REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle)

Tarih 29 Haziran 2009

REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle), ilhanlı tarihçisi ve devlet adamı (Hemedan 1248-Tebriz 1318).

Hekimlik ya­pan bir aileden geldiği ileri sürülür; milli­yeti kesinlikle bilinmiyor. Sonradan müslü­man olduğu söylenir. Hemedan’da tıp oku­du. Sonra Gazan Hanın hizmetine girdi. Onun büyük bir ilgi duyduğu tabiat bilim­leri konusunda, özellikle bitkiler üstünde çalıştı. Gazan Han için özel bir bitki ko­leksiyonu düzenledi.

Gazan Hanın veziri oldu. Şam seferine katıldı (1303). Reşidüddin, devlet işleri­ne çok karışmadı; daha çok bilimle, in­celeme ve araştırmalarla ilgilendi. Gazan Hanın isteği üzerine tarih eserleri yazmağa başladı. Bir ara Hindistan’da Del­hi hükümdarının yanına gitti; orada tıpla ilgili incelemeler yaparak ilâç yapı­mında kullanılan malzeme topladı.

Irak ve Anadolu’yu gezdi. Gittiği yerlerde ya­pılan bilimsel çalışmaları takip etti; tıp konusunda kendisinden önce gelenlerin eserlerini okudu. Bütün ömrünü, devlet iş­lerinin yanında, bilim çalışmalarına verert Reşidüddin’in daha çok tarih alanında ö-nemli ve kendinden sonra gelen tarihçiler için ana kaynak niteliği taşıyan eserleri vardır.

Reşidüddin, ayrıca, birçok hayır kurumu yaptırdı. Bunlar arasında devrin en büyük kütüphanesinin de içinde bulunduğu Rab-i Reşîdî kurumları önemlidir. Bir mahalle niteliği taşıyan Rab-i Reşîdî’de dârüşşifa, medrese, kervansaraylar, hamamlar, kumaş ve kâğıt yapımevleri vardır. Reşidüddin tıp, tarih, medeniyet tarihi, siyaset, devlet ida­resi, felsefe ve din konularında eserler yaz­dı. Bir ara çin medeniyeti ve dinleri üstün­de çalıştı. Bazı çinli rahiplerle ilişkiler kur­du. Kendinden önce gelen bilginlerin, özel­likle Birûnî’nin Hindistan tarihi ve İnançlarıyle ilgili yazılarını Farsçaya çevirdi.

Çin’deki basım işleri, inançlar, dil, musiki, kâğıt para işlerini anlatan yazılar yazdı. Türkler ile Moğolların uygulamalı ve teorik tıpla ilgili bilgilerini biraraya topladı. So­nunda Olcayto’yu (Sultan Mehmed Huda-bende) zehirlediği ileri sürülerek oğluyle birlikte Emir Çoban tarafından öldürtüldü.

Başlıca eserleri: Cami-üt-Tevarih (Tarih­ler Derlemesi); Âsâr-u Ahya (Eserler ve Diriler); Tansuk-name-i İlhanı der Fünûn-i Ulûm-i Hitaî (Çin Bilimlerinin Fen-leri Hakkında İlhanlı Tansuknamesi) [Vangi-Suku adlı bir çinli bilginden tercüme]; Kitab-ı Siyaset ü tedbir-i Mülk-i Hıtaiyan (Çin Ülkelerinin Tedbirleri ve Siyaseti Ki­tabı) ; Şuab-ı Pençgâne (Beşli Şubeler); Miftah-üt-Tefsir (Tefsir Anahtarı); Tavzi-hat-ı Reşidi (Reşid’in Açıklamaları), Le-taif-ül-Hakayık (Gerçeklerin Hoşa Giden­leri); Beyan-ül-Hakayık (Gerçeklerin Anla­tılması); Münşeât-i Reşidi (Reşid’in Nesir Yazıları). [M]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REŞİD BEY Şahingiray (Mehmed)

Tarih 29 Haziran 2009

REŞİD BEY Şahingiray (Mehmed), türk siyaset adamı (Kafkasya 1872-Istanbul 1919).

Beşiktaş Askerî rüştiyesi ve Kuleli idadi­sini bitirdi. Askerî tıbbiyeye girdi, hekim yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu (1894). Hay­darpaşa hastahanesinde alman profesörü Döring’in yardımcılığını yaptı (1894-1897). Bu süre içinde onunla birlikte Kastamonu’­ya giderek frengi üstünde inceleme ve çalış­malarda bulundu. Dönüşünde İttihat ve Te­rakki cemiyeti ilerigelenlerinden olduğu jur­nal edildi; rütbeleri geri alındı ve Trablusgarp’a sürüldü. Burada hekim olarak uzun süre çalıştı (1897-1908).

İkinci Meşru­tiyetten sonra İstanbul’a döndü. Askerlik­ten istifa etti. İstanköy kaymakamlığı (1909), Humus, Kozan, Rize, Karesi mutasarrıflığı yaptı (1910-1914). Diyarbakır, Basra ve Musul valiliklerinde bulundu (1914-1915). Son görevi Ankara valiliğiydi (1915-1917). Mond­ros mütakeresinden sonra Ermeni tehciri meselesiyle ilgili görülerek tutuklandı, iki ay sonra kaçtı. Yakalanacağını anlayınca inti­har etti. (M)

REŞİD EFENDİ. Bk. ahmed reşid efen­di.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİD BEY Şahingiray (Mehmed) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REŞİD ALİ

Tarih 29 Haziran 2009

REŞİD ALİ, ıraklı siyaset adamı (doğ. Bağ­dat 1892). Irak tahtında hak iddia edecek durumda bulunan mezopotamyalı büyük bir sünnî ailenin çocuğudur.

Türkiye’de hukuk okudu; Irak’ta avukat oldu. Ceza mevzuatı üstüne pek çok inceleme yayımladı. Başba­kanlığa getirildi; İtalya ile diplomatik iliş­kilerin kesilmesine taraftar olmadığından is­tifa etti (30 ocak 1941). Ordunun yardımıyle bir hükümet darbesi yaparak 3 nisanda ye­niden iktidara geçti. Almanya’nın desteğiy­le 1930′da Irak ile İngiltere arasında ya­pılmış olan antlaşmanın şartlarını uygula­madı ve İngilizler tarafından Basra körfeziyle Akdeniz arasında kurulmuş olan ulaşı­mı kesme çarelerini araştırdı.

İngilizlerin müdahalesiyle ülkesinden çıkarılınca (30 mayıs) Cidde’ye sığındı. Abdülaziz İbni Suud, Reşid Ali’ye önemli görevler verdi. 1958 Irak ihtilâlinde geçici bir rol oynadı. (M)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİD ALİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİM veya RESM

Tarih 29 Haziran 2009

RESİM veya RESM i. (ar. resm). örnek olarak alınmış herhangi bir şeyin karakalem veya boya ile kâğıt v.b. bir yüzey üstüne çıkarılmış biçimi: Sonra kiliselerde görü­len azizlerin resimlerine benzer bir hal al­dı (H. R. Gürpınar).

Duvarlarda kıymetli, açık saçık resimler asılıydı (Ömer Seyfeddin). Yorulduğumuz vakit ben, resim yap­mağa başlıyorum (R. N. Güntekin). || Bir nesnenin veya yerin fotoğraf makinesi aracılığıyle bu iş için hazırlanmış bir kâğıda alınmış şekli, fotoğraf: Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu resim, Kâmran’ın resmiydi (R. N. Günte­kin). Hayır, dedi, ben gençlik resimlerimden hiçbirini saklamam. Her sabah aynada nasılsam, oyum! (F. R. Atay). || Yazma, çiz­me, boyama sanatı: Resim öğretmeni. Re­sim dersi, || Tören, alay. merasim: Geçit resmi. || Resim müzesi. Bk. PîNAKOTEK. || Resim sergisi, her türlü resimlerin ve özellikle yağlıboya tabloların sergilendiği yer.

— ÇEŞ. DEY. Resim almak (çekmek veya çıkarmak), fotoğraf makinesiyle bir şeyin şeklini kâğıda geçirmek. || Resim gibi, çok güzel, çok hoş v.b. anlamında kullanı­lır: Resim gibi kız. \\ (…)nın resmidir, «(…»nın olacağı kesin ve bellidir» anla­mında kullanılır: Bir kere sevdaya tutul­maya gör // Ateşlere yandığının resmidir (C. S. Tarancı). Çalışmamakta ısrar eder­sen, sınıfta kaldığının resmidir.
— Esk. Eser, iz, nişan. || Şekil: Haç resmi, Mührü Süleyman resmi || Âdet, usul, tavır. || Tarz, üslûp. || Plan, taslak. || Devlete ait iş, davranış, söz. || Resmi âli, padişahların cuma namazına gidiş ve gelişinde veya Hırkai Saadeti ziyareti sırasında yapılan tören. || Resmi geçit, geçit töreni. || Resmi kadim, eski usul. || Resmi küşad (veya iftitah), açılış töreni. || Resmi müsennem, profilden alınmış veya yapılmış resim. || Resmi selâm (veya tazim), askerî protokolün gereklerine göre yapılan selâm merasimi.

— Farklar psikol. Dört resim testi, Van Lennep tarafından meydana getirilen ve T. A.T. testine benzeyen yansıtmalı test. Bk. ansikl.
— Folk. Halk resimleri. Bk. ansikl.
— G. santl. Bk. ansikl.

— Huk. Bir işin yapılması sebebiyle idare tarafından kişilerden alman vergi cinsin­den bir para: Gümrük resmi. Belediye res­mi. Rıhtım resmi. Levha resmi. (Bk. an­sikl.) || Resim ve harç muafiyeti, resim veya harca bağlı hizmetlerden yararlanan­ların, özel durumları sebebiyle resim ve harç verme yükümlülüğü dışında bırakıl­maları durumu. (Bk. ansikl.) ||

— Esk, Resmi kısmet, terekenin vereselerine dağıtıl­ması karşılığında alınan vergi. (Mirasın paylaştırılmasıyle kassam denilen memur­lar uğraşırlardı. Kassam teşkilâtının olma­dığı yerlerde bu işi kadı ve naipler yapar­dı. Resmi kısmet yüzde 0,15 ile yüzde 0,30 arasında değişirdi. Her kadılıkta bir kas­sam defteri vardı, ölenin terekesi kas­sam tarafından bu deftere geçirilir ve her birinin değeri altına yazılırdı, öle­nin cenaze masraflarıyle kassamın alaca­ğı düşünüldükten sonra kalan, şer’î kanuna göre vârislere verilirdi.) || Resmi Kısmet kanunu, Osmanlı imparatorluğunda ölen kimselerin geride bıraktıkları mal, eşya ve paralarından alınacak olan, resmi kısme­tin kimler tarafından tahsil edileceğini dü­zenleyen kanun. (Bk. ansikl.) // Resmi kitabet, kadılar tarafından alınan vergi. (XVII. yy.da bu vergi kadılar için 20, ha­demeler için 5 akçeydi.) || Resmi nişan (veya resmi berat), tayini yapılan kadılar­dan alınan vergi. (Kadı ve mevalî tayin­lerinde, kendilerine tayinlerini, kaza ve sa­lâhiyetlerini bildiren ve padişahın tuğrası­nı taşıyan bir belge verilirdi [tuğra çekme parası olarak da bir resim alınırdı].) // Res­mi sicil, kadıların sicil defterlerine kaydet­tikleri mektuplardan aldıkları vergi. (Ka­dıların belirli maaşları yoktu; geçimlerini, baktıkları dava veya kendilerine yapılan müracaatlardan aldıkları vergilerle sağlar­lardı. Resmi sicilin miktarı 2-7 akçe ara­sında değişirdi. Buna sicil akçesi de de­nirdi.)

— İda. Resmi âdi, ulufe gününden başka günlerdeki elçi kabul töreni. || Resmi tah­lif, devlet memurlarının işe başlarken ye­min töreni. (Başta sadrazam olmak üzere vükelâ ve devlet adamlarının sadakat ye­mini etmeleri sultan Abdülmecid devrinde başladı [1850]. Taşra memurları da idare meclisi önünde yemin ederdi.)

— Mal. Esk. Resmi ağıl, koyun, keçi v.b. küçükbaş hayvanlar vergisi. (XVI. yy.da üç yüz koyundan beş akçe vergi alınırdı.) || Resmi arus, evlenen erkeklerden alınan düğün vergisi. (Erkeğin evlendiği kızsa alt­mış akçe, dulsa veya gayri müslim kızsa otuz akçe, gayri müslim dulsa on beş akçe vergi alınırdı. Bunu tımar, zeamet ve has sahipleri alırdı. Tımar sistemiyle birlikte bu vergi de kaldırıldı.) || Resmi âsiyab, değir­men vergisi. (Bir yıl sürekli işleyen değirmenlerden altmış; altı ay işleyenlerden otuz; üç ay işleyenlerden on beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra bu vergi kaldırıldı.) // Resmi badiheva, tımar usulünün yürür­lükte olduğu dönemde ekili arazisi ol­mayan ve ticaretle uğraşan gayri müs­limlerden alınan vergi. (Evlilerden yılda iki, bekârlardan altı akçe alınırdı.

Tanzimattan sonra kaldırıldı. Resmi raiyet ve resmi mücerred de denirdi.) || Resmi bennâk, tımar sahiplerinin gayri müslimlerden aldıkları vergi, (iki çeşitti: ekinli bennâk, caba ben­nâk. Ekinli bennâk, elindeki arazisi yarım çiftten az olanlardan, caba bennâk ise toprağı olmayan ve ticaretle uğraşan gayri müslimlerden alınırdı. Vergi yılda iki ak­çeydi. Tanzimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi bidat, gümrüğe gelen eşyadan gümrük vergisinden ayrı olarak alınan vergi. (Tan­zimattan sonra kaldırıldı.) || Resmi çift, arazi vergilerinden biri. (iki öküzle işle­nebilecek arazi demekti.

Bu vergi, en az yirmi iki, en çok elli yedi akçeydi. Tan­zimattan sonra kaldırıldı. Çift akçesi de denirdi.) || Resmi çift bozan, çiftliği bı­rakarak başka iş yapanlardan alınan ver­gi, (Vergi, bütün çift, yarım çift ve on­dan az arazideki çiftin bozulmasına göre değişirdi. Bütün çift için üç yüz yarım çift için yüz elli, daha az arazi için yetmiş beş akçe alınırdı. Tanzimattan sonra kaldırıl­dı.) || Resmi ganem, koyun vergisi. (XVI. yy.da iki koyun veya keçiden bir akçe alı­nırdı. Tanzimattan sonra, ağnam resmi adı­nı aldı.) || Resmi güvara, turfanda mey­ve sebze vergisi. (Gügeri memuru adı ve­rilen, bir memur tarafından toplanırdı.) // Resmi hınzır, domuz vergisi. (Hıristiyanların beslediği domuzlardan her biri için yılda dörder para vergi alınırdı.

Gayrimüs­limlerin isteğiyle kaldırıldı [1779]. Domuz sahiplerinin bu işten fazla kâr etmeleri üzerine yeniden alınmağa başlandı. Tanzi­mattan sonra tekrar kaldırıldı.) || Resmi nize, üç voynuktan meydana gelen gönder’in her yıl mart ayında hazineye ödediği vergi. (Resmi nize altı akçeydi. Sefere giden voy-nuklar altı akçe, ötekiler beş akçe öderler­di.) || Resmi tapu, devlet arazisi üzerinde yapılan bina, koru, harman yeri gibi ziraat­tan alıkonulan topraklardan alınan vergi. (Verimli araziden elli akçe, daha az ve­rimli yerden de yirmi akçe alınırdı. Tan­zimattan sonra bu tür yerlerden bedeli öşür ve mukaatai zemin adı altında vergi alm­amağa başlandı.)

— Mat. Bk. Görüntü.
— Tasav. Resim hırkası, mevlevîlerin giy­diği, bedeni geniş hırka. (Mevlevi, bu hır­kayı üç gün sır olduktan sonra tarikat şey­hinin huzuruna çıkınca giyer.)

— Teknol. Çizgisel resim, sanayiyle ilgili nesnelerin veya süslemelerin çizimine yara­yan teknik resim. (Bk. ansikl.) || Geo­metrik resim, bir nesnenin geometrik oran­tılarını yansıtan resim. || Gölgeli resim, gölgelerle aydınlık kısımların iyice belir­tildiği resim. || Grafik resim, bilimsel konularda uygulanan ve kesitleri, düzlemleri v.b. gösteren resim. || iki renk resim, renkli kâğıt üzerine yapılan ve aydınlık bölgeleri beyaz kalemle belirten resim. || Lavili resim, çini mürekkeple gölge vu­rulan veya suluboya ile renklendirilen re­sim. || Makine resmi veya sanayi resmi, çizgi veya lavi ile yapılan ve makineleri, makine parçalarını v.b. göstermeğe yara­yan resim. || Meslek resmî, teknik resim kurallarının belirli bir meslek dalında (ma­rangozluk, topografya v.b.) uygulanması.

|| Mimarî resim, teknik resim kurallarına göre bir binanın planını, en ve boy kesitini gösteren resim. || Modelli resim, canlı bir modeli veya gerçek bir peyzajı örnek. ala­rak yapılan resim. || ölçülü resim veya ölçülü kroki, cetvel veya pergel kullanma­dan yapılan ve bir nesneyi gerçekte oldu­ğu gibi gösteren, ayrıca da o nesneyi mey­dana getiren bütün parçaların ölçüsünü ve­ren ve bu parçaların nasıl biraraya ge­tirileceklerini belirten resim. (Bu tür re­simde nesnenin biri yatay öbürü düşey iki düzlem üzerindeki izdüşümleri gösteri­lir; düşey düzlemdeki izdüşümüne boy, ya­tay düzlemdeki izdüşümüne de en kesit de­nir; bazen nesnenin başka kesitleri de gösterilir ve bunun için de nesne belirli bir­takım düzlemlere göre bölünür.) || Serbest elle resim, cetvelsiz ve pergelsiz olarak büyük bir serbestlikle yapılan bina, maki­ne resmi. || Taklit resim, çeşitli figürlerin, manzaraların ve süslemelerin çizilebilmesi için akademelerde öğretilen resim. || Tek­nik resim, sanayide, makine veya her çe­şit imalât parçasının tam ve hatasız ola­rak yapılabilmesi için, çizimi yapan mü­hendis ile imalâtı yapacak işçiler arasında anlaşmayı sağlayan, standart ve normlar­dan yararlanan resim. || Üç renk resim, XVIII. yy.da kullanılan ve renkli kâğıt üzerine yapılan bir çeşit pastel. (Aydınlık noktalar beyaz kalemle boyanır, ten rengi ise sanginle verilir.)

— Ansikl. Farklar psikol. Dört resim tes­ti, dört tane renkli resimden meydana ge­lir. Birinci resimde, bir masa çevresinde, biri oturmuş, öteki ayakta duran iki in­san görülür; ikinci resimde, sadece, bir odanın ortasında bulunan bir yatak vardır; üçüncü resimde, bir lamba direğine yaslanmış bir adam bulunmaktadır; dördün­cü resimde ise, bir tenis sahası görülür; kadınlı erkekli oyuncular oynamakta, ba­zı kişiler de, oturmuş oyunu seyretmekte­dir. Teste tabi tutulan denek, bu dört res­mi istediği sıraya göre düzenleyebilir, ama resimlerin dördünü de kullanmak zorunda­dır. Denekten istenen şey, bu resimlere ba­karak bir baş kahraman seçmesi, tek bir hikâye meydana getirmesi ve bu hikâyeyi yazılı olarak açıklamasıdır. Yapılacak yorumlama önce hikâyenin ko­nusu ve resimlerin ilişkisi üstünde durur.

Deneklerin büyük bir kısmının ileri sürdükleri temalar, gerçeğe iyi bir intibak gösterildiğine işaret olarak kabul edilir. Hikâyenin biçim bakımından analizi, de­neğin anlattığı konuya karşı takındığı tav­rı ele alır: denek, bu hikâyeye birtakım ahlâkî düşünceler katıyor mu? Deneğin kullandığı üslûp ve kelime hazinesi seçme midir, yoksa rasgele mi? Denek, hangi resmi hikâyenin başlangıcı, hangisini biti­mi olarak kabul etmiştir? Hikâye, aynı zamanda, deneğin sentez yapma kabiliye­tini de incelemeyi sağlar. Bu husus, T.A. T.’de ele alınmamaktadır. Dört resim testi, T.A.T.’ye oranla, uygulanması daha kolay ve daha süratli olan bir testtir; ama T.A.T. kadar zengin değildir.

— Folk. önceleri folklorun bir parçası sa­yılan halk resimleri, bugün sanat tarihinin önemli bir dalı oldu. Halk resmi, okuma­mış veya az okumuş bir toplumun sanatı­dır. Taşbaskısı hikâye resimleri imzasızdır; duvar resimlerinde ise bazen imzaya rast­lanır. Bu resimler bugün modern sanata kaynak olmakta ve eskiye oranla daha faz­la ilgi görmektedir. Çoğu hayalden yapıl­mış olan bu resimler, ilkel bir özellik ta­şır. Perspektif ve oranlar, gerçek dışın­da kalır. Bazen üç katlı bir köşk insan boyunu geçmez, bazen de gözyaşından de­nizler ve içinde gemiler görülür.

Halk re­simleri halk masallarına uygun, halkın an­layabileceği, sevebileceği resimlerdir.
Bun­ları sekiz bölüme ayırmak mümkündür:
1. kahvehane resimleri; 2. kitap resimleri (ço­ğunlukla âşık hikâyelerinde); 3. dinî resim­ler;
4. tılsım resimleri; 5. yazıyle yapılmış resimler; 6. yazıyle tabiat resimleri (Ah Minelaşk gibi);
7. cam altı resimleri; 8. deri üzerine yapılmış karagöz resimleri.

1. Kahvehane resimleri çeşitli özellikler gös­terir. Osmanlılar döneminde memurların git­tiği kahvehanelerde zamanın siyasetini yan­sıtan resimler vardı. Bunlar arasında ikinci Meşrutiyetin ilânıyle (1908) ilgili olarak, En­ver ve Niyazi Beylerin timsali hürriyet ve maderi hürriyet’i zincirlerinden çözmesi, Hareket ordusu, saçı sakalı birbirine ka­rışmış Namık Kemal, Fatih’in atını deni­ze sürmesi, Yavuz Sultan Selim’in pala­bıyıklı resmi, Sultan Reşad, padişah tuğ­raları, Ahırkapı feneri, Kâğıthane Göksu mesiresi en çok görülen resim konularıy­dı. Âşık ve esnaf kahvehaneleri Anadolu’­dan gelen gariplerle dolardı. Halife Ali’nin resimleri, billûruâzam (yüce billur), Hayber kalesi, Kan kalesi, Veysel Karanî’nin de­veleri, yarısı insan, yarısı yılan olan ve taht üzerinde oturmuş olarak tasvir edilen Şahmeran’ın resimleri bu kahvehaneleri süs­lerdi. Kıyı kahvehanelerinin de kendine gö­re gelenekleri vardı. Bunların hepsinde gesimleri bulunurdu. Nuh’un üç ambarlı ge­misi, Mahmudiye (devrin en büyük gemisi), Izzeddin ve Sultaniye vapurları, kıyıda de­nizkızı, gemiciler, tanınmış kabadayılar, tu­lumbacılar v.d.

Acem çayhaneleri denilen yerlerde görülen resimler öteki kahvehanelerdekinden çok farklı bir resim sergisini andırırdı. Bunlar istanbul’a yerleşmiş azerbaycanlı türklerin yaptığı mitolojik resimlerle doluydu. Zaloğlu Rüstem’in Dev sefit ile mücadelesi; Behram’ın ejderhayı kovalaması; Hamza pehlivanın Kafdağı’nı devirmesi; korkunç yüzlü, boynuzlu iskender ile Zülkarneyn; arslanları zapteden Danyal, ince elbisesi altından çıplak vücudu görülen Şirin gibi.

2. Kitap resimlerinde başta taşbaskısı hi­kâyeler olmak üzere tarihî ve dinî ko­nulara yer verilir. Âşık kitaplarında en çok Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnun, Elif ile Mahmud, Varaka ile Gülşah, Kerem ile Aslı, Şah ismail ile Arabüzengi, Köroğlu ile Selma, Âşık Garip ile Şah Sanem, Hüsrev ile Gülşah Bânu, Derdiyok ile Zülfüsiyah, Âşık Ömer, Şâpur Çelebi, Seyfülmülûk resimli olarak görünürler.

3. Dinî konulara giren halife Ali kitapları ile dinî – destanî Battal Gazi kitaplarında az sayıda resme rastlanılır. Bu arada Nasreddin Hoca hikâyelerinin de resimli olanları vardır. Dinî resimlerin başında canlı var­lıklara yer verilmeyen Mekke, Medine re­simleri gelir. Bunlar Kur’an sayfalarında, camilerde ve birçok yerde görülür. Marifetname ve Muhammediye’nin birçok say­fası resimlidir. Başta islâm inançlarını özet­leyen Eşkâli Heyeti islâm levhası içinde cennet, havzı kevser, kalemi alâ, levhi mahfuz, tubâ, israfil suru, âraf; yine bu levhanın orta kısmında kürsü, mizan, sı­rat, bunun altında cehennem, zakkum ağa­cı gelir. Burada insanlar yuvarlaklar ha­linde temsil edilir. Beyaz halkalar müslü-manlar, siyahlar kâfirlerdir. Bazı kutsal kişilerin yüzlerinde nikap (örtü) görülür.

4. Tılsım resimleri, bazen islâm dininin yasak­ladığı tılsım ve sihrin yerine geçer ve halk arasında çok tutulur. Halk resim sanatı­nın en önemli, gelişmeye en uygun tarafı budur. Nazara karşı göz ve el resimleri, büyü için yapılan kargacık burgacık şe­killer, bugün de halk arasında ilgi görmektedir. Büyü yapmada, olduğu gibi bü­yü bozmada da resimlerden yararlanılır. Bayezid II devrinde şöhret kazanmış olan Uzun Firdevsî’nin Davetname’sinde sihire, tılsıma ve resimlere pek çok yer verilmiş­tir. (Bk. cilt III, DAVETNAME renkli say­fası.) Sevgiliye kavuşmak için yapılan tıl­sım resimleri, halk sanatının hayalgücüne dayanan en güzel örnekleridir.

5. Yazıyle yapılmış resimler, özellikle dinî konular­dadır. Altı, kelimei tevhid, üstü minare­lerle meydana gelen yazı-resimler, bazen kesme kâğıtla yapılır. Bu şekilde yazı – resim kuşlar, arslanlar, kandiller, gemiler, «maşallah»lı ibrikler çoktur. Yazıyle yapıl­mış Ashabı kehfler, aynı zamanda uğur getirici levhalardır. Bunların güvercinli o-lanlarına Nuh’un Gemisi adı verilir.

6. Ya­zıyle yapılmış tabiat resimlerinin en güzel örneği Ah Minelaşk tabloları, manzarayle birleşmiş yazı – resimlerdir. Aşkı temsil eden bu resimler dükkânlara, gergef ile işlenmişleri evlere asılırdı.

7. Cam altı re­simleri, halk resimleri arasında önemli bir yer tutar ve bugün de (bozulmuş bir şekilde) görülür. Konuları camiler, ibrikler, Süleyman peygamberin mührü v.b.dir. Bun­lar cam üzerine siyah çizgilerle yapılır, ara­ları renkli yaldızlarla doldurulur. Sır altı çiniler gibi bu cam altı resimler de ola­ğanüstü parlaklıktadır. Resimler doğrudan doğruya cama yapıldığından kırılıp. parça­lanma tehlikesi vardır. Bu yüzden halk re­simlerinin bu çeşitleri nadirdir. Bu resim tarzı dekoratif ve dinî bir özellik taşır.

8. Karagöz resimleri halk sanatının en zen­gin bölümünü meydana getirir. Oyuna baş­lamadan önce süslü, havuzlu köşkler, bah­çeler perdeye konur. Buna göstermelik de­nir. Resimler saydamlaştırılmış deve deri­sine yapılır. Bunların bir özelliği de önemli bir kıyafet tarihi niteliğinde olmasıdır.

— G. santl. Altamira veya Lascaux mağa­ralarından da anlaşıldığı gibi, duvar resmi, tarihöncesi çağlara kadar uzanır. Kullanı­lan en eski boyayıcı maddeler, yağ veya reçine ile ezilmiş çeşitli renkte topraklar, kireçleşmiş kemiklerdi. Bütün eski âkdeniz ve uzakdoğu kavimleri, ince alçı sıvalı duvarlara yaptıkları resim­lerde, daha sonra eklenen lâciverttaşı ma­visi ve bakır yeşiliyle birlikte bu temel bo­yayıcı maddeleri kullandılar. Eski Mısır ve Girit’te, koyu bir çizgiyle çevrelenmiş bu tür dekoratif eserlerden pek çok örneğe rastlanır. Yontulmuş kamışların uzun bir süre kullanılmasından sonra, hayvan kılın­dan yâpilmiş firçâlâr ortaya çıktı. Mısır da, tahta veya panoya yapıştırılmış ve in­ce alçı ile hazırlanmış tuval üzerine portre yapma sanatı doğdu. Aynı devrede renkleri sabitleştiren ve koruyan balmumlu resim­lere rastlanır.

Pompei freskleri, mumlu resmin bilgi ve hüner isteyen bir çeşididir; çok ince ve kuru bir sıva üzerine, tutkallı boyalar bir­biri üzerine kat kat vurulmuş, parlatılmış, verniklenmiş ve mumlanmıştır; resimler, dayanıklık ve tazeliklerini bu işleme borç­ludur.
Bu usul, italya’da Giotto ve daha sonra rönesans sanatçıları tarafından parlak bir şekilde temsil edilen gerçek freskten fark­lıdır. Freskte, yanmış kireç ve ince kum­dan meydana gelen taze sıva üzerine yu­muşak fırçalar ve sulandırılmış boyalarla resim yapılır. Hazırlanmış harcın yüzeyi, kurumağa başlamadan işlenebilecek geniş­likte olmalıdır. Bu bakımdan, büyük bir el çabukluğu ve ustalık isteyen fresk, ku­rudukça hafifleyen çok ince renk armoni­leri yaratma imkânını sağlar. Sıvanın de­rinliğine tespit edilen bir renk, açıkhavaya dayanabilir.

Freskte genellikle şu renk­ler kullanılır; Saint-Jean beyazı, sarı aşı-boyası, yanmış ve tabiî siena toprağı, Van Dyck kırmızı-kestanesi ve kestanesi, mars moru, kobalt mavisi, zümrüt yeşili, bakır yeşili, yeşil toprak, fildişi siyahı, balık si­yahı veya duman siyahı, koyu toprak. Giotto ve Gozzoli hiç bir zaman taslak kul­lanmazlardı. Sanatçıların freski yapmadan önce, resimlerini kâğıda çekmek, çizgileri iğneyle delmek, sonra da üzerinden kömür tozu geçirerek resmi sıvaya aktarma alış­kanlığı daha sonraları ortaya çıkmıştır. Fresk rötuşa imkân vermediğinden, taslak kullanmak, işi büyük ölçüde kolaylaştırmış­tır. XVI. yy.da İtalya’da astarın hazır­lanmasında yer alan yumurtalı ve tutkallı boya zamanla, yerini inceltici olarak kul­lanılan çeşitli yağlara bıraktı. Pigmentleri, arap zamkı ve gliserin ile karıştırılan guvaş ve suluboya gibi su ile karıştırılan bo­yalar genellikle eskislerde çok işe yarar.

Ortaçağda, kola ve ince alçıyle hazırlanmış tahta panolar üzerine de çok resim ya­pılırdı; ama tahtanın çatlamak gibi bir sa­kıncası olduğundan, XVII. yy.dan itibaren tuval tercih edilmeğe başlandı. Keten tu­val, kenevir tuvalden üstündür; daha ka­baca olan hint keneviri, tiyatro dekoruna uygun düşer; çok delikli olan pamuk tuval ise iyi değildir, İsorel, kaim karton, hattâ kâğıt, yağlıboya için elverişlidir.

Bir çerçeveye gerilen veya duvara tespit edilen tuvale kola ile alçı veya tebeşir, ka­rıştırılarak sürülür; bu ilk tabaka emici olduğundan, ponzalandıktan sonra üzerine bir kat beziryağı ile saf veya hafif renkli üstübeç çekmek gerekir. Kuruma süresi en azından altı aydır.

Birçok ressam, tablonun genel tonunu da­ha çabuk elde edecek şekilde önceden bo­yanmış bir zemin üzerinde çalışır. El Greco gri fon üzerinde, Velasquez ise kola­lanmış tuval üzerinde (sadece, İçki İçenler’i aşıboyası zemin üzerine yapmıştır) çalı­şırlardı. Carlos IV ve Ailesinin Portresi’nin hazırlıklarında görüldüğü gibi Goya, kavuniçi tonu tercih ederdi. Nicolas Poussin oldukça koyu kırmızı bir aşıboyası kul­lanırdı; resimlerin zamanla kararmış ol­ması bu yüzdendir.

Açık aşıboyaları, hafif griler veya saf beyaz, daha fazla tercih edilen renklerdir. Günümüzde ressamlar, malzemelerini kendileri hazırlamaktan vaz geçmişlerdir. Piyasada iki katlı olarak hazırlanmış, çok güzel keten tuvaller bulu­nur. Boyalar, XIX. yy.ın başlarından beri sınaî olarak hazırlanır. Eski atelyelerde çı­rakların bütün vaktini alan ezme işi de böylece tarihe karışmıştır.
Palet oldukça geniş olmalıdır. Yassı ve yu­muşak fırçalar boy boydur, ama ayrıntı­ları belirtmek için ince bir kalem fırçası da bulundurulmalıdır. Çok sık kullanılan beyaz boya paletin ortasına sıkılır; bir ya­na sıcak renkler, öteki yana soğuk renkler konur. On kadar renk yeterlidir: beyaz, siyah, sarı, tabiî ve yanmış siena toprağı, karinen kırmızı, vermiyon (zincifre), limon sarısı, prusya mavisi, zümrüt yeşili (emeraude yeşili).

Bunlar bir boya çanağı için­de sadece terebantinle veya ketenyağı veya haşhaş yâğıyle karıştırılarak inceltilebilir. Verniklerin amacı, resmi korumak ve ona bir parlaklık vermektir. Ancak verniklerin zamanla ve ışığın etkisiyle sararmak gibi bir sakıncaları olduğunu unutmamalıdır. Renklerine göre, bir tabloyu, verniklenme­den önce, altı ay veya bir yıl kurumağa bırakmak doğrudur. Bu arada, rötuş ver­niğine başvurulur. Bu vernik, donuklukla­rı giderir, birkaç dakikada kurur, ama da­yanıklı değildir.

• Resim pazarı. Sanat eserlerinin açık arttırmayle satılması usulü M.ö. 146′dan beri vardı. Meselâ L. Mummius’un Eski Yunan’dan getirdiği ganimet böyle satılmış­tı. Romalılar da kral Attalos’un satın al­mak istediği bir tabloyu bu yoldan el­de ettiler. Roma’da, değer biçici olarak görev yapan tellâllar vardı. Fransa’da ise, bu işle görevlendirilmiş olan kimselerin yerini XVI. yy.da yeminli muhamminler al­dı. Açık arttırmalı büyük satışlar özellikle XVIII. yy.dan itibaren başladı. Bu satışlar için, meraklıları ve bu işin ticaretini yapan kimseleri çekmek amacıyle resimli broşürler bastırılırdı. Tablo alım satımıyle uğraşan kimseler daha sonraki tarihlerde ortaya çıktı. Resim satışında geleneksel usul, ressamın atelyesinden aracısız olarak hal­ka satıştı. Bu arada, daha XVI. yy.dan itibaren Anvers’te, sanat eserlerinin satı­şı için, Wael’ler, du Jon, de Bruyn, Musson ve özellikle de daha sonraları Avus­turya’da şube açacak olan Forchoudt’lar gibi milletlerarası büyük firmalar ku­ruldu. O devirde belçikalı birçok res­sam yalnız ihracat için çalışıyordu.

