PRETORİUS
Tarih 09 Haziran 2009
PRETORİUS (Andries Wilhelmus Jaco-bus), güney afrikalı siyaset adamı (Graaff Reinet, Kap 1798 – Potchefstroom, Transvaal 1853). Natal’e yerleşti (1829), Dingaan yönetimindeki Zuluları Blood River’da yendi (16 aralık 1838) ve Natal cumhuriyetini kurdu, ülkenin İngilizler tarafından ilhakından sonra, bir boer grubu (trek) ile Orange’a doğru yürüdü ve Boomplaats’ta yenildi (1848); ikinci bir boer grubuyle Vaal’e doğru yola çıktı ve Transvaal cumhuriyetini kurdu (bağımsızlığı 1852′de onaylandı). Pretoria şehri, ismini Pretorius’dan alır (1855). [L]
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRETORİUS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRESTES (Luis Carlos)
Tarih 09 Haziran 2009
PRESTES (Luis Carlos), brezilyalı siyaset adamı (Porto Alegre 1898). Meslekten yetişme subaydı; 1924′te ayaklanan bir grubun başına geçti; Brezilya’nın güneyinden Rio de Janeiro’ya yönelen bu grubun ordu tarafından yolu kesilince Bolivya’ya sığındı. Komünizmi benimsedi ve Moskova’ya gitti, orada Komintern tarafından Latin Amerika’da komünist hareketi yönetmekle görevlendirildi. 1934′te Brezilya’ya döndü, ertesi yıl G. Vargas’a karşı bir askerî ayaklanma teşebbüsüne katıldı, fakat tutuklandı ve kırk altı yıl hapse mahkûm oldu. İkinci Dünya savaşından sonra serbest bırakıldı ve yeniden komünistlerin (bunlar o sıralarda kanun dışı ilân edilmişlerdi) başına geçti (1947). Goulart düşünce (1964) Prestes gıyaben otuz yıl hapse mahkûm edildi. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRESTES (Luis Carlos) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRENS SABAHADDİN
Tarih 09 Haziran 2009
PRENS SABAHADDİN, türk sosyologu ve siyasetçisi (İstanbul 1877 – İsviçre, Neuchâtel 1948). Damat Mahmud Celâleddin Paşanın oğlu. Annesi, Sultan Abdülmecid’in kızı Seniha Sultan’dır. Saray geleneğince özel öğrenim gördü. Sonra babası ve kardeşiyle Paris’e gitti (1899). Paris’te jön türkler içinde bir grubun başına geçti. İkinci Meşrutiyetin ilânı (1908) üzerine Türkiye’ye döndü. Avrupa’da bulunduğu sürede La Revue dergisindeki yazılarıyle ilgi çekti. 1906-1908 Yılları arasında Terakki adlı aylık bir dergi çıkardı. Sosyal ve siyasî düşüncelerini Birinci İzah, İkinci İzah ve Üçüncü izah (İttihat ve Terakki ile kendi arasındaki görüş ayrılıklarını açıklar) adlan altında yayımladı. 31 Mart olayından bir süre sonra tutuklandı (1909); Mahmud Şevket ve Hurşid Paşaların araya girmeleri üzerine serbest bırakıldı. «Teşebbüsü şahsî ve ademi merkeziyet» (özel teşebbüs ve merkeze bağlı olmadan yönetim) diye adlandırdığı görüşleri yayılmağa başlayınca «Nesli Cedid kulübü adı verilen bir ocak kuruldu. Prens Sabahaddin’in düşüncesini benimseyen gençler bu ocağın çevresinde toplandılar. Zamanla ocağın faaliyetleri siyasî bir nitelik kazanmağa başladı, bunun üzerine ocak kanatıldı (1911). Prens Sabahaddin, ademi merkeziyetçi bir görüşü savunuyor, İttihat ve Terakki’ye karşı çıkıyordu. Bu tutum ve düşüncelerine rağmen Türkiye’de liberal görüşü benimseyenlerle açıkça birleşmedi, onları üstü kapalı bir şekilde tutar göründü. İttihat ve Terakki ile bağdaşmayan düşüncelerini yazılarıyle açığa vurunca gerginlik daha da arttı. Bir ara padişaha hitaben Tembellik ve merkeziyetçilik bizi mahvedi-or diye bir yazı yazdı. Balkan savaşının çaktığı yıllarda yazdığı bu yazı ittihatçıları büsbütün öfkelendirdi. Mahmud Şevket Pasa suikastine adı karıştı; mahkûm edildi. Bunun üzerine Paris’e kaçtı. Birinci Dünya savaşının çıkması üzerine padişaha barış yapılmasını ileri süren mektuplar yazdı. Savaş bitince Türkiye’ye döndü (1919). Türkiye’de bulunduğu sürece sosyal ve siyasî virüslerini açıklayan yazılar yayımladı. Bir süre sonra tekrar Avrupa’ya gitti (1920). Cumhuriyetin ilânından sonra Osmanlı hanedanın Türkiye’den çıkarılması üzerine bir daha yurda dönemedi, İsviçre’de yerleşti. Prens Sabahaddin, Türkiye’de Durkheim sosyolojisine karşı, kaynağını Le Play ve Edmond Demoulins’de bulan ferdiyetçi (bireyci) sosyoloji anlayışının kurucusu ve tanıtıcısı sayılır. Ona göre bir toplumun, bir devletin temelini fertler teşkil eder. Toklumu kuran, ona varlık bütünlüğü, yaşama gücü kazandıran fert olduğu için, sosyolojinin işe fertleri ele alarak başlaması gerekir. Ferdin varlık kurallarını, toplum içindeki yerini, görevlerini, fertler arasındaki karşılıklı davranışları, fertlerin birbirleri karşısındaki tutumlarını, sorumluluklarını araştırmak, açıklamak sosyolojinin görevleridir. Fert, toplum için değil, toplum fert içindir. Devlet, fertlerin ortak bir başarısı olduğu için, ferde yönelmeli ye onun varlık ilkelerine göre düzenlenmelidir. . Devletin görevi ferdin mutlusunu sağlamaktır. Toplum ve devlet ancak fertlerle açıklanabilir; devletten ferde değil, fertten devlete varılır. Fert, devletin temel taşıdır. Devlet fertleri sağlam, yetenekli, yetişkin ve başarılı oldukları ölçüde bütünlük ve süreklilik kazanır. Başta devlet olmak üzere, bütün sosyal kurumlardan önce vardır, öğretim ve eğitimin amacı ferdin yetişmesi, devletin görevi ferdin güvenliğidir. Prens Sabahaddin Durkheim’in görüşlerini benimseyen, içlerinde Ziya Gökalp’in de bulunduğu ittihatçılarla anlaşamıyordu. özellikle Paris’te bulunduğu yıllarda yazmıs olduğu mektuplarda bu görüşleri savundu. Türkiye’nin kalkınmasını özel teşebbüsün geliştirilmesinde buluyordu. Ona göre üretimin düzenlenmesi, üretici güçlerin geliştirlmesi, bir tarım üfkesi olan Türkiye’de ırana geniş ölçüde önem verilmesi gereklidir. Bunların gerçekleştirilmesi de özel teşebbüsün gelişmesine, tekelci, belli ve tek bir merkeze bağlanmama anlamına gelen ademi merkeziyetçilik anlayışının yerleştirilmesine bağlıdır.
Türkiye’nin sosyal kuruluşu, eski geleneklere, ferde önem vermeyen bir anlayışa dayandığından çağdaş gelişime ayak uydurulamamaktadır. Bu yüzden, bütün toplum kurumlarında ferdiyetçi bir görüşe bağlanılmalı, yönetim düzeninde «idarî merkeziyetsizlik» ilkesi uygulanmalıdır. Osmanlı devleti Sınırları içinde bulunan bölgeler de İstanbul’a bağlanmaktan kurtarılmalıdır. Devletin yönetim biçimini değiştirmekle yenileşme ve reform olmaz. Reform, ancak fert hayatının gelişimini durduran, özel teşebbüsü önleyen kurumların değiştirilmesi, yenilerinin kurulmasıyle olur. Türkiye’de yapılması gereken en önemli yenilik eğitim ve öğretim düzeninde olmalı, öğretim kurumları, tüketici memur Sınıfı yetiştirmekten kurtarılarak üretici eleman yetiştirebilecek bir nitelikte düzenlenmelidir, öğretim ve eğitim, uygulamalı (pratik) bir nitelik kazanırsa, bilim hayata, üretici kurumlara yardımcı olur. Prens Sabahaddin bu görüşleriyle, Türkiye’de bilimin hayata uygulanmasını, eğitim ve öğretim kurumlarının üretici eleman yetiştirici nitelikte düzenlenmesini savunan ilk aydın oldu. Bilimde deneye, olayların açıklanışında sebep-sonuç ilkesine inanıyordu. Ona göre olayları birbirine bağlayan temel oluşumlar anlaşılırsa hem geçmiş, hem de onun bir süreci olan gelecek daha kolay kavranır.
Prens Sabahaddin’in çeşitli dergilerde çıkan yazıları biraraya toplanmadı. Basılan tek eseri: Türkiye Nasıl Kurtarılabilir’dir (1911). [-> Bibliyo.] (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENS SABAHADDİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREİSER (Erich)
Tarih 09 Haziran 2009
PREİSER (Erich), alman iktisatçısı (doğ. Gera, Thüringen 1900). Rostock (1937), Jena (1940), Heidelberg (1947) üniversitelerinde ders verdi. 1943′ten itibaren Jahrbuch für Nationalökonomie und Statistik (Millî iktisat ve İstatistik Yıllığı) ve Enzyklopadie der Rechtsund Staatswissenschaft’ın (Hukuk ve Siyaset Ansiklopedisi) yöneticileri arasında yer aldı. Başlıca eserleri: Grundzüge der Konjunkturtheorie (Konjonktür Teorisinin İlkeleri) [1933]; Geştalt und Gestaltung der Wirtschaft (İktisadın Yapısı ve Oluşması) [1934], Die Zukunft Vnserer Wirtschaftsordnung (İktisat Sistemimizin Geleceği) [1949], Die Soziale Problematik der Marktwirtschaft (Pazarlamanın Sosyal Meseleleri) [1951]. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREİSER (Erich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PREBİSCH (Raul)
Tarih 09 Haziran 2009
PREBİSCH (Raul), arjantinli iktisatçı (doğ. 1901). Buenos Aires üniversitesinde iktisat okuttu (1925). Maliye bakanlığı sekreter yardımcısı, sonra Merkez bankası başkanı (1935-1943) oldu. Latin Amerika İktisat komisyonu genel sekreterliğine getirildi (1948-1962), UNCTAD’ın genel sekreterliğini yaptı
(1964-1969). İleri ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki açığın önlenmesi için, hammaddelerin dünya piyasasında milletlerarası seviyede teşkilâtlandırılmasını tavsiye etti.
Başlıca eserleri: introduccion a Keynes (Keynes’e Giriş) [1960]; Hacia una Dinamica del Desarrollo Latinoamericano (Latin Amerika’nın Gelişmesinde Dinamizme Doğru) [1963]; Nueva Politica Comercial Para el Desarrollo (Gelişme İçin Yeni Ticaret Siyaseti) [1969]; Los Obstaculos del Mercado Comun Latinoamericano (Latin Amerika Ortak Pazarının Karşılaştığı Engeller) [1967]. (M)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PREBİSCH (Raul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Principe [İL] (Prens)
Tarih 09 Haziran 2009
Principe [İL] (Prens), Machiavelli’nin San Casciano’da sürgündeyken yazdığı (1513) ve ölümünden sonra yayımlanan (1531) siyasî incelemesi. Piero de Medici’nin oğlu Urbino dükü Lorenzo’ya ithaf edilen (Lorenzo’-nun belki de hiç okumadığı) bu eserde, her ikisinin de başında birer hükümdar bulunan Fransa ile ingiltere’nin toprak bütünlüklerini ve manevî birliklerini sağlamalarına karşılık, italyan cumhuriyetlerinin İtalya yarımadasının birliğini sağlamakta güçsüz kaldıkları belirtilir. Machiavelli, kendini cumhuriyetçi bir hükümete yönelten kişisel çıkarlarını göz önünde bulundurmaz, devlet anlayışına dayanan, kanun ile ahlâkın bu anlayışa bağımlı olacağı ve bu belirli bir sonuca ulaşmak için her aracı geçerli sayan pozitif bir siyaset tasarlar. Böyle bir programı, ancak ihtiyat, bilgelik ve cesareti biraraya getirmeyi başarabilen bir «prens» (yani hükümdar) gerçekleştirebilir. Enerjik, kuvvetli ve halkı ezenlere karşı merhametsiz ve kaygısız olması gereken bu prens, toplum yararı uğruna gerekirse şiddete ve yalana başvurmaktan kaçınmamalıdır. Böylece millî bir ordudan destek alarak italyan topraklarını savunabilecek tek güç olan halk tabakalarını kurtaracaktır. Bu açıdan bakıldığı zaman her halde en uygun «prens» tipi, sıfırdan başlayarak küçük bir modern devlet kurmayı başaran Cesare Borgia’dır. Machiavelli, bu küçük modern devletin, birleşik İtalya’nın çekirdeğini meydana getireceğini ummuştu. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Principe [İL] (Prens) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRİM Y PRATS (Juan)
Tarih 09 Haziran 2009
PRİM Y PRATS (Juan), Castillejas markisi, ispanyol generali ve siyaset adamı (Reus 1814 – Madrid 1870). Don Carlos taraftarlarına karşı yapılan savaşta yararlık gösterdi (1833-1839), Espartero’nun mallarının istirdadına yardım etti (1843). Bu davranışı, Madrid Askerî hükümetinin başına geçmesini ve kont payesini almasını sağladı. Narvaez’e karşı komplo kurmakla suçlandı, memleketinden göçmek zorunda kaldı. 1854 Devriminden sonra İspanya’ya döndü, Fas savaşına (1859-1860) katıldı ve marki unvanını aldı. Meksika seferi birliklerinin başına geçti, Meksika’ya karşı İspanya’nın güttüğü siyaseti açıkladı: borçlar meselesinin halli, Meksika’nın bağımsığlığına saygı (1862). Prim, başarısız birkaç komplodan sonra Topete ve Serrano ile anlaşarak kraliçe İsabel’i tahtından indirmeyi başardı (1868). Cumhuriyet yönetimini reddetti ve monarşiyi kabul eden bir anayasa çıkardı (1869). Serrano naip olunca, kendisi de başbakan oldu ve bir kral aradı: Leopold von Hohenzollern’in kabul etmemesi üzerine, duc Amedeo d’Aosta’ya başvurdu. Dük teklifi kabul etti; fakat Prim, kralın gelişinden birkaç gün önce bir suikaste kurban gitti. (L)
09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİM Y PRATS (Juan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRASLİN
Tarih 08 Haziran 2009
PRASLİN (Cesar Gabriel de choiseul-chevigny,— dükü), fransız siyaset adamı (Paris 1712-ay.y. 1785), Choiseul’ün amcasının oğlu. Kont Stainville’in (Choiseul) yerine Viyana büyükelçiliğine getirildi. Dışişleri bakanıyken (1761-1770) Paris antlaşması görüşmelerinde (1763) bütün yetkileri kuzenine vermek zorunda kaldı. Denizcilik bakanı oldu (1766-1770), Choiseul’ün başlattığı kalkınma hareketini sürdürdü, Brest’i tahkim etti, Krallık Piyade birliği ile Deniz Topçu birliğini kurdu (1769), Bougainville’in Pasifik yolculuğuna karar verdi (1766-1769). [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRASLİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRASAD (Racendra)
Tarih 08 Haziran 2009
PRASAD (Racendra), hintli siyaset adamı (1884 – Patna 1962). Kongre partisi genel sekreteri (1922) oldu, birkaç defa hapse atıldı. Tarım bakanı (1946-1947), Kurucu meclis başkanı (1946-1950) oldu, 1950 ile 1957′de iki kere cumhurbaşkanı seçildi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRASAD (Racendra) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pragmatique Sanction de Bourges
Tarih 08 Haziran 2009
Pragmatique Sanction de Bourges (Bourges Dinî yönetmeliği), Charles VII tarafından, 7 temmuz 1438′de çıkartılan yönetmelik. Bununla, haziran ayında, Bourges meclisinde kralın danışmanlarıyle fransız papaz sınıfı temsilcileri tarafından, papa ile çatışma halinde bulunan Basel konsilinin kabul ettiği esasların Fransa’ya sokulması için verilen karar onaylanıp yürürlüğe sokulmuş oluyordu. Papalığın gevşekliği açığa vurulan bu yönetmeliğin yirmi üç maddesinde, Kilisenin genel disiplini ve Papalık ile ilişkileri tek taraflı olarak düzenleniyordu. Bu maddelerde konsil halinde biraraya gelmiş olan piskoposların papadan üstünlüğü ileri sürülüyor, piskoposların ve başpapazların piskoposlar meclisi ve manastırlar tarafından seçilmesi usulünü yeniden yürürlüğe koyuyor, papazlara ödenek bağlama hakkını Papalığın elinden alıyordu (papanın ödenek emirnamesinin kaldırılması). Papalık meclisince verilen imtiyazların yirmi dört dukalıktan fazla olan gelirinden papanın pay alma hakkı da alındığı gibi, ara yargı mercilerinin işlemi sona ermeden, bir hükmün Roma nezdinde temyiz edilmesi prensibi de reddolunmaktaydı. Prensler için (kral ve aynı zamanda büyük fief sahipleri) sahiplerin ve piskoposların seçimine müdahale (tavsiye) hakkının kabul edilmesi de, artık, Papalığın nüfuzundan kurtulan Fransa kilisesini, laik iktidarın nüfuzu altına sokuyordu
(bu da gallikanizm’in prensiplerinin ilk defa kendini açığa vuruşu oluyordu). Bourges Dinî yönetmeliği (pragmatique sanction) tabiî olarak, öteki hükümdarların da bunu taklit etmesinden ve böylece otoritelerinin zayıflamasından korkan papaların muhalefetiyle karşılandı; fakat Charles VII’ye bunu iptal ettiremediler. Babasının siyasetine tepki olarak dinî yönetmeliği (pragmetique sanction) iptal eden Louis XI (27 kasım 1461 ve 16 mart 1462) papaların beklediklerinden de fazlasını yaptı. Gerçekte, fief sahiplerinin elinden piskoposlarla rahipleri seçme hakkını almıştı. Fakat üniversitelerle, parlamentonun muhalefeti ve papaların imtiyaz emirnamesi verme hakkını yeniden elde etmek için gösterdikleri telâş Louis XI’i bu dinî yönetmeliği yeniden hukuken değilse bile fiilen yürürlüğe koymağa zorladı; bunu da 1463′ten 1464′e kadar çıkarttığı gallikan emir-nameleriyle gerçekleştirdi, bunların en önemlisi, papanın imtiyaz için emirname çıkartması hakkını kaldırarak (10 eylül 1464) 1467′de yeniden iptal edilip 1472′de yerine Tours konkordatosu geçirilen bu dinî yönetmelik 1484′te devletler tarafından yeniden yürürlüğe konuldu ve fiilen 1516′ya (her ne kadar iptali Bologna konkordatosunca öngörülmekle beraber, Papalığa karşı olan başlıca hükümleri muhafaza edilmişti) ve ruhu bakımından da 1789′a kadar devam etti. Gerçekte, yönetmelik, kral tarafından her ne kadar, papazları papanın vasiliğinden kurtarmaktan çok, kendi iradesine boyun eğdirmek için kullanılmış ve yine bu sınıfın zararına olarak tayin hakkının kralla papa arasında bölüşülmesi sonucuna varmışsa da (1516) yine de Fransa papaz sınıfını kendi gücünün ve birliğinin bilincine erdirdi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pragmatique Sanction de Bourges hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pragmatique Sanction de
Tarih 08 Haziran 2009
Pragmatique Sanction de 1713 (1713 Dinî yönetmeliği), 19 nisan 1713′te germen imparatorluğu (1711′den beri) ile İspanya krallığını (1714′e kadar) otoritesi altında birleştirmiş olan Kari VI tarafından yapıldı. Bu yönetmelikle, 1703 Leopold kararı’nı
(bk. leopold I) iptal etti; bununla güttüğü amaç, Avrupa’ya karşı, Habsburg ülkesinin bölünmezliğini ve verasetini, iktidardaki imparatorun sülâlesi («Karolin» kolu) lehine teminat altına almaktı; bu kol tamamıyle kadınlardan ibaret olduğu ve daha büyük olan kolun («Josephin» kolu) tamamıyle «kadınlardan» meydana gelmiş olmasına rağmen, bu dinî yönetmelik uygulandı. Tek oğlu arşidük Leopold’un ölümü (1716) ve Maria-Theresia’nın doğuşu (1717) üzerine Kari VI bu dinî yönetmeliği büyük kolun mirasçılarına evlenmeleri sırasında
(Mari – Josepha ve Maria – Amalia), Avusturya hanedanının çeşitli devletlerine (1720 ile 1723 arasında) kabul ettirdi; bu da 1724′te P. Sanction’u ilân etmesine imkân verdi; buna karşılık Kari VI büyük devletlerin muvafakatini elde edebilmek için, hükümdarlık döneminin büyük bir kısmını kaplayan ve pahalıya mal olan güç müzakerelere girişti (İspanya ile Viyana anatlaşmasıyle, 1731; İngiltere ile İkinci Viyana antlaşmasının, gizli maddeleriyle, 1731; Birleşik Eyaletler’le 1731′de; Ostende kumpanyasının terk edilmemesi için; 1732 ocak ayında Diyet’in oyu ile Kutsal imparatorlukla; Saksonya ile 1733 temmuz antlaşması; Fransa ile 1735 ve 1738 antlaşmaları ile yapılan müzakereler). Bununla birlikte yönetmelik ölümünden (1740) sonra bâtıl addedildi; bu davranışta bulunan yalnız Joseph I’in damatları (Saksonya seçicisi August III, 1721′den beri Maria-Josepha’nın kocası ve özellikle 1722′den beri Maria-Amalia’nın kocası olan ve kendisini imparator seçtiren [1742-1745] Bavyera seçicisi Karl-Albrecht) ve aynı zamanda Fransa (Belle-İsle’in savaşçı siyaseti, 1741′de Fleury’ninkine baskın çıktı) ile Prusya idi; bu yönetmelik Avusturya Hanedan savaşlarının başlıca sebeplerinden olmuştur; fakat sonunda Maria-Theresia’nın yararına olarak muhafaza edildi (1740-1780) ve 1919′a kadar Avusturya devletlerinin birliğini sağlayan yeni kamu hukukunun temelini teşkil etti. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pragmatique Sanction de hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Prag islav Birliği kongresi
Tarih 08 Haziran 2009
Prag islav Birliği kongresi (2-26 haziran 1848), Palacky başkanlığında toplanan ve Habsburg imparatorluğu içinde veya dışında yaşayan islavların 343 delegesini biraraya getiren kongre: delegelerin büyük çoğunluğunu çekler ve Slovaklar (256) teşkil ediyordu; güney islavları, polonyalılar, ruslar (Bakunin) azınlıktaydı. Hâkimiyeti altında oldukları çeşitli hükümetlerin teklif ettiği şartları tartışan delegeler, özellikle Frankfurt parlamentosunun tutumunu (Büyük Almanya siyaseti) protesto ettiler; çünkü Avusturya monarşisinin İslavların çoğunlukta olacağı federal bir devlet haline getirilmesini, Almanlara oranla azınlıkta olacakları bir Büyük Almanya kurulmasına tercih ediyorlardı. Palacky’yi avrupa halkları için bir bildiri hazırlamakla görevlendirdiler, fakat şehirde patlak veren devrimci kargaşalıklar (16 haziran), kongrenin dağılmasına yol açtı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prag islav Birliği kongresi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRADO Y UGARTECHE (Manuel)
Tarih 08 Haziran 2009
PRADO Y UGARTECHE (Manuel), perulu siyaset adamı (Lima 1889 – Suresnes 1967). San Marcos üniversitesinde matematik profesörlüğü (1915-1919) yaptı, 1919-1921 arasında milletvekili seçildi. 1939-1945 Arasında cumhurbaşkanlığı yaptı; 1956′da yeniden başkan seçildi, ama 1962′de iktidardan düşürüldü. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRADO Y UGARTECHE (Manuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRADO (Mariana İgnacio)
Tarih 08 Haziran 2009
PRADO (Mariana İgnacio), perulu general ve siyaset adamı (Huânuco 1826 – Paris 1901). Cumhurbaşkanlarından Echenique’ye (1854) ve Pezet’ye (1865) karşı yapılan ayaklanmalara katıldı. Diktatör olunca (1865), Şili ile birleşti ve Japonya’ya savaş açtı. 1868′de devrildi, Şili’ye sığındı, oraya büyükelçi tayin edildikten sonra memleketine döndü, kendisini meşru yoldan cumhurbaşkanı seçtirdi (ağustos 1876). Pasifik savaşının ilk başarısızlıkları ve Pierola’nın ayaklanması onu A.B.D.’ye kaçmak zorunda bıraktı (aralık 1879). Yurduna ancak 1886′da dönebildi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRADO (Mariana İgnacio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Pön savaşları
Tarih 08 Haziran 2009
Pön savaşları, M. ö. 264 ile 146 arasında Roma ile Kanaca arasındaki savaşlara verilen ad.
• Birinci Pön savaşının M.ö. 264′e kadarki menşeleri. Roma, önce Campania’daki yunan siteleri, sonra da Büyük Yunanistan siteleri üstünde nüfuzunu yaydığı sırada durumu sarsılmış olan Kartaca (V. yy.), Atina’nın deniz hâkimiyetini kaybetmesi üzerine Doğu Akdeniz’in kendisine yeniden açılması ve Ptolemaios’iar yönetimindeki Mısır ile iktisadî ilişki kurması (IV. yy.) sonucunda eski dinamizmini yeniden kazanmakta idi. Himera’da uğradıkları bozgundan (480) beri Sicilya’nın batısına çekilmiş olan Kartacalılar, tahıl üretimini denetimleri altında bulundurmak amacıyle bütün adaya hâkim olmayı tasarlıyorlardı. Pyrros’un giriştiği seferin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra da Osklardan olan Mamortinus’un (osk soyundan ücretli askerler) çağrısı üzerine Messina’ya yerleştiler. Mamortinus’lar şehri kısa bir süre önce ele geçirmişlerdi. Ama burada, Romalıların müttefiki Syrakusai’li Hieron’un tehdidi altındaydılar. Syrakusai’li Hieron 269′da onları yenilgiye uğratmıştı. Kartacalıların, Messina boğazını kapatmak ve Sicilya’yı tekellerine almak tehdidinde bulunmaları Güney İtalya Yunanlılarının çıkarlarına dokunuyordu; bu durum Roma’yi da, Kartaca ile imzaladığı antlaşmalara (306 ve 279-278) rağmen, konfederasyonun sağlamlığını korumak amacıyle adaya müdahale etmek zorunda bıraktı ve Kartaca’nın tahakkümünden usanan Mamertinus’lar sayesinde Roma, M.ö. 264′te Messina’yr işgal etti.
• Birinci Pön savaşı (264-241). Messina’daki kolonilerini ve boğaz üstündeki kontrol haklarını kabul ettirmekten başka düşünceleri olmayan Romalılar Syrakusai’li Hieron ile ittifak kurduktan (263) ve Agrigento’yu ele geçirdikten (262) sonra Kartacalıları tecrit ettiler. Ama denizlere hâkim olan düşmanlarına boyun eğdirtemeyince, bütün adayı ele geçirmenin zorunlu olduğunu anladılar ve bu iş için müttefiklerine 150 gemilik ilk roma donanmasını yaptırdılar. Bu donanma 260′ta corvus’un (karga) sayesinde Mylae’de önemli bir deniz savaşı kazandı. Ardından, 256′da, Kartaca’ya Afrika’da saldırarak Sicilya’yı bırakmasını sağlamak amacıyle ikinci bir denemeye girişildi ve 256 yazında Eknomon’da kartaca donanmasına önemlı kayıplar verdirdikten sonra 256-255′te Afrika’ya çıkan Regulus, Clupea’yı ele geçirdi, Kartaca’nın nüfuzunu sarstı (Numidia’lıların ayaklanması), ama yenildi ve Xantippus’un para ile tuttuğu yunanlı askerlere esir düştü, öte yandan, kartaca donanmasını Hermaion burnunda bozguna uğratan roma donanması da Camarina açıklarında battı. Bunun üzerine Roma yeniden Sicilya’yı ele geçirmeğe çalıştı ve 255-254′te 220 parça gemi yaptıktan sonra Panormus’u aldı. Ama 253 yılında Lucania’da Palinurum burnundaki ikinci bir deniz kazasında bu donanma da battı. Roma bundan sonra, ancak 250 yılında yeni bir donanma ile Lilybaeum ve Drepanum’u ablukaya aldıysa da kartaca donanmasının kuşatılanlara yiyecek sağlaması ve Drepanum önünde roma gemilerinin bir kısmını batırması, bu teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı.. Romalılar bu abluka sırasında kartaca donanmasının batırdığı gemilerden başka zararlara da uğramış ve kalan gemilerini de Camarina’da bir fırtınada kaybetmişlerdi (249). Ama Kartaca bu elverişli durumdan yararlanmayı bilemedi ve Hannon’un teşvikiyle, Afrika’yı fethe yönelerek Sicilya’da sadece Drepanum ile Lilybaeum’u savunmakla yetindi (Hamilkar Barkas’ın Heirkte ve Eryks dağlarındaki direnme hareketi). Bundan dolayı Roma, 243 yılında büyük bir çaba göstererek 200 parça gemi donatınca, Kartaca gafil avlanmış oldu ve Drepanum ile Lilybaeum’u savunamadığı gibi, donanmasının da Aegates adalarında bozguna uğramasını önleyemedi; sonuç olarak on yılda 3 200 talent ödemek, Sicilya’yı ve Aegates adalarıyle Lipari adalarını terk etmek zorunda kaldı (241 tarihli barış antlaşması).
*Birinci Pön savaşından İkinci Pön savaşına (241-219). Savaşı kazanan Roma, kartaca donanmasını Kartaca’ya bırakıyor, ama Korsika ın Sardinya’yı ele geçirerek (238-237) Batı Akdeniz’deki üstünlüğünü sağlamış oluyordu. Buysa, 241 tarihli antlaşmaya aykırıydı ve az daha yeni bir çatışmaya yol açacaktı. Çünkü, Kartaca’nın bu konudaki savaşçı tutumu karşısında Roma Kartaca’yı yeni bir savaşla tehdit etmiş ve onu hem bu oldubittiyi kabul etmek, hem de 1 200 talent’lik yeni bir tazminat vermek zorunda bırakmıştı. Roma, böylelikle de Birinci Pön savaşının yol açtığı pek büyük insan ve para kaybını çarçabuk telâfi etmiş, aynı zamanda da, kazandığı zafer sayesinde, zararları şüphesiz kendi zararlarından çok daha büyük olan müttefiklerin ayaklanma ihtimalini önlemiş oluyordu. Bitkin düşen ve iktisadî çöküntü içinde bulunan Kartaca ise, paralaıım ödeyemediği ücretli askerlerinin başkaldırmasına göğüs germek (241-237) ve yeni gelir kaynakları bulmak zorunda kaldı. Barkas’larla birlikte, 237′den itibaren, İspanya’da yeni bir imparatorluk kurmağa kalkıştı. Bu imparatorluk, insan ve maddî kaynaklarıyle Gades (Cadiz), Hamilkar Barkas’ın kurduğu Alicante (237-229/228) ve Hasdrubal’in kurduğu Carthagen (228-221) gibi önemli üsler sayesinde Akdeniz’de yeniden hâkim olabilecekti, önceleri, Kartaca’nın Sicilya’dan uzaklaşarak kendi çıkan bulunmayan İspanya’ya yönelmesinden pek hoşnut olan Roma, zamanla Kartaca’nın yeniden artan gücünden tedirginlik duymağa başladı. Bunun üzerine Kartaca genişleme sınırını Ebro nehri olarak tespit etti (226 antlaşması). Bundan sonra da iki ülke arasında savaş artık kaçınılmaz bir duruma geldi: Saguntum olayı bir savaş vesilesi oldu. Roma’nın müttefiki olan ve Ebro’nun güneyinde bulunan Saguntum, 219′da Hannibal tarafından zaptedildi. O sırada İllyria’da meşgul olan Roma geç harekete geçti ve görünüşü kurtarmak için, Kartaca’ya kabulü imkânsız bir ültimatom gönderdi. Hannibal’in teslimini ve Saguntum’un da geri verilmesini isteyen bu ültimatom üzerine iki taraf arasında savaş çıktı.
• İkinci Pön savaşı (M.ö. 218-201). Savaş ilân edildiği zaman nüfusu muhtemelen Kartaca’nınkine eşit, ordusu daha kalabalık olan ve yedek kuvvetlere sahip bulunan, üstelik denizlerde de durumu üstün görünen Roma, Aemilii’lerle birlikte saldırıya geçerek, düşmanı en güçlü olduğu İspanya ve Afrika’da vurmayı düşündü. Kartaca’nın gücüne güvenen, ama donanması olmayan Hannibal ise Roma’yı İtalya’da yenilgiye uğratarak kazanacağı başarılarla Roma imparatorluğunun İtalya’daki nüfuzunu ortadan kaldırmak, böylece de İtalya yarımadasında yaşayan halkların bağımsızlık ve hürriyet isteklerini kamçılamak istiyordu. Bunun için, 218 ilkbaharında İspanya’nın savunmasını kardeşi Hasdrubal’e bırakarak, Alpler üzerinden İtalya’ya doğru yola çıktı. Bu yolculuk beş ay sürdü ve sonunda iberlerle Numidia’lılardan meydana gelen ve otuz yedi fille takviye edilmiş olan ordusu Kuzey İtalya’ya vardı. Burada kısa bir süre içinde roma konsülleri P. Cornelius Scipio ile Tiberius Sempronius Longus’a karşı kazandığı zaferler (Ticinum, Trebia, 218) sayesinde (Salyalıların desteğini kazandı ve Cisalpina’yı denetimi altına aldı. 217 İlkbaharından itibaren de, Galyalılarla takviye edilmiş olan kartaca ordusu, Apenninler’i aşarak konsül Flaminius’un ordusuna bir baskın yaptı ve Trasimenus gölünün kuzey kıyısında onu bozguna uğrattı. Bu sırada, Roma’da seferberlik ilân edilmişti. Ama bir kuşatma için gerekli araç ve gereçleri olmadığı için Hannibal, Roma’ya yürümedi; buğday ve yem bakımından zengin olan Piccnum ile Apulia bölgelerine geçti. Bu sırada da Roma’nın müttefiklerine hoş görünmeğe çalışarak bir yandan karşı tarafta çözülmeler yaratmağa, bir yandan da Makedonyalı Philippos V’in yardımını sağlamağa çalışıyordu. Ama karşı tarafta bir çözülme olmadı. Çünkü Hannibal’in Galyalılarla ittifakı İtalyanları korkuya düşürmüştü. Ayrıca, comice centuriate’ler tarafından diktatör seçilmiş olan Fabius Maximus Cunctator da, savaştan kaçınmakla beraber, Kartacalıların ardından ayrılmıyor, böylece de Roma’nın varlığını korumuş oluyordu. Kartacalıların İspanya ilt bağlan da kesilmiş durumdaydı. Çünkü Publius Cornelius Scipio’nun kumandasındaki bir roma ordusu Ebro ile Terragona nehirlerinin ağızlarını denetim altında tutuyor ve Hasdrubal’in harekete geçmesine engel oluyordu. Ama yine de, Roma senatosunun sabırsızlığı ve sanıldığına göre, senatör Paulus Aemilius’un aykırı düşüncede olmasına rağmen yeni konsül C, Terentius Varro’nun, Fabius tarafından ileri sürülen ve düşmanı oyalayarak uygun zamanı kollamaya dayanan savaş kurnazlığını doğru bulmaması, Hannibal’in 2 ağustos 216 günü Cannes muharebesinde roma ordusunu ezmesine yol açtı. Bu yenilgi sonunda Roma konfederasyonu parçalanmağa başladı. Böylece, bazı Apulia’lılar, Samnit’ler, Lucania’lılar, Bruttium’lular Capua (216 sonbaharı), soma da Tarentum, Metapontum, Thurioi ve Herakleia (213-212) Hannibal ile birleştiler. Hannibal de, o sırada Makedonyalı Philippos V ile görüşerek, Roma’nın müttefiki Syrakusai’li Hieron’un ölümünden (215 sonu) sonra Sicilya’da da bazı destekler elde etmekteydi. Ama, Roma’nın çevresindeki Etruria, Ombria ve Latium Roma’ya bağlı kaldı. Güneydeki öbür yunan siteleri ise kararsızdı. Aslında Hannibal, Güney İtalya’da abluka altında ve takviyeden yoksun
(kati kuvvetler İspanya, Sicilya ve Korsika’daki savaşlarda kullanılmaktaydı) haldeydi.
Romalılar bir yandan Adriyatik’e hâkim oldukları, öte yandan da İlliria’da karşısına bazı engeller çıkardıklan için (Birinci Makedonya savaşı), Hannibal, Philippos V’ten de doğrudan doğruya bir yardım göremeyecek durumdaydı. Roma’ya yürüyormuş gibi yaparak bir şaşırtma hareketine başvurmasına rağmen, 211′de Romalıların Capua’yı geri almalarını önleyemedi. İtalya’nın dışında, kartaca orduları İspanya’da son ve çok önemli bir başarı kazandıktan (211′de roma ordusunun yok edilmesi ve bu ordunun kumandanları Publius ile Cneius Cornelius Scipio’nun ölmesi) kısa bir süre sonra bütün cephelerde savunma durumuna geçmek zorunda kaldılar. Sicilya’da, Kartaca’nın yardımından yoksun kalan Syrakusai, Arkhimedes’in sağladığı mancınıklara rağmen M. ö. 211′de konsül M. Claudius Marcellus tarafından saldırıyle ele geçirildi. İspanya’da ise, Genç Cornelius Scipio, 209 başında Carthagena’yı ele geçirdi, Ama Hasdrubal’in, Pireneler’in batı geçitlerinden kaçarak İtalya’ya geçmesini önleyemedi. Sonunda da, Hasdrubal M.ö. 207′de, Metaureus kıyılarında C. Claudius Nero tarafından usta bir manevra ile yenilerek öldürüldü. Altık kesinlikle yalnız kalmış olan Hannibal de, Bruttium’a çekildi, 205′te Lclcroi’yi terk etti ve ancak Corotone çevresinde tutunabildi. Bu durumda Romalıların ülkeye yeniden sahip olmalarını kabul etmek ve 206′da İlipa’da kazandıkları zaferden sonra İspanya’nın da tamamıyle ellerine geçmesine razı olmak zorunda kaldı. Barkas imparatorluğunun yok olmasından sonra ve Hannibal’in diğer kardeşi Magon’un Liguria’da yeni bir köprübaşı kurmasına rağmen (205-203) Scipio, savaşı Afrika’da sürdürmek konusunda senatodan yetki aldı. Bunun üzerine de 204′te Afrika’ya çıktı ve Massyli’lerin kralı Syphax’a (numidialı bir başka prens) karşı Massyli’lerin kralı numidialı prens Masinissa ile birleşti ve Kartaca’nın müttefiki olan bu prensi esir aldı. Bunun üzerine, Kartaca 203 sonbaharında Magon ile Hannibal’i geri çağırmak zorunda kaldı. Sonunda, 202 sonbaharında Zama’da Hannibal’i yenen Scipio, bir barış antlaşması kabul ettirmeyi başarabildi. Bu antlaşmaya göre Kartaca, İspanya’yı geri veriyor, fillerini ve (on gemisi dışındaki) bütün donanmasını teslim ediyor, yıllık taksitler halinde elli taksitte 10 000 talent vergi ödemeyi ve roma halkının rızası olmadan hiç bir savaşa girişmemeyi taahhüt ediyordu. Bu durum, Kartaca’yı toprakları, Syphax’ın ve Cirta şehrinin de katılmasıyle genişlemiş ve Roma ile ittifak kurmuş olan Masinissa’nın muhtemel saldırılarına karşı savunmasız bırakmış oluyordu (M.ö. 201). Dış siyasetinde Roma’ya bağımlı duruma gelen ve elinde yalnız Afrika’daki topraklar kalmış olan Kartaca, bu durumda artık büyük devlet olmaktan çıkmış ve yerini de İspanya ile Afrika’nın hâkimi, Doğu Akdeniz’de egemen Roma’ya bırakmış oluyordu. Kuşkusu yine de yatışmamış oları Roma, Kartaca’dan, ülkesinin toplumsal yapısını değiştirmeğe çalrşan Hannibal’in sürgüne gönderilmesini istedi (195) ve Afrika’da yeni bir tehlike baş gösterir göstermez bu şehrin yerle bir edilmesini kararlaştırdı.
* Üçüncü Pön savaşı (149-146). 153′e doğdu, Kartaca’nın Afrika’daki topraklarında sağladığı bolluk karşısında şaşkınlığa düşen Cato korkuya kapıldı ve Kartaca’nın yıkılması gerektiği sonucuna vardı. (Sık sık, Delenda est Carthago [Kartaca'yı yerle bir etmek gerekir] dediği ileri sürülmektedir.) Kartaca ile Masinissa arasında sık sık çıkan çatışmaların Kartaca’yı Massinissa’ya karşı M.ö. 201 tarihli antlaşmaya aykırı olarak silâhlanmak zorunda bırakması, yeni bir savaş vesilesi oldu. Bu savaş, Kartaca’nın bir afrika devleti tarafından ele geçirilerek kendi çıkarına uygun bir afrika gücü haline getirilmesinden çekinen Roma’nın işine geliyordu. Böylece 149-146 arasında üçüncü Pön savaşı çıkmış oldu. Bu savaş sırasında Romalılar iki yıl boyunca yaptıkları sürekli saldırılardan bir sonuç alamayınca, kuşatmanın yönetimini Scipio Aemilianus’a bıraktılar. O da, ülkenin ovalık bölümünü elinde tutan kartaca birliklerini bozguna uğrattı ve Kartacalıların kıskaçtan kurtulmak amacıyle gösterdikleri kahramanca çabalara (donanmanın abluka altında bulunduğu limandan çıkmasını sağlamak için kazılan kanal) rağmen şehrin kara ve denizle bağlantısını kesti. Sonunda, Byrsa tepesi on günlük bir kuşatmadan sonra düştü ve hayatta kalan son Kartacalılar Eşmun tapınağının yıkıntıları altında can verdiler. Bundan sonra, Kartaca yerle bir edildi, toprağı lanetlendi, şehrin yeniden kurulması yasaklandı ve toprakları da senatonun karanyle kazıları fossa regia’nın sınırları içine alındı. Böylece, Pön savaşları, birçok defa rakibini yenilgiye uğratabilecek kadar zorlamış olan Kartaca’nın, bütün çabalarına rağmen, yok edilmesiyle sonuçlanmış oluyordu. Kartaca’nın bazı önderlerinin yeteneksizliği, Barkas ve Hannon aileleri arasındaki rekabet, paralı askerlerin ordu içindeki aşırı derecede önemli rolü, İkinci Pön savaşı sırasında donanmanın şaşılacak kadar güçsüz oluşu v.b. sebepler, bu devletin, kazanması mümkün olabilecek bir savaştan yenik çıkmasına yol açmıştı.
• Pön savaşlarının sonuçları. Pön savaşları, Kartaca’nın yok olması dışında, birçok önemli Sonuç daha doğurdu. Bu sonuçlar kısaca şöyle özetlenebilir: Roma’nın ve İtalya’nın nüfus yoğunluğunun azalması; işlenmekte olan bazı toprakların yeniden işlenmeyen toprak haline gelmesi; küçük toprak Sahiplerinin elinde bulunan topraklarına, nobilitas tarafından düşük fiyatlarla satın alınması veya ager publicus topraklarının düşük ücretlerle kiralanması yoluyle geniş latifundia’iar (ağaç ve özellikle yoğun bir biçimde sığır yetiştirilmesi) kurulması ve yine bu kimselerin yabancı illerdeki kazançlı işletmelerle zenginleşmesi; bunun yanı sıra, ordulara donatım Sağlayarak ve vergi toplayarak, şövalyelerin servet yapması; küçük toprak sahiplerinin de katılmasıyle şehir plebleri sayısının artması ve bu sınıfın yoksullaşması; savaş sırasında yasama görevini halk meclislerine önem vermeyerek çoğu zaman tek başına yürüten Senatonun güçlenmesi, cursus honorum’a değer verilmemesi ve zafer kazanan generallere aşırı bir saygınlık sağlanması (meselâ Afrikalı Scipio) sonucunda roma demokrasisinin bozulması; gelenek ve göreneklerin (gösteriş merakı), dinin (Hannibal’in zafer kazanmasını önlemek amacıyle Roma’ya Cybele kültünün sokulması) ve siyasetin doğululaşması. Bu doğululaşma, yönetimini ele almayı umdukları yeni iller bulmak amacıyle Senatörlerin ve haraca bağlayacakları yeni iller veya kazançlı işler peşinde koşan şövalyelerin Batı Akdeniz’de hâkim durumda olan Roma’yı, doğuda sonu belli olmayan bir yayılmaya sürüklemek istemelerinin sonucuydu. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Pön savaşları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZZO Dİ BORGO (Charles Andre)
Tarih 08 Haziran 2009
POZZO Dİ BORGO (Charles Andre), korsikalı soylu (Alate, Ajaccio yakınları 1764-Paris 1842). Yasama meclisinde milletvekiliydi. Savaş bildirisi üzerine raporu kaleme aldı (nisan 1792). Korsika belediye başkanı oldu, Paoli’nin tarafını tuttu. İngiliz kral naibinin devlet bakanlığına getirildi ve Fransızların dönüşünde onunla birlikte Londra’ya kaçtı (1796). Aleksandr’ın hizmetine girdi, Rusya sarayında Napolyon’un siyasetine karşı çıktı; bir süre gözden düştü (1807), İngiltere’ye gitti, İsveçli Bernadotte’un yanında görev aldı. Rusya’ya döndü, generalliğe yükseldi (1813). Fransız geçici hükümetinde komiserlik yaptı (nisan 1814). Louis XVIII’e anayasayı kabul etmesini öğütledi. Viyana kongresine katıldı, sonra Rusya’nın Paris elçiliğine tayin edildi (1815-1834), Bourbon’ların saydığı bir danışmandı, onları çara yakınlaştırmağa çalıştı. Çarın Londra elçisi oldu (1834-1839). Correspondance Diplomatique’i (Diplomatik Mektuplaşmalar) 1897′de yayımlandı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZZO Dİ BORGO (Charles Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZNAN eyaleti
Tarih 08 Haziran 2009
POZNAN eyaleti, eski Prusya’da (Almanya) eyalet, doğuda eskiden parçası olduğu Polonya ile sınırlıdır.
Büyük Polonya’nın temeli olan Poznan’a XVIII. yy.dan sonra alınanların kütle halinde göçmesi eyaletin iktisadi gelişmesinde büyük rol oynadı. Polonya’nın parçalanmaları sırasında eyalet yavaş yavaş Prusya’ya bağlandı (1772-1793-1795). Tilsit antlaşmasından sonra Napolyon eyaletin büyük kısmını Varşova büyük düklüğüne kattı (1807). Viyana kongresiyle Poznan’ı geri alan Prusya, Posen büyük düklüğü haline getirdi (1815). Askerî vali prens Radziwill’in yönetimi sırasında Poznan oldukça muhtariyet kazandı. Yönetim ve eğitimi germenleştirme siyasetinin yanı sıra, 1830 ayaklanmasından sonra eyalet başkanı Flottwell alman kolonlar yerleştirmeğe başladı. 1843′te Posen’de, Fransa’ya göçen Polonyalılarla bağlantılı olarak Prusya Polonyası’nı ayaklandırmak ve isyanı bütün krallığa yaymak amacını güden gizli bir Merkezî komite kuruldu.
