REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle)

Tarih 29 Haziran 2009

REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle), ilhanlı tarihçisi ve devlet adamı (Hemedan 1248-Tebriz 1318).

Hekimlik ya­pan bir aileden geldiği ileri sürülür; milli­yeti kesinlikle bilinmiyor. Sonradan müslü­man olduğu söylenir. Hemedan’da tıp oku­du. Sonra Gazan Hanın hizmetine girdi. Onun büyük bir ilgi duyduğu tabiat bilim­leri konusunda, özellikle bitkiler üstünde çalıştı. Gazan Han için özel bir bitki ko­leksiyonu düzenledi.

Gazan Hanın veziri oldu. Şam seferine katıldı (1303). Reşidüddin, devlet işleri­ne çok karışmadı; daha çok bilimle, in­celeme ve araştırmalarla ilgilendi. Gazan Hanın isteği üzerine tarih eserleri yazmağa başladı. Bir ara Hindistan’da Del­hi hükümdarının yanına gitti; orada tıpla ilgili incelemeler yaparak ilâç yapı­mında kullanılan malzeme topladı.

Irak ve Anadolu’yu gezdi. Gittiği yerlerde ya­pılan bilimsel çalışmaları takip etti; tıp konusunda kendisinden önce gelenlerin eserlerini okudu. Bütün ömrünü, devlet iş­lerinin yanında, bilim çalışmalarına verert Reşidüddin’in daha çok tarih alanında ö-nemli ve kendinden sonra gelen tarihçiler için ana kaynak niteliği taşıyan eserleri vardır.

Reşidüddin, ayrıca, birçok hayır kurumu yaptırdı. Bunlar arasında devrin en büyük kütüphanesinin de içinde bulunduğu Rab-i Reşîdî kurumları önemlidir. Bir mahalle niteliği taşıyan Rab-i Reşîdî’de dârüşşifa, medrese, kervansaraylar, hamamlar, kumaş ve kâğıt yapımevleri vardır. Reşidüddin tıp, tarih, medeniyet tarihi, siyaset, devlet ida­resi, felsefe ve din konularında eserler yaz­dı. Bir ara çin medeniyeti ve dinleri üstün­de çalıştı. Bazı çinli rahiplerle ilişkiler kur­du. Kendinden önce gelen bilginlerin, özel­likle Birûnî’nin Hindistan tarihi ve İnançlarıyle ilgili yazılarını Farsçaya çevirdi.

Çin’deki basım işleri, inançlar, dil, musiki, kâğıt para işlerini anlatan yazılar yazdı. Türkler ile Moğolların uygulamalı ve teorik tıpla ilgili bilgilerini biraraya topladı. So­nunda Olcayto’yu (Sultan Mehmed Huda-bende) zehirlediği ileri sürülerek oğluyle birlikte Emir Çoban tarafından öldürtüldü.

Başlıca eserleri: Cami-üt-Tevarih (Tarih­ler Derlemesi); Âsâr-u Ahya (Eserler ve Diriler); Tansuk-name-i İlhanı der Fünûn-i Ulûm-i Hitaî (Çin Bilimlerinin Fen-leri Hakkında İlhanlı Tansuknamesi) [Vangi-Suku adlı bir çinli bilginden tercüme]; Kitab-ı Siyaset ü tedbir-i Mülk-i Hıtaiyan (Çin Ülkelerinin Tedbirleri ve Siyaseti Ki­tabı) ; Şuab-ı Pençgâne (Beşli Şubeler); Miftah-üt-Tefsir (Tefsir Anahtarı); Tavzi-hat-ı Reşidi (Reşid’in Açıklamaları), Le-taif-ül-Hakayık (Gerçeklerin Hoşa Giden­leri); Beyan-ül-Hakayık (Gerçeklerin Anla­tılması); Münşeât-i Reşidi (Reşid’in Nesir Yazıları). [M]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİDÜDDİN Tabib (Fazlullah bin İmadüddevle) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REŞİD PAŞA (Şerif Ahmed)

Tarih 29 Haziran 2009

REŞİD PAŞA (Şerif Ahmed), türk hukuk­çusu, idarecisi ve şairi (İstanbul 1858-ay.y. 1918).

Edirne rüştiyesini ve Hukuk mekte­bini bitirdi. Çeşitli görevlerde bulunduk­tan sonra Şûrayı Devlet üyeliğine yükseldi (1895). Aynı yıl Rumeli beylerbeyliği payesiyle Halep vali muavini oldu.
Adana vali muavinliği, vekâleten Mersin mutasarrıflığı görevlerinde bulundu.
Hicaz valisi oldu (1911). İttihat ve Terakkinin ikinci defa iktidarı almasından sonra (23 ocak 1913) azledildi.

Eserleri: Hukuku Ti­caret (8 cilt); Ruhül Mecelle (Mecellenin Özü) [8 cilt];
Dini Mübini İslâm (Islâmın Apaçık Dini) [5 cilt]; imamıazamın Siyasi Tercümei Hali. (M)

RESİD PASA Büyük. Bk. MUSTAFA REŞİD PAŞA.

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REŞİD PAŞA (Şerif Ahmed) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RESİMLİ

Tarih 29 Haziran 2009

RESİMLİ sıf. (resim’den resim-li). [Gazete dergi v.b. için] İçinde resimler bulunan: Hiç cevap vermedi. Ben resimli gazeteye bakıyordum (M. Ş. Esendal). Resimli ço­cuk kitapları. \\ Resimli roman, metinle birlikte sunulan resimler dizisi; resmin bu­lunduğu karenin içinde resmin anlaşılma­sına yardımcı olan metin de yer alır.

— ANSİKL. Ed. A.B.D.’de şimdiki halini almadan önce, metinsiz veya bir metni can­landırmak için yapılan resimlerden meyda­na gelen hikâyeler, resimli roman’ın öncü­sü sayılır. Resimli roman, 1880 yıllarında resimli magazinlerin rağbet görmesiyle ya­yıldı. Bu arada, mizahî dergilerin hızla ge­lişmesi ve New York basınının iki koda­manı olan Joseph-Pulitzer ile W.R. Hearst arasındaki mücadele, resimli romandaki iki unsuru yani resim ile yazının kaynaşmasını hızlandırdı. Bu gelişme özellikle Richard Outcault’un (Yellow Kid [1896], Buster Brown [1902]) ve Rudolph Dirks’in (The Katzenjammer Kids [1897], Little Tmmy [1905]) eserlerinde görülür.

İlk şekliyle resimli roman resimle sınırlan­madan devam eden bir metni süsleyen bir resimler dizişiydi. Ama daha 1900′de, re­simlerin içinde çoğu zaman şahısların ağ­zından çıkan sözlerin yer aldığı balonlar belirdi. Başlangıçta mizahî olan resimli ro­man (Comics adı buradan gelir) kısa zamanda, çeşitli konuları ele aldı: mitoloji, bilim ve teknik, fantastik” hikâyeler (Gustave Verbeck’in Upslde Downs’ı [1903]), rüya âlemi (Winsor Mc Cay’in Little Nemo in Slumberland’i [1905]). 15 Kasım 1907′de Bud Fisher, ertesi yıl Mutt and Jeff adını alacak olan Mr. A, Matt’in serüvenleriyle ilk günlük resimli romanı yarattı.

Avrupa’da Pinchon’un Becassine (1905) ve Louis Forton’un La Bande des Pieds-Nickeles’inde görüldüğü gibi metin, resimli romandaki önceliğini muhafaza ederken, amerikalı ressamlar ilk olarak comic’leri si­nemaya uyguladılar. Harry Hershfield, Desperate Desmond’da (1910) o çağın birçok kısımlı filmini hicvederken Winsor Mc Cay sanat değeri olan ilk canlı resmi (Gertie the Dinosaur) yaptı (1910). 1910′dan sonra resimli roman çizenler ara­sında başlıca iki eğilim belirdi: bunların bir kısmı resimli romanı sadece bir eğlen­ce aracı olarak kabul ediyor, bazıları da yeni bir ifade aracı olarak görüyordu. Krazy Kat’ın (1911) yaratıcısı George Herriman, canlı resimden Felix the Cat tipini alan (1921) Pat Sullivan ve özellikle Bringing up Father (1913) ile milletlerarası ün kazanan George Mc Manus, ikinci grup­ta yer alıyorlardı.

Basın dağıtım ajansla­rının (International News service, 1912; King Features syndicate, 1914) kuruluşuyle re­simli romanın yayılışı büyük ölçüde arttı. Ama aynı ajanslar, herhangi müstakbel bir
müşteriyi tedirgin etmemek için resimli ro­man yaratıcılarının ifade hürriyetini kısıt­ladılar. En fazla tavsiye edilen konu bur­juva ailesi ve hayatı idi (Sidney Smith’in The Gumpsi). Bu tür resimli romanın ör­neği, tek başına veya erkek kardeşiyle bir­likte, günlük hayatını bir maceralar âlemi haline sokan evin genç kızı tipi (Cliff Strett’in Polly and her Pals’i) ve Martin Branner’in Winnie Winkle’ı bu türden doğdu. Buna karşıt olarak da bıçkınları (Frank Villard’ın Moon Mullins’i), gayri ciddî kah­ramanları (Billy de Beck’in Barney Google’i), maceraperestleri ve .öksüzleri (Harold Gray’in Little Orphan Annie’si) ele alan resimli romanlar çıktı.

Daily Sketch, 1921′de J. Millar Watt’ın Pop’u ile Avrupa’da ilk olarak büyüklere mahsus günlük resimli romanı ortaya attı. Fakat A.B.D.’li sanatçıların çabasıyle re­simli macera romanları kısa zamanda bü­tün dünyaya yayıldı. Harold Foster’in re­simlediği Tarzan (1936′da, yerini Bürne Ho-garth aldı) ve Dicks Calkins ile Phil Nowlan’ın Buck Rogers’i (bu resimli romanda «hayalbilim» konuları işlenmektedir) aynı gün, yani 7 aralık 1929′da yayımlanmağa başladı. Bu yeni dizilerin kazandığı başarı, basın ajanslarının, «suspense» (heyecan) ve harekete önem vermesine yol açtı.
Böyle­ce, Chester Gould, Dick Tracey (1931) ile poli’s romanını resimli romana aktarırken Alexander Raymond (1911-1956), bir poli­siye macerayı (Secret Agent X-9), uzak ül­keleri ele alan bir hikâyeyi (Jungle Jim) ve bir bilimsel macerayı (Flash Gordon) yayımlamağa başladı. Bununla beraber Ha­rold Foster Prince Valianfı ile (1937) Es­kiçağ veya Ortaçağ maceralarıyle ilgi top­luyordu. Bu arada, ressamların çoğu, ge­leneksel sanat kurallarını resimli romana uygularken, Milton Caniff, Frank Robbins ve Frank Godvin (Connie, 1932) gibi sa­natçılar da resim veya sinemaya has usul­leri uygulayarak özel bir üslûp bulmağa çalıştılar. Böylece, kompozisyon (helezonî, piramit biçiminde v.b.) resimli romana gir­di.

Resimlerin çerçevesi, eşkenar dörtgen, elips ve daire şeklini aldı. Seçilen konu­lar genellikle cepheden çizilirken, ressam­lar yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yuka­rıya görüntülerden de yararlanmağa baş­ladılar. Rengin kullanılışı estetik bir de­ğer kazandı; renk çoğu zaman gerçeğe uy­gun olmuyor ama psikolojik ve dramatik etkileri pekiştirmek için kullanılıyordu. Ma­cera konularını işlemekte kullanılan bu ye­ni araçlar, 1933′te yayımlanan ilk resimli roman kitaplarının çok kısa zamanda ba­şarı kazanmasını sağladı.

Bu kitaplar önce basında çıkmış çeşitli bantları yeniden yayımlamakla yetiniyordu (New Fun, 1935); daha sonra sadece bir tek kahramanın maceralarını kapsadı (Superman, 1938).
Macera romanları türü, 1940′ta resimli ro­man üretiminin yarısına ulaşıyordu ama mizah romanları da kimi zaman ağır ba­sıyordu. Elzie Segar’ın Temel Reis’i (Po-pey) [1929], Murat Young’un Fatoş’u (Blondie) [1930] ve Al Capp’ın Hoş Memo’su (Lil’Abner) [1934] bunun örnekleridir. Ne var ki, mizahî resimli romanın ticarî ba­şarısı durmadan artarken, bu romanları yaratanların hayal gücü tükeniyor ve canlı resme (Miki Fare [Micket Mouse], Vakvaka Kardeş [Donald Duck, 1931]) ve ha­yalî konulara (Lee Falk’in Mandrake’si [Mandrake the Magician]) daha fazla baş­vuruluyordu.

Avrupa’da en çok ilgi gören resimli romanlar ise şunlardı: Almanya’­da Erich Ohser’in Vater und Sohn’u (1934), Fransa’da A. Daix’in Profesör Nimbus’u (Le Professeur Nimbus) [1934], İtalya’da Giovanni Scolari’nin Saturno Contro la Terra’sı ve özellikle Belçika’da Herge’nin Tenten’i (Tintin) [1929]. İkinci Dünya sa­vaşı sırasında, Dave Breger’in G. L. Joe’su, George Baker’in Sad Sack’ı, Milton Caniff’in Maie Call’u (1942) gibi, ameri­kan askerleri için özel olarak çizilmiş ye­ni resimli romanlar ortaya çıktı. Buna rağ­men günlük gazetelerde resimli roman bo­yutlarının küçültülmesi macera romanları­nın ve desenin gelişmesi üstünde olumsuz bir etkisi oldu. Crockett Johnson’un sa­vaş zihniyetine karşı koymak için yarat­tığı Barnaby (1942) bu devrenin en ilgi çe­kici eseridir.

Savaş sonrası, resimli romanlarda, ameri­kan toplumunun karışıklığı ve şaşkınlığı görülür. Burne Hogarth’ın Drago’su (1945), Alex Raymond’un Rip Kirby’si (1946) ve Milton Caniff’in Steve Canyon’ı (1947) gibi askerden yeni terhis edilmiş kahraman­lar, özellikle ahlâk ve fikir mesele­leri üstünde dururlar. Avrupa’da kâ­ğıt tüketiminin kısıtlanması, din ahlâkiy­le laik okulun karşı koyması ve siyasî kav­galar, resimli basının gelişmesini engelle­di. Bununla beraber Jean Ache (Arabelle la derniere Sirene) [1947], Edgar P. Jacobs (Professeur Mortimer) [1946] gibi genç ressamlar ilk eserlerini verdiler. Franquin, savaştan önce R. Velter’in yarattığı bir kahraman olan Sipru’yu (Spirou) yeniden ele aldı ve Maurice De Bevere sevimli kovboy Red Kit’i yarattı (1946). 1950 Yılı başlarında amerikan resimli ro­manının içine düştüğü acıklı hal, bu türün estetiğini ve ahlâkını tenkit eden eğitimci ve psikologların saldırısını haklı gösterecek gibidir.

