RENYUM
Tarih 29 Haziran 2009
RENYUM i. (Ren nehrinin adından fr. rhenium). Atom numarası 75, atom ağırlığı Re = 186, 31 olan kimyasal element; 1925′te, alman W. ve i. Noddack tarafından, X ışınlarıyle tayfölçümü sayesinde platin ve niyobyum cevherlerinde bulundu.
— ANSîKL. Renyum, 3 150°C’a doğru eriyen parlak beyaz bir madendir. Yoğunluğu 21′dir; dövülebilir ve haddeden geçirilebilir, özdirenci yüksek olduğu gibi elektron yayma gücü de çok fazladır. Kimyasal bakımdan manganeze benzer. 250°C’ta oksitlenir, halojenlerle birleşir, nitrik ve sülfürik asitlerden etkilenir. Oksitlen arasında en önemlileri, renik anhidrit ReOs ile perrenik anhidrit’tir Re2O7; bunlara da renat ve perrenat adı verilen tuzlar tekabül eder.
Potasyum permanganata benzeyen potasyum perrenat KReU4 suda az eriyen renksz bir tuzdur. Renyum üretimi ve uygulamaları son yıllarda büyük bir artış göstermiştir. Ergime noktası çok yüksek mekanik ve elektrik özellikleri çok ilgi çekici olduğundan, ateşe dayanıklı alaşımların yapımında çok kullanılır. Tungstenli alaşımı, yüksek sıcaklıklarda kullanılabilen termoelektrik pillerin yapımında işe yarar; saf tungstenden daha kolay telleşebilen bu alaşım, darbelere dayanıklı lamba filamanı (akkor ve elektronik lambalar) olarak kullanılır. Katalizör olarak da çoğu zaman platine tercih edilir. Renyum genellikle, bakır metalürjisinin alt ürünü olan molibdenit’ten elde edilir. (L)
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENYUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RENK veya RENG
Tarih 27 Haziran 2009
RENK veya RENG i. (fars. reng). Işığın, kendi öz yapısına veya cisimler tarafından yayılma şekline bağlı olarak göz üzerinde yaptığı etki: Hakikatte annecikler altın sarısı ve gök mavisinden başka renklerde de olabilirdi (R.N. Güntekin).
Sonra dizlerden aşağıya çizmelerin üstüne dökülen, açık gümüş renginde bir çerkes mantosu yaptırdım (Ş.S. Aydemir). Bak! Dünya renkler içinde! // Bu güzel dünya içinde (O. V. Kanık). // Mec. Görünüş, tarz, şekil: «Hüsn-ü Aşk» devrin edebi hayatına yeni bir renk, yeni bir çeşni getirmiştir (N. A-raz). Pek rengine aldanma felek eski felektir; // Zira feleğin meşreb-i nâsazı dönektir (Ziya Paşa). // Esk. Hile, oyun, düzen: Bülbül-i surideve güller acep renk ettiler (Baki).
— ÇEŞ. DEY. Renk almak, yeni bir renk kazanmak: Mavimsi bir renk aldı. // Renk cümbüşü, değişik renklerin oluşturduğu karışım: Yalnız renk cümbüşünü değil, siyah beyazı öyle hünerle kaynaştırır ki (Y. Z. Ortaç). || Renk vermek (veya katmak), neşeli ve canlı bir özellik kazandırmak: Onun gelişi bu toplantılara bir başka renk verdi. // Renk vermemek (veya rengini belli etmemek), duygu veya düşüncesini saklamak, açığa vurmamak: Çok korkmasına rağmen renk vermedi. || Rengi atmak (kaçmak veya uçmak), solmak: Elbisenin rengi attı. Korku, heyecan v.b. durumlarda benzi sararmak: Hatçe’nin rengi attı (Yaşar Kemal).
|| Rengi çalık, solmuş, solgun. || Rengi çalmak, renk bakımından benzemek: Rengi sarıya çalıyor. || Rengi değişmek, eski durumunu yitirip yeni bir nitelik ve anlam kazanmak: Sizi uzun, ince vücudunuzla, menekşe gözlerinizle karşımda görünce her şeyin vengi değişti
(R. N. Güntekin). || Rengi tutmak (veya uymak), renk tonları birbirine benzemek: Bu iki kumaşın rengi birbirini tutuyor. \\ Renkten renge girmek, çek utanarak kızarıp bozarmak, sıkılmak: Nuri efendi renkten renge girerek: — Ne oldu anne, çabuk söyle (H. R. Gürpınar).
— Esk. Reng-âmiz, renk renk, çeşitli renklerde: Ekseri rengâmiz şal ve harirden serbendler sarınıp… (Naima). || Reng-âver, hileci, düzenci, dalavereci.
— Bot. Bitkilerin renkleri. Bk. ANSiKL.
— Boyacılık. Çevre renkleri, belirli bir yerin değişik yüzeylerine görüş rahatlığını sağlamak amacıyle vurulan, genellikle boyalar aracılığıyle elde edilen renk. || Görevsel renkler, belirli bir çalışma yerinin değişik yüzeylerine, çalışanların görüş rahatlığını arttırmak, yorgunluklarının azalmasına katkıda bulunmak ve üretimlerinin verimini çoğaltmak amacıyle vurulan ve genellikle boyalar aracılığıyle elde edilen renk. // İşaret veya güvenlik renkleri, çalışma yerlerinde, değişik yüzeylere, çalışanların dikkatini belirli tehlikelere çekmek, gidiş-geliş yollarını göstermek ve özellikle güvenlik aracılığıyle elde edilen renk. Bk. ANSiKL.
— Ed. ve G. santl. Yerel renk, bir milletin, bir dönemin medeniyetini, orijinal niteliklerini hatırlatmağa yarayan kavramlar bütünü. Bk. ANSiKL.
— Kim. Renk giderici, bazı maddelerin rengini kaybetme özelliği taşıyan kimyasal madde. (Bu renk giderme, ya boyarmad-denin soğurulmasından [hayvanî kömür] ya da bir redoks tepkimesinden [renk giderici klorürler] ileri gelir.)
— Metalürji. Meneviş ve tav renkleri, ısıtma sırasında çelik parçaların aldığı değişik renk tonları. Bk. ANSiKL.
— Mus. Rengi dil, türk musikisinde bir makam. Bk. ANSiKL.
— Opt. Bk. ANSİKL.
— Oyun. İskambil kâğıtları üzerindeki dört değişik işaret; genel olarak iki renkten meydana gelir: kırmızı ve siyah (sinek, karo, kör, pik). i| Renge oynamak, rulette, kırmızı veya siyaha para basmak.
Petr. Bk. ANSiKL.
— Res. Renklerin bir tablo içindeki dağılımı, renk uyumu: Rubens’in, Tiziano’nun, Claude Lorraine’in rengi. Bk. ANSiKL.
— Sanay. Renk giderme, işlenmiş ürünü istenen renge getirebilmek için, bir üründeki tabiî pigmentlerin veya renkli ayrışma maddelerinin yok edilmesi. Bk. ANSiKL.
— Teknol. Ana renk, boyacılıkta, diğer renklerin tür ediği renkler.
— Tekst. Renk sağlamlığı, bir kumaş boyasının çeşitli etkinlere dayanma niteliği. (Tekstil boyalarının renk sağlamlıkları çeşitli usullerle denenmiş ve her boyanın ışığa, suya, asitlere, deterjanlara, dinklemeye deniz suyuna v.b.lerine karşı direnci ayrı rakamlarla belirtilmiştir.) || Sağlam renk, zamanla solmayan renk. || Zayıf renk, kumaş üzerinde iyi tutunmayan ve kullanıldıkça veya yıkandıkça solan renk.
— ANSiKL. Bot. Bitkilerin renkleri. Bitkilerde klorofilden ileri gelen yeşil renkten başka, en çok renkli olan kısımlar üreme organlarıdır (çiçek ve meyve).
Bununla beraber, yaprak ve sap gibi diğer organlarda ve asalaklı kısımlarda değişik renklere rastlanabilir (begonia rex, co-leus, firfiri kayın ve bazı mazılar).
Yaprak tamamen düşmeden önce klorofil kaybolur, sarı ve kırmızı gibi diğer boyalar ortaya çıkar ve ormanlara sonbahar rengini verir.
Suyosunlarının rengi doğrudan doğruya bunların su altında yaşadığı derinlikle ilgilidir ve sınıflandırılmalarına esas teşkil eder. Mantar sporlarının rengi çok önemli bir özelliktir. Sporlar beyaz, pembe, esmer ve siyah olur.
— Boyacılık, ön planda oynadığı estetik rol dolayısıyle, bir boya tabakasının rengi, kullanan için temel bir nitelik taşır. Buradan bir boya fabrikasında çalışan renk uzmanının yaptığı işin önemi anlaşılabilir. Bu kişinin görevi, firmanın imal ettiği temel renklerinden meydana gelen paleti ortaya çıkarmak ve sözü geçen renklere karşıt renkler bularak, bunları, mümkün olduğu kadar mükemmel bir yapım düzgünlüğü içinde, çeşitli hammaddeleri kesin sınırlarla tanımlanan oranlarda kullanarak, istek üzerine imal etmektir.
Bir kuru tabakanın rengi (az veya çok parıltılı), katı maddelerin (doku boyası ve yüküm maddeleri) ezilme inceliğine, katı maddelerin kendilerine has niteliklerine (boyama, kaplama), asıltı ortamının renk ve tabiatına bağlıdır. Renklerin nispî ölçüleri, laboratuvarlarda değişik modellerdeki renkölçerler yardımıyle yapılmaktadır.
— Ed. Resim terimlerinden olan yerel renk deyimi, ancak romantik devirde tiyatro üstüne, yapılan tartışmalar sırasında edebî bir anlam kazandı (1809′dan sonra B. Cons-tant’da: Reflexions Sur la Tragedie de Wallstein [Wallstein Trajedisi üstüne Düşünceler]). Saint-Evremond veya Racine’de (Bafazet’nin önsözü), daha sonra Volltaire’-de trajedilerin sahneye konuşu sırasında eski töreleri doğru olarak yansıtma kaygısı varsa da Chateaubriand’ın (Les Martyrs [Din Şehitleri]), W. Scott’un yazdığı romanların ve tarihçilerin yaptığı (A. Thierry, Michelet) çalışmaların etkileriyle medeniyetler veya tarih devirleri arasındaki farkların modern anlamda kesinlikle belirlenmesi için XIX. yy.ı beklemek gerekir. Romantik dramın tutkularından biri, geçmişin gerçeğe uygun bir tablosunu çizmekti; kişilerin psikolojisinde olduğu kadar töre veya dekorun çizilmesinde de (Cromwell’in önsözü) yerel renge uymak gerekirdi.
Bu tarihten sonra dramatik gerçeğin en eski şartlarından biri haline gelen yerel renk, aynı zamanda tarihî veya egzotik romanın ve tasvirî veya epik şiirin (Leconte de Lisle’in Poemes Antiques [Eskiçağ Şiirleri], V. Hugo’nun La Leğende des Siecles [Yüzyılların Efsanesi] adlı e-serleri) başlıca çekici yanı oldu. Günümüzde bir kavram, üstünde uzun süredir tartışılmasına rağmen edebiyat sanatının temel unsurlarından biri olarak ortaya çıkar; bu unsurlar, yazarlara göre, bazen insanın farklı yanlarını, bazen de tersine bütün insanlıkta ortak olan bazı özelliklerin, görüntülerin dışında süreliliğin değerini ortaya koyar.
— Metalürji. Bir fırında veya bir demirci ocağında, hava temasında tedricî olarak ısıtılan bir çelik veya demir lama, sıcaklık yükseldikçe, meneviş renkleri denilen aşağıdaki renk tonlarını alır: 260°C’ta açık saman sarısı; 280°C’ta saman sarısı; 300°C’ta kehribar rengi; 305°C’ta kahverengi; 310°C’ta güvercin boynu; 320°C’ta mavi; 336°C’ta gri-mavi; 350°C’ta yeşil;
360°C’ta gümüşî gri; 400°C’ta kurşunî. Bu meneviş renkleri donuktur.
Isıtmaya devam edilirse, bir süre sonra, tav renkleri denilen aşağıdaki renk tonları elde edilir: 570°C’ta koyu kırmızı; 635°C’ta koyu kiraz kırmızısı; 746°C’ta kiraz kırmızısı; 843°C’ta açık kiraz kırmızısı; 900°C’ta turuncu; 940°C’ta açık turuncu; 996°C’ta sarı; 1080°C’ta açık sarı; 1200°C’ta beyaz. Demirciler eskiden, çeliklerin sıcaklık derecesini anlamak için bu renk değişimlerinden yararlanırlardı. Bugün sanayide, yüksek sıcaklıklarn ölçülmesine yarayan çok hassas âletler vardır.
— Mus. Rengi dil, neveser birleşik makamının acemaşiran – fa perdesindeki şeddidir. Güçlüsü, beşinci derece olan çargâh -do perde sidir. Donanıma si ve mi koma ( d ), la ve re bakiye ( b ) bemolleri konulur. Seyri, inici çıkıcıdır. Dizisinde nisebi şerife sayısı 6 olduğu için gizli mütenafirdir. Orta sekizlideki sesleri peşten tize doğru, acemaşiran, rast, zengüle, segah, çargâh, hicaz, dikhisar ve acem tertibindedir. Bu makama örnek olarak Halis Beyin Yürük Semai’si, Sadettin Arel’in iki Saz Semai’si, iki Durak’ı ve iki Gazel’i gösterilebilir.