Hareketin başına Mieroslavski geçti (1846); ama tutuklandı (1846) ve ölüm cezasına çarpıldı (aralık 1847); ancak hüküm infaz edilmedi. .Berlin devrimi sonucunda serbest bırakılınca
(mart 1848), Poznan’daki Polonya Bağımsızlık hareketinin yönetimini üstüne aldı ve bir Millî Polonya komitesi kurdu; düklüğe bağlı almanlar bu gelişmeden yana olduklarını açıkladılar
(Emil Brachvogel’in bildirisi, 22 mart); ama Berlin hükümeti Prusya’da düzeni yeniden sağladıktan sonra hareketi ezdi (mayıs 1848). Polonyalı milletvekillerinin itirazlarına rağmen Posen büyük düklüğünü Kuzey Almanya konfederasyonuna katan Bismarck, Almancayı okullarda bile mecburî dil haline getirerek ve kiliseyle uzlaşması sonucunda Ledochowiski’nin yerine Poznan başpiskoposluğuna bir alman kardinali tayin ettirerek (1886) Kulturkampf çerçevesi içinde Prusya siyasetini almanlaştırma hareketini yeniden ele aldı. Polonya topraklarını ele geçirmeyi de denedi (Kolonileştirme komisyonu, 1886), ama başarı sağlayamadı; Polonyalılar bu denemeye Toprak bankasını kurarak (1888) ve Almanların Polonyalılardan satın aldığı topraklardan çok daha fazlasını alman kolonlardan satın alan kredi şirketleri yaratarak karşılık verdiler. Doğu Marklıkları şirketi XX. yy.da toprak satın alışlarına yeniden başladı; Bülow ise Almancayı okullarda mecburî dil haline getiren (1901), Polonyalıların toprak satın almasını yasaklayan (1904) ve toprak sahiplerinin mülklerine elkonmasına izin veren (1908) kanunlar çıkarttı. Bu polonyalı aleyhtarı siyaseti bir yandan kilise ve soyluların, öte yandan köylülerin ve şehirlerde meydana gelen orta sınıfın el ele vermesi başarısızlığa uğrattı; toprakların satın alınması için şirketler kuruldu, öğrencilerin grevi gibi (1906) gösteriler yapıldı. 1918′de Poznan eyaleti silâhlı bir ayaklanma hazırladı. Poznan şehrinde toplanan diyetin seçtiği
«Yüksek Halk kongresi» adı verilen geçici hükümet 27 aralıkta Almanları Poznan’dan kovdu. Haziran 1919 Versailles antlaşmasıyle batıda dar bir arazi şeridi dışında Poznan büyük düklüğü Polonya’ya verildi. 1939′da tekrar Almanlar tarafından işgal edilen eyalet, 1945′te Oder-Neisse hattına kadar Polonya’ya geri verildi. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZNAN eyaleti hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZNAN
Tarih 08 Haziran 2009
POZNAN, Polonya’da şehir, voyvodalık merkezi, Büyük Polonya ovasının ortasında, Warta ırmağı kıyısında; 422 700 nüf. Üniversite. Poznan, özellikle siyaset, idare, din ve kültür alanındaki önemi sayesinde büyük bir şehir haline geldi. Ama bugün başlıca gelişme etkeni sanayidir: Poznan bu sayede eski Polonyanın Gniezno gibi öbür tarihî merkezlerini geçti. Çok süslü katedral (XV.-XVIII. yy.); XVI. yy.dan kalma belediye sarayı. Şehirde bütün sanayi kolları temsil edilir: metalürji (demiryolu ve tarım malzemesi), kimya, dokuma ve besin sanayii, deri işçiliği v.b.
— Poznan voyvodalığı, 2 065 000 nüf. Poznan, yaklaşık olarak, XVIII. yy.da Polonya bölüşülurken sınırları Prusya lehine çizilen Poznan eyaletini içine alır.Bugün Polonya’nın büyük coğrafî bölgelerinden biridir. Poznan eyaleti Polonya’nın tarihî merkezidir: ilk islav halklarının meydana gelmesi ve ilk Polonya devletlerinin ortaya çıkmasıyle ilgili en önemli arkeoloji buluşları bu sınırlar içinde yapıldı. Tarım bakımından Poznan eyaleti, soğuk topraklı, sert iklimli büyük Kuzey Avrupa ovasının özelliklerini taşır: ince bakım isteyen ürünlere elverişli olmamasına karşılık, büyük ölçüde çavdar, patates ve yemlik bitki tarımına imkân verir. Ayrıca keten de yetiştirilir. Buğday tarımı yalnız güney kısımdadır. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZNAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POZİTİVİZM
Tarih 08 Haziran 2009
POZİTİVİZM i. (fr. positivisme). Auguste Comte’un ve izleyicilerinin felsefî öğretisi, // Tesm. yol. Metafiziği gereksiz sayan, olayları gözlemlemek ve bu olayları yöneten kanunları belirlemekle yetinmeyi ileıi sürenlerin görüşü.// Mantıkî pozitivizm.
Bk. YENİ-POZİTİVİZM.
— ANSİKL. Auguste Comte’un ileri sürdüğü şekliyle pozitivizm, bir yandan, Cours de Philosophie Positive’it (Pozitif Felsefe Dersleri) açıklanan bir bilimler felsefesi; öte yandan, Cours de Politique Positive’de (Positif Siyaset Dersleri) belirtilen bir siyaset ve dindir. Auguste Comte’un, bilimler felsefesini, siyasete bir giriş olarak düşündüğü besbellidir.
Gerçekten de, bütün bilimler, sosyal-statik (ferdin, ailenin, toplumun incelenmesi) ve sosyal-dinamik’e (toplumların gelişme kanunu) ayrılan sosyolojiye varır. Bu kanun, Uç hal (çağ) kanunudur. Comte’a göre toplumlar, başlangıçta, dinî inançlar üstüne kurulmuştu. Metafizik çağla birlikte eleştirici düşünce bütün kademeleşmeleri yıktı. Böylece, toplumları pozitif olarak yeniden düzenlemek gerekli hale geldi. Bunu gerçekleştirmek için siyasî güçten ve aktif sınıftan (tacirler, sanayiciler, tarımcılar) farklı olan ve bilginlerden, filozoflardan, sanatçılardan meydana gelen manevî bir güç, düşünceye dayanan bir sınıf yaratmak gerekir.
«Pozitif din» herhangi bir aşkın Varlığa dayanmaz; tapınacağı tek şey insanlık’tır. insanlık Yüce Varlık, yeryüzü Büyük Fetiş ve mekân Büyük Ortam’dır. Pozitif dinde, ahlâk ön planda yer alır ve şu cümleyle özetlenir: «Başkası için yaşamak».
Pozitif kültün üç yanı vardır:
1. kişisel kült veya kadına (zevce, anne veya kız çocuğu) tapınma;
2. dokuz kutsamayı (sunma; alıştırma [14 yaşında]; kabul [21 yaşında]; yöneltme [28 yaşında]; evlenme; olgunluk [42 yaşında]; emeklilik [63 yaşında]; dönüşüm [ölüm]; yüce varlığa katılma [ölümden yedi yıl sonra]) kapsayan ev kültü;
3. Yüce Varlığı konu olarak alan kamusal kült. Comte, tapınağı, takvimi, tapınma kurallarını açıklamış ve din adamlığına kabul edilmenin şartlarım, rahiplerin ve yardımcılarının ücretlerini v.b. belirlemişti. Littre’ ve Stuart Mill’in pozitif dini kabul etmemelerine karşılık, Comte’un Ortodoks çömezleri, resmî organ olarak Revue occidentale’i çıkardılar ve Auguste Comte’un Paris’teki evinde Pierre Lafitte’in yönetiminde toplanmağa devam ettiler.
İngiltere’de, Comte’un dinî fikirleri Richard Congreve tarafından benimsendi. Ama Congreve’in titiz Ortodoksluğu, pozitivistlerden çoğunun Harrison çevresinde toplanmasına yol açtı. Brezilya’da, dinî ve Ortodoks pozitivizm olağanüstü bir ilgi gördü; Brezilya cumhuriyetinde bakan olan Benjamin Constant, eğitimi Comte’un ilkelerine göre düzenlemeğe çalıştı; Miguel Lemos, ayrıntılı ve karmaşık tapınma kurallarını olduğu gibi uygulayarak İnsanlık kültünü kurdu. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POZİTİVİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POYNİNGS (sir Edward)
Tarih 08 Haziran 2009
POYNİNGS (sir Edward), ingiliz siyaset adamı ve askeri (1459-1521). Babası Lancaster taraftarı olduğu için Fransa’ya sığınmak zorunda kaldı, orada Henry of Richmond’a bağlandı. Henry VII onu Calais valiliğine getirdi (1493), daha sonra lord-milletvekili olarak İrlanda’ya yolladı (1494). Poynings, mahallî yönetimi ingilizleştirmek için çok çaba harcadı. İrlanda parlamentosuna, daha çok «Poynings kanunları» adiyle tanınan ve 1782′de yürürlükten kaldırılıncaya kadar İrlanda mevzuatını İngiltere’ninkilere bağlı kılan «Drogheda yasaları»nı onaylattı (aralık 1494). Perkin Warbeck’i Waterford’da yendi ve adadan sürdü. Sonra ingiltere’ye döndü (1496). Henry VII ve Henry VIII devrinde birçok askerî ve siyasî görevde bulundu. Kutsal Birlik’in kurulması ile ilgili müzakerelere katıldı (1513). [L]
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POYNİNGS (sir Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POYİ-PO
Tarih 08 Haziran 2009
POYİ-PO, cinli siyaset adamı ve iktisatçı (1907). Çin Komünist partisi üyesiydi, tutuklandı, sonra serbest bırakıldı (1931-1936), Japonlara karşı yapılan savaşa katıldı. Kuzey Çin Halk hükümeti başkan yardımcısı (1949), Halk cumhuriyeti maliye bakanı (1949-1953), Millî Ekonomi komisyonu başkanı (1953), Plan komisyonu başkanı yardımcısı (1956), partinin Siyasî büro üyesi oldu. «Büyük ileri hamle»nin başarısızlığa uğramasını ve halk komünlerinin hareketini frenlemek için alınan tedbirlerin uygulanmasını (aralık 1958) izleyen devrede çin ekonomisinin başlıca sorumlusuydu. Po Yi-Po, Kültür ihtilâlinin ilk kurbanlarındandır: ocak 1967′de tutuklandı. (L)
08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POYİ-PO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTİER DE NOVİON (Nicolas)
Tarih 06 Haziran 2009
POTİER DE NOVİON (Nicolas), fransız siyaset adamı (Paris 1618-Grignon). Parlamento danışmanı (1637) ve yargıtay başkanı (1645) oldu, Fronde’da Broussel ile tutuklandı, sonra Mazarin’e bağlandı, kral sarayında sekreterlik yaptı (1656), Paris parlamentosu birinci başkanı oldu (1678-1689).(M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTİER DE NOVİON (Nicolas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTEMKİN veya POTYOMKİN (Grigoriy Aleksandroviç)
Tarih 06 Haziran 2009
POTEMKİN veya POTYOMKİN (Grigoriy Aleksandroviç), rus siyaset adamı ve feldmareşali (Çizevo Smolensk ili 1739-Nikolayev ile Yaş arasında 1791).
Katerina II’nin 1762 hükümet darbesine katıldı, Svyatoy Sinod şansölyesi (1763) ve mabeyinci (1768) oldu. Din kavgalarını (Raskolniki meselesi) yatıştırmağa çalıştı, Türk-Rus savaşına katıldı (1768-1774). Katerina II’nin gözdesi oldu (evlendikleri de söylenir) [1774-1776] ve üstündeki siyasî etkisini 1791′e kadar sürdürdü. 1775 ve 1785′teki büyük iç reformlarda imparatoriçeyle işbirliği yaptı. Ama gösterişe ve büyüklük taslamağa meraklı olduğu için daha çok dış siyasetle ilgilendi ve Rusya’nın güneye doğru yayılmasını sağlamak amacıyle Yeni Rusya ve Azak eyaletinin yönetimini üzerine aldı (1176), Ukrayna steplerinin değerlendirilmesiyle uğraştı, göçmen köyleri ve yeni şehirler kurdu: Herson ve donatım ambarı (1778), Nikolayev ve tersanesi (1789), ekime açılmış bölgenin ileride merkezi olacak Dnieper üstündeki Yekaterinoslav.
Bu çalışmaları tamamlamak için 1776′dan itibaren Kırım hanlığının (1783), Kuzey Kafkas steplerinin ilhakı ve Sivastopol’ün kuruluşu (1784) ile sonuçlanan tasarıyı uygulamağa başladı. Potemkin tarafından kurulan Rus Karadeniz filosu Sivastopol’da üslendi. Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasına yönelmiş bu siyasetin bir amacı da, Bizans imparatorluğunu, imparatoriçenin torunu grandük Konstantin yararına yeniden kurmaktı. Potemkin, imparatoriçeye kendi görüşünü kabul ettirmek için 1787′de Jozef II ve Stanislaw Poniatowski’nin de katıldığı gösterişli Ukrayna gezisini düzenledi.
Bu gezi her ne kadar Potemkin’in daha da göze girmesine ve Tavrid prensi unvanını almasına yaradıysa da, Osmanlıları kızdırdı ve yeni bir Türk-Rus savaşına yol açtı (1787-1791). Potemkin o devirde, Polonya, hattâ Daçya kralı olmayı tasarlıyordu. Bu yüzden, Stanislaw Poniatowski’nin Türklere karşı ileri sürdüğü Rusya-Polonya ittifakına karşı çıktı. Rus birliklerinin başkumandanlığına getirildi (1787), ama bir fırtınada filosunu kaybetti; Oçakov (tizi) ve Bender’i ele geçirdi (1789). Bu başarıları üzerine Katerina kendisine 100 000 ruble, mücevher asa, Sen Jorj nişanı ve Kazak harmanlığı rütbesi verdi.
Potemkin, daha sonra da ismail kalesini aldı (1790). Katerina’nın yeni gözdesi Zubov’un ayağını kaydırmak niyetiyle Bezborodko ile Petersburg’a gitti. Bu harekete sinirlenen imparatoriçe, barış görüşmelerini yapacak rus temsilcilerine başkanlık etmesi için onu geri gönderdi. Fakat Potemkin yolda öldü.(L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTEMKİN veya POTYOMKİN (Grigoriy Aleksandroviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSKBEBYŞEV (Aleksandr Nikolayeviç)
Tarih 06 Haziran 2009
POSKBEBYŞEV (Aleksandr Nikolayeviç), sovyet siyaset adamı (doğ. 1891). Stalin’in özel kançılarlığının başkanı ve en güvendiği adamlarındandı. Birlik konseyine yasa teklif etmekle görevli komisyona ve S.S.C. B.’nin ilk Yüksek Şûra meclisine (1946) başkanlık etti. Yasama alanında reformlar hazırladı. Stalin’in ölümünden sonra Prezidyum’da görev aldı (1957′ye kadar). [M]
POSNİK YAKOVLEV. Bk. postnik
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSKBEBYŞEV (Aleksandr Nikolayeviç) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSADOWSKY – WEHNER
Tarih 06 Haziran 2009
POSADOWSKY – WEHNER (Arthur von,— kontu), alman siyaset adamı (Glogau 1845 – Naumburg 1932). Prusya’nın Landtag’ına muhafazakâr-liberal milletvekili seçildi (1882-1885). Hazine bakanı (1893), içişleri bakanı oldu (1897), çoğu zaman, ihtiyar başbakan Von Hohenlohe’ye vekâlet etti. Devlet sosyalizmini önerdi, tarımı destekleyenlere karşı sanayii savundu, 1904-1905 ticaret antlaşmalarını sağladı. Bülow ile anlaşmazlığa düştü, 1907′de çekildi; Prusyalı Soylular meclisi ile Weimar meclisinde (1919) üyeydi. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSADOWSKY – WEHNER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSADA HERRARA (Jose de)
Tarih 06 Haziran 2009
POSADA HERRARA (Jose de), ispanyol siyaset adamı
(Llanes, Asturias 1815 – ay.y. 1885). Avukatlık ve iktisat profesörlüğü yaptı. 1839′da İlerici partiden milletvekili seçildi. General Espartero’nun naipliğini destekledi, sonra da iktidardan düşmesine çalıştı. İçişleri bakanı oldu (1863-1866), Vatikan elçiliğine tayin edildi (1869). 1876 Anayasasının hazırlanmasına katıldı, birçok defa kongre başkanlığı yaptı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSADA HERRARA (Jose de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POSADA (Adolfo Gonzaes)
Tarih 06 Haziran 2009
POSADA (Adolfo Gonzaes), ispanyol hukukçusu ve sosyologu (Oviedo 1860 – Madrid 1944). Oviedo üniversitesini bitirdi. 1883′te bu üniversitenin İdare Hukuku kürsüsüne getirildi ve 1904′e kadar bu görevde kaldı. O tarihte Madrid’e geçerek, Sosyal Reform enstitüsünün Hukuk, Bibliyografi ve Sosyal Faaliyet bölümlerini yönetmeğe başladı. 1920-1924 Arasında ise enstitüyü yönetti.
Orada iş hukuku ihtisası yaparak, 1918 Washington ilk Milletlerarası İş kongresinde İspanya’yı temsil etti. 1910′da Madrid üniversitesi siyasî hukuk profesörü oldu. Siyasette, reformdan yanaydı. Krallık devrinde senatör oldu.
Eserleri: Tratado de Derecho Pölilico (Siyasî Hukuk Nazariyesi)
[2 cilt, 1892-1893]; Teoria Social y juridica del Estado (Sosyal Devlet ve Hukuk Devleti Nazariyesi) [1922]; La tdea Pura des Estado (Salt Devlet Fikri) [1933], (M)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POSADA (Adolfo Gonzaes) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Portsmouth antlaşması
Tarih 06 Haziran 2009
Portsmouth antlaşması, Japonya ile Rusya arasında, 5 eylül 1905′te
(rus takvimine göre 23 ağustosta), Portsmouth’ta (New Hampshire eyaleti, A.B.D.), başkan
T. Roo-sevelt’in arabuluculuğuyle imzalanmış olan ve rus-japon savaşına son veren antlaşma.
Bu antlaşmaya göre Rusya, Güney Mançurya demiryolunu, bu yolun geçtiği toprak şeridinin yönetim ve denetim hakkıyle birlikte, Sahalin adasının 50° kuzey paralelinin güneyinde kalan kesimini ve Leaotong kiralık toprakları üstündeki haklarını (Port-Arthur ve Dairen [Ta-lien] ile birlikte) Japonya’ya bıraktı. Buna göre Japonya, Kore üstünde himaye idaresi kurabilecekti. Rusya’nın Doğu’ya doğru genişleme siyasetinin sona erdiğini gösteren bu antlaşma aynı zamanda asyalıların avrupalılara karşı kazandığı ilk zaferdir. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Portsmouth antlaşması hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTRE
Tarih 06 Haziran 2009
PORTRE i. (fr. portrait). Bir kimsenin resim, fotoğraf v.b. ile yapılan tasviri: Duvara dayalı yağlı boya ile kadın portresine dalgın dalgın baktı (Kemal Tahir).
— Ed. İnsanların görünüşlerini ve kişiliklerini tanıtan yazı türü.
— ANSiKL. G. santl. Mısırlı heykeltıraşlar Eski İmparatorluk’tan itibaren portre alanında hayranlık uyandıran bir ustalığa erişmişlerdi (Ankhaf’ın büstü, Boston). Firavun Amenofis IV’ün portreleri özellikle nesnelliğiyle dikkati çeker. Sümer sanatında da aynı özellikler görülür (Gudea’nın baş resimleri). Yunanistan’da ise, tersine, kişi portreleri çok yavaş ortaya çıktı ve başlangıçta yalnız mezar heykelciliğinde görüldü. Kişiye tapma eğiliminin ağır bastığı İskender devrinde, kişisel portreler büyük önem kazandı. Bu devirden ve Iskender’in yerine geçen diadokhos’lardan kalan para resimlerinde (Makedonya, Bergama, Bithynia, Pontos, Suriye ve Mısır krallarının portreleri; Baktriana kralı Eukratides’in madalyonundaki portresi) kahramanlık havası ağır basar. Portreler Roma’da Etrüsklerin etkisiyle özellikle Etruria’da elverişli bir ortam buldu ve roma gerçekçiliğinin temel taşlarından biri oldu. Bu gerçekçilik, Cumhuriyet ve daha sonra İmparatorluk devirlerinde yüksek mevki sahibi veya halktan kişilerin sayısız heykellerinde, büstlerde ve paralarda kendini gösterdi (Cato, Caecilius Jucundus, Sezar, Pompeius, Augustus ve diğer imparatorlarla bunların aileleri). İmparatorluğun uzak eyaletlerinde portre özellikle Palmyra’da (mezarlarda) ve Mısır’da (Fayyum’daki geniş anlatım gücüne sahip renkli portrelerde) görüldü.
Konstantinos devrinde, resmî portreler tek kişinin resmi olma özelliğini kaybetti. Bizans sanatı bu tasvirlerden, hükümdarlarla çevrelerinin şatafatını gösteren, incelik dolu çeşitlemeler meydana getirdi. Portre Batı’da uzun süre ortaya çıkmadı, mezar heykelciliğiyle eski çağlarda da bilinen balmumu kalıp çıkarma usulü, portrenin Batı’da da zamanla yaygınlaşmasına yol açtı. Saint – Denis’de Philippe II’nin mezar heykeli ve Maineville’de kral Saint Louis’nin heykeli, kişisel özellik taşıyan ilk eserler sayılır. XIV. yy.da eserle modeli arasında yüz benzerliği sağlandı: Jean II’nin (Louvre) portresi ve Charles V’in tasvirleri (Louvre’daki baş heykeli, Saint-Denis’deki yatık mezar heykeli, yine Louvre müzesindeki Narbonne mihrap örtüsü) bunu açıkça gösterir. Ayrıca, Charles V’in çocuklarının (Berry dükü, Anjou dükü, Philippe II, Bourgogne dükü) tasvirlerinde de aynı özellik göze çarpar. İtalya’da (Siena) Simone Martini (1328′e doğr.), kumandan Guıdorıccio da Fogliano’nun atlı heykelini, 1407′de de İacopo Della Quercia, İllria del Carretto’nun (Lucca) güzelliğiyle ünlü yatık mezar heykelini yaptı. Verona’daki Scaligero’ların mezarları Gattamelata’ya ve Bartolomeo Colleoni’nin heykellerine örnek oldu. XV. yy.da batı sanatında portrenin yaygınlaştığı ve büyük önem kazandığı görülür. Van Eyck (Niccolo Albergati, Viyana; Piskopos Van der Paele, Brugge), Van der Weyden (Meltadusa d’Este, New York), Memling (Marta Moreel, Brugge) veya Van Wassenhove (Juste de Gand) gibi flaman sanatçıları eserlerinde şaşmaz bir gerçekçiliğe ve anatomik bir kesinliğe ulaştılar. Fransız portre sanatı Jean Fouquet (Charles VII ve Juvenal’ des Ursins’in portreleri) ve Moulins Ustası (Bourbon’ların portreleri) gibi ünlü sanatçılar yetiştirdi.
İtalya’da, mezar heykelciliği daha derin bir gerçekçiliğe yönelirken, Antonella da, Messina, Piero della Francesca, Botticelli, Giovanni Bellini ve madalya üzerine ilk olarak profil yapan (Konstantinos Palaiologos madalyası) Pisanello gibi sanatçlar, derin bir psikolojik kavrayışı dile getiren şaheserler yarattılar. Bunların arasında Portekizli Nuno Goncalves de sayılabilir.
XVI. yy.da portre batı sanatının en çok ilgi gören kollarından biri oldu. Raffaello, Vinci, Tiziano, Lotto, Brenzino, Veronese, Tintoretto İtalya’da, DUrer, Cranach ve Holbein Almanya’da,
El Greco İspanya’da, resimlerini yaktıkları modelleri ölümsüz bir üne kavuşturdular. Fransa’da Clouet’lerin ve onların etkisinde kalanların yaptığı «kara kalem» portreler özel bir ilgi gördü. XVII. yy.ın portre sanatçıları kibarların inceliğini (Beaubrun’ler, Mignard) veya toplumsal ayrıntıları canlandırmağa (Rigaud) yönelmedikleri zaman, psikolojik gerçeğe önem verdiler (Philippe de Champaigne, François De Troy, Claude Lefebvre, Nanteuil, Le Brun). Van Dyck, Terborch ve Rubens, Rembrandt ve Frans Hals, Velasquez, gravürcülerden Mellau, Ausran veya Edelinck, büst ve mezar heykeli yapanlardan Sarazin, Girardon, Coysevox ve Anguier’ler modellerinin kişisel özelliklerine büyük önem verdiler. Bunu izleyen dönemde yeni bir teknik olarak ortaya çıkan pastel, insan yüzündeki geçici ifadeleri canlandırmayı sağladı. Vivien, Latour, Perroneau, Rosal-ba Carriera ve daha sonra Ducreux ve Boze bu alanda Un kazandılar, öte yandan Fransızlardan Largilliere, Aved, Tocque, Natier, Greuze, Drouais, Mme Vigee-Lebrun, italyan Galgario, ingiliz Hogarth, Reynolds, Gainsborough, Romney, Lawrence, Raeburn gibi sanatçılar portre sanatında yağlıboya kullandılar. Heykelcilikte ise Lemoyne, Pigalle, Pajou, Falconet ve Houdon’un büstleri sayılabilir. Modellerine kimi zaman hain bir gözle, kimi zaman da derin bir sevgiyle bakmayı bilen Goya, çağdaş portre sanatına öncülük etti. XIX. yy.da fransız portre sanatı fizik ve manevî gerçekleri canlandıran şaheserler yarattı: David, Prud’hon, Gerard, Gros, Delacroix, Ingres, Chasseriau; Courbet. İzlenimciler ışığın yanardönerliğini cildin yüzeyine aktarmağa çalışarak portreyi manzara resmine yaklaştırmayı denediler (Renoir). Degas, kendisinden sonra Cezanne’ın da yaptığı gibi, kişiyi daha yalın anlatım imkânlarıyle canlandırmağa çalıştı. Van Gogh, sıcak renklerle dolu birkaç portre bıraktı. Kübistler art arda gelen düzeylerle insan yüzünü canlandırmağa çalıştılar (Picasso, Juan Gris, Gleizes). Bu sırada Helleu ve Boldini gibi kibar çevre ressamları aşırı özentili bir anlatımı benimsemişlerdi. Heykel dalında Dalou, Carpeaux, Rodin. Bourdelle Despiau, Wlerck, Gimond ve Belmondo’yu saymak gerekir.
— Ed. Eski türk edebiyatında ayrıntılı portrelere pek az rastlanır. Oğuz Kağan Destam’ında, Dede Korkut Kitabı’nda v.b., tabiat varlıklarına benzetmeler yapılarak çok kısa portrelere yer verilmiştir. Dinî edebiyatın en tanınmış türlerinden olan hilye ve siyer gibi eserler Hz. Muhammed’in özellikle dış görünüşünü geniş ölçüde tasvir eder. Kerbelâ olayını anlatan maktel’lerde, din ulularının biyografilerini toplayan tezkirelerde, mekanıbnamelerde çeşitli portreler yer alır. Yusuf ve Züleyha, Hüsrev ü Şirin, Leylâ ve Mecnun, Hüsn ü Aşk v.b. gibi mesnevilerde kahramanların portreleri çeşitli mazmunlar, benzetmeler kullanılarak gerçek dışı çizgilerle tanıtılır. Selâtinname, vakayiname gibi tarihlerde padişah ve devlet büyüklerinin genellikle dış görünüşlerini canlandıran portreler vardır. Divan nesrinde kahramanlar canlandırılırken kişiliklere de değinen işaretler ancak Naima ve Evliya Çelebi’nin eserlerinde görülür.
Tanzimat edebiyatından roman türünün gelişmesiyle birlikte dış görünüşler yanında kişilikleri de canlandıran portre yazıları gitgide ustalık kazandı. Namık Kemal, romanları dışında Evrak-ı Perişan adlı eserinde tarihî kişilerin portrelerini de başarıyle canlandırdı. Abdülhak Hâmid, bazı sanatçı ve bilim adamlarıyle tarihî kişilerin manzum portrelerini yazdı. Edebiyatı cedide romanında Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmed Rauf edebî portrelerinde ustalık gösterdi. Tevfik Fikret Aveng-i Tesavir’de bazı şairlerin manzum portrelerini canlandırdı.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edib Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Abdülhak Şinasi Hisar, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Kemal Tahir v.b. eserlerinde şehir ve köy insanlarına ait çeşitli ve ayrıntılı portrelere yer verdi. Yahya Kemal Beyatlı (Siyasî ve Edebi Portreler), Halit Fahri Ozansoy (Edebiyatçılar Geçiyor), Samet Ağaoğlu (Babamın Arkadaşları), Oktay Akbal (Şair Dostlarım) v.d., sanat ve siyaset adamlarının portrelerini dış görünüşlerle birlikte kişiliklere de eğilerek canlandırdılar.
— Nümism. Sikkeler üzerindeki en eski portre, pers satrabı Pisaternes’e aittir (M. ö. 412). Helenistik devirde, sikkelere kral portreleri konulması yaygınlaştı. Bu portreler arkaik devirde olduğu gibi kralın kudretini gösteren birer sembol değildi. Helenistik devir sikkelerindeki portreler kralın gerçek çehresini gösteriyordu. Roma’da ilk defa Sezar’a Roma sınırları içinde para bastırmak ve sikkesi üzerine portresini koydurmak hakkı verildi. Roma’da cumhuriyet devrinde kumandanların olan bu hakkı, imparatorluk devrinde imparatorlar aldı. Böylece, imparatorun, senatonun ve müttefik şehirlerin ayrı ayrı sikkeleri basıldı. İmparator ve senato sikkeleri imparatorun portresini taşıyordu. Şehirler, sikkelerin üzerine imparatorun portresini
koymak zorunda değillerdi; ancak, imparatora saygı için koyarlardı. İmparatorluk devrinde hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun portresi, arka yüzünde de onun yapmış olduğu işler; kalkındırdığı ülkeleri, gezmiş olduğu yerleri anlatan tasvirler bulunur. Bazı sikkelerde de saray mensubu veya ilerigelenlerin portreleri vardı. Bizanslılarda hemen her sikkenin ön yüzünde imparatorun veya ailesinin portresi, arka yüzde ise çoğunluk dinî tasvir veya yazılar vardı. Sasanî sikkelerinde de portreler görülür. Ortaçağda madenî paralarda portre kullanılmadı.
XV. yy.dan itibaren italyan paraları örnek tutularak gümüş paralarda portreye yeniden yer verildi. Madalyalar üzerine portre yapılmasına 1439′da Pisanella önayak oldu. İslâm sikkelerinde din yasağı yüzünden portre kullanılmadı. Türkiye cumhuriyetinde paraların üzerinde Atatürk’ün portrelerine yer verildi.
— Pulculuk. Üzerinde portre bulunan ilk türk pulu, 1914′te basılmış olan, Birinci Londra serisinden 200 kuruşluk puldur. Bu pulda Mehmed V’in portresi vardı. Cumhuriyet devrinde, ilk olarak 1924′te bastırılan Sulh Hatıra serisinde, Atatürk’ün portresine yer verildi. Atatürk’ün çeşitli portreleri daha sonra birçok pul serisinde yer aldı. Ayrıca Namık Kemal, Barbaros Hayreddin Paşa, Farabi, Midhat Paşa, Abdülhak Hâmid Tarhan, Ziya Gökalp, Zübeyde Hanım, Mehmed Akif Ersoy, Mimar Sinan, Fuzuli, Mevlânâ, Kâtip Çelebi, Şinasi, Agâh Efendi, Fatin Gökmen, Alparslan, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şevket Dağ, Recaizade Mahmud Ekrem, Ahmed Rasim, Mustafa Reşid Paşa, Reşat Nuri Güntekin, Tevfik Fikret, Tamburi Cemil, Ahmed Vefik Paşa, Ömer Seyfeddin, Kemalettin Mimaroğlu, Halid Zıya Uşaklıgil, Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edib Adıvar, Abdurrahman Şeref, Naima, Kanunî Sultan Süleyman, Ahmed Midhat Efendi, Turgut Reis, Sokullu Mehmed Paşa, Nedim, Osman Hamdi Bey, Selim Sırrı Tar-can, Ahmed Cevat Paşanın portrelerini taşıyan pullar çıkarıldı. Yabancı devlet başkanlarından İran şehinşahı Ali Rıza, Federal Almanya cumhurbaşkanı Theodor Heuss, Afganistan kralı Muhammed Zahir Şah, Suudî Arabistan kralı Faysal, Fransa cumhurbaşkanı general de Gaulle gibi devlet başkanlarının portreleriyle pullar çıkarıldı.
• Türklerde. Turfan, Hotan, Haço gibi Uygur şehirlerinde yapılan kazılarda bulunan fresklerde Buddha’nın ve hükümdarların portrelerine rastlanır. Hoça’da bulunan uygur yazmalarında da portreler vardır. Selçuklularda Nakkaşı Rum diye anılan Aynüddevle, Mevlânâ’nın portrelerini yaptı. Osmanlılarda Mehmed II’nin İtalya’dan getirttiği Gentile Bellini, Mate di Pasti, Constanza da Ferrara, hükümdarın çeşitli portrelerini yaptılar. Bu dönemde italya’da Mastori Pavli’nin yanında çalışan Nakkaş Sinan Bey, Mehmed II’yi gül koklarken gösteren portreyi yaptı. Süleyman I devrinde Nigârî, bir portresinde Barbaros’un yaşlılık dönemini canlandırdı. Nakkaş Hasan’ın Eğri Fetthnamesi’nde Mehmed III’ün zaferden sonra düşman kumandanının kabul edişini gösteren minyatürü, portre niteliği taşır. Bu eserde Nakkaş Hasan’ın kendisini ve eserin yazarıyle hattatım gösteren minyatürler de portre niteliğindedir. XVIII. yy.da Levnî, Ahmed III’ü Damat İbrahim Paşa ile birlikte gösteren portreyi yaptı. XVIII. yy.dan itibaren osmanlı sultanlarının portrelerini toplu olarak gösteren albümler hazırlandı. XIX. yy.da batı resminin izlerini taşıyan portreler yapıldı. Bunlardan birinde Selim III, Koca Yusuf Paşa ile birlikte gösterilir. Batı etkisindeki türk resminde portreler önemli bir yer tutar. Bu eserler arasında Şeker Ahmed Paşanın yaptığı Abdülaziz portresi, Osman Hamdi Beyin Osmanlı devletindeki mahallî yaşayışı ve türk-islâm dünyasını yansıtan portreleri, Şehit Hasan Rıza’nın Tül Şapkalı Kadın portresi dikkati çeker. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Avni Lifij gibi sanatçılar portre ressamı olarak tanındı. Cumhuriyet devrinde Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Refik Epikman, Cevat Dereli, Hamit Görele, Turgut Zaim, Ercüment Kalmık, Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Abidin Dino, Cemal Tollu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Halil Dikmen, Eşref Üren, Sabri Berkel, Nuri İyem, Avni Arbaş, Ferruh Başağa v.d. portre türünde eserler verdiler. (ML)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTRE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Porto Riko Anayasa
Tarih 06 Haziran 2009
Porto Riko Anayasa
Referandumla onaylanan ve A.B.D. kongresi tarafından kabul edilen 1952 Anayasasıyle Porto Riko’ya A.B.D.’ye bağlı serbest bir devlet statüsü tanındı. Porto Riko’lular A.B.D. vatandaşıdır, ama A.B.D. kongresinde temsilcileri yoktur ve hiç bir federal vergi ödemezler. Millî savunma ve adanın dış siyaseti A.B.D. hükümetinin elindedir. Tek dereceli seçim sistemiyle dört yıl için seçilen vali, devlet başkanı görevi yapar; bakanlarını, Yasama meclisinin onayıyla kendi seçer; Yasama meclisi, Senato ile Temsilciler meclisinden meydana gelir, mecliste ve senatoda milletvekillerinin üçte birinin azınlık partilerinden olması teminat altına alınmıştır.
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Porto Riko Anayasa hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTOCARRERO
Tarih 06 Haziran 2009
PORTOCARRERO (Luis Manuel Fernandez DE), ispanyol kardinali ve siyaset adamı (1635-Toledo 1709). Kardinal (1669), devlet danışmanı ve bir süre Sicilya genel valisi (1677), sonra Toledo’da başpiskopos (1678) oldu. Charles II ölünce, Anjou dükünü destekledi ve Naiplik cuntasına katıldı. 1703′te prenses Ursins’in isteği üzerine meclisten çıkarıldı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTOCARRERO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTLAND
Tarih 06 Haziran 2009
PORTLAND (William BENTiCK, birinci— kontu), ingiliz siyaset adamı (Schoonheeten, Birleşik Eyaletler 1645′e doğr. veya 1649-Bulstrode, Buckinghamshire 1709). Eski bir Hollandalı soylu ailedendi. Yakın dostu Willem van Orange’ın Mary Stuart ile evlenmesini sağlamağa çalıştı. Hollanda hesabına 1688 Devriminin hazırlıklarını yönetti. Willem III kendisine gizli diplomatik görevler verdi. Portland, Ryswick antlaşmasını (1697) hazırladı. Oynadığı siyasî rol yüzünden bütün Tory’lerin nefretini üstüne çekti. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTLAND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTİEZ (Louis François Rene)
Tarih 06 Haziran 2009
PORTİEZ (Louis François Rene), fransız siyaset adamı (Beauvais 1765-Paris 1810). Avukattı. Konvansiyon’a katıldı (1792); temsilci olarak gönderildiği (1794) Belçika’nın, Fransa ile birleşmesi yolunda çalışmalar yaptı. Beşyüzler meclisi üyesi oldu. Brumaire Devlet darbesini destekledi (1799). Profesör, sonra Paris Hukuk fakültesi dekanı oldu, Cours de Legislation Administrative (İdare Hukuku Dersleri) [1808] adlı bir eser yayımladı. Zengin kütüphanesi senatoya bağışlandı. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTİEZ (Louis François Rene) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POUİADE (Pierre)
Tarih 06 Haziran 2009
POUİADE (Pierre), fransız siyaset adamı (Saint-Cerg, Lot 1920). SaintCere’de kitapçılık-kırtasiyecilik yaptı; 1954′te Fransız Esnaf ve Sanatçılarını Koruma birliğini kurdu; birlik malî kontrollara karşı gösteriler yaptı ve vergi ödenmemesini öğütledi; 2 ocak 1956 seçimlerinde 52 milletvekili (12’si sayılmadı) çıkararak Fransız Kardeşlik birliğini kurdu; malî ve sosyal eşitlik sağlanmasını, fransız birliğinin muhafazasını, Etats generaux’nun toplanmasını istedi. Parlamento grubunda kısa süre sonra fikir ayrılıkları başgöstsrdi. Poujade Paris’te kısmî bir seçime katıldı ve kaybetti (ocak-1957) .
1956′da referanduma karşı cephe aldı ve bunu takip eden seçimlerde başarısızlığa uğradı. 1963 Genel seçimlerinde Poujade’ın adayları her yerde kaybetti; kendisi de seçilemedi. 1967 Genel seçimlerinde Poujade’ın yürüttüğü hareket aday göstermedi, «beşinci cumhuriyet’çiler»i destekledi. 1968 Genel seçiminde De Gaulle’ü desteklemeğe devam etti. 1969 Halk oylamasında, taraftarlarını verecekleri oy konusunda serbest bıraktı. Aynı yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Pompidou’yu destekledi. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUİADE (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTTER (Louis de)
Tarih 06 Haziran 2009
POTTER (Louis de), belçikalı siyaset adamı (Brugge 1786-ay.y. 1859). Tarihçi ve liberal eğilimli gazeteciydi. Kiliseye karşı cephe aldı. Yazılarıyle Belçika ihtilâlinin hazırlanmasında katkısı oldu (1830). Geçici hükümette başbakanlığa getirildi ve Bağımsızlık bildirisini kaleme aldı. Cumhuriyetçiliği uygulayamayınca siyasetten çekildi. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTTER (Louis de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ EDEBİYAT
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ EDEBİYAT
• Başlangıçtan XV. yy.a kadar. Portekiz edebiyatı başlangıcından beri bağımsız olmuştur. Bunu, ülkenin dil bakımından muhtar bir durumda oluşunun yanı sıra tarihiyle de kolayca açıklamak mümkündür. Hattâ daha da ileri giderek XV. yy.ın basına kadar iberik yarımadasında Galicia ve Portekiz cancioneiro’lanmhkinĞen başka şiir dili olmadığını da belirtmeden geçmemek gerekir. Fransız edebiyatının etkisine rağmen bu cancioneiro’ların yapı ve biçim bakımından vardığı orijinallik, Atlas okyanusu kıyılarının havasını yansıtan ve yer yer iç burkucu bir üslûba bürünen catiga’larda olanca gücüyle görülür.
Daha sonraki tarihlere rastlayan ve daha kararsız olan nesrin ortaya çıkışı ise özellikle manastırların ve üniversitelerin gelişmesine ve Saray hümanizmine bağlıdır. Bu mensur edebiyatın başlıca örnekleri, «soy kütüğü defterleri», «soydan kişiler defterleri», breton çevrimini sürdüren romanlar ve Aviz hanedanı prenslerinin didaktik nesirleridir. Bu didaktik eserlerin arasında da kral Duarte’nin Leal Conselheiro’su (Dürüst Danışman) ile Coimbra dükü Pedrc’nun Tratado de Virtuosa Bemfeitoria’sı (Erdemli iyilikseverlik Kitabı) özellikle anılmağa değer.
• ön klasik devir, ön klasik edebiyatın Aljubarrota muharebesi (1385) ile Manuel I arası dönem boyunca bütün XV. yy.ı kapsayan gelişmesi portekiz emperyalizminin başlangıcıyle atbaşı gider. Dolayısıyle de «milliyetçi burjuva» niteliğindeki bu yeni bilincin kendini en yetkin biçimde tarihçilerde ve özellikle de bunların en değerlisi olan Fernao Lopes’te (1380-1459) göstermiş olmasına şaşmamak gerekir. Lopes, halefleri Gomes Eanes de Zurara (1410-1474) ve Rui de Pina (1440′a doğr. – 1520′ye doğr.) ile, malzeme (tarihî kronikler ve keşifler), metot ve kesinlik bakımından ortak yanlara sahip olmakla beraber ustalık ve kavrayış bakımından onlardan çok üstündür.
Lirik olmak özelliğini hiç bir zaman yitirmeyen şiir, Garcia de Resende’nin (1470′e doğr. – 1536) iki yüz elliyi aşkın şairin eserlerini kapsayan Canciortneiro Geral’i (1516) sayesinde bilinir. Halktan çok saraya bağlı olan bu şiir yapmacıklı dili ve alegorilere geniş yer vermesi bakımından günlük olayların büsbütün dışındadır; fakat dinî bir Stoa’cılığa bağlılığı, belgesel değeri ve biçim ustalığı bakımından sağlam bir geleneğe dayandığı ve klasik edebiyatın öncüsü olduğu inkâr edilemez. Avrupa Rönesansının Portekiz’e yerleşmeğe başladığı bu dönem bir yandan Ortaçağın etkisini taşıyan bir iberya geleneğine bir yandan da fetih isteğinin ağır bastığı bir hümanizme dayanır. Yüzyılın başında iberya geleneği daha çok roman ve tiyatroda görülür. Joao de Barros (1496-1570), Diego Mendes de Vasconcelos; (1523-1599) ve özellikle de Palmeirim de inglaterra adlı eseriyle Francisco de Morais (1500-1572), Amadis’in etkisinde kalarak belirli bir tarzın yerleşmesini ve tutunmasını sağladılar. Fakat asıl hizmetleri bir Bernardim Ribeiro’nun (1500-1552) Ortaçağ ile romantizmi birbirine bağlayan bir Cristovao de Sousa Falcao’nun (1518-1557′ye doğr.) lirik nesirlerine götüren yolu açmak oldu. Tiyatro alanında da Jorge Ferreira de Vasconcelos (1515-1585′ten önce) oldukça ılımlı bir pikaro geleneğini takip ederek hümanist komedinin sunî çerçevesini kırarken, Gil Vicente de (1470′e doğr. – 1536′ya doğr.) gerçek bir yaratıcı olduğunu gösterdi. Vicente’nin çok çeşitli eseri lirizmi ve halka dayanması bakımından kendisiyle boy ölçüşebilecek taklitçilerin çıkmasına imkân veremezdi. Fakat auto türünü en olgun şekline vardırarak klasik İspanya’nın comedia’sını hazırlamış oldu. Klasisizmin ikinci unsuru olan hümanizm ile ülkeyi rönesans Avrupası’na bağladı, Damiao de Gois (1502-1574), Gouviea’lar (Andre, 1497 – 1548; Antonio 1505-1566) gibi Gerasmuscular, prenses Dona Maria’nın (1521-1577) çevresi bu evrenselliğin başlıca tanıkları olduğu kadar da gerek şiir alanındaki devrimin gerek lirizmde italy anlaşmanın belirtileridir. Bu devrin gözde şairleri Francisco Sa de Miranda (1485′e doğr. – 1558), Antonio de Ferreira (1528-1569), Pedro de Andrade Caminha (1540-1594) ve Diogo Bernardes’tir (1530′a doğr. – 1605).
Avrupa’nın etkisinde kalmakla beraber Portekiz hümanizminin Avrupa’da yepyeni bir bilime yol açtığı ve bilimsel devrimi gerçekleştirdiği de inkâr edilemez. Bu akımın öncüleri arasında Pedro Nunez (1492-1577′ye doğr.) gibi kozmografyacıların, Garcia de Orta (1490′a doğr – 1570) gibi botanikçilerin yabancı ülkelerin tanınmasında büyük bir rol oynayan Mendes Pinto’yu (1509-1583), imparatorluğun haşmetini gözler önüne seren ve Portekiz’in Titus Livus’u sayabileceğimiz Joao de Barros’un (1496-1570) çevresinde toplanan Diego de Couto (1542-1616), Fernao Lopes de Castanheda (öl. 1559), Gaspar Correia (öl. 1560) gibi tarihçileri sayabiliriz. Bütün bu kişilerin arasında sanatçı kişiliği en üstün olan Luiz de Camoes’ti (1524-1580). Asker, saray adamı, seyyah ve şair Camoes 1572′de imparatorluğun ve milletin son döneminde çıkan Os Lusiades adlı eserinde gelenekçi, hümanist ve fetihçi yüzyılın büyük bir sentezini yaptı.
• Portekiz baroku (1580-1706). ispanya ile siyasî birleşme, ülkenin 1640′ta yeniden bağımsız oluşundan sonra bile dil ve ideoloji bakımından zaman zaman tehlikeli olabilen bir kaynaşmaya yol açtı. Bundan dolayı da, portekiz edebiyatının en sağlam değerleri, hemen hemen her alanda bu kaynaşma akımına karşı cephe alarak başarıya ulaştı. Jeronimo Corte Real (1535-1588), Gâbriel Pereira de Castro (1571-1632), Bras Garcia de Mascarenhas (1595-1656) ve Francisco Sa de Meneses (1600′e doğr. – 1664) ile destan türü olduğu yerde sayarken Fenix Renascida (Dirilen Phoenix) şairlerinin ispanya etkisini taşıyan yapmacıklı fakat çok büyük bir ustalığa dayanan eserleri, Violante do Ceu (1601-1693) ve Madalena da Gloria (1672-1759) gibi rahibelerin derin duygulu ve mistik şiirlerine yol açtı. Bu devirdeki diğer büyük şairler arasında renkli ve canlı bir üslûbu olan brezilyalı Gregorio de Matos (1623 veya 1633-1696) ve ahlâkçı şiirler yazan Francisco Rodriguez Lobo’yu (1580-1625′e doğr.) anmak gerekir.
Nesir ise vakayiname türünde, değerleri tartışmalı olmakla birlikte, Bernardo de Brito (1569-1617) ve Antonio Brandao (1584-1637) gibi kimselerle altın çağını yaşıyordu. Ahlâkçı edebiyatta başta P. Manuel Bernades (1664-1710) olmak üzere Joao Lucena (1550-1600), Luis de Sousa (1555-1632) ve Jacinto Freire de Andrade (1597-1657) dikkati çeker.
Bu devri gereğince yansıtabilecek en önemli iki yazardan biri, coşkun vaızcı ve yol gösterici mektuplarıyle dikkati çeken Antonio Vieira (1608-1697) ile şair ve tarihçi, siyasetçi ve ahlâkçı hem ispanyol hem de Portekizli olan, İberya yarımadasının bütün çelişmelerini eserlerinde yansıtan Francisco Manuel de Melo’dur (1611-1667).
• Aydınlanma çağı (1706-1816). Portekiz dehası, Ispanya’daki taht kavgaları dolayısıyle daha da kesin bir nitelik kazanan bağımsızlıktan yararlanarak, zamanın ihtiyaçlarını karşılamak ve bu iş için de ilk olarak fransız etkisine açılmak imkânını buldu. Gelenekçilerin ve pombal’cilerin karşıt yönlere çekmeğe çalıştıkları edebiyat dünyası her şeyden önce pombal’cilerin savunduğu ansiklopedi zihniyetinin etkisinde kaldı (Tarih akademisi, 1720; Üniversite’nin reformu, 1772). Aynı etki Luis Antonio Verney’in (1713-1792) pedagojik eserlerinde, Oliveira şövalyesinin (1702 – 1783) veya Antonio Nunes Ribeiro Sanches’in (1699-1782) çeşitli çalışmalarında görülür. Pombalin siyasetinin de desteklediği akılcı, laikleştirici ve yenilikçi eğilim 1756′dan itibaren şiirde de ağır basmağa başladı: Domingo dos Reis Quita’nın (1728-1770) pastoral lirizmi, Pedro Antonio Correia Garçao (1724-1772) ile Manuel de Figueiredo’nun (1725-1801) «yeni tiyatro»su, Antonio Diniş da Cruz e Silva’nın (1731-1799) hicivleri; yerli kaynaklardan beslenen Minas o-kuluna bağlı Jose de Santa Rita Durao (1717′ye doğr. – 1784), Claudio Manuel da Costa (1729-1789), Jose Basilio da Gama (1740-1795), Tomas Antonio Gonzaga (1744-1810); eski edebiyata karşı cephe alan ve hürriyet özlemini çeken Francisco Manuel do Nascİmento (1734-1819) ve Manuel Maria Barbosa (1765-1805); romantizmin öncüsü sayabileceğimiz Alorna markizi v.b.
