düzenlenen fransız haçlı seferlerinin kumandanları (Gui Geoffroi, Guillaume de Montreuil).
Rahipler de yardımda bulundular. Bunlar, Compostela yoluyle gelerek manastırlarını Aragon ve Castilla’da kuran ve yeniden ele geçirilen şehirlere piskopos sağlayan Cluny rahipleriydi (XII. yy.da yerlerini Citeaux rahiplerine bıraktılar). XII.yy.da ortaya millî askerî tarikatlar da çıktı: sayıları çok az olduğu için Calatrava’yı terk eden Templier tarikatı rahiplerinin yerine burayı korumak amacıyle kurulan calatrava tarikatı; önceleri hacıların korunması için kurulmuş olan santiago tarikatı ve alcan-tara tarikatı gibi.
Bu arada, İberik yarımadasındaki müslümaniarın durumu da fetih-çiler için elverişli bir ortam yaratmıştı. Kur-tuba halifeliğinin parçalanmasıyla (1031) ortaya çıkan ve çok zaman birbirleriyle çekişen Taifes müslüman hükümdarlıklarının kuvvetleri bu çekişmeler yüzünden dağılıyordu. Toledo ve Badajoz hükümdarlıkları Se-villa krallığıyle mücadele etmek zorunda oldukları için kuvvetlerini biraraya getirerek hıristiyanlara tam manasıyle karşı koyacak değillerdi.
Hıristiyan prensleri, bu krallıklardan birini diğerine karşı destekleyerek aralarındaki anlaşmazlıkları körüklüyor, kimine metbuluklarını kabul ettiriyor, kiminden de haraç alıyorlardı. Reconquista’yı, Fransa’ya yaklaşmış ve bir başına kalmış olan Navarra’dan (Calahorra’nın alınması [1045]) çok Aragon’un ve özellikle Castilla’nın eseri saymak gerekir (Toledo kralının [1062] ve Sevilla’nın baş eğmesi [1063]). Fernando I, Valencia’ya 1065′te ulaştı ve hemen geri çekilmek zorunda kaldı. Alfonso VI Toledo’yu 1085′te yıllarca süren bir savaş sonunda ele geçirdi, ispanya müslümanlarının kötü durumu, Fas’tan gelen Murabıtların müdahalesiyle (Yusuf bin Taşfin, 1086) yeniden, düzeldi: Murabıtlar Sagrajas’ta, (Zalaca) Alfonso VI’yı yendiler. Hıristiyan orduları, büyük bir düzensizlik içinde geri çekilerek ancak Fransa’dan yeni takviyelerin gelmesiyle toparlanabildi.
Bundan sonra akınlar yeniden başladı ve Elcid 1094′te Valencia’ya kadar ilerledi. Murabıt saldırısı devam etti ve hattâ 1114′te Barcelona’yı bile tehlikeli duruma düşürdü. Ama Murabıtlar savaş güçlerini çok kısa bir sürede tükettikleri için bu başarıların arkası gelmedi. XII. yy.m ortasında yarımada yeniden fethedilmek ü-zere gibiydi. Muvahhidlerin gelişi ülkenin tümüyle hıristiyanların eline geçmesini yeniden geciktirdi. XIII. yy.ın başında ise, Cas-tilla ile Aragon’un tam bir anlaşmaya varmaları ve Leon birlikleri dışında bütün orduların birleşmesi kesin sonuç veren Las Navas de Tolosa çarpışmasına (1212) yol açtı.
1238′de Jaime I’de Aragon, Balear adaları ile Valencia’yı aldı: Castilîa’lı Fernando III 1236′da Cordoba’yı, 1246′da Jaen’i, 1248′de de Sevilla’yı işgal etti. 1249′da Portekiz Algarva’yı ilhak etti. Bundan sonra, 1492′de Granada krallığının düşüşüyle Reconquista son buldu. Ama bu olay, arkasında, Iberik yarımadasında varlığını uzun zaman sürdürecek izler bırakacaktı: tarikat mülklerinin yol açtığı latifundia meseleleri, kuzey ile güney arasındaki çıkar farkları ve değişik ruh hali, güneydeki halk geleneklerinde görülen islâmî kalıntılar ve ispanyol ruhunun sürekli bir özelliği olmamasına rağmen, iç çekişmeler olduğu kadar denizaşırı fetihlere de yol açan bir haçlı zihniyeti. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reconquista hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont)
Tarih 25 Haziran 2009
RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont), avusturyalı diplomat (Regensburg 1806-Kettenhof, Viyana yakınları 1899).
Metternich tarafından Stockholm (1841) ve Rio de Janeiro’ya (1843) gönderildi. İstanbul’da geçici elçi (1851), Milano’da Radetzky’nin yardımcısı (1853), Frankfurt diyetinde delege (1855) oldu ve Bismarck ile anlaşmazlığa düştü.
Buol-Schauenstein’ın yerine mayıs 1859′da dışişleri bakanı oldu, bu görevi 1859-1860 arasında fiilen yürüttü, imparatoru Fransa ile barışa teşvik etti, Bach’ın yerine Goluchowski’yi getirdi ve şubat 1861′de Macarlarla müzakerelere girişti. Düklükler savaşı sırasında Prusya ile anlaşmayı kabul etti. Fakat Bismarck ile bir ticaret antlaşması yapamadığı için yerine Mensdorff getirildi (ekim 1864). [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECHBERG UND ROTHENLÖWEN (Johann Bernhard, kont) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECEB PAŞA Topal
Tarih 25 Haziran 2009
RECEB PAŞA Topal, türk devlet adamı, (Bosna,?-İstanbul- 1632).
Sarayda Bostancı ocağından yetişti, bostancıbaşı oldu. Damla hastalığından dolayı bu görevinden ayrıldı. Sonra Ahmed I’in kızlarından Gevherhan Sultan ile evlendi. Osman II devrinde kaptanıderya oldu (1622).
Karadeniz’de kazak korsanlarına karşı girişilen deniz savaşında başarı kazandı (1625). Aynı yıl sadaret kaymakamı oldu. Murad IV devrinde yeniçerilerle işbirliği yaparak bir ayaklanma düzenledi (1632). Ayaklanma sonucu birçok devlet adamı ve sadrazam Hafız Ahmed Paşa, padişahın gözü önünde öldürüldü. Murad IV istemediği halde Receb Paşayı sadrazam yaptı, üç ay sonra padişahın emriyle zülüflü baltacılara öldürtüldü. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECEB PAŞA Topal hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECEB PAŞA
Tarih 25 Haziran 2009
RECEB PAŞA, türk kumandanı (Debre 1842-İstanbul 1908). öğrenimini Harbiye mektebinde tamamladı (1863).
Paşa oldu (1867). Osmanlı-Rus savaşında (1877-1878) Hersek fırkasında, bir yıl sonra ferit rütbesiyle Orhaniye fırkasında savaştı. Müşirliğe yükselerek Selanik ve Kosova kumandanlığına getirildi. V. (1889) ve VI. Ordu müşiri oldu (1890). Trablusgarp fırkası kumandanlığı ve Vali vekilliği göreviyle Trablusgarp’a sürgüne yollandı (1896).
İkinci Meşrutiyetin ilânı üzerine İstanbul’a döndü (1908). Harbiye nazırlığına getirildi. Bu göreve başladıktan üç gün sonra öldü. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECEB PAŞA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REBREANU (Liviu)
Tarih 25 Haziran 2009
REBREANU (Liviu), romanyalı romancı (Tarlişina, Transilvanya 1885-Piteşti 1944).
Köylü törelerini tasvir etti. İon’da (1921) adlı eserinde bir köylüdeki toprak tutkusunu dile getirdi. Birinci Dünya savaşının acıklı hikâyesni anlatan Asılmışlar Ormanı (Padurea Spanzuratilor) [19221 ile 1907 isyanını anlatan Rascoala (Ayaklanma) [1933] adlı romanları ünlüdür. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBREANU (Liviu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REAYA
Tarih 25 Haziran 2009
REAYA i. (ar. ra’yye’den re<âyâ, otlatılan hayvan sürüsü).
Esk. Bir hükümdarın yönetimi altında bulunan halk: Gadrede reayasına vali-i eyalet // Dünyada ve ukbada ne zillet, ne rezalet! (Ziya Paşa). Padişah Allah'ın vekili olarak bu toprakları reayasına kiracı gibi vermiştir (Kemal Tahir). // Osmanlı imparatorluğunda müslüman olmayan tebaa: Hıristiyanlar Osmanlı devrinde gerçi reaya muamelesi görmekten şikâyetçidirler (F.R. Atay). // Teşm. yol. Hıristiyan (Zt. BERAYA.) || Terfih-i reaya, tebaanın refahını sağlama.
— ANSİKL. Teşk. tar. Başlangıçta, Osmanlı devletinin yönetimi altında bulunan müslüman ve hıristiyan, bütün halk topluluklarına, yönetilen, hükümete bağlı olan topluluk anlamında reaya deniyordu. Sonraları halk, müslim ve gayrı müslim diye ayrılınca, gayri müslim adı altında toplanan bütün tebaaya reaya adı verildi, islâm dininin doğuşundan bir süre sonra, cizye denen özel bir vergi vermekle görevli olan ve islâm dininden başka bir dine bağlı bulunanlara ehli zimmet veya zimmi denmeğe başlandı.'
Gayri müslim olan bu topluluğun verdiği vergiye karşılık bütün haklarının, can, mal ve mesken güvenliğinin sağlanması devlete bırakılıyordu. Devlet ödedikleri vergiden dolayı, yönetimi altında bulunan bütün gayri müslimlerin hayatını korumakla görevliydi, islâm devletinin yönetimi altında bulunan gayri müslimlerle cizye karşılığı ilk anlaşmayı Hz. Muhammed yaptı. Bu anlaşma gereğince devlet, reayanın (gayri müslimlerin) bütün haklarını koruyacak; onların can, mal, ırz ve mesken güvenliğini sağlayacak; inançlarında, ibadetlerinde onları serbest bırakacak; buna karşılık onlar da devlete cizye vereceklerdi. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra, Dört Halife ve daha sonra Halid bin Velid devrinde, gayri müslimlerle (reaya) yeni anlaşmalar yapıldı.
Hz. Muhammed'in koyduğu anlaşma hükümleri yürürlükte kaldı ve duruma göre bunlara bazı yeni maddeler eklendi. Yeni alınan ülkelerdeki gayri müs-limlere ve onların rahiplerine iyi davranıldı; inançlarına, geleneklerine, ibadetlerine, sanat, ticaret yapmalarına engel olunmadı; yalnız, verecekleri cizyenin zamanı, miktarı belirtildi, bununla ilgili anlaşmalar yapıldı. Savaşla girilen bir gayri müslim ülkesindeki halk barış isterse onlarla anlaşma yapılır, alınacak vergi (cizye) bir hükme bağlandıktan sonra gayri müslimler devletin yönetimi altına girerdi.
Vergiler, reayanın sayısına ve malî durumuna göre düzenlenirdi. Vergiyle ilgili anlaşmalarda gayri müslimlerin devlet tarafından her türlü saldırı ve haksızlığa karşı korunma gerekçesi özel bir madde olarak yer alırdı. Cizyeyi vermeyen gayri müslimler, islâm devleti tarafından korunmaz, hayat ve malları güven altına alınmazdı. Hz. Muhammed'in kurduğu bir gelenek gereğince yeni ele geçirilen bir gayri müslim ülkesinde halka, önce anlaşma yapmak için üç şart gösterilirdi.
Bunlar: Müslümanlığı, savaşı veya cizyeyi kabul etmekti. Müslümanlığı kabul edenler cizye vermezlerdi. Savaşı kabul edenler savaş kurallarına göre işlem görürdü. Cizye denen özel vergi ödemeyi kabullenenler de devletin yönetimi altına girer, reaya sayılırdı. Cizye vermeyen gayri müslimlerin hayatları, mal ve mesken güvenliği devlet tarafından sağlanmazdı. Buna karşılık, müslümanlar yapılan anlaşmaların gereğini yerine getirmezlerse reaya da vergi vermezdi. Halife Ömer devrinde, reayadan alınan vergi belli bir düzene konuldu, bazı kurallara bağlandı.
