RESMÎ
Tarih 29 Haziran 2009
RESMÎ sıf. (ar. resm’den resmî). Kaynağını hükümetten veya yetkili yerden alan: Çünkü resmî makam ve sıfatım buna mani oluyordu (Atatürk).
Bundan on beş sene evvel, memleketimizde yanyana iki lisan yaşıyordu. Bunlardan birincisi, resmî bir kıymete malikti (Ziya Gökalp). || Devletin olan, devlete ait: Rica ederim. Hakaret oluyor! Resmî bir dairede… (Kemal Tahir). // Devletin öngördüğü usullere uygun olarak yapılan: Resmî muamele. Resmî müracaat. // Senli benli olmayan, ciddî, teklifli: Kamuran hemen hemen resmî bir tavırla hafifçe eğildi (R.N. Güntekin). Sakindi, nazikti. Fakat tavrı her zamandan ziyade resmiydi (H.E. Adıvar). || Merasimli bir biçimde yapılan: Resmî karşılama. \\ Resmî elbise, üniforma. || Resmî karşılama, usul ve gereklerine uygun olarak, törenle karşılama.
— Esk. Resim, yazı veya çizgiye ait olan. || Gayri resmî, devlete ait olmayan. || Nim resmî, yarı resmî.
— Dil bil. Resmî dil, bir ülkede kanunla kabul edilmiş olan dil: Türkçe, Türkiye’nin resmî dilidir.
— Huk. Resmî bilirkişi. Bk. BİLİRKİŞİ. || Resmî defter tutma, talep üzerine, terekenin aktif pasiflerinin yazıldığı bir defterin resmî bir makam tarafından düzenlenmesi. (Bk. ANSiKL.) // Resmî evrakta sahtekârlık. Bk. SAHTEKÂRLIK. || Resmî senet, kanunun yetkili kıldığı bir resmî makam tarafından düzenlenen senet. (Bk. SENET.) || Resmî sicil. Bk. SiCİL.// Resmî şekil, yetkili resmî organ tarafından gerçekleştirilen şekil. (Bk. ŞEKİL.) || Resmî tasfiye, miras bırakanın terekesinin resmî bir yolla tasfiye edildikten ve bütün borçlar ödendikten sonra geriye kalan aktifin mirasçılara verilmesi. (Bk. ANSiKL.) || Resmî vasiyetname, kanunun yetkili kıldığı bir makam tarafından belirli şekillere uyularak düzenlenen vasiyetname. Bk. VASİYETNAME.
— ANSiKL. Huk. Resmî defter tutma. Karışık durumda olan bir tereke karşısında mirasçı güç duruma düşebilir. Gerçek durumun anlaşılması kolay olmadığı için, mirası kabul edecek olursa, aktiften çok borç altına girmesi; reddetme halinde ise aktif daha çoksa zarara uğraması ihtimali vardır.Böyle durumlar için kanun mirasçıya bir imkân tanımıştır, bu da tereke için resmî defter tutma’dır.
Mirasın resmî defterinin tutulması mirasçıya iki imkân verir:
1. tereke hakkında açık bir fikir sahibi olur;
2, mirası, tutulan deftere göre kabul ederek, tereke borçlarında sorumluluğunu bir dereceye kadar sınırlar.
Resmî defter tutma, mirasçıların isteği üzerine yapılır. Bunun istisnası, devletin mirasçı olması halidir. Devletin mirasçı olması halinde, terekenin defteri bir talep söz konusu olmaksızın, kendiliğinden tutulur. Resmî defter tutma talebinde bulunmanın süresi bir aydır. Ancak ret süresinin geçmemiş olması lâzımdır. (Bk. MiRAS’ın reddi.) Talep, miras bırakanın son ikametgâhı hâkimine, yazılı veya sözlü olarak yapılır. Talep üzerine, terekenin aktif ve pasiflerini gösteren bir müfredat cetveli hazırlanır.” Miras bırakanın, alacak ve borçluları belli bir süre içinde deftere kayıt olmak için davet edilir. Bu süre, ilândan itibaren bir aydır ve bu süre içinde kaydı yaptırmayan alacaklıların kusurları varsa hakları sona erer.
Resmî defter tutma işlemi yapılırken, çok zorunlu olan idarî işlemler dışında kalan işlemler yapılmaz. Aynı şekilde tereke borçları için mirasçılar aleyhine takibat yapılamaz. Acele olanlar dışında kalan davalar da talik edilir. Son olarak, gerek tereke lehine, gerek tereke aleyhine olan zamanaşımı durur. Resmî defter tutma süresi sona erdikten sonra mirasçılardan her biri karar vermeğe çağrılır. Bu karar verme süresi bir aydır. Ancak hâkim, gerekli olan hallerde müddeti uzatabilir. Mirasçı mirası, tutulan defter gereğince kabul edecek olursa, deftere yazılı olan borçlardan kayıtsız şartsız sorumlu olur. Alacaklının kusuruyle deftere geçirilmemiş olan tereke borcu sona erer. Deftere geçmemede alacaklının kusuru yoksa, o zaman mirasçı bu borçlardan ancak terekeden kendisine düşen pay ile sorumlu olur.
• Kural olarak miras bırakanın ölümü halinde, onun malvarlığı mirasçıların, malvarlığına karışır ve mirasçılar bir yandan bu malvarlığını kazanırken diğer yandan da miras bırakanın borçlarından sorumlu olur. Resmî tasfiye bu karışmayı önler. Bu halde tereke, mirasçıların malvarlıklarına karışmadan, ayrı olarak resmî bir yolla tasfiye edilir ve ancak bu tasfiye sonucu terekede bir aktif kalırsa bu, mirasçılara verilir. Bunun sonucu olarak da, mirasçı, miras bırakanın borçlarından kişisel malvarlığıyle sorumlu olmaz. Alacaklılar, alacaklarını ancak terekeden alabilirler.
Resmî tasfiye talebinde bulunabilecek olan kimseler şunlardır: 1. mirasçılar; 2. miras bırakanın alacaklıları. Alacaklıların resmî tasfiye isteğinde bulunabilmeleri için iki şartın gerçekleşmesi gereklidir. Bu şartlardan birincisi, alacaklıların alacaklarını elde edememelerine ilişkin ciddî sebeplere dayanan şüphelerinin bulunmasıdır, ikinci şart ise, alacaklıların mirasçılara başvurmalarına rağmen kendilerine borcun ödenmemiş veya teminat gösterilmemiş olmasıdır.
Mirasçı ve alacaklılar dışında, mirasçının alacaklıları veya vasiyet alacaklılarının resmî tasfiye talebinde bulunmağa hakları yoktur. Resmî tasfiye talebinin, kural olarak ret süresi içinde, yani üç aylık bir zaman içinde yapılması gerekir. Resmî tasfiye talebi, resmî defter tutmadan sonra ileri sürülmekteyse, süresi bir aydır. Ancak, mirasçılardan biri tarafından ileri sürülen resmî tasfiye talebinin geçerli olabilmesi için, diğer mirasçılardan hiç birinin mirası kabul etmemiş olması gereklidir. Resmî tasfiye talebi, alacaklılar tarafından ileri sürülmekteyse yukarıda açıklanan kural işlemez. Mirasçılar mirası kabul etmiş olsalar bile yine alacaklının talebi kabul edilir. Mirasçılar resmî tasfiyeye engel olmak istiyorlarsa, o zaman tek yol, alacaklının alacağını ödemektir.
Resmî tasfiye, sulh hâkimi tarafından yapılır. Ancak hâkim bunu kendi denetimi altında başka bir kimseye de yaptırabilir. Resmî tasfiyeye karar verilince önce durum alacaklı ve borçlulara ilân edilir ve terekenin defteri tutulur. Resmî tasfiye iki yolla yapılabilir: alelade tasfiye veya iflâs hükümlerine göre tasfiye. Normal yol alelade tasfiye yoludur, iflâs yoluyle tasfiyeye, terekenin aktifinin borçlar] karşılamağa yetmemesi halinde başvurulur. Normal tasfiyede, miras bırakanın alacakları tahsil edilir, borçları ödenir ve yapılmış olan vasiyetleri mahkemece yerine getirilir. Tereke mallarının borçların ödenmesi için paraya çevrilmesi gerekiyorsa, menkul ve gayrimenkul mallarda takip edilecek usul farklıdır.
Menkul malların paraya çevrilmesinde açık arttırma usulüne başvurulması esastır. Ancak mirasçılar anlaşarak, pazarlıkla satışa gidebilirler. Gay-rımenkuller yönünden ise, esas olan İcra ve İflâs kanunu hükümlerine uyulmasıdır. Şayet mirasçılar, pazarlıkla satış veya ihtiyarî açık arttırma yoluna başvurulması üstünde anlaşacak olurlarsa, tasfiye memuru durumu hâkime bildirir. Sulh hâkimi, bu türlü satışın sonucunda borçların tamamen karşılanamayacağı ve açık arttırma ile satış halinde daha fazla bir karşılık elde edileceği kanaatinde olursa, mirasçıların aksine olan anlaşmalarına rağmen, açık arttırma yoluna başvurabilir. Resmi tasfiye tamamlandıktan sonra geriye bir aktif kalmaktaysa, bu aktif mirasçılara verilir. Mirasçılar bu mallar üstünde mirasın açıldığı andan itibaren başlamak üzere iştirak halinde malik olurlar.
♦ Resmîlik i. Resmî olma hali.
♦ Resmiye sıf. Esk. Resmî’nin dişili. || Ha-i resmiye, eski yazıda kelime sonunda a,e sesi veren he harfi. || Suret-i resmiyede, resmî olarak. (M)
RESMİ AHMED EFENDİ. Bk. AHMED RESMÎ EFENDİ.
29 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RESMÎ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
REDHOUSE (sir James William)
Tarih 25 Haziran 2009
REDHOUSE (sir James William), ingiliz şarkiyatçısı (Londra 1811-ay.y. 1892). İstanbul’a gelerek desinatörlük yaptı (1826).
Türkçe öğrenerek Türkçe-lngilizce bir sözlük hazırlamağa başladı. Londra’ya döndü (1834). Türkçe – Fransızca – İngilizce sözlük haline getirdiği eserin, Bianchi’nin Türkçe-Fransızca sözlüğünün yayımlanması üzerine bastırmaktan vaz geçti. Sadaret tercümanı oldu; Hariciye nazırlığında tercümanlık yaptı (1840).
İngiliz sefarethanesiyle Osmanlı devleti arasında irtibat tercümanı olarak çalıştı (1848). Türkiye ile İran arasındaki barış antlaşmalarına katıldı (1847). 1853′te Londra’ya döndü. Osmanlıca Konuşma Dili Cep Kılavuzu (Vade Mecum of The Ottoman Colloquiae Language) [1855] adlı türkçe el kitabiyle tngilizce-Türkçe Sözlük (English-Turkish Dictionary) yayımladı (1861). 1878′de Osmanlıcaya geçmiş arapça ve farsça kelimeleri de kapsayan Kitab-ı Maani-i Leh-çeli-James Redhouse el-ingilizi (Turkish and English Lexicon Shewing the English Significations of the Turkish Terms) [1. kısım 1884; 2. kısım 1890] yazdı. 1840′ta Sultan Abdülmecid tarafından kendisine Ni-şan-ı iftihar verildi.
1847′de İran’ın Arslan ve güneş nişanını aldı. 1884′te Cambridge üniversitesinin fahrî edebiyat doktoru unvanını, 1888′de şövalye payesini aldı. (M)
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa REDHOUSE (sir James William) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RECAİZADE MAHMUD EKREM
Tarih 25 Haziran 2009
RECAİZADE MAHMUD EKREM, türk şairi ve yazarı (İstanbul 1847-ay.y. 1914).
Tanzimat devri yazar ve bilginlerinden Takvimhane nazırı ve Meclisi Vâlâ üyesi Recai Efendinin oğlu, Ercüment Ekrem Talu’nun babası. Beyazıt rüştiyesi ile Mektebi İrfaniye’yi bitirdi. Harbiye idadisine girdi (1858); sağlığı bozulduğu ve matematikten çok edebiyata ilgi duyduğu için bu o-kuldan ayrıldı. Hariciye Nezareti Mektubî kalemine girdi (1862).
Vergi İdarei Umumiye kaleminde (1866), Esham Muhasebei Mühimine odasında çalıştı. Şûrayı Devlet’te muavin (1868) oldu: Nafıa (1869) ve Tanzimat (1872) dairelerinde görev aldı. Tanzimat dairesi başmuavini oldu (1873). Şûrayı Devlet üyeliğine getirildi (1877). Galatasaray sultanîsi ve Mülkiye mektebinde edebiyat öğretmenliği yaptı (1880-1887). Temyiz Mahkemesi üyeliği ve Tanzimat dairesi reisliğinde (1898) bulundu.
Trablusgarp’a italyan saldırısını önlemek için inceleme yapmak üzere gönderilen kurula katıldı. Evkaf ve Maarif nazırlıkları yaptı (1908). Ayan üyeliğinde bulundu (1908-1914). Edebiyatla ilgili çalışmalarına divan edebiyatı yolunda şiirler yazarak başladı. Namık Kemal ile tanışması sanat anlayışında yenileşme imkânı yarattı. Namık Kemal Avrupa’ya gittikten sonra onun yerine Tasvir-i Efkâr’a makaleler yazdı (1867). Şûrayı Devlet’te muavinlik görevi alınca gazeteciliği bıraktı (1868).
İlk şiir kitabı Nağme-i Seher’i (Seher Nağmesi) 1871′de yayımladı. İki yıl sonra Yadigâr-ı Şebab (Gençlik Yadigârı) adlı şiir kitabı çıktı. 1890′da Zemzeme (Tatlı Sesler) a-dını taşıyan şiir kitaplarını birbirini izleyen ciltler halinde çıkarmağa başladı (I. kısım: 1883; II. kısım: 1884; III. kısım: 1885). III. Zemzeme ve Takdir-i Elhan (Nağmelerin Değerlendirilmesi) [1886] çıktığı zaman, eski edebiyat anlayışını savunanlarla giriştiği tartışmalar, geniş yankılar uyandırdı ve ancak hükümetin işe karışmasıyle kapatıldı. Recaizade Ekrem’in bu sıralarda yayımladığı tenkit yazıları bilgi ve akılla temellenmesi, gerçeğin araştırılmasını amaç edinmesiyle dikkati çekti.
Recaizade Ekrem, 1886′da Servetifünun dergisi çevresinde toplanan Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halit Ziya (Uşaklıgil) gibi çağının genç yazarlarını destekleyerek biçim ve öz bakımından batı edebiyatı anlayışına bağlanan Edebiyatı Cedide hareketinin gelişmesine yardımcı oldu. Konuşma dilinden uzaklaşan ve titizlikle seçilmiş bir kelime kadrosunu, tabiat manzaraları ve hüzünlü duyguların özenli bir işçilikle anlatılmasında kullanan Zemzeme I – III’teki şiirleri, edebiyatı cedide şiirinin etkilendiği kaynakların başında gelir. Recaizade Ekrem, şiirleri ve tenkit yazıla-rıyle divan şiiri geleneğinin ve doğu-islâm düşüncesine bağlı eski edebiyat anlayışının bütünüyle değişmesini sağladı. Şiirin şekil bakımından gelişimine imkân hazırladı.
Divan şiirinde olduğu gibi, yazılışı birbirine benzeyen kelimelerin değil, ancak sesi benzeyen kelimelerin kafiye yapabileceğini, başka bir deyişle kafiyenin göz için değil kulak için olduğunu edebiyat dünyasına benimsetti. Şiirlerinde tabiat ve sevgiye yer verdi. Metafizik meselelerle ilgili olarak ölüm teması {Yakacıkta Bir Mezarlık Âlemi, Tahassür, Ah Nejad v.d. şiirleri) üstünde geniş ölçüde durdu.
Tefekkür (1888), Pejmürde (1894), Nejad Ekrem (genç yaşta ölen oğlu için yazılmıştır) [1914] kitaplarındaki mensur şiirleriyle nesir dilinin gelişmesine yardımcı oldu. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1889) adlı eserinden başlayarak roman alanında da çalışmalar yaptı. Bu türdeki en başarılı eseri batı medeniyetinin eksik kavranmasını ve yalnız biçim yönünden taklidini yeren Araba Sevdası’dır (1889). Konularını bir fransız hikâyesinden (Afife Anjelik [1870]), bir fransız romanından (Atala [1873]), bir masaldan (Çok Bilen Çok Yanılır [1914]) alan oyunları da vardır.
Edebiyat tarihi ve tenkit alanındaki çalışmaları arasında bazı şairlerin hayatlarını ve sanatlarının özelliklerini anlatan Kudemadan Birkaç Şair (1889), genç yazarların kitaplarına yazdığı sunuş yazılarını toplayan Takrizat (övgüler) [1898], yeni edebiyat anlayışının ilkelerini tanıtan edebiyat bilgileri kitabı Talim-i Edebiyat (1882) yer alır. Fransızcadan manzum ve mensur bazı tercümelerini Naçiz (Değersiz) [1885] adı altında yayımladı. Chateaubriand’ın Atala’sını (1871) ve Silvio Pellico’nun hatıralarını anlatan eserini de (Meprizon Tercümesi) [1875] Türkçeye çevirdi. (-> Bibliyo.) [M]
25 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RECAİZADE MAHMUD EKREM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAN (Nâzım Hikmet)
Tarih 22 Haziran 2009
RAN (Nâzım Hikmet), türk şairi (Selanik 1902-Moskova 1963). Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Nâzım Beyin oğlu, şair ve mevlevî Nâzım Paşanın torunu. Göztepe’de Taşmektep’te, bir süre Galatasaray lisesinde okudu.
Nişantaşı Numune mektebinden Heybeliada Bahriye mektebine geçti. Beş yıl sonra, hastalanınca okuldan ve askerlikten ayrıldı. Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya geçti (1920). Bir süre Bolu’da öğretmenlik yaptı. Sonra, İnebolu yoluyle Rusya’ya geçti. Moskova üniversitesinde sosyoloji ve ekonomi öğrenimi yaptı. 1928 Yılında Türkiye’ye döndü. 1931-1936 Yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. 1938 Yılında Harp okulunda komünizm propagandası yapmak suçuyla tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapse mahkûm oldu. 1950 Temmuzunda çıkan af kanunundan yararlandı, hapisten çıktı. Resmî makamlardan habersiz olarak Türkiye’yi terk etti. Rusya’ya gitti.
Türkiye aleyhinde faaliyette bulunma gerekçesiyle 15 ağustos 1951 tarihli Resmî Gazete de türk vatandaşlığından çıkarıldığı ilân edildi. Polonya tabiiyetine girdi ve Borzecki soyadını aldı. Lehistan Mektubu adlı şiirinde dedelerinden birinin Polonya’dan geldiğini, onun da kendisi gibi ihtilâlci olduğunu ve bu dedesiyle övündüğünü anlatması bu olaya bağlanabilir. Bundan sonraki yılları Sofya, Varşova, Moskova’da geçti.
İlk şiirleri Alemdar gazetesinde Yarın dergisinde ve Celâl Sahir Erozan’ın aylık şiir dergilerinde yayımlandı. Moskova’ya ilk gidişinden sonra yazdığı şiirlerde hece veznini, ölçülü, kafiyeli şiir tarzını bıraktı. Rusya’da sıkı bir komünist terbiyesi gören şair 19 Yaşım başlıklı şiirinde bu yıllarını anlatır ve «24 saatte 24 saat Lenin / 24 saat Marks, 24 saat Engels» sözleriyle kendisine öğretilen doktrinin niteliğini ve yoğunluğunu belirtir. Yine kendi deyimiyle «beyninin kıvrımlarına kadar materyalist» olan Nâzım, bu ilk gençlik yıllarında aldığı fikrî telkini, ömrü boyunca muhafaza etti. 1920′lerin Rusya’sında kendisini tamamıyle Komünist partisinin emrine verdi.
O sırada Rus Komünist partisi bütün sanatçıları, işçilere marksist-leninist dünya görüşünü telkin etmek için seferber etmişti. Komünist şairler yazdıkları şiirleri fabrikalarda işçilere okuyorlardı. Nâzım Hikmet de bu yolda şiirler yazdı. İşçinin seviyesine ve zevkine hitap eden bu şiirler, çok hareketli ve gürültülü bir hitabet edası taşır. 1909′da ortaya çıkan ve niteliği bakımından ihtilâlci olan fütürizm, Rusya’da Mayakovskiy tarafından yüksek bir sanat seviyesine çıkarılmış bulunuyordu. Nâzım Hikmet onun ve diğer rus şairlerinin kendi dillerinde yaptıklarını Türkçeye uyguladı. 1928 Yılında Türkiye’ye dönünce, şiirlerini 1938 yılma kadar Resimli Ay dergisinde yayımladı, birkaç şiir kitabı çıkardı. Nâzım’ın bu yıllara ait şiirleri şekil bakımından fütürist, muhteva bakımından ideolojiktir. Şair, fikirlerini ifade ederken bol bol fantastik hayallere de başvurur.
Sosyalizm ile sanayileşmeyi bir tutan Nâzım, makineyi yüceltir ve insanı makineye uydurmağa çalışır. Trrrum trrrum trrrum trak tiki tak/Makinalaşmak istiyorum mısraları bu düşünceyi özetler. Nâzım’ın bu yıllarda yazdığı şiirlerde sanayi sahasından alınma hayaller büyük bir yer tutar. Şiirlerden çoğuna mekanik sesleri taklit eden bir gürültü hâkimdir. Geniş türk okuyucusu komünizmi reddetmekle birlikte, şekil bakımından çok yeni, sanayileşme ideali ile kendi istek ve hayallerine cevap veren bu şiirleri sevmiştir. Nâzım’dan önce Tevfik Fikret, Mehmed Âkif ve Mehmed Emin, çağdaş medeniyeti öven, sosyal muhtevalı şiirler yazmışlardı.