• XIX. yy. (1816-1910). Iberik yarımadasındaki savaşlar ve krallık yönetiminin uzun süren can çekişmesi: portekiz romantizminin doğmasına yol açtı. öbür ülkelerdekinden çok daha geç bir tarihe rastlayan ve gerek aşırı milliyetçiliğiyle gerek hürriyetçi yanıyle dikkati çeken bu akım aynı zamanda bir orta yol hareketiydi. Temsilcileri üç kişidir: dokunaklı ve zarif lirizmiyle, gerek ele aldığı konular gerek kazandığı başarı bakımından oyunları gerçekten milli olan ve eserleri savunduğu siyasî görüşün izlerini taşıyan Almeida Garrett (1799-1854); tarihî konulan işlemek konusundaki başarısı kadar da bu konularda bilgili olan Alexandre Herculano (1810-1877) ve romantizmin katılaşmasını ve kalıplaşmasını temsil eden şair Antonio Feliciano de Castilho (1800-1875). Romantizmin hemen ardından da, bağımsızlar adıyle ve romantizmin gerçekçiliğe bağlanmasını sağlayan yazarlar geldi. Bunlar romanda Luis Augusto Rebelo da Silva (1822 -1871) ile Julio Diniş (1839-1871), şiir ve tiyatro alanında da Joao de Lemos (1819-1889), Antonio Augusto Soares de Passos (1826-1860), Jose da Silva Mendes Leal (1818-1886), Tomas Ribeiro (1831-1901) ve Raimundo Antonio de Bulhao Pato’dur (1829-1912). Bu tablonun içinde, ayrı olarak belirtilmesi gereken iki ad vardır: eserleri son derece duru ve duygulu olan şair Joao de Deus Ramos (1830-1896) ve Sue’den hareket ederek Balzac’a kadar varan Castelo Branco (1825-1890). Ama yine de, bunların hepsinden önemli olan akım, Coimbra okuludur. 1860 Yıllarında çıkmış olan ve pek çok yanıyle de yerini aldığı romantizm akımını andıran bu hareketin başlangıcı 1848′e dayanır. Bundan dolayı da, yüzyılın sonunun habercisi sayılabilecek olan bu anlayış Hugo, Proudhon, Quinet, Comte ve Hegel’e dayanarak edebiyatı aşan bir meseleyi ele alır: bu mesele, bir burjuva devriminin başarısızlığı karşısında uyanan millî bilinç meselesidir. Böylece de, toplumcu anlayışa yakın, gerçekçi ve kozmopolit bir yeni-romantizmin ortaya çıkmasına yol açarak, gerçek siyasî etkinliği ne olursa olsun, devrin Portekiz’inde büyük eserler yazılmasına yol açtı: öncü ve tenkitçi Teofilo Braga’nın (1843-1924) anıtsal ve tartışmalı eseri; bunalımları ve aydınlık zekâsıyle büyük şair olduğunu ispat eden Antero Tarquinio de Quental’ın (1842-1891) şiirleri; gerçekçi romanın büyük ustası olan Jose Maria Eça de Queiros’un (1845-1900) romanları; eşsiz üslûpçu ve polemikçi Jose Duarte Ramalho Ortigao’nun (1836-1915) denemeleri; yepyeni fikirler getiren dâhi tarihçi Joaquim Pedro de Oliveira Martins’in (1845-1894) incelemeleri.
Mücadeleci şiirleriyle, Abilio Guerra Jun-queiro (1850-1923) ve Antonio Duarte Gomes Leal (1849-1921) ile büyük hikayeci Jose Valentim Fialho de Almeida (1857-1911) ise doğrudan doğruya bugünün meselelerini ele alan yazarlardır.
• XX. yy. Son elli yıl içinde edebiyat alanında görülen gelişme cumhuriyetin kurulması (1910), ülkenin Birinci Dünya savaşına katılması ve Salazar diktatörlüğünün yol açtığı kargaşalıklara bağlıdır. Bu edebiyatın özelliği Portekiz’in diğer avrupa ülkelerinden kopmasına karşı cephe almasıdır: parnas’çı Antonio Candido Gonçalves Crespo (1846-1883) ve Jose Joaquim Cesario Verde (1855-1886) ile sembolizmin büyük ustası olan Eugenio de Castro (1869-1944). Bu devrin öteki yazarları arasında Antonio Nobre (1867-1900), Teixeira de Pascoasis (1878-1952), Antonio Sardinha (1888-1925), Camillo Pessanha (1867-1926), Jose Regio (doğ. 1901), Miguel Torga (doğ. 1907), Adolfo Casais Monteiro (doğ. 1908) ve özellikle de bir Fernando Antonio de Seabra Pessoa (1888-1935) sayılabilir. Bu arada, Antonio Patricio (1878-1930) ile Ju-lio Dantas’ın (doğ. 1876) pek değişik seviyelerdeki eserlerle çağdaş tiyatroyu temsil etmelerinin yanı sıra, roman ve deneme alanlarında da, uzun bir natüralist dönemden sonra, çeşitli yazarlar kendini gösterdi: Aquilino Ribeiro (doğ. 1885), Jose Maria Ferreira de Castro (doğ. 1898), Fernando Gonçalves Namora (doğ. 1919). Tenkit alanında Jose Leite de Vasconcelos (1858-1941), Reinaldo dos Santos (doğ. 1880), Jaime Zuzarte Cortesao (doğ. 1884), Fidelino de Figueiredo (doğ. 1889) ve Antonio Jose Saraiva (doğ. 1917) üstünde durulabilir.
• Şiir. Cadernos de Poesia dergisinin çevresinde toplanan sairlerin (Jorge de Sena [doğ. 1919], Natercia Freire [doğ. 1920], Eugenio de Andrade [doğ. 1923]) insansı tepkisinden ve gerçeküstücülüğün (Antonio Pedro [1906-1966], Alvaro de Campos, Mario Cesariny de Vasconcelos, Alexandre O’-Neill [doğ. 1924], Antonio Ramos Rosa [doğ. 1924], Jose Terra [doğ. 1928]) ortaya çıkmasından sonra şiir, Tavola Redonda (1950-1954) grubuyle Ortaçağın «cancioneiros» kaynaklarına ve geleneksel lirizme döndü: Antonio Couto Viana (doğ. 1923), Sebastiao da Gama (1924-1952), Luis Macedo (doğ. 1925), Fernanda Botelho (doğ.k1926), Alberto Lacerda (doğ. 1928). Bu yenilik Lusitania Brezilya ilhamını meydana çıkaran Carlos Lemonde de Macedo (doğ. 1921) ile metafizk ve din meseleleriyle uğraşan Joao Maia (doğ. 1923), Vitor Matos e Sa (doğ. 1926), Ruy Bello’nun (doğ. 1933) eserlerinde devam etti. Reinaldo Ferreira (1922-1959) ile Cristovam de Pavia (doğ. 1933), «psişik araştırmalar» kaygısı gözetirken yeni şiir, Antonio Gedeao (doğ. 1906), Herberto Helder (doğ. 1930), Maria Alberta Meneres (doğ. 1930), Luiza Nete Jorge (doğ. 1939) ve Ernesto Melo e Castro ile «deneysel» olmağa yöneldi.
• Nesir. Portekiz nesrinde, İkinci Dünya savaşından sonra belirmeğe başlayan özellikler son on yıl içinde arttı. Eça de Queiros gerçekçiliğinin mirası olan, toplumun tenkitli çözümü Jose Rodrigues Mugieis (doğ. 1902) ve Joaquim Paço de Arcos’un (doğ. 1908) eserine konu olmakla beraber, Proust tarzındaki iç özlem Jose Osorio de Oliveira (1900-1964), Domingos Monteiro (doğ. 1903), Pereira Gomes (1909-1949), Alves Redol (değ. 1911), Luis Forjaz Trigueiros (doğ. 1915) üstünde kendini duyurur. Bununla birlikte bölgesel gelenek Tomas de Figueiredo (doğ. 1901) ve Vitorino Nemesio (doğ. 1901) ile devam eder. Fakat yeni romancılar okulu, fransız varoluşçuluğundan özelikle Albert Camus’nün fikir ve estetiğinden etkilenir: Vergilio Ferreira (doğ. 1914) ve Urbano Tavares Rodrigues (doğ. 1926). Tenkit bugün Joao Gaspar Simoes (doğ. 1903), Delfim Santos (1908-1966), Oscar Lopes (doğ. 1918), Alvaro Ribeiro, Jose Marinho ve Joao Ameal ile özel bir canlılık kazanır.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ EDEBİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTEKİZ TARİH
Tarih 05 Haziran 2009
PORTEKİZ TARİH
Portekiz milletinden önce
Ülkeye tarihin başlangıcında Kartacalılarla yakınlığı olan kabileler yerleşti (M.ö. III. yy.); bu kabilelerin başlıcası, II. yy. boyunca ve I. yy.ın ortasına kadar Romalılarla savaşan Lusitania’lılardır. Augustus’un kurduğu Lusitania eyaletinin sınırları Portekiz’in bugünkü sınırlarından oldukça farklıydı. Eyalet V. yy.da Alanlar ve Süevler, daha sonra da Vizigotlar tarafından işgal edildi. 711′de başlayan müslüman hâkimiyetini, Porto bölgesini işgal eden Asturia kralı Alfonso III (869-910) ve Duero ile Mondego arasındaki toprakları alan (1064) Castilla kralı Fernando I sarstılar.
ortekiz krallığının kuruluşu, Bourgogne hanedanı
Tajo’ya sefere çıkan Leon kralı Alfonso VI, Portekiz kontluğu’nu (Porto bölgesi) evlilik dışı kızı Teresa’nın kocası Bourgogne’lu Henri’ye verdi; böylece bu arazi aynı lehçenin konuşulduğu Galicia’dan ve yarımadanın geri kalan kısmından sunî olarak ayrıldı (1097); Henri, Braga’yı piskoposluk haline getirerek (1104), Portekiz’i dinî alanda Castilla’nın hâkimiyetinden kurtardı; ama müslümanların Lizbon ve Santarem’i işgal etmelerini engelleyemedi, ölümünde (1114) karısı Teresa iktidarı ele geçirdi ve üvey kızkardeşi Castilla kraliçesi Urraca ile savaştı. Castilla’da Urraca zamanındaki karışıklıklar, kontluğun Castilla’ya bağımlılık ilişkilerini gevşetti. Kraliçenin Galicia’lı kont Fernando Peres de Trava ile sevişmesine ve metbu olarak Castilla’lı Alfonso VII’ye başvurmasına kızan soylu sınıf, Henri’nin oğlu Alfonso I Henriques (1128-1185) yönetiminde ayaklandı. Alfonso I, Castilla’lıları Guimaraes yakınında, Sao Mamede’de ezdi (1128), Portekiz’i fiilî bağımsızlığa kavuşturdu, «Portekizliler kralı» unvanını aldı (1139) ve birkaç ay sonra müslümanları Ourique’de yendi (1139); 1143′te önce papanın, sonra imparator Alfonso VII’nin (Castilla kralı) metbuluğunu kabul ederek kendini Portekiz kralı olarak ilân ettirdi.
Portekiz, müslümanları çekilmeğe zorlayarak güneye doğru genişlemeğe devam etti. Coimbra’yı başkenti haline getiren, Mondego ve Tajo arasına templier ve hospitalier tarikatı şövalyelerini yerleştiren Alfonso I Henriques, 1147′de Sintra, Santa-rem ve Lizbon’u aldı, 1158-1166 arası Alentejo’yu işgal etti. Kısa süre içinde portekizlileşen ispanyol santiago ve calatrava tarikatlarına dayanan ve müslümanları güneyden uzaklaştırmak için Kudüs’e giden haçlıları yolundan saptıran halefleri, fetih seferlerine devam ettiler. Aslında, Alfonso II’nin (1211-1223) portekizli birliklerinin katıldığı Muvahhidîlerin Los Navas de Tolosa bozgunundan (1212) sonra hızlanan fetih, Alfonso III zamanında (1248-1279), Algarve’nin almmasıyle tamamlandı (1249). Müslümanların ve yahudilerin 1497′ye kadar yaşamağa devam ettiği fethedilen topraklar, yalnız kuzeyden gelen ve porto lehçesini yayan kolonlar tarafından değil, gerek laik, gerek din adamı yabancılar tarafından da değerlendirilmeğe başlandı, özellikle Sancho I zamanında (1185-1211) gelen birçok göçmen daha önceki derebeyliklere bağımlı olmayan merkezlerde toplandı ve hükümdardan imtiyaz fermanları elde etti.
Portekiz’in XII. yy. ortasında toprak bütünlüğünün tamamlanması anayasal kurumların tamamlanmasıyle aynı tarihte gerçekleşti; XI. yy.dan beri soydan geçen monarşi, iktidarın fiilî hâkimiydi; ama kralın Vizigotlar zamanındaki seçimle işbaşına gelme dönemini hatırlatan halkın onayı usulünün uygulanması, corteslerin kurulmasıyle sonuçlandı; bilinen ilk cortes’ler henüz sadece rahip ve soylu sınıfının temsil edildiği (1212) ve portekiz kanunlarının ilk unsurlarını hazırlayan Coimbra cortes’leridir. O tarihe kadar krallık otoritesi ancak çok zengin rahip sınıfının imtiyazlarıyle ve topraklarında yargılama yetkisini ve vergi toplama hakkını elde eden soylu sınıfın birkaç imtiyazıyle sınırlıydı; kralın yetkisi, en güçlü unsurları yıllık belirli bir askerlik hizmetiyle yükümlü olan ve savaş zamanında önceden tespit edilmiş miktarda asker vermek zorunda olan etkili bir derebeylik sisteminin kadroları arasına sızmıştı. Ama derebeyliğin ve rahip sınıfının gelişmesi Alfonso II’yi kaygılandırdı; Alfonso, babasının kançıları Juliao’nun yardımıyle bütün mülkiyet unvanlarını kontrol ettirerek (inquiroçoes) ve amortizaçao ile rahip sınıfının gayrimenkul sabihi olmasını yasaklayarak derebeyliğe ilk darbeyi vurdu. Fakat Sancho II’nin (1223-1248) yeteneksizliği ve bunun yol açtığı anarşi, rahiplerin ilerigelenlerinin papaya başvurarak Sancho’nun tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Alfonso III’ün getirilmesini istemelerine sebep oldu; Boulogne kontesiyle evli olan Alfonso III tahta çıkmasına karşılık kilisenin haklarına saygı göstermeğe söz verecekti (Paris antlaşması, 1245). ülkenin kuzeyine çekilen Sancho, Castilla’nın desteğine rağmen sonunda Toledo’ya sığınmak zorunda kaldı (1298).
Bunun üzerine Alfonso III Portekiz kralı ilân edildi; ama Paris antlaşmasının maddelerini uygulamayı reddetti ve rahip sınıfının haklarını daha da kısmakla kalmayarak Leiria cortes’inde (1254) ilk olarak şehirlerin temsil edilmesine izin verme yoluyle derebeylerin XIII. yy. başında kazandıkları imtiyazları kaldırmak için burjuvalara dayandı. Bu yeni sosyal sınıfın
«kraliyet curie’sine» (görevleri ayrılmağa başlamıştı ve en iyi öğrenim görmüş üyeleri
[kanun adamları] kralın imtiyazlılara karşı hazırlanan ordenoçoes’leri uygulamasına yardım ediyorlardı) girmesine imkân verdi. Coimbra üniversitesini kuran (1290-1308) ve porto lehçesini millî dil haline getiren Deniş zamanında (1279-1325), krallık yetkilerini artırma siyaseti burjuvazi tarafından desteklendi; buna karşılık burjuvazinin iktisadî faaliyetleri teşvik edildi. XII. yy.dan sonra portekizli tüccarlar, Brugge ve Londra’ya giderek, balık, tuz, şeker, yağ, deri sattılar. Denis’in vârisleri eserini devam ettirdiler. Alfonso IV (1325-1357) ve Pedro I, özellikle soylu sınıfın imtiyazlarını kısarak ve papalık kararnamelerinin kralın onaylaması olmadan yayımlanmasını yasaklayarak adaleti yeniden teşkilâtlandırdılar.
Ayrıca ülkenin denizaşırı genişleme siyaseti Fernando I (1367-1383) zamanında güçlendi; hükümdar XIV. yy.da, Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Portekiz’de de patlak veren iktisadî buhranı atlatmak için, armatörlere kraliyet ormanlarının kerestelerini bedelsiz vermeğe, ama sigorta sistemini beslemek için gemilerin yüklerinden vergi almağa karar verdi; ayrıca, işletilmeyen topraklara elkoyma kararını alarak mülk sahiplerini tarlalarını ekmeğe zorladı (1875) ve aylakları zorla çalıştırdı.
Aviz sülâlesi ve deniz hâkimiyeti
Fernando’nun ölümünde tek kızı Beatriz’-in Fransa’nın müttefiki Castilla’lı Juan I ile nişanlı olması, tehlikeli bir veraset buhranına yol açtı; bu buhran sırasında Castilla hanedanının tahta çıkmasına taraftar olan soylularla, millî bir prensin yetkisi altında Portekiz’in bağımsızlığını korumağa kararlı olan burjuvazi açıkça çatıştı (1383-1385). Yüzyıl savaşları Iberik yarımadasını da etkileyince, ingiltere, Portekiz tahtına Pedro I’in evlilik dışı oğlu ve Fernando’nun üvey kardeşi olan aviz tarikatı başkanı Juan’m geçmesini destekledi; Coimbra cortes’leri bu adaylığı onayladı (1385). Juan I ve başkumandanı Nuno Alvares Pereira, Castilla’lıları Aljubarrota’da ingiliz paralı askerlerinin yardımıyle yenerek (1385) Portekiz’in bağımsızlığını sağlamlaştırdılar; bağımsızlık 1411′de Castilla ile imzalanan barışla ve İngiltere ile yapılan ittifakla onaylandı;
Juan I’in 1387′de Lancaster’li Philippa ile evlenmesi İngiltere ile yapılan ittifakı daha da pekiştirdi.
Buhran yeni kralın, cortes’lerde ağır basmağa başlayan burjuvalara dayanarak soyluların isteklerini sınırlamasına imkân verdi. Cortes’in yetkileri XV. yy.da Alfonso V’in saltanatı başında naip Coimbra dükü Pedro’nun teklifi üzerine çıkarılan «Alfonso kararnameleri» ile belirlendi.
Portekizliler yeni topraklar keşfine ve işletilmesine Joao I zamanında (1385-1433) başladılar; ama bu işletmelerin tarihini milliyetçi efsaneler gölgelemiştir. Bütün bir milletin çabasını yansıtan XV. yy.daki tehlikeli yolculuklar uzun bir bilimsel araştırma (Alfonso X ile İber Yahudilerinin astronomi cetvelleri) dönemi ve gemi yapımının gelişmesi (kıç dümeni; 1439-1440′ta ilk kadırganın yapılması) sayesinde gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, önemi çağlara göre değişen birçok sebeple açıklanır: Portekiz’in nispî kalabalıklığı; kıtada güçlü Castilla’nın zararına bir genişleme siyaseti gütmenin imkânsızlığı; buğday, balık, deri ve boya maddesi sıkıntısının artması; şekerkamışı tarımına uygun yeni ülkelerin araştırılması; Algarve’de kurulan şeker değirmenleri için zenci köle ihtiyacı; batı ile mübadeleleri güçleştiren altın sıkıntısı.
Yönetici sınıflar çok değişik teşebbüslere girişmelerine rağmen başlangıçta anlaşmış gibi görünüyorlardı. İktisadî buhranın iflâs ettirdiği şövalyeler Fas’ta Septe limanını işgal ettiler (1415); burjuvalar Madera takımadalarının (1418′den sonra) ve Asor adalarının (1432′den sonra) sömürgeleştirilmesini ve altın ülkesine ulaşmak amacıyle Afrika kıyılarının keşfini teşkilâtlandırdılar; Bojador burnu aşıldı (1434)) ve Rio de Oro’ya ulaşıldı (1436). Kral Edoardo’nun güçsüzlüğünden (1433-1438) yararlanan soylular, Fas’a savaş açılmasını kabul ettirdiler. Tanca önündeki bozgun (1437) ve kral Alfonso V’in (1438-1481) henüz ergen olmaması Coimbra dükü Pedro’yu ön plana geçirdi; cortes, naipliği yengesi kraliçe Aragon’lu Eleonora yerine (1440) Pedro’ya verdi. Pedro, burjuvaların çok işine yarayan barış içinde genişleme siyasetini yönetti; Madera ve Asor adaları önce buğday tarlaları, sonra şekerkamışı işletmeleriyle örtüldü; gezginler Sahra kıyısını aştılar ve daha elverişli ticaret ilişkileri kurdukları zenciler ülkesine ulaştılar; 1447′de ilk portekiz altın lirası cruzado basıldı. Ama derebeylerin kışkırttığı genç kralın tutumu yüzünden naip isyan etti ve Alfarrobeira’-da öldürüldü (1449);
o tarihten sonra, o güne kadar yapılan işler, bu kavgaya karışmamak ihtiyatlılığını gösteren kardeşi Henrique’ye (Gemici denir) mal edildi. Fas’a karşı tekrar savaş açılarak Alcazarseguer (1438), Tanca ve Arzila (1471), Safi (1508), Azemmuz, Mazagan alındı; buna karşılık Castilla’lılar bu sefer Magrıp’a doğru değil doğuya doğru (Oran ve Tlemsen bölgesi) yayılmağa başladılar. Ama güneyle ticaret öyle kazançlıydı ki (altın, köle, fildişi, zamk), yalnız özel teşebbüsün bile sürdürülmesine yetiyordu. 1469′da bu ticaret Fernao Gomes’te yılda 200 000 reis ödenmesi ve her yıl kıyıda Sierra Leone’nin ötesinde 400 km’nin işletilmesi şartıyle sağlamlaştırıldı. 1474′te bu imtiyaz, tacın vârisi prens Joao’ya geçti. Krallığın artık iki hedefi vardı: Batı’daki toprakları ve adaları taramak; Afrika’nın güneyinden Hindistan’a bir denizyolu bulmak. Batı’da 1456′ya doğru bulunan Cabo Verde adaları ve Asor adaları Portekizlilerin Newfoundland ve Brezilya kıyılarına (bu yolculuklardan yararlanan Kolomb’dan önce) yaptıkları yolculukların hareket üssü oldu. Afrikada 1471′de yapılan yolculukla Sao Tome ve Annobon (Ano Bom) bulundu ve ekvator aşıldı.
Kendinden önceki krallar gibi, Castilla’nın güçlenmesinden çekinen kral Alfonso V, son yıllarında Henrique IV’ün (öl. 1474) gelecekteki vârisi Castilla’lı Juana ile evlenerek (1455) bu krallıkta söz sahibi olmağa çalıştı. Oğlu Joao II (1481-1495) soyluları sindirmeğe karar vererek Braganza (1483) ve Viseu (1484) düklerini idam ettirdi, keşif seferlerini ve bulunan toprakların işletilmesini teşkilâtlandırdı. Diego de Azembuja Gine’de (bugün Gana) sonraki seferlerin iskelesi haline gelen Sao Jorge de Mina kalesini kurdu (1482). 1482′den sonra Diego Cam, Zaire’ye (Kongo) ve Angola’da Santa Maria burnuna portekizli padroes’ler (topraklara elkonulduğunu gösteren kolonlar) yerleştirdi. Pero da Covilha, Hindistan’a çıktı ve Habeşistan’a gitti, Bartolemau Dias, Fırtınalar burnunu (bugün ümit burnu), Hint okyanusunu buldu (1487). Ama Portekiz kralının gemi vermeyi reddettiği Kolomb, Castilla kralı hesabına yaptığı ilk yolculuktan (1492-1493) dönerek Hindistan’a batı yolundan ulaştığını bildirdi. Joao II, doğu yolunun üstünlüğüne inanmağa devam ettiyse de papa Alexander 1493′te bir fermanla Portekiz’in denizlerde sefer hakkını Cabo Verde adalarının 400 km doğusundan geçen bir hatla sınırladı; ama esrarlı Batı adaları hayalinden vaz geçmeyen Portekiz, sınırı Cabo Verde adasının 1 480 km batısına naklettirdi (Tordesillas antlaşması, 1494). Talihli Manuel I zamanında (1495-1521), Vasco da Gama o tarihe kadar uzakdoğu ticaretini elinde tutan müslüman tacirlerin engellemelerine rağmen Hindistan’a ilk olarak denizden gitmeyi başardı.
Gemi ve toplarının üstünlüğünden yararlanan Portekizliler müslümanların ticaretini iflâs ettirdiler ve birkaç yıl içinde boğazlardaki kaleleri ele geçirerek Hint okyanusuna hâkim oldular: Vasco da Gama Kalküta’yı topa tuttu (1502); Koçin, Cannanore ve Quiloa genel valiliğine tayin edilen Francisco de Almeida, Afrika kıyısında kaleler inşa ettirdi, mısır donanmasını Diu’da batırdı (1508); Albuquerque 1507 -1515 arasında Socatora, Maskat, Goa, Malakka ve Hürmüz’ü ele geçirdi. 1509′da Malakka’ya varan Portekizliler baharatın daha doğudaki Molük adalarından geldiğini öğrenerek 1512′ye doğru orada bir ticaret acentası (Amboina) kurdular. Macellan’ın bütün çabalarına rağmen (1521), takımadaları Zaragoza antlaşmasından sonra Portekiz ele geçirdi (1529). Portekizliler Asya imparatorlukları ve pazarlarının keşfini Siyam, Kamboç, Day Viet ve Çin’e (1514 veya 1517) ayak basarak tamamladılar (Makao’nun Portekiz’e bırakılması 1557) ve Japonya’ya ulaştılar (1557). O tarihten sonra «kıta ve kıtaötesi Portekiz kralı, Afrika’da, Gine senyörü, Habeşistan, İran, Arabistan ticaretinin, fethinin ve seferinin hâkimi» unvanını taşıyan ve Goa’da bir genel valiyle temsil edilen hükümdar bu keşiflerin kârını kendine ayırmayı düşünüyordu; uzak deniz ticaretinin kontrolünü bir rejiye bıraktı: Casa da Guinea; reji 1452-1483 arası Casa da Guinea e Mina adını aldıktan sonra 1499′da Casa da İndia e da Guinea şirketine katıldı. Filolar halinde birleşen gemiler Lizbon’dan Paskalya yortusunda yola çıkıyor ve muson sayesinde eylül ayında Kaliküt, Koçin veya Goa’ya ulaşıyordu; bu limanlardan kalkan başka gemiler, Malakka ve Ternate’ye gidip baharat yüklüyor, sonra da başka gemiler bu baharatı Japonya, Çin ve iran’a götürüyor, o arada da avrupa tekniğinin son buluşlarını (saat, arkebüz, top), Lizbon’da kurulan metalürji sanayiinin ürünlerini o ülkelere taşıyorlardı. Filo geri dönüşte Portekiz kralına asya baharatını, adaların şekerini ve zenci köleler getiriyordu.
Portekiz’in denizler ötesinde kalelerden başka toprakları yoktu. Ama Portekizlilerin faaliyeti sadece ticarî değildi; cizvitlerin misyon faaliyeti ve yerlilerin zorla hıristiyanlaştırılması Uzakdoğu’da birçok hıristiyan topluluğunun kurulmasıyle sonuçlandı ve Çin ile Japonya’nın hıristiyanlaştırılmasını hazırladı; avrupa medeniyeti Portekizliler aracılığıyle Kongo krallığından Japon imparatorluğuna kadar, değişik çevrelere sızdı.
Yolculukların uzunluğu, deniz kazaları, donanmaların yarıya yakınını yok eden türklerin hücumları, asker ve tayfalara ödenen ücretler, gelen ürünlerin Avrupa’da yeniden dağıtımını yapan Anvers’lilerin ve hansalıların istekleri, Portekiz kralının kârını çok azaltıyordu. XVI. yy. başındaki ilk coşkunluk geçtikten sonra Lizbon sarayı Uzakdoğu ile ilgisini gevşetti, Fas’taki topraklarını bırakmağa (Tanca, Septe, Azemmur ve Mazagan dışında) başladı ve daha yakındaki Atlas okyanusuna döndü. Hemen hemen bir portekiz tekeli haline gelen şekerkamışını yetiştirmek için adalar (Madera, Asor, Cabo Verde, Sao Tome adaları) kâfi gelmiyordu; buna karşılık Pedro Alvares Cabral’in 1500′de Portekiz toprağı ilân ettiği «Brezilya ormanı» şekerkamışı tarımı için çok büyük imkânlar sağlayabilecekti. Brezilya’yı fransız korsanlarına kaptırmak istemeyen Joao III’ün emri üzerine Martim Afonso de Sousa, Sao Vicente’den başlayarak ülkeyi sömürgeleştirmeğe koyuldu (1532). Brezilya’daki plantasyonlar Gine’deki, sonra XVI. yy.ın ikinci yarısında Angola’daki köle ticaret acentalarına yeni imkânlar sağladı; köle ticareti yapan tek ülke olan Portekiz, kolonilerini ve İspanyol Amerikası’nı köleyle doldurarak uzakdoğu ticareti için gerekli parayı sağladı. Ekonominin yanı sıra hamle yapan fikir ve sanat hayatı Joao III (1521-1557) zamanında en parlak dönemini yaşadı; papadan, cizvitlerin Portekiz’e yerleşmesi (Evora’da üniversitelerini kurdular) iznini alan kral, Lizbon üniversitesini de Coimbra’ya nakletti (1537). Ressam Nuno Gonçalves’in koruyucusu hümanist Alfonso V (1438-1481) sayesinde kültür, afrika ve asya medeniyetinin etkisiyle gelişti (Manuel üslûbu). Camoes’in Os Lusiadas’ı Vasco da Gama’nın başarılarını dile getirir. Reform’un hemen hemen hiç etkisinde kalmayan fakat büyük bir papaz sıkıntısı çeken din, Cizvitler ve yahudilerle Hıristiyanlığı benimsemek istemeyen müslümanları yakmak isteyen Engizisyon ile hâkimiyetini sürdürüyordu.
ispanya ile birleşme (1580-1640)
öteden beri Castilla’nın genişlemesinden çekinen Portekiz kralları evlenmeler yoluyle iki sülâlenin kendi lehlerine birleşmesini hazırlamışlardı. Ama önce Aviz sülâlesi söndü: hâlâ haçlı seferlerine çıkmayı hayal eden kral Sebastiao (1557-1578), Alkaçar-Quivir’de Faslılar karşısında bozguna uğradıktan sonra ortadan kayboldu. Ailenin son temsilcisi olan halefi kardinal Henrique 1580 ocağında öldü. Crato başpiskoposu dom Antonio’nun hak iddiasına rağmen, portekizli prenseslerin oğlu ve torunu olan ispanya kralı Felipe II’nin ordusu Portekiz’i ele geçirdi ve Felipe II Santarem’de kral ilân edildi. Aslında iki taç sadece tek kralın şahsında birleştiğinden ilhak tam değildi ve Felipe II Portekiz’in hürriyetlerine saygı göstermeğe söz vermişti.
Daha sonra, ispanya’ya kin duyan Portekizliler bu 1580 yılını mutsuzluklarının başlangıcı ve ülkenin gerilemesinin onaylanması saydılar. Gerçekteyse, küçük krallıkta hayat eskisi gibi devam ediyordu; hattâ Portekiz halkı bu birleşme sayesinde ispanyol sömürgelerine sızıyor ve bu sömürgeleri kendi lehine işletebiliyordu. Ne var ki bir süre sonra şartlar değişti: Abbas zamanında İran’ın kalkınması, Hindistan’da moğol imparatorluğunun kurulması ve Japonya’da çoğunluğun yerleşmesi, Portekizlilerin bu ülkelere eskisi gibi söz geçirmelerine imkân bırakmadı. Felipe II, Lizbon baharat pazarını ayaklanan Hollandalılara, düşmanı İngilizlere kapatınca, uzakdoğu yolculuğuna çıkan kuzeyli gemiciler Portekizlilerin yanıbaşına yerleşerek baharat ticareti tekelini Portekizlilere bırakmadılar. Asyalı hükümdarlar, İngilizler ve özellikle Hollandalılar yavaş yavaş uzun bir hat boyunca birbirini takip eden Portekiz acentalarına bir bir elkoymağa başladılar; bununla beraber Portekizlilerin kaybı ancak 1640′tan sonra ispanyol donanmasının himayesi ortadan kalkınca çok büyük oldu. Birleşme döneminde Portekiz’in zararı sadece Doğu’da ancak Molük adalarındaki tekelinin bölüşülmesi, Amboina (1605) ile Hürmüz’ün (1622) kaybı ve Japonya pazarlarının kapatılmasıydı. 1642′ye kadar Makao-Manila-Acapulco-Veracruz-Sevilla yolu sayesinde Uzakdoğu ile ilişkilerini muhafaza edebildi.
Brezilya’nın sömürülmesi ve Portekiz
Hollandalılar Brezilya’ya (1630), Afrika köle acentalıklarına (Sao Tome, Sao Paolo de Luanda) [1641] yerleşince, Portekizliler bu durumun sorumluluğunu İspanya’ya yüklediler. Sonra da Katalonya’da patlak veren isyanı fırsat bilerek ve Fransa başbakanı Richelieu’nün dolaylı desteğinden yararlanarak 1640′ta ayaklandılar, bazı hükümet üyelerini (bu arada Vasconcelos) öldürdüler ve Braganza dükünü Joao IV adiyle (1640-1656) kral ilân ettiler. Hollandalıları önce Afrika’daki ticaret merkezlerinden (1643-1648), sonra Lizbon sarayı lehine ayaklanan Brezilya’dan (1657) çıkarmayı başardılar, buna karşılık Asya’daki birçok mevkii kaybettiler (Malakka [1641], Maskat [1650'ye doğr.]; Tidore [1657]; Koçin [1663]; Seylan [1638-1658].
Portekiz monarşisi Tanca, Azemmur ve Bombay’ı kendisini Hollandalılara karşı koruyan ingilizlere bıraktı. Uzun ve masraflı bir savaştan sonra portekiz soylularının önemli bir kesiminin desteğine rağmen ispanya, yeniden fethetmeyi başaramadığı, hattâ bazen ordularının istilâsı altında kaldığı komşu devletin bağımsızlığını Septe’nin kendine bırakılması karşılığında (Lizbon antlaşması, 1668′-de imzalandı) kabul etmek zorunda kaldı. Portekiz o tarihten sonra ispanyol kültüründen uzaklaştı: castilla-portekiz dillerinin birarada kullanılması ortadan kalktı; önce fransız edebiyatının, sonra fransız felsefesinin etkisi arttı. Tehlikeli bir monarşi buhranı (1667′de Alfonso VI’nın [1656-1683] Asor dağlarına sürülmesi; Pedro II’nin önce naiplik [1667-1683], sonra krallık dönemi [1683-1706]) ve bir Colbert’cilik denemesinden sonra Portekiz, iktisadî bakımdan ingiltere’ye bağlandı: İspanyol veraset savaşı dolayısıyle (Pedro II önce Anjou’lu Philippe, sonra arşidük Kari lehine savaşa müdahale etti ve Madrid’i bir süre işgal altında tuttu [1705]) imzalanan lord Methuen antlaşmasıyle (1703), madera ve porto şarapları ingiliz pazarına ayrıldı; buna karşılık ingiltere, artık sadece tek tip üzüm tarımıyle uğraşacak olan Portekiz’de, yünlü kumaş ve buğdaylarını serbestçe satabilecek ve Brezilya ticaretine iştirak edecekti.
Ayrıca Hindistan’da, Doğu Afrika’da, Zan-zibar’da, Mombasa’da (1698) ticaret acentalarını (1698), Batı Afrika’da bazı adaları (Annabon, Fernando Poo, 1778) terkeden, Fas’ı elden çıkaran (Mazagan, 1769), millî ekonomiyi canlandırmaktan vaz geçen Portekiz monarşisi, Tordesillas antlaşması ile ispanya’ya verilen toprakları terkederek batıya uzanan Amerikan sömürgesini işletmeğe koyuldu. 1696′da Minas Gerais’te bulunan altın (XVIII. yy.da Portekiz’e 983 ton sevkedildi), elmas ticareti (1728′de Diamantina kuruldu) sağlayacağı gelir bakımından, Antiller’in gelişmesiyle Portekiz’in tekelini kaybettiği, ama hâlâ çok sayıda zenci köleye ihtiyaç duyan şeker, tütün ve kakao ticaretinden daha üstündü. Ayrıca Brezilya ispanyol sömürgeleriyle kaçakçılığa dayanan ticaretin sürdürülmesine imkân verdiği için Portekiz rio de la Plata bölgesindeki Sacramento bölgesini elden çıkarmamakta direniyordu. Bu kale sonunda 1778′de, XVIII. yy.da Portekiz’in istemeden sürüklendiği birçok ispanyol-ingiliz savaşından biri sırasında kaybedildi.
Joao V’in (1706-1750) oğlu Jose (1750-1797), 1770′te Pombal markiliğine yükseltilecek olan Carvalho e Melo’yu hükümetin başına getirdi. Sert bir polis rejimini uygulayan ve bir çeşit aydın zorbalık denemesine girişen Pombal, Kilisenin Portekiz üstündeki hâkimiyetini azalttı; derebeylerini sindirdi ve cizvitleri uzaklaştırdı, manastırları kapattı; Lizbon’un 1755 depreminden sonra yeniden kurulmasını sağlayan Brezilya’nın altını, Lizbon ile Brezilya arasında nakliyat yapan imtiyazlı şirketlerin kalkınması, Alto Duero Şarap şirketinin, dokuma sanayiinin v.b. kalkınmasına harcandı. Ama Pombal, Portekiz’i iktisadî bağımsızlığa kavuşturmayı başaramadı. Jose’nin kızı ve vârisi Maria I’in (1777-1816) tahta çıkar çıkmaz bakanı görevinden almasıyle birlikte reform anlayışı ve Fransa’nın edebî etkisi ortadan kalktı; 1792′de bunayan kraliçenin yerine oğlu (sonradan Joao VI adım aldı) geçti. Portekiz 1793′te Devrim Fransası’na savaş açtı.
Fransızların bütün ısrarlarına rağmen, ispanya, ingiliz ticaretinin üssü olduğu için, Portekiz’i işgale yanaşmadı. Bunun üzerine 1807′de fransız generali Junot, Lizbon’a girdi. O arada kral ailesi bir gemiyle Rio de Janeiro’ya kaçmıştı. Portekizliler mayıs-haziran 1808′de fransız işgalcilere karşı ayaklandılar. Portekiz’e ayak basan Wellesley (1 ağustos 1808), Junot’yu Sintra’da teslim aldı (30 ağustos 1808). Kadrosu ingiliz subaylarla takviye edilen portekiz ordusu güçlü Torres Vedras tabyalarının arkasında Fransa’ya karşı savaşa karıştı. Soult (1809) ve Massena’nın (1810-1811) hücumlarının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Portekiz Fransızlardan kesinlikle kurtuldu.
Portekiz’in gerilemesi
Bir krallık haline getirilen Brezilya’da kalmayı tercih eden Joao VI (1816-1826), Portekiz hükümetinin yönetimini naibe ve ordu kumandanı general Beresford’a bıraktı, ispanya’yı örnek alan Porto’da bir askerî ayaklanma mutlakıyetçi rejimi devirdi (ağustos 1820). 1821′de toplanan cortes’ler, Engizisyon’a son verdiler ve kralın ülkeye dönmesini istediler. Lizbon’a dönen ve liberal bir anayasa çıkaran (eylül 1822) Joao VI, liberallerin oyuncağı oldu. Cortes’lerin beceriksiz tutumundan yararlanan Joao VI’nın oğlu Pedro kendini Brezilya kralı ilân etti. Joao VI’nın ikinci oğlu Miguel, mutlakıyet idaresinin yeniden kurulmasında babasına yardımcı oldu; ama Joao VI, Canning’in öğüdü üzerine elde ettiği zaferden yararlanmağa kalkışmadı ve 1825′te Brezilya’nın bağımsızlığını kabul etti. Hükümdar ölünce, Brezilya kralı Pedro I (Portekiz kralı Pedro IV), yedi yaşındaki kızı Maria II’yi kraliçe ilân ederek dayısı Miguel’e nişanladı; sonra 1826 Anayasasıyle Portekiz’e iki meclisli bir rejim tanıdı. Canning’in himaye ettiği genç kraliçeyi uzaklaştıran (1828) Miguel, kendini kral ilân etti ve korkunç bir baskı rejimi kurdu, ama 1830 Devriminde taraftarlarının desteğini kaybetti. Pedro I, Brezilya’dan ayrıldı (1831), Miguel’e karşı ayaklanan Asor adalarına gitti, sonra Porto’ya geçti (1832); Lizbon’a dönünce (1833), Dörtlü ittifaka Miguel’in kovulmasını kabul ettirdi; Miguel, Evora Monte’de teslim oldu (1834). 1826 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, dinî tarikatlar kaldırıldı, siyasî hayat iki rakip parti etrafında düzenlendi: bir yanda ılımlı anayasacılar; öte yanda da 1822 Anayasasının uygulanmasını isteyen eylülcüler. Kamuoyu meseleyle ilgilenmeyince her grubun kendi tarafına çekmeğe çalıştığı ordu sık sık ayaklanmağa başladı, birçok hükümet darbesine yol açan siyasî çatışmayı yalnız ingiliz etkisi yumuşatabiliyordu. 1852′de çok az vergi verenlere de seçmenlik hakkı tanıyan tek dereceli bir seçim sisteminin kabul edilmesi Portekiz’de seçmenlerin sayısını yüzde 25′e yükseltti; oysa ülke halkının yüzde 80′i okuma yazma bilmiyordu. Parlamento rejimi bir gösterişten ibaretti: seçimleri, krallığı destekleyen ve yönetici sınıfları (yüksek din adamları, subaylar, büyük mülk sahipleri) hoşnut etmek zorunda olan hükümet hazırlıyordu.
Kamu yatırımlarının kötü yönetilmesi iktisadî gelişmeyi yavaşlattı. Kral Pedro V (1853-1861) ve Luis zamanında (1861-1869), birkaç reform yapıldı: kilise mallarının satışa çıkarılması; sömürgelerde köleliğin kaldırılması; Medenî kanunun kabulü (1867). Kamuoyu bütçeyi büyük ölçüde aksatmasına rağmen sömürgelere bağlı kaldı. Lizbon Coğrafya derneği, hükümeti Afrika’nın bölünmesinde Portekiz’in haklarını savunmağa davet etti. Serpa Pinto gibi değerli subaylar 1877′den sonra Angola ile Mozambik arasındaki bölgeleri keşfe çıktılar. Ama Portekiz, Leopoldo II’nin Kongo’da giriştiği harekâtla karşılaştı ve Berlin kongresinden de (1885) ancak sağ kıyıdaki iki kasabayı koparabildi. Bunun ardından Kap’tan Kahire’ye kadar ingiltere’ye bağlı bir hat kurmak isteyen Cecil Rhodes’un teşebbüsleri başladı ve Nyassa’daki bir isyan dolayısıyle İngiltere’nin verdiği ültimatom karşısında Portekiz, Afrika’daki iki sömürgesini birbirine bağlamaktan vaz geçmek zorunda kaldı (1891). Carlos I zamanında (1889-1908), monarşi bütçe sıkıntılarını artıran ve cumhuriyetçi propagandayı kolaylaştıran israfıyle halkın gözünden düştü. Memleketin geri kalmışlığı soyut ve kişisel siyasî ihtirasları daha da kamçılıyordu. Joao Franco’nun bir diktatörlük kurmasına (1906-1908) ses çıkarmayan kral, büyük oğlu ile birlikte sokak ortasında vuruldu. İkinci oğlu Manuel II (1908 -1910), otoriter rejimden vaz geçti ve bir hükümet darbesiyle devrildi; darbe, cumhuriyetçilerin işine yarayan papaz düşmanlığının patlak vermesine yol açtı; 4 ekim 1910′da ayaklanan cumhuriyetçiler 5 ekimde cumhuriyeti ilân ettiler. Devrimci eğilimli sendikalar ve çoğunluktaki kralcılar arasında sıkışıp kalan ve kamuoyu tarafından pek desteklenmeyen aydın cumhuriyetçiler kısa süre sonra otoriter metotlara başvurmak zorunda kaldılar. Bir kurucu meclis, tarikatları dağıttı, kilise ile devlet arasındaki bağları kopardı, askerlik yoklaması ve laik mecburî eğitim sistemlerini koydu, grev hakkını tanıdı. Tam mâ-nâsıyle demokratik olan 1911 Anayasası işleyemez hale gelmişti; kralcı ayaklanmalar (özellikle Porto’da 1919), askerî şiddet tedbirlerinin yanı sıra hükümet istikrarsızlığı, 1919-1926 arası 20 kadar ayaklanmaya ve 40 kadar hükümet değişikliğine yol açtı. Birinci Dünya savaşı sırasında, 1914 eylülünde portekiz sömürgelerine hücum eden Almanya 9 mart 1916′da Portekiz’e savaş ilân etti. Savaş sırasında, müttefiklerin safında yer alması Portekiz’e küçük Kionga idare bölümünden başka bir şey kazandırmadı.
Birlikçi korporatif cumhuriyet
1926 Mayısında general Gomes da Costa, Braga garnizonunu ayaklandırarak parlamento rejimini devirdi; kısa süre sonra Go-mes’in ayağını kaydıran general Oscar Car-mona, 1928 nisanında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, ölümüne kadar (1951′de) yedi yılda bir sürekli olarak tekrar seçildi. 1928′de başkan Carmona’nın maliye bakanlığına getirdiği profesör Salazar 1932′de meclis başkanı oldu.
Salazar, anayasası 1933′te yürürlüğe giren yeni rejimin en kuvvetli adamıydı. Millî İş kanunu (1933) işçileri millî sendikalara yazılmağa zorladı; işverenler gremıVlara (korporasyonlar) bağlandı. 1934′te grev yasaklandı. Para meseleleri uzmanı olan Salazar, bütün gücünü bütçeyi dengeleştirmeğe harcadı ve 1928′de bunu başardı. Portekiz ile Vatikan’ı barıştıran yeni devlet, dış siyasette ölçülü davranmağa dikkat etti. İspanya iç savaşında Franco’dan yana olduğunu belirtti, İkinci Dünya savaşının başında tarafsız kaldı, sonra da Büyük Britanya (1943) ve A.B.D.’nin (1944), Atlas okyanusunu denetlemek için Asor adalarından yararlanmalarına izin verdi. Savaş sonrasında huzursuzluk arttı. 1949′da hükümet serbest seçimlerin yapılacağını ilân etti, ama Carmona’ya karşı çıkarılan kukla bir aday önce büyük bir faaliyet gösterdi, fakat kampanyasının baltalandığını ileri sürerek seçimden önce çekildi. Aynı olay 1951′de, ölen Carmona’nın yerine general Francisco Higino Craveiro Lopes geçince tekrarlandı; resmî aday amiral Americo Tomas’m seçildiği 1958 seçimlerinde muhalefet adayı general Humberto Delgado oyların yüzde 25′ini topladı. Delgado 1959 ocağında Brezilya konsolosluğuna sığındı, sonra yurt dışına kaçtı. Porto piskoposu A. Ferreira Gomes’in Portekiz’e dönmesi yasaklandı (şubat 1960). O tarihte Delgado ile ilişki kuran yüzbaşı Galvao’nun Santa Maria gemisine elkoyması bütün dünyanın dikkatini Portekiz rejimine çekti. 13 Nisan 1961′de Salazar üç bakanın istifa ettiğini ve kurmay başkanı ile iki askerî bölge kumandanının görevlerinden alındığını açıkladı. 1 Ocak 1962′de Beja’da patlak veren bir ayaklanma hemen bastırıldı; 1962 mayısında yeni ayaklanmalar oldu.
Çok geniş sömürgeleri olan Portekiz bu yönde de güçlüklerle karşılaştı. Hindistan, Portekiz sömürgelerinin (Goa, Diu. Damao) kendisine iadesi için görüşme teklifinde bulundu, fakat Portekiz bu teklifi resmen reddetti (1953); 1955′te iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesildi. 17 Aralık 1961′de hint birlikleri Portekiz sömürgelerini işgal ettiler; direnme kısa süre içinde kesildi. 1955′ten beri Birleşmiş Milletler teşkilâtı üyesi olan Portekiz, 1961 şubatında ayaklanmalar olan Angola konusunda milletlerarası kurulun kendisine karşı karar almasını önleyemedi. Bugünkü siyasetin başlıca özelliği denizaşırı bölgelerdeki (Angola ve özellikle Mozambik) bağımsızlık hareketlerine karşı, Portekiz hükümetinin tutumunun sertleşmesidir. Bütçenin yüzde 40′ı, millî savunmaya ayrılır, öte yandan askerlik hizmeti süresi on sekiz aydan dört yıla çıkarılmıştır ve gençlerin yurt dışına göçmesi kontrola bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilâtının Güvenlik konseyi portekiz sömürgelerinin kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkı üstünde dururken, Lizbon bu sömürgelerin birer «denizaşırı il» olduğu için doğrudan doğruya kendi yargı sistemine bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu tutum afrika devletlerinin çoğunu Portekiz aleyhine çevirdi.
içte, Salazar hükümeti korporasyoncu ve^ birlikçidir; özellikle her türlü komünist veya ilerici harekete karşı bir siyaset güder. Başkanlık seçimleri 25 temmuz 1965′te yapıldı. Tek aday bir önceki dönemin başkanı ve Uniao Nacional’in adayı amiral Americo Tomas idi. 13 Karşı oy ve 16 çekimser oya karşı 556 oyla yedi yıl için tekrar seçildi. Portekiz Millî Kurtuluş cephesi başkanı Humberto Delgado’nun öldürülmesi, siyasî atmosferi gerginleştirdi, öte yandan yeni Millet meclisi seçimleri (130 üye) yaklaşıyordu. Hıristiyan demokratların desteksizlik yüzünden seçim mücadelesine katılmaktan vaz geçmesine karşılık, başlıca muhalefet partisi olan Demokratik ve Sosyal Eylem partisi aday göstermeğe karar verdi. Ama hükümete seçim süresi boyunca basın sansürünün kaldırılmasını kabul ettiremeyince adaylarını çekti (18 ekim). 7 Kasımda 130 milletvekili tek listeden (Uniao Nacional adayları) seçildi; halkın yüzde 25′i sandık başına gitmedi. 28 Mayıs 1966′da başkan Salazar, hükümetten ayrılmama kararını açıkladı.