— Opt. Bazı eskiçağ düşünürlerinin sandıkları gibi renk, cisimlerin özgül ve maddesel özelliklerinden biri değildir. Cisimlerin kendilerini aydınlatan ışığa göre renk değiştirdiğini Epikuros daha o zamanlar fark etmiş ve buradan, cisimlerin kendiliklerinden renkli olmadıkları sonucuna varmıştı. Descartes ve Böyle da bu görüşe katılmışlar, fakat renk teorisi ilk defa Newton tarafından, Optik inceleme (Opticus) adlı kitabında açıklanmıştır. Güneş ışığı karmaşıktır; dalga boyları ve kırılma indisleri farklı sonsuz sayıda ışınımdan meydana gelir; bu durum, güneş ışığını bir prizmadan geçirerek elde edilen güneş tayfı’nın analizinde kolayca görülebilir. Newton güneş tayfında yedi renk ayırt etti: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu, kırmızı. Gerçekte, bir renkten öbürüne geçiş, ara ışınımlar sayesinde fark edilmez bile.
Demek ki, bu ışınımların tümünü alan bir yüzey hepsini olduğu gibi yansıtırsa, söz konusu yüzey beyaz’dır denir; fakat bir kısmını yutup, yalnız geri kalanları yansıtırsa, yansıyan ışınımların birleşmesinden doğan bir renklenme ortaya çıkar. Siyah cisimler ise, gelen ışığın hepsini yutar. Kırmızı bir cismin rengi kırmızılar hariç bütün ışınımları yutarak alıkoymasından veya hiç değilse, öbür ışınımları kırmızılardan daha büyük oranda yutmasından ileri gelir.
Eğer bütün ışınımlar eşit oranlarda yutu-lursa, cisim gri gözükür. Şu halde renk, maddenin ışık üzerine etkime tarzından başka bir şey değildir veya Tyndall’ın ifadesine göre ışığın uğradığı işlem’in sonucudur. Çeşitli ışık kaynakları farklı ışınımlar yaydığına göre bir cismin rengi kendisini aydınlatan ışık kayna-ğıyle değişir. Meselâ nesnelerin gün ışığında ve elektrik ışığında değişik renkte görünmesi bundan ileri gelir. Mavi bir nesne karanlık bir odada bir mum ışığıyle aydınlatılırsa, mavi olarak değil de solgun beyaz bir renkte gözükür. Sarı sodyum ışığı tutulan insan çehreleri, ölü yüzü gibi kirli-sarı bir renk alır. Saydam cisimlerin, sadece bazı ışınımları geçiren filtre rolü oynaması da. bu yüzdendir ve yayılan ışığın rengi, cisimden geçen ışınımlara bağlıdır.
Basit, bileşik, tamamlayıcı renkler. Basit renkler, her biri ayrı bir frekans veya ayrı bir dalga boyu ile belirlenen tayf ışınımlarıdır; bu ışınımların dalga boyu 0,4 mikron (mor) ile 0,8 mikron (kırmızı) arasında değişir. Basit renkler ikinci bir prizmadan geçerken yeniden ayrışmazlar. Birbirleriyle birleşerek, bileşik renkler denilen çeşitli renkleri verirler. Karıştıkları zaman beyaz hissini uyandıran renklere de tamamlayıcı renkler denir. Helmholtz, farklı ışınımlar aynı yerde kesişecek şekilde birçok tayfı üst üste getirerek, birçok rengin karışmasından elde edilen rengi incelemişti. Newton ise özel bir âlet kullanıyordu (renk çemberi), ikişer ikişer gruplaşmış tamamlayıcı basit renkler şunlardır: mor, yeşilimsi sarı; lâcivert, sarı; mavi, turuncu; yeşilimsi mavi, kırmızı.
Renk kontrastları. Yan yana gelmiş iki renk karşılıklı olarak birbirini etkiler. Chevreul, iki renkli bandı yan yana koyarak yaptığı deneylerden şu sonuçlara vardı:
1. renklerden her birinin tonu, öbürünün tamamlayıcı rengiyle karışarak değişir;
2. yan yana konan renkler tamamlayıcı renklerse, her biri daha canlı ve saf görünür;
3. bir renk beyazın veya siyahın yanına getirilirse, tamamlayıcı renginde bir haleyle çevriliymiş hissini verir ve daha canlı görünür;
4. iki renk arasında belli bir mesafe bulunsa bile, yine aynı etkiler az da olsa meydana gelir. Gölgelerin rengi bu yoldan açıklanabilir: bir mumun (alevi kırmızı-turuncudur) verdiği gölge maviye çalar.
Ressamların iyi bildiği bu özellikler, yeni-izlenimcilik a-kımına temel olmuştur. Kuvvetli bir ışıkla aydınlatılmış renkli bir nesneye dikkatle baktıktan sonra, bütün öbür nesnelerin belli bir süre, ilk nesnenin tamamlayıcı rengiyle değişikliğe uğramış renkte görülmesi olayına art arda kontrastlar denir. Renk gamı. Renklerin de tıpkı sesler gibi bir gamı, yani tabiatın verdiği bir bağıntı düzeni vardır. Bu gamda prizmanın yedi rengi yer alır: mor, lâcivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı. Bu yedi renk arasında ana renk kabul edilebilecek üç renk vardır; bunlar sarı, kırmızı ve mavidir. Resim dilinde her renk bir ton olarak adlandırılır. Kendi temel tonunun çevresinde toplanmış tonların hepsine birden ton yelpazesi denir. Gam, müzikte neyse resimde de odur; yani yedi tonun kendilerine has bir sıra ve bağıntı içinde biraraya gelmesidir. Bu gam, kendi bileşim yönünden değilse bile, tonların açıklık-koyuluk dereceleri veya tonların yan yana getirilmesiyle elde edilebilen renk bileşimleri yönünden sonsuza kadar değişebilir. Girişim renkleri. Bk. GİRİŞİM.
— Petr. Renk, rafine edilmiş petrol ürünlerinin en önemli niteliklerinden biridir; ürünün içindeki yabancı maddelerin varlığı en kolay şekilde renginden anlaşılır. Nitekim özel benzinler, tıpta kullanılan yağlar ve bazı kerozenler «su beyazı» yani su gibi duru olmalıdır; dizel yağı uçuk sarı, yağlama yağları biraz daha koyu sarı renkte olursa kalitelidir. Buna karşılık, hidrokarbonlu yakıtların çoğu, kolayca tanmabilmesi için sunî olarak boyanır. Petrol ürünlerinin rengi, bir renkölçerle tespit edilir.
— Res. Renklerden yararlanabilmek için değişik renklere özgü ışıldama yeteneğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bu renklerden bazıları, bitişik tonlara bulaşacak bir ışın saçımı gücüne sahiptir. Mavi, diğer renklerden daha çok, komşu renklerle aynı titreşime girerek onların rengini bozar; kırmızının yanında ise bu rengi morlaştırır; sarının yanında ise yeşilleştirir; beyazın yanında renklenmesini sağlar. Gözümüz en fazla mavi karşısında hassastır. Göz, mavi ton serisi içinde 1/205′ten 1/288′e kadar varan bir ışık şiddeti farkını algılayabilir, oysa kırmızı için bu ışık şiddeti farkı, 1/16′dan 1/70′e kadardır. Bu durumda kırmızının derecelenmeleri, mavininkine oranla daha az görülebilir niteliktedir. Gerçekten de, aydınlığın artmasıyle meydana gelen göz kamaşması mavide, kırmızıdan daha çoktur. Şüphesiz bu renk özellikleri, bir hareketten edindiğimiz duyuma benzettiğimiz duyumların kaynağını meydana getirir. Renkler, bizde bir mekanizma etkisi yaratır; ilerler veya geriler. Soğuk renkler (maviden mora kadar olan seri) ilerler; sıcak renkler (kırmızıdan yeşile kadar olan seri) geriler. Pilinius, «neşeli» renkleri, «ağır başlı» renk gruplardan ayırıyordu. Goethe, renk gruplarını «olumlu» ve «olumsuz» olarak, Fechner «etken» ve «kabul eden» olarak sınıflamıştı. Renklerin bu mekanizması, gözde bir üçüncü boyut etkisi yaratacak kadar tesirlidir ve renkli bölümlerinin değiştirilmesiyle bir kompozisyonu değişikliğe uğratmak mümkündür.
Tonlar, aynı çarpma gücüne sahip değildir; etkilen niceliklerine bağlıdır. Eşdengede bir duyum yaratabilmek için, sarı bir yüzeyin, dengelemek istediği kırmızı yüzeyden üçte bir oranında daha fazla alan kaplaması gerekir. Charles Henry, sarının asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 27 katının duyumuna eşit bir duyum yaratmak için, mavinin asgarî algılanabilir mutlak şiddetinin 100 katının gerektiğini hesaplamıştır, öyleyse verici kaynağın boyutları, doygunluğun temel unsurudur. Başka bir deyimle, geniş bir mavi yüzey, aynı maviye sahip daha küçük bir yüzeyden daha mavidir. Aynı şekilde hava perspektifi meselesi de doygunluk meselesine bağlıdır.
Alacalı bir nesneden meselâ renkli bir örnek kartından yavaş yavaş uzaklaşılırsa, kartın üzerindeki lekeler, kimliklerini kaybedinceye kadar gittikçe ufalan görüntüler sunarak yavaş yavaş daralır ve birbirleri üstüne taşar. Oysa böyle bir örnek kartında, birçok unsurun tamamlayıcı renklere sahip olmaması imkânsızdır; öyleyse bunlar birbirini ortadan kaldıracaktır; başlangıçtaki alacalılık, tamamlayıcı renklere sahip olduğu oranda çeşitliliğinden kaybedecek ve lekeler ne kadar dara bu kayıp o kadar tam ve çabuk olacaktır. Buradan, dekoratörlerin sanatı bakımından önemli bir sonuç çıkarılabilir. Bu sonuç uzaktan kimliklerini ve tonlarını koruyan yüzeylerin, sadece tek renkli yüzeyler olduğudur. Ayrıca titreşimleri yayan yüzeyin düz ve parlak olması gerekir. Aksi halde ışık, maden, kil veya kumaş gibi çoktaneli bir yüzeye çarparsa, renkli ışımalar, düzensiz bir şekilde dizilmiş pek çok küçük yüzeyden önemli miktarda saptırılacak; istenilen tarafa değil, bu sayısız yansıtıcı tarafından her yöne gönderilecek ve yansıyan ışınlar, değerlerini düşüren küçük gölgeler yüzünden zayıflayacaktır. Gerçekte de, rengin değeri saf renge karıştırılmış beyaz ve siyah renk vasıtasıyle tedricen belirlenen sapmadır. Beyazın etkisi altında buna, «yıkanmış» veya «kopmuş», siyahın etkisi altında ise «indirilmiş» denir. Değer, bir renk karışımını ifade eden «nüans»tan farklıdır. Ancak, bu tanımlamalar renklerin temel fenomenolojilerine değil, kullanılmalarına aittir.
Bununla birlikte, bir cisim tarafından yansıtılan belli bir tayf parçası ve enerjinin geçici bir durumu olan ve insan gözleri gibi değişken organizmalar tarafından algılanan renk, hiç olmazsa yaklaşık olarak tanımlanabilir. Fizik analiz bile, fizikçiler ve kimyacılar tarafından olduğu kadar, ressamlar, boyamacılar ve boyacılar tarafından da kabul edilen (1671 Colbert yönetmeliği ve eski korporatif tüzükleri) genel terimlere dayanmaktadır. Bu genel kabullerin, bir temel renk üçlemesini (mavi, kırmızı ve sarı) varsaymaları dikkat çekicidir.
Bu renklerin iki, üç v.b. yanlı bileşimleri çok geniş bir ton türemesini sağlar. Renklerin kullanılmasını düzenleyen sistemler de aynı şekilde bir üçleme üzerine kurulmuşlardır. Delacroix kendine, her biri üç temel renkle ayrılmış, 120 derecelik üç kısma bölünen çember şeklinde bir kadran yapmıştı. Çemberin bu üç parçasından her biri iki yanlı bir tonla ikiye ayrılıyor ve böylece meydana gelen bölümler de bileşik tonlarla bölünüyordu, üstat bu yolla, tam karşıtlığı yani, tamamlayıcı renkleri bulmasını sağlayan güvenilir kılavuzlar elde etmiş oluyordu. Chevreul’ün Gobbelins halı yapım evleri için yaptığı renk çemberinde de aynı ilke uygulanıyordu; üç parçadan her biri, kavuniçi, erguvan ve yeşille ve üçüncü bileşimlerle 720 bölüme ayrılıyordu. Diğer yandan çember, siyahın on değeriyle art arda indirilmiş on eşmerkezli bölgeye ayrılıyordu. Bilgin bu yolla, 14 400 ton elde ediyordu. Ama bu rakamın sınırlı olmasından başka, Chevreul’ün sisteminde bazı renklere hiç yer de verilmemişti. Chevreul, bunları nitens diye adlandırmıştır. Charles Henry ise, bir tondan diğerine geçiş bölümlerinden meydana gelen bir renk çemberi üstünde kullanılabilir bir «estetik iletici» yaptı. Fakat bütün bu kullanma metotları boyayıcı maddeler’e uygulanmıştır ve renkli ışıklar fenomenolojisi ile ilgili değildir.
Gerçekte, ressamın üç temel rengi, fizikçinin temel renkleri değildir. Göz siniri, kırmızı, yeşil ve morun yani görüntünün temel bölümlerinin uyandırdığı duyumu iletir. Gerçekte, Young’ı ve sonra Helmholtz’u bu sonuca götüren analizler, daha sonra, morun yerine maviyi koyan Maxwell tarafından kabul edilmemiştir. Hering, kırmızı, yeşil, sarı ve maviden meydana gelen dört temel renk kabul etmekte ve böylelikle Leonarda da Vinci’nin optiğine katılmaktadır. Renk etkileri, insan ağtabakasının dört konisi tarafından alındığına göre, organın bazen bir alanı, bazen diğer bir alanı dış uyartıdan etkilenmektedir.