Nâzım, türk edebiyatında esasen var olan bu akıma, fütürist bir şekil, marksist ve leninist bir muhteva verdi. Daha önce Ahmed Hâşim’in aruz ile denediği serbest müstezat tarzını heceye uyguladı. 1938′den başlayarak hapishanede, kalabalıktan uzak kalan ve kendine dönen Nâzım’ın şiirlerinde ton, muhteva ve üslûp bakımından büyük bir değişiklik oldu. Daha önceki şiirlerine hâkim olan ve makine gürültüsünü hatırlatan çok sesli ve çok hareketli üslûbun yerini yumuşak bir ifade tarzı, ideolojinin yerini şahsî günlük yaşantılar ve özlemler aldı. Nâzım Hikmet’in bu devreye ait şiirlerinde hapishane hayatının zarurî kıldığı hareketsizlik ve içe dönüş kadar, Orhan Veli ve arkadaşlarının ikinci Dünya savaşı yıllarında vücuda getirdikleri düz, sade, günlük yaşantı şiirlerinin de etkisi vardır. Şiirde ses ve benzetmeyi reddeden Orhan Veli, Nâzım’ın daha önceki şiirlerinin başlıca özelliğini teşkil eden gürültülü retoriği öldürmüştür, denilebilir. 1950 Yılından sonra Nâzım Hikmet, Moskova’da tekrar komünist âlemin gürültülü ve gürültücü havasına daldı.
Türkiye’de Bursa hapishanesinde kazandığı lirik üslûbu kaybetti. Bu yıllarda A.B.D.’ye karşı dünya çapında ideolojik bir savaşa giren Sovyet Rusya, büyük şöhret kazanan Nâzım Hikmet’i dünyanın çeşitli ülkelerine propagandacı olarak yolladı. Nâzım’ın 1951 yılından sonra yazmış olduğu şiirlerden çoğu Parti’nin emriyle ve onun hoşuna gitmek için yazılmış propaganda şiirlerinden ibaret kaldı. 1960 Yılında Moskova’da yazdığı bir şiirde kendisinin Rusya’ya ne kadar bağlı olduğunu belirtmek için «Lenin, diyorum da, Vladimir ilic Lenin, diyorum ve 40 yıldır onun peşince parti biletimle gidiyorum» demek ihtiyacını duyar. Nâzım, bu döneme ait fazla ideolojik şiirleri yanında çeşitli ülkelere yaptığı yolculuk izlenimlerini ve Türkiye’ye ait hatıralarını anlatan lirik şiirler de yazdı. Annesi bir ressam olan Nâzım’da kuvvetli bir görme ve gördüğünü kaydetme duygusu vardı.
Seyahat intihalarında Nâzım’ın bu kabiliyeti açıkça görülür. 1941 Yılında Bursa hapishanesinde yazdığı çok uzun Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiirlerinde hayatına ait hatıra ve intibaları gerçeküstücü bir metotla anlatan Nâzım, hayatının son yıllarına ait şiirlerinde de bu metoda başvurur. Bir bütün olarak ele alınacak olursa Nâzım Hikmet’in şiirleri, marksizm ideolojisinin emrinde olmakla beraber, şekil ve muhteva bakımından çok zengindir. Bu zenginlik basit ve basmakalıp olan ideolojik sistemden değil, şairin yaratma gücünden, dünyayı bütün duyu organlarıyle kavrama, hemen hemen her şeyi şiire sokma çabasından, gözlem ve tasvir kabiliyetinden ileri gelir. Türk ve dünya şiirinin bütün anlatım araçlarını kullanan Nâzım, bu zengin muhtevayı ses, kafiye, kelime ve cümle oyunlarıyle çok değişik ve çarpıcı bir şekilde verir.
Nâzım Hikmet’in şiirlerinde marksizm ve materyalizm bir tür din haline gelmiştir. Bir şiirinde kendisinden bahsederken «tepeden tırnağa iman» sözlerini kullanır. «Hâfız-ı Kapital» olmak istediğini belirtir. Başka bir şiirinde tıpkı mistikler gibi Tan-rı’nm her yerde «toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte» tecelli ettiğini söyler. Onu dindar mistiklerden ayıran taraf, maddeyi reddedecek yerde ona tapmasıdır.
Şiir kitapları: 835 Satır (1929); Jokond ile Si-Ya-u (1929); Varan 3 (1930); 1+1 = 1 (1930); Sesini Kaybeden Şehir (1931); Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1931);
Gece Gelen Telgraf (1932); Taranta Babu’ya Mektuplar (1935); Portreler (1935); Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936); Saat 21-22 Şiirleri (1965); Kurtuluş Savaşı Destanı (1965); Şu 1941 Yılında («Memleketimden insan Manzaralarının 3. kitabı) [1965]; Dört Hapishaneden (1966); Rubailer (1966); Yeni Şiirler (1966); Memleketimden insan Manzaraları (ilk bölüm) [1966]; Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-1967); Kuvayı Milliye (1968).
Oyunları: Kafatası (1932); Bir ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) [1932]; Unutulan Adam (1935); Ferhad ile Şirin (1965); Sabahat (1965); İnek (1965); Ocak Başında Yolcu (iki oyun birarada) [1966]; Yusuf ile Menofis (1967); Romanları: Kan Konuşmaz (1965); Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme) [1965]; Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
(1967) ;
Fıkraları: İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adiyle gazetelerde yazdığı yazılar) [1965]. Masal kitabı: Sevdalı Bulut (1968) . [M]
22 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAN (Nâzım Hikmet) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RAHMİ Bursalı
Tarih 19 Haziran 2009
RAHMİ Bursalı, Pir Mehmed Çelebi de denir, türk şairi (Bursa 1514-ay.y. 1567). Medrese öğrenimi gördü. Bursa Yenişehir’inde müderrislik görevinde bulundu. İran ve arap edebiyatı üstünde çalıştı, özellikle iran şiirini inceledi. Tasavvuf konularını işledi. Kendinden önce gelen şairlerin, özellikle iran şairi Molla Cami ile türk şairi Yahya Beyin etkisi altında kaldı. Daha çok gazel türünde başarı gösteren Rahmi’nin şiirlerinde tasavvuf kavramları geniş bir yer tutar. Dili çağına göre akıcı ve açıktır.
Eserleri: Terceme-i Tuhfetü’l-Ahrar («İyi Düşünenlerin Armağanı»nın Tercümesi); Molla Cami’nin ve iran şairi Hilâli’nin Şahü Geda (Sultan ile Fakir) adlı eserini Şahü Derviş adı altında birçok eklemelerle manzum olarak türkçeye çevirdi. (m)
19 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RAHMİ Bursalı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
RADLOFF veya RADLOV (Friedrich Wilhelm)
Tarih 17 Haziran 2009
RADLOFF veya RADLOV (Friedrich Wilhelm), alman asıllı rus türkoloğu (Berlin 1837-Petrograd 1918).
Berlin üniversitesini bitirdi; Jena üniversitesine sunduğu Über den Einfluss der Religion auf die Völker Asiens (Asya Halklarında Dinin Etkisi Üstüne) [1858]‘ adlı teziyle felsefe doktoru oldu. Sonra Petersburg’a gitti; Batı Sibirya’daki Barnaul şehrinde Yüksek Madencilik mektebinde almanca ve latince dersleri verdi; 1859-1871 arasında kışları öğretmenlik yaptı; yazları dil, tarih ve etnografya malzemesi toplamak üzere Sibirya ve Türkistan’da yaşayan türk boyları arasında geziler düzenledi.
Barnaul’dan Petersburg’a döndü. Halk okulları üstünde araştırma yapmak amacıyle Batı Avrupa’ya gitti. Kazan bölgesinde Tatar, Başkırt ve Kazan mektepleri müfettişliğiyle görevlendirildi, Kazan’da kaldığı (1872-1883) özellikle pedagoji, felsefe ve genel lengüistik üstünde çalışmalar yaptı. Petersburg İlimler akademisinin Tarih ve Eski Eserler bölümüne üye seçildi (1873). Petersburg akademisi tarafından Orhon bölgesindeki arkeolojik buluntuları incelemek üzere kurulan heyetin başına getirildi (1891); daha sonra Turfan’a (1898) ve etnografya müzelerinde inceleme yapmak amacıyle Batı Avrupa’ya gitti (1907). Son yıllarında Orta Asya türk boylarının tarihi, etnografyası, dili, folkloruyle ilgili yoğun çalışmalar yapan
W. Rodloff, aynı zamanda Türkçenin hemen her tarihsel dönemine ait yazma eserler üzerinde de durdu; bu eserleri bilim dünyasına tanıttı.
Başlıca eserleri: Propen der Volksliteratur der Türkischen Stamme (Türk Boylarının Halk Edebiyatı Denemeleri) [X. cilt, 1866-1910]; Vergleichende Grammatik der Nördlichen Türkosprachen, I Phonerik (Kuzey Türk Dilleri Karşılaştırmalı Grameri, I Fonetik) [1882]; Sibirya’dan (Aus Sibirien) [1884]; Das Türkische Sprachmaterial des Codex Comanicus (Codex Cumanicus’taki Türk Dili Malzemesi) [1887]; Das Kudatku Biiik des Jusuf Chass-Hadschib aus Balasagun (Balasagun’lu Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i) [2 bölüm, 1891-1910]; Versuch e ine s Wörterbuches des Türk Dialekte (Türk Ağızları İçin Sözlük Denemesi) [4 cilt, 1893-1911, yeni basımı: 1963]; Drevnetyurkskiye Nadpis v Bongolii (Moğolların Eski Türkçe Yazıtları) [3 cilt, 1894-1899]; Uigurishe Sprachdenkmaler (Uygur Dili ürünleri) [1928]. (M)
17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa RADLOFF veya RADLOV (Friedrich Wilhelm) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
R-R
Tarih 17 Haziran 2009
R-R i. Türk alfabesinin yirmi birinci, osmanlı alfabesinin on ikinci harfi; re, ra. || Sızmalı, titreşimli diş ünsüzü. [| Sıralama ve sınıflandırmada sayı yerine kullanıldığı zaman 20'yi (veya 21'i) gösterir. | Ebced hesabında re 200 sayısının karşılığıdır.
— Esk. Rom. Romen sayılarında R seksen'i, üstüne bir çizgi çizildiğinde seksen bin'i ifade ederdi.
— Fiz. R, tükei gazların formülünde molekül sabitini gösterir. (Tükel gazların pv = RT formülünde v, p basıncı altında, T mutlak sıcaklığında bir molekül-gramın kapladığı hacimdir. R bütün gazlar için aynı değeri taşıyan tükel gaz sabitidir. Litre-atmosfer sisteminde
R=0, 082 07, C.G.S. sisteminde R=8, 315 6 X lO'7'dir.)
— Kim. R, tek değerli, herhangi bir karbonlu kökü gösteren semboldür. (Bu sembol, yalnız alkil kökleri için, yani ROH'ın bir alkol'ü gösterdiği durumlarda kullanılır; bir fenol kökü ise Ar sembolüyle, yani Ar OH'ın bir fenol'ü gösterdiği durumlarda kullanılır. Kök, birleşme değerini, doymamış bir karbon atomu üzerinde taşıyorsa, kökü açık olarak yazmak gerekir
[msl. R(R')C=C(R")—, R—C=C—].
Nihayet, R, bir veya iki değerli bir kökü asla göstermez; R(R’) C = , R—C= şeklinde yazmak gerekir.)
— Mat. R, pozitif ve negatif gerçek sayıların cümlesini gösteren semboldür. (R cümlesi toplama ve çıkarma için bir tam cisimdir.) | R , pozitif gerçek sayılar cümlesini gösteren semboldür.
— Metrol. R, X veya y ışıma miktarı birimi olan röntgenim sembolüdür.
— ANSiKL. Leng. Harfin tarihi. Harfin Fenikecedeki ismi rös Yunancada muhafaza edildi: rhö. Anlamı: baş (profilden). Klasik latin biçimi, Batı Yunancadan gelir ve bazı itaiyot lehçelerinde de bulunur. İtalya’daki öbür dil veya lehçelerin çoğu (Etrüskçe dahil), Klasik Yunancadaki gibi önünde bacak bulunmayan bir biçim kullandı; Latince, bir süre iki biçim arasında kararsız kaldı. Gotik yazılarda R’nin yeni bir biçimi (yuvarlak R) önce o’dan, daha sonra bütün karınlı harflerden sonra (b,d,p ve hattâ a) kullanılmağa başlandı. Karolenj küçük harfinde eski bir bağlama şekli görülür. Küçük harf yazılmış bir metinde kelime sonunda büyük harf R’ye rastlanması hiç de yadırgatıcı değildir. Bu duruma IX.-XIII. yy.lar arasında özellikle satır veya sayfa sonunda çok sık rastlanır.
Göktürk (orhon) alfabesinde iki çeşit r harfi kullanılmıştır: (a) r, (e) r. Uygur ve mani alfabelerinde birer tane r harfi yer almıştrr. Türk brahmi yazısında ra hecesi işaretinin yanında, bir de hece sonu r işareti vaıdır. Sogd yazısında r sesi bir işaretle temsil edilmiştir. Passepa yazısında hece değerleri farklı (moğolca ra, cince lo), bir işaret görülür. Arap harflerini kullanan osmanlı alfabesinde r on ikinci sırayı alır. Türkiye Türkçesinin latin harfli alfabesinde bir r harfi vaıdır.
• Fonetik (ses bilgisi). R sesi, sızmalı, titreşimli bir diş ünsüzüdür. Türkçede ön seste r sesi bulunmaz; sadece birkaç yansımada (ses taklidi) görülür: rap rap gibi. Türkçeye giren yabancı kelimelerden r’li örnekler çoktur: rab, radyo, recep, rimel, roket, romen, Rumeli, rüştiye, rüzgâr v.d. R ön sesli yabancı kelimelerin, özellikle anadolu ağızlarında, ön türeme bir ünlü aldığı görülür: rakı> ırakı, ramazan, ıramazan, renç-ber> irençper (ireçper), ruspi> orospu, rö-ka>öreke, rum>urum v.d. R ünsüzü, hem türkçe, hem de yabancı kelimelerde iç ve son seste bulunabilir: arkadaş, barınak, diri, irkilmek; gelir, gider, var, yazar v.d.; âhiret, arsenik, cüretkâr, klorofil, mert, mürebbiye; hazır, hüner, inkâr, kalantor, kanser, konser, manikür, parter, ser v.d. R sesi, iç seste ince ve kalın l ünsüzünden önce bazen tam bir benzeşmeye uğrar: kerli ferli> kelli felli, becerleşmek> becelleşmek v.d. Anadolu ağızlarında bu benzeşmeye çok rastlanır: gelirlef> gelille, toparlak> topallak, türlü> tüllü v.d. İç sesinde r ünsüzü bulunan yabancı kelimelerin bazen l’li örnekleri de kullanılır: güreş/güleş, merhem/ melhem, servi/selvi v.d. Ana Türkçede iç seste görülen r ünsüzünün sonraki dönemlerde bazı lehçelerde düştüğü görülür: berkr> pek, ermek> irmek> imek, v.d. Anadolu ağızlarında r sesi çoğu zaman düşer; düşerken de önceki ünlüyü genellikle uzatır: bakıyö (bakıyor), insannâ (insanlar), vâ (var) v.d. Anadolu ağızlarında bazen iç ses ğ’nin r olduğu görülür: bağdaşa bardaş v.b.
Türk lehçelerinde r ünsüzüyle ilgili birtakım ses değişmelerinin üstünde önemle durmak gerekir. Balkan ve rumeli türk lehçelerinin bazılarında (msl. Adakale Türkçesi) son sesteki r, y olur: bakar> bakiy, gelir> geliy, olur> oliy v.b. Tarançı lehçesinde hece veya kelime sonundaki r çoğunluk düşer: koşuk (kursak), yüt (yurt), kâga (karga) v.d. Altaycada da r sesi genel olarak önseste bulunmaz; fakat birkaç kelimede önsese geçtiği görülür: rak (uzak) [<ırak], rıs (kut, uğur) [ırıs v.d. Kırgızcada r ile başlayan yabancı kelimeler, bir ön türemeyle karşılanır: ıras (rast), ıramalı (rahmetli), ıran (renk) v.b. Türkçe ile Çuvaşça arasında ünsüz değişmelerinde z>r büyük bir önem taşır: her (kız), herle (kızıl), tıhır (dokuz) [tokuz], ser (yüz), kındır (gündüz, güneş) [
Kırgızca: ediz (yüksek yer) >adır, bilezik^ bilerik, sarar-> sazar- v.b. Türkmence: yazmaz> yazmar, bazısı> barizi v.b. Karagas ve Koybalca: erak (uzak), bora (boz) v.b. Bu durumda, Çuvaşçayı türk lehçeleri grubundan ayırma eğiliminde olan görüşlerin gerçekliği tartışma konusudur. Çuvaşçada, Ana Türkçedeki d(>d>y>z) sesi, r olarak geçer: ura (ayak) [ —R ek. Ortaç eki; fiil köklerine gelerek, bazen geçici (yürür [ayak], oturur [adam] v.b.), bazen de kalıcı isimler yapar (okur, düşünür, gelir, yatır v.b.). [M] —R—ek. 1. Bir ismin taşıdığı niteliğe sahip olma anlamı veren fiil yapma eki: de-li-r-mek, beli-r-mek «belgü-r-mek) v.b., bugün özellikle, yansımalardan (onomatope) fiil yapmada kullanılmaktadır: an-ı-r-mak; çağ-ı-r-mak; üfü-r-mek v.b. 17 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa R-R hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 13 Haziran 2009 Döviz piyasaları İşlemlerin çekirdeğinde aracı ticari bankalardır. Merkez bankaları kur ve faiz istikrarı sağlar. Bankalar doğrudan, Interbank ile, aracılar ve brokerlar ile, merkez bankaları ile, Hazine ile çalışırlar. Bankaların döviz piyasasındaki riskleri politik, transfer riskleri olarak sistematik olabilir. Riskler finansal da olabilir ve kur ve faiz riskleri şu pozisyonları içermektedir: spot, forward, swap, opsiyon. Ayrıca çalışanların riskleri de işlemleri etkiler: performans, zayıflık, hırs, eğitimsizlik, stres, yanlış anlamalar, dil sorunu, yazım hataları, takım uyumsuzluğu, headhunters, iletişim sistemleri. Döviz piyasaları bir ülke parasının başka bir ülke parasıyla değişimi işlemleridir. Yabancı para ve mevduat hesaplarının değişimi olarak aktifler spot ve forward biçimlerinde para fonlarında dönüşür. Kullanılan ortam elektroniktir. Kur, bir para biriminin diğer para birimi karşısındaki fiyatıdır. Kotasyonları çift taraflıdır: alış-satış. Alış ve satış arasındaki farka spread denir. Bir para, baz döviz alınır ki, bu ABD dolarıdır. Kurlar, direkt veya dolaylı olarak gösterilir. Yurtiçi piyasalarda, yerli para içermeyen gösterimler çapraz kur, uluslararası piyasalarda ABD dolarını içermeyen kurlar çapraz kur olarak tanımlanır. Türkiye’de para piyasaları [değiştir] Türkiye’de modern para ve döviz piyasaları 24 Ocak 1980 Kararları ile harekete geçmiştir. Bu tarihten önce ithal ikameci, korumacı sistem vardı. Devletçe belirlenen sabit kur sistemi, karaborsa ve yastıkaltı sektörlerine yol açıyordu. 24 Ocak Kararlarıyla ABD doları 47.70′ten 70.00 liraya yükseltilerek devalüasyon yapıldı. Esnek ve günlük kur sistemine geçildi, fiyatlar serbestçe piyasada belirmeye başladı. TPKKK 29 aralık 1983′te kaldırıldı, kredi ve mevduat faizleri serbest bırakıldı. 30 temmuz 1981′de SPK kabul edildi. Döviz girişi her tür yoldan serbestleştirildi. 1989′da altın piyasası kuruldu. Türkiye’de döviz işlemleri Serbest piyasada, TCMB denetimindeki döviz ve efektif piyasasında, bankalararası piyasasında olmak üzere üç piyasada gerçekleştirilmektedir. Serbest piyasada işlemler efektiftir. Merkez bankası piyasasında ise, Merkez Bankası, bankalararası döviz hareketlerini yönetiyor, kaynakları etkin olarak kullandırıyor, Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerini ayarlıyor. Döviz işlemleri en yoğun olarak bankalararası piyasada gerçekleşmektedir. Para piyasaları Finansal piyasalar, işlem gören ürünlerin vadesine göre para piyasaları ve sermaye piyasaları olarak ikiye ayrılmaktadır. Para piyasalarında işlem 1 yıldan kısa, sermaye piyasalarında bir yıldan uzundur. Para piyasalarında kısa vadeli likidite açığı olanla fazlası olan karşılaşır. Likidite fazlası olan faiz talep eder, açığı olan faiz öder. Mekana göre yurtiçi ve yurtdışı olarak ikiye ayrılan para piyasalarında işlemler ulusal parayla sınırlıysa yurtiçi (Interbank), uluslararası paralarla yapılanı yurtdışı piyasadır (Euromarket). Örgütlü, kurumsal, profesyonel, kredibilitesi yüksek, ürün standardı olan bir piyasadır. Para piyasalarında müşteriler, bankalar aracılığıyla karşı karşıya gelirler. Döviz piyasalarına, alım satım, fonlar, repolar, mevduatlara bankalar aracılık eder. Bankalar müşterilerle, diğer bankalarla, finansal aracılar ve brokerlarla, merkez bankalarıyla ve Hazine ile çalışırlarken kar amacı ve kendi pozisyonlarını hedef alma gayesiyle hareket ederler. Bankalar para piyasası risklerine karşı hedging (koruma) yöntemi uygular. Bunun için forward, futures, opsiyon yöntemleri kullanırlar. Para piyasası fon transferleri ile piyasanın likidite sorununu çözer. En önemli aktörü olan bankalar topladıkları mevduat fonlarını işletmelere kredi olarak verir, hükümetlere Hazine Bonosu adıyla kısa vadeli borçlanma araçları satın alarak fon aktarırlar. Fonların fiyatı olan faiz oranı, vade, para birimi, kredibilite, enflasyon, arz ve talep tarafından belirlenir.Faiz oranları dalgalanmaları, bankaların açık ve kapalı pozisyonlarını, fiyat riskini belirler. Piyasalarda her gün belirli bir zamanda bir Interbank Oranı belirlenir. Mesela Londra’da LIBOR olan bu oran piyasadaki referans bankaların her gün saat 11′de diğer bankalara 1 ile 12 ay arasındaki sürelerde borç vermeye razı oldukları oranı gösterir. Faiz oranları yanında faiz periyotları belirlenmektedir.