• Sel felâketi. 26 Kasım 1967′de Lizbon dolaylan büyük bir sel felâketine uğradı. 1775 Yılındaki depremden bu yana Portekiz’in uğradığı en büyük tabiî felâket sayılan sellerde 464 kişi öldü, binlerce insan da evsiz kaldı. Şiddetli yağmurların Tajo nehri ve kollarını taşırması sebebiyle meydana gelen sellerden en çok zarar gören bölge Lizbon’un 29 km kuzeyindeki Quintas köyü oldu.
• Salazar’ın hastalanması. 1932 Yılından beri başbakan olan Dr. Salazar, 6 eylül 1968′de beyinde bir kan pıhtılaşması sebebiyle hastahaneye kaldırıldı. O yaz Estoril’deki yazlık evinde koltuktan düşerek başını şiddetle yere çarpmış olan Salazar, bir süreden beri şiddetli baş ağrılarından rahatsızdı. Lizbon’daki Kızılhaç hastahanesinde bir ameliyat geçirdikten sonra sağlık durumu iyileşirken, 16 eylülde bir beyin kanamasıyle komaya girdi.
Salazar’ın komaya girmesi, Portekiz’de bir anayasa krizine sebep oldu. Portekiz anayasası başbakanın ancak ölüm, istifa veya azledilme halinde yenilenebileceği konusunda emredici bir hüküm taşıdığından, Salazar’m işbaşından uzaklaştırılması önemli bir mesele haline gelmişti. 13 Kişilik Devlet konseyi cumhurbaşkanı amiral Tomas’ın başkanlığında toplanarak durumu görüştü. Bu arada hastahaneden, Dr. Salazar’ın yarı felçli durumda bulunduğu ve şuuruna hemen de hiç malik olmadığı açıklandı. Ülkenin daha uzun bir süre başbakansız kalmaması gerekçesiyle amiral Tomas, asker ve sivil liderlerle yaptığı müzakerelerden sonra, anayasal yetkilerini kullanarak Dr. Salazar’ı görevden azletmek zorunda kaldığını açıkladı. Amiral Tomas, başbakanlığa prof. Marcelo Jose Das Neves Caetano’yu tayin ettiğini bildirdi. Prof. Caetano başkanlığında kurulan yeni hükümetin, Dr. Salazar yönetimine göre daha liberal bir siyaset güdeceği intibaını veren ilk kararlarından biri, muhalefet lideri Dr. Mario Soares’in serbest bırakılması oldu. Sosyalist ve demokrat muhalefetin lideri general Delgado’nun esrarengiz şartlar altında öldürülmesinden sonra, onun en yakın arkadaşı ve avukatı olan Dr. Soares, 15 mart 1968′de, kendisine hiç bir suç isnat edilmeden, bizzat Dr. Salazar’ın emriyle tutuklanmış ve Sao Tome adasına sürgüne gönderilmişti.
Yeni hükümet bir yıl sonra, 26 ekim 1969′-da Millet meclisi seçimlerinin yapılmasına da karar verdi. 1968′in yaz aylarında muhalefet, hükümetin izin verdiği ölçüde, faaliyet gösterdi.
16-18 Mayıs 1968′de Avei-ro’da toplanan İkinci Cumhuriyetçi kongre (ilki 1957′de) bir beyanname kabul etti. Sosyalistlerden ilerici katoliklere kadar demokrat muhalefete mensup çeşitli grupları temsil eden İkinci Cumhuriyetçi kongrenin beyannamesinde hükümetten, söz ve düşünce hürriyetinin tanınması, bütün siyasî mahkûmların affedilmesi, siyasî görüşlerinden dolayı işten atılanların görevlerine iadesi, toplanma hürriyetinin tanınması ve milletin temsilcilerini serbestçe seçebilmesini sağlayacak bir seçim kanununun hazırlanması istendi.
Vaat edilen tarihte yapılan Millet meclisi seçimlerini Dr. Caetano’nun iktidar partisi olan Uniao Nacional partisi, meclisteki 130 sandalyenin hepsini almak suretiyle kazandı. 1 Aralık 1969′da toplanan yeni meclisi açış konuşmasında devlet başkanı amiral Tomas, anayasanın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Böylece hükümetin, muhalefet tarafından öne sürülen istekleri olumsuz karşıladığı belirtilmiş oluyordu.
• Salazar’ın ölümü ve son gelişmeler. Portekiz eski başbakanı Dr. Antonio De Oliviera Salazar, 16 eylül 1968′den beri komada bulunduğu hastahanede öldü (27 temmuz 1970). Salazar’ın cenazesi Lizbon’da XV. yy.dan kalma Sao Jeronimo manastırında katafalka kondu; 30 temmuzda da doğduğu köy olan Santa Comba Dao’ya gömüldü.
1970 Ağustosunda hükümet muhalefete karşı yeniden sert bir tavır aldı. 1968′de Sao Tome adasındaki sürgünlük cezası kaldırılan Dr. Mario Soares, Avrupa ve A.B.D.’ye yaptığı geziler sırasında hükümeti tenkit ettiği gerekçesiyle, ülkeyi terk etmek veya tevkif edilmek şıklarından birini seçmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık bir süre sonra hükümet, anayasayı değiştiren bazı
önemli kanunlar çıkardı. Bunlardan biri, basın hürriyetinin kısıtlanması devam etmekle birlikte sansürün kaldırılmasıyle ilgiliydi, öte yandan 1971 ekiminde hükümet Ekonomik ve Sosyal Kalkınma cemiyeti adiyle kurulan cemiyetin faaliyet göstermesine izin verdi.
Bir muhalefet partisinin çekirdeğini meydana getirecek şekilde kurulmuş olan bu cemiyete izin verilmesi, hükümet siyasetinde yeni bir yumuşama belirtisi olarak yorumlandı.
1971 Sonu Portekiz’de meşru muhalefet imkânlarını araştıran demokrat aydın gruplarının dışında, silâhlı gerilla faaliyeti gösteren gruplar türedi. «Silâhlı Devrimci Eylem» adını taşıyan bu gizli teşkilât, Lizbon Merkez postahanesini bombalama, Lük-semburg’daki Portekiz büyükelçiliğini basarak pasaport ve resmî mühürleri çalma, Angola’ya silâh götüren gemi kargosunu tahrip gibi çeşitli tedhişçi faaliyete girişti. Bu gizli tedhiş teşkilâtı, amacının ülkedeki faşist diktatörlüğü devirmek, Angola ve Portekiz’in denizaşırı topraklarında yürütülen sömürgeci savaşa ve ülkedeki emperyalist hâkimiyete son vermek olduğunu belirtti; hükümet, olağanüstü durum ilân etti.
Osmanlı – Portekiz ilişkileri
XV. yy.ın ikinci yansında Memlûk sultanlığı, Mısır ve Suriye yoluyle Batı’ya gönderilen hint mallarından alınan vergileri ağırlaştırdı, yeni liman vergileri koydu, Portekiz’in ticaret hayatı bu yüzden büyük bir buhranla karşılaştı. Transit vergilerinin ağırlığı Portekizlileri Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu arama zorunda bıraktı. Portekiz denizcisi Vasco da Gama, arap denizcisi İbni Macid’in kılavuzluğuyle Hindistan’a giden denizyolunu buldu (1497). Portekizliler, Hindistan kıyılarına yerleştiler. Böylece, Memlûk sultanlığı, en önemli gelir kaynağından yoksun kaldı.
Portekizlilerin yeni hindistan donanması kumandanı Afonso Albuquerque, Maskat ve Horfe-kân’a saldırarak Hürmüz’ü aldı ve Fars körfezini kapattı. Portekiz kralı Manuel, Hindistan’daki müslümanlara baskı yapmağa başladı. Ticaret gemilerine güçlükler çıkardı. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Moha, Cidde, Kuseyr limanlarıyle ticarî ilişkileri olan Gucerat ve Kambay gibi hükümetler, Mısır Memlûk sultanından yardım istemek için Kahire’ye elçiler gönderdiler. Memlûk sultanı Kansu Gavri de, Mekke’nin limanı sayılan Benderi Cidde’yi sur ve burçlarla sağlamlaştırdı; müslümanların koruyucusu olarak deniz kumandanı Emîr Hüseyin ve magrıplı Hoca Nureddin emrinde bulunan bir memlûk donanmasını Portekizliler üstüne gönderdi. Gucerat’taki Diu valisi Melik İyaz’ın kürekli gemilerden kurulu donanmasıyle birleşen memlûk donanması, Albuquerque’in oğlu Lorenzo kumandasındaki portekiz donanmasını 1508′de Hindistan’ın Şaul limanında yendi; fakat hemen harekete geçen genel vali Albuquerque, 1509′da Diu limanında yatan memlûklu donanmasına baskın yaptı; Melik lyas savaştan çekildiği için onları yenilgiye uğrattı. Kuvvetli bir portekiz donanması Benderi Aden’i tehdit etmeğe başladı. Süveyş’te güçlü bir donanma kurmanın gereğine inanan Kansu Gavri, osmanlı padişahı Bayezid II’ye başvurarak ondan anadölu leventlerini Memlûk sultanlığının yardımına göndermesini, kereste, demîr, halat gibi gemi yapımı için gerekli malzeme ile top, barut gibi ateşli silâhlar istedi. Bayezid II yardım kafilesini yola çıkardı. Bu kafile Alaiye (Alanya) yöresinde Rodos (Saint – Jean de Hospitalier) şövalyelerinin baskınına uğradı; fakat anadölu leventleri Süveyş’e gitmeyi başardılar. Memlûklu yazarı ibni iyas, Selman Reis kumandasında Süveyş’e giden 1000 denizci türk ve Portekizlilere karşı girişilen hazırlıklar hakkında bilgi verir. Benderi Cidde beyi Emîr Hüseyin ve türk denizcilerinin çabalarıyle 20 gemilik bir donanma kuran Selman Reis, 1515′te Portekizlilere karşı sefere çıktı. Bu seferde yenilen Selman Reis ile Emîr Hüseyin, ertesi yıl 22 gurâb ve iki kalyondan kurulu bir donanma ile Benderi Aden’i kuşattılar, fakat başarı kazanamadılar ve Benderi Cidde’ye döndüler; gemilerinden bir kısmı Süveyş’e gönderildi. Bu sırada Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından alındığını Öğrenen Selman Reis, bu durumdan yararlanarak Benderi Cidde’ye saldıran Lopo Soares de Albergaria kumandasındaki portekiz donanmasını yenilgiye uğrattı. Sonra Kahire’ye giderek, burada bulunan Yavuz’un hizmetine girdi. Yavuz’un ölümünden sonra Benderi Cidde sancakbeyi Hüseyin el -Turkî ile birlikte Yemen’e gitti. Zebid’i ele geçirdikten sonra Kahire’de bulunan Makbul İbrahim Paşanın yanına gitti ve ona Hint seferinin yararlı olacağını bildirerek Hindistan’ın bellibaşlı merkezleriyle portekiz kuvvetlerinin durumunu gösteren bir lâyiha verdi.
Doğu ticaretinin önemiyle Osmanlı devletine sağladığı çıkarları değerlendiren İbrahim Paşa, bu lâyiha üzerine, eski memlûk donanmasının düzenlenmesi görevini Selman Reis’e verdi. Selman Reis denizci Hayreddin Beyle birlikte baharat ticaretinin merkezi olan Yemen’i aldı (1527). Osmanlılar böylece, Portekizlilerin Kızıldeniz’de ticaret merkezleri kurma çabalarını önlediler. 1524 Tarihli Mısır kanunnamesinden anlaşıldığına göre, baharat ticareti Osmanlılar çıkarına gelişiyordu. Ancak Selman Reis’in Hayreddin Bey tarafından öldürülmesi, bu çalışmayı aksattı; yeğeni Bayramoğlu Mustafa, Hayreddin Beyi öldürerek kendisine bağlı türk denizcileriyle birlikte Gucerat hükümetinin (hint kaynaklarına göre Rumî Nasır Han) hizmetine girdi ve Diu kalesinin Portekizlilere karşı savunulmasında başarı sağladı (1531).
• Hint seferi. Gucerat hükümdarı Bahadır Şah, 1535′te Delhi sultanı Hümayun Şah ile yaptığı savaşta yenilerek Diu kalesine sığındı. Hümayun Şaha karşı Goa’daki Portekiz valisiyle anlaştı. Portekizliler de Diu limanına hâkim tepede bir kale yaptırarak limanı denetimleri altına aldılar. Bunun üzerine hatasını anlayan Bahadır Şah, Portekizlileri Diu’dan çıkarmak amacıyle Kanunî Sultan Süleyman’a başvurdu ve bir ihtiyat tedbiri olmak üzere de hazinelerini Mekke’de güven altına aldırdı. Kanunî de Hindistan ile Akdeniz arasındaki güvenliği sağlamak amacıyle, doğu ticaretini ellerinde bulunduran ve Kızıldeniz’de serbestçe dolaşan Portekizlilere karşı harekete karar verdi. Doğu müslümanlarının koruyucusu olarak Mısır valisi Hadım Süleyman Paşaya Süveyş’te cenovalı mühendisler yönetiminde bir donanma yaptırmasını emretti. Bu hazırlık arasında Bahadır Şahın öldürüldüğü öğrenilince Mekke’de bulunan hazinesi İstanbul’a gönderildi. Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa, 13 haziran 1538′de 20 000 kişi ve 74 gemiden meydana gelen bir donanma ile Süveyş’ten yola çıktı. Kameran ve Babülmendeb’i geçerek Benderi Aden ö-nüne geldi; Portekizliler ile işbirliği yapan Âmir bin Davud’u astırdıktan sonra 4 eylül 1538′de Gucerat kıyılarına geldi. Gokalat (Benderi Türk) ve Kat adlarındaki iki kaleyi alarak eylül başlarında Diu kalesini kuşattı. 20 Gün süren kuşatma sırasında, Portekizliler bütün güçleriyle karşı koydular; osmanlı ordusunda kıtlık çıktı. Yeni Gucerat hükümdarı Mahmud III’ün Portekizliler tarafını tutarak Osmanlılara yiyecek sağlamaması, sıkıntının artmasına yol açtı. Asker, gemilerine çekildi. Bunun üzerine Hadım Süleyman Paşa kuşatmayı kaldırarak Yemen’e döndü. Ertesi yıl bir portekiz filosu, Kızıldeniz’e girdi ve Süveyş’e kadar ilerledi; fakat Osmanlıların karşı koyması ü-zerineı geri dönmek zorunda kaldı. Bundan sonra, Hindistan hedef tutularak, Portekizlilere karşı girişilen deniz seferleri, Batı’daki önemli olaylar yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Kitabı Bahriye yazarı ünlü denizci Pirî Reis’in 1552′de bir donanma ile Süveyş’ten hareket ederek önce Benderi Aden’i, sonra da Hürmüz kalesini Portekizlilerden almak üzere giriştiği hazırlık, Basra beylerbeyi Kubad Paşanın olumsuz tutumu yüzünden sonuç vermedi. Pirî Reis, üç gemiyle Süveyş’e kaçmak zorunda kaldı; merkezden gelen emir üzerine Mısır valisi tarafından öldürüldü (1552). Ertesi yıl Pirî Reis’in yerine hint donanması kumandanlığına getirilen Murad Reis de, Hürmüz boğazı yakınlarında Portekizlilerle yaptığı deniz savaşında yenilince Basra’ya çekildi (1553). Hint seferiyle görevlendirilen galatah kâtip Şeydi Ali Reis, 1554′te, 15 kadırgadan kurulu bir donanmayı Süveyş’e getirmek üzere harekete geçti; fakat 9 ağustosta Hcrfekân ve 25 ağustosta Maskat önünde portekiz donanma siyle yaptığı deniz savaşlarında yenildi; savaştan kalan kadırgalarla yoluna devam ederken fırtınaya tutuldu. Gucerat kıyılarına sürüklendi ve Demen limanı önüne geldiği sırada kadırgalarından üç tanesi karaya oturdu; geri kalan 6 kadırgayı Surat limanına götüren Şeydi Ali Reis, tayfalarından isteyenleri Gucerat hükümeti hizmetine girmekte serbest bırakarak, onunla birlikte gelen 50 kişiyle karadan yola çıktı ve dört yıllık bir yolculuktan sonra Türkiye’ye döndü (mayıs 1557). 1559′da Lahsa beylerbeyi Mustafa Paşanın Bahreyn adasına yaptığı bir sefer de, Portekizlilerin işe karışmaları yüzünden, başarısızlığa uğradı.
Osmanlı devleti, asya müslüman devletlerine karşı takip ettiği siyasete uygun olarak Portekizlilere karşı yardım isteyenlerin yanında yer aldı. Kanunî devrinde Osmanlı devletinden yardım isteyen Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’i desteklemek amacıyle İskenderiye kaptanı Kurdoğlu Hızır Bey kumandasında top ve tüfek gibi ateşli silâhlarla dolu 19 kadırgadan kurulu bir osmanlı donaması 1569′da Sumatra’ya gönderildi. Donanma ile giden türk topçu ustaları, Sumatralılara top dökmesini ve Portekizlilere karşı savaşma kurallarını öğrettiler. Bunların bir kısmı yerlilerle evlenerek Sumatra’da kaldı. Bu arada Portekizlilere karşı girişilen seferlerde uğranılan yenilgilerin sebeplerini araştıran Osmanlı devleti, Kızıldeniz’e uygun gemiler yaptırdı ve Akdeniz donamasının bu denize geçirilmesini sağlamak için Süveyş kanalının açılması görüşü üstünde durdu. Kanal için bir plan hazırlandı; fakat bu plan bir musevî tarafından çalınarak ispanya’ya kaçırıldı.
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTEKİZ TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTALİS (Jean Etienne Marie)
Tarih 05 Haziran 2009
PORTALİS (Jean Etienne Marie), fransız siyaset adamı (Le Beausset, Provence 1746-Paris 1807). Aix parlamentosunda avukattı (1765). Provence hâkimliğine (1778-1782) getirildi, 1793′te tutuklandı, serbest bırakıldı. Lebrun’ün aracılığıyle danıştay üyesi olarak Medenî Kanun İnceleme komisyonuna girdi ve komisyonda yazılı hukuku savundu. Konkordato çalışmalarına katıldı, konkordatonun uygulanmasıyle ilgili ek maddeleri kaleme aldı. Din öğretimi üstüne çalışmalar yaptı. Discours, Kapports et Travaux sur le Concordat (Konkordato Üstüne İncelemeler, Raporlar ve Çalışmalar) [1845] adlı bir eseri yayımlandı. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTALİS (Jean Etienne Marie) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PORTAL
Tarih 05 Haziran 2009
PORTAL (Pierre BARTHfiLEMY, —baronu), fransız siyaset adamı (Albaredes, Montauban yakınları 1765-Bordeaux 1845). Bordeaux’da armatörlük yaptı. Bordeaux belediye başkanı, sonra Bahriye bakanlığı sömürgeler müdürü oldu (1815-1818), milletvekili seçildi, bahriye ve sömürgeler bakanlığına getirildi (1818-1821). Savaş filosuna yeni bir düzen verdi. Malouet’nin siyasetini bıraktı: armatörleri korudu ve prim usulünü koydu, özellikle uzakdoğu ticaretiyle ilgilendi, Schmalz’ı Senegal’e gönderdi, Guyana’daki ve Sylvain Roux’nun Madagaskar’daki sömürgeleştirme hareketlerini destekledi. Ayan meclisi üyesi oldu (1821). Louis Philippe’e bağlandı. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORTAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPOVİÇ (Koça)
Tarih 05 Haziran 2009
POPOVİÇ (Koça), yugoslav siyaset adamı (Belgrad 1908). Yazar ve gazeteciydi. İspanya’da savaştı, cumhuriyetçilerin ordusunda albay oldu (1937-1939). İkinci Dünya savaşında faal bir mukavemetçi ve partizanların «Birinci Proletarya tugayı» kumandanıydı; 1945′te kurmay başkanı oldu. 1951′de Yugoslavya Kominform ile ilişkisini kesince, bir yardım konusunu görüşmek üzere A.B.D.’ye gönderildi. İki yıl sonra dışişleri bakanı oldu ve 1965′e kadar bu görevde kaldı. Yunanistan ve Türkiye dışişleri bakanlarıyle bir dostluk ve işbirliği anlaşması imzalanması için görüşmelerde bulundu. Bu üç devlet arasında meydana gelen Balkan paktını Yugoslavya a-dına imzaladı (1953) ve daha sonra Trieste konusundaki temaslarda başrolü oynadı (1953-1954). Sonraki yıllarda, Birleşmiş Milletlerdeki Yugoslav delegasyonunun başkanı oldu. 1961′de Moskova’ya giderek ülkesiyle S.S.C.B. arasında yeniden ilişki kurdu; 1962′de Washington’a gitti ve Kennedy tarafından kabul edildi.
Tarafsız ülkelerde bir «üçüncü güç»ün kurulmasında büyük payı olmuştur. 14 Temmuz 1966′da yugoslav devlet başkanı yardımcısı seçildi. Nisan 1967′de yapılan seçimlerden sonra yeni kabinede görev almadı. Ağustosta Tito ile birlikte Mısır’ı ziyaret etti. Yugoslavya’da yeni kolektif başkanlık, sisteminin kurulması üzerine Sırbistan’ın kolektif başkanlık üyelerinden biri oldu. (LM)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPOVİÇ (Koça) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Portekiz Sömürge imparatorluğu
Tarih 05 Haziran 2009
Portekiz Sömürge imparatorluğu, Portekiz’in sömürge leştirdiği ülke ve toprakların hepsine verilen ad. Portekiz’in XV. yy.da başlayan toprak genişlemesinin sebepleri çeşitlidir: bunların en başında din yayma çabası gelir. Rahip Joao, Fas’ın güneyinde, bir hıristiyan krallığında hüküm sürüyordu. Aynı kıyılarda, Avrupa’da bulunmayan altının (sudan altını) bol olduğu sanılıyordu. Kısa süre sonra altın araştırmalarının yanı sıra baharat araştırmasına da başlandı. Ceneviz ile Afrika’nın simsarlar aracılığıyle yürütülen iktisadî ilişkileri Türklerin Doğu Akdeniz havzasına hâkim olmalarıyle bozuldu. Portekizliler Türklerin aracılığından kurtulmak için Hindistan’a doğrudan doğruya giden denizyolunu açtılar.
Portekizlilerin teknik üstünlüğü ve gemici Henrique’in teşviki, Afrika kıyıları boyunca ilerlemeyi geliştirdi. Cabo Ver de’ye (1444), sonra ekvatora (1471) ulaşıldı. Bartolomeu Dias, Ümit burnunu aştı (1487). Tordesillas antlaşmasıyle (1494) Portekizliler, Hint okyanusunda fetih tekelini ele geçirdiler. Fırtınanın Brezilya kıyılarına attığı Cabral 1500′de ülkeye elkoydu. Covilha ve Vasco da Gama’nın Kaliküt ve Goa’ya (1498) yaptıkları yolculuklarla Portekizliler Doğu Hindistan’a yerleştiler. Joao IH’ün ölümünde (1588) Portekiz imparatorluğu en parlak dönemini yaşıyordu, Fas’ın Atlas okyanusu kıyısındaki müstahkem mevkiler ve Brezilya (Amazon’dan rio de la Plata’ya kadar uzanan kıyı kesimi) dışında, Doğu Hint yolu üzerinde bir dizi sömürgeyi içine alıyordu: Madera, Asor a-daları, Cabo-Verde, Gine (Fernando Poo, Aseension) ve Afrika’nın batı kıyılarında bugünkü Angola topraklarındaki karakollar. Ümit burnunun doğusunda Delagoa, Sofala, Mozambik (bugünkü Portekiz Doğu Afrikası), Madagaskar ve Basra körfezinin ağzında Hürmüz ticaret acentaları, Doğu Hindistan’da Diu’dan (1575) Koçin’e (1500) kadar, Malabar kıyısında Seylan (1505) ve daha doğuda Tegu, Malakka (1511), Makao (1516′da ulaşıldı) gibi birçok sömürgeye sahip olan Portekizliler tarafından işgal edildi. Ama bu büyük imparatorluktan yararlanmak için geniş kapsamlı bir siyaset uygulanmadı.
Zenci Afrika’da Portekizliler devamlı olarak yerleşebilirlerdi. Inter Caetera (1493) fermanı bu bölgeyi hıristiy anlaştırma tekelini Portekizlilere verdi; batıda, Kongo kralı, Joao adiyle vaftiz edildi (1492); başkenti Mbali’ye Sao-Salvador adı verildi; Joao’nun yerine geçen Afonso (Alfonso) [1507-1540], Lizbon ile latince yazışmalar yaptı ve oğlu Henricjue, Sao-Salvador piskoposu oldu; doğuda, komşu yerli devletleriyle (Zambezi ırmağının kıvrımında Monomotapa) anlaşmalar yapılması portekiz yerleşmesini sağlayacak gibi görünüyordu; kolonlar ülkeye akın etmeğe başladı. Fakat kolonların, özellikle doğu kıyıdaki melez pvmbeiro’lann aç gözlülüğü, köle haline getirilen zencilere karşı çok sert davranılması ve rahiplerin Engizisyon aracılığıyle Hıristiyanlığı yayabileceklerini sanmaları, afrikalıların kabuklarına çekilmelerine yol açtı. Afonso’nun oğlu Diogo tarafından Sao-Salvador’dan kovulan Portekizliler, yalnız kıyıda, özellikle Sao Paulo de Luanda’da tutunabildiler. O tarihe kadar Portekiz’in Afrika’daki sömürgelerinden köle pazarları ve Hindistan yolu üzerinde iskele olarak yararlanılıyordu. İskeleler Hindistan imparatorluğunun çökmesiyle kısa süre içinde ortadan kalktı. Köle pazarlarından yararlanma ise uzun süre Atlas okyanusu adaları ve Brezilya’nın değerlendirilmesi çerçevesi içinde kaldı. Ümit burnunun doğusunda 1505′tç yaratılan «Estado da İndia» sömürgesi başlıyordu. Sömürge Diu, Malakka ve başşehri Goa gibi, doğrudan doğruya Portekiz’e bağlı şehirleri, Portekizlilerin kaleleri bulunan himaye bölgelerini (Seylan), yabancı topraklardaki ticaret acentalarını (Çittagong, Makao, Bantam, Makassar) içine alıyordu. Vali (bazen kral naibi unvanını taşıyordu) üç yıl için tayin edilir ve görev süresi ender olarak uzatılırdı, şaşaalı bir hayat süren valiler Gca’da oturur ve Albuquerque zamanından (1508-15İ5) beri para basarlardı. Her bölgede bir «yüzbaşı» ve onun yardımcısı olan bir «kale yüzbaşısı» bulunurdu. Estado da İndia’nın filosu ve özel ordusu vardı. Albuquerque’nin öne sürdüsü bölgesel yerleştirme tasarısının başarıya ulaşmasından sonra ihtilas ve disiplinsizliğin âdet haline geldiği, Estado idaresine, çok ağır malî yükümler yüklendi.
Portekiz yönetiminin yetersizliğinin sebebi, Portekizlilerin kolonlara sağlanan menfaatlere rağmen Hindistan’a yerleşmemeleridir. Kolonlar gelir, zengin olur ve vatanlarına dönerlerdi. Sömürgede din adamları daha kalabalıktı; fakat sertlikleri ve çoğunlukla yapıcı olmayan yaşayışları Aziz Francisco Javier misyonlarına rağmen devamlı bir hıristiyanlaştırma çalışmasını engelledi. Hint ve Çin denizlerine çıkan Portekizliler, sefere hâkim olan müslüman arap ve acem tacirlerinin meydana getirdiği bir ticaret ağı buldular; Malakka, Hint ve Çin dünyasının ilişki noktasında büyük bir depoydu. Ticaretin bazı dallarından müslümanlarm ayağını kaydıran Portekizliler, onların bölgesel ürünleri toplayan aracılar olma özelliğine dokunmadılar. Portekizliler, bütün yabancı gemilere, tahrip tehdidiyle el çektirerek büyük ticaret tekelini ele geçirdiler. Bu ticaret, yılda bir kere Lizbon’a Malabar’dan karabiber (kralın mutlak tekelinde), Surate’tan pamuklu kumaş, Molük adalarından karanfil, Cava’dan hindistancevizi, Çin’den porselen ve çini mürekkebi taşıyan portekiz «filo»sunun elindeydi. Karabiber yükü Lizbon’a ulaşınca Avrupa’daki yabancı firmalara dağıtımını kendi üstüne alan kral bu sayede büyük kazançlar sağlar. Ama bu kazançlar şatafatlı bir siyaset yüzünden çabucak erirdi. Lizbon’un siyaseti başlangıçtan itibaren mutlak portekiz tekeline ve bu çerçeve içinde bazı maddeler için, kral tekeline dayanıyordu. Aslında mübadeleyi tek başına sağlamada yetersiz kalan portekiz donanması, 1578′den sonra bir kısmını bir Augsburg firmasına bırakmak zorunda kaldı.
Portekizliler Afrika ve Asya’da yayılmaları yüzünden birçok düşman kazandılar: Afrika altınını elden kaçırmaktan ve Kızıldeniz’in kapanmasından kaygılanan Türkler (Aden’in işgali [1538]; Diu’ya hücum [1546]; Sofala’-ya hücum [1585-1586]); Sofala’ya hücum eden (1602) Ekber Şah. Bununla birlikte en tehlikeli rakipler Hollandalılar ve İngilizlerdi; Hollandalılar Amboina’yı (1605), Malakka’yı (1641), Kolombo’yu, Koçin’i aldılar; İngilizler Hürmüz’ü (1622), Maskat’ı (1647) işgal ettiler. Böylece, 1578′de Magrıp ümitlerinin kırılmasıyle
(Sebastiao’nun Alcaçar-Quivir muharebesinde ölümü) başlayan Portekiz’in tekrar İspanya’ya bağlanması döneminde (1580-1640), Portekiz’in Asya’daki sömürgeleri dağıldı. Bragança sülâlesinin tekrar tahta çıkmasından ve Bragança’ın Catarina’nın İngiltere kralı Charles II ile evlenmesinden cihaz olarak Bombay’ı ve Portekiz’in sömürgelerinde ticaret hakkını aldı; sonra, Portekiz’in elinde parlak Hindistan imparatorluğundan afrika limanları dışında Goa, Diu, Damao, Makao kaldı. İlk işletme yılları dışında Portekiz, işletme tekelini sağlamakta ve güneydoğu asya denizlerini öbür avrupa ticaret filolarına kapamakta yetersiz kalmıştı. Portekiz XVII. yy. ortasında hâlâ önemli bir sömürge devleti olmasını özellikle çeşitli kolonilere köklü bir şekilde kolonlar yerleştirmesine borçludur: bir yanda Brezilya’ya, öte yanda Madera, Asor adaları, Cabo Verde’ye. Her iki yerde de, kolonlara çok geniş topraklar bırakıldı. Her iki bölgede de zenci işçi çalıştırmak gerekiyordu; bütün bu topraklarda Joao III (1548), mahallî güçlerin zararına Corregedore’ler, ve Sao Salvador’a (Bahia) bir genel vali tayin ederek iktidarı ele almağa çalıştı. Fakat Atlas Okyanusu adaları Portekiz’in denetimi altında gelişirken, Brezilya çok erken bir tarihte ayrıldı.
İlke olarak Portekiz kralı Brezilya’ya da hükmediyordu, ülkeye yabancı tüccarların girmesini yasakladı; bununla birlikte Methuen antlaşmasıyle (1703) İngilizlere karşı yasak kaldırıldı ve o tarihten sonra ingilizler Brezilya ticaretini hemen tamamıyle ele geçirdiler. Kral tuz ve boya çıkarılan ormanların işletme tekelini muhafaza etti; üzüm, zeytin, dut yetiştirilmesini yasakladı; şeker ve tütün işlenmesine engel oldu. Memurlar tayin etti ve bir genel valilik kurdu (1720).
Uygulamada ise çeşitli olaylar Brezilya’nın nispî muhtariyetini ortaya koydu, ilk yıllardan sonra ırk büyük ölçüde karıştı: önce beyazlarla kızılderililer, sonra beyazlarla zenciler. Sömürgelerde doğan avrupa asıllıların yanı sıra pek çok melez yaşıyordu (Mameluco’lar); bunlar XVII. yy. sonunda 1525′ten sonra Gine’den getirilen zenci ve kızılderililere hâkim bir sosyal sınıf meydana getirdi.
Seçkin sınıf erken bir tarihte gücünü sağlamlaştırdı; köylerde kölelik tehdidi altındaki krzılderilileri kurtarmak isteyen cizvitlerle çatıştı (Sao Paulo eyaletinde XVII. yy. sonuna kadar cizvitlerle «Paulo’lular» arasındaki uyuşmazlık); şehirlerde Hollandalıları Brezilya’dan çıkaran ayaklanmayı yönetti (1653-1654) ve Portekiz ile ilişkilerin kesildiği bu dönemde önemli siyasî ve idarî sorumluluklar yüklendi. XVIII. yy. ortalarına doğru Brezilya, ispanyol sömürgelerinde ingiliz kaçakçılığı ve Minas Gerais genel valiliğinde bulunan (1714) madenler (altın, elmas) sayesinde zenginlenince, menfatleri Pompal valisinin krallık gücünü artırıcı tedbirler (anavatanla ticaret tekelini elde tutan şirketler kurulması, altından yüzde 20 kral hakkı alınması, 1751) aldığı sırada (1750-1777) Portekiz’inkilerle çelişti. Tekel rejimi Brezilya’da daha güç katlanılır hale geldi. Napolyon’un Portekiz’i işgal ettiği sırada Joao VI’nın Brezilya’da yaşamasından ve fransız işgalinden sonraki karışıklıkların (1807-1821) Portekiz’in ismî metbuluğunun zayıflığını bir kere daha ortaya koymasından sonra Brezilya, komşu ispanyol sömürgelerindeki karışıklıkların tersine kan dökülmeden bağımsızlığa kavuştu. Portekiz son çağa, dünyanın birinci sömürge imparatorluğunun kalıntılarıyle girdi. Elinde kalan Sunda adalarından birkaçını (Flores 1859) kaybetti ve Gabon’da ve Ginedeki sömürgelerinin büyük kısmından vaz geçti. Serta Pinto’nun keşiflerinin ortaya çıkardığı, Angola’dan Mozambik’e kadar uzanacak bir Portekiz Orta Afrikası kurma hayali, Berlin kongresinde (1884) yıkıldı; avrupa devletleri Portekiz’e aldırış etmeden Afrika’daki etki bölgelerini paylaştı; ancak Kongo halicinin kuzey kıyısında küçük bir araziyi (Cabinda) muhafaza edebilen Portekiz «Chartered» birliklerine yenildikten sonra, arasına ingiliz sömürgeleri sıkıştırılan Angola ve Mozambik sınırlarını kabul etmek zorunda kaldı (1891 antlaşması). Böylece Portekiz’in Afrika’daki başlıca iki sömürgesi birbirinden ayrılarak ingiliz (Mozambik) ve alman (Angola) etki bölgelerine katılmak tehlikesiyle karşı karşıya kaldı ve Boer’ler savaşı ile ingiliz-alman ilişkilerinin kesilmesi sayesinde kurtulabildi. Bugün Portekiz’in Afrika’daki sömürgeleri (Mozambik, Angola, Gine’de) yaklaşık olarak 15 milyon kişiyi barındırır ve anavatanın bir ili gibi yönetilir. Hindistan ve Çin’deki sömürgeler de (Goa, Damao, Makao) aynı statüye bağlıdır. (L)
05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Portekiz Sömürge imparatorluğu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPLAWSKİ (Jan Ludwik)
Tarih 04 Haziran 2009
POPLAWSKİ (Jan Ludwik), polonyalı gazeteci ve siyaset adamı (Bystrzejowice, Lublin 1854 – Varşova 1908). Rusya’da birçok defa tutuklandı (1878, 1894). Poplawski, Milliyetçi Demokrat partinin kurucusu ve nazariyecisiydi. (L)
POPLİFUGA çoğl. i. Bk
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPLAWSKİ (Jan Ludwik) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POPİEL (Pawel)
Tarih 04 Haziran 2009
POPİEL (Pawel), polonyalı siyaset adamı (1807-1892). 1830 Devriminden sonra, merkezi Krakow’da bulunan muhafazakar siyasî akımın öncülüğünü yaptı. Yayımladığı çeşitli siyasî yazılarda, Polonya’nın ayaklanması için üç büyük partinin anlaşması gerektiğini ileri sürdü. Pisma (Yazılar) adlı eseri 1893′te, Pamietniki (Hatıralar) ise 1927′de basıldı. (M)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPİEL (Pawel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTCHARTRAİN
Tarih 04 Haziran 2009
PONTCHARTRAİN (Louis PH£LYPEAUX,— kontu), fransız siyaset adamı (Paris 1643-Pontchartrain şatosu, Jouars-Pontchartrain 1727), Pontchartrain’in (Paul Phelypeaux) torunu. Paris parlementosunda danışman oldu (1661). Fouquet’nin yargılanmasına karşı çıktı. Bretagne parlementosuna başkanlık yaptı (1677), maliye genel müfettişliğine getirildi (1689-1699), bahriye nazırı ve saray nazırı oldu (1690-1699). Savaş masraflarını karşılamak için soyluluk unvanlarının satışını, iç borçlanmaları arttırdı ve «şahıs vergisi»ni koydu (1695). Pahalıya mal olan donanma savaşı yerine korsanlığa önem verdi (1691) ve idareye kuvvetli bir muhasebe usulü getirdi. Başbakan olunca (1699-1714), fransız kilisesinin hürriyetini savundu, Charles II’nin vasiyetnamesinin kabulünü sağladı ve 1709′dan başlayarak barışın kurulmasına çalıştı, 1714′te siyasetten çekildi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTCHARTRAİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONTANO (Giovanni veya Gioviano)
Tarih 04 Haziran 2009
PONTANO (Giovanni veya Gioviano), lat. Pontaııus, italyan siyaset adamı ve hümanisti (Cerreto, Umbria 1426-Napoli 1503). Aragon kralı Alfonso V’in hizmetinde çalıştı (1448), sonra Ferdinando I’in kâtibi ve oğlunun özel öğretmeni oldu. Kral 1486′da, onu siyasî görevlerle papa Innocentius VIII’in yanına gönderdi. Pontano başbakan olduğu sırada, italya’yı fetheden Fransa kralı Charles VIII’i karşılamakla görevlendirildi ve kralın Danışma kuruluna üye oldu (1495). Fakat Fransızlar gittikten sonra gözden düştü. 1501′de Fransa kralı Louis XIII’ün hizmetine girmeyi reddetti. Pontano, derin bilgi sahibi bir hümanistti. Napoli akademisini kurdu. Bu akademi 1543′e kadar devam etti. Devrin âdetlerine uyarak latince yazdı. Astronomi ve felsefe üstüne birçok eser verdi. Asinus ve Charon adlı sert ve iğneleyici diyalogları anılmağa değer. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONTANO (Giovanni veya Gioviano) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONİATOWSKİ (Josef veya Joseph, prens)
Tarih 04 Haziran 2009
PONİATOWSKİ (Josef veya Joseph, prens), polonya asıllı fransız siyaset adamı ve bestecisi (Roma 1816-Chislehurst, Kent 1873), Stanislaw Poniatowski’nin akrabası. Güzel sesli bir tenordu, İtalya’nın birçok tiyatrosunda ve Floransa’da Giovanni da Procida operasında oynadı (1838). Toscana Millet meclisine üye oldu; Paris, Londra ve Belçika’da tam yetkili elçi olarak bulundu. 1853′te istifa etti, Paris’e yerleşti ve kısa süre sonra fransız uyrukluğuna girdi; 1855′te senatoya seçildi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONİATOWSKİ (Josef veya Joseph, prens) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PONDIÇERİ veya PONDİÇERRİ
Tarih 04 Haziran 2009
PONDIÇERİ veya PONDİÇERRİ, Hindistan’da şehir, Bengal körfezi kıyısında; 60 000 nüf. Eski Fransız Hindistan tesislerinin merkezi. Yağ ve çeltik tarlaları. Pamuklular.—Pondigeri idare bölgesi, 374 000 nüf.
— Tar. 1674′te Doğu Hindistan şirketi memurlarından François Martin, Pondiçeri topraklarını aldı; prenslerin desteğiyle Koromandel ve Malabar kıyılarında ticareti geliştirdi, pamuklu sanayiini ilerletti ve nüfusu artan Pondiçeri’yi güzelleştirerek şirketin merkezi haline getirdi. Pondiçeri sonradan, himayecilik siyasetinin ve çeşitli savaşların sonuçlarından zarar gördü (1693-1697, Hollandalıların işgali). 1748′de, 1742′den beri valisi olan Dupleix tarafından, ingiliz donanmasına karşı başarıyle savunuldu; aynı başarıyı gösteremeyen Lally, beş aylık bir kuşatma sonucunda teslim olmak zorunda kaldı (ocak 1761); ama şehir Fransızlara geri verildi (Paris antlaşması, 1763). 1778′de işgalci İngilizler, Versailles antlaşmasıyle (1783) şehri geri verdiler, ama 1793′te yeniden aldılar. Amiens antlaşmasıyle (1802) ismen Fransa’ya geri verilen Pondiçeri, Paris antlaşmalarından (1814-1815) sonra Fransa’nın asker bulundurmaması ve tahkimat yapmaması şartıyle kesinlikle Fransa’ya bırakıldı (nisan 1817). Fiilen Hindistan’a devredilen
(1 kasım 1954) şehir, 28 mayıs 1956 antlaşmasıyle resmen Hindistan’a bırakıldı. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONDIÇERİ veya PONDİÇERRİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPONNE
Tarih 04 Haziran 2009
POMPONNE (Simon arnauld, — markisi), fransız siyaset adamı (Paris 1618-Fontainebleau 1699). Stockholm (1665-1668, 1669-1671) ve La Haye’de (1669-1670) Louis XIV’ün temsilciliğini yaptı. İsveç ile bozulmuş olan ittifakı yeniden kurunca, dışişleri bakanı olarak Lionne’un yerine geçti (eylül 1671). Daha sonra devlet bakanı oldu (şubat 1672), Hollanda savaşı (1672-1678) sırasında fransız diplomasisini yönetti. Nimegue görüşmelerini yürüttü. Louvois tarafından Jansenius’çuluk ve beceriksizlikle suçlandı ve görevine son verildi. Ama Louvois’nın ölümü üzerine yeniden göreve çağırıldı (1691). [L]
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPONNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPEİUS (Cneius Magnus)
Tarih 04 Haziran 2009
POMPEİUS (Cneius Magnus), româlı general ve devlet adamı
(M.ö.106-Pelusio M.ö. 48). Pompeius Strabo’nun oğlu. Picenum’lu güçlü ve soylu bir aileden gelmeydi; muhafazakârlara katıldı; başlangıçta galip gelen Marius’a karşı senatoyu yeniden güçlendirmeğe çalışan Sulla’yı tuttu. Marius’un, Sicilya’ya (Papirius Carbo) ve Afrika’ya (Domitius Ahenobarbus, Hiarbas) [81] sığınan taraftarlarını yendi, önce kendi askerleri, sonra da Sulla tarafından «imparator» unvanıye selâmlandı ve büyük bir zafer töreniyle karşılandı (79). Diktatör ölünce, onun eserini Lepidus’a karşı savunmağa devam etti (77); öte yandan, askerlerini dağıtmadı ve onlardan, senatonun ispanya yönetimini kendisine bırakmasını sağlamak için yararlandı (77-71). Burada, Sertorius’un katlinden ve Perpenna’nın ölümünden sonra muhalefet yüzünden ortaya çıkan sıkıntıları yok etmeyi başardı (72). Spartacus’un son köle çetesini yendikten sonra italya’da düzeni sağlayan kişi olarak ortaya çıktı (71) ve ünü halk arasında daha çok yaygınlaştı. Halka ve kıtalarına dayanarak, Crassus ile birlikte konsül oldu (70). Sonra, isteklerine engel olan Sulla’nın eserini yıkmak için Crassus ile birlikte çalıştı.
Halktan ve şövalyelerden destek görerek, monarşik ve olağanüstü yetkiler elde etti. Gabinia kanunu (67), Pompeius’a, buğday ticaretini felce uğratan ve Roma’yı aç bırakan korsanları Akdeniz’den temizleme görevini verdi. Roma’ya ve âşarcılara refah sağlayan kesin başarısı Pompeius’a büyük bir ün kazandırdı (67 sonbaharı) ve Doğu savaşının kumandasının ona verilmesine yol açtı. Doğuda şövalyeleri kontrol etmek isteyen Lucullus, onların düşmanlığını üstüne çekmişti (Manilia kanunu, 66). Kudretinin doruğunda bulunan ve mutlak bir monark olan Pompeius, Roma’da Sezar tarafından desteklendi ve artık gücü tükenmiş olan Mithridates’i Pontus’tan kovdu. Sonra Anadolu’nun geri kalan kısmını (Ermeniye, 66; Suriye, 64) ele geçirdi ve Akdeniz’in bütün doğu kıyılarını hâkimiyeti altına aldı (Fenike, Kudüs krallığı, 63); bu arada müttefikleri olan şövalyelerin çıkarlarını da unutmadı (Karadeniz ve Hazar denizi üzerinden Hindistan’a gidilmesi [65]; Nebatiler ülkesi üstünden, Basra körfezinden Kızıldeniz’e giden ticaret yolunun [Sina, 63] kontrolünün ele geçirilmesi). Mithridates’in ölümüyle (63) askerî harekâtı sona erdi. Pompeius, artık romalılaşan Asya’yı, tutarlı ve sağlam esaslara dayanan bir idarî temel üstünde yeniden teşkilâtlandırmağa uğraştı; eyaletleri takviye etti (Kilikya’ya Lykaonia, Pamphylia ve Frigya’yı Girit-Kirene eyaletine de Bithynia ve Suriye-Filistin’i kattı), Roma’nın himayesindeki civar krallıkları böldü (Galatia, Kappadokia, Ermeniye, Kolkhis).
Her tarafta barış ve sükûn sağlayan ve imparatorluğun yönetimini romalı şövalyelere bırakan Pompeius aralık 62′de Brindisi’ye çıktı. Eşsiz bir kahraman, ama zayıf bir siyasetçiydi; itibarına güvenerek, ordusunu dağıtmaktan çekinmedi, ispanya’daki zaferi ününü daha da arttırdığından Sezar onunla uzlaşma yoluna gitti ve «Birinci triumvirlik»te (Crassus ile beraber, 60) işbirliği yaptılar. Sezar, konsüllüğe geçince Pompeius’un kararlarını onayladı ve onun emrinde çalışmış eski askerlere topraklar verdi. Antlaşmanın yenilenmesiyle (Lucca, 56) yanı sıra Roma dünyası üçü arasında paylaşılınca (Galya Sezar’a, doğu ülkeleri Crassus’e, Roma ve ispanya Pompeius’a verildi), Pompeius, Sezar ve Crassus’un ayrılması üzerine Roma’nın tek hâkimi oldu. Halkın sonsuz sevgisini kazanmıştı; ülkeni tek konsülü olunca da (52) önce senatonun kararlarına uymak ister gibi göründü; bundan cesaret alan Senato Sezar’a karşı açıktan açığa düşmanca bir siyaset gütmeğe başladı. Bundan böyle senatonun savunucusu olan Pompeius, Roma’dan çıktı ve Brindisi yoluyle» Sezar’ı Galya’daki üstlerinden uzağa çekmeğe çalıştı. Pharsalos’ta yenildi (9 ağustos 48), Mısır’a kaçtı; Sezar peşini bırakmadı. Pompeius, Pelusio şehrinde karaya çıkarken Ptolemeaios’un görevlileri tarafından öldürüldü. Ptolemeaios, onun başını Sezar’a gönderdi, Çalışkanlığı, enerjisi ve sağduyusu sayesinde sevilen bir kumandan ve başarılı bir yönetici olan Pompeius, demokratik geleneğin karşılaştığı engellerden yararlanmasını bildi; bu engelleri, olağanüstü yetkiler kazanmak amacıyle kullandı. Böylece Sezar’lara ve Octavius’lara umut kapısı açtı. Ama gerekli reformları anlayamadığı ve siyasî topluluklar konusunda yeterince bilgi edinmediği için, Sezar’ın dehasıyle boy ölçüşemedi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPEİUS (Cneius Magnus) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMPADOUR
Tarih 04 Haziran 2009
POMPADOUR (Jeanne Antoinette POiSSON DE, — markisi), Lcuis XV’in gözdesi (Paris 1721 – Versailles 1764). Bir maliyecinin kızı. Le Normant d’Etioles ile evlendi, evindeki edebî toplantılara Paris’in en ünlü kişilerini davet etti. Louis XV’e tanıştırıldı ve 1715′te kralın gözdesi oldu. 1751′den itibaren Versailles sarayında oturdu. Kral ile ilişkisi kesildikten sonra da onun dostu olarak kalmayı bildi ve Damiens suikastından sonra kendisine karşı cephe alanların bütün entrikalarına rağmen kralın yanındaki mevkiini muhafaza etmeyi bildi. Mme de Pompadour’un sanat ve siyaset üstündeki etkisi uzun tartışmalara yol açmıştı. Paris’teki Evreuv konağını ve Crecy, La Celle, Bellevue, Champs, Menars’taki evlerini süsletmek için devrin sanatçılarına büyük siparişler verdiği gibi kralı da Sevres imalâthanesini desteklemeğe teşvik etti ve kardeşi Abel’i de mimarî işlerinin başına getirtti. Mme de Pompadour’un bir hizmeti de edebiyatçıları, filozofları iktidara karşı korumasıydı. Adalet ve kilisenin fransız ansiklopedicilerine karşı giriştikleri baltalama hareketi kısmen onun sayesinde önlenebildi. Bernis, Choiseul gibi siyaset adamlarını koruması, siyasî inançlarından değil kendisine bağlı olan kimselere karşı duyduğu ilgidendi. (L)
04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMPADOUR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POMBAL
Tarih 03 Haziran 2009
POMBAL (Sebastiao Jose DE CARVALHO E MELO,— markisi), portekizli devlet adamı (Lizbon 1699-Pombal, Coimbra yakınları (1745) elçilik yaptı; dışişleri (1750), içişleri ve bahriye bakanı oldu; Jose I’in desteğiyle başbakanlığa geldi. Çok kültürlü, çalışkan ve hırslı olan Pombal, devleti zayıflatan geleneksel kuvvetlere karşı azimle, çok zaman da insafsızca mücadele ederek, Portekiz’de aydın despotluğu siyasetini uyguladı, krallığın nüfuzunu arttırdı: idarede veraseti kaldırdı ve yararsız memurları işten çıkardı (1761); deniz küvetlerini 19 savaş gemisiyle donatarak geliştirdi; kont Schaumburg-Lippe’yi görevlendirerek orduda prusya metotlarını uyguladı; polis kuvvetlerini güçlendirdi. Büyük bayındırlık işlerine girişerek millî ekonomiyi geliştirdi (1755 depreminden sonra Lizbon’un yeniden inşat, Oeiras kanalının açılması, Alentejo topraklarının tarıma açılması). Douro vadisinde bağcılığı geliştirdi ve sanayiyi yabancı rekabetine karşı korudu (imtiyazlı fabrikalar kurulması; hammadde ve değerli maden ihracının yasaklanması; ithalâtın yüksek gümrük tarif esiyle sınırlandırılması; şirketlerin, özellikle Pernambouc şirketinin, altın ve elmas madenlerinin veriminin yükseldiği Brezilya ile ticareti kolaylaştırmak üzere de Para ve Maranhao şirketlerinin kurulması).