Işık şiddetinin en çok olduğu kadar en az bulunduğu sırada da gözün, bazı önemli farkları algılayamaması yaptığı değerlendirmelerin kesin olmayışını yeterince açıklamaktadır. Çok aydınlık olduğu zaman nesneler bize çok açık, buna karşılık, loş ışıkta nesneler en koyu olanlar kadar koyu gözükmektedir. Gözümüzde, doygunluk ışıklılığa bağlanmaktadır. Rengin bu gücü duyarlığımız üzerinde büyük etki yapmaktadır: renk canlı varlıkların fizyolojisini bile şartlandırır, insan, renklerin psiko-fizyolojik etkilerini duymaktadır: mavi bir ortam yatıştırıcı, kırmızı bir ortam dürtücüdür. Bazı çizgisel üstünlüklere sahip oldukları zaman renkler, yasaklayıcı veya güç arttırıcıdır. Charles Henry renklerin «zevk veya engelleme duygusu» uyandırdığını söylemektedir. Konuşma dili, renklerin bu özelliğini «kaçıcı» tonlar ve «çekici» tonlar ayırımını yaparak belirtir.
Bu deneysel görüşler üstüne bir doktrin kurmak mümkündür.
Goethe kendiliğinden, morla sevinç fikrini, kırmızıyle güç fikrini, koyu mavi ile sükûn ve soğukluk fikrini birleştirirken ve yeşile çekicilik fikrini, canlı sarıya gülünç fikrini, açık sarıya soyluluk fikrini bağladığı zaman gerçeği ortaya koyuyordu. Aynı şey çağlar boyunca ve yerlere göre, değişik renklere atfedilen ve genellikle çelişen anlamlar için de geçerlidir. Ortaçağda sarı lânetlilerin, yeşil âşıkların rengi değil midir? Rimbaud’nun sonesinde renklere bağlanmış seslilerin sembolizmi sadece edebî bir buluştur. Buna karşılık, tedavi ve koruma alanında gerçek bir renk kullanma tekniği uygulanmıştır. Daha 1913′te, bir fransız hekimleri meclisi, hastahane salonları duvarlarının, bölümlerine uygun olarak boyanmasını öğütlemekteydi: «coşkunlar için mor, umutsuzlar için kırmızı, ağır kanlılar için sarı»; aynı zamanda okulların yeşile, kışlaların kavuniçiye boyanmasını da tavsiye etmekteydi.
Sanayi bugün renklerin özelliklerinden, gerek işçilerin dikkatlerini kolaylaştırıp yorgunluklarını azaltmak, gerekse her türlü tehlikeyi işaret ederek kazaları önleyebilmek amacıyle yararlanmaktadır. Ford fabrikalarında önlerinden ateşler fırlayan madenî parçalar, yanan gazin mavisinin karşıtlık yapabilmesi için kavuniçiye boyanmıştır. Bazı renkler, bugün, işaret olarak evrensel bir uygulama görmektedir: sarı şeritler mekanik bir tehlikeyi, kavuniçi şeritler termik bir tehlikeyi belirtmekte; yeşil haç yardım istasyonunu, canlı kırmızı bir fon yangın malzemesini işaret etmekte, mavi şekiller dikkat çekmek için kullanılmaktadır. Renk kullanılmasının kurallara bağlanmasından bu yana, iş kazalarında hafif bir azalış ve verimde büyük bir artış kaydedilmiştir. Diğer yandan mimarî, kendi yönünden, renkleri sadece zevklerin tatmini için değil fakat aynı zamanda, psiko-teknik amaçla da kullanılmaktadır.
— Sanay. Yağlı maddelerin bileşiminde, üretim sırasında hammaddeye uygulanan aşırı ısıtmanın etkisiyle meydana gelen renkli maddeler bulunur. Renk giderme, ya renk açıcı topraklar veya etkinleştirilmiş kömür üzerine soğurma ya da kimyasal etki (karbonlaştırma, yükseltgeme veya
indirgeme) yoluyle uygulanır. Yemeklik yağlar için özellikle yüze soğurma metotlarından yararlanılır; katı ve sıvı sanayi yağları, özellikle donyağlar için sodyum klorit kullanılması hızla yayılmaktadır. Tekstil sanayiinde, gerek kumaşları beyazlatmak, gerek kendisi renksiz olduğu halde yabancı maddelerle kirlenmiş organik eriyikleri arıtmak için renk giderme etkenlerine başvurulur. Bk. BEYAZLATMA, RAFİNERİ.
Basmacılıkta, bazı desenler renk gidermeyle elde edilir; top halinde tek renk boyanmış bir kumaşa, buharlaşma sırasında elyafa zarar vermeden boyarmaddeyi yok eden renk sökücü bir karışımla desen verilir. Böylece renkli fon üzerinde beyaz bir desen elde edilir.
Renk sökücü olarak ya yükseltgen (potasyum veya sodyum klorat, hipokloritler, nitratlar v.b.) ya da indirgen maddeler (çinko klorür, glikoz, sodyum hidrosülfit) kullanılır. Işık da renk giderici olarak etki eder; özellikle anilin türünden boyarmaddelerle elde edilmiş renkler üstünde etkilidir. Sülfüröz asit de çok etkili bir renk gidericidir.
Petrol ürünlerinin rengini gidermekte, ya sülfürik asit, ya da genellikle emici topraklar (tabiî veya etkinleştirilmiş) kullanılır. Perkolasyon metodu, yağı bir kuleden geçirdikten sonra, tekrar kullanmak üzere emici toprağı silindir biçiminde bir döner fırında kavurmağa dayanır. Daha yeni o-lan temas metodunda ise, toprak ve yağ sıcakta karıştırılır, sonra döner bir tambur veya özel bir filtreyle süzülür.
♦ Renk renk sıf. Her renkten olan, çok renkli, çeşitli renklerde görünen (şey): Karalı ve denizli ve renk renk memleketli, i Mektep hatırası bir haritam vardı benim
(C.S. Tarancı). Renk renk çiçekler. (LM)
27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENK veya RENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REGNOLİT
Tarih 26 Haziran 2009
REGNOLİT i. (C. Regnoli’nin adından fr. regnolite). Miner. Tabii demir, çinko ve bakır arsenyosülfür. (L)
26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REGNOLİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REÇİNE
Tarih 25 Haziran 2009
REÇİNE i. (ital. resina’dan). Katı veya yarı akışkan, saydam, kolay ergiyen, suda çözünmeyen, billûrlaşmağa elverişsiz veya az elverişli organik madde.
(Bk. ANSiKL. Kim. bölümü.)
\\ Reçine sakızı, tabiî veya sunî terlemeyle elde edilen tabiî reçine ve zamk karışımı.
(KEDİ BALI da denir.) [Reçine sakızları, genellikle sıcak bölge bitkilerinden, özellikle de maydanozgiller veya sakızağacıgillerden üretilir.] || Petrol reçinesi, petrolde bulunan koyu renkli, yarı katı maddeler grubu; karmaşık yapıları, iki ağır hidrokarbon molekülünün oksijen alarak yoğunlaşmasından meydana gelir.
Sunî veya sentetik reçine, kimyasal yolla elde edilen reçine; sonsuz polimerleş-me veya polikondansasyonla meydana gelen makromoleküllü bir maddedir. || Tabii reçine, bitki veya fosilden elde edilen reçine.
Bot. Reçine keseleri, bir kısım açıkto-humlu bitkilerle benzerlerinde bulunan ve reçineli maddelerin birikmesine yarayan küçük keseler.
— Eczc. Kokulu reçine, bazı bitkilerde bir esans ile bu esansın oksitlenmesinden oluşan reçinenin tabiî karışımı; damıtma ile, sıvı yağ ve katı reçine halinde iki kısma ayrılır: Terementi, bir kokulu reçinedir. Bk. ANSiKL.
— Foto. Işığa duyarlı reçineler. Bk. ANSİKL.
— Miner. Fosil reçine, oksijenli tabiî hidrokarbon; başlıca türleri şunlardır: kopalın, ösmit, tasmanit, süksin veya kehribar, hartit, ambrit, piropisit, retinasfalt, valkovit v.b.
— Ormanc. Reçine alma, çamın gövdesine çentikler açarak reçine akmasını sağlamak. || Reçine kabı, çam ağaçlarından akan reçineyi toplamak için kullanılan kap. || Reçine toplanması. Bk. ÇENTİKLEME.
— Plast. mad. Fenoksi reçinesi, epiklor-hidrin ile bisfenol A’nın, epoksitli grupların oluşmasını önleyecek şartlarda yoğunlaştırılmasından elde edilen reçine. Bk. ANSiKL.
— Ted. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Eczc. Kokulu reçine’ler bitkiden ya tabiî olarak veya açılan çentiklerden sızar. Bu sızıntının örnek tipi terementidir. Kokulu reçine, reçine ile terpenik bir uçucu yağın karışımıdır. Az çok yumuşak bir kıvamdadır, fakat zamanla, içinde bulunduğu kabın şeklini alır. Polarize ışığa etkilidir. Kokulu reçine çeşitli bitki familyalarından elde edilir: kozalaklılar (terementi), sakızağacıgiller (sakız, mekke terementisi), baklagiller (kopahu) v.b.
— Foto. Işığa duyarlı reçineler. «Foto-polimer» denen plastik maddeler, maden, cam, seramik, mine v.b.nin yüzeylerini ışığa duyarlı hale getirmeyi sağlar. Pnömatik bir şasi içinde sımsıkı temas halinde tutulan bir fotoğraf klişesi üzerine morötesi ışınlar gönderdikten sonra, çok basit işlemlerle, asitle kimyasal oyma veya fırında emaylama yapılabilir. Görüntüler sabit olduğu gibi asitlere ve yüksek sıcaklıklara da dayanıklıdır.
— Kim. Reçinelerin, esansların oksitlenmesiyle meydana geldiği sanılır; birleşiminde, suda erimeyen ve alkolde eriyen terpen türevleri, yağlar ve organik eriticiler vardır. Reçine tabiî olarak kozalaklılardan ve terebinthaceae familyası bitkilerinden elde edilir. Tedavide merhemlerin sanayide birçok boya ve verniğin birleşimine girer. Sanayide kullanılan bellibaşlı iki reçine tipi, kolofan ve kopaldır; kolofan çam ağacının sakızıdır, terebentinin bileşiminde dörtte üç oranda bulunur; kopal, sıcak ülkelerde yetişen çeşitli bitkilerin sakızıdır ve sert kopal (zengibar, madagaskar kopalı), yarı sert kopal (kongo, manilla kopalı, kauri), yumuşak kopal (dammar, elemi, takamak, sandarak, akroit, gomalak) olmak üzere üçe ayrılır. Bunlar Alkol esterleri ve molekül ağırlığı yüksek reçine asitlerinin karışımından ve terpenik seriye ait hidrojen karbürlerinden oluşur; değerleri renklerine göre değişir.
Sunî reçinelerin sayısı çoğalmıştır, başlıca iki tip ayırdedilir: termoplastik reçineler, ısı ile sertleşen reçineler; Termoplastik reçineler ısı ile yumuşar, kolay şekil alır ve yapışır; ısı ile sertleşen reçinelerin hepsi polikondansasyonla elde edilir; bu kondansasyonun sonuna kadar istenilen biçime sokulabilir ve ancak bir süre piştikten sonra sertleşir. Termoplastik reçineler, nitroselüloz reçinelerini, selüloz asetatını, selüloz esterlerini, polivinilik ve poliakrilik reçineleri (polistiren, alkol, polivinilik asetal, polivinil klorür ve asetal), kumaron ve inden reçinelerini, klorlu kauçuk reçinelerini, izomerleştirilmiş kauçuk reçinelerini v.b. kapsar.
Isı ile sertleşen reçineler, formik ve fenolik reçineleri, alkidleri (gliseroftalik reçineler), aminoplast reçineleri (üreformol reçineler), silikon reçineleri v.b. kapsar. Reçineler doğrudan doğruya veya bazı yağlarla değişikliğe uğratılarak sanayide yapılan vernik ve boyaların başlıca yağlayıcı maddesini meydana getirir; reçineler sayesinde dış etkenlere çok iyi dayanan kaplama maddeleri yapılmıştır. Polyester, poliamit ve poliüretan reçinelerin ve epoksit reçinelerin bulunma-sıyle inşaatta ve sanayide kullanılan boya ve verniklerin fiziksel ve kimyasal nitelikleri düzelmiştir.
Petrol reçineleri, tabiî olarak bulunduğu yağlı hammaddelerden sülfürik asitle işlenerek, propanla çözeltilerek veya renk giderici toprağa emdirilerek elde edilir. Petrokimyada tabiî reçineler (rinilik veya akrilik reçineler) ayarında plastik maddeler elde edilir (msl. kaplama ve vernik yapımında kullanılan epikot).
— Plast. mad. Fenoksi reçineleri, epoksit reçinelerinden farklıdır. Bunlar kendilerine termoplastik özellikler kazandıran çizgisel molekül yapılarıyle de epoksit reçinelerinden ayırt edilebilir. Bu yüzden, sonradan pişirmeksizin kullanmak mümkündür. Bununla birlikte, izosiyanatlar, anhidritler, triazinler ve melaminlerle işlenirlerse, zincirler arasında işlenmiş ürüne ısı etkisiyle sertleşme özelliği kazandıran enine bağlar meydana getirerek değişebilirler. İlâç şişeleri dökümüne elverişli olan bu reçineler çok saydam ve dayanıklıdır; havayı ve nemi geçirmez.
— Ted. Sentetik reçineler tedavide kullanılmadan önce, sanayide suların temizlenmesinde ve madenlerden arınmasında kullanılmıştır. Bu reçineler iki gruba ayrılır:
1. anyon değiştirici reçineler, çok aminli reçinelerdir; tetraetilenpentamin, formol ve asetonun yoğunlaşmasından elde edilir. Suda erimez, zehirli değildir, serbest asitleri tespit eder; anyon değiştirici reçinelerin etki yaptığı ortamda bulunan serbest asitler hızla ve hemen tamamen bu ortamdan kaybolur. Reçine + asit karışımı erimez halde kalır; tespit edilen anyonlar, bağırsak alkaliliğinin etkisiyle nötür tuzlar haline geçer ve bu tuzlar emilir. Organizma, madenî element bakımından hiç bir kayba uğramaz. Mide hiperasiditesinde ve özellikle mide ülserinde, anyon değiştirici reçineler hiperkloridriyi yok eder;
2. katyon değiştirici reçineler, bir yoğunlaşma etkeni olan formol’ün kurduğu köprülerle (—CH2—) birleştirilmiş uzun aro-matik karbür zincirlerinden meydana gelir; bu köprüler, katyonların değişmesinde etkili olan asit fonksiyonlarını yüklenir (karboksilikler, sülfonlar). Asit fonksiyonları serbest durumda veya katyonlarla doyurulmuş olarak bulunur (amonyum, potasyum) ve bu katyonları başka katyonlarla değiştirebilir.