Bu sırada Walt Kelly’nin resimli masal­ları (Pogo, 1949) ve Charles Schultz’un korkunç çocuksu dünyası (Peanuks, 1950) ile, resimli roman, önemli insanî ve siyasî meselelere el attı. Fikir yanı ağır basan bu resimli romanlar kısa zamanda tutundu ve Jules Feiffer (Feiffer) [1956], Mel Lazarus (Miss Peach) [1957] ve Johnny Hart (B.C.) [1958] tarafından taklit edildi. Fa­kat bu serilerin yanı sıra, Ailen Saunders’in Worth’s Family’si (1947) gibi melodram­ları da rağbet gördü ve bunlardan «sabun­lu opera» (soap opera) denilen tür doğdu. Stan Drake’ın The Heart of Juliet Jones’u (1953), Leonard Starr’ın On Stage’ı (1957) ve Alex Kotzy’nin Apartment 3-G’si (1962) bu son türün örnekleridir.
Amerika’daki yeniliğe paralel olarak, re­simli roman, bütün dünyada hızla gelişti. İngiltere’de yetişkinlerin okuduğu resimli romanların yapımı olağanüstü bir miktara ulaştı (Leslie Caswell’in Better or Worse’u, Peter O’Donnel’in Modesty Blaise’i, D. Wright’un Carol Day’i, Maz’ın İane, Da-ughter of Jane’i). Bu arada, arjantinli re­simli roman sanatçıları, kovboy hikâyele­rinde uzmanlaşmışlardı (Arturo del Castillo’nun Randall’i), 1959′dan bu yana Albert Uderzo ve Rene Goscinny, galyalı Asterix’in (Bücür) maceralarını canlandırarak fransız tarihî resimli roman geleneğine yeni bir hava getirdiler.

• Türkiye’de. Türkiye’de ilk resimli hi­kâye Salih Erimez tarafından Akşam gaze­tesinde çizildi (1935). Erimez, bu resimli hikâyelerde eski türk yaşayışını dile ge­tirdi. Bugünkü anlamıyle ilk resimli roman tercümesi Mehmet Faruk Gürtunca’nın çı­kardığı Çocuk Sesi dergisinde yayımlandı: Baytekin Meçhul Dünyalarda (Alexander Raymond) [1935]. İlk yerli resimli roman da aynı dergide Orhan Ural tarafından çizildi: Zıpzıp Ali ve Arkadaşları (1935). Günlük gazetede yayımlanan ilk resimli yerli roman Vatan gazetesinde Çetin özkırım’ın çizdiği Toprak Kokusu’dur. (1952). Resimli romanı yaygınlaştıran ve geliştire­rek çağdaş çizgiye ulaştıran Karaoğlan (Ak­şam gazetesi) [1961] ile Suat Yalaz oldu. Sezgin Burak’ın çizdiği Tarkan adlı re­simli roman da ün kazandı. Resimli roman türünde (Turhan Selçuk [Abdülcanbaz], Altan Erbulak [Cafer ile Hürmüz], Oğuz Aral [Hayk Mammer] v.d.) türk karikatü­ristleri de çeşitli örnekler verdiler. Bugün, Türkiye’de resimli romanlar gazete ve der­gilerde yayımlanmakta veya okura dergi halinde sunulmaktadır (Karaoğlan, Tarkan, Malkoçoğlu, Ergenekon v.d.). [LM]

29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESİMLİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RENDRA (Wiilibrordus S.)

Tarih 27 Haziran 2009

RENDRA (Wiilibrordus S.), indonezyalı ya­zar (Surakarta 1935).

Christopher Fry’den ve lonesco’dan tercümeler yaptı. Şiir ki­taplarında, dille ilgili araştırmalara önem verdi (Çok Sevenlerin Baladı, 1957; Dört Şiir Süiti, 1961). [L]

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RENDRA (Wiilibrordus S.) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REMZİ EFENDİ

Tarih 27 Haziran 2009

REMZİ EFENDİ, türk devlet adamı (Sakız ? – İstanbul 1886). Babiâli Tercüme odasın­dan yetişti. Birinci mütercim oldu.

Sonra Ebniyei Miriye nazırı, Tahriratı Hariciye kâtibi (1863), Zaptiye nezareti müsteşarı, Sakız ve Tekirdağ mutasarrıfı, İdarei Mah­susa nazırı (1871), Amasya mahkemesi rei­si, İstinaf mahkemesi azası ve Şehrema­neti meclisi reisi oldu. (M)

27 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REMZİ EFENDİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REFİİ EFENDİ Yanyalı

Tarih 26 Haziran 2009

REFİÎ EFENDİ Yanyalı, türk bilgini (öl. istanbul 1902).

Medrese öğrenimi gördü. Mektebi Sultanîde arapça öğretmenliği gö­revinde bulundu. Din konuları üstünde ça­lıştı.
Eserleri: El-Muhtasar (özet), Âyât ve Ehâdis-i Erbain Tercümesi (Ayetler ve Kırk Hadis Tercümesi). [M]

26 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REFİİ EFENDİ Yanyalı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECAİZADE MAHMUD EKREM

Tarih 25 Haziran 2009

RECAİZADE MAHMUD EKREM, türk şairi ve yazarı (İstanbul 1847-ay.y. 1914).

Tanzimat devri yazar ve bilginlerinden Takvimhane nazırı ve Meclisi Vâlâ üyesi Re­cai Efendinin oğlu, Ercüment Ekrem Talu’nun babası. Beyazıt rüştiyesi ile Mek­tebi İrfaniye’yi bitirdi. Harbiye idadisine girdi (1858); sağlığı bozulduğu ve matema­tikten çok edebiyata ilgi duyduğu için bu o-kuldan ayrıldı. Hariciye Nezareti Mektubî kalemine girdi (1862).

Vergi İdarei Umumi­ye kaleminde (1866), Esham Muhasebei Mü­himine odasında çalıştı. Şûrayı Devlet’te muavin (1868) oldu: Nafıa (1869) ve Tanzi­mat (1872) dairelerinde görev aldı. Tanzimat dairesi başmuavini oldu (1873). Şûrayı Dev­let üyeliğine getirildi (1877). Galatasaray sultanîsi ve Mülkiye mektebinde edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887). Temyiz Mah­kemesi üyeliği ve Tanzimat dairesi reisliğin­de (1898) bulundu.

Trablusgarp’a italyan saldırısını önlemek için inceleme yapmak üzere gönderilen kurula katıldı. Evkaf ve Ma­arif nazırlıkları yaptı (1908). Ayan üyeli­ğinde bulundu (1908-1914). Edebiyatla ilgili çalışmalarına divan edebi­yatı yolunda şiirler yazarak başladı. Namık Kemal ile tanışması sanat anlayışında yeni­leşme imkânı yarattı. Namık Kemal Avru­pa’ya gittikten sonra onun yerine Tasvir-i Efkâr’a makaleler yazdı (1867). Şûrayı Dev­let’te muavinlik görevi alınca gazeteciliği bıraktı (1868).

İlk şiir kitabı Nağme-i Seher’i (Seher Nağ­mesi) 1871′de yayımladı. İki yıl sonra Yadigâr-ı Şebab (Gençlik Yadigârı) adlı şiir ki­tabı çıktı. 1890′da Zemzeme (Tatlı Sesler) a-dını taşıyan şiir kitaplarını birbirini izleyen ciltler halinde çıkarmağa başladı (I. kısım: 1883; II. kısım: 1884; III. kısım: 1885). III. Zemzeme ve Takdir-i Elhan (Nağmelerin Değerlendirilmesi) [1886] çıktığı zaman, es­ki edebiyat anlayışını savunanlarla giriştiği tartışmalar, geniş yankılar uyandırdı ve ancak hükümetin işe karışmasıyle kapatıldı. Recaizade Ekrem’in bu sıralarda yayımladığı tenkit yazıları bilgi ve akılla temellenmesi, gerçeğin araştırılmasını amaç edinmesiyle dikkati çekti.

Recaizade Ekrem, 1886′da Servetifünun dergisi çevresinde toplanan Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya (Uşaklıgil) gibi çağının genç yazarlarını destekleyerek biçim ve öz bakımından batı edebiyatı an­layışına bağlanan Edebiyatı Cedide hareke­tinin gelişmesine yardımcı oldu. Konuşma dilinden uzaklaşan ve titizlikle seçilmiş bir kelime kadrosunu, tabiat manzaraları ve hü­zünlü duyguların özenli bir işçilikle anlatıl­masında kullanan Zemzeme I – III’teki şi­irleri, edebiyatı cedide şiirinin etkilendiği kaynakların başında gelir. Recaizade Ekrem, şiirleri ve tenkit yazıla-rıyle divan şiiri geleneğinin ve doğu-islâm düşüncesine bağlı eski edebiyat anlayışının bütünüyle değişmesini sağladı. Şiirin şekil bakımından gelişimine imkân hazırladı.

Di­van şiirinde olduğu gibi, yazılışı birbirine benzeyen kelimelerin değil, ancak sesi ben­zeyen kelimelerin kafiye yapabileceğini, baş­ka bir deyişle kafiyenin göz için değil kulak için olduğunu edebiyat dünyasına benimset­ti. Şiirlerinde tabiat ve sevgiye yer verdi. Metafizik meselelerle ilgili olarak ölüm teması {Yakacıkta Bir Mezarlık Âlemi, Ta­hassür, Ah Nejad v.d. şiirleri) üstünde geniş ölçüde durdu.

Tefekkür (1888), Pejmürde (1894), Nejad Ek­rem (genç yaşta ölen oğlu için yazılmıştır) [1914] kitaplarındaki mensur şiirleriyle nesir dilinin gelişmesine yardımcı oldu. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Ne­ticesi (1889) adlı eserinden başlayarak ro­man alanında da çalışmalar yaptı. Bu türdeki en başarılı eseri batı medeniyetinin eksik kavranmasını ve yalnız biçim yönünden tak­lidini yeren Araba Sevdası’dır (1889). Konularını bir fransız hikâyesinden (Afife Anjelik [1870]), bir fransız romanından (Atala [1873]), bir masaldan (Çok Bilen Çok Yanılır [1914]) alan oyunları da vardır.

Edebiyat tarihi ve tenkit alanındaki çalışma­ları arasında bazı şairlerin hayatlarını ve sa­natlarının özelliklerini anlatan Kudemadan Birkaç Şair (1889), genç yazarların kitapla­rına yazdığı sunuş yazılarını toplayan Takrizat (övgüler) [1898], yeni edebiyat anlayı­şının ilkelerini tanıtan edebiyat bilgileri ki­tabı Talim-i Edebiyat (1882) yer alır. Fransızcadan manzum ve mensur bazı tercümelerini Naçiz (Değersiz) [1885] adı altın­da yayımladı. Chateaubriand’ın Atala’sını (1871) ve Silvio Pellico’nun hatıralarını an­latan eserini de (Meprizon Tercümesi) [1875] Türkçeye çevirdi. (-> Bibliyo.) [M]

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAİZADE MAHMUD EKREM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RECAİZADE CELAL BEY

Tarih 25 Haziran 2009

RECAİZADE CELAL BEY, türk yazarı (İstanbul 1838 – ay.y. 1882).

Takvimhane nazırı Recai Mehmed Efendinin oğlu, Recaizade Mahmud Ekrem’in ağabeyi. Ba­bıâli Tercüme odasından yetişti. Petersburg sefareti başkâtipliğinde, Kastamonu ve Aydın mektupçuluklarında bulundu. Daha çok yergi ve mizaha kaçan bir anlatışı vardır.
Eseri: Hayal-i Celâl (hikâ­ye). Şiirleri dergilerde dağınık bir durum­dadır. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAİZADE CELAL BEY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REBORA (Clemente)

Tarih 25 Haziran 2009

REBORA (Clemente), İtalyan şairi (Mi­lano 1885-Stresa 1957).

Milano’da edebiyat öğretmenliği yaptı; La Voce, Riviera Ligure ve başka dergilerde çalıştı. İç çekişme­lere yol açan ahlâk anlayışı ve daha ilk şiirlerinde (Frammenti Lirici [Lirik Parça­lar], 1913) ortaya çıkan mutlak tutkusu Rebora’nın ruhsal bunalımlara düşmesine (Canti Anonimi [Yazarı Bilinmeyen Şarkı­lar], 1922) ve dine bağlanmasına sebep ol­du.

1931′de Domodossola’daki Rosmini ma­nastırına çekildi, 1936′da papaz oldu. Bu tarihten sonra çok az şiir yazdı: Via Crucis (1955); Curriculum Vitae (1955); Gesu il Fedele (Mümin İsa) [1956]; Canti dell-infermitâ (Sakatlık Şarkıları) [1957]. Bu şiirler şairin Tanrı ile yaptığı birer sohbet­tir. Rebora, gençliğinde Andreyev, Tolstoy ve Gogol’den mükemmel tercümeler yap­mıştı. Gençlik şiirleri, daha sonra yazdıklarıyle birlikte, kardeşi Piero tarafından Le Poesie (Şiirler) [1947] adı altında der­lendi. (M)

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REBORA (Clemente) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

REAYA

Tarih 25 Haziran 2009

REAYA i. (ar. ra’yye’den re<âyâ, otlatılan hayvan sürüsü).

Esk. Bir hükümdarın yönetimi altında bulunan halk: Gadrede reayasına vali-i eyalet // Dünyada ve ukbada ne zillet, ne rezalet! (Ziya Pa­şa). Padişah Allah'ın vekili olarak bu top­rakları reayasına kiracı gibi vermiştir (Ke­mal Tahir). // Osmanlı imparatorluğunda müslüman olmayan tebaa: Hıristiyanlar Os­manlı devrinde gerçi reaya muamelesi gör­mekten şikâyetçidirler (F.R. Atay). // Teşm. yol. Hıristiyan (Zt. BERAYA.) || Terfih-i reaya, tebaanın refahını sağlama.

— ANSİKL. Teşk. tar. Başlangıçta, Osman­lı devletinin yönetimi altında bulunan müs­lüman ve hıristiyan, bütün halk topluluk­larına, yönetilen, hükümete bağlı olan topluluk anlamında reaya deniyordu. Son­raları halk, müslim ve gayrı müslim diye ayrılınca, gayri müslim adı altında toplanan bütün tebaaya reaya adı verildi, is­lâm dininin doğuşundan bir süre sonra, cizye denen özel bir vergi vermekle gö­revli olan ve islâm dininden başka bir dine bağlı bulunanlara ehli zimmet ve­ya zimmi denmeğe başlandı.'

Gayri müs­lim olan bu topluluğun verdiği vergiye kar­şılık bütün haklarının, can, mal ve mes­ken güvenliğinin sağlanması devlete bıra­kılıyordu. Devlet ödedikleri vergiden dola­yı, yönetimi altında bulunan bütün gayri müslimlerin hayatını korumakla görevliydi, islâm devletinin yönetimi altında bulunan gayri müslimlerle cizye karşılığı ilk anlaş­mayı Hz. Muhammed yaptı. Bu anlaşma gereğince devlet, reayanın (gayri müslim­lerin) bütün haklarını koruyacak; onların can, mal, ırz ve mesken güvenliğini sağ­layacak; inançlarında, ibadetlerinde onla­rı serbest bırakacak; buna karşılık onlar da devlete cizye vereceklerdi. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra, Dört Halife ve daha sonra Halid bin Velid devrinde, gayri müslimlerle (reaya) yeni anlaşmalar yapıldı.

Hz. Muhammed'in koyduğu an­laşma hükümleri yürürlükte kaldı ve du­ruma göre bunlara bazı yeni maddeler ek­lendi. Yeni alınan ülkelerdeki gayri müs-limlere ve onların rahiplerine iyi davranıldı; inançlarına, geleneklerine, ibadetle­rine, sanat, ticaret yapmalarına engel olun­madı; yalnız, verecekleri cizyenin zamanı, miktarı belirtildi, bununla ilgili anlaşma­lar yapıldı. Savaşla girilen bir gayri müs­lim ülkesindeki halk barış isterse onlarla anlaşma yapılır, alınacak vergi (cizye) bir hükme bağlandıktan sonra gayri müslimler devletin yönetimi altına girerdi.