İşlem süreleri, günlerin fiili sayılarıyla veya bütün ayları 30 gün kabul etmekle yapılır. Takvim yılının hesaplanması da ya yılın 365 gün olarak kabul edilmesi (sterlin, belçika frangı, singapur doları) yahut yılın 360 gün olarak kabulüyle (diğer paralar) olur. Para piyasası işlem türleri unsecuritised ve securitised olarak iki türdür. Unsecuritised işleme over teh counter denir ve doğrudandır. Securitised’de ise ikincil piyasa olabilir. Banka kredileri sabit veya fixed term loans ve periyodik veya roll over credits olarak ikiye ayrılır. Tasarrufçuların banka işlemleri de call money, day to day money, fixed term deposits, fiduciary deposits diye farklı türlere ayrılmaktadır. İkincil para piyasası enstrümanları hazine bonoları, mevduat sertifikaları, banka kabulleri, finansman bonoları, euro commercial paper, repo’dur. Türkiye para piyasaları Türk lirası ve sermaye piyasası işlemlerini gerçekleştirir. Para piyasası da organize ve organize olmayan olarak ikiye ayrılır. Organize piyasalar Interbank, devlet iç borçlanma senetleri piyasası, TCMB repo ve tersrepo işlemleri piyasası, İMKB tahvil ve bono piyasası, borsa para piyasası’dır. Organize olmayan piyasalar Bankalararası Serbest para piyasası, bankalararası repo piyasası, bankalararası tahvil ve bono piyasası’dır. Bankalararası Döviz Piyasası 1990′dan beri çalışan piyasada bankalar, kurumlar ve özel finans kurumları işlem yapar. Bankalar, birbirleriyle ve sadece line’ı olan bankalarla sadece line limitleriyle iş yapar. Bu iş için teminat talep etmezler. Reuters’de, bir Amerikan Doları için alış satış kotasyonları ilan edilir. Bu kotasyonlar ancak 1.000.000 ABD Doları için geçerlidir. Fiyat, pazarlıklıdır. Merkez Bankası bu piyasaya müdahale edebilmektedir. Piyasanın 10′da açılmasını takiben kotasyonları izler, eğer kotasyonlar tolere edilebilen seviyeyi aşarsa müdahaleye başlar. Merkez Bankası Döviz ve Efektif Piyasaları Müdürlüğü,en yüksek dolar alış kuru veren bankalardan başlayarak telefonla, minimum işlem limiti olan 1.000.000 dolarlık satışlar yapar ve satışlar hedeflenen fiyata kadar devam eder. Bankalar, aldıkları dolar karşılığı TL’yi EFT sistemi kapanıncaya kadar Merkez Bankası’na yatırır. Bankalar, TL yükümlülüğünü karşılayamazsa cezai işlem yapılır. Döviz Interbankında Londra kaynaklı işlemlerde büyük bankalarla Türk bankaları brokerlar aracılığıyla işlem yapmaktadırlar. Döviz Ekonomik açıdan bakıldığında döviz, iktisadi anlamda bir mal niteliğindedir. Döviz borsaları bazı özel nitelikleri olan piyasalardır. Kısaca belirtmek gerekirse, New York, Londra, Tokyo, Frankfurt, Zürich ve Paris en büyük döviz borsaları arasında bulunmaktadır. Ancak, döviz piyasalarını belirli bir yer veya mekanla sınırlı piyasalar olarak düşünmek doğru değildir. Döviz borsaları, muayyen coğrafi bölgelerde faaliyet gösterseler de, çeşitli elektronik haberleşme araçlarıyla birbirleriyle sürekli olarak ilişki içinde bulunurlar. Denilebilir ki, günün her saatinde dünyadaki döviz piyasalarından herhangi birisi açık bulunur. Mesela ABD’in batısında yer alan San Fransisco’da borsalar kapandığında Uzak Doğuda Tokyo, Hong Kong ve Singapur borsaları, ayrıca bu borsalardaki çok uluslu Amerikan ve Avrupa bankalarının şubeleri yeni açılmışlardır. Uzak Doğu borsaları kapandığında ise Orta Doğunun mali piyasaları ve merkezleri iki saatten beri çalışmakta olup Avrupa borsaları mesaiye yeni başlamaktadır. Avrupa ile ortak çalışma saatleri sırasında New York borsasında faaliyet hacmi yoğunlaşmaktadır. Londra bankaları coğrafi konumları dolayısıyla, günlük çalışma süresi içinde öteki Avrupa piyasaları ve Kuzey Amerika dahil olmak üzere, Uzak Doğu ve Orta Doğu piyasalarıyla işlem yapabilmektedirler. Milletlerarası döviz borsaları 24 saat sürekli olarak çalıştıkları için döviz fiyatları (kurları) sürekli olarak değişirler. Döviz bir iktisadi mal gibi işleme tabi tutulduğundan, dövizin bir arz ve talebi ve dolayısıyla da bir fiyatı vardır. Döviz fiyatlarına döviz kuru (exchange rate) denmektedir. Döviz kurları genellikle bir birim döviz başına (veya bununla değiştirilebilen) milli para miktarı olarak tanımlanır. Döviz kurları 1 birim milli paranın karşılığı olan döviz miktarı olarak da tanımlanabilir. Bu şekilde düşünüldüğünde kurlar 1 USD = 1,35 TL veya 1 TL = 0,74 USD olarak ifade edilebilir. Bu iki sistem birbirinin tersidir. Birincisinde dövizin, milli para cinsinden değeri ifade ediliyor; buna direkt-kotasyon sistemi deniyor. İkincisinde ise milli paranın dış değeri, yani döviz cinsinden fiyatı gösteriliyor; buna da indirekt kotasyon sistemi deniyor. Milletlerarası borsalarda döviz kurları ABD dolarıyla milli paralar arasındaki değişim oranı şeklinde ifade edilince, ABD doları dışında iki para arasındaki değişim oranı bunların dolar cinsinden fiyatlarına göre dolaylı olarak hesaplanabilir. Mesela, 1 USD = 1,35 TL ve 1 USD = 0,83 EUR ise; 1 EUR = 1,63 TL olur. Bu şekilde dolar dışındaki paralar arasında hesaplanan kurlara çapraz kur (cross-rate) denilmektedir. Yani iki para arasındaki dolaylı değişim oranına çapraz kur adı verilir. Yabancı paraların çapraz kurları arasında da bir uyum vardır. Çapraz kurlar arasındaki uyum bozulur, yani dövizin ucuz olduğu yerden satın alınıp pahalı olduğu yerde satılması işleri ortaya çıkabilir. Bu farklardan yararlanarak kazanç sağlanması işlemine arbitraj denir. Geniş anlamda döviz ticareti; döviz bazında mevduat bulundurmayı, döviz piyasaları arasındaki kur farkından kar elde etmeyi (döviz arbitrajı), zaman içindeki kur değişmelerinden kar elde etmeyi (döviz spekülasyonu) de kapsamına almaktadır. Döviz piyasaları vadeli piyasa (forward market) ve vadesiz piyasa (spot market) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Vadesiz piyasalarda döviz işlemleri herhangi bir işgününde o günün döviz kuru üzerinden yapılmaktadır. Vadeli piyasalarda ise tarafların sözleşme ile tesbit ettikleri gelecekteki bir gün ve döviz kuru üzerinden (vadeli döviz kuru) döviz alım ve satımının taahhüt edilmesi şeklinde yapılmaktadır. Vaktiyle altın para sisteminin yürürlükte olduğu yıllarda ülke paraları, bulundurdukları veya temsil ettikleri altın miktarına göre birbirleriyle mübadele edilirlerdi. Mesela Türk lirası 2 gr altını, dolar 6 gram altını temsil ediyorsa, 1 dolar = 3 TL olarak belirlenirdi. Böylece belirlenmiş olan kurların değişmeleri de mümkün olmazdı. Altın para sisteminin çok önemli bir üstünlüğü olarak nitelenen bu husus, daha sonra kâğıt para sistemine geçirilmesiyle birlikte geçerliliğini kaybetti. Döviz kurları sabit veya esnek olarak belirlenebilmesinin fayda ve mahzurlarını esas alan tartışmalar iktisat literatüründeki canlılığını hala korumaktadır. II. Dünya Savaşı sonlarından 1973 başlarına kadar dünyada geçerli olan ve Bretton Woods Sistemi diye bilinen para sistemi bir sabit kur sistemiydi. 1973 başlarından itibaren Batılı ülkeler esnek veya değişken kur sistemini benimsemişlerdir. Ne var ki, Avrupa Topluluğu ülkeleri gibi bazı sanayileşmiş ülkeler paralarını sabit kurlardan birbirine bağlayarak bir para sahası oluşturmuşlardır. Belirtmek gerekir ki, günümüzde tam bir esnek kur sistemi hemen hemen hiçbir ülkede uygulanmamaktadır. Hemen hemen her ülke döviz kurlarının nisbi de olsa istikrarlı oluşunu özlemektedir. İstikrar arayışları ise döviz piyasalarına müdahaleyi zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de 1929 yılına kadar Lozan Antlaşmasında yer alan hükümler dolayısıyla döviz piyasalarına fazla bir müdahalede bulunulamamıştır. Lozan Antlaşmasının koyduğu sınırlamaların sona ermesiyle birlikte, 20 Şubat 1930 tarihinde çıkartılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ile döviz işlemlerini düzenleme yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiş ve yoğun bir şekilde döviz kontrolu uygulanmaya başlanmıştır. Özellikle 1983′ten sonra Türk Lirasına konvertibilite sağlamak yönünde getirilen bazı düzenlemelerle 1567 sayılı kanunun uygulamaları yerine geniş ölçüde bir serbesti ortamı getirilmiştir. Sabit döviz kuru sistemi fiilen terk edilmiş ve kurların önce kısa aralıklarla, sonraları Merkez Bankasınca her gün belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Hükümet 1989′da aldığı bir kararla banka ve yetkili kurumlara 3000 dolar veya eşdeğer döviz satabilme hakkı verildi. Mart 1990′da 32 sayılı karar olarak bilinen Türk Parasını Koruma Hakkındaki Karar’da yapılan değişiklikle, Türkiye’de yerleşik kişilere sınırsız döviz bulundurma ve transfer etme gibi haklar tanındı (1993). Para piyasalarında spot işlemler: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 13 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Forex ve Döviz Piyasaları hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 10 Haziran 2009 PRİTSAK (Omelian), Ukraynalı türkolog (Ukrayna 1919). Lwow, Kiew, Berlin ve Göttingen’de islâm, iran ve türk dilleri öğrenimi yaptı. Hamburg üniversitesinde profesör oldu. Washington ve Seattle üniversitesinde bir süre ders verdi. 1964′ten beri Harvard üniversitesinde profesördür. 10 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PRİTSAK (Omelian) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Haziran 2009 POUND [paund] i. (ng. k.). Yirmi şilin değerinde ingiliz lirası. 08 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POUND hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Haziran 2009 POPPE (Nicholas), amerikalı türkolog (Çiufu, Şandung eyaleti, Çin 1897). Rus asıllıdır. St. Petersburg üniversitesinde doğu dilleri (Türkçe, Moğolca, Mançuca, Tibetçe, Sanskritçe) öğrenimi yaptı (1921). Leningrad (St. Petersburg) üniversitesinde ders vermeğe başladı; aynı zamanda Leningrad Bilimler akademisinde araştırma yaptı. Moğolistan’a, Doğu Sibirya’ya, Özbekistan’a, Kuzey Kafkasya’ya çeşitli yıllarda geziler yaptı. 1942′de, alman ordusu tarafından ele geçirilen Kafkaskaya’ya getirildi; 1943′te Berlin’e gitti. Berlin üniversitesinde profesör oldu. Çağırıldığı Washington üniversitesinde uzun süre ders verdi (1949-1968). Nicholas Poppe’un asıl çalışma alanı altay dilleridir. Moğol, türk ve tunguz dilleri üstüne birçok araştırması vardır. Başlıcaları: Uçebnaya Grammatika Yakutskogo Yazıka (Yakut Dili Grameri) [1926]; Das Jakutioshe (Yakutça) [«Fun-damento»da, 1959]; Vergleichende Grammatik der Altaischen Sprachen (Altay Dillerinin Karşılaştırmalı Grameri) [1960]; Tatar Manual (Tatarca Elkitabı) [1963]; Bashkir Manual (Başkırtça Elkitabı) [1964]; Introduction to Altaic Linguistics (Altay Dilbilimine Giriş) [1965]. (M) 05 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POPPE (Nicholas) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 03 Haziran 2009 POMAKLAR, pomak soyundan gelenler topluluğu. Pomak kelimesinin anlamı ve kaynağı üstünde duranlar, bunun islavca pomaçi (yardım etmek) fiilinden türeyen pomagaçi (yardımcı) kelimesine dayandığını göz önünde tutarak Pomakların voynuk teşkilâtında yardımcı vazife görmelerinden dolayı bu adı aldıklarını ileri sürerler. Pomak kelimesinin bulgarca mak (şiddet göstermek, cebretmek) fiilinden gelmiş olması ihtimali üstünde de durulmuş, bu kelimenin maça, mıça (eziyet çekmek) fiiliyle ilgili olduğu iddia edilmiştir. Mahallî halk ise kendisine Acharyani veya Agaryani adını verir. Bu arada pomak kelimesinin türkçe çomak adiyle ilgisi de araştırılmıştır. Bulgarlar, Pomak çanın kendi dillerine yakın olması yüzünden, Pom aklara müslüman Bulgarlar adını verir. Bulgaristan’ın Selvi ve Lofça bölgelerinde bulunan köylerin bir kısmı XIX. yy.da Osmanlılar tarafından pomak köyleri diye adlandırılıyordu. Fakat eski tahrir defterlerinde pomak adı taşıyan köy ve nahiye yoktur. Pomaklar, başlangıçta Rodoplar’da yaşıyordu. Türkler 1356′dan itibaren Rumeli’ye geçmeğe başladıktan sonra bu bölgelere kadar girdiler. Müslümanlık, yerli halk arasında yayıldı. Pomaklar XVII. yy.dan sonra müslüman oldular. Bulgaristan’ın kuzeyinde Lofça, Plevne, Rahova, Orta Bulgaristan’da ise Filibe, Selanik, Manastır vilâyetlerinde Pomaklar vardı. 1880′de yapılan bir sayıma göre, Bulgaristan’da 400 000 pomak yaşıyordu. Bulgaristan’da çıkan ihtilâller sırasında Rodop Türkleri gibi Pomaklar da büyük yıkımlara uğradılar. 1877-1878 Türk-Rus savaşları sırasında Pomaklardan bir kısmı Makedonya’ya, bir kısmı da Anadolu’ya geçti. Ayasta-fanos antlaşmasına göre (3 mart 1878), Rodoplar’da yaşayan Pomaklar, öteki müslümanlarla birlikte bağımsız bir devlet kurmak istediler. Fakat 1878 Berlin antlaşmasıyle Pomakların yaşadıkları eski toprakların sınırları Bulgar prensliği ve Doğu Rumeli yararına değişti. Bu yüzden 1892 yılma kadar Anadolu ve öteki osmanlı ülkelerine sığınan pomak ve müslümanların sayısı 700 OOO’i buldu. 1885′te iki bulgar prensliği birleşince Pomaklar yeniden Anadolu’ya ve Selânik’e göç ettiler. Bu sebeple 1891′de Bulgaristan prensliğinde 28 000, 1910′da ise (resmî sayımlara göre) 21143 pomak kaldı. Buna rağmen 1917′de Bulgaristan’daki Pomakların sayısı 121 000′e çıktı. Bugün Bulgaristan’da 100 000 pomak yaşadığı sanılmaktadır. Bulgarlar zaman zaman Pomakları bulgarlaştıımağa çalıştılar; fakat bundan olumlu bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine Pomaklar, bulgar topraklarını terke zorlandılar. Bugün Türkiye’nin bazı bölgelerinde de, özellikle Bursa ve çevresinde, Kırklareli’nde pomak vardır; fakat bunlar türkleşmiştir. Pomak dili bir tür bulgarca şivesi olmasına rağmen, içine türkçe kelimeler de karışmıştır; bu yüzden Pomaklar türkçe de konuşurlar ve Türklere büyük bir yakınlık gösterirler. (M) 03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMAKLAR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 03 Haziran 2009 POMAK i. Balkanlar’da yaşayan islav asıllı müslüman topluluğundan kimse: Babyak’taki türkçe bilmez pomakların akıl hocası oldu (Ömer Seyfeddin). Hamdi Bey o gece bir pomak köyüne saklanmış… (Kemal Tahir). [M] 03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa POMAK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 03 Haziran 2009 Polonyalı ve Türk Dilbilimcileri ve Çevirmenleri I. Kongresi Her iki kültürün birbirlerine daha da yakınlaşmasını temin edecek edebiyat çevirisi alanında bugüne kadar hiç de küçümsenmeyecek çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, bunlar çoğu zaman kişilerin kendi çabaları ya da Büyükelçiliğin ve Türk aydınlarının maddi ve manevi desteğiyle yayınlanmaktadırlar. Bu yüzden, Nisan ayında Türkiye’deki resmi ziyaretleri sırasında P.C. Dışişleri Bakanı, Polonya’nın takdir duygularının ifadesi olarak iki Türk çevirmenini “Şükran Mektubu” ile ödüllendirdi. Yine Mayıs ayında P.C. Bilim ve Yüksek Eğitim Bakanı’nın ziyareti sırasında A.Ü. D.T.C.F. Leh Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Başkanı’na Liyakat Nişanı da törenle verildi. 11-12 Aralık 2006 tarihleri arasında, Ankara’da, Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği ile – T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından verilmiş tavsiyede – Ankara Üniversitesi tarafından ortaklaşa olarak “I. Leh ve Türk Tercümanları ve Edebiyatbilimcileri Kongresi” gerçekleştirilmiştir. Aralık aynda gerçekleştirilen kongrenin temel amacı da, bu tür çalışmaları yürütenlere hem destek olabilecek hem de sorumluluk yükleyebilecek bir çeşit kurumsal yapı oluşturabilmektir. Buna takiben gelecek yıllarda sürekliliği ve somut etkileri olacak bir işbirliği zemini kurabilmektir. Bu amaçla, Türk Lehkologlar ile bazı Polonyalı Türkologlara (Polonya heyeti 9 kişiden ibarettir) kongreye katılım davetiyesi yapılmıştır. Kongrenin Büyükelçilik salonlarında gerçekleştirilen ilk gün oturumlarına, çeşitli üniversitelerden Türk edebiyat bilimcilerinin de davet edilmesi ve böylece Türk edebiyatının, ancak bir Türk okuyucu tarafından derinlemesine hissedilebilecek bazı boyutlarının Polonya heyetine doyurucu ve çok yönlü bir biçimde tanıtılması öngörülmektedi. İkinci gün ise T.C. Dışişleri Bakanlığı’ndan, T.C. Kültür Bakanlığı’ndan ve diğer ilgili kurumlardan yetkililerin katılmasının öngörüldüğü ve özellikle projelerin finanse edilme programları (mesela TOBB, Yapı Kredi Bankası, Vakıf Bank, basın-yayın organları temsilcileri gibi) ve kongrenin devamlılığının sağlanması gibi teknik konuların konuşulduğu bir toplantının, Ankara Üniversitesi himayesinde yapılması üstlenmiştir. Ankara, 11-12 Aralık 2006 Polonyalı ve Türk Dilbilimcileri ve Çevirmenleri I. Kongresi KATILIMCILARI’ nın SONUÇ BİLDİRİSİ Polonya Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçiliği ile Ankara Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen ”Polonyalı ve Türk Dilbilimcileri ve Çevirmenleri I. Kongresi”, Leh ve Türk edebiyatlarının çevirisi alanında her iki ülkede bugüne değin süregelen durumda, mevcut entellektüel potansiyelin gerektiği şekilde kullanılması ve her iki ülke okuyucusuna da Leh ve Türk edebiyatı yapıtlarının daha yakından tanıtılması yoluyla bir değişim gerçekleştirilmesi ödevini üstlenmiştir. I. Kongre sırasında aşağıda sıralanan tespitlerde bulunulmuştur: a) Yapıtın sanatsal düzeyi, b)Bilgilendirici ve evrensel değerler, c)Mali kaynakların temin edilmesi, d)Yayıncıların bu insiyatife kazanılması. - Başlıkları aşağıda verilen Leh ve Türk edebiyatları yapıtlarının çevrilmelerine karar verilmiştir: Türkçe Yapıtlar: Kemal Tahir „Devlet Ana”, Halide Edip”Sinekli Bakkal”, Ferid Edgü „O”, Oğuz Atay „Tutunamayanlar”, Cengiz Dağcı „Korkunç Yıllar”, Dede Korkut; Türk Şiir Antolojisi; Tekke Şiiri Antolojisi; Türk Halk Şiir Antolojisi; Türk Masalları (Seçme), Türk Çağdaş Oyunu Antolojisi, Türk Öyküleri Seçkisi; “Türk Çağdaş Oyunu Antolojisi”, Çocuk Edebiyatı, Cengiz Dağcı „Korkunç Yıllar”, „Yurdunu Kaybeden Adam”; Hıfzı Topuz tarihsel romanlar ms. „Meyyale”; Y. Çetiner „Haremde Bir Venedikli”, „Nurbanu Sultan”, Ayşe Kulin „Köprü” (öyküler), Elif Şafak „Kem Gözlerle Anadolu”(öyküler), „Baba ve Piç”, ”Bit Palas”, „Şehrin Aynaları”, “Pinhan”; Aziz Nesin ”Öyküler”; “Zübük”; Ahmet Umit „Kavim”, „Nihatta’nin Bileziği”; “Mesnevi”; Adalet Ağaoğlu “Fikrimin İnce Gülü”, “Bir Düğün Gecesi Ölmeye Yatmak”; Sevgi Soysal “Yürümek”, “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti”; Buket Uzuner “Gelibolu”,”İki Yeşil Su Samuru”; Füruzan “47′liler”, “Benim Sinemalarım”, Ahmet Altan “Gece Yarısı Şarkıları”, Mehmet Eroğlu “Issızlığın Ortasında”; İnci Aral “Ölü Erkek Kuşlar”; Duygu Asena “Kadının Adı Yok”; Murathan Mungan “Yüksek Topuklar”; Erendiz Atasü “Dağın Öteki Yüzü”; Latife Tekin “Sevgili Arsız Ölüm”; Çetin Altan “Bir Avuç Gökyüzü”; Vedat Türkali “Bir Gün Tek Başına”; Orhan Pamuk ”Kara Kıtap”, Barış Müstecaplıoğlu “Per efsaneleri”, İpek Çalışlar ”Latife Hanım”. Lehçe Yapıtlar: W. Gombrowicz „Günlük”; 90 kuşağı edebiyatı; Polonya Öyküleri Seçkisi; çocuk edebiyatı S. I. Witkiewicz (Witkacy)- dram „Küçük Köşkte” ve diğer drama yaptları; G. Herling-Grudziński „İki Kule ve Diğer Öyküler”; Andrzej Sapkowski – Bilimkurgu edebiyat serisi; Z. Herbert „Bahçedeki Barbar”; O. Tokarczuk „Çağ Öncesi ve Diğer Zamanlar”; P. Huelle „Weiser Dawidek”; T. Trzyna „Bayan Hiçkimse”; J. Brzechwa „Masallar”, Hanna Krall „Tanrıdan Önce Yetişmek”, Halina Poswiatowska ”Şiir seçkisi”, ”Biografik roman”, Maria Pawlikowska-Jasnorzewska ”Şiir seçkisi”, Marek Hłasko ”Öyküler”, J. Pılsudskı’nın biografisi, Deyimler Sözlüğü. Ayrıca Nazlı Eray, Pınar Kür, Sait Faik Abasıyanık, Gülten Dayıoğlu, Tezer Özlü, Bilge Karasu, Melih Cevdet Anday, Haydar Ergüles’in yapıtlarının çevirilmesi önerildi. - Yukarıda belirtilen projelere destek verebileceklerini umut ettiğimiz ve Kongremize katılan Polonya ve Türk yayınevleri aşağıdaki gibidir: -Polonya’nın ZNAK Yayınevi; W.A.B. Yayınevi, Warsaw University Press, Edebiyat Yayınevi (Wydawnictwo Literackie) (iyi niyet metupları ektedir), -Türkiye’den Yapı Kredi ve Kültür Sanat Yayınları; Dost Yayınevi; Arkadaş Yayınları, İMGE Yayınevi, Atatürk Araştırma Merkezi. Katılımcılar, aşağıdaki faaliyet biçimlerini belirlemişlerdir: 3a. Türk edebiyatı yapıtlarının Lehçe’ye çevrilmesine, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın TEDA projesi çerçevesinde maddi destek sağlanması imkanı (projenin destek alınabilmesi için belirli belgelerin sağlanması şartıyla). 3c. Lehçe’ye yapılacak çevirilerin Kitap Enstitüsü tarafından mali destek sağlanması. 3d. Edebiyat yapıtlarının çevirisi her iki ülkede de Polonya ve Türkiye’deki çağdaş yaşam, toplumsal sorunlar ve gelenekler üzerine bilgilenme düzeyinin artması yol açacağından, yapılan bu işbirliği, Avrupa Birliği tarafından Türkiye nezdinde başlatılan „toplumsal diyalog” programı ve aynı zamanda kültürel değişim programı kapsamına girebilir. Varşova ve Jagiellon üniversiteleri ile Ankara Üniversitesi arasında (diğer bir ifadeyle AB üyesi bir ülkenin kurumlarıyla ve bir aday ülkenin kurumları arasında) Polonya ve Türk toplumları arasındaki diyalogu güçlendirecek edebiyat çevirisi alanındaki işbirliğinin kurumsallaşması için AB fonlarından yararlanabilme imkanları, ileride yapılacak konsültasyonların konusunu oluşturmaktadır. Kongre kapsamında sunulan projelerin gerçekleştirilebilmeleri açısından, bu tür toplantıların devamlılığının sağlanması ve bundan sonraki II. Kongrenin 2007 yılında Varşova’da Türkiye Cumhuriyeti’nin Varşova Büyükelçiliği ile Varşova ve Jagiellon Üniversiteleri Türkoloji kürsüleri himayelerinde gerçekleştirilebilmesi hayati bir önem arz etmektedir. Kongrede belirlenen projelerin gerçekleştirilebilmeleri için, her iki ülkenin de Dışişleri Bakanlarıklarının, Kültür Bakanlıklarının, diğer kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının desteğinin alınması şarttır. Ankara 12 Aralık 2006. POLONYA’DA YABANCILAR İÇİN EĞİTİM Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim, Eğitim ve Kültür Alanlarındaki Anlaşma temelinde, yüksek öğrenim görmüş ve yüksek lisans derecesi almış her Türk vatandaşı, P. C. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilim araştırmaları bursu için başvuruda bulunabilir. Bu tür bir bursun süresi, azami 8 aydır. Polonya’da bilimsel staj görmek isteyenlere uygulanan sınavın hangi dönemlerde yapıldığı, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Dış Ilişkiler Genel Müdürlüğü’nden öğrenilebilir. Adayın Türk Tarafı’nca kabul edilen belgeleri, P.C. Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderilir ve ilgili kişiye burs verilmesi konusundaki son karar bu bakanlık tarafından alınır. Temel şartlardan bir tanesi, adayın herhangi bir yabancı dili – ki İngilizce tercih edilmektedir – iyi derecede bilmesidir (bunun dışında söz konusu burslarda adayın Lehçe biliyor oluşu da tercih nedeni olabilir, ancak şart değildir). Leh Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri ve bu bölümün bilim adamı kadrosu da, Polonya’da yaz aylarında, tatil döneminde düzenlenen bir ya da iki aylık dil kursları için burs başvurusunda bulunabilirler. Buradaki prosedür, yukarıda bilim araştırma bursları için verilenin aynısıdır. Polonya’da yüksek lisans ya da doktora eğitimi ise tümüyle ayrı bir konudur. Bazı Polonya üniversiteleri, yabancılar için özel (İngilizce ya da Almanca) programlar uygulamaktadırlar. Ancak çoğu üniversitede, yabancıların üniversiteye kabulü için Lehçe bilme şartı aranmaktadır. Polonya’da yüksek öğrenim öncesi dil hazırlığı için dokuz aylık yoğunlaştırılmış dil kursu, örneğin Sopot Lehçe Okulu (Sopocka Szkola Jezyka Polskiego) tarafından verilmektedir (burada eğitim ücreti, haftalık ders saatine göre 3200-3500 Amerikan Doları tutmaktadır) . Ayrıca Polonya üniversitelerinin birçoğu, yabancılar için değişik eğitim sürelerinde Lehçe kursu düzenlemektedirler. En önemli Polonya okullarının adreslerine, Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği’nin internet sayfasında ulaşılabilir. Ancak, yabancı dilde (Lehçe dışındaki yabancı dillerde) eğitim veren okullarla ilgili güncel bilgilere (İngilizce olarak) ulaşmak isteyenlere, P.C. Milli Eğitim Bakanlığı Uluslararası Değişim ve Denklik Bürosu’nun (Biuro Uznawalnosci Wyksztalcenia i Wymiany Miedzynarodowej Ministerstwa Edukacji Narodowej RP) resmi internet sayfasını özellikle tavsiye ederiz. Üniversiteye ve eğitimin türüne göre (yüksek lisans ya da doktora) bir akademik yıl 2500-7000 Amerikan Doları tutmaktadır. Maddi sıkıntı çeken öğrenciler, P.C. Hükümeti parasız eğitim bursuna başvurabilirler. Böyle bir durumda, söz konusu öğrenci, eğitim görmek istediği üniversitenin şart koştuğu belgelerin tümünü bir dosya halinde Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği’ne vermek durumundadır. Büyükelçilik, söz konusu belgeleri inceleyip bir görüş yazısıyla P.C. Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderir. Türkiye’de Lehçe öğrenmek isteyenlere de Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Leh Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’na başvurmalarını öneririz. 03 Haziran 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Polonyalı ve Türk Dilbilimcileri ve Çevirmenleri I. Kongresi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 27 Mayıs 2009 PHALAKRON, yaygın şekliyle Falakro,türkçe Bozdağ, Yunanistan’ın kuzeydoğusunda (Makedonya) kütle; 2 211 m. (L) 27 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PHALAKRON,PHALANGARKHES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 25 Mayıs 2009 PETiS DE LA CROİX (François), fransız şarkiyatçısı (1622-Paris 1695). Kralın türkçe ve arapça tercümanlığını yaptı; bir Dictionnaire Turc-Français et Français-Turc (Türkçe-Fransızca ve Fransızca-Türkçe Lügat) yazdı. —Oğlu FRANÇOİS (Paris 1653-ay.y. 1713), babasının görevine geçti ve Bin Bir Gün Masalları’nı (Mille et Un Jours) çevirdi (1710-1712). — Onun oğlu ALEXANDRE da (Paris 1698-ay.y. 1751) aynı şekilde türk ve arap dilleri uzmanıydı. (L) 25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETiS DE LA CROİX (François) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 25 Mayıs 2009 PETERS (Christian Henry Frederick), alman asıllı amerikalı astronomi bilgini (Schleswig, Almanya 1813-1890). 1836′da Berlin üniversitesinde doktorasını verdi. Birkaç yıl Almanya’da kaldıktan sonra Sicilya’ya geçti. 1848′de polonyalı ihtilâlci Lııdvvik Mieroslawski’nin yanında istihkâm binbaşısı olarak çalıştı. 1854′te A.B.D.’ye gitti, önce A.B.D. Kıyı araştırmalarında çalıştı, sonra New York’ta Hamilton kolejindeki Litehfield rasathanesinin müdürü oldu. Güneş üstüne gözlemleriyle ün kazanan Peters, 1860′ta burç tablolarını hazırladı, 48 yeni küçük gezegen buldu. Ayrıca 1846 ve 1857′-de iki kuyrukluyıldız tespit etti. En büyük hizmeti Ptolemaios’un, yedinci ve sekizinci He Megiste’sini (Astronomi Kitabı) yunanca, arapça, farşça ve türkçe kopyalarından yararlanarak toparlaması oldu. Kitap, Peters’in ölümünden sonra Edward B. Knobel tarafından tamamlandı. (M) 25 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PETERS (Christian Henry Frederick) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 11 Mayıs 2009 PENT ATOM A i. Ağaçların yaprakları tize rinde yaşayan böcek, (nemli türleri Pe% t at oma juniperina ve P. rufipes’div, H11 roptera takımından pentatomidae fam:.’. ■ . sının örnek tipi.) [L] PENTATONIK i. (önek penta, beş n toniçue, eksen’den). Müzik. İçinde yarım sesi aralıklar bulunmayan beş dereceli dizi — ANSiKL. Uzakdoğu ve Orta Asya’da kullanılırdı. Türk boylarının Batı’ya akınları arasında, Hunlar ve Kumanların aracılıyla Orta Avrupa’ya kadar yayıldı. Anadöta. halk ezgilerinde, macar ve romen foH müziğinde bugün de izlerine rastlan:-mel sesi la kabul edilecek olursa şöyle I pentatonik .dizi elde edilir: la, do, re m sol I sol, mi, re, do, la. Altaylar, Kazar, ortayları ve Başkırteli gibi türkçe sözler türkü söyleyen boy ve oymaklarda. penta tonik ezgiler çoğunluktadır. (M) 11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENT ATOM,PENTATONIK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 11 Mayıs 2009 PENDA, Mercia’nın angıl kralı (632-655). Paganlık taraftarıydı. Aşağı Severn’de yerleşen anglosakson karışımı Hwicce’leri hâkimiyeti altına aldı. Midland’deki öbür küçük ingiliz krallıklarını da ele geçirerek güçlü Mercia krallığını kurdu (632). Kuzey Galler kralı Caedwalla ile birleşerek, Heath field’de Northumbria kralı Edvvin ile savaştı ve onu öldürdü (654). Winwaed’de Oswy’ ye yenildi ve onun tarafından öldürüldü (655). [L] Paganizm, (zaman zaman Türkçe putperestlik sözcüğü de geniş bir şekilde aynı anlamda kullanılır fakat paganizm ve putperestlik farklı anlamları içerir) akide (yani dini esas) anlamında monoteizmden uzak olan ve çok farklı uygulama ve ibadetler içeren dinleri kapsayan geniş bir din bilimleri terimidir. Ayrıca yoğun bir kutsal sembolizm vardır ve bu çoğunda kendisini puta tapım yani daha belirli anlamıyla putperestlik olarak göstermiştir. Paganizm, özellikle İbrahimî Dinler tarafından İbrahimî Dinler dışındaki dinleri tanımlamakta kullanılır. Latince paganus yani kırsal sözcüğünden türemiştir. Özellikle köylü Erken dönemlerden beri Hıristiyanlık, kırsal kesimlerden ziyade şehirlerde yayılmıştı. Böylece kısa bir süre içinde Hıristiyan olmayan kişi ile köylü neredeyse eş anlamlı hale geldi ve modern anlamda kullanılan pagan terimi ortaya çıktı. Pagan sözcüğünün kullanımı birçok Batı dilinde çok eski zamanlardan beri var olsa da, paganizm sözcüğünün kullanımı daha yenidir. Örneğin İngilizce ‘de pagan sözcüğüne 14. yüzyılda rastlanırken, paganizm sözcüğüne 17. yüzyıldan önce rastlanmamıştır. TDK, paganizm sözcüğünü bir sosyoloji terimi olarak çok tanrıcılık anlamına sahip biçimde tanımlasa da, Türkçe yapılmış dini çalışmalarda çok tanrıcılık karşılığı olarak paganizmden ziyade politeizm tercih edilmekte, paganizm putperestliğin karşılığı olarak yer almaktadır. Yine TDK, pagan sözcüğünü çok tanrılı dinden olan (kimse), payen olarak tanımlar. 11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENDA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 11 Mayıs 2009 PENÇİK i. (fars. penc, beş’ten). Esk. Gümrük idaıesince belirli bir vergi karşılığında köle sahibine verilen sahiplik hakkını gösterir senet. Satılmak üzere pazara çıkarılan esirin boynuna takılan künye madalyonu. — Teşk. tar. Pençik emini, Osmanlı devletinde pençikçilerden önce pençik vergisini toplayan memurlar. (Bunlar Gelibolu ve İstanbul’da bulunurlar, seferlere katılmazlardı.) Pençik kadısı, pençik resmini toplamakla görevli olan memur. (Pençikçilerden önce pençik resmi kadılar tarafmdan toplanırdı, bunlar akıncılarla birlikte bulunurlar, esir sahiplerinden gereken vergiyi toplarlardı.) || Pençik kanunu, Osmanlı devletinde pençik resminin ve pençik oğlanlarının toplanmasını düzenleyen kanun. (Bk. ANSIKL.) Pençik oğlanı, Osmanlı devletinde savaşlarda ve akınlarda esir edilenlerden devletin payına düşen ve çeşitli hizmetler için yetiştirilen hıristiyanlara verilen ad. (Bk. ANSiKL.) || Pençik resmi, savaşlarda ve akınlarda ele geçirilen esirlerin sahiplerinden pençik kanunu gereğince alınan vergi. Bk. ANSîKL. — ANSIKL. Pençik kanunu, Karamanlı Kara Rüstem’in teklifi üzerine savaş esirlerinin beşte birine devlet adma elkonulmasına ve öteki esirler için de esir sahiplerinden vergi alınmasına karar verildi. Bu işlemler bir kanunla düzenlendi. Kanun gereğince akıncı beyinin, toyca denilen akıncı subaylarının ve akıncıların aldığı esirler pençikçi denilen ve akıncılarla birlikte bulunan bir memur tarafından tespit ediliyor, sonra akıncı beylerine yirmi, toycalara bir, öteki akıncıların ikisine bir esir bırakılıyordu. Geri kalan esirlerin genç, sağlam ve sağlıklı olanları tanesi 300 akçeye devlet tarafından satın alınıyordu. Bir süre sonra kanunda bazı değişiklikler yapıldı. Esirler birtakım sınıflara ayrıldı: meme emen çocuklara şirhor, üç yaşından sekiz yaşına, kadar olanlara beççe, sekiz yaşından on iki yaşına kadar olanlara gulâmçe, buluğa ermiş olanlarına gulâm, daha büyüklere sakallı, ihtiyarlara da pir denildi. Bunlardan alman vergi değişikti. Sakat esirlerden az vergi alınırdı. Kadın esirler de duhterek (3-8 yaş arası), duhter (8-12 yaş arası), ümmülveled (buluğa ermiş), mariye (üm-mülveledden büyük), acuze (ihtiyar), fer-tûte (çok ihtiyar) gibi gruplara ayrılır, bunlardan alman vergi de değişirdi. • Pençik oğlanı, hıristiyan esirlerin pençik a-dı altında beşte birinin devlet adma esir sahiplerinden alınması, XIV. yy.da Karamandan gelerek Osmanlı devleti hizmetine giren Kara Rüstem’in teklifi ve Murad Fin bu teklifi kabul etmesiyle gerçekleşti. Kara Rüstem, Gelibolu’ya yerleşerek Rumeli’de ele geçirilen esirlerin genç, kuvvetli ve çeşitli işlerde kullanılmağa elverişli olanlarının beşte birine devlet adına elkoymağa başladı. Pençik oğlanları, önceleri Gelibolu Acemi ocağında gemicilik işlerinde kullanıldı; daha sonraları belli bir bedel karşılığı Anadolu’da türk köylülerinin yanma, Türkçe ve türk gelenek ve göreneklerini öğrenmek için verilmeğe başlandı. Pençik oğlanları türk çiftçilerinin yanında türk gelenek ve göreneklerini öğrendikten sonra birer akçe yevmiye ile Acemi ocağına alınırlardı. • Pençik resmi, önceleri akıncı kadıları, sonra da pençikçi ve pençik emini denilen memurlar tarafından toplanırdı. Pençik kanununa göre süt emen çocuktan üç yaşma kadar olan çocuklar için 10-30, üç yaşından sekiz yaşına kadar olan çocuklar için 100, sekiz yaşından on ikî yaşına kadar olanlar için 120-200, buluğa ermiş olanlar için 250-270, ihtiyarlar için 150-200 akçe, bir gözü kör olan veya bir eli olmayanlar için 130-150, kadın esirler için 120-150 akçe pençik resmî alınırdı. (M) 11 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENÇİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 Halikarnassos, Bodrum’un antik çağlardaki ismi. Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yöresinin yerli halkı Lelegler ve Karialılar’dır. Müsgebi ve Çömlekçi’de ortaya çıkan mezarlar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir. M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan şehir daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir. Persler kendilerine yakın yerli bir aile olan Halikarnassos’lu Lygdamis ailesini kenti yönetmesi için görevlendirmişlerdir. M.Ö. 387’de Karia satraplığının Mylasa’da oturan Hekatomnos’a geçtiği bilinmektedir. Hekatomnos’un oğlu Maussolos M.Ö. 377’de Karia satrapı olmuş ve merkezi Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştır. Maussolos öldükten sonra II. Artemisia yönetime gelmiştir. Büyük İskender şehri kuşattığında yönetimde Orontobates vardı. İskender, Alinda Kraliçesi Ada’yı bütün Karia bölgesinin hâkimi yapmıştır. İskender’den sonra II. Ptolemaios’un hâkimiyeti altına giren Halikarnassos Roma döneminde Rodos yönetimine verilmişse de bağımsız kabul edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların akınları yüzünden fakirleşen kentin yeniden canlanması Augustus zamanıdır. M.S. 4. yüzyılda Roma eyaletleri düzenlenirken Karia ayrı bir eyalet, Halikarnassos metropolisi Aphrodisias olan bu eyalete bağlı bir şehir olmuştur. Şehir 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiş, toprakları içinde kalmıştır. 1402 yılında Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilen şehrin, eski Dor akropolünün olduğu yerde kale inşa edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u almasına kadar şövalyelerin elinde kalmıştır. Halikarnassos’ta 1857 yılında Newton tarafından bulunarak frizleri Londra’daki British Museum’a taşınan Maussoleion, dünyanın yedi harikasından biri olarak tanımlanmaktadır. Maussoleion, Maussolos için karısı II. Artemisia tarafından yaptırılan bir mezar anıtıdır. Bugün sadece temel izleri ile frizlerinden bir parça kalmıştır. Halikarnassos’taki görülebilen diğer kalıntılar ise; yer yer poligonal ve rektagonal tekniğin kullanıldığı surlar ile Roma Çağı tiyatrosudur. Halikarnas Balıkçısı (d. 17 Nisan 1890, Girit – ö. 13 Ekim 1973, İzmir), asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum’a olan aşkı ile tanınan ünlü Türk roman ve hikâye yazarı. Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa’nın yeğeni, valilik ve ordu kumandanlığı yapan Şakir Paşa’nın oğludur. İlk öğrenimini Büyükada’da, orta ve liseyi 1907′de Robert Kolej’de tamamladı. Denizci olmak istemesine rağmen ailesinin ısrarı ile İngiltere’ye gitti. Londra ve Oxford Üniversitelerinde Çağdaş Tarih öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce gazete ve dergilerde yazıları çıkmaya başladı. Aile içi bir sorundan ötürü babası Mehmet Şakir Paşa’yı öldürdüğü için yargılandı ve kısa bir süre (3 yıl kadar) hapis yattı. 1925′te kurulan İstiklal Mahkemeleri’ni yeren 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkum edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalbentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıl süren cezası 1924′te sona erdi. Cezasının son yarısını İstanbul’da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum’dan uzak kalamadı ve Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı. Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi. Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. 1947′de taşındığı İzmir’de yazarlık ve turist rehberliği yaptı. 13 Eylül 1973′te İzmir’de vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum’a gömüldü. Edebi Hayatı 1926′dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi. Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir. Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır. Bütün Eserleri Bilgi Yayınevi’nce toplanıp yayımlanmaktadır. Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Halikarnas Balıkçısı 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Halikarnassos hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENAY GONİ (Antonio), ispanyol müzik tenkitçisi (San Sebastian 1846 – Madrid 1896). Wagner’in eserlerini yaydı. Müzikli komediyi Savundu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı: Artey Patriotismo (Sanat ve Vatanseverlik), La Obra Maestra de Verdi, Carlos Gounod (Verdi’nin Şaheseri; Charles Gouncd). 1878′de İmpresiones Musicales (Müzik üstüne İzlenimler) başlığı altında bir tenkit serisi yayımladı. En önemli eseri, La , Opera Espanola y la Musica Dra-matica en Espana en el Siglo XIX (İspanyol Operası ve XIX. yy.da İspanya’da Dramatik Müzik) [1881]. (m) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAY GONİ (Antonio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENAUD (Alphonse), fransız mucidi (Paris 1950 – ay.y. 1880). Deniz okuluna girdi, fakat birdenbire felç oldu, denizciliği bırakmak zorunda kaldı. Havacılıkla ilgilendi, bu alanın öncülerinden biri oldu. İncelemelerinde kapanan iniş takımlarını, kollu dümeni, ok şeklindeki kanatlan ve Sonradan uçaklarda kullanılan birçok ilkeyi ileri sürdü. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAUD (Alphonse) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENAS körfezi, Şili’de (Aysen eyaleti) körfez, Büyük Okyanus kıyısında, kuzeyde Taitao, güneyde Guayaneco yarımadaları arasında. Çok girintili ve çıkıntılı olan kıyısı, birçok koy ve kanalla yanlıdır. Başlıca adası, Javier adaşıdır. (m) PENATES çoğl. i. (penus, evin iç kısmından «erzak» anlamında lat. k.). Esk. Romalılar ve Etrüsklerde aile ocağını koruyan tanrılar. || Bu tanrıların heykelleri. — ANSiKL. Penates’ler başlangıçta, teldo-labın iki tanrısı ve bütün evin koruyucularıydı. Aile ocağını koruyan tanrılardan sayıldıkları için onlar gibi birer ev tanrı-sıydılar. Ağaçtan, kilden, mumdan veya fudisinden yapılan heykelleri atrium’da ö-bür ev tanrılarının bulunduğu yere yerleştirilirdi, önlerine yemekler konur, bazı günler de kurbanlar sunulurdu. — Ayrıca, devletin koruyucusu olan kamu penatesleri de vardı. Bunlara, özel mihraplarının (penum) bulunduğu, Roma’daki Vesta tapmağında tapılırdı. Çoğu zaman, paraların üzerinde, başında bir örtü bulunan ihtiyarlar biçiminde, resimlerine rastlanırdı. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENAS, PENATES hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENARROYA-PUEBLONUEVO, İspanya’da (Cordoba ili) şehir, Sierra Morena’nın kenarında; 27 200 nüf. önemli kömür yatakları sayesinde şehirde sanayi gelişmiştir; dökümhaneler, kurşun rafinerileri, süper fosfatlar, kâğıt fabrikaları. (L) PENARTH, Büyük Britanya’da liman şehri, Galler ülkesinin güney kıyısında (Glamorganshire), Cardiff’in güneyinde; 20 900 nüf. Sayfiye merkezi. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENARROYA-PUEBLONUEVO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PENANG, esk. Prince of Wales, Malezya’da (Petıang eyaleti) ads, Malakka boğazında; Malezya yarımadasından ve Penang eyaletinin karadaki kısmından Penang boğazı ile ayrılır; 227 km2; 262 700 nüf. Yükseltisi 900 m’yi bulan ve kauçuk ağacı çiftlikleri kurulmuş ormanlarla kaplı olan yüksek tepeler, adanın en canlı kısmı olan kıyı ovalarına hâkimdir; pirinç ve hindistancevizi tarımı, balıkçılık. Karabiber, karanfil ve hindistancevizi başlıca ticaret ürünleridir. Başlıca şehri, George Town. (L) PENANG, Malezya’da eyalet, Malakka boğazı kıyısında; iki kısımdan meydana gelir. Penang adası ve ona bağlı küçük adalar; kuzeyde, doğuda ve güneyde Kedah eyaletiyle sınırlı olan kara parçası; 1036 km2; 642 200 nüf. Merkezi, George Town. Tepelerdeki büyük tarım işletmelerinde kauçuk üretimi, kıyı ovalarında pirinç ve hindistancevizi yetiştiriciliği başlıca tarım faaliyetidir. Sanayi Butterworth’da ve özellikle George Town’da toplanmıştır. — Tar. 1786′da Kedah sultanının izniyle İngilizler tarafından işgal edilen Penang, 1800′de bir ingiliz himaye bölgesi haline getirildi; 1826′da Straits Settiements’e girdi. Straits Settlements’ın dağılmasından (1946) sonra Penang Malezya federasyonuna katıldı (1948). [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PENANG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELSENEER (Paul), belçikalı zooloji bilgini (Brüksel 1863-ay.y. 1945). Brüksel’de okudu, Lille’de Giard’ın, Londra’da Lankester’in derslerini takip etti. Belçika yükseköğrenim kurumlarından uzak tutulduğu için, 1929′a kadar Gand öğretmen okulunda kimya okuttu. Yumuşakçalar üstünde incelemeler yaptı ve bu konuda birçok eser yazdı. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELSENEER (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELOUSE (Leon Germain), fransız ressamı (Pierrelaye, Seine-et-Oise 1838-ay.y. 1891). lle-de-France ve Normandiya manzaralarını canlandıran tablolarıyle tanınır {Orman içi, Louvre). [L] PELOUZE (Theophile Jules), fransız kimyacısı ve fizikçisi (Valognes 1807-Paris 1867). 1836′da Almanya’ya gitti. Orada Liebig ile çalıştı. Daha sonra College de France’ta Thenard’m yerini aldı. Petrollerin bileşimini inceledi. Bütün organik asitlerin sentezini sağlayan genel bir tepkimeye dayanarak hidrosiyanik asitten formik asit elde etti. 1834′te nitrilleri buldu ve 1836′da gliserinin bir alkol olduğunu ispatladı. 1839′da, Geliş ile birlikte bütirik asit mayalanmasını keşfetti. Fremy ile birlikte Traite de Chimie Analytique (Analitik Kimya İncelemesi) [1847-1850] adlı bir eser yayımladı. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOUSE, PELOUZE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELOR i. İskorpitgillerden kemikli balık; Hint okyanusunda bulunur. (L) PELORİ i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorie). Bot. Normal yapısı birbakışımlı olan bir çiçek tacının aktinomorf olması. (Yüksükotu, nevruzotu gibi bitkilerde peloriye rastlanır.) [L] PELORİA çoğl. i. (yun. k.). Esk. Yun. Zeus Pelorios (dev Zeus) onuruna yapılan Tesalya şenlikleri. (Şölen sırasında efendilerle köleler arasında fark gözetilmezdi.) [L] PELORİTANİ, italya’da kütle. Sicilya’da, adanın kuzeybatısında, Akdeniz kıyısındaki Calava burnu ile Taormina yakınındaki Sant’Andrea burnu arasında. Billûrlu kayalardan meydana gelen ve kenar kısımları ikinci zaman kalkerleriyle örtülü olan kütle çok vahşî görünüşlüdür; geniş ve düz vadiler üzerinde yüzey şekilleri ansızın yükselir; yamaçlar hemen tamamıyle çıplaktır. (L) PELORİZM i. (yun. peloros, ucube’den fr. pelorisme). Çiçekleri birbakışımlı olan bazı bitkilerde aktinomorf çiçeklerin belirmesi. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELOPS. Yun. mit. Peloponnesos’a adını veren kahraman, Frigya kralı Tantalos’un oğlu. Babası onu parçalara bölerek bir ziyafette tanrılara sundu. Zeus Pelops’u diriltti ve Demeter’in yediği omuzunun yerine fudisinden bir omuz verdi; Pelbps Elis’ten Pisa’ya gitti. Burada, kral Oinomaos, kızı Hippodamea ile evlenmek isteyenleri araba yarışına çağırıyor ve yenerek öldürüyordu. Pelops, Poseidondan aldığı bir kanatlı at veya Oinomaos’un arabacısının yardımıyle yarışı kazandı, Hippodameia’nm babasını öldürerek onunla evlendi ve kral oldu. Manisa (Sipylos) dağının bir çukurunda Pelops’un tahtı, Elis Olympia’sındaki Altis adlı kutsal koruda da mezarının bulunduğu söyleniyordu. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELOPS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİOT (Paul), fransız sinoloğu (Paris 1878-ay.y. 1945). Hanoi’de, Uzakdoğu Fransız okulunda cince profesörlüğü yaptı (1901), Orta Asya’da arkeolojik keşiflerle görevlendirildi (1906-1909); VI. ve XI. yy.-dan kalma cince, tibetçe, türkçe, sogdca ve ibranice metinler buldu. College de France’ta profesör (1911) ve Societe Asiatique başkanı (1936) oldu. Başlıca eserleri: Les Grottes de Tuenhuang (Tuenhuang Mağaraları) [1920-1924], Jades Archaiques de la Chine (Çin’de Eski Yeşim Taşları) [1925], La Mission Pelliot en Asie Centrale (Orta Asya’da Pelliot Misyonu) [1924], Les Mongols et la Papaute (Moğollar ve Papalık) [1922-1923]. (L) Soğdca: 9′ncu yüzyıla kadar ipek yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuştur. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişlerdir. Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistanın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil vardır. Afganistan ve Tacikistan’ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşamaktadır. Ancak 10.yy.’dan itibaren Anadolu’ya Türk ve Moğollar’ın önünden gelerek yerleşen Soğd kabilelerinden bazıları dillerini kısmen sürdürmektedirler. Kars, Ankara(Haymana), Adapazarı(Akyazı) Soğdca’nın yaşadığı bilinen son varislerinin yerleşim yerleridir. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİOT (Paul) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİ dağı veya PİLLİ dağı, Van gölü gündeyinde Güneydoğu Toroslar’ın yüksek bir doruğu; yüksl. 3 060 m. (M) PELLİONELLA i. Kurtçuk iken kürkleri ve postları kemiren güve. (ilmî adı Vinea pel-lionella. Güvegillerden.) [L] PELLİONİA i. Guzelyapraklı sürüngen ot. (Isırgangillerden.) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİCO (Silvio), italyan yazarı (Saluzzo 1789-Torino 1854). Oldukça sıkı bir din eğitimi gördü, fakat Lyon’da kaldığı sırada akılcı ve liberal fikirlere yöneldi. Milano’ya dönünce Monti ve Foscolo ile ilişki kurdu. Birkaç başarısız trajedi yazdı. Yurtseverlik duygularını işleyen Francesca da Rimini (1815) adlı eseriyle ün kazandı. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCO (Silvio) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİCAN. Bk. KURSCNER (Conrad). PELLİCER (Carlos), meksikalı şair (Mexico 1899). özellikle Villa Hermosa’da Venta parkını kurarak önemli müze faaliyetlerinde bulundu. Gerçeküstücülüğün etkisiyle tropikal dünyaya, kolomböncesi efsanelere yöneldi (Colores en el Mar y Otros Poemas [Denizin üstündeki Renkler ve Başka Hikâyeler], 1921; Practica de Vuelo [Uçmağa Çalışmak], 1956; Con Palabras y Fuego [Kelimeler ve Ateşler], 1963). [L] PELLİCİER veya PELLİSSİER (Guillau-me), fransız rahip ve diplomatı (Manguio 1490′a doğr. Montferrand, Montpellier 1568). Maguelonne piskoposu (1529) idi. François I tarafından önemli görüşmeleri yürütmekle görevlendirildi: Cambrai antlaşması (1529), geleceğin Henri H’sinin Catherine de M6dicis ile evlendirilmesi (1533). Venedik’te elçilik yaptı (1540-1542). Sonra piskoposluğuna döndü. Geniş kültürü, liberalizmi, dünya hayatına bağlılığı, Rabelais’yi koruması, Protestanlara karşı hoşgörülü davranmasıyla örnek bir hümanist din adamıydı 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİCAN, PELLİCİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİA i. Ağaçların üzerinde çok görülen yapraklı ciğeryosunu. (L) PELLİBRANCHİATA çoğl. i. Arttansolun gaçlı yumuşakçalar grubu; elysia’lar gibi sahici solungacı ve sırt kabarcığı bulunmayan, solunumunu bütün vücut yüzeyini saran kirpiklerle yapan yumuşakçaları kapsar. (Bu küçük grup böylece hem tectibranchiata, hem de nudibranchiata grubundan ayrılır.) [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİA, PELLİBRANCHİATA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEW (Edward), birinci Exmoueth kontu, ingiliz amirali (Dover 1757-Teign-mouth, Devonshire 1833). önce Amerika savaşında, sonra Devrim ve İmparatorluk Fransa’sı ile yapılan savaşlarda yararlık gösterdi. 1816′da Cezayir’e yapılan bir seferi başarıyle yönetti. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEW (Edward) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLETİER (Bertrand), fransız kimyacı ve eczacısı (Bayonne 1761 – Paris 1797). 1795′-te £cole Polytechnique’te profesör oldu. Fosfor, metal fosfürleri, sabun yapımı v.b. konularda araştırmalar yaptı. (L) PELLETİER (Wilfred), kanadalı orkestra yöneticisi (Montreal 1896). 1914′te Quebec eyaleti Avrupa ödülünü kazanarak Paris’e gitti. Burada İsidore Philipp, Marcel Ro-usseau, Charles Marie Widor ve Camille Bellaigue’den müzik dersi aldı. 1917′de Ne w York Metropolitan operasında yardımcı orkestra yöneticisi, 1932′de de yönetici oldu. özellikle fransız ve italyan eserleri üstünde uzmanlaştı. Ayrıca Metropolitan operasının Montreal, Chicago ve San Fran-cisco’da verdiği açıkhava konserlerini yönetti. (M) PELLETİER – VOLMeRANGES (Benoit), fransız oyun yazarı (Orleans 1756-Paris 1824). önce aktörlük yaptı, sonra oyunlar yazdı: Le Devoir et la Nature (ödev ve Tabiat) [1797, dram]; Le Mariage du Capucin (Kapüsen’in Evlenmesi) [1798, komedi]; Clemence et JValdemar (1801, dram); Les Freres â l’Epreuve (Kardeşler Sınavda) [1806, komedi]; La Comtesse de Narbonne ou le Fils Vengeur (Narbonne Kontesi veya öç Alan Oğul) [1816, melodram]. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETİER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLETAN (Camille), fransız siyaset adamı (Paris 1846 • ay.y. 1915). Eugene Pel-letan’m oğlu. La J us tice gazetesinin başyazarı (1880) ve radikal milletvekili (1881-1912) oldu. J. Ferry’nin sömürge siyasetiyle, Boulanger’cilikle mücadele etti. Combes kabinesinde denizcilik bakanı (haziran 1902) oldu; Kiliseye karşı tutumu, deniz kuvvetlerine demokratik bir sistem getirmek ve görenekleri sarsmak isteği, sağ kanadın şiddetli tenkitlerine ve kabinenin düşmesine (ocak 1905) yol açtı. Sosyalistlerle birleşme ve Kilise ile Devletin ayrılması konusunda etken bir rol oynadı. Senatör oldu (1912). Başlıca eserleri: Associations Ouvrieres dans le Passe (Geçmişte İşçi Birlikleri) [1874]; Le Comite Central et la Commune (Merkez Komitesi ve Komün) [1879]. (L) PELLETAN (Eugene), fransız siyaset adamı (Saint-Palais-sur-Mer 1813 – Paris 1884). La Presse’de Girardin ile beraber çalıştı (1837). Sürekli gelişme teorisini ortaya attı (La Profession de Foi âu XIXe Siecle [XIX. yy. İnanç Bildirisi], 1852). Milletvekili oldu (1863-1870). İmparatorlukla kıyasıya mücadele etti. Tribüne adlı gazetenin başyazarlığını yaptı (1868). Millî Savunma hükümetinde millî eğitim bakanlığına getirildi; milletvekili (1871), Radikal partiden senatör seçildi (1876); daha sonra daimî senatör oldu (1884). Eserleri: Les Droits de l’Homme (insan Hakları) [1888]; La Femme du XJXC Siecle (XIX. yy. Kadını) [1869]; Dieu est-il Mort? (Tanrı öldü mü?) [1883]. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLETAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLERİN (Jean), fransız şairi (Pontc-harra, İşere 1895 – Le Châtetard 1921). Lirizmle alayı ustaca kaynaştıran şiirlerinin çoğu ölümünden sonra, Le Bouquet tnutile (Gereksiz Demet) [1933] adiyle yayımlandı. Fantezisi okulun başlıca temsilcilerindendir. PELLERİN (Jean – Victor), fransız yazarı (Paris 1889). Yazdığı birçok tiyatro eseri Gaston Baty tarafından sahneye kondu: T ete de Rechange (Yedek Kafa) [1926]; Cris des Coeurs (Gönül Çığlıkları) [1928]; Terrain Vague (Boş Arsa) [1931]. Ayrıca şiir kitapları yayımladı: Ailleurs (Başka Bir Yerde) [1959]; Miel et Fiel (Bal ve Zehir) [1962]; Pour et Contre (Lehte ve Aleyhte) [1967]. (L) PELLERİN (Joseph), fransız nümismatı (Marly-le-Roi 1684 – Paris 1782). Sikkeler üstünde incelemeler yaptı ve 32 500 ender parça topladı. Koleksiyonunu Louis XVI’-ya sattı. Recueil des Medailles des Rois, Peuples et V ille s (Kral, Halk ve Şehir Madalyaları Koleksiyonu) [1762-1778] adiı bir eser yazdı. (l) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLERİN, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNO (MONTE), italya’da doruk, Sicilya’da, kuzeyde Palermo ovasına ve Palermc şehrine hâkimdir; yükseklik 606 m. (L) PELLEGRİNO de’ Pellegrini. Bk. TİBALDl (Pellegrino ve Domenico). 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNİ (Domenico), italyan müzik-çisi (XVII. yy.). Gitar virtüözüydü; bu çalgı için bir müzik kitabı yayımladı (1650); ses ve çalgı için parçalar besteledi. (M) PELLEGRİNİ (Domenico), italyan ressamı (Galilere Veneta 1759 – Roma 1840). Venedik akademisinde L. Gallina’nın öğrencisiydi. Portrede A. Longhi’nin yolunda yürüdü. A. Canova tarafından himaye edilen Pellegrini, Roma’da D. Corri’nin yanında bilgini arttırdı. Birçok yolculuk yaptı: Paris’e, Londra’ya (1792-1803) gitti. Londra’da Fr. Bartolozzi tarafından himaye edildi ve ingiliz portre ressamlarının üslûbunda birçok portre yaptı. Daha sonra Lizbon, Venedik, Napoli ve 1820′den sonra da Roma’ya gitti. (M) PELLEGRİNİ (Ferdinando), italyan müzikçisi (Napoli 1715′e doğr. – XVIII. yy. sonları). Klavsenciydi. 1750-1760 Arasında Paris ve Londra’da konserler verdi. Klavsen için, 1754-1768 arasında yayımlanan, birçok parça besteledi. (M) PELLEGRİNİ (Giovanni Antonio), italyan ressamı (Venedik 1675 – ay.y. 1741). Venedik, Paris, Londra. Dresden ve Viyana’da yaşadı. Londra’da (1708-1712) Akademi Yönetim kuruluna katıldı. Dresden’de seçici prensin hizmetinde bulundu. Alegorik resim ve portreler (Augsburg müzesi) yaptı; öbür eserleri: Hamlet’in Annesi (Cenova); Hebe (Roma, San Luca akademisi). [L] PELLEGRİNİ (Vincenzc), italyan müzikçisi (Pesaro XVI. yy.ın ikinci yarısı – Milano 1636). Milano katedralinde kapella yöneticiliği yaptı (1611-1631). Selefi Giulio Cesare Gabussi’nin bestelerini derledi, daha sonra buna kendi besteleri ile bazı mi-lanolu müzikçilerin eserlerini ekleyerek 4 kitap halinde yayımladı: Pontificalia Amb-rosianae Ecclesiae ad Vesperas. Ayrıca org için on üç şarkı fatte alla francese (1599), dinî eserler: 4 ve 5 sesli sekiz missa (1603), on Magnificat (1613), motetler ve Litaniae Ambrosianae et Romanae adı altında kilise duaları besteledi. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLİZZİ (Camillo), italyan edebiyatçısı sosyologu (doğ. Collegno 1896). Londra üniversitesinde 1920-1939 arasında ital-ır.ca profesörüydü, 1939-1943 arasında da Messina ve Floransa üniversitelerinde genel terlet doktrini (bu öğretiye sonradan faşizm gretisî adı verildi) dersleri verdi. 1948′de Frransa Üniversitesi Sosyoloji kürsüsüne çeçti. Ayrıca italyan ve ingiliz edebiyatiyle uğraştı. Başlıca eserleri: Le Lettere 1ta-iume del Nostro Secolo (Çağdaş İtalyan E-ftci /atı) [1929]; İl Teatro İnglese (İngiliz ratrosu) [1933]; Una Rivoluzione Manca-Başansız bir Devrim) [1948]; Simbolo e etâ (Sembol ve Toplum) [1950]; La De-crazia e la Politica di Massa (Demokra-re Kitle Siyaseti) [1952]; Discussion sans _ •; landage (Pazarlıksız Tartışma) [1956]; ::al;an Sociology in Our Century (Çağdaş riyam Sosyolojisi ,[1957]. (M) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLİZZİ (Camillo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNİ (Carlos), arjantinli siyaset adamı (Buenos Aires 1848 – ay.y. 1906). Bir italyan göçmeninin oğlu. Savaş bakanı (1880-1885). senatör (1881), başkan yardımcısı (1886), sonra cumhurbaşkanı oldu.(1890-1892). Maliyeyi sağlamlaştırdı ve Millî bankayı kurdu (1891). 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlos), hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRİNİ (Carlo), ingiliz karikatürcüsü (Capua, İtalya 1839 – Londra 1889). Babasının Capua’da toprakları vardı, annesi Medici’lerdendi. Babasından kalan serveti tükettikten senra Garibaldi’nin ordusuna katıldı. Volturno ve Capua’da savaştı. 1864′te İngiltere’ye gitti ve karikatürcülüğe başladı. 1863 Ocağından ölümüne kadar, başta Disraeli’nin olmak üzere, yüzlerce kişinin karikatürünü Vanity Fair’ât «Singe» (daha sonra «Ape») imzasıyla yayımladı. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRİNİ (Carlo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLEGRA i. (lat. pellis, deri ve yun. agra, yakalama > fr. pellagre’dan). Tıp. Derinin açık kısımlarında eritemli döküntüler, sinir ve mide bağırsak bozukluklarıyle kendini belli eden ve vitaminsizlikten ileri gelen genel hastalık. — ANSiK. Pellegra özellikle ilkbaharda ortaya çıkar. Yüzde, boyunda ve ellerde kaşıntılı eritemler görülür; eritemli plakalar su keseleriyle kaplanır, sonra kurur; deri pullanıp dökülür. Deri olaylarıyle beraber sindirim bozuklukları (kırmızı dil, aftlı stama-tit, gastrit belirtileri, ishal) ve akıl bozuklukları ortaya çıkar. Hastalık çok zaman müzmin bir gelişme ile ilkbaharda ve yazın artışlar gösterir (güneşle temasın rolü). Tek belirtili şekillerine çok rastlanır. Pellegra PP vitamini veya nikotinik amit yokluğuna bağlı bir hastalıktır; hayvansal protein azlığından ileri gelir. PP vitamini ile tedavi çok etkili sonuçlar verir. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLEGRA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLE (Maurice Cesar Joseph), fransız generali (Douai 1863-Toulon 1924). Ecoie Polytechnique’in topçu bölümünü bitirdi. Berlin’de askerî ataşelik yaptı (1911). İdarî işler âmiri (1914) ve Joffre’un yanında yardımcı general (1915) oldu. 1917′de 15. kolorduya komuta etti. 1918 Martındaki alman saldırısında düşmana Oise yolunu kapayarak yararlık gösterdi. Savaştan sonra, Çekoslovakya’ya gönderilen fransız askerî kuruluna başkanlık etti (1919) ve İstanbul’da Fransa Yüksek komiserliği yaptı (1920). 23 Nisan 1923′te başlayan Lozan konferansının ikinci devresine fransız delegesi olarak katıldı. (L) Pelleas et Melisande, beş perde ve on üç tabloluk müzikli dram. Librettosu Maeter-linck’in bir eserinden alınan bu dramı Debussy besteledi. İlk defa Messager yönetiminde Mary Garden, Jean Perier, H. Duf-rane ve F. Vieuille’ün katılmasıyle Opera Comiqu,e’te temsil edildi. Orta yaşlı senyör Golaud, zarif Melisande ile evlenir. Üvey kardeşi Pelleas genç kadına âşık olur. Kuşkulanan Golaud, kıskançlıktan Pelleas’ı öldürürken Melisande’m da ölümüne sebep olur. Olayın üstü kapalı bir biçimde gelişmesi, karşılıklı recitativo biçimindeki dramatik şarkının sürekli olarak duyulması, tek ve toplu söylenen şarkı bulunmayışı, senfonik unsurun silinmesi, orkestrada leitmotiv’in ve beş tonlu gamın kullanılması bu müzikli eserin başlıca özellikleridir. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLE (Maurice Cesar Joseph) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELLAN (Alfred), kanadalı ressam (Quebec 1905). önceleri gerçekçiydi sonra gitgide kübizme ve gerçeküstücülüğe yöneldi. Montreal’e yerleşti, tiyatro dekorları ve döşemecilik maketleri yaptı. Parçalı şekillerin ve parlak renklerin bir fışkırması olatak nitelenen eserleri Quebec Eyalet müzesi, Ottavva Millî galerisi ve Paris Art Moderne müzesi koleksiyonlarında yer alır. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELLAN (Alfred) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELL A i. (isp. k.). Metalürji Yapısında, ağırlığının üçte ikisi kadar civa bulunan gümüş malgaması. (L) PELLA. Esk. coğ. Filistin’de (Peraia) şehir, M.ö. IV. yy.a doğru Petra yakınında kuruldu. Kudüslü hıristiyanlar M.ö. 70 kuşatmasından kısa süre önce buraya sığındılar. (L) PELLA. Esk. coğ. Makedonya’da şehir, Emathia’da, M.ö. yaklaşık olarak 400′-den 168′e kadar Makedonya krallığının başkentiydi; senra bir roma kolonisi haline geldi. Birkaç yıkıntı. (L) PELLA, Yunanistan’da il, Makedonya’da; 133 100 nüf. Merkezi Edessa. (L) PELLAEA i. Orta ve Güney Amerika’da kuıak bölgelerde yetişen eğreltiotu. Birçok türü (Pellaea falcata, P. viridis, P. rotun-difolia) süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir. (Eğreltiotugillerden.) [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL A, PELLA, PELLAEA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELL (John), ingiliz matematikçisi (Southwick, Sussex 1611 – Londra 1685). Cambridge üniversitesine bağlı Trinity kolejinde okudu. 1630′da buradan mezun oldu. 1643-1646 Arasında Amsterdam’da, 1646-1652 arasında da Breda’da matematik öğretmenliği yaptı. 