REŞİD EFENDİ Ayıntaplı
Tarih 29 Haziran 2009
REŞİD EFENDİ Ayıntaplı, türk şairi (öl. 1834). Anteplidir.
Bağdat valisi Ali Rıza Paşanın kâtipliğinde bulundu. Divan şiiri türünde yazdığı gazellerinin toplandığı Divançe’si vardır. (M)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİD EFENDİ Ayıntaplı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REŞHA
Tarih 29 Haziran 2009
REŞHA i. (ar. reşha). Esk. Sızıntı. || Reşha-feşan (veya reşha-paş), damla saçan: Ey şiir-i terim eskim ile hem-cereyan ol // Sinemdeki nirah-ı gama reşha-feşan ol (Muallim Naci). || Reşha-riz, damla döken. || Reşha-yab, sızıntı yapan: Tef-i Hayat -bahş-i âfitaba karşı bî-sebat // Erir, akar, onunla resha-yab-ı feyz olur türab (Tevfik Fikret).
— Tıp. Esk. Sızıntı, akıntı. (M)
REŞİD sıf. Bk. reşit.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞHA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REİNA (Manuel)
Tarih 27 Haziran 2009
REİNA (Manuel), ispanyol şairi (Puente Genil 1855 – ay.y. 1906). Andantes y Alegros (Serseri ve Şen) [1877] ve Cromos y Acuarelas (Renkler ve Suluboyalar) [1878] adlı
ilk şiir kitaplarında Nunez de Arce’nin etkisi görülür.
Sonra, fransız Parnasse şairlerinin etkisi altında şiirlerinde plastiğe ve müziğe önem verdi.
Başlıca eserleri: La Vida inquieta (Huzursuz Hayat)[1894], La Cancion de las Estrellas (Yıldızların Şarkısı) [1895], Poemas Paganos (Din Dışı Şiirler) [1896], Robles de la Selva Pagana (Pagan Ormanındaki Bodur Meşe) [1896], El Jardin de los Poetas (Şiirler Bahçesi) [1899]. Reina, modernizm akımının İspan-ya’daki öncülerinden sayılmaktadır. (L)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNA (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECALDE (Facundo)
Tarih 25 Haziran 2009
RECALDE (Facundo), paraguaylı yazar (doğ. 1896). FARE takma adiyle tenkit ve yergiler yazdı. Kişileri ve kurumları hedef alan bu yazıları yüzünden sınır dışı edildi (1937-1947).
Başlıca eserleri: Virutas CeJestes (Gök Kıymıkları) [1931] adlı şiir kitabı; El Juguete Roto (Kırık Oyuncak) ve El No de los Ninos (Çocukların Hayır Demesi) adlı oyunları; El Paraguay en Cifras (Rakamlarla Paraguay) adlı iktisat incelemesi. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECALDE (Facundo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECAİZADE MAHMUD EKREM
Tarih 25 Haziran 2009
RECAİZADE MAHMUD EKREM, türk şairi ve yazarı (İstanbul 1847-ay.y. 1914).
Tanzimat devri yazar ve bilginlerinden Takvimhane nazırı ve Meclisi Vâlâ üyesi Recai Efendinin oğlu, Ercüment Ekrem Talu’nun babası. Beyazıt rüştiyesi ile Mektebi İrfaniye’yi bitirdi. Harbiye idadisine girdi (1858); sağlığı bozulduğu ve matematikten çok edebiyata ilgi duyduğu için bu o-kuldan ayrıldı. Hariciye Nezareti Mektubî kalemine girdi (1862).
Vergi İdarei Umumiye kaleminde (1866), Esham Muhasebei Mühimine odasında çalıştı. Şûrayı Devlet’te muavin (1868) oldu: Nafıa (1869) ve Tanzimat (1872) dairelerinde görev aldı. Tanzimat dairesi başmuavini oldu (1873). Şûrayı Devlet üyeliğine getirildi (1877). Galatasaray sultanîsi ve Mülkiye mektebinde edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887). Temyiz Mahkemesi üyeliği ve Tanzimat dairesi reisliğinde (1898) bulundu.
Trablusgarp’a italyan saldırısını önlemek için inceleme yapmak üzere gönderilen kurula katıldı. Evkaf ve Maarif nazırlıkları yaptı (1908). Ayan üyeliğinde bulundu (1908-1914). Edebiyatla ilgili çalışmalarına divan edebiyatı yolunda şiirler yazarak başladı. Namık Kemal ile tanışması sanat anlayışında yenileşme imkânı yarattı. Namık Kemal Avrupa’ya gittikten sonra onun yerine Tasvir-i Efkâr’a makaleler yazdı (1867). Şûrayı Devlet’te muavinlik görevi alınca gazeteciliği bıraktı (1868).
İlk şiir kitabı Nağme-i Seher’i (Seher Nağmesi) 1871′de yayımladı. İki yıl sonra Yadigâr-ı Şebab (Gençlik Yadigârı) adlı şiir kitabı çıktı. 1890′da Zemzeme (Tatlı Sesler) a-dını taşıyan şiir kitaplarını birbirini izleyen ciltler halinde çıkarmağa başladı (I. kısım: 1883; II. kısım: 1884; III. kısım: 1885). III. Zemzeme ve Takdir-i Elhan (Nağmelerin Değerlendirilmesi) [1886] çıktığı zaman, eski edebiyat anlayışını savunanlarla giriştiği tartışmalar, geniş yankılar uyandırdı ve ancak hükümetin işe karışmasıyle kapatıldı. Recaizade Ekrem’in bu sıralarda yayımladığı tenkit yazıları bilgi ve akılla temellenmesi, gerçeğin araştırılmasını amaç edinmesiyle dikkati çekti.
Recaizade Ekrem, 1886′da Servetifünun dergisi çevresinde toplanan Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya (Uşaklıgil) gibi çağının genç yazarlarını destekleyerek biçim ve öz bakımından batı edebiyatı anlayışına bağlanan Edebiyatı Cedide hareketinin gelişmesine yardımcı oldu. Konuşma dilinden uzaklaşan ve titizlikle seçilmiş bir kelime kadrosunu, tabiat manzaraları ve hüzünlü duyguların özenli bir işçilikle anlatılmasında kullanan Zemzeme I – III’teki şiirleri, edebiyatı cedide şiirinin etkilendiği kaynakların başında gelir. Recaizade Ekrem, şiirleri ve tenkit yazıla-rıyle divan şiiri geleneğinin ve doğu-islâm düşüncesine bağlı eski edebiyat anlayışının bütünüyle değişmesini sağladı. Şiirin şekil bakımından gelişimine imkân hazırladı.
Divan şiirinde olduğu gibi, yazılışı birbirine benzeyen kelimelerin değil, ancak sesi benzeyen kelimelerin kafiye yapabileceğini, başka bir deyişle kafiyenin göz için değil kulak için olduğunu edebiyat dünyasına benimsetti. Şiirlerinde tabiat ve sevgiye yer verdi. Metafizik meselelerle ilgili olarak ölüm teması {Yakacıkta Bir Mezarlık Âlemi, Tahassür, Ah Nejad v.d. şiirleri) üstünde geniş ölçüde durdu.
Tefekkür (1888), Pejmürde (1894), Nejad Ekrem (genç yaşta ölen oğlu için yazılmıştır) [1914] kitaplarındaki mensur şiirleriyle nesir dilinin gelişmesine yardımcı oldu. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1889) adlı eserinden başlayarak roman alanında da çalışmalar yaptı. Bu türdeki en başarılı eseri batı medeniyetinin eksik kavranmasını ve yalnız biçim yönünden taklidini yeren Araba Sevdası’dır (1889). Konularını bir fransız hikâyesinden (Afife Anjelik [1870]), bir fransız romanından (Atala [1873]), bir masaldan (Çok Bilen Çok Yanılır [1914]) alan oyunları da vardır.
Edebiyat tarihi ve tenkit alanındaki çalışmaları arasında bazı şairlerin hayatlarını ve sanatlarının özelliklerini anlatan Kudemadan Birkaç Şair (1889), genç yazarların kitaplarına yazdığı sunuş yazılarını toplayan Takrizat (övgüler) [1898], yeni edebiyat anlayışının ilkelerini tanıtan edebiyat bilgileri kitabı Talim-i Edebiyat (1882) yer alır. Fransızcadan manzum ve mensur bazı tercümelerini Naçiz (Değersiz) [1885] adı altında yayımladı. Chateaubriand’ın Atala’sını (1871) ve Silvio Pellico’nun hatıralarını anlatan eserini de (Meprizon Tercümesi) [1875] Türkçeye çevirdi. (-> Bibliyo.) [M]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAİZADE MAHMUD EKREM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAVİ
Tarih 24 Haziran 2009
RAVİ sıf. ve i. (ar. rivayet’ten râvt). Esk. Rivayet eden, anlatan, şiir, hikâye v.b. nakleden (kimse): Mezarına nur indiğini gören raviler bunu gezdikleri her yerde söyleyip yaymışlardır (N. Araz). || Ravi-i kıssa, hikâye anlatan.
— Din. Bir hadisi belge göstererek nakledenler. (Nâkil de denir.)
♦ Raviyan çoğl. i. Esk. Rivayet edenler, hikâye anlatan kimseler. || Raviyan-ı ahbar, haberleri veren kimseler. (M)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAVİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGINI
Tarih 18 Haziran 2009
RAGINI i. (sanskritçe k.). Hem bir melodi tarzına (raga), hem de bir şiir temasına (râsaraca) uygun düşen resim teması. (Bu resimleme tarzı özellikle racput resmi ve
pahari grubu [dağlar grubu] okulları tarafından benimsendi.) [L]
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGINI hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAGA
Tarih 18 Haziran 2009
RAGA i. Bir şiir teması (rasaraca) üstüne bestelenmiş bir melodi makamını belirten sanskritçe kelime. (Raga’lar belirli saatlerde ve her makam için özel olarak seçilmiş çalgılarla çalınır. Bu makamların şekil olarak da [ragini] belli bir düzenleri vardır.) [L]
RAGA. Esk. eoğ. Bk. REY.
18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUİROGA (Horacio)
Tarih 17 Haziran 2009
QUİROGA (Horacio), Uruguaylı yazar, şair, hikayeci ve romancı (Ciudad del Saİto 1878 – Buenos Aires 1937).
Eserlerinin ilham kaynağı ve konuları bakımından, kimi zaman arjantinli bir yazar olarak kabul edilmiştir. Arjantin’de tabiatla iç içe yaşadı. Buraları Kipling’i hatırlatan büyük bir güç ve renklilikle dile getirdi. Yumuşak ve şiirli bir üslûpla balta girmemiş ormanların esrarını, hayvanların sessiz mücadelesini, insanların kaderini büyük bir başarıyle anlattı.
Başlıca eserleri: Los Arrecifes de Coral (Mercan Kayalıkları) [1901], El Crimen del Otro (Başkasının Cinayeti) [1904], Historia de un Amor Turbio (Tedirgin Bir Aşkın Hikâyesi) [1908], El Salveje (Vahşî) [1920], Los Cuentos de la Selva (Ormanın Masalları) [1921], Anaconda (1923), El Desierto (Çöl) [1924], Los Desterrados (Sürülenler) [1926], Pasado Amor (Eski Aşk) [1929]. (L)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİROGA (Horacio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
QUASİMODO (Salvatore)
Tarih 16 Haziran 2009
QUASİMODO (Salvatore), italyan şairi (Siracusa 1901 – Napoli 1968). Yoksul bir aileden geldiği için, öğrenimini çok erken terk etmek zorunda kaldı.
1921′de Roma’da, kendi kendine Yunanca ve Latince öğrendi. Görevli olarak İtalya’da seyahat etti; sonunda Milano’ya yerleşti. Giuseppe Verdi konservatuvarında italyan edebiyatı profesörü oldu ve Milano’nun günlük bir gazetesinde tiyatro tenkitleri yazdı. Anlaşılması güç bir şairdir. Gerçeği efsane şekline sokan hayallerinin arkasında kederli bir karamsarlık sezilir.
Başlıca şiir kitapları: Acqua e Terre (Su ve Topraklar) [1930], Oboe Sommerso (Batmış Obua) [1932], Giorno Dopo Giorno (Günler Geçtikçe) [1946], La Vita non e Sogno (Hayat Bir Rüya Değildir) [1949], La Terra impareggiabile (Eşsiz Toprak) [1958] (1959 Nobel Edebiyat armağanı). [L]
16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUASİMODO (Salvatore) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSALTERİUM
Tarih 12 Haziran 2009
PSALTERİUM i. (lat. psalterium; yun. psalterion). Parmaklarla çalman ve şiirlere, mezmurlara eşlik etmeğe yarayan yaylı çalgı. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSALTERİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROMETHEUS
Tarih 11 Haziran 2009
PROMETHEUS. Yun. mit. Titan, İapetos ile Klymene’nin oğlu, Atlas, Athos, Epimetheus’un kardeşi. Hesiodos, Aiskhylos ve öteki yazarlar tanrıların, özellikle Zeus’un öfkesini üstüne çekerek insanlığa nasıl hizmet ettiğini anlatırlar. Tanrılar ateşten yararlanmayı kendilerine sakladıkları için Prometheus ateşi çaldı ve içi oyuk bir bastona saklayarak insanlara getirdi. Bunun üzerine tanrılar Pandora’yı insanlara gönderdi ve Prometheus Kafkas dağının tepesinde zincire vuruldu: bir kartal sürekli olarak, onun geceleri yeniden oluşan karaciğerini kemiriyordu. Herakles kartalı öldürerek işkenceye son verdi. Bu efsane birçok değişik yoruma konu oldu. Prometheus ayrıca, insanlara medeniyeti getirecek bütün bilgileri de öğretmişti: ev yapma, hayvanları evcilleştirme, madenleri işleme, yazı, tıp, kâhinlik v.b. Hattâ, kili yoğurarak insanı yarattığı ve bir parça kutsal ateşle canlandırdığı da söyleniyordu. Küçük zanaatçıların koruyucusu olan Prometheus’un Attike’de ünü çok yaygındı.
— İkonogr. Prometheus efsanesi antik sanatta çok işlenmiştir: resimli vazolar, oymalı taşlar, kabartmalar; heykeltıraşlıkta Capitolino müzesinin bir taş mezarı, Napoli’deki başka bir taş mezar, helenistik bir heykel (Terme müzesi) Vatikan’da bir alçak kabartma sayılabilir.
— Ed. tar. Prometheus masalının görüldüğü en eski eserler, Hesiodos’un şiirleri olan Theogonia ve Ezga Kai Hemerai’du. (tşler ve Günler). Prometheus burada hile yoluyle, Zeus’a kafa tutacak gücü kazanır ve insanlığa iyilik eder, fakat Zeus sonunda onu cezalandırır. Aiskhylos’un Zincire Vurulmuş Prometheus’u (Prometheus Desmotes) tanrılar tanrısı Zeus’un nankörlüğüne kurban olur ve uğradığı haksızlığı protesto eder. Tanrıya isyan eden bu Prometheus sembolü daha sonra romantik edebiyatta işlendi: A. W. Schlegel’in Prometheus şiiri (1797) Prometheus’u «insan»a büyük bir inançla bağlı bir kahraman haline sokar; aynı anlayış Byron’un Prometheus’unda. (1816) ve Shelley’in Kurtulmuş Prometheus’unda de görülür. Andre Gide, Zincire Kötü Vurulmuş Prometheus’ta, kahramanına başka bir sembolik anlam verir: Prometheus’un karaciğerini kemiren kartal ihtirasların, insanın zararına beslenen isteklerin ve duyguların sembolüdür. Prometheus, kartalını yiyerek dengeyi yeniden bulacaktır. (L)
Prometheus Desmotes. Bk. zincire vurulmuş prometheus.
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROMETHEUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRODROMOS (Theodoros)
Tarih 10 Haziran 2009
PRODROMOS (Theodoros), bizanslı yazar (İstanbul 1115-1166). Çeşitli manastırlarda oldukça yoksul bir hayat sürdü. Bu sebepten kendisine Prokhoprodromos (Yoksul Prodromos), eserlerinin tümüne de Prokhoprodromika denildi. Manzum bir roman (Ta Kata Rodanthen kai Dosiklea [Rodanthe ve Dosiklea]), Katomyomakhia (Farelerle Kedinin Savaşı) gibi bürlesk şiirler ve konusunu günlük hayattan alan birçok şiir yazdı. Yazılarının en ilgi çekicisi ioannes II Komnenos (1118-1143) ve Manuel I Komnenos (1143-1180) için Halk Yunancasıyle ve zengin bir hayal gücüyle yazdığı şiirlerdir. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRODROMOS (Theodoros) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prisoner of Chillon (Chillon Mahpusu)
Tarih 10 Haziran 2009
Prisoner of Chillon (Chillon Mahpusu), Byron’ın şiiri (1816). Kahramanı, bir zamanlar Savoia dükünün emriyle Chillon şatosuna kapatılan Bonivard’dır. Şair ona, babasıyle iki erkek kardeşinin işkenceyle ölmesi gibi, gerçekte başından geçmeyen serüvenler anlattırarak, hayal ürünü bir kişilik kazandırdı. Fakat Byron bu unsurlardan dokunaklı bir şiir ortaya çıkarmayı başarır. Delacroix’nın, Chillon Mahpusu’nu canlandıran bir tablosu vardır. (L)
10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prisoner of Chillon (Chillon Mahpusu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİAPEİUM
Tarih 09 Haziran 2009
PRİAPEİUM i. (lat. k.). Lat. ed. Priapus’un bir heykeli üzerindeki yazılar. || Priapus onuruna yazılmış şarkı. || Latin edebiyatında açık saçık bir şiir türü.
— Priapeia çoğl. i. Priapus onuruna düzenlenen şenlikler.
— ANSiKL. Lat. ed. Başlangıçta, priapeium’lar Priapus onuruna yazılmış şarkılardı. Bu adı taşıyan açık saçık şiirlerden, çeşitli ritimlerde yazılmış ve değişik yazarlara ait seksen şiiri kapsayan bir derleme kalmıştır. Vergilius, Catullus, Tibullus v.b.ye mal edilen şiir derlemelerinde de priapeium’lara. rastlanır. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİAPEİUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prelüdler
Tarih 09 Haziran 2009
Prelüdler, Liszt’in senfonik şiiri. 1848′de bestelendi, 1850′de gözden geçirildi. İlk defa 1854′te Weimar’da çalındı. Liszt, Joseph Autran’ın «Hayatımız, ilk ve kutlu notasını ölümün çaldığı, o bilinmez şarkı için, bir preiüdler dizisinden başka bir şey midir?» şeklindeki düşüncesinden ilham alarak meydana getirdiği bu eserinde, Berlioz’un programlı müzik sistemini izledi ve geniş çeşitlemelerle, şairin dile getirdiği, aşk, yanılsamalar, tabiatın tesellisi, zaferin çağrısı gibi duyguları müziğe uyguladı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prelüdler hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Preciosite
Tarih 09 Haziran 2009
Preciosite, XVII. yy .ın ilk yarısında Fransa’da bazı kibar çevrelerde, duyguların dile getirilişinde ve edebî anlatımda kendini gösteren aşırı incelik hevesi.
Kelimenin tam anlamıyle preciosite, Fransa’da 1650′den sonra, edebî bir akım olmaktan çok, feminist hareketin bir özlemi olarak ortaya çıktı. Evlilik hayatında kadının baskı altında tutulmasına karşı çıkan preciosite, toplumsal kısıtlamalardan bağımsız, son derece güçlü ve ideal bir aşk anlayışını geliştirdi. Bu anlayış aşırı bir duygu inceliğinin ve kibarlar âleminde kadının hâkimiyetinin onaylanışı olarak kabul ediliyordu. Aynı incelik çabası, çeşitli salonlarda, nezaket kuralları ve konuşma tarzında da kendini gösterdi. Kişisel orijinallik, kelimeleri bu anlayışa uygun anlamlar vererek kullanmak, ince istiareler yapmak gibi önceleri hiç de gülünç olmayan bir tarz haline geldi. Zaten precieuses kelimesi de, ilk olarak 1653′te, kibar edebiyatına, romanesk tarza ve aşk şiirlerine karşı çıkan kimseler tarafından, evlerinde edebiyatçıların katıldığı toplantılar düzenleyen kadınlar ve Özellikle de Mile de Scudery için kullanılmıştır.
Urfe” ile Rambouillet konağı şairleri Voituıe, Maileville, Godeau’nun eserlerinden kaynak alan preciosite’ edebiyatı, bu kimselerin eserlerinde, italyan concetti’lerindeki sıkıcılığın, ispanyol Gongora’cılığının ve ingiliz eupheus’çuluğunun izlerini taşıyordu. Başlıca temsilcileri de, Benserade, Segrais, Sarasin, Pellisson, Menage, Gomberville, La Calprenede ve özellikle de Mile de Scudery’ydi (Le Grand Cyrus, 1650; Clelie, 1654-1660). Preciosite edebiyatı çok zaman, aşırı incelik, yapmacıklı bir biçimde derinleştirilmiş bir havaîlik ve anlaşılmazlığa kadar varan bir anlatım özentisine düştü. Bütün bu özelliklerine rağmen, âşıkane duyguların açıklanmasındaki özenli ve ayrıntılı açıklamalarıyle başarılı da oldu. «Precieux»lerden ve «preciosite»den 1660′a kadar söz edilmiştir. Bundan sonraki tarihlerde terim çok daha az kullanıldı. Ama preciosite’ye has davranışlar ortadan kalkmadı, öyle ki, yüzyıl sonundaki kibar çevreleri, 1655-1660 sırasının kibar çevrelerinden pek de farklı olmadı. Preciosite denince her şeyden önce bu aşırı incelik ve yapmacık dolu üslûp akla geldiği için, bazı modern yazarların (E. Rostand, J. Giraudoux) preciositesinden de söz edilebilir. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Preciosite hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİNCİPE (Miguel Augustin)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİNCİPE (Miguel Augustin), ispanyol yazan (Caspe 1817-Madrid 1863). Zaragoza üniversitesinde edebiyat profesörlüğü yaptı. Sonra Madrid’e gitti, baroya girdi, Millî kütüphane müdürü oldu. Komediler (Periquillo Entre Ellas [Kendi Aralarında Tatlı Erikler], 1844), tarihî dramlar, şiirler, hikâyeler, La Casa de Pero Hernandez (Pero Hernandez’in Evi) [1848] adlı bitmemiş bir roman, siyasî hicivler (Tirios y Troyanos [Hizipler], 1845) ve Diccionario Poetico (1852) adlı bir şiir lügati yazdı. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİNCİPE (Miguel Augustin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRADOS (Emilio)
Tarih 08 Haziran 2009
PRADOS (Emilio), ispanyol şairi (Malağa 1899 – Mexico 1962). Freiburg üniversitesinde okudu (1921), sonra bazen Madrid öğrenci yurdunda, bazen de Malaga’da kaldı. Burada Sur matbaasını kurdu, M. Altolaguirre ile birlikte yönettiği Litoral dergisini yayımladı (1926-1929). 27′ler grubuna bağlı olduğunu gösteren ilk eserleri şunlardır: Tiempo (Zaman) [1925]; Canciones del Farero (1926); Vuelta (Dönüş) [1927]. Siyasî şiir denemeleri de yazdı. Resim ve plastik sanat kollarında da «kolaj»larıyle (yapıştırma) tanındı, ispanyol savaşından ilham alarak Llanto Subterraneo (Yeraltından Akan Gözyaşı Pınarı) [1936]; Llanto de Sangre (Kanlı Gözyaşı Pınarı) [1937] adlı eserleri yayımladı. Bu yıllarda, Hora de Espana adlı cumhuriyetçi dergiye katıldı. Romancero General de la Guerra de Espana (İspanya Savaşı Genel Şiir Antolojisi) [1937] adlı kitabın hazırlanmasında Rodriguez Monino ile birlikte çalıştı. 1939′dan sonra gittiği Mexico’da birçok eser daha yayımladı: Memoria del Olvido (Unutmanın Hatırası) [1940]; Minima Muerte (Minik Ölüm) [1942]; Jar-din Cerrado (Kapalı Bahçe) [1946]; Dormido en la Yerba (Otlar Arasında Uyurken) [1953]; Circuncision Del Sueno (Bölünen Uyku) [1957]; Rio Natural (Tabiî Irmak) [1957]; La Piedra Escrita (Yazılı Taş) [1961]; La Sombra Abierta (Açık Gölge) [1961]; Signos del Ser (Susuzluk Belirtileri) [1962] ve Transparençia (Saydamlık) [1962]. Eserinin büyük bir bölümü henüz yayımlanmamıştır. Yalnız 1923′ten 1954′e kadar yazmış olduğu şiirleri Antologia adlı bir eserde toplandı. (M)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRADOS (Emilio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRADO (Pedro)
Tarih 08 Haziran 2009
PRADO (Pedro), şilili yazar (Santiago, 1886 – öl. 1952). Revista Moderna dergisiyle birlikte Los Diez (Onlar) grubunu kurdu (1915). Şair olarak Flores de Cardo
(Dikenli Çiçek) [1908] adlı kitabiyle ün kazandı. Daha sonra El llamado del Mundo (Dünyanın Çağırdığı) [1913], La Casa Abandonada (Boş Ev) [1912], Los Pajaros Errantes
(Göçmen Kuşlar) [1915], Androvar (1925), Camino de las Oras (Saatlerin Yolu) [1934], Otono en las Dunas (Kumullarda Güz) [1940], Esta Bella Ciudad Envenenada (Zehirlenen Bu Güzel Şehir) [1945] ve No Mas que una Rosa (Sadece Bir Gül) [1946] adlı eserleri yayımladı. Bu şiir kitaplarından sonra güçlü bir şiir havasının hâkim olduğu romanlar da yazdı: La Reina de Rapa Nui (Rapa Nui Kraliçesi) [1914]; Un Juez Rural (Bir Köy Hâkimi) [1924]; Alsino (1920);
Karez-I-Roshan (1923, meksikalı Antonio Costra Lael ile birlikte). [M]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRADO (Pedro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRANESİ (Giovan Battista)
Tarih 07 Haziran 2009
PİRANESİ (Giovan Battista), italyan gravürcüsü ve mimarı (Mogliano di Mestre 1720-Roma 1778). Dayısı mühendis Lucehesi’nin yanında yetişti, sonra Roma’ya gitti (1740), Giuseppe Vasi’den ofort tekniğini öğrendi. 1743′te Venedik’e dönünce, ofortla çalışmağa başladı ve yaptığı eserlerle bu alanda en büyük ustalar arasında yer aldı.