Başlıca uygulaması, sodyumu tespit ederek ödemli hastaları katyondan kurtarma yeteneğine dayanır. Ağızdan alındığında, besinlerde ve sindirim salgılarında bulunan sodyumu tespit eder ve sodyumun bağırsaklarda emilmesine engel olur, sodyumla birlikte dışkı ile dışarı atılır. (Katyon değiştirici reçineler, sebep olabileceği elektrolitik bozukluklar ve tansiyon düşüklükleri sebebiyle C tablosunda kayıtlıdır.) [L]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REÇİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REALGAR
Tarih 25 Haziran 2009
REALGAR i. (ar. rech, toz ve ğâr, mağara > rech-ül-ğâr, mağara tozu’ndan isp. rejalgar > fr. realgar). Miner.
Tabiî arsenik sülfür; en önemli arsenik cevheridir. (Formülü AsS olan realgar, kırmızı renkli monoklinik prizmalar halinde billurlaşır. Transilvanya’da damarlar içinde, orpiment’le karışmış katı kütleler halinde bulunur.) Eşanl. KIRMIZI ZIRNIK. (L)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REALGAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RATİT
Tarih 24 Haziran 2009
RATİT i. (alman jeolog G. von Rath’ın [1830-1888] adından fr. rathite). Miner. Antimonlu tabiî kurşun arsenyosülfür. (L)
24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RASYONİT
Tarih 23 Haziran 2009
RASYONİT i. (fr. rationite). Boğucu buharlar yayan sülfürik klorhidrin ve metil sülfat karşımı. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASYONİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Raschig halkaları
Tarih 23 Haziran 2009
Raschig halkaları, bir damıtma veya soğurma sütununa takılan ve çıkan gaz akımı ile inen sıvı akımı arasında büyük bir temas yüzeyi sağlamağa yarayan madenden veya kumtaşından yapılmış küçük silindirler. Sülfürik asit fabrikalarındaki Glover ve Gay -Lussac kuleleri bu halklarla donatılmıştır. (L)
23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Raschig halkaları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMNOZ
Tarih 22 Haziran 2009
RAMNOZ i. (fr. rhamnose). Kim. Formülü CH3 (CHOH)4 CHO, H2O olan şeker (inetilpentoz); susuz halde 124° C’a doğru erir; tabiî ozitlerinin (kersetin, hesperidin) ayrışmasıyle meydana gelir. (Derişik sülfürik asit etkisiyle metil fürfürale dönüşür.) [L]
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMNOZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAMMELSBERG (Kari Friedrich)
Tarih 22 Haziran 2009
RAMMELSBERG (Kari Friedrich), alman kimyacısı ve mineraloji uzmanı
(Berlin 1813-Grosslichterfelde, Berlin yakınları 1899). 1845′te Berlin üniversitesinde profesör oldu, sonra aynı üniversitenin kimya laboratuvarı yöneticiliğine getirildi. Oksit sülfür ve silikat şeklindeki anorganik maddeler üzerine birçok araştırma yaptı, mineraloji ve billûrbilim ile ilgili eserler yayımladı. (L)
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAMMELSBERG (Kari Friedrich) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PURPURİN
Tarih 15 Haziran 2009
PURPURİN i. (fr. purpurine’den). Kim. Kökboyasında alizarinle birlikte bulunan trihidroksiantrakinon 1-2-4.
— ANSiKL. 1826′da Robiquet ve Colin tarafından bulunan purpurin, alizarini de çözündüren alkol yardımıyle kökboyasından elde edilebilir. Sonra bu iki madde, purpurinin çözündüğü, alizarinin ise çözünmeden kaldığı kaynar haldeki bir şap çözeltisiyle birbirinden ayrılır. Purpurin, alizarinin manganez dioksit ve sülfürik asitle yükseltgenmesinden elde edilir. Sentezi, tribromoantrakmon’un alkali ergitilmesiyle yapılır.
Purpurin, 253°C’ta eriyen portakal rengi billurlar meydana getirir. Suda alizarinden daha çok çözünür. Çözeltisi kırmızıdır. Alüminyum hidroksitli bir mordan üzerine uygulandığında lâl kırmızısı bir renk verir. (L)
15 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PURPURİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PRUSTİT
Tarih 12 Haziran 2009
PRUSTİT i. (J.L. Proust’un adından fr. proustite). Miner. Tabiî gümüş arsenyosülfür.
— ANSIKL. Prustit’in veya arsenikli kırmızı gümüş’ün formülü Ag3 As S8′tür. Billurları frenküzümü rengindedir. Yüzde 65′i gümüştür, pirarjiritle beraber bulunur. (L)
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRUSTİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PSÖDOİYONON
Tarih 12 Haziran 2009
PSÖDOİYONON i. (fr. pseudo-ionone). Kim. Formülü C13H2oO olan asiklik keton; 12 mm’lik civa basıncı altında 144°C’ta kaynar, stiral’in asetonla yoğunlaşmasından meydana gelir. (Derişik sülfürik asit etkisiyle, menekşe kokulu iyonon halinde çevrimselleşir.) [L]
12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PSÖDOİYONON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROPİLEN
Tarih 11 Haziran 2009
PROPİLEN i. (fr. propylene). Kim. Etilen’in yüksek homologu olan çift bağlı hidrokarbon. Eşanl. PROPEN.
— ANSİKL. Probilen CH3—CH —CH2, propilik veya izopropilik alkolün su kaybetmesiyle meydana gelir. —48° C’ta kaynayan, suda az, alkolde daha çok çözünen renksiz bir gazdır. Sülfürik asit etkisiyle sulandırılınca izopropilik alkol haline dönüşür. Alüminyum klorür eşliğinde benzene katılarak kümen verir. Petrol ürünlerinin cracking veya reforming’iyle veya propan’nın hidrojen kaybetmesiyle elde edilen propilen petrokimyanın en önemli hammaddelerim biridir; asetonun sanayideki en önemli hammaddesi zopropanol ile gliserinin hammaddesi propilen oksit, propilenden elde edilir. Katalitik polimerleşmeyle elde edilen polipropilen, deterjan sanayiini ve son zamanlarda, plastik sanayiini besler. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROPİLEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PROPİL
Tarih 11 Haziran 2009
PROPİL i. (fr. propyle). Kim. Formülü CH3—CH2—CH2— olan tek değerli kök; propil alkolden hidroksil kökünün çıkarılmasıyle türer. || Propil alkol, etil alkolün yüksek homologu olan alkol. Bk. ANSİKL..
— ANSİKL. Propil klorür C3H7CI, propil bromür C3H7Br, propil iyodür C3H7I kendilerine tekabül eden etil türevlerinin homologudur. Bunlar sırayle 44° C’ta, 71° C’ta ve 102° C’ta kaynayan sıvılardır. Hidrasitlerin propil alkole etkimesiyle elde edilirler. Propil alkolün su kaybetmesinden elde edilen propil oksit (C3 H7)2o, 90° C’ta kaynayan bir sıvıdır. Normal propil, izopropilik alkolden türeyen izopropil’in (CH3)2 CH— izomeridir. İzopropil köküne birçok tabiî maddede (benzen sınıfı hidrokarbonlar [kümen, Simen], fenoller [timol, karvakrol]) ve terpenlerde rastlanır. İzopropil türevlerinin kaynama noktaları propil türevlerinin kaynama noktasından daha düşüktür: klorürü 36,5° C’ta, bromürü 50° C’ta, iyodürü 89° C’ta ve oksidi 70° C’ta kaynar.
• Propil alkol. Formülü CH3—CH2—CH2 OH olan birincil propil alkol’ün veya propanol-1 ya da etilkarbinol’ün bir izomeri vardır: formülü CH3—CHOH—CH3 olan izopropil alkol veya propanol-2 ya da di-metilkarbinol. Propil alkol Chancel tarafından küspede keşfedildi. Damıtılarak füzel yağlarından çıkarılır. Su ile karışabilen, 97° C’ta kaynayan renksiz bir Sıvıdır. Yükseltgenerek propiyonik asit ve aldehit haline dönüşür. Sülfürik asit etkisiyle su kaybederek propilen verir. İzopropil alkol ikincil alkollerin en basitidir. 1855′te Berthelot tarafından propilen’in hidratlanmasıyle elde edildi. Bu metot, cracking veya kokhane gazlarından yararlanılarak sınaî hale getirildi. 83° C’ta kaynayan ve su ile karışabilen bir sıvıdır. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROPİL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRİNA
Tarih 11 Haziran 2009
PİRİNA i. (yun. pyrin, meyve çekirdeğinden). Sıkıldıktan sonra (birinci veya ikinci defa) yağ bakımından hâlâ zengin olan, hayvan yemi veya gübre olarak kullanılan zeytin küspesi.
Pirina yağı, pirinadan, karbon sülfür veya trikloretilen gibi eriticiler yardımıyle elde edilen yağ. (L)
11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRİNA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİRARJİRİT
Tarih 07 Haziran 2009
PİRARJİRİT i. (fr. pyrargyrite). Miner. Tabiî gümüş antimonyosülfür; gümüş damarlarında bulunur. Ag3SbS3 formülündeki bu mineral, romboedrik sistemde billurlaşır.) [L]
07 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİRARJİRİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POTASYUM
Tarih 06 Haziran 2009
POTASYUM i. (fr. potassium). Kim. Potasyum hidroksit içinde keşfedilen alkali maden.
— Toksikoloji. Potasyum zehirlenmesi, fazla miktarda potasyum tuzu alınması sonucunda meydana gelen zehirlenme olaylarının tümü (mide ve bağırsak bozuklukları, kalp atışının yavaşlaması, alkaloz olayları).
— ANSİKL. Kim. Potasyum, atom numarası 19, atom ağırlığı K = 39,1 (kalyum) olan kimyasal elementtir. 1807′de Davy tarafından, potasyum hidroksidin elektroliziyle keşfedildi. Yumuşak ve dövülgen bir madendir; yeni kesilmiş yüzeyleri gümüş parlaklığındadır, fakat daha sonra havada oksitlenerek kararır. Yoğunluğu 0,86′dır, 63°C’ta erir, 757°C’ta kaynar. Havanın etkisinden korumak için vazelin yağı veya gazyağı içinde saklanır.
Çok kolay oksitlenen potasyum, ametallerin çoğuyle, özellikle halojenlerle, oksijen ve kükürtle birleşir. Güçlü bir indirgen özelliği taşıdığından, soğukta suyu ayrıştırarak, açığa çıkan hidrojeni tutuşturur; ayrıca birçok oksijenli veya halojenli bileşiğin de ayrışmasına yol açar; öbür madenlerden çoğunu bileşiklerinden açığa çıkarır. Tabiatta çok yaygın olan potasyum, deniz suyunda klorür şeklinde ve birçok maden yatağında (Stassfurt’ta karnalit, Alsace’ta silvinit) çift klorür şeklinde bulunur. Ayrıca bitkisel küllerde de karbonat şeklinde rastlanır.
Erimiş potasyum hidroksidin elektrolizi veya potasyum karbonatın kömürle indirgenmesinden az miktarda potasyum elde edilir. Potasyum bazen indirgen olarak kullanılır; fakat, tepkimeleri daha az şiddetli ve maliyeti daha ucuz olduğu için genellikle sodyum tercih edilir.
• Potasyum bileşikleri. Potasyum oksijenle brleşerek birçok oksit verir. Potasyum oksit K2O suda çözününce, potasyum hidroksit KOH, potas kostik meydana gelir. Potasyum hidroksit veya potas kostik KOH, 360° C’ta ergiyen, akkor derecede uçucu olan, beyaz bir katıdır; suda ısı açığa çıkararak çözünür ve nem kaparak bozunur. Renkli baz ayıraçlarına, asitlere, tuzlara ve esterlere etki eden güçlü bir bazdır. Çok yakıcıdır, deriyi tahriş eder ve eti parçalar. Genellikle, suda erimiş potasyum klorürün elektroliziyle elde edilir; ancak anotta açığa çıkan klorla birleşerek yeniden klorür haline dönüşmesini önlemek gerekir. Ayrıca, kaynar haldeki sulu potasyum karbonat çözeltisine kireç etki ettirilebilir; böylece elde edilen kireçli potasyum hidroksit saf değildir; alkolde çözündürülerek saflaştınlabilir (alkollü potasyum hidroksit). Potasyum hidroksit laboratuvarlarda, çözünmeyen hidroksitleri çökeltmek ve karbon dioksidi soğurmak için kullanılır; ayrıca, arap sabunu üretiminde ve boyaların temizlenmesinde işe yarar; eskiden eczacılıkta dağlağı olarak kullanılırdı.
Potasyum klorür KC1, susuz haldeyken, 768° C’ta ergiyen renksiz küpler şeklinde billurlaşır. Tuzlu bataklıkların billûrlaşma sularından, varek küllerinden, Stassfurt maden yataklarındaki karnalit’ten KC1, Mg-CI2, 6H2O veya Mulhouse madenlerindeki silvinit’ten KC1, NaCl çıkarılır. Karnalit ve silvinitteki potasyum tuzu, ayrımsal çözündürmeyle açığa çıkarılır. Bu klorür, öbür potasyum bileşiklerinden çoğunun hazırlanmasında kullanılır.