Bu alışverişlerde aracı olarak çalışanlardan biri de Rubens’ti. Fransa’da XVIII. yy.da en büyük tablo tacirleri, Watteau’nun yakın dostu Gersaint, Mariette ve Lebrun’dü. Paris’te tablo ticaretinin mer­kezi Notre-Dame köprüsüydü. Ama bu ti­caret asıl XIX. yy.ın sonunda bütün dünyaya yayıldı. ilk tablo tacirleri Union Artistique (Sanatçılar birliği), Georges Petit, Durand-Ruel, Sagot, Diot, Tempelae-re, Salvator Meyer, Bernheim’lar ve Paul Rosenberg ile modern resmin gelişmesinde büyük bif rolü olan ve bu işe 1892′ye doğ­ru başlayan Ambroise Vollard’dı. Ayrıca Squlîe – Tanguy’in, Blot’nun, Wildenstein’in, Londra’da Ackerman ile Barnett ve Sotheby’nin, Amerika’da da Duveen, Samuel-son, Brummer ve Seligmann’ın adları özel­likle anılmağa değer.

— Huk. Resim, idarenin gözetim ve de­netimi altında yapılan bir iş, bir eylem sebebiyle kişilerden alınan park olduğu için vergi cinsinden sayılır ve belli bir iş, hiz­met dolayısıyle alınır. Eğlence yerlerin­den, buraların denetimi görevini yapan belediyenin aldığı resim gibi. Kanunkoyucu bazı faaliyetler veya bazı kuruluş­ları resim verme yükümlülüğü dışında tutmuştur. Resimler, idarece görülen hiz­metler dolayısıyle alındığından, hizmet­ler gibi çok çeşitlidir. Türkiye’de alı­nan resimlerin bellibaşlıları şunlardır: dam­ga resmi, deniz ve kara ulaşım ataçları resimleri, elektrik üretim resmi, hal res­mi, hayvan alım satım resmi, ilân res­mi, ruhsat resmi, süt köpeği resmi, taşocağı resmi, temizleme ve aydınlatma res­mi, işgaliye resmi.

• Resim ve harç muafiyeti. Resim verme yükümlülüğü türk hukuk mevzuatında da­ğınık bir şekilde düzenlenmiştir. Harçlar kanunu hangi hizmetlerden, kimlerin harç bakımından muaf tutulacaklarını belirtmiş­tir. Kamu hizmetlerini yürüten bazı kuru­luşların da resim ve harçlardan muaf ol­duğunu belirten özel hükümler vardır. Me­selâ posta, telgraf ve telefon hizmetleri dolayısıyle kimlerden resim ve harç alın­mayacağı ilgili kanunda gösterilmiştir. Hu­kuk Usulü Muhakemeleri kanununa göre adlî müzaheretten yararlananlar yargılama harçlarından muaf tutulurlar. Genellikle, kamu yararına hizmet eden Kızılay, Ço­cuk Esirgeme kurumu gibi kuruluşlar bu muafiyetten yararlanır.

XVI. yy.a ait olan Resmi Kısmet kanunu’na göre;
a. sefere giden sipahiler, emek­liye ayrılan sipahiler ve bunlarm nikâhlı karılarının resmi
kısmetleri ile;
b. askerî sınıftan sayılan kadılar, müderrisler, şeyhü­lislâm dairesinde ve vakıf işlerinde çalışan­ların resmi kısmetleri kazaskerler tarafından tahsil edilirdi;
c. padişah beratıyle doğancı olanlar herhangi bir kimseye bağ­lı değillerse askerî sınıftan sayıldıkları için resmi kısmetleri mahallî kadılar tarafın­dan;
ç. çeşitli memuriyetlerde üç veya da­ha fazla akçe gündelikle çalışanların res­mi kısmetleri de kazaskerler tarafından;
d. yörük, cambaz, tatar ve voynuklarm res­mi kısmetleri ise kazasker kassamları tara­fından tahsil edilirdi.

— Teknol. Çizgisel resim deyince, temel, tasarı ve analitik geometri şekillerinin çi­zimi, bir, iki veya üç noktalı perspektifler, mimarî ve makine resimleri ve topografya çizimleri anlaşılır. Bu gibi resimlerde düz cetvel, T cetvel, gönyeler, pistole, pergel, dubıdesimetre, iletki, tirlin, kalemucu, ka­rakalem, çini mürekkebi, bazı boyalar, fır­ça, silgi v.b. kullanılır.

Resme başlamadan önce, bütün uzunluk, yükseklik veya kalınlıkların hesaplanması­nı sağlayacak bir ölçek kararlaştırılır, öl­çekler, güdülen amaca ve çizilecek nesne­lerin boyutlarına göre seçilir. Bu hazırlık­lar tamamlanınca resim tüm ve doğru ola­rak kalemle çizilir, sonra üzerinden mürekkeple geçilir.
Resimler ikiye ayrılır: ki­mi çizgiyle yapılır ve bunlardan sadece yukarıdaki şartlara uygun olmaları beklenir; görüntü resmi diyebileceğimiz öteki resim­lerde, perspektif gibi çok daha karmaşık kurallara uymak gerekir ve çeşitli gölge oyunlarıyle eşyanın kabarıklığı gösterilir. Ay­rıca ressamın izdüşümlerini, dolayısıyle de tasarı geometriyi iyi bilmesi lazimdir.

Teknoloji alanında kullanılan resim tek­nikleri arasında, cetvel ve gönye ile çizi­len resimlerden başka bir de hiç bir araç kullanmadan yapılan ve cisimlerin biçim ve çevrelerini serbestçe çizmeğe dayanan bir resim tekniği daha vardır. Bu tür re­simlere kroki adı verilir. Mimari resim’in bir biçimi de, kroki tek­niğiyle yapılan süsleme resmi’dir. Genel­likle fantaziye ve sadece sanat kabiliyetine dayanan bu tür resim, mürekkepli kalemle yapılır ve teknik resimden tamamıyle ayrı bir tekniğe dayanır.
Topografya çizimleri için, plan çıkarma ve düzeçleme konusunda bilgili olmak gere­kir. Uzman bir ressam, bu teknikle arazi­nin genel görünümünü verebilir, düzeç eğ­rileri veya taramalarla toprağın engebeleri­ni gösterebilir. Böyle bir resmi başarıyle yapabilmek için elin cetvelsiz çalışmaya yatkın olması ve arazideki herhangi bir engebeyi belirtebilecek kadar renk farkla­rından yararlanmayı bilmek lâzımdır.
Çizgisel resim ayrıca sanatçılar tarafından, bir binayı tam perspektifine oturtmak ve tablolarındaki çeşitli planlar arasında uy­gun bir orantı kurmak için kullanılır. Bu durumda resim tümüyle grafiktir ve sade­ce tasarı geometri kurallarına dayanır. Optik mercekler, tam yansıtmalı prizmalar ve düzlem aynalar üstünde yapılan araştır­malar, teknik resim için yararlı birtakım âletlerin icat edilmesine imkân vermiştir: karanlık oda, aydınlık oda v.b. gibi adlar alan bu âletler sayesinde ressama düşen tek şey, resmini çizeceği nesnenin görüntü­sü üzerinden kalemle geçmektir; başka bir­takım âletler (pantograf v.b.) sayesinde de, orijinal resim mekanik olarak istenilen oranda küçültülür veya büyültülür.

+ Sıf. Esk. Resmî. (ML)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİM veya RESM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y)

Tarih 29 Haziran 2009

REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y), ispan­yol valisi ve siyaset adamı (Barcelona 1528-Brüksel 1576).

Roma’da büyükelçi iken (1563) Pius V’i, Türklere karşı bir bir­lik kurmağa teşvik etti. Don Juan d’Autrich’in tuğamirali olarak ona giriştiği Tu­nus seferinde ve inebahtı (Lepanto) de­niz savaşında yardım etti (1571). Ertesi yıl Milano valisi, sonra Hollanda’da Alba dü­künün yerini aldı (1573), genel af ilân et­ti; Alba dükünün kurmuş olduğu olağan­üstü mahkemeyi lağvetti ve Sessiz Willem I ile görüşme ortamı hazırladı.

Anvers gar­nizonunun ayaklanması, Leiden’ı ele ge­çirmesine (ekim 1574) engel oldu. Fakat Nimegue yakınında Nassau kardeşlere kar­şı Mook zaferini kazandı. Zeeland’ı fethet­mek üzere iken hummadan öldü. Correspondencia Politica’sı (Siyasî Mektuplar) I892′de yayımlandı. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REQUESENS (Luis de ZUNiGA Y) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REPNİN

Tarih 29 Haziran 2009

REPNİN, büyük rus prens ailesi (1801′de soyu tükenmiştir).

Başlıca üyeleri:NiKİTA İVANOVİÇ (1668-1726), Büyük Petro’nun si­lâh arkadaşı. Azov seferinde generalliğe yükseldi, Karl XII’ye yenildi ve gözden düştü. Tekrar göze girdi, Poltava’da rus ordusunun merkez kuvvetlerine kumanda et­ti. Riga valisi oldu ve Katerina I tarafından feldmaresalliğe yükseltildi; —

NiKOLAY VASİLYEVİÇ (Petersburg 1734-Riga 1801), Nikita İvanoviç’in torunu. Prusya’da, sonra Polonya’da (1763) elçilik yaptı. Polonya’da isyancıları desteklemekle görevlendirildi. Bu siyasete karşı olmakla beraber, Polonya’­yı rus himayesi altına soktu (1768 diyeti). Türkiye’ye karşı yapılan savaşlara ve Küçük Kaynarca (1774) ile Cieszyn barış müzake­relerine katıldı. 1795′te Estonya ve Livonya valisi oldu. (L)

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REPNİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENNER (Kari)

Tarih 27 Haziran 2009

RENNER (Kari), avusturyalı siyaset ada­mı (Untertannowitz, Moravya 1870-Viyana 1950). Sosyal-demokrat milletvekili seçildi (1907).

Millî Meclis tarafından seçilen Yürütme komisyonuna başkanlık etti (kasım 1918). Şansölye oldu (kasım 1918-haziran 1920), Saint-Germain barış görüşmelerinde ülkesini temsil etti ve sosyal-demokratlârla sosyal-hıristiyanlardan meydana gelen bir koalisyon hükümeti kurdu. Millî Meclis başkanlığına seçildi (nisan 1931-mart 1933). ön­celeri Anschluss taraftarıyken, nazi propagandasından sonra bu tutumundan vaz geç­ti.
Sosyalistlere karşı girişilen Dollfuss ha­rekâtı sırasında (şubat 1934) tutuklandı, al­man işgalinde gizlendi. Nisan 1945′te tekrar şansölye oldu, bir koalisyon hükümeti kur­du ve aynı yılın aralık ayında cumhurbaş­kanlığına seçildi. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENNER (Kari) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENAN (Ernest)

Tarih 27 Haziran 2009

RENAN (Ernest), fransız yazarı (Treguier 1823 – Paris 1892). Beş yaşında babasını kaybetti. Annesi ve ablası tarafından yetiş­tirildi. Çeşitli din okullarında okudu. Saint-Sulpice kolejinde îbranîce öğrendi.

Al­man düşüncesinden etkilenerek katolik i-nancından koptu. 1845′te papazlıktan ay­rıldı. Felsefenin yanı sıra, filoloji çalışma ve araştırmalarını da sürdürdü. 1847′de Essai Historique et Theorigue sur les Langues Semitiques (Samî Dilleri üstüne Ta­rihî ve Nazarî Deneme) adlı eseriyle Volney ödülünü kazandı. 1848 Devriminden büyük ölçüde etkilendi. Jules Simon’un yönettiği La Liberte de Penser (Düşünme Hürriyeti) adlı gazetede yazılar yazmağa başladı.

İnsanlığı ilgilendiren büyük mese­lelerin ancak liberal bir bilim yoluyla çö­zümlenebileceğini ispatlamak amacıyle Avenir de la Science (Bilimin Geleceği) adlı eseri yazdı. Bu eser, ancak 1890′da ki­tap olarak yayımlandı. 1850′de Bibliotheque Nationale’deki süryanîce elyazmalarını sınıflandırmakla görevlendirildi. Revue des Deux Mondes ve Journal des Debats’da. yazılar yazdı. 1852′de Averroes et Averro-isme (İbni Rüşt ve İbni Rüşt’çülük) konu­lu teziyle doktorasını verdi. 1860′ta ablasıyle birlikte, arkeolojik bir görevle Suri­ye’ye gitti. 1861′de ablasının ölümü üzerine yalnız olarak yurda döndü; göreviyle ilgili çok geniş temel bilgiler ve ilgi çekici ör­nekler dışında, isa’nın Hayatı (Vie de Jesus) adlı eserinin müsveddelerini de getir­di; bu eser, yirmi yıllık çalışmalarının bü­yük bir kısmını kapsayan Histoire des Origines du Christianisme’in (Hıristiyanlık Menşelerinin Tarihi) ilk cildidir. Renan, 1862′de College de France’ın îbranîce kür­süsüne getirildi. Ama daha ilk dersinde, isa’dan «eşsiz bir adam» olarak söz etme­si gürültülere yol açtı.

Dersleri önce erte­lendi, sonra da bütün bütün kaldırıldı. Renan’ın edebiyat çevrelerine girmesi bu sıralara rastlar. 1863′te yayımlanan İsa’nın Hayatı’nda. isa’yı tenkitçi tarih metotlarıyle incelediği için yeni tepkilere yol açtı! 1864′te eserine devam edebilmek için Mı­sır’a, Anadolu’ya ve Yunanistan’a gitti. 1869′da siyasete atılmayı denedi. Savaş sı­rasında Prusya prensi Friedrich ile barış konusunda görüşmeğe çalıştı. Savaştan son­ra yeniden College de France’taki kürsüsü­ne dönerek, ülkesinde düşünce ve ahlâk alanını kapsayan bir reform üstünde çalış­malara başladı. 1883′te College de France’­ın müdürü oldu.
Hayatının son yıllarında Origines adlı eserini Histoire du Peuple d’israel (İsrail Milletinin Tarihi) ile tamam­lamağa çalıştı ve Drames Philosophiques’i (Felsefî Dramlar) yazdı.

Renan’ın öbür eserleri: Histoire Generale et Systeme Compare des Langues Semitigues (Samî Dillerinin Karşılaştırmalı Sistemi ve Genel Tarihi) [1885]; Essais de Morale et de Critigue (Ahlâk ve Tenkit Denemeleri) [1859]; Questions Contemporaines (Çağdaş Meseleler) [1868]; Dialogues et Fragments Philosophiques (Felsefî Diyalog ve Yazıt­lar) [1876]; Drames Philosophiques (Felsefî Dramlar) [Caliban, l'Eau de Jouvence (Gençlik Suyu), Le Pretre de Nemi (Nemi Rahibi), Abbesse de Jouarre (Jouarre Ra­hibesi)] (1886); Çocukluk ve Gençlik Hatı­raları (Souvenirs d’Enfance et de Jeunesse) [1883], Feuilles Detachees (Kopuk Sayfa­lar) [1892]. Renan, kiliseden kopmakla birlikte, en büyük önemi manevî değerlere verdi, insanlığın ilerlemesi konusunda bü­tün varlığıyle liberal bilime ve tenkitçi dü­şünceye bağlandı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENAN (Ernest) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMUSAT

Tarih 27 Haziran 2009

REMUSAT (Charles François Marie, — kontu), fransız siyaset adamı (Paris 1797 -ay.y. 1875), Aguste Laurent’ın oğlu.

Libe­ral milletvekili (1830-1847) ve içişleri ba­kanı (mart-ekim 1840) oldu. ikinci cumhuri­yeti (1848) savundu; 2 aralık 1851′den sonra sürgün edildi ve ancak 1859′da genel af çı­kınca geri dönebildi. Thiers kabinesinde dış­işleri bakanlığına getirildi (1871); işgal al­tındaki toprakların kurtarılmasına çalıştı (mart 1873 antlaşması).
Ama Paris’te Barodet karşısında seçimleri kaybedince çekildi (mayıs 1873). Sonra Haute-Garonne’dan mil­letvekili seçildi, 1875 Anayasa kanunlarının hazırlanmasına katıldı. Birçok tarih ve fel­sefe eseri yayımladı. Hatıraları (Memoires) 1958′den itibaren yayımlanmağa başlandı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMUSAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMOUCHAMPS (Eduard)

Tarih 27 Haziran 2009

REMOUCHAMPS (Eduard), belçikalı yazar (Liege 1836-Grivegnee [Liege] 1900).

Eser­lerini vallon diliyle kaleme aldı. Birçok ti­yatro eseri yanında: Tatî l’Periqui (Peru­kacı Tati) [1385] adlı üç perdelik, manzum, yarı komedi, yarı vodvil eseriyle ün kazan­dı. Wallonie’de olağanüstü bir ilgiyle kar­şılanan bu eser, yerli tiyatronun ve hatt walion lehçesinin canlanmasına yol açtı.
— Oğlu JOSEPH MAURiCE, avukat ve siyaset adamı (Liege 1877-ay.y. 1939). 1912′de, Liege’de Wallon müzesini ve Jules Destree ile birlikte, Wallonie’nin siyasî haklarını ve Belçika’daki fransız kültürünü korumak amacıyle Wallon derneğini kurdu. Belçika’­daki dil meselesi üstüne birçok çalışma ya­yımladı ve 1921′den 1925′e kadar Liberal partinin temsilcisi olarak senatoda bulundu. (L)

REMS i. (ar. rems). Esk. Mezar. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMOUCHAMPS (Eduard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RELANDER (Lauri Kristian)

Tarih 27 Haziran 2009

RELANDER (Lauri Kristian), finlandiyah siyaset adamı (Kurkijoki, Karelya 1883-Helsinki 1942).

1910′da milletvekili seçildi, mec­lis başkanı (1919) ve Stahlberg’den sonra cumhurbaşkanı
(mart 1925-1931) oldu. Lapua hareketini destekledi. 1931′de yerine Svinhufvud geçti, (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RELANDER (Lauri Kristian) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REKSİZM

Tarih 27 Haziran 2009

REKSİZM (lat. deyim Christus Rex > fr. rexisme’den). Belçikada 1935′te Leon Deg-relle tarafından başlatılan ve organı Le Pays Reel gazetesi olan parlamento aleyhtarı ha­reket.

— ANSiKL. Katolikliğin siyasetini güttüğünü öne süren, ama Katolik kilisesi tarafından suçlanmış olan reksizm, faşist yapılı otori­ter ve korporatif bir siyasî sistemin savunu­cusuydu. Geleneksel partilere karşı ağır suistimal ithamlarında bulundu ve flaman mil­liyetçi hareketini destekledi. Böylelikle 24 mayıs 1936 seçimlerinde parlak sonuçlar al­dı (21 milletvekili, 12 senatör).

Ama bu ba­şarısı uzun sürmedi ve 11 nisanl937′de Leon Degrelle ile Van Zeeland’ı şahsen karşı kar­şıya getiren kısmî seçimlerde yenilgiye uğra­yan reksizm gerilemeğe başladı; ekim 1938 belediye seçimlerinde tam bir yenilgiye uğ­radı. Haziran 1940 yenilgisinden sonra Al­manya ile işbirliğini savunan ve bolşevik aleyhtan «Wallonie» lejyonunun kuruluşuna katkıda bulunan reksizm savaş sonunda yasaklandı ve önderi gıyaben ölüme mah­kûm edildi. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REKSİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİTZENSTEİN (Sigismund VON)

Tarih 27 Haziran 2009

REİTZENSTEİN (Sigismund VON), alman siyaset adamı (Nemmersdorf, Bayreuth 1766 – Karlsruhe 1847).

Baden büyük düklüğünün hizmetine girdi (1788′den sonra). Fransa ile antlaşma yapılmasını savundu; 1802 antlaşmasıyle Baden’e yeni topraklar kazan­dırdı. Devlet bakanı oldu (1808); Baden’i, Napolyon’a karşı kurulan koalisyona sok­tu (1813) ve Viyana kongresinde Baden devletinin bütünlüğünü korumayı başardı.
1818′e kadar kongre temsilciliği görevinde kaldı, sonra büyük düklüğün Bakanlar ku­rulu başkanı oldu (1832-1842) ve liberal­leri tutmayan bir siyaset uyguladı. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİTZENSTEİN (Sigismund VON) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİNACH (Joseph)

Tarih 27 Haziran 2009

REİNACH (Joseph), fransız siyaset adamı (Paris 1856 – ay.y. 1921). Avukattı. Gambetta kabinesinde görev aldı (1881).

Mil­letvekili (1889-1898; 1906-1914) seçildi. Drey­fus davasını savundu. Histoire de l’Affaîre Dreyfus (Dreyfus Olayının Tarihi) [7 cilt, 1901-1911] adlı bir eser yazdı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNACH (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİNA BARRİOS (Jose Maria)

Tarih 27 Haziran 2009

REİNA BARRİOS (Jose Maria), guatemalalı siyaset adamı (San Marcos 1853 – Gua­temala 1898).

Başkan Justo Rufino Barrios’un yeğeniydi. Liberal partiye girdi. 1892′de başkan seçildi, meclisi kapattı (1893). Diktatör olarak hüküm sürdü. Laiklik, kızılderililerin hürriyeti ve eğitim konuların­da birtakım tedbirler aldı.
Mayıs 1894′te iktidardan çekildi. 1897′de yeniden iktida­ra geldi. İktidar süresini 1902′ye kadar uzat­mak istediyse de, halktan alınan vergile­rin ağırlığı yüzünden patlak veren bir ayak­lanma sırasında öldürüldü. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİNA BARRİOS (Jose Maria) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENE I İyi

Tarih 27 Haziran 2009

RENE I İyi (Angers 1409 – Aixen-Proven­ce 1480), Anjou dükü, Provence kontu (1434-1480), Bar’ın fiilî dükü (1430-1480), Lor­raine dükü (1431-1453), Napoli’nin fiilî (1438-1442), Sicilya’nın resmî (1434-1480), Ku­düs’ün itibarî kralı.

Sicilya kralı Luigi II ile Yolanda d’Aragon’un ikinci oğludur. 9 Ya­şında öksüz kaldı. Lorraine dükü Charles II’nin kızı İsabelle ile evlendi (1420). Kar­dinal Louis de Bar ve Lor raine dükü ta­rafında büyütüldü, kardinalin (1430) ve dükün (1431) yerine tahta çıktı. Ama Lorraine’de tahta çıkışı erkek vâris Antoine de Vaudemont tarafından tanınmadı. An­toine, Bulgneville’de Rene’yi yendi (tem­muz 1431). İyi Philippe’in esiri olan Re­ne, oğlu Jean ve Louis’nin rehine ola­rak gönderilmesi sayesinde, serbest bıra­kıldı (Louis on yedi yaşındayken öldü 1432).

İmparator Sigismund von Luxemburg, Ba-sel’de, Rene’nin Lorraine dükü unvanını tanıdı (1434), Bundan memnun kalmayan iyi Philippe, Rene’yi tekrar hapsetti (1435). Fidye karşılığında serbest bırakılan Rene (1437) Anjou ile Provence’ı ziyaret etti. Kardeşi Louis III’ün (öl. 1434) vârisi ola­rak Napoli’ye yerleşti (1438). Ama Alfonso de Aragon’un saldırısına uğradı; kendi başkentinde aylarca kuşatılmış olarak kal­dı (1441), Napoli’yi düşmanına bıraktı, krallığından sadece unvanını muhafaza ederek Fransa’ya döndü. (1442).

Charles VII’nin dostu olan Rene, fransız-ingiliz ilişkilerinde etkili bir rol oynadı (Tours müzakereleri, kızı Marguerite’in İn­giltere kralı Henry VI ile evlenmesi 1445); sonra, Fransa kralının yanında, kaybettiği eyaletlerin fethi harekâtına katıldı. İsabelle’in ölümünde Lorraine düklüğünü Giovanni de Calabria’ya devretti (1453) ve Bar düklüğünün yönetimini damadı
Ferry II de Lorraine-Vaudemont’a bıraktı (1456). ikin­ci evlenmesini Jeanne de Laval ile yaptı; siyaseti bırakarak kendini edebiyat ve sa­nat çalışmalarına verdi.

Didaktik veya ah­lâkî nesir eserleri, mensur ve manzum ro­manlar ve şiirler yazdı. Bunlarda Ortaça­ğın aristokrat geleneği dile gelir. Kral Rene’nin sarayı sanatçı ve bilginlerle do­luydu. 1471′de Provence’a yerleşti, bu kont­luğun iktisadî gelişmesinden azamî fayda sağlamağa çalıştı. Louis XI, Bar ve An­jou düklüklerini zaptedince, Rene” I, ancak kendisine vâris olarak Lorraine dükü Re­ne II’yi değil de yeğeni charles du Maine’i seçerek buraları geri alabildi (1474). Talihsiz bir eylem adamı olan Rene d’An­jou babacan bir hükümdar («İyi Yürekli Kral Rene»), uyanık bir bilim ve sanat koruyucusu olarak ün kazandı. (L)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENE I İyi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİD (Whitelaw)

Tarih 26 Haziran 2009

REİD (Whitelaw), amerikalı siyaset adamı ve gazeteci (Xenia, Ohio 1837-Londra 1912).

Ayrılık savaşı sırasında savaş muhabiriydi. 1867′de After the War (Savaştan Sonra), 1868′de de Ohio in The War (Savaş Sırasında Ohio) adlı eserleri yayımladı. 1872′de New York Tribüne gazetesine girdi ve gaze­tenin başyazarı oldu.
Son olarak diplomat­lık mesleğine atıldı ve Fransa’da Amerika’yı temsil etti (1889-1892), 1905′ten ölümüne kadar büyükelçi olarak Londra’da bulun­du. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİD (Whitelaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Reichstag

Tarih 26 Haziran 2009

Reichstag, alman yasama meclisi (1867-1945). Kutsal İmparatorluğun Diyet meclisi olan ilk Reichstag 1663′ten itibaren, Regensburg’da temsilcilerden kurulu bir dai­mî kongre oldu ve imparatorlukla birlikte dağıldı (1806).

Kuzey Almanya Konfederasyonu anayasa­sıyle Reichstag Bundesrat’tan (Federal mec­lis) ayrı olarak temsilcileri halktan seçilen bir yasama organı olarak kuruldu. Reichs­tag milletvekilleri tek dereceli seçimle 100 000 kişiye bir milletvekili olmak üzere seçi­lirlerdi; ancak vergi mükelleflerinin oyu ile seçilen dolayısıyle de daha muhafazakâr olan Prusya Landtag’ına göre bu meclis hiç değilse görünüşte, daha demokratik sayılabi­lirdi.

Bütçe ve kanunlar Reichstag’dan ge­çerdi, fakat yürürlüğe girmesi için Bundesrat tarafından onaylanmaları şarttı. 16 Ni­san 1871 imparatorluk anayasası Reichstag’­ın bünyesinde herhangi bir değişiklik yap­madı. 1874′te Alsace-Lorraine’in katılmasıy-le milletvekillerinin sayısı 397′yi buldu; üç yıllık mazbata süresi beş yıla çıkarıldı (1885). Milletvekilleri parlamento ödeneği almazlardı. İsteklerini bildirmek ve soru sormak hakları vardı, fakat ancak impara­tora karşı sorumlu olan başbakana güven­sizlik oyu veremezler ve onu deviremezlerdi.

Buna karşılık başbakanın, Bundesrat’ın ka­rarını alarak Reichstag’ı feshetmek yetkisi vardı, Bismarck ve ondan sonra gelenler, istedikleri çoğunluğu sağlamak için bu usul­den yararlanmışlardı. Bismarck Kultur-kampf’ta milliyetçi literalerden faydalan­mış, sonra, devlet soyalizmi siyasetim uy­gulamak için merkez muhafazakârları ile birleşmişti. Wilhelm II ve başbakanları mu­hafazakârlarla milliyetçi liberallerin koalis­yonuna dayanarak hükümeti idare ettiler.

Weimar anayasasında da (1919 temmuz) Re­ichstag, seçimle işbaşına gelen ve al­man milletini temsil eden bir yasama meclisi olarak kaldı. Fakat milletin hâ­kimiyetini temsil etmesi dolayısıyle devletin en üstün gücü sayılıyordu. Buna karşılık Bundesrat’ın yerine geçen Reichsrat’ın an­cak erteleyici bir veto hakkı olduğundan, kanunları onaylamak sadece Reichstag’ın yetkisindeydi; ayrıca bütçeyi tespit eden, ant­laşmaları onaylayan, savaşa veya barışa ka­rar veren de oydu. Ertelenmesi ve dağıtıl­ması söz konusu olamıyacağı için hükümeti de doğrudan doğruya kontrolü altına almış­tı. III. Reich, Reichstag’ı temsilci meclis olarak muhafaza etti, fakat 15 mart 1933 seçimleri, Nasyonal-Sosyalist parti dışındaki bütün partilerin lağv edilmesinden sonra ya­pıldığı için nasyonal-sosyalist milletvekille­rinden başka kimsenin bulunmadığı Reichs­tag’ın, hükümetin açıklamalarını dinlemek, Hitler’in nutuklarını alkışlamaktan başka bir görevi kalmadı.

27 Şubat 1933′te naziler ta­rafından düzenlenen ama komünistlere mal edilen Reichstag sarayı yangını, komünist­lere karşı bir baskı siyaseti uygulamak için vesile oldu. Reichstag yangını davası (eylül -aralık 1933) hollandalı komünist Van der Lubbe’nin ölüme mahkûm edilmesi ve baş lıca suçluların (Torgler, Dimitrov) delil ye­tersizliğinden beraat etmeleriyle sonuçlan­dı. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reichstag hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REGNAULT veya REGNAUD DE SAİNT-DANGELY

Tarih 26 Haziran 2009

REGNAULT veya REGNAUD DE SAİNT-DANGELY (Michel, — kontu), fransız siyaset adamı (Saint-Fargeau 1761 – Paris 1819). Avukattı.

Etats-generaux’ya seçildi (1789). Krallık taraftarlarının yanında yer aldı. Duquesnoy ile birlikte Ami des Patriotes’u yazdı. Ağustos 1793′te tutuklandı, hapisten kaçtı. 1796′da italyan ordusu has-tahanelerinin yöneticisi, sonra Malta’da ko­miser (1798), devlet danışmanı (1799), iç­işleri başkanı (1802) oldu. Yüzgün sıra­sında milletvekili seçildi ve devlet bakan­lığına getirildi. Daha sonra yurt dışına sü­rüldü (1816-1819). [L]

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGNAULT veya REGNAUD DE SAİNT-DANGELY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Reform

Tarih 26 Haziran 2009

Reform, XVI. y.da Avrupa’nın büyük bir bölümünü papaların hâkimiyetinden çıka­ran ve protestan kiliselerinin kurulmasına yol açan dinî hareket.

XV. yy.ın sonunda, hıristiyan kiliselerince istenen dinî ve ahlâkî reform, birtakım vaizler tarafından başla­tılmıştı. Ne var ki Roma, dünyevî nüfuz siyasetinden caymadığı gibi yüksek kilise makamlarına tayin yapma sistemini de dü­zeltmeğe yanaşmıyordu. Halk derin bir hu­zursuzluk içindeydi ve bütün aydınlar bu duruma bir çözüm yolu bulunmasını istiyor­lardı. Erasmus’un eserleriyle, Kutsal Kitap üstünde filoloji incelemeleri başlamış, dinî inanç ve kurumların tenkidine girişilmişti.

10 Kasım 1483′te Saksonya’nın Eisleben şehrinde doğan Augustinus rahibi Martin Luther, uzun süren bir vicdan bunalımın­dan sonra, Aziz Paulus’un «Romalılara Mektup»unda, insanın manevî kurtuluşunu doğrudan doğruya iman’a bağlayan bir me­tin buldu. Bu metin bütün protestan kilise­leri için bir ilahiyat, bir ahlâk ve bir mis­tisizm kaynağı olacaktı. Johannes Tetzel’in yönetimindeki Dominiken rahipleri Sakson­ya’da gürültülü bir kampanya ile, papa Leo X’un San Pietro kilisesinin yeniden yapıl­ması için gereken maddî imkânları sağla­mak amacıyle satışa çıkardığı endüljans’lara müşteri toplamağa çalışırlarken, Luther, Wittenberg üniversitesinde kendi iman dok­trinini okutmağa başlamıştı bile. 31 Ekim 1517′de, endüljans’ların dayandığı ülkeye ve fiilî uygulamaya karşı doksan beş tez ilân etti.

Ama henüz papaya başkaldırmış değildi. Bu tutumundan doğacak devrimci so­nuçları, iki yıl içinde, yavaş yavaş geliştire­cekti. Sonunda, haziran 1519′da, Leipzig’de ilâhiyatçı Johann Eck’e karşı, Kutsal Ki­tap araştırmalarında tek otoritenin, serbest­çe kullanılan kişisel yargı olduğunu açıkla­dı.
Luther’in protestosu katolik dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştı. İbranî dili uzmanı Johann Reuchlin’in yeğeni Melan-chthon gibi birçok genç ilâhiyatçı Luther’i destekliyordu; Ulrich von Hutten ona Rheinland ve Schwaben şövalyelerinin desteğini vaat etti. Erasmus da, Saksonya seçicisinin himayesini sağlamıştı. Bunun üzerine Luther 1520 haziranıyle eylülü arasında yayımladığı üç başlıca eserinde doktrinini açıkladı.

Dok­trinin anahatları şunlardı: evrensel ruhanîlik ilkesi, kutsal sırların üçe indirilmesi, kişi vicdanının hürriyete kavuşması ve aynı za­manda din bütünlüğü, kilise ve siyasî disip­lin zorunluğu. Luther, aralık 1520′de, ken­disini afaroz eden Leo X’un kararnamesini Wittenberg’de alenen yaktı. Ocak 1521′de imparator tarafından Worms diyetine çağrıl­dı ve fikirlerini cesaretle savundu. Sakson­ya seçicisi kendisine Wartburg’da inzivaya çekilebileceği bir yer sağladı. Luther orada «Reform»un eline bir silâh vermek için Kut­sal Kitap’ı Almancaya çevirmeğe koyuldu.

Luther’in Wittenberg’deki en ateşli taraftarı olan Andreas Karlstadt, bunun üzerine ra­hiplerin yemin mecburiyetini kaldırdı, din adamlarının da evlenebileceğini ilân etti ve kutsal resimlere tapınmaya son verdi. Missa âyini bir «kurban» olmaktan çıktı ve bir anma töreni haline geldi. Wartburg’dan dönen Luther bu oldubittileri onayladı. Da­ha o zamandan, doktrinlere sansür koyma fikrini benimsemeğe başlamıştı; nitekim faz­la radikal bulduğu Karlstadt’ı Saksonya’dan çıkarttı; eyalet içinde, tapınma âyinleri ve papazları olmayan dinî topluluklar kurmağa kalkışan Thomas Münzer Mülhausen’e sı­ğınmak zorunda kaldı.

1524′ten beri, Güney Almanya’da, Münzer tarafından kışkırtılan bir köylü ihtilâli gelişiyordu. Luther, prens­leri bu ihtilâli bastırmağa teşvik etti; o sı­ralarda bir «Devlet kilisesi» fikrini benimsemeğe başlamıştı. İmparator ve katoliklerle mücadelesinde prenslerin yardımına muhtaçtı. 1528′den beri devlet adına kilise­leri denetleyen «ziyaretçiler» de çok geç­meden bir çeşit yeni piskoposluk kurdular. Karlstadt’ın görüşü, İsviçre’de ve Ren hav­zasında kabul edilmeğe başlanmıştı. Antik hümanizme bağlı olan ve isviçre’den paralı asker alınmasına karşı gelmesiyle tanınan Uhich Zwingli, Luther’in çağrısına uydu ve tasarladığı reformlar gereğince 1525′te Zürich’te, 1528′de Bern’de Kutsal sırları reddetti ve litürjiyi çok sadeleştirdi. 1529′da Basel’de Oecoîampade, katoliklere ve hattâ Roma’ya sadık kalan Erasmus’a karşı Zvvingli mezhebini yaydı.

Bu mezhebi, Strassburg’ta da, 1524′te Martin Bucer kabul ettirmişti.
Kilise mülkünün el değiştirmesinde çıkar gö­ren alman prensleri Luther reformunu des­tekliyordu. 1525′te katolikler Dessau’da bir savunma birliği kurunca, Saksonya seçicisi ile Hessen İandgrafı Philipp, buna karşılık, Gotha’da bir «İncil birliği»nin başına geçti­ler (1526). Güney almanya şehirlerindeki Zvvingli taraftarları ise bu birliğin dışında bırakıldı. Avrupa siyasetinin papadan uzak­laştırdığı imparator, 1526′da devletlere ken­di sınırları içinde din meselesini istedikleri gibi çözümlemek yetkisini vermişti; ama papayı yendikten sonra bu tavizlerini in­kâr etti (1529).