Büyük boy 2 000′den fazla eserinin yalnız 1 000′e yakını imzasını taşır. 1745′te Roma’ya yerleşen sanatçı, 1745 ile 1764 arasında Hapishaneler ve Eski Roma Manzaraları adlı ünlü gravür dizilerini yaptı. Mimar olarak, Roma’da barok üslûptaki Santa Maria del Priorato’nun onarımına katıldı (1764-1765). Dekoratif değer taşıyan gravürlerinin, 1768′den itibaren, yeni-klasik zevkin bütün Avrupa’da yayılmasında büyük rolü oldu. Daha sonraları, eskiz defterlerinde Mısır sanatından ilham aldı. Bu eskizler, sonradan ampir üslûbunun temeli oldu. 1778′de Paestum Manzaralarım yaptı. Başlangıçta kullandığı açık renklere zamanla kattığı belirli ve keskin siyah renkler, çok etkileyici bir karşıtlık meydana getirdi. Çizdiği manzaralardaki şiir havası, hayal gücü kadar arkeolojiden de ilham alır. Piranesi, eserlerinin bir kenarda saklanmasını değil, duvarlara asılmasını öngörürdü. Fransız Romantik çağında, Piranesi’nin harabe manzaraları çok beğenilirdi. Fakat sonraları sanatçı yavaş yavaş unutuldu, ancak XX. yy. başlarında yeniden hatırlandı. Eserlerinin katalogu 1918′de yayımlandı. Piranesi’nin, çalışmalarında kendisine yardım eden üç çocuğu vardı: lAURA (Roma 1755-Paris? 1785), FRANCESCO (Roma 1758 – Paris 1810), PiETRO (?). Çocuklarının üçü de Fransa’ya yerleşti (1799). Güzel Sanatlar Yüksek Okulu kütüphanesinde, Piranesi’nin desenleri vardır. Fransa’da Cabinet des Estampes arşivinde albümlerinden bir koleksiyon bulunur. Roma Kalkografi arşivinde ise çok sayıda bakır levhası vardır. Ayrıca, bunların XVIII. yy.da yapılan baskıları değerli sayılır. (L)
07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRANESİ (Giovan Battista) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSOFLU MÜDAMİ
Tarih 06 Haziran 2009
POSOFLU MÜDAMİ (Sabit ataman, — denir), Müdâmi Baba diye de anılır, türk saz şairi (Posof 1918-ay.y. 1968). Ardahan Yatılı ilkokulunu bitirdi. Babası, Kahraman’dan din dersleri aldı, köylerde imamlık yaptı. Doğu illerinde kışın kasaba ve şehir kahvelerinde, köy odalarında, düğün ve derneklerde saz çalar, şiirler söylerdi. Şiirlerinde yurt ve millet sevgisi geniş yer tutar. 1966′da Konya’da yapılan Âşıklar bayramında birincilik kazandı. (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSOFLU MÜDAMİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Porto Riko Edebiyat
Tarih 06 Haziran 2009
Porto Riko Edebiyat
Ada, ispanyol dil ve medeniyetine bağlı kalmıştır.
• Şiir. Porto Riko’da doğmuş en eski şair Ayerre Santa Maria’dır (1630-1708); bu şair, Mexico’da Tridentin Rahip okulu rektörlüğünü yaptı. 1843′te adada şair sayısı bir antoloji yayımlanacak kadar çoktu. XIX. yy.ın ikinci yarısında ve XX. yy.da Porto Riko’nun en önemli şairleri şunlardır: adasını tutkuyle dile getiren Jose Gautier Benitez
(1851 – 1880), Ruben Dario ve Jose Santos Chocano’nun dostu olan ve Mare Nostrum gibi manzumelerinde gerçekten destansı bir hava yaratan Luis Llorens Torres (1878-1944); Antiller’deki zencilerin acıklı trajedisini işleyen Luis Pales (doğ. 1897); özellikle kısa şiirleriyle başarı kazanan Ribera Chevremont (doğ. 1896). Nihayet genç şiir nesli ülke şiirinin giderek gelişmesinde önemli rol oynadı; lirizm dolu soyutlamalar yapan Julia de Burgos bu nesildendir. Modernist devreden sonra porto riko şiiri çeşitli okulların oluşmasıyle yenilendi: Luis Hernandez Aquino (doğ. 1907) ispanyol şiiri etkisinde kalıyorsa da, Francisco Marique Cabrera
(doğ. 1908) ve Juan Antonio Corretjer (doğ. 1908) daha çok doğdukları ülkeye bağlı kaldılar. Carmelina Vizcarrondo (doğ. 1906) ve Carmen Alicia Cadilla (doğ. 1908) ile entimist olan şiir, Francisco Matos Paoli (doğ. 1915) ile ten ile ruhu yüceltmeğe çalışır ve insan meselelerinin ortaya konuşunu Felix Franco Oppenheimer (doğ. 1912), Francisco Lluch Mora (doğ. 1925) ve Jorge Luis Morales’in (doğ. 1930) biçim kaygılarıyla birleştirmek ister.
• Nesir. Porto Riko’da roman türünü, El Gibaro’nun (1849) yazarı Manuel A. Alonso (1822-1899) ile Alejandro de Tapia (1827-1881) yarattı; bu iki romancı aynı zamanda şairdi. Ama en önemli etkiyi romanı Peregrination de Bayoan, denemeleri ve eylemiyle yurttaşlarının düşüncesini hürriyet ülküsüne yönelten Eugenio Maria de Hostos yaptı. Manuel Zeno Gandia (1855-1930), Vicente Pales MatoS (doğ. 1903), sonra Enrique Laguerre roman türünü geliştirdiler; oysa deneme alanında Antonio S. Pedreira (1898-1939),
Luis Munos Marin ile üç kadın yazar (Concha Melendez, Ana Maria O’Neill ve Margot Arce) göze çarpar. Maria Cadilla de Martinez adlı dördüncü kadın yazar ise porto riko folklorunun son belgelerini büyük bir gayretle derlemektedir.
Roman türüne Enrique A. Laguerre’in (doğ. 1906) eseri hâkimdir ve genç yazarlar bugün daha çok hikâye türünü işlerler; meselâ: köylü hayatını anlatan Abelardo Diaz Alfaro (doğ. 1920); New York’a göçen porto rikoluları ele alan Jose Luis Gonzalez (doğ. 1926); Pedro Juan Soto (doğ. 1928). Aynı zamanda yetenekli bir tiyatro yazarı olan Rene Marçmes (doğ. 1919) yazdığı hikâyelerde güçlü siyasî uğraşıları anlatır. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Porto Riko Edebiyat hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTA (Carlo)
Tarih 05 Haziran 2009
PORTA (Carlo), italyan yazarı (Milano 1776-ay.y. 1821). Milano lehçesinde şiirler yazdı: Giovannin Bongee (1812, 1813-1814). Klasikler ile romantikler arasındaki mücadelede, romantikleri destekleyen birçok sone yayımladı. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTA (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORCHE (François)
Tarih 05 Haziran 2009
PORCHE (François), fransız yazarı (Cognac 1877 – Vichy 1944). Birinci Dünya savaşından ilham alarak yazdığı bir dizi şiiri Les Commandements du Destin (Kaderin Cilvesi) [1921] adı altında yayımladı. Gerek komedi, gerek dramlarını genel olarak serbest vezinle yazdı: La Vierge au Grand Coeur (İyi Kalpli Bakire) [1925]; La Race Errante (Serseri Irk) [1932]; Un Roi, Deux Dames et Un Valet (Bir Papaz, îki Dam ve Bir Vale) [1934]. Ayrıca edebiyat tarihiyle ilgili eserler yayımladı; Peguy et les Cahiers (Peguy ve Defterler) [1914]; Paul Valery et la Poesie Pure (Paul Valery ve Arı Şiir) [1927]; Verlaine tel Qu’il Fut (Gerçek Kişiliğiyle Verlaine) [1933]; Portrait Psychologique de Tolsto’i (Tolstoy’un Psikolojik Portresi) [1935] ve 1945′te yayımlanan Baudelaire. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORCHE (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORCHAT (Jean-Jacques)
Tarih 05 Haziran 2009
PORCHAT (Jean-Jacques), fransızca yazan isivçreli yazar (Rolle, Vaud kantonu 1800 – Lozan 1864). Recueil de Fables (Masal Derlemesi) [1826], Poesies Vaudoises (Vaud Şiirleri) [1832], Glanures d’Esope (Aisopos’tan Derlemeler) [1837], Fables et Faraboles (Masallar ve Meseller) [1854] adlı şiir kitaplarından başka, gençler için çeşitli eserler yayımladı ve Goethe’nin bütün eserlerini Fransızcaya tercüme etti (1860-1863). [L]
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORCHAT (Jean-Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORADECİ
Tarih 05 Haziran 2009
PORADECİ (Lazer Gusho PORADECİ, Las-gush — denir), arnavut şairi (Pogradec 1899). Felsefî şiir kitapları yazdı: Vallja i Yjve (Yıldızların Dansı); Ylli i Zemres (Kalbin Yıldızı). [L]
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORADECİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPÜLİZM
Tarih 05 Haziran 2009
POPÜLİZM i. (fr. populisme’den). Ed. Fransa’da, halkın duyuş ve davranış tarzını dile getirmeyi amaç edinmiş yazarlarca (halkçı’lar), 1929-1930 yıllarında kurulan edebî okul.
— ANSiKL. Popülizm’in kurucuları Leon Lemonnier ile Andre” Therive’dir. 29 Ağustos 1929 tarihli l’(Euvre dergisinde yayımlanan bildiriye göre, ilkin yalnız roman içİn düşünülen popülizm, burjuva ve salon psikolojisine, işsiz bir topluma mensup aydınların özentili tutumuna karşı çıkmak ve bilinçli bir şekilde, halktan insanlar safında yer almak iddiasındaydı.
Akım, hor görülen işlerle meşgul sosyal sınıfları bütün özellikleriyle yansıtmağa çalışırken, natüralizmin dile getirmekten hoşlandığı kabalık ve bayağılıklardan sakınmağa da itina etti. Gerçeği değiştirecek bir yüceleştirme gayretine kapılmadıysa da, halkta en iyi ne varsa onu bulup ortaya çıkarmak için gayret harcadı. Ahlâkî, sosyal, siyasi alanlarda herhangi bir angajmana girmekten ayrıca sakındı. Tabiî ve sade bir dil ve üslûbu benimseyen popülizm’in, Antonine Coullet-Tessier tarafından kurulan roman ve şiir ödülleri, buna eklenen resim («Salon Annuel») ve sinema ödülleri vardı. Bu ödülleri kazananlar arasında Eugene Dabit, Jean-Paul Sartre, Armand Lanoux, Roger Michael sayılabilir. Popülizm okulunun karşısında, halkla daha yakın ilgi kurmak iddiasında olan Henri Poulaille’ın «proleter» okulu yer alır. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPÜLİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPE (Alexander)
Tarih 04 Haziran 2009
POPE (Alexander), ingiliz şairi (Londra 1688-Twickenham 1744). Katolik bir ailedendi. Çocukluğu Windsor ormanı yakınlarında Binfield’de geçti. Vergilius üslûbunda yazdığı Pastorals’ında (1709) bu bölgeden ilham aldı. Çirkindi, ayrıca doğuştan sakattı ve bünyesi zayıftı. Edebiyatta ün kazanmak tutkusuna kapıldı. 1711′de Essay on Criticism (Tenkit Üstüne Deneme) adlı didaktik şiirini yazdı, özlü, ölçülü üslûbuyle ün kazandı. Aynı yıl güldürücü bir kahramanlık hikâyesi olan The Rape of the Lock (Bir Saç Lülesinin Kaçırılışı) adlı şiirini yayımladı. Boileau’nun Lutrin’ini andıran bu şiirde salonları ve hanımların yatak odalarını nükteli bir dille anlattı. Windsor Forest (Windsor Ormanı) üstüne bir eglog yazdı (1743), sonra 1714′te The Rape of the Lock’ı yeniden gözden geçirdi. Ardından uzun zaman isteyen bir çalışmaya girişti: ilyada ile Odysseus’un tercümesi. 1715′ten 1726′ya kadar bu işle uğraştı. 1725′te ayrıca Shakespeare’den eserler yayımladı ve sert tenkitlere uğradı. Bu saldırıların acısını çıkarmak için bir hiciv yazdı. The Dunciade adlı bu eserin üç bölümünü 1728′de, dördüncüsünü 1742′de tamamladı. Bu arada, Essay on Man (İnsan üstüne Deneme) [1733], Epistles or Moral Essays (Manzum Mektuplar veya Ahlâkî Denemeler) [1731-1735], Satire and Epistles in İmilation of Horace’ı Taşlamalar ve Horatius Tarzında Manzum Mektuplar) [1733-1735] yayımladı. Bunlar şairin başarılı eserleri sayılır. Hayatına son yıllarında Mektuplaşmalar’ını yayımladı. Pope’un eserlerinde birçok kusur bulunabilir: ilhamı çok zaman kurudur; zekâya gereğinden çok dayanır ve gerçek duygudan yoksundur. Ama XIX. yy.da Byron, XX. yy. da T.S. Eliot gibi birçok ingiliz priri onu usta olarak kabul ettiler. Pope’un klasikliği dar bir doktrin değil, edebiyat eserinde biçimsel bir güzellik zevkinin gerçekleştirilmesidir. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPE (Alexander) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POOT (Huibert Kornelisz)
Tarih 04 Haziran 2009
POOT (Huibert Kornelisz), hollandalı şair, Hollanda Hesiodos’u da denir (Abswoude 1689-Delft 1733). Bir köylü ailedendi, sanat ve edebiyat alanında kendi kendini yetiştirdi. Dinî ve din dışı şiirlerden meydana gelen Mengeldichten (Karışık Şiirler) [1716] adlı bir eser yayımladı. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POOT (Huibert Kornelisz) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pont-Aven okulu
Tarih 04 Haziran 2009
Pont-Aven okulu, bir ressam topluluğunun adı. Nazariyecisi Emile Bernard’dı; en çok beğenilen ustası da Paul Gauguin’dir. 1886′da Gauguin, ressam Armand Jobbe-Duval’in tavsiyesi üzerine kısa bir süre kalmak üzere Pont-Aven’e ilk geldiği zaman, burası daha önceden birçok fransız manzara ressamını çekmiş olan bir yerdi. Manzarasının vahşî güzelliğine hayran kalan ve burada az para ile yaşamanın mümkün olduğunu anlayan Gauguin, 1888′de kasabaya yeniden gitti ve orada Emile Bernard ile karşılaştı. Gauguin’den yirmi yaş küçük olan Bernard 1855′ten itibaren, resim konusunda incelemeler yapmış ve yeni bir estetik anlayışa varmıştı. Bu anlayış, biçim ve renk aracılığıyle, sadece duyumun gerçekliğini değil (izlenimcilerin amacı buydu), düşüncenin özünü ve şiirini de dile getirecekti.
(Bk. SENTETiZM ve SEMBOLİZM.) Pont-Aven (Marie-Jeanne Gloanec hanı) ve Pouldu’ye (Marie Henry hanı) yerleşmiş olan sanatçıların arasında, Paul Serusier, Maurice Deniş, Henri Moret, Maxime Maufra, Gustave Loiseau, Charles Filiger, Charles Laval, Meyer de Haan, Jan Verkade ve Armand Seguin gibi ressamlarla, heykeltıraş ve ressam Georges Lacombe’un adları özellikle anılmağa değer. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pont-Aven okulu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONCHON
Tarih 04 Haziran 2009
PONCHON (Raoul POüCHON, — denir), fransız şairi (La Roche-sur-Yon 1848-Paris 1937). 1866′ya doğru şiir yazmağa başladı. Yirmi yıl boyunca, çeşitli gazetelerde günlük olayları nükteli manzumelerle yorumladı, 150 000′den fazla mısra yazdı ve beğendiklerini bir ciltte topladı: La Muse au Cabaret (ilham Perisi Meyhanede) [1920]. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONCHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONCE DE LEON (Fray Luis)
Tarih 04 Haziran 2009
PONCE DE LEON (Fray Luis), ispanyol bilgini, şairi ve ilâhiyatçısı (Belmonte, Cuenca eyaleti 1527 – Madrigal 1591). Salamanca’da öğrenim gördü. 1544′te San Pedro’daki August manastırında rahip, sonra Salamanca’da profesör oldu. Dine karşı gelmekle suçlanarak 1572′de Engizisyon mahkemesince tutuklandı. Dört yıl sonra serbest bırakıldı. 1591′de Castilla eyaletinin din başkanlığına getirildi. Latinceden ve Kutsal Kitap’tan tercüme yaptı. De los Nombres de Cristo (isa’nın Adları Üstüne) ve La Perfecta Casada (Kusursuz Zevce) [1583], nesir alanındaki başarılı eserleridir. Yazdığı şiirler sayıca az olmakla birlikte, nitelik bakımından çok üstündür ve bazı kimseler Ponce de Leon’a en iyi ispanyol lirik şairi gözüyle bakar. Ama çağdaşı olan şairler üstünde etkisi az olmuştur. En ünlü şiir kitapları Vida Retirada (İnziva Hayatı) ile Noche Serena’dır (Berrak Gece). Bu iki eser, klasik biçimlerin, içtenliğin, duygunun alışılmamış bir karışımını ortaya koyar. Ponce de Leon’un eserleri Biblioteca de Autores Espanoles’in (İspanyol Yazarları Kütüphanesi) 35, 37, 53 ve 62. ciltlerinde çıkmıştır. (M)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONCE DE LEON (Fray Luis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMEO (Rafael)
Tarih 03 Haziran 2009
POMEO (Rafael), kolombiyalı yazar (Buga 1833 – Bogota 1912). Romantik şiirler yazdı.
Başlıca kitapları: La Hora de las Tinieblas (Karanlık Saatleri) [1864]; Angelina. Washington’da diplomat olarak bulundu; Kuzey Amerika medeniyetini kıyasıya tenkit eden «Ahlâkî Masallar>ını yazdı. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMEO (Rafael) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA EDEBİYAT
Tarih 03 Haziran 2009
POLONYA EDEBİYAT
• Ortaçağ ve XVI. yy. Edebiyatını XII. yy.dan XV. yy.a kadar özellikle Gallus Anonymus, Kadlubek (1160-1223) ve J. Dlugosz’un (1415-1480) latin kronikleri temsil eder; bununla ‘beraber XII. yy.dan itibaren halk diliyle yazılmış bazı değerli dinî şiirlerle karşılaşıyoruz. En eski polonya şiiri Bogurodzica (Meryem) adlı dinî şarkı (XII. yy.) ve en eski nesir Kazanla Swietokrzyskie (Kutsal Haç Masalları) [XIV. yy. başı] adlı vaaz derlemesidir. Hümanizm, reform ve rönesans ile fikrî faaliyet canlandı. 1364′te Büyük Kazimierz tarafından kurulan, Sonra 1400′de kraliçe Hedwige’in bağışları sayesinde yeniden teşkilâtlandırılan Krakow üniversitesi, iki yüzyıl boyunca Avrupa’nın ünlü bir bilim merkezi olarak kaldı.
Kopernik bu üniversitede okudu. Konstanz ve Basel konsillerinden gelen polonyalı hukukçular ve kilise hukukçuları, polonya’nm italyan üniversitelerine yolladığı öğrenciler, piskoposlarla aydın soyluların himaye ettiği italyan veya alman asıllı bilginler, eskiçağ bilimini yaydılar, önce bir latin hümanist şair nesli ortaya çıktı: Sanok’lu Grzegorz (1406′ya doğr.-1477), Jan Ostrorog (1436-1501), Andrzej Krzycki (1482′y% döğr.-1537), J. Dantyszek (1485-1548) ve K. Janicki (1516-1543). Ama, tarihçi ve yayımcıların uzun süre kullandığı Latince, Protestanlığın yayılmasıyle edebiyattaki üstünlüğünü kaybetti: Protestanlık elli yıl içinde yönetici sınıf arasında yayıldı, öte yandan, soylu demokrasisinin siyasî hayatında halk dili kendini kabul ettiriyordu. Doğu eyaletleri halkı latin geleneklerine yabancıydı.
1513′te, ilk lehçe (veya polca) kitap yayımlandı: Lublin’li Biernat’nm Raj Duszy (Ruhlar Cenneti). 1543′te Mikolaj Rej (1505 -1569) millî bir edebiyatın temelini attı. Tabiat güzelliklerine tutkun bir taşra soylusu, ateşli calvin’ci, mizaçça kavgacı ve alaycı olan Mikolaj, dinî, öğretici ve ahlâkî konularda birçok manzum ve mensur yazı yazdı. Eserlerinde Ortaçağ etkisi ağır basmakla beraber Rönesans’ın etkisi de kendini göstermektedir. Mikolaj Rej’den az sonra, Jan Kochanowski (1530-1584), lirik ve içli şiirlerinde estetik güzellikle Hıristiyanlığı bağdaştırdı. Bu dönemde bolluk içinde ve güçlü olan Polonya, tehlikeli komşularına da söz geçirerek «altınçağ»ını yaşamaktaydı. 1614′te Szymon Szymonowic (1558-1629), idillerinde helenizmin bütün güzelliklerinden yararlandığı günlerde, altın çağ henüz sona ermemişti. Nesir, Lukasz Gornicki (1527-1603) ile vaiz P. Skarga’nın (1536-1612) dilinde mükemmelliğe ulaştı. Tarih ve coğrafya alanındaki bilgiler yayılmağa başladı. Marcin Bielski (1495-1575), dünyadaki yeni buluşlara da yer veren bir dünya tarihi denemesine girişti; S. Klonowic (1545-1602) burjuva ve halk sınıfının törelerini dile getirdi. Doktrin tartışmaları sayesinde, düşünce hayatı olgunlaştı. Batı mutlakıyetçiliği ve Moskova despotluğu ilkelerinin Polonya’da ağır basmak üzere olduğu bir sırada, hukukçu ve ilâhiyatçılar (Modrzewski-Frycz [1503-1572], S. Orzechowski [1513-1566] siyasî hürriyeti ve milletlerarasında barışı övmekteydiler.