Buna göre, zenginler her yıl 48, orta durumda olanlar 24, yoksullar ise 12 dirhem gümüş cizye vermekle yükümlüydü. Ancak, bu miktarlar da dondurulmadı; devrin şartlarına göre, karşılıklı anlaşmalarla değiştirildi. Halifelik Emevilere geçtikten sonra, devletle reaya arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü. Ancak, devlet giderlerinin çokluğu ileri sürülerek, bazen cizyenin artırıldığı, ağırlaştırıldığı oldu. Bunun üzerine, reaya ile devlet yöneticileri ve hâkim sınıflar arasında bazı geçimsizlikler ortaya çıktı. Reaya, emevî halifelerinin aşırı masraflarından, gereksiz giderlerinden yakınmağa, Hz» Muhammed ve Dört Halifenin yolundan gidilmediğini ileri sürmeğe başladı. Bütün bunlara karşılık, önemli ve devlet düzenini sarsıcı bir olay çıkarmadıkları sürece reayaya fazla baskı yapılmadı.
Emevîler, reayadan yalnız cizye almakla yetinmediler; onlara devlet işlerinde resmî görevler de verdiler. Hesap ve yazı işleri bilen gayri müslimler Divanda görev alırlardı. Bu durum, devletle reaya, özellikle müslümaniarla gayri müslimler arasında bir yakınlaşmanın, devlet düzeninde eşit işlem görmenin açık bir belirtisi sayılıyordu. Bu yüzden, devlet dairelerinde görev almak için, reaya çocukları arasında hesap, yazı ve tercüme işlerini görebilecek nitelikte bir eğitim ve öğretim düzeni uygulanıyordu. Bunun sonucu, Emevîler devrinde birçok gayri müslim yazar, bilgin, hekim yetişti. Abbasîler devrinde de reaya ve müslümanlar arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü, Hz. Muhammed ve Dört Halife devrinde kurulan geleneğe uyuldu, Cizye, onların düzenlediği şartlar altında toplandı.
Bazen, devletin giderlerindeki durum gereğince, cizyenin miktarında değişiklikler yapıldı. Abbasîler devrinde ve onlardan sonra gelişen müslüman fetihleri sonucu reayanın sayısı çoğaldı. Alınan uzak ülkelerde reaya ile, müslümanlar, özellikle devlet yöneticileri arasında yeni yeni cizye anlaşmaları yapıldı, iran, Mısır, Kuzey Afrika, ispanya gibi ülkelerde kurulan islâm devletleri bu vergi usulünü sürdürdü; reaya ve müslüman halk ilişkilerini devrin ihtiyaçlarına göre düzenledi.
Anadolu, Selçuklular tarafından alındıktan sonra islâm devletlerinde uygulanan vergi usulü aşağı yukarı olduğu gibi benimsendi. Reaya, vergisini ödediği sürece, bütün din ve dünya işlerinde bağımsız bırakıldı. Onların özel yaşayışlarına, öğretim ve eğitimlerine, ibadetlerine, gelenek ve göreneklerine dokunulmadı.
Osmanlı devletinde de, cizye usulü olduğu gibi bırakıldı. Yeni alman ülkelerde islâm dinini kabul etmeyenler vergiye bağlanarak yerlerinde bırakıldı. Bunların mal, can ve mesken dokunulmazlıkları, inanç ve ibadet bağımsızlıkları devlet tarafından güven altına alındı. Osmanlı devletinin tebaası durumunda olan reaya askere alınmıyordu. Reaya ile müslümanlar arasında, hukuk yönünden ayrılık yoktu. Bütün ayrılık, reayadan alınan cizye idi. Osmanlı devletinde, zaman zaman, reayadan avarız akçesi denen özel bir vergi daha alınırdı, öşür, değirmen vergisi, ağnam v.b. vergiler konusunda müslümanîarla reaya sınıfı eşit işlem görürdü. Reayadan alınan cizye, Halife Ömer devrinde olduğu gibi, edna (düşük), evsat (orta), ala (yüksek), diye üçe ayrılırdı.
Edna, yoksullardan, evsat, malî durumu orta derecede olanlardan, ala ise zenginlerden alınırdı. Osmanlı devletinde, bazı padişahlar, zaman zaman bazı yeni vergiler koydular. Savaş sırasında, savaş giderlerinin, ordu masraflarının çoğalması üzerine Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman avarız akçesi toplamayı belli bir kurala bağladılar, önceleri geçici nitelikte olan bu vergi sonraları emlâk vergilerine eklenerek sabit bir vergi durumuna getirildi. Reayadan, yapım işlerinde çalıştırmak yoluyle yararlanıldığı gibi, Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek amacıyle özel bir eğitim ve öğretimden geçirilmek üzere çocuklar da alınırdı. Ayrıca, bunlar arasından isteyerek sipahi olanlar, köprü yapımında çalıştırılanlar, ordunun ulaştırma işlerinde görev alanlar davardı.
Yeniçeri ocağına alman reaya çocukları islâm dini kurallarına göre eğitim ve Öğretim görür; içlerinden yetenekli olanlar devlet ve ordu görevlerinde en yüksek basamaklara kadar çıkarlardı. Ayrıca kürekçilik, yol onarımı gibi işlerde çalışanlar vergi ödemekten kurtulur, gündelik de alırlardı. Divanda saklanan reaya defterleri otuz yılda bir «tahrir» yapılarak tutulur, sonra hükümet merkezine gönderilirdi. Bir süre, Yavuz Sultan Selim, reayadan «peksimet bahası» olarak avarız akçesi topladı. Bunu toplarken de, vergi ö-demekle görevli kimselerin malî durumlarının göz önünde tutulmasını, ödeyemeyecekleri bir miktarın toplanması yoluna gidilmemesini buyurdu.
Osmanlı devletinde, reayadan hizmeti görülenlere tımar verilir, bu tımarı kazanmak isteyenler sipahi yazılır, böylece vergiden kurtulurlardı. Yalnız, reayadan olan herkes, istediği zaman sipahi olamaz, tımar alamazdı. Bu konuda uygulanan bazı kurallar vardı. Atadan, babadan devlete hizmeti geçmiş olanlar seçilirdi. Bu usul, vergi vermekten kurtulmak için, herkesin sipahi yazılması sonucu devlet hazinesinin gelir kaynaklarından yoksun kalmasını önlemek içindi. Kanunî Sultan Süleyman, özel bir kanunla reayadan alınması gereken vergileri sınıflandırdı. Sonra Ahmed I tarafından yeniden düzenlenen ve uygulanan Reaya kanunu uzun zaman yürürlükte kaldı.
Osmanlı devletinin iç kurumlarında, yönetim düzeninde görülen sarsıntılar sonucu, reaya ile olan ilişkilerde de bazı aksaklıklar ortaya çıktı. Reayadan vergi toplamakla görevli kimseler, bazen aşırı davranışlarda bulundular; reayadan fazla vergi alma yoluna giderek, devletle reaya arasındaki bağların gevşemesine, birtakım geçimsizliklerin doğmasına yol açtılar, özellikle Murad III devrinde içkilerden vergi alınma yoluna gidilince reaya, durumundan yakınmağa başladı. Çünkü Osmanlı devletinde, içkiyi yapan ve satanlar, daha çok reayadan olan gayri müslimlerdi.
Reaya, Murad III'ün içkiden ayrı bir vergi alınmamasını ve bunun cizyeye eklenmesini istedi. Bunun üzerine yeni bir kanunla reayaya uygulanan vergi, zenginden 45, orta durumda olanlardan 30, yoksullardan 15 akçe olarak düzenlendi. Bu yeni vergi, bölgelerin durumuna göre de değişiyordu. Reayadan alınan bu cizye, sonraları bedeli askerî adını aldı. Tanzimat döneminde de reaya, eski durumunu korudu. Müslümanlarla reaya arasındaki ayrılıklar devletin koyduğu bazı kanunlarla sürdürüldü. Ancak, İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra, reayadan da asker alınmağa başlandı.
Bunun sonucu olarak bedeli askerî adı verilen cizye de kaldırıldı. Reaya ile müslüman halk arasında ayrılık zaman zaman yumuşadı; bütün devlet dairelerinde, okullarda, askerlikte reayadan olanlarla müslümanlara eşit işlem yapılma gereği konuldu.
Fatih Sultan Mehmed tarafından, Osmanlı devleti sınırları içinde reayaya tanınan bütün haklar İkinci Meşrutiyete kadar sürdü. Bu uzun dönem içinde reaya, din, eğitim, öğretim, ibadet ve geleneklerinde serbest bırakıldı. Osmanlı bilim kurumlarının yanı sıra, reayanın da geliştirdiği özel öğretim ve eğitim kuruluşları vardı. Buralarda da deneysel bilimler alanında, özellikle tıp, kimya ve matematikten birçok bilgin araştırıcı yetişti.
Sanatlarda, özellikle mimarîde başarılı sanatçılar yetişti. Tanzimat'tan sonra açılan osmanlı öğretim kurumlarının çoğunda reaya çocukları, daha çok yabancı dil ve deneysel bilimlerle ilgili derslerde öğretmenlik görevlerine getirildi. Bunlara elçiliklerde, saraylarda tercümanlık, yabancı devletler nezdinde elçilik görevleri verildi. Askerlik alanında yapılan yeniliklerde reayadan yetişen uzmanlardan da faydalanıldı. Reaya, başlangıçtan beri kendisine tanınan haklara dayanarak, Osmanlı devleti sınırları içinde özel din okulları, öğretim kurumları, ibadethaneler açtı.
Tanzimat'tan sonra azınlıklar kendi dillerinde öğretim ve eğitim yapan, ilkokuldan liseye kadar, özel okullar açtılar. Bunlar arasında fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, rumca, ibranîce, ermenice öğretim yapan özel okullar vardır. Reaya, devletle olan ilişkilerinde, kamu düzeninde genel yasalara, din ve inançlarıyle ilgili konularda ise bağlı bulundukları din kurumlarının koyduğu özel kanunlara uymak zorundaydı. Tanzimat'tan sonra reayaya tanınan yeni haklar, İkinci Meşrutiyette genişletildi ve bu haklara yenileri eklendi. Bu yeni haklar, 1912'de reaya tarafından kötüye kullanıldı.
Osmanlı devletinin paylaşılmasını öngören bazı avrupa devletleri ve onların Türkiye'deki temsilcileri, reayanın haksızlıklara uğradığını, haklarının avrupa devletlerince korunması gereğini ileri sürdüler. Bu sebeple Osmanlı devletinin iç işlerine karışmağa başladılar. Birinci Dünya savaşında reaya, Osmanlı devleti içinde daha geniş ölçüde bölücü çalışmalara girişti; devletin genel düzenini sarsıcı, bölücü birtakım haklar istedi.
Savaş yılları süresince de Osmanlılar aleyhinde çalıştı. İzmir ve istanbul illerinde, Karadeniz kıyılarında devletin bütünlüğünü yıkıcı eylemlere girişti. Reaya arasında bağımsızlık isteyenler, Osmanlı devleti toprakları üstünde, özellikle Anadolu'da ayrı birer devlet kurmak için gizli gizli çalışanlar oldu. Birinci Dünya savaşından sonra Türkiye cumhuriyeti kurulunca (1923) Türkiye toprakları üzerinde bulunan bütün insanlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul edildi.