Reform taraftarları bu tu­tumu «protesto» ettikleri için, bağlı olduk­ları kiliselere «protestan» adı verildi. 1529′da Marburg’da Luther ile Zvvingli arasında yapılan uzlaşma teşebbüsü sonuç vermedi. Ama imparator, fransız ve türk tehlikesi karşısında, 21 haziran 1530′da topladığı Augsburg diyetinde, Reform taraftarlarıyle Roma taraftarlarını birleştirmeğe çalıştı. Melalanchthon çok önemli tavizler verdi; ama ne zwingli’ciler ne de katolikler anlaş­maya hazır değildi. Sonunda Luther’in sab­rı taştı ve gürültülü tartışmaların ardından ilişkiler kesildi.

Mart 1531′de, Luther’in re­formunu kabul eden prensler ve şehirler Smalkalde birliğini kurdu. Zwingli’nin ölü­münden sonra (11 ekim 1531), taraftarları 25 mayıs 1536′da Luther ile Witenberg uzlaş­masını yaptılar. 1532′de Smalkalde birliğinin Fransa ile yaptığı ittifak karşısında impara­tor daha ılımlı bir siyaset benimsemek zo­runda kaldı. 1525 Köylü ihtilâlinin bir de­vamı olan ayaklanma, yani Strassburg’tan Amsterdam ve Münster’e kadar papazsız ve prenssiz bir toplum kurmak ve yetiş­kinlerin vaftiz edilmesini’ öngören bir ki­lise meydana getirmek amacında birleşen anabatistlerin ayaklanması karşısında, re­formcularla katolikler bir an için birleş­tiler.

Bir prenslik ordusu Münster’e girerek korkunç misilleme hareketlerinde bulundu. Ancak imparatorun Luther ve Zwingli ta­raftarlarını Roma ile uzlaştırmak için har­cadığı bütün çabalar (Hagenau ve Worms görüşmeleri ve 1541 Regensburg diyeti) ilâ­hiyatçıların inatçı tutumu yüzünden sonuç vermedi.

• Reform imparatorluk sınırlarını aşmağa başlıyordu. Anvers’te, Luther’in ilk yazılan 1518′den itibaren okunmağa başlanmıştı. Brüksel’de Marguerite d’Autriche’in hükü­meti danışma için Erasmus’u ve bazı erasmus’çulan çağırdı. Ama 1520 ile 1531 ara­sında imparator emirnameleri, Kiliseden ayrılanların ölüm cezasına çarptırılacağını ilân ederek hiç olmazsa görünüşte başarı sağladı. Ne var ki, yine de anabatist pro­pagandasının önü alınamamıştı. O sırada İsveç’te kral Gustaf I Vasa, İsveç’i Dani­marka boyunduruğundan kurtarıyor (1523), itibarını kaybetmiş bir papaz sınıfının mülk­lerini kamulaştırıyor ve 1529′dan itibaren de millî monarşiye sıkıca bağımılı resmî bir luther’ci kilise kurmağa çalışıyordu.

Dani­marka’da kral Christian II bir ihtilâlle dev­rilmiş, Friedrich I, Luther’ciliği resmî din haline getirmişti. Kısa bir süre sonra, Fri­edrich Iin tahtta hak iddia eden bir katoliği yenmesi Norveç’in protestan olmasına yol açtı (1537). İngiltere’de, kral Henry VIII, nazır Thomas Wolsey’in yardımıyle, aslında Luther’ciliğe kesinlikle karşı çıkan bir disiplin reformuna girişmişti. Ama Henry VIII, Kari V’in teyzesi olan karısı Catherine of Aragon ile evliliğinin bozulmasını isti­yordu. Papa ise, imparatorun etkisi dolayısıyle, bu evliliği bozmadı. Bunun üzerine, kralın danışmanı Cromwell, 11 şubat 1531′de, kiliseyi tahta bağımlı kılan bir tasarıyı parlamentodan geçirdi. Oysa nazır Thomas Mora sapkınlığı ezmeğe devam ediyor­du.

Cambridge’li bir ilâhiyatçı olan Thomas Cranmer, kralı papaya rağmen boşan­mağa teşvik etti. Sonunda, Henry VIII, 11 temmuz 1533′te Anne Boleyn ile evlenince papa tarafından afaroz edildi. Ocak 1534′te de anglikan sapkınlığının yerleşmesine yol açan eylemler başladı. Katolik birliğini sa­vunanlar, en ünlüleri Thomas More olan birçok kurban verdi. 1537′de ilân edilen Book of Ârticles, içinde yine de birçok katoliklik unsuru bulunan bir Protestanlık or­taya koyuyordu. İskandinavya’da olduğu gibi, İngiliz Protestanlığında da, kilise yö­neticilerinin kademeleşmesi muhafaza edil­di. Kilise mülkleri satışa çıkarıldı ve 1539′da ilân edilen 6 maddelik kararnameyle, sapkınlıkların kovuşturulması için engizis­yon usullerinin uygulanması öngörüldü.
Bu arada, Fransa kilisesinde de derin deği­şiklikler başlıyordu. Jacques Lefevre d’Etaples, 1521′de, Meaux piskoposu Guillaume tarafından bölgesindeki reform çalışmaları­na katılmağa çağrıldı ve ilk iş olarak da Yeni Ahit’i Fransızcaya çevirmeğe başladı. Bu arada tapınma usullerinde de sadeleşme­ye gidiliyordu.

Lyon ve Meaux’da, reform propagandası sosyal bir nitelik kazanmağa başlamıştı. 1525 Pavia yenilgisinde kralın esir düşmesinden sonra naip Luisa di Savoia bir süre sapkınlığı bastırma siyaseti güttü. Lefevre d’Etaples, Strassburg’a sığınmak zo­runda kaldı. Dört yıl sonra, Louis de Berquin’in ölüme mahkûm edilmesi Luther ve Zwingli propagandasını durdurdu. Kral François I, siyaset gereği papa. Clemens VII’ye yaklaşmıştı. 1534′te reform taraftar­ları propaganda afişleri asmağa başlayınca, Fransa hükümeti kıyıma geçti.

• Lefevre’in öğrencisi olan ve İsviçre’ye sığınan Guillaume Farel, Neuchâteld’e bir zwingli kilisesi ve faal bir propaganda mer­kezi kurmayı başarmıştı. 1535′te ise, Savoia dükünün ve piskoposunun boyunduruğundan kurtulan Cenevre’ye reform hareketini ge­tirdi. Bu arada,
1 kasım 1533′te fakültelerin açılışı dolayısıyle rektör Nicolas Cop’u reformcu bir konuşma yapmağa teşvik eden Jean Calvin Basel’e sığınarak orada Oecolampade’ın doktrinini benimsedikten sonra 1536 martında İnstitution de la Religion Chretienne (Hıristiyan Dinî Kurumu) adlı kitabını yayımladı.

Calvin’in otoritesi, 1536 sonundan beri Farel’in ısrarı üzerine kaldığı Cenevre’de yayılıyordu. Calvin, Saint-Pierre vaizi olarak, institution Chretienne’i fransızca bir ilmihal biçiminde özetle­di. 10 Kasım 1536′da Farel, her yurttaş için zorunlu olan iman düsturunu açıkladı. Ama bu çeşit bir kısıtlamayı ne liberal burjuva sınıfı, ne cumhuriyet topraklarına sığınmış anabatistler, ne de Kutsal Kitap’ın serbest yorumu sonucunda Arianus’çuluğa ve tabiî dine varan rasyonalist ilâhiyatçılar kabul ediyordu. Güçlü bir muhalefet, 23 nisan 1537′de alınan ve 26 mayıs 1538′de onaylanan bir kararla Farel ile.

Calvin’in sürgün edil­melerine yol açtı. Calvin, Strassburg’da Fransız Mültecileri kilisesini yeniden kurdu ve Hagenau’da, Worrns’ta, Regensburg’ta, iuther’cilerin Roma ile uzlaşmaması için mücadele etti. 1540 Seçimlerinde Protestan­ların kazanması Calvin’in 13 eylül 1541′de muzaffer olarak dönmesini sağladı. 20 Ka­sım 1541′de yayımlanan Orâonnances Ecclesiatiqueslerle hıristiyan reformu kesin­leşti. Bu reforma uygun olarak kilise, kişilerin ve devlet memurlarının tutumu­nu denetleyen bir kurul tarafından yöne­tiliyordu. Muhalefet liderleri sürüldü ve­ya ölümle cezalandırıldı. Aragon’lu bir doktor olan ve Teslis’i inkâr ederek bü­tün hıristiyan kiliselerini öfkelendiren Miguel Servet (Christianismi Restitutio, 1553) Calvin tarafından katolik engizisyonuna ihbar edildi.

Hapisten kaçarak Cenevre’­ye sığman Servet tutuklandı ve 28 ekim 1553′te yakıldı. Bu gaddarlığın uyandırdığı kızgınlık uzun süre yatışmadı. Ama Calvin konseylerde, fransız mültecilerinden de des­tek gören sağlam bir çoğunluğa dayanıyor­du. 1559′da Cenevre’de kurulan ve Theodore Beze’in yönetiminde bulunan Cenevre akademisi, Avrupa’nın en yüksek protestan okulu oldu. Wittenberg’in yapamadığını şimdi Cenevre başarıyordu. Yani şehir, mi­litan Protestanlığın merkezi olmuştu. Kari V’in baskı siyaseti sonucunda Hollanda ve özellikle de Anvers’te gerileyen Protestan­lığı Calvin’cilik yeniden canlandırdı.

İngil­tere’de ise Henry VIII’in 28 ocak 1547′de ölmesinden sonra Calvin’cilik ikinci bir re­formun ilham kaynağı oldu. Edward VI’nın henüz bir çocuk olmasından istifade eden Somerset ve daha sonra da Warwick, Cranmer’in yardımıyle, papazların evlenmemesi­ni öngören hükmü ve kilise sunaklarını kal­dırdılar ve sadece dinî görevlerde bir kademeleşmeyi kabul ettiler. Prayer Book’un (Dua Kitabı) 1549 ve 1552′de yayımlanan iki ayrı metni dua ve tapınmada birlik kurul­masını sağladı. Kral François I’in saltanatı­nın son yıllarındaki kovuşturmalara ve sert kararnamelere rağmen Calvin’cilik krallığın hemen hemen bütün eyaletlerinde protestan kiliseleri kuruyordu. Ayrıca, Calvin’in üç delegesinin huzurunda mayıs 1559′da Pa­ris’te ilk Sinod toplandı.

Bu arada, daha sonraları Karşı Reform adıyle anılacak olan hareket de teşkilâtlanı­yordu. Bu hareket, gücünü, bazı küçük sap­kın topluluklarının kolayca yok edildiği İs­panya’dan ve İtalya’dan alıyordu. Ama Ro­ma başlangıçta bazı hayal kırıklıklarına uğ­radı. 1545-1548 Arasında, Trento konsilinin ilk toplantıları Papalık kurumunda derin de­ğişiklikler yapılması konusunu pek önemsememişti. Ayrıca, ne imparator ne de Fran­sa kralı, konsilin kararlarını kabul etme­mişti. Protestan kiliseleri temsilcilerinin is­temeyerek ve çok geç çağrıldıkları yeni görüşmelerse 1551′de başladı ve 28 nisan 1552′de savaşın taşlamasıyle yarıda kaldı.

18 Şubat 1546′da Luther öldüğü zaman. Karşı Reform, Lutherci’liğin yok olacağı umuduna kapıldı. Saksonya dükü Moritz’in yenilgisinden sonra Mühiberg’de galip gelen Kari V, 19 mayıs 1547′de Wittenberg’e gir­mişti. Ama imparator, Roma’nın beklediği tavizleri vermek istemedi. Augsburg’da ya­pılan bir antlaşma Protestanların temel hür­riyetlerini ortadan kaldırmakla birlikte Trento konsilinin kararlarını da uygulatma­dı. 1552′de Saksonyalı Moritz imparatorluk davasını terk etti ve savaş yeniden başladı. 3 Ekim 1555′te imzalanan Augsburg antlaşmasıyle de imparatorluğun sınırları içinde protestan kilise ve devletlerin varlığı res­men kabul ediliyor ve her yurttaşın kendi devletinin dinini kabul etmek zorunda ol­duğu belirtiliyordu. O sırada Protestanlık Almanya’nın üçte ikisine hâkim olmuş, Bo­hemya’yı ele geçirmiş ve etkisini kısmen Avusturya, Macaristan ve Polonya’ya da yaymıştı.

Reformun henüz iyice yaygın bir duruma gelmediği ingiltere’de katolikler, 3 ağustos 1553′te Henry VlII’in büyük kızı Mary Tudor’un tahta çıkışını sevinç gösterileriyle karşıladılar. Mary Tudor, kardinal Pole ile anlaşarak, İngiltere krallığını Papalık ile uzlaştırmak için çaba göstermeğe başladı. Oğlu Philipp’i kraliçeyle evlendirmiş olan imparatorun aracılığıyle, papa Julius III, ki­lisenin kamulaştırılmış malları üstünde hak iddiasından vaz geçti ve parlamento 30 ka­sım 1554′te ingiltere’nin yeniden katolik ki­lisesine döndüğünü ilân etti. Bundan sonra girişilen kıyımda, Anglikan kilisesi, başta Cramer olmak üzere 277 kurban verdi. Ama 17 kasım 1558′de Mary Tudor ve kardinal Pole öldüler.

Henry VIII ile Anne Boleyn’in kızı Elizabeth, ingiltere kraliçesi oldu. Katoliklikten nefret eden Elizabeth için din bir hükümet aracından başka şey değildi. Babasının reformunu Edward VI’nın refor­muna tercih ediyor ve Calvin’ciliğin getirdiği cumhuriyetçi kurumlardan da hoşlanmıyor­du. Üç karanameyle, tahtın kilise üstündeki hâkimiyetini yeniden kurdu. 1552 Tarihli Prayer Book (Dua Kitabı) bazı değişiklik­lerle yeniden yürürlüğe girdi, ingiltere’de «Tanrı çocuklarının katkısız serbestliğini» arayan küçük topluluklar belirmeğe başla­mıştı.

Roma, Elizabeth’e karşı İskoçya’nın yardımına güvenebilirdi. Ama John Knox’un ateşli dinî konuşmaları, kişizadelerin düş­manlığı ve halkın hoşnutsuzluğu çok geç­meden kuzeyde de tamamıyle cumhuriyetçi ve piskopossuz bir kilisenin gelişmesine yol açtı.

Fransız Protestanları arasında, krala bağlı subaylar, İtalya ve Fransa’da savaşmış kim­seler ve en yüksek ailelerden bazı kişiler yer almağa başlamıştı. O zamana kadar sa­dece dinî nitelik taşıyan bu topluluk askerî bir kimlik kazanıyordu. Mayıs 1558′de, Preaux-Clercs’de 4 000 kişi, silâhlı kimselerin refakatinde, ilâhiler okuyarak Sen nehri boyunca yürüyüşe geçti. Kral Henri II durumdan kuşkulandı. Guise düklerinin kardeşi olan Lorraine kardinali 1550′den beri Cizvitleri Paris’e kabul etmişti. 1555 Ara­lık ayında Roma’da papa Paulus IV ile yap­tığı görüşmeler sırasında Calvin’cilikle der­hal mücadeleye girişmeğe söz vermiş, Roma engizisyonunun Fransa’ya yerleşmesini de memnuniyetle kabul etmişti. 3 Nisan 1559′da imzalanan Cateau-Cambresis antlaşmasiyle, altmış beş yıldan beri süregelen İtalya savaşları ispanya lehine sonuca bağlandı ve iki krallık din sapkınlarına karşı uzlaşma­ya vardı.

Henri II Cenevre veya ingiltere’ye karşı bir haçlı seferi düzenlemek istiyordu. 2 Haziran 1559′da Ecouen’da imzalanan ye­ni bir kararname, Protestanlara kaçmak veya ayaklanmaktan başka bir çare bırak­madı. Paris parlamentosundan dört danış­man Bastille’e hapsedilmişti. 10 Temmuzda kralın bir kaza sonucu ölümü, Fransa’da din savaşlarının başlamasını ancak üç yıl geciktirebildi. Bk. PROTESTANLIK. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Reform hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REFERANDUM

Tarih 26 Haziran 2009

REFERANDUM i. (fr. referendum’dan). Siyaset ve Huk. Siyasî iktidar tarafından alınan bir kararın idare edilenler tarafın­dan kabul edilip edilmediğini ortaya ko­yan halkoyuna başvurma usulü.

— ANSİKL. Halkın doğrudan doğruya yö­netime katılması iki şekilde olabilir. Birin­de (buna «dolaysız demokrasi» adı verilir), vatandaşlar, belirli zamanlarda, siyasî ve idarî kararlara katılmak üzere genel ku­rul halinde toplanırlar. Eskiçağ sitelerinde bu kurul, gerçek bir hükümet organı öde­vi görürdü ama site halkının yalnız bir kısmı vatandaş sayılıyordu.

İsviçre’nin üç kantonunda (Glaris, Appenzell, Unterwald) ve bazı amerikan komünlerinde, yılda bir kez toplanan genel kurulun görevi ancak yöneticileri denetlemekten ibarettir. Hal­kın yönetime katılmasının ikinci şeklinde ise (buna «yarı dolaysız demokrasi» denir) seçmenlerin görevi, basit temsilî rejimde olduğu gibi, temslicileri seçmekten ibaret değildir; seçmenler, günlük dilde çok zaman referandum ortak adı altında birbiri­ne karıştırılan çeşitli ve değişik usullerle, gerek yasama yetkisine, gerek anayasa yap­ma yetkisine katılmış olurlar.

Bu çeşitli usuller şunlardır: .
• Halk vetosu. Kanun, parlamento tara­fından hazırlanır ve yürürlüğe konmadan önce halka bildirilir. O zaman seçmenle­rin bir dilekçe verme hakkı vardır; eğer kanuna karşı olanlar yeterince imza top­layabilirlere, bu kanunun onaylanması ve­ya kaldırılması konusunda bir referanduma başvurulur; eğer referandum yapılması le­hinde kullanılmış oylar yetersiz ise, kanun onaylanmış sayılır. Böyle bir sistem Fran­sız ihtilâlinden sonra, Yıl I’in «Montagnarde» Anayasasınca öngörülmüştü. Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri, mahallî anayasalarında bu sisteme yer vermişler­dir.

• Seçme. Hükümet, seçmenlere birkaç çö­züm yolu sunar, seçmenler bunlar arasın­dan birini seçerler. Meselâ 21 ekim 1945′te hükümet, Fransızlara şunu sormuştu:

a) aynı gün seçtikleri meclis, yeni bir ana­yasa hazırlamakla görevli bir kurucu mec­lis mi olacak, yoksa 1875 Anayasası ka­nunları çerçevesinde (senato o zaman iki ay içinde seçilirdi) çalışan bir milletvekilleri meclisi mi olacak;
b) bu meclis bir kurucu meclis ise, yetkileri sınırsız mı ola­cak, yoksa ek bir geçici anayasa mı yü­rürlüğe konacak?

• Anayasal referandum. Yeni anayasalar veya anayasa tadili tasarıları seçmenlere sunulur. Fransa’da birkaç anayasa için bu yola başvuruldu.
İsviçre’de, anayasal referandum, gerek fe­deral alanda, gerek kantonlar alanında, mecburîdir.

• Yasama referandumu. Hükümet ve par­lamento, organik veya alelade bir kanun teklif veya tasarısını halkın onayına su­nar. 1952 Fransız Anayasası toplantılar sü­resince hükümetin veya iki meclisin, res­mî gazetede yayınlanan teklifini referan­duma sunma hakkını cumhurbaşkanına ve­rir.
Ancak bunların, amme yetkilerinin teş­kilâtlanmasına ilişkin veya Anayasaya ay­kırı olmamakla birlikte, kurumların çalış­masında aksaklıklar yaratması muhtemel bir devletlerarası antlaşmanın onaylanmasıyle ilgili kanun teklifleri olması gerekir. Burada sınırlı konular üstünde ihtiyarî bir referandum söz konusu demektir.

Kuzey Amerika’nın bazı eyaletleri ihtiyarî referandum, bazıları ise mecburî referan­dum usulünü uygular.
İsviçre’de, yasama referandumu, federal alanda ihtiyarîdir (30 000 vatandaşın veya 8 kanton hükümetinin talebi gerekir). Ama bütçe, malî kanunlar ve üyelerin mutlak çoğunluğuyle meclislerin âcil kararını al­dıkları kanunlar için referanduma gidile­mez. Kantonlar alanında ise bazen mec­burî, bazen ihtiyarîdir.

• Danışmak referandum. Resmî makam­lar, seçmenleri danışmalı bir referanduma da çağırabilirler. 1852 Fransız Anayasası­nın bu tür bir istişareyi öngördüğü anlaşılıyorsa da, bu yola hiç başvurulmamıştır.

• Halk teşebbüsü. Vatandaşların teşeb­büsüne katılma hakkına bu ad verilir. Bu­rada, kaleme alınmış bir kanun teklifi üs­tünde veya ilân edilmiş bir reform konu­sunda belirli sayıda imza toplamak söz ko­nusudur (yazılı teşebbüs). Dilekçe kanunî sayıda imzayı toplayabildiği zaman (İsviç­re’de federal kanunlar için 50 000) gerçek bir referanduma gidilir.
Bazı anayasalar (İsviçre, Kuzey Amerika’­nın bazı eyaletleri) bir dolaysız teşebbüs öngörürler; bu yolla kabul edilen tasarı, kanun hükmündedir.

Bazı anayasalar (Ku­zey Amerika’nın çeşitli eyaletleri) ise, do­laylı teşebbüsü öngörürler. Bu durumda teklif veya reform bildirisi parlamentoya su­nulur; parlamento onaylar veya reddeder; bazı hallerde, parlamentonun kabul ettiği metin yeniden bir yasama referandumuna sunulur.
İsviçre’de, federal işlerde, halk teşebbüsü ancak Anayasa konusunda işe karışabilir. Bu sınırlamanın sakıncası, Anayasaya, am­me yetkilerinin teşkilâtlanmasını hiç bir surette ilgilendirmeyen tedbirlerin sokulma­sıdır. Kantonlarda ise, halk teşebbüsü, ge­rek Anayasa alanında, gerekse yasama ala­nında uygulanır.

* Referandum – hakemlik. İki savaş ara­sında yürürlüğe giren bazı avrupa anaya­saları, yürütme kuvveti ile yasama kuv­veti arasındaki anlaşmazlılkarda hakemliği reform aracılığıyle halka tevdi etmeyi ön­görmüştür. General de Gaulle’ün de 1958 Anayasasını bu açıdan yorumladığı söyle­nebilir. Referandumun demokratik niteliği reddedilemez. Çünkü halka, bu yolla, bazı kararların alınmasına doğrudan doğruya katılma imkânı sağlanır (Duguit, seçmen kitlesinin şu veya bu kanun tasarısı üstün­de fikir beyan ederken yetenekli temsil­ciler seçmek istediği zamankinden daha isabetli davrandığını öne sürer).

Ama buna karşılık referandum, bir yandan muhafaza­kâr niteliği dolayısıyle (İsviçre’de reform tasarılarının çoğu statükoyu korumak üze­re reddedilmiştir) ve öte yandan da seç­menin çok zaman referandum kavramıyle plebisit kavramını birbirine karıştırıp met­nin kendisinden çok kendisine bu metni sunan ve işbaşında bulunan devlet ada­mını göz önünde tutarak oy kullanması sebebiyle kınanmıştır.

• Türkiye’de 1961 Anayasası tasarısı, Ku­rucu meclis tarafından hazırlandıktan son­ra halkoyuna sunuldu. Milletlerarası hukuk dışında yurt içinde ilk olarak başvu­rulan bu referandum, 28 mart 1961 tarihli ve 283 sayılı, Anayasanın Halkoyuna Su­nulması Hakkında kanun hükümlerine uyularak yapıldı. Anayasa tasarısının halkoyu­na sunulması Kurucu Meclis Teşkili Hak­kında kanunla öngörülmüş, hattâ yine bu kanunla, referandum sonucunda Anayasa­nın reddi halinde, her 100 000 nüfus için bir üye hesabiyle ve yeni seçim kanunu hükümlerine göre yeni bir Temsilciler mec­lisinin seçileceği ve bu suretle yeni bir ta­sarı daha hazırlanacağı belirtilmişti.

Referandumu düzenleyen kanuna göre, seçme yeterliği bulunan her vatandaş, seçmen kütüğüne kayıtlı olmak şartıyle halkoyuna katılabilecekti. Anayasayı kabul eden seç­menler, üzerinde «evet», kabul etmeyenler de üzerinde «hayır» yazılı pusulaları kullan­dılar. Bu oy pusulaları değişik renklerde yapıldı. Seçim kurulu, Anayasanın halko­yuna sunulmasında uygulanacak esasları ay­rıca açıklamıştı.

Bu açıklamaya göre, ken­dilerine oy verme gününe kadar seçme yeteneğini kaybettiğine dair yetkili merci­lerden resmî belge gelmiş bulunanlar, seç­men kütüğünde yazılı olsalar bile oy vere­meyeceklerdi. Oy verme süresi saat 8′den 17′ye kadardı. Seçim çevresi, seçim bölgesi ve sandık bölgeleriyle propaganda, araç­ların sağlanması, sandık kurulu üyelerinin ant içmeleri, görev ve yetkileriyle oy ver­me yeri, oy verme sırasındaki işler konu­sunda genel seçim kuralları uygulandı. Re­ferandumda kullanılan oy pusulaları 7×10 sm ölçüsünde, 24 puntoluk harflerle beyaz renktekilerin üzerine «evet», açık kırmızı renktekilerin üzerine de «hayır» yazılmak suretiyle hazırlanmıştı.

Bu pusulaların içi­ne konulacağı zarflar, ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mühürleriyle mühürlendi. Seçmen, çift mühürlü zarflardan birini al­dıktan sonra kapalı oy verme yerine gide­cek ve burada bulunan «evet» veya «hayır» ibaresini taşıyan pusulalardan dilediğini bu zarfa koyarak zarfın ağzını bizzat kapat­tıktan sonra, eliyle sandığa atacaktı. Her iki pusulanın da bulunduğu zarflar geçer­siz sayıldı. Bir zarfta aynı renkte birden fazla oy pusulası çıktığı takdirde bu, bir oy sayıldı.

O tarihte Türkiye’nin nüfusu 27 818 248 idi ve bunun 18 992 740′ı köy ve bucaklarda, 8 825 508′i de şehirlerde yaşamaktaydı. Seç­men sayısı da şöyle tespit edilmişti: köy ve bucaklarda
8 693 465 (yüzde 45,8), şe­hirlerde 4 054 436 (yüzde 45,9); toplam 12 747 901 (yüzde 45,8). Referandum 15 tem­muz 1961 günü yapıldı. Köy ve bucaklar­da 42 256, şehirlerde 13 793 sandıkta oy kullanıldı. Sayım sonunda köy ve bucak­larda 7 245 158 (yüzde 83,3), şehirlerde ise 3 075 593 (yüzde 79,9) kişinin oy kullan­dığı anlaşıldı.

Geçerli oyların sayısı şöy­leydi: köy ve bucaklarda 7 215 101 (yüzde 60,5), şehirlerde 3 066 935 (yüzde 64,7). Ana­yasa geçerli oyların yüzde 61,7’siyle onay­lanmış oldu, oy sahiplerinin yüzde 38,3′ü de Anayasaya «hayır» dedi. Bu suretle re­feranduma sunulan 1961 Anayasası 9 tem­muz 1961 günü 3 934 370 hayır oyuna karşı 6 348 191 evet oyuyle kabul edildi. (LM)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFERANDUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REFAH

Tarih 26 Haziran 2009

REFAH i. (ar. refh’ten refah). Rahatlık, bolluk, varlık ve huzur içinde olma: Şekl-i cumhuriyet, milletin refah ve istiklâlini, vatanın tamamiyetini temin eden en mu­vafık şekil değil midir? (Atatürk).

Haki­kat şu değil mi aziz dostum, biraz refaha kavuşunca eski dünyanız içinizde tepmeğe başladı (A.H. Tanpınar). || Refah seviyesi, maddî şartlar ve imkânlar bakımından bir toplum veya kimsenin bulunduğu düzey.

— ANSiKL. İkt. Refah üstüne araştırma­ların günümüz iktisat teorisinde o kadar geniş bir yeri vardır ki bu kavrama, ikti­sadın temel unsurlarından biri diye bakı­labilir. İktisat biliminin klasik refah görü­şünü genişletme isteğine dayanan bu araş­tırmalar, her kişinin, mümkün olan aza­mî refaha ulaşmada başarı sağlamasıyle sosyal refahın «en yüksek noktaya ulaştırılmasının» daima gerçekleştirildiğini ve bunun kişilerce ulaşılan azamîlerin top­lamından başka şey olmadığını ileri süren postulatı reddeder.

Refah nazariyecileri, bu postulatın tersine, teorinin iktisadî siyasetten ayrı ele alınmaması ve sistemdeki etkinliğin artmasını her zaman mümkün kılacak şartların gerçekleştirilmesi­ne yardımcı olması gerektiğini ileri sürerler. Rekabetin serbestçe işlemesiyle» otomatik olarak sağlanacak azamî bir iktisadî verime ve sosyal refaha inanmazlar. Piyasadaki re­kabetin mükemmel olmayışını göz önüne alarak, bir üretim azamîsi teorisi kurmağa kadar gitmişler ve bu teoriyi bir dağıtım azamîsi ve tüketim azamîsi teorisiyle ta­mamlamışlardır.

Refah azamîsi hakkında ileri sürülen böyle bir teori, üretimin iktisa­dî yapısını, gelirlerin dağılımında etkili olan kurumları ve kişisel tercihlerin kademeleşmesini de göz önünde tutar. Bu incelemeler­de karşılaşılan zorluklardan biri, ölçülmesi güç olan refah kavramının tanımlanmasıdır. Sözü geçen araştırmaların temel amacı, millî geliri artırmanın, akışını den­geli bir şekle sokmanın ve dağılımını da­ha iyi bir tarzda düzenlemenin en mükem­mel yollarının neler olduğunu belirlemektir. (LM)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFAH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REİCH

Tarih 26 Haziran 2009

REİCH i. Eskiden, genel olarak «devlet» anlamına gelen almanca kelime; günümüz­de, Germen imparatorluğunu veya Alman devletinin öbür adlarını belirtmek için kul­lanılır.

— Ansikl. • İlk Reich veya Kutsal Roma-German imparatorluğu (962-1806). Milletler-üstü bir karakteri olan bu imparatorluk Or­taçağda kendini manevî gücüyle kabul ettir­di; fakat millî ve egemen bir devlet olmağa kalkışınca Otuzyıl savaşlarına sürüklendi ve Vestfalya antlaşmasryle bölündü (1648). Pressburg barışı (1805), Ren Konfederasyo­nu anayasası (12 temmuz 1806) ve özellikle hükümdar Franz von Habsburg’un Kutsal İmparatorluk tahtından çekilmesiyle
(6 Ağustos 1806) imparatorluk kesinlikle da­ğıldı.

• ikinci Reich (1871-1918). Bismarck, Prus­ya kontluğu yerine, egemen bir alman im­paratorluğu kurma fikrini yeniden ele aldı ve bunu Versailles’da gerçekleştirdi (1871).
II. Reich, gücünü askerî kuvvet ve iktisadî genişlemeden alan, federatif ve emperyalist bir devlet oldu. 1918 Devrimi imparatorluk rejimine son verdi ama Weimar cumhuri­yeti devrinde Reich’ın yapısı hiç değişmedi.

• Üçüncü Reich (1933-1945). Hitler, birleş­tirilmiş bir Almanya temeli üstüne totaliter
III. Reich’ı kurdu (1933). Hitler’in ırkçı ve ilhakçı siyaseti, Almanya’yı 1945 felâketine sürükledi. (Bk. hitler, nasyonal sosya­lizm.) Frankfurt parlamentosu tarafından 27 mart 1849′da ilân edilen rejime de Reich denildi. Ama Friedrich-Wilhelm IV’ün im­paratorluk tacını almayı reddetmesi üzerine bu rejim başarısızlığa uğradı. Weimar cum­huriyeti tarafından (1919-1933) kurulan rejime de aynı ad verildi. (L)

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REİCH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDMOND (John)

Tarih 25 Haziran 2009

REDMOND (John), irlandalı siyaset ada­mı (Ballytrent, Wexford 1856 – Londra 1918).

Muhafazakâr eğilimli, ılımlı bir milliyetçiydi. 1891′de, irlanda partisinde «parnellist» kesiminin başına geçti. Uz­laşmacı yaniyle, partide otorite kurarak birliği sağladı (1900) ve böylece «Home Rule» kanununun çıkarılmasında etkili bir rol oynadı (1912).
Bununla birlikte, Sinn Fein hareketinin hızla geliştiği bir sırada Ulster’deki Protestanların ayrılmalarını ön­leyemedi. 1914′te İngiliz hükümetine, parti­sinin desteğini vaat etti ve 1916 ayaklan­masına karşı çıktı. Aslında, partisi Birlik­çiler ile Sinn Fein taraftarlarının hâkimiyeti altındaydı. Bu yüzden de, Redmond’un ölümünden az sonra dağıldı. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDMOND (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REDLİCH (Josef)

Tarih 25 Haziran 2009

REDLİCH (Josef), avusturyalı tarihçi, hu­kukçu ve siyaset adamı (Hodonin, Moravya 1869 – Viyana 1936).

Bilimsel çalış­malarına, ingiliz mahallî yönetimi ve ingi­liz parlamentosundaki yargılama usulüyle ilgili eserler yazarak başladı: Englische Lokalverwaltung (İngiliz Mahallî Yöneti­mi) [1901], Recht und Technik des Eng-lischen Parlamentarismus (İngiliz Parla­mentosunda Hukuk ve Teknik) [1905]. A-vusturya parlamentosuna seçildi (1907-1918) ve alman Liberal partisinin etkili bir üye­si oldu.

Son Lammasch kabinesinden ma­liye bakanlığı yaptı (ekim 1918), ilk Buresch kabinesinde de aynı göreve getirildi (1931). Savaştan sonra Das österreichische Staatsund Reichsproblem (Avusturya’da Devlet ve imparatorluk Meselesi) [2 cilt, 1920-1926] adlı önemli eserini yazdı. Redlich, 1926-1931 arasında Harvard üniver­sitesinde karşılaştırmalı hukuk dersleri verdi. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDLİCH (Josef) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REAL (Pierre François, — kontu)

Tarih 25 Haziran 2009

REAL (Pierre François, — kontu), fransız siyaset adamı (Chatou, Paris 1757 -Paris 1834).

Paris komününün ilk savcı yar­dımcısı oldu, «sankülotlar»ın cepheye gön­derilmesini sağlamak üzere Konvansiyon’a bir heyet yolladı ve bu davranışı, kitle ayaklanmasıyle ilgili 23 ağustos 1793 ka­rarına yol açtı. Real, Danton’un dostuydu. Hapse atıldı (nisan – temmuz 1794), sonra Mehee ile Journal des Patriotes de 1789 (1789 Yurtseverleri Gazetesi) adlı gazeteyi yönetti (1795-1796). Direktuvar komiseri (1799), devlet danışmanı (1800) ve Fouche’nin yardımcısı (şubat 1804) oldu.
Cadoudal komplosunu ortaya çıkardı ve bununla ilgili iddianameyi hazırladı. Napolyon ta­rafından Vincennes’de Enghien dükünün sorgusunu yapmakla görevlendirildi, fakat oraya dükün idamından sonra vardı. Bu yüzden kralcılar onu suçladılar. Kont Real (1808) Yüzgün sırasında polis müdürü oldu. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAL (Pierre François, — kontu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REAGAN (Ronald Wilson)

Tarih 25 Haziran 2009

REAGAN (Ronald Wilson), amerikalı si­nema oyuncusu ve siyaset adamı (Tampico, İllinois 1911).