• XVII. ve XVIII. yy. XVII. yy .da Polonya devleti, «birçok el tarafından sarsılan ve birçok darbe yiyen bu ağaç», çökmeğe başladı. Ama art arda gelen istilâlar sırasında kahramanlık duygusu kamçılandı. Büyük ataman’ların savaşçı Polonya’sı bir efsane havası içinde yaşamağa başladı. 1618′de P. Kochanowski (1566-1620), Tasso’nun Gerusalemme Liberatta’&mm (Kurtarılmış Kudüs) eşsiz bir tercümesini polonya şairlerine model olarak sundu. Türklerle yapılan savaşlar, doğu dünyasını ve medeniyetini Polonyalılara tanıttı. Mitoloji motifleri bu dekorla kaynaşarak bazen çekici, bazen tuhaf bir süsleme halini aldı. Bu barok Sanat, düzensiz bir şekilde alabildiğine gelişti. Hiç bir edebiyat okulunun kurulmasına yol açmadı ve büyük sayıda yazarı bilinmeyen metinlerin (özellikle gezgin sanatçıların yazdığı komediler) ortaya çıkmasına imkân verdi. Bundan sonra italyan edebiyatı, polonya edebiyatını fransız edebiyatına oranla daha fazla etkilemeğe başladı. Bununla birlikte iki fransız kraliçe elli yıl boyunca Polonya tahtını paylaştı.
Gonzaga’lı Luisa -Maria’nın yalnız bir tek saray şairi vardı: Andrzej Morsztyn (1613-1693). Maria-Kazimierza’nın kocası J. Sobieski (1624-1696), Astree’yz duyduğu hayranlık dolayısıyle sarayına «francuski (fransız) havası» verdi. (Jan Sobieski, aynı zamanda ülkesinin mektup tarzını kullanan en büyük yazarlarından biridir.) Mistik hayal ürünü olan birçok messias dışında, barok eserler, gerçekçilik ve mahallî renkleriyle ağır basar. Polonya romantizmi bunları benimseyecektir. Günümüzde, J. C. Pasek’in (1636′ya doğr.-1701) Pamietnikİ’si (Hatıralar) çok okunmaktadır. Coşkun, ama saf ve kahraman ruhlu bir şair olan W. Potocki, epik ve dinî şiir alanında ön safta yer alır. Wespazjan Kochowski de (1633′e doğr. – 1700) dinî eserler verir.
S. Twardowski’nin (1600′e doğr.-1661) usta tasvirleri, Zimorowic kardeşlerin (Jozef [1597-1677] ve Szymon’un [1608-1629]) bükolik yumuşaklığı, L. Opalinski’nin (1612-1662) sert yergileri bugün hâlâ okunur. Bu arada cizvit Maciej Kazimierz Sarbievski’nin (1595-1640) eserini de saymak gerekir. Sakson kralı devrindeki düşünce durgunluğunu, XVIII. yy .m ikinci yarısında tarihin en güzel rönesanslarından biri takip etti. Jean Fabre, «yirmi yıllık kültür, Polonya’ya, yüzyıllık bilgiççe çabaların Almanya’ya verdiğinden çok daha fazla eser kazandırdı» der. Bu mucize, devlet idaresinde o kadar başarılı olamayan bir hükümdarın zekâsı ve diplomasisi sayesinde gerçekleşti: Stanislaw August Poniatowski (1732-1798) eğitimini yeniden teşkilâtlandırmakla başladı ve bu alanda ilk reformu yapan pedagog S. Konarski’nin eserini tamamladı; 1773′te, bir eğitim komisyonu, Avrupa’da ilk defa olarak bir millî eğitim bakanlığı projesi hazırladı. Ansiklopedi ile fizyokratların nazariyeleri, Condillac’ın felsefesi ve yüzyılın bütün bilgileri, polonya düşünce dünyasının verimini arttırdı, insancı düşüncelere tutkun olmakla beraber, millî kalkınmaya büyük önem veren akılcı bir neslin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu neslin edebiyatı her şeyden önce öğretici ve millî bir edebiyattır. Bu zihniyet, yalnız siyasî yazarlarda (H. Kollataj [1750-1812], S. Staszic [1755-1826], J. U. Niemcewicz [1757-1841]) değil, bütün öteki yazar ve şairlerde açıkça görülür. Başta, eserinin niteliği, kapsamı ve değeriyle ismi yüzyıllar boyunca unutulmayan Warmie piskoposu ve çağdaş edebiyatm prensi I. Krasicki (1735-1801) gelir. Onun yanında A. Naruszevvicz (1738-1796), S. Trembecki (1739-1812), Tomasz Kajetan Wegierski (1755-1787) gibi isimler yer alır. XVIII. yy.ın sonlarında, F. Karpinski (1741-1825) ve F.D. Kniaznin’in (1750-1807) temsil ettikleri duygusalcılığın etkisi kendini göstermeğe başladı. Stanislaw devrinin en iyi eserleri (masal, yergi, manzum mektup), klasik bir mükemmelliğe varmıştır. Körü körüne taklide kaçmaksızın, fransız edebiyatının iki yüzyılını örnek alan bu edebiyat, inceliği, sevimliliği, alaycılığıyle dikkati çeker. Fransız eserleri örnek alınarak (F. Bohommolec [1720 -1784], F. Zablocki [1754-1821]) yazılan töre komedileri yanı sıra, vatan temalarını işleyen tiyatro eserlerinin (J. U. Niemcewicz, W. Boguslawski’nin [1754-1821] eserleri) oynadığı önemli rolü de unutmamak gerekir.
• XIX. ve XX. yy. 1795-1822 Arasında, sıra ile Pulawy’deki Czartoryski’lerin prenslik saraymca tutulan ağlamaklı bir önromantizm, yankılar yapan bir mücadeleden sonra yerini romantizme bırakan sahte bir varşova klasisizmi (K. Kozmian [1771-1856] ve A. Felinski [1771-1820]) hüküm sürdü. Polonya şiiri bu devirde en üstün seviyesine ulaştı. Ama, artık yalnız anılar ve umutlarla yaşama zorunda olan bu boyunduruk altındaki ülkede birbirini takip eden tarihî olaylar romantik akıma olağanüstü bir nitelik kazandırdı. Coşkun bireycilik, Polonya’ca yurtseverlik ateşine ve fedakârlık tutkusuna dönüştü. Mutlu bir çağın geleceğine olan inanç, Polonya’yı dünyada kahramanlığın örneğini sunan bir millet haline getirdi. Şairler, tutsak millete manevî önderlik ve kılavuzluk yaptılar. A. Mickiewicz (1798-1855) bu konuda akla gelen en büyük isim, ülkesi için efsanenin, de ötesinde bir semboldür. Modern çağın tek destanı olan Pan Tadeusz, onun ününü bütün Avrupa’ya yaydı. Yetenekleri ve inancı ile, 1848 Jiberal Fransa’sını, Risorgimento İtalya’sını, islav milletlerini ve doğu ülkelerini etkiledi. A. Mickiewicz’in yanı sıra, ancak öldükten sonra üne kavuşan J. Slowacki (1809-1849), büyüleyici hayalgücü, büyük ustalığı, şiirleri ve dramlarıyle polonya düşünce hazinesine paha biçilmez eserler kattı. Z. Krasinski’ye (1812-1859), gelince onun düşünürlük yönü sanatçı ve şair yönünden üstündür.
Romantizmin öbür üç temsilcisi olan Malczewski (1793-1826), S. Goszczynski (1801-1876) ve J. B. Zaleski (1802-1886) ukrayna tarihî ve manzaralarından ilham aldılar. Sembolizmin öncüsü C. Norvvid (1821-1883) İlk şiirlerini 1840′ta yayımladı. Bu dönemin başlıca eserleri göç sırasında yazıldı. Aynı döneme doğru Polonya’da A. Fredro (1793-1876) komediyi avrupaî bir seviyeye çıkardı; J.İ. Kraszevvski de (1812-1887) roman türünü geliştirdi. Bu büyük ismlerin yanı sıra, romantizmin en iyi temsilcileri arasında şu şairler sayılabilir: Wincenty Pol (1802-1872), Teofil Lenartowicz (1822-1893) ve Wladyslaw Syrokomla (1823-1862). 1863′ten ve başarısızlığa uğrayan ikinci ayaklanmadan sonra «pozitivizm» adı verilen yeni bir çağ açıldı. Yayımcıların ve sosyoloji bilginlerinin (özellikle A. Swietochovvski [1849-1938]) desteğiyle romantizmin ülke siyasetine yapmış olduğu etkiye karşı bir tepki başladı. Gerçekçi eğilimler ve toplumsal değişiklikler birçok romancının yetişmesine yol açtı. Bunların en ünlüsü tarih (Ogniem i Mieczem [Meçle ve Ateşle], Krzyzrary [Toton Şövalyeleri], Quo Vadis) ve töre romanları (Bez Dogmatu [Dogmasız], Rodzina Polanieckich [Polaniecki Ailesi]) yazan H. Sienkievvicz’tir (1846-1916) [1905 Nobel edebiyat ödülü]. Ayrıca Eliza Orzeszkovva (1841-1910) ile halka (Bebek) ve Faraon (Firavun) adlı eserlerin yazarı Boleslaw Prus (1847 – 1912) çok ünlüdür. XIX. yy. sonunda gerçekçi nesir fransız natüralizminin ve özellikle Zola’nın etkisinde kaldı (Adolf Dygasinski [1839-1902 ve tiyatro eserleriyle de ün kazanan Gabriela Zapolska [1860-1921]). A. Asnyk (1838-1897), Maria Konopnicka (1840-1910) lirik şiirin temsilcileridir.
1890′dan 1910′a kadar, S. Przybyszewski (1868-1927), J. Kasprowicz (1860-1926) ve Miriam (1861-1944), K. Tetmajer (1865-1940), L. Staff (1878-1957) tarafından başlatılan estetik «Genç Polonya» hareketi ince bir sanatın doğmasına yol açtı. Patetik gücü eşsiz S. Zeromski (1864-1925), Nobel ödülünü alarak ününü dünyaya yayan W.S. Reymont ve Wladyslaw Orkan (1875-1930), biçim anlayışlarındaki modemizmle bu akıma girerler. Ama işledikleri temalar, zamanlarının sorunlarına bağlı kalmıştır, öte yandan büyük dramaturg S. Wyspianski (1869-1907) milliyetçilik meseleleri üstünde büyük bir titizlikle durdu. İki savaş arasında şiir, L. Staff (1878-1957), B. Lesmian (1879-1937) ve Skamander dergisi çevresinde toplanan genç şairler grubu tarafından temsil edilmekte idi: J. Tuwim (1894-1953), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), J. Lechon (1899-1956). öncü şiirin temsilcileri: J. Przybos (doğ. 1901), J.Czechowicz (1903-1939) ve A. Wazyk’dir (doğ. 1905). W. Broniewski (1897-1962), devrimci Marks’çılığın şairidir ve ancak 1945′ten sonra ünü gitgide artmıştır. Romancılardan F. Sieros-zewski (1858-1945), J. Weyssenhoff (1860-1932), A. Strug (1871-1937), W. Berent (1873-1941), J. Kaden-Bandrowski (1885-1944), Zofia Nalkowska (1885-1954), Maria Dabrowska (doğ. 1889), J. İwaszkiewicz (doğ. 1894); denemeci J. Parandowski (doğ. 1895); tenkitçilerden T. Boy-Zelenski (1874-1941) ve K. İrzykowski (1873-1944); dramaturglardan K. H. Rostworowski (1877-1938) ve J. Szaniawski (doğ. 1887) o sıralarda ünlerinin zirvesindeydi. S.İ. Witkiewicz (1885-1939), B. Schulz (1892-1942), W. Gombrowicz (doğ. 1905) öncü yazarların en ilgi çekenleridir. İkinci Dünya savaşından sonra, polonya edebiyatının gelişiminde üç ayrı evreye rastlanır. Birinci evre 1945-1956 yıllarını kapsar.
Bu dönemde, isteyerek benimsenen veya zorla kabul ettirilen bir gerçekçilik, bazen kabaya kaçan öğreticilik ağır basmakta ve genellikle sosyalizmin kuruluşu meselesiyle ilgili günlük olaylardan alman temalar işlenmektedir. İkinci evre, Stalin döneminin düşüncelerine sınırlı da olsa, başkaldırma dönemidir. Yazarlar, bireyle toplum, hayatın amaçîarıyle sanatın gerekleri arasındaki çelişmeyi ortaya koymakta, edebiyata yüklenen öğretici görevleri alaya almakta ve sanatta yeni ifadeler getirmeğe çalışılmaktadır. 1960 veya 1961 yıllarında başlayan üçüncü evre, ilk iki evrede görülen eğilimlerin uzlaşma dönemidir. Açıkça itiraf edilmemesine rağmen bu evrede edebiyat bir ölçüde, eğitme, ahlâkî düşünce ve değerleri yayma aracı oldu. Bu üç evreden hiç birinde, sembol haline gelen bir yazara rastlanmaz. Roman türü, özellikle Z. Kossak-Szczucka (doğ. 1890), T. Breza (doğ. 1905), J. Stryjkowski (doğ. 1905), T. Parnicki (doğ. 1908), J. Andrzejemski (doğ. 1909), J. Putrament (doğ. 1910), A. Malewska (doğ. 1911), A. Rudnicki (doğ. 1912), S. Dygat (doğ. 1914), K. Brandys (doğ. 1916), W. Mach (1917-1966) tarafından işlendi. Bununla birlikte, Z. Nowakowski (1891-1963), J. Wittlin (doğ. 1896), C. Straszewicz (1904-1963), W. Gombrowicz (doğ. 1905), G. Herling-Grudzinski (doğ. 1919), M. Hlasko (doğ. 1923) gibi, yabancı ülkelerde yaşayan romancıların eserleri, Polonya’da ki çalkantıların dışında kaldı.
Bir ölçüde romanın evrimine benzeyen bir evrim geçiren şiirde üç ayrı akım görülür. T. Rozevvicz (doğ. 1921), A. Miedzyrzecki (doğ. 1922), Z. Herbert (doğ. 1924) ve W. Woroszylski’nin (doğ. 1927) temsil ettiği birinci ve en başarılı akım, şairanelikten arınmış şiiri, kesinliği, süssüz ve yapmacıksız eserleri benimseyen şairleri biraraya getirdi.
Daha savaş öncesinde isimlerini duyuran K. İllakowicz (doğ. 1892), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), A. Stern (doğ. 1899) K.î. Galczynski (1905-1953), C. Milosz (doğ. 1911) gibi şairleri kapsayan ikinci grup, genellikle «yeni-klasik» grup diye anılır, öncü adı verilen üçüncü grup ise, T. Peiper (doğ. 1891), J. Kürek (doğ. 1904), P. Piechal (doğ. 1905) ile eski fütürizmi andırır. Eserlerinde zarif bir anlatım çabası ve derin bir metafizik bunalım görülen M. Jastrun, edebiyatta ayrı bîr yer tutar. Dram yazarları arasında, L. Kruczkowski (1900-1962), T. Zawieyski (doğ. 1902), özellikle de, yergili ve parodili piyesleri birçok ülkede büyük başarı kazanan S. Mrozek (doğ. 1929) anılmağa değer.
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA EDEBİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNKERTON (John)
Tarih 02 Haziran 2009
PİNKERTON (John), iskoçyalı coğrafyacı, tarihçi ve nümismat (Edinburgh 1758-Paris 1826). İskitler ve Gotların Kökeni Üstüne İnceleme ve Çağdaş Coğrafya (1820) adlı eserleri ile Malte-Brun’e öncülük etti. Gezi Notları (1806-1813) adlı eseri anılmağa değer. Pinkerton şiirler de yazdı: Şiirler (1781), Trajik İskoçya Baladları (1781). [L]
PİN – KÎANG. Bk. PİN – CiANG.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNKERTON (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNDOS
Tarih 02 Haziran 2009
PİNDOS, Batı Yunanistan’da billûrlu kütleler ile kalkerli ve şistli sıradağlardan oluşan bütün. En yüksek noktası Smolikas’ta 2 632 m. Eskiçağda bu dağ Apollon’a, ilham perilerine ve şiire adanmıştı. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNDOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNDEMONTE
Tarih 02 Haziran 2009
PİNDEMONTE (ippolito), italyan şairi (Verona 1753-ay.y. 1828). Birçok yer gezdi; çeşitli akım ve görüşlerle yakından ilgilendi. Gençlik çağının bazı çalışmalarından sonra 1788′de Poesie Campestri’yi (Kır Şiirleri) yayımladı.
1788-1791 Yılları arasında Paris, Londra, Berlin ve Viyana’da oturdu; bu seyahatlerden sonra yan alaylı yarı; otobiyografik bir roman yazdı: Abaritte (1790). 1789′da La Francia (Fransa) adlı uzun şiirinde Fransız devrimini övdü; fakat çok geçmeden fikir değiştirdi ve bir kenara çekilerek, o sıralarda dünyayı değiştiren toplumsal ve siyasî olayları uzaktan takip etti. Klasiklerle romantikler arasındaki tartışmalara karışmadan ve biçim yönünden romantizmin etkisinde kalmadan klasik şiir anlayışını sürdürdü. 1805′te Odysseia’nm doğru ama sanat yönünden biraz zayıf bir tercümesini yaptı (eserin tümü 1822′de yayımlandı). Gene 1805′te Epistole in Versi’yi (Manzum Mektuplar) yazdı. Foscolo, / Sepolcri (Mezarlar) adlı şiirini Pindemonte’nin / Cimiteri (Mezarlıklar) adlı uzun şiirine adadı; ama Pindemonte 1 CimiterVyi yarım bırakarak t Sepolcri (Mezarlar) adlı manzum bir mektup yazdı (1807). öbür eserleri: Novelle (Hikâyeler) [1792], Sermoni (Nutuklar) [1819]; küçük şiiri // Colpo di Martello del Campanile di San Marco (San Marco Çan Kulesinin Tokmak Darbesi) [1820] ve Shakespeare, Alfieri ve Ossian etkisinde yazdığı Arminio [1804] adlı trajedi. (M)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNDEMONTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PINDEMONTE (Giovanni)
Tarih 02 Haziran 2009
PINDEMONTE (Giovanni), italyan yazarı (Verona 1751-ay.y. 1812). Vicenza podesta’-sı oldu, bir süre Fransa’da yaşadı, 1802′den itibaren italyan Cumhuriyeti parlamentosuna girdi. Yurtseverlik şiirleri ve Shakespeare’in etkisini taşıyan trajediler yazdı. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PINDEMONTE (Giovanni) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNDAROS
Tarih 02 Haziran 2009
PİNDAROS, yunan lirik şairi (Kynoskephalai, Thebai yakınları M.ö. 518 – Argos? 438). Daiphantos’un oğlu. ünlü Aigeos soyundandı. Flütçü Skopelinos’un ve Korinna ile Myrtis adlarındaki ünlü kadın şairlerin öğrencisi olan Pindaros, öğrenimini Atina’da tamamladı ve Simonides’i orada tanıdı. Yirmi yaşında onuncu Pythionikon’u (Pythiou’lu Apollon’u yücelten şiir) yazdı. Med savaşlarına katılmamış olduğu sanılır.
Salamin zaferinden sonra büyük ün kazandı. Ünlü Atina dithyrambos’larını (tanrı Dionysos’u öven coşkun şiirler) ve Syrakusai’li Hieron’a, Akragas’lı Theron’a, Kyrene’li Arkesilaos’a v.b.’ye adadığı od tarzındaki şiirlerini bu dönemde yazdı. 476′-ya doğru, Sicilya, tiran Theron’un ve Hieron’un saraylarına gitti. Yaptığı başka yolculuklar hakkındaki bilgiler yetersizdir. Tarihi kesinlikle bilinen son od’u sekizinci PythionikorfĞnr (446). Diagoras için yazdığı od’lardan biri, Lindos’taki Athena tapmağına altın harflerle kazınmıştı. Pindaros, ölümünden hemen sonra klasikler arasına girdi, önceleri on yedi kitapta toplanan şiirlerini daha sonraları iskenderiye şairleri on üç kitaplık dokuz gruba ayırdı: 1. kitap, Hymnos’lar (ilâhiler); 2. kitap, Paian’lar (Zafer şenliği türküleri); 3. ve 4. kitaplar, Dithyrambos’lar (Lirik şiirler); 5. ve 6. kitaplar, Prosodios’lat (Güfteler); 7., 8. ve 9. kitaplar, Partheneion’lar (Bakire şarkılar); 10. ve 11. kitaplar, Hyporkhema’lar (Dans şarkıları); 12. kitap, Enkomion’lar (övgüler); 13. kitap, Threnos’lat (Ağıtlar); son 4 kitap, Epinikios’lar (Zafer şarkılarındır, ilk sekiz gruptan sadece birkaç parça kalmıştır. Pindaros’un günümüze kalan tek şiir kitabı Epinikios’lar veya Zafer Şarkıları’dır. Şairin odları, fikirlerin yüceliği, benzetmelerin parlaklığı, ritimlerin zenginliği ve çeşitliliği, üslûbun ahengi ve yüceliği bakımından yunan lirizminin şaheserleridir.
—Pindaros dili, Pindaros’un ortaya attığı yapma edebiyat dili. (Ana dili boiotia lehçesi yerine Pindaros, koro lirizminin geleneksel dilini [Midilli (Lesbos) şairlerinden aktarılan ve Aiolis ve Homeros biçimlerini kapsayan bir dorca biçimi] kullandı. Pindaros dilinin özellikleri, Theokritos gibi Edebiyat Dorcası ile yazan şairlerde de görülür.) [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNDAROS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLEMİK
Tarih 01 Haziran 2009
POLEMİK i. (yun. polemikos’tan fr. polemique). Oldukça sert nitelikte kalem tartışması: Kavgalarım, edebiyat polemiğinin en canlı örnekleriydi o zaman (Y. Z. Ortaç). «Yoksa açtıkları polemikte kendilerine yardımım dokunurdu» (Y. K. Karaosmanoğlu).
— ANSiKL. Ed. Türk edebiyatında polemik türündeki yazılar ancak Tanzimat’tan sonra görüldü. Namık Kemal ve Ziya Paşanın divan edebiyatının temalarını, mazmunlarını, dilini yeren makaleleri, batı edebiyatı konusunda Ahmed Midhat, İsmail Hakkı, Beşir Fuad, Nabizade Nâzım’ın tartışma yazıları, Muallim Naci ile Recaizade Ekrem’in şiir dili ve nazım tekniği konusunda birbirlerine karşı yazdıkları tenkitler ilk polemikler arasındadır. Edebiyatı cedide döneminde yeni edebiyat anlayışını savunan Hüseyin Cahit (Yalçın) ve Cenab Şahabeddin ile eski edebiyat anlayışına bağlı Ahmed Rasim, Ali Kemal gibi yazarlar karşılıklı polemik yazıları kaleme aldı. Hüseyin Rahmi’nin (Gürpınar) Cadı romanıyla ilgili tartışmalar geniş ölçüde polemik niteliği gösterdi. Fecriâti edebiyatında Şahabeddin Süleyman, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), polemikleriyle tanındı. Bu dönemde Fuad Köprülü’nün Hüseyin Daniş ile giriştiği polemik uzun süre devam etti. Millî edebiyat döneminde Ömer Seyfeddin ve Ali Canip (Yöntem) polemik yazıları kaleme aldı. Cumhuriyet döneminde Nâzım Hikmet Ran ile Peyami Safa arasındaki polemik karşılıklı cevaplarla uzun süre devam etti.