Potasyum bromür KBr ile potasyum iyodür Kİ, çok çözünen, renksiz kübik billurlar halinde bulunur. Her ikisi de, potasyum karbonatın demir tuzlarına etkimesiyle elde edilir, potasyum iyodür ayrıca vareklerden çıkarılır. Bu tuzlar tıpta vc fotoğrafçılıkta kullanılır.
Potasyum hipoklorit KCIO ve potasyum klorat KClO3. Bk. KLOR.
Potasyum sülfür K2S ve potasyum hidrojen sülfür KHS, kükürtlü hidrojenin potasyum hidrokside etkimesiyle meydana gelir. Potasyum sülfür, susuz olduğu zaman havada tutuşur (Gay-Lussac piroforu). Çözeltleri, havada yükseltgenerek sararır ve polisülfürler meydana getirir. Normal sülfürlere kükürt katarak da elde edilebilen bu bileşikler arasında, potasyum pentasülfür K2S5, sunî kükürtlü banyoların hazırlanmasında kullanılır.
Potasyum sülfat K2SO4, varek küllerinden ve pancar melaslarının yakılmasıyle elde edilen ham potasyum karbonattan çıkarılır; potasyum klorür üstüne sülfürik asidin etkimesiyle de elde edilebilir. Susuz haldeyken, ortorombik prizmalar şeklinde billurlaşır. Alüminyum sülfatla birleşerek şap meydana getirir. Ziraatta gübre olarak kullanılır. Potasyumun ayrıca bir hidrojen sülfatı veya bisülfatı KHSO4 vardır; bu madde ısıtılınca potasyum pirosülfat K2S2O7 haline dönüşür.
Potasyum nitrat KNO3 Bk. GüHERÇiLE.
Potasyum karbonat K2CO3 ve potasyum bikarbonat KHCO3. Potasyumun iki çeşit karbonatı vardır: potasyum karbonat K2CO3, akkor derecede ayrışmadan ergiyen, suda ve alkali çözeltilerde çözünen, susuz beyaz bir katıdır; potasyum bioksalatın kavrulmasıyle saf olarak elde edilir; asit karbonat da denen potasyum bikarbonat KHCO3, karbon dioksidin potasyum karbonata etkimesiyle elde edilen renksiz billûrsu bir katıdır. Piyasada satılan potasyum karbonatlar veya potaslar saf değildir ve çeşitli kaynaklardan çıkarılır: odun küllerinin yıkanması ve meydana gelen derişik çözeltinin buharlaştırılmasıyle elde edilen tortunun kavrulmasından; pancar melaslarının yakılmasıyle elde edilen ham ürünün ve imbik kalıntısının işlenmesinden v.b. Potasyum karbonat ayrıca, sodyum karbonat gibi, Leblanc usulüyle de elde edilebilir: potasyum sülfatın kömür ve kireç taşıyle birlikte kavrulmasından. Potasyum karbonat, potasyum nitrat ile potasyum hidroksitin üretiminde, kristal ve optik camların yapımında, kloratların, demir II siyanür ve silikatların üretiminde kulanılır.
Potasyum siyanür KCN. Bk. HİDROSİYANİK.
Potasyum demir II siyanür K4 Fe (C N)6 ve potasyum demir III siyanür K3 Fe (CN)6.
Bk. DEMİR bileşikleri.
Potasyum sülfosiyanat veya tiyosiyanat KCNS, potasyum karbonat ile kükürtün demir II siyanüre etkimesiyle elde edilir; demir III tuzlarının ayıracıdır ve bu tuzları kırmızıya boyar.
Silis ve potasyum hidroksit karışımlarının ısıtılmasıyle, potasyum metasilikat K2SİO3 gibi çeşitli potasyum silikatlar elde edilir. Bunların sulu çözeltileri, inşaatta kullanılan yumuşak kireçtaşlarını sertleştirmeğe yarar. Potasyum kromat K2CrO4 ve bikromat K2 Cr207 . Bk. KROM.
Potasyum permanganat KMnO4. Bk. MANGANEZ.
*Potasyum tuzlarının özellikleri. Derişik çözeltiler halinde çökelen sarı renkli potasyum kloroplatinat K2PtCl6, potasyum flüorosilikat K2Sif6, potasyum perklorat ve pikrat dışında, bütün potasyum tuzları suda çözünür. Bir Bunsen bekinin alevine potasyum tuzları tutulunca, alevin rengi mora döner.
— Coğ. Potasyum bileşikleri’nin üretimi, İkinci Dünya savaşından önce, başlıca Almanya ve Fransa tarafından sağlanıyordu. Almanya, Stassfurt’taki zengin yataklarından ortalama
2 milyon ton çıkarırdı; Fransa, Alsace’ın güneyinde 0,5 milyon ton üretiyordu. Böylece bu iki ülke, dünya üretiminin onda dokuzunu sağlıyordu. Savaştan sonra durum tamamıyle değişti. New Mexico ve Texas’taki yatakları işleten A.B. D., 2 milyon tonu aşan üretimiyle birinci sırayı aldı; üretim gücü azalan Batı Almanya ise A.B.D.’yi yakından takip etmeğe başladı; Doğu Almanya da 600 000 tonu aşan üretimiyle Fransa’nın üretimine yaklaştı. Dünya pazarlarında Polonya ve ispanya’nın adı duyulmağa başlandı. S.S.C.B. ise belki de dünyanın en zengin yatağı olan Kama yataklarını işletir. 1960 ile 1965 yılları arasında dünya üretimi 9 Mt’dan 14 Mt’a yükseldi. Üretim özellikle A.B.D. ve Batı Almanya (herbiri 3 Mt’a yakın), S.S.C. B. ve Fransa (her biri 2 Mt’dan fazla), Kanada (1965′te 1,3 Mt) tarafından sağlanır. Esterhazy yataklarının işletilmesiyle Kanada’nın üretimi hızla artmaktadır.
— Eczc. Potasyum bromür, iyodür, klorat, nitrat, tartarat gibi çok sayıda potasyum tuzu tedavide kullanılır. Potasyum iyonu idrar söktürücUdür. Ayrıca, tuzsuz perhizle birlikte uygulanan bazı idrar söktürme ve hormon tedavilerinde potasyum, klorür şeklinde kullanılır. (L)
06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POTASYUM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİSÜLFON,POLİSÜLFÜR
Tarih 02 Haziran 2009
POLİSÜLFON i. (fr. polysulfone). Plast. mad. Bİsfenol A’nın ve diklorodifenilsülfon’un (kükürt dioksidin klorobenzen üzerinde yoğunlaştırılması) yoğunlaştırılmasıyle hazırlanan termoplastik reçine. (150°Cta kullanılabilen, ateşe tutunca yanan, fakat ateş çekilince hemen sönen sert bir reçinedir.) [L]
POLİSÜLFÜR i. (fr. polysuîfure). Kim. Bk. Sülfür.
02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİSÜLFON,POLİSÜLFÜR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİMERLEŞME
Tarih 01 Haziran 2009
POLİMERLEŞME i. (polimer’den). Benzer (monomer) veya farklı birçok küçük molekülün, «polimer» denen büyük moleküller şeklinde birleşmesi. (Polimerleşmeye, madde kaybı olmadan meydana gelirse çoğul katılma, madde kaybı olursa polikondansasyon denir.)
— ansikl. Petrokimyada, polimerleşme, basınç ve sıcaklık etkisiyle cracking ve reformingde elde edilir; benzinlerin damıtılması sırasında meydana gelen polimerlerin oktan indisi yüksektir. 200°C’ta ve 20 ile 50 atmosferlik basınç altında çalışan özel cihazlarda yapılan işlemin ortofosforik asit gibi çeşitli katalizörler kullanılarak verimi arttırılır. Ayrıca, etilen ve propilen’in polimerleşmesinde fosforik asit, izobütilen’in polimerleşmesinde de sülfürik asit katalizör olarak kullanılır. Bütadien ve stiren’in aminleri, esterleri ve glikolleri en çok polimerleştirilen bileşiklerdir. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİMERLEŞME hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİDİMİT
Tarih 01 Haziran 2009
POLİDİMİT i. (fr. polydymite). Miner. Formülü Nİ3 S4 olan tabiî nikel sülfür; kübik sistemde billurlaşır. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİDİMİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİBAZİT
Tarih 01 Haziran 2009
POLİBAZİT i. (fr. polybasite). Miner. Tabiî bakır ve gümüş antimonyosülfür.
— ANSiKL. Polibazit, siyah gümüştür. Bileşiminde yüzde 64 ile 72 gümüş, yüzde 3 ile 10 bakır vardır; Almanya, Meksika v.b. ülkelerde bulunur. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİBAZİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİASİT
Tarih 01 Haziran 2009
POLİASİT sıf. ve i. (fr. polyacide). Bileşiminde birçok asit fonksiyonu bulunan madde: Sülfürik asit, ortofosforik asit poliasittir. (Bir poliasit, sodyum hidroksitle «asit» denen bir veya birkaç tuz [msl. NaHSO4] ile «normal» veya «nötür» denen bir tuz verir [msl. Na2 S04].) [L]
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİASİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
POLİARJİRİT,POLiARJİT,POLİARKHOS,POLiARSENiT
Tarih 01 Haziran 2009
POLİARJİRİT i. (fr. polyargyrite). Miner. Gümüş antimonyosülfür; kübik sistemde billurlaşır. (L)
POLiARJİT i. (fr. polyargite). Miner. Tabiî kalsiyum ve alüminyum silikat; bozunmuş bir anortit çeşididir. (L)
POLİARKHOS i. (yun. k.). Esk. Yun. Bir şehrin valisi. (L)
POLiARSENiT i. (fr. polyarsenite). Miner. Hidratlı tabiî manganez arsenyat; sarkinit çeşididir. (L)
01 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLİARJİRİT,POLiARJİT,POLİARKHOS,POLiARSENiT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİKRİK
Tarih 29 Mayıs 2009
PİKRİK sıf. (yun. pikros, acı’dan fr. picrique). Formülü OH — G3H2 (N02)s olan bir asit için kullanılır; bu asit, trinitro-fenol-2-4-6′dan başka bir şey değildir.
— ANSİKL. Kim. Pikrik asit, nitrik asidin anilin, indigo, ipek, yün v.b. maddelere etkimesiyle elde edilir. Daha 1711′de Woul-fe’un dikkatini çeken bu asit, ancak 1799′-da Welter tarafından tuzlarından ayrılabildi ve 1842′de Laurent tarafından özellikleri açıklandı. Sanayide, sülfürik asitte çözünmüş fenolün üç defa nitrolanması veya dinitrofenolün bir basamak nitrolanrnasıyle hazırlanır. Sarı renkli, billûrsu bir katıdır. Suda az çözünür ve sarı bir renk bırakır; organik çözücülerde daha kolay çözünür. İpek ve yünü sarıya boyar .122° C’ta ergir. Karboksilik asit grubu taşımamasına rağmen, şüphesiz nitronik aside dönüşmesini sağlayan desmotropi sebebiyle, kuvvetli bir asittir. Sıcaklığın anîden yükselmesiyle patlar. Naftalin, antrasen gibi çevrimsel hidrokarbonların birçoğuyle ve genellikle aminlerle, pikrat denen billûrsu bileşikler verir. Pikrik asit, fosfor pentâklorür etkisiyle pikril klorüre dönüşür. Amonyum sülfür, pikrik asidi pikramik asit halinde indirger. Kalsiyum klorür ise kloropikrin meydana getirir. Pikrat denilen tuzları da, pikrik asit gibi patlayıcı maddelerdir; özellikle amonyum pikrat bu alanda çok kullanılır. Pikrik asit, sabit renkler veremediği için, boyarmadde olarak pek kullanılmaz. Fakat, melinit adı altında ve çoğu zaman dinitrofenol veya tirinitrokrezolle karıştırılarak top mermilerinin doldurulmasında kullanılır.
— Eczc. Pikrik asitin yüzde l’lik çözeltisi, yüzeysel yanıkların pansumanında kullanılır. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKRİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PİKRAMİK
Tarih 29 Mayıs 2009
PİKRAMİK sıf. (fr. picramique). Kim. Pikramik asit, (N02)2C6H2(NH2)OH formülündeki dinitroaminofenol 2-4′e verilen ad; 168° C’ta ergir; pikrik asitteki bir NO2 grubunun, amonyum sülfürle indirgenmesinden elde edilir. (L)
29 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİKRAMİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Petrol sanayii
Tarih 26 Mayıs 2009
Petrol sanayii
Yuda bitümü gibi petrol aflörmanları, Eskiçağdan beri, eczacılıkta veya kaba yağlamada kullanılmak için işletilmiştir. Daha XVIII. yy.da Rusya ve Alsace’ta petrol damıtıldığı halde, gerçek petrol sanayii 1859′da TitusvilleMe (Pennsylvania), Drake tarafından açılan ilk petrol kuyusuyle başladı. Teknik gelişmenin bunu izleyen büyük aşamaları şöyle sıralanabilir: 1860-1885, gazyağı devri; diğer damıtma ürünleri henüz uygulama alanına girmemiştir;
1885-1900, petrol yağlarının, sanayide ve evlerde yağlama yağı olarak kullanılan bitkisel yağların yerini alması;
1900-1914, benzin devri; otomobilin yaygınlaşması yeni petrol bölgelerinin bulunmasını ve işletilmesini gerektirdi; 1914-1930, sürekli damıtma, ısıl cracking işlemlerinin ortaya çıktığı, fuel’lerin kullanıldığı devir;
1930-1940, ısıl reforming ve eriticiyle işleme usullerinin uygulandığı devir; bu usuller ürünlerin kalitesini arttırmıştır.
1940′tan günümüze kadar, katalizörler yardımıyle rafinaj işleminin ve petrokimyanın doğması.
Petrol sanayiinin yüzyıllık tarihi, petrolden elde edilen işlenmiş ürün sayısının, kalite ve miktarı olarak sürekli bir artış gösterdiğini ortaya koyar; Batı Avrupa’da kişi başına yılda 500 kg petrol ürünü tüketildiği halde, A.B.D.’de bu miktar 2 500 kg’ı bulur.