Elliye yakın filim çevirdi (1937-1942 ve 1945-1964), Hollywood’daki oyuncuların en güçlü sendikası olan Sereen Actors Guild’ın başkanlığını yaptı (1947-1952 ve 1959-1960). John Birch society ile yakın dostluk kurdu. Kasım 1966′da Kali­forniya valisi seçildi. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAGAN (Ronald Wilson) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

READİNG

Tarih 25 Haziran 2009

READİNG (Rufus İSAACS, birinci — mar­kisi), ingiliz siyaset adamı
(Londra 1860 -ay.y. 1935). Hindistan genel valiliğinde bu­lundu (1921-1926).

Bu dönem, Ali kardeş­lerin, özellikle de Gandi’nin canlandırdığı hint milliyetçiliğinin ortaya çıktığı karışık bir dönemdir. (L)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa READİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAYNAL (Guillaume)

Tarih 24 Haziran 2009

RAYNAL (Guillaume), fransız tarihçisi ve filozofu (Saint-Geniez d’Olt 1713 – Paris 1796). Rahip oldu, sonra felsefe ve tarihe merak sarınca rahiplikten ayrıldı. Helvetius, d’Holbach ve Mme Geoffrin’in sa­lonlarına devam etti.

Histoire du Stathou-derat (Stathouder’liğin Tarihi) [1748], His­toire du Parlement d’Angleterre (İngiltere Paılamentosunun Tarihi) [1748] adlı eser­leri yayımladı. Büyük eseri Histoire Philosophique et Politique des Etablissement et du Commerce des Europeens dans les deux indes (İki Hindistan’da Avrupalıların Kurum ve Ticaretinin Felsefî ve Siyasî Ta­rihçesi) [1770'te gizlice yayımlandı] ömürgeci devletlerin siyasetine, rahipler sınıfı­na, Engizisyona karşı çıktı.

Bir yandan eseri yasaklanırken, bir yandan da hakkın­da parlamento tarafından tutuklama ka­rarı alınan rahip Raynal, önce Friedrich II’nin, sonra Katerina II’nin yanına kaçtı. 1787′de Fransa’ya dönme izni aldı ve Toulon’a, Malouet’nin yanma yerleşti, fitats generaux’ya seçildi, fakat yaşı çok ileri olduğu için, Malouet lehine milletvekilliğinden çekildi. 31 Mayıs 1791′de Meclis’e bir mektup yazarak devrimci şiddet hare­ketlerini kınadı. Terör günlerinde saklandı, 1795′te Enstitü üyesi oldu, fakat göreve baş-layamadan öldü. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAYNAL (Guillaume) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATZENHOFER (Gustav)

Tarih 24 Haziran 2009

RATZENHOFER (Gustav), avusturyalı sos­yolog (Viyana 1842-Amerika dönüşü, gemide 1904). Hayatı orduda geçti.

General rütbesi­ne kadar yükseldi. Birçok taktik eseri ya­yımladı, fakat daha çok sosyal felsefe konusundaki eserleriyle tanınır: Wesen und Zweck der Politik (Siyasetin özü ve Amacı) [1893], Soziologie (Sosyoloji) [1898], Pozitif Monizm (1899), Positive Ethik (Pozitif Etik) [1901],

Zekânın Tenkidi (1902). Sos­yoloji teorisi, «insan çıkarları»na bağlana­bilecek temel sosyal güçlere dayanır. Bu «çıkarlar»ın temelinde bireysel varolma ve türün korunması istekleri yer alır. Savaş, sanayi ve ticaret bu istekleri tatmin etme araçlarıdır ve «çıkarların uyumlu bir şekil­de tatmini» sosyal gelişmenin amacıdır. Sos­yal kanunlar, tabiî kanunların «değişik şe­killerinden» başka bir şey değildir. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATZENHOFER (Gustav) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATKE (Wolfgang)

Tarih 24 Haziran 2009

RATKE (Wolfgang), alman eğitimcisi (Wilster, Holstein 1571 – Rudolfstad veya Erfurt 1635).

Kendi kendini yetiştirdi. Al­manya’ya «ortak bir dil, ortak bir ordu, ortak bir din» kazandıracak bir eğitim re­formunu savundu (1612 Frankfurt diyetinin tutanaklarında bu reformdan söz edilmektedir). Ratke, düşünürlerle siyaset adamla­rının sevgisini kazandıktan sonra
Anhalt -Köthen prensi Ludwig’den, bir okul açmak (1618) ve Magdeburg şehri okullarında metodunu uygulamak (1621) için izin aldı. Ama bütün çalışmaları başarısızlıkla sonuç­landı.

Başlıca eserleri: Gründlicher und Bestandiger Bericht (Doğru ve Gerçek Rapor); Hellwig ve Junge tarafından 1613′te yayımlanan Kurzer Bericht über die Lehr-kunst Ratke’s (Ratke’nin öğretim Sistemi üstüne Kısa Rapor);
Graner ve başkaları tarafından yayımlanan Bericht von der Didactica oder Lehrkunst von Ratke (Didaktica veya Ratke’nin öğretim Sistemi üstü­ne Rapor) [1913];
introductio Generalis; Ratichianorum Praxis et Methodi Delineatio (Genel Giriş: Ratke’nin Pratik Çalış­ma ve Metot Denemeleri) [G. Rhenius ta­rafından Methodus İnstitutionis Nova Quadruplex adlı eserine eklendi, 1617].
Tabiî metodun yaratıcısı olan Ratke, Comenio ve J.-B. Basedow’u etkiledi. (M)

RATL i. Bk. RİTL.

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATKE (Wolfgang) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATHENAU (Walther)

Tarih 24 Haziran 2009

RATHENAU (Walther), alman siyaset adamı (Berlin 1867 – ay.y. 1922), A.E.G. şir­keti müdürü Emil Rathenau’nun oğlu.

Son­radan babasının yerine geçti. Birinci Dün­ya savaşında Hammaddeler ofisine başkan, kalkınma bakanı (mayıs-ekim 1921) oldu ve Loucheur ile, tazminatların kısmen aynî olarak ödenmesiyle ilgili Wiesbaden anlaş­masını görüştü. 31 Ocak 1922′de dışişleri ba­kanlığına getirildi, Cenova konferansında (nisan-mayıs) Almanya’yı temsil etti ve Çiçerin ile Rapallo antlaşmasını imzaladı.

Müttefiklerle tekrar iktisadî ilişkiler ku­rulmasını salık veren ve sanayide sosyali­zasyonu gerçekleştirmek isteyen bu büyük yahudi sanayici, milliyetçilerin ve yahudi aleyhtarlarının düşmanlığını üstüne çekti. Meçhul kimseler tarafından öldürüldü. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATHENAU (Walther) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATAJ (Maciej)

Tarih 24 Haziran 2009

RATAJ (Maciej), polonyah siyaset adamı (1884 – Polmiry, Varşova yakınları 1940). Köylü partisi lideriydi. Millî Eğitim ba­kanı (1921 – 1922), Diyet meclisi başkanı (1922 – 1928) oldu.

Pilsudski’nin hükümet darbesinden sonra (1926) birkaç hafta cum­hurbaşkanlığı yaptı. Polonya’nın işgal edil­diği ilk günlerde Almanlar tarafından kur­şuna dizildi. (L) .

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATAJ (Maciej) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAZZAZ (Münif el—)

Tarih 24 Haziran 2009

RAZZAZ (Münif el—), Ürdünlü siyaset adamı (doğ. 1919). 1956′da Baas’ın Ürdün şubesi sekreteriydi.

Eflâk’ın yerine, partinin araplararası genel kumandanlık sekreteri ol­du (mayıs 1965). Suriye’nin sola kaymasına karşı çıkarak Baas’ın Suriye’deki yöneti­mini dağıttı (aralık 1965), Zuvayyin hükü­metini istifaya zorladı (1965). Fakat yeni-baas’çıların hükümet darbesinden (şubat 1966) sonra hapsedildi ve yerini araplararası bir yönetim kuruluna bıraktı. (L)

Rb, rubidyumdun kimyasal sembolü. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZZAZ (Münif el—) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAZUMOVSKİY (Aleksey Grigoryeviç)

Tarih 24 Haziran 2009

RAZUMOVSKİY (Aleksey Grigoryeviç), rus saray adamı (Çernigov, Ukrayna 1709-Petersburg 1771). imparatorluk şapelinde kantordu, Büyük Petro’nun kızı Yelizaveta’nın dikkatini çekti.

Razumovskiy Yeli-zaveta’ya çariçe olması için yardım etti. Mabeyinci, kont ve tümgeneral olan Razumovskiy siyasete karışmak istemedi. — Erkek kardeşi KİRiLL (1728-Baturin 1803), Yelizaveta’nın yeğenlerinden biriyle evlen­di, kont unvanını aldı, yirmi iki yaşında Petersburg Bilimler akademisi başkanlığına getirildi; son Ukrayna atamanı oldu (1750 -1764). [L]

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZUMOVSKİY (Aleksey Grigoryeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAŞİN (Alois)

Tarih 23 Haziran 2009

RAŞİN (Alois), Çekoslovakyalı siyaset ada­mı (Nichanice, Bohemya 1867-Prag 1923).

1911′de Reichsrat’ta Genç Çekler’in tem­silciliğini yaptı; Yeni Çekoslovakya’nın ilk maliye bakanı oldu (1918-1919) ve iyi bir malî teşkilât kurmayı ve özellikle Çekoslo­vak parasını, değeri düşük avusturya para­sından ayırarak istikrarlı bir hale getirmeyi başardı. Yeniden maliye bakanlığında görev aldıktan (ekim 1922) birkaç ay sonra aşırı solun hazırladığı bir suikaste kurban gitti. (M)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAŞİN (Alois) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANGOON

Tarih 22 Haziran 2009

RANGOON, Birmanya’nın başkenti ve Pegu idare bölümünün merkezi, Rangoon ır­mağı kıyısında, Martaban körfezine 34 km uzaklıkta; 737 000 nüf. Ülkenin en büyük şehri ve başlıca limanı olan Rangoon, Bir­manya demiryolu ağının merkezidir. Tersa­neler; bıçkıhaneler; çeltik fabrikaları.
• Tarih. Modern şehrin gerisinde pirinç tar­laları ve mangrov bataklıklarıyle örtülü ge­niş deltanın tek tepesi yükselir. Daha Tarih öncesinde yerleşilen şehirde M.S. ilk yüzyıllarda önemli bir buddha tapınağı (bugün Şve Dagon pagodası) kuruldu, O ta­rihte çok küçük olan şehrin adı Asitnagora Paukkaravati idi; Ortaçağda, Aşağı Birmanya’ya hâkim oîan Mon kralları zama­nında Okkala adını aldı. Şehrin geçmişiyle ilgili ük tarihî kayıt 1372′de Hanthavaddi kralı Binya U’nun ziyaretini anlatır.
Yavaş yavaş güneye doğru inen birmanyalı fatih Alompra (Alaungpaya) Mon ha­nedanınım yendi ve 1755′te ele geçirdiği Okkala’ya (Dagon) «savaşın sonu» anlamı­na gelen «Yangon» adını verdi. Eski pagoda’nın yanında gelişen şehir, kral Bagyidav zamanında (1819-1837) kıyıya doğru kaydı, çevresi tahkim edildi. 1824′te İngilizler ta­rafından işgal edilen şehir iki yıl sonra Birmanyalılara geçti. Fakat İngilizler 1852′de burayı yeniden ele geçirdiler ve 90 yıl sü­reyle hâkimiyetleri altında tuttular.
Rangoon’daki bütün eski evler bambudandı; İn­gilizler Asya’da hiç rastlanmayan, düzgün planlı, sokakları birbirini dik açılarla kesen modern bir şehir kurdular; büyük blok apartmanlar inşa ettiler; anacaddeleri Şu­le Pagoda’sına bağladılar. Ticarî bir antrepo ve ingiliz idaresinin merkezi haline gelen yeni şehir hızla gelişti: 1871′de Birmanya kralı Mandalay’dan Şve Dgon Pagoda’sına altın bir hti (şemsiye-taç) yolladı. 1882′den sonra Belediye meclisinin üçte ikisi seçimle işbaşına gelmeğe başladı. 1922′de çıkan Be­lediye kanunu ile Ragoon muhtar bir şehir haline geldi.
XIX. yy.in sonuna doğru Rangoon’un et­nik yapısında büyük bir değişiklik oldu.

Hint sermayelerinin ve işçilerinin şehre akın etmesiyle yerli halk ancak varoşlarda tutunabildi. Zenginlik ve bereket yılları olan 1920′lerde hintli akını en yüksek nok­tasına ulaştı. 1931 Sayımına göre 400 415 kişi olan toplam nüfusun (şehir sınırları içinde) 212 929′u hintliydi. Bu arada şehirde çeşitli kurumlar gelişti. 1920′de ku­rulan Rangoon üniversitesine inya yakının­daki kırlık bölgede 1 600 km2′lik bir alan eklendi, önce üniversite koleji ile Judson koleji sonra mühendislik, tıp ve öğretmen okulları inşa edildi.
Gelişme dönemini bir durgunluk ve sana­yide huzursuzluk dönemi izledi. 1931′de hint aleyhtarı birçok kanlı ayaklanma patlak verdi. 1942 Martında Rangoon Japonların eline geçince hintlilerin çoğu kaçtı ve ge­ri dönmedi, ikinci Dünya savaşında müt­tefikler tarafından bombalanan şehrin deniz cephesinde büyük yıkıntılar oldu. 3 Ma­yıs 1945′te geri dönen ingiliz-hint birlikleri harap bir şehirle karşılaştılar: yıkılan dok­ları eski haline getirmek için büyük çaba sarfedildi. 1947′de savaş öncesinde yüklenen mal oranının ancak yüzde 40′ına ulaşıla­bildi.
• Bağımsızlık sonrası. 1948′de Birmanya’­nın bağımsızlığa kavuşmasından sonra ülke­de birçok ayaklanma oldu; hattâ Rangoon bir süre için hükümet denetimindeki tek şehirdi. 1950′ye kadar gerilemeğe devam eden ticaret o tarihten sonra kalkındıysa da şehir eski ticarî önemini kazanamadı. Bu­nun sebeplerinden biri kıyı sularının taraklanmaması ve ırmakların bakımsızlığıdır. Nitekim büyük gemiler Rangoon ırmağına giremez.

Hükümet sosyalist ilkelere uygun millî bir kalkınma siyaseti uygulamakta­dır; bu kalkınma programı başkent çevre­sinde yoğunlaşmıştır. Devlet yatırımıyle kurulan iki dokuma, bir çelik, bir de ecza fabrikası henüz masrafını çıkarmamıştır. Bu arada yakılıp yıkılan bölgeden göçenler, şe­hir nüfusunu büyük ölçüde artırdı. 1958 Eylül-ekiminde yapılan hükümet darbesiyle Birmanya’da ordu yönetime elkoydu. Avnı yılın aralığında şehir muhtariyetine son verildi ve albay Tun Şeyn şehir yönetici­liğine tayin edildi. Tun Şeyn’in başkanlı­ğında şehri temizlemek ve göçmenleri şehir sınırları dışındaki yeni yerleşme bölgeleri­ne aktarmak için büyük çabalar harcandı. 1962′de ordu yeniden yönetime elkoyunca, tek protesto üniversite öğrencilerinden gel­di, öğrenci gösterileri, aynı yılın temmuz ayında 17 öğrencinin vurulması ve öğrenci­ler Birliği binasının yıkılmasıyle bastırıl­dı. Şehirde 1967 haziranında çin aleyhtarı kanlı gösteriler yapıldı; birçok çinli öldü­rüldü. Çin elçiliğine ve çinlilere ait evler ve dükkânlara saldırılar oldu. (M)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANGOON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANGABİS (Aleksandros Rizos)

Tarih 22 Haziran 2009

RANGABİS (Aleksandros Rizos), yunanlı siyaset adamı ve yazar (İstanbul 1810-Atina 1892). Atina üniversitesinde arkeoloji profesörlüğü yaptı. Dışişleri bakanı oldu (1856). Paris ve Berlin elçiliklerinde bulun­du. Modern Yunanistan’a, Eski Yunanca’ya yakın edebî bir dil kazandırmağa çalı­şan yazarlardandır.
Başlıca eserleri: Historia tis Arkhaias Kallitekhnias (İlkçağ Güzel Sanatlar Tarihi) [1866]; Syllogi ton Hellinikon Arkhaiotiton (İlkçağ Helen Eserleri Derlemesi) [1842], Politikai Arkhaiotites (Siyasetle İlgili İlkçağ Eserleri) [1866]. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANGABİS (Aleksandros Rizos) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANAVALONA III

Tarih 22 Haziran 2009

RANAVALONA III (1862 – Cezayir 1917), Madagaskar kraliçesi (1883 – 1897). Ranavalona II’nin kuzinidir.
Prens Ratrima’dan dul kalınca tahta çıktı (1883) ve daha ön­ceki iki kraliçeden dul kalmış olan başbakan Rainilaiarivony ile evlendi. Fransız donanmasının ablukasından sonra imzala­dığı antlaşma ile Diego-Suarez limanını ve dış siyasetinin yönetimini Fransa’ya bıraktı (17 aralık 1885). Antlaşmanın uygulanma­sında gösterilen kötüniyet, Fransa’nın 1895 seferine ve asker göndererek ülkede himaye idaresi kurmasına yol açtı (eylül). Himaye yönetiminin sömürge yönetimi haline getirilmesinden sonra çıkan ayaklanma üzerine Gallieni’nin tahttan indirdiği kraliçe (şubat 1897) önce Reunion’a, sonra da Cezayir’e sürüldü. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANAVALONA III hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMEK (Rudolf)

Tarih 22 Haziran 2009

RAMEK (Rudolf), avusturyalı siyaset ada­mı (Teschen 1881-Viyana 1941). Avukat ve Sosyal – Hıristiyan parti üyesi, Avusturya Millî meclisinde vekil (1919), Renner hükümetinde (1919-1920) adalet bakanlığı ikinci sekreteri (1919-1920), Maryr’ın ikinci hükümetinde içişleri bakanı (1921), Büyük Al­manlar ile yapılan koalisyon hükümetinde federal şansölye (1924-1926) oldu; devlet me­murlarının grev tehditleri üzerine istifa et­ti. 1930′dan sonra Avusturya Millî meclisi başkan yardımcılığına getirildi ve 1934′te meclisin son toplantısını yönetti. (M)

RAMESES. Bk. BAMSES

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMEK (Rudolf) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RANKOVİÇ (Aleksandar)

Tarih 22 Haziran 2009

RANKOVİÇ (Aleksandar), yugoslav siya­set adamı (doğ. 1909). Komünist partisi militanlarındandı. 1929-1935 Arasında hapis yattı. 1941′de Gestapo tarafından tutuklan­dı. Tito ile birlikte düşmana karşı savaştı. 1946.-1953 Arasında içişleri bakanı oldu. U. D.B.A. (Devlet Güvenliği müdürlüğü) giz­li polis teşkilâtının başına getirildi. Fe­deral hükümet başkan yardımcısı oldu. Sovyetler’in Macaristan’a müdahalesini kı­nadı (1957), sovyet siyasetini şiddetle tenkit etti. 1963-1966 Arasında cumhurbaşkanı yardımcılığında bulundu. 4 Temmuz 1966′da görevinden alındı. 4 Ekimde de Yu­goslav Komünist partisinden çıkarıldı. (L)

22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RANKOVİÇ (Aleksandar) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAMADİER (Paul)

Tarih 20 Haziran 2009

RAMADİER (Paul), fransız siyaset adamı (La Rochelle 1888 – Rodez 1961). Sosyalist milletvekili (1928), Sosyalist ve Cumhuri­yetçi birliğin milletvekili (1933) ve çalışma bakanı (1938) oldu. Vichy’de, yetkilerin ma­reşal Petain’e verilmesi aleyhine oy kul­landı (10 temmuz 1940). Danışma meclisi üyeliğine ve kıtlık sırasında beslenme ba­kanlığım (kasım 1944 – mayıs 1945) getirildi. Sosyalist milletvekili seçildi, başba­kanlık yaptı (ocak-kasım 1947).
Devlet ba­kanı (temmuz 1948) ve millî savunma ba­kanı (eylül 1948 – ekim 1949) oldu. Mil­letlerarası Çalışma bürosu yönetim kurulu­na başkanlık etti (1952-1955). 1956′da par­lamentoya döndü, maliye bakanlığına ge­tirildi (şubat 1956 – mayıs 1957). [L]

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMADİER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RALLİS (Dimitrios)

Tarih 20 Haziran 2009

RALLİS (Dimitrios), yunanlı siyaset ada­mı (Atina 1844 – ay.y. 1921). Kharilaos Trikupis’in partisinden milletvekili (1872) se­çildi. Eğitim (1875), adalet (1882) ve içiş­leri bakanlığına (1893) getirildi, başbakan oldu (1897; 1901-1903 ve 1905-1909).
Birinci Dünya savaşında Venizelos’a karşı kral Konstantinos’un siyasetini destekledi; tek­rar iktidara gelince (kasım 1920 – şubat 1921) krallığın yeniden etkili olmasını sağ­ladı. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RALLİS (Dimitrios) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAJK (Laszlo)

Tarih 20 Haziran 2009

RAJK (Laszlo), macar siyaset adamı (Szekelyudvarhely [Odorhei], Transilvanya 1909 -Budapeşte 1949). Komünist partisi üyesiy­di; hapse atıldı (1932-1933), ispanya’da en­ternasyonal birlikler safında çarpıştı. 1939-1941 Arasında Fransa’da enterne edildi; 1941′de gizlice yurduna döndü. 1941-1944 Arasında hapiste kaldı. Aralık 1944′te Al­manya’ya götürüldü, mayıs 1945′te Maca­ristan’a döndü. Macar Emekçi partisinin genel sekreter yardımcılığını yaptı, içişleri (1946-1948) ve dışişleri bakanı (1948-haziran 1949) oldu. Devlet aleyhinde komplo yap­makla suçlanarak idam edildi. 1955′te iti­barı iade edildi. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAJK (Laszlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİNİLAİARİVONY

Tarih 20 Haziran 2009

RAİNİLAİARİVONY, madagaskarlı siyaset adamı (1828 – Cezayir 1896), 1865′te kardeşi Raharo’nun yerine geçti ve birbiri ardı sıra evlendiği Rasoherina, Ranavalona II ve Ranavalona III adlarındaki kraliçelerin de­virlerinde, Madagaskar devletini yönetti, önemli reformlar yaptı (1868 ve 1881 ka­nunları); Fransa ile ingiltere’yi birbirine düşürerek ülkesinin bağımsızlığını sağlama­ğa çalıştı, ingiliz misyonerlerine yaklaştı, Protestanlığı devletin resmî dini olarak ka­bul etti. Fransa’nın 1883-1885 seferi sonunda kabul ettirdiği himaye rejimine karşı koyma­ğa çalıştı, fakat 1894-1895 seferinde Mada­gaskar fransız birliklerinin istilâsına uğra­yınca Cezayir’e sürüldü. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNİLAİARİVONY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç)

Tarih 20 Haziran 2009

RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç), bul­gar asıllı sovyet siyaset adamı (Kotel 1873 -S.S.C.B. toplama kampında 1941 veya 1953). ikinci Balkan savaşından (1913) sonra Romanya’ya yerleşti; Fransa’da tıp okudu. Romanya’ya dönünce Sosyalist partiye yeni bir düzen verdi ve 1916′da tutuklandı. Şu­bat devriminden sonra serbest bırakıldı; bolşevik lideri oldu ve Ukrayna Halk Ko­miserleri konseyi başkanlığına getirildi (1919). S.S.C.B.’yi Londra’da (1923-1925) ve Paris’te (1925-1927) temsil etti; daha son­ra partiden çıkarıldı (1927) ve troçki’ci ol­duğu iddiası ile Sovyet Orta Asyası’na sü­rüldü. 1934′te yeniden partiye kabul edildiy­se de, 1938′de tekrar kürek cezasına çarptı­rıldı. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOVSKİ (Kristian Georgiyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAKOSİ (Matyas)

Tarih 20 Haziran 2009

RAKOSİ (Matyas), macar siyaset adam,(Ada 1892-Moskova 1963). Sosyal-demokrat parti üyesiydi (1919); Macaristan Sovyet Cumhuriyeti Ticaret bakanlığı halk komi­seri yardımcısı oldu (1919); Avusturya’ya, oradan Moskovaya göç etti.
Kominter de sekreterlik görevi aldı (1921-1924); gizli ko­münist partisi teşkilâtını yönetmek üzere Macaristana döndü (aralık 1924). önce 1925′te, sonra da 1919′daki faaliyetlerinden ötürü 1933′te tutuklandı ve mahkûm edildi. 1940′ta serbest bırakılınca Sovyetler birliğine gitti ve 1945 ocak ayında sovyet birliklerinin ma­caristana girmesi üzerine tekrar yurduna döndü. Macar Komünist partisinin genel sekreteri, Konsey ikinci başkanı (1945) ve Macar İşçi partisinin genel sekreteri oldu (1948). Halk demokrasisi rejimi ve halk cep­hesi kurucularından biridir. 1952 Ağusto­sundan 1953 temmuzuna kadar başbakan­lık yaptı ve 1953′ten itibaren Macar İşçi partisinin birinci sekreterliğinde bulundu. 1956 Temmuzunda birinci sekreterlik göre­vinden alındı ve Sovyetler birliğine gitti. 1962′de Macar Sosyalist İşçi partisinden çıkarıldı. (L)

20 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAKOSİ (Matyas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİNER (Friedrich)

Tarih 19 Haziran 2009

RAİNER (Friedrich), avusturyalı siyaset adamı (Sankt Veit, Karnten 1903 – Belgrad 1947). Daha 1930′da naziliği benimsedi, Anschluss’tan sonra Salzburg Gauleiter’liğine (1938), daha sonra Reich’ın ikinci baş­kanlığına getirildi (1940). 1943′te, «Adriya denizi kıyı bölgesi» yüksek komiseri oldu ve bu bölgede, özellikle çetecilere karşı giriş­tiği katliamla tanındı. Yugoslav mahkeme­si tarafından ölüm cezasına çarptırıldı ve idam edildi. (M)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNER (Friedrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİNALD Dassel’li

Tarih 19 Haziran 2009

RAİNALD Dassel’li, alman yüksek ra­hibi ve siyaset adamı (1120′ye doğr. – Roma yakınları 1167). Hildesheim(1148) ve Münster (1154) kumandanı oldu, 1156′da imparatorluk şansölyeliğine, 1159′da Köln başpis­koposluğuna getirildi.

Kiliseden çok or­duya bağlıydı, ruhban sınıfı ile imparator­luk arasındaki kavgaya Friederich Barba-rossa’nın danışmanı olarak katıldı. Besançon diyetinde çıkan şiddetli bir anlaşmaz­lık (1157) onu kardinal Roland (müstalcbel Alexander III) ile karşı karşıya getirdi. Rainald Roncaglia diyetini (1158) hazırladı. 1163′te afaroz edilince Kuzey ve Orta İtal­ya’ya imparatorluk casusları yerleştirerek Alexander III’e karşı İngiltere kralı Henry II’yi ve imparatoru kışkırtmağa çalıştı. Victor IV’ün ölümü üzerine antipapa Paschalis III’ü seçtirdi, 1167′de Friedrich Barbarossa ile İtalya’ya gitti ve Monte Porzio’da Romalıları yenilgiye uğratan (1167) bir­liklerin basma geçti, az sonra öldü. (L)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİNALD Dassel’li hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGUSA

Tarih 19 Haziran 2009

RAGUSA, Dalmaçya kıyısında eski cum­huriyet.
• Tarih. Ragusa, yunan şehri Epidauros’un Adriya denizinde, Dalmaçya kıyısı ya­kınında kurduğu koloniden doğdu. Roma dünyasına katılan ve uzun süre Batı Ro­ma imparatorluğuna bağlı olarak yaşayan Ragusa, on iki yüzyıl boyunca Doğu dün­yasının kenarında kurulmuş, deniz ticare­tiyle uğraşan bir latin şehri olarak kaldı. Bizans imparatorluğunun gücünün devam ettiği ve Güney İtalya’ya hâkim olduğu sü­re boyunca Ragusa da Venedik gibi ona bağlıydı. Şehir 1000′de Bizans imparator­luğu sınırları içinde kalmağa devam etmek­le beraber Venedik dukasının idarî hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Son­ra, Venedik 1204′te Bizans imparatorluğu­nun deniz parçasını ele geçirince, sırp teh­likesine karşı yunan desteğinden yoksun kalan Ragusa kendiliğinden Venedik’e tes­lim oldu (1205).

Venedik Ragusa’ya duka­yı temsil eden bir kont yerleştirdi ve şe­hirde kurumlan kendisininkini örnek alan aristokratik bir komün meclisi kurdu. Ama macarların baskısı Ragusa’yı macar kralı­nın otoritesini kabul etmek zorunda bırak­tı (1358). 1403′te patriciierinin akıllıca ve ustaca siyaseti, Ragusa’nın Venedik bo­yunduruğu altına düşmeksizin bağımsızlı­ğını kazanmasına yol açtı. Balkanlar’ın de­niz kapılarından biri olan Ragusa, Osman­lıların Akdeniz doğusunu ve Balkanlar’ı fethettikleri sırada kazanılan bu bağımsız­lık sayesinde Floransa ve Barcelona’nın ti­caret acentaları kurdukları bir yer haline geldi. Şehir zaten uzun süreden beri Balkanlar’da köle ticaretini ve tuz ticaretini kontrol altında tutan büyük bir ticaret yeriydi. Daha XIV. yy. sonunda gümüş üretimiyle ilgilenen Ragusa tüccarları, ma­den ülkelerinde (Bosna ve Sııbistan) ko­loniler kurmuşlar ve Batı Avrupa’ya gü­müş sevkıyatı tekelini ele geçirmişlerdi; sonradan bakır, kurşun ve XV. yy.da bu­lunan (1420′ye doğru) yeni maden filizle­rinin (özellikle 1430′dan sonra işletilen zencefre) ticaretini de ele geçirdiler.

Şehir bu sayede XV. yy.da büyük ölçüde zen­ginleşti, edebiyat ve sanat gelişti. Osmanlıların Macarîara karşı Mohaç zafe­rinden (1526) sonra, Ragusa osmanlı pa­dişahının otoritesini kabul etmek ve her yıl vergi ödemek akıllığını gösterdi. Böy­lece, XIII. yy.a kadar Venedik’in Bizans imparatorluğu sınırında yaşadığı gibi, Os­manlı imparatorluğunun sınırında yaşama­ğa başlayan Ragusa, Akdeniz kıyısındaki hıristiyan ve müslüman ülkelerin aracısı haline geldi. Avrupa’nın en büyük filola­rından birini kurdu ve gemilerini gerek Atlas okyanusunda gerek Akdeniz’de çalıştırılmak üzere her isteyene kiraladı. Böy­lece XVI. ve XVIII. yy.da, yeni bir bur­juvazinin gelişmesine rağmen aristokratların hâkim olduğu bir rejim altında en par­lak dönemini yaşadı.

Ama şehri hemen tamamıyle yıkan ve hal­kın yarısından çoğunun ölmesine yol açan 6 nisan 1667 depremi kesin bir darbe ol­du. O tarihten sonra şehirde islav unsur­ların nüfuzu günden güne arttı ve Ragu­sa fiilî bağımsızlığını muhafaza etmesine rağmen bir şehir cumhuriyeti olarak büyük kara devletleri dünyasında çağ dışı bir hal aldı. 1806′da Fransızlarla Ruslar arasında kalınca Napolyon’un Fransız – italyanlarına teslim oldu; Ragusa dükü mareşal Mar­nı on 1808′de şehrin hükümetini ve senato­sunu dağıttı, şehri önce Fransa’nın işgal ettiği Venedik’in Dalmaçya topraklarına bağladı, sonra da İllyria eyaletlerine kattı (1809). Viyana antlaşmasında (1815) şehri alan Avusturya 1918′e kadar muhafaza etti. Ragusa o tarihte islavca Dubrovnik adiyle, yeni kurulan Yugoslavya’ya katıldı.

• Edebiyat ve bilimler. Komşu İtalya’da parlak bir şekilde gelişen hümanizm, dal­maçya şehirlerinde de yayıldı ve bu şehir­lerde, Şişgoriç (Georgius Sisgoreus) [1440-1509] ve Crijeviç (Cerva) [1460'a doğr, -1520] gibi meşhur hümanistler yetişti; is­lavca edebiyat ise özellikle Ragusa’da bü­yük ölçüde gelişti. İtalyan edebiyatı etkisi kalmış olan ragusa edebiyatında devrin bü­tün önemli tarzlarına rastlanır. XV. yy.da Sisko Mençetiç (1457-1527) ve Dzore Drziç (1451-1501) trubadur üslûbunda aşk şiirleri yazdılar. XVI. yy.da Ragusa, Güney İslavlarının gerçek fikir merkezi haline gel­di. Trajedi ve felsefî şiirin temsilcisi ve­rimli yazar Mavro Vetranoviç’tir (1482-1576). Komediyi Marin Drziç (1507-1567) doruğuna ulaştırdı: gerçek bir rönesans ada­mı olan Drziç eserlerinde zengin bir dille ve yer yer halk ağzıyla coşkun bir ya­şama sevincini dile getirdi. XVI. yy. so­nunda aşk şiirinde Petrarca ve Bembo tar­zında yeni bir gelişme oldu: bu tarzın en orijinal temsilcisi Dominko Zlatariç’tir (1550′ye doğr. – 1609).

Karşı Reform Ra­gusa’da çok değişik bir atmosfer yarattı: aşk şiirinin ve komedinin yerini, dinî veya yurtsever edebiyat aldı. Bu yeni akımın XVII. yy. başında en etkili temsilcisi ivan Gunduliç’ti (1589-1638). Yeni denizyolları­nın keşfi Venedik gibi Ragusa’ya da öldürücü bir darbe indirdi.
O tarihten son­ra yavaş yavaş sönen ragusa edebiyatı, cum­huriyetin 1805′te yıkılmasından sonra hırvat edebiyatıyle karıştı. Hırvat edebiyatının baş­lıca ragusalı yazarları Medo Puçiç (1821-1882) ve İvo Vojnoviç’tir (1857-1929). Ra­gusa başlıca edebiyat merkeziyse de, öbür dalmaçya şehirlerinde de değerli yazarlar yetişti: meşhur hümanist Maruliç (1460-1524) Split’li, ilk kır romanı (Dağ) yazarı Petar Zoraniç, Zadar’lı, ilk dindışı dram (Köle) yazarı Hanibal Luciç (1485-1533) ve Petar Hektoroviç (1486-1572) Hvar adasındandı.
Ragusa cumhuriyetinde birçok bilgin de ye­tişti: XV. yy.da latince ilk ticaret naza­riyesini yayımlayan ragusalı Georgi, cebiri geometriye ilk; olarak uygulayan Getaldiç, «mizaç»lara, aşırı önem verilmesine ilk karşı çıkan hekim Baglivi (1688-1707), büyük ma­tematikçi Boşkoviç
(öl. 1787), İmperium Orientale’nin yazarı Banduri (1670 – Paris 1743). [L]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGUSA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAGIB PAŞA Koca

Tarih 18 Haziran 2009

RAGIB PAŞA Koca, türk devlet adamı ve şairi (istanbul 1699-ay.y. 1763). Defterhane kâtiplerinden Şevki Mustafa Efendinin oğlu. Medrese öğrenimi gördü, Defterhane kale­mine devam etti.
İran savaşları sırasında alınan toprakların deftere kaydı işi için Revan valisi Ârifî Paşanın mektupçusu oldu (1724). Tebriz seraskeri Köprülüzade Abdullah Pa­şa ile Hekimoğlu Ali Paşanın hizmetinde bulundu. Bir yıl Revan defterdarlığı yaptık­tan sonra, istanbul’a döndü (1729). Riyaset vekâleti payesiyle, Hemedan eyaletinin tı­mar ve zeametini yeniden düzenlemeğe gitti. 1730′da defterdarlık göreviyle Bağdat’a gön­derildi. İran savaşı sırasında Nadir Şah ile yapılan görüşmelere delege olarak katıldı. 1733′te Nadir Şah’ın Bağdat’ı kuşatmasından sonra, istanbul’a çağırılarak, maliye tezkireciliğine getirildi. Erzurum seraskeri Ahmed Paşanın yanına ordu defterdarı ve rei-sülküttap vekili olarak verildi (1736). Nadir Şah tarafından İstanbul’a gönderilen elçiler­le yapılacak görüşmelere katılmak üzere, İstanbul’a çağırıldı.