Nurullah Ataç’ın sanat ve toplum ilişkileri, yazarın görevi gibi konularda Suut Kemal Yetkin, Fethi Naci, Vedat Günyol, Adnan Benk v.d. yazarlarla giriştiği polemikler yankı yarattı. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLEMİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLEJAYEV (Aleksandr İvanoviç)
Tarih 01 Haziran 2009
POLEJAYEV (Aleksandr İvanoviç), rus şairi (Ruzayevka, Penza ili 1804 – Moskova 1838). Saşka adlı şiirindeki bazı mısralar Nikolay I’ kızdırdı, er olarak askere alındı (1826), sonra Kafkasya’ya sürüldü (1829 – 1833). ilk kitabını 1832′de yayımladı. Bunu Kalyan (1833), Harp (1838) ve Nekahet Saatleri (1842) adlı eserleri izledi. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLEJAYEV (Aleksandr İvanoviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİMONENKO (Nikolay Kornilyeviç)
Tarih 01 Haziran 2009
PİMONENKO (Nikolay Kornilyeviç), Ukraynalı ressam (Kiev 1862-ay.y. 1912). 1899′-dan sonra «Gezginler» derneğine üye oldu. Ukrayna manzaralarını, bölge halkının hayatını ve çalışmasını konu alan resimler yaptı. Ukrayna sanatında ilk defa, manzara resimlerinin şiirselliğiyle günlük hayatın gerçekliğini kaynaştırmayı başardı. Yakın arkadaşı Y.E. Repin’in etkisinde kaldı. Birçok öğretici eser verdi. Başlıca tabloları Kiev’deki Ukrayna Sanat müzesinde ve öbür Ukrayna müzelerindedir. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİMONENKO (Nikolay Kornilyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Poetike (Peri Poietikes)
Tarih 30 Mayıs 2009
Poetike (Peri Poietikes), Aristoteles’in eseri (M.ö. IV. yy.). İki kitaptan meydana gelen eserin ikinci kitabı komediye ayrılmıştı. Bugün elde yalnız, metindeki bazı eksik yerler, eklenen kısımlar veya sırası değişen bölümlerle başka bir nitelik kazanan birinci kitap vardır. Kitap yirmi altı bölüme ayrılır: şiirin özü üstüne giriş, şiirin türleri, kaynakları (I.-V. bölümler); trajedi teorisi (VI.-XXII.); destan teorisi (XXIII.-XXIV.); çeşitli meseleler (XXV. bölüm); destanla trajedi karşılaştırılması (XXVI). Aristoteles’e göre şiir bir taklittir; nesneleri olduğundan daha çok veya daha az güzel gösterebilir ve onlardan genel tasvirler çıkarır. Çeşitli türleri, sadece, çeşitli taklit tarzlarıdır. Bu taklidin kaynağı, içgüdüdür. Bütün sanatlar içgüdüyle başlar, alışkanlık ve teknik çalışma ile olgunlaşır. Trajedi, bütün eski şiirin son şeklini bulduğu en üstün türdür.
Başlıca unsuru, korku ve acıma uyandıran ve bu tutkuları arıtan olaydır. Yazar daha sonra XVI. yy.ın sonundan itibaren trajedi nazariyecileri tarafından yanlış anlam verilen ünlü birkaç sayfada trajedinin kurallarını belirtir. Aristoteles trajedide yalnız olay birliğini zorunlu sayar; yer birliği konusunda tek kelime söylemez. Ayrıca zaman birliğinden de ancak dolaylı bir şekilde söz eder. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Poetike (Peri Poietikes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POEM,Poemes Antiques
Tarih 30 Mayıs 2009
POEM i. (fr. poeme). Müz. Bk. şiir.
Poemes Antiques (Antik Şiirler), Leconte de Lisle’in şiir kitabı (1852). Şairin ilk şüı kitabıdır. Leconte de Lisle, ilk baskısının önsözünde, romantik sanat anlayışına kendi sanat anlayışını karşı çıkarıyordu. Romantizmin insan kişiliğinin en derin ifadesini ortaya çıkaran duygusal bir hıristiyanlıktan hareket etmiş olmasına karşılık şair, sanattan, kaynağındaki geleneklere dönerek, kararsız bir «ben»i değil de, insanlığın ruhunu dile getirmesini bekler. Konularını yunan ve hint ilkçağlarından alan Leconte de Lisle, insanlığın destanını, kendi duygularına kapılmadan anlatır ve şiirlerini birer mermer kabartma gibi işler. (L)
Poenulus. Bk. kartacali.
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POEM,Poemes Antiques hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCHLER (Karoline)
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCHLER (Karoline), avusturyalı kadın yazar (Viyana 1769-ay.y. 1843). Evinde yapılan edebî toplantılar ve tartışmalar dolayısıyle tanındı. Bu toplantılara katılanlar arasında Schlegel, Z. Werner, C. Brentano Madam de Stael ve F. Grillparzer vardı. Pichler, şiir, roman (Leonore [1804], Die Belagerung Wiens [Viyana Kuşatması]), ilgi çekici birer belge olan hatıralar {Denkwürdigkeiten aus Meinem Leben [Hayatımdan İlgi Çekici Sahneler], 1844) yazdı (M)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHLER (Karoline) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCHLER (Adolf),
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCHLER (Adolf), avusturyalı yazar (Erl Kufstein yakınları 1819 İnnsbruck’ta 1900) Innsbruck’ta mineraloji ve jeoloji öğretmenliği yaptı. İtalya’ya bağlandıklarını bildiren Güney Tirol’lülerin isyanı sırasında (1848) öğrencilerden kurulu bir birliğin başına geçerek düşmanın üstüne yürüdü ve bu kahramanca hareketinden ötürü imparatordan soyluluk unvanı aldı. Edebî eserlerinde memleketini anlatır; özellikle epik şiirler (Zaggler Franz, 1889) ve çok canlı anlatılar (Allerlei Geschichten aus Tirol. [Birkaç Tirol Hikâyesi], 1867) yazdı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHLER (Adolf), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCHETTE (Henri)
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCHETTE (Henri), fransız yazarı (Chateauroux 1924). Les Epiphanies (Yortular [1947], Nuclea (1952) adlı oyunlarında ve Apoemes (Şiire Karşı) [1948], La Point Velique (Rüzgâr Bileşik Noktası) [1950] adlı şiirlerinde modern dünyanın baskılarını ve savaşını lirik bir dille anlattı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHETTE (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCARD (Edmond)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCARD (Edmond), belçikalı avukat ve yazar (Brüksel 1836 – Dave, Namur 1924). Brüksel’de avukatlık yaptı, Hukuk fakültesinde ders verdi, aşırı solu tutarak siyasî toplantılarda dikkati çekti ve 1895-1905 arasında senatoya seçildi. La Jeune Belgique dergisinin yanı sıra toplumsal sanat davasını savunduğu Art Moderne dergisini kurdu. Yazıları çok canlı, etkileyici ve paradokslarla doludur. Eserleri: şiirlerini kapsayan Les Reveries d’un Stagiaire (Bir Stajyerin Hülyaları) [1879]; adliye hayatını canlandıran La Forge Roussel (Roussel Dökümevi) [1881]; Amiral (1883); La Veillee deVHuissier (Odacının Sabahlaması) [1885]; Le Jure (Yeminli) [1886].[L]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCARD (Edmond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİBRAC (Guy DU FAUR DE)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİBRAC (Guy DU FAUR DE), fransız diplomatı (Pibrac 1529 – Paris 1584). Toulouse’da avukatlık yaptı, sonra Paris parlamentosunda danışman oldu. Otuzlar konsilinde kralı temsil etti (1562), sonra Danıştay üyesi seçildi. Anjcu dükünün yanında (1573) protestanlarla Beaulieu barışı müzakerelerine katıldı (1576). Pau’da, Marguerite de Navarre’ın mühürdarı oldu. Ayrıca, Quatrains Contenant Preceptes et Enseignements (Temel Kurallar ve öğretici Dörtlükler) [1574] ve Les Plaisirs de la Vie Rustique (Köy Hayatının Zevkleri) [1576] adlı şiirleri yayımladı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİBRAC (Guy DU FAUR DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHOKYLİDES Miletos’lu
Tarih 28 Mayıs 2009
PHOKYLİDES Miletos’lu (M. ö. IV. yy.), Theognis’in çağdaşı yunan şairi. Ahlâk kurallarını, altı heceli (heksametros) tek mısralar, lirik beyitler ve zaman zaman üç mısralı şiirlerle dile getirdi. Bu bilgece beyitlerin çoğu, zamanla atasözü haline geldi. Bunlardan yalnız on beş kadarı bilinmektedir. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHOKYLİDES Miletos’lu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLETAS,PHİLİBERTİA
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLETAS istanköylü, İskenderiyeli tenkitçi ve şair (doğ. İstanköy [Kos] M.ö. 340′a doğr.). İskenderiye’de Ptolemaios II Philadelphos’un eğitimi ile görevlendirildi. Sonra istanköy’e (Kos) döndü; öğrencileri arasında Hermesianaks, Aratos ve Theokritos vardı. Philetas, bilimsel mensur eserler, içli aşk şiirleri, Telephos (babasının adından) adlı bir kitap, Demeter ve Hermes adlı iki şiir yazdı. Philetas’ın günümüze elli kadar şiiri kalmıştır. Propertius onu sık sık taklit etti. (L)
PHİLİBERTİA i. Büyük çiçekli tırmanıcı ağaççık; Tropikal Amerika’da yetişir. (Tohumlarıipekligillerden.) [L]
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLETAS,PHİLİBERTİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLEPİTTA,PHİLES (Manuel)
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLEPİTTA i. Madagaskar’da yaşayan, sarı benekli, esmer ve siyah tüylü kuş; genellikle pitta’lara benzer, (Philebittidae familyasının örnek tipi.) [L]
PHİLES (Manuel), bizanslı şair (Efes [Ephesos] 1275-İstanbul 1345). Saray şairi idi. Görevle uzaklara gönderildi; günlük konuları işleyen şiirler (övgü), öğretici manzumeler, diyaloglar ve özellikle birçok epigram yazdı: Peri Zoon İdiotetos (Hayvanların özellikleri Üstüne), Peri Phyton (Bitkiler Üstüne). Philes’in eserlerinde, Palaiologos’ların yaşayışı üstüne ilgi çekici bilgiler vardır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLEPİTTA,PHİLES (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİGMELER
Tarih 27 Mayıs 2009
PİGMELER, özellikle Afrika’nın ortasındaki ekvator ormanlarında yaşayan halk; 120 000 kişi kadar olan Pigmeler üç topluluğa ayrılır: eski Belçika Kongosu’nun doğusunda Bambuti’ler («ormanlılar»), merkez Pigmeleri (eski Belçika Kongosu’nun batısında ve Kongo cumhuriyetinde) ve Batı Pigmeleri (Gabon’da ve Kamerun’da).Pigmeler bazı grupların soysuzlaşmış bir türü değil, tamamıyle ayrı bir ırktır; tarihöncesi devirlerde oldukça yaygın olan bu ırk sonradan bugün yaşadığı bölgelere (Afrika ekvator ormanları, Malezya yarımadası, Andaman adaları ve bazı Filipin adaları) püskürtüldü. Boyları 1,50 m’den az olan Pigmeler, mezosefaldir; çene kemikleri biraz öne doğru çıkık, saçları kıvırcıktır; tenlerinin rengi sarı kahverengi arasında çeşitli tonlardadır. Yarım daire şeklinde tek kapılı ve dev ağaç köklerine dayanan kulübelerden meydana gelen kamplarda yaşarlar. Kadınlar kulübeleri yapar ve balıkçılıkla uğraşır; erkekler toplu halde ok ve mızraklarla maymun, antilop, özellikle de fil avlar. Ormanda yaşayan bu halkın gelir kaynaklarından biri de kadınların uğraştığı devşirmeciliktir. Çevrelerindeki zenci tarımcılarla iktisadî ilişkiler kurmuşlardır. Av hayvanları tükenince kamplarını değiştirirler. Toplumsal düzenleri son derece karmaşıktır. Genellikle klan dışından evlenilir; çok karılılık yasaklanmamışsa da enderdir. Her klanın totem hayvanı (timsah, şempanze v.b.) ayrıdır. Pigmeler «Khmvum» dedikleri tek bir yaratıcı tanrıya inanırlar, ölüler mağarada veya bir ağaç kovuğunda saklanır. Ata ruhlarının her yerde yaşadığına inanılır. Pigmeler ilişki kurdukları Bantula-rın dilini benimsemiştir. Ayrı bir dilleri de vardır ve başlıca özelliğf boşiman dilindeki gibi ünlemler bulunmasıdır. Pigme edebiyatı şiirlerinin ve destanlarının niteliği bakımından ilgi çekicidir.
— Leng. Pigme dilleri, Afrika’da, Sudan ile Kamerun arasındaki bölgede konuşulan dil öbeği. (Burada gruplar halinde yaşayan cüce zenciler daha çok avcılıkla geçinirler. Antropolojik yapı ve gelenek bakımından diğer zencilerden ayrılan Pigmeler Güney Afrika’daki Boşimanlara benzerler.) Dilleri, zenci afrika dillerinin bir kolu olarak kabul edilir ve bu sebeple cüce zencilerin Boşiman ve Hotantolarla akraba olduğu ileri sürülür. Bu konuda P. Schebesta 1940′ta bir yazı yayımladı. Fakat henüz bu dillerinin grameri kesinlikle bilinmemektedir. Pigme dilleri arasında Efe, Mpagga, Babinga v.b. sayılabilir. Efe, Yukarı Nil bölgesinin batısında ve Yukarı Ouella’da, mpagga dili ise Ubangi ve Lobaya’da konuşulur. Babinga, Sanga’da yaşayan zenciler tarafından konuşulur. (LM)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİGMELER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pierrot Lunaire
Tarih 27 Mayıs 2009
PİERROT. Bk. PiYERO.
Pierrot Lunaire, Arnold Schönberg’in en ünlü eserlerinden biri. 1912′de bestelenen eser oda orkestrası için yazılmıştır ve 21 melodramdan meydana gelir. Schönberg eserine yeni bir unsur olarak kullandığı Sprechgesang’ı, yani sözlü melodiyi katmış ve bu resitant sesi ritim bakımından inceden inceye notalamıştır; aralıklara kesinlikle uymak gerekir, ses yüksekliği ancak bu aralıklar içinde az çok değişebilir. Anlatımcılığın tipik bir örneği olan Pirrot Lunaire, kontrapunto sanatı bakımından da mükemmeldir. Esere temel olan belçikalı Albert Giraud’nun şiirlerini Almancaya Otto Erich Hartleben çevirmiştir. (l)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pierrot Lunaire hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHANOKLES
Tarih 27 Mayıs 2009
PHANOKLES, iskenderiye devri yunan eleji şairi. Erotes e Kaloi (Aşklar veya Güzel Gençler) adlı manzumesinde eski aşk efsanelerini anlattı. Bu şiirlerden günümüze bir tek parça kalmıştır: Orpheus’un ölümünü anlatan bu şiiri Vergilius taklit etti. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHANOKLES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Phainomena
Tarih 27 Mayıs 2009
Phainomena, Aratos’un (M.ö. III. yy.) iki kitapta topladığı didaktik şiirleri. Birinci kitap, zamanın astronomi bilgilerini özetler. Bazen Diosemeiai de (Atmosfer Belirtileri) denen ikinci kitap halk için bir meteoroloji dersidir. Aratos’un bütün yaptığı, Knidos’lu Eudoksos’un bir eserini manzum hale getirmekti; bununla beraber zarif ve açık bir üslûbu, canlı ve duygulu hayal gücüyle dikkati çeker. Varro ile Cicero tarafından Latinceye çevrilen bu eserden Vergilius da yararlanmıştır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Phainomena hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHAİDROS
Tarih 27 Mayıs 2009
PHAİDROS, yunan filozofu (doğ. M.ö. 150′ye doğr.). Epikuros okulunun yönetiminde Zenon’un (Sidon’lu) yerine geçtiği sanılır. 88′den önce Phaidros’u Roma’da dinleyen Cicero, 79′da Atina’da onun derslerine devam etti. Peri Theon (Tanrılar Üstüne) adlı bir inceleme ona mal edildi. (L)
Phaidros, Eflatun’un bir diyalogu. Eserde, yalnız Sokrates ve Phaidros olmak üzere, iki kişi konuşur. Şölen’in (Symynosion) devamı olan Phaidros, güzelliği ve aşkı ele alır. Phaidros, Sokrates’e Lysias’ın aşk üstüne bir nutkunu okur. Sokrates, alaycı bir tarzda, genç adamın hayranlığına katılır, fakat sonra, nutku tenkit eder ve ona kendi istediği biçimi verir. Daha sonra, son derece güzel bir efsane biçiminde, aşk üstüne kendi fikirlerini ortaya koyar. Böylece, daha önceki bir hayatta, özleri gören ruh, bunların yansımalarını, yeryüzünde, güzel bedenlerle güzel ruhlarda yeniden bulur; bu sayede ruh, aşkın etkisiyle tanrısala doğru yükselir. Eserin ikinci kısmında, doğrunun bilgisine ve diyalektiğe dayanan bir belagat anlayışı sofistlerin belâgatiyle karşı karşıya getirilir. Phaidros, görüşlerin zenginliği.Tasvirlerin çekiciliği ve şiiriyle Eflatun’un en güzel diyaloglarından biridir. Yazarın aşk felsefesi öğretisi Şölen’de ortaya kenarı doktrine yaklaşır: aşkın diyalektiği Devletin konusu olan diyalektiğin öğretisiyle tamamlanacaktır. Bu üç büyük diyalog, Eflatun’un olgunluk dönemi (M.ö. 380′e doğr.) eserleridir. (-> Bibliyo.) [L]
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHAİDROS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHAEDRUS veya PHAEDER (Caius Ju-lius)
Tarih 27 Mayıs 2009
PHAEDRUS veya PHAEDER (Caius Ju-lius), latin masal yazarı (Makedonya M.ö. 15′e doğr.M.S. 50′den sonra). Trakyalı bir köleydi, Augustus tarafından azaj edildi. Roma’da yaşadı. Aisopos’u taklit ederek yazdığı 123 masaliyle latin şiirine yeni bir tarz kazandırdı. Phaedrus’un masalları, kendisine örnek olarak seçtiği Aisopos’unkilerden daha canlıdır. Bazı çağdaşlarına karşı duyduğu öfkeyi boşaltmak için zaman zaman masalı araç olarak kullandı. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHAEDRUS veya PHAEDER (Caius Ju-lius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFLEGER-MORAVSKY (Gustav)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFLEGER-MORAVSKY (Gustav), çek yazarı (Karasejn 1833-Prag 1875). Yazarlığa lirik şiirlerle ve manzum bir romanla başladı. Eserlerinde yabancı romantiklerin etkisi ağır basar. Romanları: 1844′teki boya işçileri ayaklanmasından ilham alan ve ilk toplumsal çek romanı olarak kabul edilen Z Maleho Sveta (Halk Sınıfı) [1864] ile Pani Fabrikantova (Fabrikacı Madam) [1867]. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFLEGER-MORAVSKY (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEZOA VELİZ (Carlos)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEZOA VELİZ (Carlos), şilili şair (Santiago 1879-ay.y. 1908). Yoksul ve hareketli bir hayat sürdü. Sağlığında dergilerde çıkan şiirleri, ölümünden sonra toplanarak birkaç cilt halinde yayımlandı: Alma Chilena (Şili Ruhu) [1912]; Campanas de Oro (Altın Çanlar) [1921]; Poesias y Prosas Completas (Bütün Şiir ve Nesirler) [1927]. Modernist hareketin etkisinde kaldı. Aralarında yaşadığı küçük insanları dile getirdi. (M)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEZOA VELİZ (Carlos) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEZA (Juan de Dios)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEZA (Juan de Dios), meksikalı şair (Mexico 1852-ay.y. 1910). 1878′de, Ispanyada’ki Meksika büyükelçiliğinde görev aldı. La Lira Mexicana (Meksika Arpı) [1879] adlı şiir antolojisini bu ülkede yayımladı; eserin önsözünü Nunez de Arce yazdı. La ilustracion Espanola y Americana adlı dergide Meksika üstüne birçok makalesi çıktı. Çok sayıdaki şiir kitapları arasında en önemlisi, konusunu ev hayatından alan Cantos del Hogar’dır (Aile Ocağından Şarkılar). Ayrıca oyunlar yazdı: La Ciencia del Hogar (Ev Bilimi) [1873] adlı komedi; Ultimos İnstantes de Cristobal Colon (Kristof Kolomb’un Son Anları) [1874] ve Un Epilogo de Amor (Bir Aşk’ın Sonu) [1875] adlı dramlar. (M)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEZA (Juan de Dios) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETURSSON (Hannes)
Tarih 27 Mayıs 2009
PETURSSON (Hannes), izlandalı yazar (Skagofjord idare bölümü 1931). Reykjavik Latin okulunda, Almanya’da Köln ve Heidelberg üniversitelerinde okuduktan sonra, barok coşkunluğu ile klasik ritmi birleştiren masal (Kuzey Masalları, 1962) ve şiir kitaplarında (Şiirler, 1955; Yaz Vadilerinde, 1959; Anlar ve Yerler, 1962) kendini genç şairlerin ustası olarak kabul ettirdi. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETURSSON (Hannes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRZELKA (Vilem)
Tarih 27 Mayıs 2009
PETRZELKA (Vilem), çek bestecisi (Kralova Pole 1889), Janaçek ve Novak’ın öğrencisi. Prag ve Brno’da öğretmenlik yaptı. Müziği, folklor, caz ve çeşitli yeni üslûpların bir karışımıdır. Bir opera, iki sinfonietta (1943, 1952), bir senfoni (1956), bir uvertür, bir senfonik şiir, bir senfonik dram, beş dörtlü, bir keman konçertosu (1943) besteledi. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRZELKA (Vilem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRU CERCEL
Tarih 27 Mayıs 2009
PETRU CERCEL (öl. 1590), Eflak voyvodası (1583-1585). Voyvoda olmadan önce İstanbul’da Fransa elçisinin yanında çalıştı. Fransız elçisinin aracıhğryle osmanlı hazinesine dörtte biri peşin olmak üzere 80 000 altın vermeyi vaat ederek voyvoda oldu. Uzun süre italya’da yaşadı ve orada hümanistlerle dostluk kurdu, italyanca şiirler yazdı. Fransa’ya gitti. Eflak boyarlarıyle anlaşamadığından Eflak hazinesinden 400 000 altın alarak Lehistan’a kaçtı. İstanbul’a dönüşünde Yedikule’de boğduruldu. (LM)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRU CERCEL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETROVİÇ (Veljko)
Tarih 27 Mayıs 2009
PETROVİÇ (Veljko), sırp yazarı (Sombor 1884 – Belgrad 1967). İki ciltlik vatanî şiirler, Voyvodina ve Slavonya Sırplarının hayatını dile getiren on kadar hikâye kitabı yazdı. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETROVİÇ (Veljko) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERNE (Gabriel)
Tarih 26 Mayıs 2009
PİERNE (Gabriel), fransız bestecisi ve orkestra yöneticisi (Metz 1863-Ploujean 1937). Paris konservatuvarında Lavignac, Massenet ve Franck’m öğrencisiydi. Edith adlı kantatı ile Roma Büyük ödülünü kazandı (1882). Cesar Franck ölünce, Sainte-Clotil-de kilisesinin orgçuluğuna getirildi (1890). 1903-1910 Arasında Colonne’un yedeğiydi, sonra orkestranın birinci yöneticisi olarak onun yerine geçti (1910-1934). Her türden ve her tarzdan birçok eser verdi. Sonatiri-den sonra Roma’da bestelediği eserleri, bir orkestra süiti, bir senfonik uvertür; ayrfca tarih sırasıyle: Le Collier de Saphir (Safir Kolye) [1891] adlı bir pandomima; J. Lorra-ine’in Yanthis’i ve E. Rostand’ın La Prin-cesse Lointaine’i (Uzaktaki Prenses) için sahne müzikleri; La Coupe Enchantee (Sihirli Çanak) [operakomik, 1895]; Vendee operası (Lyon, 1897); Loti’nin Ramuntcho’-sundan aktarılan bir oyun için sahne müziği (Od6on, 1906); ilk temsilleri OpSra-Co-miquet’te verilen lirik komediler: La Fille de Tabarin (Tabarin’in Kızı) [1901]; On ne Badine pas avec VAmour (Aşk Şakaya Gelmez) [1910]; Sophie Arnould (1927); 1934′te Porte-Saint-Martin’de oynanan Fragonard. Op6ra’da temsil edilen birçok bale besteledi: Cydalise et le Chevrepied (1923); İmpressions de Musichall (Müzikhol’den İzlenimler) [1927); îmages (1935) ve Giration. Pierne* sanatının ilk yıllarından itibaren oratoryo ve lirik şiirle ilgilendi: La Nuit de Noel (Noel Gecesi) [1895] (1870 savaşından bölümler); L’An Mille (Bin Yılı) [1898]; La Croisade des Enfants (Çocukların Haçlı Seferi) [1902]; Les Enfants â Bethleem (Beytüllahm’daki Çocuklar); Saint François d’Assise (Assisili Aziz Francesco) [1912]. Senfonik parçaları: Paysages Franciscains, Variations sur un Theme Pastoral (Bir Kır Temi Üstüne Çeşitlemeler), Concerto, Fan-taisie-ballet ve piyano ve orkestra için Poeme Symphonique (Senfonik Şiir) [1901]; arp ve orkestra için Konzertstück (1901), keman ve orkestra için Fantaisie Basque (1931). Çok sayıda oda müziği eseri vardır: keman ve piyano için bir sonat (1900), piyano ve yaylılar için bir beşli, piyano ve yaylılar için bir üçlü, piyano ve viyolonsel için bir sonat, flüt, viyolonsel ve piyano için bir sonat da camera, çalgı beşlisi için Serbest Çeşitlemeler, bir yaylı çalgılar üçlüsü, saksofonlar için bir dörtlü. Ayrıca piyano parçaları (Passacaille, Variation en ut Mineur [Do Minör Çeşitlemeler]), J. Lorrain, Catulle Mend6s, Paul Fort’un metinleri üzerine melodiler besteledi.