Kilisenin nüfuzunu sınırlandırdı: 1751′den sonra hükümetin izni dışında adam yakılmasını yasakladı; sansürü laik yöneticilere bıraktı. Cizvitlerin ispanya tarafından Paraguay’daki yedi kızılderili bölgesinin bu ülkeye bırakılmasına karşı giriştiği muhalefet hareketini zor kullanarak bastırdı (1754 -1755), papa Benedictus XIV’e, cizvitlerin Brezilya’daki ticarî ve dinî işleri hakkında bir «muhtıra» gönderdi. Kardinal Saldanha’-nm yaptığı soruşturmadan sonra, papa cizvitlerin ticaretle uğraşmalarını, günah çıkartmalarını ve vaiz vermelerini önce Brezilya’da, sonra da Portekiz’de yasakladı (1758). Krala suikast yapılması (4 eylül 1758) Pombal’e, asilzadeleri ezme (Tavora’lar veya Aveiro dükü gibi büyük senyörlerin hapse atılması veya idamı), mallarına elkoyma fırsatını verdi; sonra da bunların suç ortağı olduğunu öne sürdüğü Portekiz’den Brezilya ve Doğu Hint adalarından kovulan cizvitlerin mülklerine elkoydurdu (1759), topraklarını da tarıma açtı. Brezilya’daki yerlilerle Portekizlilerin eşitliğini ilân etti, laik öğretimi kurdu (Lizbon’daki cizvit kolejinin yerini «Asiller koleji» denilen laik okulun alması, 837 ilk ve ortaokulun açılması, Coimbra üniversitesinde tabiat bilimleri öğretiminin yapılması). Ama Pombal’in otoriteye dayanan siyaseti geleneklerle çatışıyordu. Jose I’in ölümünden sonra, polis zulmünün kurbanları, imtiyazları ellerinden alınanlar, himayeciliğin ve güdümlü ekonominin kurbanı olan tacirler, ana kraliçenin de desteğiyle, Pombal’i görevden ayrılmak ve malikânesine çekilmek zorunda bıraktılar. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMBAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLYPERKHON
Tarih 03 Haziran 2009
POLYPERKHON, makedonyalt general (M. ö. 380′e doğr. – M. ö. 301′e doğr.). önce Philippos’un emrinde çalıştı. Büyük iskender ile birlikte Asya’ya gitti, Antipatros’un emrine girdi, ona. halef seçildi (319). Antipatros’un oğlu Kassandros’un saldırısına uğradı, Aitolia’lıların yanına çekildi ve orada kendisine bir prenslik sağladı (316). Yunan sitelerini uzlaştırmak için ustaca bir siyaset güttü, İskender’in evlilik dışı oğlu olduğu sanılan Herakles isminde birini Kassandros’a karşı çıkardı; sonra Kassandros’un desteğini sağlamak üzere Herakles’i ortadan kaldırdı (309). [L]
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYPERKHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLYBİOS
Tarih 03 Haziran 2009
POLYBİOS, yunan tarihçisi (Megalopolis M. ö. 200′e doğr. – öl. M. ö. 125 – 120′yedoğr.). Akhaia birliği strategos’u, Lykortas’ın oğlu; Philopoimen’in dostuydu; Poly-bios’un kendi de bu birliğin verdiği çeşitli görevlerde bulundu. 181′de Mısır’a gönderilen elçilik heyetine katıldı. 169 – 168′de «hipparkhos» oldu. Lykortas ve Philopoimen gibi, o da aşırı yurtsever Devrimci Demokratlar partisiyle Roma’yı tutan Oligarkhes’ler partisi arasında bir denge siyaseti kurmağa çalışan ılımlı yurtseverler partisindendi. Roma taraflısı şeflerden Kellikrates tarafından ele verilen Polybios, Perseus’un Pydna’da yenilgiye uğramasından (168) sonra, birliğin, Roma devletine vereceği bin rehinesi arasına katıldı. Roma’da yaşayan Polybios, stoa’cı akımın etkili olduğu, Scipio Emilianus’un çevresine sokuldu.
Tarihî eserini yazmağa o sıralarda başladı. Seferlerinde yanında bulunduğu Scipio Emilianus ile İspanya’ya, Galya’ya, Afrika’ya gitti; özellikle Kartaca (146) ve Numantia (Numancia) [133] kuşatmalarında bulundu. Korinthos’un yıkılmasından (146) sonra, Romalılar arasında sağladığı büyük güven onun gelecekteki Akhaia eyaletinin temellerini atmak konusunda yetkili kılınmasına yol açtı. Polybios bu görevi eski yurttaşlarını küçük düşürtmeden yerine getirdi.
Eserlerinin önemli bir kısmı günümüze kaldı. Bunlar yazarın tanık olduğu olayları kavramaktaki yüksek zekâsını yansıtır: Akdeniz dünyasının Roma imparatorluğu hâkimiyeti altında birleşmesi «yeryüzünün hemen bütününün, nasıl ve hangi siyasî rejimin etkisiyle bir tek imparatorluğun, Roma imparatorluğunun yönetimine girdiğini» açıklamağa çalıştı. Sağlam bir metodu vardır: her çeşit bilgi kaynağına başvurur; ülkeyi, araziyi bile inceler. Olayların sebeplerini açıklarken tanrısal güçleri dışta tutmak isteyen ilk yazarlardan biri odur: Polybios’un başlıca kaygısı olayların akışı içinde, maddî sebeplerle bunların sonuçlan arasındaki yakın ilişkiyi bulup çıkarmaktır. Nihayet Polybios, toplumların gelişmesinin anlamını kavradı, bu anlayış da onu, Stoa’cılığın etkisi altında, siyasî şekilleri bir «çevrim» teorisiyle (anakyklosis) açıklamağa kadar sürükledi; monarşi, aristokrasi, demokrasinin art arda gelmesi kaçınılmaz bir şeydir, çünkü bu rejimlerin hepsi zamanla bozulur. (L)
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLYBİOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA EDEBİYAT
Tarih 03 Haziran 2009
POLONYA EDEBİYAT
• Ortaçağ ve XVI. yy. Edebiyatını XII. yy.dan XV. yy.a kadar özellikle Gallus Anonymus, Kadlubek (1160-1223) ve J. Dlugosz’un (1415-1480) latin kronikleri temsil eder; bununla ‘beraber XII. yy.dan itibaren halk diliyle yazılmış bazı değerli dinî şiirlerle karşılaşıyoruz. En eski polonya şiiri Bogurodzica (Meryem) adlı dinî şarkı (XII. yy.) ve en eski nesir Kazanla Swietokrzyskie (Kutsal Haç Masalları) [XIV. yy. başı] adlı vaaz derlemesidir. Hümanizm, reform ve rönesans ile fikrî faaliyet canlandı. 1364′te Büyük Kazimierz tarafından kurulan, Sonra 1400′de kraliçe Hedwige’in bağışları sayesinde yeniden teşkilâtlandırılan Krakow üniversitesi, iki yüzyıl boyunca Avrupa’nın ünlü bir bilim merkezi olarak kaldı.
Kopernik bu üniversitede okudu. Konstanz ve Basel konsillerinden gelen polonyalı hukukçular ve kilise hukukçuları, polonya’nm italyan üniversitelerine yolladığı öğrenciler, piskoposlarla aydın soyluların himaye ettiği italyan veya alman asıllı bilginler, eskiçağ bilimini yaydılar, önce bir latin hümanist şair nesli ortaya çıktı: Sanok’lu Grzegorz (1406′ya doğr.-1477), Jan Ostrorog (1436-1501), Andrzej Krzycki (1482′y% döğr.-1537), J. Dantyszek (1485-1548) ve K. Janicki (1516-1543). Ama, tarihçi ve yayımcıların uzun süre kullandığı Latince, Protestanlığın yayılmasıyle edebiyattaki üstünlüğünü kaybetti: Protestanlık elli yıl içinde yönetici sınıf arasında yayıldı, öte yandan, soylu demokrasisinin siyasî hayatında halk dili kendini kabul ettiriyordu. Doğu eyaletleri halkı latin geleneklerine yabancıydı.
1513′te, ilk lehçe (veya polca) kitap yayımlandı: Lublin’li Biernat’nm Raj Duszy (Ruhlar Cenneti). 1543′te Mikolaj Rej (1505 -1569) millî bir edebiyatın temelini attı. Tabiat güzelliklerine tutkun bir taşra soylusu, ateşli calvin’ci, mizaçça kavgacı ve alaycı olan Mikolaj, dinî, öğretici ve ahlâkî konularda birçok manzum ve mensur yazı yazdı. Eserlerinde Ortaçağ etkisi ağır basmakla beraber Rönesans’ın etkisi de kendini göstermektedir. Mikolaj Rej’den az sonra, Jan Kochanowski (1530-1584), lirik ve içli şiirlerinde estetik güzellikle Hıristiyanlığı bağdaştırdı. Bu dönemde bolluk içinde ve güçlü olan Polonya, tehlikeli komşularına da söz geçirerek «altınçağ»ını yaşamaktaydı. 1614′te Szymon Szymonowic (1558-1629), idillerinde helenizmin bütün güzelliklerinden yararlandığı günlerde, altın çağ henüz sona ermemişti. Nesir, Lukasz Gornicki (1527-1603) ile vaiz P. Skarga’nın (1536-1612) dilinde mükemmelliğe ulaştı. Tarih ve coğrafya alanındaki bilgiler yayılmağa başladı. Marcin Bielski (1495-1575), dünyadaki yeni buluşlara da yer veren bir dünya tarihi denemesine girişti; S. Klonowic (1545-1602) burjuva ve halk sınıfının törelerini dile getirdi. Doktrin tartışmaları sayesinde, düşünce hayatı olgunlaştı. Batı mutlakıyetçiliği ve Moskova despotluğu ilkelerinin Polonya’da ağır basmak üzere olduğu bir sırada, hukukçu ve ilâhiyatçılar (Modrzewski-Frycz [1503-1572], S. Orzechowski [1513-1566] siyasî hürriyeti ve milletlerarasında barışı övmekteydiler.
• XVII. ve XVIII. yy. XVII. yy .da Polonya devleti, «birçok el tarafından sarsılan ve birçok darbe yiyen bu ağaç», çökmeğe başladı. Ama art arda gelen istilâlar sırasında kahramanlık duygusu kamçılandı. Büyük ataman’ların savaşçı Polonya’sı bir efsane havası içinde yaşamağa başladı. 1618′de P. Kochanowski (1566-1620), Tasso’nun Gerusalemme Liberatta’&mm (Kurtarılmış Kudüs) eşsiz bir tercümesini polonya şairlerine model olarak sundu. Türklerle yapılan savaşlar, doğu dünyasını ve medeniyetini Polonyalılara tanıttı. Mitoloji motifleri bu dekorla kaynaşarak bazen çekici, bazen tuhaf bir süsleme halini aldı. Bu barok Sanat, düzensiz bir şekilde alabildiğine gelişti. Hiç bir edebiyat okulunun kurulmasına yol açmadı ve büyük sayıda yazarı bilinmeyen metinlerin (özellikle gezgin sanatçıların yazdığı komediler) ortaya çıkmasına imkân verdi. Bundan sonra italyan edebiyatı, polonya edebiyatını fransız edebiyatına oranla daha fazla etkilemeğe başladı. Bununla birlikte iki fransız kraliçe elli yıl boyunca Polonya tahtını paylaştı.
Gonzaga’lı Luisa -Maria’nın yalnız bir tek saray şairi vardı: Andrzej Morsztyn (1613-1693). Maria-Kazimierza’nın kocası J. Sobieski (1624-1696), Astree’yz duyduğu hayranlık dolayısıyle sarayına «francuski (fransız) havası» verdi. (Jan Sobieski, aynı zamanda ülkesinin mektup tarzını kullanan en büyük yazarlarından biridir.) Mistik hayal ürünü olan birçok messias dışında, barok eserler, gerçekçilik ve mahallî renkleriyle ağır basar. Polonya romantizmi bunları benimseyecektir. Günümüzde, J. C. Pasek’in (1636′ya doğr.-1701) Pamietnikİ’si (Hatıralar) çok okunmaktadır. Coşkun, ama saf ve kahraman ruhlu bir şair olan W. Potocki, epik ve dinî şiir alanında ön safta yer alır. Wespazjan Kochowski de (1633′e doğr. – 1700) dinî eserler verir.
S. Twardowski’nin (1600′e doğr.-1661) usta tasvirleri, Zimorowic kardeşlerin (Jozef [1597-1677] ve Szymon’un [1608-1629]) bükolik yumuşaklığı, L. Opalinski’nin (1612-1662) sert yergileri bugün hâlâ okunur. Bu arada cizvit Maciej Kazimierz Sarbievski’nin (1595-1640) eserini de saymak gerekir. Sakson kralı devrindeki düşünce durgunluğunu, XVIII. yy .m ikinci yarısında tarihin en güzel rönesanslarından biri takip etti. Jean Fabre, «yirmi yıllık kültür, Polonya’ya, yüzyıllık bilgiççe çabaların Almanya’ya verdiğinden çok daha fazla eser kazandırdı» der. Bu mucize, devlet idaresinde o kadar başarılı olamayan bir hükümdarın zekâsı ve diplomasisi sayesinde gerçekleşti: Stanislaw August Poniatowski (1732-1798) eğitimini yeniden teşkilâtlandırmakla başladı ve bu alanda ilk reformu yapan pedagog S. Konarski’nin eserini tamamladı; 1773′te, bir eğitim komisyonu, Avrupa’da ilk defa olarak bir millî eğitim bakanlığı projesi hazırladı. Ansiklopedi ile fizyokratların nazariyeleri, Condillac’ın felsefesi ve yüzyılın bütün bilgileri, polonya düşünce dünyasının verimini arttırdı, insancı düşüncelere tutkun olmakla beraber, millî kalkınmaya büyük önem veren akılcı bir neslin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu neslin edebiyatı her şeyden önce öğretici ve millî bir edebiyattır. Bu zihniyet, yalnız siyasî yazarlarda (H. Kollataj [1750-1812], S. Staszic [1755-1826], J. U. Niemcewicz [1757-1841]) değil, bütün öteki yazar ve şairlerde açıkça görülür. Başta, eserinin niteliği, kapsamı ve değeriyle ismi yüzyıllar boyunca unutulmayan Warmie piskoposu ve çağdaş edebiyatm prensi I. Krasicki (1735-1801) gelir. Onun yanında A. Naruszevvicz (1738-1796), S. Trembecki (1739-1812), Tomasz Kajetan Wegierski (1755-1787) gibi isimler yer alır. XVIII. yy.ın sonlarında, F. Karpinski (1741-1825) ve F.D. Kniaznin’in (1750-1807) temsil ettikleri duygusalcılığın etkisi kendini göstermeğe başladı. Stanislaw devrinin en iyi eserleri (masal, yergi, manzum mektup), klasik bir mükemmelliğe varmıştır. Körü körüne taklide kaçmaksızın, fransız edebiyatının iki yüzyılını örnek alan bu edebiyat, inceliği, sevimliliği, alaycılığıyle dikkati çeker. Fransız eserleri örnek alınarak (F. Bohommolec [1720 -1784], F. Zablocki [1754-1821]) yazılan töre komedileri yanı sıra, vatan temalarını işleyen tiyatro eserlerinin (J. U. Niemcewicz, W. Boguslawski’nin [1754-1821] eserleri) oynadığı önemli rolü de unutmamak gerekir.
• XIX. ve XX. yy. 1795-1822 Arasında, sıra ile Pulawy’deki Czartoryski’lerin prenslik saraymca tutulan ağlamaklı bir önromantizm, yankılar yapan bir mücadeleden sonra yerini romantizme bırakan sahte bir varşova klasisizmi (K. Kozmian [1771-1856] ve A. Felinski [1771-1820]) hüküm sürdü. Polonya şiiri bu devirde en üstün seviyesine ulaştı. Ama, artık yalnız anılar ve umutlarla yaşama zorunda olan bu boyunduruk altındaki ülkede birbirini takip eden tarihî olaylar romantik akıma olağanüstü bir nitelik kazandırdı. Coşkun bireycilik, Polonya’ca yurtseverlik ateşine ve fedakârlık tutkusuna dönüştü. Mutlu bir çağın geleceğine olan inanç, Polonya’yı dünyada kahramanlığın örneğini sunan bir millet haline getirdi. Şairler, tutsak millete manevî önderlik ve kılavuzluk yaptılar. A. Mickiewicz (1798-1855) bu konuda akla gelen en büyük isim, ülkesi için efsanenin, de ötesinde bir semboldür. Modern çağın tek destanı olan Pan Tadeusz, onun ününü bütün Avrupa’ya yaydı. Yetenekleri ve inancı ile, 1848 Jiberal Fransa’sını, Risorgimento İtalya’sını, islav milletlerini ve doğu ülkelerini etkiledi. A. Mickiewicz’in yanı sıra, ancak öldükten sonra üne kavuşan J. Slowacki (1809-1849), büyüleyici hayalgücü, büyük ustalığı, şiirleri ve dramlarıyle polonya düşünce hazinesine paha biçilmez eserler kattı. Z. Krasinski’ye (1812-1859), gelince onun düşünürlük yönü sanatçı ve şair yönünden üstündür.
Romantizmin öbür üç temsilcisi olan Malczewski (1793-1826), S. Goszczynski (1801-1876) ve J. B. Zaleski (1802-1886) ukrayna tarihî ve manzaralarından ilham aldılar. Sembolizmin öncüsü C. Norvvid (1821-1883) İlk şiirlerini 1840′ta yayımladı. Bu dönemin başlıca eserleri göç sırasında yazıldı. Aynı döneme doğru Polonya’da A. Fredro (1793-1876) komediyi avrupaî bir seviyeye çıkardı; J.İ. Kraszevvski de (1812-1887) roman türünü geliştirdi. Bu büyük ismlerin yanı sıra, romantizmin en iyi temsilcileri arasında şu şairler sayılabilir: Wincenty Pol (1802-1872), Teofil Lenartowicz (1822-1893) ve Wladyslaw Syrokomla (1823-1862). 1863′ten ve başarısızlığa uğrayan ikinci ayaklanmadan sonra «pozitivizm» adı verilen yeni bir çağ açıldı. Yayımcıların ve sosyoloji bilginlerinin (özellikle A. Swietochovvski [1849-1938]) desteğiyle romantizmin ülke siyasetine yapmış olduğu etkiye karşı bir tepki başladı. Gerçekçi eğilimler ve toplumsal değişiklikler birçok romancının yetişmesine yol açtı. Bunların en ünlüsü tarih (Ogniem i Mieczem [Meçle ve Ateşle], Krzyzrary [Toton Şövalyeleri], Quo Vadis) ve töre romanları (Bez Dogmatu [Dogmasız], Rodzina Polanieckich [Polaniecki Ailesi]) yazan H. Sienkievvicz’tir (1846-1916) [1905 Nobel edebiyat ödülü]. Ayrıca Eliza Orzeszkovva (1841-1910) ile halka (Bebek) ve Faraon (Firavun) adlı eserlerin yazarı Boleslaw Prus (1847 – 1912) çok ünlüdür. XIX. yy. sonunda gerçekçi nesir fransız natüralizminin ve özellikle Zola’nın etkisinde kaldı (Adolf Dygasinski [1839-1902 ve tiyatro eserleriyle de ün kazanan Gabriela Zapolska [1860-1921]). A. Asnyk (1838-1897), Maria Konopnicka (1840-1910) lirik şiirin temsilcileridir.
1890′dan 1910′a kadar, S. Przybyszewski (1868-1927), J. Kasprowicz (1860-1926) ve Miriam (1861-1944), K. Tetmajer (1865-1940), L. Staff (1878-1957) tarafından başlatılan estetik «Genç Polonya» hareketi ince bir sanatın doğmasına yol açtı. Patetik gücü eşsiz S. Zeromski (1864-1925), Nobel ödülünü alarak ününü dünyaya yayan W.S. Reymont ve Wladyslaw Orkan (1875-1930), biçim anlayışlarındaki modemizmle bu akıma girerler. Ama işledikleri temalar, zamanlarının sorunlarına bağlı kalmıştır, öte yandan büyük dramaturg S. Wyspianski (1869-1907) milliyetçilik meseleleri üstünde büyük bir titizlikle durdu. İki savaş arasında şiir, L. Staff (1878-1957), B. Lesmian (1879-1937) ve Skamander dergisi çevresinde toplanan genç şairler grubu tarafından temsil edilmekte idi: J. Tuwim (1894-1953), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), J. Lechon (1899-1956). öncü şiirin temsilcileri: J. Przybos (doğ. 1901), J.Czechowicz (1903-1939) ve A. Wazyk’dir (doğ. 1905). W. Broniewski (1897-1962), devrimci Marks’çılığın şairidir ve ancak 1945′ten sonra ünü gitgide artmıştır. Romancılardan F. Sieros-zewski (1858-1945), J. Weyssenhoff (1860-1932), A. Strug (1871-1937), W. Berent (1873-1941), J. Kaden-Bandrowski (1885-1944), Zofia Nalkowska (1885-1954), Maria Dabrowska (doğ. 1889), J. İwaszkiewicz (doğ. 1894); denemeci J. Parandowski (doğ. 1895); tenkitçilerden T. Boy-Zelenski (1874-1941) ve K. İrzykowski (1873-1944); dramaturglardan K. H. Rostworowski (1877-1938) ve J. Szaniawski (doğ. 1887) o sıralarda ünlerinin zirvesindeydi. S.İ. Witkiewicz (1885-1939), B. Schulz (1892-1942), W. Gombrowicz (doğ. 1905) öncü yazarların en ilgi çekenleridir. İkinci Dünya savaşından sonra, polonya edebiyatının gelişiminde üç ayrı evreye rastlanır. Birinci evre 1945-1956 yıllarını kapsar.
Bu dönemde, isteyerek benimsenen veya zorla kabul ettirilen bir gerçekçilik, bazen kabaya kaçan öğreticilik ağır basmakta ve genellikle sosyalizmin kuruluşu meselesiyle ilgili günlük olaylardan alman temalar işlenmektedir. İkinci evre, Stalin döneminin düşüncelerine sınırlı da olsa, başkaldırma dönemidir. Yazarlar, bireyle toplum, hayatın amaçîarıyle sanatın gerekleri arasındaki çelişmeyi ortaya koymakta, edebiyata yüklenen öğretici görevleri alaya almakta ve sanatta yeni ifadeler getirmeğe çalışılmaktadır. 1960 veya 1961 yıllarında başlayan üçüncü evre, ilk iki evrede görülen eğilimlerin uzlaşma dönemidir. Açıkça itiraf edilmemesine rağmen bu evrede edebiyat bir ölçüde, eğitme, ahlâkî düşünce ve değerleri yayma aracı oldu. Bu üç evreden hiç birinde, sembol haline gelen bir yazara rastlanmaz. Roman türü, özellikle Z. Kossak-Szczucka (doğ. 1890), T. Breza (doğ. 1905), J. Stryjkowski (doğ. 1905), T. Parnicki (doğ. 1908), J. Andrzejemski (doğ. 1909), J. Putrament (doğ. 1910), A. Malewska (doğ. 1911), A. Rudnicki (doğ. 1912), S. Dygat (doğ. 1914), K. Brandys (doğ. 1916), W. Mach (1917-1966) tarafından işlendi. Bununla birlikte, Z. Nowakowski (1891-1963), J. Wittlin (doğ. 1896), C. Straszewicz (1904-1963), W. Gombrowicz (doğ. 1905), G. Herling-Grudzinski (doğ. 1919), M. Hlasko (doğ. 1923) gibi, yabancı ülkelerde yaşayan romancıların eserleri, Polonya’da ki çalkantıların dışında kaldı.
Bir ölçüde romanın evrimine benzeyen bir evrim geçiren şiirde üç ayrı akım görülür. T. Rozevvicz (doğ. 1921), A. Miedzyrzecki (doğ. 1922), Z. Herbert (doğ. 1924) ve W. Woroszylski’nin (doğ. 1927) temsil ettiği birinci ve en başarılı akım, şairanelikten arınmış şiiri, kesinliği, süssüz ve yapmacıksız eserleri benimseyen şairleri biraraya getirdi.
Daha savaş öncesinde isimlerini duyuran K. İllakowicz (doğ. 1892), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), A. Stern (doğ. 1899) K.î. Galczynski (1905-1953), C. Milosz (doğ. 1911) gibi şairleri kapsayan ikinci grup, genellikle «yeni-klasik» grup diye anılır, öncü adı verilen üçüncü grup ise, T. Peiper (doğ. 1891), J. Kürek (doğ. 1904), P. Piechal (doğ. 1905) ile eski fütürizmi andırır. Eserlerinde zarif bir anlatım çabası ve derin bir metafizik bunalım görülen M. Jastrun, edebiyatta ayrı bîr yer tutar. Dram yazarları arasında, L. Kruczkowski (1900-1962), T. Zawieyski (doğ. 1902), özellikle de, yergili ve parodili piyesleri birçok ülkede büyük başarı kazanan S. Mrozek (doğ. 1929) anılmağa değer.
03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA EDEBİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLONYA TARİH
Tarih 02 Haziran 2009
POLONYA TARİH
Piast’lar döneminde Polonya
• İlk Polonya devletinin toprak bütünlüğünün kurulması (V.-X11. yy.). V. veya VI. yy. başından sonra geniş Odra havzasına ve Vistül havzasının bir kısmına batıdan gelen birkaç islav kabilesi yerleşti. Polonya milletinin meydana gelmesinde bu kabilelerin (Polanlar, Vislanlar, Pomeranyalılar v.b.) katkısı oldu. Bu topluluklar, yavaş yavaş ilk şehir çekirdekleri olan ve kısa süre sonra yanlarında zanaatçı varoşları kurulan tahkimli castra veya grody’lerin (Poznan, Kruszwica, Kalisz) etrafında toplandılar.
IX. yy.ın ortasından sonra Gniezno ve Poznan dolaylarında kurulan ilk Polonya devleti çevresinde yavaş yavaş Büyük Polonya, Küçük Polonya, Mazovya, Silezya ve Pomeranya biraraya geldiler. Piastlar hanedanının bilinen ilk atası Mieszko I (960′a doğru-992) bu devleti Polonya devleti haline getirdi: ırk birliği ekonomilerinin benzerliği, Büyük Polonya, Litvanya, Mazovya ve Podlakya ovalarının geniş bir orman kuşağıyle çevrili olması, batıda Germen imparatorluğu (963′te ilk askerî temaslar), güneyde Bohemya devletleri, doğuda Kiev (945′ten sonra), kuzeyde Veletlerin Polonya topraklarını çepeçevre kuşatmaları Polonya milliyetçiliğinin doğmasını kolaylaştırdı; Mieszko, bazı derebeyleri ve kilisenin yardımıyle (966′da Hıristiyanlığı kabul etti ve Poznan’da ilk piskoposluk kuruldu) geniş bir bölgede hâkimiyetini kurabilmek için bu milliyetçilik duygusundan yararlandı.
Mieszko I’in oğlu ve vârisi Boleslaw I (992-1025) kilisenin desteğiyle Otto III’ten Polonya kilisesinin imparatorluk kilisesinden ayrılmasına imkân veren Gniezno başpiskoposluğunu ve Krakow, Wroclaw ve Kolobrzeg piskoposluklarını kurdu; öte yandan geçici olarak batıda Odra’nın ağızlarını ve Lâusitz’i, güneyde Moravya’yı, Çekler ve Slovaklar ülkesini ilhak etti ve doğuda Kiev’e ulaştı. Başarıları Bautzen barışlanyle (1018) ve ilk Polonya kralı olarak taç giymesiyle onaylandı. Ama oğlu Mieszko II (1025-1034), doğudan rus prenslerinin, kuzeyden Danimarkalıların (Pomeranya’da), güneyden Çeklerin, batıda Polonyalıları Odra’nın doğusuna çekilmeğe zorlayan (1031-1032) imparator Franken’li Konrad II’nin hücumları karşısında topraklarının bütünlüğünü koruyamadı; iç kargaşalıklar ve kardeşlerinin taht üstünde hak iddia etmeleri yüzünden sınırları daralan devletini ancak imparatora bağımlılık yemini ederek kurtarabildi.
Başlıca olayları iç düzenin kısa süre içinde bozulması (halk ayaklanması ve Mazovya’nın ayrılma denemesi) ve Bohemya. Bratislava dükünün anî istilâsı (1036) olan bir döneminden sonra Yenilikçi Kazimierz I (1040′a doğru-1058) Kilisenin ve Devletin bütünlüğünü yeniden sağladı, başkenti Krakow’a nakletti. Ama kendisini tahta çıkaran aristokrasinin günden güne artan denetimini kabul etmek ve yardımı sayesinde Silezya’yı Çeklerden, Mazovya’yı da kontrolü ele geçirmiş olan Maslaw’dan kurtaran imparator Heinrich III’ün metbuluğunu kabul etmek zorunda kaldı. Oğlu Atak Boleslaw II (1058-1079) bu iki vesayetten de kurtulmayı başardı: önce aristokrasinin denetiminden kurtuldu; sonra rus prenslikleri arasındaki anarşiden yararlanarak Kiev’de harekete geçti (1069) ve Çekleri Silezya üstündeki hak iddialarından vaz geçmeğe zorladı; Heinrich IV’e karşı ayaklanan Saksonların tarafını tutarak Berat kavgasından yararlandı ve papa Gregorius VII’den krallık tacını giymeyi başardı; böylece Polonya’nın imparatora hiç bir bağımlılığı kalmıyordu.
Ama imparatorun yardım ettiği muhalifleri destekleyen Krakow piskoposu Stanislaw’ın (Aziz Stanislas) idamı (veya öldürülmesi) derebeylerin ayaklanmasına yol açtı; derebeyler tahta kralın kardeşi Wladyslaw (veya Ladislas) Herman’ı çıkardılar. Boleslaw kral unvanını kaybetti (1079), kaçtı ve ülke Bohemya’ya yıllık bir haraç ödemek zorunda kaldı.
Polonya’nın soyluların temsilcisi voyvoda SieciechT tarafından yönetilmesini kabul etmek zorunda kalan Wladislaw I Herman’dan (1079-1102) sonra Polonya, Boleslaw III zamanında toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu. Kardeşi Zbignievv ile bölüştüğü Polonya topraklarını kendi çıkarına birleştirmeyi başaran Boleslaw III, germen himayesinden kurtuldu ve Baltık kıyısında geniş bir bölgeyi ele geçirdi (Pomeranya’nın Vistül ve Odra ırmakları arasındaki kısmının fethi); Macarlar ve Rutenyahlar ile ittifak yaparak imparatorun 1109 da giriştiği harekâtı durdurdu; sonra feth ettiği topraklardaki halkı hıristiyanlaştırdı, fakat ülkesini dört oğlu arasında bölmekle, elde ettiği parlak sonuçları tehlikeye düşürmüş oldu.
• Millî düklükler ve Polonya’da anarşi (1139-1305). En büyük oğlu dük Wladislaw II’nin (1139-1146) kardeşlerinin metbuu ilân edilmesi, onların siyaset alanında bağımsız davranmalarını ve ülkelerini kendi oğulları arasında bölüştürmelerini engelleyemedi; böylece 1250′den sonra her birinde bölgeciliğin ağır bastığı yirmi dört kadar düklük ortaya çıktı. Bunların hiç biri üstünlüğünü kabul ettirecek güçte olmadığından her birinin, özellikle de en büyüğün, bu yoldaki her denemesi bir iç savaş halini alıyordu; bunu fırsat bilen polonya aristokrasisi hükümdarı kendi tayin ederek monarşiyi kendi hâkimiyeti altına soktu. Meselâ Yaşlı Mieszko III’ün (1173-1177) tahttan indirilmesi ve yerine daha yumuşak başlı görünen genç kardeşi Âdil Kazimierz’in (1177-1194) geçirilmesi, Polonya’da seçime dayanan bir monarşinin kurulmasına yol açtı. İş başına getirilen kral, seçilmesinin karşılığında devletin yüksek otoritesini zedeleyen birtakım siyasî ve malî tavizlerde bulunmak zorunda kalıyordu (Leczyca meclisi, 1180).
Bu anarşi döneminde Hıristiyanlığı geniş halk tabakalarına yayan (XII.-XIII. yy.) Kilise, Polonya birliğinin hanedandan daha sağlam bir temsilcisiydi. Yüksek rahip sınıfı, üyeleri büyük toprak sahibi soylu ailelerden geldiği halde, zaman zaman yetkisini köylü sınıfını ezen soylulara karşı kullanıyordu (Papalık fermanı, 1233). Bu anarşi ortamında soylular sınıfı da ikiye ayrılmıştı:
prensliklerin yönetiminde görev alan ama krallık gücünün artmasına şiddetle karşı koyan magnat’lar (eski derebey aileleri); üyeleri prensler tarafından şövalye unvanıyle topraklara dağıtılan küçük soylular veya szlachta. Bu siyasî ve sosyal çözülmeden yararlanan Almanlar, Nordmark’tan başlayarak kuzeyden ve doğudan ilerlediler; Nordmark (geleceğin Brandenburg’u) 1134′te Ayı Albrecht’in payına düştü. 1138-1181 Arasında Baltık’ın Elbe ve Odra arasındaki kıyısı Ayı Albrecht ile Saksonya dükü Aslan Heinrich tarafından işgal edildi; Polonya Odra’nın batısındaki bütün toprakları, hattâ Aşağı Warta’yı kaybetti; Almanlar Aşağı Warta’da Yeni Uçilin’i (Neuemark) kurdular (1272); ayrıca Prusyalıların kuzeyden yaptığı tehlikeli baskıya tek başına karşı koyamayan Mazovya dükleri toton şövalyelerine başvurdular; ne var ki 1283′te Prusyalıları Neman’ın ötesine püskürten Tötonların püskürttükleri düşmandan daha belâlı oldukları çok geçmeden anlaşıldı.
Baltık ile ilişkisi kesilen, Litvanya devletinin kurulmasıyle (XIII. yy.ın ikinci yarısı) doğudan ve kuzeydoğudan tehdit edilen, üstelik de Silezya dükü Dindar Henryk’in 1241′de Legnica’da boş yere durdurmağa çalıştığı moğol istilâsıyle harebeye dönen Polonya artık Almanlar için kolaylıkla ele geçirilebilecek bir avdı. Almanların memlekete girmeleri birçok bakımdan olumlu oldu: XII. ve XIII. yy.da Avrupa’da genel nüfus artışına paralel olarak polonyalı kolonların ormanlarda tarla açma işi hızlandı; yeni kır toplulukları kuruldu; şehirlerde ticaret gelişti ve batıyı örnek alan Polonya prensleri, Özellikle Wroclaw (1242), Poznan (1253), Krakow’a (1257) tanınan Magdeburg yasasını benimseyerek şehirlere hürriyet «şartları» verdiler.
Buna karşılık, almanlar ticarî faaliyeti ele geçirerek imparatorluk ve Bohemya ile çeşitli alışverişe girdiler ve servetlerine dayanarak onlar sayesinde yeni bir aristokrasinin kurulmağa başladığı şehirlere hâkim oldular. Burjuvazi özellikle Silezya’da alman dilini ve geleneklerini yaydı.
İktisadî güçlerinden ve fikir üstünlüklerinden gurur duyan alman mülteciler, Polonya’ya istedikleri kralları kabul ettirdiler: önce gerçek bir Piast olan Silezya dükü Namuslu Henryk II (1288-1290); sonra Polonya kralı ilân edilen (1300) ve Piast’ların anarşi dolu kavgalarına karşı bir garanti gibi görünen Bohemya kralı (1291) Venceslav (Vaclav). Ama bir yabancının tahta çıkması, Piast ailesinden Wladislaw I Lokietek’e millî hoşnutsuzluğu istismar etme fırsatını verdi. Polonya’nın bir kısmını ayaklandıran Wladislaw I, Venceslav’ın ölümünde ülkeye hâkim olmayı başardı (1305) ve Krakovv’un alman belediye reisi Albrecht’in yönettiği şehir burjuvalarının
isyanını ezdikten sonra, 1320′de Polonya kralı olarak taç giydi: monarşiyle birlikte ülkenin bütünlüğü de yeniden sağlanmıştı. Bununla birlikte Wladislaw I’in devleti, çeklerin derece derece kendilerine bağladıkları Silezya’yı da, Pomeranya’yı da içine almıyordu.
• Polonya devletinin yeniden kurulması ve Piast’ların sonu (1305-1370). iyi hesaplanmış evliliklerle yararlı ittifaklar kuran Polonya kralı, Brandenburg’ların toprak genişlemesini durdurdu ve Pomeranya konusunda uzun ve boş bir çekişmeden sonra Tötonları Plowce’ta yenmeyi başardı (1331); fakat Kujawy’yi Tötonlara kaptırdı. Oğlu Büyük Kazimierz III (1333-1370), onun eserini tamamladı. Bohemya’nın Polonya tahtındaki hak iddialarını bertaraf ettikten sonra Pomeranya’yı belli bir süre için Tötonlara bırakarak (1343) onları yatıştırdı; Anjou’lu Luigi’yi vâris tanıyarak (1339), buna karşılık da Kızıl Rutenya’nın kesinlikle kendisine bırakılmasını sağlayarak macar tehlikesini ortadan kaldırdı.
Böylece batı dışında her yerde Polonya toprak bütünlüğüne yeniden kavuştu: Kazimierz III, gelenekleri kanun halinde toplayarak yasama ve adalet birliği ilkesini gerçekleştirdi (Wislica yasası, 1347); köylülerin yükümlerini azalttı; kolonlar için yeni köyler kurdu; ticarî gelişmeyi destekledi (ambar, yol ve şehirler çevresinde müstahkem surlar inşası; yabancı ülkelerden kovulan yahudilere imtiyazlar tanınması); Polonya’nın Almanya ve Bohemya’ya karşı fikrî muhtariyetini sağlayan Krakow üniversitesini kurdu. Mazovya düküne metbuluğunu kabul ettirdi, küçük soyluların muhalefetini kırdı.
• Piast’lardan Jagellon’lara: Geçiş dönemi (1370-1384-1386). Piast’lar sülâlesi Kazimierz III ile sona erdi: çünkü Kazimierz tahtını uzak akrabalarından biri yerine, yeğeni Anjou sülâlesinden Macaristan kralı Lajos’a (1370-1382) bırakmayı tercih etmişti; Lajos’a, kalkınmış ama hiç deniz kıyısı olmayan ve dışta hep toton tarikatıyle gücü gittikçe artan Litvanya’nın tehdidi altında yaşayan, içte ise hep büyük soyluların bağımsızlığının tehdit ettiği bir Polonya’yı miras bıraktı. Vârisini tayin etmek için büyük soyluların fikrini almak zorunda kalması, Polonya kurumlarının seçimle iş başına gelecek bir monarşi kurulmasına doğru geliştiğini ortaya koydu.
Bu olay polonya tarihinde kesin bir dönemeçti; çünkü soylularla yapılan pazarlık sonucunda (soylulara ağır gelen bütün vergilerin kaldırılması: Koszyce imtiyazı, 1374) tahta yabancı bir sülâle çıkıyordu ve Macaristanlı Lajos’un saltanatı aslında Jagellon’lar devrine doğru bir geçiş dönemiydi.
Jagellon’lar Polonyası (1386-1572)
• Doğu Avrupa’da Polonya’nın gücünün artması (1386-1505). Yabancı bir prens olan ve hemen hep yurt dışında yaşayan Lajos’un ölümü, Polonya’da iç savaşı başlattı: Macaristan ile birlik bozuldu, laik ve dinî büyük soylular devletin önemli mevkilerini paylaştılar. Bu durumun yarattığı huzursuzluğu gidermek için Polonyalılar tekrar monarşiyi kurdular: Lajos Fin kızı Hedwige, Polonya kraliçesi oldu (1384-1399) ve Litvanya büyük dükü Jagellon ile evlenmece zorlandı; Wladislaw adiyle vaftiz olan ve şahsî topraklarını krallığa katmağa söz veren Jagellon ortak Polonya kralı seçildi (1386-1434). Bu seçimle Polonya aristokrasisi ülkeye anarşiye son verebilecek bir sülâle kazandırıyor, doğu ile yakınlık kuruyor ve ülkeyi toton şövalyelerinin tehlikeli baskısından kurtarıyordu; gerçekten Polonya-Litvanya koalisyonu birlikleri, Tötonları Grunwald’de ezdi (15 temmuz 1410).
Wladislaw II Jagellon Moldavya (1387), Eflak (1389) ve Besaıabya (1396) hükümdarlarının kendisine saygı yemini etmesini de sağladığından Polonya artık Baltık denizinden Karadeniz’e kadar uzanan ve bazı çatışmalara, özellikle Litvanya büyük dükü Witold’un sebep olduğu çatışmalara rağmen, iki ülkenin soyluları arasında imzalanan Horodlo birliğiyle bütünlüğü sağlanmış görünen bir devlet haline geldi: daha eski medeniyeti, toprak bütünlüğünün daha sağlam ve nüfusunun daha kalabalık olması dolayısıyle, kral olarak Litvanya’nın soydan geçen büyük düklerini seçmek (her ikisi de Wladislaw II’nin oğulları olan Wladislaw III [1439-1444] ve Kazimierz IV [1445-1491]) kurnazlığını gösteren Polonya, yavaş yavaş bu iki başlı devletin siyasî merkezi haline geldi: Macaristan tahtına Wladislaw (Laszlo) III’ün seçilmesiyle (1440), Krakow çok büyük bir katolik devletin coğrafî merkezi oldu; bu devlet germenciliği önlemekle ve kilisenin baskısıyle (kralın vasisi ve Krakovv piskoposu Olesnicki’nin büyük rolü) Ortodoksluğun ve Müslümanlığın yayılmasını, püskürtmeğe değilse bile durdurmağa (Wladislaw III’ün 1444′te Varna’da Osmanlılara yenilmesine rağmen) yönelmişti. Wladislaw III’ün vârisi Kazimierz IV ise Polonya-Litvanya devletinin güneydoğuya doğru genişletilmesi işini bir yana bırakarak kendini önce Polonya’da monarşinin kuvvetlenmesine adadı: bu iş için Nieszewa imtiyazlarını (1454) verdiği şövalyelerle, artık doğu topraklarının işletilmesine yönelen magnat’lar arasındaki geleneksel çelişkiden yararlandı.
Toton tarikatının rakipleriyle ittifak yaptı ve Onüç yıl savaşlarından sonra (1454-1466), toton tarikatına metbuluğunu kabul ettirerek Pomeranya ve Gdansk’ın kendisine bırakılmasını sağladı; böylece Polonya, buğdaylarının sevk edileceği bir deniz kapısı sağlıyordu (Torun barışı, 1466). Ayrıca Albrecht II’nin kızı Habsburg’lu Elisabeth ile evlenerek (1454), Bohemya tacı ve Macaristan üstünde haklar elde etti (bu haktan oğlu Wladislaw 1471′de Bohemya tacında, 1490′da Macaristan’da yararlandı). Polonya germenciliğe hücuma geçmişti; buna karşı koyabilmek için imparator Friedrich III, Litvanya’nın tabiî rakibi İvan III Vasiliyeviç ile ittifak yaptı; alman tehlikesi azalırken bu sefer de rus tehlikesi başlıyordu.
• Monarşi gücünün azalması ve szlachta’nın zaferi. XV, yy. sonunda, krallığın siyasî, iktisadî ve sosyal yapısı da değişti. Rahip ve magnat sınıfının hırslarını önlemek için szlachta’ya dayanan Jagellon’lar, szlachta üyelerinin her türlü yargıya karşı dokunulmazlıklarını kabul etmekle (Krakovv imtiyazı, 1433) kalmayarak, askerî ve malî yükümler yüklemeden önce mahallî szlachta meclislerinin fikrini almayı da kabul etti; ayrıca 1493′te Piotrkow’da genel bir diyet toplandı; bu, monarşi gücünün küçük soylular lehine azalmasının mantıkî bir sonucuydu. Her ikisi de Kazimierz IV’ün oğulları olan Jan I Adalbert (1492-1501) ve Alexsander I’in (1501-1506) saltanatlarının çok kısa sürmesi, Jan I’in Moldavya’nın bağımsızlığını engelleyememesi ve Bukovina’da ağır bir bozguna uğraması (1497) karşısında cüreti artan szlachta Aleksander I’e, milletin üç sınıfından oluşan genel diyeti kabul ettirerek, meşrutî bir krallık kurulmasını sağladı.
Kral, senatörler ve milletvekillerinden meydana gelen bu genel diyetin onayı, kanunların kabul edilmesi, vergilerin alınması ve seferberliğin ilân edilmesi için şarttı (Nihil Novi anayasası, 1505). Böylece çok kötü sonuçlar veren oybirliği sistemi ortaya çıkmış oldu ve XVII. yy.ın liberum veto’suna yol açtı. Szlachta, Baltık’a açılmanın kendisine sağlayacağı büyük kazancı anladı: Polonya’nın iktisadî (hattâ siyasî) ağırlık merkezi kuzeye doğru kaydı (kısa süre sonra Varşova’nın başkent olması) ve batıda daha elverişli bir yerde bulunan Poznan, Almanya ile Baltık denizi arasındaki mübadelelerin kontrolünü ele geçirdi, iktisadî değişiklikler ve özellikle tarım ürünleri fiyatlarının artması, szlachta’ya ait çiftliklerin yüzölçümünü ve önemini arttırdı.
Szlachta, hükümdara şehir halkının toprak sahibi olmasını yasaklayan, köylülerin yalnız derebeylik mahkemelerinde yargılanmasını ve aile başına bir erkek evlât dışında toprağa bağlanmalarını öngören bir kanunu kabul ettirdi (Piotrkow diyeti, 1496); 1520′de köylülere angarya yüklendi; genel-leşen bu sistem, XV. ve XVIII. yy.da daha da arttı.
• Son Jagellon’lar (1506-1572). Kazimierz IV’ün üçüncü oğlu ve üçüncü mirasçısı Zygmunt I (15044548), oğlu Zygmunt II August’u Litvanya büyük dükü olarak tanıtmayı ve Polonya kralı seçtirerek taç giydirmeyi (1530) başardı. Soydan geçen monarşinin kurulmuş gibi göründüğü bu dönemde Polonya, Jagellon’lar sülâlesinin Macaristan’ın kontrolünü kaybetmesine Lajoş II’nin Mohaç’ta ölümü [1526], Habsburg’lu Ferdinand I’in tahta çıkışı) ve Moskovalıların Smolensk’i ele geçirmelerine (1514) rağmen, en güçlü devresini yaşadı. Toton tarikatı başrahibi Brandenburglu Albrecht, tarikatı laikleştirince (1525) Zygmunt I, soydan geçen Prusya düklüğünün metbuluğunu kabul ettirdi; ayrıca Varşova düklüğünü kendine bağladı (1526); litvanya soylularına, polonya soylularının yararlanmakta olduğu imtiyazları tanımak (1556′da ilk Litvanya meclisinin toplanması) kurnazlığını gösteren Zygmunt II August, Litvanya’ya, «Lublin daimî birleşmesi»ni kabul ettirmeyi başardı; buna göre krallık ve büyük düklük artık tek bir meclis ve ortaklaşa seçilecek tek bir kral tarafından idare edilecekti (1569). Soylularla anlaşarak, içeride bir soylu «res publica»sı kurulmasıyle sonuçlanan reformlar yaptı.