• Araştırma ve arazinin incelenmesi. Petrol araştırmalarına yön veren tek kesin bilgi, petrolün yalnız tortul havzalarda bulunmasıdır. Petrol yatakları bakımından o güne kadar incelenmemiş bir arazide petrol aranacağı zaman, havzanın tortul yapısını belirleyebilmek için yüzeyin jeolojik durumunu dikkatle incelemek ve sızıntı olup olmadığını araştırmak gerekir; daha sonra yüzeyde ve toprak yüzeyine yakm yerlerde ya yerçekiminin veya tabiî magnetizmanın, ya da sunî olarak yaratılan esnek dalgaların ölçülmesini hedef tutan jeofizik araştırmalara başvurulur; çünkü bu büyüklükler toprak altındaki tabakaların yapısına göre değiştiğinden arazi hakkında bilgi verir. Magnetik metot ile kayaların mıknatıslanma özelliklerinde ve kalıcı mıknatıslanma değerlerinde meydana gelen değişikliklere bağlı olan yer magnetik alanının distorsiyonları kaydedilir. Tortul araziler genellikle magnetik olmadığı için, bu araştırma özellikle tabanın, eski yanardağ kayalarının incelenmesini sağlar. Uçakla yapılan magnetik alan ölçümleri, çok geniş bölgelerin rölövesinin çıkarılmasını ve önemli yapı aykırılıklarının tespit edilmesini sağlar. Bu araştırmalarda kullanılan uçağın altında, Yer’in magnetik alanının vektörüne göre otomatik olarak yönelen ve Yer magnetik alanının toplam şiddetini ölçen bir cihaz bulunur.
Yerçekimi metodu’yla, değişik yoğunluktaki tortul kayaların etkisiyle Yer’in çekim alanında meydana gelen değişimler ölçülür. Pratikte, yerçekimi ivmesinin g değerlerini birbiriyle karşılaştırmak yeterlidir; bu karşılaştırma «gravimetre» denen küçük bir burulma terazisiyle yapılır.
Sismik metot’ta, patlayıcı maddelerle yaratılan sunî dalga alanı meydana getirilir; bu alanın yayılması, toprak altındaki tabakaların esnekliğine bağlıdır. Toprak yüzeyine yerleştirilen detektörler, kırılarak (kayalar tarafından kırılan ve incelenen kayaların derinliğinden çok daha büyük mesafeleri aşarak geri dönen dalgalar) veya yansıyarak (sismograflar empülsiyon yayma bölgesine daha fazla yaklaştırıldığında, çeşitli tabakalar tarafından peş peşe yansıtılan dalgalar) geri dönen empülsiyonları kaydeder. Diğer bütün usuller arasında, yapı aykırılıklarının muhtemel konumu üzerine en fazla bilgi veren bu usuldür, fakat, araştırmanın en emin yolu yine de kuyu açmadır. Yalnız, maliyetinin çok yüksek olması (en ucuz kuyularda 50 000 ile 100 000 dolar, «wild-cat» tipi kuyular için 1 milyon dolar) jeofizik metotların daha çok kullanılmasına yol açar.
• Kuyu açma, kontrol ve üretime başlama. Petrol kuyuları, «matkap ucu» denilen bir âletin döndürülmesiyle «rotary» metoduna göre açılır; bu usul, darbeli sonda veya darbeli kuyu açma usulünün yerini tamamen almıştır. Matkap ucu, iç içe geçerek vidalanan sondaj çubuklarına bağlıdır; sonda çubuğu bir Dizel motoruyle veya ender olarak bir buhar makinesiye çalıştırılır. Bununla beraber, kuyu dibine indirilen döner bir cihaz da (elektrik motoru veya hidrolik türbin) matkabı döndürebilir. Türbinle kuyu açma denemeleri çok başarılı sonuçlar vermiş ve bu yeni usul S.S.C.B.’de oldukça yaygınlaşmıştır. Kullanılan metot ne olursa olsun, tahkimat borularının ve delgi çubuklarının kuyuya yerleştirilmesi için «derrick» denen bir kule gerekir. Yumuşak bir arazide âletin dönme hızı dakikada 500 devire çıkabilir ve saatte birkaç metre ilerler; fakat sert bir kayaya rastlandığı zaman hız dakikada 30 devire, ilerleme ise 15 sm’ye düşer ve matkap ucu birkaç saat içinde tamamen aşınabilir. Bu durumda, bütün boru dizisini, bocurgat ve makaralı palanga yardımıyle yukarıya çekerek matkap ucunu değiştirmek gerekir. Bu fırsattan yararlanarak, kuyunun içine, hem delme sırasında, hem de petrol fışkırdığı zaman kuyu çeperlerini destekleyecek bir boru sistemi döşenir ve çimentoyla sağlamlaştırılır. Bu boruların çapı kuyu dibine doğru küçülür ve kuyu açma işlemi gitgide daha küçük bir matkap ucuyle yürütülür; böylece kuyu, 200 m’ye kadar 38 sm, 1 200 m’ye kadar 28 sm, 2 000 m’ye kadar 20 sm, daha sonra da 15 sm çapında kademeli bir görünüş kazanır. Kuyu açma tekniğinde kaydedilen çok önemli bir gelişme de, kuyu dibine akıtılan sondaj çamurlarının en iyi şekilde değerlendirilmesi olmuştur; bu çamurlar, kuyu içindeki kaya parçalarını dışarı atmağa ve petrol bulunduğu zaman, yatak basıncını dengeleyerek fışkırma tehlikesini azaltmağa yarar. Yoğunluğu ve başka özellikleri dikkatli bir şekilde incelenen çamur, pompalar yardimiyle, kuyu açma borularının içinden kuyu dibine gönderilir ve kuyu çeperiyle boru arasındaki halka şeklinde boşluktan yeryüzüne çıkar; burada toplanarak süzülür ve yeniden kuyuya gönderilir. Çamur içinden toplanan artıkların analizi, jeologa, kuyu açılan arazi hakkında fikir verir; fakat gerektiğinde incelemek için, özel bir matkap ucuyle araziden silindir şeklinde bir eşantiyon, «karot» kesilerek çıkarılabilir. Petrol arazileri okyanusların altında da uzanır ve denizde kuyu açma usulleri, son on yılda büyük bir hızla gelişmiştir; derrick ve bütün kuyu açma malzemesi bir sal üzerine veya su derin değilse, bir platform üzerine yerleştirilir. «Off shore» denen bu kuyu açma usulü tabiî ki karada yapılanları daha pahalıya mal olur; fakat petrol yataklarının, özellikle A.B.D.’dekilerin gitgide kuruması, petrolü karalardan çok açık denizlerde arama zorunluğunu doğurmuş pek yakında binlerce metre derinlikteki okyanuslarda kuyu açarak petrole rastlanacağı ümit edilmektedir.
• Petrol yataklarının en verimli şekilde işletilmesi ve üretim. Açılan kuyu bir petrol yatağına ulaştığı zaman, hidrokarbonların varlığı, çamur ve artıklarda rastlanan petrol veya gazla belli olur ve kuyunun işletilmesine karar verilir; o zaman, bir üretim sütunu petrol yatağına kadar indirilir ve kuyunun başına, değişik boyutlu vanalarla kuyunun üretim debisini ayarlarlamağa yarayan rakorlar yerleştirilir; bu bütüne Verimi arttırmak için, ikinci üretim metotları kullanılarak (kuyudan çıkan gazın yeniden kuyuya gönderilmesi, petrolün bulunduğu oluşumun altına basınç altında supüskürtmesi) basıncı aynı seviyede tutmak gerekir.Böylece, hidrokarbonların yaklaşık olarak yarısı çıkarılabilir; verimli usullerle çıkarılamayan diğer yarısı da yatak içinde kalır.
*Petrolün ve tabii gazın nakli. Petrol alanları,çogu zaman kullanma yerlerinden çok uzakta bulunur; bu yüzden petrolü rafinerilere iletmek için, kuyudan en yakın yükleme limanlarına kadar uzanan pipeline’lar günden güne daha büyükleri yapılan tankerler kullanmak gerekir; günümüzde 150 000 t’luk akaryakıt gemileri servise konmuştur. Hava şartlarının bozuk olması veya bazı imkânsızlıklar yüzünden seyrüseferde doğacak aksaklıkları karşılamak için gereken stoklar, yükleme ve boşaltma limanlarındaki depolarda yapılır. Kuveyt’teki dünyanın en büyük deposu, yakaşık olarak 100 000 m3 kapasitededir. Tabiî gaz uzun zaman yalnız pipeline’larla iletildi; fakat «metan gemisi» denen ve düşük sıcaklıkta sıvılaştırılmış gaz taşıyan özel gemilerin servise konması, nakliyatın ucuza mal olmasını ve gazın daha rahat nakledilmesini sağladı.
• Rafinaj. Hem belirli nitelikte ürünler elde etmek, hem de elde edilen değişik damıtma ürünlerini en verimli şekilde kullanmak için, hammadde, «rafinaj» adı altında toplanan bazı işlemlerden ve dönüşümlerden geçirilir.
Bir laboratuvar analizi, önce ham petrolden elde edilebilecek işlenmiş ürünlerin miktarı ve kalitesi hakkında bilgi verir; buhar basıncının yüksek olması petrolde gazların bulunduğunu, viskozite ve yoğunluğun fazla olması da, benzin oranının düşük veya parafin ile bitüm oranının yüksek olduğunu gösterir. Daha sonra yapılan damıtma denemeleri, ayrımsal damıtma ürünlerinin toplanmasını ve analizini sağlar; ürünler, bütün rafinaj işlemlerinin küçük ölçeklerde yapıldığı «pilot tesisler»de tam olarak incelenir; bu rafinaj işlemleri üç grupta toplanır: karmaşık hidrokarbon karışımlarının ayrılması istenmeyen elementlerin ayrılması; yeni maddelerin sentezi. Gerçekten de petrolün kimyasal yapısı çok değişkendir: sadece her yatağa göre değişen dört temel hidrokarbonun (parafinler, olefinler, naftenik ve aromatik hidrokarbonlar) oranına değil, kısmen veya tamamen giderilmesi gereken çeşitli maddelerin (gaz, kükürt [kükürtlü hidrojen ve merkaptan gibi bileşikleriyle oranı yüzde 3'e kadar çıkabilir], az veya çok tuzlu su, oksijenli ve azotlu bileşikler, eser halinde madenler v.b.) oranına da bağlıdır. İşleme usulleri, katalizörler, sıcaklıklar, basınçlar, karışım oranlan ve diğer işlem şartları, ticarî ve iktisadî incelemelerle elde edilen verilere (işlenecek ham petrolün ve elde edilecek işlenmiş ürünlerin niceliği ve niteliği) göre seçildiği için, başlıca iki tip rafineri usulü ayırt edilir: en çok kullanılan ürünlerin (yakıtlar) üretildiği rafineri usulleri ve bunlardan başka yağlama yağlan, parafinler, bitümler gibi ikinci dereceden maddelerin üretildiği rafineri usulleri. Rafinajın temel işlemi, sürekli ayrımsal damıtmadır, önceden 360°C’a kadar ısıtılan ham petrol, hafif ürünlerin ayrıldığı bir veya birkaç tablalı sütuna gönderilir; hafif ürünler damıtma kulelerinin baş kısımlarında damıtılarak yoğunla ştırılır; ara ürünler yan kısımlardan, artıklar ise kulelerin dibinden alınır. Bu ilk damıtmadan elde edilen ham ürünlerin, satışa çıkarılmadan önce mutlaka arıtılması ve işlenmesi gerekir. Ham petrolden damıtılan hafif benzinlerin kararlı hale getirilmesi, yani bileşimindeki bütan ve pıo-panın giderilmesi, daha sonra da aşındırıcı ve kötü kokulu kükürtlü bileşikleri yok eden bir katalizör veya ayıraç yardımıyle temizlenmesi gerekir.
Ağır benzinler, patlamalı motorlarda kullanılmak üzere reforming işleminden geçirilmelidir. Bu işlem, 500° C’ta ve 35 kg/sm2′lik bir basınç altında, bir platin katalizör eşliğinde yapıiır; hidrojen açığa çıkan tipik bir tepkime sırasında, düşük kaliteli naftenler aromatik hidrokarbonlara dönüşür. Bu tepkimeye, diğer tepkimeler, özellikle kükürt giderme tepkimeleri eşlik eder ve sıkıştırma oranı yüksek motorlarda kullanılan, oktan indisi yüksek süperyakıt elde edilir.
Uçak benzinleri, gaz halindeki hidrokarbonlardan sentez yoluyle elde edilir. «Alkilasyon» adı verilen bu işlemde, katalizör olarak sülfürik asit veya hidroflüorik asit kullanılır ve sadece, çok büyük bazı rafinerilerde uygulanır. Yakıtların kalitesi,en son kurşun tetraetil ve diğer bazı katılma ürünleri ilâve ederek arttırılır.
Gazyağı, ham petrolün damıtılmasıyle elde edilen ürünler içinde, uzun süre, en çok kullanılanı oldu; elektrikle aydınlanmanın genelleşmesinden önce fitilli lambalarda yakıt olarak kullanılıyor ve petrolden elde edildiği için bu lambalara kısaca «petrol lambası» deniyordu. Gazyağı, lambalardan başka soba yakıtı olarak da çok kullanılır. Çabuk tutuşmasına yol açan benzinin gazyağına karışmasını bir dereceye kadar önlemek için, gazyağının parlama noktası 40° C’ı geçmemelidir. İşlenmemiş gazyağlarında, gazyağını isli yapan aromatik hidrokarbonlar bulunur ve bunların, sülfürik asitli, kükürt dioksitîi özel rafinaj işlemlerinden veya diğer aromatik hidrokarbonları giderme işleminden geçirilmesi gerekir. Gazyağının günümüzdeki en önemli uygulama alanlarından biri de, reaktör yakıtı veya tepkili uçaklarda özel yakıt olarak kullanılmasıdır. Hızlı Dizel motorlarının yakıtı olan gazoil, katalitik hidrojenleme işlemiyle kükürtten temizlenmelidir. Ham petrolde benzinden daha fazla kükürt varsa, 500° C’ta, kobalt – molibden’li bir katalizör eşliğinde cracking işleminden geçirilebilir; böylece elde edilen benzin yüksek kalitelidir. Cracking ve damıtma işlemlerinin ağır artıkları, sanayide ve evlerde ısıtma için kullanılan “fuel-oilleri veya ağır mazotları meydana getirir.