1654-1658 Arasında Oliver Cromwell’in temsilcisi olarak İsviçre’nin Protestan kantonlarında bulundu. Daha sonra İngiliz kilisesinde görev aldı: 1661′de Fobbing’de, Essex bölge papazı, 1663′te de yine Essex’te Laindon papazı oldu. Bu iki görevi de ölümüne kadar sürdürdü. Pell özellikle İngiltere’de (bölme) işaretini ortaya atmakla ve Pell denklemini (x2 — Dy2 = 1; burada D, kare olmayan herhangi bir integral’dir) kurmakla tanındı. Thomas Branker, Rhonius’un, bu denklemin yer aldığı, Algebra adlı eserini çevirmişti; bu tercümenin düzeltilmiş baskısını PelJ yayımladığı için (1668) denkleme onun adı verildi. Pell ayrıca matematik ve astronomi konularında da birçok eser yayımladı. Matematik alanındaki incelemelerinin elyazması metinleri British museum’dadır. 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELL (John) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELİT i. (yun. pelos, kil’den fr. pelite). Çok küçük taneli (çapı birkaç mikron) kırıntılı tortul kaya. (Organik çamur veya balçıktan meydana gelene tutturulmamış pelit denir; ayrıca tutturulmuş pelit veya asıl pelit de vardır. Bazı pelitler glokonilidir.) [L] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELISSİER (Aimable Jean Jacques), Malakoff dükü, Fransa mareşali (Maromme 1794 – Cezayir 1864). 1815′te Ren ordusunda ilk defa savaşa katıldıktan sonra Cezayir’de hizmet gördü. Birinci Kabiliye sefer t ne kumanda etti. Bu seferde 1852′de Laghouat’yı zaptetti. Kırım savaşında I. Kolordu kumandanıydı. Mayıs 1855′te Canrobert’in yerine Kırım’daki fransız ordusunun başına geçti ve Malakoff tabyasını ele geçirmek başarısını gösterdi. Bu başarı, mareşalliğe yükselmesini ve dük unvanını almasını sağladı. 1858′de Londra büyükelçisi oldu. 1860′-ta Cezayir valiliğine tayin edildi, ölünceye kadar bu görevde kaldı. —Kardeşi PHiLiPPE (Vouges, Cöte-d’Or 1812-Paris 1887). 1861′de general oldu ve Paris kuşatmasında kuzey bölge topçusuna kumanda etti. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELISSİER (Aimable Jean Jacques) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELİNDABA, Güney Afrika’da (Transvaal) yer, Pretoria yakınında, 1965′te hizmete giren nükleer reaktör. (L) PELİON, yun. Peleion, yaygın şekliyle Pilio, Yunanistan’da kütle, Tesalya’nın güneydoğusunda, Volos körfeziyie Ege denizi arasında; 1 651 m. Doruklarından birinde Eskiçağda Zeus Akraios tapınağı vardı; altındaki mağara mitolojiye göre Kheiron’un inidir. Devler tanrılara karşı giriştikleri savaşta Olympos’a tırmanabilmek için Pelion’un üstüne Ossa’yı yerleştirdiler. Kentauroslar burada oturdu. Thetis ve Peleus burada evlendi ve Argonautlar buradan yola çıktılar. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİNDABA, PELİON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELETİYERİN i. (fr. pelletierine). Eczc. Tanret tarafından nar ağacının (Punica gra-natum) kök kabuğundan saf olarak elde edilen alkaloit. — ANSİKL. Eczc. Peletiyerin sülfat, peletiyerin ve izopeletiyerin sülfatlarının karışımı. PELİKÜL i. (fr. pellicule). Bk. FİLİM. PELİN i. Çok acı ve keskin kokulu otsu bitki; boş topraklarda, kumsallarda, kayalıklarda tabiî olarak yetişir; ayrıca bahçelerde ve saksılarda yetiştirilir, büyük pelin (Artemisia absinthum) ve küçük pelin (A. pontica) diye iki türü vardır. (Bileşikgillerden.) [M] 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELİKÜL, PELETİYERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELETİER (Jacques), fransız bilgini ve yazarı (Le Mans 1517 – Paris 1582). Mans piskoposu, Rene du Bellay’in sekreteriydi. Sonra Bayeux kolejinin yöneticiliğine getirildi, tıp okudu, hekimlik yaptı, öldüğünde Mans kolejinin yöneticisiydi. Dialogue de l’OrtograpHe’ta (İmlâ Diyalogu) fransız imlâsını fonetik imlâ olarak yenileştirmeğe çalıştı. Art Poctigue d’Horace’ı (Horatius’-un Şiir Sanatı) [1545] manzum olarak Fransızcaya çevirdi. Bunu Art Poetiçue Français (Fransız Şiir Sanatı) [1555] adlı eseri takip etti. Kolay anlaşılır bir şairdi, fakat fazla incelik taraf lısıydı. Yayımladığı eserler: Les Oeuvres Poetiçues (Şiirler) [1547] ince bir tabiat duygusuyle ilgi çeker; VAmour des Amours (Sevgilerin Sevgisi) [1555] ve devamı olan UUranie (Petrarca tarzı şiirlerle bilimsel şiirlerin karışımı); La Savoie (1572); Les Louanges (övgüler) [1581] ve matematik kitapları. 1547′de dü Bellay ve Ronsard ile tanıştı. Ronsard, önce G. Des Autels’e ayırdığı yeri J. Peletier’ye vererek, onu Pl&ade topluluğuna aldı (1555). [L] Jacques Peletier (French poet) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELETIER hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELESENK i. (ar. belesân’dan). Dalbergia*nın Amerika’da yetişen çeşitli türlerinden elde edilen değerli kereste. (Bk. ANSiKL.) |] Türlü bitkilerden çıkarılan kokulu reçine. — DEY. (Bir şeyi) Diline pelesenk etmek, o şeyi sık sık söylemek. — ANSiKL. Pelesenk’leı genel olarak brezilya pelesengi ve Honduras pelesengi diye ikiye ayrılır. Birincisi, Dalbergia nigra, D. Cubilquitzensis, D. Spruceana gibi türlerden elde edilir. Değişik renklerde (kahverengi, mor veya esmer, hattâ vişne çürüğü), ağır, sert, kaplamacılıkta çok makbul sayılan, mobilya, fırça, bıçak sapı yapımında ve tornacılıkta kullanılan bir kerestedir. Mobilyacılıkta XVIII. yy.dan itibaren kullanılmağa başlandı ve XIX. yy.ın bronz işlemeli mobilyalarında moda haline geldi. Honduras pelesengi, diğer adiyle rosewood Honduras veya nagaed wood (A.B.D.) D. Stewensonii’ûtn elde edilir. Oldukça kaba, fakat işlenince güzelleşen bir kerestedir; mobilyacılıkta ve lavtacılıkta kullanılır; ama ihracatı öbürüne göre çok düşüktür. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELESENK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELERİN DE MARİCOURT (Pierre EE), fransız filozofu (XIII. yy.da Maricourt’da doğdu). Paris’te Roger Baccn’un hocasıydı. Mıknatıs konusunda önemli bir mektubu (Epistola de Magnete) vardır. Sigu de Fousancourt adında birine yazdığı ve ilk olarak 1558′de yayımlanan bu mektupta, magnetizmanın ve deneysel metodun temellerini atar. (L) 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN DE MARİCOURT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 08 Mayıs 2009 PELERİN i. (fr. pelerine’ten). Omuzlardan aşağıya doğru inen, geniş, kolsuz ve çoğunlukla kapüşonlu bir çeşit giyecek, üstlük: Ama bana da İSİ ermin’in resmin-deki gibi kukuletalı bir pelerin giydireceksiniz (Kemal Tahir). Çarşaflarının etekleri dar, pelerinleri kısa, inik peçeleri inceydi (H. E. Adıvar). 08 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELERİN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 İyibilen Ansiklopedisi iyi bilen yazarları tarafından çeşitli güvenilir kaynaklardan derlenerek hazırlanmaktadır. Özgür, bağımsız, ücretsiz, bir web ansiklopedisidir. Sürekli büyümekte yeni bilgiler, resim, video ve haritalar eklenmektedir. Lütfen telif hakları ve genel ahlak kurallarına aykırı bir durum gördüğünüzde bizimle irtibata geçiniz. 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Ansiklopedi Başlıklar hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELENG i. (fars. k.). Esk. Kaplan. || Peleng âheng, kaplan gibi. ♦ Pelengâne zf. Esk. Kaplan gibi: Sığmamış sadr-ı pelengânene kalb-i şirin i Yetmemiş kudretine şöhret-i âlem-gırin (Tevfik Fikret). ♦ Pelengî sıf. Esk. Çizgili ve benekli (şey). (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELENG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEMİR i. Tarlalarda yetişen, sarı, beyaz, mavi veya mor çiçekli büyük bitki. (İlmî adı Cephalaria syriaca. Tarakotugillerden.) — ANSiKL. Pelemir’ler bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir; dayanıklı bir bitki olduğundan, bahçenin, devamlı bakım istemeyen köşelerine dikilir. (E) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMİR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEMANS (Willem), belçikalı besteci (Anvers 1901). Lirik eserler (Le Petit Soldat de Plomb [Küçük Kurşun Asker], 1945; Le Combat de la Vierge et du Diahle [Bakire İle Şeytan'ın Çatışması], 1949; De Mannen van Smeerop, 1963), bir bale, yedi senfoni, iki piyano konçertosu (1945, 1950), bir keman konçertosu (1945), bir oratoryo (1929), oda müziği, on altı piyano sonatı besteledi. (E) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEMANS (Willem) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Karia bölgesi) şehir. Eski yazarların verdikleri bilgilere göre, M.ö. 452-451 ve M.ö. 428-427 yılları arasında Attike – Delos Deniz birliği listelerinde adı geçtiğinden, bu birliğe üye olduğu kabul edilir. Paton ve Myres, Bodrum (HalikarnaSsos) şehrinin kuzeybatısında Türkmen dağı üzerinde yer alan küçük bir Lelegler (Leleges) yerleşmesinin yakınındaki Pelen adını taşıyan yeri eski Peleia olarak kabul ederler. (M) PELEİAS’LAR çoğl. i. (yun. k.). Dodone’de Zeus kehanet yerindeki rahibelere verilen ad. (L) Pelekamon (Maltepe) savaşı, bizans imparatoru Andronikos III Palaiologos ile Orhan Beyin kuvvetleri arasında yapılan (mayıs 1329) savaş. Andronikos, Orhan Gazi tarafından kuşatılan İznik (Nikaia) şehrini kurtarmak için Pelekamon’a gelerek, Orhan Bey’in kardeşi Pazarlu Bey kumandasındaki türk kuvvetleriyle savaştı; fakat yenilerek İstanbul’a döndü. Bizans ordusu paniğe kapılarak bozuldu; birçok rum soylusu öldü. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEİA, PELEİAS, Pelekamon hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELEE dağı, Martinik’te volkanik doruk, adanın kuzey ucunda; 1 397 m. Pelee dağı 1792′de ve 1851-1852 yılları arasında birkaç defa püskürdü, nisan 1902′de yeniden canlandı ve 8 mayısta toprak üzerinde yuvarlanarak giden «kızgın bir bulut» Saint Piere’i yıktı. Hemen hemen katı haldeki lavların birikmesiyle doruk üzerinde meydana gelen sivri çıkıntılı kubbede kısa süre sonra çöktü. 1929-1932 Arası tekrar patlayan yanardağ gene kızgın bulutlar çıkardı ve eski doruktan 100 m kadar yüksek bir kubbe meydana geldi. Saint-Vincent kükürt ocağı ile Orta Amerika’daki bazı yanardağlarda da aynı zamanda püskürmeler kaydedildi. — Jeolojik. Pelee tipi yanardağ püskürmesi, hemen hemen katı halde bulunan ve hızla katılaşma özelliği gösteren lavın yer kabuğu içine sokulmasıyle nitelenen, lav yığınları ve şiddetli patlamalarla kızgın bulutlar oluşturan yanardağ püskürme tiplerinden biri. (Buharlar saydamsız ve koyu renklidir; volkan aygıtında kratersiz bir lav yığını vardır; bazen, Pelee dağında olduğu gibi, sivri bir lav doruğu da oluşur.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELEE dağı hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELE i. (fars. k.). Esk. Terazi kefesi. || Merdiven basamağı. || Çark dişi. (M) PELE (Edson AranteS do nasçimento,demir) PELE A i. Güney afrika antilobu. (Keçi antilop veya kaya antilobu da denen Pelea capreolus [Boer'ler rehbok derler] dağ keçisine benzeyen bir antiloptur; kılları boz ve yün gibi yumuşak, kulakları iridir. Dağlık bölgelerde yaşar.) [L] PELECANOIDES i. Siyah ve beyaz tüylü, tıknaz gövdeli küçük dalgıç kuşu; güney denizlerinde yaşar. (Pelecanoides’ler kanatlan zayıf olduğu için az uçar, fakat kolayca suya dalabilir. Fırtınakuşları takımının pelecanoididae familyasından.) [L] PELECiNUS i. Zoolv Tropikal Amerika’da yaşayan çok uzun karınlı ichneumon. (Zarkanatlıların ichneumonidae familyasından.) [E] PELECYPHORA i. Mamillaria’ya yakın kaktüs cinsi. (Meksika asıllı Pelecyphora aselliphormis limonluklarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.) [E] PELECYPODA çoğl. i. BAŞSIZLAR, IKl-ÇENETLİLER veya YASSISOLUNGAÇLILAR da denen yumuşakçalar sınıfı. (E) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELCL (Frantişek Martin), bohemyalı tarihçi ve filolog (Ruchnov 1734 – Prag 1801). 1792′de Prag üniversitesinde çek dili ve edebiyatı profesörüydü. XVIII. yy.ın en önemli bohemyalı tarihçiler indendir. Kurzgefasste Geschichte der Böhmen (özetlenmiş Bohemya Tarihi) [1774] adlı eseri, Pa-lacky’ye kadar bohemya tarihi üstüne en iyi eser olarak kaldı. Karel IV (1783-1784) ve Venceslav (1788-1790) üstüne monografiler de yayımladı. J. Dobrovsky ile birlikte Scriptores Rerum Bohemicarum (Bohemya Krallığı Yazarları) [1783-1784] adlı tarihî kaynaklarla ilgili eserin yayımlanmasında çalıştı. Ayrıca, 1457-1798 arasında çıkan çekçe kitapların bir katalogunu ve Dobrovsky ile birlikte Bohemya Dili GramerVm (1795) hazırladı. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELCL (Frantişek Martin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELAYO I (öl. Cangas 737), Asturia kralı. Asturia’ya sığınan Vizigotlar tarafından kral Seçildi, Covadonga’da Arapları yendi (718). Bu olay, «Reconquista»nın (yeniden fetih) başlangıcı sayılır. Birçok ispanyol yazarı, özellikle Lope de Vega (El Ultimo Goto [Sonuncu Got]) ve G. M. de Jovel-lanos, Pelayo’nun zaferi üstüne eserler verdiler. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAYO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELAT dağı, Fransa’da Güney Alpleri’nde (Basses-Alpes idare bölgesi) doruk, Allos geçiti ile Cayolle geçiti arasında; 3 053 m. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAT hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELAVICINO veya PALLAVICINO (Oberto, — markisi), italyan savaş adamı (Piacenza – öl. Gisalecchio, Pontremoli 1269). 1236′da Piacenza’dan sürgün edildi, Lunigiana’ya imparator naibi tayin edildi, kendine bağlı bir ordu meydana getirdi ve Cremona’da başhâkim (1250), sonra Del-la Torre ile birlikte Milano ortak senyörü (1260) oldu. Ele geçirdiği birçok şehri ölümünden önce kaybetti. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELAVICINO veya PALLAVICINO hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELASGİOTİS. Esk. coğ. Tesalya’da bölge, Peneios vadisinin güneyinde. (M) PELASGOS. Yun. mit. PelaSgos’lara adını veren kahraman. Arkadia’lılara göre Zeus ile Niobe’nin, Argos’lulara göre de Triopas ile Soisis’in oğlu. (L) PELASGOS’LAR yun. Pelasgoi. Esk. coğ. Eskiçağ insanlarına göre, Yunanistan’da ve komşu ülkelerde (Karia, Girit, Sicilya, Güney İtalya, Etruria) Yunanlıların gelmesinden önce yaşayan ilkel halk. Terim uzun süre Yunanlılardan önceki halkları ve Ho-meros’tan önceki Yunan medeniyetini belirtmek için kullanıldı. Aslında Pelasgos’-ların, özellikle Tesalya’nın bir kısmında yaşayan halk olduğu sanılır. — Leng. Pelasgos dili. Bazı çağdaş dilbilimciler (Georgiev, van VVindekens, Carnoy) tarafından, Ege bölgesinde helen devrinden önce konuşulan bir dile verilen isim. Yunanca’ya alt tabaka dili görevi yapan bu dil, yer isimlerinde ve mitolojideki özel isimlerde birçok iz bıraktı. (Pelasgoi, ön-hint-avrupa dili olarak kabul edilir; bu dil ile kelt ve italik dillerden önce konuşulan diller arasında bağlantı kurulmağa çalışıldı, özellikle özel, isimlerin etmoloji yorumlarına baş vuran bu sistem çok tartışılmıştır.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELASGİOTİS, PELASGOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PELARGONİK sıf. (fr. pelargonigue). Kim. Pelargonium roseum’un yapraklarında bulunan, CH3 (CH2)7C02H formülündeki bir yağ asidi için kullanılır. Eşanh NORMAL NONîLÎK, NONANOYİK. — ANSiKL. Pelargonik asit, hint yağının damıtma ürünü olan undesilenik asidin sodyum hidroksitle eritilmesinden veya oleik asidin permanganatla yükseltgenmesinden elde edilir. Pelargonik asit 254° C’ta kaynar; 12,5° C’ta ergir ve billûrlaşabilir. Etil esteri, iyi cins konyaklara koku vermekte kullanılan ve 227° C’ta kaynayan bir sıvıdır. (L) PELASGİA. Eski coğrafya. Kıta Yunanistanı’nın, Peloponneso’un ve Midilli adasının ilk adı; bu bölgelerde Pelasgoslar yaşardı. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PELARGONİK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKKANEN (Toivo), fince yazan finlandiyalı yazar (Kotka 1902-Kopenhag 1957). Metalürji işçisiydi; 1927′de roman yazmağa başladı ve 1932′de yayımladığı sosyal bir romanla ün kazandı: Tehtaan Varjossa (Fabrika Gölgesinde). O zamandan bu yana yazdıkları arasında Chmisten Kevat (Baharda İnsanlar) [1935], bir işçi grevinin romanı o-lan Muşta Hurmio (Finlandiya’nın Kıyılarında) [1938] anılmağa değer. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKKANEN (Toivo) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİT i. (pekitmek’teri). Heyk. Ayrı bir parçayı gerek sürekli olarak, gerek heykel yerine yerleştirilinceye kadar desteklemek İçin bir eserde bırakılan mermer veya taş çıkıntısı. (M) PEKİTME i. (pekitmekten pekit-me). Sağlamlaştırma, kuvvetlendirme. — Mim. Pekitme ayağı, payanda, destek, dayak.(M) PEKİTMEK geçi. f. (esk. türk. bekitmekten). Sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek, sertleştirmek. Esk. Tekit etmek. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİŞMEK geçz. f. (esk. türk. bekişmek’ten). Sert ve katı hale gelmek, sertleşmek, sağlamlaşmak. |j Sıkışmak, tıkanmak. Pekiştirmek geçi. f. Katılaştırmak, sertleştirmek. j| Sağlamlaştırmak. Esk. Tahkim etmek. (M) PEKİŞTİRME i. (pekiştirmek’ten pekiştirme). Sağlamlaştırma, sertleştirme. |J Sıkıştırma, tıkama. — Bayınd. Bk. ANS1KL. — Dil bil. Pekiştirme ünlüsü, pekiştirmeli kelimelerde anlamı kuvvetlendirmek için ortaya çıkan ünlü. (Güp-e-gündüz örneğindeki e ünlüsü gibi.) — ANSıKL. Bayınd. Ağırlık barajlarım, zemine derinlemesine gömülmüş Ön gerilmeli gergilerle pekiştirme tekniği, ilk defa Che-urfas barajında Andre Coyne tarafından uygulandı. Bu gergiler, barajda ve temel kayasında açılmış bir delik içine yerleştirilen, çok dayanıklı paralel çelik tellerden meydana gelmiştir. Gergiler, önce kaya içine enjekte edilen bir şerbetin donmasıyle kayaya bağlanır, sonra barajın tepe tacına dayanan hidrolik krikolarla gerilir. Daha sonra, kablonun başı tutturulur ve kablonun geçtiği delik katılaşan bir şerbetle doldurularak blokaj gerçekleştirilir. Korsika’daki Tol-la barajı gibi, önce çok ince olarak yapılan bazı kemer barajlar, sonradan mansap tarafından inşa edilen kalın bir kemerle pekiştirilmiştir. (ML) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME, hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİNUA i. (Pekin’den fr. pekinois). Zootekn. Cüce epanyöller grubundan süs köpeği. (Menşei çok eskilere varan Pekinua Î860′ta Çin’den İngiltere’ye getirildi; şimdi pek çok ülkeye yayılmış durumdadır. Başı iri, kafatası yassı, burnu çok kısa, gözleri çıkık, kulakları sarkık ve saçaklıdır; değişik renkte pek çok çeşidi vardır; bunlar evlerde beslenen sevimli köpeklerdir.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİNUA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEKİN Ördeği, çin asıllı ördek ırkı. (Başta Amerika olmak üzere her tarafta yaygındır. Amerika’da hem çiftliklerde, hem de özel yetiştirme yerlerinde büyük ölçüde yetiştirilir. Pekin ördeği kükürt sarısı renginde, dik duruşlu, dayanıklı, iri bir ördektir; eti’ ve yumurtası için yetiştirilir.) [L] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEKİN Ördeği hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar). — ÇEŞ. DEY. Pek başlı, inatçı. || Pek canlı, dayanıklı. || Pek gözlü, cesur, atılgan. |j Pek söylemek, yüksek sesle konuşmak. Kırıcı ve sert bir şekilde konuşmak. j| Pek tut- 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEJMÜRDE sıf. (fars. k.). Eski püskü, yırtık: ikinci defasında pejmürde kılıklı bir a-damcağız yanlarında idi (A.H, Tanpınar). || Perişan, dağınık: Beni kötrüm ve boş muhitimde I M er ar e timle unut; çünkü leng ü pejmürde I Nazarlarım seni maziye çekmek ister (Tevfik Fikret). || Solmuş: Pejmürde çiçeklere hitabeler (H. Z. Uşaklı-gil). — Esk. Pejmürde-hal, üstü başı perişan olan. || Pejmürde-kıyafet, kıyafeti pejmürde olan. j| Pejmürderuy, solgun yüzlü. (M) PEJORATİF sıf. ve i. (fr. pejoratif). Kendi anlamından ayrı olarak kötü bir anlamı da olan (kelime): Velet, ukalâ v.b. gibi. E-şanl. YERMELİ. (M) PEJUH i. (fars. pejühiden, sormak’tan pe-jüh). Esk. Araştırma. Pejuhende sıf. Esk. Gizli şeyleri araştırmayı seven. (M) PEJVİN sıf. (fars. pejvîn). Esk. Çirkin. II Kirli, pis. (M) PEK sıf. (esk. türk. bek, kuvvetli, sıkı’-dan). Sert, katı, sıkı: Hangi taş pekse, hemen vurmaya baksın başım (M. A. Ersoy). || Sağlam, dayanıklı. || Zf. Gereken, beklenen veya alışılmış olandan çok: Sahibi, pek sevimli, pek tatlı, pek güleryüzlü bir İranlı idi (Y.Z. Ortaç). Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar (N. Araz). Hattâ Eda hanımın sesine pek benziyordu (H.R. Gürpınar). 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEJMÜRDE,PEJUH hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 Peixoto, Brezilya’da (Minas Gerais) yer, Rio Grande kıyısında. 110 km uzunlukta bir alanı kaplayan ve 4 milyon metre küp-lük bir hazne meydana getiren önemli baraj. Hidroelektrik santral. (L) PEİXOTO (Floriano), brezilyalı mareşal ve devlet başkanı (Maceio, Alagoas 1842— Rio de Janeiro 1895). 1889′da, Pedro II’-yi ülkeden uzaklaştıran devrim sırasında generaldi, sonra harbiye nazırı, Kurucu mecliste milletvekili ve cumhurbaşkanı yardımcısı oldu (1891). Fonseca’nın başarısız hükümet darbesi üzerine cumhurbaşkanı seçildi (1891), Î894′e kadar süren bu görev döneminde Sık sık patlak veren ayaklanmaları bastırmak zorunda kaldı. (L) PEiXOTO (Julio Afranio), brezilyalı yazar (Lehzois, Bahia 1876 – Rio de Janeiro 1947). Bahia eyaletinin bölgesel romanasıydı; A Esfinge (1911), Bugrinha (1922) v.b. romanlarında modernizm’e karşı olduğu görülür. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peixoto hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİTHON, Büyük İskender’in generallerinden (öl. M.ö. 316). iskender’in ölümünden sonra Media’yı yönetti ve Antigonos tarafından öldürüldü. — Büyük iskender’in subaylarından (öl. Gara M.ö. 312). Hindistan satrabı oldu. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİTHON hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİSİSTRATOS, atinalı tiran (M.ö. 600-527). Hayat hikâyesi efsanelerle karışıktır. Megarahları yendi ve Diakreia veya Diak-ria çoban ve oduncularının meydana getirdiği halkçı dağ partisinin başına geçti. Diktatör olmasından korkan Solon’un muhalefetine rağmen kişisel bir muhafız birliği kurdu. Buna dayanarak 560′ta Akropo-lis’i ve iktidarı ele geçirmeyi başardı. Bir veya iki sürgün devresinin dışında iktidarı elinde tuttu ve siyasî düşmanlarının çokluğuna rağmen bu iktidarı gitgide sağlamlaştırmayı başardı. Solon’un sosyal reformlarını muhafaza etti, soylulardan müsadere edilen sürülmemiş topraklan dağıtarak araziyi parçalara ayırdı, zeytinciliği teşvik etti. Trakya ve Çanakkale’ye (Hellespontos) uzandı, Troas’ta Yenişehir’i (Sigeion) işgal etti ve öteki tiranları destekledi. Düşmanlarının geçimsizliklerinden yararlanmasını bildi ve hattâ evlenme yoiuyîe bir süre için Alkmeon’cularla uzlaştı. Kuvvet kullanarak çeşitli hizipleri ortadan kaldırdı ve Atina, onun uranlığı sırasında ilk vergi sistemi ve altın çağını yaşadı, başkent oldu, vergi sistemi ve sağlam maliyesi sayesinde çeşitli anıtlara (Enneakrunos, Hekatompedon, Olympieion, Eleusis Telesterion’a) kavuştu, ayrıca Peisistratos Homeros devrinin bütün eserlerini biraraya getirerek şehirde ilk genel kütüphaneyi açtı. Peisistratos zamanında bayramlar, şenlikler göz kamaştırıcı bir şekilde yapılırdı. Oğulları (Hippias ve Hip-parkhos) babalarının eserini devam ettiremediler. Peisistratos’un başlattığı kalkınmayı tamamlayan, VI, yy.ın sonunda Kleisthenes oldu. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİSİSTRATOS hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİRESKİOPSİS i. Yapraklarını dökmeyen kaktüs. (Meksika asıllı Peireskiopsis spathulata, peireskia gibi yetiştirilen bir ağaçcıktır.) [L] PEİRİTHUS veya PEİRİTHOOS lat. Pirithous. Yun. mit. Tesalyalı kahraman, Zeus’un veya lksionos’un oğlu, Lapithes’lerin başlıca önderlerinden biri ve Theseus’un dostuydu. Kentauros’ların karşı koymasına rağmen, Hippodameia ile evlenmeyi başardı; ama. düğününde şiddetli bir çatışma Kentauros’larla Lapithes’leri karşı karşıya getirdi. Theseus ile birlikte Cehennem’e gitti. (L) PEİSANDROS, rodoslu yunan destan şairi (M.ö. VII. veya VI. yy.). Herakles’in yaptıklarını anlatan büyük bir destan yazdı: Herakleia. Bu eserden bazı parçalar kalmıştır. (l) PEİSİDİA. Esk. coğ. Anadolu’da (Frigya-Pisidia sınır bölgesinde) şehir. Hoyran gölünün kuzeyindeki Gündanlı’da bulunan bir yazıtta adına rastlanır. Henüz bir araştırma yapılmamakla birlikte şehrin Hoyran gölünün batısındaki Pisa’da yer aldığı sanılıyor. (M) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de), fransız bilgini (Belgentier, Provence 1580 -Aixen-Provence 1637). Astronomiyle ilgilendi, Orion bulutsusunu buldu ve Ay’ın haritasını yapmağa çalıştı. (L) PEİRESKİA i. (Nicolas Claude Fabri de Peiresc’in adından). Güney Amerika’da ve Antiller’de yetişen kaktüs. (Peireskia acu-leata [Barbades frenküzümü] limonluklarda süs için yetiştirilir. Peireskiopsis gibi bunun da gerçek yaprakları vardır.) [l] 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 07 Mayıs 2009 Peirene çeşmesi. Esk. Yun. Eskiden Akrokorinthos’un tepesinden fışkıran kaynak. Kayanın alt yanından da Aşağı Peirene a-kardı. Korinthosiular bu kaynağı Akhe-loos’un kızı ve bir tanrıça olarak kabul ettiler. Pegagos buradan su içmişti. Aşağıdaki kaynak Arkaik çağda Herodes Atticus tarafından düzenlendi ve superileri çeşmesiy-le süslendi. Bu kaynaktan bugün de su akmaktadır. (L) 07 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa Peirene çeşmesi hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEİRE CARDENAL, trubadur (Le Puy 1210′a doğr. – öl. XIII. yy. sonlarına doğr.). Ortaçağın en aydın ahlâkçılarından ve en sert yergi şairlerinden biriydi. Günümüze kadar kalan yetmişe yakın sirventes’inde, fransız zulmüne ve ahlâksız din adamlarına şiddetle çatar. (L) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRE CARDENAL hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEİRCE (James Mills), amerikalı matematikçi (Cambridge, Massachusetts 1834 – öl. 1906). 1853′te Harvard’ı bitirdi. 1861′de bu üniversitenin Matematik bölümünde yardımcı profesör olarak çalışmağa başladı. 1869′da profesör oldu. Başlıca eserleri: Texbook of Analytic Geometry (Analitik Geometri Dersleri) [1857], Three and Four Place Tables of Logarithmic and Trigono-metric Functions (Logaritmik ve Trigonometrik Fonksiyonların Üç ve Dört Haneli Cetvelleri) [1871]; The Element s of Loğa-, rithms (Logaritmanın Unsurları) [1874]; Mathematical Tables, Chiefly to Four Fi-gures (Dört Rakamlı Matematik Cetveller) [1879]. (M) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (James Mills) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEİRCE (George James), amerikalı botanikçi (Manila, Filipin adaları 1868). 1890′-da Harvard’daki Lawrence Bilim okulunu bitirdi. 1897-1900 Arasında yardımcı profesör, 1900′den sonra da profesör oldu. 1910-1911 Arasında Adalet bakanlığının özel memuru olarak dumanın bitkiler üzerindeki etkisini araştırdı. Textbook of Plant Physi-ology (Bitki Fizyolojisi Ders Kitabı) [1903] ve Physiology of Plants (Bitki Fizyolojisi) [1925] gibi eserleri vardır. (M) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (George James) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEİRCE (Charles Sanders), amerikan filozofu ve bilgini (Cambridge, Massachusetts 1839 – Milford, Pennsylvania 1914). özellikle kimya ve mekanik bilimlerle uğraştı. Harvard üniversitesinde (1903) ve Lowell enstitüsünde (1903-1904) öğretim görevlisi oldu. Babası Benjamin Peirce’in Linear Associative Algebra’sim (Katılmalı Çizgisel Cebir) büyük ölçüde genişleterek bastırdı (1882), John Hopkins üniversitesi üyelerinin Studies in Logis’ini (Mantık İncelemeleri) yayımladı (1889). Fikirlerimizi Nasıl Anlaşılır Hale Getirmeli? başlıklı bir makalesi (1878) pragmatizmin doğuşuna vol açtı. (L) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Charles Sanders) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEİRCE (Benjamin), amerikalı matematikçi (Salem, Massachusetts 1809 – Cambridge, Massachusetts 1880). 1883′te matematik ve tabiat felsefesi profesörü oldu. 1842′-de Perkins kürsüsünde matematik ve astronomi dersleri vermeğe başladı, ölümüne kadar da bu görevde kaldı. 1867-1874. Arasında A.B.D. Kıyı Araştırmaları derneğinin başkanlığını yaptı; 1870′teki güneş tutulmasını incelemek üzere, Sicilya’ya bir inceleme gezisi düzenledi. 1855′te Albany’de, Dudley rasathanesinin kurulmasına yardım etti. Harvard’taki rasathane de onun ça-balarıyle kuruldu, üniversitelerde alışılmışın dışında birçok matematik kitabı hazırladı, öğretim metotlarını olumlu yönde etkiledi. Astronomi ve matematik konularındaki makaleleri bilim açısından son derece değerlidir: Analytic Mechanics (Analitik Mekanik) [1855]; Linear Associative Algebra (Katılmalı Çizgisel Cebir) [1870]. (M) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİRCE (Benjamin) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEİNE, Almanya’da (Batı Almanya, Aşağı Saksonya) şehir, Hannover ile Braunsch-weig arasında, Mittellandkanaî kıyısında; 29 700 nüf. Bir demir madeni yatağı yakınında küçük demir sanayii merkezi. Ayakkabı sanayii. (L) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİNE hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEİPİNG veya PEYPİNG («kuzey barışı»), Guomingdang hükümetinin Çin’in başkentini Nankin’e naklettiği dönemde (1928 -1949) Pekin’e verdiği ad. (L) PEİRAİUS. Bk. PİRE. 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEİPİNG hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEHRİZ i. Bk. PERHİZ. PEİGNfi (Paul), fransız generali (Paris 1841 – ay.y. 1919). fecole Polytechnique’i bitirdi. 1870-1871 Savaşlarına katıldı ve Metz’in teslimine karşı bir protesto hareketine önayak oldu. Saint-Cyr okulunda topografya öğretmenliği yaptı (1873-1876). Adını taşıyan portatif bir pusula icat etti. Sonra, topçuluk alanında çeşitli teknik ilerlemelere öncülük etti ve özellikle demiryolu topçu birliklerinin kurulmasında önemli rol oynadı. (L) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHRİZ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEHPEH tini. (fars. pehpeh). Alay yollu kullanılan beğenme ve övgü sözü. (M) PEHPEHLEMEK geçi. f. (pehpeh’den peh-peh-le-mek). Bir kimseyi yüzüne karşı övmek. Bk. POHPOHLAMAK. (M) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHPEH, PEHPEHLEMEK hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 06 Mayıs 2009 PEHLÜ i. (fars. pehlü). Esk. Yan taraf: Mader vererek sana nevale ! Pehlûsunu etmiyor mu sana baliş (Muallim Naci). |j Pehlû-be-pehlû, yan yâna. j| Pehlû-büzürg, yanında çok kimseler bulunan, soylu kişi. |J Pehlû-dar, yardımcı. (M) PEHN veya PEHNA sıf. (fars, pehn, pehnâ). Esk. Enli, geniş: Uyur fikr-i beşer, tıfl-ı muazzeb I Uyur hatta şu pehna-yı mü-kevkeb (Tevfik Fikret). Bir resm ederdi teşkil gayet bülend ü pehna (Recaizade Ekrem). JJ i. Genişlik, enlilik. J| Pehna-ver, geniş. Soluk. (M) 06 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLÜ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Mayıs 2009 PEHLİVAN i. (fars. pehlevân’âan). Güreşçi: Daha ziyade güreş meydanından çekildikten sonra, kendini yemeğe içmeğe veren bir pehlivan eskisine benziyordu (H. E. A-dıvar). önce bir Yahya Efendiye, bir de pehlivana bakarak: «Hangi cüssen ile güreşeceksin”?» diye ima etmek istemiş (N. Araz). || Mec. Iriyarı ve güçlü kimse. |j Pehlivanlar kahvesi, eski güreşçilerin devam ettiği kahvelere verilen ad. || Pehlivan tekkesi, güreş talimhanesi. || Pehlivan yakısı, sert yakı. — DEY. Yalancı pehlivan. Bk. YALANCI. — Ask. Esk. Ok atmakta usta olan kemankeş. (Eskiden yapılan ok atımı eğitimlerinde başarı göstererek usta olanlara pehlivan denirdi.) Pehlivanane zf. Esk. Pehlivan gibi. || Mec. Yiğitçesine. Pehlivanı i. Esk. Pehlivanlık. (M) PEHLİVAN (Nusrettin ebu Cafer Muhammed), azerbaycan atabeki (öl. Rey 1186). Atabek lldeniz’in oğlu. Üvey ağabeyi olan Arslan Şahın başa geçmesi sırasında çıkan mücadelelerde Selçuklu beylerini yenerek büyük ün kazandı (1160). Bir süre sonra Meraga emîri Arslan Aba’nın desteğiyle yeniden ayaklanan selçuklu beyleri Pehlivan’ ın kumandasındaki orduyu yendiler (1161). Fakat bu yenilgi Arslan Şahın ve Pehli-van’ın durumunu sarsmadı. Rey hâkimi İnanç Beyin harizmşah hükümdarı II Arslan’ın yanına kaçması üzerine Rey şehri Pehlivan’a verildi (1167). Bir yıl sonra Arslan Aba yeniden isyan etti; fakat Pehlivan’a gene yenildi. Gürcistan’a akınlarda bulunan Pehlivan, lldeniz’in ölümü üzerine Nahçivan’a giderek atabek oldu (1175). Arslan Şah onun atabekliğini kabul etmedi ve Arran ile Azerbaycan’ı onun elinden almak için harekete geçti. Fakat yolda hastalandı ve geri döndü. Kısa bir süre sonra öldü (1177). Pehlivan onun yerine oğlu Tuğrul’u tahta geçirdi. Arslan Şahın kardeşi Muhammed, Tuğrul üstüne yürüdü; fakat Pehlivan tarafından yenilgiye uğratıldı ve atabek Zengi’ye sığındı. Pehlivan, Zengi’ den Muhammed’in kendisine teslimini istedi. Zengi tek başına onunla savaşmayı göze alamadığı için Muhammed’i teslim etti. Muhammedi Sedcihan kalesine kapatıldı ve o-rada öldü. Bu sırada Cezire ve Kuzey Ana-dolu Saîâhaddin Eyyubî’nin eline geçti (1182). Pehlivan, onun bir gün seiçuklu ülkesine saldıracağını düşünerek savunma hazırlıklarına girişti. Bu sırada hastalanarak öldü, (M) PEHLİVANİYE, Osmanlı devleti zamanında (XV. yy.) Niğde’ye verilen ad. Bk. niğde. [M] PEHLİVANKÖY, Marmara bölgesinde (Ergene bölümü, Kırklareli ili) ilçe merkezi kasaba; 3 155 nüf. (1970). 11 merkezinin 64 km güneyinde, düz bir kesimde kurulmuştur. 1958′de üçe merkezi oldu. Yeni işletmeye açılan ve Yunanistan topraklarından geçmeden Edirne’ye ulaşan bir demiryolu Pehlivanköy’den geçer, — Pehlivanköy ilçesi, 8 198 nüf. (1970); 114 km2; tek bucak içinde 8 köy. Tahıl, şeker pancarı, ayçiçeği, kavun ve karpuz üretimi. (M) PEHLİVANLIK i. (pehlivan’dan pehlivanlık). Pehlivan olma hali, güreşçilik, ij Mec. Güçlülük. (M) 05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLİVAN hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Mayıs 2009 PEHLEVI (Rıza Şah), İran şahı (Savad Kûh, Mazenderan 1878-Johannesburg, Güney Afrika 1944). Babası subaydı. 23 Yaşında bir kazak tugayına katıldı. O zamanlar Rıza Han adiyle anılıyordu. Kısa zamanda yüksek rütbelere terfi etti. 1921′de bir kazak alayını İran hükümetine karşı ayaklandırdı ve başkent Tahran’ı ele geçirerek yeni kurulan hükümette savaş bakanı oldu. 1923′-te başbakanlığa getirildi, ama asıl yönetim de kendi elindeydi. Kaçar hanedanının son temsilcisi Ahmed Şahı (Ahmed Mirza) sürgüne yolladı. 16 Aralık 1925′te Rıza Han, Rıza Şah Pehlevi adiyle tahta çıktı. Bundan sonraki 16 yıl içinde İran’ı sanayileştirmek ve modernleştirmek için çok çalıştı. Ama toprak köylüsünü yoksul durumdan kurtaramadığı gibi, ülkesini de tam bir diktatör gibi yönetti. Kabile şeflerinin ayaklanmalarını bastırdı; laik kanunlar çıkardı; yıllık gelirini arttırdı; kadınların çeşitli haklar elde etmelerini ve daha ileri bir öğrenim görmelerini sağladı; Trans-lran demiryolunu yaptırdı. İkinci Dünya savaşında alman örneğine dayanan bir siyaset takip etmesi, sovyet ve ingiliz birliklerinin İran’ı işgal etmesine yol açtı. 16 Eylül 1941′de, oğlu Muhammed Rıza Şah Pehlevi lehine, tahtından feragat etmek zorunda bırakıldı. Sürgünde öldü. (M) 05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVI (Rıza Şah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Mayıs 2009 PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah), İran şahı (Tahran 1919). Rıza Şah Pehlevi’nin en büyük oğlu. Asıl adı Şapur Muham-med’dir. İsviçre’de ve Tahran Subay kolejinde okudu. Ayrıca babası tarafından bir yönetici olarak yetiştirildi. 1941′de İran’ın Ruslar ve ingilizler tarafından işgali sonunda, Rıza Şah tahttan inmek zorunda bırakılınca, 21 yaşındaki Şapur Muhammed, aynı yılın 27 eylülünde Muhammed Rıza Şah adiyle tahta çıktı. İkinci Dünya savaşında müttefiklerin bazı konferanslarına katıldı. Savaştan sonraki dönemde sık sık batı ülkelerini ziyaret etti. Hür dünya düşüncesini savunuyordu ve komünizme karşıydı, 1946′da Tebriz’e iran birlikleri sokarak bölgede kurulan sovyet taraftan «muhtar» devletlerin yıkılmasına yol açtı. Rıza Şahın temelini attığı demokratik hükümet şekli de savaştan sonra yeniden canlandı. 1952′de başbakan Dr. Muhammed Musaddık yetkilerini genişletti ve şahı gözden düşürücü bazı eylemlere girişti, ülkenin siyasî ve iktisadî bir buhrana sürüklenmesi üzerine şah 13 ağustos 1953′te Musad-dık’ı azleden bir ferman çıkardı, kendisi de Roma’ya kaçtı. Monarşi taraftarları Musaddık rejimini devirdikten sonra yurda dönen şah (22 ağustos) büyük bir törenle karşılandı. Bundan sonra yönetime daha dolaysız bir biçimde katıldı. Bazı sosyal ve iktisadî reformlar yaptı. Topraksız köylülere hazine topraklarının bir kısmını dağıttı. İran geleneklerinin erkek vârise verdikleri önem, şahın özel hayatını etkiledi: 1948′de Mısır kralı Faruk’un kızkardeşi prenses Fevziye’den erkek çocuğu olmadığı için dokuz yıllık bir evlilikten sonra ayrıldı. (Fevziye’den yalnız bir kızı olmuştu.) Bundan sonra hem iran hem alman kanı taşıyan Süreyya isfendiyari ile evlendi (1951-1958), fakat çocukları olmadı. 1959′d a Şah, Farah Diba ile evlendi. Bu evlilikten 31 ekim 1960′ ta bir erkek çocuk dünyaya geldi. Daha sonra üç çocuğu daha oldu. Şah, 1960′tan bu yana birtakım iktisadî, sosyal reformlar ve eğitim reformları yaparak iktidarını sağlamlaştırdı (okuma-yazma siyaseti). 1965 Nisanında bir suikastten kurtuldu. Fransa ve sosyalist ülkelere yakınlaşmak suretiyle A.B.D.’ye karşı oldukça bağımsız bir siyaset takip etti. 1965 Eylülünde, Tahran’da cehalete karşı bir dünya konferansı düzenledi. 1967′de veliaht sahibi İran hükümdarlarına verilen şehinşah unvanını kazandı. 1971′de düzenlediği bir törenle İran devletinin kuruluşunun 2500. yıldönümü kutlandı. (ML) 05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Mayıs 2009 PEHLEVİ i. (fars. pehlev, şehir’den peh-levî, şehirli). İran’da Isfahan ve dolayları halkına verilen ad. || Bu halkın konuştuğu dil. — Leng. Pehlevi dili, aram alfabesinden alınan bir yarıyle yazılan, Orta Farsça veya Parthçaya verilen ad. Leng. Pehlevi dili, hint-avrupa dillerindendir. Bugünkü Farsçanın ana kaynağıdır. Sasanîler zamanında bütün kâtipler bu dili kullanır, sikkelerin üzerine çekilen ibareler bu dille yazılırdı. Zerdüşt dininde yapılan bütün törenlerde bu dil konuşulurdu. Pehlevî dilini, eskiden parth denen İranlılar (Farslar, Parslar) bu dili konuştukları için buna parth dili de denirdi, islâm dininin iran’da yerleşmesinden sonra pehlevî dili birtakım değişikliklere uğradı. Zerdüşt dinine bağlı toplulukların bu dille yazılı edebiyat ürünleri vardır. Pehîevî yazısı çok belirsiz olduğundan Par-sîler kolaylık olması için genellikle pehlevî dilindeki metinleri daha açık yazılarla yeniden yazdılar: avesta yazısıyle yapılan transkripsiyona pazand veya pazend denir; iran alfabesiyle yazılan transkripsîyonuyse parsı diye nitelenir. Sıf. İran’da Rıza Şah tarafından kurulmuş olan hanedanla ilgili. (LM) PEHLEVI veya BENDER PEHLEVI, esk. Enzeli, İran’da (V. eyalet) liman şehri, Hazar denizi kıyısında; 37 500 nüf. Pehlevi hem bir deniz üssü, hem bir sayfiye yeri, hem de havyar elde edilen bir balıkçı merkezidir. Reşt’e bağlı olan ticareti S.S.C.B. ile yapılır. (L) 05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHLEVİ hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Mayıs 2009 PEHENGIR i. (fars, pehngtr’dm) Marang. Tahtanın enini düzeltmeğe yarayan doğramacı âleti. (Ağacı inceltmede kullanılan çıkrıkçı aracına da bu ad verilir. Mehengir, pelengir de denir.) [M] PEHLE i. (fars. pehlü’dan). Esk. Yan, yan taraf.