Ver­giler, reayanın sayısına ve malî durumu­na göre düzenlenirdi. Vergiyle ilgili anlaşmalarda gayri müslimlerin devlet ta­rafından her türlü saldırı ve haksızlığa kar­şı korunma gerekçesi özel bir madde olarak yer alırdı. Cizyeyi vermeyen gayri müs­limler, islâm devleti tarafından korunmaz, hayat ve malları güven altına alınmazdı. Hz. Muhammed'in kurduğu bir gelenek ge­reğince yeni ele geçirilen bir gayri müs­lim ülkesinde halka, önce anlaşma yap­mak için üç şart gösterilirdi.

Bunlar: Müs­lümanlığı, savaşı veya cizyeyi kabul etmek­ti. Müslümanlığı kabul edenler cizye vermezlerdi. Savaşı kabul edenler savaş ku­rallarına göre işlem görürdü. Cizye denen özel vergi ödemeyi kabullenenler de devle­tin yönetimi altına girer, reaya sayılırdı. Cizye vermeyen gayri müslimlerin hayat­ları, mal ve mesken güvenliği devlet tara­fından sağlanmazdı. Buna karşılık, müslümanlar yapılan anlaşmaların gereğini ye­rine getirmezlerse reaya da vergi vermezdi. Halife Ömer devrinde, reayadan alınan vergi belli bir düzene konuldu, bazı kurallara bağlandı.

Buna göre, zenginler her yıl 48, orta durumda olanlar 24, yoksullar ise 12 dirhem gümüş cizye vermekle yükümlüydü. Ancak, bu miktarlar da dondurulmadı; dev­rin şartlarına göre, karşılıklı anlaşmalarla değiştirildi. Halifelik Emevilere geçtikten sonra, devletle reaya arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü. Ancak, devlet gi­derlerinin çokluğu ileri sürülerek, bazen cizyenin artırıldığı, ağırlaştırıldığı oldu. Bu­nun üzerine, reaya ile devlet yöneticileri ve hâkim sınıflar arasında bazı geçimsiz­likler ortaya çıktı. Reaya, emevî halifele­rinin aşırı masraflarından, gereksiz giderle­rinden yakınmağa, Hz» Muhammed ve Dört Halifenin yolundan gidilmediğini ileri sürme­ğe başladı. Bütün bunlara karşılık, önemli ve devlet düzenini sarsıcı bir olay çıkarmadıkları sürece reayaya fazla baskı yapılmadı.

Emevîler, reayadan yalnız cizye almakla yetinme­diler; onlara devlet işlerinde resmî görev­ler de verdiler. Hesap ve yazı işleri bilen gayri müslimler Divanda görev alırlardı. Bu durum, devletle reaya, özellikle müslümaniarla gayri müslimler arasında bir yakınlaşmanın, devlet düzeninde eşit işlem görmenin açık bir belirtisi sayılıyordu. Bu yüzden, devlet dairelerinde görev almak için, reaya çocukları arasında hesap, yazı ve tercüme işlerini görebilecek nitelikte bir eğitim ve öğretim düzeni uygulanıyordu. Bunun sonucu, Emevîler devrinde birçok gay­ri müslim yazar, bilgin, hekim yetişti. Ab­basîler devrinde de reaya ve müslümanlar arasındaki ilişkiler eskisi gibi sürdürüldü, Hz. Muhammed ve Dört Halife devrinde kurulan geleneğe uyuldu, Cizye, onların düzenlediği şartlar altında toplandı.

Bazen, devletin giderlerindeki durum gereğince, ciz­yenin miktarında değişiklikler yapıldı. Abbasîler devrinde ve onlardan sonra gelişen müslüman fetihleri sonucu reayanın sayısı çoğaldı. Alınan uzak ülkelerde reaya ile, müslümanlar, özellikle devlet yöneticileri arasında yeni yeni cizye anlaşmaları ya­pıldı, iran, Mısır, Kuzey Afrika, ispanya gibi ülkelerde kurulan islâm devletleri bu vergi usulünü sürdürdü; reaya ve müslüman halk ilişkilerini devrin ihtiyaçlarına göre dü­zenledi.
Anadolu, Selçuklular tarafından alındıktan sonra islâm devletlerinde uygulanan ver­gi usulü aşağı yukarı olduğu gibi benim­sendi. Reaya, vergisini ödediği sürece, bü­tün din ve dünya işlerinde bağımsız bıra­kıldı. Onların özel yaşayışlarına, öğretim ve eğitimlerine, ibadetlerine, gelenek ve göreneklerine dokunulmadı.

Osmanlı devletinde de, cizye usulü olduğu gibi bırakıldı. Yeni alman ülkelerde islâm di­nini kabul etmeyenler vergiye bağlanarak yerlerinde bırakıldı. Bunların mal, can ve mesken dokunulmazlıkları, inanç ve ibadet bağımsızlıkları devlet tarafından güven altı­na alındı. Osmanlı devletinin tebaası duru­munda olan reaya askere alınmıyordu. Re­aya ile müslümanlar arasında, hukuk yö­nünden ayrılık yoktu. Bütün ayrılık, reaya­dan alınan cizye idi. Osmanlı devletinde, zaman zaman, reayadan avarız akçesi de­nen özel bir vergi daha alınırdı, öşür, de­ğirmen vergisi, ağnam v.b. vergiler konu­sunda müslümanîarla reaya sınıfı eşit işlem görürdü. Reayadan alınan cizye, Halife Ömer devrinde olduğu gibi, edna (dü­şük), evsat (orta), ala (yüksek), diye üçe ayrılırdı.

Edna, yoksullardan, evsat, ma­lî durumu orta derecede olanlardan, ala ise zenginlerden alınırdı. Osmanlı dev­letinde, bazı padişahlar, zaman zaman bazı yeni vergiler koydular. Savaş sıra­sında, savaş giderlerinin, ordu masrafla­rının çoğalması üzerine Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman avarız akçesi toplamayı belli bir kurala bağladı­lar, önceleri geçici nitelikte olan bu vergi sonraları emlâk vergilerine eklenerek sabit bir vergi durumuna getirildi. Reayadan, yapım işlerinde çalıştırmak yoluyle yarar­lanıldığı gibi, Yeniçeri ocağına asker ye­tiştirmek amacıyle özel bir eğitim ve öğ­retimden geçirilmek üzere çocuklar da alınırdı. Ayrıca, bunlar arasından isteyerek sipahi olanlar, köprü yapımında çalıştırı­lanlar, ordunun ulaştırma işlerinde görev alanlar davardı.

Yeniçeri ocağına alman re­aya çocukları islâm dini kurallarına göre eğitim ve Öğretim görür; içlerinden yetenek­li olanlar devlet ve ordu görevlerinde en yüksek basamaklara kadar çıkarlardı. Ay­rıca kürekçilik, yol onarımı gibi işlerde çalışanlar vergi ödemekten kurtulur, gün­delik de alırlardı. Divanda saklanan reaya defterleri otuz yılda bir «tahrir» yapıla­rak tutulur, sonra hükümet merkezine gönderilirdi. Bir süre, Yavuz Sultan Selim, reayadan «peksimet bahası» olarak avarız akçesi topladı. Bunu toplarken de, vergi ö-demekle görevli kimselerin malî durumlarının göz önünde tutulmasını, ödeyemeye­cekleri bir miktarın toplanması yoluna gidilmemesini buyurdu.

Osmanlı devletinde, reayadan hizmeti görülenlere tımar veri­lir, bu tımarı kazanmak isteyenler sipahi yazılır, böylece vergiden kurtulurlardı. Yal­nız, reayadan olan herkes, istediği zaman sipahi olamaz, tımar alamazdı. Bu konuda uygulanan bazı kurallar vardı. Atadan, ba­badan devlete hizmeti geçmiş olanlar seçi­lirdi. Bu usul, vergi vermekten kurtulmak için, herkesin sipahi yazılması sonucu dev­let hazinesinin gelir kaynaklarından yok­sun kalmasını önlemek içindi. Kanunî Sul­tan Süleyman, özel bir kanunla reayadan alınması gereken vergileri sınıflandırdı. Sonra Ahmed I tarafından yeniden düzen­lenen ve uygulanan Reaya kanunu uzun zaman yürürlükte kaldı.
Osmanlı devleti­nin iç kurumlarında, yönetim düzeninde görülen sarsıntılar sonucu, reaya ile olan ilişkilerde de bazı aksaklıklar ortaya çıktı. Reayadan vergi toplamakla görevli kim­seler, bazen aşırı davranışlarda bulundu­lar; reayadan fazla vergi alma yoluna gi­derek, devletle reaya arasındaki bağların gevşemesine, birtakım geçimsizliklerin doğ­masına yol açtılar, özellikle Murad III devrinde içkilerden vergi alınma yoluna gidilince reaya, durumundan yakınmağa başladı. Çünkü Osmanlı devletinde, içki­yi yapan ve satanlar, daha çok reayadan olan gayri müslimlerdi.

Reaya, Murad III'ün içkiden ayrı bir vergi alınmamasını ve bunun cizyeye eklenmesini istedi. Bunun üzerine yeni bir kanunla reayaya uygulanan vergi, zenginden 45, orta du­rumda olanlardan 30, yoksullardan 15 ak­çe olarak düzenlendi. Bu yeni vergi, böl­gelerin durumuna göre de değişiyordu. Reayadan alınan bu cizye, sonraları bede­li askerî adını aldı. Tanzimat döneminde de reaya, eski durumunu korudu. Müslü­manlarla reaya arasındaki ayrılıklar devle­tin koyduğu bazı kanunlarla sürdürüldü. An­cak, İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra, rea­yadan da asker alınmağa başlandı.

Bunun sonucu olarak bedeli askerî adı verilen cizye de kaldırıldı. Reaya ile müslüman halk arasında ayrılık zaman zaman yumuşadı; bütün devlet dairelerinde, okullarda, askerlikte reayadan olanlarla müslümanlara eşit işlem yapılma gereği konuldu.

Fatih Sultan Mehmed tarafından, Osman­lı devleti sınırları içinde reayaya tanınan bütün haklar İkinci Meşrutiyete kadar sür­dü. Bu uzun dönem içinde reaya, din, eğitim, öğretim, ibadet ve geleneklerinde serbest bırakıldı. Osmanlı bilim kurumla­rının yanı sıra, reayanın da geliştirdiği özel öğretim ve eğitim kuruluşları vardı. Buralarda da deneysel bilimler alanında, özellikle tıp, kimya ve matematikten bir­çok bilgin araştırıcı yetişti.

Sanatlarda, özellikle mimarîde başarılı sanatçılar yetişti. Tanzimat'tan sonra açılan osmanlı öğretim kurumlarının çoğunda reaya çocukları, da­ha çok yabancı dil ve deneysel bilimlerle ilgili derslerde öğretmenlik görevlerine ge­tirildi. Bunlara elçiliklerde, saraylarda ter­cümanlık, yabancı devletler nezdinde elçi­lik görevleri verildi. Askerlik alanında yapılan yeniliklerde reayadan yetişen uz­manlardan da faydalanıldı. Reaya, baş­langıçtan beri kendisine tanınan hakla­ra dayanarak, Osmanlı devleti sınırla­rı içinde özel din okulları, öğretim ku­rumları, ibadethaneler açtı.

Tanzimat'tan sonra azınlıklar kendi dillerinde öğretim ve eğitim yapan, ilkokuldan liseye kadar, özel okullar açtılar. Bunlar arasında fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, rumca, ibranîce, ermenice öğretim yapan özel okullar vardır. Reaya, devletle olan ilişkile­rinde, kamu düzeninde genel yasalara, din ve inançlarıyle ilgili konularda ise bağ­lı bulundukları din kurumlarının koyduğu özel kanunlara uymak zorundaydı. Tanzi­mat'tan sonra reayaya tanınan yeni haklar, İkinci Meşrutiyette genişletildi ve bu hak­lara yenileri eklendi. Bu yeni haklar, 1912'de reaya tarafından kötüye kullanıldı.
Osmanlı devletinin paylaşılmasını öngören bazı avrupa devletleri ve onların Türkiye'­deki temsilcileri, reayanın haksızlıklara uğ­radığını, haklarının avrupa devletlerince korunması gereğini ileri sürdüler. Bu se­beple Osmanlı devletinin iç işlerine karış­mağa başladılar. Birinci Dünya savaşın­da reaya, Osmanlı devleti içinde daha geniş ölçüde bölücü çalışmalara girişti; dev­letin genel düzenini sarsıcı, bölücü birta­kım haklar istedi.

Savaş yılları süresince de Osmanlılar aleyhinde çalıştı. İzmir ve is­tanbul illerinde, Karadeniz kıyılarında dev­letin bütünlüğünü yıkıcı eylemlere girişti. Reaya arasında bağımsızlık isteyenler, Osmanlı devleti toprakları üstünde, özellik­le Anadolu'da ayrı birer devlet kurmak için gizli gizli çalışanlar oldu. Birinci Dün­ya savaşından sonra Türkiye cumhuriyeti kurulunca (1923) Türkiye toprakları üzerin­de bulunan bütün insanlar, Türkiye Cum­huriyeti vatandaşı olarak kabul edildi.

Os­manlı imparatorluğunun baştan beri, kendi toprakları üstünde ayrı bir topluluk olarak koruduğu reaya ile müslümanlar arasındaki ayrılık ortadan kaldırıldı. Türkiye cumhu­riyeti uyrukluğunda olan bütün yurttaşlar kanun karşısında, vergi düzeninde, öğre­tim, eğitim ve din kurumlarında, askerlik alanında, adliye işlerinde eşitliğe kavuştu­ruldu; özel imtiyazlar ortadan kaldırıldı. (-> Bibliyo.) [M]

25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REAYA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUF PAŞA (Şerif Mehmed)

Tarih 24 Haziran 2009

RAUF PAŞA (Şerif Mehmed), türk devlet adamı (İstanbul 1838-ay.y. 1923).

Bosna va­lisi Osman Şerif Paşanın oğlu. öğrenimini özel hocalardan gördü, iki yıl Paris’te oku­du. Dönüşünde Babıâli Tercüme kalemin­de devlet hizmetine girdi. Çeşitli kaymakam­lık ve mutasarrıflıklarda bulundu. Uzun sü­re Kudüs mutasarrıfı olarak kaldıktan sonra Beyrut, Bitlis, Elazığ, Suriye, Erzurum ve Selanik’te valilik ve ikinci Meşrutiyet’ten sonra birkaç gün İstanbul şehreminliği yap­tı.
Daha sonra Halep ve İzmir valiliklerine gönderildi. Tevfik Paşa kabinesinde on beş gün kadar dahiliye nazırlığında bulundu. Mısır’a fevkalâde komiser tayin edildi. Bu­radan dönüşünde Şûrayı Devlete, daha son­ra Ayan meclisine başkan oldu. (m)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUF PAŞA (Şerif Mehmed) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAUF BEY

Tarih 24 Haziran 2009

RAUF BEY (Mehmed, — denir), türk ya­zarı (öl. İstanbul 1919).

Mülkiye mektebini bitirdi. İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra çeşitli dergilerde ve özellikle başyazarlığını yaptığı aylık Resimli Kitap dergisinde ma­kale, şiir ve oyunları yayımlandı. Aynı zamanda Darülfünunda batı edebiyatı hoca­lığı yaptı. Eserleri gazete ve dergilerde tef rika edildi.