Osmanlı imparatorluğunun baştan beri, kendi toprakları üstünde ayrı bir topluluk olarak koruduğu reaya ile müslümanlar arasındaki ayrılık ortadan kaldırıldı. Türkiye cumhuriyeti uyrukluğunda olan bütün yurttaşlar kanun karşısında, vergi düzeninde, öğretim, eğitim ve din kurumlarında, askerlik alanında, adliye işlerinde eşitliğe kavuşturuldu; özel imtiyazlar ortadan kaldırıldı. (-> Bibliyo.) [M]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAZÎ BİLLAH (Ebül Abbas Muhammed)
Tarih 24 Haziran 2009
RAZÎ BİLLAH (Ebül Abbas Muhammed), abbasî halifesi (909-940).
El Muktedir’in oğlu. Babası öldürülünce tahta geçen Kahir tarafından hapse attırıldı. Kahir’den sonra tahta geçti (934). Devletin yönetimini veziri ibni Mukle’ye bıraktı, Mukle’den sonra da devletin yönetimiyle Basra valisi Muhammed bin Râik’i görevlendirdi.
Halifeliği, vezirlerle emirler arasında mücadeleler, malî güçlükler ve dış düşmanlara karşı savaşlarla geçti. Musul valisi Nasirüdevle’ye, Hamdanîlere, Büveyhîlere ve Bizanslılara karşı seferler yapıldı. Mısır’da İhşidîler devleti kurulunca bu ülke, Abbasîler in elinden çıktı. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZÎ BİLLAH (Ebül Abbas Muhammed) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAZÎ (Fahreddin Ebu Abdullah Muhammed)
Tarih 24 Haziran 2009
RAZÎ (Fahreddin Ebu Abdullah Muhammed), arap kelâm bilgini (Rey 1149, Herat 1209).
Hatip Ziyaeddin Ömer’in oğlu, Rey’de ve Meraga’da çağının ünlü hocalarından ders aldı. Harizm’e giderek burada yaygın olan mutezile akımına karşı savaştı. Bir süre sonra buradan ayrılmak zorunda kaldı. Buhara ve Semerkand’a gitti. Gazne ve Hindistan’da çalıştı (1185). Sonra gurî sultanlarının ve Harizmşah Alâeddin’in yanında Herat’a yerleşti.
Burada ders verdi. Kendi adına bir medrese kuruldu. Fakat kardeşi Rükneddin’in de içinde bulunduğu çok sayıda düşmanı vardı. Kerramîlerin kışkırtmalarıyle zehirlettirildi.
Eserleri: ibni Sina’nın El-İşaret adlı kitabının şerhi olan Şerh-ül-i’şaret (işaret Şerhi); El-Mebahis (üstünde Durulan Konular); El-Maşrikiye (Güneşin Doğuşuyle İlgili Eser); Münazarat-ül-Al-me Fahreddin (Bilgin Fahreddin’in Tartışmaları); Kitab Muhassal Efharül-Mute-kaddimin ve’l-Muteahhirin (önce ve Sonra Gelenlerin övünme Kitabı); Menakıbül-imam el-Şafiî (imam Şafiî’nin Menkıbeleri). [M]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZÎ (Fahreddin Ebu Abdullah Muhammed) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYNAL (Paul)
Tarih 24 Haziran 2009
RAYNAL (Paul), fransız tiyatro yazarı (Narbonne 1885). Le Maître de son Coeur (Kalbinin Efendisi) [1920], Au Soleil de l’İnstinct (İçgüdünün Güneşinde) [1932] gibi psikolojik dramlardan başka.
Birinci Dünya savaşının askerler ve siviller arasında yarattığı ahlâk meselelerini cesaretle ele alan oyunlar yazdı: Le Tombeau sous l’Arc de Triomphe (Zafer Anıtı’nın Altındaki Mezar) [1924], La Francerie (1933), Le Materiel Humain (insan Malzemesi) [1948].
Eserleri, tartışmalara yol açtı. İki tarihî dramı vardır: Napoleon Unigue (Tek Napolyon) [1937],
A Souffert sous Ponce-Pilate (Pontius Pilatus Zamanında Acı Çekti) [1939]. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAL (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAYİÇ veya RAİC
Tarih 24 Haziran 2009
RAYİÇ veya RAİC i. (ar. revâc’dan ra’ic > rayiç). Esk. Bir malın satış ve sürüm değeri. || Sıf. Sürümü olan, geçerli. | Ra-ic-i mal, bir malın değeri. || Raic-i vakt, bir malın halihazırdaki değeri.
— İda. Esk. Rayiç zahiresi, devletçe savaş ve başka sebepler yüzünden belli bir miktar fiyatla çiftçilerden satın alınan tahıl.
— İkt. Rayiç fiyat, bir malın piyasa fiyatı. || Rayiç kira, belirli bir yerde, belirli türdeki gayrımenkullerin emsal kirası. Bk. KİRA. (ML)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYİÇ veya RAİC hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWLİNSON OF TRENT
Tarih 24 Haziran 2009
RAWLİNSON OF TRENT (Henry SEY-MOUR, — baronu), ingiliz generali (Knoyle 1864-Delhi 1925).
Birmanya (1886), Mısır (1898) ve Boer (1899) savaşlarına katıldı. 1910′dan 1914′e kadar Kurmay okulunu yönetti. 1916-1918 arasında IV. İngiliz ordusunun kumandanlığını yaptı. Bu arada Plumer’den sonra kısa bir süre (1917′de) II. Ordunun başına geçti. Müttefik Yüksek Harp konseyi ingiliz temsilciliğine getirildi.
Ağustos 1918′de Foch’un yaptığı karşı saldırılar sırasında önemli bir rol oynadı. Arhangelsk ve Murmansk’a görevle gittikten sonra, Hindistan ordusu başkumandanlığına getirildi (1920-1925). [L]
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWLİNSON OF TRENT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAWDON-HASTiNGS (Francis)
Tarih 24 Haziran 2009
RAWDON-HASTiNGS (Francis), birinci Hastings markisi ve ikinci Moira kontu, ingiliz generali ve sömürge yöneticisi (County Down, İrlanda 1754-Napoli 1826).
Amerikan bağımsızlık savaşma katıldıktan sonra yurda döndü ve Galler prensinin güvenilir adamı oldu, sonra, Hindistan’a genel vali tayin edildi (1813-1823). Orada Gurkha’lara (1814-1816) ve Mahrat’lara karşı (1817-1818) başarı ile savaştı. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAWDON-HASTiNGS (Francis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ravenna muharebesi
Tarih 24 Haziran 2009
Ravenna muharebesi, ordusu germen imparatorluğu ve Ferrara dükalığı birliklerinin katılmasıyle büyüyen Gaston de Foix kumandasında fransız ordusunun ispanya ve papalık askerlerinden meydana gelen orduya karşı kazandığı zafer (11 nisan 1512).
Fransız ordusunun genç kumandanı bu savaşta düşmanlarını yok etmeyi veya dağıtmayı başardı, fakat savaş sırasında öldü. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ravenna muharebesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Ravenna eksarklığı
Tarih 24 Haziran 2009
Ravenna eksarklığı. Tar. coğ. Bizans İtalyası’nda eyalet. Lombard istilâsının (Spoleto dukası Faroald, 579′da Cîassis’i işgal etti)
İtalya ve Ravenna’yı tehdit etmesi üzerine, imparator Maurikios askerî kuvvetlerini ve sivil güçleri, temsilcisi olan ek-sark veya «patricius et exarchus İtaliae»’nin yönetimi altında imparatorluğun eski başkentinde toplamağa karar verdi (584). Franklardan kısmen gereksiz yardımlar isteyen (584, 585, 588 ve 590 saldırıları), Doğu’dan gelen takviyeleri ise daha başarılı şekilde kullanan eksarklar (Smaragdos [585-589] ve Romanos [589-593], Classis’i geri alarak (589) ve Roma yolunu (via Flaminia) temizleyerk Ravenna üstündeki tehdidi kaldırdılar; fakat Lombard’ların istria ile kıyı bağlantılarını kesmelerine engel olamadılar. Gerek malî (ücretleri ödenmeyen askerler 615′e doğru eksark İoannes’i öldürdüler), gerek kişisel (619′da eksark Eleutherios’un imparatora karşı başlattığı ayaklanmayı bizanslı kuvvetler bastırdı; manastır sicilleri muhafızı Maurikios’un isyanını 642 yılında eksark İsaakios Roma’da bastırdı) iç karışıklıklar eksarklığı zaten zayıflatmıştı. Fakat en ciddî meseleler dinî meselelerdi: monotelizm’i suçlayan papa Martinus I’i, imparator tutuklatmak istedi, eksark Olympos bu emre karşı geldi, hattâ bağımsızlığını ilân etti (649-651), fakat Sicilya’da Sarazenler tarafından öldürüldü. Yeni eksark Theodoros Kaîliopas 653′te Roma’ya gönderildi ve monotelizm aleyhinde olan Maksimos Homologetes’i, kaçmış bulunduğu Roma’dan İstanbul’a getirdi. Lombard tehlikesine karşı papa ile eksarkın işbirliği yapmalarını engelleyen bu kavgaları Ravenna’nın, kendisine tanınan hakların İstanbul patriğine de tanınmasını kabul etmeyen papa Sergius I’i desteklemesi daha da şiddetlendirdi. Şehrin bir gasıbı on yıl süreyle (695-705) tanımasına da kızan imparator İustinianos II misillemeler yaptı (709 veya 710); bunun üzerine eksarklığın isyanı (710-712), imparator Philippikos Bardanes’i şehir milislerinin dağıtılmamasını kabul etmek zorunda bıraktı, imparatorun ikonalar aleyhindeki kararnamelerinin yol açtığı ayaklanma sonunda (727), imparator Leon III İsauria’lı, eksarklık sınırlarını Apenninler’in kuzeyindeki bölgeye geriletti (731-732); fakat eksarklık ansızın Liutprand’a teslim olan başkentini ve Lombard kralı Aistolf’un işgaliyle bağımsızlığını kaybetti (751). Durumu tehlikeye düşen papa Stephanus II’nin, Kısa Pepin’den yardım istemesi (754, Ponthion görüşmesi), üzerine Pepin, Aistolf’u eksarklığı geri vermek zorunda bıraktı (756) ve imparatorun itirazlarına rağmen yönetimi papaya verdi; Roma kilisesinin toprak gücünün temeli olan bu bağış, Charlemagne tarafından da onaylandı (774). Fakat Ravenna eksarklığı papaya resmen ancak 1278′de imparator Habsburg’lu Rodolph tarafından bırakıldı. (ML). 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ravenna eksarklığı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAVENNA, İtalya’da şehir, Emilia’da, il idare merkezi, Adriya denizi yakınında; 115 500 nüf. Eskiden zengin bir deniz ticaret merkezi olan Ravenna, denize uzaklığı yüzünden önemini kaybetti. Şeker rafinerileri. Dokumacılık (jüt). Petrol rafinerileri; kimya sanayii (gübre). Tabiî gaz işletmesi. Corsini kanal-limanı oldukça canlıdır. • Tarih. Umbria’lıların kurduğu Ravenna, III. yy.da Roma ile ittifak yaptı; Romalılar Ariminum yolu üzerindeki şehrin stratejik konumundan yararlandılar. Rubico ırmağının aşılmasından önce Sezar’ın genel karargâhı (M.