— Yeğeni PAUL (Metz 1874-Paris 1952), Paris Saint-Paul-Saint-Louis kilisesinin orgcusuydu; iki opera, bir bale, iki senfoni, bir missa, melodiler ve bir senfonik şiir besteledi. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERNE (Gabriel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERA (Meşullam ben Şelomo DE)
Tarih 26 Mayıs 2009
PİERA (Meşullam ben Şelomo DE), yahudi asıllı ispanyol şairi (XIII. yy.). En Vidas de Gerona (Gerona’da Hayat) adlı eseriyle tanındı. Gerona okulu kabala’cılarıyle arkadaşlık kurdu. Din dışı şiirleriyle ün kazandı. Arap şairleri ve trubadurlarla ilgili konuları işledi. Maimonides ile ilgili tartışmalara katıldı. Başlangıçta şiirleriyle bu filozof karşı çıktıysa da, sonradan onu övdü. (M
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERA (Meşullam ben Şelomo DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRİNO (Dimitrie)
Tarih 26 Mayıs 2009
PETRİNO (Dimitrie), rumen şairi (Rujnita, Bucovina 1846-Bükreş 1879). Uzun süre yurt dışında dolaştı. 1875′te vatanına döndü. Kötümser şiirler yazdı: Flor i di Mormânt (Mezar Çiçekleri) [1868], Lumini şi Umbre (Işıklar ve Gölgeler) [1870], Raul (1875). [M]
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRİNO (Dimitrie) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLODEMOS
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLODEMOS, Epikuros okuluna, bağlı yunan filozofu (Gadara, Lübnan M. ö. 110′a doğr. M.ö. 28′e doğr.). M.ö. 70′te Roma’ya gitti, özellikle epikuros’çuların toplandığı Napoli’de yaşadı. Cicero, onun derin bilgisini ve nezaketini över. Elimizde epigram tarzında 30 kadar şiiri ve birçok felsefe yazısı vardır. Bunlar Jül Sezar’ın kayınpederi L. Calpurnius Piso’nun Hercuanum harabelerinde bulunan kitaplığındadır. Eserleri Piso kendisi seçmişti. Epigramları yunan Antolojisindedir. (L)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLODEMOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLLİPS (Stepnen)
Tarih 26 Mayıs 2009
PHİLLİPS (Stepnen), ingiliz şairi (Somertown, Oxford yakınları 1868-Deal, Kent 1915). Christ in Hades (Cehennemde Isa) [1897] şiiriyje ün kazandı. Çok geçmeden tiyatroya yöneldi, millî tarih ve günün olayları ile ilgili geleneksel konular üstüne manzum trajediler yazdı: Herod (Herodotos) [1900]; Paolo and Francesca (Paolo ve Francesca) [1901]; Ulysses (Odysseus) [1902]; The Sin of David (Davud’un Günahı) [1904]; Neron (1906). [L]
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLLİPS (Stepnen) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPS (John)
Tarih 25 Mayıs 2009
PHİLİPS (John), ingiliz şairi (Banıp Oxfordshire 1676-Hereford 1709). Milten üslûbunu yansılayan The Spîendid Shillim (Harika Şiling) [1705] başlıklı bir bür.e-* şiir ve Georgica’yı taklit eden Cyder E ma Şarabı) [1708] adli bir şiir yazdı. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPS (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPE (Charles – Louis)
Tarih 25 Mayıs 2009
PHİLİPPE (Charles – Louis), fransız yazarı (Cenlly, Allier 1874-Paris 1909). Bir nalıncının oğlu. öğrenimini Moulins’de yaptı, sonra yirmi yaşındayken Paris’e gitti, belediyede küçük bir memur olarak çalıştı. Sembolist arkadaşlarının teşvikiyle şiir yazmağa başladı. Ama az zamanda romanlarıyle tanındı. Başlıca eserleri: Quatre Histoires de Pauvre Amour (Mutsuz Dört Aşk Hikâyesi) [1897], La Bonne Madeleine et la Pauvre Marie (İyi Yürekli Madeleine ve Zavallı Marie) [1898], La Mere et l’Enfant (Ana ve Çocuk) [1900], Bubu de Montparnasse (Montparnasse’lı Bubu) [1901], Le Pere Perdrix (Perdrix Baba) [1902], Marie Donadieu (1904), Croquignole (Çörek) [1906], Charles Blanchard (1913). Kendi hatıralarıyle beslediği bu hikâyelerde, yoksul insanlarla Önemsiz şeyleri birbirine kaynaştıran ince bir duygu vardı. Bu lirik gerçekçilik, duyguları ve sezgileri doğrudan doğruya belirtmek amacını güden süssüz bir dille anlatılmıştır. (l)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE (Charles – Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRARCA’CILIK
Tarih 25 Mayıs 2009
PETRARCA’CILIK i. {Petrarca’nın adından petrarca’cı ( Petrarca’cılık). Petrarca tarzının taklidi.
— ANSiKL. Daha XV. yy.ın sonunda Petrarca’nın Canzoniere’si (Şarkılar) Lorenzo de Medici’nin bilgiç sone’lerine ve Boiardo’nun Amorum Libti’sine (Aşk Kitabı) ilham kaynağı olmuştu. Devrin bütün aşk şiirlerinde Canzoniere’nın temaları bol bol kullanıldı. Ama Petrarca’cılık doruğuna ancak İtalya’da XVI. yy.ın başında ulaştı: en iyi temsilcisi Bembo idi. Asolani’lerinde, petrarca’cı aşkı Marsilio Ficino’nun yeni-eflatun’cu felsefesine dayandırdı. Bembo XVI. yy.da birçok italyan şairi (Tbaldes, Panfilo Sassi, Carites v.b.) tarafından taklit edildi, ispanya’da, bu yeni anlayış Garcilaso ile arkadaşı Boscan’ın eserleriyle tanındı; daha sonraki nesilde Luis de Leon, Francisco de la Torre, Gregorio Silvestre, Fernando de Herrera v.b. ile gelişen Petrarca’cılık son aşamasına Gongora ile ulaştı. Fransa’da Petraıca’yı ilk tanıtanlar Lyon’lu şairler topluluğudur: Mautice Sceye, Antoine Heroet ve Louise Labe aşkın bütün inceliklerini çözmeyi Petrarca’dan öğrendiler. Pleiade okulu da Perrarca’cılığın etkisinde kaldı: Ronsard’ın Amours’u (1552), Du Bellay’ın Olive’i (1549), Desportes, Sassi ve Cariteo gibi italyan petrarca’cılarından başka, Petrarca’yı örnek alan ispanyol yazarlarından da yararlandı.
Sir Thomas Wyatt, 1530-1540 arasında sone türünü ingiltere’de tanıttı, Surrey kontu da, Petrarca’nın laura’sını andıran hayalî sevgilisi Geraldine’e duyduğu aşkı anlatmak için bu türe baş vurdu; Petrarca’cılık Philip Sidney ve Edmund Spenser ile gelişti, Shakespeare ile de en olgun şeklini buldu. Petrarca’cılık, her şeyden önce, aşkın belirli bir biçimde ele alınmasıdır. Güzel ve ulaşılmaz bir kadına duyulan sevgi, sevinç ve acının çeşitli aşamalarından geçerek sonunda umutsuz ve zarif bir hüzünde karar kılar. Petrarca’nın eserinde Laura’nın ölümü, şairin aşkını son şehvet kalıntılarından da sıyırarak yüceleştirir. Laura artık bir dişi değil, şefaatine sığınılan bir melektir. Floransa okulunun Yeni-Eflatun’culu-ğu, idealar teorisiyle, bu mistisizmi felsefî bir öğretiye oturtmuştur. Şiirlerdeki temalar hep aynıdır: sevgilinin portresi, güzelliğinin, manevî niteliklerinin övülmesi, sevgilisini gören veya hayal eden âşığın geçirdiği fizik sarsıntılar, duyduğu heyecanlar, çektiği acılar, ormanlarda, kırlarda hayallere dalıp gitmeler.
Petrarca’cılık, bütün bunların yanı sıra ve öncelikle bir edebî sanatlar bütünüdür: alışılmadık ve birbirine bağlanan benzetmeler, ustaca ortaya atılan antitezler, yüceltmeler, kelime oyunları v.b. Bu aşırı incelik ve marifet gösterme merakı Petrarca taklitçilerinin eserlerini çoğu zaman bozmuştur. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRARCA’CILIK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETRARCA (Francesco)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETRARCA (Francesco), italyan şairi ve hümanisti (Arezzo 1304-Arquana 1374). Babası Albizzo Franzesi ile aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden 1304′te Floransa’dan sürüldü. Francesco, Arezzo’da dünyaya geldi, çocukluğa Incisa’da (yaklaşık olarak 1310′a kadar) ve baba dostu Dante Alighieri ile tanıştığı Pisa’da geçti (bu tanışmanın Cenova’da olduğu da ileri sürülür). 1311′de Petrarca ailesi (ailenin öbür oğlu Gherardo’nun 1307′de doğduğu sanılır) Avignon’a yerleşti, kadınlar ve çocuklar Carpentras’a gönderildi.
Petrarca Carpentras’ta dört yıl boyunca Convenevole da Prato’dan ders aldı. 1316′da hukuk öğrenimi için Montpellier’ye gitti. Bugün elde bulunan en eski eserlerini latince olarak 1318 veya 1319′da kaybettiği annesinin acısıyle yazdı. 1320′den sonra hiç istememesine rağmen hukuk öğrenimine kardeşiyle birlikte Bologna’da devam etti; ama 1326′da bu öğrenimi yarıda bıraktı. Petrarca’nın halk diliyle ilk mısraları Bologna’da yazdığı sanılır. Avignon’a döndükten kısa süre sonra, kilisenin desteğini sağlamak için tarikata girdi; bu olay, şairin hayatında çok önemli bir yer tutar. Petrarca’nın Laura’ya olan aşkı kesinlikle bilinir; ama şairin bu isim altında anlattığı kadının kimliği üstüne hiç bilgi yoktur. Petrarca’nın hayatı göz önüne alındığı zaman bir hikâyeden başka bir şey olmadığı anlaşılan bu aşkı, şiirlerinin başlıca konusu haline getirmiştir. Kendi anlattığına göre, 6 nisan 1327′de Laura’ya, Avignon’daki Sainte Claire kilisesinde ilk gördüğü anda âşık oldu. Bu aşk, 21 yıl boyunca sürdü ve Laura’nın 6 nisan 1348′de ölümünden sonra da devam etti. 1330′da Petrarca, Guascogna’daki Dombez piskoposluğuna getirilen Giacomo Colanna ile birlikte yola çıktı; Lombez’den, Avignon’a Giacomo’nun kardeşi kardinal Giovanni’nin sarayına gitti. 1333′te Kuzey Fransa’ya (Flandre, Brabant) uzun bir seyahat yaptı. Liege’de, birçok metnin yanı sıra Cicero’nun söylevini (Pro Archia [Archias Davası]) buldu; bu buluş hümanist keşiflerinin ilkidir. Ama aynı dönemde, kutsal metinleri ve daha önceleri hor görülen eski hıristiyan yazarların eserlerini okumağa başladı. 1336 Sonlarına doğru italya’ya ve Orso dell’Anguillara’ya konuk olduğu Capranica’ya döndü. 1337′de Sorga kaynağı yakınındaki Valchiusa’ya yerleşti, aşkına sahne olarak burasını seçti ve eserinin büyük kısmını burada tasarladı.
1 Eylül 1340′ta en büyük şair tacını giyme töreni için Paris ve Roma’dan davetlileri geldi; ama taç giyme olayını yüceltmek amacıyle Petrarca önce Napoli kralı Roberto’nun sınavından geçmek istedi. Tören 8 nisan 1341′de Campidoglio’da yapıldı ve tacı senatör Orso dell’Anguillara giydirdi; Petrarca, Campidoglio’dan San Pietro’ya gitti ve tacını mihrap üzerine bıraktı. Roma’dan Parma’ya geçti, Azzo da Correggio’ya misafir oldu; sonra, Parma yakınında Selvapiana’ya (burası Petrarca’nm herkesten uzak yaşamak için italya’da seçtiği yerdir) yerleşti. 1342′de Avignon’a döndü ve Roma’dan elçi olarak gönderilen Cola di Rienzo ile tanıştı. 1343′te kızı Francesca doğdu; bu sırada erkek kardeşi Gherardo’nun Montreux’deki Chartreux manastırına rahip olması (paskalya 1343) Petrarca’yı önemli ölçüde etkiledi ve şairde büyük sarsıntılara yol açtı. Petrarca Secretum’u (sır) ve kesinlikle bilinmemekle beraber Salmi Penitenziali’yi (Mezmurlar) bu buhranlı dönemde yazdı. 1343 Yılı ekim ayında kardinal Colonna’dan aldığı bir görevle Napoli’ye döndü; Napoli’den Parma’ya geçti; Parma’yı ele geçirmek isteyenler arasında çıkan savaşa katıldı ve serüven dolu bir yolculukla Bologna’ya, sonra Verona’ya kaçtı. Genel kanıya göre, Cicero’nun Ad Atticum (Attike’ye), Ad Quintum (Quintus’a) ve Ad Brutum (Brutus’a) adlı mektuplarını Verona kapitolü kütüphanesinde buldu. 1345 Yılı sonlarına doğru Avignon’a döndü ve birçok yazısını bu sırada yazdı. Ama, mart 1347′de Roma’da Cola di Rienzo ayaklanması patlak verince Petrarca bu olaydan büyük ölçüde duygulandı, büyük bir heyecanla ayaklanmayı destekledi ve Cola’-nın yanında fiilî mücadeleye giremediği için yakındı. Petrarca kasım ayında Cola’mn gizlice yanına gitmek amacıyle Provence’tan ayrıldı; ama Cenova’da, Cola’mn yıldızının sönmeğe başladığını ve Colonna taraftarlarının yeniden şehre girdiğini haber aldı. Petrarca’nm bu olayda Cola’yı tutması kardinal Colonna ile ilişkilerini kesmesine yol açmamışsa da oldukça nazik hale getirmiştir.
Cenova’dan Verona’ya ve buradan da Parma’ya gitti; mayıs 1348′den sonra iki yıl boyunca sık sık yer değiştirdi (siyasî görevler aldı). 1350′de Roma’ya giderken doğduğu şehir Floransa’dan geçti; Floransa’da Petrarca’nın dostları, hayranları vardı ve hepsinden önemlisi Boccaccio ile ilk defa bu şehirde karşılaştı. Bu karşılaşma hümanizm tarihi ve Petrarca’yı örnek alarak edebî faaliyetini kökünden hümanist bir yöne çeviren Boccaccio için çok önemlidir. Ertesi yıl Boccaccio, Petrarca’yı davet eden Floransa senyörlüğünün elçisi olarak Petrarca’yı görmek için Padova’ya gitti: şair daveti ret etmedi, geleceğini söyledi ama sonra hiç bir harekette bulunmadı. Bu sırada, Petrarca Avignon’a döndü, dağınık durumdaki büyük eserini düzenlemek için yoğun bir çalışmaya girişti. 1352 Yılı aralık ayında papa Clemens VI öldü ve yerine Innocentius VI geçti; Innocentius Vl’dan yardım göremeyeceğini bilen Petrarca nisan 1353′te erkek kardeşini ziyaret ettikten sonra kesinlikle italya’ya döndü. Nereye yerleşeceğini kestiremeyen Petrarca’yı başpiskopos Giovanni Visconti Milano’da alıkoydu ve himaye etti; dostlarının tenkitlerine rağmen Petrarca önemli siyasî hizmetler görerek ve Visconti’lerin siyasetini savunarak sekiz yıl Milano’da kaldı.
Yoğun siyasî çalışmalarına rağmen Milano’da oturduğu dönem Petrarca’nın edebiyat alanındaki en verimli çağıdır. 1362′de oğlu Giovanni ve dostu Ludovico di Campinia vebadan öldü; Petrarca Padova’ya ve buradan da Venedik’e gitti; Venedik cumhuriyeti Petrarca’ya Schiavoni ırmağı kıyısında bir ev verdi. Petrarca, kızı Francesca ile damadı Francescuolo da Brossano’yu da Venedik’e getirtti, 1370′te kızı ve damadıyle birlikte Arqua’da Euganei tepeleri eteğinde küçük bir şehire yerleşti (biri iki yaşında ölen, öbürüne Petrarca’nm annesinin ismi [Eletta] verilen iki torunu oldu). Bu yıllarda Ferrara’da geçirdiği bir buhranı atlattıktan sonra ölünceye kadar siyasî görevler almağa ve özellikle bıkıp usanmadan yazmağa devam etti.
Çağdaşları ve bütün XIV. yy., Petrarca’ya bin yıllık bir aradan sonra, klasik latin yazarlarının izinde yürüyerek ve onlarla boy ölçüşecek parlaklıkta latince bir edebiyatı İtalya ve hattâ Avrupa’da yeniden canlandıran çok zarif bir yazar olarak hayranlık duydu; Petrarca, daha sonra hümanizm adı verilen düşünce ve kültür hareketinin öncüsü olarak sevildi ve kabul edildi, yaşadığı yüzyılda, uzun süre, halk diliyle yazdıklarından üstün tutulan latince eserleriyle Avrupa’da hâkim oldu. Çağdaşları, Petrarca’nm Eskiçağ epik şiir biçimlerini kendi dünya ve sanat görüşü ve Hıristiyanlıkla bağdaşacak şekilde yeniden canladırmasma hayranlık duyamadılar; çünkü bu maksatla yazdığı Afrika’yı (1338-1341); 1343′ten sonra yeniden sık sık elden geçirmiş ve eser ancak 1396′da yayımlanabilmişti. Buna karşılık latince yazdığı eserlerden Epistolae Metricae (66 manzum mektup; 1333-1354 arasında yazılan bu mektuplardan yalnız annesinin ölümü üzerine yazılanların tarihi bilinir; mektupların derlenmesi ve yeniden elden geçirilmesi üç evrede yapıldı: 1350, 1357, 1363) ve Bucolicum Carmen (Çoban Şiirleri) [12 eglog; 1346-1348; daha sonra birçok değişiklik ve düzeltme yaptı] hayranlık uyandırdı. Bu eserlerde birçok mektup yer alır; büyük bir özenle yazılmış bu mektuplara Petrarca’nm hayranları tarafından sahiplerine ulaşamadan el konduğu sanılır. Petrarca, fazla gördüğü veya çok kişisel bulduğu mektupları atarak, sürekli olarak sağlam bir edebiyat örneği ve soylu bir eğitim aracı meydana getirebilecek ve Roma’nın sayılı kişilerinin biyograflarına benzeyecek şekilde kendi hayatını aktaran bir derleme hazırlamak istedi. Familiarium Rerum Libri XXIV, 350 mektuptan meydana gelir (bu mektuplardan tarihlendirilebilen en eskisi 1325 yılında yazılmıştır); mektupları seçme ve uyarlama işlemi 1349 (bazılarına göre 1345)-1360 arasında çeşitli evrelerde yapıldı. Birkaç istisna dışında derleme Petrarca’nm 1361′e kadar yazdığı mektupları kapsar; çünkü bu tarihte Petrarca ikinci bir derlemeye başlamıştır: Seniles (Yaşlılık Mektupları) [17 kitap içinde 125 mektup]. Bu ikinci derleme tamamlanmamış bir otobiyografya (şairin 1351 yılına kadarki hayatını anlatır) olan, gelecek kuşaklara yazılmış bir mektupla biter: Posteritati. Küçük Sine Nomine (Adsız) şiddetli yergileri kapsayan 19 mektuptan meydana gelir (1342-1358). Petrarca’nın yazdığı başka mektuplar ise derlemelerde yer almadı.
Düşünce tarzını yansıtan çok önemli bir belge olan Secretum’u Petrarca 1342 – 1343 arasında yazdı. 1353′te yeniden elden geçirdi ama başlığını yalancı çıkarmamak için eseri ortaya çıkarmadı (bu eserin gerçek başlığı Secretum Meıım’dm [Sırlarım]). Petrarca, bu eserde sık sık ve açık bir şekilde kendini tahlil eder.
iki incelemesi De Vita Solitaria (Yalnız Hayat üstüne) [1346'da yazdı, daha sonra genişletti] ve De Otio Religioso’dai (Dinî Tembellik) [1347'de yazdı, sonra birçok defa gözden geçirdi] Petrarca’nın birçok kitap ve birkaç seçme dost veya Tanrı ile başbaşa kalma isteğini ortaya koyar; ama onun bu isteği tembellik yapmak değil de tutkuların verdiği yorgunluktan kaçmaktır. Bu ahlâkî-dinî yazılar dizisine yazıldığı tarih belirsiz olan yedi Psalmi Poenitentiales, bir İtinerarium Breve de ianua Usque ad lerusalem et Terram Sanctam (daha çok İtinerarium Syriacum [1358] adiyle ünlüdür: Italya’da kutsal topraklara ulaşmak için aşılacak ülkeleri anlatır) sayılabilir. Tarihî yazıları da çok ünlüdür: De Viris lllustribus (Ünlü Kişiler) ve Rerum Memorandarum (Unutulmayan Şeyler) [her ikisi de yarım kalmıştır]. Petrarca’nın, önce 1338 veya 1339′da başladığı, 1343′te yarıda kestiği De Viris adlı eseri romalı ünlü kişileri veya Roma tarihi aracılığıyle bilinen kişileri kapsar; Petrarca esere 1315-1353 arasında devam etti ve sınırlarını genişleterek Âdem’den çağına gelinceye kadar her yüzyıldan ünlü kişilere kitabında yer verdi (eser, paganlık ve Hıristiyanlığın hayat anlayışını bağdaştırmak ve kaynaştırmak amacını güder). Bağımsız bir eser olan De Gestis Caesaris (Sezar’ın Hayatı) daha sonra De Viris’in içinde yer aldı. 1343-1345 Arasında yazılan Rerum Memorandarum’un kitaplarından 4′ü ile öbür kitaplardan bazı parçalar günümüze kadar ulaşabildi. De Remediis Utriusque Fortunae (Alınyazısma Karşı İlâçlar) [1356'da başladı, 1366'da tamamladı ve yayımladı] ahlâkî bir eserdir.