Cizye muhasebeciliğiyle görevlendirildi. Sadrazam mektupçuluğu ma­kamına yükseltilerek, Avusturya ve Rusya delegeleriyle yapılacak görüşmeler için roisülküttap Mustafa Efendinin başkanlığında­ki heyetle Nemirove’ye (Nemirov) gönderil­di. Belgrad seferi ve antlaşması (1739) sırala­rında büyük yararlığı görülen Ragıb Efen­di, 1741 şubatında reisülküttaplığa yüksel­tildi. 1744′te, vezirlik payesiyîe Mısır valiligine gönderildi. 5 Yıl kadar süren bu gö­revi sırasında, kölemen beylerini ortadan kaldırarak, ülkede bir süre güvenliği sağla­dı. 1748′de, kubbe vezirliği ve nişancılıkla İstanbul’a çağrıldı, daha yoldayken, kendi­sine aydın muhassılîığı, malikâne olarak ve­rildi. Sayda, Rıkka ve Halep valiliklerin­de bulundu. Şam valiliğine tayin edilmesin­den birkaç gün sonra, istanbul’a gelerek sadrazam oldu; kendisi için tehlikeli olabi­lecek kişileri İstanbul’dan uzaklaştırdı. Hayatının sonuna kadar sadrazamlıkta kal­dı. Ragıb Paşa, yabancı devletlere karşı başarılı bir barış siyaseti güttü.
Avusturya, Fransa ve Rusya’nın saldırılarına uğrayan Prusya kralı Friedrich II, Osmanlı devleti­nin askerî yardımını kazanmağa çalıştı. Fa­kat Ragıb Paşa, askerî anlaşma yerine bir ticaret antlaşması imzalamakla yetin­di (29 mart 1761). Bir yandan da, Avusturya’yı baskı altında tuttu. Ragıb Pa­şanın divan edebiyatı geleneğini sürdüren şiirleri, mensur yazıları, bilimsel makale­leri vardır. Çoğu gazel türünde olan şi­irleri tasavvuf ve felsefe konularını işler. Dili bazen ağır ve ağdalı, bazen kolay an­laşılır niteliktedir. Gazellerinde halk deyim­leri, atasözleri, özdeyişleri geniş yer tutar. Bazı beyit ve mısraları atasözleri arasına girdi. Şiirde, bazen divan edebiyatı geleneği dışına çıkarak, tasvir ve anlatımdan çok, anlama ve mantık kurallarına göre düşün­meye önem verir. Bilim konularını işleyen mensur yazılarının çoğu çağının anlayışına uygun olarak Arapçadır. Bazı yazıları dev­let işleriyle ilgilidir.
Eserleri: Telhisat (özetlemeler); Fethiye-i Belgrad (Belgrad’ın Alınışı); Münşeat (Mektuplar); Sefinetül-Ragıb (Ragıb’ın Gemisi); Dîvan. (-> Bibliyo.) [M]

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAGIB PAŞA Koca hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİKALİZM

Tarih 17 Haziran 2009

RADİKALİZM i. (ing. radicalism’den). Si­yaset. Büyük Britanya’da ve bazı ülkelerde, geçmişteki kurumlardan tamamıyle kurtul­mak amacını güdenlerin düşünce tarzını ve öğretisini belirten terim. Bk. ansikl.
— Fels. Bilgi alanındaki çağrışımcılıkla ik­tisat ve siyaset alanındaki liberalizmi kay­naştıran felsefî, siyasî ve iktisadî öğretile­rin genel adı. (özellikle, Beutham, James ve J. Stuart Mili tarafından temsil edilir.)
— ansikl. Siyaset. • Büyük Britanya’da, «radikal» sıfatı whig’ler, sonra da onların yerini alan liberaller arasında en kararlı reformcuları belirtmek için kullanıldı. Te­rim, aralarında, kurulu düzene ve özellikle monarşi ile kiliseye karşı belirli bir düş­manlıktan başka hiç bir ortak yan bulunmayan çeşitli eğilimleri karşılar. İlk radi­kalizm, George III devrinde onun otoriter siyasetine tepki olarak Wilkes meselesi sı­rasında ortaya çıktı. Amerika savaşı pat­lak verince, ayaklanan kolonları tutan ra­dikaller Cartwright’ın çevresinde toplana­rak, bir parlamento reformunun gerekliliği üstünde ısrarla durmağa başladılar. Fran­sız devrimi, Paine’in yazılarıyle destekle­nen ve Fox tarafından hoşgörüyle izlenen yeni bir hareketin doğmasına yol açtı. Ar­tık sosyal kaygıları da yansıtan siyasî ta­lepler daha şiddetlendi ve hükümetin sert tepkilerine yol açtı (1795).

1815′ten sonra, Birleşik krallığın yeni şartlara ayak uyduramayışı yüzünden içine düştüğü buhran, ra­dikalizmi yeniden canlandırdı. Bentham’ın çırakları olan faydacı filozofların etkisi al­tında radikalizm yepyeni bir şekil aldı. Li­beral burjuvazinin ön saflarında bulunan radikaller, seçim reformu için canlabaşla çalıştılar ve sonunda istediklerini elde etti­ler (1832). Ama 1834 tarihli Yoksullar Hak­kındaki kanunun hazırlanmasına katılma­ları ve çartizme karşı çekimser davranışları onları halkın gözünden düşürdü. Radi­kalizm, 1867 seçim reformu sırasında, tek­rar ortaya çıktı ve bu tarihten itibaren halka gitgide daha çok dönük bir nitelik kazandı. Bundan dolayı, 1874 ile 1892′de Avam kamarasına seçilen tradeunions (sen­dika) üyeleri, kendilerini «radikal» olarak adlandırdılar.
Victoria çağı sonundaki bu radikalizmin sözcülüğünü J. Chamberlain yaptı ve emperyalist «mesihçilik» manisiy­le modası geçmiş sayılan iktisadî libera­lizme karşı duyduğu küçümsemeyi bu akı­ma aşıladı. Bir yandan siyasî reformların tamamlanması, öte yandan bir sosyalist partinin kurulması, XX. yy. başlarında radikalizmin ortadan kalkmasına yol açtı.

• Birleşik Amerika’da, radikalizm terimi, çeşitli siyasî aşırılıkları belirtmek için kul­lanıldı: böylece köleleri hürriyete kavuş­turma işinde Lincoln’u pek ılımlı bularak köklü tedbirler yoluyle «Güneyin yeniden kurulması» amacını güden ve köleliğin kal­dırılmasından yana olan Blaine, Stevens, Sumner gibi kimselere (bunlar kuzeydoğu sanayicilerinin temsilcileriydi) ve kuzeydo­ğu kapitalizmine karşı çıkan tarımsal ve sosyal reform taraftarlarının hepsine «ra­dikal» dendi.

• isviçre’de, katolik kilisesinin siyaset ala­nında ağır basmak istemesine karşı çıkan Radikal parti, 1830′dan sonra gelişti; mer­keziyetçiliğe yönelen 1848 ve 1874 Anaya­sa reformlarının hazırlanmasına yardımcı cldu ve Millî mecliste çok uzun bir süre mutlak çoğunluğu elinde tuttu.

• Fransa’da, «radikal» sözü Louis Philippe zamanında ortaya çıktı ve Ledru-Rollin’in çevresinde toplanan cumhuriyetçileri (1834) belirtmek için kullanıldı. Radikal hareketin başlıca hedefi, Fransız devrimi mirasını tam anlamıyle geliştirmek, laikliği ve kişi haklarını garantileyen bir demokratik cum­huriyet kurmak ve sosyalist tipte bir plan­lamayı gerçekleştirmekti. Sivrilmiş kişiler (Gambetta, Clemenceau, Pelletan), bu akım çevresinde toplanarak, parlamento grupları meydana getirdiler.

ilk tutarlı radikal kabine ancak birkaç ay (1895-1896) dayanabildi. Dreyfus olayının yarattığı kargaşalık ve çeşitli cumhuriyetçi ve radikal kişilerin yeniden gruplaşması, Radikal Cumhuriyetçi ve Radikal Sosyalist partinin kurulmasına yol açtı. Bu teşkilât daha çok, Radikal parti olarak tanındı (1901). Bu tarihten Birinci Dünya savaşına kadar Radikal parti ülkenin en önemli partisiydi. 1902 ile 1914 arasında çeşitli hü­kümetlerin yönetimini üstüne aldı.

Sosyalist parti yüzünden işçi sınıfının des­teğini kaybeden Radikal parti, gitgide «orta»ya kaydı. Partinin getirdiği başlıca ye­nilikler laik bir öğretimin gerçekleştirilme­si ve devletle kilisenin birbirinden ayrılması olmuştu (1905). Birinci Dünya savaşından sonra sola doğru bir dönüş yapan Radi­kal parti, çeşitli koalisyonların vaz geçil­mez bir unsuru haline geldi.
Sol kanatları yönetememesi üzerine (1924-1926), 1932′den sonra yeniden teşkilâtlan­dırılan ve Halk cephesinin sağ kanadını meydana getiren parti (1936-1938) ılımlı­larla birlikte hükümette tekrar görev al­mayı başardı (1938-1940). Vichy rejimi sı­rasında bölünen radikaller, III. Cumhuriyetin kurumlarına bağlı olduklarını açıkla­dılar; ama kamuoyu 1940 bozgununun sorumluluğunu III. Cumhuriyete yüklediği için 1945 seçimlerinde büyük kayıplara uğradı­lar. Ortanın solundaki partilerle bağlarını yeniden kuran radikal parti, 1948′den iti­baren «üçüncü kuvvet» haline geldi ve ki­liseye karşı takındığı sert tavırdan vaz geçmek zorunda kaldı. Partiyi ılımlı bir yönetim altında (E. Faure) ya da solcu bir doğrultuda (Mendes – France) gençleştirme hareketi başarısızlıkla sonuçlandı. General de Gaulle’ün başa geçmesiyle bir kere da­ha bölünen parti, F. Gaillard ve M. Faure gibi radikalizmin liberal yanma daha çok bağlı olan kişilerin eline geçti.
• ispanya’da, liberalizmin belirmesiyle, ra­dikalizme benzeyen görüşler de ortaya çık­mıştı. Ama «radikal» teriminin tam anla­mıyle belli gruplara verilmesi ancak 1868 ile 1874 arası dönemde gerçekleşti. XIX. yy.ın ortalarından itibaren, Demokrat par­tinin ortaya çıkmasıyle, radikalizmin hedefleri (demokratik kurumlara bağlılık, kişisel hürriyetlerin garanti altına alınma­sı, genel seçim, cumhuriyetçi formüllerin ortaya konması, sosyalist tipte bir plan­lamanın gerçekleştirilmesi) bizzat bu parti ve ilericilerin sol kanatları tarafından sa­vunuldu.
1868 Devrimiyle bu terim, ispanyol siyasî hayatına yerleşti ve Prim tarafından, kraliyetçi demokratları tanımlamak için kul­lanıldı. Ama bir radikal parti ancak Amadeo I’in krallığı sırasında kurulabildi. 1872 Seçimlerinden önce, Ruiz Zorrilla, Radikal (veya Demokrat Radikal) partiyi, kendi taraftarlarını ve eski demokratları biraraya getirerek kurdu. Eski demokratlar arasın­da Marcos ve Rivero gibi gişiler vardı. Bun­lar cumhuriyetçi görüşleri savunuyorlardı. Ağustos 1872 seçimleri sonucunda radikal­ler ezici bir çoğunluk sağladılar ve Martos’un liderliğinde, parlamento mücadelele­rine etkili bir biçimde katıldılar. Daha son­ra cumhuriyetçi rejimden yavaş yavaş ayrılarak muhafazakâr güçlerle aynı paralele geldiler. Ama XIX. yy. sonlarından itiba­ren, yeniden toparlanmağa çalıştılar.
L”erroux’nun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı bir radikal partinin kurulması ancak 1908′de mümkün oldu. Onun yönetimi altında, Ra­dikal parti, küçük burjuvalarla bir kısım proletarya tarafından desteklendi. Daha sonra, halk kütlelerinin gözünden düştü ve radikaller, işçi sınıfını etkileri altı­na, alma niyetinden vaz geçerek kütlele­ri etkilemeyen fesatçı ve tertipçi bir si­yaset güttüler. Siyasetlerini, kişi hürriyet­lerinin savunulması, devletin kiliseden ay­rılması, laik eğitim sisteminin gerçekleş­tirilmesi, küçük toprak sahiplerinin ve şehirde yaşayan orta sınıfı savunacak ted­birlerin alınması gibi ilkelere dayandır­mışlardı. Diktatörlük sırasında, parti çe­şitli başkaldırma teşebbüslerine katıldı ve San Sebastian antlaşmasının imzalanma­sında önemli bir rol oynadı. 1929′da, Ra­dikal Sosyalist partinin kurulmasıyle, Ra­dikal parti içinde bir bölünme oldu. Ra­dikaller haziran 1931 seçimlerinde büyük başarı elde ettiler ve sosyalistlerden sonra ikinci önemli parti durumuna geçtiler.
Sosyalistlerle solcu cumhuriyetçiler birleşe­rek Sol bloku meydana getirdikleri zaman Lerroux ve partisi sağa doğru keskin bir dönüş yaptı. 1933 Seçimlerinde Radikal parti çoğunluğu sağladı ve 1933 ile 1935 arasında hükümetin başına geçti. Lerroux ile radikaller, gittikçe daha gerici bir tutumu benimsediler (toprak karşı reformu, kilise siyaseti, seçim sistemini yeni baştan düzenlemeğe teşebbüs) ve bundan ötürü partinin prestijini kaybetmesine sebep ol­dular. Parti de bu yüzden yıkıldı. Bu yıkılış, karaborsa ve Nombela skandallarının ortaya çıkmasıyle kesinleşti. Çün­kü bunlara karışmış kimselerin çoğun­luğu, Radikal partinin ilerigelenleriydi. Martinez Barrio yönetiminde partiden ay­rılan bir grup bu kargaşalıktan sıyrılabilmiş, şubat 1936 seçimlerinde, «Union Republicana» (Cumhuriyetçi birlik) adı altın­da 39 milletvekili çıkarmıştı. Bu olaylar sonunda Radikal parti fiilen ortadan kalk­mış oldu.
• Latin Amerika’da radikalizm taraftarı siyasî toplulukların teşkilâtlandırılması, XX.yy.ın sonuna rastlar ve liberalizmin muhafazakâr eğilimlerine tepki olarak ken­dini gösterir.
Şili Radikal partisi, 1888′de bu ad altında teşkilâtlandırıldı. Bu parti, 1857′de muhafa­zakârlarla birleşmeye karşı olan liberal bir grubun bölünmesinden doğmuş ve art arda gelen liberal koalisyonların bir unsuru ol­muştu. Alessandri’nin sağcı siyaseti (1920-1924) ve daha da solda yer alarak orta sı­nıfın desteğini kazanan teşkilâtların (De­mokrat parti) ortaya çıkması, radikallerin siyasetlerinde bir dönüş yapmalarına yol açtı. Böylece radikaller, işçi partilerinin halk cephesi çizgisine yaklaşmışlardı. Bu siyaset, Aguirre Cerda’yı cumhurbaşkanlı­ğına getirdi. Fakat partinin yeni siyaseti sağ kanat tarafından hiç bir şekilde kabul edilmemişti. Bu durum 1941′de, iktidarın sağ kanat adayı Juan Antonio Rios’a geç­mesine yol açtı. Rios’un cumhurbaşkanlığın­dan itibaren ve özellikle halefi Gonzales Videla (o da radikal bir sağcıydı) devrinde (1946-1951) halk cephesi rejimi yozlaşarak yeni muhafazakâr bir tutum benimsedi ve Amerika’nın desteklediği soğuk harp siya­setinden yana çıktı. Ama sonunda halk cephesi parçalandı ve cepheyi meydana ge­tiren partiler kanun dışı ilân edildi. Şili radikalizmi bundan sonra kendini bir merkez gruplaşması olarak tanıtmak istedi. Ama başarılı olamadı. Halk üstündeki et­kisini yavaş yavaş kaybederek sonunda fır­satçı bir siyaset takip etti. Bundan ötürü, 1964′te Frei’nin Hıristiyan-Demokrat partisi­ni, 1970′te de Allende’nin Sosyalist partisini destekledi. Arjantin’deki Medenî Radikal birlik, 1891′de kuruldu ve 1916′da Yrigoyen’in seçilmesiyle iktidarı ele geçirdi.

İleri sürdüğü siyasî reform programı saye­sinde halk kitlelerinin desteğini kazandı. Partinin tutarlı olmayan yapısı, yani bir yandan Buenos Aires orta sınıfının etkisi, öte yandan oligarşik grup liderlerinin ha­kimiyetindeki bir kadro tarafından yönetil­mesi, Yrigoyen’in arjantin siyasî bünyesinde gerçek bir değişiklik yapabilmesini en­gelledi. Buna karşılık, radikalizmin muha­fazakâr tabanı, 1919′daki «kanlı hafta» ve patagonyalı rençberlerin 1921′deki grevi gi­bi olaylar dolayısıyle kendini açığa vur­muş ve ağır bastırma tedbirlerinin alınma­sına yol açmıştı. Alvear’ın cumhurbaşkan­lığı sırasında, kişileri putlaştırmağa karşı olanlar, oligarşiye daha yakın kanatları biraraya topladı. Bundan kuvvet alan grup, Yrigoyen’den ayrıldı ve onu aşırı demago­jiyle suçladı. Bu ayrılmadan en fazla Yrigoyen faydalandı; 1928 seçimlerinde kendini tam bir halk taraftarı olarak ileri sürdü ve adaylığını koydu.
Ancak, 1930′daki askerî darbe Yrigoyen ta­raftarlarının bu sola dönüşlerini boşa çı­kardı. Bir süre taraf tutmayan yrigoyen’ciler (1930-1934 arası) parlamento muhale­fet grubu olarak yeni rejime katılma ka­rarı aldılar. Peron devrinde, radikalizm et­kisini daha da kaybetti. Yeni bölünmeler ortaya çıktı. Halkçı radikallerle görünürde daha solda olan uzlaşmaz radikaller birbi­rinden ayrıldı.
Bunlardan ikinci grup Frondizi vasıtasıyle peron’cu kütleleri kendine çekmeğe çalış­tı. Bu arada sanayi burjuvazisiyle A.B.D. kapitalizminin desteğini kazanmayı da amaç edindi. Frondizi, 1963′te, uzlaşmaz radikalizmi terk ederek Movimiento de ingegracion y Desarrollo’yu (Birleşme ve Ge­lişme Hareketi) kurdu. (ML)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİKALİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİKAL

Tarih 17 Haziran 2009

RADİKAL sıf. (fr. radical). Köklü, kesin: Millî iktisat yolunda kafi ve radikal adımlar atarken… (Atatürk).
Adlî teşkilâtımızda ve kanunlarımızda radikal bir inkılâp is­teyenler de yalnız garpçılardı (P. Safa). Oralarda tesadüf ettiğim bir genç doktor bana [...] radikal bir mücadele planı izah etti
(R. N. Güntekin).
♦ Sıf. ve i. Radikalizmden yana olan (kim­se): Nasıl radikal olmak lâzım. «Ya hep, ya hiç!» dediğime bir kere daha hak veri­yorsun ya! (R. N. Güntekin).
— Siyaset. Bir radikal partinin ve özellik­le, cumhuriyetçi radikal ve radikal sosya­list partinin üyesi. (ML)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİKAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİÇ (Stjepan)

Tarih 17 Haziran 2009

RADİÇ (Stjepan), hırvat siyaset adamı (Trebarjevo Desno 1871-Zagreb 1928). Mil­liyetçi militandı, 1895′te bir macar bayra­ğını yakmakla suçlanarak hapse atıldı. 1902′de Narodna Misao (Millî Düşünce) gaze­tesini ve 1904′te Hırvat Köylü partisini kur­du.

1910′da milletvekili seçildi, ama 1911-1912 arasında hapiste kaldı. Sırbistan ile birleşmeye karsı olduğu için yeniden hapse atıldı (1919-1920). Kasım 1920 seçimleri sı­rasında serbest bırakıldı, partisine bağlı milletvekillerinin Belgrad’a gitmelerine en­gel oldu ve Hırvatların bağımsızlık davasını savunmak için Avrupa’yı dolaştı. 1923′te yeniden hapse atıldı. İtalyanların emelleri­ne karşı Aleksandr I’in safına geçti ve eği­tim bakanlığına getirildi (1925-1926). Tek­rar muhalefete geçti, mecliste, yeğeni Pavel Radiç ile birlikte Karadağ milletvekili Punis-Raçiç tarafından ağır şekilde yara­landı (20 haziran 1928). Birkaç hafta sonra öldü. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİÇ (Stjepan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADESCU (Nicolae)

Tarih 17 Haziran 2009

RADESCU (Nicolae), romanyalı general ve siyaset adamı (Calimaneşti 1876-New York 1953). Kral Carol II’nin diktatörlüğüne (1933-1940) ve alman-rumen ittifakına karşı mücadele etti. Bu yüzden Almanlar tara­fından tutuklandı. Sovyet birliklerinin Romanya’ya girmesinden önce kral Mihai ta­rafından başbakanlığa getirildi (şubat 1945). Sonra istifa etmek zorunda kaldı. A.B.D.’ye gitti (1947), orada Hür Romanya bir­liğini yönetti. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADESCU (Nicolae) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADEK

Tarih 17 Haziran 2009

RADEK (Kari SOBELSHON, Kari — denir), sovyet siyaset adamı ve gazetecisi (Lwow 1885 — öl. 1939). Çok genç yaşta Polonya’daki ihtilâlci muhalefet hareketine katıl­dı. Sosyalist olarak bütün barışçı kongre­lerde, özellikle isviçre’deki kongrelerde (1915-1916) bulundu. Lenin ile birlikte Rus­ya’ya döndü (1917). 1919′da alman marksistleriyle ilişki kurmak gerekçesiyle Al­manya’dan çıkarıldı. Komünist Partisi Mer­kez komitesi ve Komintern prezidyumunun üyesi oldu (1924). Troçki’cilikle suçlanarak partiden çıkarıldı (1927). Tobolsk’a sürül­dü. 1929′d a affedildi, İzvestiya’nın yazı iş­leri müdürlüğüne getirildi, fakat Stalin’in giriştiği temizlik sırasında (1936-1937) on yıl hapse mahkûm oldu (1937). Buna rağ­men, Tuhaçevskiv ve öteki generalleri suç­ladığı için 1941′de affedildi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADİÇ (Ante)

Tarih 17 Haziran 2009

RADİÇ (Ante), hırvat siyaset adamı ve ga­zetecisi (Trebarjevo 1868-Zagreb 1919). Kar­deşi Stjepan ile Köylü Hırvat partisini kur­du. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADİÇ (Ante) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACZKİEWİCZ (Wladyslaw)

Tarih 17 Haziran 2009

RACZKİEWİCZ (Wladyslaw), polonyalı avukat ve siyaset adamı (Minsk yakınları 1885-Ruthin, Galler ülkesi 1947). 1921-1935 Arasında 4 defa içişleri bakanlığına getiril­di, senato mareşali seçildi (1930-1935), önce Angers’de (1939), sonra da Londra’da (1940) sürgündeki polonyalılarca kurulan Polonya cumhuriyetinin başkanı oldu. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACZKİEWİCZ (Wladyslaw) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABASA (Emilio)

Tarih 17 Haziran 2009

RABASA (Emilio), meksikalı romancı ve hukukçu (Ocozccoautla, Chiapas 1856-Mexico City 1878). Oaxa’da hukuk okudu, 1878′de mezun oldu.
Sancho Polo takma adıyle, XIX yy.ın ilk yarısındaki taşra haya­tını canlı ve hoş bir biçimde, zaman zaman da etkileyici bir gerçekçilikle anlatan bir dizi roman yazdı: La Bola (yalan [1887]; La Gran Ciencia (Büyük Bilim) [1887]; El Cuarto Poder (Dördüncü Güç) [1888]; Moneda Falsa (Sahte Para) [1888]. Gençliğin­den beri siyasetle ilgilendi, milletvekili, hâ­kim, vali ve senatör oldu. Ayrıca, anayasa hukukunda uzman olduğunu gösteren El Articulo XIV de. la Constitucîon (Anayasanın XIV. Maddesi) [1907] ve La Constitucîon y la Dictadura (Anayasa ve Diktatörlük) [1912] adlı eserleri yazdı. Rabasa sayesinde, Jose Joaquin Fernandez de Lizardi’nin kur­duğu, gerçekçi «pikaresk» roman türü Mexico’da yeniden hayat buldu. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABASA (Emilio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RABANUS MAURUS (veya HRABANUS MAURUS),

Tarih 17 Haziran 2009

RABANUS MAURUS (veya HRABANUS MAURUS), alman yazarı (Mainz 780′e doğr. -Winkel, Rheinland 856). Fulda manastırın­da yetişti. Alcuin’in yönetiminde öğrenim yapmak üzere Tours’a gönderildi (802).
Rahip (814), Fulda piskoposluk müfettişi (815), başpapaz (822) oldu; 842′de istifa et­ti, fakat Leo IV kendisine Mainz başpis­koposluğunu kabul ettirdi (847). Almanlar onu ülkelerinde ilahiyatın kurucusu (praeceptor Germaniae) sayarlar. Rabanus Maurus, önemli bir fikir adamı olduğu kadar değerli bir siyaset adamıydı da. Dindar Louis’nin, sonra Lothar’ın, daha sonra Germen Ludwig’in danışmanı oldu. Onun zamanında Fulda manastırı Almanya’da misyonerlerin faaliyet merkezi haline gel­di. Rabanus Maurus’un, Kutsal Kitap üs­tüne yorumları, incelemeleri (De institutione Clericorum [Kilise Kurumları], 1819), din sohbetleri, bir ansiklopedisi (De Rerum Naturis [Tabiat Bilgisi], 842-847), bir Martyrologia’sı (Din Şehitleri Kitabı), töv­be duaları, şiirleri ve ilgi çekici mektup­ları vardır. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RABANUS MAURUS (veya HRABANUS MAURUS), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAAB (Julius)

Tarih 17 Haziran 2009

RAAB (Julius), avusturyalı siyaset adamı (Sankt Pölten 1891 – Viyana 1964). Avus­turya Diyet meclisi üyesi (1927), çalışma ve ulaştırma bakanı (1938), 1945′te yeniden milletvekili, 1953′te şansölye oldu. 10 Ma­yıs 1959 yasama seçimlerinden sonra hükü­met kurmakta zorluk çekti. 14 Temmuzda kurulan Raab kabinesi, iki sosyalistin (şan­sölye yardımcısı Bruno Pittermann ile dış­işleri bakanı Bruno Kreisky) hâkim olduğu iki partili bir koalisyon kabinesiydi. Raab, 1945′ten beri sürdürdüğü Halkçı parti baş­kanlığından 1960′ta ayrıldı, yerine Alfons Gorbach’a bıraktı. Şansölyelikten istifa edince aynı göreve yine Gorbach getirildi (11 nisan 1961). [L]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAAB (Julius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİSLİNG (Vidkun)

Tarih 17 Haziran 2009

QUİSLİNG (Vidkun), norveçli siyaset adamı (Fyredal, Telemark 1887 – Oslo 1945). Finlandiya’da askerî ataşe olarak bulundu (1918). 1921 Kıtlığında, Milletler Cemiyeti tarafından Nansen ile birlikte Rusya’nın iaşesiyle görevlendirildi. Savaş bakanlığına getirildi (1931-1933), nazi eğilimli Millî par­tiyi kurdu. Alman istilâsından sonra silâh­sızlanma komiseri, sonra da (şubat 1942) hükümet başkanı oldu. Kurtuluş’ta idam edildi. Adı «düşmanla işbirlikçi»liğin sembolü haline geldi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİSLİNG (Vidkun) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADU Şerban

Tarih 17 Haziran 2009

RADU Şerban, Eflak voyvodası (1602-1610 ve 1611). Avusturyalıların yardımıyİe Simion Movilla’nın yerine voyvoda oldu. önce Habsburg’ların taraftarı olarak Mihaiu Viteazul’ün (1593-1601) siyasetini sürdürdü; bir Boğdan voyvodasıyle gelen Kırımlıları yen­di.

Avusturya imparatorluğu adma Erdel’e (Transilvanya) girdi ve iki galibiyet kazandı. Türklerin desteğini sağladı ve türk yöneti­mini kabul etti. Fakat Erdel prensi Bathory, Radu’yu Eflak’tan kovdu (1610). Şerban da­ha sonra yeniden voyvodalığın başına geç­tiyse de Bathory’nin Türklerin ve Tatarların ortak kuvvetlerinin yardımıyİe Eflak’tan çıkarıldı, Polonya’ya, sonra da Viyana’ya sığındı (1611). [M]

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADU Şerban hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADOWİTZ (Joseph Maria von)

Tarih 17 Haziran 2009

RADOWİTZ (Joseph Maria von), macar asıllı prusyalı general (Blankenburg 1797 -Berlin 1853). Westfalen ordusuna girdi (1812), sonra prusya crdusuna geçti (1823).

Friedrich-Wilhelm IV’ün gözde adamı oldu. Frankfurt parlamentosuna sağcı milletvekili seçildi (1848). önceler Avusturya ile tam birleşmeden yanaydı, sonra kralı sınırlı bir birleşmeye teşvik etti (1849). Dışişleri baka­nı oldu (eylül-kasım 1850). Avusturya’ya karşıkoyma siyasetini gerçekleştiremeden gö­revinden ayrıldı. Siyaseti, ancak Olmütz gerileyişinden sonra başarı kazandı. Radowitz, 1852′de askerî okullar genel müfettişi oldu.
—Oğlu JOSEPH MARİA (Frankfurt-am-Main 1839-Berlin 1912). Türkiye’de (1882), sonra Madrid’de (1892-1908) büyükelçilik yaptı. El-Cezire konferansına katıldı (1906), burada Fransız tezlerine karşı çıktı. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADOWİTZ (Joseph Maria von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADOVİÇ (Andrija)

Tarih 17 Haziran 2009

RADOVİÇ (Andrija), yugoslav siyaset adamı (Martiniçi, Karadağ 1872-Belgrad 1947).
Torino Askerî akademisinde okudu. Karadağ Milliyetçi partisine girdi. 1906′da maliye bakanı oldu. 1907′de meclis başkan­lığına seçilince, prens Nikola ile anlaşmaz­lığa düştü ve yurt dışına kaçtı. Aynı yıl Çetine’ye döndü ve 16 yıl hapse mahkûm edildi. Affedildikten (1913) sonra, yeniden maliye bakanı (1915) ve meclis başkanı ol­du. Kral Nikola ile ilişkilerini kesti ve Ka­radağ’ın Yugoslavya’ya verilmesine çalıştı. 1919-1920 Barış konferansında Güney İslavlarını temsil etti. (M)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADOVİÇ (Andrija) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADOSLAVOV (Vasil)

Tarih 17 Haziran 2009

RADOSLAVOV (Vasil), bulgar siyaset adamı (Lofça 1854-Berlin 1929). Liberal milletvekili (1880), adalet bakanı (1884 -1886), başbakan (1886), içişleri bakanı (1899 -1900) oldu, Nasyonal-Liberal partiyi kur­du. Bükreş barışının ertesinde (10 ağustos 1913) Danev’in yerine başbakanlığa getiril­di, merkezî imparatorluklara yaklaştı. Bü­yük bir alman dostuydu.
Mart 1914 seçimle­rini kazandı ve Rusların baskısına rağmen, kral Ferdinand’ın desteğiyle iktidarda kal­dı. Radoslavov, 1915′te merkezî imparator­luklarla ittifak yaptıysa da, onlarla Dobruca meselesinde anlaşmazlığa düşünce ye­rini Malinov’a bıraktı (haziran 1918), yenil­giden sonra Almanya’da yaşadı ve gıyaben müebbet hapse mahkûm oldu (1923). 1928′de cezası affedildi. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADOSLAVOV (Vasil) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEENSBERRY

Tarih 16 Haziran 2009

QUEENSBERRY (James douglas, ikinci— dükü ve birinci Douvres dükü), İskoçyalı siyaset adamı (Sanquar Castle 1662 -öl. 1711). Becerikli ve uzağı gören bir si­yasetçiydi. William IV’ün, sonra da iskoçya’da Anne’ın en iyi yardımcılarından biri oldu. James taraftarlarının iddialarını önemsemedi ve tahta vâris olarak Protestan­ların kabul edilmesi için çalıştı, kamuoyu­na aldırmayarak İngiltere ile birleşme fik­rini savundu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEENSBERRY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEBEC eyaleti

Tarih 16 Haziran 2009

QUEBEC eyaleti, Kanada’nın doğusunda eyalet; 1 539 843 km2; 5 744 000 nüf. Merke­zi, Quebec; başlıca şehri, Montreal.
• Coğrafya. Quebec eyaletinin toprakları Kanada’daki üç büyük coğrafî bütün üze­rinde uzanır: Kanada «kalkanı», Laurenti­des bölgesi, Apalaş bölgesi. Güney (Laurentides) ve doğu (Nouveau Quebec) kısmını içine aldığı Kanada «kal­kanı» geniş ormanlarla kaplı ve birçok göl, çukur ve tepeciklerden meydana gelen bir labirent görünüşündedir. Laurentides böl­gesi ırmağın her iki kıyısında (Saint – Laurent ülkesi, Montreal ovası) uzanan bir alçak topraklar bölgesidir. Apalaş bölgesi ise tepe çizgilerinin hâkim olduğu’bir yay­lalar (Gaspesie, halicin güney yaylaları, do­ğu kantonları) kesimidir, iklim kışın sert (Quebec’te ocak ortalaması: —12,4°C), ya­zın sıcaktır (Ouebec’te ağustos ortalaması: 18,7°C); bol yağmur yağar (Quebec’te 1 070 mm); kar Quebec’te beş altı ay kalkmaz.

Eyalet, ülkenin büyük tarım bölgelerinden bi­ridir. Bununla birlikte toprağın ancak onda biri (Montreal ovası, Doğu kantonları, Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temiseamingue çukuru) tarıma elverişlidir. Eyalet, zen­ginliğini toprakların çok eski tarihlerden beri yoğun bir şekilde değerlendirilmesine borçludur. Tarla açma işine Saint-Laurent’dan ormana doğru birbirini takip eden «rang»lar halinde başlandı. XIX. yy. ortala­rında ırmağın kıyılarından çok öteye yerle­şildi (Saint-Jean gölü bölgesi, Abitibi-Temis-camingue). Tarım sisteminde çeşitli tarım, küçük ve orta mülkiyet ağır basar. Fransız asıllı kanada köylüsü toprağına bağlıdır ve kendi işlediği tarlasında tahıl, yemlik bitki, sebze yetiştirir; her çiftliğin kendi bostanı ve meyve bahçesi, çoğunlukla da akça ağaç diktiği ormanı ve içinde sütçül inek, koyun ve domuz beslediği ağılambarı vardır.

Bununla birlikte Quebec sütçülüğe yönelmiş olduğu için tarımda yemlik bitkiler ağır basar. İdare bölümlerinde tek tip tarım yapılır. Joliette’te tütün, Orleans adasında meyve, Montreal’e doğru sebze, Napierville’de patates v.b. Balıkçılık (Gaspesie), kürk hayvanı yetiştiriciliği (gümüşü tilki, vizon), birçok bıçkıhaneye ve büyük kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarına hammadde sağlayan ormanlar, ek gelir kaynaklarıdır. Quebec, Ontario’dan sonra ülkenin en bü­yük sanayi bölgesidir. Yeraltı altın ve bakır (Noranda-Rouyn, Malartic, .Vald’Or), am­yant (Asbestos, Thetford Mines v.b.), de­mir (Lac-Allard) bakımından zengindir; ay­rıca ormanlar önemli bir gelir kaynağıdır, üstelik Saint-Laurent suyolu ve beyaz kö­mür de eyaletin zenginliğini artırır. Saguenay (lle-Maligne, Chutea-Caron, Ship-shaw), Saint Laurent (Beauharnois, Les Cedres), Saint-Maurice (Shawinigan, Grand, Mere, La Tuque), Gatineau, Ottawa v.b. ırmakları üzerinde büyük hidroelektrik santralları kurulmuştur. Bu santralların üret­tiği elektriğin üçte birini kâğıt hamuru ve özellikle alüminyum (Arvida, Shawinigan Falls, Beauharnois) sanayileri tüketir. Çok çeşitli olan imalât sanayii, Montreal, Doğu kantonları, Saint-Maurice, Quebec, Saguenay ve Ottawa bölgelerinde toplanmıştır. Turizm de (Laurentides, Gaspesie) önemli bir gelir kaynağıdır.