ö. 53-50) olan şehrin bir ön limanı vardı: Roma imparatorluğunun iki büyük donanmasından birinin demirli olduğu Classis (Fossa Augıtsta). Şehir M.S. II. yy.da Flaminia’nın, IV. yy.da da Emilia’nın başkenti oldu. 402′de imparator Honorius, Ravenna’yı bataklıklarla çevrili olması ve Doğu ile deniz bağlantılarının kolaylığı sebebiyle Batı Roma imparatorluğunun merkezi haline getirdi; Stilicho’yu bu şehirde idam ettirdi (408). Çok uzun bir kuşatmadan sonra Odoaker şehri Ostrogot kralı Theodorich’e teslim etti (şubat 493) ve bir ziyafet sırasında burada onun tarafından öldürtüldü (mart 493). Ostrogotlar devrinde hükümdarın ikamet merkezi olan şehir Belisarius’un bizans orduları tarafından işgal edildi (mayıs 540) ve İtalya eyaletinin başkenti haline getirildi. İmparatorluk başkenti olduğu için papanın otoritesinden kurtulduğunu iddia eden ve «Trescapitali» kavgasına katılan Ravenna, Lombardia’nın tehdidi karşısında Roma’nın hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı (568), fakat, 595′e kadar pallium’dan geniş ölçüde yararlanmak istedi; Bizans imparatoru Mauricius şehrin savunmasını 584′ten sonra devamlı olarak şehirde oturan bir eksark’a (patricius et exarchus) verdi. Eksarklığı içten ve dıştan kemiren karışıklıklardan yararlanan Ravenna piskoposu, imparator Konstantos’tan hürriyet fermanı aldı (663); ama fermanı Konstantinos’un yerine geçen Konstantinos IV iptal etti (681). Şehir sonradan İstanbul patriğinin eşitlik iddialarına karşı papa Sergius I’i desteklediği için (şehir milislerinin ayaklanması; VII. yy. sonu), özelikle de bir gasıpı tanıdığı (695-705) için lustinianos’un emriyle Sicilya kumandanı tarafından yağmalandı (709 veya 710); bunun üzerine yeni eksark loannes Rizokopos, 710) öldürüldü ve şehir bağımsız bir devlet halinde teşkilâtlandı; imparator Philippikos Vartan’a boyun eğdikten sonra (712) bile milis kuvvetini muhafaza etti. Classis’in Liutprando tarafından geçici olarak işgaliyle bir başına kalan Ravenna’yı bu Lombard kralı üç yıl süreyle kuşattı ve halefi Aistolf aldı (751). Bunun üzerine Kısa Pepin, şehri papaya vermeyi kararlaştırarak (754 ve 756) Aistolf’u şehri ve eksarklığı terk etmek zorunda bıraktı. Bologna’nın gelişmesinden önce roma hukuku eğitim merkezi olan Ravenna, İtalya krallığına geçti (889). Uzun süre, şehirde Germania krallarına sadık kaldıktan sonra aristokratik bir şehir haline geldi (XII. yy.) ve imparatorluklara karşı Romagna ve Marche şehirleri birliğini kurdu (1198). Friedrich II tarafından işgal edildikten (1240) sonra Polenta’ların derebeylik yönetimine boyun eğdi (1275-1441). Kanalların kumla dolması limanının gerilemesine yol açtı. XIII. yy.da Venediklilerin iktisadî kontrolü altına giren şehir, 1449-1509 arası Venedikliler tarafından işgal edildi, sonra Papalığa geri verildi. 1512 Savaşı sırasında yağmalanan şehir, sıtma salgını sonucunda ıssızlaştı. Fransızların 1797′de papadan aldıkları Ravenna, Csalpina cumhuriyetine (1792), İtalya cumhuriyetine (1802) ve İtalya krallığına (1805) katıldı, 1815′te papaya geri verildi. 1859 Haziranında ayaklandı ve bir referandum sonucunda Piemonte’ye katıldı (mart 1860). 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVENNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAVEL (Maurice), fransız bestecisi (Ciboure 1875-Paris 1937). Paris konservatuvarında Anthiome, Ch.de Beriot, Pessard, Gedalge ve Faure’nin öğrencisiydi. Katıldığı birçok yarışma arasında yalnızca Roma ikincilik ödülünü kazandı. Daha çok Paris’te yaşadı. Birinci Dünya savaşında asker oldu. 1920′de Montford-l’Amaury’de yerleşti, Avrupa ve Amerika’yı dolaştı (1928). 1933′e doğru bir beyin kanaması geçirdi, son çare olarak ameliyata başvurulduysa da kurtarılamadı. Doğuştan müzikçi olan Ravel benimsediği her tarzda ustalığını ortaya koydu; bu arada, en orijinal ifadesi çalgı müziği alanında belirdi. Ravel, Wagner hayranlığına kapılmadı, Bayreuth’deki çeşitli tartışmalara da hiç katılmadı. Habanera adlı eseriyle daha 1895′te gerçek kişiliğini bulduğunu ortaya koydu. Chabrier gibi, melodi çizgisine ve akorların uyuşumlu bir şekilde birbirini izlemesine dikkat ederek eski fransız klavsencilerinin ve lavtacılarının geleneğini sürdürdü. En katı akademiciliği, en aşırı cüretlerle birleştirerek her türlü taklitten uzak kaldı. Ravel Chabrier ve Rus bestecilerinden çok Saint-Saens, hattâ Liszt’e yakındır. Bütün sanatına hâkim olan melodi anlayışı onu makam düzenini kullanmağa yöneltti. Müzik dili alanında gösterdiği cüret ve buluşlara, lirik ve senfonik eserlerinden çok önce, piyano eserlerinde rastlanır. Habanera, Noctuelles (Miroirs), Gaspard de la Nuit, Les Valses Nobles et Sentimentales (Soylu ve Duygulu Valsler) bu yolda birer aşamadır. Ravel’in yaratıcı gücü hiç bir zaman teknik düzeniyle bozulmadı. Ravel’in ses için yazdığı eserler, ayrı ayrı yayımlanmış 22 melodi ve derlemelerden meydana gelir: şarkı ve orkestra için Şehrazat (Tristan Kling-sor, 1903), Histoires Naturelles (J. Renard, 1906), Stephane Mallarme’nin Üç Şiiri (orkestra ve şarkı için, 1913), Madagaskar Şarkıları (ses ve çalgılar için, Parny, 1925, 1926), Don Kişot Dulcinea’da (P. Mo-rand, 1932). Bunlara üç uyumlu melodi derlemesini (Beş Yunan Halk Melodisi [1907], Dört Halk Şarkısı [1910], İki İbranî Melodisi [1914] ve a cappelîa karışık koro için Üç Şarkı’yı [M. Ravel, 1915]) eklemek gerekir. Çalgı için bestelediği eserler: piyano için, Habanera (iki piyano için, 1895), Menuet Antiçue (1895), Pavane pour une İnfante Defunte (ölmüş Bir İnfanta İçin Pavan) [1899], Jeux d’Eaux (Fıskiyeler) [1901], Sonatine (1905), Miroirs (1905), Ma Mere l’Oye (dört elle piyano için, 1908), Gaspard de la Nuit (1908), Valses Nobles et Sentimentales (1911), Le Tombeau de Couperin (Coupe-rin’in Mezarı) [1917], iki piyano konçertosu (1931) [ikincisi yalnız sol içindir]. Oda müziği alanındaki eserleri: yaylı çalgılar için fa’lı dörtlü (1902-1903), İntroduction et Allegro (flüt, klarinet ve yaylı çalgılar eşliğinde arp için, 1905-1906), piyano, keman ve viyolonsel için la üçlüsü (1914), iki sonat, keman ve piyano için bir rapsodi, Çigan (1924); senfonik müziği: İspanyol Rapsodisi (orkestra için, 1907), Vals (1919-1920), Bolero (1928). Tiyatro eserleri, lirik tiyatro (L’Heure Espagnole [Franc-Nohain], 1907; l’Enfant et les Sortileges [Çocuk ve Büyücüler], Gölette 1920-1925) ve baleler (Daphnis ve Chloe [1909-1912] ve dört elle piyanonun orkestra aktarması olan Ma Mere VOye [1912]) olmak üzere iki bölüme ayrılır. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVEL (Maurice) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATZENHOFER (Gustav), avusturyalı sosyolog (Viyana 1842-Amerika dönüşü, gemide 1904). Hayatı orduda geçti. General rütbesine kadar yükseldi. Birçok taktik eseri yayımladı, fakat daha çok sosyal felsefe konusundaki eserleriyle tanınır: Wesen und Zweck der Politik (Siyasetin özü ve Amacı) [1893], Soziologie (Sosyoloji) [1898], Pozitif Monizm (1899), Positive Ethik (Pozitif Etik) [1901], Zekânın Tenkidi (1902). Sosyoloji teorisi, «insan çıkarları»na bağlanabilecek temel sosyal güçlere dayanır. Bu «çıkarlar»ın temelinde bireysel varolma ve türün korunması istekleri yer alır. Savaş, sanayi ve ticaret bu istekleri tatmin etme araçlarıdır ve «çıkarların uyumlu bir şekilde tatmini» sosyal gelişmenin amacıdır. Sosyal kanunlar, tabiî kanunların «değişik şekillerinden» başka bir şey değildir. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATZENHOFER (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATU i. (zend dilinde k.). Mazda dininde yüce varlık. Hürmüz’ün, Ahriman’a karşı yaptığı savaşta durmadan yarattığı varlıklardan kurulu sınıfı yönetir. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATTİGAN (Terence Mervyn), ingiliz oyun yazarı (Londra 1911). Oxford’da okudu, sonra Londra’ya gitti, French Without Tears (Gözleri Yaşsız Fransızlar) [1936] adlı farsıyle büyük başarı kazandı. İkinci Dünya savaşında yazdığı romantik savaş dramı Flare Path (Işıklı Yol) [1942] ve While the Sun Shines (Güneş Işıldarken) [1943] adlı komedisi Londra’da büyük ilgi gördü, öbür eserleri: Love in tdleness (Aylaklıkta Aşk) [1944], Sonuna Kadar (The Winslow Boy) [1946], The Browning Version (Browning Tercümesi) [1948], Derin Mavi Deniz (The Deep Blue Sea) [1952], Ayrı Masalar (Se-parate Tables) [1954], Uyuyan Prens (The Sleeping Prince) [1954]. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATTİGAN (Terence Mervyn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATTAZZİ (Urbano, — kontu), italyan siyaset adamı (Alessandria 1808-Frosinone 1873). Avukattı. Hukuk profesörü oldu. Torino parlamentosuna seçildi (1848), burada Merkez solu yönetti. Eğitim ve adalet bakanlığı yaptı ve hükümeti Avusturya ile mütarekeyi bozmağa teşvik etti (mart 1849). Meclis başkanı (1852) olarak Cavour’a Connubio koalisyonu içinde Merkez solun desteğini sağladı. 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATTAZZİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATHENAU (Walther), alman siyaset adamı (Berlin 1867 – ay.y. 1922), A.E.G. şirketi müdürü Emil Rathenau’nun oğlu. Sonradan babasının yerine geçti. Birinci Dünya savaşında Hammaddeler ofisine başkan, kalkınma bakanı (mayıs-ekim 1921) oldu ve Loucheur ile, tazminatların kısmen aynî olarak ödenmesiyle ilgili Wiesbaden anlaşmasını görüştü. 31 Ocak 1922′de dışişleri bakanlığına getirildi, Cenova konferansında (nisan-mayıs) Almanya’yı temsil etti ve Çiçerin ile Rapallo antlaşmasını imzaladı. Müttefiklerle tekrar iktisadî ilişkiler kurulmasını salık veren ve sanayide sosyalizasyonu gerçekleştirmek isteyen bu büyük yahudi sanayici, milliyetçilerin ve yahudi aleyhtarlarının düşmanlığını üstüne çekti. Meçhul kimseler tarafından öldürüldü. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHENAU (Walther) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATHENAU (Emil), alman mühendisi ve sanayicisi (Berlin 1838 – ay.y. 1915). Fransız – Rus savaşmdan sonra alman sanayiinin gelişmesinde büyük rol oynadı. Sanayide, deniz motorlarından mutfak eşyası ve elektrik malzemesine kadar her çeşit mekanik araç imal etti. Sanayi alanında özellikle organizatörlüğü ve yeni buluşlarıyle dikkati çekti. 