— Taşçılık. Mezar sandukalarının yan taraflarındaki taşlara verilen ad. (Mezarların üzerine konulan taşların ölçüsünde, kapak taşından daha büyük, yassı ve kalın taşlara da «pehle» denir.) [M] 05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEHENGIR hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Mayıs 2009 PEGU YOMA, Birmanya’da kütle, lıava-di ile Sittang arasında. Meşe ormanlarıyle kaplı olan Pegu Yoma, bugünkü görünüşünü bir kıvrılma ve daha sonraki bir tektonik gençleşme sonunda kazandı; gençleşme sonunda meydana gelen çoğu yanardağın (Popa dağı, yaklş. 1 500 m) kraterinde göller vardır. Kuzeybatıda petrol, Wuntha bölgesinde yeşim taşı çıkarılır. (L) 05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGU YOMA hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.| Tarih 05 Mayıs 2009 PEGUY (Charles), fransız yazarı (Orleans 1873-Villeroy, Neufmontiersles-Meaux yakınları, Seine-et-Marne 1914), Bir marangozun oğluydu. Babasını çok küçükken kaybetti. İlkokulda öğretmenlerin dikkatini çekti. Orlöans lisesinde burslu olarak okudu. Yüksek öğretmen okulunda (ficole Normale Superieure) Bergson’un derslerini izledi. Jaures’e cephe aldı, Cahiers de la Quinzaine’i kurdu ve bu dergide bilimsel sosyalizme, Jaures’in «politik acı» sosyalizmine ve özellikle de Sorbonne üniversitesinde hâkim olan pozitivist ve laik düşünceye karşı savaş açtı. 1905 Olayları ve Almanlarla Fransızlar arasında gittikçe artan çatışma ihtimali karşısında Barres’inkini hatırlatan bir milliyetçiliği benimsedi. Bir yandan da Bergson’un etkisiyle kalıplaşmış düşüncelere karşı mücadele ediyordu. Yaradılıştan mistik olan PĞguy, 1908′de Katolikliği kabul etti. 5 Eylül 1914′te Marne karşı saldırısının başlarında vurularak öldü. Eserleri sistematik bir tahlilden çok sürekli şekilde tekrarlanan bir düşünceye dayanır; XX. yy.ın ilk yıllarında fransız spi-ritüalizminin yeniden doğuşunu temsil eder. Bazen yanlış yansıtılan etkisi ölümünden sonra daha sürekli bir biçimde kendini duyurdu; özellikle Emmanuel Mounier’yi etkiledi. Eserlerinin tümü önce Cahiers de la Quinzaine’de yayımlandı. Politik ve sosyal konulara değinen Siîuations (Durumlar) [1906-1907] ve ölümünden sonra yayımlanan Clio’da. yazar aydın çevreye çatar. Dreyfus’çülükten Hıristiyanlığa geçişini Nötre Jeunesse (Gençliğimiz) [1910] ve Victor Marie, Comte Fugo’da. (1911) ele alır ve savunur. Hayatının son döneminde yazdığı en anlamlı eserler Note sur M. Bergson et la Philosophie Bergsonienne (Bergson ve Bergson Felsefesi Üstüne Notlar) [1914], Note Conjointe sur Af. Descartes et La Philosophie C’artesienne’dir (Descartes ve Felsefesi Üstüne Tek Not). 1909-1913 Arasında yazdığı manzum eserleri Le Porche du Myst&re de la Deuxieme Vertu (İkinci Erdemin Sır Kapısı) [1911], Le Mystere des Saints tnnocents (Aziz Innocentius’lar Mis-teri) [1912], La Tapisserie de Sainte Ge-nevikve et de Jeanne d’Arc (Azize Genevie-ve ve Jeanne d’Arc Duvar Halısı) [1912], La Tapisserie De Notre-Dame (Notre-Da-me Duvar Halısı) [1913], Eve’dh (Havva) [1913]. Le Mystere De La Charite De Jeanne d’Arc (Jeanne d’Arc’ın iyilikseverliğinin Sırrı) [1910] adlı manzum dramı, ilk dramı olan Jeanne d’Arc ile, Peguy’nin mistisizminin en geçerli örnekleridir. Hümanist kültürle yetişmiş bir polemikçi olan Peguy’nin üslûbu latin yazarlığının dengeli üslûbunu, Corneille ve Hugo’nun uyumlu mısralarını hatırlatır. (LM) 05 Mayıs 2009 tarihinden eklenen bu sayfa PEGUY (Charles) hakkında ansiklopedik bilgi niteliğindedir. Yazının tümünü görüntülemek için başlığa tıklayınız. Etiketlere tıklayarak ilgili diğer yazılara ulaşabilirsiniz.|
2. Ettirgenlik eki olma ve yapma anlatımı taşıyan fiil kök ve gövdelerine gelerek oldurma ve yaptırma anlatımı veren fiiller yapar; bir başka deyişle geçişsiz fiilleri geçişli duruma getirir: piş-mek > piş-i-r-mek; düş-mek > düş-ü-r-mek; yat-mak > yat-ı-r-mak v.b. (M)Forex ve Döviz Piyasaları
Yatırım, hedging, spekülasyon amacıyla yapılan hareketlerin gerçekleştiği döviz piyasaları 24 saat açıktır. Açılış Sidney ve Tokyo’da olur, Hong Kong ve Singapur, Bahreyn ile sürer Avrupa piyasalarına geçer. Frankfurt, Zürih, Londra’dan New York, Chicago piyasalarına ve Los Angeles ve San Fransisco’ya devam eder. İşlem hacmi, dünya ticaret hacminin 50 katından fazladır. İşlemlerde ağırlık Amerikan doları ve Alman markı, Amerikan doları ve yen üzerindedir. Günlük işlem hacmi, milyar dolar temelinde en fazla İngiltere, ABD, Japonya, Singapur’dadır.
Döviz, dar anlamda (çek, poliçe gibi) yabancı parayı temsil eden belgeler. Türkçede yabancı ülkelerin paralarına döviz denmektedir. Herhangi bir ülkenin parasının, başka bir ülkenin (veya ülkelerin) parasına dönüştürülmesiyle ilgili işlemlere de döviz işlemi veya kambiyo işlemi denir. Döviz kelimesi dilimize Fransızca’daki deviseden geçmiştir. Genel olarak döviz dendiğinde milletlerarası ödemelerde kullanılan ödeme araçlarının tamamı ifade edilir.
Para ve döviz piyasaları, dünya coğrafyasının zaman dilimine göre yapıldığından işlemlerde işlem tarihiyle teslim tarihi (valör) farklıdır. Döviz ticareti fiziki değil, muhabir hesaplar üzerinden olur. Teslimatlar işlem gününden iki gün sonradır. Örneğin, Amerika’dan getirteceğim bir mal için x dolara ihtiyacım var. Bankamı arar, kuru sorarım. Banka, alış ve satış rakamı verir. Bu fiyatlar bankanın yabancı parayı alış ve satış rakamlarıdır. Banka, iki işgünü sonra x doları kredi eder, yani çekme izni verir, hesabımdan satış rakamı olan YTL’yi düşer.
Merkez Bankası, banknot ihraç eden, hükümetin para ve kredi politikasını yürüten, veznedarlık görevini üstlenmis ve devletin iktisadi ve mali danışmanlığını yapan bağımsız bir ekonomik kurumdur. Kağıt para (banknot) basma tekelini elinde bulundurur ve bu yetkiye istinaden bağımız olarak para politikasını belirler. Ayrıca Hazine Müsteşarlığı’na bağlı olan Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’nce basılan madeni paraların tedavülü de Merkez Bankası’nca sağlanmaktadır. Merkez Bankası Elektronik Fon Transferi EFT, Elektronik Menkul Kıymet Transferi EMKT sistemlerinin Türkiye’deki sahibi olup[2], Tüm Dünya Bankalararası Mali İletişim Topluluğu’in (Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication – SWIFT) Türkiye ayağını yürütmektedir[3]. Banka büyük Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS) olarak adlandırılan büyük bir veri tabanına sahiptir. Bu veri tabanındaki bilgiler İngilizce ve Türkçe olarak kullanıcıların hizmetine açılmıştır.
Vikipedi, özgür ansiklopediPRİTSAK (Omelian)
Başlıca eserleri: Die Bıdgarische Fürstenliste und die Sprache der Protobulgaren (Bulgar Prenslerinin Listesi ve Protobulgarların Dili) [1955]; Fundamenta l’de Das Altaitürkische (Altay Türkçesi), Das Karatschaische und Kalkarische (Karaçayca ve Balkarca), Das Karaimische (Karaimce), Das Kiptschaikische (Kıpçakça), Das Neuuigurische (Yeni Uygurca) adlı araştırmaları (1959) v.d. (L)POUND
— Metrol. İngilizlerin kullandığı temel kütle birimi (sembolü: lb).
— Ansikl. Pound veya türkçedeki karşılığıyle libre, temel kütle birimi olarak kabul edilir; çünkü öbür birimler, az veya çok karışık oranlarla bu birimden türemiştir. 1 Pound, «İmperial Standart Pound» denilen platinden bir ölçeğin kütlesidir ve 0,453 592 43 kg değerindedir. (L)POPPE (Nicholas)
POMAKLAR
XIX. yy.da Pomakların yaşadığı bölgeler Rodoplar ile Doğu makedonya arasındaydı. POMAK
Polonyalı ve Türk Dilbilimcileri ve Çevirmenleri I. Kongresi
Kongre katılımcıları, bu insiyatif geliştiği ölçüde aslen bütünleşme, kültürler arası diyalog ve anlaşma süreçlerine katkı sağlayacağına samimi olarak inanmakta olduklarını beyan ederler.
- Edebiyat yapıtlarının çevirisi alanında belirleyici olmaları gereken unsurlar aşağıdaki gibidir:
Ancak şunu da dikkate almak gerekir ki; bazı yüksek okullar (örneğin Lodz Film, Televizyon ve Tiyatro Devlet Yüksek Okulu ya da sanat ve tıp eğitimi veren bazı okullar) eğitim maliyetinin yüksek oluşundan ötürü burslu öğrenci kabul etmemektedirler.PHALAKRON,PHALANGARKHES
PHALANGARKHES i. (yun. phalanks, mızraklı alay ve arkhos, önder’den). Esk. Yun. Phalanks kumandanı. (L)PETiS DE LA CROİX (François)
PETERS (Christian Henry Frederick)
PENT ATOM,PENTATONIK
PENDA
PENÇİK
Halikarnassos
PENAY GONİ (Antonio)
PENAUD (Alphonse)
Kauçuktan, küçük motorlar yaptı, hücum açısı ve kuyruğun emniyeti üstünde durarak, uçağın kararlılık şartlarını aydınlattı. 1874′te birkaç metre uçabilen küçük bir mekanik kuş yaptı, uzun ve gövdesi genişleyebilen kablo ile bağlı balon projesini ortaya attı. 1876′da, havalanmayı başaran ilk uçakların özelliklerine benzeyen pervaneli biı âletin patentini aldı. Projelerini gerçekleştirmek için kendisine yardım edecek kimseler bulamadı. Otuz yaşında intihar etti. (L)PENAS, PENATES
PENARROYA-PUEBLONUEVO
PENANG
PELSENEER (Paul)
PELOUSE, PELOUZE
PELOR, PELORİA, PELORİTANİ, PELORİZM
PELOPS
PELLİOT (Paul)
Soğdca Orta Asya’da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil.PELLİ, PELLİONELLA, PELLİONİA
— ANSiKL. Pellionia’mn çiçekleri iki evcikli, yaprakları kısa bir sapın ucunda çifttir. Asya’nın tropikal bölgelerinde yirmi beş kadar türü yetişir. Çinhindi’nde yetişen iki türü limonluklarda sarmaşık gibi yetiştirilir. (L)PELLİCO (Silvio)
Zengin bir ailenin yanında eğitmen oldu. Madam de Stael, Schlegel, Thorvaldsen ve Francesca da Rimini’yi İngilizceye çeviren Byron ile tanıştı. Milano’da çıkan İl Conciliatore gazetesinde romantizm üstüne birkaç makale yazdı. Carbonaro olabilmek için hangi şartları yerine getirmek gerektiğini soran bir mektubu postaya vermek ihtiyatsızlığında bulundu. Bu yüzden tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı (1820). 1822′de cezası on beş yıl ağır hapse çevrildi. Bu cezayı Spielberg’teki Brno hapishanesinde çekti. 1830′da aftan yararlandı, Torino’ya yerleşti. Le Mie PrigionVyi (Hapisteki Hayatım) [1832] yayımladı. Hapiste çektiği acıları dile getiren eserde, gençliğindeki hıristiyan inançlarına döndüğünü açıklar. O zamandan sonra liberal hareketler ve yurtseverlik hareketlerine karışmadı. Hayatının son yıllarında, Torino’da marki Barolo’nun yanında kütüphane memuru olarak çalıştı. (L)PELLİCAN, PELLİCİER
PELLİA, PELLİBRANCHİATA
PELLEW (Edward)
PELLETİER
PELLETİER (Pierre Joseph), fransız eczacısı (Paris 1788 – Clichy-la-Garenne, Seine 1842). Bertrand Pelletier’nin oğlu. Paris Yüksek Eczacılık okulunda tabiat tarihi profesörü (1825). önce reçineleri inceledi, 1817′de ipeka kökünden daha sonra «emetin» adiyle tanınan kusturucu maddeyi elde etti. Kolesterol üstündeki çalışmaları, Caventon ile verimli bir işbirîiğin başlangıcı oldu. Onunla birlikte striknin’i (1818), brusin’i (1819), veratrin’i, sevadik asiti ve kinin’i (1820) keşfetti. «Modern tedavinin en büyük keşfi» diye adlandırılan bü son keşfin ardından kinin sülfat’ın yapım usulünü buldu. 1832′de, J. Pelletier afyondan narsein ve tebain elde etti. (L)PELLETAN
PELLERİN,
PELLEGRİNO
PELLEGRİNİ
PELLİZZİ (Camillo)
PELLEGRİNİ (Carlos),
PELLEGRİNİ (Carlo)
PELLEGRA
PELLE (Maurice Cesar Joseph)
PELLAN (Alfred)
PELL A, PELLA, PELLAEA
PELL (John)
PELİT
PELISSİER (Aimable Jean Jacques)
PELİNDABA, PELİON
PELİKÜL, PELETİYERİN
anaları tarafından yarı sindirilmiş hazır besinlerle beslenir. (L) PELETIER
PELESENK
PELERİN DE MARİCOURT
PELERİN
Ansiklopedi Başlıklar
PELENG
PELEMİR
PELEMANS (Willem)
PELEİA, PELEİAS, Pelekamon
PELEE dağı
PELE
PELCL (Frantişek Martin)
PELAYO
PELAT
PELAVICINO veya PALLAVICINO
PELASGİOTİS, PELASGOS
PELARGONİK
PEKKANEN (Toivo)
PEKİT, PEKİTME, PEKİTMEK
PEKİŞMEK, PEKİŞTİRME,
PEKİNUA
PEKİN Ördeği
PEK
PEJMÜRDE,PEJUH
Peixoto
PEİTHON
PEİSİSTRATOS
PEİRESKİOPSİS, PEİRİTHUS, PEİSANDROS, PEİSİDİA
PEİRESC (Nicolas Claude FABRt de)
Peirene çeşmesi
PEİRE CARDENAL
PEİRCE (James Mills)
PEİRCE (George James)
PEİRCE (Charles Sanders)
PEİRCE (Benjamin)
PEİNE
PEİPİNG
PEHRİZ
PEHPEH, PEHPEHLEMEK
PEHLÜ
PEHLİVAN
PEHLEVI (Rıza Şah)
PEHLEVİ (Muhammed Rıza Şah)
PEHLEVİ
PEHENGIR
PEGU YOMA
PEGUY (Charles)