Ağır ürünler (yağlar, parafinler ve bitümler), ilk ayrımsal damıtma artığının vakum altında damıtılmasıyle ve bu artığın vakum altında asfalt giderme işleminden geçirilmesiyle elde edilir.
Bileşimlerindeki kararsız ve aromatik bileşiklerin çıkarılması için bu maddelerin bir eritici (fenol veya fürfürol) yardımıyle işlenmesi, sonra da döner tamburlar üzerinde, —20°C’ta filtre edilerek parafin giderme işleminden geçirilmesi gerekir. Parafin’in ve parafindeki petrol mumlarının ayrılması, propan veya keton gibi bir eriticiyle kolay-laştırılır; ayırma işleminden sonra, 200°C’ta, soğurucu killer yardımıyle yağın rengi açılır. Bazı rafinerilerde, yağlama yağlarının elde edilmesi veya renginin açılması yerine, katalitik hidrojenleme işlemi uygulanır. Çatı ve yol kaplamalarında kullanılan bitüm’ler, eritici vazifesi gören propanla çökeltiîen değişik miktardaki asfaltın katılmasından sonra, vakum altında yapılan damıtmanın artığı olarak elde edilir. Bazı rafinerilerde, ağır ürünlerin ayrılması, kauçuk, mürekkep ve elektrot üretiminde kullanılan petrol koku’na. kadar sürdürülür.
• işlenmiş ürünlerin dağıtımı. Rafinerilerden çıkar perol ürünleri, sadece diğer sanayi kollarını beslemekle (gaz, fuel-oil, termik santrallar da, demir-çelik sanayiinde ve şebekelerde kullanılan diğer yakıtlar, kimyasal maddelerin üretiminde hammadde olarak kullanılan gaz ve benzin) kalmaz, ülkedeki sınaî ve özel kuruluşların ihtiyacını da karşılar. «Dağıtım» adı altında toplanan stoklama, kalite kontrolü, satış ve alıcıya teslim işlemleri, evlerde büyük ölçüde kullanılan bütan, çeşitli benzinler, yakıtlar fuel-oil, motor yağları gibi ürünler ağır bastığı için, çok güçlü bir ticarî ve teknik teşkilâtlanma gerektirir. Dağıtım şekli, rafinerilerin bulunduğu yere de bağlıdır. Başlangıçta, rafinerilerin üretim yerlerinde kurulması (Pensylvania, Kafkasya, Romanya, İran) ve işlenmiş ürünlerin denizyoluyle kıyılardaki depolara nakledilmesi daha ucuza mal oluyordu. Fransa, büyük limanlarında (Dunkerque, Le Havre, Rouen, Bordeaux, Sete ve Berre gölü) petrol rafinerisi kuran ülkelerin ilkidir. Pipe-line tekniğinde ki ilerlemeler, bu çeşit petrol nakliyatı ile denizyollanyle yapılan nakliyat arasında rekabete yol açtı ve bunun sonucu, büyük tüketim merkezlerinde rafineriler kurulmağa taşlandı; nitekim, kıta Avrupa’sının petrol ihtiyacı, AVilhelms-haven, Rotterdam, Lavera ve Genes’den gelen pipeline’larla beslenen, Renanie, Alsace, Bavyera ve İsviçre’deki yeni rafinerilerle karşılanmaktadır.
Rafinerilerden çıkan ürünlerin kamyon veya vagonlarla nakledilmesi ve bu ürünlerden bazılarının nakledilebilir hale getirilmesi için, biçok ara stoklama deposu kullanılır; nitekim propan ve bütan büyük alıcılara konteynerlerle, küçük tüketicilere ise tüplerle teslim edilir; yağlama yağları fıçılarda veya bidonlarda, bitümler fıçılarda veya çantalarda, parafinler karton kutularda, özel benzinler bidonlarda veya bazen cerikan’larda satılır. Buna karşılık fuel-oil gibi yakıtlar alıcıya tankerlerle teslim edilir; benzin ve mazotun büyük bir kısmı kara yollarındaki servis istasyonlarında satılır; uçak yakıtları ve reaktör yakıtları havaalanlarındaki depolara teslim edilir, buradan da tankerlerle uçaklara doldurulur; bazı büyük havaalanları, ucunda bir dağıtım ağzı bulunan yeraltı şebekeleriyle donatılmıştır. Gemilerin mazot yakıt ikmali, limanlarda fuel-oil ve mazot depolarından yapılır. Kıyılardaki depolar tankerlerle, diğer depolar da kamyonlarla, demiryolu veya pipe-line’larla rafineriler tarafından beslenir.
• Petrolle ilgili sanayiler. Petrol sanayii, bir kısmı petrol şirketleri tarafından denetlenen, deniz ve nehir donanımı, pipe-line’la nakliyat, tabiî gaz sanayii, petrokimya* gibi çeşitli yan kuruluşlarla tamamlanır.
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Petrol sanayii hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
inorganik petrokimya
Tarih 26 Mayıs 2009
inorganik petrokimya
Yakın zamanda petrokimya bu yeni alana doğru kaymış ve eski usulleri gölgede bırakacak kadar ilerlemiştir. Nitekim, kükürt gitgide, yeteri kadar kükürtlü hidrojen kapsayan rafineri gazından veya tabiî gazdan üretilmektedir. Karbon siyahı tabiî gazdan yılda 1 milyon ton kadar çıkarılır; bunun yüzde 95′i kauçuk yapımında kullanılır. Günümüzde petrol rafinerilerinden katalitik reforming ile önemli miktarda hidrojen üretilir ve bu hidrojenden çeşitli hidrojenleme işlemlerinde yararlanılır. Hidrojen, ayrıca, tabiî gazdan, su buharı eşliğinde veya doğrudan doğruya termik ayrışma ile elde edilir. Bu değerli element yeni maddelerin senteziyle gitgide önem kazanmaktadır: yıllık üretimi sadece A.B.D.’de 5 milyon tonu bulan amonyak, oksijen eşliğinden metanla birleşerek hidrojen siyanür verir; hidrojen siyanür, etilen veya asetilenle birleşerek akrilonitril üretiminde kullanılır; Fischer-Tropsch senteziyle (çinko oksitli bir katalizör eşliğinde, hidrojen ve karbon monoksit) veya tabiî gazın kısmî yükseltgenmesiyle metanol elde edilir; metanolden, çeşitli uygulamaları olan formaldehit veya formol üretilir; nihayet «okso» sentezi (kobaltlı bir katalizör eşliğinde hidrojen, karbon monoksit ve olefin) alkolleri, aldehitleri ve ketonları verir. Böylece petrokimya klasik organik kimyaya bağlanır; aradaki fark, yeraltından petrol veya tabiî gaz şeklinde çıkarılan hidrokarbonun hammadde olarak kullanılmasıdır.
— Sanay. Petrokimya, çok çeşitli maddelerin üretimiyle ilgilenen çok önemli bir sanayi dalı olduğu için, büyük sanayi sektörlerinin şüphesiz hiç birine nasip olmayan hızlı bir gelişme gösterdi, ilk zamanlar kimya sanayii, işlenmiş ürünler verebilmek için hayvansal ve bitkisel kaynaklı hammaddelerden, daha sonra da maden cevherlerinden ve kömürden yararlandı. Sentez usullerinin, özellikle 1913′te amonyak sentezi usulünün Keşfedilmesinden sonra kimya, hidrokarbonlarla ilgilenmeğe başladı. Bugün petrol, kimya maddeleri üretiminin ağırlık olarak üçte birini, değer olarak da üçte ikisini karşılamakta ve bu oranlar günden güne artmaktadır. Bu artışı açıklayabilmek için, birçok organik maddenin sentez yoluyle elde edilmesinde maliyet fiyatının, hayvansal veya bitkisel kaynaklara dayanan klasik üre-imdekinden çok daha düşük olduğunu belirtmek yeter. Meselâ, birçok ülkede resmî makamlar tarımı korumak eğiliminde olmasaydı, âdi etil alkol veya etanol, artık uzun zamandan beri bitkisel alkollerin (pancar, şarap v.b.) damıtılmasıyle değil de petrol ürünlerinden elde edilecekti. Eğer petrokimyanın, sülfürik asit sanayii gibi en önemli klasik kimya sanayiini besleyen kükürt üretimiyle birleştiğini, eskiden yalnız kokhanelerde alt ürün olarak elde edilen aromatik hidrokarbonların (benzen, tolüen, ksilen) bugün petrol rafinerilerinde hızlı bir tempo ile üretildiğini, yalnız kimya sanayiinin petrolden çıkarılan temel ürünleri kullanmakla kalmayıp taşkömür sanayiinin de rafinerilerdeki usulleri uyguladığını, gazhaneler ve petrol işletmeleriyle birleşerek ortak fabrikalar kurduğunu da eklersek, artık «karbon kimyası»nın karşısında olan bir petrokimyadan sözedilemez. Bugün petrokimya terimi, yalnız yakıt değil kimya sanayiinde hammadde olarak kullanılan kimyasal maddelerin de üretildiği petrol rafinerilerinde veya tabiî gaz işleyen fabrikalarda uygulanan kimyasal işlemler ile metotlar için kullanılır. Petrokimyanın temel üretim maddeleri olefinler (etilen, propilen), aromatik hidrokarbonlar ve amonyaktır.
• Türkiye’de. Türkiye’de petrokimya sanayiiyle ilgili çalışmalar PETKîM tarafından yürütülür. Bk. PETKIM. (LM)
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa inorganik petrokimya hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Aromatik petrokimya
Tarih 26 Mayıs 2009
Aromatik petrokimya
• Benzen kimyası. Petrol, aromatik hidrokarbonların üretiminde taşkömür katranının yanında yer alır; özellikle benzinlerin katalitik reforminginde naftenik oranını arttırarak aromatik seriden ham petrollerin kullanılmasını kısıtlamak imkânı sağlandığından beri taşkömür katranının yerini iyiden iyiye almak üzeredir.
Çok tepkime vermesi bakımından benzen CöHö etilenle kıyaslanabilir. Bu iki madde alüminyum klorür eşliğinde, sıvı faz halindeki alkilasyonla birleşerek etilbenzen C6H5C2H5 verir. Etilbenzen, alüminyum oksit ve krom oksitten oluşan bir katalizörle hidrojen kaybederek stiren C6H5CHCH2 oluşturur; stiren, «Buna — S» kauçuğunun, reçine ve plastik madde olarak kullanılan polistirenler sanayiinin hammaddesidir.
Diğer bir alkilasyon tepkimesi de hidroflüorik veya sülfürik asit eşliğinde ‘benzen’in tetrapropilen ile verdiği tepkimedir. Elde edilen dodesilbenzen, sülfürik asitle birleşerek, çok kullanılan deterjanlardan alkilarilsülfonatları verir. Bu maddeler, benzenin, alüminyum klorürlü bir katalizör eşliğinde, klorlanmış gazyağı ile alkilasyonundan da elde edilebilir.
Benzenin hidrojenlenmesiyle sikloheksan C6H12 meydana gelir; sikloheksan’ın 150°C’a doğru, kobaltlı bir katalizörle yükseltgenmesinden, yine naylonun ve çeşitli maddelerin sentezinde hammadde olarak kullanılan adipik asit COOH(CH2)4COOH elde edilir.
Klorun benzene etkimesiyle, sanayide fenol, anilin, boyarmaddeler ve böcek zehirleri (paradiklorobenzen) üretiminde kullanılan klorobenzen C6H5Cl meydana gelir.
Sülfürik asit, klor veya hidroklorik asidin kullanıldığı sayısız metotla benzenden elde edilen fenol C6H5OH, petrokimyada, fenol reçinelerinin, böcek zehirlerinin, yapışkanların üretimini sağlar ve petrol yağlarının arıtılmasında eritici olarak kullanılır. Benzenin yükseltgenmesiyle, fenolden başka maleik anhidrit (CHCO)20 elde edilir; bu madde plastiklerin, reçinelerin ve boyaların elde edilmesinde kullanılan bir ara üründür.
• Yüksek aromatikler kimyası. Toluen C6H5CH3 hidroforming benzinlerinden çıkarılır. Oktan indisi 100′ü aştığı için uçak benzinlerinde, çok aranılan bir bileşendir; ayrıca patlayıcı madde (trinitrotoluen) sanayiinde de kullanılır.
Ortoksilen C6H4(CH3)2 de katalitik reforming ile elde edilir; yükseltgenerek ftalik anhidrit C6H4(CH)2O verir; bu anhidritten çeşitli böcek zehirleri, reçineler ve diğer sentez ürünleri türer. İzomeri paraksilen.özellikle tereftalik asit üretiminde işe yarar ve etilen oksitle birleşerek sunî elyafın en ilgi çekicilerinden biri olan dacron ve tergali verir.
Petrolün cracking ürünlerinden elde edilen naftalin C10H8 ve ağır aromatikler boyaların, lakların, verniklerin, böcek zehirlerinin v.b. sentezinde kullanılır.
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Aromatik petrokimya hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
Alifatik petrokimya
Tarih 26 Mayıs 2009
Alifatik petrokimya
• Etilen kimyası. Bütün hidrokarbonlar içinde, en etkinleri olefinlerdir. Bu yüzden etilen CH2CH2, petrokimyada kullanılan hammaddelerin ilki ve hâlâ en önemlisidir. Ham petrolde ve tabiî gazda az miktarda bulunduğu için, diğer olefinler gibi etilenin de, parafin sınıfından bir petrol ürününün (nafta, gasoil) düşük basınçta ve su buharı eşliğinde (steam-cracking), 800 veya 900°C’a doğru cracking’iyle elde etme yoluna gidilir. Daha sonra soğurma ve düşük sıcaklıkta ayrımsal damıtma işlemlerinden geçirilerek arıtılır. Öte yandan, etan da, 800 ile 850° C’a doğru pirolizle etilen vererek ayrışabilir.