Bir deniz siyaseti hazırladı ve donanmanın inşaını başlattı; Schwerttıâger tarikatı şövalyelerinin çözülmesinden yararlanarak Güney Livonya’yı ele geçirdi: Polonya, Krakow üniversitesi sayesinde XV. ve XVI. yy.da Avrupa’nın geri kalan kısmındaki kültür yenilenmesine katıldı; Krakow’lu dinbilimci Pawel Wlodkowic, toton tarikatının bağımsızlık isteklerine Konstanz konsilinde karşı çıktı; aynı üniversiteden başka dinbilimciler, soylular ve burjuvalar arasında taraftar bulmasına rağmen hus’çu sapkınlığı yendiler; ama aynı zamanda konsillerin papadan üstün olduğunu iddia ettiler. Polonya, bilginleri yeni düşüncelerle büyük ölçüde ilgilenen (De Revolutionibus Orbium Caelestium, Kopernik) canlı bir bilim ve edebiyat merkezi haline geldi; hattâ Reformu kabul etmeğe bile hazır görünüyordu.
Krallar Protestanlığın Prusya, Kurzeme ve Livonya’da yerleşmesini kabul ettiler. Katolik veya ortodoks magnatlar ve soylular kısa süre içinde Protestanlığı kabul ettiler, Soylular meclisinde çoğunluğu ele geçirdiler ve Zygmunt II’den Büyük Polonya’da luther’ci bir kilise, Küçük Polonya ve Litvanya’da da calvin’ci iki kilise kurma iznini aldılar (1552). 1573′te bu fiilî hoşgörü, Varşova konfederasyonunca da onaylandı. Aynı zamanda, hümanizm, italya ile ilişkiler, basımevlerinin gelişmesi ve din tartışmaları millî edebiyatın gelişmesine katkıda bulundu.
ilk gerilemeler ve Altın çağın sonu (1572-1648)
• Monarşide istikrarsızlık ve Karşı Reformun başarıları (1572-1587). 1572′de Zygmunt II August, vâris bırakmadan ölünce, artık hepsi yeni kralın seçimine katılan (Varşova diyetinin kararı, 1573) soylular, valois’lı Henri’yi kral seçmeğe karar verdiler (1573); ama aynı zamanda da krallık gücünü sınırlayan birçok şartı kabul ettirdiler (pacha conventa); Henri’nin Fransa’ya kaçmasından sonra Osmanlı devletinin de yardımıyle Erdel prensi Istvan Bathory’yi kral seçtiler (1576-1586); Bathoky, Gdansk isyanını ezdi ve savaşı başarıyle devam ettirerek Moskovalılardan Livonya’yı geri aldı, ataman Jan Zamoyski’nin desteğini sağlayarak onu kançılarlığa getirdi. Kiliseye Reformla mücadele imkânlarını sağladı (kardinal Hosius’un [Hozjusz] yazılarının yayılması; Wilna’da [Vilnius] Isa tarikatının bir üniversite kurması, 1578).
Bunun üzerine Calvin’cilik hızla geriledi ve Luther’cilik ancak krallık Prusya’sı topraklarında tutunabildi.
Annesi Jagellon sülâlesinden olan Zygmunt III Vasa’nın (1507-1632) tahta çıkmasından sonra, katolik tepki daha güçlü bir hal aldı ve Brzeşç birliği (Roma ile Kiev) metropoliti ve hemen bütün ortodoks piskoposlar tarafından kabul edildi; bununla birlikte her yerden kovulan teslis aleyhtarları 1638′e kadar Rakow’da bir okul ve bir basımevini yaşattılar, «polonyalı rahipler» veya «socini’ciler» adiyle Avrupa’nın her tarafına yayıldılar.
• Kazakların isyanına kadar Vasa (Wasa) sülâlesi (1587-1648). Tahta Vasa (Wasa) sülâlesinden bir kralın çıkması ve eyaletlerini elinden almayı düşündüğü akrabası İsveç krallarıyle çatışması, Polonya’nın siyasetini Baltık’a yönelttiğini ortaya koydu: bu yönde Moskova ile ve özellikle İsveç ile çatışan Polonya, ülkenin üç defa bölüşülmesine yol açan bir döneme girmiş oldu. Bazı başarılar kazanılmasına (Smolensk’in Deulino antlaşmasında geri alınması, 1618) karşılık, krallık Livonya kıyılarını ve tazminat olarak Gustaf-Adolf’a bıraktığı Gdansk gümrüklerini kaybetti (Altmark mütarekesi, 1629). Zygmunt III Vasa’nın Habsburg’lara yardım etmesi, ancak güçlükle karşı konulabilen türk istilâlarına (1620-1621) yol açtı. Bununla birlikte Wladislaw IV (1632-1648), Otuzyıl savaşları sırasında, Fransa ve Habsburg’ların müdahale etmesini istemelerine rağmen tarafsız kaldı, Moskova ile savaşı başarılı bir şekilde bitirdi (Polanowa barışı, 1634) ve İsveç ile son çatışmaları halletti (Sztumska Wies mütarekesi, 1635), ama krallık gücünü artıramadı. Kazimierz IV (Jan II Kazimierz) [1648-1688], Litvanya birliğinden sonra Litvanya’nın Ukrayna’daki topraklarının (Kiev’in güneyinde) kötü işletilmesi tehlikeli iç meselelere yol açtı.
Tatar istilâlarına açık olmasına rağmen Ukrayna hem Kazakları, hem de onlardan sonra hürriyete ve kolayca işlenebilecek topraklara hasret kolonları çekmişti. Ama İstvan Bathory ve Zygmunt III, bu geniş ülkeyi büyük latifundialar haline getirip birkaç büyük magri at ailesine vererek kolonları düşman ettiler; bunun üzerine başlayan Kazak savaşlarında, Kazakların başına 1648′de isyan etmiş bir köylü olan Bogdan Hamelnitskiy geçti.
Polonya’nın gerilemesi (1648-1795)
• Vasa’ların sonu (1648-1688). 1370′ten teri yabancı prenslerin idaresinde’bulunan, soyluların özel çıkarını devletinkinden üstün tutan bir sistemle yönetilen Polonya’yı, Kazakların isyanı temelden sarstı; bu isyanı bahane ederek ülkeye müdahale eden Ruslar, Smolensk ve Vilnius’u (1654) ele geçirdi; isveçliler ise bir an için bütün ülkeyi işgal ettiler ama sonunda püskürtüldüler. Bununla birlikte hükümdar Jan II Kazimicrz. Prusya düklüğü üstündeki metbuluğunu kaldırmak (1657), Iç Livonya’yı isveç’e Oliva antlaşması, 1660), Dnieper’in doğusunda kalan Ukrayna topraklarını da Rusya’ ya bırakmak (Andrusova barışı, 1667) zorunda kaldı. Polonya bu buhrandan iflâs etmiş olarak çıktı: ürünler tahrip edilmiş, ticaret durmuş, nüfus azalmıştı. Hükümdar (Lubomirski’nin isyanı, 1665), liberumveto’nun (ilk olarak 1652′de kullanıldı) kaldırılmasını, daimî vergiler konmasını ve hükümdarlara vârislerini kendileri seçme hakkının tanınmasını kabul ettirmeğe uğraştı.
• Millî tepki (1669-1696). Olumlu bir sonuç elde edemeyince umutları kırılan çocuğu olmayan Jan II Kazimierz, tahta bir fransız prensini seçtirebilmek için tahttan feragati denedi (1668); fakat millî bir tepkiyle karşılaştığı için başarı sağlayamadı ve sonunda Polonyalı olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Michal Korybut
Wisniowiecki (1699-1673) kral seçildi, Wisniovviecki’nin ölümü (1673) ertesinde Sobieski Jan III adiyle (1674-1696) Polonya kralı oldu.
• Gerileme ve Polonya’nın bölünmesi 1697-1795). Podalya’nın ve Ukrayna’nın büyük kısmının Karlofça barışıyle (1699) geri alınmasına rağmen, Polonya kralın başarılarının kurbanı oldu. İflâs eden ve nüfusu azalan ülke gerilemeğe başladı. Iç işlerine yabancı devletlerin müdahalesi günden güne arttı ve özellikle kral seçimi sırasınız Fransa, Avusturya ve Rusya tahta kendi adaylarını çıkarmağa çalıştılar. Sonunda
Avusrurya ve Rusya, Polonya’ya kral olarak, Wettin sülâlesinden prensleri, Saksonya seçici prenslerini (August II [1697-1788] ve August III [1733-1763]) kabul ettirdiler. Polonya yabancı devletlerin rekabet alanı haline gelmişti. Yeni tebaalarının hürriyetçi geleneklerinden habersiz olan August II, çar Büyük Petro ve Danimarka kralıyle ittifak yaptı; isveç’in Baltık kıyısında ele geçirdiği (1648 Westfalen antlaşmaları ve 1660 Oliva antlaşması) mevzilere hücum etti.
Ama Karl XII’nin askerî dehası karşısında şaşkına dönen ve birlikleri bozguna uğrayan hükümdar, isveçlilere yenildi; İsveçliler Varşova’ya başka bir kralın seçilmesini kabul ettirdiler: Stanislaw I Leszczynski (1704). August II, Varşova’ya tocak Rusların Poltava zaferinden sonra 1709), Büyük Petro’nun yardımıyle dönebildi. Bu ikinci Kuzey savaşı Polonya için büyük felâketlerle sonuçlandı: 1710-1720 arası nüfus azalması en yüksek dereceye ulaştı. üstelik o tarihten sonra ülke Sandomierz konfederasyonunu kuran (1702) August II taraftarlarıyle, sakson mutlakıyetçiliğine karşı olan ve Tarnogrod konfederasyonunu kuran (1715) Stanislaw I taraftarları arasında ikiye bölündü. Bu iki reşkilât çarın müdahalesiyle dağıtıldı ve ma elçisi yeni bir anayasa hazırlanmasına yardım etti; bu anayasa ile yeni vergiler kondu, ordu 24 000 kişiye indirildi ve sakson birlikleri seçici prensliğe çekildi (1717 Dilsiz diyeti). Her türlü merkezî otoriteden yoksun olan, askerî ve malî sıkıntılar çeken Polonya, güçlü komşularının körüklediği bir anarşi içinde yaşıyordu.
Komşuları tacını önce oğluna (sonradan August III). sonra Rusların muhalefeti karşısında Stanislaw I Leszczynski’ye geçirmek isteyen (karşılığında Fransa’nın oğlunun Avusturya tacına adaylığını destekleyeceğini sandığından) August II’nin siyasetine karşı çıktılar. Avusturya durumdan kaygılanınca Prusya ve Rusya, Berlin antlaşmasını imzaladılar; antlaşma Polonya’yı anarşiden kurtarabilecek bir prens seçilmesini önlemek için bu üç devletin ortak çalışmasını öngörüyordu (1732).
Stanislaw I Leszczynski’nin Fransa ve Potocki’lerin desteğiyle kral seçilmesi bu anlaşma yüzünden Polonya Veraset savaşına ve Rusya’nın August III lehine duruma müdahale etmesine yol açtı. August III kurnazlık ederek Kurzeme düklüğünü çariçenin gözdesi Biron’a bıraktı; bu sırada Viyana barışıyle (1735 ön görüşmeleri, 1736 uzlaşması, 1738 barışı) Stanislaw I, Polonya’nın ismen kralı, Lorraine ve Bar dükü oldu. Ordusu 20 000 kişiye indirilen, liberum veto ile meclislerinin eli kolu bağlanan (1736′dan sonra hiç bir meclis normal süresini dolduramadı)
Polonya, Friedrich II’nin Silezya’yı işgal etmekle büyük bir çıkar sağlayacağını bildiği halde Avusturya Veraset savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. Yoksullaşan krallık geçirdiği buhrandan ağır ağır kurtulabildi. Toprakların yeniden işlenmesine özellikle Ukrayna’da başlandı, şehirler kendiliğinden kalabalıklaştı (Gdansk’ın nüfusu 50 000 kişiye, Varşova ‘nınki 40 000 kişiye ulaştı). Ama vatandaşlık duygusunun henüz gelişmemiş olması kalkınmayı frenledi. Bu büyük eksikliğe karşı savaşan Stanislaw Konarski, öğretimde reform yaptı, soylular kolejindeki (1740′ta Varşova’da kuruldu) genç magnatlar gibi öğrencilerine siyasî (liberum veto’nun kaldırılması), iktisadî (sanayi tesisleri kurulması) ve sosyal (angarya sisteminin bırakılması ve makûl bir kira karşılığı köylülere toprak verilmesi) reformlar yapılması gerektiğini öğretti.
Reformcu fikirler Czartoryski prens sülâlesi gibi bazı magnatlar arasında bile yayıldı. Czartoryski’ler, yeğenleri Stanislaw August Poniatowski’yi kral seçtirebilmek (1764-1795) için Rusya’ya başvurdular. Diyet’in kabul ettiği (1764) birtakım reformları kral daha da geliştirdi. Polonya ve Litvanya’da birer ordu ve hazine komisyonu kuruldu: orduya vatansever kadrolar sağlamak için bir kadet (subay) okulu açıldı; Taç Giydirme meclisi, konfederasyonun süresini uzattığından liberum veto geçici olarak kaldırıldı.
Durumdan hoşnut olmayan Friedrich II ve özellikle Katerina II müdahale ettiler; liberum veto’yu yeniden uygulatmayı başardılar (1766 diyeti), güçlü bir merkeziyetçi idareye karşı olanlardan meydana gelen Radom konfederasyonunu kurdular; Repnin diyeti denen olağanüstü bir diyeti, Polonya’yı güçsüz kalmağa mahkûm eden «temel yasalar»! (hükümdarın seçimle iş başına gelmesi; liberum veto; soyluluk imtiyazları) çıkarmağa zorladılar. Bu karara karşı olanlar Bar konfederasyonunu kurarak rus birlikleriyle çarpışmağa başladı (1768-1772).
Durumdan yararlanan Friedrich II ve Katerina II, görüşlerini Maria-Theresia’ya da benimseterek Polonya’yı ilk olarak paylaşmağa karar verdiler; Friedrich II, Gdansk ve Torun dışında krallık Prusya’sını, Katerina II, Duna’nın kuzeyindeki ve Yukarı Dnieper’in doğusundaki litvanya topraklarını, Maria-Theresia ise, Lwow (Lvov) ile birlikte Galiçya’yı ilhak etti. Polonya’yı gerçek bir himaye ülkesi haline getiren Rusya, ülkede daimî bir meclisi öngören yeni bir anayasa kabul ettirdi (1775). Bu himayeye rağmen Stanislaw II Poniatowski ülkede yapıcı bir idare uyguladı; İsa tarikatının kaldırılması sırasında bir millî eğitim kurumu kurdu; bu kurum özellikle vergi sisteminde reform yapma (topraklardan vergi alma) üstünde durarak Konarski’nin eserini devam ettirdi; Krakow (Kollataj’ın rolü) ve Wilno üniversiteleri ise aydın kadrolar yetiştirmeğe girişti. Rusya’nın hareket kabiliyetini ortadan kaldıran Türk-Rus savaşından yararlanan (1788-1792) Büyük meclis ordu mevcudunu artırdı (100 000 kişi) ve fransız devrimcilerini örnek alarak 3 Mayıs 1791 anayasasını oyladı:
Saksonya sülâlesine soydan geçecek monarşi, bakanların sorumluluğu, burjuvaziye bazı siyasî haklar tanınması. Durumdan hoşnut olmayan Rusya, ülkeye ordularını soktu; köylülere verilen bazı imtiyazlara kızan birkaç magnat’ın yardımıyle Targowica konfederasyonunu kurdu (mayıs 1792) ve reformları durdurdu. Grodno diyeti ikinci bir bölünmeyi imzalamak zorunda kaldı (1793); buna göre Rusya, Minsk, Volhinya ve Podolya’yı, Prusya ise Gdansk, Torun ve Büyük Polonya’yı alıyordu. Bu ağır şartlar, millî bir devrim hareketine yol açtı; devrimin siyasî yönetimini İgnacy Potocki ve Kollataj aldılar; ordunun başına geçen Kosciuszko ise Krakow’a girerek milleti Rusya ve Prusya’ya karşı savaşa çağırdı; Varşova (17 nisan) ve Wilno’dan (13 nisan) Ruslar kovuldu. Ama Krakow’u alan (15 haziran) Prusyalılar, Varşova’yı kuşattılar (haziran-eylül 1794). Kosciuszko sonunda yenildi ve Maciejowice’de Ruslara esir düştü (10 ekim); Ruslar Praga varoşunu yıktıktan (4 ekim) sonra Varşova’yı teslim aldılar. Galipler Polonya’dan artakalan kısmı paylaştı; Prusya, Varşova’yı ve Neman ile Bug’a kadar olan toprakları aldı; Rusya bu hattın doğusundaki toprakları, Avusturya ise Krkow’u, Sandomierz’i, Lublin’i ve Mazovya’nın bir kısmını ele geçirdi (24 ekim 1795 antlaşmaları). Ayrıca Stanislaw II Au-gust, tahttan çekilmek zorunda kaldı (27 kasım 1795) ve Polonya krallığı adının «ebediyen kullanılmamasına karar verildi.
• Yabancı işgali (1795-1807). üç devlet hemen ülkeyi sömürgeleştirmeğe giriştiler. Avusturya ve özellikle Prusya fethettikleri kısımları almanlaştırmağa başladı; Avusturya, soyluları köylülere karşı çıkarmayı denedi; Prusya rahip ve soylu sınıflarının mallarına el koydu ve bu mülkleri bölgeyi yönetmekle görevli bir Oberprasident aracılığıyle alman kolonlara dağıttı. Rusya ise, bir tek piskoposluk dışında bütün katolik piskoposlukları kaldırdı ve halkı Ortodoksluğu kabule zorladı. ‘ Milliyetçiliklerinden vaz geçmeyen burjuvazi ile soylular iki ayrı yönde destek aradılar: büyük kısmı Fransa’ya sığınan göçmenler Napolyon’a bağlandılar; Nâpolyon’un lejyonlar halinde teşkilâtlandırdığı bu göçmenler (Tuna Lejyonu, 1800), Luneville, barışından (1801) sonra dağıtılınca, çar Pavel I’in daha önce Kosciuszko ve birçok başka tutukluyu serbest bıraktığı Rusya’ya yöneldiler. Pavel’in yerine geçen Aleksandr I, Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirdiği (1804) dostu prens Adam Czartoryski’nin öğütleri üzerine Polonya’yı kendi lehine birleştirmeyi tasarladı. Çar, mahallî işlerin yönetimini soylulara bırakarak muhafazakârları kazandı. Ama Polonyalılar onu Prusyalıları desteklemekle suçladılar ve Jena’dan sonra prens Czartoryskî istifa etti (1806).
• Varşova Büyük düklüğü (1807-1814). Bunun üzerine Napolyon, yenilen Prusya’dan aldığı illerle (Tilsit, 7 temmuz 1807) Varşova Büyük düklüğü adı altında bir Polonya devletinin kurulmasını kabul ettirdi. Fransız anayasasını örnek alan bir anayasa hazırlandı; ama angarya sistemi devam ettiği ve köylüler sık sık çatıştıkları soylulara bağımlı olduğu için köleliğin kaldırılmasının toplum yapısında bir değişiklik yapmadığı yeni devletin hükümdarlığına Saksonyalı Friedrich-August getirildi. Jozef Poniatowski, Leipzig’de ölümüne kadar (1813), durup dinlenmeden savaşan ve sağ kalanları 1814′te çarı takip eden bir ordu kurdu. Avusturya’ya karşı kazanılan zafer Büyük düklüğün eline Krakow ve Lublin ile birlikte Galiçya’nın büyük kısmını geçirdi; ama düklük iki imparatorun rekabet mücadelesine hedef oldu.
• 1815-1830 Arası Polonya. Napolyon yenilince, Aleksandr I Viyana kongresinde isteğini gerçekleştirdi (1815). Avusturya’nın kendine düşen kısımla bir Galiçya ve Lodomiria krallığı kurmasına göz yumarak Poznanya’yı bir Posen Büyük düklüğü meydana getiren Prusya’ya bıraktı ve Krakow’u hür şehir ilân etti (Krakow cumhuriyeti); ayrıca Polonya’nın geri kalan kısmında kesinlikle Rusya ile birleştirilen bir Polonya krallığı kurdu. Anayasa hazırlandı, hükümet, idarî teşkilât ve millî bir ordu kuruldu; ama en yüksek görevler Rusların elindeydi: çarın kardeşi ve gelecekteki vârisi Konstantin önce ordunun başkumandanıydı, sonra krallığın yönetimini ve dışişlerini de ele aldı; Novosiltsov, Bakanlar kurulunca imparatorluk komiseri tayin edildi (1822).
Polonyalılar birleşmeyi ümit ediyorlardı; ama Aleksandr I, Litvanya ve Rutenya eyaletlerinin birleşmesini kabul etmekle birlikte Viyana anlaşmasına uymağa devam etti. Avantajlı gümrük uzlaşmalarından yararlanan krallığın ekonomisi hızla gelişiyordu (Gdansk’tan tarım ürünleri ihracatı, dokuma sanayii, Prusya rekabetinden korunan Varşova’da metalürji sanayii, Polonya bankasının kurulması), Galiçya’da eyalet meclisleri (yalnız soylular katılıyordu) Metternich tarafından yeniden kuruldu (1817). Poznanya’da toprak reformu, Polonya milletini yabancılara karşı ikiye bölen köylülerle mülk sahipleri arasındaki çatışmaya son verdi. Fikir hayatı Krakow, Varşova (1866′da Stanislaw Potocki kurdu), Wilno (Adam Czartoryski vasisiydi) üniversitelerinde yoğunlaştı.
Liberalizmin yuvası sayılan üniversiteler, mutlakıyetçilik taraftarlarının kurbanı oldu: Krakow (1820); mason Potocki’nin görevinden alındığı Varşova (1821); gizli teşkilâtların üyesi olan öğrencilerin 3 Mayıs 1791 anayasasının yıldönümünü kutladıkları için Rusya’ya gönderildikleri Wilno; bu arada Novosiltsov’un yerine Czartoryski getirildi.
• Ayaklanma yoluyle direnmeler ve başarısızlıkları: 1830, 1846, 1848, 1863. 29 Kasım 1830′da teğmen Wysocki’nin öğretmen okulunda kurduğu bir gizli dernek Konstantın’i öldürmeyi, rus birliklerini kovmayı ve Polonya alaylarıyle halkı ayaklandırmayı denedi. Büyük dük suikastten kurtuldu; ama savaşı önlemek için yayılan isyanı bastırmayı reddetti; general Chlopicki kendini diktatör ilân etti (5 aralık); Diyet, millî bir hükümet kurdu. Poznanya, Galiçya ve Krakow’dan gelen gönüllüler, Chlopicki’nin ordusuna katıldılar; Chlopicki, Avusturya ve Prusya sınırlarının kapatılmasına ve Louis Philippe’in yardım etmeyi reddetmesine rağmen, Rusları Varşova yakınında Grochovv’da yendi (25 şubat 1831); ama Ostroleka bozgunundan sonra Paskyeviç kumandasında Ruslar harekete geçtiler ve Varşova teslim oldu (8 eylül).
İsyanın bastırılmasından sonra çar Nikolay I eski anayasayı kaldırıp lağvedilmiş sayarak krallığa yeni bir anayasa hazırladı (26 şubat 1832); ordu ve Diyet dağıtıldı; Ruslara bırakılan idare, imparatorluk senatosuna bağlandı, üniversiteler (Varşova) kapatıldı; yabancı ülkelerde öğrenim yapma yasaklandı, ama Rusya’daki üniversitelere gideceklere burslar dağıtıldı; bütün Ortodoks olmayanlara baskı yapıldı, ülkeden göçenler Polonya’yı kurtarmak için direnmeye geçtiler (1833′te bastırılan ayaklanma denemesi). Paris’e kaçan Czartoryski bir avrupa savaşma, Demokratlar derneği ise bir iç köylü isyanına bel bağlamıştı. Krasinski, Slowacki, Adam Mickiewicz gibi şairler milliyetçilik duygusunu coşturdular. 1846′da bir ayaklanma patlak verdi; ama kısa süre içinde bastırıldı ve Krakow cumhuriyetini Avusturya’nın ilhak etmesine bahane oldu. 1848′de Berlin isyancıları 1846 ayaklanmasının önderlerinden Mieroslawski’yi serbest bıraktılar.
Friedrich-Wilhelm IV, Poznan Büyük düklüğüne muhtariyet vaat etti ye rus müdahalesinden çekindiği için bir ordu kurarak başına Mieroslawski’yi getirdi; ama rus tehlikesi savuşturulunca poznanlılar görevden alındı ve yeni Anayasa hiç bir muhtariyet getirmedi. Galiçya’daki Polonyalılar muhtariyet ve temsilî bir rejim istiyorlardı. Angarya kaldırıldı. Ama Polonyalıların macar isyancılarına yardım etmesi ve Viyanalıların onlar lehine ayaklanması (ekim 1848), başkentin düşmesinden sonra Galiçya’da sıkıyönetimin ilân edilmesiyle sonuçlandı.
Krallıkta sanayi Dabrowa maden kömürü ocakları sayesinde gelişti ve toprak sahipleriyle işadamlarını ve aydınları toplayan bir tarım derneği kuruldu; tarım derneği üyeleri iktisadî ve sosyal gelişme yolunda çalıştılar (angaryanın kaldırılması), italya birliği için savaş (1861) sonucunda Varşova’da çalkantı yeniden başladı. Vali Gorçakov’un yardım istediği Polonyalı Wielopolski bir idare (seçimle iş başına gelen meclisler) ve eğitim (ilkokul ve ortaokulların çoğalması) reformu yapmakla görevlendirildi: rus memurların yerine Polonyalı memurlar getirildi; Varşova üniversitesi yeniden açıldı, ama Tarım derneği kapatıldı (1861). Polonyalılar 17 ağustos 1861 gösterisi (Lublin birliğinin yıldönümü) sırasında ülkenin birleştirilmesini istediler. Varşova’da sıkıyönetim ilân edildi; hükümet birçok kişiyi tutuklattı: yetkilerini artırdı; ama beyazlar (ılımlı soylular) ve kızılların (devrimciler) mukavemetiyle karşılaştı.
Kızıllar rus nihilistlerinden ilham alarak gizli dernekler kurdular. Varşova üniversitesinden başlayarak işçiler ve zanaatçılar arasında bütün krallığa yayılan bir propaganda ağı kurdular, vatanseverlik gösterileri düzenlediler ve tedhişçiliği desteklediler (liberal düşüncelere epeyce yatkın olan ve Wielopolski’nin isteğiyle tayin edilen Konstantin’e karşı başarısızlıkla sonuçlanan suikastler [8 haziran 1862]). Konstantin şüpheli gençlerin çoğunu zorla askere alarak kızıllardan kurtulmak istedi; çoğu kaçmayı başaran kızıllar rus karakollarına hücum ettiler ama alamadılar (22 ocak). Bağımsızlık ve köylü hürriyeti parolalarıyle devrim patlak verdi. İlke olarak devrime karşı olmalarına rağmen beyazlar da harekete yardım ettiler: soylulardan ve rahiplerden partizanlara katılanlar oldu. Wielopolski istifa etti; ama köylülerin katılmaması hareketin başarısızlığa uğramasına yol açtı. Ukrayna ve Podolya’ya katılmış olan illerde de ayaklanma durdu; ama ormanlarda gerilla savaşı devam etti. Güçler bölünmüştü: Bismarck çara yardım teklif ederken Paris, Londra ve Viyana, Viyana antlaşmasını imzalayan devletlerin bir konferansta toplanmasını ileri sürdüler (haziran). Çar bu isteği reddetti ve Muravyov’u Litvanya’ya gönderdi: isyancıların diktatör ilân ettiği Traugutt, Litvanya’da yakalanıncaya kadar (nisan 1864) Muravyov’a direndi. Traugutt’un Varşova’da asılması çarpışmalara son verdi.
• Meşru direnme ve başarıları (1864-1914). Ülkeyi paylaşan devletlerin ortak bir siyaseti yoktu; Ruslar ve Prusyalılar, halka kendi kültürlerini benimsetmeğe çalışıyorlardı; Avusturyalılar muhtariyeti genişlettiler. Rus Polonyası’nda çar, köleliğin kaldırılması sırasında halkı bölmeyi denedi (1861); litvanya ve rutenya köylülerine öbür impratorluk eyaletlerindekinden daha düşük fiyatla ve daha geniş topraklar verdi; krallıkta kır komünlerine muhtariyet tanınırken, şehirlere tanınmadı ve seçimle iş başına gelen kurumlar kaldırıldı (jüri ve sulh hâhimleri dışında). 1832 yasasından beri kazanılan haklar yavaş yavaş kaldırıldı. Katolik kilisesiyle mücadele hızlandı (manastırların kapatılması, rahiplerin mallarına elkonması, 1864; dinî derneklerin kapatılması; Vatikan ile ilişkilerin yasaklanması, 1870). Varşova üniversitesi ve ikinci derecede kamu tesisleri ruslaştırıldı ve özel kolejlerde lehçe yasaklandı. Bununla birlikte ruslaştırma yüzeyde kaldı. Poznanya’da halk Bismarck’ın germenleştirme siyasetine başarıyle direndi; Bismarck okullarda ve idarî işlerde almancayı mecburî dil haline getirdi; Katolik kilisesiyle (başpiskopos Ledochowski tutuklandı) ve Polonya’da mülkiyetle mücadeleyi başlattı:
Polonyalıların topraklarını satın almak isteyen almanlara yardım etmekle görevli bir sömürgeleştirme komisyonu kurdu (1886). Ama iyi teşkilâtlanan Polonyalılar benzer şirketler kurdular; Poznan Malî bankasını yarattılar (1888) ve Almanlarla kendi usulleriyle mücadele ederek sonunda sattıklarından daha fazla toprak satın aldılar. Caprivi’nin iyimser yönetimi (1890-1894), Bülow’un iktidara gelmesinden önce Polonyalıların bu sonuçları sağlamlaştırmalarına imkân verdi. Buna karşılık Avusturya Galiçyası’nda Polonya ayrıcalığına saygı gösteren 1861 Anayasası iyi karşılandı; Almancanın yerini Lehçe aldı; memurlar Galiçyalılardan seçildi (1869). Ülke mareşalinin başkanlık ettiği Daimî Diyet meclisi ve Diyet, muhtariyeti sağladı. Eyalet, İmparatorluk meclisine göndereceği temsilcileri seçti ve o tarihten sonra başkanı zaman zaman bir polonyalı olan Avusturya kabinesinde hep galiçyalı temsilciler yer aldı. Diyet, bütçeyi çok zayıf olan iktisadî gelişmeye ve kamu eğitimine ayırdı.
Okula gitme oranı öyle yüksekti ki, Galiçya Polonya’nın yeni kadrolarını sağladı. 1870′ten beri polonyalılaştırılan üniversitesi ve 1873′te kurulan bilim ve edebiyat fakültüleriyle Krakow ve Lwow, prusya ve rusyalı öğrenci ve bilginlerin akın ettikleri birer fikir merkezi haline geldi. O tarihten sonra ayaklanmanın yerini meşru direnme aldı. Direnmeyi Varşova’da Mîllî Birlik dergisini (1886), sonra da Lwow’da Polonya Birliği dergisini (1895) çıkaran Jan Poplawski yönetti. Dmowski, amacı pangermanizm ve panislavizmle düzenli bir şekilde savaşmak ve ülke bütünlüğünü sağlamak olan Milliyetçi Demokrat partiyi kurdu (1897). Aynı zamanda işçi hareketi büyüdü (grevler, gizli dernekler kurulması).
Avusturya parlamentosundaki temsilcilerin artması (1897) milliyetçi demokratların Galiçya diyetinde de aynı hakkı istemelerine yol açtı (1902). Kızıllar Marks’çılığı ve Rosa Luxemburg’un yönettiği Polonya ve Litvanya Krallığı Sosyal Demokrat partisinin etkisiyle milletlerarası sosyalizmi benimserken, Limanowski Paris’te vatansever eğilimli Polonya Sosyalist partisini kurdu (1892). Bu partinin merkez komitesi üyesi Pilsudski önce Lodz’a yerleşerek gizli bir gazete (Ro-botnik [İşçi]) çıkardı; 1900′de tutuklanıp kaçmasından sonra da Galiçya’da yerleşti. Rus-Japon savaşı sırasında bir ayaklanma denemesi yaptı (13 kasım 1904), sonra savaş birlikleriyle karışıklıklar çıkarttı; bu sırada milliyetçi demokratlar düzeni sağlamak için kendi birliklerini teşkilâtlandırıyorlardı. Köylü birliği köylerde gizli olarak çalışıyor; Duma’nın en kuvvetli partisi olan Milliyetçi Demokrat parti, polonya kamuoyunu temsil ediyordu. Litvanyahlar, beyaz ruslar, Ukraynalılar ve yahudiler de milliyetçilik hareketine başladı ve ülkeyi paylaşan devletler bu azınlıkların Polonyalılarla anlaşmazlıklarından yararlandı. 1910′dan sonra «atış grupları» (avusturya yetkililerinin desteklediği sosyalist topluluklar) bir geçici Bağımsızlık Partileri komisyonu kurarak başkanlığına Pilsudski’yi getirdiler; bu partiler Ruslara karşı savaşa girişilmesi halinde iktidarı teşkilâtlandırmak için birleşmişti (1912). Ama muhafazakârların Habsburg’ları tutmasına karşılık milliyetçi demokratlar Rusya’ya bel bağlamışlardı.
• Polonya ve Birinci Dünya savaşı. Krakow’da toplanan «Avcılar»ın başına geçen Pilsudski, rus sınırını aştı; orada toplanan Yüce Millî meclis (N.K.N.) Polonya lejyonlarını kurdu (6 ağustos 1914); bu lejyonları Pilsudski’nin yanı sıra Wladislaw Sikorski gibi nizamî ordu subayları yönetiyordu. Ama genelkurmayın bu millî orduyu desteklemesine karşılık Avusturya hükümeti siyasî alanda herhangi bir vaadde bulunmadı.
Nikolay II’nin muhtariyet vaat ettiği krallık Polonyalıları, Millî meclise katılmadı: Lublin’i lejyonların almasından sonra Avusturyalılar, Varşova (ağustos 1915) ve Wilno’nun alınmasından sonra da Almanlar, krallığı iki bölgeye ayırdılar (Lublin çevresinde Avusturya bölgesi, Varşova’yı da içine alan Alman bölgesi); sonra bu iki bölgeyi meşrutî, bağımsız ve soydan geçen bir Polonya krallığı halino getirmeyi vaat ederek birleştirdiler (5 kasım 1916). [Bk. polonya seferleri.] Aslında söz konusu olan şey Verdun’deki kayıpları dolduracak bir polonya ordusu kurmaktı. Bu ordunun en seçme birlikleri olması gereken lejyonlar, avusturya ordusuna katıldı.
Bir almanın başkumandanlığa getirilmesine karşı çıkan Pilsudski, Magdeburg’a sürüldü (27 temmuz 1917). Kısa süre sonra geçici Devlet konseyi istifa etti. Merkez imparatorluklarının 12 eylül 1917′deki karar-larıyle bir naiplik konseyi, bir bakanlık kabinesi, bir devlet konseyi kuruldu; ama Brest-Litovsk anlaşmasından önce imparatorluklar Naiplik meclisine danışmadan Chelm bölgesini Yeni Ukrayna’ya verdiler (9 şubat 1918). Albay Haller’in lejyonerleri firar ettiyse de çoğu yakalandı (şubat). Rusya’da Dowbor Musnickfnin kumanda ettiği polonya birlikleri, bolşevikleri tanımadılar ve Polonya’ya dönmeğe çalıştılar; ama çoğu alman kuvvetleri tarafından silâhsızlandırıldı (mart).
Bununla birlikte 15 ağustos 1917′de Lozan’da kurulan ve Paris’e yerleşen Millî komiteyi batılılar «resmî Polonya teşkilâtı» olarak tanımışlardı; başkanlığını Dmowski’nin, başkan yardımcılığını Paderewski’nin yaptığı bu komite, bir gönüllüler ordusu toplayarak başkumandanlığına Haller’i getirdi ( 4 ekim). Wilson’un «deniz sınırı olan bağımsız ve birleşmiş bir Polonya devleti kurulması»yle ilgili on üçüncü maddesini (Paderewski’nin telkiniyle hazırlanmıştı), barış isteyen (5 ekim 1918) merkez imparatorlukları kabul etti.
Bağımsız Polonya (1918-1939)
• Polonya demokrasisinin kuruluşu. Avusturya-Macaristan ‘imparatorluğunun parçalanması ve Alman devrimi, Naiplik meclisinin Polonya devletinin kurulduğunu ilân etmesine (8 ekim 1918) ve Pilsudski’nin Varşova’ya geri dönmesine imkân verdi; Naiplik meclisinin başkumandan tayin ettiği Pilsudski, alman birliklerinin Almanya’ya dönmesini müzakereye koyuldu; sonra lublin sosyalistleri (11 kasım) ve naipler tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ama milliyetçi demokrat Paris komitesi ve sosyalist Varşova hükümeti, başkanlığını Paderewski’nin yaptığı bir birlik kabinesi kurmak için anlaştılar (16 ocak 1919).
Dmowski Barış konferansına delege gönderildi, genel oy sistemiyle yapılan ocak 1919 seçimlerinde Kongre krallığında ve Batı Galiçya’da seçilen Kurucu meclisin üçte biri milliyetçi demokratlar, onda biri sosyalistlerden meydana geliyordu; merkezdeki halkçılar ikiye bölündü, bir kısmı nasyonal demokratları, bir kısmı da sosyalistleri destekledi. Meclis Pilsudski’yi devlet başkanlığına seçti. Pilsudski, bakanlar gibi meclise karşı sorumluydu (20 şubat 1919 anayasası); ama aynı zamanda dâ başkumandan olduğundan bu sıfatla denetimsiz hareket ediyordu. Versailles antlaşmasıyle batı sınırı hemen hemen 1772 paylaşmasından önceki şekline sokuldu. Ama Danzig (Gdansk) hür şehir ilân edildi. Doğu Prusya’da (temmuz 1920) ve Yukarı Silezya’da (mart 1921) yapılan plebisitlerde halk Almanya’yı tuttu; Teschen (Cieszyn) Silezyası Çekoslovakya’ya verildi: böylece 400 000 Polonyalı’dan olan Polonya’ya, buna karşılık olarak 230 000 almanın bulunduğu Katowice bölgesi düştü.
Doğuda Ukraynalılar Lwow’dan çıkarıldı (kasım 1918); Pilsudski Kızılorduyu kuzeye doğru püskürttü ve Wilno’ya girdi (nisan 1919); Haller, Romanya sınırına dayandı. Ama Müttefiklerarası Yüce meclis Polonya- S.S.C.B. sınırı olaralc Bug’u kararlaştırması (Curzon hattı, aralık 1919) zaten iç meseleler arasında bunalan Padrewski’nin istifasına yol açtı.
Beyaz ve kızıl Rusların tehdidi altındaki Ukrayna cumhurbaşkanı Petlyura Polonya’ya kısa süre önce Ukrayna ile birleştirilen Doğu Galiçya’yı geri verdi ve Volhinya’nın yarısını bıraktı; mareşalliğe yükseltilen Pilsudski ile ittifak yaptı (22 nisan 1920) ve onunla birlikte Kiev’e girdi
(7 mayıs). [Bk. polonya-sovyet savaşi.] Tuhaçevskiy’in karşı hücumuyle polonya birlikleri Varşova, Torun ve Lwow’a kadar püskürtüldü (ağustos).
Milliyetçi tepki ve general Weygand’ın yardımı, Pilsudski’ye Kızılorduyu Varşova önünde durdurmak (14 ağustos) Sikorski’ye de bu orduyu Aşağı Vistül’e püskürtmek imkânını verdi. Ruslar önce Riga mütarekesini (12 ekim 1920), sonra barışı (18 mart 1921) imzaladılar: Polonya Curzon hattının 200 km ötesine kadar uzanan bir toprak şeridini geri aldı. İçte, Kurucu meclis bir ordu topladıktan ve toprakların yönetimini birleştirdikten sonra, bir toprak reformuna girişti. 1919′da kurulan ve 15 temmuz 1920 toprak kanunuyle büyük arazileri kamulaştırma yetkisini alan Toprak ofisi 1920-1925 arasında 936 000 hektar toprağı köylülere dağıttı. 17 Mart 1921 anayasasıyle genel oy sistemiyle seçilen iki meclis kuruldu: diyet ve senato.
Cumhurbaşkanı bu meclisler tarafından seçiliyor ve senatörlerin dörtte üç müspet oyu ile diyeti dağıtabiliyordu. Sağ kanat çoğunlukta olduğu bu meclisler yardımıyle Pilsudski’nin güçlü kişiliğini dengeleyebildi. Seçimlerde çoğunluk değişmedi (5 kasım 1922), fakat ortak liste çıkaran millî azınlıkların önemi ortaya çıktı. Pilsudski cumhurbaşkanlığını kabul etmeyince, sosyalistlerin yardımıyle Narutowicz seçildi (9 aralık 1922); Narutowicz’in öldürülmesinden (16 aralık) sonra da soyalist Wojciechowski cumhurbaşkanı oldu.
Sağ kanat polonya markının devalüasyonu ve Krakow’daki sosyal karışıklıklar (mayıs – aralık 1923) sonucu devrilen Witos kabinesini ve parayı yeniden değerlendiren (zloty’nin tedavüle çıkarılması) Grabski kabinesini destekledi. Cumhurbaşkanlığı dönemi sonunda genelkurmay başkanlığına getirilen Pilsudski, YVitos kabinesi kurulunca istifa etmişti.
• Pilsudski’nin diktatörlüğü (1926-1935). Pilsudski ile milliyetçi demokratlar arasındaki uzlaşma denemelerinin başarısızlığından sonra, bir rakibinin savaş bakanlığına getirilmesi (11 mayıs 1926) üzerine Pilsudski bir hükümet darbesi yaptı (12-14 mayıs 1926): başkanlığa Bartel’in, savaş bakanlığına Pilsudski’nin getirildiği yeni bir hükümet kuruldu; Pilsudski dostu Moscicki lehine cumhurbaşkanlığını kabul etmedi ve yürütme gücünü kuvvetlendirdi. Tam yetki alarak idare ve orduda temizlik yaptı ve kendisini her desteklemeyişinde diyetin toplantılarını erteledi. Kömür ihracatı ve amerikan yardımı sayesinde malî durum düzeldi. İkinci diyette (7 mart 1928′de seçildi), sağ ezildi ve parlamenter rejim taraftarlarıyle diktatörlük taraftarlarının çatıştığı hükümet bloku ağır bastı.
Pilsudski parlamenter rejim taraftarı Bartel’e işten el çektirdi ve albay Slawek askerlerin çoğunlukta olduğu bir kabine kurdu. Ama iktisadî buhran siyasî durumda büyük bir değişiklik yarattı; muhalifler artık sağda değil, merkezde ve soldaydı. Krakow kongresinde Pilsudski’nin diktatörlüğü aleyhine gösteri yapan ve istifa etmesini isteyen (29 haziran 1930) sol muhalifler, hükümet blokunun seçimleri kazanmasından sonra (16 kasım) tutuklandılar veya yurt dışına kaçtılar.
• Albaylar diktatörlüğü ve savaşa gidiş (1935-1939). Diktatörün ölümünden sonra (12 mayıs 1935), yardımcıları yeni anayasa (23 nisan) ve seçim reformu sayesinde iktidarı muhafaza ettiler; o tarihten sonra muhalefet seçimlere katılmama şeklinde işledi. Yetkileri artırılan cumhurbaşkanı Moscicki, askerlerle anlaşmazlık halindeydi; komünistlere maledilen karışıklıklardan (mart-nisan 1936) sonra askerler, mücadeleyi kazandılar; general Skladkowski-Slawoj kabineyi kurdu; önce genel ordu müfettişliğine, sonra mareşalliğe tayin edilen Rydz-Smigly hükümette çok önemli rol oynadı ve bir sertlik siyaseti uyguladı (köylü grevlerinin bastırılması, ağustos 1937).
Çekoslovakya’nın sınırlarını Almanya lehine değiştiren Münih konferansı (30 eylül 1938) üzerine dışişleri bakanı (1932-1939) ve S.S.C.B. (1932) ve Almanya ile (26 ocak 1934) saldırmazlık paktlarının imzalayıcısı albay Beck, Teschen’i (Cieszyn) [2 ekim] işgal etti. Danzig’i ve Polonya koridorunda bir geçit isteyen Hitler’in baskısı karşısında, Chamberlain bağımsızlığı tehdit edildiği takdirde, İngiltere’nin Polonya’yı destekleyeceğini açıkladı (31 mart 1939). Bunun üzerine Almanya ve S.S.C.B. Polonya’ya karşı ittifak yaparak (2 ağustos) bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar (23 ağustos).
Polonya’nın istilâsı ve işgal dönemi (1939-1945)
Alman birlikleri savaş ilân etmeksizin Polonya’yı istilâ ettiler (1 eylül). [Bk. polonya seferleri.] Sovyetler’in doğu illerine girdiği sırada sivil ve askerî yetkililer Romanya’ya geçtiler (17 eylül). Çarpışmalar Varşova’nın teslim olmasıyle (27 eylül) sona erdi. Ruslar ve Almanlar Polonya’yı paylaştılar: S.S.C.B. Batı Ukrayna’yı ve Bug hattına kadar Beyaz Rusya’yı işgal etti:
Almanya Varşova’ya kadar Batı Polonya’yı Reich’a kattı ve toprakların geri kalan kısmını bir genel valilik haline getirdi; her iki devlet ülke halkını çeşitli bölgelere sürmeğe başladı. Polonyalılar Fransa’da general Sikorski başkanlığında bir hükümet kurdular. Yeni kurulan bir ordu Fransa harekâtı sırasında (mayıs-haziran 1940) ve mütarekeden sonra Büyük Britanya saflarında çarpıştı. Hitler’in S.S. C.B.’ye hücumundan sonra, Sikorski, Rusya’da general Anders’in kumanda ettiği (1942 yazı) bir ordu kurulmasıyle sonuçlanan askerî bir antlaşma imzaladı; bu ordu kısa süre sonra Uzakdoğu yoluyle Kuzey Afrika’daki müttefik cephesine katıldı. Sikorski’nin ölümünden sonra, Polonya gizli Antant komitesinin onayıyle yerine geçen Mikolajczyk, direnmeyi teşkilâtlandırdı; ve Londra’dan verdiği direktiflerle bir yurt içi millî ordu kurdu (şubat 1942); bu arada Moskova «Tadeusz Kosciuszko» tümenini meydana getirerek (mayıs 1943); bir millî halk meclisi kurulmasını destekledi (31 aralık 1943); başkanı Osobka-Morawski olan bu meclis Polonya Millî Kurtuluş komitesini meydana getirdi ve Kosciuszko tümeninin Curzon hattını aşmasından sonra Lublin’e yerleşti.
Bu arada alman işgal kuvvetleri toplama kampları kurmuş (Auschwitz [Oswiecim], Maydanek v.b.), milliyetçilere karşı misilleme hareketlerine girişmiş, sürgün ve idamlarını artırmış, polonya milletini yok etmek için var gücüyle çalışmağa koyulmuştu. 1943 Nisan-mayısında Varşova gettosunun isyanı burada toplanan yahudilerin hepsinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Direnmeciler Almanlara karşı mücadeleye devam ettiler: sabotajlar, suikastler (msl. general Kutschera’ya karşı), partizan çarpışmaları birbirini takibediyordu. İç ordunun başkumandanı general Bor-Komorowski yönetiminde ayaklanan Varşova (1 ağustos 1944), kahramanca bir direnişten sonra Vistül’ün sağ kıyısındaki rus birliklerinin müdahale etmemesi üzerine teslim olmak «zorunda kaldı; şehir yıkıldı, halkı sürgün edildi. Varşova’nın sovyet ve Polonya birlikleri tarafından kurtarılmasından (17 ocak 1945) sonra, Lublin hükümeti «Geçici hükümet» adiyle şehre yerleşti. (Bk. polonya seferleri.)
Polonya Halk cumhuriyeti
Yalta konferansında (11 şubat 1945), Polonya’nın sınırları doğuda Curzon hattı, batıda Oder-Neisse (Odra-Nysa) olarak tespit edildi ve hükümetin daha geniş bir demokrasi temeline dayandırılması ileri sürüldü. İlk millî birlik hükümeti başbakan Osobka-Morawski Gomulka (Polonya İşçi partisinin komünist genel sekreteri) ve Mikolajczyk (Polonya Köylü partisi başkanı) tarafından kuruldu. Komünist Bierut cumhurbaşkanlığına getirildi. Sınır düzenlemeleri ve azınlıklar meselesi nüfus aktarmalarıyle çözüldü: bir buçuk milyon polonyalı S.S.C.B.’den memleketin doğusuna getirildi, buna karşılık 400 000 Ukraynalı Chelim bölgesinden ayrıldı; batıdaki halk Odra’nın ötesine nakledildi veya Polonya uyrukluğuna alındı (1 milyon kişi).