• iktisat.. Eyaletin nüfusu 1961′den beri 500 000 kişi kadar arttı; bu artışın başlıca sebebi doğumların ölümlerden fazla olma­sıdır. Toplam artışın yarısını eyalet nüfu­sunun yüzde 40′ından fazlasının yaşadığı Montreal çekmiştir.1964′te Quebec değer bakımından kanada maden üretiminin yüzde 19,8′ini sağladı. Bu oldukça yüksek orana, demir filizi çı­karımı (Jeannine ve Wabush göllerindeki yataklarla Knob Lake [Schefferville] yatak­ları) ile altın, çinko (Mattagami gölü çev­resinde) ve amyant üretimi (dünya üreti­minin yarısından çoğu) sayesinde ulaşıldı. 1965 Başında Quebec, hidroelektrik alanında Kanada’nın toplam üretiminin üçte birin­den fazlasını (büyük kısmı Hydro-Quebec’in kontrolü altında olan 10 000 MW) üretiyordu. 1964′te Carillon santralının tamam­lanmasından sonra Manicouagane ve Outardes ırmakları üzerinde girişilen çalışma­larla Quebec’in ülkedeki üstünlüğünün art­ması beklenmektedir. Ayrıca termik enerji de önemlidir: Sorel yakınında Tracy’de 600 MW’lık bir santral kurulmuştur. Eyaletin kanada imalât üretimindeki payı 1964′te yüzde 29,7 iken Ontario’nunki yüz­de 50 idi. Kişi başına üretim Ontario’dakinden çok azdır.
Quebec’te daha çok ek değeri az olan sanayiler yerleşmiştir. Dokumacılık, kereste sanayii. Sanayinin bu yapısı hayat seviyesinin millî ortalamadan epeyce, komşu eyaletinkinden ise çok düşük olmasını açıklar. 1964′te kişi başına ma­lî gelir Quebec’te 1 567 dolar, Ontario’da 2 113 dolardı (bütün Kanada için 1 812 do­lar). Enerji elde edebilme imkânlarına (hiç olmazsa elektrik alanında, maden üretimi­nin önemine, Saint-Laurent denizyoluna ve ülkenin en, büyük merkezinin burada ol­masına rağmen giderilemeyen bu eşitsizliğin sebebinin iç yatırımların yönelimiyle ilgili olduğu ve kısa vadede değiştirilemeyeceği sanılır.

• Tarih. Tarihi Kanada’nınkiyle eşit olan bu büyük eyaletin sınırları 1763′te çizildi. 1791 Antlaşmasından sonra Aşağı Kanada adını aldı ve 3867′de Kanada konfederasyonunun ilk dört eyaletinden biri haline geldi. İkinci Dünya savaşından beri Quebec siyasetinin başlıca özelliği, muhafazakâr başbakan Maurice Duplessis’in uzun süre (1944-1960) iktidarda kalmasıdır. Duplessis’i rakipleri geçmişe dönük siyaseti ve seçim geleneklerini yozlaştırması bakımından tenkit ettiler.
1960 Seçimlerinde büyük bir zafer kazanan liberaller, Millî Birlik’in çı­kardığı 44 milletvekiline karşılık 50 millet­vekili çıkardılar. Jean Lesage yönetiminde kurulan yeni hükümetin başlattığı reform­lar, «sessiz devrim»i meydana getirdi: ik­tisadî alanda reformlardan bir kısmının he­defi Amerikalıların veya ingiliz asıllı Ka­nadalıların işletmelerinin ve sermayelerinin etkisini azaltmak (elektrik üretiminin dev­letleştirilmesi gibi) ve sanayileşmeyi geliş­tirmekti; sosyal alanda eski sosyal yapılara el atıldı ve meselâ ‘Katolik kilisesinin eği­timdeki fiilî tekeli, bir Kamu Eğitimi bakanlığının kurulmasıyle yumuşatıldı. Ama kamuoyunun, Kanada federasyonu yapısı­nın değiştirilmesini isteyen unsurları, bu re­formları çok yetersiz buldular. Bunlardan bir kısmı bağımsız ama Kanada’nın öbür eyaletleriyle ilişkili bir Quebec devleti kurul­masını istediler. Bazılarıyse çeşitli kuruluş­lar çerçevesinde tam bağımsızlık için savaş­maktadırlar: başlıca «bağımsızlıkçı» teşki­lât Millî Bağımsızlık birliğidir. Top­lulukların bazısı ise millî kurtuluş mücadelelerine «sömürgecilik aleyhtarı» bir savaş gözüyle bakıyordu. Bu görüş açısından hareket eden bazı militanlar şiddet hareketle­rine başvurulmasını öğütlediler. 1963′te Montreal’de patlayan bombalar birçok kişi­nin ölümüne sebep oldu. «İki dillilik» üs­tüne yapılan bir soruşturmanın (1965) açığa vurduğu gibi, Kanada’da kamuoyunun bü­tün kesimleri Fransızca konuşanların aşa­ğılanmasına karşıdır.
Soruşturma bu eşit­sizliğin Kanada’nın bütünlüğünü tehlikeye düşürdüğünü açığa vurdu. Quebec ile Ka­nada’nın geri kalan kısmı arasındaki buh­ranı, 1966 seçimlerini Daniel Johnson’un yönettiği Millî Birlik partisinin kazanması (51 liberale karşılık, 55 milletvekili) daha da artırdı. Muhafazakârlar Fransızca konu­şulan eyaletle Ottawa arasındaki ilişkilere, milliyetçi bir eğilim vermeğe kalkıştılar. General de Gaulle’ün Montreal Dünya ser­gisini ziyareti (temmuz 1967), olayların hız­lanmasına yol açtı. Quebec halkının coş­kunlukla karşıladığı De Gaulle, nutukların­da kaderlerine hâkim olmaları gereken «Kanadalı Fransızlar»ın hürleştirilmeleri zorunluğunu kesinlikle ortaya koydu; Mont­real’de verdiği kısa nutku «Yaşasın hür Quebec» diye bağırarak bitirmesi, federal hükümetin şiddetli tepkisiyle karşılaştı; bu­nun üzerine De Gaulle, Ottawa’ya yapa­cağı ziyareti iptal etti. O tarihten sonra Quebec ile Fransa arasında Ottawa’yı işe karıştırmadan önemli iktisadî ve kültürel anlaşmalar imzalandı.

1970 Nisanındaki eyalet seçimlerinde Millî Birlik hükümeti yenilgiye uğradı ve seçimi Liberal parti kazandı. Partinin lideri Jean Roberc Bourrassa’nın 12 mayısta göreve başlayan hükümeti, ilk adımda kargaşalık­larla uğraşmak zorunda kaldı. Montreal’­deki ingiliz ticaret ataşesi Cross (5 ekim) ve Quebec çalışma bakanı Pierre Laporte (10 ekim), Quebec Bağımsızlık hareketi mensuplarınca kaçırıldılar. Olağanüstü tedbirlere rağmen Laporte öldürüldü (17 ekim). İngi­liz ataşesi Cross ise, onu kaçıranlarla mü­badele edilmek suretiyle kurtarılabildi. Ça­lışma bakanını öldürmekle suçlanan iki kişi ise müebbet hapse mahkûm edildi. (LM)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEBEC eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUATREMERE (Antoine Chrysostome)

Tarih 16 Haziran 2009

QUATREMERE (Antoine Chrysostome), Quatremere de Quincy diye tanınır, fran­sız arkeologu ve siyaset adamı (Paris 1755 -ay.y. 1849). Milletvekili seçildi (1791).
Te­rör devrinde hapse atıldı. Beşyüzler mec­lisi üyesi oldu; 18-Fructidor’dan 18-Brumaire’e kadar sürgüne gönderildi. Tekrar mil­letvekili seçildi (1820-1822). Arts et Monuments public’in başına getirildi (1816), Pancoucke’un Encyclopedie Methodique’i (Metodik Ansiklopedi) için bir Dictionnaire de l’Architecture (Mimarlık Lügati) [1795-1825] kaleme aldı ve Essai sur l’İdeal’de (ideal üstüne Deneme) [1805] eski yunan ve latin yazarlarının taklidini savundu, öbür eser­leri: Jüpiter Olympien (Olympos Jüpiter’i) [1814] ve Michel-Ange (Michelangelo) [1839] (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUATREMERE (Antoine Chrysostome) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Quarterly Review (the)

Tarih 16 Haziran 2009

Quarterly Review (the), ingiliz siyaset ve edebiyat dergisi. 1809′da yayımcı Murray ve Walter Scott tarafından Edinburgh Review’e (whig) karşı tory görüşünü sa­vunmak için kuruldu, üstün yetenekli bir kalem tartışmacısı olan William Gifford, dergiyi 1824′e kadar yönetti. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Quarterly Review (the) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUADROS (Jânio)

Tarih 16 Haziran 2009

QUADROS (Jânio), brezilyalı devlet ada­mı (Campo Grande, Mato Grosso 1917). 1951′de Sao Paulo eyaletinden milletvekili seçildi.
Devlet dairelerindeki ahlâk bozukluğuyle mücadeleye dayanan siyasî yenilen­me hareketine girişti. 1954-1958 Arasında Sao Paulo eyaleti valisi oldu ve nüfuzu iyice arttı. Cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu. Amblemi bir süpürgeydi. 1960 Eki­minde, Kubitschek’in desteklediği mareşal Lott’u 170 000 oyla geride bırakarak bü­yük bir başarı kazandı. 31 Ocak 1961′de göreve başladı. Fakat aldığı düzensiz ted­birler, iktisadî durumu düzeltemedi ve enf­lasyonu önleyemedi. S.S.C.B. ile Küba’ya yakınlaşma siyaseti tepkiyle karşılandı. Komünizme karşı hoşgörülü davranmakla suçlandı. 23 Ağustos 1961′de «gözlemci kuv­vetlerin baskısını öne sürerek birden istifa etti. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUADROS (Jânio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNTANA (Manuel Jose)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNTANA (Manuel Jose), ispanyol şairi ve siyaset adamı (Madrid 1772 – ay.y. 1857). Salamanca üniversitelerinde Melendez Val­des’in öğrencisiydi, Carlos IV hükümetindeki ahlâk bozukluğundan tiksinti duydu.
A Juan de Padilla (1797) adlı ilâhisi, Pelayo (1805) adlı dramı ve Vidas de Espanoles Celebres (Ünlü İspanyolların Hayatı) [1807] adlı eserinin birinci cildi yurt sevgisini ve hürriyet aşkını dile getirir. 1808′de Napolyon’a ve Fransızlara ilk başkaldıranlardan biri oldu (A Espana adlı od’u). İstilâcılara karşı direnişi teşkilât­landırmak için birçok nutuk söyledi, Sevilla ve Cadiz’de merkez cuntasına katıldı. Fernando VII yurda dönünce, gözden düş­tü, Pampeluna kalesine hapsedildi ve 1820′ye kadar orada kaldı. 1822′de, genel yöneticisi olduğu Madrid Merkezî üniversite­sini açtı.

Mutlakıyet idaresinin kazandığı zafer (1823), onu Estremadura’ya sığınmak zorunda bıraktı. Boş vakitlerinde, sona eren devrimi anlatan Cartas a Lor d Holland Hollanda’ya Mektuplar) adlı eserini yazdı, ancak 1835′te eski ününe kavuşabildi. 1855′te toplanan Meclisler önünde kendisine
kraliçe tarafından millî şair olarak taç giy­dirildi. Zamanının ilk lirik şairlerinden bi­riydi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNTANA (Manuel Jose) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNCTİUS FLAMİNİNUS (Titus)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNCTİUS FLAMİNİNUS (Titus), ro­malı general (M. ö. 229-174), Lucius Qu-inctius Fiaminius’un kardeşi. Sağlam bir yunan kültürüne sahip ve geniş fikirli bir adamdı. 198′de konsül, 197′de prokonsül oldu, Philippos’u Kynos Kephalai’de ye­nerek (haziran 197) Makedonya savaşına son verdi. 196 isthmia oyunlarında Yuna­nistan’ın hürriyetini ilân etti (bu hürriyet sitelerin federal bağlarına son veriyordu). Ispartalı Nabis’e müdahale etti (195) ve 194′te zafer töreniyle karşılandı. 192′de Yu­nanistan’a döndü ve sonraki yıllarda yunan siyasetinin hakemi olarak kaldı. İ89′da censor seçildi. 183″te, Bithynia kralı Prusias’a, yanına sığman Hannibal’i teslim et­mesi için baskı yaptı. Fakat Hannibal inti­har etti. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS FLAMİNİNUS (Titus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus), romalı siyaset adamı (M. ö. V. yy.). Birçok defa konsül oldu. Aequi’leri ve Volsci’leri yendi. Antium’u aldı ve M. ö. 468′de zafer töreniyle karşılandı, içte ılımlı bir siyaset izledi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİNCTİUS CAPİTOLİNUS BARBATUS (Titus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYRROS II

Tarih 16 Haziran 2009

PYRROS II, Epir kralı (M. ö. 318′e doğr. -Argos 272), sürgünde yaşayan Epir kralı Aiakides’in oğlu. Çocukluğunu İllyria kra­lı Glaukias’ın yanında geçirdi.
Daha son­ra Demetrios Poliorketes’in öğrencisi oldu ve onun yanında İpsos’ta savaştı (301). Epir’e döndü (297), İktidarı rakibi Neoptolemos ile paylaştı, sonra onu zehirleyerek tek başına kral oldu. İyi bir general olan Pyrros, başarısz bir siyasetçiydi. Poliorketes’e karşı Trakyalı Lysimakhos ile birleşti; 287′de Makedonya’yı onunla bölüştü ama, payını ortağına kaptırdı (284); Sicilya’yı, İtalya’yı ve Afrika’yı fethetmek hevesine ka­pıldı. 281 Yılı ilkbaharında, Roma’ya kar­şı savaşan Taras’ların yardım çağrısına uyarak İtalya’ya çıktı. 280′de, çok kanlı bir seferden sonra Herakleia’da, fillerinden ür­ken roma lejyonlarına karşı kesin bir zafer kazandı.
Anlaşma yapmayı geciktirdi. Da­ha sonra Roma’ya yaklaştı, ardından Si­cilya’ya geçti, Kartacalıları kaçırdı, ama haksız vergilerle halkı bezdirdi. Paralı as­kerler tutup İtalya’ya döndü; epirli asker­leri iyice kırılmıştı. 275′te Benevento ya­kınında yaptığı önemsiz bir çarpışma so­nunda, gemilerine binerek ayrılma kararı aldı. Daha sonra Makedonya’yı istilâ et­ti, Peloponnesos’a geçti; Argos’ta, bir so­kak savaşında öldü. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYRROS II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİDDE (Ludwig)

Tarih 16 Haziran 2009

QUİDDE (Ludwig), alman siyaset adamı (Bremen 1858 – Cenevre 1941). Deutschen Reichstagsakten dergisinin (1899) kurucusu ve yöneticisiydi. Caligula üstüne yayımladığı bir broşürde Wilhelm II’yi tenkit etmek­le suçlanarak üç ay hapse mahkûm edildi (1894). Münih’te Barış birliğini kurarak (1892) barışçı harekete katıldı ve Bavyera diyetine milletvekili seçildi (1907-1918). Weimar meclisinde milletvekili oldu (1919-1920), Hitler’e karşı çıktı ve kendi isteğiyle Almanya’dan ayrıldı. Birçok siyasî eser yazdı. (F. Buisson ile birlikte 1927 Nobel Barış ödülü.) [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİDDE (Ludwig) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUİCKSWOOD

Tarih 16 Haziran 2009

QUİCKSWOOD (Hugh GASCOYNE CECİL, birinci — baronu), ingiliz siyaset adamı (Londra 1869 – Bournemouth 1956). üçüncü Salisbury markisinin en küçük oğlu.
W. Churchill ile birlikte İrlanda’nın İngiltere ile birleşmesi için mücadele etti. Yeni mu­hafazakâr neslin en dinamik üyelerindendi. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUİCKSWOOD hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEZON (Manuel)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEZON (Manuel), filipinli siyaset adamı (Baler, Tayabas 1878 – Saranac Lake, New York 1944). Amerika’ya karşı bas gösteren ayaklanmaya katıldı (1899). 1905′te Tayabas eyaleti valisi, 1907′de milletvekili oldu. «Partido Nacionalista»yı kurdu ve Jones Act’in çıkmasını sağladı (1916). Bu me­tinle bağımsızlık vaat ediliyor ve bir parla­mento kuruluyordu. Quezon, senato başka­nı oldu (1916), Filipinler’in derece derece kurtulması yolunda mücadeleye girişti. 17 Eylül 1935′te, büyük yetki ile yeni devletin başkanlığına getirildi. 1941de yeniden se­çildi, Japonlardan kaçmak zorunda kaldı, Amerika’da geçici bir hükümet kurdu. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEZON (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE), ispanyol yazarı (Madrid 1580 -Villanueva de los İnfantes, Ciudad Real eyaleti 1645).
Akrabaları sarayda yüksek görevlerde bulunuyordu, ilahiyat okuduk­tan sonra soylular çevresine katıldı. Saray halkıyle birlikte Valladolid’de yaşadı (1601-1606), 1606-1613 arasında Madrid’de kaldı. Belki de bir düellodan sonra Sicilya kral naibi Osuna dükünün hizmetine girdi. 1613-1620 Arasında dükün siyasetini güden en faal diplomatlardan biri oldu; ama onun göz­den düşmesiyle Quevedo’nun da durumu sarsıldı (1621). 1623′te yeniden göze girdi ve Olivares tarafından himaye edilerek kra­lın sekreterliğine getirildi; ama 1628′de ikin­ci defa gözden düştü. Yeniden toparlandı­ğı bir sırada kralın, peçetesinin altında bir yergi yazısı bulması üzerine 1639′da Leon’a San Marcos manastırına sürüldü.
Olivares’in gözden düşmesine kadar (1643) orada kaldı. 1648-1670 Arasında yayımlanan şiir­leri en soylu ve derin konulardan en ser­best ve argo bir dil kullandığı romanslara kadar çeşitlilik gösterir. Cartas del Caballero de la Tenaza (Şövalye de la Teneza’nın Mektupları) [1625]; Los Suenos (Rü­yalar) [1607-1622] ve hayranlık verici eseri La Hora de Todos (Herkesin Saati) [1635-1636] adlı eserlerinde acımadan tenkit eden bir yergicidir. Ayrıca şaşırtıcı bir pikaro romanı yazdı: El Buscon veya El Gran Tacano (1626). Aynı zamanda, siyasî (La Politica de Dias [Tanrı'nın Siyaseti], 1626) ve ahlâkî (Marcus Brutus, 1644) eserleri yüksek bir Hıristiyanlık Stoa’cılığını orta­ya koyar. Devrinin olaylarına karışan Quevedo bütün çağdaş polemiklere katıldı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEVEDO Y VİLLEGAS (Francisco GO MEZ DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

QUEUİLLE (Henri)

Tarih 16 Haziran 2009

QUEUİLLE (Henri), fransız siyaset adamı (Neuvic-d’Ussel, Correze 1884). Hekimdi. Radikal-Sosyalist partiden milletvekili se­çildi (1914-1935), sonra senatör (1935-1940), tarım bakanı (1924-1925, 1926-1928, 1930, 1932-1934, 1938-1940), sağlık (1930-1931, 1934 -1935), PTT (1932) ve imar (1937-1938) ba­kanı oldu.
1943′te Londra’ya general de Gaulle’ün yanına gitti. Geçici Danışma meclisinde milletvekili (1944), radikal – sos­yalist kesimden Correze milletvekili (1946-1958) seçildi, devlet (1948, 1951-1952), imar (1948), içişleri (1950-1951) bakanı, sonra başbakan yardımcısı (1952-1954) oldu. üç defa başbakanlık görevinde bulundu (eylül 1948 – ekim 1949; haziran – temmuz 1950; mart 1951). [L]

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa QUEUİLLE (Henri) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYOTR III Fyodoroviç

Tarih 15 Haziran 2009

PYOTR III Fyodoroviç (Kiei 1728 – Peterhof [bugün Petrodvorets] yakınlarında Ropşa sarayı 1762), Rusya imparatoru (ocak-haziran 1762), Karl-Friedrich von Holstein-Gottorp ile Büyük Petro’nun torunu Anna Petrovna’nın oğlu. 4 Mart 1762′de ölen teyzesi çariçe Yelizaveta’nın yerine tah­ta çıktı.
Pek zeki olmayan ve şöyle böyle bir eğitim görmüş bulunan bu alman pren­si, rus geleneklerini az çok küçümsüyor ve Friedrich II’nin aydın istibdadına ve ma­nevralarına yersiz bir hayranlık duyuyordu. Tahta çıkışının hemen ertesinde, Prusya’nın büyük bir bölümü rus ordularının işgali al­tındayken, askerlerini Silezya’dan geri çek­ti, sonra da Doğu Prusya ile Pomeranya’yı karşılıksız olarak Friedrich II’ye geri verdi (5 mayıs 1762 barışı); ayrıca askerî yardım­da bulunacağını da vaat etti. Böylece itti­fakların birdenbire Avusturya ile Fransa aleyhine dönmesine yol açtı. Bu devletler de çok geçmeden barış yapmak zorunda kaldı.
İç siyaset alanında ise, Münnich gibi sür­günde bulunan devlet adamlarını geri ça­ğırdı, gizli şansölyeliği lâğvetti; ayrıca, Or­todoks kilisesi aleyhine çalışan mezheple­ri destekledi, şapelleri kapattırdı, ikonala­rı kırdırttı ve toprak sahibi soyluları des­teklemek amacıyle kilisenin mallarına el-koydurttu; ayrıca soyluları devlet hizme­tinden bağışık tuttu (17 ocak 1762 tarihli ferman) ve alkollü içki yapımı tekelini on­lara verdi. Bu siyaset, kiliseden başka, se­natoyu, sarayı ve İmparatorluk Muhafız birliğini de memnun etmemişti. Haris bir kimse olan karısı Sophie (Sofiya) von Anhalt-Zerbst (Yekaterina II), Pyotr III ile anlaşamıyordu (birbirlerini karşılıklı ola­rak aldatıyorlardı).
Çar kendisini bir ma­nastıra kapatmadan önce, Sofiya onu or­tadan kaldırmak amacıyle muhalifleriyle bir­leşti; Orlov kardeşler ile birlik olarak mu­hafız alaylarını çara karşı başkaldırmağa şevketti. Tahttan çekilmek zorunda bıra­kılan (28 haziran – 10 temmuz 1762) çar, tutuklandı ve sonunda Aleksey Orlov tara­fından öldürüldü (24 temmuz). Ne gibi şartlar altında ortadan kalktığının rus halkın­dan gizlenmiş olması, Pugaçov’un Pyotr III adı ile ayaklanabilmesini açıklamakta­dır. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYOTR III Fyodoroviç hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYM (John)

Tarih 15 Haziran 2009

PYM (John), ingiliz siyaset adamı (Brymore, Somersetshire 1584 – Londra 1643). 1621′de Parlamentoda Katolikliğe ve mutlakıyetçi krallığa karşı gösterdiği sert muhalefetiyle tanındı.
Buckingham ile mücadele et­ti. Petition of Right’ın hazırlanmasına önayak oldu (1628). Avam kamarasında ve Lordlar kamarasında muhalefetin bellibaşlı lideri oldu. Hatipliği ile Avam kamarasının milletvekillerini ve kamuoyunu arkasından sürükledi, Strafford’u ölüme mahkûm ettir­di (1641). Charles I, uzun tereddütlerden sonra onu tutuklatmak istedi (1642). Fakat Londra halkı Pym’ın tarafını tuttu. Kısa za­manda iç savaş patlak verdi. Pym, parla­mento taraftarlarının yönetimini elinde tut­tu; kral ile müzakereleri kısa kesti. Kralcı­ların başarısı üzerine iskoçyalılarla birlik kurdu (1643); bu birlik Presbiteryenliği ka­bul etmesiyle daha da kuvvetlendi. Bazen dolambaçlı yollara başvurarak sürdürdüğü zorba yönetimi yüzünden halkın sevgisini kaybettikten kısa bir süre sonra öldü. (L)

PYNACKER (Adam). Bk. punacker.

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYM (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PYAT (Felix)

Tarih 15 Haziran 2009

PYAT (Felix) fransız yazarı ve siyaset adamı (Vierzon 1810 – Saint-Gratien, Seine-et-Oise 1889). Avukat oldu (1831), ama, barodan ayrıldı ve edebiyat hayatına atıldı.

Edebiyatçılar derneğinin kurucuları ara­sına girdi. Kralcı gericilerin eseri saydığı romantizmle mücadele etti. Dramlar yazdı: Les Deux Serruriers (İki Çilingir) [1841]; Le Chiffonnier de Paris (Paris Eskicisi) [1847]. Louis Blanc’ın dostuydu. 1848 ve 1849′da montanyar milletvekili seçildi; sos­yalizmin liderlerinden biri olarak kabul edildi, fakat zengin bir aileden geldiği için, Proudhon’un dediği gibi «demokrasinin aristokratı» sıfatından kurtulamadı. 13 Ha­ziran 1849 olayına karıştığı için isviçre’ye, sonra İngiltere’ye kaçtı. 1869′da af edildi. Combat gazetesini kurdu (1870) ve Seine’den milletvekili seçildi (1871); komün üye­si oldu (26 mart). Hayatını kurtarmak için İngiltere’ye kaçtı. Tekrar Fransa’ya dön­dükten sonra (1880), La Commune gazete­sini çıkardı. Marsilya’dan milletvekili seçil­di (1888). [L]

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PYAT (Felix) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜTTER (Johann Stephan)

Tarih 15 Haziran 2009

PÜTTER (Johann Stephan), alman hukuk­çusu (İserlohn, Westfalen 1725 – Göttingen 1807). Marburg’da, daha sonra Göttingen üniversitesinde ders verdi. XVIII. yy.ın en ünlü siyaset yazarlarındandır. Pütter, çağının hukuk çalışmalarını büyük öl­çüde etkiledi.
Başlıca eserleri: Historische Entwicklung der Heutigen Staatsverfassung des Teutschen Reichs (Almanya impara­torluğunun Bugünkü Anayasasının Tarihsel Evrimi) [1786]; Literatür des Teutschen Staatsrechts (Alman Anayasası Üstüne Ya­zılanlar) [1776-1783]. (M)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜTTER (Johann Stephan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PÜRİTEN

Tarih 15 Haziran 2009

PÜRİTEN i. (ing. puritan > fr. puritain). Kutsal kitapları yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya büyük önem veren ve pek çoğu Amerika’ya göç eden katı bir presbiteryen tarikatının üyesi.
— ANSîKL. • ingiltere’de James I Stuart’ın Presbiteryenliğe katılmakla birlikte piskoposluğu kaldırmayı reddetmesi ve hü­kümdarın püritenler için hoşgörü isteyen Binler dilekçesini kabul etmemesi (Hampton Court konferansı, ocak 1604), 1610′a doğru, siyasî bir Püritenliğin doğmasına yol açtı. Bu Püritenlik, kralların tanrısal hakkına karşılık, milletin krala üstün ol­duğunu savunuyordu. Siyasî Püritenliğin ilahiyat alanındaki Püritenlikle birleşmesi ingiliz devrimini belirleyen en önemli un­surlardan biridir. 1638′den itibaren püritenler, krallığın bütün kiliselerine din ko­nusundaki her çeşit yeniliği reddetme an­dı olan National Covenant!ı habul ettir­diler.

Büyük bir çoğunluğu Cromwell gibi doğu kontluklarından gelen ve Charles I’e karşı parlamento ile birlikte mücadele’ eden püritenler, kralın bozguna uğramasında ve 1649′da idamında büyük rol oynadılar. Ay­rıca, İngiltere kilisesini Iskoçya kilisesi ör­neğine göre yeniden düzenlemeyi de tasar­ladılar (Covenant, 1643). Cromwell’in ik­tidara gelişinden sonra hükümeti fiilen kontrollan altına aldılar (Barebone’s Parliament, 1653). Ama tecrübesiz oldukları için devleti yeniden teşkilâtlandırmayı ba­şaramadılar; bölündüler ve 1660′ta Char­les II’nin tahta geçmesiyle tekrar kurulan krallık yönetiminin baskısıyle siyaset ala­nından çekildiler. Ama yine de püritenlerin siyasî (parlamenter demokrasinin ku­rulması), toplumsal ve ahlâkî (azamî ka­zanç peşinde koşan kapitalist bir burjuva­zinin yerleşmesi) bakımlardan İngiltere’de derin etkisi görüldü.

• Kuzey Amerika’da, Püritenlerin siyasî rolleri Kuzey Amerika’da çok daha uzun sürdü. Gerçekten, Anglikan kilisesinde ye­nilik yapmanın imkânsız olduğu kanısına varan bazı püritenler yurtlarından göç ede­rek yeni bir denizaşırı din topluluğu kur­mayı tercih ettiler. Teorilerini uygulamak amacıyle Massachusetts kolonisini kuran bu kimselerin otuz beşi ayrı bir kilise olan Leiden kilisesindendi (Hollanda), altmış ye­disi maceracıydı (Pilgrim Fathers). Okya­nusu Mayflower gemisiyle geçtiler (6 ey­lül – 21 aralık 1520). Sonra da üstünde ileride Plymouth sömürgesinin kurulacağı bölgeye yerleşerek buradaki yerli halkla azizler azınlığı arasında kesin bir ayırım gözetmeğe çalışan bir topluluk kurdular. Bir vali, yedi yardımcısı ve bir meclisle kendi kendilerini yöneterek oy hakkını yal­nız bir tarikatın üyelerine verdiler (Mas­sachusetts halkının yüzde yirmi beşi). Bu hak da yalnız âyinde bulunanlara tanın­mıştı.
Ayrıca, 1635 tarihli bir kanunla âyin­de bulunmak da zorunlu kılındı. Ama ge­lenlerin sayısının gitgide artması (1630 -1640 arasında 20 000 kişi) ve bu püriten­lerin daha önce yerleşmiş olan kolonilere zarar verecek biçimde batıya ve güneye doğru yayılmaları, din sapkını oldukların­dan kuşkulandıkları kimselere veya başka mezheplerden olanlara karşı hoşgörüyle davranmamaları, gitgide artan kazanç hır­sı, aziz çocuklarını vaftizden muaf tutmak istememeleri, Charles II tarafından Mas­sachusetts «şart»ının yürürlükten kaldırıl­ması (1684) New-England’ın püriten rejimini sarstı. Bununla beraber, 1689′da çı­kan Hoşgörü fermanına rağmen, püriten­ler dinî sapmaların peşini bırakmadıkları gibi katı ahlâk anlayışını da muhafaza et­tiler. Bundan dolayı da biçimciliğe düştü­ler. Sonunda püritenlerin ve tarikatçıların, vaftiz edilmiş olanların hiç birini âyine kabul etmemeleri üzerine XVII. yy.ın so­nunda New-England’ın dinî birliği bozul­du. Gelenekçiler, varlıklarını sürdürebilmek için, devletin belirli bir ölçüde laikleşme­sini kabul etmek zorunda kaldılar.
Bu laik­leşme, rahiplerin elinden siyasî otoritele­rinin bir kısmını alıyordu. Nihayet, 1691′de püriten kolonisi de dağıldı. Ama or­tak yasaya boyun eğen püritenler uzun sü­re dinî özelliklerini korumayı başardılar. Ne var ki bu durum onların ilahiyat ala­nında daha az dogmacı, bireysel bakımdan da daha beşerî bir anlayışa yönelmelerini önleyemedi. Fakat gene de, kongregasyonalist bir Kilise ve Devletin kongre an­layışına bağlı kaldılar ve 1750′den itiba­ren, Anglikan piskoposluğu ile İngiliz hü­kümetine karşı çıkmağa başladılar. Bu ba­kımdan da, Amerika’daki ingiliz sömürgelerini bağımsızlığa yönelten 1776 dev­riminin hazırlanmasında büyük bir rol oy­nadılar. (L)

15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PÜRİTEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PULSZKY (Ferene)

Tarih 13 Haziran 2009

PULSZKY (Ferene), macar siyaset adamı (Eperjes [bugün Presov] 1814-Budapeşte 1897). Milletvekili (1839), maliye bakanı (1848) ve devrimci hükümetin dışişleri ba­kanı oldu. Kossuth’un peşinden sürgüne gitti, daha sonra italya’ya yerleşti (1860) ve Garibaldi ile birlikte savaştı (1862). Af­fedildikten sonra (1866) Macaristan’a dön­dü, müzeler ve kütüphaneler müfettişi oldu.
Eserleri: Macaristan Arkeolojisi [1897], Hayatım ve Çağım [4 cilt;1880-1882]. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULSZKY (Ferene) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PULİTZER (Joseph)

Tarih 13 Haziran 2009

PULİTZER (Joseph), amerikalı gazeteci (Makc, Macaristan 1847-Charleston, Güney Karolina 1911). Göçmen olarak 1864′t e A. B.D.’ye gitti. Bir süre Federal orduda gö­rev aldı, gazetecilik ve siyaset alanlarında kısa zamanda sivrildi. 1878′de Saint-Louis’de iki gazeteyi birleştirerek Post Dispatch’i kurdu. 1883′te The World gazetesini satın aldı ve New York’un en önemli yayın or­ganı haline getirdi. 1903′te Columbia üni­versitesinde gazetecilik okulu kurulması için bir milyon dolarlık bağışta bulundu. Okulun temeli 1912′de alıldı, öldüğü zaman yirmi milyon dolarlık bir servet bıraktı ve Pulitzer ödüllerinin kurulmasını vasiyet et­ti. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PULİTZER (Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTOLEMAİOS VI Philometor

Tarih 13 Haziran 2009

PTOLEMAİOS VI Philometor («Annesini . seven») [M ö. 186-Suriye 145], Ptolemaios V Epiphanes’in oğlu, Mısır kralı (M.ö. 181-145). Uzun süre annesi Kleopatra’nın naip­liği altında hüküm sürdü, kızkardeşi Kleo­patra II ile evlendi (173). Mısır’ı istilâ eden Antiokhos IV tarafından hapsedildi (169). iskenderiyeliler, onun yerine Ptolemaios VII’yi kral ilân ettiler. Antiokhos, Roma­lıların müdahalesi üzerine çekilince (169-168) iktidarı iki kardeş paylaştı, sonra ara­ları açıldı; Ptolemaios VI sürülünce (164), Roma senatosuna başvurdu ve Kıbrıs’ta oturdu; bir süre sonra o da kardeşini Kyrenaika’ya sürdü (163). Yumuşak tabiatına uygun bir uzlaşma ve şefaat siyaseti uygu­ladı. Birçok anıtı onarttı (Edfu, Kom, Ombo). Hükümdarlığı sırasında hadımağaların etkisi önemli ölçüde arttı. Suriye’de taht kavgalarına karıştı ve orada AleksandroS I Balas’a karsı yapılan bir çarpışmada öldü. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTOLEMAİOS VI Philometor hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PTOLEMAİOS II Philadelphos

Tarih 13 Haziran 2009

PTOLEMAİOS II Philadelphos (İstanköy [Kos] M.ö. 309/308 – 246), Ptolemaios I Soter’in oğlu, Mısır kralı (283-246). ihti­yatlı, gösterişi seven, güçlü bir hükümdar­dı. Babasının itibar siyasetini kuvvetlendir­di. Mısır dışında kendisi pek faaliyet gös­termedi, ama amiralleri denizleri taraya­rak krallığın baskısını sürdürdüler: gerçek­ten de Koilesyria’da mücadele bitmemişti ve Makedonya düşmanlığı çeşitli fırsat­larda kendini gösteriyordu. Ptolemaios, galyalı ücretli askerlerin bir isyanını bastırdı. Siyasî nüfuzu güçlü olan kızkardeşi Arsinoe II (Arsinoe I’in sürgün edilmesinden son­ra) onunla evlendi ve ailede şüpheli gör­düklerini öldürttü. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PTOLEMAİOS II Philadelphos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PSELLOS (Mikhail)

Tarih 12 Haziran 2009

PSELLOS (Mikhail), bizanslı devlet ada­mı ve yazar (istanbul 1018-ay.y. 1078). Konstantinos IX Monomakhos zamanında, felsefe profesörü ve bakan olarak büyük rol oynadı. 1054′te Olympos dağında bir manastıra kapandıysa da, İsaakios I Komnenos’un tahta çıkması üzerine (1057) tek­rar siyasete döndü, imparatorun ve halef­lerinin danışmanı oldu. Katı yürekli bir siyaset adamı, birnci sınıf bir bilgin ve ya­zardı. Çeşitli konularla ilgilendi, Eflatun felsefesine yeniden itbar kazandırdı. Hü­manist, tarihçi ve polemikçi olarak 225 eser yazdı. Bunlar arasında, tarihçilerce Sık sık başvurulanlar 976-1077 yıllarını kapsayan Khronographia (Kronografi) adlı kroniği ile Mektuplaradır. (L)
PSEUDA. Bk. MUSURANA.