Petrarca’nın bazı polemik eserleri çok canlıdır: kendisini «namuslu ama bilgisiz bir adam» olarak niteleyen dört Venedikli Ibni Rüşt’çü bilgine karşı yazdığı De Sui İpsius et Multorum Ignorantia (Kendi Bilgisizliğim ile Başkalarının Bilgisizlikleri üstüne) [1367]; «mekanik sanatlara» karşı şiiri savunduğu 4 kitap (Invectivarum Contra Medicum Quendam [1352-1355]; aleyhine konuşan kardial Giovanni de Caraman’a karşı yazdığı tnvectiva Contra Quendam Magni Status Hominem sed Nullius Scientie Aut Virtutis [1355'ten sonra yazıldığı sanılır]; papalık merkezinin Avignon’dan Roma’ya taşınması konusunda fransız tezini savunan Giovanni di Hes-din’e karşı yazdığı tnvectiva Contra Eum Qui Maîedixit İtaliae [İtalya'yı Lanetleyen Kimseye Sövgü], 1373). Petrarca’nın hümanist eserlerinin önemi, şairin birçok eski metni keşfetmesinden değil, kendisinden önceki hümanistlere oranla Latinceyi çok daha iyi bilmesinden ileri gelir; Latince öğrenmenin önemini ilk kavrayanlardan biri Petrarca’dır: Petrarca, Roma Eskiçağını dolaysız ve doğru bir şekilde öğrenebilmek için klasik latin yazarlarına baş vurmak ve bu yazarların eserlerini karşılaştırarak kontrol etmek gerektiğini savundu. XV.yy.da en parlak dönemine ulaşan filoloji alanındaki hümanizm çalışmalarının temelini atan Petrarca’dır.
Bu yüzyılda, klasik latin yazarlarının eserleri üstüne bilgiler çoğaldıkça Petrarca’nın ünü azaldı; katı gramer ve üslûp kuralları bir yana bırakıldı, Petrarca’nın tanıyamadığı yunan dünyası tanınmağa başlandı. Ama hümanist Petrarca’nın yıldızı sönerken, halk diliyle yazan şair Petrarca’nın ünü ulaşılmayacak ölçüde genişledi: XV. yy .m ikinci yarısında Petrarca İtalya içinde ve dışında en büyük lirik şair olarak kabul edildi. Petrarca’cılık, XVI. yy.da, bir yazma tarzından çok şiir anlayışını ve şairlerin yaşayışını etkileyen bir yaşama şekli olarak kabul edildi. Canzoniere (Mısralar) ve Trionfi’de (Zaferler) aşk daha çok bir edebî hayal, şairin çelişkilerle dolu kararsız ruh hallerini yönelttiği olağanüstü bir merkezdir. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRARCA (Francesco) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETÖFİ (Sandor)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETÖFİ (Sandor), macar şairi (Kiskörüs 1823 – Segevar [bugün Şigişoara] 1849). Okul disiplininden bıkarak önce gezici tiyatro oyuncusu, sonra asker oldu; ülkeyi şiirler yazarak yaya dolaştı ve yeniden öğrenime başladı. Başkente ulaşınca Vörösmarty’in desteğiyle ilk şiir kitabını yayımladı (1844). İçinde, A Helyseg Kalapacsa (Köyün Çekici) adlı manzumenin de yer aldığı bu ilk derleme büyük bir başarı kazandı; bunu diğer eserleri (Cipruslombok Etelka Sirjarol [Servi Yapraklan], Szerelem Gyönegyei [Aşk İncileri], Bulutlar) takip etti. Romantik coşkunluğu, içtenliği ve genellikle halk şarkılarından yararlanması macar şiirine yeni bir ufuk açtı, 1847′de Jukia Szendrey ile evlendi. Yazdığı millî marşla (Talpra, Magyar [Kalk, Macar]) halkın heyecanını uyandırarak macar devrimini başlatan (15 mart 1848) Petöfi’dir.
Kurtuluş savaşına gönüllü olarak katıldığı sırada, general Bern şairin hayatını kurtarmak için onu kamp yardımcısı seçti; ama Petöfi, ileri hatlarda savaşmak istedi ve Feheregyhaza’da kahramanca öldü. En ünlü lirik şiirleri: Egy Gondolat Bant Engemet (Beni Bir Düşünce Üzüyor); Szeptember Vegen (Eylül Sonunda); Sana ne Ad Vermeli?; Kışın Puszta; Dört öküzlü Araba; Tisza; Hüzünlü Sonbahar Rüzgârı; Nemzeti Dal (Millî Marş); Bay Paul Pato; Titre Çalılık v.b. Bundan başka tercümeleri, iki tiyatro oyunu, manzum hikâyeleri, epik şiirleri (Az Apostol [Havari]) vardır. Janos Vitez (Kahraman Janos) [1845] adlı şiirinden yararlanarak perili bir oyun yapıldı (müziği Kacsoh’un) ve bu eser 1904′ te büyük ün kazandı. Petöfi hem macar romantizminin en önemli yazarı, hem de millî bir kahramandır. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETÖFİ (Sandor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Petits Poemes en Prose
Tarih 25 Mayıs 2009
Petits Poemes en Prose (Küçük Mensur Şiirler), Baudelaire’in eseri. Baudelaire’in 1857′den sonra yazmağa başladığı bir kısmı 1861 ve 1862′de bazı gazetelerde yayımlanan bu mensur şiirler, şairin ölümünden sonrada Ch. Asseîineau ile Th. de Banville tarafından biraraya getirildi (1869). Baudelaire bu eser için Le Spleen de Paris (Paris’te İç Sıkıntısı) başlığını tasarlıyordu. Nitekim günümüzde bazı yayımcılar bu adı kullanırlar. Baudelaire, çoğu kere, Elem Çiçekleri’nde (Les Fleurs du Mal) ele aldığı temaları burada nesir olarak işlemiştir. Şiirlerinde olduğu gibi burada da, hayalî denebilecek kadar geçici şeyleri, tabiat ile insan arasındaki ince bağıntıları, gizli «yakınlıklar»! başarılı bir biçimde dile getirir. Baudelaire, bu yeni türün ilk örneklerini Aloysius Bertrand’ın Gaspard de la Nuit ve Maurice de Guerin’in Le Centaure (Kentau-ros) adlı eserlerinden almıştır. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petits Poemes en Prose hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETİCA (Ştefan)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETİCA (Ştefan), rumen yazarı (Buceşti 1877-ay.y. 1904). Modern rumen şiirinin öncülerinden. 1902′de Fecioara in Alb (Beyaz Elbiseli Bakire), Cand Vioarele Tacura (Kemanlar Susunca), Moartea Vısurilor (Hayallerin ölümü) adlı şiirlerini bir kitapta topladı. Cantecul Toamnei (Güz Şarkısı), Serenade Demonice (Şeytanlı Serenatlar) adlı şiirleri ise, ölümünden sonra yayımlandı (1909). Solii Pâcii (Barış Müjdecileri) gibi tiyatro eserleri de vardır. (M)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETİCA (Ştefan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PETERSON (Kristjan Jaak)
Tarih 25 Mayıs 2009
PETERSON (Kristjan Jaak), estonyalı şair ve yazar (1801-1822). Köylü çocuğuydu; öğrenimini bitiremeden öldü. Estonya’nın ilk gerçek şairidir. Pindaros, Horatius, Theokritos, Milton ve Klopstock’un etkisinde kalarak, sıcak, canlı ve coşkun şiirler yazdı. Ayrıca, Finlandiya efsanelerini örnekseyerek Rosenplânter’in Ehstnische Originalb-lâtter für-Deutsche (Almanlar için Estonya Edebiyatından ilgi Çekici örnekler) adlı eserine yaptığı katkılarla millî değerleri dile getirdi. (L)
25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETERSON (Kristjan Jaak) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
ETAR II PETROVİÇ NYEGOŞ
Tarih 23 Mayıs 2009
ETAR II PETROVİÇ NYEGOŞ (Nyegoş 1813-Çetinje 1851), Karadağ’ın son piskopos prensi (1830-1851). Amcası Petar I’in yerine geçti. Karadağ kabileleri arasındaki çatışmalara son vermek üzere bir senato kurdu; bu kabileleri temsil eden on iki üyeden meydana gelen ve Petar’ın başkanlık ettiği bu kuruluş, yasama, yürütme ve yargılama yetkilerine sahipti (1831). Çok kültürlü bir kişi olan Petar II, okullar açtı ve şiir kitapları yayımladı. Gorski Vijenac (Dağ Defneleri) adlı manzum oyunu, yugoslav edebiyatı şaheserlerinden biridir. Ateşli bir hürriyet, insan yüceliği ve kahramanlık duygusunu dile getiren bu eserde, XVIII. yy.da Türklere karşı girişilen mücadeleye ait bir hikâye anlatılır. (L)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa ETAR II PETROVİÇ NYEGOŞ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PESSOA (Fernando)
Tarih 23 Mayıs 2009
PESSOA (Fernando), portekizli şair (Lizbon 1888-ay.y. 1935). Çocukluğu ve gençliği Güney Afrika’da geçti; öğrenimini Capetown ve Durban’da yaptı. İlk şiirleri 1912′de A Aguia dergisinde çıktı. 1913′te ingilizce otuz beş sonesi yayımlandı. Teixeira de Pascoases’in etkisiyle, saudosista (özlemciler) topluluğuyle yakınlık kurdu, ama az süre sonra onlardan ayrılarak, Sa Carneiro ile Portekiz öncü edebiyat hareketini başlattı. 1914 yılı Pessoa’nın şiiri için önemli bir dönemeç oldu. Kendine üç yeni ad bularak (Alberto Caeiro, Ricardo Reis, Alvaro de Campos ve Pessoa) dört ayrı imza ile şiirler yayımlamağa başladı. Daha önemlisi, bu dört ayrı adla yazdığı şiirler, gerçekten dört ayrı şairinmiş gibi birbirinden farklıydı. Pessoa’nın sağlığında yayımladığı tek portekizce şiir kitabı Mensagem” dir (Mesaj) [1934]. öldükten sonra çok dağınık bir şekilde bulunan şiirleri derlenip, dokuz cilt halinde basıldı. Bunların içinde özellikle ilk beşi sayılabilir: Poesias de Fernando Pessoa (Fernando Pessoa’nın Şiirleri) [1942]; Poesias de Alvaro Campos (Alvaro Campos’un Şiirleri) [1944]; Poemas de Alberto Caiero (Alberto Caiero’nun Şiirleri) [1946]; Odas de Ricardo Reis (Ricardo Reis’in Odları) ve yeni baskısı 1945′te yapılan Mensagem. Denemeleri de öldükten sonra derlendi: Paginas de Estetica y de Teoria y Critica Literarias (Estetik ve Edebiyat Teorisi ve Tenkidi Hakkında Yazılar) [1967]; Paginas Intimas de Autointerpretacion (Kişinin Kendi Eserini Yorumlaması Üzerine özel Yazılar) [1966] ve Textos Filosoficos (Felsefe Metinleri) [1968]. (M)
23 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PESSOA (Fernando) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERU
Tarih 22 Mayıs 2009
PERU i. Bk. pero.
PERU, Güney Amerika’da devlet, Büyük Büyük Okyanus kıyısında; 1 285 215 km2; 12 012 000 nüf. Başkenti, Lima (1 716 000 nüf.). Başlıca şehirleri: Calloa (161 300 nüf.); Arequipa (156 700 nüf.); Trujillo (100 100 nüf.), Chiclayo (86 900 nüf.); Cuzco (78 300 nüf.); İquitos (58 200 nüf.).
COĞRAFYA Fizikî coğrafya
• Yüzey şekilleri. Peru’nun yüzey şekilleri üç büyük bölgeye ayrılır: Andîar, Amazon bölgesi, kıyı bölgesi.
1. Merkezde Andlar, arazinin üçte birini içine alır. Hemen her yerinde başlıca üç unsura rastlanır: 4 000 m yükseltiye doğru puna veya pampa denen yüksek alanlar, 5 000 m’den yukarıda çoğu 6 000 m’yi aşan ve eskiden sanıldığı gibi düğümler değil, basamaklar meydana getirerek kuzeybatıdan güneydoğuya uzanan kalıntı engebeleri, Amazon şebekesine bağlı akarsular (Urubamba, Apurimac, Mantaro, Huallaga, Maranon) tarafından aşıldığı halde başları çoğunlukla Büyük Okyanus’a yakın olan dar ve derin vadiler.
And dağlarının en geniş kısmı Güney Peru’dadır. Bu bölgede üç kısım ayırt edilir:
Huancayo Andları’nı, Abancay’ı Cuzco ve Carabaya’yı kapsayan doğu cordillera; Titicaca gölüne doğru çoğunlukla bazaltlar ve volkan külleriyle örtülü olan (Bolivya sınırı dışında) ve büyük ölçüde yarılan punalar; Chachani (6 035 m), Misti (5 842 m), Tutucapa (5 780 m) gibi yanardağların bulunduğu batı cordillerası. Orta ve Kuzey Peru’da, Andlar kıyı bölgesinden uzaklaşır; kütle özelliği taşıyan dağlar kalıntı engebeleridir: Huayhuash cordilleralan; Huascaran dağında yükseltisi 6 768 m’yi bulan ve güzel buzulların yer aldığı cordillera filanca, Serra Negra (5 000 m). Ekvador sınırına yaklaştıkça Cajamarca Andları’nda genel yükselti azalır ve boğazların yüksekliği 2 500 m’yi aşmaz. Puna alanlarının yerini Mantaro’nun doğduğu Junin pampası ve Rio Santo’nun başladığı Conocacha pampası gibi yüksek bataklık ovalar alır.
2. Andların doğusunda Peru Amazon bölgesi (Amazonas) uzanır; Rio dağeteğiyle bir alüvyon ovasından meydana gelen bu geniş bölgedeki ırmakların başlıcaları (Ucayali, Maranon ve Rio Napo) önandlar’dan çıktıkları boğazlar ve çağlayanlardan sonra (Maranon kıyısında, 150 m yükseltide Pongo de Manseriche) genişler. Peru Amazon bölgesi, ülke topraklarının yarısını içine alır. Bk. AMAZON.
3. Kıyı bölgesi, bir dolma ovasında veya Chincha ile Canete arasında yükseltisi 170 m’yi bulan konglomera yarlarından meydana gelir, Batı Andlar ile temas bölgesi, ancak Pisco ile Narca arasında yüksektir.
• Peru İklim ve bitki örtüsü. Başlıca iklim olayı kıyı ile Amazon bölgesi arasındaki bakışımsızlıktır. Dünyanın en kurak bölgelerinden biri olan kıyıda sıcaklık farkları çok düşüktür: Lima’da on dokuz yılda yıllık yağış ortalaması 37 mm’dir. Bu çok az yağışlar gökyüzünü kışın örten buharların (garva) yoğunlaşmasının sonucu olan ince yağmurlar halinde düşer; bununla birlikte yükseltisi 500 m’yi geçen tepelerde (paranalar) seyrek otların yetişmesine imkân verir. Kıyı bölgesi, Batı Andlar’dan inen sel sularının ağzındaki vahalarla yer yer kesilen bir taş ve kum çölüdür. Buna karşılık Peru Amazon bölgesi bol yağış alır (ovada 3 m’den çok): bu yağışlar ve ekvator bölgesinin aşırı sıcaklığı montana denen ve yapraklarını dökmeyen sık bir ormanın yetişmesine imkân vermiştir. Montana adı, teşmil yoluyle bütün bölgeyi de ifade eder. Doğu Andlar’ın yamaçlarında orman seyrekleşir: burası otlu bozkırlar ve çalılarla örtülü ceja da montana bölgesidir. Doğu sierralarda yükselti sıcaklığın düşmesine yol açar. Cuzco’da yıllık sıcaklık ortalaması 20°C, en yüksek sıcaklık 26°C ve en düşük sıcaklık —5°C’tır. Mayıs Kasım aylarında yağış düşmez ve yağışlar aralık-nisan ayları arasında toplanır. Yağışlar yükseltiyle birlikte azalır: kuzeyde yıllık yağış ortalaması 900 mm, güneyde ise 300 mm’dir; ancak sert ve ender bir otun yetiştiği punalar çöllerle örtülüdür. Ağaçlar yalnız vadilerde ortaya çıkar (salkım söğüde benzeyen molle ahlat ağacı). Dikenli ağaçsılar ve cereus katlarıyle (3 800 – 1 500 m yükselti arasında) Batı And punalarından kıyı çöllerine geçilir. Buzullar ve daimî karlar yüksek kalıntı engebelerinde toplanmıştır ve 4 500 m’nin altına pek ender iner. Cordillera Blanca’nın adını buzullardan almasına karşılık, Misti’-de, yükseltisine rağmen, daimî karlar yoktur.
PERU Beşeri coğrafya
Peru, eski kızılderili medeniyetlerinin ülkesidir. Halkın çoğu hâlâ quechua ve aymara dillerini konuşur. Nüfusta kızılderililerin oranı yüksektir: bütün ülkede yüzde 47, Sierra’da yüzde 80. Melezlerin sayısı da hemen hemen aynıdır ve şehirlerde özellikle Lima’da yaşayan safkan beyazların sayısı ancak 600 000′dir. ülkede hâlâ 40 000 asyalı (özellikle cinli) ve 30 000′den az zenci yaşar. Hızla çoğalan nüfus son kırk yılda iki kat kadar artmıştır. Doğum oranının binde 30′dan çok, ölüm oranının ise binde 8,2′den az olduğu sanılır. Ortalama nüfus yoğunluğu km2′de 8,1 kişidir. Ama, Sierra’-daki yoğun nüfuslu vadilerle Puna’nın ve Amazon ormanmdaki birbirine uzak toplulukların nüfusu çok farklıdır. Peru’nun öteden beri bir köylü ülkesi olmasına karşılık şehir nüfusu zaman zaman tehlikeli bir ritimle artar. Bunun sebebi, Kızılderililerin yoksulluk yüzünden dağlardan kaçmasıdır: 1925′te 250 000 kişi olan Lima’nın nüfusu bugün Calles limanıyle birlikte bir milyonu aşar. öbür Peru şehirleri çoğunlukla sanayinin az ölçüde geliştiği büyük tarım pazarlarıdır: şekerkamışı ve pirinç tarlalarıyle Trujillo ve Chiclayo, vahasıyle Arequipa, pamuk tarlalarıyle Ica ve Piura, güzel tarlalarıyle Cuzco. Bununla birlikte yeraltı kaynaklarının işletilmesi Andlar’da, Cerro de Pasco ve La Oroya, Tacna (bakır), Chimbote (çelik fabrikası) gibi şehir çekirdeklerinin kurulmasına yol açmıştır. Büyük Okyanus kıyısında Bolivya’nın limanı olan Mollendo, Peru’nun Amazon kıyısındaki limanı tquitos ve Titicaca gölünün limanı Puno’da ulaşım sayesinde sanayi gelişmiştir.
Peru iktisadî coğrafya
• Tarım ve balıkçılık. Tabiî bölgelerin çeşitliliği üretimin ve kır faaliyetlerinin büyük ölçüde çeşitlenmesine imkân verdi: Amazon bölgesinde kerestecilik, tropikal ürünler tarımı (pirinç, mısır, manyoka, yerfıstığı, şekerkamışı, pamuk, kahve, kakao, çay), akdeniz ve ılıman iklim bitkileri (buğday, arpa, asma, zeytin, mercimek, bakla, fasulye), patatesin ağır bastığı And bitkileri tarımı. Ama çoraklık sulamayı gerektirir ve tarımı devamlı olarak kuraklık tehdit eder. Amazon ırmaklarının sularını kıyıya ulaştırmak için büyük çalışmalar tasarlanmıştır. Sömürgecilerden kalma büyük mülkler veya tersine bazı sulak bölgelerde toprakların aşırı derecede parçalanmış olması genellikle çok yoksul olan kızılderili köylülerin hayat seviyesinin yükselmesini engeller. Dağlardaki geniş alanların teknik bakımdan çoğunlukla geri olmasına karşılık, kıyılardaki daha modern büyük çiftliklerde şekerkamışı ve pamuk yetiştirilir; kimyevî gübre ile tohum seçimi Mısır elyafına benzer bir pamuk üretilmesine imkân vermiştir. İhracat bitkileri tarımının gelişmesi, besin tarımıyle atbaşı yürümez: oysa beslenecek insan sayısı günden güne artmaktadır. Et üretimi ülke ihtiyacını karşılamağa yetmez. Bununla birlikte And sürüleri (koyun, lama, vicuro, alpaka) yün ihracatına imkân verir. Peru doğudaki sıcak ve yağışlı bölgelerin değerlendirilmesini (Tingo Mario yerleşme merkezi) desteklemektedir. Ayrıca Büyük Okyanus’un soğuk sularında büyük ölçüde balıkçılık yapılır. Ton balığı avcılığının teşkilâtlandırılması, hamsi setlerinin yakın bir tarihten beri büyük ölçüde işletilmesi ve büyük tesisler inşa edilmesi Peru’nun birkaç yıl içinde yabancı sermaye ve teknisyenler yardımıyle dünyada balıkçılığının en gelişmiş olduğu devletlerden biri haline gelmesine imkân verdi. 1960-1965 Arası gayrısafi millî hasıla, yılda yüzde 6 oranında arttı; ama hızlı nüfus artışı bu oranı yaklaşık olarak yüzde 3,5′e düşürdü. Bu ilerlemenin başlıca sebebi, Jbalık unu sanayiinin gelişmesidir. 1960-1964 Arasında, tutulan balık miktarı 3,6′dan 9,1 Mt’a çıktı ve Peru dünyada birinci sıraya yükseldi (1966′da 8,8 Mt). Bir toprak reformu başlatılarak 60 000′den çok köylüye toprak verildi.
• Madenler. Yeraltı kaynaklarının işletilmesi Peru ekonomisinin sağlam olmayan dengesini sağlar. Sömürge dönemindeki altın ve gümüş, özellikle XIX. yy .da işletilen guano, bugün ikinci plana düşmesine rağmen hâlâ önemlidir. Peru dünyanın dördüncü gümüş üreticisidir; guano hâlâ kıyıdaki çorak adalarda elde edilir. Demirsiz madenler üretimi önemlidir: kurşun, bakır (La Oroya’da işlenir), Cerro de Pasco bölgesinde çinko daha az ölçüde çıkarılır ama ticarî önemi büyük olan vanadyum, bizmut, antimon, tungster, molibden, kadmiyum, uranyum, manganez. Demir filizi üretimi hızla gelişmektedir: 1953′ten beri işletilen Marcona yatağı; Lima’nın güneyinde Acari madenleri; zengin filizlerin bulunduğu ve Japonların ilgilendiği güneydeki Chala limanı yakınında yataklar. Peru Maden bankası yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesini destekler ve yabancı şirketlere (başlıcaları amerikan şirketleri) arama ve işletme imtiyazları verir. Madenlerin dağlarda, çoğunlukla 3 500 m’den yüksekte olması, bunların işletilmesini güçleştirir ve masrafları artırır.