Hükümetin görevi serbest seçimleri hazırlamaktı. Bakanlıkların çoğunu elde tutan Hükümet bloku (Polonya İşçi partisi, Polonya Sosyalist partisi, Köylü partisi, Demokrat parti), tek bir liste hazırladı; buna karşı çıkan Mikolajczyk ise ayrı bir liste hazırlamıştı. Blok, oyların yüzde 90′ını aldı (ocak 1947). Seçimler ertesinde Millî Birlik hükümeti parçalandı ve Mikolajczyk gizlice yurt dışına kaçtı (ekim 1947); Cyrankiewicz’in başkanlık ettiği hükümet koalisyonu 19 Şubat 1947 anayasasını oylattı. İşçi partisi bir iç buhranı çözdükten sonra (Gomulka’nın partiden çıkarılması, 1949) birleşik bir işçi partisi kurdu (sosyalistlerle komünistlerin birleşmesi) ve bu partinin genel sekreterliğe getirilen Bierut (22 aralık 1948), partinin bütün kilit noktaların ele geçirdi. Varşova doğumlu rus mareşali Rokosovskiy savaş bakanı ve ordu genel müfettişi oldu (kasım 1949). 22 Temmuz 1952′de çıkarılan yeni bir anayasa ile cumhurbaşkanının yerini bir devlet konseyi aldı.
30 Hektardan büyük topraklara elkonması ve bu toprakların parsellenmesi, elli kişiden çok işçi çalışan işletmelerin devletleştirilmesi ve ekonominin planlanması (üç, sonra altı yıllık planlar), varlıklı sınıfları sarsarken, ne köylüleri hoşnut edebildi (kolektif işletmeler lehine baskı), ne de işçileri (üretimi artırmak için büyük çabalar istenmesi).
Bilimler akademisinin fikir hareketini marks’çı çizgiye yöneltmesine karşılık, hükümet, etkisi hâlâ büyük olan kiliseyle uğraşmak zorunda kaldı; kilise devletle bir modus vivendi (1950) kurmayı başardıysa da kardinal Wyszynski’nin görevinden alınmasıyle (eylül 1953) uzlaşma imkânı ortadan kalktı.
Bununla birlikte kilise gücünü katbetmedi (Varşova Katolik İlahiyat kademisinin kurulması 1954); işçi ve köylü çevrelerinin iktidardakilerin temsil ettiği komünizme ve sovyet etkisine karşı muhalefetleri günden güne arttı. Poznan’da ayaklanmalar patlak verdi (28 haziran 1956). Natolin grubu bu sıkıntıları emniyet teşkilâtını kuvvetlendirerek çözmeyi önerirken; merkez komitesindeki muhalif kanat bu teşkilâtın hükümetin denetimi altında olmasını, adlî sisteme bağımsızlık tanınmasını, kolektifleştirme ve planlamanın yumuşatılmasını, bürokratik merkeziyetçiliğin azaltılmasını ve işletmelere ve müdürlerine daha fazla sorumluluk tanınmasını istiyordu. Bu eğilim sonunda başarı kazandı; programı hazırlamış olan Gomulka, Ochab ve Cyrankiewicz’in (1954′ten beri hükümet başkanı) desteğiyle partiye geri alındı.
21 Ekimde iktidara geldi ve mareşal Rokosovskiy politbürodan atıldı. Bunun üzerine Gomulka arkadaşlarıyle birlikte hazırladığı siyasî programı uygulamağa başladı. S.S.C.B. ile ilişkiler yeniden gözden geçirildi, devlet kiliseye karşı daha yumuşak bir tutum benimsedi: kardinal Wyszynski’ye görevi iade edildi (ekim 1956), yeni bir modus vivendi hazırlandı (aralık 1956) ve Wyszynski, devlet ve kilisenin barış içinde işbirliği lehinde bir bildiri yayımladı. 1956 «Polonya ekim»inden beri Polonya Birleşmiş işçi partisinin genel sekreteri olan Wladislaw Gomulka, 1959 parti kongrelerinde tekrar seçildi. Resmî tatil sayılan, bununla birlikte doğum kontrolü (ocak-mart 1960) ve dinî bayramları kaldıran (kasım 1960) kanunlar çatışmalara yol açtı.
1961′deki Millet meclisi (Sejm) seçimleri sonucunda Millî Cephe içinde 17 yeni milletvekili kazanan (1957′deki 236′ya oranla 255 milletvekili) Polonya Birleşik İşçi partisinin durumu daha da sağlamlaştı; Birleşik Köylü partisi, 1 milletvekili fazla çıkardı (116 yerine 117); Demokrat partinin 39 milletvekili yeniden seçildi, öbür partiler ise (bu arada Polonya Katolik partisi) 20 milletvekilliği kaybettiler. 1964′te Gomulka, tekrar parti genel sekreteri seçildi; Ochab meclis başkanı oldu. 30 Mayıs 1965 seçimlerinde millet meclisinde durum değişmedi. Bu dönem boyunca hükümet aynı kaldı. 1954′ten beri başbakan olan Jozef Cyrankiewicz 1961 ve 1965 seçimlerinden sonra da görevine devam etti. 1952′den beri devlet başkanı olan (Devlet konseyi başkanı) Aleksander Zawadzki, 1961′de tekrar seçildi ve 7 ağustos 1964′te ölümü üzerine meclis, Komünist partisinin siyasî büro üyesi Edward Ochab’ı seçti (24 haziran 1965); Ochab 24 temmuz 1965′te tekrar seçildi. Fakat 1968′de istifa etti. Birleşik İşçi partisinin (1 ocak 1959′da 1 072 000 üye) üçüncü kongresinde (mart 1959) «dogmacılar» (stalin’ciler) tasfiye edildi.
Partinin 1 640 000 üyesini temsil eden 1 630 delege ile toplanan dördüncü kongrede (15-20 haziran 1964) 1961-1965 planına oranla, yatırımları yüzde 38 artırmayı öngören yeni bir beş yıllık plan (1966-1970) kabul edildi. Polonya İşçi partisi, bütün çabasını iktisadî durumu düzeltmeğe verdi; bütçenin yarısından çoğu millî ekonomiye ayrıldı. Rejim, bu çabasından dolayı halkı hoşnut etmesine rağmen aydınların ve kilisenin muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Parti ile aydınlar arasında bir anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlık özellikle «revizyonist» aydınlar grubunun önderi olan, Varşova üniversitesi felsefe profesörü Leszek Kolakowski’nin partiden ihraç edilmesiyle (ekim 1966) su yüzüne çıktı; ayrıca batılı Marx uzmanlarına benzer oportünist teorilerinden dolayı suçlanan filozof Adam Schaff ile hükümet arasındaki ilişkiler de gergindir. Halkın büyük kısmının bağlı olduğu katolik kilisesiyle muhalefet de öteden beri devam etmektedir; ancak devlet ile kilise (Polonya başpiskoposu kardinal Wyszynski temsil eder) arasındaki ilişkiler karşılıklı olarak birbirlerinin gücünü kabul etmeğe ve ciddî bir mücadelenin gereksizliğine dayanır. Polonya’nın dış siyasetinin temeli Sovyet Rusya ile dostluk ve ittifaka ve Oder-Neisse sınırının dokunulmazlığına dayanmağa devam eder.
Polonyalıların Almanlara karşı duydukları güvensizlik ve kin ise hiç azalmamıştır. 8 Nisan 1965′te yirmi yıllık bir Polonya-Rusya yardımlaşma anlaşması imzalandı. 11 Haziran 1966′da Polonya ile Rusya arasındaki bilimsel ve teknik işbirliği anlaşması yenilendi. Büyük komşusunun çizgisinden ayrılmayan Polonya, öteden beri çin idarecilerinin «bölücü siyasetçine karşı çıkmaktadır. Bununla beraber, şubat 1966′da Arnavutluk ile siyasî i-lişkilerini tekrar kurdu ve bu tarihte Tiran’daki Polonya maslahatgüzarı elçiliğe yükseltildi. Polonya ile Doğu Almanya arasında 15 mart 1967′de, Polonya ile Bulgaristan arasında da 6 nisanda birer ittifak ve yardımlaşma anlaşması imzalandı. Bütün sosyalist cumhuriyetler gibi, Polonya da, teknik ve kültürel alanda büyük batı devletleriyle işbirliği anlaşmaları yaptı.
Bunların başlıcaları, 25 mart 1965 İtalya-Polonya anlaşması ve 20 mayıs 1966 Fransız-Polonya anlaşmasıdır.
1968′de Polonya’da büyük karışıklıklar oldu. İlk önemli huzursuzluk, üniversite öğrencilerinin ayaklanmalarıyle ortaya çıktı. 8 Mart günü Varşova üniversitesi öğrencileri, Polonya Kültür bakanlığının bir piyesi yasaklamasını protesto eden iki arkadaşlarının üniversiteden atılması üzerine gösterilere başladı; yüzlerce polis ve milis, üniversite içinde 3 000-4 000 kadar öğrenciyle çarpıştı. 11 Martta öğrenciler Kültür bakanlığına ait bir binayı tahrip etti; öğrenci olmayan kalabalık gruplar tarafından da desteklenen ayaklanmalar bir hafta içinde büyük sokak çarpışmaları halini aldı. Polonya Birleşik İşçi partisi (Komünist parti) organı Tryhuna Ludu gazetesinin, öğrencilerin siyonistlerce kışkırtıldıklarını öne sürmesi yahudi aleyhtarı bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Varşova’da patlak veren ayaklanmalar, Krakow, Lublin, Poznan, Gdansk (eski Danzig) şehirlerine de yayıldı.
19 Martta bir parti toplantısında konuşan Gomulka öğrencilerin «sosyalizme ^ düşman kuvvetler tarafından aldatıldıklarını» öne sürerek, öğrenci önderlerini «pis provokaskon metotlarına baş vurmakla» suçladı. Gomulka, ayaklanan öğrencilerin «kahrolsun komünizm», «kahrolsun Rusya» gibi sloganlar kullandıklarını da sözlerine ekledi. 8-15 Mart arasında 1 208 kişinin tevkif edildiğini belirten Gomulka, sözlerini olaylarda en faal rol oynayanların yahudiler olduğunu öne sürerek bitirdi. Gomulka’nın demeci üstünden henüz 24 saat bile geçmemişken Varşova Politeknik öğrencileri oturma grevine başladı. Olaylar gelişirken Polonya Katolik kilisesinin başı kardinal Wyszinski, bir mesaj yayımlayarak dolaylı yoldan hükümeti kınadı. 25 Martta aralarında Prof. Leszek Kolakowski gibi ünlü bir filozofun da bulunduğu 6 üniversite öğretim üyesinin «revizyonist» oldukları gerekçesiyle işlerine son verildi.
30 Martta hükümet üniversitenin birçok bölümünü kapattı. 8 Nisan 1968′de Devlet konseyi başkanı (cumhurbaşkanı) Edward Ochab istifa etti; Polonya parlamentosu (Sejm) bir gün sonra toplanarak Komünist partisi adayı mareşal Marian Spychaîski’yi Devlet konseyi başkanlığına getirdi.
Yahudilerin parti ve devlet teşkilâtlarından «temizlenmesi» kampanyası daha da şiddetlendi: Varşova’da yayımlanan Zycie Warszawi gazetesi Komünist partisinden 6 951 kişinin ihraç edildiğini açıkladı.
Polonya’daki karışıklıklar Komünist partisi içinde önemli bir bunalıma yol açtı. «Partizanlar» adiyle bilinen aşırı milliyetçi komünistlerin önderi içişleri bakanı general Mieczislaw Moczar’ın parti yönetimine hâkim duruma gelmesi, yahudilere karşı uygulanan baskıların artmasına sebep oldu; bu yüzden binlerce yahudi Polonya’dan göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya olayları, Polonya’daki bunalımı daha da yoğunlaştırdı. 11 Kasım 1968′de toplanan Komünist Partisi kongresinde Gomulka, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgalini savundu.
Bununla birlikte 1969 sınır direklerini başından sonra durumda bir yumuşama görüldü.Gomulka yahudi aleyhtarı kampanyaya son verilmesini istedi; İçişleri bakanlığına bağlı olarak kurulmuş olan Yahudi dairesi Gomulka’nın emriyle feshedildi. İç Siyaset alanındaki bu yumuşamanın etkileri, Polonya’nın dış ilişkilerinde de yansıdı.
Mayıs ortalarında Gomulka, Oder-Neisse hattının iki ülke arasında kesin ve değişmez bir sınır olarak kabul edilmesi halinde Federal Alman hükümetiyle bir anlaşma yapmağa hazır olduklarını söyledi. Gomulka böylece, o yıl Federal Almanya şansölyeliğine seçilmiş olan Willy Brandt’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi konusundaki teşebbüslerini olumlu karşılamış oluyordu. Bununla birlikte, iç siyaset alanındaki nispî huzur ve yumuşama uzun sürmedi. 1969 Yazının özellikle kurak geçmesi ve kötü hasat şartları, küçük tarım işletmelerine dayanan polonya tarımını alt üst etti. İktisadî durumun kötüleşmeğe yüztutması üzerine, hükümet 1970 yılı sonlarında yiyecek (özellikle et, süt, peynir v.b.), kömür ve akaryakıt fiyatlarını büyük ölçüde yükseltmek zorunda kaldı. Bu artış, özellikle, işçi sınıfını etkiledi; bunun üzerine önce Baltık kıyılarındaki Gdansk, Gdynia, ve Szczecin’de (esk. Stettin) liman ve dok işçileri genel greve başladı; bu grev kısa zamanda büyük gösteriler halini aldı. Gdansk’ta dok işçileri limandaki bir sovyet ticaret gemisini ateşe verdi; Szczecin’de de işçiler Komünist partisi binasını tahrip etti; hükümet ayaklanan işçilerin üstüne tanklar ve askerî birlikler sevk etti.
20 Aralık 1970′te Gomulka, Polonya Komünist partisi birinci sekreterliği görevinden istifa etti. Parti Merkez komitesi toplanarak bu göreve Edward Gierek’i getirdi, önderler kademesindeki değişiklik bununla kalmadı: 23 aralıkta Polonya parlamentosunun olağanüstü toplantısında Devlet konseyi başkanı mareşal Spychalski ile başbakan Cyrankiewicz de istifa ettiklerini açıkladılar. Partinin yeni sekreteri Gierek’in teklifi üzerine Cyrankiewicz Devlet konseyi başkan Jaroszewicz de başbakan seçildi.
Polonya – Osmanlı ilişkileri
Türkler Vilâyet-i Leh ve Lehistan adını verdikleri Polonya ile, Jagellon’lar zamanında ilişki kurdular. Wladislaw (Vladislav) [1386-1434], Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Niğbolu savaşına kuvvet göndererek macar kralı Zsigmond’u destekledi; 1441′de Ma-carlara karşı Murad II’nin ileri sürdüğü birleşmeyi kabul etmedi. Torunu Wladislaw III, 1444′te Segedin antlaşmasını bozan Macarlarla anlaştı, fakat Varna sayasında Türklere yenildi. Kazimierz IV Jagellon ve Albrecht II, Eflak’a yapılan Osmanlı saldırıları sırasında Vlad III Drakul’u destekledi.
Bayezid II, 1485′te Kili ve Akkerman’ı alarak Lehistan’a karşı girişeceği seferler için üs yaptı. Boğdan beyi Büyük Ştefan IV bu iki şehri geri almak için Lehistan kralı Kazimierz IV’ten yardım istedi (1485); fakat kral bu isteği cevapsız bıraktı; Lehistan kralı Jan I Adalbert, Türkler üzerine yürümek bahanesiyle Boğdan’ı istilâ ve tahrip etti. Bayezid II ile Polonya kralı Kazimierz IV Jagellon arasında ilk antlaşma 1490′da yapıldı. Bu ilk antlaşma Boğdan meselesinin çözümlenmesi bakımından önemlidir. 1495′te, bir haçlı seferi düzenlemek isteyen Fransa kralı Charles VIII’e Polonyalılar yardım edeceklerine söz verdiler; ayrıca Almanya imparatoru Maximilian’ın Osmanlı imparatorluğuna karşı yapılmasını düşündüğü haçlı seferi projesine de katıldılar. Papa Alexander VI Borgia da Polonya’nın Türklerle barış anlaşmaları yapmasını önlemeğe çalıştı. Bunun üzerine Polonya kralr Jan I Adalbert 1497′de antlaşmayı bozarak Boğdan’a saldırdı, fakat yenilerek geri çekildi; Polonyalıların 1490 antlaşmasını bozmaları üzerine, 1498′de Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey, Bayezid II’nin emriyle 40 000 kişilik bir kuvvetle Polonya’ya akın yaptı; Dniester ırmağını geçerek Polonya’ya girdi ve Czarnkow, Gologory ve Glemiany kalelerini aldı; Lwow (Leopol) ve Sandomierz (Sandomir) şehirlerini yağma, Brzeziny ve Varşova şehirlerini tahrip ederek Polonyalıların Vistül ırmağı çevresindeki tahkimatını yardı, Polonya kuvvetlerini yendi; 10 000 esir ve birçok ganimetle Akkerman’a döndü. Bali Bey aynı yıl bir sefer daha düzenleyerek Halicz, Zydaczew, Samber ve Droholiyez şehirlerini yağma etti; kış bastırınca geri dönmek zorunda kaldı.
Bu durum üzerine Jan I Adalbert, macar kralı Wladislaw (Ladislas) ve Litvanya büyük dukası Alexandjce ile Türklere karşı bir antlaşma yaptı; Boğdan voyvodası Ştefan da müttefikler tarafını tuttu. Bu sırada yapılan Türkiye-Polonya antlaşması savaşı önledi. Polonyalılar Mohaç savaşına yardımcı kuvvetler göndererek macar kralı Lajos II’yi desteklediler, fakat Macar krallığının yıkılması üzerine Polonya kralı Zygmunt I, 1532′de Piotr Opalinski’yi elçi olarak İstanbul’a gönderdi ve 1499′da yapılan antlaşmayı genişleterek yeniledi. Bu yeni antlaşma esaslarına göre Osmanlı devleti Kırım hanlığı ile Boğdan voyvodalığı tarafından Polonya sınırlarına saldırmamayı, savaş halinde Polonya’ya yardım etmeyi kabul ediyor, buna karşılık Polonya krallığı da Türkiye’nin düşmanlarıyle bir-leşmeyeceğine ve onlara yardım etmeyeceğine söz veriyordu. Polonya kralı Zygmunt I’in kızı, macar kralı Zapolya Janos’un karısı ve Zsigmond Janos’un da annesiydi.
Sonradan Erdel ban’ı olan Zsigmond Janos Polonya – Türkiye ilişkilerinde önemli rol oynadı, Osmanlılar Selim II ve Murad III devirlerinde Lehistan’in iç işleriyle yakından ilgilendiler. Sokullu Mehmed Paşa, İvan III ve Habsburgları tehdit ederek, Polonya krallarını bu devletin nüfuzunda olmayan Polonya asilzadelerinden seçilmelerini istedi; Fransa ile işbirliği yaparak 1 mayıs 1573′te Polonya krallığına seçilen Charles IX’un kardeşi Henri de Valois’yı tuttu; fakat bu prensin Henri III adiyle Fransa’ya dönmesi üzerine (1574), kendi adamı olan Erdel voyvodası İstvan Bathory’yi Polonya krallığına seçtirdi (1575).
Bathory, Osmanlılarla 24 maddelik bir antlaşma imzalayarak Kırım hanlığıyle Polonya arasındaki ilişkileri düzeltti. Türklere olan bağlılığını kuvvetlendirdi. Kazak, Kırım ve Boğdan meselelerinden dolayı bozulan Osmanlı-Polonya ilişkileri 1617′de yapılan yeni bir antlaşma ile düzenlendi. Polonya başkumandanı Stanislaw Zolkiewski’nin ordusuyle savaşmak için Dniester ırmağı boylarına giden Bosna valisi iskender Paşa, antlaşmadan sonra geri döndü. 1620′de aynı meseleler yüzünden İskender Paşa, Stanislaw Zolkiewski’yi Yaş yakınında yendi; Polonyalılar ağır kayıplar verdiler; Dniester (Turla) ırmağını geçmeğe çalışanlar yok edildi (1621). Bunun üzerine Osman II, Seferi Hotin (Chocim) diye anılan Polonya seferine çıktı (bk. osman II).
Osmanlılar, Polonyalıların isteklerine uyarak antlaşma yaptılar (6 ekim 1621). Ancak Ukrayna Kazakları hatmant Doroşenko’yu Polonya kralına karşı korumak zorunda kalan Mehmed IV, 1672′de Polonya seferine çıktı;
Podolya eyaletinin merkezi olan Kamaniçe’yi kuşattı. 27 Ağustos 1672′de Kamaniçe teslim oldu, 18 eskimde Bucaş antlaşması yapıldı; fakat antlaşmanın Polonya Diyet meclisi tarafından reddi ve başkumandan Jan Sobieski’nin de türk ordusu çekildikten sonra Lwow (Leopol) ve Lublin kalelerini geri alması üzerine 1673′te Mehmed IV, İkinci Lehistan seferine çıktı; Osmanlı ordusu Hotin önünde yenildi; bunun üzerine Mehmed IV, Kazakları desteklemek ve Ruslara da bir darbe vurmak amacıyle Ukrayna üstüne yürüdü. Bu sırada Polonya kralı Michal Korybut Wisnowiecki ölmüş, yerine başkumandan Jan Sobieski geçmişti. Yeni kralın barış isteği reddedildi; 1677′de osmanlı orduları başkumandanı İbrahim Paşa ordusunu Zurawno’da toplayan Polonya kralı Jan Sobieski’yi sıkıştırdı; kral barış istemek zorunda kaldı.
Antlaşma uyarınca Podolya ile Ukrayna Osmanlı devletine bırakıldı. Ancak, Polonya kralı Jan Sobieski 1683′te Viyana’yı kuşatan osmanlı ordusuna saldırarak barışı bozdu. 1683 – 1699 Arasında yapılan Osmanlı – Polonya savaşlarında Osmanlılar üstün gelmekle beraber Karlofça antlaşması uyarınca Kamaniçe kalesiyle Ukrayna ve Podolya eyaletleri Polonya’ya geri verildi. Katerine II Polonya kralı Friedrich-Augusta III ölünce (1763) Polonya’ya asker göndererek, Prusya kralı büyük Friedrich ile anlaştı, 1764′te kont Stanislaw-August Poniatowski’yi Polonya Diyet meclisine baskı yaparak kral seçtirdi. 1768′de polonyalı milliyetçiler rus saldırılarına karşı ayaklandılar; Bar şehrinde toplanarak osmanlı hükümdarı Mustafa III’ten yardım istediler; Osmanlılar Ruslara savaş açtılar, fakat yenilerek toprak kaybettiler. Osmanlı – Rus savaşları devam ederken Polonya, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı (1772). 1848 Mülteciler meselesinde Osmanlılar Polonyalıları tuttu. (Bk. mülteciler meselesi.)
Askerî tarih
Polonya ordularının tarihi, hudutları ikide bir değişen bu devletin kuvvetli komşularıyle (Türkler, Almanlar, isveçliler ve Ruslar) yaptıkları savaşlarla karışır. Bu tarihin en meşhur dönemlerinden biri WIadislaw Jagellon emrindeki birliklerin Tannenberg’de (Grünwald) toton şövalyelerine karşı kazandığı zaferdir (1410). XVI.-XVIII. yy. arası polonya kuvvetleri, gerçekte biri krallıkta, öteki Litvanya büyük düklüğünde iki ordudan meydana geliyordu; bunların her birine, kaydı hayat şartıyle tayin edilen ve yalnız meclise karşı sorumlu olan bir ataman kumanda ederdi. Soylu sınıf yalnız süvari kuvvetlerinde hizmet etmeyi kabul ettiğinden, piyade kuvvetleri ancak birkaç bin kişiydi; topçu kuvveti ise yok denecek kadar azdı. İstilâ halinde Polonya, toptan seferberlik (pospoiita) usulüne göre askere alınan soylu sınıfa güvenirdi.
Kosciuszko kumandasındaki âsilerin rusya, avusturya ve prusya kuvvetleri karşısında kahramanca direnerek (1794) Fransız devrimi ordularının zaferine yardım etmesine rağmen, Polonya devletinin parçalanması sırasında (1772-1795) ortadan kalkan bu ordu, Dabrowski’nin polonya lejyonlarıyle İtalya’da (1797) ve Napolyon ordusundaki polonya alaylarıyle Fransa’da yaşamağa devam etti. 1807′de Varşova büyük düklüğü harbiye nazırı prens Jozef Poniatowski’nin kurduğu 3 tümenlik polonya ordusu 1809′dan sonra Napolyon’un bütün savaşlarında yararlık gösterdi. Polonya millî kuvvetleri yeniden ancak Birinci Dünya savaşında Pilsudski kumandasındaki polonya; lejyonları (Avusturya-Macâristan’da) ve Haller’in ordusuyle (Fransa’da) kurulabildi. 1918′den sonra bir frangız askerî heyeti yeni polonya ordusunu teşkilâtlandırdı; bu ordu 1920′de Sovyet istilâsını başarıyle püskürttü. (Bk. polonya-sovyet savaşi.)
Batı orduları örnek alınarak (mecburî askerlik hizmeti) kurulan ve on askerî bölgeye ayrılan polonya kuvvetleri, 1939′da 39 piyade tümenini, 11 süvari tugayını ve 2 motorize tugayı kapsıyordu ve barıştaki mevcudu 270 000 kişiydi.
Eylül 1939 seferi sırasında alman ordusunun yok ettiği polonya ordusu, önce Fransa’da yeniden kuruldu; bu ordunun üç tümeni ve birçok havacısı Fransa’da mayıs -haziran 1940 harekâtına katıldı. Polonyalıların Büyük Britanya’ya, Lübnan’a ve S.S. C.B.’ye dağılmaları, sığındıkları ülkenin ordularını örnek alan, hür Polonya Silâhlı kuvvetlerinin kurulmasına yol açtı. Kuzey Afrika’nın, italya’nın, Fransa’nın ve Polonya’nın kurtarılmasına katılan bu birliklerin mevcudu 1945′te Batı Avrupa’da 215 000 kişi (general Anders ordusu) ve Alman-Sovyet cephesinde 400 000 kişiyi (iki ordu meydana getiren 10 tümen) bulmuştu. 1944-1945′te bu çeşitli unsurlara ve direnme topluluklarına dayanılarak yeniden kurulan polonya ordusu, 1949-1956 arası sovyet mareşali Rokosovskiy’in emrine verildi.
S.S.C. B.’nin bu sıkı kontrolü (silâhları, teşkilâtı ve yüksek rütbelileri S.S.C.B.’den) ekim 1956 buhranından sonra gevşedi; bu buhran Rokosovskiy’in istifası ve sovyet subaylarının ülkeden ayrılmasıyle ordunun yeniden polonyalılaştırılmasına yol açtı; kumanda heyeti, iç hizmetler ve üniformalar değiştirildi. Askerî birliklere benzer dernekler (Gençlik, Polonya Askerinin Dostları birliği), Gomulka’nm yeni halk rejimi anlayışına uygun düşen askerî ve millî bir propagandanın yayılmasına yardım etti.
Bununla birlikte sovyet kuvvetleri, Varşova paktı antlaşmaları gereğince polonya topraklarında kalmağa devam eder. 1963′te yeniden düzenlenen askerlik hizmeti, sınıflara göre iki-üç yıldır. Polonya’da üç askerî bölge vardır: Varşova, Silezya, Pomeranya. Subaylarının yüzde 70′i Komünist partisi üyesi olan kara ordusu, 1%5′te sovyet malzemesiyle donatıldı ve tamamıyle makineleştirilmiş 14 tümeni kapsıyordu.
• Hava ordusu. 1919′da kurulan ve 1939′da yok edilen hava ordusu, 1942′de yeniden kuruldu; 8′i av filosu olmak üzere 13 filoyu kapsayan bu kuvvetler ingiltere’de üslenerek 1944-1945′te ingiliz Hava kuvvetleri safında başarıyle çarpıştı. S.S.C.B.’nin kontrolü altında yeniden teşkilâtlandırılan Polonya Hava kuvvetleri 1966′da yaklaşık olarak 50 000 kişiyi ve bin kadar sovyet yapısı (Av: 17, 19 ve 21 Mig: bombardıman: ilyuşin v.b.) veya sovyet lisansı altında Polonya’da yapılmış uçak ve helikopteri kapsıyordu. Ayrıca kara – hava füzeleriyle donatılmış uçaksavar birlikleri önemlidir. Polonya’da yüz kadar havaalanı vardır, önemli üslerin çoğunu 1939-1945′te Alman Hava kuvvetleri kurmuştur.
• Polonya Deniz kuvvetleri, 1919′da fransız donanması örnek alınarak kuruldu. 1940′ta ingiltere (on birlik), sonra 1945′te birçok gemi veren S.S.C.B. tarafından genişletilen deniz kuvvetleri 1966′da 3 refakat gemisini, 9 denizaîtıyı ve otuz kadar küçük birliği (20 000 kişi) ve 40 mayın tarama ve sahil muhafaza birliğini kapsıyordu; 40 kadar da avcı uçağına sahipti. Başlıca üssü Gdynia’dır. Bu silâhlı kuvvetler (yaklaşık olarak 500 000 kişi) dışında Polonya’da, bütün halk demokrasilerinde olduğu gibi, içişleri bakanlığına bağlı önemli birlikler de vardır: güvenlik birlikleri, sınır muhafızları, polis. Millî savunma bütçesi millî bütçenin yaklaşık olarak yüzde 10′unu teşkil eder.
öbür halk demokrasilerinin orduları gibi, polonya orduları da Varşova paktı sistemi içinde kalmağa devam eder; ama 1962′den Sonra alman yeni kararlarla birtakım gelişmeler sağlandı.
1963′te askere müracat edenlerin ihtiyaçtan çok fazla olması, askerlik hizmetinde değişiklikler yapılmasına yol açtı.
Askerlik hizmeti genel ve mecburî olmağa devam etti ama üç şekilde yapılma imkânı tanındı: sınıfına göre 2 veya 3 senelik normal hizmet; üç yıla dağıtılmış devrelerde yapılmak üzere toplam olarak 18 aylık çalışma hizmeti; kadro fazlalarına kara birlikleri emrinde ve günlük mesai satleri dışında askerî eğitim yaptırılması, içişleri bakanlığı emrindeki Iç Emniyet teşkilâtı (yaklş. 35 000 kişi) ve sınır muhafızları (yaklş. 10 000 kişi) 1965′te silâhlı kuvvetlere bağlandı.
Ayrıca, Rusya’nın yardımları sayesinde, Polonya’nın Silâh sanayii günden güne kendi kuvvetlerinin ihtiyacını sovyet modeli silâh ve donatımla karşılayacak hale geldi. Böylece kara küvetleri tamamıyle motorize kıtalar haline getirildi.
1966′da kara kuvvetleri (emniyet kuvvetleri ve sınır muhafızları dışında yaklş. 190 000 kişi) 5 zırhlı tümen, 8 motorize piyade tümeni, 1 havadan indirme tümeni, 1 sahil muhafaza tümenini kapsıyordu. Tankların hepsi hem karada, hem suda gider ve atom etkisine karşı korunmuştur. Ordunun karadan karaya füze ihtiyaçlarını Ruslar karşılar.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA TARİH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
HAYAT SEVİYESİ VE İKTİSADÎ GELİŞME
Tarih 02 Haziran 2009
HAYAT SEVİYESİ VE İKTİSADÎ GELİŞME
Polonya’nın hayat seviyesi, 1950′den beri yükselmesine rağmen, hâlâ düşüktür: A.B.D.’dekinden beş kat, Fransa veya Batı Almanya’nınkinden yaklaşık olarak yarı yarıya az. Bunun sebebi Polonya’nın savaştan önce azgelişmiş ve çok sanayileşmemiş bir ülke olmasıdır, öte yandan ülke, İkinci Dünya savaşının kökünden sarstığı ekonomisini (ülkenin yüzde 38′inin yıkılması) yeniden kalkındırmak için dev çabalara girişmişti. Üstelik toprak değişiklikleri ye yeni kazanılan batı illerindeki halkın kitle halinde nakli, iktisadî durumu bir süre için karıştırdı. Böylesine güç bir durumu düzeltmek, iktisadî hayatı yeniden canlandırmak için Polonya üç yıllık (1947-1949) bir plan hazırladı. Eldeki gelir kaynaklarının büyük kısmı ekonominin ulaşım, mesken ve madenler gibi hayatî kesimlerinin kalkınmasına harcandı: imalât sanayiinde önce, nispeten önemsiz yatırımlarla çabuk sonuç alınabilecek en az zarar görmüş tesisler onarıldı.
Savaşı takip eden ilk yıllarda millî gelir kaynakları dış yardımlarla tamamlandı: yalnız 1946 yılında, UNRRA’nın yardımı millî gelirin yaklaşık olarak yüzde ll’ini temsil ediyordu. Aynı şekilde, S.S.C.B.’nin Polonya’ya verdiği kredilerin 100 milyon dolarlık kısmı, öncelikle ithali gereken ürünlerin satın alınmasında kullanıldı. Bu kalkınma döneminin sonunda, planın başlıca hedeflerine ulaşıldı: tarım üretimi savaştan önce ulaştığı miktarın yaklaşık olarak yüzde 80′ini buldu ve kişi başına üretim 1939 öncesinin hemen hemen eşiti oldu. Fakat millî ekonomi hâlâ dengesizdi; bu dengesizlik yeni bir sanayi üretimi yeteneğinin hızla kurulmasını hedef alan altı yıllık (1950-1955) planla da düzenlenemedi. Planın hedefine çok geçmeden ulaşıldı; fakat, makine sanayiinde, metalürjide ve kimya sanayiinde çok büyük gelişmelere karşılık inşaat malzemesi, yakıt ve enerji yönünden beslenmenin yetersizliği, ekonominin geri kalan kesimlerini sürekli olarak frenledi; ayrıca, tarım üretimi plan döneminin sonunda, 1949-1950 yılları ortalamasını pek az geçebildi. Ağır sanayiye öncelik tanınması, gerçek hayat seviyesinde alçalmağa yol açtı ve bu alçalma sanayi işçilerini durumlarını düzeltmek için kaçak iş yapmağa yönelterek üretimi önemli ölçüde baltaladı. Tarım verimi de, hükümetin zora başvurarak uyguladığı tarımsal kolek-tifleşme siyaseti yüzünden zayıflamaktaydı. Halktan istenen fedakârlıklar çok ağırdı; hedeflere ulaşabilmek için hayat seviyesi ihmal edilmişti. Bu yüzden 1956-1960 dönemi için öngörülen yeni beş yıllık planın, halkın tepkilerini göz önünde tutmak amacıyle çok kısa zamanda yeniden gözden geçirilmesi gerekti. Tarım alanında, köylerdeki mecburî kolektifleştirme siyasetinden vaz geçildi; bununla birlikte, bütün modernleştirme çabalarına (sunî gübre kullanılması, makineleşme, elektriklendirme) rağmen tarım polonya ekonomisinin zayıf noktası olarak kaldı. İktisadî faaliyetin öteki kesimlerinde 1956-1960 beş yıllık planının başlıca özelliği mesken yapımına ve sosyal hizmetlere ayrılan yatırımların artırılmasıdır. Plan aynı zamanda sanayideki dengesizliği düzeltme kaygısını da yansıtır ve dar boğazların (kömür madenleri; elektrik ve inşaat malzemesi) açılmasına önem verilmiştir. Plan döneminin sonunda, sanayi ve tarım üretimindeki gelişme millî hasılanın yüzde 40 oranında artmasını sağladı. Bununla birlikte, alınan tedbirlerin sanayi üretimini toplu olarak artırmasına rağmen ekonomi uyumlu bir şekilde gelişmiyordu. Gerçekten de, planın tamamıyle uygulanması, hattâ ağır sanayi işletmelerinin çoğunda aşılması, ancak tüketim maddeleri alanında tespit edilmiş amaçların ihmaliyle gerçekleşebildi. Polonya ekonomisinin gelişmesini sınırlayan temel etken, enerji kesiminin yetersizliğiydi. 1956-1960 Arası sanayi üretiminin yüzde 59,6 oranında artmasına karşılık, kömür üretimi ancak yüzde 13,8 oranında gelişebilmişti; ayrıca, elektrik tesislerinin gücü, elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamağa yetmiyordu. 1961″de Polonya ikinci beş yıllık planı uygulamağa girişti: sanayi üretimi yüzde 52 artırılacak, maden kömürü ve çelik üretimi 9,3 milyon tona yükseltilecek, makine sanayii üretimi yüzde 75 oranında, kimya sanayii de iki kat artacaktı. Tarım üretiminde ise, o günkü seviyesine oranla yüzde 22 yükselme olacaktı. Gerçek ortalama ücretin ve halk gelirinin yüzde 23 artırılması, şehirlerde bir milyon sekiz yüz bin, köylerde ise dokuz yüz elli bin mesken yapılması tasarlandı. Bu planı gerçekleştirmek için, üretimin çeşitli dallarında büyük yatırımlar öngörüldü. İktisadî .gelişme, ticaret bilançosunun dengelenmesine, özellikle besin maddelerinin ve tarım ürünlerinin ihracatını artırmaya bağlandı, bu artış ise dışarıdan, özellikle S.S.C.B.’den ithal edilen mallara bağlı temel sanayilerin düzenli bir şekilde çalışabilmesi için tarımın daha geniş ölçüde geliştirilmesine dayanmaktadır.
• Son durum. Beş yıllık (1961-1965) planın hedeflerine ancak kısmen ulaşılabildi. Beklenen yüzde 40 oranına karşılık millî gelir ancak yüzde 33 arttı. Buna sebep, faal nüfus artışının, planda öngörülen oranı aşmasıdır (7,7 milyon yerine 8,2 milyon işçi); beklenen yüzde 40′a karşılık üretimdeki artış ancak yüzde 28′dir. ücret yükseltilmesi planda yılda yüzde 4,6 olarak öngörülmüşken, ancak yüzde 1,6′ya ulaşabildi. İktisadî gelişme hızı da eşit olmadı: 1962 ve 1963′te üretim orta derecede, 1961 ve 1964′te ise yüksekti; 1965 üretimi ise yeterliydi. Kalkınma sanayi kesiminin gelişmesine bağlıdır: toplanan sanayi üretimi, dallara göre değişen bir artışla beklenen yüzdeyi biraz aştı (yüzde 50 yerine yüzde 50,9). Donatım malları üretimi öngörülen hedefi yüzde 3,1 aştı; tüketim malları üretimi ise hedefin ancak yüzde 97,5′ine ulaştı. Tarım yavaş bir şekilde gelişti ve beklenen yüzde 4,4′e karşılık ancak yüzde 2,8′e ulaştı. Ticaret bilançosundaki açık, planın son yıllarında azaltıldı (hattâ 1964′te biraz kazanca geçti). 1960′ta yürürlüğe giren planın hedefleri daha mütevazidir. öngörülen millî gelir artış oranı yılda ancak yüzde 3,7′dir. Tüketim mallarının arz ve talebi arasındaki dengesizliğin azaltılması gerekir.
Sayısı günden güne artan birçok eşyanın üretim seviyesi serbest bırakıldı. İşletmelerde ücretlerin tespiti konusunda daha büyük serbestlik tanınırken verimlilik hesabı bir iyiye gidiş ölçüsü kabul edildi. Bu çeşitli tedbirler ekonominin oldukça liberalle ştiril-diğini ortaya koyar; bu liberalleşme daha önceki ağır sanayii geliştirme dönemine oranla hayat seviyesini daha hızlı yükseltme isteğinin sonucudur.
• Üretim. 1965′te tarım, yarısından çoğu sanayi kesimi tarafından sağlanan maddî üretime ancak yüzde 23 oranında (1960′ta yüzde 26) katılıyordu. 1961-1965 Planı sırasında henüz faal nüfusun yaklaşık olarak üçte birini (sanayideki gibi) istihdam eden tarımda, buğday ve şeker pancarı üretimiyle sığır ve domuz yetiştiriciliği gelişirken patates üretimi aynı kaldı, yulaf ve çavdar üretimi geriledi. Balıkçılık günden güne gelişmektedir. Besin maddeleri üretimi millî ihtiyacı karşılamağa henüz yetmez ve Polonya hâlâ yılda 1,5-2,5 Mt buğday ithal etmek zorundadır.
Sanayide imalât metalürjisi, kimya sanayii ve elektrik üretimi en çabuk gelişen dallardır. İmalât metalürjisindeki gelişme (özellikle gemi yapımı) kısmen demir-çelik tesislerinin gelişmesine bağlıdır (plan süresi içinde çelik üretimi 6,7′den 9 Mt’a çıktı). Kimya sanayii «Dostluk» boru hattıyle beslenen Plock petrol rafinerisinin inşaatıyle desteklendi. Elektrik üretimi 29′dan 44 tW/saate çıktı.1 Maden sanayiinde, üretimi 104′ten 119 Mt’a yükselen Silezya kömür işletmeleri hâlâ birinci plandadır.
• Ticaret. Dış ticaret 1961-1965 planı süresinde yüzde 60′tan çok arttı. İhracatta sanayi ürünlerinin payı 1965′te yüzde 40′a yükseldi. Ancak bu ürünlerin hemen hemen hepsi başka sosyalist ülkelere sevk edilir ve kapitalist ülkelerle mübadelenin serbestleştirilmesi, ticaret siyasetinin başlıca amaçlarından biridir.
• Hayat seviyesi. Hayat seviyesi ortalaması sosyalist Avrupa’nın sınırlı çerçevesi içinde bile henüz oldukça düşüktür. Kişi başına düşen ortafama gelir 1967′de 500 dolar olarak hesaplandı. 120 Kişiye bir araba, 15 kişiye bir televizyon, 1,5 kişiye bir oda düşer. Sosyal alanda durum daha iyidir (900′den az kişiye bir doktor) ve temel sanayi ürünlerini kullanma imkânı Batı Avrupa’dakine yakındır: kişi başına 400 kg’dan fazla çelik ve 150 kW/saat elektrik. Hayat şartlarının düzelmesi sanayi kesiminin çeşitli dallara ayrılmasına ve buna paralel olarak tarım verimliliğinin artırılmasına (sanayinin ihtiyacı olan önemli ölçüde işçiyi serbest bırakır) bağlıdır.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa HAYAT SEVİYESİ VE İKTİSADÎ GELİŞME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLK (James Knox)
Tarih 02 Haziran 2009
POLK (James Knox), amerikalı siyaset adamı (Mecklenburg kontluğu, Kuzey Karolina 1795 – Nashville 1849). Avukattı (1820). Kongreye seçildi (1825-1839). Demokrat partinin lideri, Temsilciler meclisi başkanı (1835), Tennessee valisi oldu (1839). Texas’ın yeniden ele geçirilmesine dayanan siyaseti sayesinde on birinci A.B.D. başkanı seçildi (aralık 1844). önceden programına aldığı üç amacı gerçekleştirdi: bağımsız bir maliye, Oregon’un sömürgeleştirilmesi ve Kaliforniya’nın ele geçirilmesi. Meksika’ya karşı açılan savaşı yürüttü (1846-1847). Bu savaş sonunda Texas, New Mexico ve Kaliforniya Amerika’nın eline geçti (1848). [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLK (James Knox) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİTİS (Nikolaos Sokratis), POLİTONALİTE
Tarih 02 Haziran 2009
POLİTİS (Nikolaos Sokratis), yunanlı hukukçu ve siyaset adamı (Korfu 1872-Cannes 1942). Fransa’da hukuk okudu. Balkan savaşı sırasında, Venizelos tarafından, Yunanistan delegesi olarak Londra (1912), Paris ve Bükreş (1913) konferanslarına gönderildi; daha sonra dışişleri genel sekreterliğine getirildi (1914-1915). Dışişleri bakanı oldu (1917-1920), 1919 Barış konferansına katıldı, sonra Milletler Cemiyetine delege seçildi. Venizelos’un istifasından sonra, La Haye’de Yüksek Adalet divanı üyesi oldu. 1922′de yeniden dışişleri bakanlığına getirildi, 1923′te ikinci defa Milletler Cemiyetinde delege oldu, 1932′de de Milletler Cemiyeti başkanlığına getirildi. 1927′den sonra ise büyükelçi payesiyle, Yunanistan’ın Avrupa’daki temsilciliklerinde hukuk danışmanlığı yaptı.
Eserleri: Les Emprunts d’Etat en Droit International (Milletlerarası Hukukta Devlet Borçlanmaları); La Justice Internationale (Milletlerarası Adalet). [L]
POLİTONALİTE i. (fr. polytonalite). Müz. Bk. çok tonluluk.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİTİS (Nikolaos Sokratis), POLİTONALİTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Politikacı (Politikos)
Tarih 02 Haziran 2009
Politikacı (Politikos), Eflatun’un diyalogu. Filozof bu eserinde, önce sofisti, sonra siyaset adamını tanımlar. Siyaset adamı bilim adamıdır: insan (veya Eflatun’un deyişiyle «boynuzsuz ve teleksiz iki ayaklılar») yönetme bilimini edinmiştir. Bundan ötürü, gerçek «krallığa» da sahiptir. Siyaset adamının ödevi, «ihtimam etmek»tir; ama bunu, şiddete başvurmadan yapmalıdır: otoritesi istenerek kabul edilmelidir. (-> Bibli-yo.) [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Politikacı (Politikos) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİTİKA
Tarih 02 Haziran 2009
POLİTİKA i. (yun. politike > ital. politica). Siyaset: Size bir örnek vereyim, fikir, sanat, politika hayatımızı kontrol eden bu kafadan… (Y.Z. Ortaç). || Mec. Amacına ulaşmak için düşündüğünden başka türlü konuşarak ve davranarak işini yürütme: Köylülerin kimi kekeliyor, kimi aklınca, bir politika yapmak için hiçbir şeyden şikâyetçi olmadığını söylüyor (Y.K. Karaosmanoğlu). [M]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİTİKA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNON (Rene)
Tarih 02 Haziran 2009
PİNON (Rene), fransız tarihçisi (Mont-bard 1870-Paris 1958). Revue des Deux Mondes’un siyaset fıkracısı olarak Poincare’nin yerine geçti (1922-1940). En önemli eseri VHistoire Diplomatique’ür (Dış Siyaset Tarihi). [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNON (Rene) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNHEİRO FERREİRA (Silvestre)
Tarih 02 Haziran 2009
PİNHEİRO FERREİRA (Silvestre), Portekizli filozof ve siyaset adamı (Lizbon 1769-ay.y. 1846). Coimbra üniversitesinde profesörlük yaptı. Devrimci doktrinleri okuttuğu için kürsüsünden uzaklaşmak zorunda kaldı (1797).
Dış ülkelere geziler yaptı ve çeşitli diplomatik görevlerde bulundu. Dışişleri ve savaş bakanı oldu (1821-1824). Mutlakıyet rejimi kurulunca istifa etti. Paris’e giderek 1843′e kadar orada kaldı, sonra geri döndü. Başlıca eserleri Psikoloji Üstüne Deneme (1825); Kamu Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku ve Devletler Hukuku İlkeleri (1834). [L]
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNHEİRO FERREİRA (Silvestre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNG DI-HUAY
Tarih 02 Haziran 2009
PİNG DI-HUAY, cinli asker ve siyaset adamı (Çao-çan, Hu-Nan 1898). Çin Komünist partisi üyesi (1923) ve Kızılordunun başta gelen yöneticilerinden biri oldu. Uzun Yürüyüş sırasında (1934-1935), Çin-Japon harbinde (1937-1945) ve Güneybatı Çin topraklarını işgal ettiği üçüncü Çin iç savaşında (1946-1949) Çu Teh’in yardımcısıydı. 1950′de, Kore’deki çin birliklerine kumanda etti; bu savaşa son veren Panmunjom anlaşmalarını Çin adına o imzaladı (temmuz 1953). Millî Savunma bakanı ve başbakan yardımcısı (1954), Partinin Siyasî büro üyesi (1955) oldu, aynı yıl rütbesi mareşalliğe yükseltildi. Lu-Çan’daki (ağustos 1959) Merkez komitesi toplantısından sonra, Millî Savunma bakanlığına, onun yerine Lin Piao getirildi. 1966 Ocak ayında ise tutuklandığı bildirildi. Sovyet örneğine uygun bir ordu kuruluşundan yanaydı; Lin Piao tarafından girişilen, ordunun alabildiğine siyasîleştirilmesi hareketine karşı durmuş olduğu sanılır. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNG DI-HUAY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNG CİN
Tarih 02 Haziran 2009
PİNG CİN, cinli siyaset adamı (Şansi eyaleti 1899 veya 1901). 1926′da Çin Komünist partisine girdi, tutuklandı, 6 yıl hapiste kaldı. «Halk Kurtuluş ordusu» nun Pekin’e girişinden (31 ocak 1949) hemen sonra şehrin belediye reisi oldu. 1965 Ocak ayında. Millî Halk meclisi başkan yardımcılığına getirildi. Çin heyeti başkanı olarak katıldığı, Bükreş’teki Romanya Komünist partisi kongresinde (haziran 1960), Kruşçev’in Çin’i suçlayan tutumuna karşı çıktı. Eylül 1965′te, henüz üniversitelerde bir tenkit kampanyası olarak başlatılmış, aydın ve sanatçılar çevresiyle sınırlı bulunan kültür ihtilâlini incelemekle görevlendirildi. Ne var ki onun tezi 16 mayıs 1966′da mahkûm edildi ve Partinin Pekin komitesinden uzaklaştırıldığı haziran 1966′da açıklandı. (L)
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNG CİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Polis teşkilâtı
Tarih 01 Haziran 2009
Polis teşkilâtı (Mîlletlerarasi ağir ceza), daha çok interpol (önceleri teşkilâtın telgraf adresiydi) adiyle bilinen bu teşkilât, aşağı yukarı 90 ülkede şubesi olan ağır ceza polis kuvvetlerinin milletlerarası suçlarla mücadelede birlikte çalışmasını kolaylaştırmak amacıyle kurulmuştur. Teşkilâtın yönetim merkezi (genel sekreterlik) Paris’tedir ve en büyük yetkilisi olan genel kurulda her yıl başka bir başkentte toplanır. Komünist ülkeler dışında (Yugoslavya hariç) hemen bütün batı dünyası ülkelerini kapsayan bu teşkilâtın amaçlan şunlardır:
1. üye ülkelerin bütün ağır ceza polis makamları arasında ve bu ülkelerin kanun sınırları içinde karşılıklı yardımı sağlamak ve geliştirmek;
2. sıradan suçların önlenmesi ev ortadan kaldırılmasına etkili bir şekilde katkıda bulunmak üzere kuruluşlar meydana getirmek ve geliştirmektir. Interpol’ün siyasî, askerî, dinî ve ırkçı faaliyetlerde bulunması kesinlikle yasaktır.