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSELLOS (Mikhail) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRUSYA Genel tarih

Tarih 12 Haziran 2009

PRUSYA Genel tarih

• ilk yıllar. Vistül ile Neman arasındaki Prusya topraklarına ilkin bir baltık halkı olan Prusyalılar veya Boruslar yerleşti; bunları Oliva rahipleri (Oliva’lı Christian. 1215′te ilk Prusya piskoposu) ve Polonyalı­lar boş yere hıristiyanlaştırmağa uğraştılar.

Yenilen Mazovyalı Konrad, töton şövalye­lerinden yardım istedi (1225). İmparator ve papanın desteklediği, alman, polonyalı, çek v.d. haçlılardan da yardım gören Tötonlar, Kulm (Chelmno) bölgesinde üslenerek güç bir fethe başladılar (1228); Prusyalıları zor­la hıristiyanlaştırdılar, çoğunu kılıçtan ge­çirdiler ve topraklarına elkoyarak alman kolonlara dağıttılar. 1260′a doğru Mazurya gölleri dışında ülkenin hemen her yerini ele geçiren toton şövalyeleri, 1265-1295 yıllarında Prusyalıların isyanlarını kesinlikle bastırdı­lar.Kolonlar tahıl üretimiyle zenginleştiler; bu tahılı Danzig (Gdansk), Elbing (Elblag), Torun v.b. şehirlerin tacirleri ihraç ediyor­du; şehirlerin hepsi Hansa’ya katılmış ve Magdeburg ile Lübeck yasaları uyarınca kendi kendilerini yönetme hakkını elde et­mişti.

Ama toton tarikatı şövalyeleriyle iliş­kiler kısa süre içinde gerginleşti ve Totonların merkezi Marienburg’a nakledildi (1309). Köylüler, soylular ve özellikle alman tacirler tarikat başkanlarını ülkeyi mutlaka hükümdarlar gibi yönetmek ve sayılarını artırmak için günden güne daha çok yaban­cı asker çağırmakla suçluyorlardı. Zaten to­ton tarikatı Brandenburg’a yaklaşmak ve tehlikeli Polonya-Litvanya birleşmesine (1386) karşı denge unsuru olmak için Pomerelya ve Danzig’i ilhak ederek (Kalisz anlaşması 1343), ve Neumark’ı satın alarak (1402) hâ­kimiyetini yaymıştı. Tötonlar birliği kurmak için Polonya’ya savaş açtılar, fakat 1410′da Grunwald’de (Tannenborg), «Lucertole» bir­liğini kuran soylu ve burjuva tebaaları (sonradan Marienwerder birliğini kurdular [1440]) tarafından savaş Sırasında yüzüstü bı­rakılınca yenildiler.

Tötonların isteğine uy­gun olarak imparator Friedrich, Marien-werder birliğini dağıttı (1453); bunun üzeri­ne soylular ve şehirler, Polonya kralı Kazimierz IV’ün desteğiyle ayaklandı; Kazimierz bu ikinci savaştan sonra Doğu Prus­ya’nın kendisine bırakılmasını sağladı ve ta­rikata Polonya’nın metbuluğunu kabul et­tirdi (Torun anlaşması, 1466). O tarihten sonra köylüler, şehir burjuvazisi ve toprak Sahibi soylular arasındaki dayanışma çözül­düğünden Tötonlar kesinlikle gerilemeğe başladılar. Hansa’nın gücünü kaybetmesin­den (XV. yy.) ve tahıl fiyatlarının yüksel­mesinden (XVI. yy) yararlanan soylular ön­ce XIV. yy.daki salgın ve kıtlıklar ile XV. yy. savaşları sonucunda boş kalan toprak­ları ele geçirdiler; Sonra köylülerin toprak­larına el atarak köylüleri XVI. yy.da toprak kölesi haline getirdiler.

O tarihten sonra be­dava işçi çalıştıran toprak sahibi soylular tahıllarını çok düşük fiyatla, ama dolgun kârlarla Batı Avrupa’ya Sattılar; hattâ üre­tim ve kazancı çoğaltmak için ülkeye yeni­den kolon yerleştirmeğe başladılar.

• Prusya düklüğü. Üçüncü bir savaş (1519-1521) sonunda Toton tarikatı başkanı Bran­denburg’lu Albrecht, Prusya’nın laik ve soydan geçen; bir düklük haline getirilmesini sağladı; düklük doğrudan doğruya Polon­ya tacına bağlı bir fief’ti (Krakow, 1525). Hohenzollern sülâlesinden Brandenburg’lu Albrecht, Prusya dükü oldu (1525-1568), Luther reformunu benimsedi, tarikat başka­nı unvanından vaz geçti ve tarikatın mülk­lerini laikleştirdi.

Albrecht devletini yeniden teşkilâtlandırma­yı denedi; ama illerin yönetiminde Tötonla­rın koyduğu taksimatı değiştirmedi. Ayrıca soylulara ve şehir burjuvazisine Lanstande’de (bu iki sosyal sınıfın denetlediği meclis) vergi miktarını tayin etmek hakkını tanıdı. Ama hükümette yabancılara önemli yerler vermesinden hoşnut olmayan soylu ve bur­juvalar, Polonya kralına başvurdular; kra­lın yaptığı soruşturma sonucunda subayların sayısı sınırlandı. Albrecht Friedrich (1568-1618), Polonya ve Brandenburg seçici prensi Joachim II ile yaptığı görüşmeler Sonucun­da hüküm süren sülâle söndüğü takdirde Prusya düklüğünün Joachim II’ye geçmesini kabul etti (1569). Joachim II (1573), Polonya düklüğünün yönetimini önce Ansbach markgrafı Georg-Friedrich’e (1577-1613), sonra Brandenburg maıkgraflarına verdi.

Böyle­ce seçici prens Johann Sigismund, Prusya dükü oldu (1618-1619). Düklük ve Seçici prenslik kurumları resmen muhafaza edildi ve Polonya’nın desteklediği il hükümetleri, boyun eğmeleri karşılığında, her hükümdar değişmesinde yeni yeni tavizler kopardılar; Hohenzollern’ler illeri Otuzyıl savaşına sürükleyince istekler daha da arttı. Aciz se­çici prens Georg-Wilheln (1619-1640), ül­kesi için isveç Vasa’ları (Gustaf II Adolf, 1611-1632) ve Polonya arasındaki (Zygmunt III, 1587-1632) çekişmelere seyirci kaldıktan sonra, isveç Vasa’larına katılmayı kabul etti. Bununla birlikte oğlu ve vârisi Friedrich-Wilhelm I (1640-1688), Doğu Pomeranya (Kamien piskoposluğu dahil) ile Minden, Halberstadt ve Magdeburg piskoposlukla­rının kendisine bırakılmasını sağladı (Vest-falya anlaşmaları, 1648); sonra Polonya-isveç savaşına (1655-1660) katılmasına karşılık, Prusya’yı Polonya metbuluğundan kurtardı (Wehlau, 1657) ve bu düklük üstünde kendi otoritesini kabul ettirdi (Oliva, 1660). Prus­ya o tarihten sonra Brandenburg devletine katıldı ve bu devlete bağlı eyaletler arasın­da Hohenzollern’lerin rakipsiz bir hâkimi­yet kurdukları tek ülke oldu.

• Prusya devletinin doğması. Bu başarılara rağmen yeni devletin durumu nazikti: Neman-Ren arasında çok dağınık, savaşlarla yakılıp yıkılmış ve ıssızlaşmış topraklar; Prusyalı luther’ciler ile Rheinland bölge­sindeki katolikler ve calvin’ciler arasındaki çekişmeler; özellikle doğudaki Junker’lerle (soylu mülk sahipleri) toprak kölesi köylü­ler arasındaki Sosyal gerilim. İl meclislerinin (Landstande) düzenli vergiler ödemeyi red­dettiği (1662 ve 1667) Prusya’da, imtiyazlar tehlikeli ve güçlüydü.

Büyük seçici prens, siyasetini kabul ettirebilmek için asker gön­dermek (1662) ve il meclislerine ülkenin yö­netiminde görev alacak Brandenburg’lu memurların bulunmasını kabul ettirmek zorun­da kaldı. Bu sonuç ancak Friedrich – Wilhelm’in kurduğu modern ordunun desteğiy­le sağlanabildi; bu ordunun bakımı; için de birçok vergi kondu, idarî reformun, me­murlar kadrosunun, pazarcılığa yönelmiş bir ekonominin, yeni kurulan donanmalın (1688 de 12 gemi), Afrika Brandenburg şirketinin (merkezi Königsberg’de) ve çağrılan yabancı teknisyenlerin (1683′ten sonra fransız Protes­tanları) güçlü bir devlet haline getirdiği Brandenburg-Prusya, bu gücünü İsveçlileri Fehrbellin’de yenip (1675) Riga’ya kadar kovalayarak (1678 sonu) ortaya koydu. Louis XIV’ü büyük seçici prense yaklaşmağa yönelten (1681 gizli antlaşması) bu askerî güç, Friedrich III’te krallığını ilân etme is­teği uyandırdı. Ama bunun için imparatorun ve büyük devletlerin onayı gerekiyordu.

Prusya ordusu Louis XIV’e karşı Avustur­ya imparatorunun emrine verildi (1689 -> 1697) ve imparator, İspanya Veraset Savaşına katılmasını sağlamak için Prusya hüküm­ran düklüğünü krallık haline getirmeğe ka­rar verdi (1700). Friedrich Königsberg’de tö­renlerle taç giyerek (18 ocak 1701) Friedrich I adını aldı (1701-1713) ve Fransa’ya karşı savaşa katıldı; ama İsveç’e karşı savaşta önce tarafsız kaldı (1710).

• Prusya askerî devletinin kurulması (1713-1740). «Çavuş-kral» denen Friedrich-Wilhelm I, isveç’in ön Pomeranya, Stettin (Szczecyn) ve Odra’nın ağızlarını kendisine bırakmasını sağladıktan (Stockholm antlaşma­sı, 21 ocak 1720) sonra, bütün gücünü ordu ve idareye dayandırdı; orduyu devletin te­mel direği haline getirdi, hükümdarlığı bo­yunca bütün çabalarını ordu için harcadı ve ordunun bakımını şahsî gelirleriyle karşı­ladı.

Yoksul toprak Sahibi soyluların aile­lerinden gelen, Kadetler okulunda parasız yetiştirilen (Berlin, 1722) subaylar, devletin en yüksek sınıfı haline geldi. Ordunun yan­sı askerî kantonlardan (1665 kanton Sistemi) toplanıyor, yarısını ise paralı askerler mey­dana getiriyordu. Bu ordu mekanizmasının büyük harcamalar gerektirmesine rağmen sı­kı bir tasarruf siyaseti ve sağlam bir vergi sistemi (imtiyaz ve muafiyetlerin kaldirılması) sayesinde tasarruf yapıldı. Buna pa­ralel olarak kral ülke içi yerleşme harekeketine de hız verdi; 1709-1710 vebasının kı­rıp geçirdiği Prusya düklüğüne 17 000 Salz-burg’lu yerleştirdi (1732). Memurlarına na­musluluk ve mutlak disiplin anlayışı kazan­dıran Friedrich-Wilhelm’in yönetimi kusur­suzdu; ülkeyi maliye, Savaş ve topraklar yü­ce direktuvarının yardım ettiği kabinesi yardımıyle yönetiyordu ve bakanlar ancak birer yürütme görevlisiydi.

• Prusya’nın büyük bir devlet haline gel­mesi (1740-1786). Prusya ordusu Friedrich II’nin elinde eşsiz bir kudret aracı oldu. Avusturya’dan Silezya’nın alınması, Berlin antlaşmasında imzalandı (1742) ve Dresden’de onaylandı (1745). Fransa, Avusturya ve Rusya’ya karşı bir kuvvet denemesi olan Ye­diyi! savaşlarını Prusya büyük güçlüklere ve ağır kayıplara (kısa Süre içinde yeni kolon­lar getirilmesiyle telâfi edildi) rağmen ka­zandı (Rossbach, kasım 1757; Leuthen ara­lık, 1757; Hubertsburg anlaşması, 1763). Fri­edrich, Avusturya ve Rusya’ya kabul ettir­diği Polonya’nın ilk bölüşülmesiyle Batı Prusya veya Polonya Prusyası’nı ele geçire­rek (1772) ve Prusya ile Brandenburg’u top­rak bakımından birleştirerek Junker’lere iktisadî menfaatler sağladı.

O tarihten son­ra devamlı olarak imparatora karşı Alman­ya’nın meselelerine müdahale etti; imparato­run Bavyera’yı ilhak etmesini engelledi (1778-1779) ve birleşmiş alman prensleri­nin (Fürstenbund) yardımıyle Almanya’da Hohenzollern’lerin yerini almağa çalıştı (1765). O tarihte 160 000-200 000 kişilik da­imî bir ordusu, 55 milyonluk hazinesi, 22 milyonluk geliri vardı; üstelik çoğu XIX. yy.da Hıristiyanlığı kabul eden saray yahudilerinden de (bankacı, ordu müteahhidi v.b.) malî yardım görüyordu (bu yardım Prusya’nın 1812′de yahudilere hürriyetler tanımasını kısmen açıklar). Ama köylerde top­rak köleliği rejiminin devam etmesi, şehir­lerdeki katı lonca rejimi ve Soyluların dev­lette önemli rol oynamaması sosyal ge­lişmeyi köstekliyordu. Friedrich II, babası­nın mutlakıyet idaresini daha da sağlam­laştırdı; ama rejiminin dış görünüşünü filo­zofça düşüncelerini uygulayarak yumuşattı: din hürriyeti, adlî reform, Prusya hukuku­nun derlenmesi (1774), idare ve adaletin ay­rılması. Bütün dikkatini iktisadî gelişmeye toplayarak bataklıkların tarla haline getiril­mesini ve iskânını, Emden ve Swinemünde limanlarının düzenlenmesini ve ticarî ge­lişmeyi (A.B.D. ile ticaret anlaşması, 1785) destekledi.

• Prusya devletinin gerilemesi ve yeniden doğması (1786-1815). Friedrich II’nin ese­ri kısa süre içinde yeğeni Friedrich -Wilhelm II’nin (1786-1797) beceriksizliği yüzün­den bozuldu. İdareyi bir gözdeler kabine­sine bırakan Friedrich-Wilhelm II, din ve fikir hürriyetini kaldırdı, devlet hâzinesini saçıp Savurdu, prusya ordularını menfaat sağlamayan serüvenlere sürükledi (Felemenk 1787, Valmy 1792) ve Sonunda orduyu İngil­tere’ye kiraladı. Gelir kaynakları tükenin­ce, Fransa’ya Kuzey Almanya’nın tarafsızlaştırılmasını sağlayan Basel antlaşmasını (1795) imzaladı. O tarihten sonra eyaletlerini Polonya’nın zararına genişletmekle uğraş­tı (1793 ve 1795 bölüşmesi). Prusya’nın o tarihte yüzölçümü 300 000 km2′yi, nüfusu ise 8 700 000 kişiyi bulmuştu; ama ülke borç içindeydi, ordusu zayıflamıştı, idarî teşkilâtı bozulmuştu.

Friedrich-Wilhelm III, gerile­menin önünü almağa çalıştı. Aşırılıkları azaltarak malî durumu düzeltti; ama yaşlı kadrolarını muhafaza ettiği orduda reform yapmadı. Fransa’ya karşı elverişli bir tutum takınması sayesinde Almanya’da birkaç top­rak kazandı (1803); Napolyon, Kleve, Ans­bach ve Neuchâtel’e karşılık Prusya’ya Hannover’i verdi (Schönbrunn, 15 aralık 1805) . Fakat Ren konfederasyonunun kurul­ması Prusya’yı Rusya ile ittifaka sürükledi; Napolyon’a bir ültimatom gönderen Prus­ya’nın ordusu ezildi (Jena, Auerstedt, 14 ekim 1806), Berlin işgal edildi
(27 ekim 1806) , Tilsit antlaşmasıyle (1807) Prusya, topraklarının yarısını kaybetti; savaş tazminatlarını ödeyemeyen krallık işgal edildi ve Fransızların metbuu haline geldi.

Ama ba­rış yapılır yapılmaz, kral reformlara girişti ve Fransız devriminin yaydığı hürriyetleri ta­nıdı: Stein toprak köleliğini kaldırdı (9 ekim 1807) ve köylüler kralın şahsî mülkü olarak işledikleri topraklara sahip oldular. Bu reformlar kamuoyunda önemli gelişme­lere yol açtı ve 1810′da kurulan Berlin üni­versitesi, Fichte’nin etkisiyle alman milli­yetçiliğinin ocağı haline geldi. Scharahorst ve Gneisenau, kadroları tasfiye ederek, ta­limatnameleri yeniden hazırlayarak, ordu re­formuna giriştiler. Ama Stein’ın entrikala­rını haber alan Napolyon, onun görevden alınmasını sağladı (1808) ve ordu mevcudu­nu 42 000 kişi olarak sınırladı. Bununla birlikle 1810′da Hardenberg, Stein’ın eseri­ni yeniden ele aldı; malî imtiyazları kaldır­dı, kilisenin mallarına elkoydu, sanayi hürriyetini ilân etti, gençleri askerî eğitimden geçirerek (krümperler sistemi), orduyu ço­ğaltma yasağını işlemez hale soktu.

Prusya, Almanya’nın ayaklanmasında kesin rol oy­nayacak hale gelmişti. General Yorck’un Tauroggen’de bozguna uğraması (30 aralık 1812) ayaklanmaya işaret oldu. Doğu Prus­ya ayaklandı; kral topyekûn seferberlik i-lân ederek Fransa’ya savaş açtı (17 mart 1813) . 278 000 kişilik ordusuyle Avusturya’­yı koalisyona sürükledi.
Bu çaba ve fedakârlıklar Viyana kongre­siyle mükâfatlandırıldı (1814-1815). Prusya yeniden kurularak Saksonya’nın kuzey ya­rısı, Westfalen ve Rheinland’ı aldı; bir german devleti haline gelmişti ve Almanya’nın en zengin bölgelerini içine alıyordu.

• Almanya’da Prusya hâkimiyeti (1815 -1870). 1814′te girişilen idarî reformla krallık illere bölündü; iller de idare bölümleri ve çevrelerine ayrılıyordu. Yönetim, devlet kançılarının başkanlık ettiği bir meclisteydi. Prusya’nın yönetimi altında Zollvere’in (1834), öbür kuzey alman devletleriyle birleşmeyi hazırladı. Bununla birlikte kralın vaat ettiği anayasa Kutsal İttifak’ın etkisiy­le çıkarılmadı: üniversite derneklerine (Burschenschalten) kötü davranıldı.

Eski prusya ailelerinden meydana gelen soylular, Friedrich II’den beri devleti yönetiyor ve yerlerini yüksaltmekte olan burjuvaziye çok ağır bırakıyorlardı; öyle ki, XX. yy. başında Prusya’nın gücünün iki temel direği olan or­du ve bürokrasinin kilit noktaları hâlâ soy­luların elindeydi. Luther’ci kiliselerin bir­leşmesine ve devlet tarafından yönetilen bir kilise haline getirilmesine muhalefet eden Köln ve Poznan piskoposları tutuklandı. Daha liberal olan Friedrich Wilhelm IV (1840-1861), piskoposları serbest bıraktı ve genel af ilân etti (1844). Kamuoyunun baskı­sı karşısında temsilî meclise benzer bir meclis kurdu: Berlin «Birleşmiş Landtag’ı» (1847).

Berlin’deki 1848 ayaklanmasından bunalınca, bir kurucu meclis topladı ve li­beral bir anayasa çıkardı (1849). Ama Frankfurt parlamentosunda, Avusturya’nın dışta bırakılacağı bir Almanya’yı hâkimi­yeti altına almağa cüret edemedi; Avustur­ya kendi ülkesinde düzeni sağladıktan son­ra Friedrich’i bu yoldaki bütün denemele­rinden vaz geçmek zorunda bıraktı (Olmütz, 1850). Bunun üzerine Muhafazakâr parti ile luther’ci kilisenin Prusya devletini yönet­meğe başlaması, Hıristiyanlığın halkın gö­zünden düşmesine ve alman birliğini ger­çekleştirmeyi hedef alan Real Politik’in ha­zırlanmasına yol açtı. İki meclisten meydana gelen bir parlamento (senyörler meclisi [Herrenhaus] büyük mülk sahiplerini temsil ediyordu; ikinci meclis sınıflar Sistemine göre seçiliyordu) kuran 31 Ocak 1850 Ana­yasasını kabul ettikten sonra Friedrich -Wilhelm IV, Avusturya’nın tutumunun et­kisi altında kalarak yeniden bir tepki siya­setine döndü; fakat bir delilik buhranı ge­çirerek naipliği kardeşine bıraktı; kardeşi Wilhelm I adiyle hüküm sürdü (1861-1888).

Güçlü bir monarşi taraftarı olan yeni hü­kümdar, Roon’un 1860′ta sunduğu askerî reform projesini (üç yıl silâhlı hizmet; ihti­yat hizmeti süresinin artırılması, kadroların ve askerî bütçenin çoğaltılması) destekle­di. Yeni kralın iktidara çağırdığı Bismarck, bütçenin parlamentoda oylanmasına son ver­di ve dış siyaseti muhalefete aldırış etmeden yürüttü. Gücünü Düklükler savaşında de­nedikten sonra Avusturya’yı Sadowa’da ezdi ve 1866 seçimlerinde başarı kazandı. Prusya, Schleswig, Holstein, Hannover, Hessen Seçici prensliği, Hessen-Nassau ve Frank­furt’u ilhak etti. Kuzey Almanya konfede­rasyonuna giren öbür devletleri kontrolü altına aldı ve güney almanya devletlerini askerî ittifaklarla kendine bağladı. 1870 Sa­vaşı Bismarck’a alman birliğini gerçekleştir­mek imkânını verdi: Prusya kralı Versailles’da (1871), Almanya imparatoru ilân edilerek taç giydi.

• Prusya’nın sonu. Prusya’nın son yılları krallığın askeri teşkilâtını aktardığı Alman­ya’nınkiyle karışır. Bismarck aynı zaman­da hem imparatorluk kançıları, hem de Prusya başbakanıydı. Yeteneği ve otoritesi sayesinde, Reichstag (genel oyla Seçiliyor­du ve nispeten soldaydı) ile Landtag’ın (sınıflar seçim sistemi gereğince kendiliğin­den muhafazakârdı) birbirine ters kararlar almasının ortaya koyduğu nazik meseleleri çözebildi.

Prusya’nın, imparatorluk işlerini yöneten prusyalı personele ve kilit böl­geleri Prusya’da olan iktisadî güce daya­nan önceliği, Almanya’yı Birinci Dünya savaşına sürükledi. Bu yüzden bozgun ve 1918 Devrimi en çok Prusya’ya zarar ver­di; Almanya’dan ayrılan toprakların hepsi prusya toprağıydı. Sosyalistlerin etkisiyle de­mokratik bir anayasa çıkarıldı; bu ana­yasaya göre güç, meclis başkanını (sosyal demokrat Braun [1920-1932]) seçen Landtag aracılığıyle halktaydı. 1933-1935 Bir­leşme kanunlarıyle nasyonal sosyalizm, mil­let hükümranlığını yavaş yavaş Reich’a ak­tardı. Prusya o tarihten sonra pratikte or­tadan kalktı ve 1945 çözülmesiyle kesinlik­le yok oldu. Gücünü sağlayan toprakla­rın büyük kısmı, S.S.C.B. veya Polonya’­ya verildi; gerisi Doğu ve Batı Almanya’yı meydana getiren çeşitli Lander’ler ara­sında bölüştürüldü (1947). Milletlerarası kontrol kurulu Prusya devletinin sembolik dağıtılmasını ilân eden bir kanun çıkarın­ca Prusya’nın adı bile haritalardan silindi.

Osmanlı-Prusya ilişkileri

Prusya ile Osmanlı devleti arasında diplo­matik ilişkiler, XVIII. yy. başlarına kadar uzanır. 1718′de sadrazam Tevkiî Mehmed Pa­şa, Osmanlı devletinin Avusturya savaşla rıyle uğraştığı sırada, Prusya kralı Fried­rich Wilhelm I’e bir dostluk mektubu gön­derdi. 1720 Yılında Prusya kralı, Jurgowski adlı memurunu at satın almak için İs­tanbul’a gönderdi. 1739′da Friedrich Wilhelm, Mahmud I’e gönderdiği bir mektubunda Prusya’nın, imparatorun ordusuna asker toplamak mecburiyetinde olduğu hal­de iki yıldan beri bunu yapamadığını bil­diriyor ve Osmanlı devletiyle Prusya ara­sında bir ticaret anlaşması imzalanmasını teklif ediyordu.

Prusya’nın bu teklifinden bir sonuç çıkmamakla birlikte Osmanlı devletiyle Prusya krallığı arasındaki ilişki­ler kesilmedi, özellikle Yediyıl savaşları (1756-1763) başladıktan sonra ilişkiler da­ha da sıklaştı. Prusya kralı Friedrich II, Rusya, Avusturya ve Fransa’nın saldırısına uğrayınca Osmanlı devletiyle askerî bir an­laşma yapmak istedi. Bu amaçla, Adolf von Rexin adındaki elçisini İstanbul’a gön­derdi.
Prusya’nın teklifi sadrazam Ragıb Paşanın başkanlığında toplanan divan ta­rafından incelendi. Rusya ve Avusturya ile harbi gerektirecek bir durum olmadığı için kabul edilmedi; fakat bu ittifak teklifi ke­sin olarak da reddedilmedi. Elçiye verilen cevapta askerî ittifakın daha uygun bir za­mana bırakılması, şimdilik bir ticaret anlaşmasıyle yetinilmesi gerektiği bildirildi. Prusya ile bir ticaret anlaşması imzalandı (1761) Friedrich 1762′de rus çarı olan Pet-ro III ile anlaşarak rus cephesindeki savaşlara son verdi ve Osmanlı devletiyle Avusturya’ya karşı bir anlaşma yapmak istedi. Kesin olarak barış taraftarı olan sadrazam Ragıb Paşa bunu da kabul et­medi. Ahmed Resmî Efendi bu sırada Ber­lin’e gönderildi (1764). Osmanlı – Avustur­ya – Rusya savaşları sırasında (1787-1792), Osmanlı-Prusya ittifakı için yeniden teşeb­büse geçildi.

Rus-Avusturya ittifakı karşı­sında yalnız kaldığını anlayan Prusya, hem bu iki devlete karşı kendi güvenliğini sağ­lamak, hem de Osmanlı devletinin kendi­siyle yapacağı bir ittifakı bu iki devlete karşı bir tehdit vasıtası olarak kullanmak için, Osmanlı devletine Avusturya ve Rus­ya’ya karşı bir ittifak teklif etti. Bu teklif Osmanlı devleti tarafından kabul edildi. 5 Maddelik bir antlaşma meydana getirildi (1 şubat 1790). Bu antlaşma gereğince Avusturya ve Rusya, Tuna’yı geçerek neh­rin güneyindeki osmanlı topraklarına saldırırsa, Prusya bu iki devlete savaş aça­cak, Osmanlı devleti çıkarlarına uygun bir barış yapana kadar savaşa devam edecek­ti. Buna karşılık Osmanlı devleti yapıla­cak barış antlaşmasında Avusturya’nın Le­histan’dan almış olduğu Galiçya’nın tekrar Lehlilere verilmesine çalışacaktı.

Antlaş­manın ikinci maddesinde 1761 yılında im­zalanmış olan ticaret anlaşmasının yürürlükte olduğu tasdik ediliyor; Osmanlı dev­leti, Akdeniz’de gidip gelen prusya ticaret gemilerinin kuzey afrika korsanlarına karşı korunmasını taahhüt ediyordu. Antlaşma­nın üçüncü maddesi gereğince Osmanlı devleti Avusturya ve Rusya ile barış yapmadıkça Prusya da bu iki devletle barış yapmayacaktı. Buna karşılık Prusya, Le­histan ve İsveç; Rusya ve Avusturya ile barış yapmadıkça, Osmanlı devleti de bu iki devletle barış yapamayacaktı. Antlaşma­nın dördüncü maddesinde barış antlaşma­sından sonra Prusya, Osmanlı devletinin toprak bütünlüğüne kefil oluyor, barıştan sonra Rusya ve Avusturya, Osmanlı dev­letine savaş açarsa, bu iki devlete savaş açmayı taahhüt ediyordu. Yine bu mad­dede Fransa ve İngiltere’nin osmanlı top­rakları üstünde sahip olduğu haklara Prusya’nın da sahip olması şart koşuluyor­du. Prusya bu antlaşma gereğince Avus­turya sınırına askerî kuvvetler gönderdi.

Osmanlı devleti de Prusya’nın isteği üzerine kendisi için tehlikeli olan rus cep­hesine küçük birlikler göndererek asıl bü­yük ordusunu Avusturya sınırına şevketti. Antlaşmanın imzasından sonra Avusturya ve Prusya kralları Reichenbach’da buluşa­rak Avusturya ve Osmanlı devleti arasında savaştan önceki sınır üstünden barış ya­pılmasına karar verdiler (1790). Prusya, Os­manlı devletinin bu isteğine rağmen Rusya’­ya savaş açmaktan çekindi. Selim III’ün Prusya’nın Rusya’ya savaş açmasını sağlamak amacıyle Berlin’e gönderdiği Ahmed Azmi Efendinin çalışmaları bir sonuç ver­medi. Prusya, Osmanlı devletiyle olan ant­laşmasını bir tehdit aracı olarak kullandı. 1793′te Avusturya ile Rusya’nın Lehistan’ı taksiminden kendisi için pay çıkardı. Baltık kıyısındaki Danzig ve Thorn limanları ile çevresindeki toprakları aldı. Selim III zamanında Osmanlı devleti Berlin’de de­vamlı elçilik kurdu (1793). Mahmud II ye­niçeri ocağını kaldırdıktan sonra Prusya’­dan başta Moltke olmak üzere pek çok uzman subayı yeni osmanlı ordusunun yetiştirilmesi için getirtti.

Askeri tarih

Prusya ordusunu, XVII. ve XVIII. yy.da devletlerini kurmanın tek şartı olarak gö­ren Hohenzollern’ler meydana getirdiler. Ordunun yaratıcısı, oğluna 30 000 kişilik daimî bir ordu (alman devletleri arasında en kuvvetli ordu) miras bırakan Friedrich-Wilhelm idi (1640-1688). Ama bu orduya sonradan modern alman ordusunun benim­sediği temel özellikleri, «çavuş-kral» Friedrich Wilhelm I (1713-1740) ve Friedrich II (1740-1786) kazandırdı. Friedrich I, 1733′te mecburî askerlik hizmeti (her alay be­lirli bir «kanton»dan toplanıyordu) koya­rak ve birlikleri sert bir disiplin ve talime (drill) tabi tutarak ordunun temelini kur­du; bu arada da iktisat ve etkililik ilkeleri altında yönetimi kontrol eden sıkı bir ida­re (Heeresverwaltung) kuruldu. Ordu 1713′te 40 000 kişiyken, 1740′ta 83 000′e yüksel­di.

Bu yüksek nitelikli araca Friedrich II, ay­nı zamanda hem bir devlet doktrini hem bir savaş doktrini hazırlayarak bir düşün­ce kazandırdı; siyaset ve stratejiyi sıkıca birbirine bağlayan bu doktrinler, daha son­ra haleflerini (Bismarck, Moltke, Schlieffen, Seeckt, Hitler) aynı zekâ yapısı ve tek bir eylem isteğinde birleştirdi. 200 000 Ki­şiyi bulan Friedrich II’nin ordusu, zafer­leri ve metotlarının yaygınlaşması (eğik düzen; prusya tarzı eğitim) sayesinde Av­rupa’nın başlıca askerî gücü haline geldi. Friedrich II’nin ölümünden sonra şaşkın­lığa düşen ordu, gerileyerek Jena’da çök­tü (1806) ve Tilsit barışıyle mevcudu 42 000 kişiye indirildi.

Fakat bu felâket büyük bir gelişmenin başlangıcı oldu; 1807′de Or­du Reformu komisyonunun başına getiri­len Scharnhorst’un hırslı yönetimi altında, bir vatansever subaylar grubu Napolyon’a karşı savaşı yeniden başlatmayı sağlayacak imkânları yaratmağa çalıştı. 1808′de Savaş bakanlığı ve Genelkurmay kuruldu; aktif birlikler altı bölgesel tümende toplanıyor­du ve yedeklerin hızla silâh altına çağrıl­ması (krümperler sistemi) sayesinde kolay­ca savaşa hazır hale geliyordu. Boyen’in (savaş bakanı, 1848) ve Gneisenau’nun yö­netimi altında, prusya ordusu 1813-1814 kurtuluş savaşında büyük rol oynadı. 1815′ten sonra bu çabaya ara verilmeden devam edildi: eski tümenlerin yerini 8 bölgesel ko­lordu aldı; yalnız muhafız alayı askerleri bütün krallıktan toplanıyordu. Otuz yıla çıkarılan askerî hizmet dönemi, muvazzaf alaylar ve kolordulara tugaylar halinde dağıtılmış Landwehr ile orduyu kurmağa im­kân verdi.

Ama başlıca reform subayla­rın ve kumanda heyetinin yetiştirilmesinde yapıldı. Ordu, devlet ve halk arasındaki birliği sağlam temellere dayandırmak iste­yen Scharnhorst’un dileği uyarınca subay­lar artık soylular arasından olduğu kadar, burjuvalardan da seçiliyordu. Okulların ve birliklerin verdiği bilgilerde Friedrich geleneği, çağın yeni değerleriyle birleştirildi ve Napolyon’un seferleri Fransa’da değil de Prusya’da inceden inceye öğrenildi. Yara­tıcı düşüncenin bu yenilenmesinde başlıca ad Clausewitz’dir; Clausewitz, Vom Kriege (Savaş üstüne) [1832] adlı meşhur kitabiy­le bütün çağdaş askerlik düşüncesini et­kiledi. Ders verdiği Harp okulu ve Grol-man’ın «ordunun üst kademesinin yetiştirildiği okul» diye nitelediği Genelkurmay bu alanda kesin rol oynadı. Grolman’ın görevden ayrılmasından sonra sırasıyle Müffling (1820-1828), Grauseneck (1829-1848), Reyher (1848-1857) ve Moltke (1857-1888) tarafından yönetilen Genelkurmay ordunun fikrî hazırlanmasıyle ilgili her şeyi üstüne aldı; ordunun yönetimi Genelkurmaya (Generalstab) verildi. Doğrudan doğruya Ge­nelkurmay başkanlığına bağlı olan üyele­ri orduya tevazu (sloganları «Mehr sein als scheinen», «Göründüğünden fazla olmak» kaldı), teşebbüs ve sorumluluk anlayışından oluşan bir düşünce birliği kazandırdı; bu düşünce bütün savaşlarda kesinlikle orta­ya kondu.