• Enerji kaynakları. Peru enerji” sıkıntısı çeker: Ancak idare bölgesinde, Santa vadisinde ve Arequipa ile Tuna arasında, maden kömürü üretimi 160 000 tonu pek az geçer; hidroelektrik üretimi çorak iklim, akarsuların sel rejimi ve Andlar’ın yüksek eğimi yüzünden sınırlıdır; bununla birlikte petrolün katkısı önemlidir: en verimli yataklar kıyı bölgesinin kuzeyindedir: Lobitos ve Negritos (bir ingiliz şirketi tarafından işletilir), Talara (Standart Oil’un kolu olan bir şirket), Zorritos (devlet şirketi) petrol merkezleri. Amazon yamacında Amerikan-Peru şirketinin üretimi artmaktadır. Aynı zamanda And dağeteğinde araştırmalar yoğunlaşmakta ve Manaus’ta (Brezilya) inşa edilecek rafineriye ham petrol sevkıyatı tasarlanmaktadır.
PERU için Machupiccu’da harabeleri önem arzetmektedir. Andların en yüksek zirvelerinden Salcantay ‘dır.
• Sanayi. Peru’da sanayi son yıllarda gelişti. Geleneksel besin ve dokuma sanayii (Lima, Cuzco, Arequipa) dökümcülük, çinko, bakır ve kurşun tasfiyesinin yanı sıra modern sanayiye ve temel donatıma yönelmiştir (Chimbote Çelik fabrikası). Gelişen kimya sanayii, gübre, patlayıcı madde, ecza ve antikriptogam malzemesi, sunî dokuma üretir. Ayrıca seramik, sıcağa dayanıklı maddeler oto lastiği fabrikaları kurulmuştur.
Peru’da sanayide en büyük gelişme, üretimi üçte iki artan demir çıkarımında oldu (1966′da 5,3 Mt); petrol üretimi daha ağır gelişmesine rağmen 1966′da 3 Mt’u geçti. Bakır, kurşun, çinko, değerli madenler, 1960′-tan sonra en yüksek seviyesine ulaştı; kurşun, özellikle de çinko üretiminin bir kısmı yerinde değerlendirilmeğe başladı.
• Ulaşım. Hükümetin sürekli çabalarına rağmen ulaşım yolları ağı henüz yetersizdir. 4 000 km’yi aşan demiryollarının çoğu özel şirketlerindir (başlıcası bir kanada şirketi); hatların çoğu 1951′den sonra And şehirleriyle maden merkezlerini kıyı limanlarına bağlamak için inşa edildi ve inşaat sırasında dünyanın en yüksek seviye farklarıyle karşılaşıldı. Başlıca hatlar Lima’yı Cerro de Pasco ve Huancayo’ya bağlar; Çuzco, Puna, Arequipa ye Mollendo’ya bağlanmıştır. En iyi karayolu, Büyük Okyanus kıyısını takip eden Panamerika karayoludur. Devam eden inşaatlarla karayolları And yamacına doğru uzatılmaktadır; And yamacında ırmak ulaşımı da düzenlenmektedir (tquitos limanı). Ayrıca hava ulaşımı hem milletlerarası (Lima havalimanının donatılması), hem de mahallî rol oynar. Başlıca limanlar Talara (petrol ihracatı), Paita ve Pisco (pamuk), San Juan (Marcona’nm demiri), Bolivya dış ticaretine katkıda bulunan Chimbote, Mollendo ve Matarani, donatımı çok modern olan ve çeşitli malların mübadelesi yapılan Callao’dur.
• Dış ticaret. Peru’nun dış ticareti, hâlâ hammadde ihracatıyle sanayi ürünleri ithalâtına dayanır. Maden filizi, maden ve tropikal ürünlere (pamuk, şekerkamışı) yönelen ihracat oldukça çeşitlidir. Besin ürünleri ve yeni sanayiler için gerekli donatım mallarını ithal etme zorunluğu ticaret ?çığını artırmış, peru parasını zayıflatmıştır. Latin Amerika’da Peru’nun özelliği serbest mübadeleci siyaseti ve dış yatırımları geniş ölçüde kabul etmesidir.
Genellikle tek tip üretime dayanan nispî refahın sağlam temellere oturtulmadığı 1965′te balık unu ihracatındaki gerilemeyle ortaya kondu; pamuk ve şeker fiyatlarının düşmesi durumu daha da ciddîleştirdi. Balıkçılığın gelişmesi 1960′tan sonra, eskiden beri hep açık veren ticaret bilançosunu dengelemeğe imkân vermişti. Bu sanayinin gerilemesi ihracatta duraklamaya yol açtı; oysa ithalat artmağa devam ediyordu. Ticarî bilanço 1965′te yeniden açık verdi, aynı yıl altın ve döviz rezervlerinin yarısı eridi. Durum güç çözülür bir hal aldı; çünkü ihracatta beklenen yeni gelişme 1959-1964 dönemindeki kadar hızlı olmadı (o dönemdeki olağanüstü artış henüz dizginlenemeyen bir enflasyona yol açmıştı). Latin Amerika serbest mübadele bölgesinin kurulması (1960-1961) 1960-1964 arası öteki tiye devletlerle ticareti iki kat. artırchysa da, 1966′da A.B.D. hâlâ Peru’nun ticaret yaptığı başlıca ülkeydi (ithalâtın yüzde 37’si, ihracatın yüzde 35′i).
TARİH
ilk medeniyetler
En eski medeniyetin kuzey kıyıdaki Huaca Prieta medeniyeti olduğu (M.ö. 1500′e doğru) sanılır: M.ö. 1000′e doğru ortaya çıkan mısır ve seramik, kıyıda Viru ve Chavin (yaklaşık olarak M.S. 300′den 600′e), Mochicas (Moche anıtları) ve Nozca (M.S. 500′e doğru) kültürlerinin gelişmesine yardım etti. Sonra büyük siteler çağı başladı: yaylada Aymaraların Tiahuanaco sitesi, kıyıda Chimaların başkenti Chanchan (M.S. 1200′e doğru). Bütün bu medeniyetlerin ortak özelliği mısır ve patates tarımı, lama yetiştiriciliği, bakır, tunç ve altın metalürjisidir: ayrıca hepsi yazıları olmadığından hatıra bırakmak için quipu kullanırlardı. 1200′e doğru tnkalar Güneş sülâlesi Cuzco vadisi Quechua’larında hüküm sürmeğe başladı: XV. yy.da Viracocha İnka, Pachacutec, Tunas, Yupanqui ve Huayna Capac zamanında 5° kuzey enlemi ile 37° güney enlemi arasındaki And yayları ve kıyı halklarının hepsine hâkimiyetini kabul ettirdi, özellikle mimarîsi (bk. cuzco, machupicchu) ve idarî kurumlarıyle ilgi çeken inka medeniyeti boyun eğdirdiği bütün halklara silinmez damgasını vurdu.
ispanyol fethi ve hâkimiyeti
Devletini iki oğlu Atahualpa (Quito) ve Huascar (Cazco) arasında bölüştüren Huayna Capac’ın ölümünde (1525′e doğru), iç savaş İnka imparatorluğuna büyük zarar verdi. Panama İspanyolları, Balboa’dan beri, daha güneyde altın bakımından zengin bir ülke bulunduğunu biliyorlardı ve bazıları kıyı bölgesini keşfe gitmişlerdi. Bu serüvencilerden Francisco Pizarro, Kari V tarafından henüz fethedilmemiş olan Yeni Castilla’nın genel valiliği ve başkumandanlığına tayin edildi (1529). Atahualpa’nın kardeşini öldürttüğü (1532) sırada inka topraklarına ayak basmıştı (1531). Pizarro birkaç asker ile İnka’yı tutukladı ve boğdurdu (1533 ağustosu); İspanyollar Cuzco’yu ve hazinelerini ele geçirirken ülkeyi Pizarro’dan sonra onun tayin ettiği kukla valiler yönetti. İnka Manco Capac II ayaklandı, genel valinin kardeşini büyük şehirde kuşattı (1533-1536) sonra ormanlara çekildi. İnka imparatorluğunun candamarını Cajamarca ortadan kaldırdı ve yenilenler ya kendilerini öldürerek veya İspanyolları çekmiş olan hazineleri tahrip ederek direndiler. Birbirlerine düşman olan Pizarro ve arkadaşları (bk. almagro) 1538-1542 arası ortadan kalktılar.
1542′de Kari V «Yeni yasalara çıkarttı ve bunların uygulanması için Peru Kral naipliğini kurdu; sınırsız bir arazi olan bu naiplik Güney Amerika’da devam eden fethin hareket üssü olarak yararlanıldı: ilk genel vali Blasco Nunez Vela, 1543′te, kıyı yakınında Pizarro tarafından kurulan (1535) ve 1542′de bfr audiencia merkezi olan Lima’ya yerleşti. Genel valiye bir meclis (Real acuerdo) ve yerlerini 1582′de sekiz mültezimin aldığı il valileri (corregidoreler) yardım ediyordu. Canete markisi genel vali (1556-1561) Andres Hurtado de Mendora’nın hazırladığı sömürge sistemini Francisco de Toledo (1563-1581) inka örneğini kopya ederek teşkilâtlandırdı: bu sistem tarım toplulukları halinde biraraya toplanmış olan kızılderililerin sömürülmesine dayanıyordu: toplulukların bazıları kendilerini sömüren bir ispanyol yöneticinin vesayeti altındaydı (encomienda’laı); öbürleri kabilenin kamu yetkisine ve mita’ya (Inkaların kurduğu angarya sistemi) karşı borçluydular (çoğu bu yüzden Lima’ya ve kıyı bölgelerine kaçtı). Kızılderilileri paganlıktan kurtararak hıristiyan kültürüne bağlamak (Juli cizvit misyonu) ve orijinalliklerini muhafaza etmek için (Kari II’nin Recopilacion de las Ley es do indias’ı çıkarması [1680]) rahipler büyük çaba harcadılar, inka kralı Tupac Amaru I’in (öl. 1571) ve 1780′de Tupac Amaru II’nin (öl. 1781) isyanlarının da gösterdiği gibi inka klanı toplum yapısında ağırlığını uzun Süre muhafaza etti. İspanyol kolonları And yaylalarında zeytin, buğday ve üzüm yetiştirmeğe başladılar; kıyıda kurdukları şekerkamışı işletmelerinde çalıştırmak için zenci köleler getirdiler: boyalar, mobilyalar, dinî süslemeler, meksika dokumaları v.b. satın aldılar. Ama Peru’nun başlıca zenginliği yeraltı kaynaklarıydı. Huancavelica civa madeni sayesinde Meksika’da (1567), sonra Peru’da (1572′de veya en geç (1585′te) gümüş malgamasına başlandı. 1545′te bulunan Potosi gümüş madeni XVIII.yy.a kadar dünya üretimine hâkim oldu ve Callao de Lima’dan Panama (başlıca yol) ve Tehuantepec kıstaklarına (Huatulca, XVI.yy.dan sonra da Novidad limanlan) doğru giden ticarî akınların büyük kısmını besledi. İspanya’nın ve bütün Avrupa’nın ekonomisini bozan bu para, sömürge toplumunu zenginleştirdi: Peru’da şehirler, barok üslûbunda kiliseler ve bir üniversite (1551′de Lima’da San Marcos üniversitesi) inşa edildi; ayrıca ülkenin lüks eşya ithalâtı günden güne artıyordu.
Ama bu refah dönemi uzun sürmedi; Potosi’nin gümüş üretimi, 1610-1630 arası en yüksek seviyesine eriştikten sonra, işletmenin teknik yetersizliği ve kızılderili halkın mita’nın uygulanmadığı kıyıya, tarım işletmeler ine ve şehirlere (özellikle Lima) kaçması yüzünden çöktü: ücretli işçi sınıfının doğması bu süreci engellemedi; zaten nüfus da XVII. yy., sonuna kadar büyük ölçüde azaldı. XVIII. yy.da nüfus yeniden artmağa başladı, ama Potosi tekrar kalkmamadır bunda, ispanya ile Büyük Okyanus ve Panama kıstağı aracılığıyle kurulan ilişkilerin kesilmesi ve ispanya ile tek bağlantının uzun ve tehlikeli Buenos Aires yolundan başka bir bağlantının bulunmaması büyük bir rol oynadı. Avrupa ile bağlantıları kesilen, birbirinden iyice uzak ve her birinde ayrı bir hayat tarzı gelişen coğrafî birimlerden kurulur ve aslında bütün Güney Amerika’yı içine alan yedi audencia’ya (Panama, Santa Fe de Bogota, Quita, Lima, Charcas, Şili ve Buenos Aires) bölünmüş büyük Peru Genel valiliği yavaş yavaş bugünkü sınırlarına yerleşti. Tierra Firma veya Yeni Granada (1718) Genel valiliği 1739′da kesinlikle teşkilâtlanarak Peru’dan bugünkü Venezuela, Kolombiya ve Ekvador’u aldı; 1776′da La Plata Genel valiliğin (Arjantin, Uruguay, Paraguay) kurulmasıyle Peru Charcas audienca’sım (Yukarı Peru, bugünkü Bolivya) bile kaybetti. Ayrıca 1778′de kurulan Şili Genel valiliği Lima’ya karşı oldukça muhtardı ve ticaret serbestisinin ilânı (1778) ispanyol sınırlarını tehlikeye düşürerek bağımsızlığı hazırladı.
Peru’ nun Kurtuluşu ve Siyasî bağımsızlık
Kral naibi J.F. Abascal (1804-1816), Kreollere ispanyol hâkimiyetini kolaylıkla kabul ettirdi ve isyan eden arjantin ordusunu püskürttü. Ama Cadiz ayaklanmasından (1820) sonra, San Martin, Arjantinli ve Şilililerin başında hücuma geçti, ayaklanan Lima’ya girdi, Peru’nun bağımsızlığını ilân ederek «Koruyucu» unvanını aldı (28 temmuz 1821); ama Bolivar ile Guayakuil’de görüştükten (temmuz 1822) sonra 1822 eylülünde bu unvandan vaz geçti. Kurtarıcı adı verilen Bolivar ordusu (eylül 1823) ispanyol ordusunu kesinlikle yok etti (Junin ve Ayacucho 1824): son ispanyol garnizonu (Callao garnizonu) 1826 ocağında teslim oldu. Ama topluma hâlâ beyaz azınlık, büyük mülk sahipleri ve kilise hâkimdi. Daha o tarih: e siyasî kargaşa başladı; Bolivar’m ülke; kaderine terk etmesinden (eylül 1826) erce iki yıl içinde iki cumhurbaşkanı değişi: Peru’da birçok pronunciamento ve Anayasa değişikliği olurken XIX. yy. Avrupa siyasî belâgatinin altında CaudillolariK şahsî rekabetleri gizleniyordu.
Aşağı ve Yukarı Peru arasındaki geleneksel bağlar, mareşal Santa Cruz’un bir Peru-Bolivya konfederasyonu kurmasına (1836 imkân verdi: bu birliği şili ordusu dağıttı (1839). iki defa cumhurbaşkanı seçilen Ramon Castilla (1845-1851 ve 1855-1862), diktatörlüğünü kabul ettirdi, kızılderililerder. vergi alınmasını ve zencilerin köleliğini kaldırdı, millî ekonomiyi geliştirdi: avrupa sermayelerinin guano ve güherçile işletmeleriyle ilgilenmesi, ülkeye çok kötü şartlar altında yaşayan cinli işçiler getirilmesin: başlattı (1849′dan sonra). Bir borç meselesi ispanyol donanmasının guano bakımından zengin olan Chinehar adalarını işgal etmesine (1864), sonra Callao’yu topa tutmasına yol açtı (1866); sonunda ispanya sömürgeyi yeniden fethetme hevesinden vaz geçmek zorunda kaldı. Tarapuca güherçilelerinin yol açtığı Pasifik savaşında, Şili, Bolivya (1879-1881) ve Peru’yu (1879-1883) yendi. Peru, Tarapaca ilini Şili’ye bıraktı. Şili Tacna ve Arica’nın öbür illerini de işgal ederek, plebisit yapılıncaya kadar on yn elinde tuttu. Aslında mesele ancak 1929′ d a Şili’nin Tacna’yı iade etmesi ve Arica’y: muhafaza etmesiyle çözüldü. Brezilya (1909 ve Kolombiya ile daha az önemli sınır çatışmaları çözüldü (Leticia trapeze’nin bırakılması, 1934); buna karşılık, Ekvador ile anlaşmazlık (Maranon’un kuzeyindeki bölge) Peru’nun anlaşmazlık konusu amazon arazilerinin büyük kısmında hâkimiyetin: onaylayan Rio de Janeiro antlaşmasına (1942) rağmen henüz gerçekten çözümlenememiştir.
Pasifik savaşı ve Şili işgali yüzünden iflâs eden Peru, devletin yönetimini askerlere (general Iglesias, sonra Caceres [1886-1890 ve 1894-1895]), maliye ve ekonominin yönetimini ise bir avrupa konsorsiyumuna (Peruvian Corporation) bıraktı. Maden işletmesi (altın, gümüş, bakır, çinko, petrol), XX. yy. başında yeniden gelişti. 1908-1912, sonra 1919-1930 arası cumhurbaşkanı seçilen A.B. Leguia, Birinci Dünya savaşından sonra şiddet yerine rüşveti tercih eden ve büyük iktisadî buhran sırasında ortadan kalkan bir diktatörlük kurdu. V.R. Haya de la Torre tarafından 1924′te Paris’te kurulan ve 1933′te kanun dışı ilân edilen marksist eğilimli ve A.B.D. düşmanı A.P.R.A. (Alienza Popular Revolucionaria Americana [Amerikan Devrimci Halk birliği]) ülkede yeni bir siyasî kuvvet oldu. Manuel Prado Ugarteche’nin (1939-1945) başkanlığı sırasında temel hürriyetler yeniden ortaya çıktı. L. Bustamente y Rivero’nun cumhurbaşkanlığı sırasında (1945-1948) A. P.R.A.’nm siyasete katılmasını ve bir hükümet darbesi denemesini (1948), iktidarı general M.A. Odria’ya veren bir Pronun-ciamiento takip etti; M.A. Odria, A.P.R. A.’yı ve Komünist partisini kanun dışı ilân etti (1948) ve cumhurbaşkanı seçildi (1950-1956). 1956 Seçimlerinin serbestçe yapılması «apriste»lerin ve liberallerin M. Prado Ugartache’yi yeniden cumhurbaşkanı seçmelerine (şubat 1960) imkân verdi. Haziran 1962′de, başkanlık seçimleri sonuçları, A. P.R.A. Kurucusu Haya de la Torre lehine gibi göründü. Günden güne basit bir «reformizm»e yönelen Torre’nin durumunun devamlı olarak gerilemesine rağmen, ordu vadenin yaklaşmasından kaygılandı ve darbeye baş vurdu: general Ricardo Perez Godoy seçimleri iptal etti ve geçici bir askeri hükümet kurdu. Haziran 1963′te, yeni seçimler sonucunda Halk Hareketi partisinin adayı olan ve hıristiyan demokratlara dayanan liberal Belaunde Terry başkan seçildi. Fakat sosyal reformlar sınırlı kaldı. Yönetici çevrelerin dağlı köylülerle pek ilgilenmemesi, Castro’yu örnek tutarak silâhlı mücadeleyi genişletmeğe çabalayan ger iller o hareketlerinin gelişmesine yol açtı, özellikle, M.I.R. (Movimiento de la îzquierda Revolucionaria [Devrimci Sol hareketi]), 1965′ten sonra birçok çete kurdu: hareketin kurucularından avukat Luis de la Puente Uceda, aynı yıl savaşırken öldü ve hükümet çevreleri âsilerin yok edildiğini açıkladı.
Gerilla faaliyetinin önlenmesi üzerine hükümetçe temmuz 1965′te kaldırılan anayasal haklar iade edildi (1966). 3 Ekim 1968′de başkan Belaımde Terry bir askerî hükümet darbesiyle devrilerek Buenos Aires’e sürüldü. Darbeyi takip eden günlerde birtakım öğrenci hareketleri patlak verdi. Askerî darbe hareketini yöneten genelkurmay başkanı general Juan Velasco Alvarado, başkan, general Ernesto Montagne ise başbakan oldu; askerlerden meydana gelen 12 kişilik bir hükümet kuruldu. Yeni hükümet, önceki anlaşmaları iptal ederek ülke petrolleri ve şeker plantasyonları devletleştirdi. Toprak reformunun gerçekleştirilmesi doğrultusundan köklü tedbirler alındı. Petrol şirketlerinin devletleştirilmesi, dolayısıyle A.B.D.’-nin Peru ile olan anlaşmazlığı devam ederken, Peru hükümetinin ülke karasularını 200 mile çıkarma konusundaki kararını uygulaması iki ülke arasındaki ilişkileri büsbütün gerginleştirdi. Peru askerî hükümeti sanayi kesiminde de köklü reform ve devletleştirme tedbirlerine girişti. Peru’da 31 mayıs 1970′te meydana gelen büyük deprem 50 000 kişinin ölümüyle sonuçlandı; 800 000 kişi açıkta kaldı.
Pizarro ile Atahualpa’nın Cajamarca’da karşılanması (1532) The de Bry’ın gravürü Cabinet des Estampes, Paris.
AN AY AS A
1933 Anayasasında birçok defa değişiklik yapıldı. Okuma yazma bilen erkek ve kadınlar (1956′dan beri) seçmendir (21-60 yaş arası oy kullanma mecburîdir). Cumhurbaşkanı, iki başkan yardımcısıyle birlikte altı yıl için seçilir, yürütme gücünü elinde tutar; meclislere karşı sorumlu olan on iki bakan vardır. Devlet güvenliği gerektirdiğinde cumhurbaşkanı hürriyetlerin tamamını veya bir kısmını kaldırabilir ve sınırı kanunla tespit edilen olağanüstü yetkiler alır. Yasama gücü tek dereceli genel oy sistemiyle altı yıl için seçilen senato (53 üyeli) ve millet meclisindedir (182 üye). Ülke bir vali tarafından idare edilen 24 idare bölgesi ile illere (onlar da idare bölgelerine) bölünmüştür, ilke olarak belediye meclisleri seçimle iş başına gelir. Kızılderili topluluklarına kanunî haklar tanınmıştır.
GÜZEL SANATLAR
Kolomböncesi eski peru sanatı Güney Amerika’nın en önemli sanatıdır ve Inka imparatorluğunun bütünlüğü sağlamasından önce çeşitli bölgelerde gelişen farklı medeniyetlerin sonucudur. (Bk. KOLOMBÖNCESİ.) Fetihten sonra Peru, ispanyol barok sanatının bir eyaleti haline geldi: ama yerli sanatçıların etkisi ve katkısı, bu sanata eski sanatları hatırlatan hayalî süsleme temalarıyle orijinal bir görünüş kazandırdı. Başlıca anıtlar Cuzco katedrali ve Pamata kilise sidir. XVI. ve XVII. yy .da Cuzco’da gelişen bir resim okulundan inka ilerigelenlerinin portreleri, dinî tablolar ve inka sembollerinin hıristiyan temalarına karıştığı eserler kalmıştır. XVII. ve XVIII. yy.da bol altın kullanan şatafatlı süsleme sanatı oymalarla süslü koltuklar, kumaşlar, çerçeveler bıraktı. Halk sanatı, seramiklerde, giyeceklerde ve dinî eşyalarda ispanyol sanatı ile kolomböncesi sanatı kaynaştırır. XIX.yy. ressamlarından Jose Gilde Casho portreler, F. Laso, L. Merino ve F. Fierro halk hayatından sahneler bıraktılar.
EDEBİYAT
Kolomböncesi edebiyat için bk. İNKA İMPARATORLUĞU; sömürge döneminin edebî faaliyeti için bk. İSPANYOLCA.