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHENAU (Emil) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATHAUS (Karol), polonya asıllı amerikalı besteci (Tarnopol, Avusturya – Macaristan [bugün Ternopol, S.S.C.B.] 1895 -New York 1954). Viyana Müzik akademisinde okudu. Birinci Dünya savaşında avusturya ordusunda hizmet gördükten sonra, 1922′de Viyana üniversitesinde tarih doktorasını verdi. Daha sonraki 10 yılını Berlin’de geçirdi, burada birçok eser besteledi ve çaldırdı. 1932-1934 Arasında Paris’te ve 1934-1938 arasında da Londra’da yaşadı. 1938′de A.B.D.’ye gitti, 1940′ta Queens college’a girdi ve ölümüne kadar beste dersleri verdi. 1953′te Metropolitan operası tarafından Boris Godunov’un orkestrasyonunu yeniden düzenlemekle görevlendirildi. Eserleri arasında bir opera (Fremde Erde [Yabancı Toprak]), baleler, oyunlar için fon müziği, filim müziği, orkestra ve koro için besteler, oda müziği, şarkı ve piyano parçaları yer alır. (M) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHAUS (Karol) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RATEAU (Aguste), fransız mühendisi (Royan 1863-Neuilly-sur-Seine 1930). Akışkanların (hava, su, buhar) motris gücü ve bu akışkanların itme gücünden yararlanan, «turbo-makine» adını verdiği makinelerle ilgilendi. Çalışmalarının tümünü Traite des Turbomachines (Turbo – makineler Üstüne inceleme) [1898-1900] adlı eserinde topladı. 1900′den itibaren buhar türbinlerinin çalışmasını inceleyerek, buharın tam genleşmesini sağlayacak bir boru profili ortaya attı. 1901′de, kendi adını taşıyan çok hücreli etki türbinini keşfetti. Sayısız buluşları arasında özellikle bir türbokompresör çok önemlidir; uçak motorunun egzos gazlarıyle çalışan cihaz motora basınçlı hava basar ve böylece yükseltide hava basıncının azalması sonucu motor gücünün düşmesini önler. Bu yeni teknik ilk defa Birinci Dünya savaşında uygulandı; sonra, özellikle denizcilikte itme ve demiryollarında çekme gücü veren içten yanmalı motorlarda kullanıldı. (L) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATEAU (Aguste) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 READ (sir Herbert Edward), ingiliz tenkitçisi ve şairi (Muscoates Grange, Kirbymooreside, Yorkshire 1893-Molton yakınları, Yorkshire 1968). Leeds üniversitesinde okudu ama Birinci Dünya savaşı çıkınca öğrenimi yanda kaldı. Yorkshire alayında yüzbaşı rütbesiyle hizmet gördü. Read, Naked Warriors (Silâhsız Savaşçılar) [1919] adlı şiirlerinde modern savaşın korkunç yanla-nnı gözler önüne serer. 1933-1939 Arasında Burlington Magazine’i yayımladı. Çağdaş şiir anlatımının tek samimî ve elverişli biçimi saydığı serbest vezinden yanaydı. Kendi tenkitçi görüşünü klasisizmle romantizmin hümanizmde uzlaşması şeklinde tanımladı. Son eserlerinden bazıları: The Philosophy of Modern Art (Modern Sanat Felsefesi) [1952]; Tenth Muse (Onuncu Musa) [1959]; Third Realm of Education (E-ğitimin Üçüncü ülkesi) [1900] ve A Letter To A Young Artist (Genç Bir Sanatçıya Mektup) [1962]. (M) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READ (sir Herbert Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 24 Haziran 2009 RAZTSVETNİKOV (Asen), bulgar lirik şairi (Draganovo 1887-Sofya 1951). önceleri devrimci ve toplumcu konulardan ilham alan (Jertveni Kladi [Kurbanlıklar], 1925) şair, sonraları inzivaya çekilerek melodili mısralarla bulgar hayatını anlatmağa başladı: Planinski Veçeri (Dağ Geceleri) [1934]; Stihotvoreniya (Şiirler) [1945]. Bir tiyatro eseri (Podviget [Savaş Başarısı], 1946) yazdı. Ayrıca İngilizce, Fransızca ve Almancadan tercümeler yaptı. (M) 24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZTSVETNİKOV (Asen) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RAŞİT PAŞA İştraker, türk kumandanı (Prusya 1831 – İstanbul 1889). Prusya asıllıdır. Kırım savaşları sırasında ingiliz ordusuyla birlikte Türkiye’ye geldi. Kırım savaşı bitince ülkesine dönmedi; binbaşı rütbesiyle topçu muallimi olarak Türkiye’de kaldı. Ferik rütbesine kadar yükseldi. (M) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAŞİT PAŞA İştraker hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASTENBURG; Ketrzyn’in almanca adı, Polonya’da (Olsztyn) eski Doğu Prusya’da, Olsztyn’in kuzeydoğusunda. Alman-Sovyet savaşı sırasında Hitler’in karargâhı burada, «Kurt ini» denen yerde kuruldu. 20 Temmuz 1944′te albay Von Stauffenberg burada Hitler’e bir suikast hazırladı. (L) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASTENBURG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 Rastatt antlaşması, 6 mart 1714′te prens Egon ile Villars arasında imzalanan antlaşma. Bu antlaşma ile Alsace bölgesi Strasbourg ve Landau ile birlikte Louis XIV’e bırakıldı. İmparator Charles VI, Fransa’nın müttefiki olan prenslere devletlerini ve unvanlarını geri verdi; Napoli’yi, Milanese’yi, İspanyol Felemenki’ni, Menin, İeper ve Furnes’i aldı; Utrecht antlaşmasıyle Bavyera seçici prensine vaat edilmiş olmasına rağmen Sardinya’yı muhafaza etti. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rastatt antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASPUTİN (Grigoriy Yefimoviç), rus maceracısı (Pokrovskoye, Tobolsk yakınları 1872- Petrograd 1916). Okuma yazma bilmeyen bu köylü asıllı keşiş, keramet sahibi olarak tanınması ve çevirdiği entrikalar sayesinde, 1905′ten itibaren çariçe Aleksandra Fyodorovna’nın güvenini kazandı. Daha 1907′de, çariçenin etkisi altında olan güçsüz Nikolay II, bu sefih adama körükörüne bağlandı. Gerek Nikolay, gerek çariçe, Rasputin’e, hemofiliye yakalanan çareviç Aleksey’in kurtarıcısı gözüyle bakıyorlardı. Bu durumdan yararlanan Rasputin, kendine düşman olanları saraydan attırmak ve onların yerine para karşılığında himayesi altına aldığı kimseleri getirmek için hükümdarların halkla bütün ilişkilerini kesti. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASPUTİN (Grigoriy Yefimoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RASONYİ (Laszlo), macar türkoloğu (Liptoszentmiklos, Macaristan 1899). Budapeşte ve Berlin üniversitelerinde öğrenim gördü. Macar İlim Akademisi kütüphanesinde görev aldı (1921). Ankara üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya fakültesinde açılan Hungaroloji kürsüsü profesörlüğü yaptı (1935-1942). Macaristan’daki Kolozvar üniversitesinin türkoloji profesörlüğüne getirildi; bu üniversitede bir türkoloji enstitüsü kurdu (1942-1944). Başlıca eserleri: Macar Arkeolojisinde Hunlar, Ayarlar ve Macarlar (1938); Dünya Tarihinde Türklük (1942; ikinci basımı 1971′de Tarihte Türklük adiyle); Macarlar ve Türkler (1944); Finler ve Ruslar (Naci Tuğrul adiyle, 1959); Histoire des Petcheneques, Ouzes et Comans (Kumanlar, Oğuzlar ve Peçeneklerin Tarihi) [Fundamenta III, 1970]. (M) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASONYİ (Laszlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 RAPP (Jean,—kontu), fransız generali (Colmar 1772-Rheimveler, Baden 1821). Desaix’nin yaveriydi (1796-1800), Konsüllük Muhafız birliğindeki memlûklara kumanda etti (1801). 1805′te Atlı Humbaracılar Muhafız birliğinin kumandan yardımcısı oldu. Austerlitz’te prens Repnin’i esir aldı. Danzig valisi (1807) oldu, 1809′da kont unvanını aldı. Fakat imparatorun boşanmasına karşı çıktığı için Danzig’e sürüldü. Moskova ve Berezina savaşlarında yararlık gösterdi (1812). Sonra Danzig’i savundu (ocak 1813-ocak 1814). Rusya’da esir düştü. 1814′te memleketine döndü, önce Yüzgün döneminde Bourbon’ların safında yer aldı, sonra Napolyon’a katıldı. Ren ordusuna kumanda etti. Bu ordu ile Strasbourg’ta düşman tarafından çevrildi. Wildenstein’daki (İsviçre) şatosunda bir süre yaşadıktan sonra Fransa’ya döndü (1817), Yüksek meclis üyesi (1819) ve saray mabeyincisi (1820) oldu. (L) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPP (Jean,—kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 Rapallo konferansı, Caporetto bozgunundan sonra fransız, ingiliz ve italyan generalleri ve bakanları arasında 6 ve 7 kasım 1917′de Rapello’da toplanan konferans. Temsilciler tek sorumlu olarak kalan başkumandanların tasarılarını bağdaştırmak için Versailles’da toplanacak bir yüksek savaş konseyi kurdular. Her ülkeden iki üyenin katıldığı bu konseye bir kurmay heyeti yardımcı oluyordu. Konferansı ayın 8′inde yapılan Peschiera konferansı izledi. (L) 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rapallo konferansı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 23 Haziran 2009 Rapallo antlaşmaları, Rapallo’da imzalanan iki antlaşmanın adı. 12 Kasım 1920 antlaşması, İtalya ile Yugoslavya arasında imzalandı. İtalya Zara (Zadar) ve Cherso (Cres), Lussino (Loşinj), Lagosta (Lastovo) adaları ve Pelagosa (Pelagruz) dışında Dalmaçya’dan vaz geçti; Rijeka hür devlet haline geldi. 23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Rapallo antlaşmaları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAPALLO, İtalya’da şehir, Ligaria’da (Cenova ili), Rapallo körfezi kıyısında, Riviera di Levante’de; 20 600 nüf. önemli sayfiye yeri. Dantel sanayii, özel çelikler. — Tar. Cenovalılar burada Pietro Loredano kumandasındaki Venedik kuvvetlerine yenildiler (1431). Louis d’Orleans, Napolileri burada yendi (1494). Şehir Preveze zaferinden sonra devam eden deniz savaşları sırasında Turgut Reis tarafından yağmalandı (1539). [L] 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAPALLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANGOON, Birmanya’nın başkenti ve Pegu idare bölümünün merkezi, Rangoon ırmağı kıyısında, Martaban körfezine 34 km uzaklıkta; 737 000 nüf. Ülkenin en büyük şehri ve başlıca limanı olan Rangoon, Birmanya demiryolu ağının merkezidir. Tersaneler; bıçkıhaneler; çeltik fabrikaları. Hint sermayelerinin ve işçilerinin şehre akın etmesiyle yerli halk ancak varoşlarda tutunabildi. Zenginlik ve bereket yılları olan 1920′lerde hintli akını en yüksek noktasına ulaştı. 