Eserleri: Nikâhta Keramet (Oyun); Pervane (oyun); Ateşle Barut Arasın­da (oyun); Tiraje (oyun, Raif Necdet Kes-telli ile birlikte); Yunanı Kadim Tarih-i Edebiyatı (Eski Yunan Edebiyat Tarihi); Mu­savver Tarih-i islâm (Resimli İslâm Tarihi) [İngilizceden tercüme]. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAUF BEY hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RATTİGAN (Terence Mervyn)

Tarih 24 Haziran 2009

RATTİGAN (Terence Mervyn), ingiliz oyun yazarı (Londra 1911). Oxford’da oku­du, sonra Londra’ya gitti, French Without Tears (Gözleri Yaşsız Fransızlar) [1936] ad­lı farsıyle büyük başarı kazandı.

İkinci Dün­ya savaşında yazdığı romantik savaş dramı Flare Path (Işıklı Yol) [1942] ve While the Sun Shines (Güneş Işıldarken) [1943] adlı komedisi Londra’da büyük ilgi gördü, öbür eserleri: Love in tdleness (Aylaklıkta Aşk) [1944], Sonuna Kadar (The Winslow Boy) [1946], The Browning Version (Browning Tercümesi) [1948], Derin Mavi Deniz (The Deep Blue Sea) [1952], Ayrı Masalar (Se-parate Tables) [1954], Uyuyan Prens (The Sleeping Prince) [1954]. (L)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RATTİGAN (Terence Mervyn) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAZTSVETNİKOV (Asen)

Tarih 24 Haziran 2009

RAZTSVETNİKOV (Asen), bulgar lirik şai­ri (Draganovo 1887-Sofya 1951). önceleri devrimci ve toplumcu konulardan ilham alan (Jertveni Kladi [Kurbanlıklar], 1925) şa­ir, sonraları inzivaya çekilerek melodili mısralarla bulgar hayatını anlatmağa baş­ladı: Planinski Veçeri (Dağ Geceleri) [1934]; Stihotvoreniya (Şiirler) [1945]. Bir tiyatro eseri (Podviget [Savaş Başarısı], 1946) yazdı. Ayrıca İngilizce, Fransızca ve Almancadan tercümeler yaptı. (M)

24 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAZTSVETNİKOV (Asen) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAŞİD AHMED PAŞA Ferik

Tarih 23 Haziran 2009

RAŞİD AHMED PAŞA Ferik, Hacı, türk tarihçisi (öl. Bandırma 1891). Hayatı hak­kında yeterli bilgi yoktur. Medrese öğre­nimi gördüğü, daha çek tarih ve astronomi alanlarında çalıştığı eserlerinin incelenmesin­den anlaşılıyor.

Bir ara Yemen valisi oldu. Bu görevde bulunduğu sırada Yemen’de 1680-1844 yılları arasında geçen olaylarla ilgili belgeleri topladı.
Eserleri: Yemen ve Sana Tarihi; Kubbe-i Semaya Bir Nazar (Gök Kubbeye Bir Bakış); Terceme-i Nasâyıh-ı Abdullah Ensarî (Abdulah Ensarî’nin öğüt­lerini Tercüme). [M]

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAŞİD AHMED PAŞA Ferik hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RASİM EFENDİ Fodlacızade

Tarih 23 Haziran 2009

RASİM EFENDİ Fodlacızade (Ahmed — denir), türk şairi (istanbul 1766-ay.y. 1853). Üsküdar’da Valideiatik medresesi müder­rislerinden Hoca Emin Efendiden öğrenim gördü.
Sadaret mektubî kaleminde çalıştı, Reisülküttap mühürdarlığında bulundu; ora­dan emekliye ayrıldı. Şiirleri tasavvuf üstü­nedir.
—-

Eserleri: Divan (1855); Nesayihi Şef-iye ve Mevize (Ser’î öğütler ve Vaizler) [manzum risale, İ898]; Keramatı Evliya (Ve­lilerin Kerametleri); Muhasebe-i Nefs (Ne­fisle Hesaplaşma); Tefsir-i Tıbyan Tercüme­si. (M)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RASİM EFENDİ Fodlacızade hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAŞİD EFENDİ

Tarih 23 Haziran 2009

RAŞİD EFENDİ (Ahmed, — denir), türk şairi (İstanbul 1844-?).

Sıbyan ve Rüştiye mekteplerinde okuduktan sonra, Beyazıt ca­miinde derslere devam etti. Fıkıh konusunda çalıştı. 1875′te niyabet mesleğine girdi. Mal­kara naipliğinden sonra, İdarei Eytam meclisi üyesi oldu.
Eseri: Pendname-i Lokman Hekim Terceme-i Manzumesi (Lokman Hekim’in öğüt Kitabının Manzum Tercümesi) [1908]. Ayrıca şiirleri ve gazelleri vardır. (M)

23 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAŞİD EFENDİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAİF EFENDİ İstanbullu

Tarih 19 Haziran 2009

RAİF EFENDİ İstanbullu, türk mutasav­vıfı (İstanbul, ?-ay.y. 1891). öğrenimini İs­tanbul’da yaptı. Nakşibendî tarikatına gir­di.
Eserleri: Şemail-i Şerife Tercümesi; Mekasıdü’t-Talibin (Tanrıdan Yardım isteyen­lerin Niyetleri); Mizanü’s-Sülûk (Tarikata Girme ölçüsü); Adabü’t-Mescidt ve’l-Cami (Cami ve Mescit Kuralları). [M]

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAİF EFENDİ İstanbullu hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAHMİ EFENDİ Eğinli

Tarih 19 Haziran 2009

RAHMİ EFENDİ Eğinli, türk fıkıhçısı (fi­ğin, ? – İstanbul 1909). öğrenim için İstanbul’a geldi. Mektebi Nüvvab’a müdür oldu. Fıkıh alanında çalıştı.
Eserleri: En-müzecü’l-Fıkıh (Fıkıh örneği); Usaretü’l-Fünun (Fenlerin özleri); Devhatü’l Anadil ala Tuhfetü’l Avamil (İş Görenlerin Armağanı üstüne Bülbüllerin Yücesinin Söylediği); Tercüme-i Mir’at (Mir’at [Ayna] Tercümesi). [M]

RAHMİ MUSTAFA EFENDİ. Bk. MUS­TAFA RAHMİ EFENDİ Kırımlı.

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHMİ EFENDİ Eğinli hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RAHMİ Bursalı

Tarih 19 Haziran 2009

RAHMİ Bursalı, Pir Mehmed Çelebi de denir, türk şairi (Bursa 1514-ay.y. 1567). Med­rese öğrenimi gördü. Bursa Yenişehir’inde müderrislik görevinde bulundu. İran ve arap edebiyatı üstünde çalıştı, özellikle iran şii­rini inceledi. Tasavvuf konularını işledi. Kendinden önce gelen şairlerin, özellikle iran şairi Molla Cami ile türk şairi Yahya Beyin etkisi altında kaldı. Daha çok gazel türünde başarı gösteren Rahmi’nin şiirle­rinde tasavvuf kavramları geniş bir yer tu­tar. Dili çağına göre akıcı ve açıktır.
Eser­leri: Terceme-i Tuhfetü’l-Ahrar («İyi Dü­şünenlerin Armağanı»nın Tercümesi); Mol­la Cami’nin ve iran şairi Hilâli’nin Şahü Geda (Sultan ile Fakir) adlı eserini Şahü Derviş adı altında birçok eklemelerle man­zum olarak türkçeye çevirdi. (m)

19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHMİ Bursalı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RADYOFONİK

Tarih 18 Haziran 2009

RADYOFONİK sıf. (fr. radiophonique). Radyo yayınıyle ilgili. || Radyofonik oyun, radyo yayınları için özel olarak düzenlenmiş oyun. (Bk. ANSiKL.) || Radyofonik ses, radyoda konuşma yapmak için elverişli ses.
— ANSİKL. Radyofonik oyun’da. kişilerin hareketleri ancak konuşmalarından anlaşılır. Ayrıca müzik, ses, efekt gibi unsurlar da kullanılabilir. İç spiker, söz, müzik ve çe­şitli seslerle ifade edilemeyen durumları, dinleyicilere anlatır.
Türkiye’de ilk radyofonik oyunlar 1938′den itibaren Radyo Temsil kolu tarafından An­kara radyosunda oynandı. Temsil kolu şefi Ekrem Reşit Rey idi. Her cuma akşamı yapılan canlı yayın programlarında, ön­celeri tercüme ve adapte, sonraları da telif oyunlara yer verildi.
Temsil kolunun kad­rosunda yer alan oyunculardan başlıcaları şunlardı: Kemal Tözem, Vahi öz, İbrahim Delideniz, Kadriye Tuna, Reşat Altay, Mu­hip Arcıman, Saime Arcıman. Daha sonra­ları Ayşe Abla (Neriman Hızır) tarafından yönetilen Radyo Çocuk kulübünün prog­ramlarında radyofonik çocuk oyunlarına yer verildi. İstanbul radyosu da kuruluşundan (1949) itibaren radyofonik oyun yayımına başladı. Bugün TRT programlarında radyo­fonik oyunlar geniş yer tutar. (M)

18 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADYOFONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

RACİNE (Louis)

Tarih 17 Haziran 2009

RACİNE (Louis) [Paris 1692 - ay.y. 1763], Jean Racine’in küçük oğlu. Rollin’in öğren­cisiydi. Dörder türküden kurulu La Grâce (Tanrı’nın Lutfu) [1720] ve La Religion (Din) adlı Jansenius’culuk etkisinde yazdığı şiir­ler, Voltaire ve J.-B. Rousseau tarafından övülmesine rağmen pek başarılı değildir. Od’lar ve Mektuplar’dan başka babasının hayatı üstüne Memoires’ı (Hatıralar) Milton’un Kayıp Cennet’inin (The Paradise Lost) mensur tercümesini ve Reflexions sur la Poesie’yi (Şiir Üstüne Düşünceler) [1742] yayımladı. (L)

17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RACİNE (Louis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel)

Tarih 16 Haziran 2009

Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel), Amsterdam’da 1915′te Emanuel Qu-erido’nun (1871-1943) kurduğu yayınevi, ö-zellikle edebî yayınlar yaptı. Şubesi «Querido Verlag» (1934) sürgün alman yazar­larının eserlerini yayımladı. Queridos’un listelerinde birçok hollandalı yazarın eser­leri yer alır: şairlerden G. Achterberg, H. Marsman, L. Vroman; romancılardan M. Dermoût, A. Helman, A. M. de Jong, A. Kossmann, A. Van der Veen; tarihçi ve denemecilerden J. ve A. Romein, V. E. Van Vriesland, A. H. Mulder. Yabancı ya­zarlardan (A. Gide, Th. Mann, H. James, F. Kafka, R. M. Rilke, Tennessee Willams) tercümeler de yayımladı. (L)

16 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Querido’s Uitgeversmaatschappij (Emanuel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PUECH (Aime)

Tarih 13 Haziran 2009

PUECH (Aime), fransız helenisti (Saint-Andrede-Sangonis, Herault 1860 – Paris 1940). Pindaros’tan bir tercüme, Demosthenes’in Philippika ve Homeros’un ilyada’sı üstündeki incelemelerinden başka, ede­biyatla ilgili birçok eser yazdı: Histoire de la Litterature Grecaue Chretienne (Hıris­tiyan Yunan Edebiyt Tarihi) [1928-1930] v.b. (L)

13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PUECH (Aime) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

Prusya dili (ESKİ)

Tarih 12 Haziran 2009

Prusya dili (ESKİ), bugün konuşulmayan baltık dili.
— ANSiKL. leng. XVIII. yy.da konuşul­maz olan eski prusya dili, Baltık denizi kı­yılarında, Vistül’ün ağzıyle Neman’ın ağzı arasında yayılmıştı. Bu dili, Elbing (XV. yy.), Simon Grunau (XVI. yy.), 1545 ve 1561′de yapılan alman kateşizm tercümeleri sayesinde tanıyoruz. (L)

12 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Prusya dili (ESKİ) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PROUST (Marcel)

Tarih 11 Haziran 2009

PROUST (Marcel), fransız yazarı (Paris 1871-ay-y. 1922), profesör Adrien Proust ile Jeanne WeiFin oğlu. Sağlığının bozuk olmasına ve astma nöbetlerine rağmen, Marcel Proust, Condorcet lisesinde parlak bir öğrenim yaptı. Dört-beş yıl, görünüşte boş bir hayat sürdü: ama gerçekte, yazaca­ğı eserler için malzeme topluyordu.

1896′da, taslak ve denemelerinden meydana getirdiği bir derleme yayımladı: Les Plaisirs et les Jours (Zevkler ve Günler). İlerde ya­zacağı büyük romanın başlıca temalarını taşıyan bu eserden sonra uzun bir otobiyog­rafik roman tasarladı: Jean Santeuil; bu eser ancak, ölümünden sonra, 1952′de ya­yımlandı. Ruskin’den yaptığı tercümeler (La Bible d’Amiens [Amiens İncili], 1904; Sesame et les Lys [Susam ve Zambaklar], 1906) kendi üslûbunu bulmasına yardımcı oldu. Gerçeği istiarelerle süslemeyi ve en önemli yeri estetik unsurlara vermeyi Rus­kin’den öğrenmişti.
Geçmiş Zaman Peşinde’yi (A la Recherche du Temps Perdu) 1905-1910 arasında yazma­ğa başladı. 1906′dan sonra toplumdan uzak kaldı, vaktini çoğunlukla yatakta, nefes dar­lığını giderici buğular arasında belirsiz bir hayalet gibi çalışarak geçirdi. 1911′e doğru kitabına bir yayımcı bulmağa kalktı. Zen­gin bir amatör yazar olarak tanındığı için bir cildin (Swann’ların Semtinden [Du Gö­te de Chez Swann], 1913) yayım masrafını ödemek zorunda kaldı. Bu sırada Birinci Dünya savaşının patlak vermesiyle kitabın yayımı ertelendi. Nouvelle Revue Française’in yayımcıları 1918′de ikinci cildi çıkar­dılar: A l’Ombre des Jeunes Filles en Fleurs (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde); eser 1919′da Goncourt ödülünü kazandı.