Fosforik asit gibi bir katalizör eşliğinde polimerleşmeyle elde edilen polietilenler (C2H4)n, plastik maddeler («politen») ve yağlama maddeleri gibi çeşitli uygulamaları olan sıvı ve katılar meydana getirir. Etilen oksit CH2CH2O, etilenin 275°C’a doğru gümüşlü katalizörle doğrudan doğruya yükseltgenmesiyle veya etilenin sulu bir klor çözeltisinde işlenmesiyle meydana gelen etilen klorhidrin’in CICH2CH2OH derişik alkali tepkimesiyle elde edilir. Etilen oksit, birçok yeni türevin üretildiği bir ara maddedir:
a) etilen oksidin 35°C’ta ve 3 kg/sm2′lik bir basınç altında sulu amonyakla tepkimesinden elde edilen etil aminler; bunlar asit özelliği gösteren H2S gazının (hidrojen sülfür) eriticileri, aşınma önleyici, emülsiyonlaştırıcı maddeler, ıslatma etkenleri olarak kullanılır;
b) etilen oksidin, 200°C’ta veya, fosforik asit gibi bir katalizör kullanılırsa, daha düşük bir sıcaklıkta hidratlanmasından elde edilen etilenglikoller; bunlar, donma noktasını düşürücü, eritici, plastikleştirici, nemlendirici maddelerdir ve eter ile esterleri verir;
c) etilen oksidin fenoller veya yüksek merkaptanlarla birleşmesinden elde edilen iyonsuz deterjanlar;
d) etilen oksidin tereftalik asitle birleşmesinden elde edilen ve reçineler, plastik maddeler, dacron veya tergal gibi dokuma elyafını meydana getiren akrilikler) polyesterler.
Etanol CH3CH2OH etilenin, düşük basınçta sülfürik asitte soğurulmasından veya fosforik ya da sülfürik asit gibi bir katalizör eşliğinde 250°C’a doğru, doğrudan doğruya hidratlanmasından elde edilir. Donma noktasını düşürücü ve eritici olarak kullanılan etanolden özellikle yükseltgeme veya hidrojen giderme yoluyle asetaldehidin CH3 CHO elde edilmesinde ara ürün olarak yararlanılır. Asetaldehit de, yüksek tepkime özelliği gösteren bir hammaddedir; yükseltgemeyle asetik asit ve asetik anhidrit, yoğunlaştırmayle normal bütanol, etanolle yeniden bileşerek bütadien verir; bu ürünler de yeni tepkimelere yol açar.
Doğrudan doğruya klorlama ile elde edilen etilen klorür CH2CICH2CI çok güçlü bir eriticidir ve katalitik cracking işlemiyle vinil klorür CH2CHCI verir; bu klorurün polimerleri de, çok kullanılan vinil reçineleridir.
Hidroklorik asidin etilene doğrudan doğruya etkimesiyle elde edilen etil klorür de CH3CH2CI etkin bir eriticidir. Ayrıca kurşun tetraetil üretiminde kullanılır; kurşun tetraetil benzinlerin oktan indisini arttırmakta kullanılan vuruntu önleyici katkı maddelerinin en etkililerinden biridir.
Viniliden klorür CC1/2CH2, tekstil elyafı ve plastik madde olarak kullanılan polimerlerin başka bir hammaddesidir. Bazı elastomerlerin türediği etilen klorhidrin CICH2CH2OH ile aerosol üretiminde ve soğutucu sıvı olarak kullanılan flüoroetan-lar, etilenin halojenlerle verdiği sayısız bileşiklerin diğer örneklerindendir.
• Propilen kimyası. Olefinlerin ikincisi olan propilen CH3CHCH2, etilenin verdiği tepkimelere benzer tepkime özellikleri taşır. Reforming ve cracking gazlarında bol bulunan propilen düşük sıcaklıkta ayrımsal damıtma ile kolayca ayrılır, üretim, propan’ın basınç altında, katalizörlü veya katalizörsüz olarak hidrojen giderme işleminden geçirilmesiyle artırılabilir; steam-cracking ile hem etilen, hem de propilen elde edilir.
Katalitik polimerleşmeyle elde edilen po-lipropilenler (C3H6)n plastik madde kaynakları içinde, ilerisi için en çok ümit verenidir. 200°C’ta, 50 kg/sm2′lik bir basınç altında ve fosforik asit gibi bir katalizör eşliğinde elde edilen tetrameri (C3H6)* alkilarilsülfonat tipindeki kokulu deterjanların saray, bahçe üretiminde çok kullanılır.
İzopropanol (CH3)2 CHOH, sülfürik asidin propilene etkimesi ve meydana gelen sülfatın hidroliziyle elde edilir.
Donma noktasını düşürücü, eritici, su giderici olarak ve özellikle, katalitik hidrojen gidermeyle aseton CH3COCH3 üretiminde kullanılır; eriticilerin en ünlüsü olan aseton ayrıca birçok senteze de yol açar.
Propilen oksit CH3 (CHCH2)0 her ne kadar etilen oksitten daha az etkinse de, oldukça sık kullanılır; 250°C’ta katalitik izomerleşmeyle alilik alkol CH2CHCH2OH verir; bu alkolün önce klorlanıp sonra alkali hidroliz işleminden geçirilmesiyle gliserin
CH2OH—CHOH—CH2OH sentezi yapılır; önemli özellikleri olan gliserin, patlayıcılar, selofan, tekstil elyafı, reçineler v.b. için hammadde olarak kullanılır. Akrolein de CH2CHCHO propilen’in yükseltgenmesinden türeyen bir aldehittir.
• Bütilenler kimyası, iki normal bütilen CH2CHCH2CH3 ve CH3CHCHCH3 ile izobütilen (CH3)2CCH2 cracking gazlarında bulunur. Normal bütan’ın, 450°C’a doğru, bir katalizör (alümin/krom oksit) eşliğinde hidrojen kaybetmesiyle elde edilir. Bütilenler, başlıca alkilasyon işleminden geçirilerek oktan indisi çok yüksek olan yakıtların elde edilmesinde kullanılır, öte yandan, izobütîlen, izopren CH2CCH3CHCH2 ile kopolimerleştirilerek bütil kauçuk verir; izopren, izopentan’dan hidrojen giderilmesi veya yüksek sıcaklıkta ısıl cracking ile elde edilir.
Diolefinlerin en tanınmışı olan bütadien CH2CHCHCH2, sunî kauçuk üretiminde kullanılan hammaddelerden biridir. Bütilenlerin veya normal bütanın hidrojen kaybetmesi gibi çeşitli usullerle hazırlanan bütadien asetaldehit veya asetilenden de elde edilebilir. Stirenle kopolimerleştirilerek sentetik «S» kauçuğunu, akrilonitrille de «N» kauçuğunu verir. Heksametilendiamin NH2 (CH2>6 NH2 aracılığıyle naylon elde etmek için de yine bütadienden yararlanılabilir.
• Asetilen kimyası. Hidrokarbonların en basiti olan ve çok eskiden beri kullanılan asetilen CHCH, genellikle, tabiî gazın yüksek sıcaklıkta piroliziyle elde edilir; piroliz, etan’ın hidrojen kaybetmesine yol açar.
Çok önemli tepkime özellikleri taşıyan bu madde özellikle Almanya’da, başlı başına bir sanayi dalının gelişmesini sağlamıştır.
Asetilen petrokimyada, etilen oksit, asetaldehit ve bütadien’in elde edilmesinde kullanılan bir hammaddedir. Hidrojen siyanür tepkimesiyle akrilonitril CH2CHCN verir; akrilonitril «N» kauçuğunun, aminlerin, asitlerin ve polimerleşmeyle plastik maddelerin, orlon gibi akrilik elyafın türediği önemli bir ara üründür.
Asetilenin klorla verdiği bileşikler de oldukça kalabalıktır. Doğrudan doğruya tepkimeyle, ot ilâcı olarak kullanılan tetrakloretan meydana gelir; tetrakloretan kireçle işlenerek kuru temizleme işlemlerinde eritici olarak kullanılan trikloretilen haline CICHCCI2 dönüşür. Hidroklorik asit asetilenle birleşerek vinil klorür CH2CHCI verir; bu maddenin polimerleşmesiyle de po-livinil klorürlü plastikler türer. Hidroklorik asit ayrıca, vinilasetilen CHCCHCH2 gibi asetilen polimerlerine de etkiyerek kloropren CH2CCICHCH2 meydana getirir; kloropren, sentetik kauçukların en eskisi olan neoprenin hammaddesidir. Asetik asidin asetilene etkimesiyle vinil asetat CH3COOCHCH2 oluşur; vinil asetat da, plastik döküm, kalıplama, çekme, üfleme işlemlerinde plastik madde veya plastikleştirici olarak kullanılan vinil reçineleri halinde polimerleşir.
26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Alifatik petrokimya hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERSÜLFÜRİK
Tarih 22 Mayıs 2009
PERSÜLFÜRİK sıf. (fr. permlfurique). Kim. Formülü S2O7 olan anhidrit, formülü H2S2O8 olan asit (perdisülfürik) ve formülü H2SO5 olan (permonosülfürik) Caro asidi için kullanılır.
— ANSiKL. Persülfürik anhidrit, oksijen ile kükürt dioksit karışımının eflüvden geçirilmesiyle elde edilir; yağ kıvamında bir sıvıdır; içinde H2S2O.3 asidi bulunan kararsız sulu çözeltisi kuvvetli bir yükseltgen rolü oynar. Derişik çözelti halindeki alkali sülfatların elektrolizi, bu asidin persülfatlar denilen tuzlarını verir; su temasıyle oksijenli su (hidrojen peroksit) açığa çıkaran bu tuzlar beyazlatıcı olarak, fotoğrafçılıkla ise hiposülfit artıklarını gidermekte kullanılır. Caro asidi buharlaşmış olarak bulunur; çok kararsızdır, oksijen ve sülfürik asit halinde ayrışır. (l)
PERSÜLFÜRLEME i. (persülfür > per-sülfürlemek’tcn persülfürle-me). Kim. Kükürtlü bir bileşiğe fazladan kükürt bağlama. (l)
PERSÜLFÜRLÜ Sif. {persülfür”den persül-für-lü). Kim. Fazla miktarda kükürt kapsayan; persülfür yapısında olan: Persülfürlü bileşik. (L)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSÜLFÜRİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PERSÜLFAT
Tarih 22 Mayıs 2009
PERSÜLFAT i. (fr. persulfate). Kim. Per-sulfürik asidin tuzu. (l)
PERSÜLFOSJYANİK Sif. (fr. persulfocya-nique). Kim. Formülü C2N2S3H2 olan, az kararlı heterosiklik asit için kullanılır; sülfürik asidin potasyum izosülfosiyanat’a etkimesiyle meydana gelir. (l)
PERSÜLFÜR i. (fr. persulfure). Kim. Bileşiminde normal sülfürden daha çok kükürt bulunan sülfür, (polisülfür de denir.)
22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERSÜLFAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTLAND
Tarih 12 Mayıs 2009
PENTLAND (Barbara), kanadalı kadın besteci (Winnipeg 1912). Toronto ve Vancouver’de dersler verdi; bir tiyatro aksiyonu (The Lake [Göl], 1954), dört senfoni (1948— 1959), Boccherini’nin bir temi üstüne orkestra çeşitlemeleri (1948), keman ve org için konçertolar, oda müziği, piyano parçalan besteledi. (L)
PENTLAND FİRTH, İngiltere kıyılarında boğaz,İskoçya ile Orkney adaları arasında; 10-12 km genişlikte. (L)
PENTLANDIT i. (ingiliz kâşifi J.B. Pent-land’m adından). Miner. Tabiî demir ve nikel sülfür; kübik sistemde billurlaşır ve önemli bir nikel cevheri olarak işletilir. (L)
12 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTLAND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
PENTASTATERON, PENTASÜLFÜR, PENTATİYONAT,
Tarih 11 Mayıs 2009
PENTASTATERON i. (yun. k.). Lagos hanedanı zamanında Mısır’da basılan ve : lios Polydeukes tarafından sözü edilen stater değerinde madenî para. On drahmilik altın para anlamında dekadrak idadiyle de bilinir. (l)
PENTASTIL i. (fr. pentastyle). Mim. Ce: hesinde beş sütunlu bir dizi bulunan yunar tapınağı. (l)
PENTASTOMIDAE çoğl. i. Zool. Yılanlarda, bazı memelilerde ve kuşlarda asabi yaşayan ip gibi ince, silindirimsi gövdd omurgasız hayvanlar grubu. (İki takım 1 ayrılır: cephalobenida ve procephalidz Her iki takımda altmış kadar tür bulur Birçok özelliği bakımından eklembacaklı lara benzeyen bu hayvanların hangi şube bağlanacağı henüz belli değildir.) Efilinguatula. (l)
PENTASÜLFÜR i. (fr. pentasulfure). Kimya, Molekülünde beş kükürt atomu bulur: sülfür. (L) ^x
Pentateukhos i. Eski Ahit’in ilk beş I tabına, onları Yunancaya çevirenlerin verdikleri ad. Bu beş kitap, Tekvin, G:. Levi kabilesi, Kutsal sayılar ve eski mu s: vî fıkhının tekrarı olan Deuteronomion c (L)
PENTATİYONAT i. (fr. pentathionate Kim. Pentatiyonik asidin tuzu. (l)
PENTATIYON1K sıf. (fr. pentathioniqm Kim. Bk. t iyonik.
11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENTASTATERON, PENTASÜLFÜR, PENTATİYONAT, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|