Bismarck iktidara geldiğinde Friedrich II’­nin siyasetini yeniden ele alınca, Moltke ona ender bulunur bir yardımcı oldu. Or­du yeniden geliştirildi; bu gelişmeyi ba­kan olan Roon, şansölye ile parlamento arasında ciddî bir mücadeleden sonra ger­çekleştirdi (1882). 1830-1848 Arası beklenileni vermemiş olan Landwehr’in birlik­leri yerine orduyu mütecanis ve iyi talim­li dokuz kolordu haline getiren yeni bir­likler kurdu; bu arada Dreyse tüfekleri ve namlu dibinden doldurulan yivli Krupp topları sayesinde donatım da modernleş­tirilmişti. Bismarck bu 350 000 kişilik or­du ile isteklerini Sadowa’da (1866) Avus­turya’ya kabul ettirdi.

Bundan sonraki il­haklar sonunda Prusya, kuvvetlerine üç kolordu daha ekledi ve Bismarck ile Moltke’nin kurnazlığı sayesinde 1867′de gizli askerî antlaşmalarla bir yıl önce yendiği alman devletlerinin hemen hepsini kendine bağladı. Alman devletleri 1870′te Prusya’­nın emrine üç kolordu (bir Saksonya, iki Bavyera’dan) ve üç tümen (bir Hessen, bir Württemberg, bir Baden’den) verdiler. Gerek askerî bakımdan (Moltke’nin Fran­sa’ya karşı 500 000′den çok askerli bir or­dusu vardı), gerek Prusya kumandasının önceliğini onayladığı için siyasî bakımdan, bu yardım kesin sonuç verdi. Sefer başa-rıyle sonuçlanınca Prusya ve Moltke’nin hâkimiyeti altında ama müttefiklerin hâlâ canlı askerî geleneklerine de saygı göste­rilerek II. Reich ordusu kuruldu. 1871′de kurulan bu ordu «alman ordusu» adlı ilk ordudur. Bk. ALMANYA Askeri tarih bölü­mü. (LM)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUSYA Genel tarih hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROVO

Tarih 11 Haziran 2009

PROVO sıf. ve i. (felemenkçe k.). Mer­kezi Amsterdam’da bulunan bir gençlik ha­reketine verilen ad; Hollanda’nın öteki şe­hirlerinde de taraftarları ve Avrupa’nın ba­zı merkezlerinde taklitçileri vardır. (Prog­ramı bakımından hayli kötü tanımlanan Provo hareketi [sekste serbestlik, anarşi siyaseti, barışseverlik] 1966′da Amsterdam’­da özellikle krallığa karşı şiddetli bir şe­kilde ortaya çıktı.) || Provo hareketini be­nimseyen kimse. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROVENCE Tarih

Tarih 11 Haziran 2009

PROVENCE Tarih

Phokaia’lılar M. ö. VI. yy.da Massaliaryı (Marsilya) kurdukları sırada Ligürler de Rhöne’un doğusunda Akdeniz kıyısına yer­leştiler; Massalia gerek doğrudan doğruya, gerek ticaret acenteleri aracılığıyle yerli­ler arasında yunan asıllı bir tarım (bağcılık, zeytinlikler) ve sanayiyi (çanak çömlek ya­pımı) yaydı. Keltler, Ligürlerle karıştılar (M.ö. IV.-III. yy.). Galya’da bir koalisyon kurulması (125-121), Romalıları ülkeyi işgal etmeğe teşvik etti (salyen kalesi Entromont’un yıkılması; Aix’in kurulması 122); bu iş­galin hedefi, İspanya’ya geçişi kolaylaştırmaktı (via Domitia’nın inşası). İlk Alp ötesi eyalet (Provincia Romana) meydana geldi ve bölgeye adını verdi:
Provence. Son­radan Narbonnensis (Narbonne’un kurul­ması, 118) adını alan bu eyalete Tötonların yenilmesinden (Aix, 102) ve barışın sağlan­masından (90-83) sonra tüccarlar ve şöval­yeler akın etti. Marsilya’ya boyun eğdirilmesinden sonra (49) Sezar emekli askerlerini Arles, Bezieıs ve Frejus’e yerleştirdi; Augustus da, Orange, Vienne, Avignon v.b. kolonilerini kurarak eyaletin yasasını tespit etti. Alp kesimi (Alp e s-M arıt ime s) impara­torun yetkisi altına verildi; bölgenin geri kalan kısmı senato eyaleti haline getirildi ve bir vali ile bir meclis (her ikisi de Narbonne’da [Narbonnensis]) tarafından yöne­tilmeğe başlandı. İlk barbar akınlarından sonra (M.S. 250′ye doğr.) Narbonnensis iki­ye bölündü; Rhöne’un doğusundaki kısım (Alpes Maritimes buraya bağlıydı) Viennoise adını aldı (293-305). Yeni barbar akınları ön­ce Viennoise’ın doğusunda ikinci bir Nar­bonnensis kurulmasını (381), sonra Galyalar valisinin Treves’den Arles’e çekilmesini ge­rektirdi. Arles, Batı imparatorluğunun de­vamı boyunca (395-476), Vizigotlara direndi. Batı Roma imparatorluğu yıkılınca bölgenin güneyini Vizigotlar, kuzeyini ise Burgondlar işgal ettiler. Vizigotların Vouills’de bozguna uğramasından (507) sonra yerlerini Ostrogotlar aldı; sonra Franklar Provence’ı krallık­larına kattılar (536). Bourgogne krallığına bağlanan Provence, muhtariyetini bir ölçü­de korudu; ama Araplar Septimania bölge­sini işgal edince (VIII. yy.) Charles Mart el Arapların tarafını tutan Provence’lılara bo­yun eğdirdi (736-739). Martel’in birliklerinin yakıp yıktığı Provence, Karolenjler zamanın­da büyük ölçüde geriledi. Verdun antlaşmasıyle (843) Lothar’a geçen eyalette, oğlu Kari ilk Provence krallığını (855-363) kur­du. Mirasçılar arasındaki on beş yıl süren mücadeleden sonra Kel Charles’ın kayınbi­raderi Boson, Bourgogne ve Provence kralı seçildi (879); Boson’un ölümünden sonra birçok defa el değiştiren eyalette, 947′de Bourgogne-Provence krallığı kuruldu. Bura­nın hükümdarı Konrad, Arles, Apt ve Avignon’da üç kontluk kurarak yönetimi elinde topladı. Bu sayede Boson’un oğlu Guillaume, derebeylere hâkimiyetini kabul ettire­rek, kıyıya yerleşmiş olan Arapları ülkeden çıkardı; şehirlerde ticaretin yeniden başla­ması sayesinde burjuvazi gelişmeğe başladı. Bourgogne Provence krallığı imparatora ge­çene kadar (1032) Guillaume’un sülâlesi iktidarı elinde tuttu. Toprakların kadın vâris­ler elinde bölünmesini önlemek için 1112′de Gevaudan’lı Beauce ile evlenen Barcelona kontu Ramon Berenguer III ve Toulouse kontu Alphonse Jourdain 1125′te Provence’ı bölüştüler. Berenguer III, Rhöne, Durance, Alpler ve deniz arasında kalan toprakları (kontluk), Alphonse Jourdain ise Rhöne’un batısındaki kısmı (markilik) aldı. Baux de­rebeyleri (Baux savaşları, 1142-1162), Forcalquier kontları ve Toulouse kontlarıyle çatışan katalonyalı Provence kontları, din adamlarının desteğini sağladılar; savaşı kazanınca evlilik yoluyle Forcalquier kontlu­ğunu ele geçirdiler (1196). Kontların Toulon’da ve Balear adalarında müslümanlarla savaştıkları sırada, doğu ticaretiyle zengin­leşen burjuvalar birçok hürriyet elde ettiler. Tutumları kont Ramon Berenguer IV’ü (1209-1245) kontluğu yeniden teşkilâtlandır­mağa şevketti. Berenguer IV, Provence’ı «baillie»liklere (adalet görevlisi) böldü; ken­dinden öncekilerin siyasetinden vaz geçti ve Fransa ile ilişki kurdu (1235′e doğr). ölümü üzerine yerine damadı Anjou’lu Charles geçti (1246-1285); sık sık yurt dışına çıkmak zorunda kalan Charles, Provence’ta katalan asıllı bir senechal tarafından yönetilen ger­çek bir merkezî hükümet kurdu; senechal’e bir kurul yardım ediyordu; Charles iki yeni «baillie» kurdu ve Baux derebeylerinin des­teklediği bir komün isyanından yararlanarak konsüllüklerin yerine «viguerie»leri (hâkim) getirdi (1251-1262). Ramon Berenguer IV-ün ustaca maliye siyasetiyle biriken bütçe fazlası, Charles I’in İtalya’da, özellikle Na­poli’de (1266) bir ittifak ve fetih siyasetine girişmesine imkân verdi. Ama Sicilya kat­liamı (1282) ertesinde, Napoli Deniz savaşında Charles I’in bozguna uğramasından sonra, oğlu Charles II’nin (1285-1309) fid­yesini ödemek için ilk Provence meclisleri toplandı (1286) ve vergi işleri düzenlendi. Provence’ın zenginliği, Sicilya’nın ve Akka’-yı müslümanların almasından (1291) sonra doğu ticaretinin kaybedilmesinden, Ara-gon’a karşı savaştan ve korsanlardan büyük zarar gördü. ülke o tarihte halkının üçte ikiye yakınını kaybetti. Kra­liçe Jeanne I, Anjou’lunun (1343 – 1382) siyaseti, şirketlerin (1357-1358), Aragon çe­telerinin (1361) ve fransız çetelerinin (1365-1369) akınları durumu daha da ağırlaştır­dı. Jeanne I’in evlat edindiği (1380) Anjou’­lu Louis I’in (1383-1384) ölümünden sonra dul karısı, Nice, Puget-Theniers, Lantosque vadisi ve Barcelonette’i Savoia’ya bıraktı. Vârisleri Louis II (1384-1417) ve Louis III (1417-1434), Napoli’yi yeniden ele geçirmek için giriştikleri seferler yüzünden hazineyi boşalttılar. Rene (1434-1450) Napoli’yi kesinlikle kaybetti ve barış yeniden sağlanın­ca Provence’ın iktisadî kalkınmasına katkı­da bulundu. Yerine geçen yeğeni Maine’li Charles (öl. 1480) ölürken Provence’ı Fran­sa kralı Louis XI’e miras bıraktı. Fransa kralı bir barış ve birliği sağlama siyaseti güttü. Fransız-lspanyol savaşları sırasında François I’in isviçreli ve alman birlikleri, Provence’a («Valdo’culuğu» ve Luther’ciliği soktular (1545). Aix parlamentosu sapkınlı­ğa savaş açtı ve «valdo’cular» ezildi (1545). Din savaşı sırasında katolikler «Ligue» (birlik) adı altında birleşirken Protestanlar krala ve «siyasetçilere» yanaştılar (1584). Ligue başkanı Cassaubc (1591-1596), Marsil­ya’da zorbalığını sürdürürken vali, Proven­ce’ın ortasına ve güneyine hâkimdi. Aix parlamentosu, Henri IV’ün mezhep de­ğiştirmesinden sonra tanıdı (1594). Her üç yılda bir toplanan meclisler vergi kanunları çıkarmada çekimser davrandığından, 1639′dan sonra toplanmağa çağrılmadılar; yerleri­ni kralın iktidarını destekleyen bir komün­ler genel meclisi aldı; bu mecliste Aix konsülleri, Provence’ın savunucusuydu. Bir dilekçe meclisi kurulması ve üye­lerine parlamento başkanı ve danışmanı olma imkânı tanınması (1647) soyluların is­yanına yol açtı; isyanı Mazarin’in Provence valiliğine tayin ettiği Merceur dükü bastır­dı (1652-1653). Marsilya’ya boyun eğdirilme-sinden sonra (mart 1660), Provence’ı krali­yet idaresi yönetti.

XVIII. yy.da kral birliklerinin avusturyalı istilâcıları püskürttükleri (1707-1746) ve ve­banın Provence’ı kırıp geçirdiği (1720) sı­rada, Provence’lı korsanlar bir yağma hare­ketine giriştiler. Paris parlamentosu gibi Aix parlamentosu da Jansenius’çuluk lehine mücadele etti ve civzitlerin suçla­narak sürgün edilmesinde önemli rol oynadı (1764). Maupeou tarafından kaldırı­lan (1771) Aix parlamentosu yeniden toplan­dıktan sonra (1775) siyasetle ancak ikinci derecede rol oynadı, imtiyazlılar 1770′ten itibaren Provence meclislerinin toplanma­sını istediler; ama komünlerin genel meclis­lerine çoğunluk vermeyi ve vergilerde yeni bir dağılım yapmayı kabul etmediler. Bunun üzerine halk imtiyazlılara karşı şiddet hareketlerine girişince, imtiyazlılar muafi­yetlerinden hemen vazgeçtiler. 1789 Etats generaux seçimlerinde seçilen iki Provence’lı-nın devrimin yönetiminde kesin etkisi oldu. Aix ve Marsilya’da Mirabeau; Paris’te, Sieyes. Provence üç idare bölgesine bölündü (26 şubat-4 mart 1790): Bouches-du-Rhöne, Var ve Basses-Alpes idare bölgeleri: bu bö­lünmeyle Provence’ın son siyasî imtiyazları da ortadan kalktı.

— Leng. Provence dili teriminin dilbilimde iki kullanımı vardır: geniş anlamıyle oc dili lehçeleri bütününü ve özellikle eski proven­ce dilini veya trubadurların dilini, dar anla­mıyle de bugün Eski Provence, Nice kont­luğu, Venaissin kontluğu, Dauphine’nin gü­neyi ve Nîmes ile Uzes idare çevrelerini kap­sayan topraklar üzerinde konuşulan dili belirtir. Şüphesiz bu iki anlamlılık biraz rahatsız edicidir; bazı dilbilimciler, provence dili teriminin geniş anlamını belirtmek için Oc’tan türeyen Oksitan kelimesini kullan­dılar; ama bu kelime de iki anlamlıdır, çün­kü günümüzde oc dili lehçelerinin tümü için ortak bir dil kurmak isteyen ve trubadur­ların imlâsını kullanan bir grup modern ya­zar (özellikle languedoc lehçesiyle yazanlar) tarafından Özel bir anlamda ele alınır.

Dar anlamıyle provence dilinin en azından dört değişik biçimi vardır: Rhöne’un her iki kı­yısında konuşulan rhâne lehçesi; Martigues ve Marsilya’dan Cannes’a ve Apt’tan Draguignan’a kadar uzanan kıyı lehçesi; nice lehçesi ve Forcalquer ile Castellane ve Sisteron ile Allos arasında oknuşulan gap leh­çesi; buna Yukarı Alpler’de konuşulan alp provence lehçesi de eklenebilir; bir geçiş lehçesi sayılan bu lehçe, fransız-provence lehçesi özellikleri kapsayan gap lehçesinin değişik bir biçimidir. Bü lehçelerin her biri­nin değişik biçimleri vardır: lehçesel parça­lanma çok yaygındır ama farklar yalnız fo­netikte görülür; lehçelerin kelime hazinesi, morfolojisi ve sözdizimi ortaktır; yalnız, nice lehçesinin bu konuda ayrıcalık gösterdiği söylenebilir; çünkü 3388′de Provence’ın geri kalan bölümüyle bağlarını koparan ve bu yüzden özel bir evrim geçirerek birçok eski biçimi muhafaza eden bu lehçe, kendine has bir görünüm kazanmıştır. Bu lehçelerden rhâne lehçesi, Mistral ve çö­mezleri (Felibrige okulundan şairler) saye­sinde edebiyat dili oldu ve çok zengin bir edebiyatın ifade aracı haline geldi. Mistral, Aubanel, Roumanille,
J. d’Arbaud, V. Bernard’ın eserleri milletlerarası bir üne ulaştı. Provence dili, Mistral’den önce de sürekli ve çoğunlukla başarılı olarak yazılmıştı; XVI. yy.da Bellaud de la Bellaudiere, XVII. ve XVIII. yy.da Brueys, Zerbin, T. Gros, J.de Cabanes, XIX. yy.da marsilyalı şarkı yazarı Victor Gelu tarafından işlendi. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROVENCE Tarih hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROUST (Antonin)

Tarih 11 Haziran 2009

PROUST (Antonin), fransız siyaset adamı (Niort 1832-Paris 1905). Gazetecilik yaptı, Semaine Üniverselleri kurdu (1864), Gambetta’nın sekreteri oldu ve Paris’e sığman halkın yönetimiyle görevli içişleri bakanlığı­na getirildi (eylül 1870-şubat 1871). Cumhuriyetçi birlik milletvekili seçildi (1876 -1893), güzel sanatlar bakanlığına getirildi (1881-1882). 1892′de adı Panama olayına ka­rıştı, mahkemeye verildi, 1893′te beraat et­ti.
Başlıca eserleri: Le Prince de Bismarck, sa Correspondance (Prens Bismarck ve Mektupları) [1876], L’Art Français 1789 1889 (1789-1889 Arasında Fransız Sanatı) [1890], L’Art Sous la Republique (Cumhu­riyet Devrinde Sanat) [1891], (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROUST (Antonin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTOPOPOV (Aleksandr Dmitriyeviç)

Tarih 11 Haziran 2009

PROTOPOPOV (Aleksandr Dmitriyeviç), rus siyaset adamı (1864-Petrograd 1918). Bü­yük toprak sahibiydi. Liberal eğilimleriyle dikkati çekti, üçüncü ve Dördüncü duma’larda (1907-1917) milletvekili oldu. Oktobrist partiye yazıldı ve partinin sol kanadında yer aldı. Ekim 1916′da içişleri bakanı oldu. Rasputin’in aracılığıyle bu göreve getiril­mesi, siyasî tutumunda tam bir değişmeye yol açtı. Stürmer ile birlikte, Almanlarla Ruslar arasında danışıklı bir barış sağlamakla suçlandı. Gerek bu şüpheler, gerek içeride sistemli olarak geliştirilen baskı siyaseti yüzünden, eski dostlarını kendinden so­ğuttu. Partisinden çıkarıldı. Şubat 1917′deki devrimci olaylar karşısında güçsüz kaldı. Başvurduğu polis baskısını haklı göstermek için, belki de, önce bu karışıklıkların geliş­mesine göz yummuştu. Bolşevikler tarafın­dan idam edildi. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTOPOPOV (Aleksandr Dmitriyeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROTİÇ (Stojan)

Tarih 11 Haziran 2009

PROTİÇ (Stojan), yugoslavyalı siyaset ada­mı (Kruşevac 1857 – Belgrad 1923). Ra­dikal milletvekili seçildi (1887). 1888 ve 1903 Anayasalarının hazırlanmasına katkı­da bulundu, içişleri (1903-1907 ve 1912-1914) ve maliye bakanlıklarında bulundu (1909-1912 ve 1917-1918). Yugoslavya’nın birliği konusunda Korfu bildirisine Paşiç ile ka­tıldı (20 haziran 1917). Sırbistan, Hırva­tistan ve Slovenya krallığının ilk kabinesi­ni kurdu (aralık 1918 – ağustos 1919) ve toprak reformunu gerçekleştirdi. Yeniden hükümet başkanı oldu (şubat-mart 1920). Hırvatlara imtiyaz verilmesini kabul et­meyen Paşiç ile ilgisini gesti. Federal prog­ramlı Bağımsız Radikal grubu kurdu ve Radikal dergisini çıkardı. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROTİÇ (Stojan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİRİNÇ

Tarih 11 Haziran 2009

PİRİNÇ i. (fars. birine’den). Eski Dünya’-nın sıcak bölgelerinde yetişen taneli bitki (ilmî adı Oryza sativa. Buğdaygillerden): Babasından kalan topraklara pirinç ekmeğe başlamıştı (R.N. Güntekin). || Aynı bitkinin tanesi: Kızım hastaydı, Yusuf Ağamız pi­rinçle yağ aldı, hatır sormaya geldi (Sa­bahattin Ali). Bir asker pirinç ayıklamakla meşguldü (Ş. S. Aydemir).

— ÇEŞ. DEY. Pirinci su kaldırmamak, şaka­dan anlamamak; alıngan, çabuk darılır ol­mak.
Ayıkla pirincin taşını. Bk. AYIKLA­MAK.
Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak. Bk. DİMYAT.

— Astron. Pirinç taneleri, Güneş’in ışık küresinin Yer’den görünen yüzeyindeki ta­necikler.
— Bitki hastalıkları. Pirinç yanığı, piricularia oryzae mantarının çeltikte yaptığı has­talık.
— Eczc. Pirinç suyu, pirincin kaynatılmasıyle elde edilen su. (İshal kesici olarak ta­nınır.)
Pirinç unu, pirincin öğütülmesiyle elde edilen bir tür un. (Süt çocuklarını süt­ten kesme zamanında besin olarak kulla­nılır.)
— El işleri. Pirinç örgü, elde ve iki şişle; birinci sırada, bir ters, bir yüz olarak, ikinci sırada, tersin üstüne yüz, yüzün üstü­ne ters ilmek atarak düzenlenen yün ör­güsü.
— Kozmetoloji. Pirinç pudrası. Bk. PUDRA.
— Mutf. Bk. ANSiKL.
Pirinç lokması, süt­le haşlanmış pirinçten yapılan bir çeşit tatlı. (Sütün içinde haşlanarak hamur haline ge­tirilen pirinç, lokmalar halinde yuvarlan­dıktan sonra önce yumurtaya, sonra ga­leta ununa bulanır, yağda kızartılır ve so­ğuk şuruba atılır.)
Pirinç çorbası, pirin­ci, et suyu, tavuk suyu veya sade suda domates ve maydanozla haşlayarak yapılan çorba. (Terbiyelisi de olur. Genellikle kırık pirinçten yapılır, perhiz yemeği olarak ge­çerli bir çorbadır.)
— Şapkacılık. Pirinç sapı, şapka konfeksi­yonunda kullanılır.
— Tasav. Pirinç meydanı, mevlevîlerin mut­fakta hep birlikte pirinç ayıklamalarına ve­rilen ad. (Lokma hazırlanırken matbah canları pirinç ayıklamağa yetişemezse dergâh­ta bulunanların hepsi toplanarak pirinç meydanı yaparlardı.)
— Zootekn. Hayvanların beslenmesinde pi­rincin değeri arpanınkine yakındır; çeltik fabrikalarında, elde edilen pirinç kepeğinin ve kaba pirinç ununun besin değeri ise çok değişiktir.
— ANSiKL. Bot. ve Coğ. Beş altı türü bulunan pirinç’m her başakçığında bir çi­çek ve her çiçekte altı erkek organ bu­lunur. İyice gelişen iki iç kavuzcuk ke­narlarından birbirine bitişerek ileride mey­veyi tamamen sarar. Bu durumdaki pi­rince «çeltik» denir. Pirinç ekimi için en elverişli yer nemli topraktır. Samanı da­yanıklı olmadığı için pirinç sapı ancak ta­zeyken hayvan yemi olarak kullanılır ve­ya gübre olur. Pirinç doğu asya halkla­rının temel yiyeceğidir. Pirinç tarımı iki yüzyıldan beri Afrika ve Kuzey Amerika’­da da yaygınlaştı. İspanya, İtalya, Mısır ve Türkiye’de de pirinç yetiştirilir. Pirinç çe­şitleri pek çoktur ve hemen hepsi Oryza sativa türündendir. Tarım pirinçleri başlıca dört tipe ayrılır: Oryza sativa var. dura; O. sativa var. montana; O. sativa var. glutinosa; O. sativa var. fluitans. Afrika’da ay­rı bir pirinç türü daha yetiştirilir (O. glaberrime).
Ova pirinçleri sulanmak ve kötü otlardan ayıklanmak ister. Tohum, yani çeltik tanesi yirmi dört saat suda bırakıldıktan sonra, iyi bir toprak kesimine serpme usulüyle eki­lir; üç dört gün içinde çimlenir; bitkinin boyu 15-20 sm’yi bulunca oradan sökülerek tarlaya dikilir. Filizler dikildikten sonra tarlaya yavaş yavaş su verilir. Pirinç çiçek açıncaya kadar su verilmeğe devam edilir. Çiçekten sonra başakların olgunlaşması için sulama azaltılır. Bölgelere göre, ekimden dört beş ay sonra hasat yapılır; eğer ülke­nin iklimi elverişliyse, aynı yere yeni ekim yapılarak yılda iki ürün alınabilir.
• Dünya üretimi. Dünyadaki pirinç üreti­mi yılda çeltik olarak 250 milyon tonu aşar. Bunun yüzde 90′dan fazlası Asya’nın musonlar bölgesinde üretilir; buralarda hal­kın temel yiyeceği pirinçtir; arazi her yıl yeniden hazırlanır, düzeltilir, su yolları onarılır, yeni arklar yapılır ve pirinç fideleri çoğu zaman su içinde dikilir. Sıcak bölge­lerde, Asya’nın güneydoğu ülkelerindeki alüvyonlu alçak ovalarda yılda bazen iki üç defa hasat yapılır.
Yoğun bir çalışma sayesinde, bu ovaların kenarındaki yamaçlarda teraslar yapıp su­lamak suretiyle de pirinç yetiştirilir. Nü­fusu az olan ve düzenli bir şekilde bol yağ­mur alan bölgelerde ormandan açılan yer­lerde «ray» veya «ladang» sistemiyle dağ pi­rinci yetiştirilir. Çok su ve sıcaklık isteyen pirinç, bilinen pek çok çeşidine rağmen, ancak sıcak bölgelerde yetişir. Ilıman ik­lim kuşağında, meselâ Akdeniz bölgesinde ve Japonya’da pirinç, yazları yeteri kadar uzun ve sıcak olan yerlerde bir yaz ürünü olarak kesilir, öte yandan pirinç çok bakım istediğinden uzun süre yalnız el emeğinin bol olduğu ülkelerde üretilebilirdi. Şimdi mekanik âletlerin kullanıldığı ülkelerde el emeği eksikliği giderildi. İkinci Dünya sa­vaşından sonra pirinç üretimi, bütün dün­yada, özellikle Asya dışında büyük bir ge­lişme gösterdi. Afrika ve Amerika’nın tro­pikal bölgelerinde yiyecek maddesi üreti­minin azlığı, A.B.D., Avustralya ve Gü­ney Amerika’nın bazı kesimlerinde (Brezil­ya, Arjantin, Şili) tarımının iyice makine­leşmiş olması dolayısıyle pirinç üretimi hız­landı. Türkiye’de de bu devrede pirinç üretiminde büyük hamleler görüldü. Ekim tarzının çok değişik olması sebebiy­le ortalama verim rakamları, bölgelere göre çok büyük değişiklik gösterir. Güney­doğu Asya’daki ince tarım yapılan ülkeler­de, fide dikim usulüne ve çift ürün alın­masına rağmen verim çok düşüktür (Hin­distan’da hektar başına 10-12 kental, Çin’de 30 kental). Japonya ve Mısır’da gübre kul­lanılması ve pirinç tohumunun ıslahı ile orta­lama verim 48-50 kentale ulaşır. Yalnız İs­panya ve İtalya’da verim 50 kentalin üstü­ne çıkar. Kaba tarım yapılan, yani fide di­kimine gitmeden makineyle ekim yapılan ülkelerde, Avustralya hariç, verim daha da düşüktür. Bütün bu farklara rağmen 100 milyon ton üretimle Çin ve 45 milyon tonla Hindistan başta gelir; bunları hayli geri­den Japonya ve Pakistan takip eder. Fakat bu ülkelerde pirinç halkın temel yiyeceği ol­duğundan ve nüfus çok kalabalık bulundu­ğundan tüketim çok fazla, ihraç edilen pi­rinç çok azdır. Ayrıca iklimdeki düzensiz­likler de her yıl alınan ürün miktarının önemli derecede farklı olmasına sebep olur. Bu sebeplerle pirinç ticareti dünya pirinç üretiminin çok az bir kısmını kapsar (yak­laşık olarak yüzde 5). Pirinç ticareti İkinci Dünya savaşı öncesinden başlayarak büyük bir değişikliğe uğradı.
Birmanya ve Tayland, Uzakdoğu’da tüketim fazlası en çok olan pirinç satıcı ülkelerdir; fakat bunlar pirinci batı ülkelerine satacağı­na şimdi asya ülkelerine satmaktadırlar (yaklaşık olarak 1 milyon ton). Çünkü ba­tı ülkeleri şimdi amerikan ve akdeniz böl­gesi pirinçlerini ithal etmektedirler. Nüfus artışından dolayı en çok pirinç satın alan ülkeler ise Hindistan, indonezya, Seylan, Japonya, Malezya ve Pakistan’dır. Dünyada birinci üretici ve tüketici olan Çin öteden beri pirinç ithal ederken, şimdi yılma göre bazen 1 milyon tona yakın pirinç ihraç et­mektedir. Her zaman pirinç ihracatı yapan diğer bellibaşlı ülkeler A.B.D., Formoza ve italya’dır. Mısır, Vietnam, Kamboç, Pa­kistan ve Madagaskar gibi bir kısım ülke­ler de zaman zaman pirinç ihraç etmekte­dir.
• Türkiye’ye Uzakdoğu’dan getirilen pirinç, Adana, Adıyaman, Ankara, Artvin, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, içel, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Malat­ya, Maraş, Mardin, Rize, Sakarya, Sam­sun, Siirt, Sinop, Tekirdağ, Urfa illerinde üretilir. Çeltik tarımının gerektirdiği bol sulama, sıtmaya yol açtığından üretim işi kanunla düzenlenir. Osmanlı imparatorlu­ğunda bu düzenleme 1908′e kadar nizamna­melerle yapıldı, ilk kanun 1910′da yayınlan­dı. Cumhuriyet döneminde 1936 tarihli 3039 sayılı kanunla çeltikçilik çalışmaları yeni­den düzenlendi. Kanunda, çeltik ekimine izin verilmesi yetkisi illerde ve ilçelerde ku­rulacak çeltik kurullarına bırakıldı.
Türkiye’de üretilen pirinç çeşitleri çeltik özelliklerine göre şu adları alır: 1. kılçıksız; 2. sarı çeltik; 3. ak çeltik; 4. amberotu; 5. mısbak (ak çeltik); 6. kara kılçık; 7. kırmızı çeltik; 8. kasım beyazı; 9. japon pirinci; 10. viyolona siyahı; 11. pangina pirinci; 12. onsen pirinci.
Türkiye’de tüketim ihtiyacından daha fazla pirinç üretme gücü vardır. Ancak sınırla­mada uygulanan siyaset yüzünden her za­man dışarıdan satın alınır. Çeltik kanunu­nun yürürlüğe girdiği yıl (1936) çeltik eki­len arazi 40 000 hektar, elde edilen ürün de 74 000 tondu. 1940′ta ekim alanı 20 000 hek­tara, ürün ise 63 000 tona indi. 1945′te 18 000 hektardan 32 000 t pirinç alındı. Ziraat alanında ortaya çıkan gelişmelerin yardı­mıyle birim alanda verim yükseltilerek 1955′te 29 000 hektardan 61 000 t pirinç elde edildi. 1966′da ekilen alan 65 000 hektar, üretim de 150 000 t oldu. 1970′te 60 000 hektar araziden 160 000 t pirinç alındı.
— Mutf. Pirinç, nişasta bakımından çok zengin, kolay sindirilen bir besindir; kabız­lık yaptığına inanılırsa da doğru değildir. Uzakdoğu halklarının çoğunun temel besi­nidir. Ülkemizde, pirinçten yapılan yemek­lerin en yaygını pilav ve lapadır; dolmala­ra, bazı etli yemeklere, özellikle kıymaya katılır (sulu köfte); pirinç bazı tatlıların hazırlanmasında da kullanılır (sütlaç, zer­de). Pirincin çeşitleri vardır ve her çeşidi ayrı bir yemek için kullanılır (pilavlık, lapalık pirinç v.b.); fakat her halde pişirme­den önce pirinci iyice yıkamak gerekir, ta ki süzülen su bulanık olmasın; böylece, pi­şirilen pirinç tane tane olur.
Pirinci pişirmenin başlıca üç usulü vardır: birincisinde, bol kaynar suda pişirildikten sonra pirinç soğuk sudan geçirilir; bu usul­le pişen taneler hafif sert olur ve tek tek dişe gelir; doğu usulü pilavda pirinç hafif­çe yağda kavrulur, sonra su veya et suyu katılıp pişirilir; üçüncüsü ise, sütle pişirme usulüdür, soğuk sudan geçirilmesi olumlu sonuç vermez; bu bakımdan, pirinç iki dakika süreyle kaynar suda tutulur, süzülür, sonra sütle pişirilir.
Batı usulü pirinç pişirmede, pirinç taneleri­nin zarını yumuşatmak için önce kısa süre yarı kaynatılır yahut susuz tencerede hafif­çe pembeleştirilir, bu işlem pilava ayrı bir koku verir. (ML)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRİNÇ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRİEUR – DUVERNOiS (Claude Antoine, kont)

Tarih 09 Haziran 2009

PRİEUR – DUVERNOiS (Claude Antoine, kont), Frieur de la Coted’Or, denir, fransız siyaset adamı (Auxonne 1763-Dijon 1832). Konvansiyon meclislerine milletvekili olarak girdi; Halk Kurtuluş komitesi üyesi (ağustos 1793-ekim 1794) oldu, bu komitede Lindet ve Carnot ile birlikte ordu meselele­riyle uğraştı. Thermidor’culara karşı Barrere ve Collot d’Herbois’yı savundu, değerli bir bilgin olduğu için tutuklanmaktan kur­tuldu (mayıs 1795). ölçü ve ağırlıklarda bir birliğe varılmasını kabul ettirdi, Bayındırlık İşleri enstitüsü ve ficole Centrale’in (sonra­dan ficole Polytechnique oldu) kurulmasına yardım etti (1795).
Eserleri: Art du Militaire (Askerin Sanatı) [1793], Nouvelle instrucion sur les Poids et Mesures et sur le Calcul Decimal (Ağırlıklar, ölçüler ve Onda­lık Hesap üstüne Yeni Bilgiler) [1795]. De la Decomposition de la Lumiere en ses Elements les plus Simples (Işığın En Basit Ele­manlarına Ayrılışı üstüne) [1816]. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİEUR – DUVERNOiS (Claude Antoine, kont) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole)

Tarih 09 Haziran 2009

PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole), fransız siyaset adamı ve gazetecisi (Paris 1829 – Washington 1870). Aix fakültesinde profesörlük yaptı. Journal des Debats’nın, Courier du Dimanehe’m siyaset yazarı ol­du. İğneliyici üslûbu ve fikir hürriyetini savunan yazıları sayesinde napolyon’cu re­jime karşı olanlar arasında büyük ün ka­zandı. Napoleon III’ün düşmesinden az ön­ce imparatorun safına geçti. A.B.D.’ye el­çi olarak gitti (1870). imparatorun barışçı siyaseti konusunda teminat vermiş olduğu için, Prusya’ya savaş ilân edildiğini öğre­nince intihar etti (temmuz).
Başlıca eser­leri: Essais de Politique et de Litterature (Siyaset ve Edebiyat Denemeleri) [1859-1863], Etudes sur Les Moralistes Français (Fransız Ahlâkçıları üstüne inceleme) [1865], La France Nouvelle (Yeni Fransa) [1868]. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREVOST-PARADOL (Lucien Anatole) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRETORİUS (Marthinus Wessel)

Tarih 09 Haziran 2009

PRETORİUS (Marthinus Wessel), güney afrikalı siyaset adamı (Graaff Reinet, Kap 1819 – Potchefstroom 1901), Andries Wilhelmus Jacobus Pretorius’un oğlu. Orange ile Transvaal’in birleşmesi için çalıştıysa da başaramadı, 1860′ta Orange başkanlığın­dan ayrılarak, Transvaal başkanlığına geç­ti (1863). Vaal’in kuzeyindeki elmaslı ara­ziler konusunda Natal valisinin hakemliği­ne başvurdu. Boer’lerin öfkelenmesi, onu istifa etmek zorunda bıraktı (kasım 1871). 1879′da, 1877′de Natal’e ilhak edilen Trans­vaal’in tekrar bağımsızlığa kavuşması yo­lunda hazırlıklara girişti. Joubert ve Kruger ile birlikte bir triumvirlik kurdu (1880), Laing’s Neck ve Majuba Hill zaferlerinden sonra Transvaal’e geniş ölçüde muhtariyet kazandırdı (1881). Bundan sonra yerini Kruger’e bıraktı. (L)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRETORİUS (Marthinus Wessel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Sonraki sayfa »