Proust, birden bütün dünyada tanındı, fakat yakında öleceğini hissediyordu, bu yüzden eserlerini bitilmek için bütün gücüyle çalış­tı, ilhamın ve derin düşüncenin ancak yal­nızlıkla mümkün olduğuna inanarak, son ilişkilerini de kesti; böylece Le Cöte de Guermantes (Guermantes’ların Semtinden) [1920] ve Sodome et Gomorrhe (1922) adlı romanlarını yayımladı, öldüğünde eseri ta­mamlanmıştı ve son ciltleri de yayımlanabil­di: La Prisonniere (Mahpus Kadın) [1923]; Albertine Disparue (Kayıp Albertine) [1925]; Le Temps Retrouve (Kavuşulan Zaman) [1927]. Ayrıca, Pastiches et Melanges (Na­zireler ve Derlemeler) [1919], Chronigues (Kronikler) [1927], Contre Sainte Beuve (Sainte-Beuve’e Karşı) [1954] adlı uzun bir deneme ve mektupları yayımlandı. XIX. yy.ın romanı için Balzac neyse, XX. yy.ın romanı için de Proust odur. Romanın yalnız tekniğini değil, özünü de yenilemiştir. Balzac’ın bütün ilgisi, dikkati dış dünyaya dönüktü. Proust ise, gözlemlenen olaylar­dan çok, olaylara bakış tarzı üstünde dur­du. Bu bakımdan da, tersine bir «koper-nik devrimi» yapmış sayılır. Bu devrim, insan zihnini tekrar dünyanın merkezine yer­leştiren, romanı da, insan zihninde yansı­yan, dolayısıyle de biçim değiştiren bir ev­reni anlatmakla görevlendiren bir devrim­dir. Bir hasır iskemleden, çirkin bir kadın­dan şaheser yaratan ressam gibi Proust da yaşlı bir aşçı kadını, sıradan insanları, bir taşra evini alır ve bu basit biçimlerin öte­sinde, iyice bakıldığı zaman, dünyanın sır­rını bulabileceğimizi söyler. Nedir bu sır? Kendi akışı içinde hayat kaybolmuş bir zamandır; zamana gerçekten kavuşmamız, za­manı bu akıştan kurtarmamız, onu ancak sonsuzlaştırmakla olabilir; sanat, insanoğlu­na her şeyden önce bu sonsuzluğu sağlar. (L)

11 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PROUST (Marcel) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PRENDUŞİ (Vinçenc)

Tarih 09 Haziran 2009

PRENDUŞİ (Vinçenc), arnavut yazarı (doğ. Işkodra 1885). Durazzo başpiskoposu oldu. Lirik şiirler yazdı (Gjeth e Lüle [Yapraklar ve Çiçekler], 1925), tercümeler yaptı, geg lehçesiyle bir halk şarkıları derlemesi yayım­ladı. (M)

09 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRENDUŞİ (Vinçenc) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POWELL (Frederick York)

Tarih 08 Haziran 2009

POWELL (Frederick York), ingiliz tarihçisi (Londra 1850-Oxford 1904). Eski iskandinav edebiyatı kalıntılarını yayımlamak için iz­landalı bilgin Guobrandur Vigfusson ile Oxford’da çalıştı: An lcelandic Prose Reader (İzlandalı Bir Nesir Okuyucusu) [1879]; Corpus Poeticum Boreale (Kuzey Şiiri Kül­liyatı) [2 cilt, 1883] (bu eser eski iskandinav edebiyatının, titizce hazırlanmış notlar ve tercümelerle eksiksiz bir derlemesidir) ve iskandinav nesri üstüne Origines İslandicae (İzlanda’nın İlk Zamanlan) [2 cilt, 1905]. Powell ayrıca, herkesin kolayca anlayabile­ceği ve konusu ingiliz tarihinden alınmış iki ünlü kitap yayımladı: Early England up to the Norman Conquest (Norman Fethine ka­dar İngiltere) [1870] ve Henry VII’nin ölü­müne kadar olan dönemi kapsayan History of England Eor Schools (Okullar için İn­giltere Tarihi) [1885]. (M)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POWELL (Frederick York) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POUND (Ezra Loomis)

Tarih 08 Haziran 2009

POUND (Ezra Loomis), amerikalı şair (Hailey, İdaho 1885). Hayatının kırk yılını yurt dışında geçirdi: Londra (1908-1920), Paris (1920-1924) ve Rapallo (İtalyan Rivierası, 1924-1945). İkinci Dünya savaşında faşist doktrinlere kapılarak Mussolini hü­kümetinin propogandasını yaptı. Müttefik­ler tarafından tutuklandı, ihanetle suçladı, fakat yargılanmadı. 1946′da bir psikiyatrlar kurulu tarafından sorumsuz olduğu tespit edildi ve Washington yakınlarında uzun sü­re bir akıl hastahanesinde kaldıktan sonra tek­rar İtalya’ya yerleşti (1959). A Lume Spento adlı ilk şiir kitabının yayımından sonra öncü akımlarda, deneysel dergilerde önemli bir rol oynadı. Pound her şeyden önce, bütün kültürlere ilgi duyan bir şairdir. De­rin bir bilgiye dayanan, bilinçli bir kar­maşıklık içindeki eserleri, fikir eğilimleri­nin çok yönlülüğünü yansıtır: Provença (1910); Sonnets and Ballads of Guido Cavalcanti (Guido Cavalcanti’nin Sone ve Ba­ladları) [1912]; Cathay (1915); Hughg Selwyn Mauberl (1920); Personae (1926); Hommage to Sextus Propertius (Sextus Propertius’a Saygı) [1934]; Trachiniae (1956). Çince, Provence’ça Yunanca, Latince ve İtalyancadan yaptığı tercümeler önemlidir. Bunlar, çok serbest olmakla beraber şiirle­rin özünü aktarması yönünden aslına sadık­tır. Pound’un bütün üstünlükleriyle yetersiz­liklerini en iyi yansıtan eseri Şarkılarıdır (Cantos): bu iddialı şiirin doksan beş bö­lümü 1919-1956 arasında çeşitli eklemelerle yayımlandı. Bu güç ve çok kapalı eser, şai­rin fikir oluşumunu gösteren değerli bir belgedir. Ezra Pound tenkitler de yazdı: The Spirit of Romance (1910 ve 1953); How to Read (Nasıl Okumalı) [1929]; Letters of Ezra Pound (Ezra Pound’un Mektupları) [1941]; Literary Essays (Edebiyat Deneme­leri) [1954]. (L)

08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUND (Ezra Loomis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POŞKA (Dionizas)

Tarih 06 Haziran 2009

POŞKA (Dionizas), [lehçe Dionizy Paszkiewcz], litvanyalı yazar (1757-1830). Ha­yatının büyük kısmını, Raiseniai iline bağ­lı Bardziai’de geçirdi. Lehçe ve Latinceden (Vergilius, Horatius) tercümeler yap­tı, ayrıca leksikografi ile uğraştı. Edebî eserleri arasında bir hikâye, bir idil (Mano Darzelis [Bahçem]), toprağa bağlı kö­lelerin acıklı yaşayışlarını dokunaklı bir dille anlatan hikâyeleri (Muzikas Zemaiçiy ir Lietuvos [164 mısra] ile Muzikelio Giesme [Küçük Müzikçinin Şarkısı]) sayılabi­lir. (M)

06 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POŞKA (Dionizas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PORCHAT (Jean-Jacques)

Tarih 05 Haziran 2009

PORCHAT (Jean-Jacques), fransızca ya­zan isivçreli yazar (Rolle, Vaud kantonu 1800 – Lozan 1864). Recueil de Fables (Masal Derlemesi) [1826], Poesies Vaudoises (Vaud Şiirleri) [1832], Glanures d’Esope (Aisopos’tan Derlemeler) [1837], Fables et Faraboles (Masallar ve Meseller) [1854] adlı şiir kitaplarından başka, gençler için çeşitli eserler yayımladı ve Goethe’nin bü­tün eserlerini Fransızcaya tercüme etti (1860-1863). [L]

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PORCHAT (Jean-Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPOVİCİ – BANATEANU (ton)

Tarih 05 Haziran 2009

POPOVİCİ – BANATEANU (ton), romanyalı yazar (Lugoj, Banat 1869 -1893). Bir­kaç şiir ve bir İbsen tercümesi dışında, Banat ve Transilvanya’lı rumen zanaatçı­ları anlatan hikâyeler yazdı: Din Viata Meseriaşilor (Zanaatçıların Hayatı Üstüne) [1909]; bu hikâyeler, üslûp ve anlatım gücü yönünden değerlidir. (M)

05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPOVİCİ – BANATEANU (ton) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POPE (Alexander)

Tarih 04 Haziran 2009

POPE (Alexander), ingiliz şairi (Londra 1688-Twickenham 1744). Katolik bir aile­dendi. Çocukluğu Windsor ormanı yakınla­rında Binfield’de geçti. Vergilius üslûbunda yazdığı Pastorals’ında (1709) bu bölgeden il­ham aldı. Çirkindi, ayrıca doğuştan sakattı ve bünyesi zayıftı. Edebiyatta ün kazanmak tutkusuna kapıldı. 1711′de Essay on Criticism (Tenkit Üstüne Deneme) adlı didak­tik şiirini yazdı, özlü, ölçülü üslûbuyle ün kazandı. Aynı yıl güldürücü bir kahraman­lık hikâyesi olan The Rape of the Lock (Bir Saç Lülesinin Kaçırılışı) adlı şiirini yayımladı. Boileau’nun Lutrin’ini andıran bu şiir­de salonları ve hanımların yatak odalarını nükteli bir dille anlattı. Windsor Forest (Windsor Ormanı) üstüne bir eglog yazdı (1743), sonra 1714′te The Rape of the Lock’ı yeniden gözden geçirdi. Ardından uzun za­man isteyen bir çalışmaya girişti: ilyada ile Odysseus’un tercümesi. 1715′ten 1726′ya ka­dar bu işle uğraştı. 1725′te ayrıca Shakespeare’den eserler yayımladı ve sert tenkit­lere uğradı. Bu saldırıların acısını çıkar­mak için bir hiciv yazdı. The Dunciade adlı bu eserin üç bölümünü 1728′de, dördüncü­sünü 1742′de tamamladı. Bu arada, Essay on Man (İnsan üstüne Deneme) [1733], Epistles or Moral Essays (Manzum Mektup­lar veya Ahlâkî Denemeler) [1731-1735], Sa­tire and Epistles in İmilation of Horace’ı Taşlamalar ve Horatius Tarzında Man­zum Mektuplar) [1733-1735] yayımladı. Bunlar şairin başarılı eserleri sayılır. Hayatı­na son yıllarında Mektuplaşmalar’ını yayımladı. Pope’un eserlerinde birçok kusur bulunabilir: ilhamı çok zaman kurudur; ze­kâya gereğinden çok dayanır ve gerçek duy­gudan yoksundur. Ama XIX. yy.da Byron, XX. yy. da T.S. Eliot gibi birçok ingiliz priri onu usta olarak kabul ettiler. Pope’un klasikliği dar bir doktrin değil, edebiyat eserinde biçimsel bir güzellik zevkinin ger­çekleştirilmesidir. (L)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPE (Alexander) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PONCE DE LEON (Fray Luis)

Tarih 04 Haziran 2009

PONCE DE LEON (Fray Luis), ispanyol bilgini, şairi ve ilâhiyatçısı (Belmonte, Cuenca eyaleti 1527 – Madrigal 1591). Salamanca’da öğrenim gördü. 1544′te San Pedro’daki August manastırında rahip, sonra Salamanca’da profesör oldu. Dine karşı gelmekle suçlanarak 1572′de Engizisyon mahkemesince tutuklandı. Dört yıl sonra serbest bırakıldı. 1591′de Castilla eyaleti­nin din başkanlığına getirildi. Latinceden ve Kutsal Kitap’tan tercüme yaptı. De los Nombres de Cristo (isa’nın Adları Üstü­ne) ve La Perfecta Casada (Kusursuz Zev­ce) [1583], nesir alanındaki başarılı eser­leridir. Yazdığı şiirler sayıca az olmakla birlikte, nitelik bakımından çok üstündür ve bazı kimseler Ponce de Leon’a en iyi is­panyol lirik şairi gözüyle bakar. Ama çağdaşı olan şairler üstünde etkisi az olmuş­tur. En ünlü şiir kitapları Vida Retirada (İnziva Hayatı) ile Noche Serena’dır (Ber­rak Gece). Bu iki eser, klasik biçimlerin, içtenliğin, duygunun alışılmamış bir karışı­mını ortaya koyar. Ponce de Leon’un eser­leri Biblioteca de Autores Espanoles’in (İs­panyol Yazarları Kütüphanesi) 35, 37, 53 ve 62. ciltlerinde çıkmıştır. (M)

04 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PONCE DE LEON (Fray Luis) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POLONYA EDEBİYAT

Tarih 03 Haziran 2009

POLONYA EDEBİYAT

• Ortaçağ ve XVI. yy. Edebiyatını XII. yy.dan XV. yy.a kadar özellikle Gallus Anonymus, Kadlubek (1160-1223) ve J. Dlugosz’un (1415-1480) latin kronikleri temsil eder; bununla ‘beraber XII. yy.dan itiba­ren halk diliyle yazılmış bazı değerli dinî şiirlerle karşılaşıyoruz. En eski polonya şii­ri Bogurodzica (Meryem) adlı dinî şarkı (XII. yy.) ve en eski nesir Kazanla Swietokrzyskie (Kutsal Haç Masalları) [XIV. yy. başı] adlı vaaz derlemesidir. Hümanizm, re­form ve rönesans ile fikrî faaliyet canlandı. 1364′te Büyük Kazimierz tarafından kurulan, Sonra 1400′de kraliçe Hedwige’in bağışları sayesinde yeniden teşkilâtlandırılan Krakow üniversitesi, iki yüzyıl boyunca Avrupa’nın ünlü bir bilim merkezi olarak kaldı.

Kopernik bu üniversitede okudu. Konstanz ve Basel konsillerinden gelen polonyalı hu­kukçular ve kilise hukukçuları, polonya’nm italyan üniversitelerine yolladığı öğrenciler, piskoposlarla aydın soyluların himaye et­tiği italyan veya alman asıllı bilginler, eski­çağ bilimini yaydılar, önce bir latin hüma­nist şair nesli ortaya çıktı: Sanok’lu Grzegorz (1406′ya doğr.-1477), Jan Ostrorog (1436-1501), Andrzej Krzycki (1482′y% döğr.-1537), J. Dantyszek (1485-1548) ve K. Janicki (1516-1543). Ama, tarihçi ve yayımcıların uzun süre kullandığı Latince, Protestanlı­ğın yayılmasıyle edebiyattaki üstünlüğünü kaybetti: Protestanlık elli yıl içinde yöne­tici sınıf arasında yayıldı, öte yandan, soy­lu demokrasisinin siyasî hayatında halk dili kendini kabul ettiriyordu. Doğu eyaletleri halkı latin geleneklerine yabancıydı.

1513′te, ilk lehçe (veya polca) kitap yayım­landı: Lublin’li Biernat’nm Raj Duszy (Ruh­lar Cenneti). 1543′te Mikolaj Rej (1505 -1569) millî bir edebiyatın temelini attı. Ta­biat güzelliklerine tutkun bir taşra soylusu, ateşli calvin’ci, mizaçça kavgacı ve alaycı olan Mikolaj, dinî, öğretici ve ahlâkî konu­larda birçok manzum ve mensur yazı yazdı. Eserlerinde Ortaçağ etkisi ağır basmakla beraber Rönesans’ın etkisi de kendini gös­termektedir. Mikolaj Rej’den az sonra, Jan Kochanowski (1530-1584), lirik ve içli şiir­lerinde estetik güzellikle Hıristiyanlığı bağ­daştırdı. Bu dönemde bolluk içinde ve güç­lü olan Polonya, tehlikeli komşularına da söz geçirerek «altınçağ»ını yaşamaktaydı. 1614′te Szymon Szymonowic (1558-1629), idillerinde helenizmin bütün güzelliklerinden yararlandığı günlerde, altın çağ henüz sona ermemişti. Nesir, Lukasz Gornicki (1527-1603) ile vaiz P. Skarga’nın (1536-1612) di­linde mükemmelliğe ulaştı. Tarih ve coğraf­ya alanındaki bilgiler yayılmağa başladı. Marcin Bielski (1495-1575), dünyadaki yeni buluşlara da yer veren bir dünya tarihi de­nemesine girişti; S. Klonowic (1545-1602) burjuva ve halk sınıfının törelerini dile ge­tirdi. Doktrin tartışmaları sayesinde, düşün­ce hayatı olgunlaştı. Batı mutlakıyetçiliği ve Moskova despotluğu ilkelerinin Polonya’da ağır basmak üzere olduğu bir sırada, hu­kukçu ve ilâhiyatçılar (Modrzewski-Frycz [1503-1572], S. Orzechowski [1513-1566] si­yasî hürriyeti ve milletlerarasında barışı öv­mekteydiler.