1931 Sayımına göre 400 415 kişi olan toplam nüfusun (şehir sınırları içinde) 212 929′u hintliydi. Bu arada şehirde çeşitli kurumlar gelişti. 1920′de kurulan Rangoon üniversitesine inya yakınındaki kırlık bölgede 1 600 km2′lik bir alan eklendi, önce üniversite koleji ile Judson koleji sonra mühendislik, tıp ve öğretmen okulları inşa edildi. Hükümet sosyalist ilkelere uygun millî bir kalkınma siyaseti uygulamaktadır; bu kalkınma programı başkent çevresinde yoğunlaşmıştır. Devlet yatırımıyle kurulan iki dokuma, bir çelik, bir de ecza fabrikası henüz masrafını çıkarmamıştır. Bu arada yakılıp yıkılan bölgeden göçenler, şehir nüfusunu büyük ölçüde artırdı. 1958 Eylül-ekiminde yapılan hükümet darbesiyle Birmanya’da ordu yönetime elkoydu. Avnı yılın aralığında şehir muhtariyetine son verildi ve albay Tun Şeyn şehir yöneticiliğine tayin edildi. Tun Şeyn’in başkanlığında şehri temizlemek ve göçmenleri şehir sınırları dışındaki yeni yerleşme bölgelerine aktarmak için büyük çabalar harcandı. 1962′de ordu yeniden yönetime elkoyunca, tek protesto üniversite öğrencilerinden geldi, öğrenci gösterileri, aynı yılın temmuz ayında 17 öğrencinin vurulması ve öğrenciler Birliği binasının yıkılmasıyle bastırıldı. Şehirde 1967 haziranında çin aleyhtarı kanlı gösteriler yapıldı; birçok çinli öldürüldü. Çin elçiliğine ve çinlilere ait evler ve dükkânlara saldırılar oldu. (M) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANGOON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANDAZZO, İtalya’da komün, Sicilya’da Catania ili), Alcantara vadisinde, Etna’nın eteğinde 12 700 nüf. Tamamı siyah lavlardan inşa edilmiş olan şehir Peloritani ve Etna dağlan arasındaki geçide hâkim olduğu için İkinci Dünya savaşında çok zarar gördü. Fakat hâlâ Ortaçağ havasını muhafaza eder: roman ve gotik üslûbunda Santa-Maria kilisesi (XIII. yy.) San Martino kilisesinde XIV. yy.dan kalma çan kulesi. Randazzo bir tarım pazarıdır. Besin sanayii. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANDAZZO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RANAVALONA I (1790′a doğr. – Tananarive 1861), Madagaskar kraliçesi (1828-1861). Radama I’in karısıydı; ondan sonra tahta çıktı, başbakan Rainiharo ile evlendi. Yabancı nüfuzuna karşı savaş açtı, misyonerlere baskı yaptı; bu yüzden Fransa Tintingue’i işgal etti (1829) ve İngiltere ile Fransa Tamatave’ı bombaladı (1845). Ranavalona, Merina’ların adayı işgal etmesini ve etkin bir yönetimi kurmasını sağlamağa çalıştı. Rainiharo’nun ölümünden (1852) sonra oğlu Raharo misyonerlerin geri gelmesine izin verdi. Bunlar arasında bulunan ingiliz Ellis, kraliçeyi kışkırtarak fransız tacirlerinden Laborde ve Lastelle’e zorluk çıkarttı. Veliaht Rakoto (sonradan Radama II. adını aldı) ile Fransızların bir komplo hazırladıklarını Ellis’ten öğrenen Ranavalona I bütün Avrupalıları sınır dışı ederek (1857) bircok hıristiyanı öldürdü.(L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANAVALONA I hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAN (Nâzım Hikmet), türk şairi (Selanik 1902-Moskova 1963). Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Nâzım Beyin oğlu, şair ve mevlevî Nâzım Paşanın torunu. Göztepe’de Taşmektep’te, bir süre Galatasaray lisesinde okudu. Nişantaşı Numune mektebinden Heybeliada Bahriye mektebine geçti. Beş yıl sonra, hastalanınca okuldan ve askerlikten ayrıldı. Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya geçti (1920). Bir süre Bolu’da öğretmenlik yaptı. Sonra, İnebolu yoluyle Rusya’ya geçti. Moskova üniversitesinde sosyoloji ve ekonomi öğrenimi yaptı. 1928 Yılında Türkiye’ye döndü. 1931-1936 Yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. 1938 Yılında Harp okulunda komünizm propagandası yapmak suçuyla tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapse mahkûm oldu. 1950 Temmuzunda çıkan af kanunundan yararlandı, hapisten çıktı. Resmî makamlardan habersiz olarak Türkiye’yi terk etti. Rusya’ya gitti. Türkiye aleyhinde faaliyette bulunma gerekçesiyle 15 ağustos 1951 tarihli Resmî Gazete de türk vatandaşlığından çıkarıldığı ilân edildi. Polonya tabiiyetine girdi ve Borzecki soyadını aldı. Lehistan Mektubu adlı şiirinde dedelerinden birinin Polonya’dan geldiğini, onun da kendisi gibi ihtilâlci olduğunu ve bu dedesiyle övündüğünü anlatması bu olaya bağlanabilir. Bundan sonraki yılları Sofya, Varşova, Moskova’da geçti. İlk şiirleri Alemdar gazetesinde Yarın dergisinde ve Celâl Sahir Erozan’ın aylık şiir dergilerinde yayımlandı. Moskova’ya ilk gidişinden sonra yazdığı şiirlerde hece veznini, ölçülü, kafiyeli şiir tarzını bıraktı. Rusya’da sıkı bir komünist terbiyesi gören şair 19 Yaşım başlıklı şiirinde bu yıllarını anlatır ve «24 saatte 24 saat Lenin / 24 saat Marks, 24 saat Engels» sözleriyle kendisine öğretilen doktrinin niteliğini ve yoğunluğunu belirtir. Yine kendi deyimiyle «beyninin kıvrımlarına kadar materyalist» olan Nâzım, bu ilk gençlik yıllarında aldığı fikrî telkini, ömrü boyunca muhafaza etti. 1920′lerin Rusya’sında kendisini tamamıyle Komünist partisinin emrine verdi. O sırada Rus Komünist partisi bütün sanatçıları, işçilere marksist-leninist dünya görüşünü telkin etmek için seferber etmişti. Komünist şairler yazdıkları şiirleri fabrikalarda işçilere okuyorlardı. Nâzım Hikmet de bu yolda şiirler yazdı. İşçinin seviyesine ve zevkine hitap eden bu şiirler, çok hareketli ve gürültülü bir hitabet edası taşır. 1909′da ortaya çıkan ve niteliği bakımından ihtilâlci olan fütürizm, Rusya’da Mayakovskiy tarafından yüksek bir sanat seviyesine çıkarılmış bulunuyordu. Nâzım Hikmet onun ve diğer rus şairlerinin kendi dillerinde yaptıklarını Türkçeye uyguladı. 1928 Yılında Türkiye’ye dönünce, şiirlerini 1938 yılma kadar Resimli Ay dergisinde yayımladı, birkaç şiir kitabı çıkardı. Nâzım’ın bu yıllara ait şiirleri şekil bakımından fütürist, muhteva bakımından ideolojiktir. Şair, fikirlerini ifade ederken bol bol fantastik hayallere de başvurur. Nâzım, türk edebiyatında esasen var olan bu akıma, fütürist bir şekil, marksist ve leninist bir muhteva verdi. Daha önce Ahmed Hâşim’in aruz ile denediği serbest müstezat tarzını heceye uyguladı. 1938′den başlayarak hapishanede, kalabalıktan uzak kalan ve kendine dönen Nâzım’ın şiirlerinde ton, muhteva ve üslûp bakımından büyük bir değişiklik oldu. Daha önceki şiirlerine hâkim olan ve makine gürültüsünü hatırlatan çok sesli ve çok hareketli üslûbun yerini yumuşak bir ifade tarzı, ideolojinin yerini şahsî günlük yaşantılar ve özlemler aldı. Nâzım Hikmet’in bu devreye ait şiirlerinde hapishane hayatının zarurî kıldığı hareketsizlik ve içe dönüş kadar, Orhan Veli ve arkadaşlarının ikinci Dünya savaşı yıllarında vücuda getirdikleri düz, sade, günlük yaşantı şiirlerinin de etkisi vardır. Şiirde ses ve benzetmeyi reddeden Orhan Veli, Nâzım’ın daha önceki şiirlerinin başlıca özelliğini teşkil eden gürültülü retoriği öldürmüştür, denilebilir. 1950 Yılından sonra Nâzım Hikmet, Moskova’da tekrar komünist âlemin gürültülü ve gürültücü havasına daldı. Türkiye’de Bursa hapishanesinde kazandığı lirik üslûbu kaybetti. Bu yıllarda A.B.D.’ye karşı dünya çapında ideolojik bir savaşa giren Sovyet Rusya, büyük şöhret kazanan Nâzım Hikmet’i dünyanın çeşitli ülkelerine propagandacı olarak yolladı. Nâzım’ın 1951 yılından sonra yazmış olduğu şiirlerden çoğu Parti’nin emriyle ve onun hoşuna gitmek için yazılmış propaganda şiirlerinden ibaret kaldı. 1960 Yılında Moskova’da yazdığı bir şiirde kendisinin Rusya’ya ne kadar bağlı olduğunu belirtmek için «Lenin, diyorum da, Vladimir ilic Lenin, diyorum ve 40 yıldır onun peşince parti biletimle gidiyorum» demek ihtiyacını duyar. Nâzım, bu döneme ait fazla ideolojik şiirleri yanında çeşitli ülkelere yaptığı yolculuk izlenimlerini ve Türkiye’ye ait hatıralarını anlatan lirik şiirler de yazdı. Annesi bir ressam olan Nâzım’da kuvvetli bir görme ve gördüğünü kaydetme duygusu vardı. Nâzım Hikmet’in şiirlerinde marksizm ve materyalizm bir tür din haline gelmiştir. Bir şiirinde kendisinden bahsederken «tepeden tırnağa iman» sözlerini kullanır. «Hâfız-ı Kapital» olmak istediğini belirtir. Başka bir şiirinde tıpkı mistikler gibi Tan-rı’nm her yerde «toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte» tecelli ettiğini söyler. Onu dindar mistiklerden ayıran taraf, maddeyi reddedecek yerde ona tapmasıdır. Şiir kitapları: 835 Satır (1929); Jokond ile Si-Ya-u (1929); Varan 3 (1930); 1+1 = 1 (1930); Sesini Kaybeden Şehir (1931); Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1931); Oyunları: Kafatası (1932); Bir ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) [1932]; Unutulan Adam (1935); Ferhad ile Şirin (1965); Sabahat (1965); İnek (1965); Ocak Başında Yolcu (iki oyun birarada) [1966]; Yusuf ile Menofis (1967); Romanları: Kan Konuşmaz (1965); Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme) [1965]; Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAN (Nâzım Hikmet) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMSES veya RAMESES, XIX. ve XX. hanedanlardan on bir firavuna verilen eski mısır dilindeki Ramassu («tanrı Re tarafından yaratıldı») adının yunanca yazılışı, — Ramses I (M.ö. 1314-1312), önce kral Horemheb’in bakanıydı; onun yerini alarak XIX. hanedanı kurdu. —Ramses II Meimun (M.ö. 1301′e doğr. – 1235′e doğr.), Ramses I’in torunu, iktidara kendisini ortak eden Sethi I’in (yun. Sethon) oğludur. Pek çok karısı, oğlu ve kızı vardı. Hititlerden Suriye’yi almağa çalıştı; savaş birkaç defa lehine ve aleyhine döndü. Ramses yararlık gösterdiği Kadeş savaşı sayesinde, mısır edebiyatının en güzel eserlerinden biri olan Kadeş Şiiri’nde, halkın koruyucusu olan kutsal kralın gerekliliğini resmen hatırlatmak imkânını buldu. Savaştan sonra, Hattuşili ile imzalanan antlaşma gereğince daha önceki duruma dönüldü. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSES veya RAMESES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMSAY (sir Bertram Home), ingiliz amirali (Middlesex, Hampton Court 1833 -Fransa 1945). Parlak bir meslek hayatından sonra 1938′de Anavatan donanması kurmay başkanıyken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMSAY (sir Bertram Home) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMPUR, Hindistan’da (Uttar Pradeş) şehir, Delhi’nin doğusunda; 135 600 nüf. Pamuk, kimyasal madde ve elektrik malzemesi fabrikaları. Bir süre sonra affedilerek ülkesine döndü (1748). ölümünden sonra oğulları küçük oldukları için devletin yönetimi, Hafız Rahmet Han ile Dundi Han adlı iki kumandanın eline geçti. Onların zamanında çıkan karışıklıklar devletin durumunu sarstı. Rohilkhand’a saldıran (1771) Maratalara karşılık Üz nevvabı (vezir) Şücaüddevle’den yardım isteyen Hafız Rahmet Han, bu yardıma karşılık ona 40 lak (4 milyon) rupi vermeyi kabul etti; fakat parayı ödemedi. Şücaüd-devle, Hindistan valisi ingiliz Warren Hastings’ten yardım alarak Rohillalar üstüne yürüdü ve onları yenerek, Rampur’u ele geçirdi. Bu savaşta Hafız Rahmet Han öldü. Rohillaların başına geçen Ali Muhammed Hanın oğlu Feyzullah Han, Şücaüd-devle ile yaptığı anlaşmaya göre Rampur ve öteki bölgeleri içine alan bir dirlik elde etti. Şücaüddevle’nin ölümünden (1775) sonra yerine oğlu Asavüddevle geldi. Rohilkhand 1801′de ingilizlerin eline geçti. (M) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPUR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMPACI i. (rampa’dan rampa-ci). Denize, tar. Denizde borda bordaya savaşıldığı devirde güvertede karşı gemiden gelecek saldırıları önlemekle görevli deniz askeri. (M) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPACI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMPA i. (ital k.). Bayınd. Bir arazinin, bir karayolunun, bir demiryolu hattının v.b., yatay doğrultuya göre eğimli olan kısmı. (Bk. ANSiKL.) || Çekme rampası, su altına doğru hafif bir eğimle inen dolgu toprak. // Giriş rampası, bir inşaata, bir rıhtıma v.b.ye giden eğimli yol. — Denize. Esk. Kızaklara yerleştirilen takozları birbirine kenetlemeyi sağlayan uçları eğri ve çiviye benzeyen sivri demir. || Bir teknenin yanaşmasına elverişli olmayan kıyı ile teknenin bağlantısını sağlayan iskele, duba veya sal. || Rampa alma, yelkenli bir savaş gemisinin, savaşmak için başka bir tekneyle borda bordaya gelmesi. || Rampa baltası, rampacıların kullandıkları iki yüzlü, kısa saplı bir çeşit balta. (Bu silâhlar rampacıların bellerindeki palaskalara asılı dururdu.) | Rampa etme, bir teknenin başka bir tekneye veya rıhtıma yanaşması. || Rampa harbesi, yelkenli savaş gemilerinde borda bordaya yapılan savaşlarda, bumbarları gözetlemekle görevli deniz erlerinin kullandığı silâh, (üç köşeli, çelik namlulu ve ağaç saplı bir süngü biçimindeydi.) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMPA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 22 Haziran 2009 RAMORİNO (Gerolamo), italyan generali (Cenova 1792 – Torino 1849). 1807′de La Fleche askerî okulunu bitirdi. İmparatorluk devrinin bütün savaşlarına katıldı ve Waterloo’da albay rütbesiyle görev aldı. Daha sonra İtalya (1821) ve Polonya (1831) ayaklanmalarına katıldı; Mazzini ile birlikte bir gizli dernek kurdu. 1848 ve 1849 savaşlarına katıldı. Novara’dan sonra ihanetle suçlandı; bir harp divanı tarafından mahkûm ve idam edildi. (L) 22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMORİNO (Gerolamo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| RAVENNA
— Yakınında, deniz kıyısında Marina di Ravenna şehrin sayfiye merkezidir; buraya Dante ve Byron’ın şiirlerinde dile getirdikleri San Vitale çam ormanından geçerek ulaşılır.
—Ravenna ili, 329 600 nüf. Lamone ırmağı boyunca, Apennin dağlarının kenarında ve Adriya denizi kıyısındaki alçak ovalarda uzanır. Gelir kaynakları tarıma dayanır: ovada tahıl ve kenevir; dağlık bölgede üzüm ve mısır. Sanayi faaliyeti tarıma bağlıdır (şeker rafinerileri, gübre fabrikaları). Tuzlu bataklıklar.
• Güzel sanatlar. Ravenna’da bir amfiteatr, surlar ve bir porta Aurea (Claudius zamanından) ve Trajanus zamanından kalma bir su kemeri vardır. Müzede birçok roma kabartması bulunur. Şehirde ayrıca Bizanslılardan kalma birçok anıt vardır: 424′te Gala Placidia tarafından yaptırılan ve XI., XIII. ve XIV. yy.da (Giotto’nun duvar resimleri) onarılan San Giovanni Evangelista kilisesi, Sant’Agorta Maggiore kilisesi (V. yy.), eski bir roma hamamı o-lan ve V. yy.da yenilenen San Giovanni in Fonte vaftiz yeri (X. yy.dan kalma silindir biçimi kule), VI. yy.dan kalma kabartma çinilerle kaplı sekizgen planlı bir yapı olan San Vitale bazilikası, Dello Spirito Santo kilisesi ve Ari’ler vaftiz yeri, IX. yy.dan kalma San Francesco çan kulesi ve eğik «torre del Publico».
Şehrin dışında da anıtlar vardır: Theodorich’in inşa ettirdiğ Sant’-Opollinare Nuovo (V. yy.dan kalma çiniler). «Palazzo teodorico» sarayı; yekpare taştan kubbesi olan «Rotonda» veya Theodorich’in mezarı (520), XI. yy.dan kalma Santa Maria in Porto Fuori (Giotto okulunun freskleri), 594′te inşa edilen, XII. yy. dan kalma birçok çini kapsayan üç sahınlı Sant’Apollinare in Classe kilisesi, Palazzo Comunale (XV. yy.), 1483′te Pietro Soîari’-nin tamamladığı Dante’nin mezarı, XVIII. yy.dan kalma katedral, Eski Eserler müzesi (Galla Placidia’nın mezarı). Güzel Sanatlar akademisi (Madonna’lar), Classense kütüphanesi. (L)RAVEL (Maurice)
RATZENHOFER (Gustav)
RATU
RATTİGAN (Terence Mervyn)
RATTAZZİ
Adalet bakanı oldu (1853). İçişleri bakanıyken (1855-1858) Cavour ile bozuştu. La Marmora kabinesinde yeniden görev aldı (1859-1860). Başbakan olunca (mart-aralık 1862) Garibaldi’yi Güney İtalya’da harekete geçmeğe teşvik etti ve onun Aspromonted’e esir düşmesi üzerine istifa etmek zorunda kaldı.
Ricasoli’nin yerini aldı (nisan-ekim 1867). Garibaldi’yi tekrar Roma’ya karşı kışkırttı ve Mentana savaşı arifesinde çekildi. (L)RATHENAU (Walther)
RATHENAU (Emil)
Daha 1876′da hükümetin engellemelerine rağmen Berlin’e telefon tesisleri yapmağa çalıştı. 1882′de Edison’un icatlarının patentlerini aldı ve bir araştırma merkezi kurdu; bu araştırma merkezi daha sonra ünlü Allgemeine Elektrizitats Gesellschaft (A.E.G.) adını aldı. (M) RATHAUS (Karol)
RATEAU (Aguste)
Ayrıca, kademeli çarklı bir çeşit türbokompresör, yüksek debili santrifüj tulumbalar, maden ocaklarının havalandırılması için özel vantilatörler yaptı. Türbinlerin küçük basınç düşmeleriyle çalışabilmesi özelliğine dayanarak, bir fabrikadaki bütün makinelerin egzos dumanlarını bir akümülatörde toplamayı ve bu artık enerjiyle «karmaşık türbin» denen düşük basınç türbinlerini çalıştırmayı düşündü; böylece özellikle maden işletmelerinde büyük bir tasarruf sağladı. READ (sir Herbert Edward)
RAZTSVETNİKOV (Asen)
RAŞİT PAŞA İştraker
RASTENBURG
Rastatt antlaşması
Bu antlaşma, imparatorluğun geleneklerine göre latince değil, fransızca olarak kaleme alındı; böylece Fransızca diplomatik dil olarak yerleşti. Bk. ispanya veraset savaşi. (L)RASPUTİN (Grigoriy Yefimoviç)
Birinci Dünya savaşı başlarında Rusya’nın içine düştüğü nazik durum, şubat 1916′da Stürmer’i meclis başkanlığına zorla kabul ettiren Rasputin’in, hükümdarlar üstündeki vesayetini dayanılmaz hale soktu. Rasputin’in bu müdahalesi, Duma başkanı Rodzyanko, saray mareşali Voyeykov ve ana imparatoriçe tarafından resmen açıklandı. Nikolay II, Rasputin’e olan güvenini hâlâ kaybetmemişti. Rasputin çarın iki akrabası (prens Yusupov ve büyük dük Dmitriy) ve bir sağcı milletvekili (Purişkeviç) tarafından öldürüldü. (L)RASONYİ (Laszlo)
İkinci Dünya savaşı sırasında Budapeşte’ye, sonra Avusturya’daki Badgastein’e, daha sonra Feffernitz’e göç etti (1944). 1946′da Budapeşte’ye döndü. Balkan enstitüsünde (1947-1949), Macar İlim Akademisi kütüphanesinde görev aldı. Şarkiyat enstitüsünü kurdu. 1963′te Ankara’deki eski görevine çağrıldı ve bir süre burada çalıştı. Macar-türk kavimlerinin ilişkileri, türk kavimleri ve özellikle türk kişi adlan üzerindeki çalışmalarıyle ün yaptı. RAPP (Jean,—kontu)
Rapallo konferansı
Rapallo antlaşmaları
• 16 Nisan 1922 antlaşması Almanya ve Rusya arasında imzalandı. Cenova konferansı sırasında Rathenau ve Çiçerin’in imzaladığı bu antlaşma ile iki ülke, karşılıklı savaş borçlarından vaz geçti, diplomatik ilişkileri yeniden kurdu, üçüncü bir devletle anlaşmazlık çıkması halinde birbirlerine tarafsızlık vaat etti ve gümrükte birbirine öncelik tanıdı. Almanya Sovyetler tarafından devletleştirilen işletmeler üstünde hak iddiasından vaz geçti.
Gizli bir antlaşma, alman subaylarının Rusya’ya giderek Versailles antlaşmasının yasakladığı silâhları öğrenmelerine imkân verdi. Bu antlaşmayı Ruslar «sağlık kordonu»nun siyasî yönden kopması saydılar. (L)RAPALLO
RANGOON
• Tarih. Modern şehrin gerisinde pirinç tarlaları ve mangrov bataklıklarıyle örtülü geniş deltanın tek tepesi yükselir. Daha Tarih öncesinde yerleşilen şehirde M.S. ilk yüzyıllarda önemli bir buddha tapınağı (bugün Şve Dagon pagodası) kuruldu, O tarihte çok küçük olan şehrin adı Asitnagora Paukkaravati idi; Ortaçağda, Aşağı Birmanya’ya hâkim oîan Mon kralları zamanında Okkala adını aldı. Şehrin geçmişiyle ilgili ük tarihî kayıt 1372′de Hanthavaddi kralı Binya U’nun ziyaretini anlatır.
Yavaş yavaş güneye doğru inen birmanyalı fatih Alompra (Alaungpaya) Mon hanedanınım yendi ve 1755′te ele geçirdiği Okkala’ya (Dagon) «savaşın sonu» anlamına gelen «Yangon» adını verdi. Eski pagoda’nın yanında gelişen şehir, kral Bagyidav zamanında (1819-1837) kıyıya doğru kaydı, çevresi tahkim edildi. 1824′te İngilizler tarafından işgal edilen şehir iki yıl sonra Birmanyalılara geçti. Fakat İngilizler 1852′de burayı yeniden ele geçirdiler ve 90 yıl süreyle hâkimiyetleri altında tuttular.