• Şiir. XVIII. yy.ın mirasçısı olan hiciv şairleri Felipe Pardo y Aliağa (1806-1868) ve Manuel Asensio Segura’dan (1805-1871) sonra, romantik nesli şu şairler temsil eder: Lamartine hayranı Jose Arnaldo Marquez (1830-1904): ağıtlar yazan Carlos Augusto Saloverri (1831-1890); V. Hugo’nun etkisinde kalan Clemente Althaus (1835-1881); daha çek nesirleriyle tanınan Ricardo Palma (1833-1919), millî edebiyatı ispanyol geleneklerinden kur!atmağa çalışan Manuel Gonzalez Prada (1844-1918). Ama Peru’da modernciliğin gerçek önderi, Ruben Dario’ nun çömezinden çok rakibi olan epik ve romantik şair Jose Santos Chocano’dur (1875-1934): has Santas (Kutsal öfkeler), Alma America, Epopeya de los Libertadores (Kurtarıcıların Destanı) güçlü ve coşkun bir lirizmle kaleme alınmıştır. Aynı nesilde ı Jose Maria Eguren (1882-1942) daha ahenkli bir şiirin yaratıcısıdır. Bu iki ustanın açtığı yolu şu şairler takip etti: şehvetli ve umutsuz şair Victor Vallejo (1895-1938); fütürizmden geçtikten sonra yumuşayan ama hâlâ Güney Amerika’da edebî bağımsızlık hareketinin başlıca temsilcilerinden olan Alberto Hidalgo (doğ. 1893). Çağdaş Peru edebiyatının başlıca özelliği halk ruhunu ve modern iktisadî gelişmenin ortaya koyduğu toplum meselelerini anlatma kaygısmdadır.
ispanyol tç savaşının yürekten sarstığı Cesar Valleionun (1892-1938) ölümünden sonra Cesar Mor o (1904-1956), Xavier Abril idce. 1905). Enrique Pena Barrenchea (doğ. 1905), Emilic Adolfo Westphalen (doğ. 1911), Martın Adan (doğ. 1918) sayesinde şairler avrupa edebiyat okul ve araştırmalarını yakından takip ettiler. Ama Julio Garrido Malaver (doğ. 1909), Felipe Arias Larreta (1910-1955) ve Mario Florian’ın (doğ. 1917) sanatı, siyasî amaçlarla dolu militan bir lirizmdir. Jorge Eduardo Eielson (doğ. 1922), Javier Sologuren (doğ. 1922), Sebastian Salazar Bondy (1924-1965), Washington Delgado (doğ. 1926), Leopoldo Chariarse (doğ. 1928), Alberto Escobar (doğ. 1929) ve Pablo Guevara (doğ. 1930) ile, yeni neslin bir kısmı yalnız estetik amaçlara yönelirken, Gustavo Valcarceî (doğ. 1921), Alejandro Romualdo Valle (doğ. 1926), Juan Gonzalo Rose (doğ. 1928) ve Manuel Scorza (doğ. 1929) geleneksel yoldan ayrılmadılar.
• Roman. Romances Historicos del Peru’nun ve Helenc’in Dostları romanının yazarı Fernando Casos’tan (1828-1882) sonra ispanyol-amerika edebiyatının en iyi hikayecilerinden biri olan Ricardo Palma (1833-1919) gelir; Peru Gelenekleri adlı eserinde fıkralar ve efsanelerle ülkesinin bütün geçmişini canlandırır. Paralvillo ve Sisebuto yazarı Guiterrez de Quintarilla (1858-1935) ve iki kadın romancı onu örnek almıştır: çok güzel bir psikolojik roman (Blanco Sol) yaza a Mercedes Cabello de Corbonero (1852-1909) kızılderili meselesini ilk olarak ele alan Yuvasız Kuşlar romanının yazarı Clorinda Mateo de Turner (1854-1909).
• Tugsten adlı romanında ülkesinin sosyal meseleleriyle uğraşan Victor Vallejo ve Abraham Valdelomar (1887-1919) ile peru romanı yeni bir çığıra girdi. Enrique Lopez Albujar’m (doğ. 1872) çok iyi bir hikayeci olmasına rağmen, peru hikâyesi en mükemmel şeklini Ventura Garcia Calderon ile (1887-1959) buldu: Akbabanın İntikamı, ölüm Tehlikesi, Kan Rengi’nde, kızılderililer ve melezler büyük bir ustalık ve trajik bir anlayışla canlandırılmıştır. Aynı zamanda çok zarif şiirler de (Cantilenas) yazan Ventura Garcia Calderon’u, Lois Valcarceî (doğ. 1891), Aurora Caceres (doğ. 1880) ve Tanrısız Halk romanında kızılderili meselesine eğilen Cesar Falcon örnek aldılar. Ama kızıldenülerin en ateşli savunucusu Ciro Alegria’dır (doğ. 1909).
Yerli edebiyat geleneğinde, çağdaş romancı Ciro Alegria (1909-1967) ve Jose Maria Arguedas’ın (doğ. 1911) eserleri hâkimdir. Bu yazarların etkisi, Arturic Demetrio Hernandez (doğ. 1903), Jose Diez Canseco (1904-1949), Francisco Vega Seminario (doğ. 1903) Fernando Romero (doğ. 1908) ve Francisco lzquierdo Rios’un (doğ. 1910), hikâye ve anlatılarında görülür. Eleodero Vaıgas Vicuna (doğ. 1924), Carlos Zavaleta (doğ. 1928), Julio Ramon Riberro (doğ. 1929), Enrique Congrains Martin (doğ. 1932), Mario Vargas Lİosa (doğ. 1936) gibi genç romancılar daha çok gerçekçi konulara yönelmekte ve ingiliz-amerikan anlatım tekniklerinden ilham almaktadır.
• Deneme. Şair Manuel Gonzalez Prada aynı zamanda da bağımsız düşünceli atak bir polemikçidir: Serbest Sayfalar ve Savaş Saatleri adlı denemeleri yüce bir düşünceyi yansıtır. Hikayeci Ventura’nın kardeşi Francisco Garcia Calderon (1833-1953), Latin Amerika Demokrasileri, Kaygılı Avrupa ve Yeni Almanya Anlayışı adlı eserleriyle Latin Amerika’da siyasî düşüncenin temsilcisidir. Luis Alberto Sanchez (doğ. 1900), ispanyol-amerika düşünce hareketinde kitaplarıyle önemli rol oynadı:
Amerika’da Kültür Hayatı ve Tutkusu, Latin Amerika Yaşıyor mu? Bu son eserde bütün kıtanın etnik meselelerini inceler ve bu meselelerin çeşitli ırkların kaynaşmasıyle çözüleceğini söyler.
• Tiyatro. XIX. yy.dâki gelişmeden sonra peru tiyatrosunda sadece Juan Rio s (doğ. 1914) ve Enrique Solari Sfayne’dan (doğ. 1918) söz edilebilir.
Edebî tenkit alanında, E. Nunez (doğ. 1908), Alberto Tauro (doğ. 1914), Augusto Tamayo Vargas (doğ. 1914): Jorge Puccinelîi (doğ. 1920), Manuel Suarez Miravaî (doğ. 1922) ile çok başarılı eserler verilmektedir. (l)
PERU akıntısı. Bk. humboldt akıntısı.
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERU hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERSIUS FLACCUS (Aulus)
Tarih 21 Mayıs 2009
PERSIUS FLACCUS (Aulus), latin hiciv şairi (Volterra M.S. 34-Roma 62). Roma imparatorlarına cephe alan bir ailedendi. Paetus dayısıydı, Paetus’un kızı Arla ise, Neron’a karşı kurulan stoa’cı muhalefetin kahramanlarından Thrasea ile evliydi. Persius on iki yaşında Roma’ya gitti. Stoa’cı filozof Cornutus’un çömezi oldu. Altı küçük yergi şiirinde (Satyrae) dikkati çeken yüksek ahlâk anlayışı bu filozofun etkisini taşır. Gerçekte Persius, hicivci olmaktan çok bir ahlâkçıdır. Geleneksel Satir türünü geliştirdi, üslûbu çoğu zaman kısa ve özlü olmakla beraber, anlaşılması zordur. (L)
21 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSIUS FLACCUS (Aulus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERRAULT (Charles)
Tarih 20 Mayıs 2009
PERRAULT (Charles), fransız yazarı (Paris 1628-ay.y. 1703). Aşk şiirleriyle yazı hayalına atıldı, Colbert’in hizmetine girdi, onun sayesinde 1671′de Fransız akademisine seçildi ve akademi yönetmeliğini hazırlayan kurula katıldı. 27 ocak 1687′de, kralın nekaheti dolayısıyle akademide, Le Siecle de Louîs le Grand (Büyük Louis Yüzyılı) manzumesini okudu; yenilerin eskilere üstünlüğünü ileri süren bu manzume «eskilerle yenilerin kavgası»na yol açtı. Perrault, iddiasını desteklemek amacıyle, Paralleles des Anciens et des Modernes (Eskilerle Yenilerin Karşılaştırılmaları) [1688-1698] ve Les Hommes illustres qui ont paru en France pendant le XVII. Siecle (XVII. yy.’da Fransa’da Yetişen ünlü Kişiler) [1697-1701] adlı kitaplarını yazdı. Bu arada topladığı çocuk masallarını bir kitap halinde bastırdı: Les Contes de Ma Mere VOye (Peri Masall.au) [1697]. Oğlu PERRAULT D’ARMANCOUR’un (doğ. 1678) adiyle yayımladığı bu masallara pek önem vermemişti, oysa büyük ününü bunlara borçludur. (L)
20 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERRAULT (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERK (Jacques)
Tarih 18 Mayıs 2009
PERK (Jacques), hollandalı şair (Dordrecht 1859-Amsterdam 1881). Genç yaşta olgunlaşan sanatı, Sonettenkrans Mathilde (Mathilde için Sone Çelengi) [1882'de yayımlandı] adlı eserinde belirir. Bu aşk şiirleri derin bir duyarlık taşır. (E)
18 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERK (Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİER (Constantin)
Tarih 15 Mayıs 2009
PERİER (Constantin), fransız mekanisti (Paris 1742-ay.y. 1818). 1788′de Sen’in su seviyesini yükseltmek için «Chaillot’nun ateş tulumbası»nı kurdu; bu tulumba, ayrıca, önemli bir top imalâthanesinin ve çeşitli sanayi kollarının işletilmesinde de kullanıldı. Babası augtjste charles ile birlikte büyük sanayi için birçok makine imal etti. (l)
PERİER (Jean), fransız baritonu (Paris 1869-ay.y. 1954). Bir orkestra yöneticisinin oğlu, Paris konservatuvarının Şan ve Operakomik bölümlerini bitirdi (1892). İlk defa onun söylediği birçok eser arasında Veronique, Pelleas (1902), Madame Butterfly (1906), İspanyol Saati (1911) sayılabilir. (l)
PERîER (Odilon Jean), fransızca yazan belçikalı şair (Brüksel 1901-ay.y. 1928). XX. yy. başında yetişen belçikah şairlerin en önemlisidir. Çok erken yaşta olgunlaştı, olağanüstü yeteneğini birkaç yılda harcadı. Brüksel, günlük hayat, dostluk ve aşk, Perier’ye derin bir içliliği olan, tekniği titiz ve özlü şiirler yazdırdı. Başlıca şiir kitapları: Nötre Mere la Ville (Annemiz Şehir) [1922]; Le Citadin (Şehirli) [1924]; Le Pro-meneur (Gezen) [1924]. (l)
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİER (Constantin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Peri (La Peri)
Tarih 15 Mayıs 2009
Peri (La Peri), Paul Dukas’nın «danslı şiiri».
Şair, bu eserini Châtelet’de (Rus balesi, 1912) ilk defa oynayan Truhanova’ya ithaf etmiştir. Konu eski bir iran efsanesinden alınmıştır: şehzade İskender ölümden kurtulmak için, çiçeklerin kokusuyle beslenen Peri’nin elinden lotusu alır. Peri, prensi baştan çıkarmak için dans ederek «ölümsüzlük çiçeği»ni ondan geri almayı başarır ve ışıklar içinde kayıplara karışır; prens ise hiçliğin karanlığına yeniden gömülür.
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peri (La Peri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERİ
Tarih 15 Mayıs 2009
PERİ i. (fars. peri). Tabiatüstü bir güce sahip olduğu varsayılan, hayalî dişi varlık:
— Bu kokona karısı geleli bizim yalıyı periler istilâ etti (H. R. Gürpınar). Cüceler, periler, küçük çocuk dünyası âleminde yaşar (S. F. Abasıyanık).
Teşm. yol. Çekici güzelliği, aklı, iyilikseverliîiğiyle ve bece-rikliliğiyle dikkati çeken kadın.
Bir kimsenin kaderi üstünde etki yapan kişi.
Kadın adı.
Peri hastalığı. Bk. PERİ HASTALIĞI.
— çeş. DEY. Peri gibi, «çok güzel» anlamında kullanılır: Periler gibi görünen yüzlerini hatırlamağa çalıştı (A. H. Tanpınar). II Perileri bağdaşmak, uyuşmak, anlaşmak. II Perisi hoşlanmamak, sevmemek, yakınlık duymamak.
— Esk. Peri-dar, perili.
Peri-çehre, güzel yüzlü.
Peri-efsa, efsuncu, büyücü.
Peri-peyker (veya peri-ru), peri yüzlü, güzel çeh-reli.
Peri-ruh (veya peri-ruhsar), peri yanaklı.
Peri-şekl, periye benzeyen.
Peri-var, peri gibi.
Peri-veş, peri gibi, çok güzel.
— Jeol. Peri bacaları, üzeri lavla örtülü tüf* yığınlarının zamanla aşınmasından meydana gelen oluşumlara verilen ad. Bk. ANSîKL.
— ANSiKL. Eski iran dininde peri’leı insanların başına kötülükler getiren, hastalıkların, yıkımların sebepleri olarak gösterilen varlıklardır, islâm dininde de insanların sakınması gereken gizli kuvvetler olarak nitelenirler. Çarpılma, sara, inme denen sinir hastalıklarının bunlar tarafından getirildiğine inanılır. Ancak bunlar çoktanrıcı dönemlerden kalma bâtıl inançlardır. Tektan-rıcı dinlerin doğuşundan önce, bütün tabiat olaylarının, çiçeklerin, pınarların, ağaçların birer perisi olduğuna inanılırdı. Kırları, ırmakları, kutsal sayılan yerleri periler beklerdi. Zamanla bu inançlar biçim değiştirerek tektanrıcı dinlere girdi. Eski anadolu inançlarında perilerin geniş bir yeri vardı. Bunların en önemlisi su perisi Salmakis* idi. Bu peri, Bodrum ili yakınlarında kendi adiyle anılan bir pınarın koruyucusu olarak tanınır. Halk dilinde perilere, adlarını anmaktan korkulduğu için daha çok «bizden iyiler» veya «iyi saatte olsunlar» denir. Divan şiirinde de aynı anlamda «bizden yeğler» deyimi kullanılmıştır. Peri kavramı türk folklorunda da birçok masalın, hikâyenin doğmasına yol açtı. Eski mabet yıkıntılarının, kutsal suların, mağaraların perileri olduğuna, periler tarafından korunduğuna bugün de halk arasında inanılır.
— Jeol. Peri bacaları. Püskürmeler sırasında geniş çukurlara biriken tüfler, kaim tabakalar halinde yığılır; üzerlerine yer yer kalın lav örtüleri yayılır. Tüf yığınları aşınarak sütunlar haline gelirken üst kısımdaki lav kütleleri daha az aşındığı için geniş tablalar halinde kalır. Yüksekliği 20-30 m’ye kadar değişen peri bacaları vardır. Anadolu’da Ürgüp’te (G’öreme, Uçhisar), Aksaray yakınlarında (Selimiye köyü) peri bacaları bulunmaktadır.
♦ Perili sıf. Kötü ruhlar tarafından musallat olunmuş, tekin olmayan: Bu hep böyle devam ederse senin halin ne olur? Alimallah perili olursun! dedi (Sabahattin Ali). Perili köşk. (ML)
15 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Perceval
Tarih 12 Mayıs 2009
Perceval veya Conte du Graal («Perceval veya Graal’in Masalı»). Chretien de Troyes’nin masalı (1182′ye doğr.). Şairin son eseridir ve tamamlanmamıştır. Anası onu şövalyelik hayatının tehlikelerinden uzaklaştırmak için yoksulluk ve cehalet içinde büyütmüş olmasına rağmen, Perceval kendini askerlik sanatına verir. Arthuı’ün şatosuna varır ve şövalyeliğin kanunlarını öğrenir. Maceraları sırasında Günahkâr kralın şatosuna varır. Graal âyininde hazır bulunur, fakat garip tören hakkında bilgi istemek cesaretini gösteremez. Şatodan ayrıldıktan sonra da Graal’in hatırası aklından çıkmaz; kendisine yapılan birçok uyarmadan, soru sormaması yüzünden gerçeğe varamadığını ve Günahkâr kralı felâketten kurtaramadığını anlar. Chretien de Troyes’un romanı burada biter, fakat Perceval, Graal çevrimindeki bütün eserlerde yeniden görülür. Alman şairi “VVolfram von Esehen-bach, Parzival adlı eserinde fransız şiirinin konusunu işlemiştir: fakat Graal’in karşısında Perceval gibi susmakla yetinen Parzival keşiş Trevrizent’in vaızlarını dinleyerek gerçeği sezinler ve günahkâr krala onu kurtaracak soruyu sorar. R. “VVagner, Parsi-fal adlı eserini “VVolfram von Eschenbach’-ın şiirinden ilham alarak yaratmıştır. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Perceval hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Halikarnassos
Tarih 08 Mayıs 2009
Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır.
Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.
M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır.
Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur.
Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır.
Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır.
Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur.
Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı.
Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı.
1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü.
Edebi Hayatı
1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.
Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.
Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır.
Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAY GONİ (Antonio)
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAUD (Alphonse)
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü.
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENAS, PENATES
Tarih 08 Mayıs 2009
PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m)
PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri.
— ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENARROYA-PUEBLONUEVO
Tarih 08 Mayıs 2009
PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENANG
Tarih 08 Mayıs 2009
PENANG, esk. Prince of Wales, Malezya’da (Petıang eyaleti) ads, Malakka boğazında; Malezya yarımadasından ve Penang eyaletinin karadaki kısmından Penang boğazı ile ayrılır; 227 km2; 262 700 nüf. Yükseltisi 900 m’yi bulan ve kauçuk ağacı çiftlikleri kurulmuş ormanlarla kaplı olan yüksek tepeler, adanın en canlı kısmı olan kıyı ovalarına hâkimdir; pirinç ve hindistancevizi tarımı, balıkçılık. Karabiber, karanfil ve hindistancevizi başlıca ticaret ürünleridir. Başlıca şehri, George Town. (L)
PENANG, Malezya’da eyalet, Malakka boğazı kıyısında; iki kısımdan meydana gelir. Penang adası ve ona bağlı küçük adalar; kuzeyde, doğuda ve güneyde Kedah eyaletiyle sınırlı olan kara parçası; 1036 km2; 642 200 nüf. Merkezi, George Town. Tepelerdeki büyük tarım işletmelerinde kauçuk üretimi, kıyı ovalarında pirinç ve hindistancevizi yetiştiriciliği başlıca tarım faaliyetidir. Sanayi Butterworth’da ve özellikle George Town’da toplanmıştır.
— Tar. 1786′da Kedah sultanının izniyle İngilizler tarafından işgal edilen Penang, 1800′de bir ingiliz himaye bölgesi haline getirildi; 1826′da Straits Settiements’e girdi. Straits Settlements’ın dağılmasından (1946) sonra Penang Malezya federasyonuna katıldı (1948). [L]
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENANG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELSENEER (Paul)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOUSE, PELOUZE
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOUSE (Leon Germain), fransız ressamı (Pierrelaye, Seine-et-Oise 1838-ay.y. 1891). lle-de-France ve Normandiya manzaralarını canlandıran tablolarıyle tanınır {Orman içi, Louvre). [L]
PELOUZE (Theophile Jules), fransız kimyacısı ve fizikçisi (Valognes 1807-Paris 1867). 1836′da Almanya’ya gitti. Orada Liebig ile çalıştı. Daha sonra College de France’ta Thenard’m yerini aldı. Petrollerin bileşimini inceledi. Bütün organik asitlerin sentezini sağlayan genel bir tepkimeye dayanarak hidrosiyanik asitten formik asit elde etti. 1834′te nitrilleri buldu ve 1836′da gliserinin bir alkol olduğunu ispatladı. 1839′da, Geliş ile birlikte bütirik asit mayalanmasını keşfetti. Fremy ile birlikte Traite de Chimie Analytique (Analitik Kimya İncelemesi) [1847-1850] adlı bir eser yayımladı. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOUSE, PELOUZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOR i. İskorpitgillerden kemikli balık; Hint okyanusunda bulunur. (L)
PELORİ i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorie). Bot. Normal yapısı birbakışımlı olan bir çiçek tacının aktinomorf olması. (Yüksükotu, nevruzotu gibi bitkilerde peloriye rastlanır.) [L]
PELORİA çoğl. i. (yun. k.). Esk. Yun. Zeus Pelorios (dev Zeus) onuruna yapılan Tesalya şenlikleri. (Şölen sırasında efendilerle köleler arasında fark gözetilmezdi.) [L]
PELORİTANİ, italya’da kütle. Sicilya’da, adanın kuzeybatısında, Akdeniz kıyısındaki Calava burnu ile Taormina yakınındaki Sant’Andrea burnu arasında. Billûrlu kayalardan meydana gelen ve kenar kısımları ikinci zaman kalkerleriyle örtülü olan kütle çok vahşî görünüşlüdür; geniş ve düz vadiler üzerinde yüzey şekilleri ansızın yükselir; yamaçlar hemen tamamıyle çıplaktır. (L)
PELORİZM i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorisme). Çiçekleri birbakışımlı olan bazı bitkilerde aktinomorf çiçeklerin belirmesi. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELOPS
Tarih 08 Mayıs 2009
PELOPS. Yun. mit. Peloponnesos’a adını veren kahraman, Frigya kralı Tantalos’un oğlu. Babası onu parçalara bölerek bir ziyafette tanrılara sundu. Zeus Pelops’u diriltti ve Demeter’in yediği omuzunun yerine fudisinden bir omuz verdi; Pelbps Elis’ten Pisa’ya gitti. Burada, kral Oinomaos, kızı Hippodamea ile evlenmek isteyenleri araba yarışına çağırıyor ve yenerek öldürüyordu. Pelops, Poseidondan aldığı bir kanatlı at veya Oinomaos’un arabacısının yardımıyle yarışı kazandı, Hippodameia’nm babasını öldürerek onunla evlendi ve kral oldu. Manisa (Sipylos) dağının bir çukurunda Pelops’un tahtı, Elis Olympia’sındaki Altis adlı kutsal koruda da mezarının bulunduğu söyleniyordu. (L)
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PELLİOT (Paul)
Tarih 08 Mayıs 2009
PELLİOT (Paul), fransız sinoloğu (Paris 1878-ay.y. 1945). Hanoi’de, Uzakdoğu Fransız okulunda cince profesörlüğü yaptı (1901), Orta Asya’da arkeolojik keşiflerle görevlendirildi (1906-1909); VI. ve XI. yy.-dan kalma cince, tibetçe, türkçe, sogdca ve ibranice metinler buldu. College de France’ta profesör (1911) ve Societe Asiatique başkanı (1936) oldu. Başlıca eserleri: Les Grottes de Tuenhuang (Tuenhuang Mağaraları) [1920-1924], Jades Archaiques de la Chine (Çin’de Eski Yeşim Taşları) [1925], La Mission Pelliot en Asie Centrale (Orta Asya’da Pelliot Misyonu) [1924], Les Mongols et la Papaute (Moğollar ve Papalık) [1922-1923]. (L)
Soğdca:
Soğdca Orta Asya’da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil.
9′ncu yüzyıla kadar ipek yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuştur. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişlerdir.
Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistanın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil vardır. Afganistan ve Tacikistan’ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşamaktadır. Ancak 10.yy.’dan itibaren Anadolu’ya Türk ve Moğollar’ın önünden gelerek yerleşen Soğd kabilelerinden bazıları dillerini kısmen sürdürmektedirler. Kars, Ankara(Haymana), Adapazarı(Akyazı) Soğdca’nın yaşadığı bilinen son varislerinin yerleşim yerleridir.
08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİOT (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|