• XVII. ve XVIII. yy. XVII. yy .da Polon­ya devleti, «birçok el tarafından sarsılan ve birçok darbe yiyen bu ağaç», çökmeğe başladı. Ama art arda gelen istilâlar sıra­sında kahramanlık duygusu kamçılandı. Bü­yük ataman’ların savaşçı Polonya’sı bir ef­sane havası içinde yaşamağa başladı. 1618′de P. Kochanowski (1566-1620), Tasso’nun Gerusalemme Liberatta’&mm (Kurtarılmış Kudüs) eşsiz bir tercümesini polonya şairle­rine model olarak sundu. Türklerle yapılan savaşlar, doğu dünyasını ve medeniyetini Polonyalılara tanıttı. Mitoloji motifleri bu dekorla kaynaşarak bazen çekici, bazen tu­haf bir süsleme halini aldı. Bu barok Sa­nat, düzensiz bir şekilde alabildiğine geliş­ti. Hiç bir edebiyat okulunun kurulmasına yol açmadı ve büyük sayıda yazarı bilinme­yen metinlerin (özellikle gezgin sanatçıların yazdığı komediler) ortaya çıkmasına imkân verdi. Bundan sonra italyan edebiyatı, po­lonya edebiyatını fransız edebiyatına oranla daha fazla etkilemeğe başladı. Bununla bir­likte iki fransız kraliçe elli yıl boyunca Polonya tahtını paylaştı.

Gonzaga’lı Luisa -Maria’nın yalnız bir tek saray şairi vardı: Andrzej Morsztyn (1613-1693). Maria-Kazimierza’nın kocası J. Sobieski (1624-1696), Astree’yz duyduğu hayranlık dolayısıyle sa­rayına «francuski (fransız) havası» verdi. (Jan Sobieski, aynı zamanda ülkesinin mek­tup tarzını kullanan en büyük yazarlarından biridir.) Mistik hayal ürünü olan birçok messias dışında, barok eserler, gerçekçilik ve mahallî renkleriyle ağır basar. Polon­ya romantizmi bunları benimseyecektir. Gü­nümüzde, J. C. Pasek’in (1636′ya doğr.-1701) Pamietnikİ’si (Hatıralar) çok okunmakta­dır. Coşkun, ama saf ve kahraman ruhlu bir şair olan W. Potocki, epik ve dinî şiir alanında ön safta yer alır. Wespazjan Kochowski de (1633′e doğr. – 1700) dinî eserler verir.
S. Twardowski’nin (1600′e doğr.-1661) usta tasvirleri, Zimorowic kardeşlerin (Jozef [1597-1677] ve Szymon’un [1608-1629]) bükolik yumuşaklığı, L. Opalinski’nin (1612-1662) sert yergileri bugün hâlâ okunur. Bu arada cizvit Maciej Kazimierz Sarbievski’nin (1595-1640) eserini de saymak gerekir. Sakson kralı devrindeki düşünce durgunlu­ğunu, XVIII. yy .m ikinci yarısında tarihin en güzel rönesanslarından biri takip etti. Jean Fabre, «yirmi yıllık kültür, Polonya’ya, yüzyıllık bilgiççe çabaların Almanya’ya ver­diğinden çok daha fazla eser kazandırdı» der. Bu mucize, devlet idaresinde o kadar ba­şarılı olamayan bir hükümdarın zekâsı ve diplomasisi sayesinde gerçekleşti: Stanislaw August Poniatowski (1732-1798) eğitimini yeniden teşkilâtlandırmakla başladı ve bu alanda ilk reformu yapan pedagog S. Konarski’nin eserini tamamladı; 1773′te, bir eğitim komisyonu, Avrupa’da ilk defa olarak bir millî eğitim bakanlığı projesi hazırladı. Ansiklopedi ile fizyokratların nazariyeleri, Condillac’ın felsefesi ve yüzyılın bütün bil­gileri, polonya düşünce dünyasının verimini arttırdı, insancı düşüncelere tutkun olmakla beraber, millî kalkınmaya büyük önem veren akılcı bir neslin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu neslin edebiyatı her şeyden önce öğretici ve millî bir edebiyattır. Bu zihni­yet, yalnız siyasî yazarlarda (H. Kollataj [1750-1812], S. Staszic [1755-1826], J. U. Niemcewicz [1757-1841]) değil, bütün öteki ya­zar ve şairlerde açıkça görülür. Başta, ese­rinin niteliği, kapsamı ve değeriyle ismi yüz­yıllar boyunca unutulmayan Warmie pisko­posu ve çağdaş edebiyatm prensi I. Krasicki (1735-1801) gelir. Onun yanında A. Naruszevvicz (1738-1796), S. Trembecki (1739-1812), Tomasz Kajetan Wegierski (1755-1787) gibi isimler yer alır. XVIII. yy.ın sonlarında, F. Karpinski (1741-1825) ve F.D. Kniaznin’in (1750-1807) temsil ettikleri duygusalcılığın etkisi kendini göstermeğe başladı. Stanislaw devrinin en iyi eserleri (masal, yergi, manzum mektup), klasik bir mükem­melliğe varmıştır. Körü körüne taklide kaçmaksızın, fransız edebiyatının iki yüzyılını örnek alan bu edebiyat, inceliği, sevimliliği, alaycılığıyle dikkati çeker. Fransız eserle­ri örnek alınarak (F. Bohommolec [1720 -1784], F. Zablocki [1754-1821]) yazılan tö­re komedileri yanı sıra, vatan temalarını işleyen tiyatro eserlerinin (J. U. Niemcewicz, W. Boguslawski’nin [1754-1821] eser­leri) oynadığı önemli rolü de unutmamak gerekir.

• XIX. ve XX. yy. 1795-1822 Arasında, sı­ra ile Pulawy’deki Czartoryski’lerin prens­lik saraymca tutulan ağlamaklı bir önromantizm, yankılar yapan bir mücadeleden sonra yerini romantizme bırakan sahte bir varşova klasisizmi (K. Kozmian [1771-1856] ve A. Felinski [1771-1820]) hüküm sürdü. Polonya şiiri bu devirde en üstün seviye­sine ulaştı. Ama, artık yalnız anılar ve umutlarla yaşama zorunda olan bu boyunduruk altındaki ülkede birbirini takip eden ta­rihî olaylar romantik akıma olağanüstü bir nitelik kazandırdı. Coşkun bireycilik, Polon­ya’ca yurtseverlik ateşine ve fedakârlık tut­kusuna dönüştü. Mutlu bir çağın geleceğine olan inanç, Polonya’yı dünyada kahraman­lığın örneğini sunan bir millet haline ge­tirdi. Şairler, tutsak millete manevî ön­derlik ve kılavuzluk yaptılar. A. Mickiewicz (1798-1855) bu konuda akla gelen en büyük isim, ülkesi için efsanenin, de öte­sinde bir semboldür. Modern çağın tek des­tanı olan Pan Tadeusz, onun ününü bütün Avrupa’ya yaydı. Yetenekleri ve inancı ile, 1848 Jiberal Fransa’sını, Risorgimento İtal­ya’sını, islav milletlerini ve doğu ülkelerini etkiledi. A. Mickiewicz’in yanı sıra, ancak öldükten sonra üne kavuşan J. Slowacki (1809-1849), büyüleyici hayalgücü, büyük ustalığı, şiirleri ve dramlarıyle polonya dü­şünce hazinesine paha biçilmez eserler kat­tı. Z. Krasinski’ye (1812-1859), gelince onun düşünürlük yönü sanatçı ve şair yönünden üstündür.

Romantizmin öbür üç temsilcisi olan Malczewski (1793-1826), S. Goszczynski (1801-1876) ve J. B. Zaleski (1802-1886) ukrayna tarihî ve manzaralarından ilham al­dılar. Sembolizmin öncüsü C. Norvvid (1821-1883) İlk şiirlerini 1840′ta yayımladı. Bu dönemin başlıca eserleri göç sırasında ya­zıldı. Aynı döneme doğru Polonya’da A. Fredro (1793-1876) komediyi avrupaî bir se­viyeye çıkardı; J.İ. Kraszevvski de (1812-1887) roman türünü geliştirdi. Bu büyük ismlerin yanı sıra, romantizmin en iyi tem­silcileri arasında şu şairler sayılabilir: Wincenty Pol (1802-1872), Teofil Lenartowicz (1822-1893) ve Wladyslaw Syrokomla (1823-1862). 1863′ten ve başarısızlığa uğrayan ikin­ci ayaklanmadan sonra «pozitivizm» adı ve­rilen yeni bir çağ açıldı. Yayımcıların ve sosyoloji bilginlerinin (özellikle A. Swietochovvski [1849-1938]) desteğiyle romantiz­min ülke siyasetine yapmış olduğu etkiye karşı bir tepki başladı. Gerçekçi eğilimler ve toplumsal değişiklikler birçok romancı­nın yetişmesine yol açtı. Bunların en ünlüsü tarih (Ogniem i Mieczem [Meçle ve Ateşle], Krzyzrary [Toton Şövalyeleri], Quo Vadis) ve töre romanları (Bez Dogmatu [Dogmasız], Rodzina Polanieckich [Polaniecki Ai­lesi]) yazan H. Sienkievvicz’tir (1846-1916) [1905 Nobel edebiyat ödülü]. Ayrıca Eliza Orzeszkovva (1841-1910) ile halka (Bebek) ve Faraon (Firavun) adlı eserlerin yazarı Boleslaw Prus (1847 – 1912) çok ünlüdür. XIX. yy. sonunda gerçekçi nesir fransız natüralizminin ve özellikle Zola’nın etkisin­de kaldı (Adolf Dygasinski [1839-1902 ve tiyatro eserleriyle de ün kazanan Gabriela Zapolska [1860-1921]). A. Asnyk (1838-1897), Maria Konopnicka (1840-1910) lirik şiirin temsilcileridir.
1890′dan 1910′a kadar, S. Przybyszewski (1868-1927), J. Kasprowicz (1860-1926) ve Miriam (1861-1944), K. Tetmajer (1865-1940), L. Staff (1878-1957) tarafından başlatılan es­tetik «Genç Polonya» hareketi ince bir sana­tın doğmasına yol açtı. Patetik gücü eşsiz S. Zeromski (1864-1925), Nobel ödülünü alarak ününü dünyaya yayan W.S. Reymont ve Wladyslaw Orkan (1875-1930), biçim anlayışlarındaki modemizmle bu akıma girer­ler. Ama işledikleri temalar, zamanlarının sorunlarına bağlı kalmıştır, öte yandan bü­yük dramaturg S. Wyspianski (1869-1907) milliyetçilik meseleleri üstünde büyük bir titizlikle durdu. İki savaş arasında şiir, L. Staff (1878-1957), B. Lesmian (1879-1937) ve Skamander dergisi çevresinde toplanan genç şairler grubu tarafından temsil edil­mekte idi: J. Tuwim (1894-1953), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), J. Lechon (1899-1956). öncü şiirin temsilci­leri: J. Przybos (doğ. 1901), J.Czechowicz (1903-1939) ve A. Wazyk’dir (doğ. 1905). W. Broniewski (1897-1962), devrimci Marks’çılığın şairidir ve ancak 1945′ten sonra ünü gitgide artmıştır. Romancılardan F. Sieros-zewski (1858-1945), J. Weyssenhoff (1860-1932), A. Strug (1871-1937), W. Berent (1873-1941), J. Kaden-Bandrowski (1885-1944), Zofia Nalkowska (1885-1954), Maria Dabrowska (doğ. 1889), J. İwaszkiewicz (doğ. 1894); denemeci J. Parandowski (doğ. 1895); tenkit­çilerden T. Boy-Zelenski (1874-1941) ve K. İrzykowski (1873-1944); dramaturglardan K. H. Rostworowski (1877-1938) ve J. Szaniawski (doğ. 1887) o sıralarda ünlerinin zirvesindeydi. S.İ. Witkiewicz (1885-1939), B. Schulz (1892-1942), W. Gombrowicz (doğ. 1905) öncü yazarların en ilgi çekenleridir. İkinci Dünya savaşından sonra, polonya edebiyatının gelişiminde üç ayrı evreye rast­lanır. Birinci evre 1945-1956 yıllarını kap­sar.

Bu dönemde, isteyerek benimsenen ve­ya zorla kabul ettirilen bir gerçekçilik, ba­zen kabaya kaçan öğreticilik ağır basmak­ta ve genellikle sosyalizmin kuruluşu mese­lesiyle ilgili günlük olaylardan alman te­malar işlenmektedir. İkinci evre, Stalin dö­neminin düşüncelerine sınırlı da olsa, baş­kaldırma dönemidir. Yazarlar, bireyle top­lum, hayatın amaçîarıyle sanatın gerekleri arasındaki çelişmeyi ortaya koymakta, edebiyata yüklenen öğretici görevleri alaya almakta ve sanatta yeni ifadeler getirmeğe çalışılmaktadır. 1960 veya 1961 yıllarında başlayan üçüncü evre, ilk iki evrede görü­len eğilimlerin uzlaşma dönemidir. Açıkça itiraf edilmemesine rağmen bu evrede ede­biyat bir ölçüde, eğitme, ahlâkî düşünce ve değerleri yayma aracı oldu. Bu üç evreden hiç birinde, sembol haline gelen bir yazara rastlanmaz. Roman türü, özellikle Z. Kossak-Szczucka (doğ. 1890), T. Breza (doğ. 1905), J. Stryjkowski (doğ. 1905), T. Parnicki (doğ. 1908), J. Andrzejemski (doğ. 1909), J. Putrament (doğ. 1910), A. Malewska (doğ. 1911), A. Rudnicki (doğ. 1912), S. Dygat (doğ. 1914), K. Brandys (doğ. 1916), W. Mach (1917-1966) tarafından işlendi. Bu­nunla birlikte, Z. Nowakowski (1891-1963), J. Wittlin (doğ. 1896), C. Straszewicz (1904-1963), W. Gombrowicz (doğ. 1905), G. Herling-Grudzinski (doğ. 1919), M. Hlasko (doğ. 1923) gibi, yabancı ülkelerde yaşayan romancıların eserleri, Polonya’da ki çalkan­tıların dışında kaldı.

Bir ölçüde romanın evrimine benzeyen bir evrim geçiren şiirde üç ayrı akım görülür. T. Rozevvicz (doğ. 1921), A. Miedzyrzecki (doğ. 1922), Z. Herbert (doğ. 1924) ve W. Woroszylski’nin (doğ. 1927) temsil ettiği birinci ve en başarılı akım, şairanelikten arınmış şiiri, kesinliği, süssüz ve yapmacık­sız eserleri benimseyen şairleri biraraya ge­tirdi.

Daha savaş öncesinde isimlerini duyuran K. İllakowicz (doğ. 1892), K. Wierzynski (doğ. 1894), A. Slonimski (doğ. 1895), A. Stern (doğ. 1899) K.î. Galczynski (1905-1953), C. Milosz (doğ. 1911) gibi şairleri kapsayan ikinci grup, genellikle «yeni-klasik» grup diye anılır, öncü adı verilen üçüncü grup ise, T. Peiper (doğ. 1891), J. Kürek (doğ. 1904), P. Piechal (doğ. 1905) ile eski fütürizmi andırır. Eserlerinde zarif bir anlatım çabası ve derin bir metafizik bunalım görülen M. Jastrun, edebiyatta ayrı bîr yer tutar. Dram yazarları arasında, L. Kruczkowski (1900-1962), T. Zawieyski (doğ. 1902), özellikle de, yergili ve parodili piyesleri birçok ülkede büyük başarı kazanan S. Mrozek (doğ. 1929) anılmağa değer.