Rangoon’daki bütün eski evler bambudandı; İngilizler Asya’da hiç rastlanmayan, düzgün planlı, sokakları birbirini dik açılarla kesen modern bir şehir kurdular; büyük blok apartmanlar inşa ettiler; anacaddeleri Şule Pagoda’sına bağladılar. Ticarî bir antrepo ve ingiliz idaresinin merkezi haline gelen yeni şehir hızla gelişti: 1871′de Birmanya kralı Mandalay’dan Şve Dgon Pagoda’sına altın bir hti (şemsiye-taç) yolladı. 1882′den sonra Belediye meclisinin üçte ikisi seçimle işbaşına gelmeğe başladı. 1922′de çıkan Belediye kanunu ile Ragoon muhtar bir şehir haline geldi.
XIX. yy.in sonuna doğru Rangoon’un etnik yapısında büyük bir değişiklik oldu.
Gelişme dönemini bir durgunluk ve sanayide huzursuzluk dönemi izledi. 1931′de hint aleyhtarı birçok kanlı ayaklanma patlak verdi. 1942 Martında Rangoon Japonların eline geçince hintlilerin çoğu kaçtı ve geri dönmedi, ikinci Dünya savaşında müttefikler tarafından bombalanan şehrin deniz cephesinde büyük yıkıntılar oldu. 3 Mayıs 1945′te geri dönen ingiliz-hint birlikleri harap bir şehirle karşılaştılar: yıkılan dokları eski haline getirmek için büyük çaba sarfedildi. 1947′de savaş öncesinde yüklenen mal oranının ancak yüzde 40′ına ulaşılabildi.
• Bağımsızlık sonrası. 1948′de Birmanya’nın bağımsızlığa kavuşmasından sonra ülkede birçok ayaklanma oldu; hattâ Rangoon bir süre için hükümet denetimindeki tek şehirdi. 1950′ye kadar gerilemeğe devam eden ticaret o tarihten sonra kalkındıysa da şehir eski ticarî önemini kazanamadı. Bunun sebeplerinden biri kıyı sularının taraklanmaması ve ırmakların bakımsızlığıdır. Nitekim büyük gemiler Rangoon ırmağına giremez. RANDAZZO
RANAVALONA I
RAN (Nâzım Hikmet)
Sosyalizm ile sanayileşmeyi bir tutan Nâzım, makineyi yüceltir ve insanı makineye uydurmağa çalışır. Trrrum trrrum trrrum trak tiki tak/Makinalaşmak istiyorum mısraları bu düşünceyi özetler. Nâzım’ın bu yıllarda yazdığı şiirlerde sanayi sahasından alınma hayaller büyük bir yer tutar. Şiirlerden çoğuna mekanik sesleri taklit eden bir gürültü hâkimdir. Geniş türk okuyucusu komünizmi reddetmekle birlikte, şekil bakımından çok yeni, sanayileşme ideali ile kendi istek ve hayallerine cevap veren bu şiirleri sevmiştir. Nâzım’dan önce Tevfik Fikret, Mehmed Âkif ve Mehmed Emin, çağdaş medeniyeti öven, sosyal muhtevalı şiirler yazmışlardı.
Seyahat intihalarında Nâzım’ın bu kabiliyeti açıkça görülür. 1941 Yılında Bursa hapishanesinde yazdığı çok uzun Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiirlerinde hayatına ait hatıra ve intibaları gerçeküstücü bir metotla anlatan Nâzım, hayatının son yıllarına ait şiirlerinde de bu metoda başvurur. Bir bütün olarak ele alınacak olursa Nâzım Hikmet’in şiirleri, marksizm ideolojisinin emrinde olmakla beraber, şekil ve muhteva bakımından çok zengindir. Bu zenginlik basit ve basmakalıp olan ideolojik sistemden değil, şairin yaratma gücünden, dünyayı bütün duyu organlarıyle kavrama, hemen hemen her şeyi şiire sokma çabasından, gözlem ve tasvir kabiliyetinden ileri gelir. Türk ve dünya şiirinin bütün anlatım araçlarını kullanan Nâzım, bu zengin muhtevayı ses, kafiye, kelime ve cümle oyunlarıyle çok değişik ve çarpıcı bir şekilde verir.
Gece Gelen Telgraf (1932); Taranta Babu’ya Mektuplar (1935); Portreler (1935); Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936); Saat 21-22 Şiirleri (1965); Kurtuluş Savaşı Destanı (1965); Şu 1941 Yılında («Memleketimden insan Manzaralarının 3. kitabı) [1965]; Dört Hapishaneden (1966); Rubailer (1966); Yeni Şiirler (1966); Memleketimden insan Manzaraları (ilk bölüm) [1966]; Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-1967); Kuvayı Milliye (1968).
(1967) ;
Fıkraları: İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adiyle gazetelerde yazdığı yazılar) [1965]. Masal kitabı: Sevdalı Bulut (1968) . [M]RAMSES veya RAMESES
Bayındırlık konusunda büyük faaliyet gösteren Ramses II, devâsâ heykellerin sayısını artırdı, Aşağı Nübye’de kaya içine oyulmuş Ebu Simbel’i ve diğer beş tapınağı; Teb’de Ramesseum veya Ramesseion ile Luksor’un ön avlusunu ve sayıları inanılmayacak kadar çok olan diğer tapınakları yaptırdı, yazıtlar hazırlattı. Bunlar özellikle, başkent «Pi-Ramses»in (bk. TANiS) bulunduğu Delta’dadır.
Krallar Vâdisi’nde bulunan ve yıkıntı haline gelmiş olan büyük mezarını ziyaret bugün yasaklanmıştır. Yunanlılar tarafından nakledilen eski söylentilerde OSYMANDYAS adı ile tanınır ve bazen Senusret III ile karıştırılır. Bazı tarihçiler «musevî göçü»nün (exodus) onun hükümdarlığı sırasında gerçekleştiğine inanırlar. —Ramses III (M. ö. 1198′e doğr. – 1166), Sethnakh’ın oğlu.
XX. hanedanın ikinci firavunudur. Libya boylarının ve «deniz halkları»nın istilâlarını durdurdu.
Bu «deniz halkları» arasında. Filistinlilerin dahil olduğu Anadolu ve Ege halkları da vardı. Ramses III, Filistin’de Mısır etkisini yeniden kurdu. Birçok komploya karşı koydu; öldürüldüğü sanılmaktadır.
Anıtlarının başlıcaları büyük Medinet Habu tapınağı ile Krallar Vâdisi’ndeki mezarıdır. — Son Ramses’ler, yani Ramses IV ile Ramses XI arasında yer alan hükümdarlar hakkında hemen hiç birşey bilinmez, Bunlar XX. hanedanın sonunu (M.ö. 1166′-dan 1085′e kadar) meydana getirirler. Bu kıralların devrinde Mısır’ın imparatorluk gücü yavaş yavaş geriledi; içeride siyasî ve sosyal bir anarşi başladı (Teb plebleri tarafından eski kral mezarlarının yağma edilmesi). Bu hükümdarlar, Krallar Vâdisi’nde kendilerine mezarlar yaptırdılar. Ramses IX’un mezarı, günümüze kadar iyi bir şekilde muhafaza edilmiştir. (L)RAMSAY (sir Bertram Home)
1939′da, savaşın başlamasından kısa bir süre önce yeniden hizmete çağırıldı; Dover boğazının savunmasıyle görevlendirildi ve Dunkerque’in tahliyesini yönetti. Müttefiklerin 1942 Kuzey Afrika çıkarması sırasında, akdeniz ingiliz donanması kumandanı amiral Cunningham’ın yardımcısıydı. Ertesi yıl Normandiya çıkarmasmı yapacak deniz kuvvetlerinin kumandanlığına tayin edildiyse de çok geçmeden bir uçak kazasında öldü. (L)RAMPUR
• Tarih. Hindistan’da müslüman hâkimiyetinin kurulmasından sonra Rohilkhand’a göç eden Afganlılar ile Patanlar, burada zamanla kuvvetlendiler. Kuzey Hindistan’da XV. yy.ın ikinci yarısında Lûdilerin Şir Şahlar devrinde de Surların yönetiminde hâkimiyet kurdular. Evrengzib’in ölümünden sonra dağılan Hint – Türk imparatorluğunun yerine birçok afgan idarî bölgesi kuruldu.
Bu sırada ünlü kumandanları Davud Han idi. Onun evlâtlığı Ali Muhammed Han, ücretli askerleriyle kuvvetini artırdı. Bir süre sonra da bağlı bulunduğu iran hükümdarı Nadir Şaha vergi ödememeğe başladı. Ali Muhammed’in kuvvetlenmesini kendisi için tehlikeli gören üz hâkimi Safder Ceng’in de kışkırttığı Nadir Şah, Rohilkhand üstüne yürüdü; Ali Muhammed esir alındı. RAMPACI
RAMPA
— ÇEŞ. DEY. Rampa etmek. Argo. Davet edilmediği halde, birinin içki masasına oturmak.
— Dy. Bir vagonu raya sokmak veya raydan çıkarmak için kullanılan âlet. // Ayırma rampası, bir garın dışında, hatların çeşitli yönlere ayrıldığı yol ağının başlangıcında bulunan ve bağlantı takımları daha önceden çözülmüş trenlerin itilerek ayrılmasına yarayan iki tarafı eğimli yol.
(Ağır ağır itilen vagonlar, ayırma rampasından aşağıya doğru inerken, birbirlerinden uzaklaşmak ve makasların yardımıyle değişik hatlara girmek için gerekli hızı kazanmış olur.) | Yanaşma rampası, vagonların, yüklenecek eşyaya kolayca yanaşabilmesi için iki ambar hattının arasına yapılan yüksek set. || Yükleme rampası, arabaları vagonlara kolaylıkla yüklemek için, demiryolundan daha yüksek yapılmış platform.
— Havc. Bir pisti aydınlatmak için yerleştirilmiş projektörler dizisi.
— Mad. oc. Hava dönüş kuyusunu ana vantilatöre bağlayan eğik galeri.
— Mekan. Üzerine mekanik bir düzenek veya bir gale takılan eğik kısım.
— Petr. Yükleme rampası, tankerlerin ve sarnıç vagonların esnek borularla bağlanarak akaryakıt yüklendiği doldurma kolektörü.
— Sil. Fırlatma rampası, bazı özitmeli mermilerin veya özel silâhların fırlatılmasını sağlayan ve eğik düzlem halinde bir gövdeden meydana gelen düzenek: Füze rampası. Bk. ANSiKL.
— Teknol. Bağlantı elemanı olarak kullanılan, ucu eğik madenî parça.
— ANSiKL. Bayınd. Rampa’ların yarattığı büyük dirençleri pratikte mümkün olduğu kadar azaltma yoluna gidildi. Bunun için, rampanın uzandığı alan genişletilerek, eğim hafifletildi. Dağlık ülkelerde, yollara spiral veya salyangoz şeklinde kıvrımlar verildi. Demiryollarında, rampaların eğimi en çok 8 ile 15 mm/m arasında değişir; fakat dağlar üzerinden geçen hatlarda 50 ve özel durumlarda 90 mm/m’ye kadar ulaşır. «Kremayerli» denen ve merkezî bir ray üzerinde çalışan özel lokomotifler, genellikle 70 mm/m’yi aşan rampalarda kullanılır.
— Sil. Kalkış sırasında tepki kuvvetlerinin doğmaması, özitmeli mermilerin temel özelliğidir; bu yüzden, bu mermilerin fırlatılması için ateşli silâhlar gerekmez, yalnız basit bir destek mermileri hedefe doğru yöneltir. Bununla birlikte, yeri terketmezden önce büyük bir hız verilmesi gereken V1′ler, fırlatma rampası denilen beton pistler üzerinden hareketli şaryolarla fırlatılırdı. Bugün de özel silâhların, füzelerin çoğu rampalar yardımıyle fırlatılır. (LM) RAMORİNO (Gerolamo)