Radyo, televizyon ve sinema, Interpol’ü halka, bütün dünyada ülkeden ülkeye dolaşarak, istediği yerde tutuklamalar yapabilen ajanlara sahip esrarengiz bir milletlerarası ağır ceza soruşturma kuvveti olarak tanıtmıştır. Oysa bu tanıtma gerçeğe uymaz. Çünkü dünyadaki ülkeler değişik kanun sistemlerine sahip bağımsız devletlerdir, ayrıca bu devletlerin ceza kanunları ve davalara bakma usulleri esas itibariyle birbirinden farklıdır. Hiç bir bağımsız devlet, yabancı bir teşkilâtın, kendi polis teşkilâtına karışmasını veya kanunlarını hiçe saymasını kabul etmez. Ağır Ceza Polis teşkilâtının elindeki başlıca silâh her ülkede çalışabilen bir polis ajanı değil, suçluları iade anlaşmasıdır. Interpol’ün uğraştığı kimse, başlıca üç kategoride ele alınabilir.
Bu kategorilerin birincisi millî sınırları aşar ve çeşitli ülkelerde suç işleyen kimseleri kapsar. (Meselâ, altın ve uyuşturucu madde kaçakçıları gibi.) İkinci kategoride ise, yabancı ülkelere gitmeyen, ama işledikleri suçlarla bu ülkeleri etkileyenler yer alır. (Meselâ, kalpazanlar.) Nitekim, Londra’da yaşayan bir kimse sahte dolar basarak A. B.D.’yi de ilgilendiren bir suç işleyebilir. Bir ülkede suç işleyerek yakalanmak korkusuyle diğer bir ülkeye kaçan kimseler ise üçüncü kategoriyi meydana getirir. (Meselâ, bir adam Paris’te suç işler ve iki saat sonra Londra’da olabilir.) Interpol’ün genel kurulu, teşkilatın siyasetini denetler, üyeliğe kabul konusunda olumlu veya olumsuz kararlar alır, yürütme komitesini seçer ve bütün ülkelerin polis teşkilâtlarıyle ilgili konuları tartışır. Yürütme komitesinin dokuz üyesi vardır (bir başkan, iki başkan yardımcısı ve altı üye). Başkan dört yıl, diğer üyeler ise üç yıl için göreve seçilirler. Komitenin görevleri, genel kurul kararlarının uygulanmasına nezaret etmek, kurulun yıllık toplantısı için gündem hazırlamak ve bir bakıma genel sekreterliği denetlemektir. Genel sekreterlik, özellikle fransız polis teşkilâtı subaylarından meydana gelir. Başında, Interpol’ün günlük çalışmalarını denetleyen bir genel sekreter bulunur. En önemli görevlerinden biri, haberleri derlemek, kaydetmek, incelemek ve yaymaktır. Bu iş, suç araştırmasında önemli bir yer tutar. Genel sekreterliğin başlıca bölümlerinden biri, bu işi merkezden yöneten milletlerarası bir bürodur. Genet sekreterliğin bir kayıt bürosu vardır. Milletlerarası suçluları, özellikleri, suç ortakları ve çalışma tarzları hakkında üye ülkeler polisinin verdiği bilgiler bu büroda toplanır. Bu bilgiler ilgili ülkelere radyo-telsizle ve bazı gizli bildirilerle iletilir.
İnterpol’ün özel bir telsiz şebekesi vardır. Bu şebekenin merkezî kontrol istasyonu Paris’in hemen dışında kurulmuştur ve Londra, Tel-Aviv, Yafa, Stockholm ve Rio de Janeiro gibi birbirinden çok uzak yerlerdeki istasyonlara bağlantılıdır. Ayrıca, mesajların şifrelenmesinde de özel bir kod kullanılır.
Bu gizli bildiriler dört çeşittir. Birincisi iade işleminin başlayabilmesi için sanığın gözaltına alınmasını ister. İkincisi, suçlu ve çalışma tarzı hakkındaki bilgileri bu kimsenin geçici olarak kalabileceği ülkelerin polisine bildirir. Üçüncüsü, kişilerle değil, değerli eşyalarla ilgilenir. Suçun işlendiği ülkede çalındığı sanılan mücevherler veya sanat eserleri konusunda bilgi verir. Dördüncüsü ise kimliği tespit edilmeyen cesetlerle ilgilidir ve bu kimselerin kimliklerini bulmak amacını güder. Genel sekreterliğin Lahaye’de, sahtekârlık ve kalpazanlık dairesi adında bir şubesi de vardır. Ayrıca, tiye ülkelerin her birinde, bu ülkelerdeki polis teşkilâtının genel sekreterlikle veya öbür üye ülkelerin polis teşkilâtıyle haberleşmesini sağlayacak bir haberleşme bürosu vardır. Bu büro Millî Merkezî büro (National Central bureau) [N.C.B.] adiyle bilinir. Birleşik Krallık ve sömürgelerinin N.C.B.’si Londra’da, New Scotland Yard’daki Metropolitan Polis merkezinde kurulmuştur. A. B.D.’ninki de Washington’dadır. İnterpol çalışmalarına Avrupa’da 1923′te başladı. Bu şaşırtıcı bir olay değildir, çünkü birçok avrupa ülkesi ortak sınırlara sahipti.
Bu yüzden, meselâ Belçika’da suç işleyen bir suçlu, bir saat içinde öbür dört ülkeden birinde olabilirdi. Uçak yolculuğu, öbür ülkelere kaçma fırsatlarını geniş ölçüde arttırdı. Birinci Dünya savaşından sonra suçlarda büyük bir artış görüldü. Bu suçlardan en çok zarar gören ülkelerden biri Avusturya oldu. Bundan dolayı da Viyana Polis idaresi başkanı Johann Schober 1923′te, öbür ülkelerin ağır ceza polis temsilcilerini biraraya toplamak için hükümetin desteğini sağladı. 20 Ülkenin temsilcileri karşılaştıkları meseleleri tartıştılar ve böylece Milletlerarası ağır ceza polis komisyonu kuruldu. Teşkilâtın ilk merkezi Viyana ve ilk başkanı da Schober oldu. 1923′ten 1938′e kadar komisyon hayli gelişti.
1938′de naziler Avusturya’yı ve böylece İnterpol’ü de ele geçirdiler; teşkilâttaki bütün belgeler Berlin’e götürüldü. İkinci Dünya savaşının patlak vermesi teşkilâtın faaliyetlerine ara verdi. Savaştan sonra, Belçika Adalet bakanlığının polis teşkilâtı genel müfettişi Florent Louwage, milletlerarası suçlarda yeniden bir artış olacağını anladı. Dört devletin işgali altında bulunan Avusturya artık merkez olamazdı. Ayrıca Belçika da bu sorumluluğu yüklenemezdi. Ama Fransa hükümeti, Interpole yönetim merkezinin Paris olmasını teklif etti. Ayrıca bu yönetim merkezinde fransız polis memurlarından kurulu bir genel sekreterlik bulunacaktı. Bu teklif büyük bir memnuniyetle kabul edildi. Böylelikle İnterpol, Louwage’ın başkanlığında ve dört kişilik bir yürütme komitesiyle yeniden kuruldu. Ama savaş öncesi belgelerin kaybolması veya tahrip edilmesi dolayısıyle Interpol’ün yeniden teşkilâtlandırılması gerekiyordu. İnterpol gelişti ve 1940 yılında 19 olan üye ülke sayısı 1955′te 55′e çıktı. 1955′te genel kurul modern ve eksiksiz bir tüzük meydana getirmeğe karar verdi. 1956′da kabul edilen bu tüzükle teşkilât Milletlerarası Ağır Ceza Polis teşkilâtı adnı aldı. Teşkilâttaki gelişmeler devam etti ve 1960′tan sonraki yıllarda üye ülkelerin sayısı 90′a çıktı, özellikle 1960-1961 yıllarında bağımsızlığını kazanan birçok ülkenin katılmasıyle üye sayısı önemli ölçüde arttı. (M)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polis teşkilâtı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNAY (Antoine)
Tarih 01 Haziran 2009
PİNAY (Antoine), fransız siyaset adamı (Saint-Symphorien-sur-Coise 1891). Bağımsız Radikal partiden milletvekili (1936-1938), sonra senatör (1938-1940) oldu. Bağımsız milletvekilliğine (1946-1958) seçildi.
İktisat bakanlığına (1949) getirildi. Bayındırlık bakanlığı (temmuz 1950-Ocak 1952), maliye bakanlığı ve aynı zamanda başbakanlık (mart-aralık 1952) yaptı. «Pinay deneyi» nin hedefi, fiyatların dondurulup ilân edilmesi, vergilerin artırılmaması, altın karşılığı bulunan yüzde 3,5 faizli devlet tahvilleri çıkarılması ve böylece sosyal çatışmaları önlemekti. Bu siyaset kamuoyunca iyi karşılandı. Dış siyasette Avrupa Kömür ve Çelik birliği uygulandı. Kuzey Afrika’da karşılaşılan güçlükler kabineyi zayıf düşürdü. Cumhuriyetçi Halk kareketi de kendisini bırakınca Pinay istifa etti. Bağımsızlar Millî merkezinin fahrî başkanı olarak (1953), parlamento grubunu yönetti (1956-1958). Dışişleri bakanı olarak (şubat 1955-ocak 1956) Paris antlaşmalarını onaylattı. Fas sultaniyle, bu ülkede bağımsızlığın başlangıcı olan La Celle-Saint-Cloud antlaşmalarını imzaladı. De Gaulle hükümetinde maliye bakanı oldu (1958). Yeniden Loire milletvekili seçildikten sonra Debre” kabinelerinde maliye ve iktisat bakanlığına getirildi (mayıs 1959). Atlantik antlaşması ve iktisadî siyaset konusunda kabine arkadaşlanyle anlaşamayınca 13 ocak 1960′ta bakanlıktan çekildi. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNAY (Antoine) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİNARD (Adolphe)
Tarih 01 Haziran 2009
PİNARD (Adolphe), fransız doğum hekimi ve siyaset adamı (Mery-sur-Seine 1844-ay. y. 1934). önce eczacılık okudu, sonra 1874′-te tıp doktoru, 1882′de de doğum hekimi oldu.
1889′da kadın doğum kliniği profesörlüğüne getirildi. Fransa’da simfizeotomi ameliyatını yeniden uygulayan, çocuk bakımının en güçlü öncülerinden, aile hukukunu düzene sokanlardan biridir. Paris milletvekili seçildi. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNARD (Adolphe) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLE (Michael DE LA)
Tarih 01 Haziran 2009
POLE (Michael DE LA), birinci Suffolk kontu (1330 ? – Paris 1389). Sir William’ın büyük oğlu. Kara Prens Edward’ın ve John of Gaunt’ın emrinde Fransa’da savaştı. Richard II’nin yakın arkadaşıydı, 1383′te İngiltere başbakanı oldu. 1386′da muhalefet tarafından iktidardan düşürüldü. Fakat kral parlamentoyu feshedince, Suffolk kralcı partinin lideri olarak yeniden siyaset sahnesine çıktı. Muhalefeti yenemeyince memleketi terketmek zorunda kaldı. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLE (Michael DE LA) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLAVİEJA Y DEL CASTİLLO
Tarih 01 Haziran 2009
POLAVİEJA Y DEL CASTİLLO (Camilo GBACiA de), ispanyol generali ve siyaset adamı (Madrid 1838 – ay.y. 1914). Santo Domingo ve Küba’da savaştı, ispanya’ya döndü ve Martinez Campos emrindeki don Carlos taraftarlarıyla mücadele etti. 1877′de tekrar Küba’ya döndü, âsilerle çarpıştı ve Santiago valisi oldu (1879). 1890′dan 1892′ye kadar Küba valiliğinde bulundu. Tekrar İspanya’ya döndü, 1899′da Silvela tarafından harbiye nazırlığına getirildi. (L)
POLCA i. Leng. Bk. lehçe.
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLAVİEJA Y DEL CASTİLLO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLATKAN (Hasan)
Tarih 01 Haziran 2009
POLATKAN (Hasan), türk siyaset adamı (Eskişehir 1915 – İstanbul 1961). Eskişehir lisesinde ve Mülkiye mektebinde okudu (1936). Ziraat bankasında (1936) ve Maliye bakanlığında (1937 – 1946) müfettişlik yaptı. 1946′da Eskişehir’den D.P. milletvekili seçildi. Birinci Menderes kabinesinde çalışma bakanı oldu (1950). Aynı yıl maliye bakanlığına getirildi. Bu görevi ikinci Menderes kabinesinde (1951) ve üçüncü Menderes kabinesinde de (1954) devam etti. 1955′te maliye bakanlığından ayrıldı; 1956′da tekrar maliye bakanı oldu, 1960′a kadar bu görevde kaldı. Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet divanının kararıyle ölüm cezasına çarptırıldı; karar İmralı adasında infaz edildi (15 eylül 1961). [M]
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLATKAN (Hasan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLSUDSKİ (Jozef)
Tarih 01 Haziran 2009
PİLSUDSKİ (Jozef), polonyalı mareşal ve devlet başkanı (Zulowo, Lityanya 1867-Varşova 1935). Harkov’da tıp öğrencisiyken beş yıl için Sibirya’ya sürgün edildi. Dönüşünde (1892) Polonya Sosyalist partisi saflarında mücadeleye girişti. Lodz’ta tutuklandı (1899) ve Petersburg’a gönderildi. Kaçarak Krakow’a sığındı. 1904-1905 Rus devrimi sırasında Polonya’da tedhişçi hareketleri yönetti. Bir süre sonra her çareye baş vurarak Polonya’ya bağımsızlığını kazandırmak isteyen Sosyalist partisinin devrimci kolunu kurdu ve «bağımsızlık taraftarı» gönüllüleri teşkilâtlandırdı. 6 A-ğustos 1914′te, müttefiklerin safında savaşacak olan Polonya lejyonlarını kurdu. İ916′da Avusturyalılar ve Almanlar tarafından kurulan Polonya peyk devletinde Askerî daire şefi oldu, Avusturyalılar ve Almanlar, Rus devriminin yol açtığı kaynaşma sırasında onu Magdeburg’da hapse attılar (22 temmuz 1917). Pilsudski, 10 kasım 1918′de Varşova’ya döndü, Naiplik konseyi tarafından kendisine diktatör yetkisi verildi ve şubat 1919′da ilk Polonya Diyet meclisi tarafından devlet başkanı ve başkumandan olarak yetkileri kabul edildi. 1920′de mareşal oldu; bolçeviklere karşı açılan savaşta harekâtı yönetti ve Kiev’in işgalini gerçekleştiremedi, sonra general Weygand başkanlığındaki fransız askerî heyetinin yardımıyle Varşova surları önünde durumu yeniden düzeltti (bk. polonya-sovyet savaşı). 1922′de siyaset hayatından ayrıldı, fakat 1926′da bir askerî hükümet darbesi yaparak iktidarı yeniden ele geçirdi. Gerek hükümet başkanı, gerek savaş bakanı olarak ölümüne kadar Polonya’nın gerçek hâkimi oldu. Parlamentonun etkisini kısarak ordunun, radikal ve muhafazakâr siyasî çevrelerin desteği ile memleketi yönetti. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLSUDSKİ (Jozef) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLLERSDORF (Franz von,-— baronu)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLLERSDORF (Franz von,-— baronu), avusturyalı siyaset adamı (Brünn 1786-Viyana 1862). 1805′ten sonra maliye danışmanlığına, 1832′de saray şansölyeliğine, 1848 Viyana devriminden sonra İçişleri bakanlığına ve meclis başkanlığına getirildi. Nisan 1848′de bir anayasa hazırladı ve bu anayasaya kendi adı verildi. Belçika anayasası örneği üstüne yapılan bu anayasa, monarşik bir iktidarı ve monarşinin macar olmayan ülkelerinde iki meclis kurulmasını öngörüyordu. 1848 Temmuzunda istifa etti ve bir süre siyasî hayattan uzaklaştı, sonra Riechsrat üyesi oldu (1861). [M]
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLLERSDORF (Franz von,-— baronu) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİLET GOL AZ (Marcel-Edouard)
Tarih 31 Mayıs 2009
PİLET GOL AZ (Marcel-Edouard), isviçreli siyaset adamı (Cossanay, Vaud 1889). Avukattı; Vaud kantonu Büyük meclisinde milletvekili (1921), millî danışman (1925), içişleri bakanlığı kısım şefi (1928), sonra posta ve trenyolları müdürü, Konfederasyon başkanı (1938 ve 1940) oldu. 1940′ta G. Motta’nın yerine siyasî kısma geçti ve İkinci Dünya savaşında isviçre dış siyasetini yönetti. 1944′te siyasî hayattan çekildi. (M)
31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLET GOL AZ (Marcel-Edouard) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POİNCARE (Raymond)
Tarih 30 Mayıs 2009
POİNCARE (Raymond), fransız devlet adamı (Barle-Duc 1860-Paris 1934). Henri Poincare’nin kuzeni. Milletvekili (1887-1903), senatör (1903-1913) seçildi ve çeşitli bakanlık görevlerinde (1893-1895 ve 1906) bulundu, Başbakan (1912-1913) oldu. Almanya’ya karşı sert bir siyaset güttü ve Üçlü Ittifak’ın sağlamlaştırılması için çalıştı (Rusya yolculuğu, temmuz 1914); iç işlerinde kara ve deniz ordularını güçlendirdi, barışçı hareketleri bastırdı, Clemenceau’yu ve radikal çoğunluğunu kendisine düşman eden yeni bir seçim kanununu kabul ettirdi. Cumhurbaşkanının yetkilerini genişletmekten yanaydı, bu amaçla 1913′te kendini cumhurbaşkanlığına seçtirdi.
1914 Temmuzundan itibaren, «Fransa kutsal birliğinin tek önderi oldu. Askerî yenilgilerden sonra durumu düzeltmek için Clemenceau’yu hükümetin başına getirdi (kasım 1917), fakat, Clemenceau’nun mütareke fikrine boşuna karşı koymağa çalıştığı gibi, Rheinland bölgesinin işgalinden ve Ren kıyılarında bir müttefiklerarası kuvvet bulundurma tasarısından vaz geçmek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanlığının son döneminde Alsace Lorraine’in Fransa’ya katılmasını sağladı. Tekrar Senato’ya döndü (1920), harp tazminatı komisyonunun başkanlığına seçildi, fakat tam tazminat teklifi reddedilince komisyondan ayrıldı, Briand hükümetini düşürdü (1922), hükümet kurmakla görevlendirildi (1922-1924). Lloyd George ile anlaşamadığı için Türkiye’de güç durumda olan İngilizleri yalnız bıraktı (3 eylül 1922) ve Almanya’nın moratorium hakkını reddetti, tazminatın ödenmesinin geciktiğini görerek Ruhr’u işgal ettirdi ve Ren bölgesindeki ayrılıkçılığın gelişmesine yol açtı (eylül 1923). Alman hükümeti işgali kabul edince Poincare bu zaferden yararlanmayarak yeniden müttefiklere katıldı (bk. DAWES planı).
Fransa’nın içinde bulunduğu malî güçlükler dolayısıyle siyasetini’değiştirdi. Ama bu güçlüklerin baskısıyle yeni vergiler kabul ettirmesi, seçimler arefesinde, Sollar kartelini meydana getiren muhaliflerinin başarısını sağladı (mayıs 1924) ve istifasına sebep oldu (1 haziran). Malî buhran sırasında (23 temmuz 1926) kamuoyunun isteğiyle yeniden başbakanlığa gelen Poincare (23 temmuz 1926) «Millî Birlik» kabinesi adı verilen kabineyi kurdu. Bu kabinede dışişleri bakanlığını Briand’a bırakmış, maliye bakanlığını ise kendisi almıştı. Ülkenin ve parlamentonun büyük ölçüde desteğini sağlayarak malî siyasetini uygulamak için tam yetki aldı (31 temmuz 1926).
Yeni vergiler koydu, harcamalarda kısıntıya gitti, bir amortisman sandığı kurdu ve özellikle yeniden güveni sağlayarak, 25 haziran 1928′de, 1914′tekinin beşte bir değeriyle frankın değerini korumayı başardı; böylece yabancı sermayenin dönmesini ve Banque de France’taki altın ihtiyatının eski halini almasını sağladı. Radikaller Angers kongresinden sonra (kasım 1928) hükümetten çekildiler. Bunun üzerine Poincare, merkez ve sağ partilerine dayanan.bir kabine kurarak maliye bakanlığını Henri Chemn’a (11 kasım 1928) bıraktı. Ama hastalığı dolayısıyle istifa etmek zorunda kaldı (27 temmuz 1929) ve bundan sonra da siyasetten tamamıyle çekilerek, 1926′dan itibaren, Au Service de la France (Fransa’nın Hizmetinde) adiyle yayımlanan hatıralarını yazmağa devam etti. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POİNCARE (Raymond) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POBYEDONOSTSEV
Tarih 30 Mayıs 2009
POBYEDONOSTSEV (Konstantin Petroviç), rus siyaset adamı (Moskova 1827-Petersburg 1907). Moskova üniversitesinde medenî hukuk profesörüydü (1859), taht vârisinin özel öğretmeni olarak Petersburg’a çağrıldı (1865); senatör (1868), İmparatorluk konseyi üyesi (1872) seçildi. Svyatoy-Sinod başsavcılığına getirildi (1880). öğrencisi, Aleksandr III adiyle imparator olunca (1881) Pobyedonostsev’in rus siyasetinde kuvvetli etkisi görüldü; mutlakıyeti, bütün yabancı fikirlerle mücadeleyi (sansür), azınlıkların ruslaştırılmasını, ortodoks olmayanlara (katolikler ve luther’ciler) karşı kıyımı ve yahudi düşmanlığını savundu. Nikolay II’yi liberal reformlar yapmağa zorlayan Japonya’ya karşı yenilgiyle sonuçlanan savaştan sonra etkisi azaldı. 1905′te, kurulması için mücadele ettiği birinci Duma’nın ilk toplantısından önce başsavcılık görevini bıraktı. Pobyedonostsev, Moskova Derlemesi’nde (1896) düşüncesini açıkladı. Bu kitapta batı medeniyetini şiddetle tenkit eder, liberalizm ile rasyonalizmi mahkûm eder ve rus geleneklerini, Ortodoks kilisesiyle otokrasiyi yüceltir. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POBYEDONOSTSEV hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCHON (Stephen)
Tarih 30 Mayıs 2009
PİCHON (Stephen), fransız siyaset adamı (Arnay-le-Duc 1857-Versen-Montagne, Jüri 1933). önce Radikal partiden milletvekili seçildi (1885-1893); sonra da Brezilya’da (189t Portau Prince’de elçi oldu; orada Guyana sınırları meselesini çözümledi. Papalık elçiliğine getirildi (1900); Tunus genel valisi oldu (1901-1906), senatör seçildi (1906-1924). Ekim 1906-şubat 1911 arasında dışişleri bakanlığı yaptı. Fas’ta Casablanca’ya karşı harekete girişmek kararını verdi (ağustos 1907). Almanya’ya bu ülkeyi iktisadî alanda sömürme imkânını sağlayan 1909 şubat antlaşmasını imzaladı. Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan imparatorluğu tarafından ilhakının (1908) sebep olduğu Balkan krizi sırasında savaş çıkarsa, Rusya ile Fransa arasında 1893′te yapılan antlaşmanın geçersiz sayılacağını ilân etti (şubat 1909), böylece çarı, Sırbistan’ı desteklememeğe zorladı. Yine Dışişleri bakanlığına getirilince (mart-aralık 1913), Balkan savaşlarının yaratabileceği ihtilâttan kaçınmak için Londra ile anlaştı. Yeniden Dışişleri bakanlığına getirildi (1913, 1917-1920). Savaş komitesine katıldı ve Versailles antlaşmasını imzaladı. (L)
30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCHON (Stephen) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCARD (Ernest)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCARD (Ernest), fransız siyaset adamı (Paris 1821 – ay.y. 1877), 1857′de seçilen beş cumhuriyetçi milletvekilinden biri. İğneli konuşmalarıyle muhalefetin önemli temsilcilerinden biri oldu. 1863′te ve 1869′da yeniden seçildi; fakat imparatorluk rejiminin sonunda koyu cumhuriyetçilerden ayrılarak «açık sol»un başına geçti. Electeur Libre dergisini kurdu, Haussmann’ı şiddetle tenkit etti. Geçici hükümette maliye bakanı oldu (eylül 1870), Versailles’da yapılan ateşkes görüşmelerine Favre ile birlikte katıldı (ocak 1871). Thiers tarafından içişleri bakanlığına getirildiyse de (şubat), çoğunluğun isteği karşısında, bu görevden ayrılmak zorunda kaldı (31 mayıs 1871). Belçika’ya elçi olarak gitti, Thiers’nin düşmesi üzerine istifa ederek Merkez Sol partisinin başına geçti. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCARD (Ernest) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİCADO (Michalski, Teodoro)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİCADO (Michalski, Teodoro), kostarikalı siyaset adamı (doğ. San Jose 1900). Avukatlık, profesörlük ve yazarlık yaptı. 1932-1936 Arasında millî eğitim bakanı oldu; 1936′da kongre üyeliğine, sonra da cumhubaşkanlığına seçildi (1944-1948); kardeşRENE ise savunma bakanlığı yaptı (1946 -1948). [M]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİCADO (Michalski, Teodoro) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİATTOLİ (Scipione)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİATTOLİ (Scipione), italyan yazarı ve siyaset adamı (Floransa 1749 – Löbichau 1809). Papazdı, Modena üniversitesinde ders verirken (1772-1782) kiliselere ölü gömülmesine karşı yazdığı bir yazı dolayısıyle görevinden uzaklaştırıldı. Prens Lubomirski tarafından Polonya kralı Stanislaw’a tanıştırıldı ve kralın güvenilir adamı oldu (1879); kral ile Polonya Vatanseverler partisi arasındaki ilişkilerde önemli rol oynadı ve 1791 Anayasasının tamamlanmasını sağladı. Görevle Dresden’e gönderildi (1792) ve Avusturyalılar tarafından tutuklandı (1794). 1800′de serbest bırakılınca Petersburg’da eski öğrencisi Adam Czartoryskiy ile buluştu; bu buluşmadan Rusların Avrupa’ya yeni düzen verme planlan doğdu. Piattoli, bu planı özellikle fransızca yazdığı Sur le Systeme Politique que Devrait Suivre la Russie (Rusya’nın izlemesi Gereken Siyasî Sistem Üstüne) adlı kitabında açıkladı. Büyük ölçüde değiştirilen (1805) bu plan, Pitt tarafından Tilsit antlaşmasından sonra bir kenara bırakıldı ve ancak Viyana kongresinde (o da kısmen) yeniden ele alındı. Tolstoy Harp ve Sulh adlı romanında rahip Mario tipiyle Piattoli’yi canlandırdı. (M)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİATTOLİ (Scipione) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİAGET (Alexis Marie)
Tarih 29 Mayıs 2009
PİAGET (Alexis Marie), isviçreli siyaset adamı (Lyon 1802 – Neuchâtel 1870). Neuchâtel’de avukatlık yaptı, Prusya kralına karşı çıkan ayaklanmayı yönetti (şubat 1848); geçici hükümetin başkanlığına getirildi, anayasayı yeniden kaleme aldı. Kralcılar tarafından bir süre tutuklandı (1856), daha sonra İngiltere ve Fransa’nın aracılığıyle Neuchâtel’in bağımsızlığını kabul ettirdi (mayıs 1857). [L]
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİAGET (Alexis Marie) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PING DI-HUAY
Tarih 29 Mayıs 2009
PING DI-HUAY, cinli asker ve siyaset adamı (Şaoşan, Hunan 1898). Çin Komünist partisi üyesi (1923); Kızılordu’nun başlıca kumandanlarından biri. Uzun yürüyüş (1934-1935), Çin-Japon savaşı (1937-1945) ve Güneydoğu Çin’i zaptettiği üçüncü Çin İç savaşında (1946-1949) CU Dı’nın yardımcısı oldu. 1950′de Kore’deki Çin birliğine kumanda etti, bu savaşa son veren (temmuz-1953) Panmunjon antlaşmalarını Çin adına imzaladı. 1954′te millî savunma bakanı ve başkan yardımcısı, 1955′te partinin siyasî Büro üyesi oldu, aynı yıl mareşalliğe yükseltildi. Merkez komitesinin Luşan’daki toplantısından sonra (ağustos 1959) millî savunma bakanlığından alındı ve yerine Lin Piao getirildi. Ocak 1966′da tutuklandığı bildirildi. Sovyet örneği bir ordunun kurulmasından yanaydı ve Lin Piao’nun, çin ordusunu siyasete aşırı derecede karıştırmak istemesine karşı çıkmıştı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PING DI-HUAY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PING CÎN
Tarih 29 Mayıs 2009
PING CÎN, cinli siyaset adamı (Şansi eyaleti 1899 veya 1901). 1926′da Çin Komünist partisine girdi, tutuklandı ve altı yıl hapsedildi. «Halk Kurtuluş ordusu» Pekin’e girer girmez (31 ocak 1949), Pekin belediye başkanı oldu. Ocak 1965′te Millî Halk meclisi başkan yardımcılığına getirildi. Bükreş’te yapılan (haziran 1960) Romanya Komünist Partisi kongresinde Çin delegasyonunun başkanı olarak bulundu ve Kruşçev’in çin aleyhtarı konuşmalarına karşı geldi. Eylül 1965′te, üniversitelerde başlamış olan ve o sıralarda sadece fikir ve sanat alanlarında bir tenkit kampanyası olan kültür ihtilâlini incelemekle görevlendirildi. Fakat vardığı sonuçlar 16 mayıs 1966′da mahkûm edildi, kendisi de haziran 1966′da parti komitesinden çıkarıldı. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PING CÎN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPE III Yiğit
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİPPE III Yiğit (Poissy 1245-Perpignan 1285), Fransa kralı (1270-1285), Louis IX ile Marguerite de Provence’ın oğlu. önce Isabelle d’Aragon (1262), sonra Mariede Brabant ile evlendi (1274). Zayıf bir kişiliği olduğundan, danışmanları Saint-Denis rahibi Mathieu de Vendöme’un, Pierre de la Brosse’un ve ikinci karısının etkisinde kaldı. İkinci karısının kışkırtmasıyle Pierre de la Brosse’u uzaklaştırdı ve astırttı (1278). Jeanne de Toulouse’un kocası olan amcası Alphonse de Poitiers’nin topraklarını (Poitou, Auvergne, Aunis, Saintonge’un kuzeyi, Toulousain, Albigeois) miras yoluyle edindi. Ama Agenais ile Güney Saintonge’u İngilizlere geri verdi (Amiens antlaşması 1279). Venaissin kontluğunu papa Gregorius X’a terk etti (1274) ve oğlu Güzel Philippe’i Champagne ile Navarra’nın mirasçısı Jeanne ile evlendirdi (1284). Ed-mond of Lancaster’in karısı olan (1275) Blanche, kızı Jeanne’a mallarını ancak ergin yaşa geldiğinde verdi. Philippe, içişlerde babasının yönetim alanında yaptıklarını sürdürdü (1278 emirnamesi). Dışta, amcası Sicilya kralı Charles d’Anjou’nun siyasetini destekledi. Aragon kralı Pedro III, Philippe’in amcasına düşmandı; 1282′de, mahallî halkın Anjou’luları öldürdüğü ünlü Vespri Sicilani’den az sonra birliklerini adaya çıkardı. Aragon kralı Pedro’yu tahttan indirip tacını üçüncü oğlu Charles de Valois’ya veren papa Martinus IV ile anlaşan Philippe III, «Aragon Haçlı seferi» adı verilen harekâta girişti, fakat karada kazandığı birkaç başarıdan sonra, deniz kuvvetleri Las Hormigas’ta (1285) tahrip edildi ve bu arada orduya yayılan bir salgın hastalığa tutularak 5 ekim 1285 günü Perpignan’da öldü. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE III Yiğit hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİPPE II Yiğit
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİPPE II Yiğit (Pontoise 1342 – Hal 1404), Bourgogne dükü (1363/1364-1404), Artois, Bourgogne, Rethel, Nevers (1384-1404) ve Charolais (1390-1404) kontu, Jean II ile Bonne de Luxembourg’un dördüncü oğlu. Philippe II lakabını Poitiers savaşında kazandı (1356), sonra babasıyle birlikte esir düştü. Fransa’ya döndüğünde, has olarak kendisine Touraine (1360), sonra da Bourgogne düklüğü (1363) verildi. Kardeşi Charles V bu düklüğün mülkiyetinin Philippe’e ait olduğunu onayladı (1364) ve onu Louis de Male’in kızı Marguerite ile evlendirdi (1369). Kayınbabasının ölümü üzerine, Philippe ile karısı miras yoluyle Flandre, Rethel, Nevers, Bourgogne (Franche-Comte) ve Artois kontluklarını elde ettiler.
Kuzeydeki eyaletler arasında sıkı ilişkiler kurmak isteyen genç kont, Lille’de maliye ve adalet işlerini yönetme yetkisine sahip bir meclis topladı ve bu meclisin günde iki oturum yapmasını şart koştu. Charles V’in ölümünden (1380) sonra, Bourgogne dükü, Bourbon düküyle birlikte küçük yaştaki Charles VI’nın vasisi olarak, Fransa’yı flamanlara karşı güttüğü siyasete yarayacak şekilde idare etti: fransız ordusu Gand’lıları yendi (Roosebeke, 1382), Norwich piskoposunu görevinden attı (1383), Damme’ı geri alarak Gand’ı boyun eğmeğe zorladı (Tournai barışı, 1385). Kurnazca düzenlenen bir nikâh yoluyle Bourgogne sülâlesinin Hollanda’ya el atması sağlandı. Philippe, kızı Marguerite’i Hainaut eyaletiyle Hollanda tahtının vârisi olan Bavyera kralı Wilhelm’e verdi ve oğlu Jean’ı Wilhelm’in kızkardeşi Marguerite ile evlendirdi (1385); daha sonra da, kızı Catherine’i Avusturya kralı Leopold IV’e, öteki kızı Marie’yi Savoia kontu Amedeo III’e verdi (1393). G’elderland düküne karşı fransız ordusundan yardım gören (1388) düşeş Jeanne de Brabant, ölümünden sonra yerine geçme hakkını Philippe’e verdi (1390); o da, bu hakkı oğlu Antoine’a devretti. Bu konudaki anlaşmalar, düşesin ölümünden (1406) sonra uygulanmak üzere Brabant meclisleri tarafından onaylandı (1403). Philippe Il’nin Isabeau de Baviere ile evlendirdiği Charles VI, tek başına yönetimi eline almağa karar verdi. Ama deliliğinin ilk belirtileri görülür görülmez, Philippe II ile yeğeni Louis d’Orleans yönetimi ele aldılar. İki rakip ingiltere ve Cenova ile mütareke yapma (1396), papaya bağlılıktan ayrılma konularında ve Lüksemburg düklüğü (1402) meselesinde birbirleriyle çatıştılar.
— Ikonogr. Dükün, Klaas Van de Werve tarafından yapılmış bir mezar taşı (Dijon müzesi) ile Champmol manastırının kapısı önünde bulunan, Sluter tarafından yapılmış diz çökmüş heykeli vardır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİPPE II Yiğit hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLİP (Andre)
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLİP (Andre), fransız siyaset adamı (Pont – Saint – Esprit 1902). Lyon üniversitesinde iktisat profesörlüğü yaptı (1928), Rhöne bölgesinden sosyalist milletvekili seçildi (1936). Direnişe katıldı ve «Güney Kurtuluş Cephesi» hareketini yönetti. 1942′-de Londra içişleri bakanlığında, sonra Fransız Millî Kurtuluş komitesinde geçici görevde bulundu. Kurucu Meclis Anayasası komisyonu başkanı (1946-1948), maliye bakanı (1947), Avrupa İktisadî topluluğunun fransız delegasyonu başkanı (1947-1951) ve Avrupa Birleşik Devletleri Sosyalist hareketinin başı oldu. Halen Paris Hukuk fakültesinde profesördür. En önemli eserleri: Europe Unie (Birleşik Avrupa) [1953]; Le Socialisme Trahi (İhanete Uğrayan Sosyalizm) [1958]. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLİP (Andre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLESİA,PHİLETAİROS
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLESİA i. Görünüşü şimşiri andıran ağaççık; Şili’de ve Ateş Ülkesi’nde yetişir. (Philesia buxifolia çok güzel koyu kırmızı çiçeklerinden dolayı bahçelerde yetiştirilir. Zambakgillerden.) [L]
PHİLETAİROS yunanlı siyaset adamı (öl. M.ö. 263 / 262). Lysimakhos savaş hazinesini ona emanet etmişti. Philetairos Seleukos ile ittifak yaparak hem hazineye, hem de kale ile askerî birliklere el koydu. Kral unvanını almamakla birlikte, Antiokhos I’in sözde metbuluğu altında bağımsız yaşadı. Lysimakhos’un hazinesinden 9 000 talanton’u ustalıkla kullanarak gerçek bir devlet kurmayı başardı. Evlât edindiği yeğeni Attalos, ancak küçük yaşta bir çocuk (geleceğin Attalos I’i) bırakarak ölünce, Philetairos devletini, öbür yeğeni Eumenes I’e bıraktı. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLESİA,PHİLETAİROS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHİLBY (Harry Saint John Bridger),PHİLEAS,
Tarih 28 Mayıs 2009
PHİLBY (Harry Saint John Bridger), ingiliz siyaset adamı ve şarkiyatçısı (Badula, Seylan 1885-Beyrut 1960). Irak’ta (1915), Arabistan’da (1917-1918) resmî görevlerde bulundu; Cidde’ye yerleşti (1926); islâm dinini kabul etti (1930); Arabistan’daki araştırmalarını kolayca yürütebildi. Arap dünyası üstüne çok sayıda eser yazmıştır. (L)
PHİLEAS, yunan coğrafyacısı (M.ö. V. yy.). Atina’da doğdu. Periplus (Deniz Gezisi) adlı bir eser yazdı. Bu eserin yalnız bazı parçaları kalmıştır. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLBY (Harry Saint John Bridger),PHİLEAS, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PHAULKON (Konstantinos)
Tarih 28 Mayıs 2009
PHAULKON (Konstantinos), yunanlı serüvenci (1648′e doğr. -Siad’da 1688). Siam’a yerleşti, kral Phra Narai’nin güvenini kazandı ve dış ticaret işlerinin başına getirildi (1680). Siam’da Fransızları destekledi ve Louis XIV kuvvetlerinin Bangkok ile Mergui’yi (Birmanya) işgal etmesine yardım etti (1688). Fakat bu siyaset bir ayaklanmaya yol açtı ve Phaulkon bu sırada öldürüldü. (L)
28 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHAULKON (Konstantinos) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİETRO II
Tarih 27 Mayıs 2009
PİETRO II(Susa 1203′e doğr. – Pierre -Châtel ? 1268), Savoia kontu (1263-1268). Küçük Charlemagne da denir. Kont Tommaso F in oğlu. Vasisi olduğu yeğeni Bonifacio’dan sonra, onun yerine geçti. Enerjik bir dış siyaset güttü ve adlî, idarî, malî reformlar yaptı. (l)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİETRO II hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFYFFER von ALTISHOFEN (Kasimir)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFYFFER von ALTISHOFEN (Kasimir), isviçreli siyaset adamı (Roma 1794 – Luzern 1875). Hukuk profesörü ve avukattı, Büyük meclis (1825) ve Kurucu meclis (1838) üyesi oldu. Medenî kanun ve Ceza kanununun hazırlanmasında çalıştı, Temyiz mahkemesi başkanlığında bulundu, Luzern Liberal partisi lideri, Sonderbund devrinde Federal başhâkim, sonra Federal mahkeme (1851 ve 1853) ve Millî meclis başkanı (1854) oldu. Geschichte der Stadt und des Kanton Luzern (Luzern Şehri ve Kantonunun Tarihi) [1852] adlı bir eseri vardır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFYFFER von ALTISHOFEN (Kasimir) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFORDTEN
Tarih 27 Mayıs 2009
PFORDTEN (Ludvvig von der, — baronu), alman siyaset adamı (Ried 1811-Münih1880). Leipzig’de hukuk profesörü (1847), Saksonya (1848), sonra Bavyera dışişleri bakanı (1849), Bavyera hükümet başkanı (1849-1859) oldu, Avusturya ile Prusya arasındaki küçük alman devletlerini biraraya getirecek bir üçlü devlet kurmağa çalıştı ve bu yolda Prusya siyasetiyle mücadele etti. 1864′te yeniden iktidara geçtiyse de, Sadowa savaşından sonra çekilmek zorunda kaldı (1866). [L]
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFORDTEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFLİMLİN (Pierre)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFLİMLİN (Pierre), fransız siyaset adamı (Roubaix 1907).
Strasbourg’da avukatlık yaptı (1933), Bas-Rhin milletvekili (1946), tarım bakanı (1948-1951), ticaret bakanı (1951-1952), maliye bakanı (1955-1956 ve 1957-1958) oldu. Gaillard kabinesinin düşmesinden sonra başbakanlığa (14 mayıs 1958) getirildi, fakat Cezayir Güvenlik komitesinin ve emniyet komitelerinin protestolarıyle karşılaştı.
Yürütme organını güçlendirmek amacıyle anayasada değişiklik yapılması için bir tasarı hazırladı, ama general de Gaulle ile uzlaşmak gerektiğini anlayarak, Saint-Cloud’da onunla görüştü (26 mayıs), sonra istifa etti (28 mayıs) ve devlet bakanı olarak de Gaulle hükümetinde görev aldı (1 haziran 1958-8 ocak 1959). Avrupa konseyinde Fransa temsilcisi ve Strasbourg belediye başkanı (1959) oldu, 1956-1959 arasında Cumhuriyetçi halk hareketini yönetti. 15 Nisan-16 mayıs 1962 arasında Pompidou hükümetinde çalıştı. 1962′de yeniden Bas-Rhin milletvekilliğine seçildi. 1967 Seçimlerine katılmadı. 1963 Mayısından. 1966 mayısına kadar Avrupa Konseyi Danışma meclisine başkanlık etti. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFLİMLİN (Pierre) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFIZER (Paul Achatius)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFIZER (Paul Achatius), alman siyaset adamı ve gazetecisi (Stuttgart 1801-Tübingen 1867), Gustav Pfizer’in kardeşi. Würüemberg Parlamentosu İkinci meclisine Liberal partiden milletvekili seçildi (1831), 1848 martında liberal hükümette din bakanı olduysa da, sağlık sebebiyle ağustosta ayrıldı. Yazılarında alman birliğini savundu, Deutscher Bund’u ve Avusturya’nın alman meselelerine karışmasını tenkit etti (Briefwechsel Zweier Deutschen [İki Alman Arasında Mektuplaşma], 1831). [M]
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFIZER (Paul Achatius) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFEİFFER (Johann Friedrich von)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFEİFFER (Johann Friedrich von), alman iktisatçısı (Berlin 1718-Mainz 1787). Protestan olduğu halde 1782′den sonra, katolik Mainz üniversitesinde profesörlük yaptı. Tabiat düzeninin, fizyokrasi anlayışına göre açıklamasına karşı çıktı, bilgili ve bireyin haklarına saygılı bir mutlakıyetçiliği savundu. Başlıca eserleri: Lehrbegriff Sâmmtlicher ökonomischer und Kameralwissenschaften (İktisat ve Siyaset Bilimlerinin öğretim Sistemi) [4 cilt, 1764-1768]; Der Antiphysiokrat (Antifizyokrat) [1780]; Grundriss der Finanwissenschaft (Maliye Biliminin Ana İlkesi) [1781]; Grundsâtze der Üniversal Kameralwissenschaften (Evrensel Siyaset Bilimlerinin Temelleri) [2 cilt, 1783-1784].
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFEİFFER (Johann Friedrich von) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PFAU (Ludwig)
Tarih 27 Mayıs 2009
PFAU (Ludwig), alman siyaset adamı, yazan ve sanat tenkitçisi (Heilbronn 1821-Stuttgart 1894). Güney Almanya’daki demokratik harekete katıldı. 1852′de Paris’e gitti, orada kendini felsefeye ve sanat tenkitçiliğine verdi. 1865′te Almanya’ya dönünce, Stuttgartta, Stuttgart Gözlemcisi gazetesinin başına geçti, Prusya’ya ve Bismarck’a karşı şiddetle mücadeleye girişti. Başlıca eserleri: Gedichte (Şiirler) [1847]; Deutsche Sonnette auf das Jah. 1850 (1850 Yılı İçin Alman Soneleri) [1849]; Kunst und Kritik (Sanat ve Tenkit) [1888]; Politisches una Polemisches (Siyaset ve Polemik) [1895]. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PFAU (Ludwig) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYRONNET veya PEYRONET
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYRONNET veya PEYRONET (Charles ignace, kontu), fransız siyaset adamı (Bordeaux 1778 – Montferrand şatosu, Gironde 1854). İmparatorluğa düşmandı. 1820′de milletvekili, sonra adalet bakanı (aralık 1821-ocak 1828) oldu. Bir basın kanununun (1822) çıkarılmasını sağladı. Kont (1822), Yüksek meclis üyesi (1828) ve Montbel’in yerine içişleri bakanı (16 mayıs 1830) oldu; temmuz kararnamelerinin yazılması ve yayımlanmasına katıldı. Tours’da tutuklanarak yüksek meclis üyeleri tarafından müebbet hapse mahkûm edildi (aralık 1930) ve Ham’da hapsedildi, 1836′da aftan yararlandı; Pensees d’Un Prisonnier (Bir Mahkûmun Düşünceleri) [1834] adlı bir eseri vardır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYRONNET veya PEYRONET hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYREFİTTE (Alain)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYREFİTTE (Alain), fransız siyaset adamı (Najac 1925). Belçika Ortak Pazar ve Euratom konferansında fransız delegasyonu üyesi (1955-1957), 1958′de Dışişleri bakanlığında danışman oldu. Avrupa Parlamento heyetinde Fransa temsilciliği (1959-1962), Birleşmiş Milletlerde delegelik (1959-1960) yaptı. 1962′de devlet bakanı, 1962-1966 arasında istihbarat bakanı, daha sonra bilimsel araştırmalarla atom ve uzay meseleleriyle görevli bakan (1966-1967) ve millî eğitim bakanı oldu. 1965′ten beri Provins belediye başkanıdır. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYREFİTTE (Alain) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PEYNADO (Jacinto Bienvenido)
Tarih 27 Mayıs 2009
PEYNADO (Jacinto Bienvenido), dominikli siyaset adamı (1878-1940). Adalet bakanı (1914-1916) ve cumhurbaşkanı yardımcısı (1934-1938) oldu. 1938-1942 Dönemi için cumhurbaşkanı seçildi, fakat general Leonidas Trujillo’nun siyasî eylemi yüzünden görevi yarıda kaldı. (M)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEYNADO (Jacinto Bienvenido) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİEROLA (Nicolas DE)
Tarih 27 Mayıs 2009
PİEROLA (Nicolas DE), perulu siyaset adamı (Camana 1839-Lima 1913). Avukattı; Albay Prado kaçınca (aralık 1879) diktatörlüğünü ilân etti. Peru’nun Bolivya ile birlikte Şili’ye karşı yaptığı savaşı sürdürmek istedi; yenilince ordu tarafından devrildi ve A.B.D.’ye sığındı. Sonra yeniden cumhurbaşkanı oldu (1895-1899); tuz vergisini koyarak ve altın para sistemine dönerek maliyeyi düzeltti, tek dereceli seçim sistemini kabul ettirdi ve askerlik hizmetini mecburî kıldı. (L)
27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİEROLA (Nicolas DE) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİERLOT (Hubert, kont)
Tarih 26 Mayıs 2009
PİERLOT (Hubert, kont), belçikalı siyaset adamı (Cugnon 1883 – Brüksel 1963). Brüksel’de hukuk profesörü (1908), kato-lik, sonra sosyal-hıristiyan senatör (1926-1946), içişleri (1934-1935) ve tarım bakanı (1936-1938) oldu. 1939′da katolik ve sosyalist bir kabine kurdu, fakat seçimlerde sosyalistlerin kaybetmesi üzerine yalnız ka-tolikler ve liberallerin katıldığı bir kabineyle yetinmek zorunda kaldı. Ordunun teslim olmasından sonra (28 mayıs 1940) Londra’ya gitti ve yurt dışındaki hükümeti yönetti. Kurtuluştan sonraki ilk kabineyi kurdu (1944-1945). [L]
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİERLOT (Hubert, kont) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|