03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POLONYA EDEBİYAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİNDEMONTE

Tarih 02 Haziran 2009

PİNDEMONTE (ippolito), italyan şairi (Verona 1753-ay.y. 1828). Birçok yer gez­di; çeşitli akım ve görüşlerle yakından il­gilendi. Gençlik çağının bazı çalışmaların­dan sonra 1788′de Poesie Campestri’yi (Kır Şiirleri) yayımladı.

1788-1791 Yılları arasın­da Paris, Londra, Berlin ve Viyana’da oturdu; bu seyahatlerden sonra yan alaylı yarı; otobiyografik bir roman yazdı: Abaritte (1790). 1789′da La Francia (Fransa) adlı uzun şiirinde Fransız devrimini övdü; fakat çok geçmeden fikir değiştirdi ve bir kenara çekilerek, o sıralarda dünyayı de­ğiştiren toplumsal ve siyasî olayları uzak­tan takip etti. Klasiklerle romantikler arasın­daki tartışmalara karışmadan ve biçim yö­nünden romantizmin etkisinde kalmadan klasik şiir anlayışını sürdürdü. 1805′te Odysseia’nm doğru ama sanat yönünden biraz zayıf bir tercümesini yaptı (eserin tü­mü 1822′de yayımlandı). Gene 1805′te Epistole in Versi’yi (Manzum Mektuplar) yaz­dı. Foscolo, / Sepolcri (Mezarlar) adlı şii­rini Pindemonte’nin / Cimiteri (Mezarlık­lar) adlı uzun şiirine adadı; ama Pindemonte 1 CimiterVyi yarım bırakarak t Se­polcri (Mezarlar) adlı manzum bir mektup yazdı (1807). öbür eserleri: Novelle (Hi­kâyeler) [1792], Sermoni (Nutuklar) [1819]; küçük şiiri // Colpo di Martello del Campanile di San Marco (San Marco Çan Kulesinin Tokmak Darbesi) [1820] ve Shakespeare, Alfieri ve Ossian etkisinde yazdığı Arminio [1804] adlı trajedi. (M)

02 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİNDEMONTE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PİLLEMENT (Georges)

Tarih 31 Mayıs 2009

PİLLEMENT (Georges), fransız yazan (Mayet 1898). Şiir ve romanlardan başka ispanyolcadan veya Amerika İspanyolcasından roman tercümeleri yayımladı, özellikle eski anıtların korunmasıyle ilgilenen bir sanat tarihçisiydi. Yayımladığı eserler: Destruction de Paris (Paris’in Mahvoluşu) [1941]; Saccage de la France (Fransa’daki Kargaşa) [1943]; Def ense et lllustration d’ Avignon (Avignon’un Korunması ve Gü­zelleştirilmesi) [1946]; Demeures Parisiennes en Peru (Tehlikede Olan Paris Mes­kenleri) [1948]; La France tnconnue (Bilin­meyen Fransa) [1955-1960]. Ayrıca sanat konularında ve dış ülkeler üstüne deneme­ler yayımladı: L’italie tnconnue (Bilinme­yen İtalya) [1962-1964]; Le Portugal tncon-nu (Bilinmeyen Portekiz) [1965]; La Yougoslavie tnconnue ‘Bilinmeyen Yugoslav­ya) [1967]. (L)

31 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PİLLEMENT (Georges) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

POE (Edgar Allan)

Tarih 30 Mayıs 2009

POE (Edgar Allan), amerikalı yazar (Bos­ton 1809 – Baltimore 1849). Gezgin tiyatro oyuncusu olan ana-babası sefalet içindeydi; iki yaşında öksüz kalan Edgar’ı Richmond’lu tarım işletmecisi John Allan hi­mayesine aldı ve öğrenimi için hiç bir fe­dakârlıktan kaçınmadı. 1815-1825 Yılları arasında Edgar, onu evlât edinen aileyle birlikte İngiltere’ye gitti ve öğrenimine Londra’da devam etti. 1825′te Richmond’a döndü, ama kötü davranışları yüzünden Virginia üniversitesinde bir yıldan fazla barınamadı (1826).
John Allan onu kendi işyerine aldıysa da, Edgar orada da durma­yarak kaçtı. Orduya girdi (1827), West Point Askerî okuluna kaydolmayı başardı, ama disiplinsizlik yüzünden kovuldu (1831). O zaman zengin olmanın yollarını aramak üzere New York’a gitti; ilgi uyandırma­yan küçük bir şiir kitabından sonra yaz­mağa başladığı hikâyelerle dikkati çekti. Dul ve fakir halası Maria Clemm’in ya­nma sığındığı Baltimore’a yerleşti, 1835′ten başlayarak, Richmond’da çıkan Sout­hern Literary Messenger dergisine yazı göndermeğe ara vermedi; çalışmağa ve yoksulluğa alışıyor, ama bu arada, ilha­mını ve gerçeği unutmanın çaresini gittik­çe artan bir tutkuyle içkide arıyordu. He­nüz on dört yaşında olan yeğeni Virginia Clemm ile evlendi (1836); 1837′de New York’a yerleştiler. The Narrative of Arthur Gordon Pym (Arthur Gbrdon Pym’in Hikâyesi) o yıl, sonra 1840′ta, daha önce gazetelerde çıkmış hikâyeler derlemesi ola­rak İşitilmedik Hikâyelerim (Tales of the Grote’sque and Arabesque) birinci cildi ya­yımlandı. Ertesi yıllarda Edgar Poe’nun çeşitli dergilerle ilişkisi, ardı gelmeyen huy­suzlukları ve alkol krizleri yüzünden çok düzensiz oldu. İşitilmedik Hikâyeler’in yeni bir cildi 1845′te yayımlandı, The Raven-(Karga) adlı şiiri de bu yılın eseridir. Genç karısı 1847′de öldü. ümitsiz ve hastaydı, delirium tremens krizleri geçiriyordu; birara kendini toparlayacak gibi oldu, yaşlı ve zengin bir kadınla evlenmek üzereydi ki, Baltimore’da bir sabah onu, geceyi ge­çirdiği meyhanenin kapısında can çekişir buldular.

Poe’nun dehası hayatına benzer; alabildiği­ne sıkıntılı, acılı ve dokunaklıdır. Muhay­yilesi cehennemi konulardan kurtulamaz ve o, duyduğu dehşet ürperişini okuyucuya iletmekte benzersizdir. Oysa Poe, Eureka’da (1848) ve The Poetic Principle’de (Şii­rin İlkeleri) belirdiği üzere, romantizmin lirik boşalışlarına karşıdır; ilhama güvenmez ve şaire sadece Güzeli arama ihtiya­cının yol göstermesi gerektiğine inanır. Çağdaşlarınca anlaşılmayan bu eser Baudelaire’i derinden etkileyecek ve Poe’yu, Fransa’ya ve Avrupa’ya tercümeleriyle o tanıtacak; The Raven adlı şiiri ise Fransızcaya Mallarme’nin kalemiyle kazandırı­lacaktır. (L)

30 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POE (Edgar Allan) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETRUS Aziz

Tarih 27 Mayıs 2009

PETRUS Aziz (Caramca Kepha’nın yun. transkripsiyonu Kephas’dan taş anlamında lat. k.). [Latince tercüme Petrus buradan gelmiştir], isa’nın havarisi (Beytsayda, Celile-öl. Roma M.S. 64). İsa tarafından ha­varilerin başı olarak seçildi. Babası Yuhanna, gerçek adı da Simun’dur. Petrus, tak­ma adı, Simun’un Hıristiyanlıkta oynaya­cağı sağlam temel rolü belirtmek için isa tarafından özellikle seçilmiştir. «Sen Petrus’sun (taş’sın) ve ben kilisemi bu taş üze­rine kuracağım» (Matta, XVI, 18). Simun’­un Andreas adında bir kardeşi vardı. Her­halde evliydi, çünkü İncil kaynanasından söz eder. Kefernahum’da yaşar ve balık­çılıkla geçinirdi. Hıristiyanların inancına göre, İsa’nın başlıca mucizelerine görgü ta­nığı olmuştu. Çile’den az önce Isa tarafın­dan, dindaşlarının imanını güçlendirmekle görevlendirildi. Tam bir bağlılık sözü ver­mesine rağmen, isa, Gethsemani’de tutukla­nacağı sırada Petrus onu terk etti ve üç de­fa inkâr etti. Hıristiyanlar İsa’nın dirilip Petrus’a göründüğüne ve ona kiliseyi ema­net ettiğine inanırlar. Petrus o zamanlar­dan beri ilk papa sayılır. Hamsin günü Petrus, İsa’nın dirildiğini yahudilere açıkça bildirdi ve İsa dinini ilkkabul edenleri vaftiz etti. Yahudi ihtiyar­lar meclisinin emri üzerine önce Yuhanna ile, sonra bütün öteki havarilerle birlikte tutuklandı. Her iki defasında da serbest bırakıldı. Daha sonra Samiriye’de ve Ak­deniz kıyısında kurulan ilk hıristiyan cema­atlerini ziyaret etti. Bu vesileyle yüzbaşı Cornelius’un şahsında, ilk paganları Ki­liseye kabul etmeğe başladı. Herodes Ag-rippa’nın giriştiği hıristiyan kıyımı sırasın­da Kudüs’ten ayrılarak Antakya’ya gitti, orada Paulus ile karşılaştı ve «Galatialılara Mektup»ta yer alan anlaşmazlık ortaya çık­tı. Petrus daha sonra Roma’ya giderek bir süre orada kaldı. Kudüs «konsil»inde (48) Yakub ile birlikte Hıristiyanlığı kabul eden paganların Musa töresinden kurtulmalarını sağlamıştı. Eski bir geleneğe göre Neron çağında Mamertinus kalesine hapsedildi ve her halde bu imparatorun bahçelerinde 64′te öldürüldü. Son kazılardan anlaşıldığına gö­re Vatikan tepesinde bir yere gömüldü. İlk Vatikan kilisesi Constantinus tarafından bu tepede inşa ettirilmişti. Bu kilisenin yerini bugün Roma’da Vatikan’daki San Pietro ki­lisesi aldı.
— İkonogr. Aziz Petrus, Batı’da genellikle dazlak kafalı ve kısa kıvırcık sakallı olarak gösterilir, üzerinde ya havarilerin «toga»sı ya papaların «pallium» ve «tiara»ı, elinde de İsa’nın kendisine verdiği yetkinin sembo­lü olarak anahtarlar vardır. Heykel alanın­da başlıca şu eserler sayılabilir: Vatikan ki­lisesindeki bronz heykel (V. yy.a ait bir mer mer heykelden reprodüksiyon); Moissact ve Arles kabartmaları; Aziz Lazarus’un meza­rından kalan bir baş (Louvre); Chartres, Petersborough, Bamberg, Evora, Begensburg, Halberstadt katedralleriyle Nürnberg’te Sebalduskirche ve Solesmes’de Saint-Pierre kilisesinin heykelleri; G. Sagreras (Palma de Mallorca), Della Porta (Roma’da Trajanus sütunu üstündeki heykel), Peter Vischer (Nürnbergte Aziz Sebaldus’un kab­ri), Duquesnoy (Brüksel) ve Puget’nin (Avignon katedrali) yontmaları. Aziz Petrus ayrıca, Laterano’da Triclinium mozaiğinde (800), Maztre de Moulins’in tablolarında (Moulins triptik kanadı), Grao Vasco (Viseu), A. Dürer (Döri Havari, Münih), Jacopo Bassano (Aziz Petrus ve Aziz Paulus, Modena), Herrera (Dresden), Ribera (Mad­rid), Lanfranco (Louvre), Jouvenet (Rouen), El Graco’nun Toledo Katedrali, Escorial) tablolarında temsil edildi. El Greco, Aziz Petrus’u Aziz Paulus ile birlikte de göster­miştir (Leningrad, Stockholm).
Azizin hayatından alınmış sahneler Ripoll, Nantes, Paris (Saint-Pierre de Chaillot, hey­keltıraş H. Bouchard) kabartmalarında, Montreale mozaiklerinde, Cimabue (Assisi), Masolino, Masaccio, Filippo Lippi’nin (Floransa’da Carmine kilisesi) fresklerinde, Vatikan’da Lanfranco’nun resimlerinde, Konrad Witz (Cenevre) ve Zurbaran’ın (Sevilla) sunak duvarlarında, Bourges, Lyon, Tours, Ferrieresen Gatinais’deki vitraylar­da, XV. yy.da yapılmış veya Sistina şapeli için Raffaello tarafından hazırlanan kroki­lerinden ilham alan duvar halılarında yer alır.
İsa’nın hayatından sahneleri canlandıran birçok resimde de Aziz Petrus temsil edil­miştir. (L)

27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETRUS Aziz hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PHİLON Yahudi

Tarih 26 Mayıs 2009

PHİLON Yahudi, yahudi asıllı yunan filo­zofu (iskenderiye M.ö. 13′e doğr.- M.S. 54′e doğr.). Yahudi ve pagan çevrelerini ge­niş ölçüde etkileyen zengin bir burjuva ailesindendi; hem yunan, hem de ibranî kültürü aldı. İskenderiye yahudi topluluğunun özel temsilcisi olarak imparator Caligula’ya gönderilen Philon, ondan dindaşlarının im­parator heykeline tapmaktan affedilmesini rica etti (40-41). Bazı dindaşlarının yunan felsefesi doktrinlerine kaymaları karşısın­da, onları atalarının geleneksel inanışlarına yaklaştırmak için bir savunma eseri kaleme aldı ve Tevrat ile helenizm arasında bir çe­lişki olmadığını kanıtlamağa çalıştı. Birçok eserinden bazıları günümüze kadar gelmiş­tir. Bunlar özellikle din, Yahudilik propa­gandası ve felsefe eserleridir. Ayrıca ermenice tercümelerinden ele geçmiş iki eseri da­ha vardır. Philon’un doktrini Tevrat ile Ef­latun karışımı bir temele dayanır. Yeni-Eflatun’culuk ve Kilise Babaları üstünde etki­li olmuştur. (L)

26 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHİLON Yahudi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PETÖFİ (Sandor)

Tarih 25 Mayıs 2009

PETÖFİ (Sandor), macar şairi (Kiskörüs 1823 – Segevar [bugün Şigişoara] 1849). Okul disiplininden bıkarak önce gezici tiyat­ro oyuncusu, sonra asker oldu; ülkeyi şiir­ler yazarak yaya dolaştı ve yeniden öğreni­me başladı. Başkente ulaşınca Vörösmarty’in desteğiyle ilk şiir kitabını yayımladı (1844). İçinde, A Helyseg Kalapacsa (Köyün Çe­kici) adlı manzumenin de yer aldığı bu ilk derleme büyük bir başarı kazandı; bunu diğer eserleri (Cipruslombok Etelka Sirjarol [Servi Yapraklan], Szerelem Gyönegyei [Aşk İncileri], Bulutlar) takip etti. Ro­mantik coşkunluğu, içtenliği ve genellikle halk şarkılarından yararlanması macar şiirine yeni bir ufuk açtı, 1847′de Jukia Szendrey ile evlendi. Yazdığı millî marşla (Talpra, Magyar [Kalk, Macar]) halkın heyecanını uyandırarak macar devrimini başlatan (15 mart 1848) Petöfi’dir.
Kurtu­luş savaşına gönüllü olarak katıldığı sıra­da, general Bern şairin hayatını kurtarmak için onu kamp yardımcısı seçti; ama Petöfi, ileri hatlarda savaşmak istedi ve Feheregyhaza’da kahramanca öldü. En ünlü lirik şiirleri: Egy Gondolat Bant Engemet (Beni Bir Düşünce Üzüyor); Szeptember Vegen (Eylül Sonunda); Sana ne Ad Ver­meli?; Kışın Puszta; Dört öküzlü Araba; Tisza; Hüzünlü Sonbahar Rüzgârı; Nemzeti Dal (Millî Marş); Bay Paul Pato; Titre Çalılık v.b. Bundan başka tercüme­leri, iki tiyatro oyunu, manzum hikâye­leri, epik şiirleri (Az Apostol [Havari]) vardır. Janos Vitez (Kahraman Janos) [1845] adlı şiirinden yararlanarak perili bir oyun yapıldı (müziği Kacsoh’un) ve bu eser 1904′ te büyük ün kazandı. Petöfi hem macar romantizminin en önemli yazarı, hem de millî bir kahramandır. (L)

25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETÖFİ (Sandor) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PERTEV PAŞA (ibrahim Edhem)

Tarih 22 Mayıs 2009

PERTEV PAŞA (ibrahim Edhem), tnd yazarı (Erzurum 1824 – Kastamonu 18″: öğrenimini Gümüşhane’de çeşitli hocalanr yanında yaptı. İstanbul’a gelerek sadare kalemine memur oldu. Damat Halil Rıfa: Paşa tarafından himaye edildi. Berlin’e sefaret kâtibi oldu. istanbul’a dönüşünde Babıâli Tercüme kalemine girdi ve çeşitli yer lerde kaymakamlık yaptı; Hariciye Nezareti mektupçuluğuna (1869) ve Seraske: müşteşarîığma getirildi (1871). Son göre.: Kastamonu valiliğiydi. Eserleri: itlâkül-Efkâr fi tkdil-Ebkâr (özlü Düşünceler İne: Dizisi Hakkında Fikirlerin Açıklanısı Habname (XJyku Kitabı); Av’ave (Havlama); Kızıl Bayrak; Bekayı Şahsı ve Nev’l (Türün ve Kişinin Bekası); Emrü’l Acib t: Tarih-i Ehl-i Salib (Haçlı Seferleri Hakkında Garip Emir). [M]

22 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PERTEV PAŞA (ibrahim Edhem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEREZ

Tarih 14 Mayıs 2009

PEREZ (Antonio), ispanyol devlet adamı (Monreal de Ariza, Aragon 1539′a doğr. -Paris 1611). Dışişleri bakanıyken Felipe II’ nin danışmanı oldu. Don Juan’ın sekreteri Escobedo’nun entrikalarını meydana çıkardı ve onu öldürttü (31 mart 1578). Kendisi de ölüme mahkûm olunca Aragon’a sığındı; Engizisyonun hışmına uğrayınca Zaragoza halkına seslendi ve bir halk ayaklanmasına yol açtı (1591). Sonra Fransa’ya çekildi. (L)

PEREZ (Charles), fransız zooloji bilgini (Bordeaux 1873 – Paris 1952). 1921′de Paris Fen Fakültesi Zooloji kürsüsünde profesör oldu. Genel biyoloji kanunlarıyle ilgilendi, deniz favnası, asalaklık ve bazı hayvan gruplarıyle ilgili birçok olayı inceledi. (L)

PEREZ (Isaac Lebosh), Yiddişce ve İbranîce yazan hikayeci ve şair (Lublin yakınları, Polonya 1851-01. 1915). 1876′dan itibaren Varşova’da İbranîce çıkan başlıca dergilerde çalıştı. Eserlerinde orta avrupa yahudi geleneğinin kaynaklarından yararlandı. (L)

PEREZ (Jose Joaquin), şilili siyaset adamı (Santiago 1800-ay.y. 1889). Fransa’da (1829), Arjantin’de (1836), A.B.D.’de elçilik yaptı. Maliye (1845-1849), içişleri ve dışişleri bakanı (1849), Montt’dan sonra cumhurbaşkanı (1861-1871) oldu. Din alanında hoşgörü siyaseti takip etti, bir ticaret kanunu yayımlattı. (L)

PEREZ (Pedro), ispanyol mimarı (öl. Toledo 1291). Fransız asıllı olduğu sanılan mimar Martin’in tasarladığı ve 1227′de yayımına başlanan Toledo katedralinin mimarıdır (1234). [L]

PEREZ CAS AS (Bartolome), ispanyol bestecisi ve orkestra şefi (Lorca 1873 – Madrid 1946). İlk müzik eğitimini büyükbabası Ju-an de Casas’tan gördü. Madrid konservatuvarına devam’etti. 1909′da bir nefesli sazlar topluluğu, 1915′te de Madrid Filarmoni orkestrasını kurdu. 1936′ya kadar bu orkestranın şefliğini yaptı. Orkestra şefi olarak çağdaş ispanyol müziğini ve yabancı müziği tanıttı. En önemli eseri A mi Tierra (Toprağıma) [1898] adlı senfonik süitidir. (L)

PEREZ DE AYALA (Ramon), ispanyol yazarı (Oviedo 1880 – Madrid 1962). Bilgiç ve alaylı üslûbuyle dikkati çeken romanlar yazdı: La Pata de la Raposa (Tilki Pençesi) [1912], Belarmino y A polon io (Belarmino ve Apolonio) [1920], Luna de Miel, Luna de Hiel (Balayı, Keder Ayı). Yazarlığa bir şiir kitabiyle başlamıştı (La Paz del Sendero [Yoldaki Huzur], 1904); bunu El Sendero Andante (Yürüyen Yol), El Sendero innumerable (Anlatılamayan Yol) [1916] gibi başka şiir kitapları takip etti. 1942′de Arjantin cumhuriyetine yerleşti. (L)

PEREZ DE GUZMAN (Alonso), El Bueno denir, ispanyol savaşçısı (Leon 1256 -Sierra de Gaucin, Malağa 1309), Castilla valisi Pedro de Guzman’ın evlilik dışı oğlu. önce Fas’ta hizmet gördü, İspanya’ya döndükten sonra, kralın kardeşi Don Juan’ın ayaklandırdığı Magrıplılarla savaştı, Tarifa’da kuşatıldı, teslim olmağa yanaşmadı, Cebelitarık çevresindeki harekât sırasında yaralanarak öldü. (L)

PEREZ DE GUZMAN (Fernan), Batres senyörü, Castilla’lı tarihçi (1376 – 1458′e doğr.). Aragon’da elçilik (1421) yaptı, Magrıplılarla savaştı (1431), kralın önünde Merida kumandanı Juan de Vara ile kavga ettiği için tutuklandı. Batres’deki topraklarına çekildikten sonra Kral Juan 11 Tarihi adlı bir eserle manzum bir tarih yazdı: Loores de los Claros Varones de Espana (İspanya’nın Büyük Adamlarına övgüler). [L]

PEREZ DE HİTA (Gines), ispanyol yazarı I Mula 1545′e doğr. – Murcia 1619′a doğr.). Las Guerras Civiles de Granada (Granada îç Savaşları) adlı iki bölümlük (1595 ve 1604) bir eser yazdı. İlk bölüm Granada Magrıplılarının, Granada’ya hâkim oldukları Tarihten, başkentin hıristiyanlar tarafından fethedilmesine kadar (1492), kendi aralarındaki çekişmelerini ve içten içe bölünmelerini anlatır. Hita, tarihî konuya . kendi renkli ve hayal dolu romansı bir hava katar. İkinci bölüm, Felipe II devrinde Magrıplıların baş kaldırmasını anlatır. Bu savaşa katılan yazar, tarihî olayları birinci bölüme kıyasla çok daha yakından takip etmiştir. (L)

PEREZ DEL PULGAR (Hernan), El de Las Hazanas denir, ispanyol savaş adamı (Ciudad Real 1451-Granada 1531). Magrıplı-lara karşı kazandığı başarılar dolayısıyie kral tarafından şövalyeliğe yükseltildi. Kari V’in emriyle, 1527′de, Breve Parte de las Hazanas del Excelente Nombrado Gran Capitan (Gonzalvo de Cordoba’nın Yaptığı Başarılı Savaşlar) adlı eseri yazdı. (L)

PEREZ DE MONTALBAN (Juan), ispanyol yazarı (Madrid 1602 – ay.y. 1638). İlâhiyatçıydı. Engizisyon ile arası iyi olduğu için, Lope de Vega’nın etkisi altında yazdığı birçok tiyatro oyununu temsil ettirdi. Dramları: Autos Sacramentales (Dinî Oyunlar) ve özellikle La Monja Al) er ez ve Los Amantes de Temel (Teruel’in Sevgilileri) [1638]. Orfeo adlı şiiri yanlış olarak Lope de Vega’ya mal edildi. Para Todos (Herkes için) [1635] adlı eseri yüzünden Queve-do’nun hücumuna uğradı. (L)

PEREZ DE OLİVA (Fernan), ispanyol hümanisti (Cordoba 1494′e doğr. – ay.y. 1533). Paris’te (1523-1525), sonra Salamanca’da dersler verdi ve rektörlük yaptı. Sophokles, Euripides, Plautus tercümelerinden başka, Castilla nesrinin ilk örneklerinden biri olan Dialogo de la Dignidad del Hambre (İnsanın Değeri) adlı bir diyalog yazdı. (L)

PEREZ ESCRİCH (Enrique), ispanyol romancısı (Valencia 1829 – Madrid 1897). özellikle töre romanları yayımladı: Las Obras de Misericordia (Merhametin Ürünleri) [1864- 1865]; La Mujer Adultera (Kocasını Aldatan Kadın) [1864]; La Caridad Cristiana (Hıristiyan Yardımseverliği) [1879]. (L)

PEREZ GALDOS (Benito), ispanyol romancısı (Las Palmas, Kanarya adaları 1843 – Madrid 1920). 1870′te ilk (La Fontana de Oro [Altın Çeşme]), 1871′de ikinci (El Au-daz [Cesur Adam]) romanını yayımladı. Ama ancak 1876′da töre romanı Dona Perfecta ile ilk büyük başarısını kazandı. Sonra, birçok bakımdan Balzac’m Comedie Humaine’nine benzeyen büyük bir edebî anıtın üstünde yarım yüzyıl, ara vermeden çalıştı. Bu büyük eser her şeyden önce XIX. yy. ispanya’sının (Trafalgar’dan Canovas’a kadar) hareketli tarihini çizen romanlaştırılmış destan Episodios Nacionales’in (Millî Kahramanlıklar) 43 kitabını kapsar. Kitaplardan bazıları birer şaheserdir: Bailen (1873); Zaragoza (1874); Zumalacarregui (1898); Espana Sin Rey (Kralsız ispanya) [1908]. Perez Galdos’un birçok töre romanı vardır; en önemlileri: Gloria (Zafer) [1877]; La Familia de Leon Roch (Leon Roch Ailesi) [1887]; Fortunata y Jacinta (1887); Angel Guerra (Savaş Meleği) [1891] ve ö-zellikle Madrid’deki yoksul insanların etkileyici ve korkunç bir tablosu olan Misericordia (Acıma) [1897]. Galdos’un başlıca nitelikleri, hareket ve Dickens’ınkiyle karşılaştırılmasına yol açan nükte ile iyimserlik karışımıdır. Tiyatro eserleri de yazdı: Etectra (1900) ve Casandra (1905). [L]

PEREZ LUGİN (Alejandro), ispanyol yazarı (Madrid 1870 – El Burgo, La Çoruna 1926). «Don Pio» takma adiyle gazetelerde boğa güreşleri üstüne yazılar ve yorumlar yayımladı. 1915′te çıkan La Casa de la Troya (Troya’nın Evi) adlı romanı geniş ilgi uyandırdı. Bu roman Santiago de Compostella’da, öğrenci çevrelerinin gündelik yaşamasını dile getirir. Gurrito de la Cruz (1921) adlı eseri boğa güreşleriyle ilgilidir, öbür eserleri: La Corredoira y la Rua (Evin önü ve Sokak) [1923]; La Virgen del Rocio ya Entro en Triana (Rocio Bakiresi Triana’ya Girdi) [1929]. (L)

PEREZ PETİT (Victor), Uruguay’lı yazar (Montevideo 1871 – ay.y. 1947). Jose* Enrique Rodo, Carlos ve Daniel Martinez Vigil ile birlikte 1895′te Revista Nacional de Literatura’yı (Millî Edebiyat Dergisi) kurdu. Pek çok kitap yazdı. Bunların arasında parnassos’çulardan etkilendiği, Joyeles Barbaros (Vahşî Mücevherler) [1907]; hikâyelerini topladığı Gil (1905); Zola’mn etkisi açıkça görülen Entre los Pastos (Yiyecekler Arasında) adlı romanı ve Cobarde (Yüreksiz) [1894] adlı dramı sayılabilir. (M)

PEREZ PUJOL (Eduardo), ispanyol hukukçusu (Salamanca 1830 – Valencia 1894). Historia de las İnstituciones Sociales de la Espana Goda (Gotik Ispanya’daki Sosyal Kurumların Tarihi) [1896] adlı önemli bir eser yazdı. (l)

14 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEREZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PENAFORTE (Onestaldo de),PENAGAH,PENAH

Tarih 10 Mayıs 2009

PENAFORTE (Onestaldo de), brezilya yazar (Rio de Janeiro 1902). Shakespeare ve Verlaine’den tercümeler yaptı. Başlıca eserleri: Perfume e Outros Poemas (Tatlı Hatıralar ve Şiirler) [1924], İnterior e Ou:-ros Poemas (Yurt içi ve Şiirler) [1927], A Mulher do Destino (Yosma) [1928], £.–pelho d’Agua, Jogos da Noite (Su Aynası, Gece Oyunları) [1931], Shakespeare Camoes (Shakespeare ve Camoes) [19-(M)

PENAGAH veya PENAHGÂH blş. i. (fan penâh, sığınma ve gah, yer'den penâ-gah veya penâh-gâh). Esk. Sığmak, sığınılan» yer: Penagâh oldu ona ol teselli-i âfil (Ce-nab Şahabeddin). [M]

—PENAH i. (fars. -penâh). Esk. «Bir peyin, veya kimsenin sığmağı, koruyucus -anlamında bileşik kelimeler yapar: Ada’,-:: -penah («adaletin koruyucusu»), âdil kirşe. || Cihan-penah, dünyanın koruyucu 11 || Hilafet’penah, halife. || Nezaret-pena-. nazır. || Risalet-penah, Hz. Muhammed. Vezaret-penah, vezir v.d. (M) PENAH i. (fars. penâh). Esk.^ Sığınma Ta çocuklukta penah ettiği âğuş-ı. vefa (Tevfik Fikret). || Sığınılacak yer: Bu zm muhaliflere, yani millet düşmanı olanları bugün bir melce ve penah teşkil etmekte dir (Atatürk). || Penah-averde, sığınmış (M)

10 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAFORTE (Onestaldo de),PENAGAH,PENAH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PELL (John)

Tarih 08 Mayıs 2009

PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü.

Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır.

08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|

PEDERSEN

Tarih 30 Nisan 2009

PEDERSEN (Christiern), danimarkalı ya­zar (Helsingör 1480′e doğr. – ay.y. 1554). 1510-1515 Arasında Paris’te okurken, La-tince-Danca Lügat (1510) ve Saxo Gram-maticus’un ilk danca tercümesini (1514) ya­yımladı. Lund’da Piskoposluk meclisi üye­liğine getirildi, sonra Luther’ciliği kabul et­ti ve Norveç’te basımcı oldu; Luther İn­cil’inin danca tercümesini (Christian III. Bibel [Christian III incili], 1550) yayımla­dı. (L)

30 Nisan 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEDERSEN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|